PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrenin yaratılışı ve ateizm


123
08-09-2012, 19:56
EVRENİ YOKTAN KİM VAR ETTİ?

http://www.evreninyaratilisi.com/html/www_evreninyaratilisi_com_files/baslik_alti.jpg

Big Bang'in bu zaferi ile birlikte, materyalist dogmanın temeli olan "sonsuz evren" kavramı da tarihe karışmış oluyordu. Peki o zaman Big Bang'den önce ne vardı ve "yok" olan evreni büyük bir patlama ile "var" hale getiren güç neydi?

Elbette ki bu soru, Arthur Eddington gibi diğer materyalistlerin de hoşuna gitmeyen gerçeği, yani Yaratıcı'nın varlığını göstermektedir. Ünlü ateist felsefeci Anthony Flew, bu konuda şunları söyler:İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Ben hala ateizme inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.(1 (http://www.evreninyaratilisi.com/html/yoktan_kimvaretti.html#1)) (http://www.evreninyaratilisi.com/html/yoktan_kimvaretti.html#)Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilimadamı ise, bugün evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı'nın, yani Allah'ın varlığını kabul etmiş durumdadır. Örneğin ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross evrenin Yaratıcı'sının tüm boyutların üzerinde olduğunu şöyle açıklar: Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı'nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar. (2) (http://www.evreninyaratilisi.com/html/yoktan_kimvaretti.html#2)
Bu noktaya kadar incelediğimiz gibi, Big Bang'in evrenin yoktan var edilişi anlamına geldiği, yani yaratılışı ispatladığı açıktır. Bu nedenle de materyalist felsefeyi benimsemiş olan astronom ve fizikçiler, bu gerçeğe karşı koyabilmek için bazı alternatif açıklamalar getirmeye çalışmışlardır. Bunlardan biri olan "sabit durum" teorisine önceki sayfalarda değinmiş ve bu teorinin aslında "evrenin yaratılması fikrinden felsefi olarak rahatsızlık duyan" birtakım bilim adamlarının umutsuz bir çabası olduğunu belirtmiştik.

Materyalistlerin getirmeye çalıştıkları diğer iki alternatif ise, Big Bang'i kabul eden, ama Big Bang'i yaratılış dışında yorumlamaya çalışan modellerdir. Bunların birincisi "açılır-kapanır evren modeli", ikincisi ise "kuantum evren modeli"dir. Şimdi sırasıyla bu teorileri ve neden geçersiz olduklarını inceleyelim.
Açılır-kapanır evren modeli, Big Bang'i evrenin başlangıcı olarak kabul etmeyi bir türlü hazmedemeyen astronomlar tarafından ortaya atılmıştır. Bu modelde, evrenin Big Bang'den sonra tekrar kendi içine çökerek tek bir noktaya toplanacağı, sonra yeniden patlayıp açılacağı, tekrar kapanacağı ve bu döngünün sonsuza kadar devam edeceği öne sürülür. Yine bu modele göre Big Bang'den önce de sonsuz kez evren patlayıp büzülmüştür. Yani iddiaya göre evren ve madde sonsuzdan beri vardır, ama belirli zaman aralıklarında patlamalar ve sonra içine çökmeler yaşanmaktadır. Şu an içinde yaşadığımız evren ise bu kısır döngünün içinde yer alan sonsuz sayıdaki evrenden bir tanesidir.

http://www.evreninyaratilisi.com/html/yoktan_kimvaretti.html#2

Olimpiyat
08-09-2012, 20:18
O kadar saçma bir yazıki neresine cevap vereceğimi şaşırdım.

İnançlı fizikçilerin (kaliteli fizikçiler arasında) sayısı nerede ise hiç düzeyindedir.
3-5 tane sıradan fizikçinin, boyunu ve haddini aşan konulardaki saçma görüşlerine yer vermek dindarlar için moda oldu.

O inandıkları Big bang deneyle doğrulanmadı, matematikle ileri sürüldü.İş böyle olunca matematik güzel. Ama hawking gibiler, Tanrı ya karşı kullandıklarında matematik soyut ve işe yaramaz mertebesine indiriliyor:)


Yazıda bir iki tane değil, baştan aşağı saçmalıklar manzumesi.
Hangi bir saçmalığınıza ve çelişkinize cevap vereceğimi şaşırdım

degreeoffreedom
08-09-2012, 21:56
... Kısacası "açılır-kapanır" sonsuz evren modeli, gerçekleşmesi fiziksel olarak imkansız bir fanteziden başka bir şey değildir....
Big Bang'i yaratılış dışında açıklayabilmek için öne sürülmüş ....

...deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz...



Pekii, "yaratılış", gerçekleşmesi fiziksel olarak imkanlı bir fantazi midir?

Yaratılış, herhangi bir açıklama getirebilen hipotez, model, kuram vs değildir.

Pozitif bilimin terminolojisini kullanarak yaratılış'a bilimsel statü kazandıramazsınız.

spartacus
08-09-2012, 22:34
Big Bang'in bu zaferi ile birlikte, materyalist dogmanın temeli olan "sonsuz evren" kavramı da tarihe karışmış oluyordu. Peki o zaman Big Bang'den önce ne vardı ve "yok" olan evreni büyük bir patlama ile "var" hale getiren güç neydi?



Pardon hangi evren? Hangi sonlu model, hangi sonsuz model? Son ve sonsuzluk içkin ifade edilebilir, aşkın değil. Yaptığınız alıntıda "Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur." diye aktarmışsınız, bu sözün Big-Bang ile çeliştiğini kavramış olmalıydınız. Tam tersidir, zaman hareket, değişim, olay ve olguların açığa çıkarttığı bir şeydir ve insan zamanı o biçimde(mantığına oturtabileceği şekilde ters çevirerek) soyutlar. Madde zamana değil, zaman maddeye, hareket-olaylar zamana değil, zaman harekete-olaylara bağlıdır.

Big-Bang yamalı bir bohçadır, defalarca yamanmıştır... Buna rağmen bu kadar ve yanlış dogmatik içeriklerle anılması, deforme edilmesi, popüler olmasının nedeni; teologların ve toplumların inanç yapısından kaynaklıdır..

Madem yoktan yaratıldı, patlayan ne? hangi yaratılış efsanesi-masalı Big-Bang'e uymaktadır? Neden patlamaktadır? madem zaman olayların gerçekleştiği boyuttur ve madem zaman Big-Bang ile başladı, o halde Big-Bang hangi boyutta gerçekleşmiştir?

Tekrar alıntınızdaki hatalı tanımı irdeleyelim.

"Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur."

Big-Bang bir olay ise boyutu nedir o halde?

Neva
08-09-2012, 22:35
Bir Harun Yahya klasigi. :)

http://evrenmucizeleri.wordpress.com/2012/04/12/evrenin-yoktan-yaratilisi/

Olimpiyat
08-09-2012, 22:53
Bu Harun yahya fizikten hiç çakmaz.(İddia ediyorum en temel matematik ve fizik formüllerini bile bilmez)

Bu big bang ve evren modelleri çok üst düzey çalışma gerektirir. Elbette okuyan ve düşünen herkes bu konuda fikir belirtebilir ama farklı bir fikir belirtmek öyle uzaktan göründüğü gibi kolay değildir.

Yaratılışı savunuyorlars ve evreni Allah yoktan var etti diyorlarsa, hodri meydan. İspat etsinler.

Bunu yapamazlar, sadece bilimin henüz cevap bulamadığı soruları koz olarak kullanıp topu taca atarlar. Ve sanki bir şey keşfetmiş gibi, işte bakın bilim cevap veremiyor o halde Allah vardır derler.


O laf söyledikleri Hawking in nasıl bir matematiksel zekaya sahip olduğundan habersizdirler, Hawking i fiziğe nasıl hakim olduğundan habersizdirler.

Açıkçası, benim de alanım teorik fizik olmasına rağmen, Hawking in ders notlarına ulaştığımda çoğu matematik ve fizik notlarını anlamam aylar almıştı.Yani öyle yabana atılacak bir adam değil. Bazı notlarını ise halen anlamıyorum. Matematiğim ve fiziğim çok iyi olmasına rağmen halen anlamadığım notları var.
Peki Harun yahya kimdir?
Lise matematiğinden ve fiziğinden bile bihaberdir.Kafa tutup, dalga geçmeye çalıştığı kişi kim?- Stephen Hawking..
Yahu insaf be..

Karınca, Arslan a meydana okusa, bu bile daha mantıklı olurdu.

En çok da müslüman gençliğe üzülüyorum. Bu insanlar tarafından kandırılıyorlar.

qlause
09-09-2012, 02:05
Ancak egitim sistemi ezbercidir cok zaman, dusunmeye yoneltmez. :)

Uzayin/evrenin kendisi madde iken, gunes'e omur bicmek ne kadar anlamli?

Maalesef hala yerden yukari bakiyoruz yahu!



Bir şey anlamadım :D daha açıklayıcı olur musun sayın neva :)

Bende bilmem niye güneşe ömür biçmişler ama biçmişler ve süreçleri ayrıntılı olarak inceleyip hesaplamışlar.

Sonuçta bu bilim ve merak.

diğer yıldızları gözlemleyerek yaşamın kaynağını araştırarak olmuş her şey en sonunda tüm elementlerin kaynağının yıldız çekirdekleri olduğu anlaşılmış

qlause
09-09-2012, 02:05
yapay elementler ayrı tabi :D

Neva
09-09-2012, 02:07
Bir şey anlamadım :D daha açıklayıcı olur musun sayın neva :)

Bende bilmem niye güneşe ömür biçmişler ama biçmişler ve süreçleri ayrıntılı olarak inceleyip hesaplamışlar.

Sonuçta bu bilim ve merak.

diğer yıldızları gözlemleyerek yaşamın kaynağını araştırarak olmuş her şey en sonunda tüm elementlerin kaynağının yıldız çekirdekleri olduğu anlaşılmış

Ben sizin fikrinizi soruyorum ama, istesem her turlu bilgi bir tik otemde. :)

qlause
09-09-2012, 02:15
Güneşin yok olması konusunda mı?

Güneşin yok oluşunu hesaplamışlar ki içleri rahat etsin, ve bu bilim nasıl kurtulunacağını dahi hesaplamışlar :)

aslında daha çok bilim kurgu ama bence bilim her şeyi açıklamalı bütün bilinmeyenleri güneşin ve diğer yıldızların yok olması ve yok olma aşamaları dahil.

qlause
09-09-2012, 02:17
Burada konumuz aslında ay ve güneşin kavuşmaması bende güneş patlayınca ayıda içine alacak ve gerçek bir kavuşma olacak demeye çalıştım. ki öyle de olacaktır.


sırf güneş tutulması vs. değil tam anlamıyla bir kavuşma ve ay güneş tarafından yutulacak yok olacak.


burada da ayetin geçersizliği ortaya çıkıyor, ancak arkadaş bana direk yalancı demiş ne kanıyla ve bilgiyle söyledi bilmiyorum ama ben gerekli cevabı vermeye çalıştım konunun dağılmasına sebep olduysam herkesten özür diliyorum.

qlause
09-09-2012, 02:24
Onu, soyleyen arkadasa soracaksiniz bana degil.

Gunesin yakitinin tukenecegi bilimsel olarak %100 kesin bir bilgi midir?

Ha pardon, siz durup bukmeniz gerektigi icin(ayet boyle diyor cunku) boyle bakmak zorundasiniz.


yazınızı şimdi gördüm kusura bakmayın, evet her yıldızın bir gün yakıtı tükenir ve helyuma geçer sonrada patlar kimi kara delik kimi pulsar kimi beyaz cüce oluşturur büyüklüğe göre değişir.

yıldızların patlaması ve yakıtının tükenmesi bilimsel olarak kanıtlanmıştır araştırmayı seven birisi olduğunuz için bu bilgilere çok rahat ulaşabilirsiniz.

şuan pulsar, kara delik, veya beyaz cüce oluşturması için yıldızların boyutlarının ne olması gerektiğinden tutunda ne zaman patlıyacağı dahil her şey hesaplanabiliyor.

qlause
09-09-2012, 02:26
Ayrıca illa yıldızın yakıtının tükenmesi gerekmiyor devasa bir meteor ayı veya başka bir gezegeni yörüngesinden çıkarıp güneşe doğru sürükleye bilir yine buda gözlemlenmiş bir olaydır.


Size evrenin ucuna yolculuk ve hubble uzay teleskobu belgesellerini tavsiye ediyorum bulabilirsem koyacağım bir saniye.


http://www.youtube.com/watch?v=BixHpHBbXYc


http://www.youtube.com/watch?v=C5FrcP7GKwI


http://www.youtube.com/watch?v=-YFLC0jTQ7M


özür dilerim hubble uzay teleskobuyla ilgili olan belgeseli bulamadım ama yarın arşivlerimden bakıcam

xcan
09-09-2012, 02:37
EVRENİ YOKTAN KİM VAR ETTİ?

http://www.evreninyaratilisi.com/html/www_evreninyaratilisi_com_files/baslik_alti.jpg

Big Bang'in bu zaferi ile birlikte, materyalist dogmanın temeli olan "sonsuz evren" kavramı da tarihe karışmış oluyordu. Peki o zaman Big Bang'den önce ne vardı ve "yok" olan evreni büyük bir patlama ile "var" hale getiren güç neydi?

Sonsuz evren moleli çökmemiştir .
Bigbang tammen palavradır.
Dinamik evren modeli taş gibi yerinde durmaktadır.Big bang tüm yönleriyle çürütülmüş metafizik bir teoridir

qlause
09-09-2012, 02:42
Sonsuz evren moleli çökmemiştir .
Bigbang tammen palavradır.
Dinamik evren modeli taş gibi yerinde durmaktadır.Big bang tüm yönleriyle çürütülmüş metafizik bir teoridir


Evet ama şuanda yıldızlarımız da kullanılan hidrojenin bir yerlerden gelmesi gerek her yıldız hidrojen yaktığına göre bir gün bu hidrojen tükenecek ve evren karanlığa bürünecek yani bir yerden hidrojen gelmeden nasıl olur da yıldızlar var olur?

tamam hadi hidrojen hep oradaydı diyelim bunun bir sonu olacak.

evren sonsuz değil her şey gibi oda yok olacak.

xcan
09-09-2012, 03:22
Hidrojen bitecek belki vakat bir başka şeye dönüşecek ve evren devamlı var olacak.
Belkide bir başka oluşum süreci hidrojeni yeniden yeniden üretecek

qlause
09-09-2012, 03:24
Hidrojen bitecek belki vakat bir başka şeye dönüşecek ve evren devamlı var olacak.
Belkide bir başka oluşum süreci hidrojeni yeniden yeniden üretecek

Yıldızların hepsi hidrojen ile çalışır hidrojen bitince helyuma geçip 200 kata yakın büyüme yaşarlar daha sonra yok olurlar etrafa bir çok element dağıtırlar doğru şuan sizi oluşturan tüm maddeler zamanında bir yıldızdaki füzyon sonucu ortaya çıkmıştır.

ancak hidrojen kalmayınca yıldız oluşmayacağı için bir enerji kaynağı kalmamış olucak yeni madde üretimi duracak ve evre karanlığa gömülecek.

doğal olarak yıldız oluşmayacak yani teknoloji el verirse yapay yıldız yapabilirler.

xcan
09-09-2012, 04:01
Evren karanlı bir evreden geçebilir.
Bu mümkündür.
Sonraki süreç olmıyacakmı?
Olacak.
Kütle cekimi olacak .
Bu süreçte nelerin gelişebileceği bu günden tahmin edilemez.
Belki hidrojeni yeniden oluşturabilecek yeni bir oluşum gelişecek.
Yani
HİÇ BİRŞEY YOK OLMAZ.
HİÇBİRİEY YOKTAN VAR OLMAZ.
Bu bir fizik kanunudur
antoine (http://www.uludagsozluk.com/k/antoine/) lavoisier (http://www.uludagsozluk.com/k/lavoisier/)




fransız kimyacı. maddeyi ağırlığıyla tanımlayan, kütle ve elementlerin korunumu yasasını ortaya koymuştur. 1777'de civayla yaptığı deney, tüm kimyanın en ünlü deneyidir. böylece havayı bileşenlerine ayırdı; oksijeni ve azotu tanımladı ve bunları daha sonra karıştırarak normal havayı yeniden elde etti. laplace (http://www.uludagsozluk.com/k/laplace/) ile birlikte, suyun, hidrojenin yanması sonunda oluştuğunu gösterdi. 1781'de elması yakarak, karbondioksitin bileşimini ortaya koydu. 1794'te giyotinle idam edildi.

qlause
09-09-2012, 04:11
başka teorilerde var evrenin git gide genişlediği bilinen bir gerçek, buna göre en başka bir yerden başlamış olabileceği düşünülüyor ancak bunu mantıksız bulan bilim adamlarıda var.


Ancak genişlediği bir gerçek ve git gide genişlediği için belli bir süreden galaksiler birbirlerinden çok daha fazla hemde çok daha fazla uzaklaşacak.

Şimdilik yıldız sistemlerini galaksinin etrafında dev bir karadeliğin tuttuğu düşünülüyor, yada belkide akıl almaz büyüklükteki bir yıldız?

Eğer bir yıldız ise patlayınca bütün galaksiyide beraberinde götürür.

Şuan tespit edilebilen galaksi ölümleri galaksilerin birbirleriyle çarpışması sonucu oluyor, ancak başka ölüm sebebi varsa ben bilmiyorsam özür dilerim.

dediğim gibi belki bir gün her şey bir birinden çok uzaklara gidecek yada galaksi karanlığa gömülecek.

13 milyar yıldır yeni hidrojen üretimi olmadı sürekli ilk nesil yılldızlardan arta kalan hidrojen tüketildi.

Bilimsel hiç bir kayıtta evrende hidrojen geri dönüşümü bulamadım, şimdilik bilinmiyor olabilir ancak umarım vardır.

Birde evren kapalımı açıkmı tartışmaları var.

tek bildiğim şuanki bilgimiz çok az.

Neva
09-09-2012, 04:37
tek bildiğim şuanki bilgimiz çok az.

qlause diger basliktaki bilgilerin bu basliga alindi.

Demek ki bilgimiz cok azmis.

başka teorilerde var evrenin git gide genişlediği bilinen bir gerçek, buna göre en başka bir yerden başlamış olabileceği düşünülüyor ancak bunu mantıksız bulan bilim adamlarıda var.


Ancak genişlediği bir gerçek ve git gide genişlediği için belli bir süreden galaksiler birbirlerinden çok daha fazla hemde çok daha fazla uzaklaşacak.

.

Nereye dogru genisliyor bu?

Yonu nedir? Asagi, yukari, sag, sol...?

xcan
09-09-2012, 04:51
Ancak genişlediği bir gerçek
BU GERÇEK DEDİĞİNİZ ŞEYİN KANITI NE?
batı palavraları

qlause
09-09-2012, 12:50
qlause diger basliktaki bilgilerin bu basliga alindi.

Demek ki bilgimiz cok azmis.



Nereye dogru genisliyor bu?

Yonu nedir? Asagi, yukari, sag, sol...?

http://tr.wikipedia.org/wiki/Evrenin_geni%C5%9Flemesi


Evrenin genişlediği tüm bilim adamları kabul ediyor çünkü kanıtlanmış bir şey, ha genişlemiyorsa bunu ortaya atan kim? incelemeleri nerede? savunanları kimler?

Ben hiç bir şeye rastlamadım eğer böyle bir bilgi varsa lütfen benle paylaşın merak ediyorum belkide ben bulamamış olabilirim, öğrenmekten zarar gelmez.

Kütle çekimi gereği evrenin sürekli küçülmesi gerekir, ancak şuana kadar böyle bir şey gözlemlenmiş değil.

Evrenin genişlediği gözlemlenmiş bir şey nedir yani karşıt görüşü kim ortaya sunmuş bu bilim adamının ismi nedir?

xcan
09-09-2012, 15:07
Evrenin genişlediği tezi Doppler etkisi denen şeyden esinlenmiş bir fikir.

Bu gün birçok şeyde kullanılıyor.
Trafikte hız aşımı bununla saptanıyor.
Sabit bir ışık kaynağı sizden uzaklaştıkça zayıflar .Yaklaştıkça artar.
Mesele tamamen budur.
Oysa yıldızlar enerjisi sabit bir ışık yaymaz.
ÇÜNKİ YANARKEN KÜTLE KAYBEDERLER KÜTLE KAYBETTİKÇEDE IŞIKLARI AZALIR.
Bu durumu güneşte saptamak şu an çok zor fakat çok uzak yıldızlarda.Saptanabiliyor.
Mesele budur.

Halton C.Arp’ a göre NGC 4319 sarmal kollu gök adası ile Markarian 205 kuazarı arasındaki madde aktarımı Büyük Patlama Kuram2’nın yanlışlığını göstermektedir. Çünkü bu iki gökcismi ço farklı kırmızıya kayma değerleri sunmaktadır. Kırmızıya kayma yoluyla hesaplana hızlarına göre kuazar bizden 21 000 km/s hızla uzaklaşırken gökadanın hızı 1700 km/s olarak hesaplanmıştır. Bu gökada bizden 17birim uzaklıktaysa kuazar 210 birim uzaklıktadır anlamına gelir . durum böyle olduğunda aralarında nasıl olup da madde akışı olduğu yani bunların birbirleri ile nasıl temas halinde olduğu soruları ortada kalmaktadır. . Benzer bir çok örnek H.C. Arp tarafından yayınlamıştır ve bunlar Büyük Patlama kuramcıları için sıkıntı kaynağıdır.
http://www.evreninsirlari.com/sayilar/s68/s2_files/image010.jpg
Sadece bu gözlem dahi Doppler etkisinin yanlışlanmasına yeterde artar.
Ayrıcada wolf etkisininde kırmızıya kayma etkeni olduğunu belirteyim .
Biraz araştırın.Bigbang evangelistlerin mistisizmine destek olması için uydurulmuş bir masaldır.

Batı sürekli yalan söyler Abd Kuveyt savaşını başlatmak için .Tv'lere Bir kız çıkartıyor ve bu kız ağlayarak; Iraklıların
Bebekleri hunharca öldürdüğünü anlatıyor.
Tamamiyle bir senaryo olduğu sonradan açığa çıktı Kız bu rol için 10 milyon dolar almış.
Yalanlar !!! yalanlar!!!
İkinci Irak savaşı öncesinde ise ıraklı bir mühendise Saddamın dünyayı yok edebilecek kimyasal silahlar ürettiğini anlattırıyor.
Para karşılığı yalan söylüyor.!!!!!

Nerede kitle imha silahları?
Yok.
Abd ne aldı peki ?

99 yıllık Irak petrolunu.
Abd çıkarsız iş yapmaz.

spartacus
09-09-2012, 15:26
Yıldızların hepsi hidrojen ile çalışır hidrojen bitince helyuma geçip 200 kata yakın büyüme yaşarlar daha sonra yok olurlar etrafa bir çok element dağıtırlar doğru şuan sizi oluşturan tüm maddeler zamanında bir yıldızdaki füzyon sonucu ortaya çıkmıştır.

ancak hidrojen kalmayınca yıldız oluşmayacağı için bir enerji kaynağı kalmamış olucak yeni madde üretimi duracak ve evre karanlığa gömülecek.

doğal olarak yıldız oluşmayacak yani teknoloji el verirse yapay yıldız yapabilirler.

Sevgili qlause

Öznel belirlemeleri genelliyoruz. Aslında bu bizim hatamız. Örneğin bir yıldız şahsında konuşuyoruz. Biz ona bir son biçiyoruz. Dağılacak, yok olacak diyoruz.. Hidrojen bitecek diyoruz vs. Oysa yok olan bir şey yok. Saçılma, kozmik gaz, kozmik toz diyelim, bu sürekli değişecek.

Örneğin üretimden bahsetmişsin. Madde üretimi tabiri kullanmışsın. Üretim nedir? Bir hammaddesi olmalı...

Enerji kaynağı kalmamış olacak demişsin, enerjinin kaynağı ne? Örneğin hidrojen, helyum nedir? Güneş'i ele aldığımızda ısı enerjisinin kaynağı ne?

Evren'in genişlemesi, galaksilerin hareketinden kaynaklı olabilir. Evren dediğimiz, bizim evrenimiz galaksiler galaksisi olabilir(benzerlik açısından kullanıyorum). Bu ise galaksiler arası uzaklık ve eksen farkı yaratıyor olabilir. Dünyadan bakınca Venüs'ün dünyaya olan uzaklığının değişkenliği gibi... Ölçümlerimiz yanıltıcı olabilir..

Evren sonsuz gaz bulutları, plazma, kozmik toz olabilir -ham madde- ve bünyede döngüsel olarak yıldızlar, galaksiler oluşuyor olabilir. Hal böyle olunca hangi evren diye sormak gerekir diye düşünüyorum. Evreni milyarlarca galaksiyi, trilyonlarca yıldızı, ne idüğü belirsiz mesnetsiz küçücük bir noktadan başlatmak iddiasının ayakları yere basmıyor. Örneğin bu gün gözlemlenen yıldız oluşumları, mesnetsiz ve -hammadde-kaynaksız mıdır?

Maddeler hareketlidir, birbiriyle ilişki ve sürekli dönüşüm halinde. Ne hidrojene bir milat ve son biçmek doğru olur ne de madde ve enerjiye. Evreni sonsuz, kozmik bir okyanus gibi düşünebiliriz ve gelişigüzel oluşumlar döngüsü olabilir.

Işık ya da karanlık kendi çerçevesinde bir anlam taşımıyor. Çok detaya gideceksek, maddenin hareketsiz olmadığını en başa koymamız gerekir. Güneş çöker ve genişleyerek yok olursa, bu güneş şahsında geçerli, dağılan gaz ve toz ise yok olmuyor, bir yerelere gitme şansı yok. Her halükarda evrenin parçası olmaya devam eder. Hiçlikten başlatmak ve yok olmak(hiçliğe dönmek?) çerçevesinde düşünmektense, her son yeni oluşumlara gebe diye de düşünülebilir.

spartacus
09-09-2012, 15:55
Madem konusu geçti, Bilim ve Gelecek dergisi sayı: 65, bir makale paylaşmayı düşünüyorum. Neden makalenin tamamını paylaştığım merak edilirse, kaynağı bir derginin 65 nolu sayısı(ya da e-abonelik gerektirdiği) olduğu ve herkesin bu kaynağa şu an erişmeyeceğini düşündüğüm için.

----------------------------------------------------------

Büyük Patlama’ya itirazlar var!

George F. Smoot “Büyük Patlama yaratılışın günümüzdeki versiyonudur” diyor. Yani, Büyük Patlama bilimsel olmaktan çok dinseldir. Maddenin, dünyanın, evrenin “başlangıcına” ilişkin önermeler ne yazık ki bilimsel olmaktan çok mitolojik. Büyük Patlamanın temellerini sarsan görüşler ortaya atan bilim insanlarından biri de Halton C. Arp. Arp’a dünyanın önde gelen teleskoplarına proje sunmama yasağı gelmiş!

Büyük Patlama “seçeneksiz” olma ayrıcalığını nasıl kazandı?
Halton C. Arp, gökada ötesi cisimlerin “büyük kırmızıya kaymalarının” bu cisimlerin “çok uzakta” veya “yüksek hızlara” sahip olduklarına veya “genişleyen evrene” değil, yalnızca “genç” olduklarına işaret ettiğini savunuyor. Samanyolu gökadasının da içinde bulunduğu yerel gökada kümesinde, sanılandan daha fazla gökada bulunuyor. Arp’ın gözlemlerinden önce, yalnız kırmızıya kayma ölçümlerinden türetilen hızları 300 km/s’den küçük olanlar yerel gökada kümesinin üyeleri olarak alınıyordu. Ancak Arp’ın gözlemleriyle birlikte daha büyük kırmızıya kayma gösteren cüce gökadaların, yerel gökada grubunun bulutsusuyla etkileşen gökadaların ve ışık hızından daha hızlı deviniyormuş gibi görünen jetlere sahip, kuazar benzeri 3C 120’nin de yerel gökada grubu üyesi olduğu anlaşıldı. Bu durumda 3C 120’nin jetlerini yanlı bir varsayımla açıklamaya gerek kalmadı; bu gökada, yerel gökada kümesinin bir üyesidir ve jetlerinin hızı ışık hızından daha düşük hızlardadır.
Arp, “çarpışan gökadalar” kavramının yanıltıcı olduğuna, bu kavram yerine evrimsel bir süreç olan “madde fırlatan gökada” kavramının kullanılması gerektiğine işaret ediyor. Gökadaları yutan “yamyam kara delikler” de Arp’a göre Büyük Patlama fantezilerindendir. Yüksek erkelere sahip kütleler sergileyen gökadalar gözlediğimizde, yeni nesil kuazarların, gökada gruplarının ve yoldaş gökadaların doğumuna tanık oluyoruz.
Yine Arp’a göre, gözlenemeyen “yitik kütle” Büyük Patlama’ya göre evrenin yüzde 99 denlisini oluşturmuyor. Arp, şimdilerde “karanlık madde” olarak tanımlanan bu hipotetik nesnelerin gerçekte varolmadığını savunuyor. Evrenin yaşının genişleyen bir evrenden tekil noktaya geri giderek hesaplanamayacağını da sözlerine ekliyor. Yüksek kırmızıya kayma gösteren kuazarların, gökadaların ve gökada kümelerinin uzaklıklarının, kütlelerinin ve ışıtmalarının kırmızıya kaymadan farklı bir işlevle yeniden hesaplanması gerektiğini vurguluyor. Arp kuazarların evrendeki en parlak gökcisimleri olmadığını, yıldızlardan daha parlak ancak gökadalardan daha sönük olduklarını savunuyor.

Arp’a göre, ardalandaki kuazar veya gökadaların “çekimsel mercekleme” olayı özünde madde fırlatılmasıdır. “Einstein cross” (Şekil 1) olarak bilinen durumda bu madde fırlatma olayının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlandığını savunuyor. Bir tek kuazarın 4 görüntüsünün önalandaki, daha düşük kırmızıya kayma gösteren gökadanın çevresinde yığıldığı varsayılıyor. Ancak Arp, yüksek kırmızıya kayma gösteren hidrojen köprüsünün “iki kuazar görüntü”sünü birbirine bağladığına ve önalandaki gökadanın özeğinden geçtiğine dikkat çekiyor. Bu durum, kuazar görüntüsü olarak yorumlanan görüntülerin aynı kuazara ait olduğuna işaret etmiyor; ayrıca sözü edilen kuazar da ardalanda değil!
Büyük Patlamanın temellerini sarsan bu görüşleri sonucunda Halton Arp’a dünyanın önde gelen teleskoplarına proje sunmama yasağı gelmiş. Arp, Quasars, Redshifts and Controversies adlı kitabında bu gerçeklere çarpıcı bir biçimde değiniyor. Çalışmalarını günümüzde Garching’deki Max Planck Enstitüsü’nde sürdüren Halton C. Arp “bilim” dünyasının bu yasakçı yaklaşımı nedeniyle Galileo’ya benzetiliyor. 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist dergisinde “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlıklı yazısında şu görüşleri dile getiriyor:

“Bugün Büyük Patlama (BP) modeli geçerliliğini kanıtlayabilmek için çok sayıda hipotetik nesne ve süreçlere gereksinim duyuyor - bunların içinde en çok enflasyon, karanlık özdek ve karanlık erke öne çıkıyor. Bu hipotetik nesne ve süreçler olmazsa gözlemlerle BP öngörüleri ciddi çelişki içine girer. Fiziğin hiçbir dalında gözlemlerle kuramın tutarlı kalabilmesi için bu denli çok hipotetik nesne ve süreçlere başvurulmaz ve kuramın geçerliliğine kuşkuyla bakılır... Richard Feynman, ‘Bilim kuşku duyma kültürüdür’ der. Ancak bugün evrenbilimde kuşkuya ve karşı görüşlere izin verilmiyor. Genç biliminsanları standart BP modeline karşı olumsuz bir şeyler söylememeyi öğrendiler. BP modeline kuşkuyla bakanlar burslarının kesilmemesi için sessiz kalmayı yeğliyorlar.”

“Tanrının parmak izleri”
“Büyük Patlama yaratılışın günümüzdeki versiyonudur” (George F. Smoot, Wrinkles in Time, William Morrow & Co. Inc., NY, 1993). Yani, Büyük Patlama bilimsel olmaktan çok dinseldir. Özdeğin (maddenin), dünyanın, evrenin “başlangıcına” ilişkin önermeler ne yazık ki bilimsel olmaktan çok mitolojik oluyor. İlkokul öğretmenimiz bize ne demişti? “Özdek yoktan varolmaz, varolan da yokolmaz”. E, o zaman özdeğe, evrene bir başlangıç biçme çabası niye? Hıristiyan teologları, MS 4. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu’nun çökmeye başladığı dönemde “Ex nihilo” diye bir kavram geliştirmiş: “Hiçlikten yaratılış”! “Bu imparatorluk hiçten devasa boyutlara ulaştı, şimdi de hiçliğe gidiyor!” demişler. Katolik kilise de günümüzde bu dogmanın doğrulanması için emir vermiş: “Yaratılış’a bilimsel bir kisve bulun!”
Fred Hoyle, usa aykırı olan Büyük Patlama düşüncesini çok “eğlendirici” bulmuş ve “Büyük Patlama”nın isim babası olmuş!
Şimdi evreni hiç yoktan yaratalım! Büyük Patlamacıların öğretmenleri de “Özdek yoktan varolmaz, varolan da yokolmaz” dediği için Heisenberg “Belirsizlik İlkesi”nden esinlenelim demişler. Nasıl? Heisenberg Belirsizlik İlkesi değil mi? Öyle! DE erke (enerji) ölçümündeki belirsizlik; Dt, zaman ölçümümüzdeki belirsizlik; Planck sabiti. Matematik, bu “eşitsizlik eşitliğini”, biçiminde yazmamıza izin veriyor.
Büyük Patlamacılar, Tanrının uzun bir süre “kararsız kaldıktan” sonra, 15 milyar yıl önce, “Evreni yaratma zamanı geldi!” dediğini yavaş yavaş sindirtmediler mi bize? Sindirtdiler....de bu yaratılışa Heisenberg Belirsizlik İlkesi’yle bir bilimsel kisve nasıl giydirdiler?
“İlk çağların beşinci boyutundaki” vakum mu desek ne desek... ortamındaki kuantum dalgalanmalarının zaman aralığı olabildiğince küçük idiyse, örneğin, 10 – 10 s, yok olmadı, 10 – 100 s, yok yine olmadı, 10 – 1000 s, hayır... hayır, 10 – 1000000000 s, daha da küçülelim, 10 – 1000000000000000000000000000000000000000000000000 s. Bu değere “sıfır” diyebiliriz artık! Diyelim de, o zaman eşitsizlik eşitliğinin değeri ne olacak? Kuşkusuz olacak! Evet, evrenin sonsuz enerjisi böyle bir usa vurmayla bilimsel kisve giyiyor!
Varsayalım ki “Ex nihilo - hiç yoktan yaratılış” oldu! Sonra? Sonrası var mı? Koskoca sonsuz erke sıfır boyutlu oylum içinde! Sıcak.... sıcak. Evet, biliyoruz ki sıcak şey genleşmek ister, oylumunu (bu “hacim” oluyor) arttırır.... arttırır. O oylumun dışında uzay, erke, özdek, hiçbir şey yok! İlk çağların ateşten topu; özdeğin ilkel biçimiyle ışınım tarihçelerini birlikte yazıyor. Bu arada evren genişliyor. Işınım ışık hızıyla kaçıp kurtulmak istiyor, özdek yoğunluğu izin vermiyor. Işınım da özdeğe, “Öyle mi? Ben de seni sürekli iyonlaştırırım!” diyor. Bu arada evren genişliyor.... ta ki, 300.000 nci yılda özdek yoğunluğu ışınımı daha fazla hapsedemeyecek duruma gelinceye dek! Sonra? Sonra ışınım, “Hoşçakal” derken, özdek de “Beni böyle bırak git, git gidebilirsen” şarkısını besteliyor. Işınım UV’de başlıyor yolculuğuna. Bu arada evren genişlemesini sürdürüyor. Işınım nerede? Bir balonun yüzüne benzetilen uzayda! Şişir balonu.... dur dur, şişirmeden önce üzerine bir sinüs eğrisi çiz... dur dur, sinüsü sil, balonun üzerine karatavuktan hızla kaçmaya çalışan bir solucan resmi çiz, şöyle kıvrım kıvrım. Eveeet! Şimdi şişir balonu. Ne oluyor? Solucan pitona mı dönüştü? UV solucan, Mikrodalga Piton. Olsun varsın. Pitonun her yanı aynı sıcaklıkta - eşısısal. Bu, fosil miydi? İlk çağlarda da evrenin eşısısal olduğuna mı işaret ediyordu? Özdeğin uzayda eşit dağıldığına mı işaret ediyordu? Boltzmann ne demişti? “Eşısısal ortam ‘ısı ölümü’ndedir. Bu ortamdan düzenli yapılar türetemezsin”. Ne demek? Gökadaları oluşturamazsın! “Şimdi ne yapacağız?” “Eşısısallığı boz! Birazcık dalgalanma koy... sonra o yoğunluk dalgalanmaları 15 milyar yılda çekim özekleri olacağından bugün gözlediğin yumrulu evreni oluşturacak”.
Sipariş alınmış, başlangıçta, “ bulursak 15 milyar yılda o miniminnacık yoğunluk dalgalanmalarından bugünkü yumrulu yapıyı türetiriz” demişler.
T, uzayın ortalama sıcaklığı; , COBE haritalarında gelişigüzel seçtiğin herhangi iki nokta arasındaki sıcaklık farkı. Erken dönem gözlemleri, “Yok! ile bugünkü evreni üretemediniz” demiş. BP’ciler dönmüş karatahtaya... olabilir, ancak, “Bundan daha küçüğü de 15 milyar yılda evrenin bugünkü yapısını oluşturamaz” demişler. Sonraki gözlemler yine “Yok! Yine üretemediniz” demiş. En sonunda COBE uydusu verileri dedi. Bu değerlerle 15 milyar yılda evreni bugünkü biçimiyle oluşturamayız. Kilise ne dedi? “Olsun... olsun siz yine de ‘Tanrının parmak izleri’ deyin bu haritaya”! Onlar da “Tanrının parmak izleri” dedi!

Kaynak: E. Rennan Pekünlü Bilim ve Gelecek. Sayı:65 (http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=718)

qlause
09-09-2012, 17:18
Evrenin genişlediği tezi Doppler etkisi denen şeyden esinlenmiş bir fikir.

Bu gün birçok şeyde kullanılıyor.
Trafikte hız aşımı bununla saptanıyor.
Sabit bir ışık kaynağı sizden uzaklaştıkça zayıflar .Yaklaştıkça artar.
Mesele tamamen budur.
Oysa yıldızlar enerjisi sabit bir ışık yaymaz.
ÇÜNKİ YANARKEN KÜTLE KAYBEDERLER KÜTLE KAYBETTİKÇEDE IŞIKLARI AZALIR.
Bu durumu güneşte saptamak şu an çok zor fakat çok uzak yıldızlarda.Saptanabiliyor.
Mesele budur.

Halton C.Arp’ a göre NGC 4319 sarmal kollu gök adası ile Markarian 205 kuazarı arasındaki madde aktarımı Büyük Patlama Kuram2’nın yanlışlığını göstermektedir. Çünkü bu iki gökcismi ço farklı kırmızıya kayma değerleri sunmaktadır. Kırmızıya kayma yoluyla hesaplana hızlarına göre kuazar bizden 21 000 km/s hızla uzaklaşırken gökadanın hızı 1700 km/s olarak hesaplanmıştır. Bu gökada bizden 17birim uzaklıktaysa kuazar 210 birim uzaklıktadır anlamına gelir . durum böyle olduğunda aralarında nasıl olup da madde akışı olduğu yani bunların birbirleri ile nasıl temas halinde olduğu soruları ortada kalmaktadır. . Benzer bir çok örnek H.C. Arp tarafından yayınlamıştır ve bunlar Büyük Patlama kuramcıları için sıkıntı kaynağıdır.
http://www.evreninsirlari.com/sayilar/s68/s2_files/image010.jpg
Sadece bu gözlem dahi Doppler etkisinin yanlışlanmasına yeterde artar.
Ayrıcada wolf etkisininde kırmızıya kayma etkeni olduğunu belirteyim .
Biraz araştırın.Bigbang evangelistlerin mistisizmine destek olması için uydurulmuş bir masaldır.

Batı sürekli yalan söyler Abd Kuveyt savaşını başlatmak için .Tv'lere Bir kız çıkartıyor ve bu kız ağlayarak; Iraklıların
Bebekleri hunharca öldürdüğünü anlatıyor.
Tamamiyle bir senaryo olduğu sonradan açığa çıktı Kız bu rol için 10 milyon dolar almış.
Yalanlar !!! yalanlar!!!
İkinci Irak savaşı öncesinde ise ıraklı bir mühendise Saddamın dünyayı yok edebilecek kimyasal silahlar ürettiğini anlattırıyor.
Para karşılığı yalan söylüyor.!!!!!

Nerede kitle imha silahları?
Yok.
Abd ne aldı peki ?

99 yıllık Irak petrolunu.
Abd çıkarsız iş yapmaz.



Haklısınız araştırma yapınca doppler etkisinin yıldızlara uygulanamayacağı konusunda görüşler mevcut.

Ancak yıldızların yandıkça kütle kaybettiğini söylemişsiniz, aksine yıldızlar hidrojeni tüketince, helyuma geçiş yapar ve boyutları çok daha fazla büyür bazıları dayanamaz patlar bazıları ise milyonlarca yıl bu şekilde devam eder.

Kafama takılan, neden bütün bilim adamları evrenin genişlediği konusunda hem fikir? yani ben mi öyle gözlemledim.

Ancak bigbang çok tartışmalı bir konu bilim adamlarının çoğu bigbangı savunmasa da evrenin genişlediğinin bir gerçek olduğunu söylüyorlar?

Genişliyorsa gerçekten nereye doğru genişliyor eğer genişliyorsa evrenin dışında sonsuz bir boşluk mu var.

Genişlemiyorsa neden genişlemiyor eğer genişlemiyorsa kütle çekimi yüzünden galaksilerin birbirine yaklaşması gerekmez mi?

Birde karanlık madde meselesi var, ayrıca kara delik meselesi, yani evrenimizin bir karadeliğin içinde olabileceğini bile söyleyen var. bu kadar hidrojenin ancak devasa bir yıldızın artıklarından gelebileceğini savunanlar dahi var.

Bilemiyorum bu konularda bilim adamlarınında bilgileri tahminlerden ve matematiksel denklemlerden ileri gitmiyor.

qlause
09-09-2012, 17:28
Sayın spartacus yazıyı okudum gerçekten mantıklı şeyler yazılmış çok anlaşılır ve gerçekten big bang ın saçmalığını anlamış oldum gerçekten teşekkürler özellikle sonsuzdan beri var olan tanrının bekleyip 15 milyar yıl önce evreni yaratması konusu :)

spartacus
09-09-2012, 18:37
Sevgili qlause

başka başlıklarda bir çok konuda aslında defalarca dile geliyor. Konunun gidişatı nasıl ise içerikte ona göre şekilleniyor ve genelde Big-bang söylemini kullanmamaya çalışıyoruz. Zira ne zaman insanların hassasiyetine dokunursunuz, farklı tepkiler alabiliyorsunuz(bilim dışı olmak, bilmemek, fizik okudunuz mu, bildiğiniz bir şey yok, ya da zaten hali hazır ön kabuller, dağ gibi önünüze serilebiliyor vs gibi..)

Bu başlıkta, ilk yazıyı yazan arkadaşın yaptığı çıkarımlar ile ön kabuller tamamen aynı. Bu tarz yöntemler garip değil mi? Örneğin A, B dir diye bir ön kabulüm olsun, ardından görüldüğü gibi B, A imiş diye çıkarım yapayım, bu yöntem saçma değil mi :)
Bir örnek alalım;

Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı'nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar. (2) (http://www.evreninyaratilisi.com/html/yoktan_kimvaretti.html#2)

Bu noktaya kadar incelediğimiz gibi, Big Bang'in evrenin yoktan var edilişi anlamına geldiği, yani yaratılışı ispatladığı açıktır. Bu nedenle de materyalist felsefeyi benimsemiş olan astronom ve fizikçiler, bu gerçeğe karşı koyabilmek için bazı alternatif açıklamalar getirmeye çalışmışlardır.

"Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur." genellemesine bakalım. Madem öyle ve Bing-Bang bir olay ise hangi boyutta gerçekleşti? Bakın alıntıdan ve tanımdan sonraki kabule, Big Bang'in evrenin yoktan var edilişi anlamına geldiği, yani yaratılışı ispatladığı açıktır.. Kısaca önce kabul oluşturup(A, B dir) sonra kendi ön kabul ve önyargılarıyla çıkarım yapmak(o halde B de A dır) ne kadar mantıklı?

Böyle tanımalara girerek çıkarımlar yapılıyor, bu ise felsefik oluyor ve o yüzden konuyu açan arkadaş güya materyalizmi böyle çürütüyor? Akıl ve kelime oyunlarıyla bir şeyleri çürütmek, çürüttüğünü sanmak. Bilim zaten materyalisttir, alanı nesneldir, metafizikle; bilim, materyalizm çürütülebilir mi? Birisinin alanı nesnel, diğeri ise öznel ve salt zihin -> idealizm.....

Örneğin bu konu, şu başlıkta ele alınmıştı. (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=28915)

Ex Nihilo üzerine değiniler, Big-Bang'in spekülatif(kurgusal) yanları, diğer kuramlara nazaran rağbet görmesinin nedenleri, etkileşimler vs o başkıkta bir nebzede olsa rahatlıkla görülebilir..

qlause
09-09-2012, 19:01
Big bang hakkında kafama takılan sorulardan biri şudur aydınlatırsanız sevinirim:

En yüksek hız ışık hızı öyle değil mi? peki nasıl oluyor da biz milyarlarca ışık yılı ötedeki evrenin ilk halini görebiliyoruz yani öyle iddia ediliyor? bunun için evrenin ışık hızından çok daha hızlı bir hızda genişlemesi gerekiyor ki, biz şuanda evrenin başlangıcını görebilelim yani ışığı bize henüz yeni yeni gelsin.

Olimpiyat
09-09-2012, 20:48
İşte o big bang in açmazlarından birisiydi..
Genişleyen dokudur denilerek bu yama kapatıldı şimdilik.Yani bir lastik düşün. 1 er cm ara ile iki yere nokta şeklinde iz bıraktığını düşün.Lastiğin iki ucundan gerersen iki nokta arasındaki bu 1 cm lik mesafe açılacaktır.Uzayın dokusunun da bu lastiğin esnetilmesi gibi esneyerek galaksiler arasındaki mesafenin arttığı ve bir genişleme olduğu düşünülüyor.

nebukadnezar
10-09-2012, 00:12
Big bang hakkında kafama takılan sorulardan biri şudur aydınlatırsanız sevinirim:

En yüksek hız ışık hızı öyle değil mi? peki nasıl oluyor da biz milyarlarca ışık yılı ötedeki evrenin ilk halini görebiliyoruz yani öyle iddia ediliyor? bunun için evrenin ışık hızından çok daha hızlı bir hızda genişlemesi gerekiyor ki, biz şuanda evrenin başlangıcını görebilelim yani ışığı bize henüz yeni yeni gelsin.

Bunu şöyle açıklayabiliriz: Mesela A Galaxi'si bize 300 milyon ışık yılı uzaklıkta. Aynı sistem içinde 299 ışık yılı uzaklıkta süpernova oluşsun.süpernovadan gelen ışığın dünyamıza ulaşması 299 milyon ışık yılı sürer.

Evren'in yaşı da şimdiye kadar gözlemlenen en uzak Galaxi'ye göre belirlenir.

qlause
10-09-2012, 00:43
Evet şimdi en uzak galaksiyi gördük, 13.6 milyar yıl öncesine dayanıyor ama kime göre bize göre? ve be tarafta bu 13.6 milyar yıllık galaksi? gök yüzünün 400/400 ünü tamamen taramışlar her yöne doğru bir harita çıkartmışlar ve 13.6 damı karar kılmışlar?

Bu durumda biz evrenin neresindeyiz mesela sonuna 1 milyar başına 12 milyar yıl uzakta mıyız?

Bunu baya bir araştırdım ve birbirinden çok bağımsız inanılmaz çelişkili şeyler okudum bir teori içinde bu kadar çok çelişki ve eleştiri olması doğal mı?


Hem deniyor ki zaman ve madde big bang ile meydana gelmiştir. hem diyorlar ki big bang tan öncede madde vardı.

hem diyorlar ki big bang bir boşlukta olmamıştır hem diyorlar ki olmuştur.


Bende soruyorum: ya hakikatten bu big bang bir boşlukta mı meydana gelmiş? geldiyse bu boşluk nereye kadar boşluk? sonsuza kadar boşluk ise nasıl olur da sonsuza kadar boşluk?

Yok big bang bir boşlukta meydana gelmedi ise nasıl oluyor da genişliyor boşluğu meydana getirendemi big bang idi?

nebukadnezar
10-09-2012, 01:06
Evet şimdi en uzak galaksiyi gördük, 13.6 milyar yıl öncesine dayanıyor ama kime göre bize göre? ve be tarafta bu 13.6 milyar yıllık galaksi? gök yüzünün 400/400 ünü tamamen taramışlar her yöne doğru bir harita çıkartmışlar ve 13.6 damı karar kılmışlar?

Bu durumda biz evrenin neresindeyiz mesela sonuna 1 milyar başına 12 milyar yıl uzakta mıyız?

Bunu baya bir araştırdım ve birbirinden çok bağımsız inanılmaz çelişkili şeyler okudum bir teori içinde bu kadar çok çelişki ve eleştiri olması doğal mı?


Hem deniyor ki zaman ve madde big bang ile meydana gelmiştir. hem diyorlar ki big bang tan öncede madde vardı.

hem diyorlar ki big bang bir boşlukta olmamıştır hem diyorlar ki olmuştur.


Bende soruyorum: ya hakikatten bu big bang bir boşlukta mı meydana gelmiş? geldiyse bu boşluk nereye kadar boşluk? sonsuza kadar boşluk ise nasıl olur da sonsuza kadar boşluk?

Yok big bang bir boşlukta meydana gelmedi ise nasıl oluyor da genişliyor boşluğu meydana getirendemi big bang idi?

Sevgili qlause! Sorduğun sorular zaten benim kafamda da soru işareti.

Evrende en çok bulunan hal plazma halidir ve evrenin %96sından fazlası plazma halindedir. Plazma çok yüksek ısıda ortaya çıkar. Hal böyle olunca da, Çok büyük bir patlama olması ihtimali göz önüne alınarak Bigbang denmiştir. Tabi başka bir çok etken daha var. Bu sadece bir teori. Ama ben bu teoriye inanmıyorum.



Plazma hakkındaki şu yazıyı okuyabilirsin:
Plazma yüksek sıcaklıkta oluşabildiği gibi, yüksek basınç altında da oluşabilir. Yüksek basınçta atomların elektron kabukları çöker. Serbest elektronlar ve çekirdekten oluşan plazma meydana gelir. Lâboratuvar şartlarında bu basınca ulaşılamaz, ancak Jüpiter gibi büyük gezegenlerde bu mümkün olabilir. Yüksek sıcaklık ve basınçtaki plazmanın yanında, kibrit alevi, flüoresan lâmbadaki ışıldama gibi düşük sıcaklık ve basınç şartlarında da plazma ile karşılaşılır. Gazlardaki iyonlaşma nisbeti sıcaklıkla artar. Bir kaç on bin derece gibi bir sıcaklıktan sonra yalnız pozitif yüklü iyonlar ve elektronlar karışımı elde edilir.

Plazmayı daha iyi açıklıyor:
http://www.genbilim.com/content/view/8526/33/

qlause
10-09-2012, 01:09
Plazma teorisi bana big bang tan çok daha mantıklı geldi üstelik laboratuvar ortamında da gözlemlenebilen bir kuram.

Evrende çok büyük patlamaların olduğunu ve bu patlamaların plazmayı yüksek hızlarda evrene saça bileceğini söylüyor yani, evrenin genişlediğinin sanılması bundan olabilir diyor.

Ancak evrendeki bu kadar maddenin tek ve gözle görülemeyecek küçük bir noktaya sığdırılmasının bir mantığı yoktur diyor size bulduğum bir yazıyı paylaşmak isterim.


“Plazma Evren” mi?

Standart evren modeli, bizi tam bir bilimsel, felsefi ve ahlâki çıkmaza sokmuştu. Teorinin kendisi gediklerle doludur. Ama yine de, en başta bir alternatifinin olmaması nedeniyle, kötü bir şekilde sallanmasına rağmen hâlâ ayaklarının üzerinde durmaktadır. Bununla birlikte, bilim dünyasında bir şeyler kıpırdanıyor. Büyük patlama teorisini reddetmekle kalmayıp, sonsuz ve sürekli değişen bir evren fikrinden yola çıkan yeni fikirler şekillenmeye başlıyor. Bu teorilerden hangisinin haklı çıkacağını söylemek için henüz çok erken. İlginç hipotezlerden biri olan “Plazma Evren” hipotezi, Nobel Ödülünü kazanan İsveçli fizikçi Hannes Alfvén tarafından ileri sürülmüştü. Teoriyi ayrıntılarıyla ele alamasak da, en azından Alfvén’in fikirlerinden bazılarından söz etmek gerektiği kanısındayız.

Alfvén laboratuvardaki plazma araştırmalarından kalkarak evrenin nasıl evrimleştiğini incelemeye başladı. Plazma* elektriksel olarak iletken sıcak gazlardan oluşur. Bugün evrenin %99’unun plazma olduğu biliniyor. Normal gazlarda, elektronlar bir atoma bağlıyken ve kolayca hareket edemezken, bir plazmadaki elektronlar çok büyük sıcaklıklar nedeniyle atomdan koparlar, böylelikle de serbestçe hareket etmeleri olanaklı olur. Plazma kozmologları, “muazzam elektrik akımları ve güçlü manyetik alanlar tarafından kesilen ve elektromanyetizma ile kütleçekimin kozmik kontrpuanıyla** düzenlenen”[8] bir evren tasavvur ederler. 1970’lerde, Pioneer ve Voyager uzay araçları, Jüpiter, Satürn ve Uranüs etrafında plazma filamanlarıyla dolu elektrik akımlarının ve manyetik alanların varlığını saptadılar.

Alfvén, Anthony Peratt ve diğerleri gibi bilimciler, statik değil dinamik olan, fakat zamanda bir başlangıç gerektirmeyen bir evren modeli üzerinde özenle çalıştılar. Hubble genişlemesi olgusu bir açıklama gerektirir. Fakat bu açıklama için büyük patlama zorunlu değildir. Büyük bir patlama şüphesiz bir genişleme yaratır, fakat bir genişleme mutlaka büyük bir patlamayı gerektirmez. Alfvén’in dediği gibi, aksini iddia etmek, “tüm köpekler hayvan olduğundan, tüm hayvanlar köpektir demek gibi bir şeydir.” Sorun, evrenin bir noktasında evrenin bir parçasının genişlemesine yol açan bir patlama fikrinde değildir. Bunda aslında inanılmaz olan hiçbir şey yoktur. Sorun, evrendeki tüm maddenin tek bir noktada yoğunlaştığı ve bizzat evren ve zamanın, büyük patlama adı verilen tek bir anda doğduğu fikridir.

Hannes Alfvén ve Oskar Klein tarafından ileri sürülen alternatif model, gözlenebilir evrenin küçük bir köşesinde büyük miktarlarda madde ve anti-madde bileşiminin neden olduğu ve muazzam sayıda yüksek enerjili elektron ve pozitron oluşturan bir patlamanın olmuş olabileceğini kabul eder. Manyetik alanlara hapsolan bu parçacıklar, plazmayı yüz milyonlarca yıl öteye sürüklemişti. “Yaklaşık olarak on ya da yirmi milyar yıl önceki bu patlama, içinden galaksilerin yoğunlaşarak oluştuğu plazmayı dışarı doğru –Hubble genişlemesi– fırlatmıştır. Fakat bu, hiçbir şekilde maddeyi, uzayı ve zamanı yaratan bir büyük patlama değildi. Bu sadece büyük bir patlamaydı, evrenin bir parçasındaki bir patlamaydı. Alfvén bu açıklamanın mümkün olan tek açıklama olmadığını da itiraf eden ilk kişidir. «Önemli olan nokta» diye vurgular, «büyük patlamaya alternatiflerin mevcut olmasıdır.»”

Hemen hemen bütün diğer bilimcilerin uzayın içinde hiçbir şey olmayan bir boşluk olduğuna inandığı bir zamanda, Alfvén durumun bu olmadığını gösterdi. Alfvén tüm evreni plazma akımlarının ve manyetik alanların sardığına işaret etti. Güneş lekeleri ve manyetik alanlar konusunda öncü çalışmalar yaptı. Daha sonra, laboratuvarda bir plazmanın içinden bir akım geçtiğinde, bu akımın manyetik alan çizgileri boyunca hareket edebilmek için bir filaman şeklini aldığını kanıtladı. Bu gözlemlerden yola çıkarak, aynı olgunun uzaydaki plazmada da gerçekleştiği sonucuna vardı. Bu, evrenin her yanındaki plazmanın genel bir özelliğidir. Bu yüzden, evreni çaprazlamasına kesen doğal olarak oluşmuş plazma filamanları boyunca ilerleyen uçsuz bucaksız elektrik akımları vardır.

Madde ve enerji, çok küçük ve çok büyük ölçeklerde gözlemlenen filamenter yapılar oluşturarak uzayda sıkıştırılabilir. Ancak açıktır ki enerji zamanda da sıkıştırılabilir; evren ani, patlamalı enerji çıkışlarıyla doludur. Alfvén’in iyi bildiği örneklerden biri, güneş parlamaları, yani güneş yüzeyindeki ani enerji tahliyeleridir. Bu parlamalar yeryüzünde manyetik fırtınalara neden olan parçacık akıntıları oluştururlar. Alfvén’in kozmik olaylara ilişkin “jeneratör” modelleri, enerjinin, parlamalardaki gibi patlayıcı bir şekilde değil, tıpkı akıllı uslu enerji santrallerindeki gibi tedricen nasıl üretilebileceğini gösterdi. Enerjinin patlamalı bir şekilde açığa çıkışının kavranılması kozmosun dinamiklerinin anahtarıydı.

Alfvén, Kant-Laplace Bulutsu Hipotezinin doğruluğunu kanıtlamıştı. Şimdi, eğer yıldızlar ve gezegenler devasa filamenter akımların etkisiyle oluşabiliyorsa, tüm güneş sistemlerinin de aynı yolla oluşmaması için hiçbir neden yoktur:

Süreç yine aynıdır, fakat bu sefer çok daha büyük ölçeklidir: bir ön-galaktik bulutsunun içinden geçen filamanlar plazmayı güneşin ve diğer yıldızların yapıtaşı haline sıkıştırırlar. Madde başlangıçta bir kez sıkıştırıldığında, kütleçekim bir kısım maddeyi bir araya getirecektir, bilhassa yavaş hareket eden toz ve buz parçacıklarını, ki bunlar daha sonra merkezi bir organın büyüyeceği tohumu oluşturacaktır. Dahası filamanların girdap hareketi, daha küçük topaklanmaların her birine bir açısal momentum sağlayacaktır, bu da filamanlar taşıyan yeni ve daha küçük bir akım kümesi ve güneş sistemini oluşturan yeni bir sıkışma döngüsü yaratır. (1989’da, bugün yaygın kabul gören bu hipotez kesin olarak doğrulandı; bilimciler, belirli bir buluttaki bütün yıldızların dönme eksenlerinin, bulutun manyetik alanıyla aynı doğrultuda olduğunu –yani açıkçası manyetik alan kontrollü bir yıldız oluşumunu– gözlemlediler.)

Alfvén’in teorileri, sadece standart modeli kabul etmediği değil, o zamanlar çok moda olan kara deliklerin varlığından bile kuşku duyduğu için, kozmologlar tarafından elbette reddedildi. Alfvén, kozmik ışınları, büyük patlamanın kalıntıları olarak değil, elektromanyetik ivmelenmenin ürünü olarak doğru bir tarzda açıklamıştı.

Böylece, Alfvén ve Klein’ın senaryolarında, evrenin sadece –gördüğümüz– küçük bir bölümü ilk önce çökmüş ve daha sonra da patlamış olacaktı. Patlama tekil bir noktadan kaynaklanmaktan ziyade, yüz milyonlarca ışık yılı genişliğindeki çok büyük bir bölgeden kaynaklanır ve gelişmesi yüz milyonlarca yıl sürer; “evrenin başlangıcı” gereksizdir.[9]

Bu özgün teorinin doğru olup olmadığını ancak zaman gösterecektir. Alfvén’in kendisinin de işaret ettiği gibi, asıl önemli olan, büyük patlamaya alternatif başka hipotezlerin de mümkün oluşudur. Her halükârda, bilim tarafından en sonunda doğrulanacak evren modelinin, bir uçta bir büyük patlama diğer uçta da bir büyük çatırtının bulunduğu kapalı bir evrenle hiçbir ortak yanının olmayacağından eminiz. 1609’da teleskobun keşfi astronomi tarihinde kesin bir dönüm noktasıydı. O zamandan beri evrenin ufuk çizgisi giderek daha ileriye ötelenmiştir. Bugün güçlü radyo teleskoplar uzayın derinliklerini araştırıyor. Her geçen gün görünürde kesinlikle hiçbir sonu olmayan daha büyük ve daha uzak nesneler keşfediliyor. Ancak insanlığın sonlu olana tutkusu her şeye “son bir sınır” koymak için inatçı bir dürtü yaratıyor. Bu olgunun astronomi tarihinde tekrar tekrar yinelendiğini görüyoruz.

Teknolojinin, evrenin enginliğine hiç olmadığı kadar dalabilmemizi sağladığı bir çağda, Yaratılışla başlayan ve uzay, zaman ve maddenin tamamen yok oluşuyla son bulan bir sonlu evren düşüncesine, bu Ortaçağ düşüncesine psikolojik bir gerileyişe tanıklık etmemiz gerçekten de ironiktir. Bu noktada geçilmez bir sınır çizgisi çizilmektedir, bunun ötesini insan aklı soruşturmamalıdır, çünkü orada ne olduğunu “bilemeyiz”. Bu anlayış, eski haritaların 20. yüzyıldaki eşdeğeridir, bu haritalarda dünyanın kenarları sert uyarılarla mimlenirdi: “Burada Canavarlar var.”

qlause
10-09-2012, 01:10
Sevgili qlause! Sorduğun sorular zaten benim kafamda da soru işareti.

Evrende en çok bulunan hal plazma halidir ve evrenin %96sından fazlası plazma halindedir. Plazma çok yüksek ısıda ortaya çıkar. Hal böyle olunca da, Çok büyük bir patlama olması ihtimali göz önüne alınarak Bigbang denmiştir. Tabi başka bir çok etken daha var. Bu sadece bir teori. Ama ben bu teoriye inanmıyorum.



Plazma hakkındaki şu yazıyı okuyabilirsin:
Plazma yüksek sıcaklıkta oluşabildiği gibi, yüksek basınç altında da oluşabilir. Yüksek basınçta atomların elektron kabukları çöker. Serbest elektronlar ve çekirdekten oluşan plazma meydana gelir. Lâboratuvar şartlarında bu basınca ulaşılamaz, ancak Jüpiter gibi büyük gezegenlerde bu mümkün olabilir. Yüksek sıcaklık ve basınçtaki plazmanın yanında, kibrit alevi, flüoresan lâmbadaki ışıldama gibi düşük sıcaklık ve basınç şartlarında da plazma ile karşılaşılır. Gazlardaki iyonlaşma nisbeti sıcaklıkla artar. Bir kaç on bin derece gibi bir sıcaklıktan sonra yalnız pozitif yüklü iyonlar ve elektronlar karışımı elde edilir.

Plazmayı daha iyi açıklıyor:
http://www.genbilim.com/content/view/8526/33/


Evet bende bunu düşünüyorum yani big bang diye bir patlama var tamam ama evrenin çeşitli yerlerinde her gün böyle patlamalar olmadığı söylenemez.

qlause
10-09-2012, 01:30
http://www.evreninsirlari.com/sayilar/s69/oindex.php?number=69&page=2


Burada güzel bir açıklama buldum.


Ayrıca evrende yoğun miktarda plazma olduğunu bildiğimize göre wolf etkisi doppler etkisini çöpe atıyor.

Neva
10-09-2012, 03:10
http://tr.wikipedia.org/wiki/Evrenin_geni%C5%9Flemesi


Evrenin genişlediği tüm bilim adamları kabul ediyor çünkü kanıtlanmış bir şey, ha genişlemiyorsa bunu ortaya atan kim? incelemeleri nerede? savunanları kimler?



Evet, cogunluk evangelizme hizmet eden tum bilimadamlari bunu bir gerceklik olarak kabul ediyor.

Ozgur ve bagimsiz , bilim etigine saygili olan bilimadamlari ise kabul etmiyor ne yazik ki.

Akilli tasarim'in, yan urunudur big bang.

qlause
10-09-2012, 08:56
Evet, cogunluk evangelizme hizmet eden tum bilimadamlari bunu bir gerceklik olarak kabul ediyor.

Ozgur ve bagimsiz , bilim etigine saygili olan bilimadamlari ise kabul etmiyor ne yazik ki.

Akilli tasarim'in, yan urunudur big bang.

Ben konuyu saatlerce araştırdım ve plazma teorisi laboratuvar ortamında test edilebildiği ve varlığını ispatlamak için değişik parçacık ve olmayan cisimlere ihtiyaç duymadığı için bana mantıklı geldi.

Big bang hiç birşey açıklayamıyor gerçekten.

Olimpiyat
10-09-2012, 09:26
Big bang deki eksik ve kusurlar diğerlerinde de var.
Evrenin başlangıcına yönelik sağlam bir teori yok.

Big bang den öncesi hakkında net bir şey söylenemiyor. Ama big bang den öncede enerji olması lazım, bu şu an evrendeki enerji gibi olmasa da, muhakkak bir enerji olması lazım.

Ama ben yine de, diğer teorilerin öne çıkmasını daha çok isterim.Hiç alakası olmamasına rağmen, big bang inançlarının sömürü alanı olmuş durumda.


Big bang ile yoktan varoluşun bir alakası yok ama maamelsef inançlılar her haltı alet ediyorlar kendilerine.

kursat76
10-09-2012, 16:41
Ben konuyu saatlerce araştırdım ve plazma teorisi laboratuvar ortamında test edilebildiği ve varlığını ispatlamak için değişik parçacık ve olmayan cisimlere ihtiyaç duymadığı için bana mantıklı geldi.

Big bang hiç birşey açıklayamıyor gerçekten.

Bence cok yanlis bir mantik kuruyorsun.Labaratuvar ortaminda test edilebildigi icin sana daha mantikli geliyormus.Ancak evrenin olusumu gibi akil almayacak derecede enerjinin ve sicakligin sozkonusu oldugu bir seyin labaratuvar ortaminda test edilemiyor olmasi lazim.Benim mantigima gore de evrenin olusumu labaratuvar ortaminda test edilebiliyorsa,o teori kafadan yanlistir.
Ayrica bingbangin evangelistlerin destekleigi ve onlarin himayesinde olusmus bir teori olduguna dair bir komplo teorisidir gidiyor.Ancak Lawrence Krauss da (something from nothing kitabinin yazari,ve astronom) tum dunyayi dolasarak tanri var mi yok mu tartismalarina katiliyor ve israrla tanri falan yoktur diyor.

qlause
10-09-2012, 19:16
Bence cok yanlis bir mantik kuruyorsun.Labaratuvar ortaminda test edilebildigi icin sana daha mantikli geliyormus.Ancak evrenin olusumu gibi akil almayacak derecede enerjinin ve sicakligin sozkonusu oldugu bir seyin labaratuvar ortaminda test edilemiyor olmasi lazim.Benim mantigima gore de evrenin olusumu labaratuvar ortaminda test edilebiliyorsa,o teori kafadan yanlistir.
Ayrica bingbangin evangelistlerin destekleigi ve onlarin himayesinde olusmus bir teori olduguna dair bir komplo teorisidir gidiyor.Ancak Lawrence Krauss da (something from nothing kitabinin yazari,ve astronom) tum dunyayi dolasarak tanri var mi yok mu tartismalarina katiliyor ve israrla tanri falan yoktur diyor.

Sorunum o değil, big bang ta çok fazla delik var ayrıca wolf etkisi kafama takıldı ve plazma patlamalar.

dağcı
13-09-2012, 13:11
!!!!!!!! Ama sen de haklısın.Tartışma kültüründen bihaber ortamlarda yetişmek bunu gerektirir. Var olan herşeyin allahın tarafından var edildiğini kanıtlayabilirmisin? Varmı bunu kanıtlayıcı bilgilerin yada çekilmiş fotoğraf da olur(photoshop'a dikkat) :)

Sen sen kadar akıllı bir adamsın böle.. ben de işte bunu soruyorum sana.. nasıl varlık alemi oluştu? Fiziğin temek kurallarından birisi, "düzensiz bir patlama düzenli bir yapı oluşturmaz" kuralıdır, yani düzensizlik düzen doğurmaz!
Bak bu teori değil, bu fiziğin bir kuralıdır!! şimdi bilimi ezerek bana söylermisin, bu evren nasıl oluşmuştur ve nasıl bu düzene kavuşmuştur??

Olimpiyat
13-09-2012, 13:25
Fiziğin temek kurallarından birisi, "düzensiz bir patlama düzenli bir yapı oluşturmaz" kuralıdır, yani düzensizlik düzen doğurmaz!
Bak bu teori değil, bu fiziğin bir kuralıdır!! şimdi bilimi ezerek bana söylermisin, bu evren nasıl oluşmuştur ve nasıl bu düzene kavuşmuştur??
Bu fiziğin temel kuralı nerde geçiyormuş..
Kaynak versen de biz de öğrensek(!)

Sanem
13-09-2012, 13:25
Büyük patlamadan sonra evren bir anda mı meydana geldi? Dağlar, denizler, canlılar bugunkü haliyle bir anda ortaya çıkmıştı evet!

Senin düzen olarak gördüğün her şey gerekli şartların mevcut olmasından sebep var ve bu yüzden ortaya çıktı. Bilmediklerimizi ilahe kudretin gücüne yormadan önce Allah'ın ilk canlıyı yaratmak için neden milyon yıl beklediğini sorgula!

dağcı
13-09-2012, 13:42
Daha öncede yazmıştım.. insan evreni 5 duyu organıyla algılar, algılama olayı ise şöyle gelişir... bu 5 duyu organından gelen elektrik sinyallerini beyin yorumlar ve o şekilde algılarız, yani gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız,kokladığımız, dokunduğumuz herşey aslında beynin bir yorumudur, aslı değildir... dışarda aslında ne olduğunu bilmiyoruz, bilemeyiz ve hiçbir zaman da bilemeyeceğiz, peki bilinmeyen bu kadar çok şey varken insanoğlu bu sınırlı ilimle nasıl tüme varım yapabiliyor?
Kendi başına bir kural oluşabilir mi, yoktan bir düzen ortaya çıkacak ve bu düzen kendi kurallarını oluşturacak!... kural varsa kural koyucu vardır (zıtlık kavramı)
e aptalmısın arkadaşım uyan artık uyan!!

dağcı
13-09-2012, 13:51
Büyük patlamadan sonra evren bir anda mı meydana geldi? Dağlar, denizler, canlılar bugunkü haliyle bir anda ortaya çıkmıştı evet!

Senin düzen olarak gördüğün her şey gerekli şartların mevcut olmasından sebep var ve bu yüzden ortaya çıktı. Bilmediklerimizi ilahe kudretin gücüne yormadan önce Allah'ın ilk canlıyı yaratmak için neden milyon yıl beklediğini sorgula!

Bak zeki! arkadaşım.. evren milimetrik bir denge üzerine kuruludur, yani elektromanyetik çekim alanıyla bu düzen oluşmuştur.. 2 mıknatıs arasında bir çatal tutabilirmisin, o kadar hassas işte! bu düzen değilmi be akıllı arkadaşım? patlama sonrası saniyenin milyarda biri kadar erken veya geç bir dağılma olsa bu düzen oluşmazdı, patlama sonrası kütlelerin çekim alanları arasında bir denge oluştu.. yani bu patlama düzensiz bir patlama değildi aksine gayet planlı ve düzenli bir patlamaydı..

bu arada fiziği ben öğretecek değilim sana git öğren!

Sanem
13-09-2012, 14:00
Ne fiziği be, saçma sapan sağdan soldan duyduğun saçmalıkları fizik kuralları olarak burda satmaya çalışıyorsun galiba...

Büyük patlamaya neyin nasıl bir gücün sebep olduğunu biliyor musun da, gayet düzenli bir patlamaydı diye abuk sabuk konuşuyorsun! Doğru sen büyük patlamayı elinde dinamitleyenin Allah olduğunu sanıyorsun!

Sana çok net bir soru soruldu. Madem her şey mükemmel bir düzenden birden inşaa edildi. İlk canlıyı yaratmak için Allah hem de ilkel bir canlıyı neden milyon yıl bekledi?

Ol dedi oldu, evet sen buna inanıyorum desene dürüstçe, yarım yamalak fizik bilginle burda maval okuma...

Cumayagittimgelicem
13-09-2012, 14:06
Bak zeki! arkadaşım.. evren milimetrik bir denge üzerine kuruludur, yani elektromanyetik çekim alanıyla bu düzen oluşmuştur.. 2 mıknatıs arasında bir çatal tutabilirmisin, o kadar hassas işte! bu düzen değilmi be akıllı arkadaşım? patlama sonrası saniyenin milyarda biri kadar erken veya geç bir dağılma olsa bu düzen oluşmazdı, patlama sonrası kütlelerin çekim alanları arasında bir denge oluştu.. yani bu patlama düzensiz bir patlama değildi aksine gayet planlı ve düzenli bir patlamaydı..

bu arada fiziği ben öğretecek değilim sana git öğren!

gene bunları nereden uydurduğunu sorabilir miyiz? hangi makaleden acaba? erken veya geç dağılma olsa olmasa diye birşey olmaz. Eğer bir patlama var ise bunun sonucunu yaşıyoruz zaten. Patlamadan sonra dağılma erken yada geç olsa ne demek? patlama sonucu bellidir. Patlama daha şiddetli olsaydı ne kadar şiddetli olduğuna bakmak gerekirdi. Ha zaten patlama evrenin sonunu 13milyar yıldan önce getirecek düzeyde olsaydı sen bu soruyu soramazdın, burada olmazdık zaten ama belki aynı algı hatasını başka bir galakside başka bir akıllı yaşam formu sorabilirdi 1 veya 5 milyar yıl önce vs.. Aynı mantık hatası şunun da cevabını verdirmeyi gerektiriyor; Dünyan güneşe 50km yakın olsaydı dünyada yaşam yok olmazdı.

aslında "düzensiz" bir patlamadan düzenli bir yapı oluşamaz gibi saçma sapan bir cümleden sonra bunları nereden uydurduğunu anlamak zor değil ama adetten sormak istedim. Patlat bakalım tnt yi sonra etrafına bak. senin algına göre düzen derli toplu bir eve sahip olmak olsada aslında malesef öyle değil.

Patlamanın ilk anında tekrar içeri göçmesi için veya çok hızlı bir şekilde uzayın hidrojen çöplüğüne dönmesi için patlamanın ne kadar fark ile oluşması gerektiğini 23423423423 gibi rakamlar vermeden, matematiksel olarak görebileceğimiz bir hesap göster bir yerden bizde bakalım bu hesap ne kadar inceymiş. saniyenin "milyarda" birinden 13 fazla olsaydı acaba (misal bak atıyorum:) nasıl bir evrenimiz olacaktı.

Yergin
13-09-2012, 14:37
Ne fiziği be, saçma sapan sağdan soldan duyduğun saçmalıkları fizik kuralları olarak burda satmaya çalışıyorsun galiba...

Büyük patlamaya neyin nasıl bir gücün sebep olduğunu biliyor musun da, gayet düzenli bir patlamaydı diye abuk sabuk konuşuyorsun! Doğru sen büyük patlamayı elinde dinamitleyenin Allah olduğunu sanıyorsun!

Sana çok net bir soru soruldu. Madem her şey mükemmel bir düzenden birden inşaa edildi. İlk canlıyı yaratmak için Allah hem de ilkel bir canlıyı neden milyon yıl bekledi?

Ol dedi oldu, evet sen buna inanıyorum desene dürüstçe, yarım yamalak fizik bilginle burda maval okuma...

Milyon yıl beklediğini söyleyen bir kere sizsiniz.
İkincisi, Allah ilimi insan için yaratmış. Milyon yıl geçmeseydi, nasıl milyon yıl geçmiş diyebilecektin? İnsan robot değildir Sanem, Allah'ta robot yaratmamıştır. Hadi bizleri hor görüyorsunuz, bari kendinizi hor görmeyin.

Sanem
13-09-2012, 14:49
Milyon yıl beklediğini söyleyen bir kere sizsiniz.
İkincisi, Allah ilimi insan için yaratmış. Milyon yıl geçmeseydi, nasıl milyon yıl geçmiş diyebilecektin? İnsan robot değildir Sanem, Allah'ta robot yaratmamıştır. Hadi bizleri hor görüyorsunuz, bari kendinizi hor görmeyin.

Sen jeolojik devirleri ve evrenin evrimi ile ilgili süreci toptan reddediyorsun galiba.
Ben değil efendi, bilim söylüyor bunları!
İslam'a göre her şey hayvanlar, bitkiler, evren insan için yaratılmıştı peki insan olmayan gezegenler kimin için yaratıldı?
Kendini fasulye gibi nimetten saymanın vardığı son noktadır seninkisi, sizin gibi insanlar maalesef senin tabirinle söyleyecek olursak "robot" oluyor. Programlamak yeterli...

Cumayagittimgelicem
13-09-2012, 14:59
ya de gidin 3 grm beyinliler sizi... gerzek herifler daha dedğimi anlamayacak kadar beyniniz yok gelip ahkam kesiyorsunuz.. sizi muhatap alanda kabahat zaten.. kafanız basmıyo arkadaşım sizin..


bir oda düşünün, duvarları mıknatıstan oluşsun, bu odanın içinde küçük mıknatıslardan oluşan bir kütleyi patlatın ve hepsi havada asılı kalsın... bunu anlayamayacak kadar beyinsizsiniz!

yani sen diyorsun ki ki uzayda asılı kalan cisimler odaya benzettiğin uzayın kenarlarından çekim yiyor ama çok iyi bir hesap olduğu için havada asılı kalıyor öle mi?

sakin ol şampiyon, yani biz sadece senin ileri zekandan yararlanmak için soruyoruz bu soruları.

dağcı
13-09-2012, 14:59
Ludwig Boltzmann (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ludwig_Boltzmann) tarafından tanımlanmıştır;
Sisteme dışardan enerji verilmediği sürece düzenin düzensizliğe düzensizliğin de kaosa dönüşeceğini anlatır. Kırık bir bardağın durup dururken veya kırarken harcanan enerjiden daha azı kullanılarak eski haline döndürülemeyeceği örneği verilir klasik olarak. Yine aynı şekilde devrilen bir kitabı düzeltmek için devirirken harcanan enerjiden fazlasını kullanmak gerekir, potansiyel enerjinin bir kısmı ısıya dönüşmüştür ve geri getirilemez. Aynı zamanda evrendeki düzensizlik eğilimini de anlatır. Düzensizlik eğilimini anlatırken entropi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Entropi) kelimesini kullanır. Yunanca, en = ingilizcedeki 'in' gibidir, önüne geldiği kelimeye -de, -da eki verir ve tropos = yol kelimesinin çoğulu olan 'tropoi' (tropi diye telaffuz edilir) kelimesinden. Yani; "yolda").

Düzensizlik ya değişmez ya da artar. Örnek olarak difüzyon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dif%C3%BCzyon) verilebilir. Ayrı duran maddeler bir arada olandan daha düzenlidir ve kendiliğinden karışmış sıcak ve soğuk sudan oluşmuş ılık suyun, bir daha sıcak ve soğuk diye ayrılması imkânsızdır.

Olimpiyat
13-09-2012, 15:03
Düzensiz bir patlamanın düzenli bir yapı oluşturmaması farklı şey entropi ise çok farklı bir şey..

dağcı
13-09-2012, 15:06
"Ayrı duran maddeler bir arada olandan daha düzenlidir" bu cümleyi nerenden okuyon?

Cumayagittimgelicem
13-09-2012, 15:07
Ludwig Boltzmann (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ludwig_Boltzmann) tarafından tanımlanmıştır;
Sisteme dışardan enerji verilmediği sürece düzenin düzensizliğe düzensizliğin de kaosa dönüşeceğini anlatır. Kırık bir bardağın durup dururken veya kırarken harcanan enerjiden daha azı kullanılarak eski haline döndürülemeyeceği örneği verilir klasik olarak. Yine aynı şekilde devrilen bir kitabı düzeltmek için devirirken harcanan enerjiden fazlasını kullanmak gerekir, potansiyel enerjinin bir kısmı ısıya dönüşmüştür ve geri getirilemez. Aynı zamanda evrendeki düzensizlik eğilimini de anlatır. Düzensizlik eğilimini anlatırken entropi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Entropi) kelimesini kullanır. Yunanca, en = ingilizcedeki 'in' gibidir, önüne geldiği kelimeye -de, -da eki verir ve tropos = yol kelimesinin çoğulu olan 'tropoi' (tropi diye telaffuz edilir) kelimesinden. Yani; "yolda").

Düzensizlik ya değişmez ya da artar. Örnek olarak difüzyon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dif%C3%BCzyon) verilebilir. Ayrı duran maddeler bir arada olandan daha düzenlidir ve kendiliğinden karışmış sıcak ve soğuk sudan oluşmuş ılık suyun, bir daha sıcak ve soğuk diye ayrılması imkânsızdır.



iyi çok güzel entropinin konumuzla alakası olmadığı binlerce kez açıklandı. burada bir patlama sonrası hidrojen gazlarının çekimleri ile oluşan bir evren var değil mi güzel kardeşim? patlama sonrası senin gene kafandaki düzen algısının hatası geçerli. birbiri ile çarpışan galaksilerin resimlerine bak. belki kafandaki düzen açıklaması kendine gelir. patlamadan sonra eski haline mi dönüyor evren? öyle olsaydı ne olurdu? galaksilerin genç evrende nasıl oluştuğuna, hidrojen ve helium un birleşmesine bak. sen bardak örneğini veriyorsan yani istiyorsun ki evren tekilliğe geri dönsün durduk yere?

demirefe
13-09-2012, 15:21
kusura bakmayın sözüm beyinsizlere..

Aynaya bakarak konuştuğun için bizce sakıncası yok. Aynadaki görüntüne tam isabetli bir teşhis koymuşsun, tebrikler. Gerçekten de beyin eseri görülmüyor.

demirefe
13-09-2012, 15:28
istiyorsun ki evren tekilliğe geri dönsün

Öyle bir şey yoktur ki kimse isteyebilsin. Bir canlı nasıl ölüyor ve bir daha dirilmiyor, ama maddesi yok olmuyor, başka formlarda yeniden birleşiyorsa, evren de aynıdır. Evren de ölür ve yeniden aynı şekle dönmez. Entropi buna izin vermez.

Evrenler çoğuldur, tek bir evren olması felsefi olarak olanaksızdır. Aklen böyle bir iddiada bulunulamaz. Evrenler canlılar gibi doğar, büyür gelişir ve ölür. Evrenler de canlılar gibi evrilir. Evrim varlığın tek gerçeğidir.

Evrim için ölüm şarttır. Ölüm olmadan evrim olmazdı.

Olimpiyat
13-09-2012, 15:31
en çok da şu zoruma gidiyor..

dağcı gibi Fiziğin F sinden habersiz, entropi nedir bilmeyen, astronomi nedir bilmeyen, kopyala yapıştır yaparak bilim yaptığını sanan cahil müslümanların kalkıp bize bilimi öğretmeye kalkması

sorular soruyoruz cevap alamıyoruz.
gerçi sorduğumuz soruları da anlamıyorlardır muhtemelen.

İslam dünyasının hali çok acı.

Olimpiyat
13-09-2012, 15:32
offf offf açıklamalara bak.. beni bitirdi bu açıklamalar! yani? gözlerinle gördünmü başka bir evren :D
Sen Allah ı gözlerinle görmüşsün de haberimiz yok :)

Olimpiyat
13-09-2012, 15:37
yavv sanki can bedenden çıkarken görmüşsün de :)

otur otur hayal kur, salla...

siz müslümanlar, ne hayalperest insanlarsanız:)


Of ya şimdi kabirde sorgu sual melekleride gelir, istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz acaba:)

dağcı
13-09-2012, 15:38
olimpiyat aynı şeyleri konuşuyoruz aslında.. sen de bende aynı noktadayız sadece zıt taraflara bakıyoruz.. Allahın varlığı veya yokluğu ıspat edilemez bunu ancak AKIL anlar! o yüzdendir ki Allahı Azimüşşan kitaplar ve peygamberler göndermiştir..

demirefe
13-09-2012, 15:46
Müslümanların ellerinde bir sermaye var, o da ölüm! Ölümden de en çok müslümancıklar korkar yazık! Ödleri kopar, gölgelerinden tırsarlar zavallılar.

Biz atesitler ölümden hiç korkmayız. Ölüm varlığın tek gerçeği ve evrim için gerekliliktir. Ölüm olmasa evrim olmazdı ve biz de ortaya çıkmazdık. Bunu iyi bildiğimizden ölüm vız gelir tırıs geçer.

Ah bir kazık çakabilsek de ölmeyeydik ne vardı diye hayıflanan ve ölümden ödü patlayan müslümanlardır. Masallar uydururlar mezarlıkta ıslık çalar gibi. Yok Lokman ölüme çare bulmuşmuş da eee? Köprüden geçerken suya düşürmüşmüş!

Masalcı nineden masallar. Din budur.

higs
13-09-2012, 16:12
bir daha öyle millete abuk sabuk hakaretler etme sonra biri çıkar bütün konuyu ve mesajları paket yapar verir eline böyle kalirsin ışte mal gibi. Sonra da sen anlamazsın boşver dersin. Hele bir anlat bakalım belki anlayacağım.

qlause
13-09-2012, 16:15
bir daha öyle millete abuk sabuk hakaretler etme sonra biri çıkar bütün konuyu ve mesajları paket yapar verir eline böyle kalirsin ışte mal gibi. Sonra da sen anlamazsın boşver dersin. Hele bir anlat bakalım belki anlayacağım.

Anlamazsın :D şimdiye kadar neyi açıkladılar da anladın?

Admini göreve çağırıyorum konuyu saptırdılar da saptırdılar. artık konuyla alakası olmayan mesajlara cevap vermeyin rica ediyorum.

Olimpiyat
13-09-2012, 16:18
glause eğleniyoruz işte:)

Elbette biz de biliyoruz dağcı ve onun gibilerin kafasının çalışmadığını..Biz de farkındayız ne kadar cahil olduklarını..Ve ciddiye almamamız gerektiğinin farkındayız.

Ama işte günün bu saatleri onlarla eğlenmek keyifli oluyor.

Müslümanlardan başka eğlencemizde yok ki.

mustafakemallerolmez
13-09-2012, 16:19
bir daha öyle millete abuk sabuk hakaretler etme sonra biri çıkar bütün konuyu ve mesajları paket yapar verir eline böyle kalirsin ışte mal gibi. Sonra da sen anlamazsın boşver dersin. Hele bir anlat bakalım belki anlayacağım.

Bu müslümanların anlatabilecekleri şey sadece şu: Yav kardeşim fizikte hiçbirşey yoktan var edilemez yani allah vardır ve bütün herşeyi allah var etmiştir. Ellerinde allahlarının var ettiğine dair ne kanıt var ne bilimsel bir kaynak. Oldu ozaman ben de kalemtraşa tapıyorum bence de bütün her şeyin yaratıcısı kalemtraş hadi onun yaratmadığını kanıtlasınlar yada burada onların allahları ile kalemtraşın farkını anlatsınlar bana ama mümkünatı yok anlatamazlar

dağcı
13-09-2012, 16:20
bak arkadaşım düzen nedir? bir sistemin kurallar dahilinde işlemesidir dimi? Allahu Teala evreni yaratırken evrenin kanunlarını da yaratmıştır.. göktaşıymış oymuş buymuş farketmez hiçbiri bu kanunların dışına çıkamaz (fizik kanunları).. sen cisme bakıyorsun arkadaşım benim farkım ise kanuna bakmak!

Yergin
13-09-2012, 16:24
glause eğleniyoruz işte:)

Elbette biz de biliyoruz dağcı ve onun gibilerin kafasının çalışmadığını..Biz de farkındayız ne kadar cahil olduklarını..Ve ciddiye almamamız gerektiğinin farkındayız.

Ama işte günün bu saatleri onlarla eğlenmek keyifli oluyor.

Müslümanlardan başka eğlencemizde yok ki.

Bakıyorum yine ortalık toz duman olmuş, o ona hakaret ediyor, o da ona.

En çokta sizin mesajınızı görünce üzüldüm. Eğleniyoruz işte demenize.

Bir insan için, bir insan eğlence olabiliyormuş demek ki. İster 10 yaşında olsun, ister 65.

Yöneticilerden talepte bulunun bence. Bir lunapark kursunlar size burada.

Yergin
13-09-2012, 16:27
bizim dağcı kuyruğunu kıstırıp topukladı. Arkadaşlar özür dilerim aslında böyle kaba konuşmam ama böyle kendini bilmezler görünce bildiriyorum. Hele birde bilmiş sanmaları yok mu kendilerini ışte o zaman ikinci kattan atlayıp sakat birakasim geliyor kendimi :)

dağcı, higs, qlause, Olimpiyat

Bakalım neler olacak. Özellikle bunun takipçisi olacağım.

dağcı
13-09-2012, 16:27
subuti641 önündeki bilgisayar kendiliğinden oluştu desem ne dersin bana? yada bütün insanlığın önünde bunu sana söylesem sen de bana desenki yahu olurmu öyle şey kendiliğinden oluşurmu bu desen bana, 7 milyar insan hangimize inanır? cvp verirmisin? sizin savunduğunuz şeylerle bunun arasında hiçbir fark yok.. bunu anlamayacak kadar.. neyse kalbinizi kırmak istemem.. ettiğim hakaretleri sizin bize ettiğiniz hakaretlere sayın ok!?

higs
13-09-2012, 16:31
yahu dağcı iki galaksinin çarpışması hangi düzenin kuralıdır. Bu sistemde iki durum oluşuyor bu durumlar şunlar. Galaksilerin Çarpışmasından önceki evren. Ve çarpıştıktan sonraki evren. Eğer çarpışma evrene düzen getirecek ise çarpışmadan önceki evren şekli düzensizdi. Yok evren şimdi düzenli ise bu çarpışmanın amacı nedir. Şimdi sen çarpışmayı düzen olarak sayarsın. :) bakalım neler olacak. Ama hala çarpışmanın düzen üzerindeki etkisini anlatmadın. Bizim galaksi neden dolayı çarpışıyor.

Cumayagittimgelicem
13-09-2012, 16:36
dağcı, higs, qlause, Olimpiyat

Bakalım neler olacak. Özellikle bunun takipçisi olacağım.

sanırım dağcının durduk yere sarf ettiği hakaretleri kaçırdınız. Bizim cevaplarımız gene yumuşak kalıyor. Benim takip edebildiğim kadarı ile müslüman arkadaşların verecek cevabı kalmayınca hemen hakarete başvurmaları.

İnsan insanın eğlencesi olur, alayda eder. Karşısındaki birşey bildiğini zannedip alay edilecek ortam yaratıyorsa kendi adına, alaycı bir tavırla cevap vermemiz çok doğal. Burada insan insanla alay eder mi/eğlenir mi ne ayıp gibi çıkarımlar çok saçma. Gene en azından kişisel hakaretlere daha hafif kelimelerle yani alay ile cevap veriyor arkadaşlar.

mustafakemallerolmez
13-09-2012, 16:38
subuti641 önündeki bilgisayar kendiliğinden oluştu desem ne dersin bana? yada bütün insanlığın önünde bunu sana söylesem sen de bana desenki yahu olurmu öyle şey kendiliğinden oluşurmu bu desen bana, 7 milyar insan hangimize inanır? cvp verirmisin? sizin savunduğunuz şeylerle bunun arasında hiçbir fark yok.. bunu anlamayacak kadar.. neyse kalbinizi kırmak istemem.. ettiğim hakaretleri sizin bize ettiğiniz hakaretlere sayın ok!?

ben de sana diyorum ki insanlık tarih boyunca doğada olup bitenleri doğaüstü olayları açıklayabilmek için devamlı kendilerine birer tanrı edinmişlerdir. güneşe tapan mı ararsın çakan şimşeğe tapan mı yağmura suya ateşe hatta kendilerine hamurdan put yapıp ona taparken kıtlık zamanı tanrısını yiyen bile duydum ben. Bütün insanlık evrenin oluşumundan doğal afetlere kadar bütün bunları ilahi bir varlığa bağlamaya çalışmışlardır. Çünkü insanoğlu doğası gereği merak eder ve meraklarını bu şekilde gidermişlerdir. bugün de senin allahınla onların tanrıları arasında hiçbir fark yoktur. Gelecekte başka birileri o günün şartlarını anlatan ve insanları tatmin edecek dinler bulacak ve günümüz semavi dinlerine bugün bizim cahiliye dönemi dinlerine baktığımız anlayışla bakacak ve kıçlarıyla güleceklerdir.

Yergin
13-09-2012, 16:40
subuti641 önündeki bilgisayar kendiliğinden oluştu desem ne dersin bana? yada bütün insanlığın önünde bunu sana söylesem sen de bana desenki yahu olurmu öyle şey kendiliğinden oluşurmu bu desen bana, 7 milyar insan hangimize inanır? cvp verirmisin? sizin savunduğunuz şeylerle bunun arasında hiçbir fark yok.. bunu anlamayacak kadar.. neyse kalbinizi kırmak istemem.. ettiğim hakaretleri sizin bize ettiğiniz hakaretlere sayın ok!?

Bu mazeret değildir dağcı. Bir müslüman için bu mazeret değildir. Lafını, düşünceni söylersin gerisine karışmazsın. Ama bu da hakaret içeren ifadeler olamaz. Hele ki, onlar etti, bende edeyim ödeşelim hiç değildir.

Olimpiyat
13-09-2012, 20:02
Bakıyorum yine ortalık toz duman olmuş, o ona hakaret ediyor, o da ona.

En çokta sizin mesajınızı görünce üzüldüm. Eğleniyoruz işte demenize.

Bir insan için, bir insan eğlence olabiliyormuş demek ki. İster 10 yaşında olsun, ister 65.

Yöneticilerden talepte bulunun bence. Bir lunapark kursunlar size burada.
Haklısınız..
O kişiye uymamam gerekirdi.Aslında her defasında tahriklere kapılmayacağım diyorum ama dayanamıyorum..

Ama asıl sorun şu ki, fitili ateşleyen hep müslüman kardeşleriniz oluyor.

Yani , soru sorarken ya da cevap yazarken araya hakarette sıkıştırıyorlar. Gerçi onları da yöneticilere havale etmek gerek ama her zaman yöneticiler forumda olmayabiliyor, bunlar peşpeşe yazılarla seviyeyi düşürünce dayanmak zor oluyor.
Böyle saldırmalarının en önemli nedeni, bigi eksikliği. Onu da karşı tarafa hakaret ederek kapatmaya çalışıyorlar, biz de karşılık vereiliyoruz.

Aslında sayılar az da olsa bilgili ve üslubu düzgün müslümanlar var, onların teşriflerini bekliyorum.
O zaman forum daha seviyeli ve daha kaliteli tartışmalara tanık olacak.

spartacus
13-09-2012, 20:11
Sevgili arkadaşlar gözlemliyoruz.

1. Konular provake ediliyor.
2. Sabote ediliyor.
3. Ortam oluşur, oluşmazda hakaret ediyorlar..

Son Disiplin Duyurularında görebilirsiniz ve o isimleri profillerinden mesajlarını aratın ve ilk mesajlarına nasıl başlamışlar bakın. Bir diğeride konularla zerre alakalı yazmadıklarını da görebilirsiniz.. Bu şu demektir, hakaret etmese bile konuları provake edenlere, sabote edenlere de izin verilmeyecektir. Tabi forum ortamında kestirip atmak kolay olmuyor, bir bakıyorsunuz konu saptırılmış, ardından da sapan yönde cevaplar verilmiş. kaldırsanız herkesin yazısını kaldırmak zorundasınız, o nedenle bir yere kadar gidiyor bu.

Arkadaşlar lütfen, kimse, kimsenin alçak seviyesine düşmesin, muhatap olmayın ve şikayet edin. Forum yönetimi gereğini yapar.

123
01-03-2020, 21:57
Arkadaşlar ben bu konuyu açtığımda 14 15 yaşlarımda lise1 e yeni geçmiştim. Şimdi agnostiğim. Seneler sonra bu sitedeki tartışmalarımı hatırladım ve ne saçmalıklar yazdığımı okumak istedim. Hesabı buldum giriş yaptım. 123 diye nick mi olur ya :D

Yıldıztozu
30-05-2020, 15:54
EVRENİ YOKTAN KİM VAR ETTİ?

Soruyu doğru sormak, doğru cevabı bulmak için bir önkoşul.

Evrenin yoktan var olduğu da nereden çıktı.
Evreni birinin var ettiği de nereden çıktı.

Sonbaharda ağaçların yaprakları yere düşüyor. Kim düşürdü diye soruyor muyuz? Dindarlar bile doğal sebeplerle düştüğünü anlayabiliyor.

Nolan
24-03-2026, 23:57
https://www.youtube.com/watch?v=fO-fIAlqzIc

Andrew
25-03-2026, 01:47
videonun tamamini izlemedim, sadece ilk bir kac dakikasina bakarak bu yorumu yapmak istiyorum. ogrenciler Feynman'a soru sorarken, onun buyuk bir bilim insani olmasindan dolayi sanki tanrinin var olup olmadigi konusunda kesin bir sey soyleyebilecek biriymis gibi yaklasiyorlar. burada aslinda cok temel bir yanlis anlama var. bir insanin fizik, kimya ya da herhangi bir bilim dalinda cok basarili olmasi, onun metafizik bir konuda da kesin bilgiye sahip oldugu anlamina gelmez. bilimsel uzmanlik ile varligin nihai anlami uzerine konusmak ayni sey degildir.

Feynmanin verdigi cevap da zaten bunu acikca gosteriyor. size rahatlatici bir sey soyleyemem diyor ve evrenin soguk, karanlik ve anlamsiz gorunebilecegine isaret ediyor.

bu aslinda kesin bir yargi degil, daha cok bir ihtimalin ifadesidir. yani Feynman burada tanrinin yoklugunu kanitlamiyor, sadece bilimin bize sundugu cerceve icinde kesin bir anlam ya da amac bulmanin zor oldugunu dile getiriyor.

bu da onun bilimsel durustlugunun bir gostergesidir.

buradan hareketle su noktayi net sekilde soylemek gerekir:

bir bilim insaninin bilimsel faaliyetleri ne kadar ileri olursa olsun, bu onun tanrinin varligi ya da yoklugu konusunda kesin bir otorite oldugu anlamina gelmez. cunku bilim, tanimi geregi gozlem, deney ve olculebilir verilerle calisir. tanri kavrami ise bu cercevenin disinda, soyut ve metafizik bir alana aittir. dolayisiyla bilimsel yontemle bu konuda kesin bir var ya da yok sonucu ortaya koymak mumkun degildir.

bu noktada onemli bir denge kurmak gerekir. Feynman nasil tanrinin yoklugunu kanitlayamazsa, francis collins gibi inanan bir bilim insani da tanrinin varligini bilimsel olarak kanitlayamaz. iki taraf da farkli acilardan yorum yapabilir, kendi inanc ya da dusunce sistemlerini ortaya koyabilir; ancak bunlar bilimsel kesinlik tasiyan sonuclar degildir. bu daha cok felsefi ve kisisel yorumlarin alanina girer.

ayrica insanlik tarihine baktigimizda, bilgimizin ne kadar sinirli oldugunu da acikca goruruz. bir zamanlar insanlar hucre diye bir yapinin varligindan habersizdi. dna'nin ne oldugu bilinmiyordu. evrenin yapisi hakkinda bugunku kadar detayli bir bilgiye sahip degildik. bugun bildiklerimiz, gecmise gore cok daha fazla; ama bu, her seyi bildigimiz anlamina gelmez. aksine, her yeni kesif bize ne kadar cok bilinmeyen oldugunu da gosteriyor. dolayisiyla tanri gibi bir konuda kesin ve degismez bir sonuca ulastigimizi iddia etmek bilimsel tevazuyla da pek uyusmaz.

gercek su olabilir: tanri vardir, tanri yoktur ya da bizim henuz kavrayamadigimiz, kategorilere ayiramadigimiz baska bir gerceklik vardir.

insan zihni su an icin sadece belirli kavramlarla dusunebiliyor olabilir. bu da bizi ucuncu, hatta daha farkli ihtimallere acik olmaya zorlar.

Andrew
25-03-2026, 02:50
bir onceki yazidada soyledigim gibi, bir insanin bilim insani olmasi onun tanri hakkinda kesin bir yargi verebilecegi anlamina gelmez. bu tur konular yorum ve bakis acisidir. bu kadar yani. baska bir sey degil.

ama bana gore ilginc olan bir sey var. bazen bilim ve din tamamen farkli seyler soyluyor gibi gorunse de, ki soyluyor, bazi noktalarda da benzer bir yere isaret ediyorlar.

mesela aklima ilk gelen sey su: madde aslinda gordugumuz gibi olmayabilir.

bazi dini yaklasimlarda goruyoruz, deniyor ki, duyularimizin bize gosterdigi dunya gercekligin tamami olmayabilir. yani gordugumuz sey, gercegin sadece bir kismi olabilir.

ilk bakista biraz felsefi biraz da ubsurt birr iddia gibi duruyor. biliyorum.

ama bilimsel verilere baktigimizda da farklı bir şey görmüyoruz ki. isterseniz tanri meselesinden biraz uzaklasip sunu konusalim. sonra tanri olayına baglayacagim en son.

soyle baslayabilirim. biz dunyayi duyularimizla algiliyoruz, degil mi, ama bu duyular cok sinirli calisiyor.

mesela gozlerimiz sadece isigin cok dar bir araligini gorebiliyor. elektromanyetik spektrum cok daha genis, ama biz bunun buyuk bir kismini hic deneyimlemiyoruz.

yani aslinda etrafimizda cok daha fazla sey var, ama biz bunlari gormedigimiz icin yokmus gibi dusunuyoruz.

eger gozlerimiz bu sinirla kisitli olmasaydi, dunya bize tamamen farkli gorunurdu.

belki de her sey isik dalgalarindan olusan, cok daha karmasik ve yogun bir yapi gibi algilanirdi.

ayni durum isitme icin de gecerli.

kulaklarimiz sadece belirli bir frekans araligindaki sesleri duyabiliyor. bunun disinda kalan cok daha yuksek ya da dusuk frekanslar var, ama biz bunlari hic duymuyoruz.

mesela yarasalar bizim duyamadigimiz sesleri algilayabiliyor. ya da dogadaki bazi olaylar cok dusuk frekanslarda titresim uretir, ama bu da bizim icin tamamen sessizdir.

hatta atomlar bile surekli titresim halindedir, ama biz bunu hicbir sekilde fark etmeyiz.

eger isitme duyumuz bu kadar sinirli olmasaydi, dunya bize cok daha farkli gelirdi.

yani daha fazla ses, daha fazla titresim, daha fazla hareket algilardik.

biz sadece duyularimizin izin verdigi kadarini deneyimliyoruz. ayni sinirlilik diger duyularimiz icin de gecerli.

mesela koku alma duyumuz sadece belirli kimyasal maddeleri algilar. havada aslinda cok daha fazla sey vardir ama biz bunlarin buyuk bir kismini hic fark etmeyiz.

tat alma da benzer sekilde calisir. sadece belirli tatlari algilariz. oysa yedigimiz seylerin icinde cok daha karmasik yapilar vardir.

dokunma duyusu ise bize cok sinirli bilgi verir. bir seyin sert mi yumusak mi oldugunu, sicak mi soguk mu oldugunu anlariz. ama gercek yapisi hakkinda neredeyse hicbir sey bilmeyiz.

yani anlatmaya calistigim şey su:

biz sandigimiz gibi her seyi deneyimlemiyoruz. aksine, buyuk bir kismini hic fark etmiyoruz.

hatta soyle soylemek mumkun: etrafimizda olan seylerin cok buyuk bir kismi, bizim icin tamamen yok gibi. yukarıda anlattigim sebepten oturu.

eger tum bu yapilari algilayabilseydik, zihnimizde olusan dunya resmi bugunkunden tamamen farkli olurdu.

yani gordugumuz dunya, gercegin kendisi degil, sadece bize gorunen hali.

ve bilimsel olarak bakildiginda, madde dedigimiz sey de sandigimiz gibi sabit ve kati bir sey degil.

daha cok titresen, hareket eden enerji yapilarindan olusuyor. hatirla, ilkokulda ya da ortaokulda atom diyagramlari gormustuk.

ortada proton ve notronlardan olusan bir cekirdek, etrafinda donen elektronlar. hatta bazilarimiz bunun modelini bile yapmistik.

renkli toplar, teller, donen halkalar felan... o zamanlar cok mantikli ve net gorunuyordu tabii.

ama burada ciddi problemler var esasinda.

bu kitaplardaki cizimler birsey ogrenmek icin iyi olabilir, ama gercegi tam olarak yansitmaz bunlar.

yani aslinda atom, o cizimlerde gordugumuz gibi yapilar felan degil.

daha 20. yuzyilin basindan beri, atomun gercek yapisinin cok daha farkli oldugu konusuluyor.

mesela ilk buyuk sorun olcek meselesi.

mesela hidrojen atomunu dusunelim. bir proton ve bir elektron. kitaplarda cekirdek ortada, elektron da ona yakin bir yerde cizilir.

ama gercekte bu boyutlar boyle degil.

eger cekirdek kitapta gordugumuz gibi bir buyuklukte olsaydi, elektronun cok ama cok uzakta olmasi gerekirdi. neredeyse kilometrelerce uzakta.

yani aradaki bosluk inanilmaz derecede buyuk.

bu da bizi su sonuca goturuyor:

atom dedigimiz yapi, aslinda buyuk oranda bosluktan olusuyor.

hatta soyle soyleyebiliriz: gordugumuz, dokundugumuz, kati sandigimiz her sey, buyuk olcude bosluk icinde duran parcalardan olusuyor.

cok bilinen bir ornek vardir, ama tekrar etmekte fayda var:

eger atomun icindeki bu bosluklar tamamen ortadan kaldirilsa, yani cekirdek ile elektron arasindaki mesafe yok edilse, insan vucudu inanilmaz derecede kuculurdu.

neredeyse toplu igne basi kadar bir boyuta inerdi.

yani bedenimiz sandigimiz gibi dolu, kati bir yapi degil.

neredeyse tamami bosluktan olusuyor.

yuzde 99.9999 gibi cok buyuk bir kismi aslinda bosluk.

yani maddenin ve atomun ic yapisindan bize soyledigi bir sey var. yani gordugumuz dunyanin aslinda ne kadar farkli bir temele dayandigini anlatiyor. ama sadece bu degil yani.cunku fizik biraz daha derine indikce, sadece maddenin degil, evrenin kendisinin de sandigimizdan cok daha farkli olabilecegini soylemeye basliyor.

ozellikle son yuzyilda bir suru fizik teorileri gelisti. soyledikleri sey su: bizim fiziksel evren dedigimiz sey, aslinda cok daha buyuk bir yapinin icinde cok kucuk bir parca olabilir.

yani evren, sandigimiz gibi sadece gordugumuz uzaydan ibaret olmayabilir diyorum.

daha cok, enerji temelli, cok daha genis bir yapinin icinde yer alan sinirli bir bolge gibi de dusunulebilir.

burada onemli bir degisim var.

cunku artik mesele sadece madde nedir sorusu degil.

evren nedir sorusu haline geliyor.

ve verilen cevaplar da giderek daha soyut hale geliyor.

mesela modern fizik, evreni sadece kati maddelerden olusan bir yer olarak degil, daha cok enerji desenlerinin olusturdugu bir sistem olarak goruyor. yani pek cok yerde daha once bahsetmistik, madde aslinda enerji ise, evren de bu enerjinin belirli sekillerde organize olmus hali olarak ifade etmistim.

burada yanlis anlasilmasin;

fizikciler bu sonuclara herhangi bir manevi deneyim yasadiklari icin gelmiyor.

tam tersine, matematiksel hesaplar ve gozlemler bunu zorunlu kiliyor.

yani ellerindeki denklemler, sadece gozle gorulebilen madde ve olculebilen enerji ile aciklanamayan bir tablo ortaya koyuyor.

bence bir sey eksik.

mesela einstein'in genel gorelilik teorisini gelistirdigi donemde boyle bir sorun ortaya cikiyor.

eger sadece gozlemlenebilen maddeyi hesaba katarsak, evrenin kendi uzerine cokmesi gerekir.

yani tum kutlelerin yarattigi cekim gucu, evreni icine dogru cekmelidir.

ama gercekte boyle olmuyor.

evren cokmuyor.

hatta daha sonra anlasildigi gibi, genisliyor.

bu da su soruyu doguruyor:

peki bu dengeyi saglayan sey ne?

einstein bu problemi cozmeye calisirken, gozle gorulemeyen ama etkisi olan bir enerji oldugunu varsaymak zorunda kaliyor.

yani matematik, bizi gorunmeyen bir seyin varligini kabul etmeye zorluyor.

daha sonra kuantum fizigi de benzer bir noktaya geliyor.

ama farkli bir yoldan.

onlar da evrenin her yerinde bulunan, ama dogrudan olculemeyen bir enerji alanindan bahsediyor.

bazen buna bosluk enerjisi deniyor.

ama burada bosluk kelimesi biraz anlamsiz kalir.

cunku aslinda tamamen bos bir yer yok.

her yerde bir tur enerji varligi oldugu dusunuluyor.

ve bu enerji, belirli bir noktada azalip artmiyor.

evrenin her yerinde ayni sekilde bulunuyor.

yani aslinda sandigimiz gibi tamamen bos bir uzayda yasamiyoruz.

tam tersine, her tarafi bir sekilde dolu olan, ama bizim dogrudan algilayamadigimiz bir yapinin icindeyiz.

neyse… bunlari niye anlattim?

cunku burada fark etmemiz gereken cok basit ama cok onemli bir sey var.

bizim bildigimiz, gordugumuz, ifade ettigimiz seyler… hepsi bizim sinirlarimiz dahilinde.

yani duyularimizin sinirlari, zihnimizin sinirlari, kullandigimiz kavramlarin sinirlari.

biz aslinda gercegi oldugu gibi degil, algilayabildigimiz kadariyla konusuyoruz.

mesela biraz once konustugumuz seyleri dusun.

isik var ama biz cok kucuk bir kismini goruyoruz.

ses var ama cok kucuk bir kismini duyuyoruz.

madde var ama sandigimiz gibi degil.

evren var ama gordugumuzden cok daha buyuk ve karmasik.

yani her adimda ayni seyi goruyoruz:

gercek var, ama biz onu tam olarak kavrayamiyoruz.

sadece bir parcasini tutabiliyoruz.

simdi burada durup su soruyu sormak gerekiyor.

eger durum buysa, yani biz bu kadar sinirliysak…

tanri gibi bir konuda kesin konusmak ne kadar mumkun?

yani bir insanin cikip vardir ya da yoktur demesi, gercekten neye dayanir?

cunku biraz once gorduk.

en basit fiziksel gercekliklerde bile, sandigimizdan cok daha fazla bilinmeyen var.

goremiyoruz, duyamiyoruz, olcemiyoruz… ama yine de var olabiliyor.

o zaman belki de mesele su.

bizim tartistigimiz sey, tanrinin varligi ya da yoklugu degil sadece.

bizim tartistigimiz sey, kendi sinirlarimiz.

spartacus
25-03-2026, 06:44
Görmediğimiz(illa göz olarak düşünülmesin, nesnel ve tutarlı ilişkiyle sağlanan, nesnel çıkarımlar da gözlemin parçası olur) hakkında da zaten bilgi, beyan olmaz. Bilim, bu konuda dinle ortaklaşmaz. Hayal kırmak, düşünmek, sorgulamak, sorular sormak aslında bilime değil, insana özgüdür, bilimle mümkün olmayan konularda bilim, dinle ortaklaşamaz, ortaklaşıyorsa orada soran, eden, kurgulayan insandır ve o halde iken başvurulan yol, yöntem bilim pratiğinin dışında, akıl, mantıkla da bağdaşmıyorsa, bilimle düşünsel zeminde de çelişir. Bilim açısından ele alacaksak, sorgulama ve sorular da bilimsel olmak durumunda... Bilim karanlıkta fener yakıp ilerlemek gibidir, fenerin ışığıyla gözlemleyebildiği hakkında veri, bilgi edinme işidir. Uhrevi, hayali, feneri söndürüp, karanlıkta mesnetsiz, mantıksız varsayım, büyülü, gizemli, kurgu, atıflarda bulunma, nasılsa karanlık ne dersem diyeyim, sınanamaz gibi bir durum, davranışı olamaz. Gerçeklik "nasıl göründüğüyle"(salt biçime ve göz faktörü, görüntüyle) ilgili bir durum değil, nasıl görndüğü zaten -ortada- olanın(gerçeğin) biçimiyle ilgilidir. Gerçek öznenin zihin, hayal gücü, işine nasıl geliyorsa öyle düşünmesinden bağımsız "ortada olma, ortadalık" hali. Yorum gerçeği değil, bilgiyi sağlar, bilgi de etkinin, tepki üzerinden yorumuyla sağlanır. Gerçek; yerine ikame olarak peydahlanamaz, soyut olamaz, türetilip paketlenemez, ama yorumlanabilir ve yorumlarda ortada olanla uygunluk, dairlik aranabilir.
Zaten -konu bilgi ise- aslolan veya bağlayıcı olan bilim değil, yöntemdir(ki bilimi de bilim yapan budur). Bilginin nasıl elde edildiği önemlidir(Yöntem: gözlem, tecrübe, sınama, deney-im, böylece elde edilen verinin(tepki kıyas-ölçümleri)yorumu(materyalizm)... Bu esas-temel ve usül olmadıkça, bilim de anlamsız veya yoktur -temelsiz, muhatapsızdır).
Bilgi dışında her şeyi konuşabiliriz, ama konu bilgi, bilim olacaksa her şeyi konuşamayız, her şey lafzı da anlamını yitirir... Bizim katı, sıvı, gaz vb. olarak gördüğümüz temel yapıtaşı değil, görece maddi yapılardır(formdur, biçimdir, yapıdır, madde tüm bu formların özüne dairdir ve herhangi bir formun biçimine, HAL'ine indirgenemez(bazıları belkide bu sebeple enerjii demeyi seçerler, ama aslında doğrusu "madde" kelimesini kullanmaktır, çünkü şeylerin temelind eyatan dendiği an, kastedilen her durumda madde -şeylerin temelinde olan- olur. Demek ki madde, formlara nzaran bakılarak, basit bir biçime indirgenemez. Görünemeyen düzeydeki muhteva, görünemediği için de enerji olarak düşünülemez, ancak çeşitli etkiler, gözlem, uzayın dokusunda hem biçim hem de etkisiyle gözlemlenen büzülmeler, basınç farkları vb... üzerinden nesnel olarak çıkarımı yapılabilir, işte asıl muhteva o olmalı... Gözlemlediklerimiz ise muhtevadan meydana gelen, görece çeşitli biçimler yansıtan formlar..

Doğada enerji diye bir şey(cisim, nesne) yok(bu bizim mecburen kullandığımız bir ifade, nicelik, soyutlama, ölçü namına. Dolayısıyla hiç bir şey yoksa bile tabanda, temelde enerji vardır denemez). Enerji esasında maddi lişkiler, etki-tepkiden açığa çıkan değişimler(iş'ten) ayrıştırılamaz, esasen enerji ilgili ilişkinin ne derecede etki-tepki, değişime veya doğru bir ifadeyle ne kadar iş kapasitesine sahip olduğuyla ilgilidir, niceliktir. Niceliklerin sanki aslının yerine geçiyormuşcasına kullanımı ise, mecburiyetten, izah, ifade, dil ve özne açısından zorunlu hale geliyor(çünkü izah eden de, izah edilen de insandır ve onun diliyle konuşmak zorundadır)... ve maddi etki-tepki-ilişki olmadan sadece form-yapılardan değil, enerjiden de söz edemezdik, ama formların açığa çıkmasında da İŞ(ilişki-etki-tepki değişim, fark dönüşüm) önem arzeder ki, bu bağlamda da enerji(iş kapasitesi) önemli hale gelir. Kısaca enerji(iş ve iş kapasitesi, ilişki, etki,tepki, dönüşümler)olmazsa formlardan da söz edemeyiz, böylece kısa yoldan ifadeyle, "enerji" formlar açısından temel öneme sahip olur ve her bir form ancak İŞ, enerjiyle var olur, İŞ, enerjiyle, "dirençle" vb. varlığını sürdürebilir.

Gündelik dilde, iradi bir eylem için "davranış" kelimesini kullanırız, bu dildir, biz de özneyiz, dolayısıyla elde olan kelime, kavramlar ve yüklediğimiz anlamlar sayesinde ifade edebilir, anlayabiliriz. Bilimde "davranış" ifadesi, örneğin su'yun akma davranışı, eğilimden, şu ya da bu elementin, şu koşulda şöyle davrandığı veya eğilim gösterdiği vb. ifadelerinin kullanılıyor olması, suyun gerçekten de keyfi tercihlerde bulunabildiği, davranış sergilediği anlamına gelmez... İzahlar ve ifadelerde, kelimelere değil, cümlede verilmek istenen mesaja, anlama bakmak gerekir. Su bir davranış sergilemekten ziyade, çekim kuvvetine kapılmıştır... Ama bunu özne-l olarak, eğilim, davranış kelimelerini kullanmadan nasıl ifade edebilirdik ki? Bir de elbette kişiler aşırı öznelcilik, idealizm batağında bönleşmemişse(niceliği, soyutlamayı, aslına işaret edeni, somutun, aslının yerine ikame etmiş(geçirmişse), bir biçimde, ne yapılsa da farkına varamıyorsa, elden bir şey gelmez... Bu kesimi bilhassa öznel idealistler*, dinciler, falcı, müneccim türünde sözde ayetvari kurgu üretenler, sözde bilimden nemalananlar temsil eder. * Sözde konferans yapıp, salondakilere siz bu salonun içinde değilsiniz, salon sizin içinizde, bu bilgisayar aslında yok, o sizin içinizde(zihninizde) diyenler vb.)

Başa dönersek, gerçeklik adına ölçütümüz "ortada olmak", iddiasının da "akıl mantıkla" bağdaşır olması gerekir. Ortada olmayan veya olsa da dolaylı veya dolaysız(kesinlikle tutarlı oılmalı) tespit edilemeyene dair bilgi de olmaz, lafzı da... Bu koşullarda ortada olmadığı ve hiç bir etki, ilişkiyle de bağıntı kurulamayan hakkında(nasıl oluyorsa?), ortada olduğu iddia edilen ne varsa, ya kurgudur ya da hayal gücüyle türetilendir, laftır. Heleki isim verip, tanımlanmışsa bu ancak insanın ütrettiği bir garabet olur. Varlık-yokluğun doğası zaten mutlak yokluğa(bu da mümkün olmaz, ama mecburen kullanıyoruz) veya evveliyatında var olabildiği iddia edilen kerameti kendidnen menkul bir tanrıya imkan vermiyor(varlıktan azade bir varlığın, bir çok yönden olanağı bulunmuyor, eğer varlığından söz edilemeyecekse o halde hitabın, hakkındlaığın, özeneleştirmenin, var olmasının anlamı olmuyor. Var, ama var değil, yok, ama yok değil demek gibi)...

Tanrıya "YOK" demek, illa iddia anlamıyla yok demek değildir. İddia olan ise aslında "var" kurgusudur(kurgudur çünkü ortada yoktur)... Aslında bu bağlamda öznel olarak yok denmesinde de bir beis yoktur, çünkü ortada olmayana var dendiğinde ne denebilir ki? Ama esas olan yokluğun, nesnel bir karşılığının olmamasına dair olanıdır(iddiadan ziyade ortada olmaması). Şu an masamın üzerinde, 70 tonluk bir Argentinosaurus görmüyorum, haliyle "A kişisi:masanın üzerinde 70 tonluk bir Argentinosaurus var" derse ne demeliyim? Siz olsanız ne derdiniz? Ben sadece görmüyorum demiyorum, benim bulunduğum odaya 70 tonluk canlı sığmaz, masam da o ağırlığı tartmaz zaten masamın yüzeyi de üzerinde durmasını sağlayamaz vs. diyorum. Yani bu uyduruk iddiaya karşı çok çeşitli, salt etkileşim(gözlem) değil, akıl-mantıkla yanıt veriyorum. Peki A kişisi: varsa, ama sen görmüyorsan diyorsa, bu tür yaklaşımlar safsata, insanın, öznenin, yani bizim türettiğimiz arızalar. Ben görmüyorsam, o da görmüyor, o halde nasıl uyduruyor?. Kerameti kendindne menkul bir tanrı, hem de içinde olmak zorunda olduğu sonsuz uzayı, varlığını, eylemini, özneliği sağlayacak maddesini(artık her nasılsa, ne şekilse, bir hakkındalığından, şashından, eyleminden söz edildiğine göre!) kendisi, kendisini yaratacak, eylemi nazarında ihtiyaç duyduğu zamanı da yine kendisiyle, artık neyi baz alacaksa başlatacak(ama kendisi başlamamış olacak), içinde olmak zorunda olduğu sonsuz uzayı da kendisi içinde olmadan önce yaratacak vs. (ya da doğrusu varlık-yokluk zaten başlayamaz, ilkin bunu kavramalı, ötesi masal olur). Üstüne de, kimse görmedi, kimse bir veriye sahip değil, gereği de yok(bir tanrıyı gerektirir bir durum, ihtiyaç da yok), öyleyse ne olduğu dahi belli değilken, var, yok demenin de anlamı bulunmuyor. Tanımlanamaz, tanımıyoruz(inkar anlamına gelmiyor, tanımıyoruz, yani gözlemi, verisine sahip değiliz, tanımlayamayız, hakkındalığından söz edemeyiz). Öyleyse tanımlanamaz olan hakkında konuşmak sadece bir uydurma, masal, bir çeşit arıza değil mi?. Dileyen inanabilir, ama sırf kişiler inanıyor diye, gerçeklik payesi biçilemez, gerçek kişilerin inancı, düşüncesinden bağımsız olandır, bağımsız ve ortada olanın da, varlığını ortaya koymak(zaten ortadadır) veya varlığını ortaya koyacak alakasız 3. şahıslara, öykü, masallara, mantıksız çıkarımlara, avukata gereksinimi olmaz, gerçek olan ortadadır...

Bay Bruce Wayne18
10-07-2026, 21:41
Sürekli felsefi akım değiştiriyorum. Ama sanırım tekrar ateist olabilirim. Çünkü deist Tanrı fikri bana önceden mantıklı geliyordu. Fakat evrenin var olması ve canlıların olması felan günümüzde bilimsel açıklamalar iyice daha fazla açıklanıyor. Ve evrim teorisi biyoloji olarak bilimsel açıklaması var. Astronomi olarak big bang teorisi, karadelikler, galaksiler yanı kısaca evrenin var olması için bir Tanrıya ihtiyaç yoktur. Bilim tek gerçek yoldur. Ve bilim yani materyalisttir. Yani Tanrıyı öne sürmek bence basit bir uydurmadır. Bilim sürekli kendisini düzelterek gelişiyor. Ve Tanrıya ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü bilim zaten teorilerle kanıtlarıyla her şeyi açıklanıyor. Yani Tanrı yoktur. Tanrı bir mitolojik uydurmalardan ibarettir. Ve artık kesin karar verdim. Artık ateisttim.