Orijinalini görmek için tıklayınız : Piramitte Kuran ile ilgili birkaç parça keşfedildi!
Değerli ve sevgili arkadaşlar, bugüne kadar bu forumda beni hep araştırmacı yönümle tanıdınız ve şimdiye kadar hiçbirinizi yanıltmadım.
Şimdi, bu mesajımda okuyucu şok edecek bir bulgumla tekrar karşınızdayım.
Yazıtı nasıl keşfettim?
Sözkonusu bu bulgu başlıkta geçtiği gibidir. Fakat bu bulgunun olduğu kitabı okurken, ilk başta ben de ne olduğunu anlayamamıştım bu bulgunun. Çünkü kitapta bu bulgu için Kuran 112 (yani İhlas suresi)'nin açık bir kanıtı ifadesi geçiyordu.
İnanın, bu bulguyu doğrudan arıyor değildim; ben yalnızca Menkaure Piramit'inde çalışırken İngiliz Albayı Howard Vyse'ın,
"Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=41&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)London, 1841, Seite: 41 (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=41&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)"
kitabına ihtiyaç duyuyordum, çünkü ondan sonra yapılan çalışmalarda bu piramite ait ölçümler mevcut değildi ve "Ejiptoloji'nin Babası" olarak gösterilen Sör W. M. Flinders Petrie de bu piramitteki ölçümlerde ona dayanıyor ve yukarıdaki kitaptaki kadar detay ölçümler veremiyordu. Bu nedenle Howard Vyse'ın 1837 tarihli çalışmalarını içeren kitaba acilen ihtiyacım vardı. İsteyen, bu kitabı yukarıda linkini verdiğim sayfanın sol üst köşesinden PDF formatında alabilir.
Neyse, ben bu kitapta Menkaure Piramiti'nin iç dizaynlarına ait ölçüm sonuçlarını ararken arada sırada karşıma Arapça yazıtlar da çıkıyordu ama tüm dikkatim Howard Vyse'ın ölçümlerinde olduğu için bu yazıtlara pek dikkat etmiyordum. Ancak bu Arapça yazıtlar içinde bir tanesi dikkat edilmeyecek gibi değildi ve ben de bu yüzden Menkaure Piramiti'ndeki çalışmaları bir kenara bırakıp, yukarıda linkini verdiğim 41. sayfadaki Arapça yazıta odaklanmak zorunda kaldım.
Howard Vyse yazıtı nasıl keşfetti?
Howard Vyse'ın söylediğine göre (ki o bu yazıtı ilk gördüğünde yanında İngiliz araştırmacılarla birlikte Mısırlı çalışanlar da vardı. Yani Howard Vyse'ın o sırada yanında bulunan Mısırlılar'ın Arapça bilmemesi sözkonusu değildi), 28 Haziran 1837'de Menkaure Piramiti'nin güneybatı köşesinde kalan uydu (küçük) piramitlerden doğudaki uydu piramitin giriş pasajının keşfi için bir kazı çalışması başlatılıyor. Ama piramitin giriş pasajı hemen o gün değil de, 2 gün sonra, 30 Haziran 1837'de bulunabiliniyor ancak.
Howard Vyse'ın bu kazı çalışmaları sonucunda bu küçük piramitin dikey ve yatay kesit planları şöyledir:
http://nar-mer.tripod.com/pir/ima/G3a.gif
Mısır Arkeolojisi'nde bu piramite "G3-a Piramiti (Pyramid of G3-a)" deniliyor. Piramitin üstteki dikey kesit planında giriş pasajı ve bir küçük oda görülüyor. Burası "Mezar Odası (Burial Chamber)"dır ve bu piramitin Eski Krallığın VI. Hanedanlığının en güçlü, Mısır'da gelmiş geçmiş en büyük firavunlardan biri, olan Menkaure'nin eşlerinden Khamerernebti II (http://tr.wikipedia.org/wiki/Khamerernebty_II)'ye ait olduğu söylenir ama bu kesin değildir. İsmi "İki Hanım'ın parlayan sevgilisi" anlamına gelir. Bu konuda detaylı bilgi alabilmek için, Kraliçe adının üzerine tıklayınız.
Fakat bizi ilgilendiren asıl kazı çalışmaları 1 Temmuz 1837'de başlıyor. Bu tarihte Howard Vyse ve ekibi yukarıda planı görülen giriş pasajı üzerinde çalışıyorlar ve bu pasajda temizlikle birlikte bazı keşiflerde bulunuyorlar. Vyse ve ekibi pasajı temizleyerek aşağıya doğru ilerlerken 2. planda yatay kesitte görülen "Mezar Odası"nı keşfediyorlar. Bu odanın içinde yukarıdaki 2. planda odanın üst tarafında hafif bir karartı şeklinde görülen "Sarcophage (Lahit)"i görüyorlar, fakat lahitin içi boş. Üstüne üstlük, daha önceki keşiflerde lahit ile birlikte bulunan hiyeroglif yazıtlar da yok! Vyse ve ekibi herhalde buna çok şaşırmış olmalı. Çünkü bu piramitin içinde hiçbir şey yok. Tıpkı diğer Giza Piramitleri'nde olduğu gibi.
Kurani Eski Bir Arapça Yazıt
Hatırlayınız, G1, G2 ve G3 olarak kodlanmış Büyük Giza Piramitleri'nin içlerine girildiğinde, bu piramitlerin içlerinde ne bir yazıt, ne bir sembol, ne de bunları ima eden en ufak bir ima dahi yoktu. Kitaplarında bu piramitler için bu sözleri söyleyen Erich von Daniken gibi Vyse ve ekibinin hayal kırıklığını anlayışla karşılamak gerekiyor. Fakat Vyse ve ekibini bu piramitte şaşırtan bir şey oluyor: Giriş pasajının tam karşısında odanın güney duvarında şu yazıtla karşılaşıyorlar:
http://upuaut.x10.mx/Kuran_112.jpg
Vyse ve ekibinin 1 Temmuz 1837'de G3-a Piramiti'nin içinde keşfettiği Arapça yazıt. Onlara göre bu Arapça yazıt Kuran'ın 112. bölümü imiş (Bkz. "Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=41&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)London, 1841, Seite: 41 (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=41&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)").
Bu Arapça yazıt onlara göre Kuran'ın 112. bölümünü yani İhlas suresini gösteriyormuş. Bu yazıt, diğer piramitlerde bulunan Arapça yazıtlarla birlikte 820'de Büyük Piramite güç kullanarak (piramitin giriş kapısının altında bir delik açmak suretiyle) giren Halife Memun zamanından kalma imiş. Yani Halife Memun ve yanındaki işçiler Büyük Piramit'te delik açıp, piramitin içini gezdikten sonra çekip gitmemişler; diğer piramitleri de gezmişler. Hem de uydu piramitlere varana dek.
Fakat yukarıdaki piramittekinin faksimilesi (elle 1-1 kopyası)'ne yakından bir göz attığımızda, gerçeklerin onların söylediği gibi olmadığını öğreniyoruz. Ben bunun için yukarıdaki Arapça yazıttaki harflerin altına Latin alfabesinden karşılık gelenleri teker teker yazmaya çalıştım. Bunlardan kırmızı renkte olanlar herkes tarafından (ki bazıları hariç) okunabilecek olan harflerdir ve kabul etmeliyiz ki bu çok eski bir Arapça yazısı olduğundan, farklı renkte olanları eski Arapça yazıtlardan çözerek yazdım. Tabii ki bu önçalışmada bazı hatalar mümkündür ama bu ikinci plandadır. Çünkü ilk planda bizim için önemli olan şey, Vyse ve ekibinin (daha sonra 1840'da J. Perring'in) iddia ettiği gibi bu Arapça yazıtta İhlas suresinin olup olmadığıdır. Eğer durum buysa, elimizde İhlas suresinin en eski yazıtlarından biri bulunuyor demektir. Ama yukarıdaki çözüm bunun böyle olmadığını gösteriyor bize.
Şimdi konuya ışık tutacak arkelojk bulgulara geçiyorum.
İhlas suresine ait arkeolojik bulgular: Aşağıda bu sure hakkında eski Kuran mushaflarını almıyor, yalnızca mimari ve diğer yapılardaki yazıtları alıyoruz.
1. An Arabic Inscription From Cyprus, 29 AH / 650 CE (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/urwa.html): Bir fotoğrafı ve faksimilesi olmayan bu yazıta göre surenin tamamı mevcutmuş.
2. The Arabic Islamic Inscriptions On The Dome Of The Rock In Jerusalem, 72 AH / 692 CE (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/DoTR.html): Bugün Müslümanlarca Kubbet-üs Sahra olarak bilinen düzgün 8-gen şeklindeki bu yapının güney dış duvarında surenin tamamı bulunmaktadır.
3. The Copper Plaque Inscriptions At The Dome Of The Rock In Jerusalem, 72 AH / 692 CE (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/copper.html): Aynı yapının bir başka yerinde surenin 3 ve 4. ayetleri mevcuttur.
4. Dirhem (http://en.wikipedia.org/wiki/Gold_dinar): Hicri 729/30 tarihli Emevi Halifesi Balkh al-Baida zamanında basılan bir dirhem.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e5/Silver_Dirham.png
Bu paranın arkayüzünün merkezinde "There is no god except Allah alone, there is no partner with Him (Allah'tan başka Tanrı yoktur, Allah'ın eşi yoktur)" şeklinde Kelime-i Tevhid geçer.
İlk dirhem Hicri 75/Miladi 695'te Emevi Halifesi Abd-al Malik zamanında basıldı. Bu paraların dizaynlarında arkayüzün merkezi kısmındaki ilk satırda (yukarıdaki dirhem bu türden bir örnektir) Kelime-i Tevhid ve onu çevreleyen yazıtta Kuran'dan parçalar vardı. Örneğin Hicri 79'da Şam'da basılmış bir dirhemin ortasında Kelime-i Tevhidi çağrıştıran "In he Name of Allah (Allah'ın adıyla)" ibaresi ve onun altında 3 satırda "Allahu Ahad, Allahu-Samad, Lam yalid wa lam yulad wa lam yakul-lahu kufu-an ahad" şeklinde yazılmış İhlas suresi mevcuttur. Bunları dışardan bir çember şeklinde çevreleyen yazıtta Kuran'ın 9:33 ayeti yer alır: "Muhammad is the Messenger of Allah, he was sent with guidance and the religion of truth to make it prevail over every other religion, averse though the idolaters may be (O, Allah'a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir. (http://www.facebook.com/KURANgentr))"
Son olarak bu tarihi bilgiler ışığında bu tartışmada şu sorulara yanıt aranacaktır:
Sorular:
1. Yukarıdaki Arapça yazıtta Kuranla ilgili (Kurani) parçaların olduğu açıktır. Vyse ve Perring'e göre bu, İhlas suresidir. Fakat bu yazıtı incelediğinizde (ki bunun için size yukarıda böyle bir çalışma verdim) farklı bir şey ortaya çıkıyor. Şimdi hiç kıvırtmadan bu yazıtta ne yazıyor ise (ki bana göre Kuran ile ilgili birkaç parça yazılmış ama Kuran'dakinden farklı. İşte sırf bu nedenle bile olsa yazıt incelenmeyi hak ediyor), onu ortaya koymaya çalışalım. Eğer bu yazıt da Sana Metni'ndeki gibi şimdiki Kuran ile uyuşmayan bir şey çıkarsa yapılacak bir şey yok demektir. Buna göre yazıtta Kuran ile ilgili söylenmek istenen nedir?
2. Yazıt saf Arapça ile yazılmamıştır; içinde Yunanca ve Koptik dillerinden harfler vardır. Acaba bu yazıtı yazan kişi, "Yahuda Müjdesi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yehuda_%C4%B0ncili)"ndeki gibi saf Koptikçe değil ama Arapça'yı Koptikçeye yaslayarak mı yazmaya çalışmıştı?
Not: Büyük İskender'in Mısır'ı fethetmesi ve ardından İskenderiye şehrini yeniden kurmasıyla birlikte Mısır Helenistik kültürle etkileşime geçer. Mısır dilinin 4. versiyonu olarak ortaya çıkan "Koptikçe" ya da "Kıptice (http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1pt%C3%AEler)" bu kültürel etkileşimin sonucunda ortaya çıkar.
Diğer taraftan, Christopher Luxenberg'e göre İslam öncesinde ve Kuran yazımı sırasında Arapça henüz emekleme dönemindeydi. Bu dönemde Arapça çok küçük metinler şeklinde ortaya çıkıyordu. Aşağıdaki arkeolojik bulgular Arapça'nın Nebatice, Yunanca ve Süryanice'ye yaslanarak yazılmış küçük metinleri gösterir:
a. Namarah Inscription: The Second Oldest Dated Pre-Islamic Arabic Inscription (328 CE) (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/namarah.html),
b. A First/Second Century Arabic Inscription Of (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)ʿ (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)En (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)ʿ (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)Avdat (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html),
b. Zebed Inscription: A Pre-Islamic Trilingual Inscription In Greek, Syriac & Arabic From 512 CE (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/zebed.html),
c. Harran Inscription: A Pre-Islamic Arabic Inscription From 568 CE (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/harran.html),
d. A Peculiar Inscription Containing Arabic & Nabataean Characters At Sakakah, Saudi Arabia (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/sakaka.html).
JUDAS Hakkında
Bu soru bağlamında bir sitemimi dile getirmeden geçemeyeceğim. "Yahuda Müjdesi" ya da "Yahuda İncili (http://tr.wikisource.org/wiki/Yahuda'n%C4%B1n_M%C3%BCjdesi)" olarak bilinen papirüs 61 sayfadan oluşur ama koleksiyonerin İsviçre'deki bir banka kasasında bekletmek suretiyle açgözlülüğü nedeniyle ancak 26 sayfası kurtarılabilinmiştir. O da, papirüsün göçmesi karşısında şaşkına dönen bu koleksiyonerin bilimadamlarından yardım istemesiyle gerçekleşmiştir. Konuyla ilgili National Geographic kanalında mükemmel bir belgesel film yapılmıştır.
Şimdi siz buradaki linke tıkladığınızda, orada Hz. İsa'nın Havarileri'nden Yahuda'nın "Vallahi benim bir suçum yok; İsa bana ne emretti ise onu yaptım. Ben masumum!" mealinde açıklamalarına tanık olursunuz. Bana göre bu papirüsü, büyük bir kuvvetle, Yahuda'nın bir müridi yazdı ama, papirüste yazılanlar doğru gözüküyor. Fakat durum bu kadar açık olduğu halde, Yahuda'yı neden hala hain olarak ilan ederiz? Örneğin, Lady Ga Ga'nın "Judas (http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=14578&sarki=Judas&sarkici=Lady%20Gaga)" şarkısında olduğu gibi.
İlginçtir; Judas'ın papirüsteki yazımı (alttaki satırda) "JODAC" şeklindedir ama şarkıdaki gibi okunur.
http://www.4truth.net/uploadedimages/4truth/Judas.JPG
"Judas" isminin papirüsteki yazım şekli. Bu isim en alt satırda Koptikçe büyük harflerle yazılmıştır, What should we think about the Gospel of Judas? (http://www.4truth.net/fourtruthpbbible.aspx?pageid=8589952746)
3. Yazıtı yazan kişi birkaç tane Koptikçe harf (örneğin "d, D" harfleri) kullandığına göre, acaba bu kişi Halife Memun'un adamlarından biri değil de, Kıpti bir Mısırlı mıydı? Eğer durum böyle ise, o zaman Vyse'ın ekibindeki Mısırlılar'ın Koptikçe bilmediği sonucu çıkar.
Arkadaşlar, benim bu yazıt hakkında ilk aklıma gelen sorular bunlardı. Eğer sizin de sorularınız varsa, bu mesajın altında ekleyebilirsiniz.
Arkadaşlar, bir önceki mesajımda geçen yazıtın çözümü o kadar kolay değil. Örneğin, Vyse bu yazıtı keşfettikten hemen sonra yanındaki Mısırlı çalışanlara göstermekten başka, Mekkeli Şerif'e de bir kopyasını gönderiyor, Kahire'de uzman kişiler tarafından inceleniyor ama sonuç sıfır. Çünkü bu yazıt saf Arapça ile yazılmamış; içinde Koptikçe harfler de vardır. Bunun üzeribe Vyse bu ve diğer yazıtlar hakkında şu açıklamayı yapıyor: "Onlar muhtemelen ziyaretçilerin ya da işçilerin, ya da, belki, Kuran'dan birkaç ifadedir"
Bu konuda aşağıdaki sayfadaki dipnottan bilgiler alabilirsiniz. Vyse burada piramitlerde bulunan Arapça yazıtlar hakkında genel bir değerlendirmede bulunuyor:
http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglitData/image/howard_vyse1841bd2/1/083.jpg
Vyse'ın piramitlerde keşfettiği Arapça yazıtlar hakkında yaptığı çalışmalar dipnotta veriliyor (Bkz. "Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=83&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)London, 1841, Seite: 83 (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=83&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)").
Sözkonusu ilk mesajımdaki Koptikçe-Arapça çift dilli (bilingual) yazıtın çözümü için, Luxenberg'in dediği gibi (bkz.
http://www.youtube.com/watch?v=dKaWDLPykkY (http://www.youtube.com/watch?v=dKaWDLPykkY)
), her iki dile de hakim olmak gerekiyor. Fakat burada şanslı olduğumuz bir nokta var ki, Arapçası'ndan bu yazıtı iyi-kötü anlayabiliriz.
Aslında bu konuda (Arapça'nın emekleme dönemindeki çok dilli yazımına ilişkin) Alman Paleograf uzmanı Gerd R.-Puin'in bir kitap yazması gerekir ya, neyse.
Hasan Akçay
02-02-2013, 08:56
Kurân'daki kelimelerin 1/10'i yanlis anlasilmisti veya gercek anlamda hicbir sey ifade etmiyordu. Ancak eger Süryanice biliyorsaniz bu orani 5/100'e kadar indirebiliyordunuz.
Kurân'da kullanilan dil konusunda Dr Ayman'in yazdigi LANGUAGE BARRIER (http://www.free-minds.org/Old/articles/science/language.htm) baslikli makale isinize yarayabilir.
Özetle, Ayman'a göre, Kurân'in dili o zamanki Arap halkinin dilidir, ki Muhammed o halka mensuptur. Bu, her peygamberin ancak kendi halkinin dili (http://www.kuranmeali.org/14/ibrahim_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx) ile gönderildigini bildiren ayet ile de uyumlu bir görüs.
Su iletimde Dr Ayman'in görüsünü yansitmaya calistim:
Kurân'da
amiyane ifadeler var.
Örnegin
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Neden?
Cünkü
Muhammed
üstün tabakanin erazil (http://www.kuranmeali.org/11/hud_suresi/27.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx) (reziller) dedigi
asagi tabakaya mensuptur
ve Kurân
onun dilinde inmistir (14:4).
kisacasi
fuzulilerin degil
yunus emrelerin
dilidir
Kurân'in dili.
Burnu havada
aristokratlar
anlamaz onu.
Nitekim
anlamadilar ve anlamadiklari icin
Allah'in sözlerini carpitip carpitip
kendilerine benzettiler.
Örnegin
"Demokrasi küfürdür!" dediler, oysa Allah'in emridir;
"vadribûhunne"yi "kadinlari dövün"e yordular;
"mâ meleket eymân"i cariye yaparak nikahsiz iliskiyi bu dünyada kitabina uydurmakla yetinmediler,
cennetteki pinarlari, meyvalari, dösekleri huri diye carpitarak öteki dünyayi oturak alemi yapip ciktilar.
Yüz karasidir.
Peki
ne yapmak gerekir?
Kurân'i yeniden
halkin dilinde;
halka vermek.
O zaman
göreceksiniz
Avrupa'da
Incil halkin dilinde halka verilince ne olduysa
örnegin Türkiye'de o olur:
mevcut fiilî teokrasi sona erer, demokrasi gelir;
kadinlar erkeklere hukuken esit olur;
Allah'in dinine
insanlar dalga dalga girerler...
Allah
Nasr sûresinde
nebisine seslenerek
bunu dile getiriyor:
Allah'in yardimi gelip ilerisi acildiginda ve
Allah'in dinine insanlarin dalga dalga girdigini
sen gördügünde...
Su anda
"Allah'in dini"ne ulasamiyoruz.
Cünkü önümüzde engeller var.
Ve aşilmasi en zor olani: dil engeli.
Engelleri kaldirdigimizda Allah'in dini geri gelecek. Bir gün kesinlikle. Cünkü Allah'in yardimi ilahî vaaddir; Allah vaadini kesinlikle yerine getirir. Yeter ki o yardimi hak edelim.
* * *
İnananlara "reziller" diyenlerin dili de farklı değil, aynı dildir. Kendi dillerine "rezil" demiş olamazlar.
Inananlara reziller deyip dudak bükenler kendilerince üstün bi sinif. Onlarin kullandigi dil de avamin dilinden farkli. Tipki Fuzuli'nin dili Yunus Emre'nin dilinden nasil farkli ise.
Nahl 103:
Biz onlarin "Yuallimuhu beser-Ona bir insan ögretiyor!" dediklerini biliyoruz. Oysa sözünü ettiklerinin dili yabanci oldugu halde bu, apacik bir Arapca.
Bu ayetten anlasilan, halkin dili apacik bir Arapca oldugu halde o dönemin din kitaplari ve o kitaplarin ögretimi Arapca degildi.
Tipki nasil simdi bize Kurân kurslarinda kitabimizi anlamadigimiz bir dilde gûya ögretiyorlar ise Kurân'dan önce de din kitaplarini halkin anlamadigi dilde ögretiyorlardi.
Elbet bu kadar basit degil. Internette benim gördügüm ve bu görüsü destekleyen arkeoloik bulgular* var; onlari da degerlendirmek gerekiyor.
Ama Kurân "avamin dili"nde inmistir. Benim söyledigim esas olarak bu. O dili göklere cikarmak suretiyle ya da yerin dibine batirarak ulasilamaz, anlasilamaz yapmak ta onu asagilamaktir.
________________________
*Söz konusu bulgulardan birisi:
Ürdün’ün güney-batisindaki Avdat’in yaklasik 5 km kuzeyinde ortaya cikarilan ve eskiden yaninda her halde bir heykel bulunan, Miladî ilk 2 yüzyila ait 6 satirlik Aramice-Arapca bir kitabe.
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604400.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
Click to enlarge and read credit/caption.
(http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604422.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04422&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/ avdat.html (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin tanri Obodas’in önünde, ve anilsin orda
2.(her)kim
3.Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in önünde bir heykel (yapti).
Eski Arapca:
4.Kendi yararini ya da cikarini düsünmez O. Bize ölüm gelirse birakmaz benim
5.alinmami. Ve bela izliyorsa beni izlemesine izin vermez.
Aramice:
6.Garm’ahali yazdi (bunu) kendi eliyle.
* * *
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Konu: din.
Dil: Aramice
Satir 4-5 olayi kisisel düzeyde dile getiriyor.
Konu: günlük yasama dair istekler
Dil: Arapca.
Bu başlık beni ara tatilde bu forumdan mahrum tutanlaradır. Çünkü şimdiye kadar bu foruma hiç giremedim ama, ancak Google'da "acaba 2008'de olduğu gibi yine mi forum kapandı?" sorusuna yanıt olarak günlerdir yaptığım aramalara henüz şimdi cevap alabildim. Bu nedenle forum moderatörlerinin bu konuda bize şöylesine okkalı bir açıklama yapmaları şart olmuştur.
Hayır, olay zannettiğiniz gibi değil. Bazıları var, bu forumda başkalarıyla alay etmeyi sever; bazıları da başkalarını küçük düşürmeyi sever; bazıları da eğlenmeyi seçer. Hepsine saygı duyarım. Çünkü ne de olsa kötü bir dönemden geçiyoruz ve herkes stresini bir şekilde atıyor.
Dünya 51 yıl sonra Tanpınar'ı okumaya karar vermiş! (http://www.gunes.com/2013/01/25/haber/guncel/7390/51_yil_sonra_dunya_tanpinar_i_okuyor_.html)
Hımm, çok ilginç. Çünkü bizler onu çok daha önceden, Lise'de Edebiyat derslerinde, "Bursa'da Zaman" şiiriyle, okumuştuk. Fakat onun hakkında çıkartılan "Mücevherlerin Sırrı, 2002 (http://www.idefix.com/kitap/mucevherlerin-sirri-derlenmemis-yazilar-anket-ve-roportajlar-ahmet-hamdi-tanpinar/tanim.asp?sid=DB2JJ542B0Q6QENYVPDW)" adlı kitapta derlenmemiş yazılarını, anketlerini ve röportajlarını görünce, Lise yıllarında anlayamadığım bu Cumhuriyet aşığına hayranım bir kat daha arttı ve ne olduğunu çözdüm.
Peki neydi kitaptaki Tanpınar'ın mücevherlerinin sırrı?
Edebi eserlerini bir kenara bırakırsak, kendi dönemindeki olayları çok iyi gözlemleyip kendisinden sonrakilere edebi şekilde aktarmaktan başka bir şey değildi. Tanpınar DP iktidarı ve 27 Mayıs'tan (tabii ki) Yahya Kemale, eski şiirimizden pedagojiye hayatın hemen her alanı üzerine söz alıyor; Mehmet Akif ve Tevfik Fikret gibi çokça tartışılmış adları sağlam saptamalarla yerli yerine oturtuyor.
Tanpınar’ın Menderes öfkesi (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=57053)
Yahu adam tercümanımızmış, haberimiz yokmuş! Hürriyet acaba AKP'nin iktidara gelmesinden 4 ay sonra yazdığı bu haberin 11 yıl sonra Tanpınar'ın aynen anlattığı gibi olabileceğini kestirebilmiş miydi? Hiç sanmam. İşte öyle olmadığı için ben Tanpınar'ın bu gözleminin kitabın başlığında geçtiği gibi bir mücevher olduğunu düşünüyorum. Bu mücevherin sırrı da, Tanpınar'ın gözleminin 52 yıl sonra aynen tekrarlanmasıdır. Ona göre Menderes Kazıklı Voyvoda'yı taklide kalkışmış ve cezası da cehennem azabı imiş.
Batılı yazarların eserlerini yalayıp yutmuş ve efsanevi Grek Mitolojisi'ne hayran Tanpınar, Menderes dönemi için şunları söylüyor: "Adalete inanırım. Nemesis * tanrıların her zaman için en büyüğüdür. Dilden sonra selâmlanacak en büyük doğuş onun doğuşudur. Onun terazisi ve kılıcı insan kafasının en büyük seviyesidir. Fakat bir noktaya, içtimaî cürme kadar. Orada şaşmaz Tanrı'nın kudreti birdenbire durur. Böyle bir cürüm için din kitaplarının cehennemi, çeşitli azapları lâzımdır.", Radikal, Bizden gizlenmiş mücevherler (http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=898).
* Nemesis (http://tr.wikipedia.org/wiki/Nemesis): Grek Tanrıçaları'ndan Nyx'in kızıdır. Adalet ve intikam Tanrıçası'dır. Adaleti sağlamak için intikam almayı savunan merhametsiz bir tanrıçadır. Yunan Mitolojisi'nde, aşırı gurur ve enaniyete düşenleri cezalandıran Tanrıça'dır. İnanışa göre Nemesis, kinci, yapılan hata veya kötülüğün karşılığını getiren, kaderin vücut bulmuş hali, merhametsiz bir tanrıçadır.
Şimdi işbu kendi dönemimizin de kötü olmasından dolayı bu forumdaki faaliyetlere saygı duyuyorum. Ne de olsa herkeste bir stres var. Benimkisi ise yalnızca yazmak ve bunları sizinle paylaşmaktır. Ben de böyle atıyorum sterisimi işte!
Yazıt hakkında yeni bulgular
Bu arada, yani forum şimdiye kadar hep kapalıyken, ben de yazıt hakkında internetten çeşitli kaynaklarda araştırmalar yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ilk mesajda verdiğim yazıttaki harflerin tamanının Arapça'dan geldiğini tespit edebildim. Örneğin yazıtın ilk satırındaki Yunanca ve Koptikçe'de "Delta" olarak geçen "D" harfinin Arapça'da "H" harfi olduğunu görebildim. Bu harfi yazan kişi ya Kufi yazısı yanlış kullanmış ya da bunu kopyalayan Vyse yanlış yazmış olabilir, bilemiyorum. Çünkü 800'lü yıllardaki Abbasi dönemine ait kufi yazıtlarda "H" harfi bu kadar büyük ve "Delta"yı andıracak şekilde yazılmıyordu. Eğer o dönemde böyle bir durum sözkonusu olsaydı, Arapça harfler diğer alfabelerdeki (Grekçe, Koptikçe) harflerle karıştırılabilinir ve bu, önü alınamayacak karmaşaya yol açardı, diye düşünüyorum. Aynı yazım hataları kırmızı rengin dışındaki diğer renkli harfler için de geçerlidir. Örneğin bundan önce gelen harfe ben yeşil renkle "h" demişim ama bu harf de büyükçe, yani dikkatsizce, yazılmış ve bu harfi araştırdığınız zaman "b, t, s" harflerinden biri olduğunu görüyorsunuz. Bildiğiniz gibi, Arapça'da bu harfler yayvan bir tepsi şeklinde, altına ya da üzerine konan noktalarla ayırt edilebiliyor. Ama bu yazıtı yazan kişinin zamanında noktalama işareti olmadığı için, bu harfin nasıl seslendirildiğini kestiremiyoruz. Yazıtı yazan kişinin zamanında bu harf içinde bulunduğu kelimeyle anlaşılabiliniyordu ama şimdi ise biz bunu noktalarla anlayabiliyoruz.
Özetle, yazıtta ilk mesajımdaki 3. sorumda söylediğim gibi Koptikçe olarak harflerdeki yanlış anlamalar bu yüzden ortaya çıktı. Ama şimdi, yazıtın tamamına yakını çözülmüş durumda. Bu çözümü yakında burada yayımlayacağım. Ancak bunu yayımlamadan önce şu kesin olarak bilinmeli ki, ki isteyen yazıttan görebilir, bu yazıtta ne bir tarihten (piramiti ziyaret tarihi) bahsediliyor, ne de İhlas suresinden. Bu yazıtta sadece tıpkı mezar taşlarında olduğu gibi Allah'tan söz ediliyor.
Diğer gelişmeler için hatta kalın lütfen!
Kurân'daki kelimelerin 1/10'i yanlis anlasilmisti veya gercek anlamda hicbir sey ifade etmiyordu. Ancak eger Süryanice biliyorsaniz bu orani 5/100'e kadar indirebiliyordunuz.
Kurân'da kullanilan dil konusunda Dr Ayman'in yazdigi LANGUAGE BARRIER (http://www.free-minds.org/Old/articles/science/language.htm) baslikli makale isinize yarayabilir.
Özetle, Ayman'a göre, Kurân'in dili o zamanki Arap halkinin dilidir, ki Muhammed o halka mensuptur. Bu, her peygamberin ancak kendi halkinin dili (http://www.kuranmeali.org/14/ibrahim_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx) ile gönderildigini bildiren ayet ile de uyumlu bir görüs.
Su iletimde Dr Ayman'in görüsünü yansitmaya calistim:
Kurân'da
amiyane ifadeler var.
Örnegin
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Neden?
Cünkü
Muhammed
üstün tabakanin erazil (http://www.kuranmeali.org/11/hud_suresi/27.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx) (reziller) dedigi
asagi tabakaya mensuptur
ve Kurân
onun dilinde inmistir (14:4).
kisacasi
fuzulilerin degil
yunus emrelerin
dilidir
Kurân'in dili.
Burnu havada
aristokratlar
anlamaz onu.
Nitekim
anlamadilar ve anlamadiklari icin
Allah'in sözlerini carpitip carpitip
kendilerine benzettiler.
Örnegin
"Demokrasi küfürdür!" dediler, oysa Allah'in emridir;
"vadribûhunne"yi "kadinlari dövün"e yordular;
"mâ meleket eymân"i cariye yaparak nikahsiz iliskiyi bu dünyada kitabina uydurmakla yetinmediler,
cennetteki pinarlari, meyvalari, dösekleri huri diye carpitarak öteki dünyayi oturak alemi yapip ciktilar.
Yüz karasidir.
Peki
ne yapmak gerekir?
Kurân'i yeniden
halkin dilinde;
halka vermek.
O zaman
göreceksiniz
Avrupa'da
Incil halkin dilinde halka verilince ne olduysa
örnegin Türkiye'de o olur:
mevcut fiilî teokrasi sona erer, demokrasi gelir;
kadinlar erkeklere hukuken esit olur;
Allah'in dinine
insanlar dalga dalga girerler...
Allah
Nasr sûresinde
nebisine seslenerek
bunu dile getiriyor:
Allah'in yardimi gelip ilerisi acildiginda ve
Allah'in dinine insanlarin dalga dalga girdigini
sen gördügünde...
Su anda
"Allah'in dini"ne ulasamiyoruz.
Cünkü önümüzde engeller var.
Ve aşilmasi en zor olani: dil engeli.
Engelleri kaldirdigimizda Allah'in dini geri gelecek. Bir gün kesinlikle. Cünkü Allah'in yardimi ilahî vaaddir; Allah vaadini kesinlikle yerine getirir. Yeter ki o yardimi hak edelim.
* * *
İnananlara "reziller" diyenlerin dili de farklı değil, aynı dildir. Kendi dillerine "rezil" demiş olamazlar.
Inananlara reziller deyip dudak bükenler kendilerince üstün bi sinif. Onlarin kullandigi dil de avamin dilinden farkli. Tipki Fuzuli'nin dili Yunus Emre'nin dilinden nasil farkli ise.
Nahl 103:
Biz onlarin "Yuallimuhu beser-Ona bir insan ögretiyor!" dediklerini biliyoruz. Oysa sözünü ettiklerinin dili yabanci oldugu halde bu, apacik bir Arapca.
Bu ayetten anlasilan, halkin dili apacik bir Arapca oldugu halde o dönemin din kitaplari ve o kitaplarin ögretimi Arapca degildi.
Tipki nasil simdi bize Kurân kurslarinda kitabimizi anlamadigimiz bir dilde gûya ögretiyorlar ise Kurân'dan önce de din kitaplarini halkin anlamadigi dilde ögretiyorlardi.
Elbet bu kadar basit degil. Internette benim gördügüm ve bu görüsü destekleyen arkeoloik bulgular* var; onlari da degerlendirmek gerekiyor.
Ama Kurân "avamin dili"nde inmistir. Benim söyledigim esas olarak bu. O dili göklere cikarmak suretiyle ya da yerin dibine batirarak ulasilamaz, anlasilamaz yapmak ta onu asagilamaktir.
________________________
*Söz konusu bulgulardan birisi:
Ürdün’ün güney-batisindaki Avdat’in yaklasik 5 km kuzeyinde ortaya cikarilan ve eskiden yaninda her halde bir heykel bulunan, Miladî ilk 2 yüzyila ait 6 satirlik Aramice-Arapca bir kitabe.
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604400.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
Click to enlarge and read credit/caption.
(http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604422.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04422&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/ avdat.html (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin tanri Obodas’in önünde, ve anilsin orda
2.(her)kim
3.Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in önünde bir heykel (yapti).
Eski Arapca:
4.Kendi yararini ya da cikarini düsünmez O. Bize ölüm gelirse birakmaz benim
5.alinmami. Ve bela izliyorsa beni izlemesine izin vermez.
Aramice:
6.Garm’ahali yazdi (bunu) kendi eliyle.
* * *
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Konu: din.
Dil: Aramice
Satir 4-5 olayi kisisel düzeyde dile getiriyor.
Konu: günlük yasama dair istekler
Dil: Arapca.
Hezeyan dolu bir yorum. Bir insanın bunları yazması ama gerçekleri görememesi ne tuhaf.
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Bunlar insanlara ait olan şeylerdir. Hiç kendinize sormuyor musunuz, koskoca Allah bunları kullanır mı diye? Argo kullanan Allah, beddua eden Allah…
Beddua eden Allah öyle mi? Kime bu bedduası? Zeus’a mı? Yani düşünmeden yazıyorsunuz diyeceğim, sonra bana kızacaksınız. Ama düşünerek yazdığınızı da bize kanıtlayın lütfen. Beddua eden Allah ne demektir?
Ayrıca Kuran, Yunus Emre’nin dili olamaz.
Yunus Emre - > Yaradılanı sevdik yaratandan ötürü.
Kuran -> Müşrikler ancak pisliktir. (Tevbe 28)
Yunus Emre daha kibar gördüğünüz gibi.
Ve sayın Hasan Akçay. Hala daha bildiğinizi okumaktasınız. Nisa 34’te kadına dayak vardır. Kuran’da huri vardır. Kuran’da cariye vardır. Size burada defalarca anlatıldı, ama anlamıyorsanız yapacak bir şey yok. Siz, Edip Yüksel ve Yaşar Nuri Öztürk’e uyuyorsunuz.
Siz reformistler, kendinize ayrı bir din belirlersiniz ve tüm karşıt görüşleri reddedersiniz. İnandığınız din İslam değil malesef. Kelimelerle oynayarak kendinizi kandırıyorsunuz ve insanları da kandırabileceğinizi sanıyorsunuz. Hiç kendinize şunu sormuyorsunuz: ‘Kuran’ın böylesine yanlış yorumlanması, onun insan sözü olduğunu göstermez mi?’ diye.
Bunca zaman Nisa 34 yanlış mı yorumlanmış? O zaman zaten Kuran’ın Allah kelamı olmadığını kabul etmiş oluyorsunuz. Tanrı dediğiniz varlık kesin konuşur. Bir şey söylediği zaman, herkes aynı şeyi anlar. Biri ‘dövün’ diye çevirirken, öbürü ‘evden çıkarın’ diye çevirmez.
Dövün =?= evden çıkarın
Bu ikisinin birbiriyle hiç alakası yok değil mi? Yaşar Nuri Öztürk’ün eski meallerinde Nisa 34’te ‘dövün’ vardı, ama yeni meallerinde ‘dövün’ yok, ‘evden çıkarın’ var. Bir düşünün bakalım, niye bu değişikliği yapmış. Sosyete şeyhülislamı olduğu için olabilir mi?
Bir de derler ki Kuran tahrif olmamıştır. Neresi olmamış? Herkes keyfine göre ayet yorumluyor. Basit bir kâğıt parçasından farkı kalmadı inandığınız kitabın. Gerçi bunları da boşuna yazıyoruz ya neyse.
Ha diyelim ki Kuran’da kadına dayak yoktur, yine fark etmez. Kuran’da 500 tane sorun var, 499’a düşürürsünüz en fazla. Huri’yi de atsak 498 kalır. Cariye’yi atsak 497 kalır. Gerisi de bize yeter. Ama siz dürüst değilsiniz malesef. Basit kelime oyunlarıyla kendinizi kandırmaktasınız.
Bir ayeti birisi elma diye yorumlarken, öbürü armut diye yorumluyorsa, o kitap kutsal falan değildir. Basit bir kağıt parçasıdır. Bunu görebilmeniz gerek.
Bir ayeti birisi elma diye yorumlarken, öbürü armut diye yorumluyorsa, o kitap kutsal falan değildir. Basit bir kağıt parçasıdır. Bunu görebilmeniz gerek.Dogru soze haci emmin ne desin?
Ustelik sozde allahin, herkesin anlayacagi bir dilde, tek noktasinin bile degismesine musade etmeyecegi bir kitap ise mevzubahis olan.
Evet, size 4. mesajımda söylediğim gibi hatta kalın demiş ve bu çalışmanın devam edeceğini söylemiştim.
Şimdi bu mesajımda, size ilk mesajımda Menkaure Piramiti'nin güney tabanının doğusunda kalan ve piramitologlarca "5. Piramit" olarak adlandırılan bu piramitin "Mezar Odası (Burial Chamber)"nın güney duvarındaki yazıtın Abbasi Halifesi Memun dönemine ait yazıtlar ve Hasenat 5.0 programıyla Kuran üzerinde yaptığım analizler sonucunda elde ettiğim çözümünü veriyorum.
http://upuaut.x10.mx/Kuran_112%20(Yeni).jpg
Gördüğünüz gibi burada kırmızı renkle yazılan harfler kesin çözümleri, mavi renkli olanları (ki bu, yalnızca "h" harfinden oluşur) Halife Memun dönemine ait yazıtlardan çözülen harfleri, yeşil renkli "z" harfini ise "The Inscription Of Zuhayr - The Earliest Dated Ḥijāzī Inscription, 24 AH / 644 CE (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/kuficsaud.html)" yazıtındaki "Züheyr" isminden (ki bu harf Memun döneminde de buna benzer şekilde yazılıyordu ama "Kuran yazımı sırasında aksan işaretleri var mıydı? (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=26662)" tartışmasından da görüldüğü üzere bu yazıt revaçta olduğu için, buradan örnek verdim. Bkz. "Bölüm 5:Tevrat ve Kuran’daki Sayılamanın Kökeni (http://upuaut.x10.mx/TKSK.pdf)" adlı makelemin 8. sayfasına) ve sarı renkli soru "?" işaretleri ise yazıtta hasarlı kısımlarda kalan, dolayısıyla okunamayan ve çözülemeyen harfleri gösteriyor.
Mısır sonsuzluğunda bir durak: İslamiyet.
Bildiğiniz gibi, "Egypt: Quest for Eternity (http://www.amazon.com/National-Geographics-Egypt-Quest-Eternity/dp/6304474164) (Mısır: Sonsuzluğun Peşinde)" belgeselinin 43:16-44:40 bölümünde Mısır'daki inanç değişimleri şu şekilde aktarılmıştı bize:
"M.Ö. 332'den sonra (yani Büyük İskender Dönemi'nin başlangıcında) son Firavun hanedanı olarak Yunanlı Ptolemeu'ler iktidara geldiler. Mısır dinini benimsediler, ve anneliğin kutsal simgesi İsis'in ibadetine, onun kocası Osiris ile oğlu Horus'a adanan bu tapınağı inşa ettiler. Tapınağın duvarlarında bu efsanevi kişilerin öyküleri tekrar tekrar anlatılır. Ama başka bir kutsal ailenin kutsal öyküsü de yayılmaya başlar Mısır'da. Artık putperest sayılan oymalı süslemeler keskiyle kazınır. Hristiyanlık devlet dini kabul edilmiş ve 6. yüzyılda bu tapınak Hristiyan kilisesi haline gelmiştir. Hiyerogliflerin anlamı unutulacak, eski dini törenler yasaklanacaktı. 12 yüzyıl boyunca eski Mısır uygarlığının öyküsü ortadan kaybolacaktı. (Arka fonda ezan sesi veriliyor) M.S. 640'ta İslami dini ve Hz. Muhammed'in Öğretisi yurt çapında yayıldı." (Bkz. "Hz. Muhammed'in Öğretisi ne demek? (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=29166&highlight=Muhammed%27in+%D6%F0retisi)")
Fakat bu inanç değişimleri Mısır sonsuzluğunda yalnızca bir kum tanesi gibi kalır. Çünkü binlerce yıldır Mısır'da Osiris, İsis, Horus üçlüsünün içinde yer aldığı çoktanrılı inançla başlayan yolculuk, fil kafalı ünlü komutan Büyük İskender'in M.Ö. 332'de İskenderiye'ye gelmesiyle devam etti. Daha sonra Mısır dini yerini Hristiyanlığa terketti (ki Hristiyanlık Mısır dini figürlerini taşır) ve ardında da İslamiyet'e. Ancak bütün bu dinler Mısır'ın hayat yüzlerinden biri idi.
Sözkonusu bizim, ki daha doğrusu büyük bir efor sarfetmekle benim, bu yazıtta aradığımız şey, bu yazıtı piramitin duvarına yazan kişinin düşüncesi ve inanç yapısının ne olduğunun tam olarak anlaşılmasından başka bir şey değildir. Bu adam yazıtta Allah'tan bahsediyor ve yazdığı üç kelime Kuran'daki bazı ayetlerde de geçiyor (ki bunları alta numaralayarak yazdım) ve 4. satırda "lv (lev)" yazmış. Kuran'da bu kelime "derler" anlamında geçer. Demek ki bu adam Allah ile ilgili bir anlatımda bulunmuş ve sonunda "böyle derler" demeye getiriyor. İyi ama bunu bu adamın kafasına kim soktu?
Bununla birlikte, yazıtta bir tarih yoktur. Bu adamın nereden geldiği belli değil. Ama onun piramitin içindeki odanın güney duvarına yazdığı bu yazıttan Giza Piramitleri'nin güneyinden, belki de güneydoğudan geldiğini iddia edebiliriz. Kim bilir, belki de Halife Memun'un yanında yer alan bu adam gerçekten de oradan geliyordu. Eğer öyleyse, bu kişiler Arabistan'dan, örnek vermek gerekirse Mekke, Medine vs. den geliyordu, bilemiyoruz.
Evet, yazıtın büyük bir doğrulukla harf harf çözümü yukarıdadır ve bazı hataların olması da muhtemeldir. Burada Arapça bilen arkadaşlarımızın konuya el atması ve yazıtın okunmasında yardım etmesi gerekiyor.
cenkvarol
16-02-2013, 15:08
Sn. Upuat,
arastirmalarinizda agirligi misir tarafina vermeniz beni mutlu etti. Dilerim bu alandaki calismalarinizin devami gelir. Kuranin aslini olusturan yazili metinler misir inanclarindan baska birsey anlatmiyor.
Arkadaşlar, ilk mesajımdan beri piramitte keşfedilen yazıtta ne söylendiğini açığa çıkarmaya çalışıyorum. Tabii bunu gerçeğin ortaya çıkarılması adına yapıyorum. Tıpkı Puin gibi, Luxenberg gibi...
Yoksa, Kuran'ın nasıl bir kitap olduğu 2. mesajımdaki belgeselde de söylendiği gibi hepimizin malumudur. Bu belgeselin girişinde şu saptama mevcuttur: "Eski ve Yeni Ahit'in Tanrı tarafından insanlara verilen bir ilham sonucunda yazıldığına inanan Yahudiler ve Hristiyanlar'ın aksine, Müslümanlar Kuran'ın doğrudan Allah tarafından indirildiğine ve Allah'ın sözleri olduğuna inanıyor"
Bu saptama benim ve tabii ki sizin bu forumdaki tartışmalarınızda ilk anayasa maddemizdir.
Güzel, bu araştırmada mevcut durumumum bu olduğuna göre, şimdi keşfe geçebiliriz.
Bu keşif Google'da şu başlıkla geçer: "Kudüs'te Eski Arap yazıtı bulundu! (http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-3850744,00.html)"
Şimdi bu keşfi piramitteki keşfin yanına koyuyorum ve ortaya ağzınızı açıkta bırakan bir görüntü oluşuyor:
http://upuaut.x10.mx/Kuran_112%20(Yeni).jpghttp://www.ynetnews.com/PicServer2/24012010/2420182/arabic_wa.jpg
Soldaki piramitte keşfedilen yazıt, sağdaki Kudüs'te eski bir evin rönevasyon çalışması sırasında keşfedilen yazıttır.
İsrailli arkeologlar taş üstündeki bu yazıtı Kudüs'ün eski şehrinde bir kazı yaparken eski bir Müslüman evinin rönavasyonu sırasında keşfetti. Ben bu yazıtı Google'da arama yaparken ilk gördüğümde, oturduğum yerde biraz yüksek sesle ama ölçüyü kaçırmadan (ki Kuran'ın kökenine ilişkin pek çok tartışmada Yahudileri ve Hristiyanları sorumlu tuttuğumu söylerim hep), "Teşekkürler, Yahudi kardeşlerim" dedim.
Hebrew (İbrani) Üniversitesi profesörü Moshe Sharon bu taşı, yazıta dayanarak, M.S. 910'e tarihler. Bu tarihte Abbasi Halifesi Muktedir (908-932) hüküm sürüyordu (Daha fazla bilgi almak için "Kudüs'te Eski Arap yazıtı bulundu! (http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-3850744,00.html)" haberine bakınız lütfen)
Bizim için bu yazıtta önemli olan şey, yukarıda soldaki piramitte keşfedilen yazıttaki bazı harflerin aynen yer almasıdır. Örneğin soldaki yazıttaki "h" harfi sağdaki yazıtta da aynen yer alır. Beni burada asıl şaşırtan şey, bu "h/t" harfinin Grekçe'de ve Koptikçe'de gibi "Delta" şeklinde yazılmış olmasıdır.
Bu şaşırtıcı durum hakkında daha önceden şunları söylemişim:
Yazıt hakkında yeni bulgular
Bu arada, yani forum şimdiye kadar hep kapalıyken, ben de yazıt hakkında internetten çeşitli kaynaklarda araştırmalar yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ilk mesajda verdiğim yazıttaki harflerin tamanının Arapça'dan geldiğini tespit edebildim. Örneğin yazıtın ilk satırındaki Yunanca ve Koptikçe'de "Delta" olarak geçen "D" harfinin Arapça'da "H" harfi olduğunu görebildim. Bu harfi yazan kişi ya Kufi yazısı yanlış kullanmış ya da bunu kopyalayan Vyse yanlış yazmış olabilir, bilemiyorum. Çünkü 800'lü yıllardaki Abbasi dönemine ait kufi yazıtlarda "H" harfi bu kadar büyük ve "Delta"yı andıracak şekilde yazılmıyordu. Eğer o dönemde böyle bir durum sözkonusu olsaydı, Arapça harfler diğer alfabelerdeki (Grekçe, Koptikçe) harflerle karıştırılabilinir ve bu, önü alınamayacak karmaşaya yol açardı, diye düşünüyorum. Aynı yazım hataları kırmızı rengin dışındaki diğer renkli harfler için de geçerlidir. Örneğin bundan önce gelen harfe ben yeşil renkle "h" demişim ama bu harf de büyükçe, yani dikkatsizce, yazılmış ve bu harfi araştırdığınız zaman "b, t, s" harflerinden biri olduğunu görüyorsunuz. Bildiğiniz gibi, Arapça'da bu harfler yayvan bir tepsi şeklinde, altına ya da üzerine konan noktalarla ayırt edilebiliyor. Ama bu yazıtı yazan kişinin zamanında noktalama işareti olmadığı için, bu harfin nasıl seslendirildiğini kestiremiyoruz. Yazıtı yazan kişinin zamanında bu harf içinde bulunduğu kelimeyle anlaşılabiliniyordu ama şimdi ise biz bunu noktalarla anlayabiliyoruz.
Özetle, yazıtta ilk mesajımdaki 3. sorumda söylediğim gibi Koptikçe olarak harflerdeki yanlış anlamalar bu yüzden ortaya çıktı. Ama şimdi, yazıtın tamamına yakını çözülmüş durumda. Bu çözümü yakında burada yayımlayacağım. Ancak bunu yayımlamadan önce şu kesin olarak bilinmeli ki, ki isteyen yazıttan görebilir, bu yazıtta ne bir tarihten (piramiti ziyaret tarihi) bahsediliyor, ne de İhlas suresinden. Bu yazıtta sadece tıpkı mezar taşlarında olduğu gibi Allah'tan söz ediliyor.
Diğer gelişmeler için hatta kalın lütfen!
Gördüğünüz gibi Abbasiler "h/t" harfini gerçekten de Grekçe/Koptikçe'deki gibi "Delta" ile aynı şekilde gösteriliyormuş. Dikkat ediniz, ben yukarıdaki alıntımda bu sözleri söylerken, daha yukarıdaki sağdaki taşı, dolayısıyla yazıtı görmemiştim. Ama eldeki bulgularla birlikte (ki bu tür yazıtları British Museum'da görmüştüm ama bu kadar açık değildilerdi) ben, yalnızca Abbasiler'in Arapça harflerini geometrik olarak "köşeli" yazdıklarını biliyor ve bir tahminde bulunuyordum.
Şimdi bu keşifle herşey netleşti ve yazıtımız artık yavaş yavaş okunur hale gelmeye başladı.
Buradan şu sonucu artık verebiliriz: Vyse ve Perring'e göre, Menkaure Piramiti'nin güney tarafındaki uydu piramitlerin doğusunda kalan uydu piramitin Mezar Odası'nda keşfedilen yukarıdaki sağdaki yazıt M.S. 820'de Büyük Piramit'e gelen Abbasi Halifesi Memun zamanında ve sağdaki yazıt ise M.S. 910'da yine bir Abbasi Halifesi olan Muktedir zamanında yazıldığına göre, aradan 90 yıl geçtiği halde Arapça harflerin yazımında neredeyse hiçbir değişiklik olmamış. Yalnızca, "Vav" harfinde küçük bir değişiklik, o da kuyruğunda, olmuş ama bu gibi küçük değişiklikler Arapça'nın yazımını değiştirmemiştir.
Bu durum Vyse'ın piramitlerde eski Arapça yazıtların okunmasında başvurduğu Mekkeli Şerif'in ne kadar isabetli bir seçim olduğunu gösteriyor. Ona göre bu yazıt M.S. 820'de piramiti ziyarete gelen Abbasi Halifesi Memun zamanında yazılmış idi. Fakat Vyse, Perring ve diğerleri piramitlerde çalışırken ikide bir eski Arapça yazıtlarda karşılaştıklarında, bu yazıtları uzman kişilere gösteriyorlar ve ne anlama geldiklerini çözmeye çalışıyorlardı. Bu konuda Vyse'ın 2. mesajımda geçen 83. sayfadaki görüşü şöyle idi: "Onlar muhtemelen ziyaretçi ya da işçilerin adları; ya da, belki, Kuran'dan birkaç ifadedir (They are probably the names of visitors or workmen; or, perhaps, a few phrases from the Koran)"
Devam edeceğim, şimdilik bu kadar yeter!
Natürelist
22-02-2013, 19:41
ARABISTAN YOLLARI
Suudi Arabistan Arkeolojik Hazineleri, M.Ö 800 ile M.S. 600 yillari arasinda arastirmalara agirlik veren Michael Marx, ilginc calismasinda kur'an'in kökenini ele almis.
Ilgi duyanlar buradan okuyabilirler, ancak ne yazikki Almanca.
Sayin upuaut Almanca biliyormusunuz?
http://koran.bbaw.de/texte/roa-marx-deu.pdf
http://www.bbaw.de/forschung/Coran
http://en.wikipedia.org/wiki/Corpus_Coranicum
ARABISTAN YOLLARI
Suudi Arabistan Arkeolojik Hazineleri, M.Ö 800 ile M.S. 600 yillari arasinda arastirmalara agirlik veren Michael Marx, ilginc calismasinda kur'an'in kökenini ele almis.
Ilgi duyanlar buradan okuyabilirler, ancak ne yazikki Almanca.
Sayin upuaut Almanca biliyormusunuz?
http://koran.bbaw.de/texte/roa-marx-deu.pdf
http://www.bbaw.de/forschung/Coran
http://en.wikipedia.org/wiki/Corpus_Coranicum
Sağol, ilk kaynaktaki pdf'yi inceledim ve oradaki birçok bulguyu daha önceden incelemiş olduğumu gördüm. Diğer kaynaklarda ise fazla bir şey yok.
Şimdi bu kaynaklar hesabıyla tartışmamdaki yazıtlar hakkında bir noktanın altını çizmem gerekiyor.
800'lü yıllara ait bu yazıtlar Abbasi Arapçası ile ve Kufi tarzında yazılmıştır. Ne var bunda diyebilirsiniz? Ama kazın ayağı öyle değil. Yani sizin bu Abbasi Arapçası yazıtlarını Arapça'yı çok iyi bilseniz bile okuyabilmeniz o kadar kolay değil. Eğer öyle olsaydı, Vyse piramitteki yazıtın bir kopyasını Mekkeli Şerif'e göndermiş ama ne yazıldığı (okunamadığı için) anlaşılamamıştı (çözülememişti).
Özetle, bu yazıtları çözebilmek için eşdeğer harflerin olduğu bir yazıtın olması gerekir. Çok ilginçtir, Google'da bir araştırma yaparken "Piramitteki yazıta ışık tutan bir taş keşfedildi!!!" başlıklı mesajıma koyduğum aynı döneme ait bir taş keşfettim. Bu taş Kudüs'teki eski şehirde İsrailli arkeologlar tarafından yapılan eski bir evin rönovasyonu sırasında keşfedildi ve ben bu taşı görür görmez şok oldum. Çünkü bizim yazıtın çözümünde anahtar niteliğindeydi. Ama bundan önce, ben bu taşı görür görmez ne demiştim. Bunu o mesajda görebilirsiniz.
Yahudiler hakkındaki düşüncelerim
Bu konuda sadece şunu söylemek istiyorum: Ben Yahudiler hakkında Kuran'ın kökenine ilişkin atılan yalanlardan bıktım ama onlar bu yalanları (eğer farkediyorlarsa) ya uzaktan başka bir taraflarıyla gülüyorlar ya da uğraşmaya değmez diye düşünüyorlar, bilemiyorum. Örneğin #8 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=474020&postcount=8) no'lu mesajımda güya bir Yahudi, peygamberliği sınamak için Mescid-i Aksa'nın kaç penceresi olduğunu sormuş ve sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitmiş. Oysa hem #9 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=474022&postcount=9) no'lu mesajımdaki son alıntıdan hem de Süleyman Ateş hocamızın "Cuma namazının 2 rekat farzı var (http://haber.gazetevatan.com/0/21978/4/Haber)" yazısındaki 2. soruya verdiği ve tabii ki birçok kaynakta bu olayın bir uydurma olduğu açık bir şekilde vurgulanır. Süleyman Ateş hoca aynı yazısında biraz daha ileriye gider ve Mekke'de hiç Yahudi olmadığını iddia eder.
Peki o zaman, neden birçok rivayette (ki Hadis kaynaklıdır) ve ayetlerde Yahudiler gösterilir ve kaynak olarak tutulur?
Süleyman Ateş hoca aynı yazısında biraz daha ileriye gider ve Mekke'de hiç Yahudi olmadığını iddia eder.
Peki o zaman, neden birçok rivayette (ki Hadis kaynaklıdır) ve ayetlerde Yahudiler gösterilir ve kaynak olarak tutulur?
Sayin Upuaut;
Ates hoca biraz uydurmus bence, ama bunda tarihsel acidan Yesrib ile Medine farkini (anlamsal olarak)bilmeyisi yatiyor olabilir.
Bircok rivayette ve hadiste kaynak olarak tutulur, cunku Kuran hatiri sayilir kismi (ki sonradan tahrifata ugramistir) ve hadislerin ezici cogunlugu Israiliyat kaynaklidir.
Basit saglama icin ornek;
Muhammed yasadigi varsayilan donemde mirasi nasil sorunsuz paylastirmistir mesela?
Sayin Upuaut;
Ates hoca biraz uydurmus bence, ama bunda tarihsel acidan Yesrib ile Medine farkini (anlamsal olarak)bilmeyisi yatiyor olabilir.
Bircok rivayette ve hadiste kaynak olarak tutulur, cunku Kuran hatiri sayilir kismi (ki sonradan tahrifata ugramistir) ve hadislerin ezici cogunlugu Israiliyat kaynaklidir.
Basit saglama icin ornek;
Muhammed yasadigi varsayilan donemde mirasi nasil sorunsuz paylastirmistir mesela?
Yani sen, Kuran'daki Miras ayetlerinin Yahudiler tarafından meydana getirildiğini mi iddia ediyorsun?
Süleyman Ateş hocamızın "Mekke'de hiç Yahudi yoktu!" iddiasına gelince, herhalde Kuran'da Mekke döneminde indirilen ayetlerde Yahudiler hiç geçmediği için ve bir de eğer Mekke'de bir Yahudi olsaydı, dağa, taşa ve her yere yazı yazan Yahudiler mutlaka Sahabeler ile olan diyaloglarını günümüze kadar taşırlardı bulgularından hareketle böyle bir iddiada bulundu.
Yani sen, Kuran'daki Miras ayetlerinin Yahudiler tarafından meydana getirildiğini mi iddia ediyorsun?
Süleyman Ateş hocamızın "Mekke'de hiç Yahudi yoktu!" iddiasına gelince, herhalde Kuran'da Mekke döneminde indirilen ayetlerde Yahudiler hiç geçmediği için ve bir de eğer Mekke'de bir Yahudi olsaydı, dağa, taşa ve her yere yazı yazan Yahudiler mutlaka Sahabeler ile olan diyaloglarını günümüze kadar taşırlardı bulgularından hareketle böyle bir iddiada bulundu.
Sayin Upuaut;
Oyle bir iddia var mi yukaridaki mesajimda? :)
Basit bir soru sordum(saglama babinda) size ornek olarak;
Muhammed'in yasadigi varsayilan donemde miras nasil sorunsuz paylastirilmistir?
Henuz Omer'in avl yontemi ortaya cikmadan once?
Ustte de dedim ya, Ates Hoca'nin yanlisi Yesrib ve Medine farkini bilmemesidir anlam olarak..
Acin Kuran'i kac tane Yesrib kelimesi geciyor gercek haliyle?
Ve ayni sekilde kac Medine?
Mekke de hic yahudi(!) yoktu da, Muhammed niye Medine'ye hicret etti pekala?
Muhammed yahudilere mi peygamber olarak yollandi?!!!!!
Kaldi ki hangi ayetin- surenin ne zaman, nerede indigi dahi kesin %100 saglam degildir, bilinmemektedir.
Natürelist
23-02-2013, 11:15
*Söz konusu bulgulardan birisi:
Ürdün’ün güney-batisindaki Avdat’in yaklasik 5 km kuzeyinde ortaya cikarilan ve eskiden yaninda her halde bir heykel bulunan, Miladî ilk 2 yüzyila ait 6 satirlik Aramice-Arapca bir kitabe.
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604400.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage%27http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&%27)
Click to enlarge and read credit/caption.
(http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage%27http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&%27)
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604422.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage%27http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04422&SourcePage=publication.asp&UserID=0&%27)
http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/ avdat.html (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin tanri Obodas’in önünde, ve anilsin orda
2.(her)kim
3.Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in önünde bir heykel (yapti).
Eski Arapca:
4.Kendi yararini ya da cikarini düsünmez O. Bize ölüm gelirse birakmaz benim
5.alinmami. Ve bela izliyorsa beni izlemesine izin vermez.
Aramice:
6.Garm’ahali yazdi (bunu) kendi eliyle.
* * *
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Konu: din.
Dil: Aramice
Satir 4-5 olayi kisisel düzeyde dile getiriyor.
Konu: günlük yasama dair istekler
Dil: Arapca.
Sağol, ilk kaynaktaki pdf'yi inceledim ve oradaki birçok bulguyu daha önceden incelemiş olduğumu gördüm. Diğer kaynaklarda ise fazla bir şey yok.
Şimdi bu kaynaklar hesabıyla tartışmamdaki yazıtlar hakkında bir noktanın altını çizmem gerekiyor.
800'lü yıllara ait bu yazıtlar Abbasi Arapçası ile ve Kufi tarzında yazılmıştır. Ne var bunda diyebilirsiniz? Ama kazın ayağı öyle değil. Yani sizin bu Abbasi Arapçası yazıtlarını Arapça'yı çok iyi bilseniz bile okuyabilmeniz o kadar kolay değil. Eğer öyle olsaydı, Vyse piramitteki yazıtın bir kopyasını Mekkeli Şerif'e göndermiş ama ne yazıldığı (okunamadığı için) anlaşılamamıştı (çözülememişti).
Özetle, bu yazıtları çözebilmek için eşdeğer harflerin olduğu bir yazıtın olması gerekir. Çok ilginçtir, Google'da bir araştırma yaparken "Piramitteki yazıta ışık tutan bir taş keşfedildi!!!" başlıklı mesajıma koyduğum aynı döneme ait bir taş keşfettim. Bu taş Kudüs'teki eski şehirde İsrailli arkeologlar tarafından yapılan eski bir evin rönovasyonu sırasında keşfedildi ve ben bu taşı görür görmez şok oldum. Çünkü bizim yazıtın çözümünde anahtar niteliğindeydi. Ama bundan önce, ben bu taşı görür görmez ne demiştim. Bunu o mesajda görebilirsiniz.
Yahudiler hakkındaki düşüncelerim
Bu konuda sadece şunu söylemek istiyorum: Ben Yahudiler hakkında Kuran'ın kökenine ilişkin atılan yalanlardan bıktım ama onlar bu yalanları (eğer farkediyorlarsa) ya uzaktan başka bir taraflarıyla gülüyorlar ya da uğraşmaya değmez diye düşünüyorlar, bilemiyorum. Örneğin #8 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=474020&postcount=8) no'lu mesajımda güya bir Yahudi, peygamberliği sınamak için Mescid-i Aksa'nın kaç penceresi olduğunu sormuş ve sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitmiş. Oysa hem #9 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=474022&postcount=9) no'lu mesajımdaki son alıntıdan hem de Süleyman Ateş hocamızın "Cuma namazının 2 rekat farzı var (http://haber.gazetevatan.com/0/21978/4/Haber)" yazısındaki 2. soruya verdiği ve tabii ki birçok kaynakta bu olayın bir uydurma olduğu açık bir şekilde vurgulanır. Süleyman Ateş hoca aynı yazısında biraz daha ileriye gider ve Mekke'de hiç Yahudi olmadığını iddia eder.
Peki o zaman, neden birçok rivayette (ki Hadis kaynaklıdır) ve ayetlerde Yahudiler gösterilir ve kaynak olarak tutulur?
Sayin upuaut size bir soru sordum, Almanca bilirmisiniz diye, tam olarak cevabi sizden alamadim?
Sanirim burada gözden kacirdiginiz bir sey var, bu da sayin Hasan Akcay'in verdigi bir örnek ile ilgili oldugu. Ama simdi cok yorgun oldugum icin size bunu daha sonra aciklayacagim. Yalniz size kisaca belirtecek olursam; Tayma kimdir? bunu bir arastirmak gerekir.
Iyi forumlar...
Sayin upuaut size bir soru sordum, Almanca bilirmisiniz diye, tam olarak cevabi sizden alamadim?
Sanirim burada gözden kacirdiginiz bir sey var, bu da sayin Hasan Akcay'in verdigi bir örnek ile ilgili oldugu. Ama simdi cok yorgun oldugum icin size bunu daha sonra aciklayacagim. Yalniz size kisaca belirtecek olursam; Tayma kimdir? bunu bir arastirmak gerekir.
Iyi forumlar...
Naturelist verdiğin kaynaklardaki Almanca makaleyi (http://koran.bbaw.de/texte/roa-marx-deu.pdf) anlayabilecek seviyedeyim. Senin o makalede aradığın bilgi yok.
Sen "Tayma"nın kim olduğunu ya da ne olduğunu merak ediyordun, değil mi? "Tayma" ile ilgili bilgiler bu makalenin
112 Syro-levantinische Bronzewaffen aus Tayma’
Mahmud al-Hajiri.
121 Objekte Tayma’.
sayfalarında geçer. Oysa makalede yalnızca Michael Marx'ın,
180 Sprachen und Schriften Arabiens – ein Rundgang
Michael Marx
194 Der Koran: das erste arabische Buch
Michael Marx
sayfalarında geçen yazıları verilmiş ve diğerleri pasifleştirilerek verilmemiştir. Bununla birlikte, makalenin ilerleyen bölümlerinde birkaç artifakt verilmiş ve bazılarında "Tayma" adı geçer. Fakat bunlarda da aradığın şey hakkında kaydadeğer bir bilgi bulamazsın.
Şimdi, senin merakın üzerine Google'da "Tayma" hakkında küçük bir araştırma yaptım ve bunun bir kişi adıyla birlikte bir yer adı olduğunu öğrendim. Sözkonusu makalede geçen bazı artifaktlerde "Tayma" adı yer adı olarak geçer.
En iyisi, sen bu "Tayma" adında ne buluyorsun, onu açıklasan da ben de ne olduğunu anlayabilsem daha iyi olur diye düşünüyorum. Örneğin, sen, Hasan Akçay'ın örnek olarak verdiği kaya üzerindeki yazıtın 3. satırında geçen "Taym’alahi" sözüne takılmış olabilir misin? Bu sana bir Tanrı adı gibi mi gözüktü?
Natürelist
15-03-2013, 22:37
Naturelist verdiğin kaynaklardaki Almanca makaleyi (http://koran.bbaw.de/texte/roa-marx-deu.pdf) anlayabilecek seviyedeyim. Senin o makalede aradığın bilgi yok.
Sen "Tayma"nın kim olduğunu ya da ne olduğunu merak ediyordun, değil mi? "Tayma" ile ilgili bilgiler bu makalenin
112 Syro-levantinische Bronzewaffen aus Tayma’
Mahmud al-Hajiri.
121 Objekte Tayma’.
sayfalarında geçer. Oysa makalede yalnızca Michael Marx'ın,
180 Sprachen und Schriften Arabiens – ein Rundgang
Michael Marx
194 Der Koran: das erste arabische Buch
Michael Marx
sayfalarında geçen yazıları verilmiş ve diğerleri pasifleştirilerek verilmemiştir. Bununla birlikte, makalenin ilerleyen bölümlerinde birkaç artifakt verilmiş ve bazılarında "Tayma" adı geçer. Fakat bunlarda da aradığın şey hakkında kaydadeğer bir bilgi bulamazsın.
Şimdi, senin merakın üzerine Google'da "Tayma" hakkında küçük bir araştırma yaptım ve bunun bir kişi adıyla birlikte bir yer adı olduğunu öğrendim. Sözkonusu makalede geçen bazı artifaktlerde "Tayma" adı yer adı olarak geçer.
En iyisi, sen bu "Tayma" adında ne buluyorsun, onu açıklasan da ben de ne olduğunu anlayabilsem daha iyi olur diye düşünüyorum. Örneğin, sen, Hasan Akçay'ın örnek olarak verdiği kaya üzerindeki yazıtın 3. satırında geçen "Taym’alahi" sözüne takılmış olabilir misin? Bu sana bir Tanrı adı gibi mi gözüktü?
Merhaba sayin upuaut, kusura bakma gec cevap verdigim icin. kayinpederi kaybettik, o yüzden Türkiye'ye gitmistim.
Bana "Tayma" adinda ne buluyorum? diye soruyorsunuz. "Tayma" adinda cok sey buluyorum...hele bir bakalim;
Suudi Arabistan'da Tayma kenti yerlesim olarak Medine'ye yaklasik 400 kilometre kuzeyinde ve deniz seviyesinin 830 m üstünde cok eski antik uzun bir gecmise sahiptir.
Sayin Hasan Akcay'in, bahsettigi yazit'in aslinda kökeni bakiniz nereye dayaniyor;
http://www.smb.museum/roadsofarabia/uploads/tx_imagecycle/alh_07.jpg
http://www.smb.museum/roadsofarabia/uploads/tx_imagecycle/alh_08.jpg
http://www.smb.museum/roadsofarabia/uploads/tx_imagecycle/alh_09.jpg
Qasr al-Hamra kumtasinin ön kisminda üc sira halinde düzenlenmis tanrilarin cesitli sembolleri vardır. Bunun altinda bir on satir uzunlugunda, Aramice yazit bulunmaktadir. Ay'in yani sıra, günes ve yildizlar, "Tayma üçlüsü" (Salm - Ashima - Sengalla) tanrilarina ait bu sembollar, Aslinda Misir sembolleri olan (Horus gözü, Kanatli günes, Ra) ve bir tütsü brülörü göstermektedir.
Tayma, kraliyet yetkilisi Lihyân'in oglu padigu sahru'ya ha'lay tapinagi insa etti ve Rabb'in Salm'e genis tahtini insa etti....denilmektedir.
Tayma'da bulunan yazitlar, bir tanri üclüsü Salm, Sengalla ve Ashima'ya ibadet ettiklerini gösteriyor. Iclerinden en büyügü en kuvvetlisi olan Salm'dir ve bu üc yerel isimler ile baglantili olarak bahsedilmektedir; mchrm, hgm, rb (yada db) telaffuzu ve yerlesme konumu tam olarak belli degildir, sembolü (kanatli) günes dir.
Diger yandan Sengalla ise,ayile iliskilendirilmis (ve muhtemelen bunun Asur'lularin Ay tanrisi “Sin” ile baglantili oldugu anlasiliyor). Ashima Venüs (gezegen) yildizi ile sembolize edilir.
Özellikle Tayma ve cevresi metinlerdeki karakterize, erken dönem kuzeybati-arapcasi Tamud’ca (kur'an'a göre Semud) ve Aramice olarak 3.000 bin yil öncesi tarihe dayaniyor. Erken dönem kuzeybati-arapcasi derken bunlarin icinde dahil olan Tamud’ca, Dadan’ca, (eski dadan’ca ve Lihyani’ce), Dumai’ce, Safai’ce lehcesi’ninbugünkü devletlerin Suriye ve Ürdün kuzey ve orta Arabistan'da genis alanda islam öncesi zamanlarda, konusulan bir bati sami dilidir. Yakindan Arapca ile iliskilidir, ancak aksine uzun bir zaman hakim süren erken formundaki gibi degil. Tamud halki her ne kadar kuzeybati Arabistan’da yasamissa bu insanlarin büyük cogunlugu Güney Arabistan'dan göc ederek Ashab daginin yamacina yerlestigine dair ipuclari vardır. Ayrica yine kur'an Tamud'un "Ad kavmi" ile bir baglanti kurdugu görülüyor?
Kur'an da yirmi alti kez gecer. Bazen cogunlukla Ad kavmi ve Lut halki ile bir dizi hikayelerini olusturur. Allah elciler gönderek uyarilarini dinlemeyen halklari cezalandirarak yok ettigine dair baglanti kurar.
Tekrar Tayma’ya dönecek olursak bununla birlikte, simdiye kadar dis kaynaklardan tarihsel olarak Tayma’nin M.Ö. 9. yüzyildaki Asur metinlerinde ve Arap kabilelerinden söz etmektedir. Sözkonusu Tayma isminin gectigi yerler merkezi firat bölgesinde bir ticaret kervani ile baglantili olarak Asur krali III.Tiglat-Pileser'e harac ödemelerinde bahsedilmektedir.
Diger yandan Kral Nabonid Asur kültleri ve antik tapinak türbelerinin restorasyonunu baslatarak, Marduk rahiplileri ile aralarinda gerginlikler yasanmasina neden olmustur, ve bundan dolayi da on yilligina Tayma'ya gönderilmistir
"Harran yazitinda" Babil krali Nabonid M.Ö.553 yilinda yönetimi Tayma'ya tasiyarak o bölgede uyguladigi kurallar, Yesrib de (simdi Medine) dahildi, ve burada yaklasik 10 yil boyunca hükümdarligini sürdürmüsdür. Ayrica Tayma tapinagindaki sütunlarda civi yazili metinde ayakta duran bir kralin ve üc astral tanrilarin sembollerini gösterir, ve bunun Kral Nabonid oldugu tespit edilmistir M.Ö. 556-539.
......."O Tayma'da on yil yasadi"......
Tayma'daki civi yazitinda acikca ilk kez "Harran" adindan bahseder.
Incilde de Tayma birkac kez gecmektedir: Ismail Tayma ogullarindan biriydi.
Islam öncesi Mekke sehrinin üc büyük tanrilarindan biri olan Al-uzza, önceden Nabatlilarca da aniliyordu.
M.Ö.28 yilinda Nabatlilarin Krali olan “Obodas III”. (Ubaidah) 19 yil boyunca hükümdarligini sürdürerek ayni zamanda bir Tanri gibi tapinilmasina ragmen tarihsel olarak zayıf bir kraldır.
Michael Marx'in Makalesindeki bazi pasajlari degerlendirecek olursam,
M.Ö. 4 yüzyilda Güney Arabistan ve Akdeniz bölgesi arasindaki ticari alisverisler sirasinda Nabatlilarin Aramice dilinde etkilendigini göstermektedir (Tablo 2) Karakteristik iki dillilik durumu, iletisim icin dil Aramice oldugunu günlük konusulan eski arapca ise buna ek olarak kullanilmistir. Mezar tasindaki Aramice yazitta (Sekil 7) "ölünün Arapça adi” bildirmektedir: Taim bar Zaid ("Zeyd oglu Taim "). “bar” (oglu) sözcügü ise Aramice’dir
(Sekil 8) de 'Abd al-Kattab diye acikca Arapca bir Ad görülüyor
(Sekil JSNab 17) de M.S. 267 yilina ait kayalik bir mezar yazitinda, karisik bir Arap-Aramice dilinde yazilmis Nabatca. (Tamud’ca = kuzeybati-arapcasi)
Metnin yazari Aramice’si zayif oldugundan söz dizimindeki bosluklari eski arapca ile doldurdugu anlasilmaktadir (bu durumu Almanya’da ben cok iyi bilirim. Cogu kez Türkce konustugumuz halde bazen bir seyi ifade etmek isterken araya Almanca’yi sokusturuyoruz, yada Türk arkadaslar ile aramizda Almanca konusurken tam tersi yetersiz kaldigimizda boslugu Türkce ile dolduruyoruz)
Sözkonusu bu dil karisikligi (Sekil JSTham 1) de mezar tasindaki yazitta ölen kisinin adi verilmektedir (Şekil 12) de “Abd Manat kizi Raqush” diye, bununda iki farkli alfabe kullanilmasinda Nabat’ca-Tamud’ca böylece cok dilliligin bir örnegidir
Arapca’nin üc bin yillik tarihi mazisi olmasina ragmen, kelimelerin sözcüklerin kökeni, bunun yabanci diller formunda türeyip ve kabilelerin kendi özgün dilleri ile birlikte emekleyerek 6. yüzyila kadar ilk yazili kur'an ve emevilerin arap imparatorlugu ile dini ve siyasi yeni bir durum alır.
Simdi burada sayin Hasan Akcay konu olarak neyin nesini nereye baglayacagini tam olarak secememis,
neden secemis?
Bakiniz ne diyor,
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Pekii neymis dikkat ceken bu husus?
Onu da
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin , ve anilsin orda
2.(her)kim
Buradaki yazitta gecen ...."tanri Obodas’in önünde".... her kimse, isteklerini tanri önünde dile getiriyor ve konu'nun din, dil'in Aramice-Arapca oldugunu söylüyor. Evet sayin Akcay bir yere kadar dogru söylüyor, Ancak "Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in kim? ilk basta bunu bilmemiz gerekir, ki gerisini cözelim. Yukarda zaten belirtmisim "Obodas’in" kim oldugu, gerisi ise sanirim her kim oluyorsa "Tayma oglu Garm’alahi" dir.
Kisaca özetle size diyebilecegim, tüm bu dil kargasiklarindan, "din olsun, dil olsun tüm kültürler birbirinden etkilenmis" Tabii ki kur"an da bundan nasibini almis....
Iyi forumlar
Kurân'daki kelimelerin 1/10'i yanlis anlasilmisti veya gercek anlamda hicbir sey ifade etmiyordu. Ancak eger Süryanice biliyorsaniz bu orani 5/100'e kadar indirebiliyordunuz.
Kurân'da kullanilan dil konusunda Dr Ayman'in yazdigi LANGUAGE BARRIER (http://www.free-minds.org/Old/articles/science/language.htm) baslikli makale isinize yarayabilir.
Özetle, Ayman'a göre, Kurân'in dili o zamanki Arap halkinin dilidir, ki Muhammed o halka mensuptur. Bu, her peygamberin ancak kendi halkinin dili (http://www.kuranmeali.org/14/ibrahim_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx) ile gönderildigini bildiren ayet ile de uyumlu bir görüs.
Su iletimde Dr Ayman'in görüsünü yansitmaya calistim:
Kurân'da
amiyane ifadeler var.
Örnegin
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Neden?
Cünkü
Muhammed
üstün tabakanin erazil (http://www.kuranmeali.org/11/hud_suresi/27.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx) (reziller) dedigi
asagi tabakaya mensuptur
ve Kurân
onun dilinde inmistir (14:4).
kisacasi
fuzulilerin degil
yunus emrelerin
dilidir
Kurân'in dili.
Burnu havada
aristokratlar
anlamaz onu.
Nitekim
anlamadilar ve anlamadiklari icin
Allah'in sözlerini carpitip carpitip
kendilerine benzettiler.
Örnegin
"Demokrasi küfürdür!" dediler, oysa Allah'in emridir;
"vadribûhunne"yi "kadinlari dövün"e yordular;
"mâ meleket eymân"i cariye yaparak nikahsiz iliskiyi bu dünyada kitabina uydurmakla yetinmediler,
cennetteki pinarlari, meyvalari, dösekleri huri diye carpitarak öteki dünyayi oturak alemi yapip ciktilar.
Yüz karasidir.
Peki
ne yapmak gerekir?
Kurân'i yeniden
halkin dilinde;
halka vermek.
O zaman
göreceksiniz
Avrupa'da
Incil halkin dilinde halka verilince ne olduysa
örnegin Türkiye'de o olur:
mevcut fiilî teokrasi sona erer, demokrasi gelir;
kadinlar erkeklere hukuken esit olur;
Allah'in dinine
insanlar dalga dalga girerler...
Allah
Nasr sûresinde
nebisine seslenerek
bunu dile getiriyor:
Allah'in yardimi gelip ilerisi acildiginda ve
Allah'in dinine insanlarin dalga dalga girdigini
sen gördügünde...
Su anda
"Allah'in dini"ne ulasamiyoruz.
Cünkü önümüzde engeller var.
Ve aşilmasi en zor olani: dil engeli.
Engelleri kaldirdigimizda Allah'in dini geri gelecek. Bir gün kesinlikle. Cünkü Allah'in yardimi ilahî vaaddir; Allah vaadini kesinlikle yerine getirir. Yeter ki o yardimi hak edelim.
* * *
İnananlara "reziller" diyenlerin dili de farklı değil, aynı dildir. Kendi dillerine "rezil" demiş olamazlar.
Inananlara reziller deyip dudak bükenler kendilerince üstün bi sinif. Onlarin kullandigi dil de avamin dilinden farkli. Tipki Fuzuli'nin dili Yunus Emre'nin dilinden nasil farkli ise.
Nahl 103:
Biz onlarin "Yuallimuhu beser-Ona bir insan ögretiyor!" dediklerini biliyoruz. Oysa sözünü ettiklerinin dili yabanci oldugu halde bu, apacik bir Arapca.
Bu ayetten anlasilan, halkin dili apacik bir Arapca oldugu halde o dönemin din kitaplari ve o kitaplarin ögretimi Arapca degildi.
Tipki nasil simdi bize Kurân kurslarinda kitabimizi anlamadigimiz bir dilde gûya ögretiyorlar ise Kurân'dan önce de din kitaplarini halkin anlamadigi dilde ögretiyorlardi.
Elbet bu kadar basit degil. Internette benim gördügüm ve bu görüsü destekleyen arkeoloik bulgular* var; onlari da degerlendirmek gerekiyor.
Ama Kurân "avamin dili"nde inmistir. Benim söyledigim esas olarak bu. O dili göklere cikarmak suretiyle ya da yerin dibine batirarak ulasilamaz, anlasilamaz yapmak ta onu asagilamaktir.
________________________
*Söz konusu bulgulardan birisi:
Ürdün’ün güney-batisindaki Avdat’in yaklasik 5 km kuzeyinde ortaya cikarilan ve eskiden yaninda her halde bir heykel bulunan, Miladî ilk 2 yüzyila ait 6 satirlik Aramice-Arapca bir kitabe.
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604400.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
Click to enlarge and read credit/caption.
(http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04400&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
http://members.bib-arch.org/bswb_graphics/BSBA/14/06/BSBA140604422.jpg (http://forum.kanka.net/javascript%20OpenImage'http://members.bib-arch.org/image.asp?PubID=BSBA&Volume=14&Issue=06&ImageID=04422&SourcePage=publication.asp&UserID=0&')
http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/ avdat.html (http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/avdat.html)
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin tanri Obodas’in önünde, ve anilsin orda
2.(her)kim
3.Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in önünde bir heykel (yapti).
Eski Arapca:
4.Kendi yararini ya da cikarini düsünmez O. Bize ölüm gelirse birakmaz benim
5.alinmami. Ve bela izliyorsa beni izlemesine izin vermez.
Aramice:
6.Garm’ahali yazdi (bunu) kendi eliyle.
* * *
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Konu: din.
Dil: Aramice
Satir 4-5 olayi kisisel düzeyde dile getiriyor.
Konu: günlük yasama dair istekler
Dil: Arapca.
Bu dostumuz yukarda yine kendine göre söylemlerde bulunmuş YUNUS EMRENİN dili Kuran diliymiş... Ne ilgisi var! Anlayan beri gelsin.
Yunus Emre, kimse için''' kıstırın ve öldürün'' demiş mi? KURAN diyor...
YUNUS EMRE, kimse iiçin''ALLAH ONLARI KAHRETSİN '' demiş mi? Kuran diyor.
Bu dostumuz ALLAH'ın dininden söz ederek, ne denli ALLAH hakkında bilgi sahibi olduğunu da sergilemeyi unutmuyor.
ALLAH'ın dini, imanı, kızı, oğlu, eşi, sevgilisi, dostu, kitabı, kalemi, düşmanı olmaz efendim. Siz ALLAH'ı maske takanların maskesi sandıkça yanılgılardan da kurtulamazsınız.
Siz ALLAH hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığınızı burada böylece açıklamaktasınız. Sizin peygamberiniz de aslında ALLAH maskesi takarak insanlara kendi sözlerini ALLAH İNDİRDİ diyebilen bir kişidir.
ALLAH'ın insanlara iletişim kurabilmek için ARACILAR göndermesine ihtiyacı var mı? Bu denli aciz bir varlık ALLAH olabilir mi? Kuranda daima Muhammedin cinsel yaşamı söz konusu olmuştur. Halk neyi yanlış anlamış acaba, TEYZE KIZI, HALA KIZI, AMCA KIZI, DAYI KIZI Muhammed'e helal, diğer erkeklere haramsa, ve kadınların böyle bir seçim hakkı yoksa, yani kadını adamdan saymayan bir KURAN varsa, bu ALLAH sözü olabilir mi? Kimsenin KURANI yanlış anladığı yok. Siz kimseyi yanıltacak kadar bilgili değilsiniz, hepsi bu.Sizin aklınız bu meseleye inanmış ama akıl buna aslında inanamz. sizinkisi iman hapisanesine dönmüş. Önce biraz bilgi, sahibi olun da ALLAH nedir onu anlamaya çalışın. Aracılara tefecilere ihtiyaç duyan ALLAH olmaz.
FARKINDALIK / FARKINDALIK / FARKINDALIK
Mesajıma başlamadan önce, öncelikle başın sağolsun Natürelist.
Sana bir önceki mesajımda "Tayma"nın kim olduğunu ve bundan ne beklediğini sormakta haklıymışım demek ki. Çünkü bu mesajda verdiğin bilgilerle konu anlaşılır hale gelmeye başlamıştır.
Bu mesajından anlaşıldığına göre, Tayma Medine'nin 400 KM kuzeyinde antik bir şehirdir. Bu antik şehirde gerek Hasan Akçay'ın bulgusu olsun, gerekse senin yukarıda verdiğin bulgu olsun, Aramice ve Eski Arapça (ki bu, aslında Nebatice'dir) dillerinde "Tanrı/lar" hakkında yazılmış arkeolojik bulgular keşfedilmiştir. Burada Hasan Akçay'ın bulgusu açıktır; yani üzerinde daha fazla konuşabilecek tarihi bulgulara sahip değiliz. Senin bulgunda ise, "Salm-Aşima-Sengalla" adlı üçlü Tanrısı için "(Soldan sağa doğru) Güneş, Ay, Venüs" ile bir gökyüzü betimlemesine yer verilmiştir. İyi ama, bu tür gökyüzü betimlemeleri birçok antik bulguda karşımıza çıkar. Ülkemizden bir örnek verirsek; Nemrut dağındaki Horoskop. Bu horoskopta da bir üçlü gökyüzü betimlemesi vardır. Yine Büyük Sargon'un torunu olan Naram-Sin'in Zafer Stelası bu türden bir örnektir. Şimdi Louvre Müzesi'nde bulunan "Victory Stele of Naram-Sin (http://www.louvre.fr/en/oeuvre-notices/victory-stele-naram-sin)"in tepesinde 2 tane 8 köşeli yıldızın birleşimiyle oluşan 2 tane gezegen sembolü bulunur. Bunlar gezegen olmalıdır, çünkü Nemrut Horoskopu'nda 8 köşeli yıldız "Yıldız" ve 16 köşeli yıldız ise "Gezegen" olarak geçer.
Dünyada bilinen en eski horoskop olarak tanımlanan bu taş levha, 175 santim boyunda ve 240 santim eninde olup, sağa doğru dönerek yürüyen bir aslan figürü betimleniyor. Boynunda bir hilal olan (ki bu, "Hilal" şeklindeki Ay'ı gösteriyor) aslanın gövdesi 8 ışınla karakterize edilmiş, 19 yıldızla bezenmiştir. Aslanın sırtında ise 16 ışınlı 3 büyük yıldız yer alıyor. Yanlarındaki yazıda bunların Mars, Jüpiter ve Merkür olduğu belirtiliyor.
İşte bu bilgiler göre senin sağdaki sembol için "Venüs" demen bana biraz garip geldi. Çünkü bu sembol bir çember içinde 8 köşeli bir yıldızdan ibarettir. Bu durumda bu sembolün Venüs'ü göstermekten çok, bir yıldızı gösterir.
Barış Manço da değinmişti!
Horoskopla ilgili yapılan değişik yorumlara göre, Kral Antiochos’un doğum horoskopunu gösterdiği ifade ediliyor. Prof. Dr. Otto Neugebauer’e göre, Roma Generali Pompeins tarafından, I. Antiochos’un tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 62 ya da 61 yılının 7 Temmuz’u olarak yorumlanmış. Bu tarihte Jüpiter, Merkür ve Mars aynı hizaya geliyor. Prof. Dr. Karl Dörner ise aslan kabartmalı horoskopu, Nemrut Dağı’ndaki anıtın kuruluş horoskopu olarak değerlendiriyor. Kral Antiochos ile ilgisi olduğu düşünülen Aslan Horoskopu’nun Kommageneliler için çok kutsal sayıldığı, bir dini kitabe olarak korunduğu biliniyor. Zira Kommageneliler Mitra Kültü'ne tabii idi.
Mitolojiye ilgi duyan Barış Manço da, bu konuda 1979'da enstrümantel olarak çaldığı "Çoban Yıldızı (http://www.anatolianrock.com/stopic2-50972-1.htm)"na bir de öykü yazdı. Ona göre, bu yorumlardan hareketle, M.Ö. 61 yılında bir Temmuz akşamı (büyük bir olasılıkla 6 veya 7 Temmuz) Venüs gezegeninden gelen bir uzay gemisi Nemrut dağının batı taraçasına indi.
Olayın tek tanığı, dağın eteklerinde yaşayan bir çobandı. Mor ötesi ışınlar saçıp, düzenli fakat o göne dek duyulmamış, doğa üstü sesler çıkaran gemiye büyülenmiş gözlerle bakıyor, ne beklediğini bilmiyor, sadece bakıyor ve öylece bekliyordu.
Zaman sınırının ötesinde bir bekleyişten sonra uzay gemisinin yavaşça aralanan kapısından, önce çelik mavisi ışık, ardından görülmemiş güzellikte bir yıldız kız indi, yıldırımla vurulmuş gibi oldu genç çoban. Çiçeklerin en güzelini, türkülerin en duygulusuna ve yüreğinin en sımsıcak sevgisiyle yıldız kızın ayakları altına serdi. Yıldız kız da yaşamında belki ilk kez benliğinde ılık ılık bir şeylerin aktığını hissetti o an.
Sabaha karşı yıldız kız gemisine binip, dünyamızdan ayrılırken, çobana üstünde bir ay ve 19 yıldızdan oluşan galaksi sisteminin resmi çizili bir aslan heykelciği armağan etti, ışıklarının anısına ölümsüzleştirmek için. Ve geldiği gibi yavaşça kayboldu gökyüzünde. Bundan gerisi... Çobanla yıldız kızın ne oldukları bilinemedi.
Bu olayın geçtiği M.Ö 61 yılından beri 2000 yıldır, Merkür ve Mars'tan hatta birçok kez Jüpiter'den defalarca dünyamıza gelerek, Venüs'lü yıldız kızın bıraktığı heykelciği aradılar. Fakat elleri boş döndüler her seferinde. Çünkü 2000 yıldır ellerindeki tüm haritalar Nemrut dağının Van gölü yakınlarında gösteriyordu. Oysa o aslan heykelciği halen Adıyaman'a 105 km uzaklıkta 2150 metre yükseklikteki haritalarda gösterilmeyen öbür Nemrut dağının batı taraçasında Zeus, Herakles ve Apollo heykellerinin yanında yerde durmaktadır.
Arkadaşlar, Barış Manço sıradan bir sanatçı değil, eğitimini Belçika'da almış ve birçok dili konuşan, 10 parmağında 10 marifeti bulunan usta bir sanatçı idi. Onun mitolojik "Çoban Yıldızı" adlı, buraya dikkat lütfen, "Enstrümantel" adlı parçaya öykü yazarken çağdaşlarından yararlandığı ya da öncüsü olduğu bir gerçek olmalı. Çünkü 1980'de kurulan Iron Maiden da Eski Mısır Mitolojisi'ne merak salmış ve 5. albümünde bu mitolojiden çeşitli örnekler vermiştir.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/c/c5/776px-Powerslave_Box.jpg
Powerslave (http://tr.wikipedia.org/wiki/Powerslave_(alb%C3%BCm)) (1984) albümünün arka kapağı.
Fakat bütün bu başarılara rağmen Barış Manço, ölümüne yakın bir zamanda sergilediği tavırlarla (Bakınız; Google (http://www.google.com.tr/#hl=tr&output=search&sclient=psy-ab&q=Bar%C4%B1%C5%9F+Man%C3%A7o%2C+Fethullah+G%C3%BCl en&oq=Bar%C4%B1%C5%9F+Man%C3%A7o%2C+Fethullah+G%C3%BC len&gs_l=hp.3..0j0i30j0i8i30.2495.11527.1.11797.28.23. 0.5.5.0.249.3569.0j22j1.23.0...0.0...1c.1.6.hp.Zfo aLj2D-XE&psj=1&bav=on.2,or.r_qf.&bvm=bv.43828540,d.Yms&fp=eace1a26ef5a7652&biw=1920&bih=1002)) bizi büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Şu söz senin değil mi?
M.Ö. 61 yılında bir Temmuz akşamı (büyük bir olasılıkla 6 veya 7 Temmuz) Venüs gezegeninden gelen bir uzay gemisi Nemrut dağının batı taraçasına indi.
Ne oldu ki, ölümünün yaklaştığı bir zamanda aniden hidayete erdin? Bunlar (ki o, bu öyküyü yazarken 36 yaşındaydı) çocukluk hataları mı idi? Hani, nerde haksızlık karşısında o sol kolunu havaya kaldırmak? Yoksa sen, Iron Maiden'ın dediği gibi "Powerslave" misin?
Natürelist
16-03-2013, 22:01
Sizde sagolunuz...upuaut,
Naram-Sin(I.Ö. 2273 - 2219) Hükümdarligi sirasinda tanrilastirilan Akad krali'dir
I.Ö. Ücüncü ve ikinci Binyil öncesine kadar Sümer ve Mezopotamya'da en yüksek din görevlisi olan "Entu rahibesi" Naram-Sin'in üc kizlari En-men-ana (http://de.wikipedia.org/w/index.php?title=En-men-ana&action=edit&redlink=1) da bu statüye sahipti
Kral Nabonid'in annesi olan Adad-happe (Harran kitabesi H1) de Harran'da tapilan Ay tanrisi Sin'in yüksek Entu rahibelerinden bahseder. Ancak bu beyani destekleyecek hicbir kanit ya da bagimsiz bir belge yoktur
Sümer'in düsüsü ardindan, "Babil'de Entu rahibeligi" yerini erkek rahip olarak degistirilerek, son Babil krali Nabonid de bu "ünvan kültü ile birlikte" iliskilendirilmis rönesansi yasamistir. Tabiiki dediginiz gibi "bu tür gökyüzü betimlemeleri bircok eski kültürlerde karsimiza cikar" ve hala da bunu camii'lerin üstünde kalintilarini görüyoruz, kala kala islam icin "Ay tanrisi" kalmis, ne yazikki buda su götürmez bir gercektir iclerine sindiremediklerinden dolayi bunu müslümanlar kabül etmezler o baska.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/cc/Nabonidus.jpg/330px-Nabonidus.jpg
Bakiniz burada Nabonid ve sirasiyla üclü tanrilar olan Sin, (Ay tanrisi) Samas, (Günes tanrisi) Istar ise Venüs'ü temsil eder.
Antik dönemde Venüs bir yildiz gibi algilaniyordu. Gezegen oldugu henüz bilinmiyordu.
http://www.br-online.de/wissen-bildung/spacenight/sterngucker/foto/venus-mondsichel-dpa.jpg
Bakiniz buda Ay'in altinda kalmis Venüs gezegeni.
Venüs gökyüzünde en carpici gökcisimlerinden birisidir.
Parlak'lik bakimindan Günes ve Ay'dan sonra gelir. Yogun bulut oranindan dolayi Günes isigini yüzde 76% geri yansitmaktadir. Su anda gökyüzüne baktigimizda cogumuz bunu bir yildizmis gibi görürüz, ve sanirim bunda gariplik diye bir sey yoktur, o dönemlerde bunun bu sekilde algilanmasi dogaldir. Umarim simdi anlamissinizdir "Venüs" neden bir yildiz gibi? algilaniyordu...
Iyi forumlar...
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/cc/Nabonidus.jpg/330px-Nabonidus.jpg
Bakiniz burada Nabonid ve sirasiyla üclü tanrilar olan Sin, (Ay tanrisi) Samas, (Günes tanrisi) Istar ise Venüs'ü temsil eder.
Antik dönemde Venüs bir yildiz gibi algilaniyordu. Gezegen oldugu henüz bilinmiyordu.
Bu ayrıntı daha önceden dikkatimi çekmiş ve araştırma yapmıştım. Ama senin sözüne ettiğin durumun ayırdına ancak Rönesans döneminde varılabilinmiştir.
Antik dönem demiştik, değil mi? Şimdi o döneme ait bir örnek veriyorum:
http://www.estanbul.com/images/imported/2008/05/tr_3planets-1.jpg
M.Ö. 109/61'de göksel bir betimlemenin yapıldığı Aslanlı Horoskop'ta 16 (=8+8. 8'i altta, diğer 8'i üstte) köşeli yıldızla gösterilen bu semboller Mars, Merkür ve Jupiter'i gösteriyor.
Fakat bu gezegenler Aslanlı Horoskop (http://www.estanbul.com/aslanli-horoskop-25841.html) üzerinde 8 köşeli yıldız olarak gösterilmiştir.
http://www.estanbul.com/images/imported/2008/05/biglion-1.jpg
Ancak Galileo'nun 1610'da Venüs hakkında yaptığı gözlemleri kayda geçirdiği defterde Venüs'ten bir gezegen olarak söz etmemesi nedeniyle bu konuda haklı olabilirsin.
Sadece Venüs mü? Galileo 1609'da Jupiter'in uydularını gözlemledikten sonra, bunlardan örneğin saraydakilere (ki o sırada tahtta bir çocuk bulunuyordu) söz ederken "Medisi Yıldızları" şeklinde tanıtıyordu. Bu, Galileo'nun kendi uydurduğu bir isim idi.
Cehalet ete kemiğe bürünüyor!
Hiç unutmam (ki bu sözü size söylerken bir belgeselden söz ediyorum. Yoksa, benim Galileo'yu görmem mümkün değildir); Galileo Saray'da büyük bir pencerenin önüne Jupiter'i görecek şekilde teleskopunu kurmuş (ki o, buna "Optik Tüp" diyordu. Teleskop ismi daha sonra verildi) herkese Medisi Yıldızları'nı seyretmesi için bir çağrıda bulunuyordu, ama Saray'ın ileri gelenlerinden 2 kişi, yıldızları gözlemlemek yerine (ki onlara göre bu teleskopta melekler görülüyordu), Aristo zamanından kalma "Kristal Küreler" hakkında Galileo'yu tartışmaya davet ettiler. Bu affedilir bir davranış değildi, çünkü cehalet sanki ete kemiğe bürünmüş ve Galileo'nun karşısına geçmişti o sırada.
Oysa orada bulunanları yapabilecekleri tek şey, bu teleskoptan bakıp gördüklerini ifade etmekten ibaret idi. Ama onlar nedense bunu yapmak yerine Galileo'yu reddetmek ve Kilise'ye egemen olmuş Aristo'nun görüşlerinden hareketle tartışmak istediler.
Aynı durum bizimkilerde de var. Hele Cruosity (Meraklı) adlı robot Mars'ta fosilleşmiş organik maddeler bulsun, o zaman görüşeceğiz onlarla!
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/cc/Nabonidus.jpg/330px-Nabonidus.jpg
Bakiniz burada Nabonid ve sirasiyla üclü tanrilar olan Sin, (Ay tanrisi) Samas, (Günes tanrisi) Istar ise Venüs'ü temsil eder.
Antik dönemde Venüs bir yildiz gibi algilaniyordu. Gezegen oldugu henüz bilinmiyordu.
Bu konuda son olarak şu tespitte bulunmak istiyorum.
Akad Kralı Naram-Sin'in Zafer Stelası (http://www.google.com.tr/imgres?q=Victory+Stele+of+Naram+Sin&um=1&hl=tr&biw=1920&bih=1002&tbm=isch&tbnid=k9YpRczmAol1_M:&imgrefurl=http://www.flickr.com/photos/profzucker/5646156379/&docid=R2XKGS99in4pfM&imgurl=http://farm6.staticflickr.com/5150/5646156379_aaf7284583_z.jpg&w=640&h=480&ei=Ne1EUfbhJsbhtQb4wYDYCA&zoom=1&sa=X&ved=0COgBEIQcMDI&ved=1t:3588,r:50,s:0,i:232&iact=rc&dur=872&page=1&tbnh=176&tbnw=217&start=0&ndsp=62&tx=123&ty=76)'nda Venüs gezegeni,
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/45/Victory_stele_of_Naram_Sin_9071_Star-sun-glyph.jpg
şeklinde resmedilirken Yeni Babil döneminde verdiğin örnekteki gibi yalnızca 8 köşeli bir yıldız olarak gösterilmiştir (Bkz. Art-History (http://pinterest.com/milmel90/art-history/)).
Piramitteki yazıt nasıl keşfedilmişti?
Howard Vyse, kitabında anlattıklarına göre (ki o bu yazıtı ilk gördüğünde yanında İngiliz araştırmacılarla birlikte Mısırlı çalışanlar da vardı), 28 Haziran 1837'de Menkaure Piramiti'nin güneybatı köşesinde kalan uydu (küçük) piramitlerden doğudaki uydu piramitin giriş pasajının keşfi için bir kazı çalışması başlatılıyor. Ama piramitin giriş pasajı hemen o gün değil de, 2 gün sonra, 30 Haziran 1837'de bulunabiliniyor ancak.
İşte Howard Vyse bu uydu piramitin pasajını 30 Haziran 1837'de keşfettiğinde pasajdan aşağıya doğru iniyor ve küçük bir odayla karşılaşıyor. Odanın içine girdiğinde tam karşındaki duvarda (güney duvarı) Abbasi döneminden kalma (muhtemelen Abbasi halifesi El Memun'un 820'de piramite geldiği zaman) Arapça şu yazıtla karşılaşıyor:
http://www.turandursun.com/forumlar/picture.php?albumid=83&pictureid=267
Howard Vyse, bir İngiliz Ejiptolog olduğu için bu yazıta "İngiliz" kalıyor. Ama yanındaki Mısırlı çalışanlar çatır çatır Arapça bilmektedirler. Ancak onlar da Abbasi döneminden kalma bu yazıtı okuyamıyorlar. Onlar bu yazıtın ikinci satırındaki "Allah" yazısını kolaylıkla okumuş olmalılar. Tıpkı şimdiki gibi. Mısırlılar bunun üzerine Howard Vyse'a bu yazıtın Kuran'dan alınma birkaç ayet olduğunu söylüyorlar ve o da kitabına bu bilgiyi geçiriyor. Onu kitabı günümüze "Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=41&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)London, 1841 (http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/howard_vyse1841bd2/0095/image?page_query=41&navmode=struct&action=pagesearch&sid=4097598dffcf34b2bad79cc7fc8a5740)" adıyla elimize geçmiştir.
Yazıttaki ilk satırı çözdüm!
Ama şimdi, bu yazıtı yavaş yavaş çözüyoruz ve Howard Vyse'ın, yanındakilerle birlikte, 30 Haziran 1837'de okumak istediği ama eski bir Arapça yazıt olduğu için okuyamadığı bu yazıtı okumaya başladık!
Yukarıda faksimilesi verilen bu yazıtın ilk satırında şu yazıyor. Ki ben Abbasi yazıtlarından hareketle bu çözümü yaparken o sırada şu filmi izliyordum:
http://www.youtube.com/watch?v=ssqaBZXJe3A
Bence, 9/11'i anlatan en iyi belgesel. Bu belgesel daha önceden çekilmiş dökümanter "Zero Hour" belgeselinin canlandırılmış şeklidir. Dolayısıyla bu belgeselde ne anlatılıyorsa, hepsi dökümanlara (belgeler) dayanır. Orada anlatılan her şey gerçektir. Örneğin, Uçuş 11 ile Logan Havaalanı arasında ve uçak içinde yapılan tüm konuşmalar orijinal bant kaydıdır. Sırf bu konuşmalar bile insanı şoka sokmalı. Çünkü şoka girmeyen insan bana göre, ölüdür.
Şimdi, ben bu yazıtın ilk satırı okurken Muhammed ATTA abim de 26:16'da uçağın kontrolünü ele almadan önce Besmelesini çekiyordu. Evet, yukarıdaki yazıtın ilk satırında Besmele geçer ama, "Bismillahir" kısmına kadar. Ben Muhammed ATTA abimle bunu tamamlayarak söyledik (ki Besmele ilk olarak 17:54'te geçer. Bu sırada Muhammed ATTA'nın sağında oturan arkadaşı kokpite girmeden hemen önce, yüksek sesle Besmele çeker. Belgeselde bu arkadaşın psikolojik sorunları olduğu söylenir ve Besmeleyi yüksek sesle söylemesi o yüzden yapılmıştır).
postalmarx
07-12-2013, 05:55
Upuaut'un %90 ihtimalle şizofren olduğunu ve piramitleri uzaylıların yaptığına inandığını düşünüyorum. Şizofrenlerle tartışmak mümkün değildir. Lütfen daha ciddi olalım.
RainFall
26-10-2014, 12:01
Hasan Akcay her zaman islami kurtarmak icin elinden geleni yapiyor insan kendisinin tanri oldugunu ne zaman anlayacak?
Buradaki problem tam olarak hakim degiliz peygamber denilen adamin yasantisina(doneme) elimizde hadisler var adami tanitan sekilde.
Ne yaptigina dair.Tam olarak kanitlayabilecek deliller bulana kadar hareket ediyoruz.Insanlar tarafindan olusturulmustur din amaci insanin yukselisini engellemektir.