
01-02-2013, 05:40
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Piramitte Kuran ile ilgili birkaç parça keşfedildi!
Değerli ve sevgili arkadaşlar, bugüne kadar bu forumda beni hep araştırmacı yönümle tanıdınız ve şimdiye kadar hiçbirinizi yanıltmadım.
Şimdi, bu mesajımda okuyucu şok edecek bir bulgumla tekrar karşınızdayım.
Yazıtı nasıl keşfettim?
Sözkonusu bu bulgu başlıkta geçtiği gibidir. Fakat bu bulgunun olduğu kitabı okurken, ilk başta ben de ne olduğunu anlayamamıştım bu bulgunun. Çünkü kitapta bu bulgu için Kuran 112 (yani İhlas suresi)'nin açık bir kanıtı ifadesi geçiyordu.
İnanın, bu bulguyu doğrudan arıyor değildim; ben yalnızca Menkaure Piramit'inde çalışırken İngiliz Albayı Howard Vyse'ın,
" Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), London, 1841, Seite: 41"
kitabına ihtiyaç duyuyordum, çünkü ondan sonra yapılan çalışmalarda bu piramite ait ölçümler mevcut değildi ve "Ejiptoloji'nin Babası" olarak gösterilen Sör W. M. Flinders Petrie de bu piramitteki ölçümlerde ona dayanıyor ve yukarıdaki kitaptaki kadar detay ölçümler veremiyordu. Bu nedenle Howard Vyse'ın 1837 tarihli çalışmalarını içeren kitaba acilen ihtiyacım vardı. İsteyen, bu kitabı yukarıda linkini verdiğim sayfanın sol üst köşesinden PDF formatında alabilir.
Neyse, ben bu kitapta Menkaure Piramiti'nin iç dizaynlarına ait ölçüm sonuçlarını ararken arada sırada karşıma Arapça yazıtlar da çıkıyordu ama tüm dikkatim Howard Vyse'ın ölçümlerinde olduğu için bu yazıtlara pek dikkat etmiyordum. Ancak bu Arapça yazıtlar içinde bir tanesi dikkat edilmeyecek gibi değildi ve ben de bu yüzden Menkaure Piramiti'ndeki çalışmaları bir kenara bırakıp, yukarıda linkini verdiğim 41. sayfadaki Arapça yazıta odaklanmak zorunda kaldım.
Howard Vyse yazıtı nasıl keşfetti?
Howard Vyse'ın söylediğine göre (ki o bu yazıtı ilk gördüğünde yanında İngiliz araştırmacılarla birlikte Mısırlı çalışanlar da vardı. Yani Howard Vyse'ın o sırada yanında bulunan Mısırlılar'ın Arapça bilmemesi sözkonusu değildi), 28 Haziran 1837'de Menkaure Piramiti'nin güneybatı köşesinde kalan uydu (küçük) piramitlerden doğudaki uydu piramitin giriş pasajının keşfi için bir kazı çalışması başlatılıyor. Ama piramitin giriş pasajı hemen o gün değil de, 2 gün sonra, 30 Haziran 1837'de bulunabiliniyor ancak.
Howard Vyse'ın bu kazı çalışmaları sonucunda bu küçük piramitin dikey ve yatay kesit planları şöyledir:
 Mısır Arkeolojisi'nde bu piramite "G3-a Piramiti (Pyramid of G3-a)" deniliyor. Piramitin üstteki dikey kesit planında giriş pasajı ve bir küçük oda görülüyor. Burası "Mezar Odası (Burial Chamber)"dır ve bu piramitin Eski Krallığın VI. Hanedanlığının en güçlü, Mısır'da gelmiş geçmiş en büyük firavunlardan biri, olan Menkaure'nin eşlerinden Khamerernebti II'ye ait olduğu söylenir ama bu kesin değildir. İsmi "İki Hanım'ın parlayan sevgilisi" anlamına gelir. Bu konuda detaylı bilgi alabilmek için, Kraliçe adının üzerine tıklayınız.
Fakat bizi ilgilendiren asıl kazı çalışmaları 1 Temmuz 1837'de başlıyor. Bu tarihte Howard Vyse ve ekibi yukarıda planı görülen giriş pasajı üzerinde çalışıyorlar ve bu pasajda temizlikle birlikte bazı keşiflerde bulunuyorlar. Vyse ve ekibi pasajı temizleyerek aşağıya doğru ilerlerken 2. planda yatay kesitte görülen "Mezar Odası"nı keşfediyorlar. Bu odanın içinde yukarıdaki 2. planda odanın üst tarafında hafif bir karartı şeklinde görülen "Sarcophage (Lahit)"i görüyorlar, fakat lahitin içi boş. Üstüne üstlük, daha önceki keşiflerde lahit ile birlikte bulunan hiyeroglif yazıtlar da yok! Vyse ve ekibi herhalde buna çok şaşırmış olmalı. Çünkü bu piramitin içinde hiçbir şey yok. Tıpkı diğer Giza Piramitleri'nde olduğu gibi.
Kurani Eski Bir Arapça Yazıt
Hatırlayınız, G1, G2 ve G3 olarak kodlanmış Büyük Giza Piramitleri'nin içlerine girildiğinde, bu piramitlerin içlerinde ne bir yazıt, ne bir sembol, ne de bunları ima eden en ufak bir ima dahi yoktu. Kitaplarında bu piramitler için bu sözleri söyleyen Erich von Daniken gibi Vyse ve ekibinin hayal kırıklığını anlayışla karşılamak gerekiyor. Fakat Vyse ve ekibini bu piramitte şaşırtan bir şey oluyor: Giriş pasajının tam karşısında odanın güney duvarında şu yazıtla karşılaşıyorlar:
 Vyse ve ekibinin 1 Temmuz 1837'de G3-a Piramiti'nin içinde keşfettiği Arapça yazıt. Onlara göre bu Arapça yazıt Kuran'ın 112. bölümü imiş (Bkz. "Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), London, 1841, Seite: 41").
Bu Arapça yazıt onlara göre Kuran'ın 112. bölümünü yani İhlas suresini gösteriyormuş. Bu yazıt, diğer piramitlerde bulunan Arapça yazıtlarla birlikte 820'de Büyük Piramite güç kullanarak (piramitin giriş kapısının altında bir delik açmak suretiyle) giren Halife Memun zamanından kalma imiş. Yani Halife Memun ve yanındaki işçiler Büyük Piramit'te delik açıp, piramitin içini gezdikten sonra çekip gitmemişler; diğer piramitleri de gezmişler. Hem de uydu piramitlere varana dek.
Fakat yukarıdaki piramittekinin faksimilesi (elle 1-1 kopyası)'ne yakından bir göz attığımızda, gerçeklerin onların söylediği gibi olmadığını öğreniyoruz. Ben bunun için yukarıdaki Arapça yazıttaki harflerin altına Latin alfabesinden karşılık gelenleri teker teker yazmaya çalıştım. Bunlardan kırmızı renkte olanlar herkes tarafından (ki bazıları hariç) okunabilecek olan harflerdir ve kabul etmeliyiz ki bu çok eski bir Arapça yazısı olduğundan, farklı renkte olanları eski Arapça yazıtlardan çözerek yazdım. Tabii ki bu önçalışmada bazı hatalar mümkündür ama bu ikinci plandadır. Çünkü ilk planda bizim için önemli olan şey, Vyse ve ekibinin (daha sonra 1840'da J. Perring'in) iddia ettiği gibi bu Arapça yazıtta İhlas suresinin olup olmadığıdır. Eğer durum buysa, elimizde İhlas suresinin en eski yazıtlarından biri bulunuyor demektir. Ama yukarıdaki çözüm bunun böyle olmadığını gösteriyor bize.
Şimdi konuya ışık tutacak arkelojk bulgulara geçiyorum.
İhlas suresine ait arkeolojik bulgular: Aşağıda bu sure hakkında eski Kuran mushaflarını almıyor, yalnızca mimari ve diğer yapılardaki yazıtları alıyoruz.
1. An Arabic Inscription From Cyprus, 29 AH / 650 CE: Bir fotoğrafı ve faksimilesi olmayan bu yazıta göre surenin tamamı mevcutmuş. 2. The Arabic Islamic Inscriptions On The Dome Of The Rock In Jerusalem, 72 AH / 692 CE: Bugün Müslümanlarca Kubbet-üs Sahra olarak bilinen düzgün 8-gen şeklindeki bu yapının güney dış duvarında surenin tamamı bulunmaktadır.
3. The Copper Plaque Inscriptions At The Dome Of The Rock In Jerusalem, 72 AH / 692 CE: Aynı yapının bir başka yerinde surenin 3 ve 4. ayetleri mevcuttur.
4. Dirhem: Hicri 729/30 tarihli Emevi Halifesi Balkh al-Baida zamanında basılan bir dirhem.
Bu paranın arkayüzünün merkezinde "There is no god except Allah alone, there is no partner with Him (Allah'tan başka Tanrı yoktur, Allah'ın eşi yoktur)" şeklinde Kelime-i Tevhid geçer.
İlk dirhem Hicri 75/Miladi 695'te Emevi Halifesi Abd-al Malik zamanında basıldı. Bu paraların dizaynlarında arkayüzün merkezi kısmındaki ilk satırda (yukarıdaki dirhem bu türden bir örnektir) Kelime-i Tevhid ve onu çevreleyen yazıtta Kuran'dan parçalar vardı. Örneğin Hicri 79'da Şam'da basılmış bir dirhemin ortasında Kelime-i Tevhidi çağrıştıran "In he Name of Allah (Allah'ın adıyla)" ibaresi ve onun altında 3 satırda "Allahu Ahad, Allahu-Samad, Lam yalid wa lam yulad wa lam yakul-lahu kufu-an ahad" şeklinde yazılmış İhlas suresi mevcuttur. Bunları dışardan bir çember şeklinde çevreleyen yazıtta Kuran'ın 9:33 ayeti yer alır: "Muhammad is the Messenger of Allah, he was sent with guidance and the religion of truth to make it prevail over every other religion, averse though the idolaters may be (O, Allah'a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.)"
Son olarak bu tarihi bilgiler ışığında bu tartışmada şu sorulara yanıt aranacaktır:
Sorular:
1. Yukarıdaki Arapça yazıtta Kuranla ilgili (Kurani) parçaların olduğu açıktır. Vyse ve Perring'e göre bu, İhlas suresidir. Fakat bu yazıtı incelediğinizde (ki bunun için size yukarıda böyle bir çalışma verdim) farklı bir şey ortaya çıkıyor. Şimdi hiç kıvırtmadan bu yazıtta ne yazıyor ise (ki bana göre Kuran ile ilgili birkaç parça yazılmış ama Kuran'dakinden farklı. İşte sırf bu nedenle bile olsa yazıt incelenmeyi hak ediyor), onu ortaya koymaya çalışalım. Eğer bu yazıt da Sana Metni'ndeki gibi şimdiki Kuran ile uyuşmayan bir şey çıkarsa yapılacak bir şey yok demektir. Buna göre yazıtta Kuran ile ilgili söylenmek istenen nedir?
2. Yazıt saf Arapça ile yazılmamıştır; içinde Yunanca ve Koptik dillerinden harfler vardır. Acaba bu yazıtı yazan kişi, " Yahuda Müjdesi"ndeki gibi saf Koptikçe değil ama Arapça'yı Koptikçeye yaslayarak mı yazmaya çalışmıştı?
Not: Büyük İskender'in Mısır'ı fethetmesi ve ardından İskenderiye şehrini yeniden kurmasıyla birlikte Mısır Helenistik kültürle etkileşime geçer. Mısır dilinin 4. versiyonu olarak ortaya çıkan "Koptikçe" ya da "Kıptice" bu kültürel etkileşimin sonucunda ortaya çıkar.
Diğer taraftan, Christopher Luxenberg'e göre İslam öncesinde ve Kuran yazımı sırasında Arapça henüz emekleme dönemindeydi. Bu dönemde Arapça çok küçük metinler şeklinde ortaya çıkıyordu. Aşağıdaki arkeolojik bulgular Arapça'nın Nebatice, Yunanca ve Süryanice'ye yaslanarak yazılmış küçük metinleri gösterir:
a. Namarah Inscription: The Second Oldest Dated Pre-Islamic Arabic Inscription (328 CE),
b. A First/Second Century Arabic Inscription Of ʿEn ʿAvdat,
b. Zebed Inscription: A Pre-Islamic Trilingual Inscription In Greek, Syriac & Arabic From 512 CE,
c. Harran Inscription: A Pre-Islamic Arabic Inscription From 568 CE,
d. A Peculiar Inscription Containing Arabic & Nabataean Characters At Sakakah, Saudi Arabia.
JUDAS Hakkında
Bu soru bağlamında bir sitemimi dile getirmeden geçemeyeceğim. "Yahuda Müjdesi" ya da "Yahuda İncili" olarak bilinen papirüs 61 sayfadan oluşur ama koleksiyonerin İsviçre'deki bir banka kasasında bekletmek suretiyle açgözlülüğü nedeniyle ancak 26 sayfası kurtarılabilinmiştir. O da, papirüsün göçmesi karşısında şaşkına dönen bu koleksiyonerin bilimadamlarından yardım istemesiyle gerçekleşmiştir. Konuyla ilgili National Geographic kanalında mükemmel bir belgesel film yapılmıştır.
Şimdi siz buradaki linke tıkladığınızda, orada Hz. İsa'nın Havarileri'nden Yahuda'nın "Vallahi benim bir suçum yok; İsa bana ne emretti ise onu yaptım. Ben masumum!" mealinde açıklamalarına tanık olursunuz. Bana göre bu papirüsü, büyük bir kuvvetle, Yahuda'nın bir müridi yazdı ama, papirüste yazılanlar doğru gözüküyor. Fakat durum bu kadar açık olduğu halde, Yahuda'yı neden hala hain olarak ilan ederiz? Örneğin, Lady Ga Ga'nın "Judas" şarkısında olduğu gibi.
İlginçtir; Judas'ın papirüsteki yazımı (alttaki satırda) "JODAC" şeklindedir ama şarkıdaki gibi okunur.
3. Yazıtı yazan kişi birkaç tane Koptikçe harf (örneğin "d, D" harfleri) kullandığına göre, acaba bu kişi Halife Memun'un adamlarından biri değil de, Kıpti bir Mısırlı mıydı? Eğer durum böyle ise, o zaman Vyse'ın ekibindeki Mısırlılar'ın Koptikçe bilmediği sonucu çıkar.
Arkadaşlar, benim bu yazıt hakkında ilk aklıma gelen sorular bunlardı. Eğer sizin de sorularınız varsa, bu mesajın altında ekleyebilirsiniz.
Konu upuaut tarafından (01-02-2013 Saat 05:45 ) değiştirilmiştir.
|

02-02-2013, 00:45
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Vyse yazıtın çözümü için Mekkeli Şerif ile temas kuruyor!
Arkadaşlar, bir önceki mesajımda geçen yazıtın çözümü o kadar kolay değil. Örneğin, Vyse bu yazıtı keşfettikten hemen sonra yanındaki Mısırlı çalışanlara göstermekten başka, Mekkeli Şerif'e de bir kopyasını gönderiyor, Kahire'de uzman kişiler tarafından inceleniyor ama sonuç sıfır. Çünkü bu yazıt saf Arapça ile yazılmamış; içinde Koptikçe harfler de vardır. Bunun üzeribe Vyse bu ve diğer yazıtlar hakkında şu açıklamayı yapıyor: "Onlar muhtemelen ziyaretçilerin ya da işçilerin, ya da, belki, Kuran'dan birkaç ifadedir"
Bu konuda aşağıdaki sayfadaki dipnottan bilgiler alabilirsiniz. Vyse burada piramitlerde bulunan Arapça yazıtlar hakkında genel bir değerlendirmede bulunuyor:
Vyse'ın piramitlerde keşfettiği Arapça yazıtlar hakkında yaptığı çalışmalar dipnotta veriliyor (Bkz. "Howard-Vyse, Richard William Howard: Operations carried on at the Pyramids of Gizeh in 1837: with an account of a voyage into upper Egypt, and Appendix (Band 2), London, 1841, Seite: 83").
Sözkonusu ilk mesajımdaki Koptikçe-Arapça çift dilli (bilingual) yazıtın çözümü için, Luxenberg'in dediği gibi (bkz.
), her iki dile de hakim olmak gerekiyor. Fakat burada şanslı olduğumuz bir nokta var ki, Arapçası'ndan bu yazıtı iyi-kötü anlayabiliriz.
Aslında bu konuda (Arapça'nın emekleme dönemindeki çok dilli yazımına ilişkin) Alman Paleograf uzmanı Gerd R.-Puin'in bir kitap yazması gerekir ya, neyse.
Konu upuaut tarafından (02-02-2013 Saat 00:54 ) değiştirilmiştir.
|

02-02-2013, 08:56
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Feb 2011
Mesajlar: 2.372
|
|
Kurân'daki kelimelerin 1/10'i yanlis anlasilmisti veya gercek anlamda hicbir sey ifade etmiyordu. Ancak eger Süryanice biliyorsaniz bu orani 5/100'e kadar indirebiliyordunuz.
Kurân'da kullanilan dil konusunda Dr Ayman'in yazdigi LANGUAGE BARRIER baslikli makale isinize yarayabilir.
Özetle, Ayman'a göre, Kurân'in dili o zamanki Arap halkinin dilidir, ki Muhammed o halka mensuptur. Bu, her peygamberin ancak kendi halkinin dili ile gönderildigini bildiren ayet ile de uyumlu bir görüs.
Su iletimde Dr Ayman'in görüsünü yansitmaya calistim:
Kurân'da
amiyane ifadeler var.
Örnegin
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Neden?
Cünkü
Muhammed
üstün tabakanin erazil (reziller) dedigi
asagi tabakaya mensuptur
ve Kurân
onun dilinde inmistir (14:4).
kisacasi
fuzulilerin degil
yunus emrelerin
dilidir
Kurân'in dili.
Burnu havada
aristokratlar
anlamaz onu.
Nitekim
anlamadilar ve anlamadiklari icin
Allah'in sözlerini carpitip carpitip
kendilerine benzettiler.
Örnegin
"Demokrasi küfürdür!" dediler, oysa Allah'in emridir;
"vadribûhunne"yi "kadinlari dövün"e yordular;
"mâ meleket eymân"i cariye yaparak nikahsiz iliskiyi bu dünyada kitabina uydurmakla yetinmediler,
cennetteki pinarlari, meyvalari, dösekleri huri diye carpitarak öteki dünyayi oturak alemi yapip ciktilar.
Yüz karasidir.
Peki
ne yapmak gerekir?
Kurân'i yeniden
halkin dilinde;
halka vermek.
O zaman
göreceksiniz
Avrupa'da
Incil halkin dilinde halka verilince ne olduysa
örnegin Türkiye'de o olur:
mevcut fiilî teokrasi sona erer, demokrasi gelir;
kadinlar erkeklere hukuken esit olur;
Allah'in dinine
insanlar dalga dalga girerler...
Allah
Nasr sûresinde
nebisine seslenerek
bunu dile getiriyor:
Allah'in yardimi gelip ilerisi acildiginda ve
Allah'in dinine insanlarin dalga dalga girdigini
sen gördügünde...
Su anda
"Allah'in dini"ne ulasamiyoruz.
Cünkü önümüzde engeller var.
Ve aşilmasi en zor olani: dil engeli.
Engelleri kaldirdigimizda Allah'in dini geri gelecek. Bir gün kesinlikle. Cünkü Allah'in yardimi ilahî vaaddir; Allah vaadini kesinlikle yerine getirir. Yeter ki o yardimi hak edelim.
* * *
İnananlara "reziller" diyenlerin dili de farklı değil, aynı dildir. Kendi dillerine "rezil" demiş olamazlar.
Inananlara reziller deyip dudak bükenler kendilerince üstün bi sinif. Onlarin kullandigi dil de avamin dilinden farkli. Tipki Fuzuli'nin dili Yunus Emre'nin dilinden nasil farkli ise.
Nahl 103:
Biz onlarin "Yuallimuhu beser-Ona bir insan ögretiyor!" dediklerini biliyoruz. Oysa sözünü ettiklerinin dili yabanci oldugu halde bu, apacik bir Arapca.
Bu ayetten anlasilan, halkin dili apacik bir Arapca oldugu halde o dönemin din kitaplari ve o kitaplarin ögretimi Arapca degildi.
Tipki nasil simdi bize Kurân kurslarinda kitabimizi anlamadigimiz bir dilde gûya ögretiyorlar ise Kurân'dan önce de din kitaplarini halkin anlamadigi dilde ögretiyorlardi.
Elbet bu kadar basit degil. Internette benim gördügüm ve bu görüsü destekleyen arkeoloik bulgular* var; onlari da degerlendirmek gerekiyor.
Ama Kurân "avamin dili"nde inmistir. Benim söyledigim esas olarak bu. O dili göklere cikarmak suretiyle ya da yerin dibine batirarak ulasilamaz, anlasilamaz yapmak ta onu asagilamaktir.
________________________
*Söz konusu bulgulardan birisi:
Ürdün’ün güney-batisindaki Avdat’in yaklasik 5 km kuzeyinde ortaya cikarilan ve eskiden yaninda her halde bir heykel bulunan, Miladî ilk 2 yüzyila ait 6 satirlik Aramice-Arapca bir kitabe.

Click to enlarge and read credit/caption.

http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/ avdat.html
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin tanri Obodas’in önünde, ve anilsin orda
2.(her)kim
3.Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in önünde bir heykel (yapti).
Eski Arapca:
4.Kendi yararini ya da cikarini düsünmez O. Bize ölüm gelirse birakmaz benim
5.alinmami. Ve bela izliyorsa beni izlemesine izin vermez.
Aramice:
6.Garm’ahali yazdi (bunu) kendi eliyle.
* * *
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Konu: din.
Dil: Aramice
Satir 4-5 olayi kisisel düzeyde dile getiriyor.
Konu: günlük yasama dair istekler
Dil: Arapca.
|

10-02-2013, 20:56
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Bu başlık beni ara tatilde bu forumdan mahrum tutanlaradır. Çünkü şimdiye kadar bu foruma hiç giremedim ama, ancak Google'da "acaba 2008'de olduğu gibi yine mi forum kapandı?" sorusuna yanıt olarak günlerdir yaptığım aramalara henüz şimdi cevap alabildim. Bu nedenle forum moderatörlerinin bu konuda bize şöylesine okkalı bir açıklama yapmaları şart olmuştur.
Hayır, olay zannettiğiniz gibi değil. Bazıları var, bu forumda başkalarıyla alay etmeyi sever; bazıları da başkalarını küçük düşürmeyi sever; bazıları da eğlenmeyi seçer. Hepsine saygı duyarım. Çünkü ne de olsa kötü bir dönemden geçiyoruz ve herkes stresini bir şekilde atıyor.
Dünya 51 yıl sonra Tanpınar'ı okumaya karar vermiş!
Hımm, çok ilginç. Çünkü bizler onu çok daha önceden, Lise'de Edebiyat derslerinde, "Bursa'da Zaman" şiiriyle, okumuştuk. Fakat onun hakkında çıkartılan " Mücevherlerin Sırrı, 2002" adlı kitapta derlenmemiş yazılarını, anketlerini ve röportajlarını görünce, Lise yıllarında anlayamadığım bu Cumhuriyet aşığına hayranım bir kat daha arttı ve ne olduğunu çözdüm.
Peki neydi kitaptaki Tanpınar'ın mücevherlerinin sırrı?
Edebi eserlerini bir kenara bırakırsak, kendi dönemindeki olayları çok iyi gözlemleyip kendisinden sonrakilere edebi şekilde aktarmaktan başka bir şey değildi. Tanpınar DP iktidarı ve 27 Mayıs'tan (tabii ki) Yahya Kemale, eski şiirimizden pedagojiye hayatın hemen her alanı üzerine söz alıyor; Mehmet Akif ve Tevfik Fikret gibi çokça tartışılmış adları sağlam saptamalarla yerli yerine oturtuyor.
Tanpınar’ın Menderes öfkesi
Yahu adam tercümanımızmış, haberimiz yokmuş! Hürriyet acaba AKP'nin iktidara gelmesinden 4 ay sonra yazdığı bu haberin 11 yıl sonra Tanpınar'ın aynen anlattığı gibi olabileceğini kestirebilmiş miydi? Hiç sanmam. İşte öyle olmadığı için ben Tanpınar'ın bu gözleminin kitabın başlığında geçtiği gibi bir mücevher olduğunu düşünüyorum. Bu mücevherin sırrı da, Tanpınar'ın gözleminin 52 yıl sonra aynen tekrarlanmasıdır. Ona göre Menderes Kazıklı Voyvoda'yı taklide kalkışmış ve cezası da cehennem azabı imiş.
Batılı yazarların eserlerini yalayıp yutmuş ve efsanevi Grek Mitolojisi'ne hayran Tanpınar, Menderes dönemi için şunları söylüyor: "Adalete inanırım. Nemesis * tanrıların her zaman için en büyüğüdür. Dilden sonra selâmlanacak en büyük doğuş onun doğuşudur. Onun terazisi ve kılıcı insan kafasının en büyük seviyesidir. Fakat bir noktaya, içtimaî cürme kadar. Orada şaşmaz Tanrı'nın kudreti birdenbire durur. Böyle bir cürüm için din kitaplarının cehennemi, çeşitli azapları lâzımdır.", Radikal, Bizden gizlenmiş mücevherler.
* Nemesis: Grek Tanrıçaları'ndan Nyx'in kızıdır. Adalet ve intikam Tanrıçası'dır. Adaleti sağlamak için intikam almayı savunan merhametsiz bir tanrıçadır. Yunan Mitolojisi'nde, aşırı gurur ve enaniyete düşenleri cezalandıran Tanrıça'dır. İnanışa göre Nemesis, kinci, yapılan hata veya kötülüğün karşılığını getiren, kaderin vücut bulmuş hali, merhametsiz bir tanrıçadır.
Şimdi işbu kendi dönemimizin de kötü olmasından dolayı bu forumdaki faaliyetlere saygı duyuyorum. Ne de olsa herkeste bir stres var. Benimkisi ise yalnızca yazmak ve bunları sizinle paylaşmaktır. Ben de böyle atıyorum sterisimi işte!
Yazıt hakkında yeni bulgular
Bu arada, yani forum şimdiye kadar hep kapalıyken, ben de yazıt hakkında internetten çeşitli kaynaklarda araştırmalar yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ilk mesajda verdiğim yazıttaki harflerin tamanının Arapça'dan geldiğini tespit edebildim. Örneğin yazıtın ilk satırındaki Yunanca ve Koptikçe'de "Delta" olarak geçen "D" harfinin Arapça'da "H" harfi olduğunu görebildim. Bu harfi yazan kişi ya Kufi yazısı yanlış kullanmış ya da bunu kopyalayan Vyse yanlış yazmış olabilir, bilemiyorum. Çünkü 800'lü yıllardaki Abbasi dönemine ait kufi yazıtlarda "H" harfi bu kadar büyük ve "Delta"yı andıracak şekilde yazılmıyordu. Eğer o dönemde böyle bir durum sözkonusu olsaydı, Arapça harfler diğer alfabelerdeki (Grekçe, Koptikçe) harflerle karıştırılabilinir ve bu, önü alınamayacak karmaşaya yol açardı, diye düşünüyorum. Aynı yazım hataları kırmızı rengin dışındaki diğer renkli harfler için de geçerlidir. Örneğin bundan önce gelen harfe ben yeşil renkle "h" demişim ama bu harf de büyükçe, yani dikkatsizce, yazılmış ve bu harfi araştırdığınız zaman "b, t, s" harflerinden biri olduğunu görüyorsunuz. Bildiğiniz gibi, Arapça'da bu harfler yayvan bir tepsi şeklinde, altına ya da üzerine konan noktalarla ayırt edilebiliyor. Ama bu yazıtı yazan kişinin zamanında noktalama işareti olmadığı için, bu harfin nasıl seslendirildiğini kestiremiyoruz. Yazıtı yazan kişinin zamanında bu harf içinde bulunduğu kelimeyle anlaşılabiliniyordu ama şimdi ise biz bunu noktalarla anlayabiliyoruz.
Özetle, yazıtta ilk mesajımdaki 3. sorumda söylediğim gibi Koptikçe olarak harflerdeki yanlış anlamalar bu yüzden ortaya çıktı. Ama şimdi, yazıtın tamamına yakını çözülmüş durumda. Bu çözümü yakında burada yayımlayacağım. Ancak bunu yayımlamadan önce şu kesin olarak bilinmeli ki, ki isteyen yazıttan görebilir, bu yazıtta ne bir tarihten (piramiti ziyaret tarihi) bahsediliyor, ne de İhlas suresinden. Bu yazıtta sadece tıpkı mezar taşlarında olduğu gibi Allah'tan söz ediliyor.
Diğer gelişmeler için hatta kalın lütfen!
|

11-02-2013, 12:48
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 22 Dec 2012
Mesajlar: 186
|
|
Hasan Akçay´isimli üyeden Alıntı
Kurân'daki kelimelerin 1/10'i yanlis anlasilmisti veya gercek anlamda hicbir sey ifade etmiyordu. Ancak eger Süryanice biliyorsaniz bu orani 5/100'e kadar indirebiliyordunuz.
Kurân'da kullanilan dil konusunda Dr Ayman'in yazdigi LANGUAGE BARRIER baslikli makale isinize yarayabilir.
Özetle, Ayman'a göre, Kurân'in dili o zamanki Arap halkinin dilidir, ki Muhammed o halka mensuptur. Bu, her peygamberin ancak kendi halkinin dili ile gönderildigini bildiren ayet ile de uyumlu bir görüs.
Su iletimde Dr Ayman'in görüsünü yansitmaya calistim:
Kurân'da
amiyane ifadeler var.
Örnegin
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Neden?
Cünkü
Muhammed
üstün tabakanin erazil (reziller) dedigi
asagi tabakaya mensuptur
ve Kurân
onun dilinde inmistir (14:4).
kisacasi
fuzulilerin degil
yunus emrelerin
dilidir
Kurân'in dili.
Burnu havada
aristokratlar
anlamaz onu.
Nitekim
anlamadilar ve anlamadiklari icin
Allah'in sözlerini carpitip carpitip
kendilerine benzettiler.
Örnegin
"Demokrasi küfürdür!" dediler, oysa Allah'in emridir;
"vadribûhunne"yi "kadinlari dövün"e yordular;
"mâ meleket eymân"i cariye yaparak nikahsiz iliskiyi bu dünyada kitabina uydurmakla yetinmediler,
cennetteki pinarlari, meyvalari, dösekleri huri diye carpitarak öteki dünyayi oturak alemi yapip ciktilar.
Yüz karasidir.
Peki
ne yapmak gerekir?
Kurân'i yeniden
halkin dilinde;
halka vermek.
O zaman
göreceksiniz
Avrupa'da
Incil halkin dilinde halka verilince ne olduysa
örnegin Türkiye'de o olur:
mevcut fiilî teokrasi sona erer, demokrasi gelir;
kadinlar erkeklere hukuken esit olur;
Allah'in dinine
insanlar dalga dalga girerler...
Allah
Nasr sûresinde
nebisine seslenerek
bunu dile getiriyor:
Allah'in yardimi gelip ilerisi acildiginda ve
Allah'in dinine insanlarin dalga dalga girdigini
sen gördügünde...
Su anda
"Allah'in dini"ne ulasamiyoruz.
Cünkü önümüzde engeller var.
Ve aşilmasi en zor olani: dil engeli.
Engelleri kaldirdigimizda Allah'in dini geri gelecek. Bir gün kesinlikle. Cünkü Allah'in yardimi ilahî vaaddir; Allah vaadini kesinlikle yerine getirir. Yeter ki o yardimi hak edelim.
* * *
İnananlara "reziller" diyenlerin dili de farklı değil, aynı dildir. Kendi dillerine "rezil" demiş olamazlar.
Inananlara reziller deyip dudak bükenler kendilerince üstün bi sinif. Onlarin kullandigi dil de avamin dilinden farkli. Tipki Fuzuli'nin dili Yunus Emre'nin dilinden nasil farkli ise.
Nahl 103:
Biz onlarin "Yuallimuhu beser-Ona bir insan ögretiyor!" dediklerini biliyoruz. Oysa sözünü ettiklerinin dili yabanci oldugu halde bu, apacik bir Arapca.
Bu ayetten anlasilan, halkin dili apacik bir Arapca oldugu halde o dönemin din kitaplari ve o kitaplarin ögretimi Arapca degildi.
Tipki nasil simdi bize Kurân kurslarinda kitabimizi anlamadigimiz bir dilde gûya ögretiyorlar ise Kurân'dan önce de din kitaplarini halkin anlamadigi dilde ögretiyorlardi.
Elbet bu kadar basit degil. Internette benim gördügüm ve bu görüsü destekleyen arkeoloik bulgular* var; onlari da degerlendirmek gerekiyor.
Ama Kurân "avamin dili"nde inmistir. Benim söyledigim esas olarak bu. O dili göklere cikarmak suretiyle ya da yerin dibine batirarak ulasilamaz, anlasilamaz yapmak ta onu asagilamaktir.
________________________
*Söz konusu bulgulardan birisi:
Ürdün’ün güney-batisindaki Avdat’in yaklasik 5 km kuzeyinde ortaya cikarilan ve eskiden yaninda her halde bir heykel bulunan, Miladî ilk 2 yüzyila ait 6 satirlik Aramice-Arapca bir kitabe.

Click to enlarge and read credit/caption.

http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Inscriptions/ avdat.html
Aramice:
1.(?) okuyan iyilikle anilsin tanri Obodas’in önünde, ve anilsin orda
2.(her)kim
3.Taym’alahi oglu Garm’alahi tanri Obodas’in önünde bir heykel (yapti).
Eski Arapca:
4.Kendi yararini ya da cikarini düsünmez O. Bize ölüm gelirse birakmaz benim
5.alinmami. Ve bela izliyorsa beni izlemesine izin vermez.
Aramice:
6.Garm’ahali yazdi (bunu) kendi eliyle.
* * *
Dikkat ceken
husus:
Satir 1-2 olayi tanri düzeyinde dile getiriyor.
Konu: din.
Dil: Aramice
Satir 4-5 olayi kisisel düzeyde dile getiriyor.
Konu: günlük yasama dair istekler
Dil: Arapca.
|
Hezeyan dolu bir yorum. Bir insanın bunları yazması ama gerçekleri görememesi ne tuhaf.
argolar,
yari cümleler,
beddualar,
yeminler...
Bunlar insanlara ait olan şeylerdir. Hiç kendinize sormuyor musunuz, koskoca Allah bunları kullanır mı diye? Argo kullanan Allah, beddua eden Allah…
Beddua eden Allah öyle mi? Kime bu bedduası? Zeus’a mı? Yani düşünmeden yazıyorsunuz diyeceğim, sonra bana kızacaksınız. Ama düşünerek yazdığınızı da bize kanıtlayın lütfen. Beddua eden Allah ne demektir?
Ayrıca Kuran, Yunus Emre’nin dili olamaz.
Yunus Emre - > Yaradılanı sevdik yaratandan ötürü.
Kuran -> Müşrikler ancak pisliktir. (Tevbe 28)
Yunus Emre daha kibar gördüğünüz gibi.
Ve sayın Hasan Akçay. Hala daha bildiğinizi okumaktasınız. Nisa 34’te kadına dayak vardır. Kuran’da huri vardır. Kuran’da cariye vardır. Size burada defalarca anlatıldı, ama anlamıyorsanız yapacak bir şey yok. Siz, Edip Yüksel ve Yaşar Nuri Öztürk’e uyuyorsunuz.
Siz reformistler, kendinize ayrı bir din belirlersiniz ve tüm karşıt görüşleri reddedersiniz. İnandığınız din İslam değil malesef. Kelimelerle oynayarak kendinizi kandırıyorsunuz ve insanları da kandırabileceğinizi sanıyorsunuz. Hiç kendinize şunu sormuyorsunuz: ‘ Kuran’ın böylesine yanlış yorumlanması, onun insan sözü olduğunu göstermez mi?’ diye.
Bunca zaman Nisa 34 yanlış mı yorumlanmış? O zaman zaten Kuran’ın Allah kelamı olmadığını kabul etmiş oluyorsunuz. Tanrı dediğiniz varlık kesin konuşur. Bir şey söylediği zaman, herkes aynı şeyi anlar. Biri ‘dövün’ diye çevirirken, öbürü ‘evden çıkarın’ diye çevirmez.
Dövün =?= evden çıkarın
Bu ikisinin birbiriyle hiç alakası yok değil mi? Yaşar Nuri Öztürk’ün eski meallerinde Nisa 34’te ‘ dövün’ vardı, ama yeni meallerinde ‘dövün’ yok, ‘ evden çıkarın’ var. Bir düşünün bakalım, niye bu değişikliği yapmış. Sosyete şeyhülislamı olduğu için olabilir mi?
Bir de derler ki Kuran tahrif olmamıştır. Neresi olmamış? Herkes keyfine göre ayet yorumluyor. Basit bir kâğıt parçasından farkı kalmadı inandığınız kitabın. Gerçi bunları da boşuna yazıyoruz ya neyse.
Ha diyelim ki Kuran’da kadına dayak yoktur, yine fark etmez. Kuran’da 500 tane sorun var, 499’a düşürürsünüz en fazla. Huri’yi de atsak 498 kalır. Cariye’yi atsak 497 kalır. Gerisi de bize yeter. Ama siz dürüst değilsiniz malesef. Basit kelime oyunlarıyla kendinizi kandırmaktasınız.
Bir ayeti birisi elma diye yorumlarken, öbürü armut diye yorumluyorsa, o kitap kutsal falan değildir. Basit bir kağıt parçasıdır. Bunu görebilmeniz gerek.
|

11-02-2013, 17:09
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
|
Bir ayeti birisi elma diye yorumlarken, öbürü armut diye yorumluyorsa, o kitap kutsal falan değildir. Basit bir kağıt parçasıdır. Bunu görebilmeniz gerek.
|
Dogru soze haci emmin ne desin?
Ustelik sozde allahin, herkesin anlayacagi bir dilde, tek noktasinin bile degismesine musade etmeyecegi bir kitap ise mevzubahis olan.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

15-02-2013, 21:49
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
YENİ!!! Yazıtın Çözümü Ver. 2.0.
Evet, size 4. mesajımda söylediğim gibi hatta kalın demiş ve bu çalışmanın devam edeceğini söylemiştim.
Şimdi bu mesajımda, size ilk mesajımda Menkaure Piramiti'nin güney tabanının doğusunda kalan ve piramitologlarca "5. Piramit" olarak adlandırılan bu piramitin "Mezar Odası (Burial Chamber)"nın güney duvarındaki yazıtın Abbasi Halifesi Memun dönemine ait yazıtlar ve Hasenat 5.0 programıyla Kuran üzerinde yaptığım analizler sonucunda elde ettiğim çözümünü veriyorum.
Gördüğünüz gibi burada kırmızı renkle yazılan harfler kesin çözümleri, mavi renkli olanları (ki bu, yalnızca " h" harfinden oluşur) Halife Memun dönemine ait yazıtlardan çözülen harfleri, yeşil renkli " z" harfini ise " The Inscription Of Zuhayr - The Earliest Dated Ḥijāzī Inscription, 24 AH / 644 CE" yazıtındaki "Züheyr" isminden (ki bu harf Memun döneminde de buna benzer şekilde yazılıyordu ama " Kuran yazımı sırasında aksan işaretleri var mıydı?" tartışmasından da görüldüğü üzere bu yazıt revaçta olduğu için, buradan örnek verdim. Bkz. " Bölüm 5:Tevrat ve Kuran’daki Sayılamanın Kökeni" adlı makelemin 8. sayfasına) ve sarı renkli soru " ?" işaretleri ise yazıtta hasarlı kısımlarda kalan, dolayısıyla okunamayan ve çözülemeyen harfleri gösteriyor.
Mısır sonsuzluğunda bir durak: İslamiyet.
Bildiğiniz gibi, " Egypt: Quest for Eternity ( Mısır: Sonsuzluğun Peşinde)" belgeselinin 43:16-44:40 bölümünde Mısır'daki inanç değişimleri şu şekilde aktarılmıştı bize:
"M.Ö. 332'den sonra (yani Büyük İskender Dönemi'nin başlangıcında) son Firavun hanedanı olarak Yunanlı Ptolemeu'ler iktidara geldiler. Mısır dinini benimsediler, ve anneliğin kutsal simgesi İsis'in ibadetine, onun kocası Osiris ile oğlu Horus'a adanan bu tapınağı inşa ettiler. Tapınağın duvarlarında bu efsanevi kişilerin öyküleri tekrar tekrar anlatılır. Ama başka bir kutsal ailenin kutsal öyküsü de yayılmaya başlar Mısır'da. Artık putperest sayılan oymalı süslemeler keskiyle kazınır. Hristiyanlık devlet dini kabul edilmiş ve 6. yüzyılda bu tapınak Hristiyan kilisesi haline gelmiştir. Hiyerogliflerin anlamı unutulacak, eski dini törenler yasaklanacaktı. 12 yüzyıl boyunca eski Mısır uygarlığının öyküsü ortadan kaybolacaktı. (Arka fonda ezan sesi veriliyor) M.S. 640'ta İslami dini ve Hz. Muhammed'in Öğretisi yurt çapında yayıldı." (Bkz. "Hz. Muhammed'in Öğretisi ne demek?")
Fakat bu inanç değişimleri Mısır sonsuzluğunda yalnızca bir kum tanesi gibi kalır. Çünkü binlerce yıldır Mısır'da Osiris, İsis, Horus üçlüsünün içinde yer aldığı çoktanrılı inançla başlayan yolculuk, fil kafalı ünlü komutan Büyük İskender'in M.Ö. 332'de İskenderiye'ye gelmesiyle devam etti. Daha sonra Mısır dini yerini Hristiyanlığa terketti (ki Hristiyanlık Mısır dini figürlerini taşır) ve ardında da İslamiyet'e. Ancak bütün bu dinler Mısır'ın hayat yüzlerinden biri idi.
Sözkonusu bizim, ki daha doğrusu büyük bir efor sarfetmekle benim, bu yazıtta aradığımız şey, bu yazıtı piramitin duvarına yazan kişinin düşüncesi ve inanç yapısının ne olduğunun tam olarak anlaşılmasından başka bir şey değildir. Bu adam yazıtta Allah'tan bahsediyor ve yazdığı üç kelime Kuran'daki bazı ayetlerde de geçiyor (ki bunları alta numaralayarak yazdım) ve 4. satırda "lv (lev)" yazmış. Kuran'da bu kelime "derler" anlamında geçer. Demek ki bu adam Allah ile ilgili bir anlatımda bulunmuş ve sonunda "böyle derler" demeye getiriyor. İyi ama bunu bu adamın kafasına kim soktu?
Bununla birlikte, yazıtta bir tarih yoktur. Bu adamın nereden geldiği belli değil. Ama onun piramitin içindeki odanın güney duvarına yazdığı bu yazıttan Giza Piramitleri'nin güneyinden, belki de güneydoğudan geldiğini iddia edebiliriz. Kim bilir, belki de Halife Memun'un yanında yer alan bu adam gerçekten de oradan geliyordu. Eğer öyleyse, bu kişiler Arabistan'dan, örnek vermek gerekirse Mekke, Medine vs. den geliyordu, bilemiyoruz.
Evet, yazıtın büyük bir doğrulukla harf harf çözümü yukarıdadır ve bazı hataların olması da muhtemeldir. Burada Arapça bilen arkadaşlarımızın konuya el atması ve yazıtın okunmasında yardım etmesi gerekiyor.
|

16-02-2013, 15:08
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
|
|
Sn. Upuat,
arastirmalarinizda agirligi misir tarafina vermeniz beni mutlu etti. Dilerim bu alandaki calismalarinizin devami gelir. Kuranin aslini olusturan yazili metinler misir inanclarindan baska birsey anlatmiyor.
|

18-02-2013, 01:03
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Piramitteki yazıta ışık tutan bir taş keşfedildi!!!
Arkadaşlar, ilk mesajımdan beri piramitte keşfedilen yazıtta ne söylendiğini açığa çıkarmaya çalışıyorum. Tabii bunu gerçeğin ortaya çıkarılması adına yapıyorum. Tıpkı Puin gibi, Luxenberg gibi...
Yoksa, Kuran'ın nasıl bir kitap olduğu 2. mesajımdaki belgeselde de söylendiği gibi hepimizin malumudur. Bu belgeselin girişinde şu saptama mevcuttur: "Eski ve Yeni Ahit'in Tanrı tarafından insanlara verilen bir ilham sonucunda yazıldığına inanan Yahudiler ve Hristiyanlar'ın aksine, Müslümanlar Kuran'ın doğrudan Allah tarafından indirildiğine ve Allah'ın sözleri olduğuna inanıyor"
Bu saptama benim ve tabii ki sizin bu forumdaki tartışmalarınızda ilk anayasa maddemizdir.
Güzel, bu araştırmada mevcut durumumum bu olduğuna göre, şimdi keşfe geçebiliriz.
Bu keşif Google'da şu başlıkla geçer: " Kudüs'te Eski Arap yazıtı bulundu!"
Şimdi bu keşfi piramitteki keşfin yanına koyuyorum ve ortaya ağzınızı açıkta bırakan bir görüntü oluşuyor:
.jpg)
Soldaki piramitte keşfedilen yazıt, sağdaki Kudüs'te eski bir evin rönevasyon çalışması sırasında keşfedilen yazıttır.
İsrailli arkeologlar taş üstündeki bu yazıtı Kudüs'ün eski şehrinde bir kazı yaparken eski bir Müslüman evinin rönavasyonu sırasında keşfetti. Ben bu yazıtı Google'da arama yaparken ilk gördüğümde, oturduğum yerde biraz yüksek sesle ama ölçüyü kaçırmadan (ki Kuran'ın kökenine ilişkin pek çok tartışmada Yahudileri ve Hristiyanları sorumlu tuttuğumu söylerim hep), "Teşekkürler, Yahudi kardeşlerim" dedim.
Hebrew (İbrani) Üniversitesi profesörü Moshe Sharon bu taşı, yazıta dayanarak, M.S. 910'e tarihler. Bu tarihte Abbasi Halifesi Muktedir (908-932) hüküm sürüyordu (Daha fazla bilgi almak için " Kudüs'te Eski Arap yazıtı bulundu!" haberine bakınız lütfen)
Bizim için bu yazıtta önemli olan şey, yukarıda soldaki piramitte keşfedilen yazıttaki bazı harflerin aynen yer almasıdır. Örneğin soldaki yazıttaki "h" harfi sağdaki yazıtta da aynen yer alır. Beni burada asıl şaşırtan şey, bu "h/t" harfinin Grekçe'de ve Koptikçe'de gibi "Delta" şeklinde yazılmış olmasıdır.
Bu şaşırtıcı durum hakkında daha önceden şunları söylemişim:
upuaut´isimli üyeden Alıntı
Yazıt hakkında yeni bulgular
Bu arada, yani forum şimdiye kadar hep kapalıyken, ben de yazıt hakkında internetten çeşitli kaynaklarda araştırmalar yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ilk mesajda verdiğim yazıttaki harflerin tamanının Arapça'dan geldiğini tespit edebildim. Örneğin yazıtın ilk satırındaki Yunanca ve Koptikçe'de "Delta" olarak geçen "D" harfinin Arapça'da "H" harfi olduğunu görebildim. Bu harfi yazan kişi ya Kufi yazısı yanlış kullanmış ya da bunu kopyalayan Vyse yanlış yazmış olabilir, bilemiyorum. Çünkü 800'lü yıllardaki Abbasi dönemine ait kufi yazıtlarda "H" harfi bu kadar büyük ve "Delta"yı andıracak şekilde yazılmıyordu. Eğer o dönemde böyle bir durum sözkonusu olsaydı, Arapça harfler diğer alfabelerdeki (Grekçe, Koptikçe) harflerle karıştırılabilinir ve bu, önü alınamayacak karmaşaya yol açardı, diye düşünüyorum. Aynı yazım hataları kırmızı rengin dışındaki diğer renkli harfler için de geçerlidir. Örneğin bundan önce gelen harfe ben yeşil renkle "h" demişim ama bu harf de büyükçe, yani dikkatsizce, yazılmış ve bu harfi araştırdığınız zaman "b, t, s" harflerinden biri olduğunu görüyorsunuz. Bildiğiniz gibi, Arapça'da bu harfler yayvan bir tepsi şeklinde, altına ya da üzerine konan noktalarla ayırt edilebiliyor. Ama bu yazıtı yazan kişinin zamanında noktalama işareti olmadığı için, bu harfin nasıl seslendirildiğini kestiremiyoruz. Yazıtı yazan kişinin zamanında bu harf içinde bulunduğu kelimeyle anlaşılabiliniyordu ama şimdi ise biz bunu noktalarla anlayabiliyoruz.
Özetle, yazıtta ilk mesajımdaki 3. sorumda söylediğim gibi Koptikçe olarak harflerdeki yanlış anlamalar bu yüzden ortaya çıktı. Ama şimdi, yazıtın tamamına yakını çözülmüş durumda. Bu çözümü yakında burada yayımlayacağım. Ancak bunu yayımlamadan önce şu kesin olarak bilinmeli ki, ki isteyen yazıttan görebilir, bu yazıtta ne bir tarihten (piramiti ziyaret tarihi) bahsediliyor, ne de İhlas suresinden. Bu yazıtta sadece tıpkı mezar taşlarında olduğu gibi Allah'tan söz ediliyor.
Diğer gelişmeler için hatta kalın lütfen!
|
Gördüğünüz gibi Abbasiler "h/t" harfini gerçekten de Grekçe/Koptikçe'deki gibi "Delta" ile aynı şekilde gösteriliyormuş. Dikkat ediniz, ben yukarıdaki alıntımda bu sözleri söylerken, daha yukarıdaki sağdaki taşı, dolayısıyla yazıtı görmemiştim. Ama eldeki bulgularla birlikte (ki bu tür yazıtları British Museum'da görmüştüm ama bu kadar açık değildilerdi) ben, yalnızca Abbasiler'in Arapça harflerini geometrik olarak "köşeli" yazdıklarını biliyor ve bir tahminde bulunuyordum.
Şimdi bu keşifle herşey netleşti ve yazıtımız artık yavaş yavaş okunur hale gelmeye başladı.
Buradan şu sonucu artık verebiliriz: Vyse ve Perring'e göre, Menkaure Piramiti'nin güney tarafındaki uydu piramitlerin doğusunda kalan uydu piramitin Mezar Odası'nda keşfedilen yukarıdaki sağdaki yazıt M.S. 820'de Büyük Piramit'e gelen Abbasi Halifesi Memun zamanında ve sağdaki yazıt ise M.S. 910'da yine bir Abbasi Halifesi olan Muktedir zamanında yazıldığına göre, aradan 90 yıl geçtiği halde Arapça harflerin yazımında neredeyse hiçbir değişiklik olmamış. Yalnızca, "Vav" harfinde küçük bir değişiklik, o da kuyruğunda, olmuş ama bu gibi küçük değişiklikler Arapça'nın yazımını değiştirmemiştir.
Bu durum Vyse'ın piramitlerde eski Arapça yazıtların okunmasında başvurduğu Mekkeli Şerif'in ne kadar isabetli bir seçim olduğunu gösteriyor. Ona göre bu yazıt M.S. 820'de piramiti ziyarete gelen Abbasi Halifesi Memun zamanında yazılmış idi. Fakat Vyse, Perring ve diğerleri piramitlerde çalışırken ikide bir eski Arapça yazıtlarda karşılaştıklarında, bu yazıtları uzman kişilere gösteriyorlar ve ne anlama geldiklerini çözmeye çalışıyorlardı. Bu konuda Vyse'ın 2. mesajımda geçen 83. sayfadaki görüşü şöyle idi: "Onlar muhtemelen ziyaretçi ya da işçilerin adları; ya da, belki, Kuran'dan birkaç ifadedir (They are probably the names of visitors or workmen; or, perhaps, a few phrases from the Koran)"
Devam edeceğim, şimdilik bu kadar yeter!
Konu upuaut tarafından (18-02-2013 Saat 01:14 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:03 .
|