PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?


sargon
30-11-2006, 01:53
Muhammed Esed'in Kuran meali ve yorumları son yıllarda İslami kesimlerde popülerlik kazandı. Bir tür soft-İslam yada post-İslam denebilecek akım oluştu. Daha önce bazı çevirilerinde ciddi yorum farklılıkları olduğunu bu forum sayfalarında tartışmıştık. Açıkçası bende Esed'in metinleri hakkında bir güvensizlik oluşmuştu. Bu konuda oldukça detaylı bir araştırma gördüm. Konu Kuran'daki Muhammed'e karşı çıkanlara (fesat çıkarmaya çalışan veya ona karşı savaşan) verilecek ceza ile ilgili olan Maide suresinin 33-34. ayetlerinin çevirisi.

Bu ayetlerin çevirisi Elmalı'da şöyle:

Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır. (33) Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. (34)

Esed'in çevirisi ise şu şekilde:

Allah'a ve Elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi yahut yeryüzünden [tamamıyla] sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir. İşte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada ise [daha] korkunç bir azap bekler onları, (33) ancak [ey müminler] siz onlardan daha güçlü hale gelmeden önce tövbe edenler hariç: çünkü bilmelisiniz ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır. (34)

İki meal arasındaki farklılık küçük bir farklılık değil. Bu konuda yazılmış bir makale var. Ve makaleyi okuduğunuzda sanırım siz de Muhammed Esed'in Kuran'ı apaçık tahrif etmiş olduğuna ikna olacaksınız. Makale D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı XX, İzmir 2004, ss.139-166'de yayınlanmış. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Esen imzalı bir yazı. Yazının tamamını okumak isteyenler'in

http://www.deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=6225

adresinden Yaz/Sonbahar 2004'ün telif yazılarını indirmeleri gerekiyor.

Ben Esen'in eleştirisinin bazı bölümlerini aktaracağım sadece.

sargon
30-11-2006, 02:18
Aşağıdaki metinde italik bölümler Muhammed Esed'in yorumları, diğerleri de Esen'in bunlara verdiği cevaplar. Metindeki arapça karakterlerin bazıları çıkıyor bazıları çıkmıyor. Çıkmayanları XXX olarak gösterdim. İlgilenlerin yukardaki adresten indiripo okumalarını öneririm.

1-Bu cümlede geçen dört edilgen fiil –öldürülme, asılma, kesilme, sürülme- geniş zaman kipindedirler ve bu şekilde iken gelecek zaman veya emir halini ifade etmezler.

İslam âlimlerinin bu ayetten çıkardıkları emredici nitelikli hüküm, اXXXXXXXXXX) fiillerinin gelecek zaman ifade etmesi veya emir halinde olmasından değil, cümlenin bir isim cümlesi olmasından kaynaklanmaktadır. Zira birinci fiil olan ( XXXX ) nün başındaki أن bu fiili masdara çevirmekte ve diğerleri de atıf yoluyla ona bağlanmak suretiyle hep birlikte müptedanın haberi durumunda bulunmaktadırlar. Yani müpteda ve haberden oluşan bir isim cümlesi olarak bu cümle (XXXXX onların cezası, öldürülmeleri... dir) takdirindedir. Bu sebeple, mezkur fiillerden gelecek zaman veya emir anlamlarını çıkarmaya zaten gerek yoktur. İsim cümlelerinde zaman boyutu da olmadığından, fiil cümlelerine nispetle isim cümlelerinin vurgusu daha kuvvetlidir.

Diğer taraftan meal sahibinin çeviriyi “onların cezası, öldürülmeleri...dir” tarzında yapmak yerine, müpteda ile haber yer değiştirilerek “öldürülmeleri...bir karşılıktan ibarettir” şeklinde sunduğu görülmektedir. Yani vurgu, ( XXX أَنْ ) üzerinde olması gerekirken (XXX) üzerine yapılmıştır. Halbuki meal sahibinin, başka ayetlerde geçen benzer kalıp ifadelerde28 vurguyu
–klasik anlayışa uygun olarak- haber üzerinde yaptığını görmekteyiz. Bu ayetin çevirisinde vurgunun değiştirilmesi, anlamın değişmesine yol açmaktadır. Nitekim meal sahibi, kendi belirlediği anlama ulaşabilmek için اءXXX) kelimesini de Türkçede kullandığımız anlamda “ceza” olarak değil “karşılık” anlamında çevirme yolunu seçmiştir. Böylece kelime, “olayların tabiî seyri içerisinde ulaşacağı nokta” veya determinist bir ifadeyle “bu işin neticesi” anlamıyla çevrilmiştir. Halbuki müpteda ile haberin yerleri değiştirilmeden yapılan klasik çeviride, bu kelimenin ceza veya karşılık anlamında çevirisi, anlama etki edecek bir farklılık ortaya çıkarmamaktadır. Zira suç ve cezayı belirleyen yüce Allah’ın söz konusu suça karşılık olarak belirlediği şeyin Türkçede kullandığımız anlamda bir ceza niteliğine sahip bulunduğu açıktır.

2-“Yukattelû” formu sadece öldürülmeyi değil, gramerin temel bir kuralı gereği “onların büyük bir kısmı öldürülüyor” anlamını gösterir. Aynı durum “yusallebû” ve “tukattaû” fiilleri için de geçerlidir. Eğer bunlar emredilmiş cezalar olsa, “büyük bir kısmının öldürülmesi” ifadesi suçluların
tamamını kapsamadığı için, keyfilik varsayımına yol açar. Böyle bir keyfilik ise yüce Allah’a nispet edilemez.”

“Yukattelü” ile “yuktelü” arasında gramer bakımından fark bulunduğu muhakkaktır. Tef’il kalıbı genellikle teksir=çoğaltma/vurgu ifade eder ve bu teksir bazen fiilde, bazen fâilde bazen de mef’ûlun bih’de olur. Bu kalıpta kullanılan kelimelerin teksîr dışında başka anlamlar için kullanılması da mümkündür.29 Meal sahibi kendisini önce teksir anlamı üzerinde şartlandırdığı30
sonra da çevirisini “büyük bir kısmının öldürülmesi” şeklinde yaptığı için kendini zora sokmuştur. Nitekim önceki müfessirler de söz konusu fiillerin, cezanın uygulanacağı kişiler bakımından teksir anlamı ifade ettiğini belirtmiş31 ve anlamı (XXXXX “teker teker/birbiri ardına/sırayla” şeklinde ortaya koymuşlardır. Böylece –meal sahibinin düşüncesinin aksine- suçlulardan hiç birinin cezasız kalmayacağına, cezanın gevşeklik/yumuşaklık gösterilmeden kesinlikle uygulanmasına vurgu/mübalağa33 yapılmış olmaktadır.

Diğer taraftan İslam âlimlerinin öteden beri benimsediği yorum çerçevesinde, söz konusu ayetteki kelimelerin tef’il kalıbında ve kesret anlamı yüklenerek yapılan çevirisinin, şer’î hüküm/ceza bakımından bir etkisinin bulunmadığı da açıktır. Meal sahibi ise kendi yüklediği anlamlar ve yorumlarıyla –varmak istediği- şer’î hükmü tümüyle ortadan kaldırma sonucuna
ulaşmaktadır. Diğer taraftan bu kelimelerin şeddesiz olarak sülâsîden (şeddesiz) okunduğu kıraatler34 de vardır ki bunlar da meal sahibinin yorumu aleyhine delil teşkil ederler.

3-Şayet bu ayet şer’î bir hüküm olarak alınırsa “yeryüzünden sürülmeleri” ibaresinin anlamı ne olacaktır? Bazılarına nispet edilen “İslam topraklarından çıkarmak” şeklinde anlamak isabetli değildir. Çünkü Kur’ân’da َرْضِ) 􀅁 ا = yeryüzü) teriminin böyle sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği yoktur.

Meal sahibi ( َرْضِ 􀅁 ا) kelimesini “yeryüzü” şeklinde çevirmeyi tek doğru seçenek olarak sunmakla çıkmaza girmiştir. Halbuki diğer kaynaklarda bu kısım “bulundukları yerden sürülmeleri” şeklinde çevrilmiştir. َرْضِ) 􀅁 ا) kelimesinin Kur’ân-ı Kerim’de –meal sahibinin iddiasının aksine yeryüzü anlamı dışında sınırlı bir yeri/bölgeyi ifade için kullanımları da mevcuttur. Nitekim meal sahibi de yerine göre böyle çeviriler yapmıştır. Örnek olarak 12/21 (o ülkede); 12/55 (ülkenin hazineleri); 12/56 (o ülke); 12/73 (bu ülke); 17/76 ([doğduğun] toprakta); 21/71 (bir beldeye); 21/81
(ülkeye) çevirileri zikredilebilir. Söz konusu örneklerde müellifin, belirli bir yeri/bölgeyi ifade eden çeviriler yapmış olması, “Kur’ân’da ( َرْضِ 􀅁 ا = yeryüzü) teriminin böyle sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği yoktur” iddiasıyla çelişmektedir.

Söz konusu ifadeyi “bulundukları yerden sürülmeleri” şeklinde anlayan âlimlerden bazıları, bu sürgünün –İslam toprakları içinde başka bir bölge yerine- İslam toprakları dışına yapılması görüşünü beyan etmiş olabilir. Bu görüşlerine delil olmak üzere ayrıca ( َرْضِ 􀅁 ا) kelimesinin Kur’ân’da “İslam ülkesi” anlamında kullanılıp kullanılmadığının önemi yoktur. Zaten İslam
hukukçularının büyük çoğunluğu bu ifadeyi, İslam ülkesi içinde sürgün, hapis, göçe zorlama vb. tarzda35 yorumlamıştır.

sargon
30-11-2006, 02:28
Yazının diğer bölümlerinde başka ayrıntılar ve el ayak kesme, öldürme, sürme cezaları üzerine detaylı şekilde duruluyor, ama bunlar bizim konumuz değil şimdilik. Bunun dışında Esed'in genel yaklaşımları hakkında da oldukça sert ancak ikna edici açıklamalar yapılıyor. Muhammed Esed'in Kuran meali ile ilgili olarak yazarın sonsözündeki derlemeleri aktarıp, sözü Esed'i savunanlara bırakıyorum.

Not: Bu yazıyı umarım Hiramusta okur. Hatta özellikle onun için yazdım bile diyebilirim. *:D

SONUÇ

Muhammed Esed’in hirâbe ayetleri yorumunu değerlendirmeyi amaçlayan
bu çalışmamızın sonucunda ulaştığımız neticeleri şöylece sıralamak
mümkündür:

1- Mâide 5/33–34. ayetleri, İslam âlimleri tarafından öteden beri, Allah’a
ve Peygamberine savaş açan ve fesat yayanların cezasının öldürülmek, asılmak, el ve ayaklarının çapraz kesilmesi ve sürülmeleri olduğunu beyan
eder tarzda anlaşılmıştır. Yani bu ayet, âlimlerin ittifakıyla hirâbe uçundan
ve cezasından bahsetmekte ve bu suç “had” suçları kapsamında eğerlendirilmektedir. Ancak suçun mahiyeti, suçun durumuna göre belirlenecek ceza, infazın şekli gibi hususlarda âlimlerin farklı görüşlere sahip oldukları görülmüştür. Hirâbe suçunun ve cezasının bu ayetten başka Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarından dayanakları da mevcut olup bunlar birbiriyle uyumluluk arz etmektedir.

2- Muhammed Esed’in eserinde yepyeni bir çeviri ve sosyolojik bir yaklaşımla karşılaşmış bulunuyoruz ki; bu anlayışa göre söz konusu *nyetler, bir suç ve onun cezasını belirleyen ilahî nitelikli bir ifade olma özelliği taşımamakta, yüce Allah sadece durum tespiti yapmakla yetinme konumunda bulunmaktadır. Esed’in yorumunu özellikle dilbilgisi *kurallarıyla temellendirmeye çalışması da dikkat çekmektedir ki bu noktada Kur’an’ın inmesinden itibaren yaklaşık 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen Arap asıllı olan veya olmayan hiçbir âlimin, mezkûr ifadeleri meal sahibinin anladığı gibi anlamamış olması hatta böyle bir ihtimalden bile bahsetmemiş bulunması manidardır. Yine meal sahibinin yorumuna göre şimdiye kadar bu ayeti hirâbe suçu ve bunun cezası için delil kabul edenler, dinî metinleri (nas) hem lafız hem de mana/gaye olarak iyi anlayamamaktan kaynaklanan bir cehaletle İslam hukukunda temelsiz bir suç ve buna ceza ihdas etme durumuna düşürülmüş bulunmaktadırlar.

Muhammed Esed’in, kendi benimsediği anlamı ayetlerden çıkarmak
için gösterdiği gayrette özetle şu hususlar göze çarpmaktadır:

a- Kelime ve ifadelere Arap dilinin gramer kurallarıyla izah edilemeyecek hatta onlara ters düşen yepyeni anlamlar yükleyerek zorlamaya gitmiştir.

b- Ayetlerin nüzul sebebi olarak zikredilen hususları dikkate almayarak onları ilgili oldukları bağlamdan koparmıştır.

c- Hirabe suçunun meşruiyetine dayanak teşkil eden hadisleri ve bu hadislerin ilgili ayetle bağlantısını görmezden gelmiştir.

d- Kendince ileri sürdüğü gerekçelerle, nüzulünden bu yana başta Hz Peygamber, sahabe, mezhep imamları, müfessirler ve diğer âlimlerin benim sediği ortak anlamın aksine onu çürütmeyi amaçlayan ve sağlam dayanaklardan yoksun yepyeni bir anlama ulaşmıştır.

e- Esed’in, bazı kelime ve ifadelere yüklediği anlamların tek doğru seçenek olduğunu iddia etmesine rağmen, başka ayetlerde geçen benzerlerine farklı anlamlar vererek çelişkiye düştüğü görülmektedir.

f- Esed, İslam alimlerinin öteden beri benimsedikleri anlamı çıkarmak için temel almadıkları bazı hususları (fiillerden emir anlamı çıkarma, teksir anlamı, yeryüzü kelimesi vb.) bu görüşün dayanaklarıymış gibi sunup onları tenkit ederek kendi görüşünü haklı göstermeye çalışmıştır.

g- Esed’in bütün bu hususların (yeni anlamlar, tutarsızlık vs.) bir araya getirilmesiyle ulaşmaya çalıştığı, daha doğrusu öteden beri kabul edilen anlamı bertaraf etmeyi amaçlayan neticeyi önceden zihninde kurguladığı, ardında da zorlamalara giderek buna kılıf bulma çabasına girdiği intibaını edinmiş bulunuyoruz.

Son olarak şu hususu da belirtelim ki; hirabe suçu için ayetlerde bahsedilen öldürme, asma, el-kol kesme ve sürgün cezalarının bugün uygulanıp uygulanamayacağı, bu cezaların günümüz insan hakları anlayışı açısından değerlendirilmesi, söz konusu suçu engelleme amacını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği vb. hususlar çalışmamızın kapsamı dışında olup ilgili çalışmalara havale edilmiştir.

sodomo--
30-11-2006, 07:03
Sargon daha önce Muhammed Esed'in kendi mealindeki bazı çelişkileri ortaya koymuştum.


Nahl 71 Vallahü faddale ba'daküm ala ba'dın fir rızk femellezıne füddılu bi raddı rizkıhim ala ma meleket eymanühüm fe hüm fıhi seva' ife bi nı'metillahi yechadun

S.Ateş meali *Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. (Rızıkça) üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını verip de hepsi rızıkta eşit olmuyorlar. Allah'ın ni'metini mi inkar ediyorlar?

Muhammed Esed meali : Rızık konusunda, kiminize kiminizden fazla veren Allah'tır: hal böyleyken, kendisine fazla verilmiş olanlar, rızıklarını -bu bakımdan aralarında eşitlik olsun diye- sağ ellerinin malik olduğu kimselerle paylaşmakta isteksiz davranıyorlar. Peki, (böyle yapmakla) Allah'ın nimetini (bile bile) inkara mı kalkışıyorlar?

Muhammed Esed'in dip notu : “Rızıklarını ... ile paylaşmak” ifadesi, metinde “rızıklarını ...e döndürmek” olarak geçmektedir. “Sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (yani, “meşru yollarla sahip oldukları kimseler”) burada, Allah yolunda yapılan savaşta tutsak alınan kimseler de olabilir (bkz. 2. sure 167 ve 168. notlar; 8. sure, 72. not), geçimleri konusunda başkalarına bağımlı olan ve dolayısıyla başkalarının sorumluluğu altında bulunan kimseler de olabilir.




Müminun 6. İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanühüm fe innehüm ğayru melumın

S.Ateş meali :Ancak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar.

Muhammed Esed meali : eşleri -yani, [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında [kimsede arzularına doyum aramazlar]: çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar;

Dip not : ---Lafzen, “yahut sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (ev mâ meleket eymânuhum). Çoğu müfessirler bu ifadenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev (“yahut”) takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da önkabul Kur’an'ın kendisiyle çelişmektedir (bkz. 4:3, 24, 25; 24:32 ve ilgili notlar). Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an “müminler” terimiyle hem erkek hem de kadın müminleri kasdetmekte; ezvâc terimi de (“eşler”) hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymânuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anlamına yorulması için ortada hiçbir sebep yoktur. Öte yandan, bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kasdedilmiş olması da sözkonusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat 4:24'deki gibi “nikah yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler” anlamına geldiği aşikardır (bkz. 4:24 hk. 26. not). Yalnız ifade, burada, bu anlam örgüsü içinde 4:24'dekinden önemli bir farklılık göstererek evlilik yoluyla birbirine “meşru olarak” sahip olan hem erkek hem de kadın müminlere işaret etmektedir. Bu yoruma göre, cümlenin başında yer alan ev takısı da “yahut” anlamında bir seçenek bildirmeyip, “bir başka deyişle” yahut “yani” tabirleriyle benzer şekilde, açıklayıcı bir ifadeye geçiş işlevini görmektedir ki, bu durumda, bir bütün olarak cümlenin anlamı şöyledir: “...eşleri, yani [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları kimseler dışında ... ilh.” (Karş. 25:62'deki benzer ifade: “düşünüp anmak isteyenler, yani [lafzen, “yahut”] şükretmek isteyenler için”.)
-------
Muhammed Esed'in dip not olarak verdiği bu açıklama kimse kusursa bakmasın ama tam anlamıyla "evlere şenlik" diye tabir edeceğim bir açıklama.

Muhammed Esed gereksiz zorlamalar ile adeta konuyu içinden çıkılamaz hale getiriyor. Herşeyden önce ma meleket eymanühüm ile ilgili olarak yukarıda Nisa 24 ile ilgili olarak yaptığı kendi itirazını yani (cariye değil de nikahlı eş olması gerektiği) kendisi Nisa 25 de düzeltmiş ve bu deyimin "cariye" anlamına geldiğini adeta itiraf etmişti.

Nisa 25'ile ilgili Muhammed Esed dip notu :

Dip not : " (lafzen, “sağ ellerinizin sahip olduğu”) ibaresi, bu bağlamda, bir cihad sırasında esir alınan ama daha sonra İslam'ı kabul eden kadınları göstermektedir. Yukarıdaki ibarede “siz” zamiri, bir bütün olarak topluma işaret eder."diyor. Daha sonra göreceğimiz gibi Esed sadece Nisa 25'te değil diğer ayetlerde de ma meleket eyman'ın cariye anlamında kullanıldığını kabul edecektir.

Ayrıca Esed'in Nisa 31 ile ilgili dip notu da şöyledir :

Dip not: 39 "....... “Yasal olarak sahip oldukları kimseler” ifadesiyle (lafzen, “sağ ellerinin malik olduğu kimseler”) köleler kasdedilmektedir; yine de bu konuda bkz. 78. not.)


Bu konu ile ilgili diğer ayrıntıları şu kinkte açıklamıştım buraya sadece ufak bir kısmını aldım.
İlgili Link (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4259&postdays=0&postorder=asc&&start=15) [Link çok uzun olup sayfa düzenini bozduğundan bu şekilde düzenledim. K.C.]

Muhammed Esed Kuran ayetlerini en çok çarpıtanların başında gelir. Ve bütün ayet çarpıtanlar gibi yaptığı en büyük işi "kelimeler ile oynamaktır" Kelimelerin anlamını kaydırarak ayetlerinde anlamını kaydırıp Kuran'ı modern çağa adapte etmeye çalışıyorlar. Tabii kendilerini de oldukça gülünç durumlara düşürme pahasına...Rüyasında peygamber efendisini çölde gördükten sonra meal yazan birisinden ne beklersin ?

sodomo--
30-11-2006, 07:31
Ayrıca dikkat edersen Müminun 6 ile ilgili dip notunda ma meleket eyman çevirisi ile ilgili olarak diyor ki :

Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da önkabul Kur’an'ın kendisiyle çelişmektedir

Halbuki bu ayet "cariye" ile cinsel ilişkiye cevaz veren bir ayettir. Ama Esed bunu Kuran ile çelişkili bulmaktadır ki bu tam bir komedidir. Tam aksine bu ayette Kuran "cariye ile cinsel ilişkiye" cevaz vermektedir nasıl olurda Kuran ile çelişki olur ? Esed, Kuran'ın bir ayetini çarpıtıyor (yani delili yok ediyor) sonra da bizzat "eğer öyle olsaydı Kuran ile çelişki olurdu" diyor.

Eee sen delili yok ettin katili nasıl bulacaksın ?

Hangi Kuran ile çelişki?

Müminun 6 haricindeki Kuran mı ?

Üstelik bu ayet ma meleket eyman'ın cariye anlamına geldiğinin apaçık bir kanıtı çünkü; "Eşleriniz yani meşru olarak sahip olduğunuz" gibi bir çeviri dilbilimine aykırı çünkü "eş /ezvac" zaten meşru olarak sahip olunan anlamındadır ve eğer dediği gibi "yani" bağlacı ile birleşmiş olsaydı o zaman Allah "eş"in ne demek olduğunu "yani"den sonra açıklamış olurdu ki tek kelime ile fiyasko olurdu bu durum.

Bir örnek: Eşin yani nikahlı karın....

İşte bunun gibi. Sanki eş denilince başka bir şey anlaşılırmış gibi. Hem de zevce /ezvac gibi eş'e çok güçlü vurgu yapan bir kelimede...

Sonuçta "yani" her dilde açıklayıcı bir bağlaçtır ve kendisinden bir önce gelen kelime hakkında bilgi verir.

Veya /yahut da bir bağlaçtır ama anlamı bambaşka bir hale sokar: Bir seçenek sunar muhattabına

Bu iki bağlacı birbiri ile yer değiştirerek ayetler çarpıtılmış apaçık...

Sonuçta "yani" ile "veya" arasında ayırım yapamayanlar o dili hiç konuşmasın daha iyi ve "meal" de yazmasınlar.

İkinci bir not: Muhammed Esed rüyasında gördüğü peygamberinin hayatını hiç bilmiyor. Marya Muhammed'in cariyesi idi ve Muhammed ondan bir çocuk sahibi oldu. (Tabii cinsel ilişkiye girdiği başka cariyeler de vardı ama Marya'dan çocuğu olduğu için kesin kanıt niteliğindedir) Hala nasıl olurda cariye ile ilişki Kuran'a aykırı diyor ?

Senin peygamberinin icratı bu...Ama eğer Muhammed Kuran'ın bir ayetini çiğnemiştir diyorsa o başka tabii :)

sargon
30-11-2006, 23:35
Sodomo hocam,

linkini verdiğin yetimler üzerine olan tartışmayı ben kaçırmışım. Geçen ay pek iyi takip edemedim siteyi. Orda konuya değinmişsin. Ama yine de Muhammed Esed'in Kuran'ı tahrif etmiş olduğunu ayrı bir başlık yapmak iyi olmuş. Son zamanlarda bazı İslamcı aydınlar arasında Esed'ci bir eğilim oluştu. Onlar da aptal değil, okuyorlar ve bakıyorlar ki Kuran'da bir dünya çağdışı, ilkel, köleci, tehdit dolu, bilimdışı şey var. Ya bu kitabı tümden reddedeceksin, bin yılda çağdışı hale gelecek bir kitabı Allah yazmış olamaz, Muhammed uydurmuş olmalı falan diyeceksin ya da orda öyle denmiyor, burda böyle denmiyor deyip güne uydurmaya çalışacaksın. Esed'in böyle tutulmasının arkasında Kuran'ın ilkelliği var aslında.

Burda önemli olan bu İslamcı eğilimin nasıl özellikler taşıdığı. Benim bu anlayışla ilgili eğilimim şöyle:

1. Bu kesimde *siyasi eğilim dini eğilimin önüne geçiyor. Dini eğilim deyince ben şunu anlıyorum. Eğer bu kitabın Allah tarafından gönderilmiş olduğuna inanılıyorsa önemli olan onun değiştirilmesine izin verilmemesidir. Orijinal halini değiştirmeye yada farklı yorumlamaya yönelik bir eğilim farkedildiği anda şüphe yaratmalıdır hemen. Siyasi eğilimi öne çıkan bir anlayışta ise bu önemli olmaz. Bu anlayış için önemli olan İslamiyetin ulviyeti değil, siyasi anlamıdır. Bir güç ve iktidar/muhalefet aracı olmasıdır.

2. Siyasi eğilimin öne çıkması başka bir sorunu öne çıkarıyor, Bu eğilim ilerici bir özellik mi taşıyor, yoksa tersine gerici mi? Aslında ilk bakışta bu anlayışın ilerici özellikleri olması beklenir. Hatta ben Hiramusta ile tartışmalarımdan onun tutumunu ileri gördüğüm için böyle bir sonuç çıkarmaya da eğilimliyim. Ancak bu sonuca ulaşmamı engelleyen çok sayıda şey var.

2.a. Esed'in meali aslında bir çeviri değil bir yorum ve açıkça çarpıtma. Amacı ilkellikten uzaklaştırma, şirin gösterme vb. her ne olursa olsun çarpıtma çarpıtmadır. Harun Yahya'nın yaptığı şeyden bir farkı yok bunun. Harun Yahya bilimsel olguları, haberleri, metinleri vb. çarpıtıyor. Esed ise Kuran'ı çarpıtıyor. Harun Yahya soytarısı nasıl bir grup oluşturabilir arkasında? Çarpıtmayla, yalanla oluşturulan anlayış nereye gider, neye benzer? Esed'in yaptığı şey farklı özelliklerde olsa bile sonuç farklı olmayacaktır bence. Çarpıtma çarpıtmadır.

2.b. İslamiyette bir reform hareketinin gelişmesinin zorluğunu da görüyoruz burda. O kadar kutsal ve yüce, en ufak bir değişikliğe izin vermeyen, bağnaz bir Kuran tapımı var ki karşımızda, karşı çıkmaya hiçbir olanak yok. Kıskançlığından, yobazlığından karısının evden bile dışarı çıkmasına izin vermeyen kocanın karısının tüpçüyle, sütçüyle falan kaçamak yapması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Açıkça karşısına çıkılamayan gücün etrafından dolaşılıyor. Görülen şey apaçık bir zayıflık bence. Halbuki Aleviler yüzlerce yıl önce bu işi çözmüşler. Kuran'da ne yazdığı önemli değil, özü önemlidir deyip işin içinden çıkmışlar. Öz olarak da ordan iyilik yap, yoksula, yetime yardım et falan gibi birkaç şey alıp gerisini atmışlar. Eğer Kuran'ın tümünü alacak olursan iyilikten çok, tehdit, zorbalık falan görüyorsun çünkü.

3. Siyasi İslami akımlardaki genel eğilim bana göre emperyalist, egemen, global kültüre karşı gelişiyor. Aydınlanma ile başlayıp gelişen, bilimsel ve kültürel devrimler ise bu emperyalist, egemen kültürün bir parçası olarak görülüyor. Bu egemen yapı materyalist, çıkarcı, sömürücü olarak görülüyor ve ordan sadece teknoloji gibi sonuç sayılacak ürünler alınmaya çalışılıyor. Ama bu sonucu yaratan nedenler yani kültürel ve bilimsel devrimler, aydınlanma gibi şeyler tu kaka sayılıyor. Dolayısıyla siyasal eğilimin öne çıkmasının anlamı İslamcı kesimlerde ilerici, geliştirici bir anlam taşımıyor.

4. Kuran'a dönüşçülerin siyasi eğilimlerinin öne çıkmasının ilerici bir anlamı olabilirdi. Eğer ki bu kesim bilimsel gelişmeye susamış, kültürel ve bilimsel gelişmeyi baş üstünde tutmuş, herşeyden önemli görüyor olsaydı. Halbuki bu kesimin amacı sadece Kuran'ın güne uymamasından dolayı değiştirilip herkese kabul ettirilmesini sağlamaktır. Tabii bir de artık herkesin Kuran çevirilerini kolayca okuyup anlayabilmesinin verdiği bir huzursuzluk.

Sonuç olarak ne Kuran' dönüş ne de Esed'in tahrifat sayılabilecek çevirisi bu sorunu çözecek gibi görünmüyor.

pante
01-12-2006, 00:22
Sargon;
Senden biraz farklı düşünüyorum. İslamcıların içinde de ilerici, gerici, yobaz gruplar var.
Sevgiden, barıştan, hoşgörüden yana olanlar olduğu gibi, savaştan, fetihten, cihatdan yana olanlar var. 1400 yıl önceki şeriat hükümlerinin aynen uygulanmasını isteyenler olduğu gibi, çağın yaşam düzenine uyum anlayışında olanlar var. Hilafet isteyenler var, laikliği, demokrasiyi benimseyenler var. "Herkesin dini kendine" diyen var. " İslam'dan başka din olamaz" diyen var.
"Dinden dönenin katli vaciptir" diyenler olduğu gibi, düşünce ve inanç özgürlüğünden yana olanlar var.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Bir kesim Said Nursi'ye gerici-yobaz gözüyle bakar. Diğer bir kesim onu kafirlikle suçlar. Erbakan'ı da aynı, Erdoğan'ı da.
Haliyle bu farklı düşünceler Kur'an'ı da farklı yorumlar. Muhammed Esed, Edip Yüksel, Yaşar Nuri vb. diğerlerine göre daha çağcıl düşündükleri için, bu yorumlarına, meallerine de yansır. Dediğin gibi bu yorumlar tahrifat denecek dereceye kadar varır. Zaten bu kesimin hadislere itibar etmeyip "Sadece Kur'an" demesi de bir anlamda İslam'ın tahrifidir.
Bu kesim reformcudur ve gelenekçiler tarafından şiddetli tepki görürler.
Onların temel düşüncesi şudur: "1400 yıl öncesinin koşullarına göre Kur'an'daki hükümler doğrudur. Kur'an nasıl ki kendinden önceki kitaplardaki kimi hükümlerin yerine yeni hükümler getirmiştir. Bugün de yeni hükümlere ihtiyaç vardır. Ancak yeni bir kitap gönderilmeyeceğinden bu hükümleri yenilemek müslümanlara düşer."
Ancak müslüman topluma bu izahı yapmak çok zordur. O nedenle ayetlerin çağa uygun olanları seçilir ve örnek gösterilir. Diğerleri elden geldiğince yorum farkıyla düzeltilmeye çalışılır.
Sosyal yaşamın sonradan bozulduğu, İslam'ın sünnet ve hadis uydurmalarıyla Kur'andaki İslam'dan farklı bir dine dönüştüğünü ve reformun şart olduğunu öne sürerler.
Bana göre de bu kesim İslam içerisindeki ilerici kesimdir.
Bu konuda Edip Yüksel'in " İslam'da Reform" yazısından bir alıntı:

Gunumuz "Muslumanlarinin" bildigi ve uygulamaya calistigi Islam, yuzyillar boyu, din adamlarinin uydurduklari kurallarla oylesine bozulmustur ki Muhammed'in bildirdigi islam diniyle ilgisi kalmamistir. "Ulema" gecinen din adamlari, o kadar cok seriatlar, haramlar, carsaflar, peceler, gidasal yasaklar, sakallar, sariklar, istincalar, istibralar, misvaklar, sag ayaklar, sol ayaklar, hadisler, sunnetler, sefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, evliyalar, serifler, seyyitler, hirka-i serifler, kil-i serifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, satahatlar, muskalar, istihareler, hulleler, hileler, turbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, mustehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuslardir ki Islam dinini Allah'in dogadaki ayetleriyle celisen, karmasik ve yasanmaz bir dine cevirmislerdir. Musluman halklarin dunyanin bu kadar gerisinde kalmalarinin en onemli sorumlulari bu musrik dinadamlari ve onlari kullanan politikacilardir. Tanri bu durumu duzeltmek ve mesajini hurafe ve bidatlerden arindirmak icin "buyuklerden biri" diye niteledigi mesaji gonderdi bize (74:30-35). *

http://www.yuksel.org/t/

sodomo--
01-12-2006, 08:08
Sevgili Sargon, burda Esed'in bir önemi yok. Bazı isimler konjüktür gereği öne çıkartılır. Aynı Y.Nuri, Zekeriya Beyaz gibi alemlerin pardon alimlerin itelenerek öne çıkartılması gibi...Bazı aklı kıt derin devlet stratejistlerinin şeriata karşı "modern islam" gibi akla ve gerçeklere aykırı bir fikri şeriatın panzehiri imiş gibi sunmalarından geliyor hadise.. Bu adamlar 12 Eylül sonrası da "silah tutan eller tespih tutsun" diyerek Fettullahçılara, Adnan Hoca ve bilumum tarikat hocalarına meydanı açmalarıda aynı türden bir stratejik davranış biçimiydi. Sonra da başedemeyince post-modern darbe ile durumu kurtarmaya çalıştılar. Batı yakasında değişen bir şey yok bunlar G.doğuda da pkk'ya karşı halkı cihata çağıran bildiriler attılar sonra ortaya hizbullah çıktı...İslamın herhangi bir mezhep, fikir, anlayışına yönelik teşvik edici tutum sonuçta ya şeriat tehlikesini körükleyecek ya da şeriatın bir tehdit olarak ortadan kalkmasını engelleyecektir.

Zannım odur ki, devleti şeriatçılar ile kemalistler ittifak halinde yönetiyorlar. Bakma sen bu kavgalarına, aslında pek de güzel geçinirlerdi düne kadar yalnız son sözü kemalistler söylerdi şimdi şeriatçılar son sözü söyleme hakkını da istiyorlar da kavga oradan çıkıyor. Hikaye bunlar yarın öbürgün yine öpüşür barışır ve devleti birlikte elele yönetmeye devam ederler. Sonuçta katrilyonlarca para halka din narkozu vermek için harcanıyor. İnsalara gerçeği öğretmek isteyen kim? Bu şekilde yarı ayık-yarı serhoş dolaşırlarsa yönetmek daha da bi kolay.

İnsanları aydınlatmak hazineden hamuduyla para götrenlerin işi değil...
Bu işler bize bakar...Yani sen, ben, o...Tabii halkı soyup soğana çeviren kemalist zongoçların gerçek yüzlerini teşhir etmekte ayrı bir alan...Adamlar Atatürk diye diye memleketi soydular yahu...Asıl bunların da gerçek yüzlerini teşhir etmek lazım. İşte şeriat, din min dedikleri de zaten budur. Önce soyarlar sonra da fakir fukara itiraz etmesin diye onlarıda cennetle avuturlar...Bütün dinlerin çıkış yeri burasıdır.

hiramusta
01-12-2006, 12:07
Sevgili Sargon vermiş olduğun linki açamadım.Bu sebebten özet geçmiş olduğu bilgiler üzerinden konuyu değerlendirmeye çalışacağım.
Sevgili arkadaşım, Hüseyin Esen beyin eski müfessirlerin etkisinde kalarak yapmış olduğu ayet hakkındaki değerlendirme kısmen doğrudur.Esed hakkındaki değerlendirmelerinden Esed'i anlayamadığına kanaat getiriyorum.Esed'in yapmış olduğu yorum yanlış bir meal/yorum değildir.Esed'in buradaki farkı olaya başka bir bakış açısından bakmasıdır.Esed'in anlatmak istediği;Yeryüzünde dine savaş açanları ve fesat çıkaranları öldürülme/asılma,bütün güç ve olanaklarının ellerinden alınması ve sürülmesi karşılığı beklemektedir.Bu karşılığın Mü'minlerin fesatçılardan daha üstün hale gelmeye başladıktan sonra verilmeye başlanacağını belirtmektedir.Esed'in burada yaptığı hata "minel ardi "(bulundukları yerden) ibaresini "yeryüzünden" olarak çevirmesidir.Her insan hata yapabilir,Esed'in burdaki hatası da budur.Üstad fesatçılara yeryüzünde sürülecekleri bir kara parçası dahi bırakmamış.Ceza kelimesi bu ayette 2 şekilde çevrilebilirdi.1.Yaptırım,2.karşılık.Bu 2 çeviri de ayetin bağlamına uygundur.Cezayı ceza diye çeviremezsiniz,kelimeyi olduğu gibi almış olursunuz.(birçok mealde böyle hatalar vardır.Adam münafığı münafık diye çeviriyor. :) )
Hüseyin beyin yapmış olduğu yanlışlardan biri ayetin kapsamını daraltarak ayeti hirabe suçu kapsamına hapsetmesidir.Halbu ki ayet içinde hirabe suçu da bulunan dine ve insanlığa yönelik işlenen suçları da kapsamaktadır.("Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların....")Bu yüzden ayet yalnızca hirabeyle sınırlandırılamaz.Bir diğer yanlışta el ve ayakların kesilmesi ibaresini lafzi olarak almasıdır.(ki bu birçok mütercim ve müfessirin hatasıdır).Kur'anda el ve ayakların kesilmesi,ilgili kişi/kişiler ve toplumlara ambargo uygulanması,kuşatma altına alınması,bütün ekonomik,siyasi ve askeri güçlerinin yokedilmesi anlamlarına gelmektedir.Kur'an,içindeki hükümleri olduğu gibi alacağınız bir kitap değildir.Allah ayetleri hakkında düşünmemizi birçok ayette bizden istemektedir.Yani Mü'minlerin kitabı anlamaları için biraz olsun zihin teri dökmeleri gerekiyor.Yoksa Allah'ın elinden,ipinden,kulpundan,sapından bahsederek saçmalamaya başlarsınız.
Allah'ı gökzüzünde bir tahta oturtursunuz.Süleymanın kuşça ve karıncaca bildiğini zannedersiniz. :)
Sözlerime ,kendisine oldukça değer verdiğim ve halen yaşamakta olan bir üstadın Maide 33 ve 34. ayetlerinin mealiyle son vermek istiyorum.Üstad Recep İhsan Eliaçık;
"Allah'a ve peygamberine karşı savaş açanlar ve yeryüzünde fesat çıkarıp duranlar öldürülmek,asılmak,giderek elden ayaktan kesilip güç kaybetmek ve yeryüzünde sürgün edilip durmaktan başka birşeyle karşılaşmazlar.Bu onların dünyada karşılaşacakları zillettir,ahirette ise onları büyük bir azap bekliyor.
Ancak,siz daha güçlü hale gelmeden önce tevbe edenler olursa,biliniz ki,Allah bağışlayıcıdır,sevgi ve merhamet kaynağıdır."

hamzayurekli
01-12-2006, 13:44
sargon hem kurana inanmıyorsun ,hemde laf kalabalığı yapıyorsun.
biz senin hangi çevirine inanıcaz.

sodomo--
01-12-2006, 14:31
YANLIŞ

Allah'a ve peygamberine karşı savaş açanlar ve yeryüzünde fesat çıkarıp duranlar öldürülmek,asılmak,giderek elden ayaktan kesilip güç kaybetmek ve yeryüzünde sürgün edilip durmaktan başka birşeyle karşılaşmazlar.Bu onların dünyada karşılaşacakları zillettir,ahirette ise onları büyük bir azap bekliyor.

-----------------

DOĞRUSU

S.Ateş meali Maide 33---Allah ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların cezası: (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azab vardır.

----------------------


Tam da ayetlerin çarpıtılmasından bahsediyordum ki, hemen oltaya düştü bir te'vilci. Nasıl çevirdin o ayeti öyle ?

Ekser ulamanın görüşüne karşı mı çıkıyosun ? Ekser ulama bak ne diyor:

1-Mal almaksızın sadece öldüren öldürülür
2-Hem mal alıp hem de öldüren öldürülür ve asılır
3-Öldürmeksizin sadece mal alan çaprazlama el ve ayağı kesilir.

Yani eşkiyaya suçunun nevine göre ceza veren bir ayet.

İmam'ı Azam öldürme ve çalmayı beraber işleyen kimselere verilecek cezalarda devlet reisinini şu üç cezadan birisi ile muhayyer bırakır :

1-Sadece öldürmek
2-Önce çaprazlama el-ayak kesmek ve sonra öldürmek
3-Önce öldürmek, sonra asmak

Bu ayetin esbab-ı nuzulü ise şöyle anlatılır.

Peygamberin yaptırdığı işkence:

Olayın özeti:

Ukl, Ureyne kabilelerinden birkaç kişi (kimilerinin yazdığına göre 7-8 kiş) Peygambere gelirler. Müslüman olduklarını bildirirler. renkleri sararmıştır, hasta oldukları anlaşılmaktadır. Peygamber deve sütü ve deve sidiği içirerek bunları tedavi etme yoluna gider. Bir süre sonra iyileşmişlerdir. medine'nin havasınuın kendlerine iyi gelmediğini ve havası uygun bir kesime çıkmak istediklerini Peygambere söylerler. Peygamber de gereksinimlerini karşılasın diye bir deve sürüsünü, başlarındaki çobanıylea birlikte bunların buyruğuna verir. Ve develerin bulundukları yere giderler. Bir süre, develerin sütüyle beslendikten sonra çobanı öldürürler, develeri de alıp götürürler. Olay öğrenilir. Medine'ye peygamber'e iletilir. Peygamber öfkelenmiştir. Adamların yakalanması için buyruğunu veriri. Tümünü yakalattırır. Suçlular, Peygamberin huzuruna getirilirler. Ve peygamberin kararı:

"Elleri ayakları çapraz olarak kesilsin, gözleri oyulup çıkarılsın!.."

Peygamberin buyruğu uygulanır. Peygamberin buyruğu ile, suçluların elleri ayakları çapraz olarak kesilir, gözleri oyulur, Medine dışında güneşin altında ateş gibi yandığı için harre adı verilen yere götürülüp konurlar. Suçlular su ister, su verilmez. Zavallılar, taşları kemirirler, ağızlarıyla, dişleriyle torağı kazarlar. Ölünceye dek orada bırakılırlar.


Buhari, bu hadisi, yedi yerde ve dokuz yolla; Müslim bir yerde ve yedi yolla, Ebu Davud bir yerde beş yolla, Nesei bir yerde dört yolla aktarıp yazmıştır. Bunu göz önünde tutan Ahmed Naim, hadisin sağlamlığı konusunda şöyle diyor:

"Altı kitaptan sağlamlık derecelerine göre en sağlamları sayılan dördünde böyle yirmibeş yolla belirlenen, ayrıca Ebu Âvâne, İnb Sa'd, Taheri, Taberanî, Abdurrezzak, Ibnü't-Talla, Ibn Ishak ve Vâkidî gibi birçokları tarafından başka birçok yoldan aktarılagelen bu hadis hakkında (gerçek midir, değil midir diyerek) kuşkuya kapılmak hiçbir müslüman için düşünülemez". (Bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih tercemesi, c.1, hadis no:172, not:2).

Hadisi kaynaklatrın bir kesiminde görmek için bkz. Buhari, Zekât/68, Cihad/152, Tecrîd/Vudû hadis no:172; Müslim, Kesâme/9-14, hadis no: 1671; Ebû Davûd, Hudûd/3, hadis no:72-73; Neseî, Tahrimü'd-Dem/7; İbn Mace, Hudûd/20, hadis no: 2578-2579.

http://www.islamiyetgercekleri.org/cihad.html


Günün sözlüğü:

Hadd-i Sirkat : Akıllı ve erginlik çağına gelmiş erkek, kadın, köle, efendi, müslüman veya zımmî (müslüman olmayan vatandaş), on dirhem (33 gr. ve 65 santigram) gümüş parayı veya değerinde olan mütekavvim (kıymetli, kullanılması câiz ve mümkün) ve durmakla bozulmaya n bir malı, müslüman veya zımmî olan sâhibinin mülkünden dâr-ül-İslâm'da (müslüman memleketinde), hepsini bir defâda gizlice alırsa ve mal sâhibi de dâvâ ederse, hadd-i sirkat uygulanır ve suçlunun sağ eli bilek mafsalından kesilir. İkinci defâ çalan ın sol ayağı oynak yerinden kesilir. Üçüncüsünde bir yeri daha kesilmeyip, tövbe edinceye kadar hapsedilir. Hırsızlık, çalanın bir kere söylemesi veya iki âdil erkek şâhidin haber vermesi ile belli olur. (İbn-i Âbidîn)

Te'vil : Sözü, ondan anlaşılan açık (zâhir) mânâsından, nisbeten kapalı veya ikinci derecede bulunan mânâya ve mânâlara çekmek, böyle anlamak ve yorumlamaktır.

hiramusta
01-12-2006, 16:09
Kur'an'ın nasıl çevrileceğini senden mi öğreneceğim biirrrr,
Süleyman Ateş'in ekser ulemayla arası bozuktur ikiiiii,
İkide bir bana buhariden şundan bundan delil getiriyorsun,Sahih-i Buhariyi Buharinin yazdığını nerden biliyorsun?Üçççç
Dinimin tek bir kitabı var,..Kur'an dörtttt

SAHİH-İ BUHARİYİ BUHARİ YAZDI...MI ACABA?

Bu makale asagida verilen linkden ceviridir.

_____________________________

Medine Universitesinde hadis tarihine bakarken gozume carpan bir iki nokta bana ilginc geldi. Buharinin hadis kitaplarini Buharini kendisi degil. Buhariden bir kac yuz yil sonra *yazilmistir.


10 BOLUM: BUHARININ HADISLERI BUHARI TARAFINDAN YAZILMAMISTIR.

Ehli sunnetciler Kurani terk ettiklerinden kafir yada inanmiyanlar olma yolundadir. Eger Ehl-i Sunet alimlerine Kuran hakkinda en temel sorulari sordugunuzda bile size aptal aptal baktiklarini goreceksiniz. Bu kitapda su ana kadar duzinelerce ayet *referans verdigim halde, bu ayetler ehli sunnetcilere cok yabanci gelmekdedir. Neden? Cunku bunlar hic bir zaman bu ayetlerin gercek anlamlarina dikkat etmemislerdir.

Onun icindir ki Allah Resulu bir gun bu sikayetde bulunucakdir.

Furkan 30 Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler

Furkan 30 Ve kaler rasulü ya rabbi inne kavmit tehazu hazel kur'ane mehcura
Alimlerin yaptiklari budur iste. Kurani terk ettiler. Peki Bu ulema ne biliyor dersiniz ? Onlarin bilgileri sahte hadislere dayanan parcali *bulutlu bilgidir. Hatta sunu acikca diyebiliriz ki, hadisleri bile dogru durust bilmiyorlar.

Ehli sunnetcilerin en buyuk iddalarindan biride Umam Buhari tarafindan yazilan hadislerin Kurandan sonra ikinci kaynak oldugudur. Diger iddialarida Allahin anlasilmasi icin kolaylastirdigi *Kurannin hadisler olmadan Kuranin anlasilmayacagidir.

Bu ayet Kurana tam 4 defa tekrar edilmekdedir.

54:17 Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. öğüt alan yok mu?
Bu ayetin aynisi su surelerde tekrar edilmekdedir. 54:22, 54:32 ve 54:40. Insanoglunu *Kurandan ogut almalari icin Allah Kurani kolaylastirmistir. Aslinda bu gayet basit bir mantikdir. Eger Kuran insanliga yol gosterici ise acik ve anlasilir olmasi gerekir. Tekrar etmek gerekirse Ehl-i Sunnet alimleri Kuranin Buharinin hadisleri olmadan anlasilmayacagini iddia ederek bu ayetleri red etmekdedirler.
Bununla birlikde Bu ehl-i Sunnet alimleri Buharinin uydurma hadislerini *ilk sayfadan son sayfaya okumamislardir. Eger bunu yapmis olsalardir. Buharinijn uydurma hadislerinin *Kurandaki ayetlerden *sadece 1/3 acikladigini farkina varacaklardir. Bu basit bir dille su demekdir. Kuranin tamamni aciklayacak kadar yeterli Buhari hadisi yokdur.

Medine Munevere universitesi tarafindan yayinlanan Dr Muhammad Muhsin Khan yazdigi su kitapda *SIK SIK su sozler ile karsilasirsiniz. Bu konuda bir hadis yokdur diye. (Sahih Bukhari, Volume 6 - Tafsir of the Quran, translation by Dr Muhammad Muhsin Khan, University Medina Al Munawwara).

Baska bir deyisle Buhari Kurandaki 28 sure icin herhangi bir hadis kayit edemedigini kabul etmistir. Bu basitce Kurandaki 114 surenin yuzde 25 denk gelmekdedir. Hatta geriye kalan hadilserde supheli. Bu sartlar altinda Buharinin hadislerini Kurandan sonra ikinci kaynak oldugunu iddia etmek kafadan hasta olanlarin bir tarifinden baska bir sey degildir.

Genelde Buharinin Hadislerinin senedi konusunda gosterdigi titizlikden ovunc ile bahsedilir. Butun bu komik ve sahane ovgulere ragmen *Sahih Buharinin Imam Buhari tarafindan yazildigina dair hic bir delil yokdur.
Ehli Sunnet ulemesinin kendi kabullerine gore, Buhari Kitaplari bize tek bir kaynak olarak gelmemsitir. Onun yerinekabul goren *degisik rivayetlerden secilen AL-Kushaymaninin (d.389) Buharinin ogrencilerinden Al Firabri dayanarak olusturdugu kaynakdir.
Bunun adi: Ulema dansi yada iki yuzlulukdur. Bu ulemanin gonul rahatligi ile Imam Buhari Tarafindan yazilmistir diyebilecekleri tek bir kaynak yokdur. Boyle bir sey yokdur. Aslinda elimizde olan 600 senelik *bir zaman sureci icerisinde parcalardan derlenerek toplanan eserler var.

Aslinda bu ulema ici bos yalanalar uzerinde durduklarinin farkindadirlar.. Bu yalanlarini saklamak icin daha fazla yalan uydurmakdadirlar. Buharinin butun uydurma eserlerin yazari olmadigi gercegini saklamak icin, *buharinin Buyuk Sahihi hakkinda 70 derleminin yazildigini soylerler. Bu onlara aslinda yardim etmiyor.

Bu ulemaya gore, bu derlemelerin en meshuru Imama Ibn-i hacer El- Askalani tarafindna yazilan Fetih El- Bari (Yaraticinin Zaferi) adli eserdir. *Yazarinin ilgili Arapca bilimlerine olan hakimiyeti, inceledigi hadislerden anlam cikabilme yetenegi ve degisik rivayetler arasindaki *farkliliklari duzeltme yetenegi yuzunden en guvenilir kaynak kabul edilmistir. Buhari tarafindna yazilmis bir Sahihi Buhari yokdur. Peki ne vardir. El- Kushmayhani (d.389) tarafindan Buharinin ogrencilerinden *El Fabri dayanrak yazdigi derleme vardir. Ibn-i hacer ve onun derlemesini su web sitelerindne okuyabilirsiniz. (http://www.central-mosque.com/biographies/asqalani2.htm *ve http:// www.thesaurus-islamicus.li

Ehli Sunnet ulemasinin acikca kabul ettikleri gercek sudur. Buharinin Uydurma hadilseri Ibn-i Hacer El Askalani(Ibnu Hajar Al Askalani) tarafindan ortaya cikarilmis bir derlemedir.

Ibn-i Hacer El Askalani Hicri 256 yilinda olen Buhariden 596 sene sonra oldugunden Buhariyi hic gormemistir. Bu ehli sunnet ulemasi Buharinin hic bir zaman butun bir kitap yazmadigini kabul etmekderiler. Unutmayalim ki, o zamanda ne matbaa nede fotokopi makinasi vardi. Simide en onemli ve can alici soru su: Nasil olurda Ibn-i Hacer nasil olurda hic olmayan bir kitap hakkinda derleme yapar ?

Simdi bu garip sorunun farkinda olan Ehli sunnet ulemasi bu boslugu doldurmak icin, Ibn-i hacerin derlemesini diger bir alim olan ve hicri 389 yilinda olen El Khushaymaninin derlemelerine dayanarak yazdigini soylerler. Boylece iki yazar rasindaki boslugu *463 yila dusururler. Simdi Ibn-i hacer ile El Khushaymani derlemeleri arasindaki yil farki 463 yila dusmekder. El- Khushaymani derlemeleri tek bir kaynak olarak hic bir zaman var olmamistir.

Khushaymani ile Buhari arasinda *133 yil fark vardir. Simi bu acigi kapatmak icin araya El Firabri (Muhammed ibni Yusuf Ibni Matar el Firabri (231-320) *256 yilinda olen buhari ile 389 yilinda olen Khushaymani ve 852 yilinda olen Ibn-i hacer arasindaki kayip baglantiyi saglamak icin araya sokulur. Simdi araya diger isimleri soksak bile Buhari ile Ibni hacer arasinda *596 yil vardir. Ehli Sunnet ulemasinin kendi kabulune gore Ibni Hacerden once hic bir zaman tam bir Buhari hadis kitabi yokdu.

Okuyucunun acikca gorebilecegi gibi aralarinda *463 yil fark olan El Askalaninin derlemelerini Kushaymaninin derlemeleri uzerine yaptigini soylemek koca bir yalandan baska bir sey degildir.

Bu yorumu diger 70 derleme icinde yapabiliriz. kafa karistiran diger 70 derlemnin her bir kendi kayanklarina sahip oldularinda birbirlerindne farklidirlar. Bu 70 derlemin her biri kendi Kushaymani, Ibni hacerleri, Fiabrislerini ortaya cikarmislardir. Her birinin 400, 500, 300 yillik aciklari vardir. Bu tahmine dayali kaynakalr Ehli sunnetcilrin dininin kaynagidir. Hele siilere bakarsaniz durum daha da kotudur.

Simdi bu Ehli Sunnet ulemasinin Ibn-i Hacer hakkinda ne soylediklerine bir goz atalim.

"Ibni Hacer Askalani, *SIK SIK kaynak olarak kullanirken, neden yaptigini detayli olarak anlatir ve neden kullandigini yazar. Bu yuzden onun aktaradigi rivayetlerde icazet sahibi oldugunu gosterir.

Bir baska deyisle, *Buhari hadilserinin degisik rivayetleri oldugundan, Ibni Hacer Sahihi Buharinin nasil olmasi gerektigine karar vermistir. Ibni Hacerin bir tahmin oyunu, bugun elimizde Sahihi Buhari olarak durmakdadir.


Butun bulara ragmen ulema arasinda karisik tartismalar olmadan ancak *bir kac hadisin anlasilabilecegini iddia ederler..

Bu ulemaya gore hadis Kurani aciklar. hatta gordugunuz gibi karisk tartismalar olmadan hadisin bile anlasilmayacagini idia ederler.Alemeleri, gokyuzunu, hayvanlari ve insani yaratan Allahin Kurandaki mesajini *anlamak icin ulemanin kendi arasinda *yapacagi tartismalara dayanmaniz gerektigini soyluyorlar. Bu sadece kufurdur baska bir sey degil.

Simdi yazimiza Buhariden aptal ve komik ornek bir hadis verelim..


Buhari 5.ci Cilt Kitap 58 No: 188


Amr Bin Maimundan rivayet edilmistir.


Islamdan onceki zaamanda, disi bir maymunun digger maymunlar tarafindan cevrilip *zina *yaptigi icin taslandigini gordum. Bende onlara katildim.
Bun kisaca bu komiklige ornek olsun diye(Maymunlarin) maymun hadisi diyebiliriz.


http://www.central-mosque.com/biographies/asqalani2.htm

pante
01-12-2006, 21:36
Hadislerin güvenilmezliği konusunda Hiramusta'ya katılıyorum. Elbette çoğu doğrudur ama bir o kadar da yalan, yanlış, uydurma hadisler mevcuttur. "İslam'ın en büyük düşmanı hadisler":

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2780&start=0

İslamcı kesimde özellikle ehli sünnetçilerin Kur'an'dan ziyade hadislerden hüküm çıkardıkları ve peygamber hakkındaki tüm abartılı ve mucizevi olayları, onu yücelten örnekleri hadislerden verdikleri için, haliyle eleştiriler de hadisler üzerinden yapılmaktadır. İslam ve peygamberi hakkındaki tüm olumlu hadisleri kullanmalarına rağmen, aynı hadisçinin olumsuz olan bir hadisi karşılarına getirildiğinde ise kıyameti koparmaktadırlar.

Buhari'ye gelince, 600.000 hadis topladığı çok komik olup büyük bir yalandır. Bunun yarısı benzer hadis olsa dahi, peygamberin 23 yıl boyunca günde ortalama 100, saatte ise 4 hadis belirtmiş olması gerekir. Bu hiç mümkün mü?

frodo
01-12-2006, 22:36
Burada ilginç olan, dikkat edilmesi gereken tarihsel bir belge olan Kuran'ın tarihsel gerçekliğinden kopartılarak "her şeyin" bilgisini içeren bir kitaba dönüştürülme çabasıdır.

Hadisler islam pratiğinin izleridir. Çok büyük bölümü uydurma olabilir ancak yine de bizzat bu pratiğin ürünleridir.

Ehl-i sünnetin anladığı , aktardığı islami anlayış çağımızın gerçekleri ile uyuşma-
maktadır. Kuran'ın yeniden, çağın gereklerine göre yorumlanması adına yola çıkanların yapabilecekleri şey öncelikle hadisler yolu ile islam pratiğini kavramaya çalışan aklın yolunun kesilmesidir. Geriye kalan bir tür yeni 'incildir'. İstediğin gibi yorumlayabileceğin bir manzume...Her halükarda ehli sünnetin yorumundan daha ilerici, çağı kavrayan bir hareket olup olmadığı konusunda şüphelerim var.Geçen hiramustanın verdiği bir linkte birkaç saatimi geçirdim. Oldukça ilginç bir site...

Bu sitede ilk gözüme çarpan şey kadın konusunda ehli sünnet anlayışından hiç de farklı bir duruşun olmadığı şeklinde idi...Kadınlar tarlanızdır söylemi aynen devam etmekte.

Muhammed Esed’in bakara 178 ile ilgili tefsiri bu anlayışın bir ürünü mesela. Önündeki metinden öyle bir yorumun çıkarılması için inanılmaz bir hayal gücü gerektiğini fark etmemek mümkün değil..Yorum öyle bir noktaya geliyor ki; “benim Allahım böyle demeyeceğine göre böyle demiştir “....

Sonuçta Kuran birilerinin açıklamasına ihtiyaç duyulan metinlerden birisidir. Kimin hangi çıkarlar uğruna nasıl yorumlayacağı önemli...Daha da ileri gidilerek kuran meallerine ufak katkılar yapılmaktadır. Yeryüzü deyimi Y.Nuri’de birdenbire yeryuvarlağı olur.

Aslında İslami anlayış 9.yy da başlayan bilimsel atakla kendi içerisinde "akıl" ile
hesaplaşmasını yapabilecek dinamiklere sahip olabilseydi bu noktaya gelmeden sorunu çözebilirdi...

sargon
02-12-2006, 00:03
Teşekkürler frodo, yorumunun altına ben de imzamı atarım. Gerçekten de sorun hadislerin güvenilir olup olmadığı falan değil aslında. 1400 yıldan beri süren İslam hadis-sünnet izinden süregelen İslam değil mi? Ortaya çıkıp 1400 yıldır sürdürülenin bir gericilik olduğunu söylemeden hadisleri reddetmek Kuran öyle demiyor böyle diyor demek bence de ilericilik falan deği, sadece basit bir göz boyama. Kuran'a dönüşçüler benim gördüğüm kadarıyla İslamcılar içinde daha entellektüel bir kesim ama daha ilerici olduklarına dair hiçbir ifade göremedim ben. Pante'nin verdiği Edip Yüksel alıntısı da bunu gösteriyor zaten. Bir sürü hurafe uydurulmuş güya. İyi de kardeşim bu hurafe dediklerin de daha önceki dinlerin kutsal değerleri. Ayrıca sen de başka hurafeler uydurmuşsun. Hurafe diye eski dinsel inançlara karşı çıkmak ilericilik mi sayılacak yani *şimdi. Mevlid konusunda bir başka adamdan örnek vermiştim daha önce. (adını unuttum, pante tanır) Mevlid'in sevabı yokmuş, Mevlid yerine üç kulhuvallahu okuyup ölünün ruhuna göndersinlermiş. Bunların neyini ilerici sayacağız, ben anlamıyorum.

Konu dönüp dolaşıp hadislerin reddine gelmiş. Ama bence baştaki konu çözülmüş değil, yani en azından Hiramusta Muhammed Esed'in Kuran'ı tahrif ettiğini kabul etmediği için tartışma kapanmış değil. Sevgili Hiramusta, bir link daha vereceğim. Bir de burdan dene:

http://www.deu.edu.tr/dosyalar/birimler/6225/XXMakaleler.pdf

Ancak adobe acrobat'ın yoksa açamazsın. Bunun için de şurdan acrobat yükleyebilrisin.

http://www.adobe.com/products/acrobat/readstep2.html

Yine de olmazsa, bana bir mail adresi gönderirsen sana yollarım dergiyi. 1.2 MB'lık bir dosya.

Ben konuya döneyim. Esed'in çevirisinde yaptığı şey bir hata değil. Hata olsa zaten önemli olmazdı, herkes ufak tefek hatalar yapabilir. Burda Esed bilinçli bir tahrifat yapıyor, iddia bu. Hüseyin Esen bunu kapsamlı bir şekilde incelemiş. O yüzden metnin tamamının okunmasında fayda var diyorum. Muhammed Esed'in mealinin başka bölümlerinde de aynı özellikler var. Ortada bir tefsir olmuş olsaydı başkaydı ama bir çeviri bir meal var. Tefsirde yorum yapılır, adamın görüşüdür, ama çeviride yorum yapılmaz, ya hatalı çeviri yapılır yada tahrifat. Muhammed Esed'in yaptığı şey hatalı çeviri değil, düpedüz tahrifat. Kuran'ı şirin göstermeye çalışıyor ama sağdan soldan sürekli açık veriyor.

Maide 33-34 ile ilgili Sodomo'nun aktarmaları tamamen doğru. Nuzul sebepleri olarak İslam dünyasının bütün güvenilir eserleri aynı şeyleri gösteriyorlar. Bunları Hüseyin Esen de aynı şekilde sıralamış. Ağırlıklı olarak Ureyneliler olayı üzerine gelen ayetler olduğu kabul edilmiş. Hüzeyin Esed de aynı şeyi tekrarlamış. Şöyle diyor:

Bu ayetlerin nüzul sebeplerine4 dair zikredilen hususlar olarak şunları görmekteyiz:

1- Ehli kitaptan (Yahudi veya Hıristiyan) bir topluluk hakkında inmiştir. Bunlar Hz. Peygamberle yaptıkları anlaşmayı bozarak yol kesip fesat çıkarmaya kalkışmışlardır. Bu bilgi İbn Abbas'dan gelen bir rivayete dayanır.

2- Müşrikler hakkında nazil olmuştur. İkrime, Hasan el-Basrî ve Atâ'dan gelen bir rivayet bu yöndedir.

3- Vakaları meşhur olan Ureyneliler5 hakkında nazil olmuştur. Rivayetlere göre Ureyne, Ukl veya Beciyle'den bir gurup, Müslüman olduklarını beyanla Medine'ye Hz. Peygamberin yanına gelmişler, yoksulluk ve hastalıklarını bildirmişlerdi. Hz. Peygamber onlara, zekat olarak toplanan Beytülmal'e (hazine) ait develerin sütlerinden ve idrarlarından içebileceklerini söyledi. Onlar da bahsedilen develerin yanına gidip süt ve idrarlarından içtiler, sağlıklarına kavuştular. Ardından irtidat edip (İslam'dan çıkıp) develerin çobanlarına saldırarak öldürdüler, develeri de sürüp götürdüler. Bu arada yol kesip ırza tecavüzde bulundukları da rivayet edilir. Hâdise Hz.
Peygambere intikal ettirilince, Peygamberin emriyle fâiller derhal takip edildi, yakalandılar, gözlerine mil çekildi,6 elleri ve ayakları kesildi, sonra güneş altında sıcak bir yerde terk edildiler. Su istediler ama kendilerine su verilmedi, nihayet öldüler. Bu hâdise üzerine inen ayetlerin, Hz. Peygamberin uygulamasını neshettiği hatta bu sebeple onu azarlamaya yönelik olduğu
da söylenmiştir.

4- Ebû Bürde olarak bilinen Hilâl b. Üveymir el-Eslemî'nin kavmi hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber bu kişiyle ne lehine ne de aleyhine çalışmamak ve müslümanlara katılmak isteyenler eğer Ebû Bürde'ye uğrarsa onların emanda (güvenlik) olması şartıyla anlaşmıştı. Ancak Kinâne
oğullarından bir gurup Müslüman olmak maksadıyla gelirken Ebû Bürde'nin adamları –onun yokluğunda- bu kişilerin yolunu kesmiş, öldürmüş ve mallarını almışlardı.

İslam âlimleri büyük çoğunlukla ayetlerin nüzul sebebini Ureyneliler olarak açıklamışlardır. Nüzul sebebi rivayetlerinde konumuz açısından önemli olan ortak nokta, bir eşkıyalık (hirâbe) suçundan ve onun cezasından bahsediliyor olmasıdır.

Olay eşkiyalık yapanlara verilecek ceza değil aslında. Bu ayetler hirabe (harb etme - savaş açma, muharebe kökünden) ayetleri olarak anıldığı için eşkiyalıkla ilgili ayetler demiş. Yoksa olay elbette daha geniş kapsamlı. Zaten bu yüzden ehl-i sünnet fıkıhçılar bu konuda belli farklılıklar taşıyorlar, farklılıkları aşağıda listeledim. Sonuçta belli başlı 4 ceza var. Öldürme, asma, çapraz kesme ve sürgün şeklinde. Farklılıklar hangi durumlarda hangisinin yapılacağına dair detaylarda sadece. İşte farklılıklar:

Görüş Sahibi * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Suç * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Ceza

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Adam öldüren ve mal alan * * * *Öldürülür ve asılır
Şafiiler, Hanbeliler * * * * * * * * * * *-------------------------------------------------------------------- * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ebu Yusuf * * * * * * * * * * * * * * * * *Sadece adam öldüren * * * * * * * Öldürülür
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *--------------------------------------------------------------------
İmam Muhammed * * * * * * * * * * *Sadece mal alan * * * * * * * * * * * Sağ eli ile sol ayağı kesilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *--------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Yol kesip korku saldığı
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *halde adam öldürmeyen ve * * * *Sürgün edilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *mal almayan * * * * * * * * * * * * * * (Şafiilere göre ta'zir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *diğerlerine göre had

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Hem adam öldürmüş * * * * * * 1. El ve ayakları çapraz kesilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * hem de mal almış * * * * * * * * * * ve sonra öldürülür
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *2. El ve ayakları çapraz kesilir
Ebu Hanife * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *ve sonra asılır
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *3. Öldürülür
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *4. Asılır (teşhir ile ölüme terk)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ----------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Sadece mal alan * * * * * * * * * El ve ayağı çapraz kesilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ----------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Sadece adam öldürmüş * * * * Öldürülür
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ----------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Adam öldürmeden ve mal * * *Önce tazir edilir sonra tövbe
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *almadan önce yakalanan * * * *edinceye kadar hapsedilir

------------------------------------------------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 1. Öldürülür (doğrudan öldürme
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * veya asılı durumdayken * * * * * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * öldürme
İmam Malik * * * * * * * * * * * * * * * *Adam öldüren * * * * * * * * * * * 2. Maslahata binaen öldürme
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * cezası iptal edilebilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *----------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *1. Öldürülür
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Sadece mal almış * * * * * * * * *2. Asılır
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * adam öldürmemiş * * * * * * * * 3. *El ve ayağı çapraz kesilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *----------------------------------------------------------------------
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *1. Öldürülür
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Ne mal almış, ne de * * * * * * *2. Asılır
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * adam öldürmüş, * * * * * * * * * *3. El ve ayağı çapraz kesilir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * sadece korku salmış * * * * * * *4. Sürgün edilir
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kaynak: Hüseyin Enes: MUHAMMED ESED’İN HİRÂBE (EŞKIYALIK) SUÇUYLA İLGİLİ
AYETLER İÇİN YAPTIĞI MEAL-TEFSİR ÜZERİNE, D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi Dergisi
Sayı XX, İzmir 2004, ss.139-166

Not: 1,2,3,4 gibi birden çok seçeneği olan şıklarda bu şıklardan biri uygulanır.


Sonuç olarak, bu fıkıh kuralları 1400 yıldır bu ehl-i sünnet mezhepler tarafından uygulanagelmiş ve hala da bazı ülkelerde uygulanıyor. Dayandığı yer de Kuran'ın ayetleridir. Ehl-i Sünnet böyle değerlendirmiş de Ehl-i Beyt nasıl değerlendirmiş acaba. Onu da incelemek lazım ama Şiierin de üç aşağı beş yukarı aynı yorumları yapıp aynı şeyi uyguladıklarını tahmin ediyorum. Şimdi sevgili Hiramusta sana mı inanayım ben, önümde duran apaçık tarihsel ve güncel İslam gerçekliğine mi?

frodo
07-12-2006, 15:08
güncelleme...