Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Önerdiğimiz Başlıklar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 30-11-2006, 01:53
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Muhammed Esed'in Kuran meali ve yorumları son yıllarda İslami kesimlerde popülerlik kazandı. Bir tür soft-İslam yada post-İslam denebilecek akım oluştu. Daha önce bazı çevirilerinde ciddi yorum farklılıkları olduğunu bu forum sayfalarında tartışmıştık. Açıkçası bende Esed'in metinleri hakkında bir güvensizlik oluşmuştu. Bu konuda oldukça detaylı bir araştırma gördüm. Konu Kuran'daki Muhammed'e karşı çıkanlara (fesat çıkarmaya çalışan veya ona karşı savaşan) verilecek ceza ile ilgili olan Maide suresinin 33-34. ayetlerinin çevirisi.

Bu ayetlerin çevirisi Elmalı'da şöyle:

Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır. (33) Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. (34)

Esed'in çevirisi ise şu şekilde:

Allah'a ve Elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi yahut yeryüzünden [tamamıyla] sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir. İşte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada ise [daha] korkunç bir azap bekler onları, (33) ancak [ey müminler] siz onlardan daha güçlü hale gelmeden önce tövbe edenler hariç: çünkü bilmelisiniz ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır. (34)

İki meal arasındaki farklılık küçük bir farklılık değil. Bu konuda yazılmış bir makale var. Ve makaleyi okuduğunuzda sanırım siz de Muhammed Esed'in Kuran'ı apaçık tahrif etmiş olduğuna ikna olacaksınız. Makale D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı XX, İzmir 2004, ss.139-166'de yayınlanmış. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Esen imzalı bir yazı. Yazının tamamını okumak isteyenler'in

http://www.deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=6225

adresinden Yaz/Sonbahar 2004'ün telif yazılarını indirmeleri gerekiyor.

Ben Esen'in eleştirisinin bazı bölümlerini aktaracağım sadece.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-11-2006, 02:18
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Aşağıdaki metinde italik bölümler Muhammed Esed'in yorumları, diğerleri de Esen'in bunlara verdiği cevaplar. Metindeki arapça karakterlerin bazıları çıkıyor bazıları çıkmıyor. Çıkmayanları XXX olarak gösterdim. İlgilenlerin yukardaki adresten indiripo okumalarını öneririm.

1-Bu cümlede geçen dört edilgen fiil –öldürülme, asılma, kesilme, sürülme- geniş zaman kipindedirler ve bu şekilde iken gelecek zaman veya emir halini ifade etmezler.

İslam âlimlerinin bu ayetten çıkardıkları emredici nitelikli hüküm, اXXXXXXXXXX) fiillerinin gelecek zaman ifade etmesi veya emir halinde olmasından değil, cümlenin bir isim cümlesi olmasından kaynaklanmaktadır. Zira birinci fiil olan ( XXXX ) nün başındaki أن bu fiili masdara çevirmekte ve diğerleri de atıf yoluyla ona bağlanmak suretiyle hep birlikte müptedanın haberi durumunda bulunmaktadırlar. Yani müpteda ve haberden oluşan bir isim cümlesi olarak bu cümle (XXXXX onların cezası, öldürülmeleri... dir) takdirindedir. Bu sebeple, mezkur fiillerden gelecek zaman veya emir anlamlarını çıkarmaya zaten gerek yoktur. İsim cümlelerinde zaman boyutu da olmadığından, fiil cümlelerine nispetle isim cümlelerinin vurgusu daha kuvvetlidir.

Diğer taraftan meal sahibinin çeviriyi “onların cezası, öldürülmeleri...dir” tarzında yapmak yerine, müpteda ile haber yer değiştirilerek “öldürülmeleri...bir karşılıktan ibarettir” şeklinde sunduğu görülmektedir. Yani vurgu, ( XXX أَنْ ) üzerinde olması gerekirken (XXX) üzerine yapılmıştır. Halbuki meal sahibinin, başka ayetlerde geçen benzer kalıp ifadelerde28 vurguyu
–klasik anlayışa uygun olarak- haber üzerinde yaptığını görmekteyiz. Bu ayetin çevirisinde vurgunun değiştirilmesi, anlamın değişmesine yol açmaktadır. Nitekim meal sahibi, kendi belirlediği anlama ulaşabilmek için اءXXX) kelimesini de Türkçede kullandığımız anlamda “ceza” olarak değil “karşılık” anlamında çevirme yolunu seçmiştir. Böylece kelime, “olayların tabiî seyri içerisinde ulaşacağı nokta” veya determinist bir ifadeyle “bu işin neticesi” anlamıyla çevrilmiştir. Halbuki müpteda ile haberin yerleri değiştirilmeden yapılan klasik çeviride, bu kelimenin ceza veya karşılık anlamında çevirisi, anlama etki edecek bir farklılık ortaya çıkarmamaktadır. Zira suç ve cezayı belirleyen yüce Allah’ın söz konusu suça karşılık olarak belirlediği şeyin Türkçede kullandığımız anlamda bir ceza niteliğine sahip bulunduğu açıktır.

2-“Yukattelû” formu sadece öldürülmeyi değil, gramerin temel bir kuralı gereği “onların büyük bir kısmı öldürülüyor” anlamını gösterir. Aynı durum “yusallebû” ve “tukattaû” fiilleri için de geçerlidir. Eğer bunlar emredilmiş cezalar olsa, “büyük bir kısmının öldürülmesi” ifadesi suçluların
tamamını kapsamadığı için, keyfilik varsayımına yol açar. Böyle bir keyfilik ise yüce Allah’a nispet edilemez.”


“Yukattelü” ile “yuktelü” arasında gramer bakımından fark bulunduğu muhakkaktır. Tef’il kalıbı genellikle teksir=çoğaltma/vurgu ifade eder ve bu teksir bazen fiilde, bazen fâilde bazen de mef’ûlun bih’de olur. Bu kalıpta kullanılan kelimelerin teksîr dışında başka anlamlar için kullanılması da mümkündür.29 Meal sahibi kendisini önce teksir anlamı üzerinde şartlandırdığı30
sonra da çevirisini “büyük bir kısmının öldürülmesi” şeklinde yaptığı için kendini zora sokmuştur. Nitekim önceki müfessirler de söz konusu fiillerin, cezanın uygulanacağı kişiler bakımından teksir anlamı ifade ettiğini belirtmiş31 ve anlamı (XXXXX “teker teker/birbiri ardına/sırayla” şeklinde ortaya koymuşlardır. Böylece –meal sahibinin düşüncesinin aksine- suçlulardan hiç birinin cezasız kalmayacağına, cezanın gevşeklik/yumuşaklık gösterilmeden kesinlikle uygulanmasına vurgu/mübalağa33 yapılmış olmaktadır.

Diğer taraftan İslam âlimlerinin öteden beri benimsediği yorum çerçevesinde, söz konusu ayetteki kelimelerin tef’il kalıbında ve kesret anlamı yüklenerek yapılan çevirisinin, şer’î hüküm/ceza bakımından bir etkisinin bulunmadığı da açıktır. Meal sahibi ise kendi yüklediği anlamlar ve yorumlarıyla –varmak istediği- şer’î hükmü tümüyle ortadan kaldırma sonucuna
ulaşmaktadır. Diğer taraftan bu kelimelerin şeddesiz olarak sülâsîden (şeddesiz) okunduğu kıraatler34 de vardır ki bunlar da meal sahibinin yorumu aleyhine delil teşkil ederler.

3-Şayet bu ayet şer’î bir hüküm olarak alınırsa “yeryüzünden sürülmeleri” ibaresinin anlamı ne olacaktır? Bazılarına nispet edilen “İslam topraklarından çıkarmak” şeklinde anlamak isabetli değildir. Çünkü Kur’ân’da َرْضِ) 􀅁 ا = yeryüzü) teriminin böyle sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği yoktur.

Meal sahibi ( َرْضِ 􀅁 ا) kelimesini “yeryüzü” şeklinde çevirmeyi tek doğru seçenek olarak sunmakla çıkmaza girmiştir. Halbuki diğer kaynaklarda bu kısım “bulundukları yerden sürülmeleri” şeklinde çevrilmiştir. َرْضِ) 􀅁 ا) kelimesinin Kur’ân-ı Kerim’de –meal sahibinin iddiasının aksine yeryüzü anlamı dışında sınırlı bir yeri/bölgeyi ifade için kullanımları da mevcuttur. Nitekim meal sahibi de yerine göre böyle çeviriler yapmıştır. Örnek olarak 12/21 (o ülkede); 12/55 (ülkenin hazineleri); 12/56 (o ülke); 12/73 (bu ülke); 17/76 ([doğduğun] toprakta); 21/71 (bir beldeye); 21/81
(ülkeye) çevirileri zikredilebilir. Söz konusu örneklerde müellifin, belirli bir yeri/bölgeyi ifade eden çeviriler yapmış olması, “Kur’ân’da ( َرْضِ 􀅁 ا = yeryüzü) teriminin böyle sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği yoktur” iddiasıyla çelişmektedir.

Söz konusu ifadeyi “bulundukları yerden sürülmeleri” şeklinde anlayan âlimlerden bazıları, bu sürgünün –İslam toprakları içinde başka bir bölge yerine- İslam toprakları dışına yapılması görüşünü beyan etmiş olabilir. Bu görüşlerine delil olmak üzere ayrıca ( َرْضِ 􀅁 ا) kelimesinin Kur’ân’da “İslam ülkesi” anlamında kullanılıp kullanılmadığının önemi yoktur. Zaten İslam
hukukçularının büyük çoğunluğu bu ifadeyi, İslam ülkesi içinde sürgün, hapis, göçe zorlama vb. tarzda35 yorumlamıştır.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-11-2006, 02:28
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Yazının diğer bölümlerinde başka ayrıntılar ve el ayak kesme, öldürme, sürme cezaları üzerine detaylı şekilde duruluyor, ama bunlar bizim konumuz değil şimdilik. Bunun dışında Esed'in genel yaklaşımları hakkında da oldukça sert ancak ikna edici açıklamalar yapılıyor. Muhammed Esed'in Kuran meali ile ilgili olarak yazarın sonsözündeki derlemeleri aktarıp, sözü Esed'i savunanlara bırakıyorum.

Not: Bu yazıyı umarım Hiramusta okur. Hatta özellikle onun için yazdım bile diyebilirim. *

SONUÇ

Muhammed Esed’in hirâbe ayetleri yorumunu değerlendirmeyi amaçlayan
bu çalışmamızın sonucunda ulaştığımız neticeleri şöylece sıralamak
mümkündür:

1- Mâide 5/33–34. ayetleri, İslam âlimleri tarafından öteden beri, Allah’a
ve Peygamberine savaş açan ve fesat yayanların cezasının öldürülmek, asılmak, el ve ayaklarının çapraz kesilmesi ve sürülmeleri olduğunu beyan
eder tarzda anlaşılmıştır. Yani bu ayet, âlimlerin ittifakıyla hirâbe uçundan
ve cezasından bahsetmekte ve bu suç “had” suçları kapsamında eğerlendirilmektedir. Ancak suçun mahiyeti, suçun durumuna göre belirlenecek ceza, infazın şekli gibi hususlarda âlimlerin farklı görüşlere sahip oldukları görülmüştür. Hirâbe suçunun ve cezasının bu ayetten başka Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarından dayanakları da mevcut olup bunlar birbiriyle uyumluluk arz etmektedir.

2- Muhammed Esed’in eserinde yepyeni bir çeviri ve sosyolojik bir yaklaşımla karşılaşmış bulunuyoruz ki; bu anlayışa göre söz konusu *nyetler, bir suç ve onun cezasını belirleyen ilahî nitelikli bir ifade olma özelliği taşımamakta, yüce Allah sadece durum tespiti yapmakla yetinme konumunda bulunmaktadır. Esed’in yorumunu özellikle dilbilgisi *kurallarıyla temellendirmeye çalışması da dikkat çekmektedir ki bu noktada Kur’an’ın inmesinden itibaren yaklaşık 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen Arap asıllı olan veya olmayan hiçbir âlimin, mezkûr ifadeleri meal sahibinin anladığı gibi anlamamış olması hatta böyle bir ihtimalden bile bahsetmemiş bulunması manidardır. Yine meal sahibinin yorumuna göre şimdiye kadar bu ayeti hirâbe suçu ve bunun cezası için delil kabul edenler, dinî metinleri (nas) hem lafız hem de mana/gaye olarak iyi anlayamamaktan kaynaklanan bir cehaletle İslam hukukunda temelsiz bir suç ve buna ceza ihdas etme durumuna düşürülmüş bulunmaktadırlar.

Muhammed Esed’in, kendi benimsediği anlamı ayetlerden çıkarmak
için gösterdiği gayrette özetle şu hususlar göze çarpmaktadır:

a- Kelime ve ifadelere Arap dilinin gramer kurallarıyla izah edilemeyecek hatta onlara ters düşen yepyeni anlamlar yükleyerek zorlamaya gitmiştir.

b- Ayetlerin nüzul sebebi olarak zikredilen hususları dikkate almayarak onları ilgili oldukları bağlamdan koparmıştır.

c- Hirabe suçunun meşruiyetine dayanak teşkil eden hadisleri ve bu hadislerin ilgili ayetle bağlantısını görmezden gelmiştir.

d- Kendince ileri sürdüğü gerekçelerle, nüzulünden bu yana başta Hz Peygamber, sahabe, mezhep imamları, müfessirler ve diğer âlimlerin benim sediği ortak anlamın aksine onu çürütmeyi amaçlayan ve sağlam dayanaklardan yoksun yepyeni bir anlama ulaşmıştır.

e- Esed’in, bazı kelime ve ifadelere yüklediği anlamların tek doğru seçenek olduğunu iddia etmesine rağmen, başka ayetlerde geçen benzerlerine farklı anlamlar vererek çelişkiye düştüğü görülmektedir.

f- Esed, İslam alimlerinin öteden beri benimsedikleri anlamı çıkarmak için temel almadıkları bazı hususları (fiillerden emir anlamı çıkarma, teksir anlamı, yeryüzü kelimesi vb.) bu görüşün dayanaklarıymış gibi sunup onları tenkit ederek kendi görüşünü haklı göstermeye çalışmıştır.

g- Esed’in bütün bu hususların (yeni anlamlar, tutarsızlık vs.) bir araya getirilmesiyle ulaşmaya çalıştığı, daha doğrusu öteden beri kabul edilen anlamı bertaraf etmeyi amaçlayan neticeyi önceden zihninde kurguladığı, ardında da zorlamalara giderek buna kılıf bulma çabasına girdiği intibaını edinmiş bulunuyoruz.

Son olarak şu hususu da belirtelim ki; hirabe suçu için ayetlerde bahsedilen öldürme, asma, el-kol kesme ve sürgün cezalarının bugün uygulanıp uygulanamayacağı, bu cezaların günümüz insan hakları anlayışı açısından değerlendirilmesi, söz konusu suçu engelleme amacını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği vb. hususlar çalışmamızın kapsamı dışında olup ilgili çalışmalara havale edilmiştir.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30-11-2006, 07:03
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Sargon daha önce Muhammed Esed'in kendi mealindeki bazı çelişkileri ortaya koymuştum.


Nahl 71 Vallahü faddale ba'daküm ala ba'dın fir rızk femellezıne füddılu bi raddı rizkıhim ala ma meleket eymanühüm fe hüm fıhi seva' ife bi nı'metillahi yechadun

S.Ateş meali *Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. (Rızıkça) üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını verip de hepsi rızıkta eşit olmuyorlar. Allah'ın ni'metini mi inkar ediyorlar?

Muhammed Esed meali : Rızık konusunda, kiminize kiminizden fazla veren Allah'tır: hal böyleyken, kendisine fazla verilmiş olanlar, rızıklarını -bu bakımdan aralarında eşitlik olsun diye- sağ ellerinin malik olduğu kimselerle paylaşmakta isteksiz davranıyorlar. Peki, (böyle yapmakla) Allah'ın nimetini (bile bile) inkara mı kalkışıyorlar?

Muhammed Esed'in dip notu : “Rızıklarını ... ile paylaşmak” ifadesi, metinde “rızıklarını ...e döndürmek” olarak geçmektedir. “Sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (yani, “meşru yollarla sahip oldukları kimseler”) burada, Allah yolunda yapılan savaşta tutsak alınan kimseler de olabilir (bkz. 2. sure 167 ve 168. notlar; 8. sure, 72. not), geçimleri konusunda başkalarına bağımlı olan ve dolayısıyla başkalarının sorumluluğu altında bulunan kimseler de olabilir.




Müminun 6. İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanühüm fe innehüm ğayru melumın

S.Ateş meali :Ancak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar.

Muhammed Esed meali : eşleri -yani, [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında [kimsede arzularına doyum aramazlar]: çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar;

Dip not : ---Lafzen, “yahut sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (ev mâ meleket eymânuhum). Çoğu müfessirler bu ifadenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev (“yahut”) takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da önkabul Kur’an'ın kendisiyle çelişmektedir (bkz. 4:3, 24, 25; 24:32 ve ilgili notlar). Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an “müminler” terimiyle hem erkek hem de kadın müminleri kasdetmekte; ezvâc terimi de (“eşler”) hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymânuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anlamına yorulması için ortada hiçbir sebep yoktur. Öte yandan, bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kasdedilmiş olması da sözkonusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat 4:24'deki gibi “nikah yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler” anlamına geldiği aşikardır (bkz. 4:24 hk. 26. not). Yalnız ifade, burada, bu anlam örgüsü içinde 4:24'dekinden önemli bir farklılık göstererek evlilik yoluyla birbirine “meşru olarak” sahip olan hem erkek hem de kadın müminlere işaret etmektedir. Bu yoruma göre, cümlenin başında yer alan ev takısı da “yahut” anlamında bir seçenek bildirmeyip, “bir başka deyişle” yahut “yani” tabirleriyle benzer şekilde, açıklayıcı bir ifadeye geçiş işlevini görmektedir ki, bu durumda, bir bütün olarak cümlenin anlamı şöyledir: “...eşleri, yani [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları kimseler dışında ... ilh.” (Karş. 25:62'deki benzer ifade: “düşünüp anmak isteyenler, yani [lafzen, “yahut”] şükretmek isteyenler için”.)
-------
Muhammed Esed'in dip not olarak verdiği bu açıklama kimse kusursa bakmasın ama tam anlamıyla "evlere şenlik" diye tabir edeceğim bir açıklama.

Muhammed Esed gereksiz zorlamalar ile adeta konuyu içinden çıkılamaz hale getiriyor. Herşeyden önce ma meleket eymanühüm ile ilgili olarak yukarıda Nisa 24 ile ilgili olarak yaptığı kendi itirazını yani (cariye değil de nikahlı eş olması gerektiği) kendisi Nisa 25 de düzeltmiş ve bu deyimin "cariye" anlamına geldiğini adeta itiraf etmişti.

Nisa 25'ile ilgili Muhammed Esed dip notu :

Dip not : " (lafzen, “sağ ellerinizin sahip olduğu”) ibaresi, bu bağlamda, bir cihad sırasında esir alınan ama daha sonra İslam'ı kabul eden kadınları göstermektedir. Yukarıdaki ibarede “siz” zamiri, bir bütün olarak topluma işaret eder."diyor. Daha sonra göreceğimiz gibi Esed sadece Nisa 25'te değil diğer ayetlerde de ma meleket eyman'ın cariye anlamında kullanıldığını kabul edecektir.

Ayrıca Esed'in Nisa 31 ile ilgili dip notu da şöyledir :

Dip not: 39 "....... “Yasal olarak sahip oldukları kimseler” ifadesiyle (lafzen, “sağ ellerinin malik olduğu kimseler”) köleler kasdedilmektedir; yine de bu konuda bkz. 78. not.)


Bu konu ile ilgili diğer ayrıntıları şu kinkte açıklamıştım buraya sadece ufak bir kısmını aldım.
İlgili Link [Link çok uzun olup sayfa düzenini bozduğundan bu şekilde düzenledim. K.C.]

Muhammed Esed Kuran ayetlerini en çok çarpıtanların başında gelir. Ve bütün ayet çarpıtanlar gibi yaptığı en büyük işi "kelimeler ile oynamaktır" Kelimelerin anlamını kaydırarak ayetlerinde anlamını kaydırıp Kuran'ı modern çağa adapte etmeye çalışıyorlar. Tabii kendilerini de oldukça gülünç durumlara düşürme pahasına...Rüyasında peygamber efendisini çölde gördükten sonra meal yazan birisinden ne beklersin ?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 30-11-2006, 07:31
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Ayrıca dikkat edersen Müminun 6 ile ilgili dip notunda ma meleket eyman çevirisi ile ilgili olarak diyor ki :

Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da önkabul Kur’an'ın kendisiyle çelişmektedir

Halbuki bu ayet "cariye" ile cinsel ilişkiye cevaz veren bir ayettir. Ama Esed bunu Kuran ile çelişkili bulmaktadır ki bu tam bir komedidir. Tam aksine bu ayette Kuran "cariye ile cinsel ilişkiye" cevaz vermektedir nasıl olurda Kuran ile çelişki olur ? Esed, Kuran'ın bir ayetini çarpıtıyor (yani delili yok ediyor) sonra da bizzat "eğer öyle olsaydı Kuran ile çelişki olurdu" diyor.

Eee sen delili yok ettin katili nasıl bulacaksın ?

Hangi Kuran ile çelişki?

Müminun 6 haricindeki Kuran mı ?

Üstelik bu ayet ma meleket eyman'ın cariye anlamına geldiğinin apaçık bir kanıtı çünkü; "Eşleriniz yani meşru olarak sahip olduğunuz" gibi bir çeviri dilbilimine aykırı çünkü "eş /ezvac" zaten meşru olarak sahip olunan anlamındadır ve eğer dediği gibi "yani" bağlacı ile birleşmiş olsaydı o zaman Allah "eş"in ne demek olduğunu "yani"den sonra açıklamış olurdu ki tek kelime ile fiyasko olurdu bu durum.

Bir örnek: Eşin yani nikahlı karın....

İşte bunun gibi. Sanki eş denilince başka bir şey anlaşılırmış gibi. Hem de zevce /ezvac gibi eş'e çok güçlü vurgu yapan bir kelimede...

Sonuçta "yani" her dilde açıklayıcı bir bağlaçtır ve kendisinden bir önce gelen kelime hakkında bilgi verir.

Veya /yahut da bir bağlaçtır ama anlamı bambaşka bir hale sokar: Bir seçenek sunar muhattabına

Bu iki bağlacı birbiri ile yer değiştirerek ayetler çarpıtılmış apaçık...

Sonuçta "yani" ile "veya" arasında ayırım yapamayanlar o dili hiç konuşmasın daha iyi ve "meal" de yazmasınlar.

İkinci bir not: Muhammed Esed rüyasında gördüğü peygamberinin hayatını hiç bilmiyor. Marya Muhammed'in cariyesi idi ve Muhammed ondan bir çocuk sahibi oldu. (Tabii cinsel ilişkiye girdiği başka cariyeler de vardı ama Marya'dan çocuğu olduğu için kesin kanıt niteliğindedir) Hala nasıl olurda cariye ile ilişki Kuran'a aykırı diyor ?

Senin peygamberinin icratı bu...Ama eğer Muhammed Kuran'ın bir ayetini çiğnemiştir diyorsa o başka tabii
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30-11-2006, 23:35
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Sodomo hocam,

linkini verdiğin yetimler üzerine olan tartışmayı ben kaçırmışım. Geçen ay pek iyi takip edemedim siteyi. Orda konuya değinmişsin. Ama yine de Muhammed Esed'in Kuran'ı tahrif etmiş olduğunu ayrı bir başlık yapmak iyi olmuş. Son zamanlarda bazı İslamcı aydınlar arasında Esed'ci bir eğilim oluştu. Onlar da aptal değil, okuyorlar ve bakıyorlar ki Kuran'da bir dünya çağdışı, ilkel, köleci, tehdit dolu, bilimdışı şey var. Ya bu kitabı tümden reddedeceksin, bin yılda çağdışı hale gelecek bir kitabı Allah yazmış olamaz, Muhammed uydurmuş olmalı falan diyeceksin ya da orda öyle denmiyor, burda böyle denmiyor deyip güne uydurmaya çalışacaksın. Esed'in böyle tutulmasının arkasında Kuran'ın ilkelliği var aslında.

Burda önemli olan bu İslamcı eğilimin nasıl özellikler taşıdığı. Benim bu anlayışla ilgili eğilimim şöyle:

1. Bu kesimde *siyasi eğilim dini eğilimin önüne geçiyor. Dini eğilim deyince ben şunu anlıyorum. Eğer bu kitabın Allah tarafından gönderilmiş olduğuna inanılıyorsa önemli olan onun değiştirilmesine izin verilmemesidir. Orijinal halini değiştirmeye yada farklı yorumlamaya yönelik bir eğilim farkedildiği anda şüphe yaratmalıdır hemen. Siyasi eğilimi öne çıkan bir anlayışta ise bu önemli olmaz. Bu anlayış için önemli olan İslamiyetin ulviyeti değil, siyasi anlamıdır. Bir güç ve iktidar/muhalefet aracı olmasıdır.

2. Siyasi eğilimin öne çıkması başka bir sorunu öne çıkarıyor, Bu eğilim ilerici bir özellik mi taşıyor, yoksa tersine gerici mi? Aslında ilk bakışta bu anlayışın ilerici özellikleri olması beklenir. Hatta ben Hiramusta ile tartışmalarımdan onun tutumunu ileri gördüğüm için böyle bir sonuç çıkarmaya da eğilimliyim. Ancak bu sonuca ulaşmamı engelleyen çok sayıda şey var.

2.a. Esed'in meali aslında bir çeviri değil bir yorum ve açıkça çarpıtma. Amacı ilkellikten uzaklaştırma, şirin gösterme vb. her ne olursa olsun çarpıtma çarpıtmadır. Harun Yahya'nın yaptığı şeyden bir farkı yok bunun. Harun Yahya bilimsel olguları, haberleri, metinleri vb. çarpıtıyor. Esed ise Kuran'ı çarpıtıyor. Harun Yahya soytarısı nasıl bir grup oluşturabilir arkasında? Çarpıtmayla, yalanla oluşturulan anlayış nereye gider, neye benzer? Esed'in yaptığı şey farklı özelliklerde olsa bile sonuç farklı olmayacaktır bence. Çarpıtma çarpıtmadır.

2.b. İslamiyette bir reform hareketinin gelişmesinin zorluğunu da görüyoruz burda. O kadar kutsal ve yüce, en ufak bir değişikliğe izin vermeyen, bağnaz bir Kuran tapımı var ki karşımızda, karşı çıkmaya hiçbir olanak yok. Kıskançlığından, yobazlığından karısının evden bile dışarı çıkmasına izin vermeyen kocanın karısının tüpçüyle, sütçüyle falan kaçamak yapması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Açıkça karşısına çıkılamayan gücün etrafından dolaşılıyor. Görülen şey apaçık bir zayıflık bence. Halbuki Aleviler yüzlerce yıl önce bu işi çözmüşler. Kuran'da ne yazdığı önemli değil, özü önemlidir deyip işin içinden çıkmışlar. Öz olarak da ordan iyilik yap, yoksula, yetime yardım et falan gibi birkaç şey alıp gerisini atmışlar. Eğer Kuran'ın tümünü alacak olursan iyilikten çok, tehdit, zorbalık falan görüyorsun çünkü.

3. Siyasi İslami akımlardaki genel eğilim bana göre emperyalist, egemen, global kültüre karşı gelişiyor. Aydınlanma ile başlayıp gelişen, bilimsel ve kültürel devrimler ise bu emperyalist, egemen kültürün bir parçası olarak görülüyor. Bu egemen yapı materyalist, çıkarcı, sömürücü olarak görülüyor ve ordan sadece teknoloji gibi sonuç sayılacak ürünler alınmaya çalışılıyor. Ama bu sonucu yaratan nedenler yani kültürel ve bilimsel devrimler, aydınlanma gibi şeyler tu kaka sayılıyor. Dolayısıyla siyasal eğilimin öne çıkmasının anlamı İslamcı kesimlerde ilerici, geliştirici bir anlam taşımıyor.

4. Kuran'a dönüşçülerin siyasi eğilimlerinin öne çıkmasının ilerici bir anlamı olabilirdi. Eğer ki bu kesim bilimsel gelişmeye susamış, kültürel ve bilimsel gelişmeyi baş üstünde tutmuş, herşeyden önemli görüyor olsaydı. Halbuki bu kesimin amacı sadece Kuran'ın güne uymamasından dolayı değiştirilip herkese kabul ettirilmesini sağlamaktır. Tabii bir de artık herkesin Kuran çevirilerini kolayca okuyup anlayabilmesinin verdiği bir huzursuzluk.

Sonuç olarak ne Kuran' dönüş ne de Esed'in tahrifat sayılabilecek çevirisi bu sorunu çözecek gibi görünmüyor.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 01-12-2006, 00:22
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Sargon;
Senden biraz farklı düşünüyorum. İslamcıların içinde de ilerici, gerici, yobaz gruplar var.
Sevgiden, barıştan, hoşgörüden yana olanlar olduğu gibi, savaştan, fetihten, cihatdan yana olanlar var. 1400 yıl önceki şeriat hükümlerinin aynen uygulanmasını isteyenler olduğu gibi, çağın yaşam düzenine uyum anlayışında olanlar var. Hilafet isteyenler var, laikliği, demokrasiyi benimseyenler var. "Herkesin dini kendine" diyen var. " İslam'dan başka din olamaz" diyen var.
"Dinden dönenin katli vaciptir" diyenler olduğu gibi, düşünce ve inanç özgürlüğünden yana olanlar var.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Bir kesim Said Nursi'ye gerici-yobaz gözüyle bakar. Diğer bir kesim onu kafirlikle suçlar. Erbakan'ı da aynı, Erdoğan'ı da.
Haliyle bu farklı düşünceler Kur'an'ı da farklı yorumlar. Muhammed Esed, Edip Yüksel, Yaşar Nuri vb. diğerlerine göre daha çağcıl düşündükleri için, bu yorumlarına, meallerine de yansır. Dediğin gibi bu yorumlar tahrifat denecek dereceye kadar varır. Zaten bu kesimin hadislere itibar etmeyip "Sadece Kur'an" demesi de bir anlamda İslam'ın tahrifidir.
Bu kesim reformcudur ve gelenekçiler tarafından şiddetli tepki görürler.
Onların temel düşüncesi şudur: "1400 yıl öncesinin koşullarına göre Kur'an'daki hükümler doğrudur. Kur'an nasıl ki kendinden önceki kitaplardaki kimi hükümlerin yerine yeni hükümler getirmiştir. Bugün de yeni hükümlere ihtiyaç vardır. Ancak yeni bir kitap gönderilmeyeceğinden bu hükümleri yenilemek müslümanlara düşer."
Ancak müslüman topluma bu izahı yapmak çok zordur. O nedenle ayetlerin çağa uygun olanları seçilir ve örnek gösterilir. Diğerleri elden geldiğince yorum farkıyla düzeltilmeye çalışılır.
Sosyal yaşamın sonradan bozulduğu, İslam'ın sünnet ve hadis uydurmalarıyla Kur'andaki İslam'dan farklı bir dine dönüştüğünü ve reformun şart olduğunu öne sürerler.
Bana göre de bu kesim İslam içerisindeki ilerici kesimdir.
Bu konuda Edip Yüksel'in " İslam'da Reform" yazısından bir alıntı:

Gunumuz "Muslumanlarinin" bildigi ve uygulamaya calistigi Islam, yuzyillar boyu, din adamlarinin uydurduklari kurallarla oylesine bozulmustur ki Muhammed'in bildirdigi islam diniyle ilgisi kalmamistir. "Ulema" gecinen din adamlari, o kadar cok seriatlar, haramlar, carsaflar, peceler, gidasal yasaklar, sakallar, sariklar, istincalar, istibralar, misvaklar, sag ayaklar, sol ayaklar, hadisler, sunnetler, sefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, evliyalar, serifler, seyyitler, hirka-i serifler, kil-i serifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, satahatlar, muskalar, istihareler, hulleler, hileler, turbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, mustehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuslardir ki Islam dinini Allah'in dogadaki ayetleriyle celisen, karmasik ve yasanmaz bir dine cevirmislerdir. Musluman halklarin dunyanin bu kadar gerisinde kalmalarinin en onemli sorumlulari bu musrik dinadamlari ve onlari kullanan politikacilardir. Tanri bu durumu duzeltmek ve mesajini hurafe ve bidatlerden arindirmak icin "buyuklerden biri" diye niteledigi mesaji gonderdi bize (74:30-35). *

http://www.yuksel.org/t/
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 01-12-2006, 08:08
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Sevgili Sargon, burda Esed'in bir önemi yok. Bazı isimler konjüktür gereği öne çıkartılır. Aynı Y.Nuri, Zekeriya Beyaz gibi alemlerin pardon alimlerin itelenerek öne çıkartılması gibi...Bazı aklı kıt derin devlet stratejistlerinin şeriata karşı "modern islam" gibi akla ve gerçeklere aykırı bir fikri şeriatın panzehiri imiş gibi sunmalarından geliyor hadise.. Bu adamlar 12 Eylül sonrası da "silah tutan eller tespih tutsun" diyerek Fettullahçılara, Adnan Hoca ve bilumum tarikat hocalarına meydanı açmalarıda aynı türden bir stratejik davranış biçimiydi. Sonra da başedemeyince post-modern darbe ile durumu kurtarmaya çalıştılar. Batı yakasında değişen bir şey yok bunlar G.doğuda da pkk'ya karşı halkı cihata çağıran bildiriler attılar sonra ortaya hizbullah çıktı...İslamın herhangi bir mezhep, fikir, anlayışına yönelik teşvik edici tutum sonuçta ya şeriat tehlikesini körükleyecek ya da şeriatın bir tehdit olarak ortadan kalkmasını engelleyecektir.

Zannım odur ki, devleti şeriatçılar ile kemalistler ittifak halinde yönetiyorlar. Bakma sen bu kavgalarına, aslında pek de güzel geçinirlerdi düne kadar yalnız son sözü kemalistler söylerdi şimdi şeriatçılar son sözü söyleme hakkını da istiyorlar da kavga oradan çıkıyor. Hikaye bunlar yarın öbürgün yine öpüşür barışır ve devleti birlikte elele yönetmeye devam ederler. Sonuçta katrilyonlarca para halka din narkozu vermek için harcanıyor. İnsalara gerçeği öğretmek isteyen kim? Bu şekilde yarı ayık-yarı serhoş dolaşırlarsa yönetmek daha da bi kolay.

İnsanları aydınlatmak hazineden hamuduyla para götrenlerin işi değil...
Bu işler bize bakar...Yani sen, ben, o...Tabii halkı soyup soğana çeviren kemalist zongoçların gerçek yüzlerini teşhir etmekte ayrı bir alan...Adamlar Atatürk diye diye memleketi soydular yahu...Asıl bunların da gerçek yüzlerini teşhir etmek lazım. İşte şeriat, din min dedikleri de zaten budur. Önce soyarlar sonra da fakir fukara itiraz etmesin diye onlarıda cennetle avuturlar...Bütün dinlerin çıkış yeri burasıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 01-12-2006, 12:07
hiramusta hiramusta isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

Sevgili Sargon vermiş olduğun linki açamadım.Bu sebebten özet geçmiş olduğu bilgiler üzerinden konuyu değerlendirmeye çalışacağım.
Sevgili arkadaşım, Hüseyin Esen beyin eski müfessirlerin etkisinde kalarak yapmış olduğu ayet hakkındaki değerlendirme kısmen doğrudur.Esed hakkındaki değerlendirmelerinden Esed'i anlayamadığına kanaat getiriyorum.Esed'in yapmış olduğu yorum yanlış bir meal/yorum değildir.Esed'in buradaki farkı olaya başka bir bakış açısından bakmasıdır.Esed'in anlatmak istediği;Yeryüzünde dine savaş açanları ve fesat çıkaranları öldürülme/asılma,bütün güç ve olanaklarının ellerinden alınması ve sürülmesi karşılığı beklemektedir.Bu karşılığın Mü'minlerin fesatçılardan daha üstün hale gelmeye başladıktan sonra verilmeye başlanacağını belirtmektedir.Esed'in burada yaptığı hata "minel ardi "(bulundukları yerden) ibaresini "yeryüzünden" olarak çevirmesidir.Her insan hata yapabilir,Esed'in burdaki hatası da budur.Üstad fesatçılara yeryüzünde sürülecekleri bir kara parçası dahi bırakmamış.Ceza kelimesi bu ayette 2 şekilde çevrilebilirdi.1.Yaptırım,2.karşılık.Bu 2 çeviri de ayetin bağlamına uygundur.Cezayı ceza diye çeviremezsiniz,kelimeyi olduğu gibi almış olursunuz.(birçok mealde böyle hatalar vardır.Adam münafığı münafık diye çeviriyor. )
Hüseyin beyin yapmış olduğu yanlışlardan biri ayetin kapsamını daraltarak ayeti hirabe suçu kapsamına hapsetmesidir.Halbu ki ayet içinde hirabe suçu da bulunan dine ve insanlığa yönelik işlenen suçları da kapsamaktadır.("Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların....")Bu yüzden ayet yalnızca hirabeyle sınırlandırılamaz.Bir diğer yanlışta el ve ayakların kesilmesi ibaresini lafzi olarak almasıdır.(ki bu birçok mütercim ve müfessirin hatasıdır).Kur'anda el ve ayakların kesilmesi,ilgili kişi/kişiler ve toplumlara ambargo uygulanması,kuşatma altına alınması,bütün ekonomik,siyasi ve askeri güçlerinin yokedilmesi anlamlarına gelmektedir.Kur'an,içindeki hükümleri olduğu gibi alacağınız bir kitap değildir.Allah ayetleri hakkında düşünmemizi birçok ayette bizden istemektedir.Yani Mü'minlerin kitabı anlamaları için biraz olsun zihin teri dökmeleri gerekiyor.Yoksa Allah'ın elinden,ipinden,kulpundan,sapından bahsederek saçmalamaya başlarsınız.
Allah'ı gökzüzünde bir tahta oturtursunuz.Süleymanın kuşça ve karıncaca bildiğini zannedersiniz.
Sözlerime ,kendisine oldukça değer verdiğim ve halen yaşamakta olan bir üstadın Maide 33 ve 34. ayetlerinin mealiyle son vermek istiyorum.Üstad Recep İhsan Eliaçık;
"Allah'a ve peygamberine karşı savaş açanlar ve yeryüzünde fesat çıkarıp duranlar öldürülmek,asılmak,giderek elden ayaktan kesilip güç kaybetmek ve yeryüzünde sürgün edilip durmaktan başka birşeyle karşılaşmazlar.Bu onların dünyada karşılaşacakları zillettir,ahirette ise onları büyük bir azap bekliyor.
Ancak,siz daha güçlü hale gelmeden önce tevbe edenler olursa,biliniz ki,Allah bağışlayıcıdır,sevgi ve merhamet kaynağıdır."
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 01-12-2006, 13:44
hamzayurekli hamzayurekli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Nov 2006
Mesajlar: 3
Standart Re: Muhammed Esed Kuran'ı tahrif mi ediyor?

sargon hem kurana inanmıyorsun ,hemde laf kalabalığı yapıyorsun.
biz senin hangi çevirine inanıcaz.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:45 .