PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Geç Gelen Aydınlanma


Satyagraha
31-08-2013, 19:09
43 yaşında Elektrik Mühendisiyim.
Üniversite 1. sınıfta bir gece öteki dünya korkusuyla namaza başladım.
Yurtta namaz kılan arkadaşım sevindi ve beni sabah namazına kaldırdı. 27 yıl namaz kıldım, zor şartlarda kıldıklarım da oldu.
Çeşitli tarikatlara, cemaatlere girdim. Yıllarca Ülkücü Harekete devam ettim. İslami yönden yetersiz bulunca Ülkücülükten ayrıldım. Ailemle çatıştım, onları dini yönden yetersiz buluyordum. Babamı da namaza başlattım. Sürekli dini kitaplar, dergiler okuyordum. Vaaz videoları izliyordum. Evlenirken çevremde tesettürlü kız az olduğu için sıkıntı yaşadım. Bu nedenle bazı şeylerden taviz vererek tesettürlü bir kızla evlendim. Huzurlu ve çok mutlu bir evlilik oldu ama istediğim gibi bir evlilik olmadığını şimdi anlıyorum. Tesettürlülerle evlenen ve her yönden mutlu olan çok sayıda arkadaşım var. Benim durumum özel bir durum ve burada açıklamak istemiyorum. Üniversite bitirip Karadeniz'in bir ilinde göreve başlayınca dini bir kurum kurdum. Sabahlara kadar severek, ailemi ihmal ederek kurumun gelişmesi için çabaladım. Yüzlerce kişinin namaza başlamasına, tesettüre girmesine, İslami bir düşünce sistemine sahip olmasını sağladım. Evet zamanımı harcıyordum ama bir kişinin hidayetine vesile olmak üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlı değil miydi? Demek ki ahirette beni çok büyük ödüller bekliyordu. Bu kurum uğruna az kalsın mesleğimden olup hapise girecektim. Bu kurum sayesinde Türkiye'nin ileri gelen pek çok din büyüğü ile tanıştım, sohbet ettim. İslam'ın hak din olduğundan en küçük bir şüphem bile yoktu. Tersi mümkün olamazdı. O zaman var oluşu, insanın dünyaya geliş amacını vs nasıl açıklayacaktık, insanlar nasıl mutluluk ve barışa ulaşacaktı? 2 kızıma başörtüsü için eşimle çok ısrar ettik, kızlarım direndiler. Şimdi, "iyi ki direnmişler" diyorum. Büyük kızım kısa bir süre başörtüsü taktı ama sonra vazgeçti. Onların başlarının açık olmasından memnun olacağım bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Oğlumu yatılı Kur'ân kursuna yolladım. Orada sert, şerefsiz bir hoca vardı, onu müftülüğe şikayet ettim. Oğluma ve kızıma yıllarca her vakit namazı hatırlattım ve kılmalarını sağladım. Bendeki dönüşümden sonra ise mesela bir Cuma günü iş yerimde arkadaşlarım cuma namazına giderlerken kendimi unutturdum ve odamda klimamı açıp öğle arasını büyük bir keyifle dinlenerek geçirdim. Oğlumu Cuma namazı için bile uyarmıyorum artık. Bir gün bir AVM'nin mescidinde namaz kılanlara şöyle bir baktım. Afrika'daki ilkel totem dinlerinin mensuplarının ibadetlerine benzettim. Oysa o sırada ben de namaz kılıyordum. Şimdi de çok çok azaltmama rağmen cehennem korkusu nedeniyle "ya varsa" diye kılıyorum. Günde toplam 9 rekat. 2 ay sonra dini gazete aboneliğim bitecek ve ben arkadaşlarım ne kadar ısrar etseler de aboneliğimi yenilemeyeceğim.
Dini toplantılara artık gitmeyeceğim. 15-20 dakika Yasin okunuyor ve kimse tek bir kelimesini bile anlamıyor.
20 dakika dua ediliyor. Camiileri hijyenik bulmuyorum. Eşim benden kuşkulanıyor, namaz kılıp kılmadığımı kontrol ediyor. Oysa ben sendikamı, çevremi vs değiştirmek istiyorum. Dindar olup çok sevdiğim arkadaşlarım var, zor bir durum yani. Facebook'ta dini ve siyasi paylaşım yapmayı bırakıyorum. Şu anda Türkiye'de memurlar başörtülü çalışıyorsa bu benim sendika yoluyla başlattığım bir kampanya sayesinde oldu, diyebilirim. Başörtüsü yasağına hala karşıyım. Dindarların ne büyük baskılar yaşadıklarını, mesleklerinden okullarından atılanların dramlarını yakînen biliyorum, çünkü bende yaşadım. Eşim yıllarca öğretmenlik yapamadı. Burada bir kaç örnek vereceğim, eminim siz de çok üzüleceksiniz. Başörtülüleri ülkemizin farklı bir rengi, farklı bir kültürü olarak kabul etmek lazım. Yasaklayıp insanların hayatlarını mahvetmektense araştırıp gerçekleri öğrenmeleri için ortam hazırlanmalı bence. Yazacak çok şey var, bir ucundan başlamak lazım. Hatta yaşadıklarımı kitap haline getirip yayınlamam şart. Çünkü halen dini faaliyet gösteren yerel çapta çok önemli bir kurumun kurucusuyum. Bazı konuları Türkiye'nin en iyi hocalarına kolayca ulaşabildiğim için çok iyi biliyorum. İslam'ı olduğu gibi kabul eden ve eğip bükmeden, sevimli hale getirmeye çalışmadan anlatan hocaları biliyorum. Güvenlerini kazandıktan sonra Talak Suresi 4. ayete göre adet görmemiş küçük kızla evlenmenin ve zarar vermeyecek şekilde (nasılsa artık) cinsel ilişkinin caiz olduğunu, Nisa Suresi 24'e göre evli bile olsa cariyelerle ilişkinin, hatta tecavüzün caiz olduğunu söyleyeceklerdir. Özellikle Nisa 24 ile ilgili kimsenin bilmediği ayrıntılarını biliyorum, ileride anlatacağım, çok çok şaşıracaksınız. Nur Suresi 33'e göre bir müslümanın; cariyelerine fuhuş yaptırarak para kazanmasının caiz olduğunu ve hiç bir cezasının olmadığını hiç bir hoca söylemez ama gerçek budur. Buna da ileride ayrıntılarıyla değineceğim. Kitap yazmaya neden karar verdim? Şu örneklerdeki olaylar beni çok etkilediği için:
"Bulunduğu ilin en iyi lisesini 1 .'likle bitirerek
Tıp Fak. kazanıyor. Çamaşırları elinde yıkayan annesine ilk maaşıyla bir çamaşır makinesi almayı, babasına da en iyisinden bir takım elbise almayı hayal ediyor. Hiç bir zaman 2. olmayı kabul
etmiyor. 3. sınıfta baskılardan bunalıp
okulu bırakıyor. Ailesiyle çatışıyor. Lise mezunu
biriyle evleniyor. Kocasının da işleri kötü
gidince eve haciz memurları vs geliyor. Dikiş
yaparak ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyor. İşsiz kalan kocasının da kendisini azarlamasına vs sabretmek zorunda kalıyor.
40 yaşında iken üni. arkadaşları geliyor ziyaretine.
Doktor olan arkadaşları marka çanta,
elbise, ayakkabı vs giyerken Hale Hanım, evde çok
az kaldığı için çok açık çay ikram etmek
zorunda kalıyor. Evde 2 yumurta ve bir kaç zeytin
tanesi olduğunu fark ediyor. Dilimlediği
ekmekleri yumurtaya bulayıp kızartarak ikram
etmek zorunda kalıyor. Lütfen hangi insan, bu
zulme isyan etmez. Arkadaşlarını uğurladıktan
sonra gözlerinden yine sicim gibi yaşlar
akıyor. Hala haftada 1-2 defa rüyasında kendisini
beyaz önlüklü doktor olarak görüyor. Bir
başka arkadaşım başörtüsü yasağı nedeniyle
okulunu bitiremiyor ve haliyle her ay, 3000 TL
zararı var, kocası onu böyle kabul etmiş ama 3
çocukla geçimde zorlanıyorlar. Başka bir
arkadaşım başörtülü olduğu için yıllarca hemşirelik
yapamadı. 150 000 Tl kadar kaybı oldu
toplamda, sonra kişiliğiyle çatışarak başını açmak
zorunda kaldı. Böyle binlerce insan ve
aileleri tarifsiz acılar yaşadılar. Gönül ister ki insan
insana zulmetmesin, herkes barış, dostluk
içinde yaşasın".

Evet, belki içinizde "Ne işi var üniversitede, gitsin evinde namaz kılsın, okulu bırakmak da kendi tercihiydi, zaten Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına götürmek isteyen örümcek kafalının teki" diyenler olacaktır. Fakat ben din adına insanların hayatlarını mahvetmelerine üzülüyorum. Dindarlara karşı yumuşak üslup kullanmak lazım, alaycı ifadelerden özellikle kaçınmak lazım, yoksa kemikleşmeler olabiliyor. Hepimiz barış içinde yaşamanın yolunu bulmak zorundayız. Fikirler Almanya gibi ülkelerde olduğu gibi medeni biçimde saygı duyarak tartışılmalıdır. İskender Pala'nın İki Darbe Arasında adlı kitabında da, yaşanan bu acıların bir kısmı anlatılıyor.
Din alimlerinden bahsetmiştim. Bunların bir kısmı bizim bildiklerimizi bildikleri halde gizliyorlar, diye düşünüyorum. Çünkü dinden ayrılsalar "Neden hala Diyanet'ten vs maaşını alıyorsun?" gibi sorulara muhatap olacaklar. Geçimlerini sağlayamayacaklar. Nitekim Turan Dursun 10 cami imamına bildiklerini anlatarak ateist olmalarını sağlamış ama bu imamlar imamlığı bırakmamış. O yaştan sonra yeni bir mesleği nasıl öğrenecekler, geçimlerini nasıl sağlayacaklar? Siz empati yapın ama bekara karı boşamak kolaydır. Kredi geri ödemeleri, taksitler, kira vs herkesin harcı değil. Tabii insanın inancına göre yaşaması ve hayatını yönlendirmesi en onurlu olanıdır. 21-22 yaşlarımdayken Turan Dursun popülerdi. Onun kitaplarını okumak varken, ona cevap olarak din alimlerinin yazdıkları kitapları okumam belki de hayatımın hatası idi. Genç yaşta gerçekleri görür; hayatımı, evliliğimi ona göre yönlendirirdim. Şimdi mesela bara vs gitmek istiyorum, tesettürlü eşimle mümkün değil. Eşimi de çok sevdiğim için ayrılmak istemiyorum, ama asla İslam'dan ayrılmaz. Çevrem ise malum. Pek çok zevkten mahrum kaldım, hayatın güzelliklerini yaşayamadım. Ama dindarken de mesela her tür hoşuma giden müzikleri dinlerdim. Namazın bazı sünnetlerini çoğu zaman kılmazdım. Dindar olmayan, hatta dine mesafeli çok samimi arkadaşlarım vardı. Şimdi bendeki değişim 6 ay kadar sürdü.

Onca yıl İslam'la yaşa, hem de sıradan bir insan değil, bir dini kurumun sahibi, bu kurum için yıllarını harcamış, dünyanın kurtuluşunun İslam'da olduğuna kesin bir şekilde inanmış bir insan bu kadar kısa sürede nasıl değişebiliyor? Ben eskiden beri her gün bir veya bir kaç sayfa Kur'ân ve meali okurdum. 1 yıl kadar önce okuduğum meallerde mantığıma uymayan konular gözüme çarpmaya başladı. Neden daha önce çarpmadı, bilemiyorum.

Mesela "insanların ve cinlerin bir kısmını cehenmem için yarattım" gibi, "Dileseydik, insanların hepsini hidayete erdirirdik ama cehennemi insanlarla ve cinlerle dolduracağımıza dair bizden söz çıkmıştır" gibi, "Ayetlerin, kafirlerce inanılmaması için kalplerine bir engel konulması" gibi. O kadar ki, artık meal okurken, mantığıma aykırı olmayan bir sayfa bulabilsem mutlu oluyordum. Her sayfada "Acaba bu sayfada da mantığa zıt bir şeylere rastlayacak mıyım?" diye korkuyordum.
Devam edeceğim.

Satyagraha
31-08-2013, 19:11
Neticede cehennem korkusu var, dinden çıkma korkusu var. Çevrem, yaşantım, ailem, sendikam vs her şeyim İslam eksenli düzenlenmiş. Bu konular soyut konular. Her ne kadar bunları güvendiğim hocalara sorsam da verilecek cevaplar beni tatmin etmeyecek, bu belli. Buna rağmen, dini yaşantı konusunda bende bir değişiklik olmayacaktı. Hayat bir imtihandı madem, mantığıma uymasa da İslam'ı yaşamaya devam etmeliydim.

İslam'ın gerçek olup olmadığı konusunda somut deliller bulmadan ben İslamî hayatı bırakamazdım. Yunus peygamberin gönderildiği kavmin nüfusu için yüz bin veya daha fazla ifadesi vardı Kur'ân'da. Her şeyi bilen tanrı nasıl olur da kesin bir rakam veremezdi.

Mekke'den hicret sırasında gelen bir ayet de ilginç: "İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı". (Enfâl 30). Burada "ve" kelimesi olsa sorun yok. Fakat "veya" kelimesinin kullanılması ,alternatiflerden hangisinin olduğunun bilinmediği gibi bir anlam ortaya çıkarıyor. "Bağlamak, öldürmek, sürmek, bir yere kapamak". Bunlardan biri olduğu ayette belirtiliyor ama hangisi olduğu belirtilmiyor. Her şeyi bilen tanrı nasıl oluyor da kesin ifade kullanmıyor.

Sonra internette "Kur'ân Allah sözü mü?" başlıklı bir yazı okudum. Uzun uzun Kur'ân'ın tanrı sözü olamayacağını ispatlamaya çalışıyordu yazı. Yazının sonuna doğru şöyle bir ifade vardı: "Bir tanrı hiç kendi yarattığı kulları için "aslandan kaçan eşekler, köpekler, duvara yaslanmış keresteler, maymunlar, domuzlar" diye bahseder mi? Hiç tanrı beddua eder mi? "Canı çıkasıca, ölçtü biçti, Kur'ân insan sözü dedi. Elleri kurusun, Allah onu kahretsin" gibi sözler tanrı sözü olabilir mi?" Birden kafamda bir şimşek çaktı. İslam'la ilgili bildiklerim yalan mıydı yoksa. Tam bu sırada şok yaşamadım, sanki beynimde bir ışık yandı. O zaman cinlerin varlığını da bilim ışığında yeniden incelemem gerekirdi. Evrim teorisini araştırmam lazımdı, ki uzun uzun büyük bir iştahla araştırdım da, yıllarca evrim teorisi aleyhine onlarca yazı, kitap okumuş olmama rağmen. Artık namaz için kendimi zorlamama kararını o anda aldım. Bu, beni rahatlattı. Demek artık namaz kılmak zorunda değildim. Bazı motosıklet turları faaliyetlerinde çok zor şartlarda namaz kılıyordum ve ekipte benden başka da kılan yoktu.

Halife Ömer'in; Halife Ali'nin 10 yaşındaki kızıyla zorla evlenmesi, evlenmeden önce eteğini kaldırıp altına bakması gibi yazılar beni ve eşimi günlerce şoke etti. Ve inanır mısınız bunda bile hikmetler aradık. Acaba bazı sapıklıkları engellemek amacıyla mı, küçük yaştaki kızlarla evliliğe izin verilmişti. Şok üstüne şok yaşıyordum.

Müslümanlarla ateistler arasındaki forumları büyük bir merakla takip etmeye, ufaktan katılmaya da başladım. Ateistlerin ezici üstünlüğü vardı ve müslümanlar forumlardan kaçmak zorunda kalıyorlardı. Bense artık müslümanların galip gelmesi isteğinden ziyade sadece gerçekleri öğrenmek amacıyla takip ediyordum. Öğrendiğim her şeyi not ediyordum. Şu anda elimde 200'e yakın not var, hepsini hocalara sordum, tatmin edici cevap hemen hemen hiç yoktu. Tatlı sözlü, güler yüzlü, ağır başlı, hoş görülü hocalar bu konulara girmek istemiyorlar, sinirleniyorlardı.

"Ateistler seni etkiler, dininden olursun" tarzı cevaplar veriyorlardı. Bir ilahiyatçı arkadaşım "Ya varsa?" diyerek beni susturmaya çalıştı. Koskoca ilahiyatçının bundan başka vereceği bir cevap olmaması hayret edilecek bir şeydi. Ben de "Peki ya ahirette Budizm varsa, ya Maniheizm varsa, ya Brahmanizm hak din ise?" diye sorunca cevap bile veremedi. Konular çok, zamanla hepsini ayrıntılarıyla yazacağım.

Asıl fark ettiğim ise anlı şanlı pek çok hocanın bunlardan haberinin olmamasıydı. Evet İslam'ın bilinmeyen, gizlenen bir yönü var ve itinayla saklanıyor, kelimelerle oynanıyor, bunu fark edince mealcilere, müfessirlere kızmaya başladım. Ne hakla Allah'ın ayetini saklayabilirlerdi? Yoksa bunlar da Kur'ân'ın Allah sözü olduğuna inanmıyor ama geçimlerini dinden sağladıkları için mi gerçekleri gizliyorlardı. Hele bir tanesinden çok şüpheleniyorum. Onunla uzun uzun konuşup inancını öğremeye çalışacağım, kendisi bir cemaatin 2 numaralı hocası konumunda.

Mesela Maide 33'te çarmıh emri var ama mealcilerimiz çarmıh anlamına gelen yusallibu kelimesini asmak olarak tercüme ediyorlar. Çarmıh nasıl bir ölüm görelim: "Yaklaşık 12-18 cm uzunluğundaki ağır ve köşeli demir çiviyi yumuşak ağaca eti delip geçecek şekilde vura vura çakmadan önce, isyancının bileğinin ön yüzeyindeki çökük noktanın yeri yoklanır. Ardından diğer tarafa geçip işlemi tekrarlar ve bunu yaparken kolları çok fazla çekmeyip bir miktar esneklik ve hareket imkanı bırakmaya dikkat edilir.sonra çarmıh hafifçe kaldırılır. İsyancının sol ayağı sağ ayağının altında kalacak şekilde arkaya itilir ve her iki bacak açık ve ayak parmakları aşağı bakar şekilde üst üste duran iki ayak, taraklarının yüksek noktalarından geçen bir çivi ile dikey kalasa çakılırken dizlerde esneme payı bırakılır. Sonra da çarmıh tam dik konuma getirilerek zemine sabitleniyordu.

İsyancı ağır ağır öne doğru eğilirken, ağırlığının büyük bölümü bileklerde çakılı olan çivilere yükleniyor ve bu da parmaklarla kola doğru yayılan bir çarmıh azabına yol açıyordu. Bu işkenceden kurtulabilmek için kendini yukarı çektikçe, isyancının tüm ağırlığı ayaklarına çakılı olan çiviye biniyordu. Etini ve kemiklerini parçalayan çivinin yakıcı azabını tekrar hissediyordu. Kollar yoruldukça adelede giderek yayılan kasılmalar kas düğümlenmelerine yol açıyordu. Bu kasılmalar, bedeni yukarı çekip soluklanma kabiliyetini ortadan kaldırıyordu. Akciğerlere hava girebiliyordu ama bu hava solunamıyordu. İsyancı bir an soluk alabilmek amacıyla kendini yukarı çekebilmek için savaş veriyordu. Kan dolaşımındaki karbondioksit miktarı arttıkça kasılmalar kısmen hafifliyordu. Sonrasında , düzensiz kasılma hareketleriyle, isyancı soluk almak ve oksijeni içeri çekmek üzere kendini yukarı çekebiliyordu. Yaşayacakları , saatlerce süren ıstırap, kasılma döngüleri ve sürekli yinelenen boğulma hissiydi.

Ardından başka bir işkence başlıyacaktı: Kalp zarında ağır ağır biriken sıvının kalbe baskı yapmaya başlamasıyla göğüste hissedilen ezici ağrı. Vücut sıvılarının kaybı kritik bir seviyeye ulaştığında kalp gevşek bir halde kan pompalamak için mücadele edecek, akciğerler işlevini yerine getirebilmek için müthiş bir çaba sarf edecek ve en sonunda da, isyancı ölümün ferahlatıcı serinliğini hissedekti".

Evet, çarmıha gerilerek ölüm böylesine korkunç bir ölüm ve Allah'ın kitabında emrediliyor. Ben bu ayeti asıl manasıyla sohbet grubumda anlattığımda ortama ölüm sessizliği çöktü. Hele ayetin iniş sebebini anlatınca arkadaşlarım birbirlerine "Doğruysa kimse müslüman olmaz o zaman" dediler ve gidene kadar sessizliği kimse bozamadı. Allah'ın emrettiği cezalardan bahseden Maide Suresindeki ayetin çevirisinde hiçbir Türk tefsirci çarmıha germek tabirini kullanmamıştır. İsa'nın öldürülmesi ve Firavunun verdiği cezalarla ilgili Nisa ve Şuara Suresinin ayetlerinin çevirisinde ise Elmalı Hamdi Yazır gibi sadece bir kaçı tefsirci çarmıha germek tabirini kullanmıştır.

Bir insanı boynundan asmak başka şeydir o insanı kollarından gererek asmak yani çarmıha germek başka şeydir. Çarmıha germek demek bir insanın daha uzun süre işkence çekerek ölmesi anlamına gelir.

Özellikle Allah'ın emirlerinden bahseden Maide Suresindeki ayetin çevirisinde tefsircilerimizin tamamı neden bu kelimeyi sadece asmak olarak çevirmişlerdir?

Anlaşılan o ki Diyanet başta olmak üzere bizim mealcilerin, kafirlerin peygambere firavunun ise kendi halkına karşı yapmış olduğu böylesi bir cezalandırma metodunun Allah tarafından da uygulanmak istendiğini söylemeye pek dilleri varmamış.

Ayetin iniş sebebi: "Ebu'z-Zinad (merhum) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) develerini calanlarin (el ve ayaklarini) kestigi, gozlerini de atesle oydugu zaman, Allah zulcelal hazretleri, Hz. Peygamber'i itab etti ve mesele uzerine su ayeti inzal buyurdu: "Allah ve Resulu'ne harp acanlarin cezasi..:" Evet, kainatın efendisi, iki cihan serveri, insanlığın medar-ı iftiharı, sen olmasaydın ben bu alemleri yaratmazdım sözünün muhatabı, rahmet peygamberi burada kendi getirdiği kısas kuralını çiğneyerek suçluların gözlerini oyduruyor, el ve ayaklarını kestiriyor, o vaziyette çöle attırıyor, su diye yalvaran bu insanlara su verilmesini yasaklıyor ve bu insanlar kayaları yalaya yalaya ölüyorlar. İşin ilginç tarafı ise ayet gelmeden önce bu cezanın verilmesi.

Gelelim İslam Peygamberi'nin Safiye ile evlenmesine: Peygamberimiz s. Hz. Safiye'nin kocası Kinane'ye hazinenin yerini söyletebilmek için yüzünü ve göğsünü kızgın demir veya çakmak taşı ile yaktırarak işkence yaptırmıştır. Sonra da Kinane'nin kafasını kestirmiştir. Hz. Safiye o sırada 17 (20) yaşında. Peygamberimiz s. 59 yaşında. 42 yaş fark var. Pek çok karısı varken hem de... Ve peygamberimiz s. kocası, kardeşi ve babasını öldürttüğü Safiye ile kendi getirdiği kural olan iddeti bile beklemeden gerdek yapmıştır. Şimdi 80 yaşındaki babası hastanede ölen bir kadın bile bir süre kendisine gelemez ve kocasıyla ilişkiye giremez.

O çadırda ne olmuştur, bilinmez. Safiye kendi rızasıyla mı kocasını, babasını, kardeşini öldürten birinin koynuna girmiştir, tecavüz mü olmuştur bilemiyoruz ama gerdek çadırının yanında bir sahabe sabaha kadar beklemiştir. Sebebi sorulunca da "Ya Rasulullah siz bu kadının bütün akrabalarını öldürttünüz, bu nedenle size bir kötülük yapmasından korktum" demiştir. Safiye de "Hayatımda Allah rasulüne buğzettiğim kadar kimseye buğzetmedim" demiştir, sonradan vaz geçse de... Acılar içindeki bu kadını teselli etmek yerine bir darbede Safiye'nin güzelliğini kıskanan Hz. Aişe ve Hz. Hafsa vurmuştur "Yahudi kızı, biz peygamberin sadece karısı değil onun akrabalarıyız, Kureyş'teniz" demişler ve Safiye'yi ağlatmışlardır. Tabii olayı yumuşatmak için hadisler vardır. Mesela peygamberimiz Safiye deveye binerken kolaylık olsun diye dizini büküp üstüne basmasını sağlamıştır. Safiye'nin önceden müslüman olduğu, peygamberimizi arzuladığı bu nedenle kocasından dayak yediği, bu dayağın izi kaldığı, bu izi peygamberimizin gördüğü, sebebini sorduğu gibi hadisler... Dilden dile aktarılıp 200 sene sonra yazıya geçen hadisler.

Burada İslam Peygamberi'nin yaktırarak işkence yaptırdığına inanmak istemedim. İlk kaynağa başvurarak gerçekleri öğrenmeliydim. Çarşıya çıkarak kitapçıları dolaştım ve Taberi Tarihini buldum. İlgili sayfada yazılanların gerçek olduğunu görünce sayfanın fotoğrafını çektim. Bir anda 27 yıl boyunca kıldığım namazlar gözümün önüne geldi. İslami hayat uğruna kaybettiklerim, ki trilyonlar verilse geri alamayacağım güzel duygularım, gençlik yıllarım. Kendimi o anda çok kötü hissettim. Yıllardır ben yanlış yolda mıydım? Onca uğraş boşuna mıydı? Üzerine güneş doğan her şeyden değerli olan sevaplarım hikaye miydi? Binlerce, belki onbinlerce insanı yanlış mı yönlendirmiştim. Ayakta durmakta zorlanıyordum. Yürüyüşüm değişmişti, sarhoş gibi yalpalayarak, zaman zaman duvarlara yaslanarak, çömelerek eve gitmeye çalıştım. Ve ümitsizce ilahiyatçı arkadaşlarımı, hocalarımı aramaya başladım. Biri gayet soğukkanlı bir şekilde "İslam adaletinin yayılmasına engel olanlara işkence yapılabilir, cehennem de zaten işkence yeridir" dedi. Hiç istifini bozmadı, benim gibi şoke olmadı. Başkaları ise Taberî'nin güvenilir bir kaynak olmadığını söylediler ki bunlardan biri de meşhur alimimiz Süleyman Ateş hoca idi. "Ama hocam, siz de Gerçek Din Bu kitabınızda Taberî'den alıntı yapmışsınız" deyince koskoca S. Ateş Hoca bana cevap veremedi. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek, ama nasıl, rahmet peygamberinin öğretileriyle mi? Peygamberimizin sünnetidir diyerek hangi müslüman savaşta esirleri yakarak işkence edebilir? Meşhur İslam büyüğümüz ilk sahabelerden Halid bin Velid'in de dinden dönenleri yaktırarak öldürdüğünü de öğrenmiş oldum. Sonradan vicdanen rahatsız olmuş ki, "Keşke yakarak öldürmeseydim" demiş.

Satyagraha
31-08-2013, 19:12
Başka bir konu:

Usma b. Mervan’ın öldürülmesi (3 Mart 624–Ramazan )
Beş çocuk annesiydi. Beni Hatma kabilesindendi ve bu kabilede de Muhammed’e sadık müminlerin sayısı artmıştı. Usma b. Mervan da Muhammed’i eleştirenler arasındaydı. Kocasının isminin Yesid b. Zeyd olduğu kayıtlarda geçer.Anlaşılan o ki, Muhammed aleyhine söylediği sözleri kendi kabilesinden Muhammed’e iletenler vardı. (ki Muhammed’in ajanının olmadığı bir kabile de yok gibiydi)
Muhammed onun kendisi aleyhine söylediği sözleri duydunca “Kim beni Marvan’ın kızından kurtaracak?” diye sorar. Adiyy b. Hareşe isminde (gözleri görmeyen) bir mümin bu göreve talip olur ve Muhammed’in adamları Bedir’den döndükten sonra, Ramazan’ın yirmibeşinci gecesi o kadının evine giderler.
Çocuklarının arasında uyumakta olduğunu anlarlar hatta bir bebeği de onun üstünde yatmaktadır ve gözleri görmeyen Hareşe eliyle yoklayarak bebeği kenara çeker ve gözleri görmemesine rağmen kılıcını Mervan’ın göğsüne dayayıp yüklenir ve kılıç Mervan’ın arkasından çıkar. Sonra gelip sabah namazını Muhammed ile birlikte kılar.
Muhammed onu görünce “Ya Umeyr Mervan’ın kızını mı öldürdün ?” diye sordu. O da “Evet ya Rasulullah, acaba hata mı ettim?” diye cevap verir buna karşılık Muhammed “Hayır onun için iki keçi bile birbiriyle toslaşmazdı” der.
Başka kaynaklarda Muhammed’in söylediği son söz şöyledir :“Onun kanı heder dir, sorup karşı çıkacak kimse yoktur”. (Mahmud Esad- İslam Tarihi “Tarih-i Din-i İslam” Sayfa – 550-551)

Şimdi burada bu kadın İslam Peygamberi aleyhine şiir okuduysa kısas gereği o kadın aleyhine şiir okutulması gerekliydi. İslam Peygamberi kendi getirdiği kurala burada da uymamıştır. Eş sayısında da olduğu gibi. O kadın yargısız infaz edilmiştir, savunması alınmamıştır. Peki o çocukların suçları neydi? Çocukluğunda annesiz kalmak, bir insanın başına gelebilecek en acı olaydır. Dünyanın tüm mal varlığı o çocuğa verilse de o çocuk mutlu olmaz. Hep annesinin kucağındaki çocukları kıskanır, annesinin elinden tutarak yürüyen çocukları kıskanır. Yetişkin olduğunda bile ruyalarında annesini görür ve ağlayarak uyanır. Rahmet peygamberi 5 çocuğa bu acıları nasıl yaşatabilir?

Şimdi bir alıntı yapalım:

120 yaşındaki Ebu Afak adlı kişi İslam Peygamberi aleyhine şiir okuyor ve insanları müslümanlara karşı kışkırtıyordu.

Allah'in sevgi ve hoşgörü abidesi peygamber efendi, "örnek insan" Muhammed, "Bu alçağı benim icin kim halledecek!!" beyanatında bulunmuş ve "ağitçılardan" biri olan Salim B. Umayr bu "suikast" görevini üstlenerek yaşlı adamı gece karanlığında katletmistir.

Umama b. Muzayriya adinda bir sair; Ebu Afak' in öldürülmesi olayından hemen sonra su satırları yazmıştır:


Sen Tanrı dini' ne ve Muhammet'e '-Yalancısın-' dedin...
(Bu nedenle) geceleyin bir Hanif sana yaklaştı, senin güvenini kazandı.
'Yaşına rağmen al bunu Ebu Afak-' diyerek (hançeri gögsüne sapladı ve) seni gebertti...
Gece karanlıklarında seni geberten yaratık insan mı idi? Yoksa cin mi, hiç bilemiyorum".

(Kaynak: İbn Sad, Tabakat, cilt 2)

Gerçekten de Ebu Afak 'in öldürtülmesi pek feci bir şekilde olmuştur. Cinayeti işlemeyi şerefli bir iş gibi üzerine alan Salim b. Umayyr, gece karanlığında Ebu Afak 'in evine giderek sanki onu dostça ziyaret ediyormuş gibi görünmüş, ve kendisini ağırlamak için kapıyı açan ihtiyarcığı oracıkta kılıçla yere sermiştir.

Muhammed'in bu yaşlı adamı öldürtmesi elbette kendisine fiziksel bir tehdit olarak gördüğü icin degildi. 100 yaşını aşkin bu zavallı yaşlı adamın tek suçu Muhammed'i "eleştirmekti". Narsisist liderler kişilikleri icabı kendileri hakkında en ufak eleştiriye bile tahammül edemezler. Ebu Afak için hiç bir Islami kaynakta Muhammed'i yaralamak ya da öldürmek gibi bir girişiminin ya da planının olduğu yazmamaktadır. Allah'ın örnek insan olarak gönderdigi peygamber efendi, Ebu Afak'la hic bir zaman yüzleşmemis, tam aksine gaddar, acımasız bir mafya babası gibi tetikçilerine öldürülmesini emretmistir.


Şimdi cehennem ehlinin yiyecekleri konusuna gelelim:

HANGİSİ DOĞRU?

Darı mı zakkum mu?

Kelime-i tevhid olarak adlandırılan “Lailaheillallah”ın “Allah’dan başka ilah yoktur.” anlamına geldiğini biliyorsunuz. Ayetteki “İlla” sözcüğü kesinlik ifadesidir. “İlla” dediği takdirde başka bir ilah düşünülebilir mi? Kesinlikle düşünülemez. Birisi çıkıp da “Allah demiş ama, Zeus da olabilir Allah ile birlikte” diyemez.

Arapça’da La, Lem, leyse sözcükleri kesin olumsuzluk belirtirler. Örneğin;

Hud 16. Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya’melûn

Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur.

“La ilahe illa allah” ne kadar kesin ise;

“Leyse lehum taâmun illâ min darî” da o kadar kesindir. (Gaşiye-6)

(Cehennemde) Darı dikeninden başka yiyecekleri yoktur.

http://www.nedirnedemek.com/dari-nedir-dari-ne-demek (Dari hurma dikenidir)

Yoktur ilah Allah’dan başka.
Yoktur yiyecekleri darıdan başka.

Vardır diyemez kimse.
Diyorsa Allah’dan başka da ilah olabilir.

Gasiye-6'da kesin bir şekilde “Lailaheillallah” der gibi, “(cehennemde) darıdan başka yiyecek yoktur” der ama;
Duhan suresinde öyle demez.

Duhan 43-46. Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Hakka 36: “Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur.”

Meal tahrifatçılarının elinde olsa zakkumun darıyla aynı olduğunu söyleyeceklerdir. Bunu yapabilmek için çok araştıran da olmuştur muhakkak. Ama zakkum, darıdan farklı bir bitkidir.
Peki, cehennem yiyeceği olarak hangisi doğrudur?
İkisi de doğruysa, ikisi de cehennem yiyeceği ise neden Gasiye-6’da “Allah’tan başka ilah yoktur” der gibi “Darıdan başka yiyecekleri yoktur” denmiştir? Halbuki “Darı, kanlı irin ve zakkumdan başka yiyecekleri yoktur.” denmesi gerekmez miydi? Ya da madem ki sadece darı denildi, başka ayette zakkum denilmemeliydi. Sanki “sadece darı” denildiği unutulmuş gibidir. Zaten Bakara-106’da bir ayet unutturulduğunda yerine yenisinin getirildiği yazılmıştır. Yani, Kur’an’ın yazarına göre bir ayetin unutulması da Allah’tandır.

Âd Kavmi'nin helak oluş süresiyle ilgili ayetler:

Kamer suresi
18. Âd kavmi de (Hûd'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!
19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik.


Bir kaç günde..

Nahl suresi
16. Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.


Yedi gece, sekiz günde..

Enam suresi
6. Âd kavmine gelince onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgarla helak edildi.
7. Allah onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

Evet her namaz kılışımda bu ayetler aklıma geliyor. Kur'ân'ın insan sözü olduğu, dolayısıyla namaz kılmama gerek olmadığı düşüncesi beynimde yankılanıyor ama cehennem korkusunu hala içimden atamadığım için kendimi müslüman olarak tanımlıyorum. Şayet atesit olduğumu ilan edersem Türkiye'de orta çapta bir deprem olur ve falan İslami kurumun sahibi ateizmi seçti şeklinde haberler yapılır ve röportajlar istenir ama bunu kendime bile hiç bir zaman söyleyemeyeceğim.

Cariye, fahişeden çok daha kötü durumdadır. Cariye sahibi her istediğinde ilişkiye girmek zorundadır. Fahişe ise mesela ağzı kokan, yaşlı, çirkin biriyle ilişkiye girmek zorunda değildir. Fahişe fahişelikten para kazanır, cariye kazanamaz. Fahişe istediği zaman fahişeliği bırakır, cariye bırakamaz. Fahişe özgürdür, istediği yere gider, cariye gidemez, gibi... İlmin kapısı Hz. Ali hamilelik süresini 6 ay olarak bilmektedir, bununla da amel etmiştir ve bunu da Kur'an'a dayanarak yapmıştır. Gerçekten de Kur'an'a göre hamileliğin süresi 6 aydır. Evlendikten 6 ay sonra doğum yapan kadını Hz. Osman recmettirmek istemiş, Hz. Ali bu ayetlerle suçsuz kadının recmedilmesini engellemek istemiş, bunu da Hz. Osman'a kabul ettirmiş ama kadın da bu arada recmedilmiş bulunmuş. Kadın suçsuz yere recmedildiğine göre kısas gereği Hz. Osman'ın da recmedilmesi gerekirken recmedilmemiştir. Bu arada hiç bir suçu olmayan çocuk da dünyadaki en büyük acılardan biri olan annesiz kalma acısıyla yaşamıştır.

Şu konuya bakalım:

Hz. Osman 6 Ayda Doğum Yapanları Zinacı Sayıyor ve Suçsuz Hamile Kadını Recmettirmiş iDDİASI:

İmam Malik diyor ki: "Bana ulaştığına göre, Hz. Osman (radıyallahu anh)'a evliliğinin altıncı ayında doğum yapan bir kadın getirildi. Derhal recmedilmesini emretti. Ancak Hz. Ali (radıyallahu anh):
"- Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de "(İnsanın anne karnında) taşınma ve sütten kesilmesi (müddeti) otuz ay. dır..:" (Ahkaf 15) buyuruyor. Keza bir başka ayette de: "Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. (Bu hüküm) emmeyi tamam yaptırmak isteyenler içindir.."( Bakara 233) buyurmaktadır. Bu durumda hamilelik müddeti altı aydır." Bu açıklama üzerine Hz.Osman (radıyallahu anh) kadının geri gönderilmesini emretmişti, ancak kadın recmedilmiş bulundu."

Muvatta, Hudud 11 (2, 825).
Bu göze çarpan Matematik hatasıdır aslında, sağlıklı doğumlar 9 ay sonunda gerçekleşir. Ayetlerde ise bu süre 6 ay olarak geçer görüldüğü gibi. Ayrıca 6 ayda doğan çocukla zina alakasını kuramadım bir türlü. Bunlar erken doğumları bile zinaya bağlayabiliyorlar.

Açıklanamayacak sorular:

Soru 1: Kur'ân'a göre hamilelik süresi 6 ay mıdır? 9 ay olduğunu hangi ayetlere göre ispatlayabilirsiniz?
Soru 2: Suçsuz biri öldürüldüğüne göre kısas gerekir. Bu kadını suçsuz yere öldürenlere neden kısas uygulanmamıştır?
Soru 3: Halife Osman, neden kadına recm cezası vermekte bu kadar aceleci davranmıştır. Neden danışmanlara, bilirkişilere, kadının yakınlarına vs durumu sormamıştır? Bu durumda bu gibi insanları örnek almak ne derece doğrudur? Bu kişileri neden örnek almak zorunda kalıyoruz? Kadın suçlu olsa bile doğan çocuğun suçu nedir ki annesiz bırakılıyor? Bu çocuğa bu kötülüğü yapanları, bu kadını suçsuz yere hem de recm gibi bir cezayla öldürenleri, hamilelik süresinin 6 ay olduğuna inanan kişileri biz neden örnek alıyoruz?

Bunun gibi pek çok konuyu burada ayrıntılarıyla yazmaya çalışacağım. Son olarak dindar arkadaşlara bir kaç söz söylemek istiyorum: Sizi en iyi anlayan benim. Dinden çıkmayın. İbadetlerinize devam edin. Fakat araştırmayı ihmal etmeyin. Size sunulan kaynakları okuyun ama % 100 güvenmeyin. Aynı konuları değişik kaynaklardan da araştırarak sentez yapın, kararı vicdanınız versin. Tarikatlara vs paranızı kaptırmayın. Dini doğrudan Kur'ân'dan ve ilk kaynaklardan öğrenin. Kureyza olayını mutlaka Google araması yaparak öğrenin. Böylece Yahudilerle müslümanlar arasındaki düşmanlığın sebebini öğrenmiş olacaksınız. Kafanıza takılan konuları mail ile veya telefonla en iyi hoçalara sorun, verdikleri cevaplar kaçamak mı, sizi tatmin ediyor mu, düşünün. Ben size henüz belki % 5'ini bile yazmadım. eğer araştıracak zamanınız yoksa burada benim ekleyeceklerimi takip edin. Yaşınız ilerledikten sonra bazı gerçekleri öğrenince benim gibi hayıflanmanızı istemediğim için sizin erkenden öğrenmenizi istiyorum.

Şimdilik hoşçakalınız.

murted
31-08-2013, 20:04
Din tebliğcileri yalan söylemek zorundadırlar, bu işin doğasında vardır. Lakin en azından bir kısmı bunu yaparken kendilerini insanlar dinden soğumasın diye yapıyoruz diyerekten vicdanen rahatlatıyor olabilirler.

Çocukken bize din kültür derslerinde öğrettikleri, takvim yapraklarında okuduğumuz peygamber az evvel eziyet gördüğü düşmanına bile beddua etmeyen, "Allah'ım, bilmediklerinden yapıyorlar, onları affet" diye onlar için bile üzülen bir adamdı.

Ama peygamberin öyle güzel, böyle iyi bir insan olduğunu söyleyen kitaplarda yukarıda bahsettiklerinizden de bolca var. Taberi gibi kaynaklar es geçilebilir, fakat Müslümanların dinlerini üzerine bina ettikleri sahih hadisleri barındıran, Ehli Sünnet ulemasının bunlardaki hadisleri keyfi olarak reddeden kafirdir dediği Buhari, Müslim gibi kaynaklarda da bu tip tonla şey var.

İnsan bekliyor ki peygamber, o şiirleri duyduğunda gülip geçsin, Allah o kadına da akıl fikir versin diye niyaz etsin. Yani nerede düşmanına bile beddua etmeyen adam, nerede şiir okuyan beş çocuklu bir kadını sinsice öldürten zorba?

Ahlaksız
31-08-2013, 20:21
Sn.Satyagraha;foruma hoşgeldiniz..
Yazınızı okudum ve sizi biraz heyecanlı buldum..Bu kadar heyecanlanmanıza gerek yok..Biz de geç aydınlandık,ilk zamanlar pencereyi açıp bizde bağırmak istedik ama zamanla bu durumu kabullendik:)

Gerçekten zor bir süreç ama zamanla buna da alışıyor insan..

Ölüm olmasa,insanlar ölümsüz olsa,acaba din diye birşey olur mu?
Din dediğimiz şeyi ayakta tutan şey,insanların ölüm korkusundan başka da birşey değildir..İnsanlar korkuyorlar ve bu korkularını unutturacak tek şey olarakta dini görüyorlar..

Siz bu korkudan sıyrılmış değilsiniz,sadece dinin içeriğinden haberdar olduğunuz için farklı bir kulvara yöneliyorsunuz..Bende aynı şekilde ölümden dolayı değil de,öğrendiğim bilgiler yüzünden kafir oldum..Sonuçta ateistim ama ölüm korkum var tabi ama bu korkumu bastırmak adına tekrar dine dönmeyi veya farklı bir dini seçmeyi doğru bulmuyorum..Korku da hayatın içinde var ve bende korkularımla yaşamayı öğrenmek zorumda olduğumu hissediyorum..

MadScientist
04-09-2013, 13:39
Bende daha yeni sayilirim
islam dinini eksiksiz ogrenmek icin neler yapmaliyim konu sahibine soru.Kurandan mucize cikarmaya calisanlar konusunda dusunceleriniz nedir.


Arapca ogrenmem gerekiyormu mesela
1 sene oldu icimde korku var ne yazikki hala atamadim.

Satyagraha
28-09-2013, 16:20
Email adresinizi verirseniz bu konuda derlediğim çok çarpıcı yazıları size yollayabilirim.

Benim için çok geç.
Bunları 20-25 yıl önce öğrenmem gerekiyordu. Evliliğimi de İslam'a göre yaptım.
Hayatın en güzel duygularını bu yüzden yaşayamadım. Çok çok acı çektim. Şimdi zamanıma mı acıyayım, gençliğime mi, duygularıma mı? Çevremi değiştirmek istiyorum ama o kadar zor ki. Başka bir ile taşınmam lazım. Dindar sendikadan bile ayrılabilmiş değilim. 1 ay sonra dini gazeteye aboneliğim bitiyor, dini toplantılara artık gitmiyorum. Yavaş da olsa kendime yeni bir hayat tarzı geliştirmeye çalışıyorum. Gençler, bunları iyi düşünün.
Saygılarımla...

Satyagraha
28-09-2013, 16:28
Sayın Nolan, ölüm korkum yok. Sadece yanarak ölmek, işkence görerek ölmek, boğularak ölmek gibi korkularım var ki bunlar da zayıf ihtimal. Ayrıca o kadar acı çektim ki artık hiç bir şey beni üzemez" diyen filozofun durumundayım. Ben varken ölüm yoktur, ölüm varken de ben olmayacağım. bir kişinin hidayetine vesile olmak üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır diye hadis var. Bu beni avutuyordu. Çünkü yüzlerce kişinin tesettüre girmesine, namaza başlamasına, İslami düşünceye sahip olmasına sebep oldum. Olağanüstü büyük bir sevap sahibiydim. Çektiğim tarifsiz acılar da günahlarıma kefaret olacaktı. bunlar buharlaştı, uçtu. Üzüldüm mü? Hayır. Gerçekler hepsinden güzeldir. Ölmeden önce bunları öğrendiğim için mutluyum. İslam'ı yaşamak uğruna insanların en güzel duygulardan, eğlencelerden mahrum kalması üzücü. evet, İslam'ı yaşayanlar da mutlu. İçlerinden geldiğim için biliyorum. Allah öyle taktir etmişse yapılabilecek bir şey yok diye düşünüyorlar. Ama internet, tüm bilgilere kolayca ulaşma imkanı sağlıyor. İnternet olmasaydı bende bir değişim olmazdı.

mrdragon
28-09-2013, 18:29
Email adresinizi verirseniz bu konuda derlediğim çok çarpıcı yazıları size yollayabilirim.



Aslında derleme halinde yazılarınız varsa mümkün olduğunca fazla insana iletilebilmesi adına genel platformlarda paylaşmanız daha sağlıklı olacaktır. Ne kadar fazla insana yayılırsa oturup düşünmeleri, araştırmaları ve özgürce karar alabilmeleri kolaylaşır.

Pranga
03-10-2013, 03:51
Aslında derleme halinde yazılarınız varsa mümkün olduğunca fazla insana iletilebilmesi adına genel platformlarda paylaşmanız daha sağlıklı olacaktır. Ne kadar fazla insana yayılırsa oturup düşünmeleri, araştırmaları ve özgürce karar alabilmeleri kolaylaşır.

Derlediğiniz kaynaklarınızdan yazılarınızdan ben de faydalanmak isterim paylaşmayı düşünürseniz seve seve okuruz.

Nevandaar
03-10-2013, 04:56
Sayın Satyagraha;

foruma hoş geldiniz. Hem muhafazakarken yaşadığınız sıkıntılı süreçler hem de şu an yaşadığınız boşluk hali oldukça zor olmalı. Umarım iç huzurunuza bir an önce kavuşursunuz.

Ahlaksız
03-10-2013, 20:30
Sayın Nolan, ölüm korkum yok. Sadece yanarak ölmek, işkence görerek ölmek, boğularak ölmek gibi korkularım var ki bunlar da zayıf ihtimal. Ayrıca o kadar acı çektim ki artık hiç bir şey beni üzemez" diyen filozofun durumundayım. Ben varken ölüm yoktur, ölüm varken de ben olmayacağım. bir kişinin hidayetine vesile olmak üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır diye hadis var. Bu beni avutuyordu. Çünkü yüzlerce kişinin tesettüre girmesine, namaza başlamasına, İslami düşünceye sahip olmasına sebep oldum. Olağanüstü büyük bir sevap sahibiydim. Çektiğim tarifsiz acılar da günahlarıma kefaret olacaktı. bunlar buharlaştı, uçtu. Üzüldüm mü? Hayır. Gerçekler hepsinden güzeldir. Ölmeden önce bunları öğrendiğim için mutluyum. İslam'ı yaşamak uğruna insanların en güzel duygulardan, eğlencelerden mahrum kalması üzücü. evet, İslam'ı yaşayanlar da mutlu. İçlerinden geldiğim için biliyorum. Allah öyle taktir etmişse yapılabilecek bir şey yok diye düşünüyorlar. Ama internet, tüm bilgilere kolayca ulaşma imkanı sağlıyor. İnternet olmasaydı bende bir değişim olmazdı.
Acılar zamanla unutulur..Bu bakımdan yaşadığınız müddetçe daha çok üzüleceksiniz..

Ölmeden önce gerçekleri öğrenmek haz veriyor insana..Bu konuda çok haklısınız..

Ayrıca internet konusunda da çok haklısınız..Bizim insanımız internet kullanmayı bilmiyor daha..Umarım birgün internet kullanmayı öğrenirler..
Derlediğiniz kaynaklarınızdan yazılarınızdan ben de faydalanmak isterim paylaşmayı düşünürseniz seve seve okuruz.
Bu forumda çok güzel paylaşımlar var..Bir karıştırın forumu:)