Orijinalini görmek için tıklayınız : ALAY ETMEK
Bilinenin aksine, başkalarıyla alay etmek için zekî olmak gerekmez. Haklı ve namuslu olmak da gerekmez. Herkes herkesle alay edebilir. Bunun ön şartı, olan biteni anlamaya çalışmak yerine, karşındaki ne söylerse söylesin boşluğunu aramak, "neresinden vurabilirim?" diye açığını kollamaktır. Bu konuda becerini geliştirir, lâfı gediğine getirir, kıvrak çalımlarla altıpasa girer, kodun mu oturtursan, adına "mizahçı" denen seçkin zümreye dahil olursun. Her devirde geçer akçe olan ama bugün her zamankinden de fazla getirisi olan bir meslektir bu.
Konudan konuya atlıyorum ama Mahir'i düşünürken, nedense Aziz Nesin'in "Türklerin yüzde 60'ı aptal" saptamasını anımsadım. Neden anımsadım, bilemiyorum.
"Aziz Nesin neden böyle düşünmüş olabilir?" diye düşündüm sonra. Kızgınlıktan mı? Ölçüsü neydi? Kitaplarının satış rakamlarından yola çıkarak önce zekileri, daha sonra da aptalları mı hesapladı? Acaba "aptal" diye tanımladığı geniş kalabalığı yeterince sevememiş miydi? Onlardan ne bekliyordu da bulamayınca düş kırıklığına uğradı? "Türklerin" zekâsıyla ilgili tahminî rakam üretirken hangi zekâ ölçme yöntemine başvurdu, "sosyal zekâ"yı mı "duygusal zekâ"yı mı baz aldı? "Aptal"dan "zeki"ye çıkan değer basamağının eşik rakamı neydi? Bunları bilemiyorum.
Bu tarz kerameti kendinden menkul genellemelere kuşkuyla bakan münafık azınlığa dahilim sanırım.
Ama "Aziz Nesin'in kendisi zeki miydi?" gibi bir soruya gözümü kırpmadan, "tabii ki, hem de çok zekiydi" diye cevap verebilirim. Dahası, "iyi bir mizahçı mıydı?" sorusuna da "tabii ki evet" derim.
Ama o üretken zekâda ve o keskin gözlem ve hiciv yeteneğinde, aynı zamanda, taşıyana yük olan bir yalnızlığı ve yabancılık hissini de görür gibi oluyorum. İnsanı günlük hayatın içinde her adımda rastladığı kişilere önce yabancılaştıran ve zamanla "ne işim var benim bu kaz sürüsünün arasında?" duygusuna doğru iten, Nietzsche'nin deyimiyle "tersine sakat"lık durumunu biraz anlayabiliyorum. Bir şeyden fazla bulunduğunda da engellilerinkine benzeyen bir "acaiplik" durumu yaşıyor galiba insan. Bir bakıma, burnu koku almayanların sorunsuz yapabileceği lâğımcılık ya da çöpçülük gibi işleri keskin koku alma yeteneği yüzünden acılar çekerek yapabilen bir insanınkine benzer bir sıkıntı. Mizahçıysan, bir anlamda kendi hassasiyetinin kurbanı oluyorsun.
:wink: *çok güzel bir bakış açısı ,yaklaşım.Aynı fikirdeyim.Heleki Türksen,hele ki zeki isen al sana tonlarca bedava stand up...Yolda,okulda,dolmuşta,maç seyrederken... :roll:
Ama güldürü işi gerçekten akıl gerektiriyo kanımca... Yoksa malzeme çok ama tabi kullanabilene
ozgur_beyin
11-01-2007, 02:54
afedersin , dolfen kastettiğin Mahir'i anlayamadım.
*internetteki mahir'mi
YAZI ÇOK GÜZEL AYNI FİKİRDEYİM.AMA İŞİN BU BÖLÜMÜNDEN DE BAKMAK LAZIM.BİRİLERİNİ GÜLDÜRMEK İÇİN ZEKİ OLMAK GEREKMEZ.BİR ÇOK KERE BİLGİSİZ OLANLARIN DURUMUNA GÜLMEZ MİYİZ.
Sn GELGİKX tamam anladım da niye bağırdın onu anlamadım??Onlar salağım kisvesi altında zeka pırıltılarına sahip olanlardır kanımca.
Güldürü işi yetenek ister benim fikrim tabi
valla o degil de, alay etmek sanki burada onemli bir marifetmis gibi yansitilmis geldi de, ondan bi seyler soyleme ihtiyaci duydum.
eger ortada komiklikler ya da birilerinin isledigi eylemlerin sacmaligi gibi bir durum soz konusuysa bununla alay etmek ya da o insanlara bakip `ahhaaha salaga bak vay gerizekali` turu seyler soylemek alay eden kisinin, kendisinin hangi ture dahil oldugu hakkinda bilgilendirme yapmasiyla es deger oluyor sanki. bu tur de saniyorum insan disinda hayvana biraz yakin gibi duruyor. bre okuz, gidip de uyarsana, duzeltsene o davranisi ya da daha sonra seninle alay edildiginde ne diye kizarip bozariyorsun, hayattan kusme noktasina geliyosun e andavalli.:D
hele ki bu alay etme durumu, sacmaliktan degil de karsidaki kisinin elinde imkan olmadan sahip oldugu fiziksel, zihinsel ya da herhangi turlu bir hastaligiyla veya bozukluguyla (cinsiyet tercihi, dis gorunus fln) ilgiliyse, kimseye uygulanmasini istemedigim linc faaliyetini hak etmek icin bu derece cirpinan bir hayvanoglunun varligina isaret ediyor.
allah alay edip de komik duruma dusen mahluklardan eylemesin ne diyeyim.
Ayetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçin*ceye kadar onlardan yüz çevir; eğer şeytân sana unutturursa, hatırladıktan sonra, o haksızlarla beraber oturma! (En'âm: 55/68)
Bu âyette Hz. Peygamber'e, Allah'ın âyetleri hakkında münasebet*sizliğe dalan kimselerle beraber bulunmaması, onlar konuyu değiştirmedik*çe onların aralarında oturmaması, şayet unutarak oturmuş ise hatırlayınca hemen kalkması emrediliyor.
Âyetten anlaşılıyor ki Hz. Peygamber ve Müslümanlar, Mekke'de iken zaman zaman müşriklerle beraber otururlar, söz arasında müşrikler, Peygamber'e vahyedilen Kur'ân âyetleriyle alay ederlerdi. Elbette Allah'ın Elçisi Burada Allah'ın Elçisine, Allah'ın âyetleri hakkında münasebetsiz laflar söyleyenlerle beraber oturmaması emrediliyor ama hitab, Pey-gamber'in kişiliğinde bütün inananlaradır. İnananların; dine, îmâna aykırı sözlerin söylendiği bir yerde oturmamaları gerekir. Çünkü küfre razı olmak insanı küfre götürür.
Daha sonra inmiş olan Nisa Sûresinde de bu konuya dikkat çekil*miştir:
(Allah) Size Kitapta indirmişti ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, bütün ikiyüzlüleri ve kâfirleri cehenneme toplayacaktır. (Nisa: 98/140)de, Müslümanlar da onların bu lâflarından rahatsız olurlardı.
Sevgili Dolfen!
Bence alay ayrı mizah ayrıdır. Bir karikatür ile sayfalarca anlatılamayacak bir konu ne güzel anlatılabilir. Yada bir Nasrettin hoca bir İncili Çavuş veya bir Aziz Nesin bu insanlar mizah ustalarıdır. Ve kannımca bahsettiğin seçkin zümreye dahil değillerdir. Alay etmek ise birini küçümseme aşağılama için birinin eksik yönlerine gülmektir. Yani bundan 1400 yıl evvel yenibir din getiriyorsun tüm sosyal hayatı değiştiriyorsun insanların. O zamanlardan *kaç kişi put yapıp satarak geçimlerini sağlıyorlardı kimbilir Mekkede. Sen tut onların ekmeğiyle oyna ben olsam bende yaşatmazdım ve en azından mücadele ederdim. Ha bu insanların arasında düşünüp sorgulayıp Muhammedin getirdiği dinin akla ve mantığa uymadığını söyleyenlerde vardır. Bunlarla dalga geçenlerde yukarıda söylediğin ayetinde anlattığım hadiselere neticesi cereyan etmiş olaylardır. *Sonuçta ekmeğimle oynayanın bende ekmeğiyle oynardım.
Saygılarımla