Orijinalini görmek için tıklayınız : Sorum Varr...
Merhaba arkadaslar...
- Ben her seye suphe gozu ile bakiorum. Yani Allah oladabilir olmayadabilir gibi.
Yani ben din konusuna boyle bakiyorsam baska konulara da boyle bakmam gerekmez mi?
Yani mesela Ulu Onderimiz Ataturk'te aslinda yoktu ama belki bizi var diye kandiriyolar. Boyle olabilir mi?
Bu arada Atafurk'e saygim 100/100. Ve cok seviyorum Ataturk'u.
Sadece verebilecegim en belirgin örnek bu.
Simdiden teşekkürler.
Yani mesela Ulu Onderimiz Ataturk'te aslinda yoktu ama belki bizi var diye kandiriyolar. Boyle olabilir mi?
AtaTürk ü seviyorum diyenlerden şüphe duymaya başladım artık... nedense!?
İsterseniz inanmayin ama annemin ve babamin klunda Ataturk dovmesi var.
Facebook resmimde ve kapak fotomda Ataturk var.
Sinemalar.com "FighOrDie" isimli uyeye bakin, kapak fotografinda Ataturk var.
Ataturk kolyesi takiyorum.
7. Sinifta iken okulda Ataturk icin siir yarismasina katildim ve 1. Oldum.
Sizce bu kadar sey varken neden Ataturk'u sevmeyim ki?
Sadece sorumda boyle dedim.
Bu arada benim hikayemi okumadiniz heralde.
"İgrenc Gecen O 2 Yil" adli konu.
Kaygilarim yuzunden Ataturk'umuzu bu sorularima ornek veriyorum.
Şüphe iyidir; bireyi düşünme ve sorma etkinliğine yönlendirir ve bilgiye götürür.
Şüphe ediyor ve soruyorsan, düşünmeyi öğreniyor ve bilgiyi seviyorsun demektir.
Belirli konularda şüphe oluşumu anlaşılabilir iken,
Kesinliği belirgin olan konularda şüphe etmek biraz farklı bir durum.
Yani 'abartı' demek istiyorum, yanlış anlaşılmasın.
Örneğin kendi varlığın, Mustafa Kemal, Güneş, diğer yıldız ve gezegenler, şuanda kucağımdaki şu bilgisayar, masamın üstündeki CCM, kalem, bitmek üzere olan sigara, hala sicaklığını koruyan kahve ve küllük gibi. Bu nesneler şuanda gözümün önünde. Yani varlığını kanıtlamakla uğraşmadığım objeler. Zaten varlık ortada olan olduğuna göre, yokluğu hakkında konuşamayz değil mi? Bu biraz Berkeley İdealizmine götürür ki çok çürük bir tahtadır. Yanılgılarda boğulmak gibi.
Metafizikse-teolojik ve felsefi konularda, şüphe işe yarar.
Fakat şüphe amaç değil, araç olmalıdır.
Bunun için de şüphe ve sorgulama etkinliğini akılsal-bilimsel temelde gerçekleştirmeliyiz.
Bunu ne derece başarabiliyoruz?
Şüphe iyidir; bireyi düşünme ve sorma etkinliğine yönlendirir ve bilgiye götürür.
Şüphe ediyor ve soruyorsan, düşünmeyi öğreniyor ve bilgiyi seviyorsun demektir.
Belirli konularda şüphe oluşumu anlaşılabilir iken,
Kesinliği belirgin olan konularda şüphe etmek biraz farklı bir durum.
Yani 'abartı' demek istiyorum, yanlış anlaşılmasın.
Örneğin kendi varlığın, Mustafa Kemal, Güneş, diğer yıldız ve gezegenler, şuanda kucağımdaki şu bilgisayar, masamın üstündeki CCM, kalem, bitmek üzere olan sigara, hala sicaklığını koruyan kahve ve küllük gibi. Bu nesneler şuanda gözümün önünde. Yani varlığını kanıtlamakla uğraşmadığım objeler. Zaten varlık ortada olan olduğuna göre, yokluğu hakkında konuşamayz değil mi? Bu biraz Berkeley İdealizmine götürür ki çok çürük bir tahtadır. Yanılgılarda boğulmak gibi.
Metafizikse-teolojik ve felsefi konularda, şüphe işe yarar.
Fakat şüphe amaç değil, araç olmalıdır.
Bunun için de şüphe ve sorgulama etkinliğini akılsal-bilimsel temelde gerçekleştirmeliyiz.
Bunu ne derece başarabiliyoruz?
Tesekkur ederim. Guzel yazmissiniz.
Rica ederim. İşin gerçekliği bu.
knowledgetowisdom
12-04-2014, 23:03
Atatürk'ü hiç görmedin ama böyle bir insanın yaşamış olduğundan eminsin..Neden? Çünkü delillerin var...Geçerli kanıtların...
Bir yaratıcının olduğuna da "emin" olmalısın.
Tabi ilkine emin olurken kullandığın kanıtlar ile ikincisi için edineceğin kanıtlar aynı olmayacak.
Atatürk'ün fotoğrafını gördüm Tanrı'nın fotoğrafını da görmem lazım diyemezsin.
Fakat insan bir yatarıcının varlığına inanacaksa buna emin olmalıdır. Zaten "iman" kelimesi ile "emin" kelimesi aynı köktendir.
Şu an çoğu insan "zan" ile hareket ediyor.
İster adı falanca dinden olsun ister tanrıtanımaz olsun...
Çoğu zan ile hareket ediyor...
Tesekkur ederim yorumlariniz icin.
Öncelikle tanrı nedir?
İkincisi varlığına bir kanıt örnekleyebilir misiniz rica etsem?
lilalilalila
13-04-2014, 22:15
Nihilist karakterdesin sanırım.
mrdragon
15-04-2014, 18:09
Şimdi şöyle bir örnek vermek istiyorum:
Bir güne ve geldiniz bir baktınız ki duvarda bir "tarkan" posteri var.
a) Bu posteri buraya birisi yapıştırmış
b) Bu poster orada kendi kendine oluşmuş
c) Orada poster falan yok göz yanılması
d) Aslında posteri siz yapıştırdınız fakat sizde unutkanlık başladı ve bunu unuttunuz.
Şimdi birisinin oraya poster yapıştırdığını görmediniz...
Bu şıklardan en kuvvetli olasılığı taşıyanı şüphesiz A'dır. Çünkü her şey bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ilerler. Bu posteri oraya birisinin astığına bu yüzden "inanır"sınız. Bu inancınızdan dolayı kimse sizi yargılamaz. Normal şartlar altında bu şıkta inanç= iman'dır.
Fakat bu olayı kafaya taktınız ve gittiniz 24 saatlik eve giriş çıkış güvenlik kameralarını incelediniz. Eve kesinlikle giren çıkan olmamış. Sonra bir doktora göründünüz ve hakikaten sizde unutkanlık belirtileri gösteren bir rapor verdi size.
Şu halde az önceki a şıkkı ihtimali azaldı ve ibre d'den yana kaydı...
Fakat sizin unutkanlık hastalığına yakalanmış olmanız o posteri sizin asıp unuttuğunuza kesin delil midir?
bu noktada inanç ve iman kesin olarak birbirinden ayrılır.
Siz ardık ya a'ya ya da d'ye inanabilirsiniz. Fakat bu iman değildir. çünkü emin değilsinizdir.
4 şık adına da emin olacağınız bir durum yoktur. d şıkkının geçerliliği de a şıkkının içeriğinde var. O posteri oraya biri yapıştırdı. Siz de olsanız başkası da fark etmiyor.
Asıl kritik soru posteri yapıştıran varsa kimin olduğudur.
Durumu adli vakaya çevirseniz ve ihtimallerden en mantıklısı a şıkkı görülse de;
O resmi yapıştıranın kim olduğu önemlidir. Ahmet abi mi? Necati m? Komşu kızı Zeyno mu?
iman zaten inançtır. Gönülden bağlılığı temsil eder. Söz aklınıza yatsa da yatmasa da, onun tanrıdan geldiğine güveneceksiniz, inanacaksınız.
O yüzden imanlı, ayetlerin herşeyden öte tanrıdan geldiğine güvenendir.
mrdragon
16-04-2014, 01:55
74.31 - Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, "Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
Bu ayeti de herşeye kullanır olduk iyi mi? Algıda seçicilik diyelim.
Erken dönem ayeti olduğu için iman üzerine bir gönderme olması adınaydı.
Aslında ayet net söylüyor. İman ediyorsan her söylediğim senin için gerçek olmalı. Gerçeği sadece ben bilirim ve sana ne söylersem o doğrudur üzerinden hayat bulmayı deneyen bir yaklaşım sergilenmiş. Bu da başlı başına sözün sahibine inanç gerektirir.
Dikkat edin, ayeti enine boyuna araştırın ne demek istedi burada demiyor. Allah'ın ordularını ancak kendisi bilir diyor ve bildiğini size bildiriyor. Arkasında bir mantıksal kurgu kurmasanız da bu sözün ondan geldiğine, yani Muhammed'in dilinden dökülen kelimelerin Allah'a ait olduğuna güveneceksiniz ve iman edeceksiniz.
En azından bana göre ayetin dillendirmek istediği budur. İnkar edenler sayıları ve oradaki mantığı arayıp dursun. (mantıkları sorulara boğulsun) İmanlılar ise kesin! olarak bilsin.
Daha ne kadar net anlatabilir ki derdini?
Öncelikle tanrı nedir?
İkincisi varlığına bir kanıt örnekleyebilir misiniz rica etsem?
Sevgili Natan,
Öncelikle; Tanrı nedir sorusunu soruyorsun ki,bu insanlığın,bilimin,ilimin en temel sorusu?Fakat bu soru,İslamın,İseviliğin,Museviliğin bir sorusu değil.Hatta,Puta tapar,ateşe tapar,ağaca tapar,börtü-böcek kuşa taparın da sorusu da değil.Ben şimdi sana Anne nedir,baba nedir diye sorsam, senin vereceğin yanıt ile benim vereceğim yanıt aynı olur...
İkinci olarak; varlığına kanıt istemekle haklısın,fakat yokluğuna kanıt da, varlığına kanıt da eşit. Bilimsel ve mantıksal olarak, varlığını ve yokluğunu ispat edemediğin şeye var ve ya yok diyemezsin. ( Çok afedersiniz) ossuruğun sesini duyarsınız,kokusunu duyarsınız,ama gerçekte kim (toplumsal olarak diyorum) ossurdu (bizzat kendiniz değilseniz) bilemezsiniz...On kişi içersinden,sesi duydunuz,kokuyu duydunuz ve ahanda bu yaptı derseniz zaten tanrıyı bulmuşsunuz demektir:)
Şimdi, ses var,koku var ve en az on kişi (biz buna inanç diyelim) var bulunduğunuz ortamda diyelim... Bunları (ses ve koku) görmezden mi geleceğiz? Ayrıca, baban Mehmet,anan Ayşe olduğunu biliyorsun,fakat bazen baba sütçü İsmet, ana Fatma çıkabiliyor bu hayatta.Bilimsel olarak böyle durum ortaya çıktığı halde çocuk için baba Mehmet,ana Ayşe'dir.
Oldu ya,kan testiydi,Dna testiydi derkene Biyolojik baban başkası çıksa sen ne yapardın?Bilime mi inanırdın,ananın-babanın sözüne mi???
Alim52 öyle bir örnek vermişsin ki
Tanrıya g..t sıfatı da vermişsin.
inancın için belki de çabuk cevap verebilme adına böyle bir yanlışa düşmüşsün.
seni mazur görüyorum.
şimdi senin teorine geri dönelim
şimdi diyorsun ki bir koku var ortada öyleyse o kokuyu salan da var.
alan içerisinde o kokuyu salabilecek bir sürü etken var.
sen neye dayanarak o kadar sebep içinden şudur diyebiliyosun.
Yani Admin beni mazur görsün
inannçlı insanlardan da çok özür dileyerek paylaşımım derhal silinedebilir hiç sorun değil
etrafta 4500 tane göt var sen bu bu osuruk şu götündür nasıl diyebiliyorsun kanıtın nedir?
evrensel-insan
17-04-2014, 00:02
Sevgili Natan,
Bilimsel ve mantıksal olarak, varlığını ve yokluğunu ispat edemediğin şeye var ve ya yok diyemezsin.
Bilimsel ve mantiksal olarak, INSANOGLUNUN GOZLEMINI ALDIGI BIR FENOMEN OLMASI GEREKIR.
Tanrinin var mi boyle insanogluna gozlem veren bir fenomeni?
Ayrica bilim bilimsel olarak, var ol ve inandan degil; bil den yola cikar.
Bu temelde de TANRI KAVRAMININ AKLIN BIR INANCININ ONE SURUMU OLDUGUNU DA BILIR.