PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : unutmayalım unutturmayalım


commandante
14-02-2007, 22:56
TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
SAVAŞÇISI
ULAŞ BARDAKÇI
1947 / Hacıbektaş - 19 ŞUBAT 1972 / İstanbul

1947 yılında Hacıbektaş'da doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra ODTÜ'ye girdi ve burada devrimci düşüncelerle tanıştı. Revizyonizmin ve oportünizmin egemen olduğu bir dönemde, Marksizm-Leninizmin devrimci çizgisini benimsedi. Dev-Genç'in oluşumunda etkin bir biçimde yer aldı. 1970 sonlarında Mahir Çayan yoldaşla birlikte tüm oportünist ve revizyonistlerle olan her türlü bağların kesilmesi ve THKP-C'nin kurulması çalışmalarında etkin bi-çimde yer aldı. THKP-C'nin ilk silahlı eylemlerinde yer aldı. Mayıs 1971 yılında E. Elrom'un kaçırılması üzerine başlatılan "Balyoz Harekâtı" sırasında esir düştü. Kasım 1971'de askeri cezaevinden firar eden beş devrimciden biriydi. THKP-C saflarındaki sağ-sapmanın tasfiyesi ve Öncü Savaşının sürdürülmesi düzeyinde İstanbul'da çalışmayı sürdürdü. 19 Şubat 1972 günü kaldığı ev oligarşinin zor güçlerince kuşatıldı. Ulaş yoldaş, düşmana karşı son kurşununa kadar savaşma kararlılığıyla çatışmaya girişti. Ve sabaha karşı katledilmiştir.



* * * *"Ulaş Bardakçı'nın Arnavutköy Üvez Sokak No. 8/1'deki evde gizlendiği istihbar edilmesi üzerine, 19 Şubat 1972 günü saat 07.00'de mezkur mahalle Komiser Muavini Alican Özgenler başkanlığında polis memurları Reşat Okutan, Tamer Gürbüz, Tayfun Ergüven, Turan Koçak, Salim Somun ve Habib Gür'den müteşekkil tim gelmiş, ayrıca ev çevresinde asker ve toplum zabıtası kuvvetlerince çevre emniyeti alınmasını müteakip Alican Özgenler, Reşat Okutan, Tamer Gürbüz ve Turan Koçak, Ulaş Bardakçı'nın gizlendiği öğrenilen Lale Arıkdal'a ait daire kapısını çalmışlardır. Görevliler, kapıyı açan Lale Arıkdal'a evde arama yapacaklarını, başkaca kimse olup olmadığını sorduklarında, adı geçenin gayet soğukkanlı bir şekilde evde yalnız oturduğunu başka bir kimse olmadığını beyan etmesi üzerine tim mensupları derhal eve girerek salon salomanje, bir küçük oda, bir küçük koridor, mutfak ve 2 odadan ibaret dairede arama yapmaya başlamışlardır. Komiser muavini Alican Özgenler ve görevli memurlardan ikisi Lale Arıkdal'dan gerekli görülen bazı konuları sorarken, polis memuru Reşat Okutan küçük koridor nihayetindeki odaya girmiş, oda kapısı soluna düşen köşedeki karyola üzerinde bir erkek ceketinin bulunduğunu görerek arkadaşlarına burada erkek elbiseleri var diye seslendiğinde bu sırada karyolanın karşısındaki duvara bitişik bulunan vinylexten mamul gardrop ön tarafının açıldığını, bir tabanca namlusunun dışarı doğru uzatıldığını görmesiyle birlikte, Ulaş Bardakçı tarafından tabanca ile atışa başlanılmıştır. Bu durum karşısında polis memuru Reşat Okutan ile oda penceresi dışında bulunan diğer görevliler de karşı atışta bulunmaları sonucu, Ulaş Bardakçı, isabet eden kurşunlar sebebiyle ölmüş, görevli polis memuru Reşat Okutan ve Tamer Gürbüz hayati tehlike arzedecek şekilde yaralanmışlardır.
* * * *Görevlilerce mahallinde yapılan tesbit ve tahkikte: Ulaş Bardakçı tarafından çatışmada kullanılan 9 mm. çaplı Smith-Wesson marka tabanca ve 62 adet aynı çaplı mermi, yasaklanmış Marksist-Leninist kitaplar ile Ulaş Bardakçı'nın üzerinden 11853,50 lira ve ayrıca gizli haberleşmeyi sağlamada kullanılan harfleri ifade eden muayyen şekillerden ibaret şifre belgesi bulunarak, güvenlik kuvvetlerince zaptedilmiştir."
* * * *THKP-C Davası İddianamesi

commandante
14-02-2007, 22:57
Hele Ulaş'a Ulaş'a
Ulaş benzerdi güneşe
Ulaş gardaş can veriyor
Yüreğim düştü ateşe.

Ulaş'ın elinde mavzer
Mavzeri türküye benzer,
Bizimkiler böyle ölür
Böyle ölür bizimkiler


Tohumlar düştü toprağa
Donandı yeşil yaprağa
Kurban olam kurban olam
Seni yaratan toprağa.

dilaver
14-02-2007, 23:41
sevgili commandante

* * * Ben de anıyorum Ulaş'ı. Yigit ve fedakar insanları anmak insanlık onurumuz ve görevimizdir. Ancak bir sorun var. Ulaş Bardakçı ve TKPC çizgisinin ML oldugunu söylüyorsunuz. Şu anda da öyle degişik çizgiler savunuluyor ve ortak noktaları halktan kopuk olmaları. Dikkat edilirse o zamanın devrimcileri hep halktan kişilerin ihbarı ile yakalanıyorlar ve belli bir dönem sonra tek tek ele geçiriliyor ve imha ediliyorlar.

* * Aradan 30 küsür sene geçiyor. Halk için kendini feda etmiş insanları anmanın en temel yolunun onların hatalı yönlrinden ders çıkarmak oldugu barizdir. Ulaş ı analım, ama onun kitlelerden kopuk bireysel kahramanlıga dayalı öncü savaş stratejisini de eleştirelim. Bu ne Ulaş'ın anısına saygısızlıktır ne de onu küçümsemektir. Aksine onun yaşamını adadıgı Türkiye Halkının davasına ve mücadelesine bir tugla daha eklemektir.


* * * saygılarımla

commandante
14-02-2007, 23:59
Halka yakın çizgiden bahsediyorsun sevgili dilaver halka nasıl yakın olmalı aslında onalr kopuk oldukları için değil halkla iç içe oldukları için yakalndılar ve öldrüldüler

dilaver
15-02-2007, 00:17
sevgili comm

* * *halka yakın olmak halkın içinde erimektir. Halktan biri olmaktır ve asla ayırdedilememktir. Şayet halktan biri - ki bu olabilir- sizi ihbar ediyorsa ve ihbar karşısında halkın içinde eriyip saklanamıyorsanız halkla kaynaşamamışsınız demektir, düşüncelerinizi halka benimsetememişsiniz demektir.

* * *Şimdi bir özgül örnek Fatsa daki terzi Fikri örnegidir 12 Eylül deki. Terzi Fikri ve o zamaki Dev-Yol siyaseti Fatsa de o kadar halk ile kaynaşmıştır ki Fikriyi alabilmek için ordu Fatsa'ya özel operasyon düzenlemiştir. Bu rada Fikrinin de yasal olarak seçilmiş bir belediye başkanı oldugunu hatırlatayım.

* * *Ancak biz 12 Mart öncesi devrimcilerin hiç birinde bu tavrı göremiyoruz. Onlarda bir acelecilik görüyoruz. Şimdi Denizler ne yapıyor devrim yapıyoruz diye Nurhak dagına çıkıyor. Yahu Nurhak ta ne devrimi yapacaksın, kiminle *kime karşı yapacaksın. Bu gençlik ateşidir. Sonunda yenilgiye ugruyor, ve onların erdemleri asla pişman olmamaları ve taviz vermemelrindedir.

* * *Bir anektod anlatayım sana. Deniz ABD de okuyan bir arkadaşına tel eder. Devrim yapıyoruz gel der. Adam ikiletmeden Türkiyeye gelir, tüm kariyerini bir kenara bırakır ve Nurhaklara çıkar. Sonuç yakalanmak olur. Yılmaz, 12 Mart sonrası siyasi süreçte de *yer alır. 12 Eylül den sonra gene yakalanır ve bir süre içerde kalır. Şimdi bu insan hem 12 Martın hem de 12 Eylül ün her türlü hışmına ugramıştır. Ama tayin edici etken asla yılgınlıga ugramayıp taviz vermemesidir. Ve de her iki süreci de eleştirebilir.

* * *Bir tüyö daha. Yarın işçiler ayaga kalksa şimdi bir işadamı olan bu emekli devrimci elinde keleşiyle en ön safta yer alır.

* * * Bilmem ne demek istedigimi anlatabildim mi.


* * * saygılarımla

pante
15-02-2007, 01:13
Halktan kopuk stratejinin nedenlerini Mahir Çayan açıklamıştır "Bütün Yazılar" adlı
kitabında.
30 yıldan sonra aklımda kaldığı kadarıyla özetlersem eğer;
Çayan'a göre devrimci potansiyel okul yıllarından sonra hayata atılıyor, çoluğa çocuğa
karışıyor ve pasifize oluyordu. Potansiyelin gücünden yararlanılamıyor ve bu durum kuşaktan kuşağa böyle devam ediyordu. Kitleler bilinçsiz ve örgütsüzdü.
Devrim için objektif ve subjektif şartların olgunlaşmasını beklemek yerine öncü savaşıyla ve silahlı propaganda ile şartların olgunlaşmasını hızlandırmak gerekiyordu.
Silahlı propagandayı başlatacak 5-10 öncü devrimci zamanla kadrosunu genişletecek,
eylemleriyle halkın desteğini kazanacak, başarılı olunduğu takdirde düzenli ordu oluşumuna geçilecek ve halk savaşı aşaması başlayacaktı.
Tabi bu düşüncelerin temelini Küba devrimi ve Che-Fidel efsanesi oluşturuyordu.
Ama burası Türkiye idi ve şartlar çok farklıydı.

Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait.
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım...

Sosyalizm hala Kapitalizm karşısında tek alternatif sistemdir ama Marks da, Lenin de,
Mao da, Sovyetler de, Mahir'ler Deniz'ler de tarih olmuştur. Yeni analizlere, teorilere,
stratejilere ihtiyaç vardır.
Anılmaları, unutulmamaları doğrudur ama hala " Mahir Hüseyin Ulaş" sloganları ile
hareket etmek aynı yerde sayıldığını, gelişme yaşanmadığını gösterir.

mep
15-02-2007, 01:19
Adını taşımaktan gurur duyduğum,bazense taşıyamıyor olmanın ağırlığıyla ezildiğim
Kendisini halkının özgürlük savaşına adamış,yiğit Ulaş BARDAKÇI hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

dilaver
15-02-2007, 01:29
..


* * * *komünist manifesto şu sözlerle biter

* * * *proleteryanın zincirlerinden başka kaybedecek hiç bir şeyi yoktur * *

* * * *bugün ne böyle bir şey geçerli ne de böyle bir proleterya mevcut. Demek ki manifestoyu da manifest etmek gerekiyor. O halde ülke baglamında teori yapmak önem kazanıyor. Ancak bu geçmiş degerlerimize de kaygısız olmamızı gerektirmiyor.

* * * *Mesele tüm yenilgilerden ders çıkarabilmekte. Sevgili commandante siz muhtelif forumlarda yer almakla bu olayları irdelebilen bir kişisiniz. Aynı gözlemden çıkarak Türkiyedeki sol hareketin çok ta farklı olmadıgını görebilirsiniz.

* * * *Önemli olan bugün insanların neye ihtiyacı oldugudur. Yoksa arabası olan, ve her türlü beyz eşyaya sahip , hatta yatırımı olabilen bir sınıf bugün komünist manifestonun sınırlarına dahil degil. Şimdi yeni bir olguyla karşı karşıyayız. Temel düsturu bozmadan bunu nasıl yorumlayacagız mesele bu.

* * * *Benim aklıma demokrasi dışında bir çözüm gelmiyor. Bunda mutabık kalırsak şayet gerisi gelir gibime geliyor. Hayat zaten dikte ettirir bize istediklerini.


* * * * saygılarımla

pante
15-02-2007, 01:40
http://img259.imageshack.us/img259/267/ulatv0.png (http://imageshack.us)


ANADOLU ÇIPLAK *

Anadolu çıplak


Yalınayak


Karnı aç


İstediği


Bir lokma ekmek


Bilmez tatlı yemez


Girer patronun cebine emek


Bir yanda


Kadehler yan yana


Şampanyalar patlar


Yalınayak çocuklar


Yok bir lokma ekmek


Karnını doyurmak gerek


Suçları fakir olmak


Ağlamak istiyorum


Ağlamak


ULAŞ BARDAKÇI

pante
15-02-2007, 01:59
Ulaş'ın anısına;

http://www.youtube.com/watch?v=v5eYEIsDyJU

ozgur_beyin
15-02-2007, 02:52
bu tür fikir ve kişilere kahramanlık! veren arkadaşlardan ,şunu  açıklamasını rica
ediyorum.
 türkiye  bu kahramanlardan ,hangisinin ideolojisini benimsemeliydi. eğer bu insanların
fikirlerini uygulasaydı veya uygulansaydı,bu günkü manzara ,nasıl olurdu.
 lütfen birazda ''METHİYELERİN''üstüne çıkıp gerçek ne olurdu onu ,kritik edin.
yani şu an türkiye,ekonomik sosyal  ve siyasal açıdan nerede olurdu. size göre.
  afederseniz ama kahraman ''yaratma'' çabalarınız, peygambere  yapılan ve yazılan NAAT'lara
benziyor.
  o, zamanın atmosferini biraz daha gerçekçi görmeniz için,HASAN CEMAL'in
kimse darılmasın kendimi yazdım ,kitabını öneririm.
  bu ülke PRAG BAHARI'na  methiye yazan aydın! solcular gördü.
 prag baharı,bir halkın özgürleşme ve bağımsızlaşma mücadelesine vurulmuş bir hançerdir.

bu güne kadar bu sitede formatına uygun olmadığı düşüncesiyle siyasi hiç bir şey yazmadım.madem açıldı ,bu konudada biraz konuşmak gerekir düşüncesindeyim.

dilaver
19-02-2009, 01:47
Şan olsun bu yigitlere

Bu gün onları tekrar anmanın yeri ve zamanıdır. Onların yigitlik ve azmine ihtiyacımız var.

saygılarımla

dilaver
19-02-2009, 02:01
Anadolu

Çıplak

Yalınayak

Karnı aç

İstediği bir lokma ekmek

Bilmez tatlı yemez

Girer patronun cebine emek

Bir yanda

Kadahler yanyana

Şampanyalar

Patlar

Yalınayak çocuklar

Yok bir lokma ekmek

karnını doyurmak gerek

Suçları fakir olmak

Ağlamak istiyorum

Ağlamak.
__._

saygılarımla

pante
19-02-2009, 02:31
http://img4.imageshack.us/img4/9341/85ab9448d2751eeekuv9.th.jpg (http://img4.imageshack.us/my.php?image=85ab9448d2751eeekuv9.jpg)

Ders alarak anıyoruz.

dilaver
19-02-2009, 19:25
http://simurg555.wordpress.com/2009/02/18/ulas-bardakciyi-anma-etkinliginde-okunan-ortak-metin/

saygılarımla

imhotep
19-02-2009, 20:45
Kitlesellik çok önemli. Kitlesellikten kopup bireysel kahramancılıklara soyunulursa olacak olan 71'dir. 68 ile 71'i bir kere katiyen ayırmak gerekir. 68 ile 71 birbirinden kopuk iki çizgidir. 68 kitleseldir 71 bireyseldir. Oysa sosyalizm kitle mücadelesi ile verilir.

Öncü, kitlelerden iki türlü kopabilir. Ya kitlenin ilerisine gider ya da gerisinde kalır. Emekçiler sokağa çıkarken öncünün buna iştirak etmemesi geriliğe sebep olur. Toplumda talep yokken silah alıp dağa çıkmak ise kitlenin ilerisine gitmek olur. Silahlı mücadele yeri gelir verilir ama toplumun iyi tahlil edilmesi gerekir. Denizler de kitlenin ilerisine geçerek onlardan kopmuşlardır.

Sonuçları ne olmuştur? Toplumda psikolojik olarak bir çöküntü oluşmuştur. Mücadelenin başarısızlığını ve öncülerin katlini seyreden halk ideolojilerin çöktüğü yalanına daha çabuk kanmıştır. Zaten Denizler bile becerememiştir, o nasıl becerebilir alıgısı oluşmuştur. Dolayısıla mücadeleyi geriletmiştir bu tür eylemler.

Saygılar

dilaver
19-02-2009, 20:57
Zaten Denizler bile becerememiştir, o nasıl becerebilir alıgısı oluşmuştur. Dolayısıla mücadeleyi geriletmiştir bu tür eylemler.


Maalesef tarih seni yalanlıyor imhotep.

71 den sonra 80 senesine kadar çok ciddi bir kitle mücadelesi söz konusudur. Çok ciddi bir eylemlilik söz konusudur. 71 den sonra Denizler şu yüzden beceremedi, biz onların şu hatalarını aşarak becerebiliriz kaygısı oluşmuştur. Ayrıca o dönem içerisinde dogan çocuklara bir göz atarsan ölen devrimcilerin isimlerinin inanılmaz bir biçimde çok olarak erkek çocuklara verildigini görürsün.

71 bir teslimiyet degildir, tam tersi 71 den sonrası ciddi bir başkaldırıştır. 71 den sonra tek teslim olan çizgi Dogu Perinçek'in çizgisi olmuştur.

saygılarımla

imhotep
19-02-2009, 21:40
Doğan çocuklara isimleri verilir. Bu normaldir. Zira onlar kahraman olmuşlardır zaten. Onun yarattığı psikolojik tahribatla kahraman olmak arasında çok da alaka yok.

71'den sonrası, arkada kalanların mücadelesi olmuştur. 68'in kitleselliği 70'lerde yok maalesef.

Hem bugün sosyalizmden yıldırmak için insanlara 70'ler değil Denizler örnek gösteriliyor. Ha bu onu kötü yapmaz. Ama yanlışlar eleştirilebilmelidir.

Doğu Perinçek ise bugün halen gladyonun hedefindedir. O dönemden ayakta kalan tek örgüt Aydınlıkçılar olmuştur.

Saygılar

dilaver
19-02-2009, 21:46
imhotep

düzenin tüm örgütleri ayakkta merak etme. Devrimciler ise her şeye ragmen gene ayakta.

saygılarımla

cigi
19-02-2009, 23:02
Doğu Perinçek ise bugün halen gladyonun hedefindedir. O dönemden ayakta kalan tek örgüt Aydınlıkçılar olmuştur.

Saygılar

Bu düsüncene katilmiyorum sevgili imhotep. Aydinlikcilar zamaninda neyin pesinde olduklarini ve hararetli tartismalarimizi unutmadik. Simdi ise neler ile ugrastiklarini hayretle izliyorum.

Mustafa Kemal'i yerden yere vuran zihniyet, Ïsvicre'ye gidip tiyatro oynuyor. En azindan, sahsiyetsiz ve kisiligini bulamamis, emperyalist oyuncagi birisi ile olan isbirligini hicbir zaman unutamam.

Nasilsa Türk halkinin bellegi 3 aydan geri gitmiyor saniyorlar ve yüzlerine binbir maske takmaya utanmiyorlar. Unutmasinlarki daha 68 lilerde yasiyor 78 lilerde.

Benim kendi adima arzum: Gölge etmesinler, baska ihsan istemem. Yoksa D.Perincek'i neresinden tutsam, elime gelecek, ligme ligme olacak.

http://www.turksolu.org/187/erdem187.htm

Saygilar.