Orijinalini görmek için tıklayınız : Niçin SOSYALİZM
Sosyalizm:
Sosyalizm konusunda çok şeyler okuduk çok şeyler duyduk kimleri hayallerimizle eşleşti kimileri bizim hayalimizdekilere hiç benzemedi.
Bir çok ülke, rejim, sosyalizm olduğunu iddia etti bir çok devlette. Kimiz devlet mülkiyetini sosyalizm dedik, kimimiz geniş sosyal hakları, kimimiz yüksek ücreti. Sosyalizm yani toplumsal düzen kapitalizmden kopup bir de devrim diye yıkıcı bir faliyetle (devrim) gelen şekli ile biraz kopan parçaları birazda değişmek isteyen parçalarla birlikte içinde taşınan sistem olmak isteyen içinde kendisi için özneler taşısa da içinde kendisine yabancı olan geçmiş rejimlerin öznelerini de bulunduran bir şekildir.
Kapitalizmden kopmuş –Marxın kapitalizmin doğum izlerini taşıyan dediği- parçalar bulunduran az boz da değil bayağı bulunduran bir rejim halbuki bir çok şeyi yok etmek için yola çıkan insanların hedefi dir sosyalizm. İşçiliği ortadan kaldıracak mülkiyeti bütün toplumun yapacak yabancılaşmayı yok edecek insan sırtına gereksiz yük olan devlet din idoloji para Pazar gibi bütün gereksizleri ortadan kaldırmak için yola çıkanların hedefi olmuştur.
Ama hiçbir yokuşu bir çırpıda çıkamadın gibi hiçbir inişi de bir çırpıda gerçekleştiremiyor insan.Mecburen çıktığı yollardan inmek durumundasın çıkarken kullandığın bazı araçları inerken de kullanmak zorundasın.
İçinde bulunduğumuz kapitalizm yani sınıflı düzen ilk sınıflı oluşu özel mülkiyetle başlamıştır sonraları insanların bazıları çalıştıran esir eden köle sahipleri bazıları da çalışan, mülksüz, köle olmuştur.Bu sistemler 1 ayda 1 yılda olmamış 10 binlerce yıllık bir tarihsel süreçtir işte bu süreçlerin tasfiyesi içinde yüzlerce yıl gerekmektedir.Bu süreç içinde sadece mülkiyet engel değil ,insanında kendine yabancılaşması ürettiğine yabacılaşması da engellerdendir.
Dünya bir çok sınıflı sistemler yaşadı köle istemi feodal sistem ve en son kapitalist sistem birde bu sistemlerin içindeki değişimler geri kalmışlıklar ilerlemişlikler sınırlar devletler ticaret din gelenek krallar baronlar beyler patronlar bankalar fabrikalar doğanın tahrifatı iklimlerin insanı tehdit etmesi gibi sosyalizmde insanın uğraşacağı çok büyük bir sorunlar yumağının düşünüldüğünde bayağı zor bir işi sosyalizmin özneleri yüklenmiş olmaktadır.
İnsanın özgürleşmesi için bu içinde yaşadığımız zincirlerden kurtulmak gerekiyor onun için insanlığa bir rehber gerekmektedir. İşte bu rehber insan aklı, insan becerisi ve insanın bütün evreni anlamak istediği sorması, eleştirel bakması, merakı bunun için insan kendine bilimi rehber seçmelidir.
Tarihimizde bir çok insanlığa rehberlik etmiş onlar için mürşid olmuş bir çok insanın dediği gibi bilim tanrıyı savaşta yendi. ---Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.Hacı Bektaş Veli: ---İlim şehirse (kendinden söz ediyor)Ali kapısıdı.Muhammed:---En hakiki mürşid ilimdir.M.Kemal.---gibi bir çok insan ilmi bilmeyi kamil insan olmayı önermiş cehaleti sadece inanmayı kimse tavsiye etmemiştir.
İşte sosyalizm bütün bunlarla başa çıkabilecek ve bu yola inanmış insanların uzun soluklu yoludur.Bu bir hayal değil içinde yaşadığımız düzene baktığımızda düştüğümüz karanlıktan çıkmayı düşündüğümüzde bizde insanız müdahale ettiğimizde değişebilir dediğimizde önümüzde başka seçenek yoktur.
Ya devrim ya barbarlık- diyan Rosa Lüxenburg.ve yaşamdaki karanlıları göstererek hayatın bize iki seçenek bırakmakta olduğunu söylemiştir.
İkinci yazımda nasıl bir kapitalizmde yaşıyoruz sosyalizm in devrimci dönüşümler dönemi nedir.
Dialectics
29-01-2015, 15:54
İşin doğrusu bu tip konularda benim aklıma bazı hususlar takılıyor. Örneğin "kapitalizm" külliyen zararlı bir sistem midir?
Evet köleliği ya da versiyonlarını, sömürüyü teşvik edici; fırsat eşitliğini de çiğneme potansiyeline sahip bir sistemdir ki bu potansiyelini de pek çok toplumda özellikle bizim gibi "gelişmekte olan" ve "az gelişmiş" ülkelerde ortaya koymaktadır.
Ancak insanoğlundaki mal-mülk hırsı külliyen zararlı mıdır? Şirketlerin daha çok kâr edip, daha az maliyetle daha iyi ürünler satma güdüsü aslına bakarsanız "verimlilik" ya da "inovasyon" gibi terimlere yol açmıştır. Şirketlerin ya da kişilerin daha çok "para" kazanma arzusu olmasa acaba insanlık bugün ulaşmış olduğu teknolojik seviyeye ulaşabilir miydi?
Daha adaletli bir gelir dağılımının olduğu bir kapitalist sistem tercih edilebilir olur muydu? Ya da gelir adaletsizliği, aile şirketleri, sömüren ve sömürülen tarafların oluşması, yeni pazarlar, tüketim çılgınlığı dolayısıyla teşvik edilip pohpohlanan insanları uyutmaya, kandırmaya, koyun sürüsü gibi yönetmeye meyleden sistemler kapitalizmin kaçınılmaz sonucu mudur?
Aslında bu konudan hareketle başka sorular da sormak istiyorum.
Aslolan bilimsel ilerleme ve teknolojik gelişim midir? İnsanlığın yönlendirilmesi gereken yol bu mudur? Derler ki insanlığın bugün ulaştığı seviyeden insanlığın sadece %1 i sorumlu. Bir şeyler keşfeden, geliştiren, icat eden oran sadece %1. İnsanlık geriye kalan %99luk potansiyelini kullanamıyor. Sadece %1 lik insanlık potansiyeli bizi bu seviyelere getirmiş ise, bu potansiyelin kullanımı %10 a çıktığında örneğin insanlık nasıl bir ilerleme kaydederdi?
O zaman soru şu: insanlığın potansiyelini ortaya dökmesine olanak verecek sistem "Sosyalizm" midir?
Ya da amaç bilimsel ya da teknolojik ilerleme değil de, kümülatif refah mıdır? Yani o kadar da teknolojikleşip, ilerlemeyelim ama genel olarak mutlu ve huzurlu olalım? Sosyalizm tam olarak hangi amaca odaklanmıştır?
evrensel-insan
29-01-2015, 16:13
Bence, nicinden ziyade nasil bir sosyalizmin tartisilmasi ve ortaya konmasi gerekir.
Cunku, herseyden once her bir beyin duzeyinin sosyalizm kavramindan ne algiladigi ve nasil bir ve ne sekilde anlam ve icerik verdigi farklidir.
O yuzden once sosyalizm kavraminin nasilinin anlam ve iceriginde ortak noktalarin bulunmasi gerekir.
21. yuzyildayiz. Cagimiz bilgi ve bilisim cagi. Ayni zamanda birey olmusluk cagi.
Bu temelde ben once ideolojik degil de, etik; inancsal degil de bilissel ontolojik degil de epistemolojik sosyalizmden yanayim.
Yani insanoglunun niceligini bir nitelik temelinde kitlesellestirmek yerine, insanoglunun niteligini one cikarmak.
Bu da insanoglunun ne gibi yetilerinin oldugunun farkindaligini ve bilincini ortaya getirir.
Buradan sinifsal degil de bireysel sosyalizm olgusu ortaya cikar. Iste bu bireysel sosyalizmin her bir bireyin sosyallige bunu etik temelde farklarin farkinda ve evreensel hukuk insan haklari temelindeki antiayrimci bir hak ve ozgurluklerin temelinde her turlu firsat esitligini savunan ve toplumun her bir kesiminin yasam standartini ve duzeyini yukseltici bir amac ile kurulacak olan ozgur birey devleti.
Sosyal, normallesmis, sivil, hak ve ozgurlukcu, demokratik ve bireyin her turlu yasam ve iliskisindeki hak ve ozgurlugunu savunacak talep edecek ve koruyup/kollayacak siuvil ve yol gosterici kurum ve kuruluslar.
Politikanin toplum uzerinde degil, devletin ve hukumetin kendi toplumu uzerinmdeki pragmatist yanasimi. Etik hic bir degerin politikanin somuru ve cikarina hizmet etmesine izin vermeyen bir hukuk sistemi.
Sekuler bilincli bir yonlendirim ve yonetim bicimi, bilimsel bilissel ve bilgisel temelli cagdas egitim ve birey yetistirimi.
Bireylerin sorgulamaya yonlenmesini saglayan niteligi oner cikarak kritik analitik analojik ve toplumun her bir bireyinin yararina bir beyin egitimi.
Dusunen ve dusunduren beyinlerin egitimi.
Kisaca zihinsel degisim ve devrimin yonlendiriom ve yonetimdeki ivedi onceligi.
Daimi baristan ve hak ve ozgurluklerden yana bir tutum.
Dunya halklarina ve onlarin hak ve ozgurluklerine etik deger farkina bakilmaksizin gosterilecek savunu ve verilecek destek.
Aslinda bunblar daha da genisletiulebilir ve detaylandirilabilir.
O yuzden nasil bir sosyalizmin tartisilmasi istenen arzu edilen sosyalizmin ne oldugunun ve nasil insa edileceginin tartisilmasi demektir.
Aksi her bir beyinderki sosyalizm algisi v.s. farklidir.
Ustelik ortayaatilan bir ideolojik dozen ve system olarak ta atildigi sekli ile cagdisidir.
spartacus
29-01-2015, 21:50
Evet köleliği ya da versiyonlarını, sömürüyü teşvik edici; fırsat eşitliğini de çiğneme potansiyeline sahip bir sistemdir ki bu potansiyelini de pek çok toplumda özellikle bizim gibi "gelişmekte olan" ve "az gelişmiş" ülkelerde ortaya koymaktadır.
Sevgili dialectics bu ifade ettiklerin aslında birer sonuç...
Ancak insanoğlundaki mal-mülk hırsı külliyen zararlı mıdır? Şirketlerin daha çok kâr edip, daha az maliyetle daha iyi ürünler satma güdüsü aslına bakarsanız "verimlilik" ya da "inovasyon" gibi terimlere yol açmıştır. Şirketlerin ya da kişilerin daha çok "para" kazanma arzusu olmasa acaba insanlık bugün ulaşmış olduğu teknolojik seviyeye ulaşabilir miydi?
En az maaliyet ile üretim. Peki hammadde nereden elde ediliyor? Ve size ne gibi bir maaliyet çıkartıyor. kapitalizmde az maaliyet dediğimiz ne varsa, aslında ara da kapitalizm olmasa neredeyse bedava denecek düzeydedir, lakin kapitalizmde araya sürekli aracılar girer ve her aracı da değer üretmeyen kar payını alır, yani özünde maaliyet 2-10 katına kadar çıkar, ama aslında bu maaliyet bile değildir, maaliyet kar olmadan harcanan emek/zamandır.
Daha adaletli bir gelir dağılımının olduğu bir kapitalist sistem tercih edilebilir olur muydu? Ya da gelir adaletsizliği, aile şirketleri, sömüren ve sömürülen tarafların oluşması, yeni pazarlar, tüketim çılgınlığı dolayısıyla teşvik edilip pohpohlanan insanları uyutmaya, kandırmaya, koyun sürüsü gibi yönetmeye meyleden sistemler kapitalizmin kaçınılmaz sonucu mudur?
Bu nasıl olacak peki? Bazı ülkelerin gelir dağılımda daha iyi görünmelerinin ne önemli sebebinin başında, daha kötü durumda olan başka ülke zenginliklerini/kaynaklarını ve birde pazar olarak kullanarakta sermaye aktarımı gbi unsurlar gelir.
Eğer üretim tarzı, mülkiyet ve mülkiyet ilişkileri, üretim ilişkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değilseniz, yine de çok daha basit olan kapitalizmin en önemli çıkmazını karamak kolaydır.
Siz bir kalem üreticisi olsanız
Ağaç, hammadde için diyelim 1 lira ödediniz
Enerji için, üretim gideri için, diğer her türlü gider için(pazarlama da dahil) de 1 lira ödediniz
Şimdi siz toplamda kaç lira ödemiş oldunuz?
1 Lira
Bu kalemi kaça satacaksınız?
5 Lira
Peki piyasaya bıraktığınız mevla 2 Lira idi, şimdi özünde değer olmayan o ekstra 3 Lira nasıl çıkacak/karşılanacak. 2 Lira bıraktığınız piyasadan 5 Lira istiyorsunuz...
Yukarıdaki çıkmaz anlaşıldı mı bilmiyorum, ama büyük denlen ülkeler açıklarını, 2 liraya ürettiği kalemi atıyorum başka 30 ülkeye 5 liradan satarak kendi havuzuna 5 lira bırakmış oluyor, ama yine de iç piyasa açısından da kendi havuzunu da aşıyor, ama bu diğer ülkelerden akan sermaye ile göze görünmez ölçülerde..
Peki bunun sonu nereye varacak? Az gelişmiş ülkeler gelişirse, bu öteki ülkeler yukarıda basitçe ifade ettiğim çıkmazla boğuşmak durumunda. O halde az gelişmiş ülkeler gelişmemeli veya üretmemli, tüketim toplumu haline gelmeli, gerekirse siyasi istikrar sağlanmamalı, o ülkelerde maymun gözünü açmamalıdır vs... Başka çıakr yol yok. Ama diğer ülkelerde bu sayede sıkıntıyı 2 kat yaşarlar haliyle sular hiç bir zaman durulmaz, bir tarafın cehennemi, ötekinin cenneti olur...
çok basit bir örnek verdim. Bir başka örnek daha, sistemler insanalrın düşündüğü gibi öyle kılıf, kabuk, görüntü öğeleri temelinde inşa olmamıştır, yani efendim kişinin mülkiyet hırsı, kişinin kar hırsı vb bunlar birey olarak sistemin temelini oluşturmazlar.
Önceki sistem feodalizm idi, Kemal Sunal, Şener Şen filmlerinde izlediyseniz, topraklar kimindir? Ağanın, o topraklar üzeride yaşayan canlı, cansız ne varsa kimindir? Ağanın. Buna büyük baş, küçük baş diye ayrılan insan da dahik mi? dahildir. Şimdi bu sistemde sorun nerede? Ağa ve hırsında mı? hayır, marabaların çaresizliğinde mi? Aslında hayır! O halde nerede?Üretim tarzı ve üretim ilişkilerinde. Yani MÜLKİYETİN de biçiminde. Üretim tarzı toprağa dayalı, o halde toprak üzerinde emek sarfedilecek, birileri üretecek. Sonuç itibariyle, mülkten yoksun olanlar, mülk sahibi sınıflara köle olacaklar. Bu feodalizmde nasıl ise kapitalizmde de öyledir.
Sosyalizm şu soruyu sorar, buğday üretmek için ağa gereklilik midir? hayır, toprağın mülkiyeti, sahibi olması gerekir mi? hayır, olması gereken ne, dün zaten aç karına ağaya çalışıpğ birde köle olan o insanların, bu üretim işini artık kendileri ve insanlığın ihtiyacı temelinde yapması! Bu nasıl oluyor, toprak üzerinde çalışan herkesindir denerek... Aslında illa bir mülkiyet gerektiriyor mu? hayır zira toprak dediğimiz dünyanın parçası, bizde üzerinde yaşayan bir canlı, bizim desek ne demesek ne, bu toprak açısından bir şeyi değiştirmez, aslı, özü kimsenin değil. İnsan o halde bu torpağı ekebilir, biçebilir, bizim demesede olur, desede olur bu özünde laftan ibaret...
Kapitalizm de ise bu iş toprak, fabrika köleliği olarak yine devam etmektedir. Kısaca sosyalizm dediğimizde kişilerle işimiz yok, önemli olan biz nerede yaşıyoruz? Dünya da, tüm gereksinimlerimizi nasıl karşılıyoruz, dünyadan, peki üretiyor muyuz, evet üretiyoruz da, o halde KİM İÇİN? Sosyalizm, mülkiyet ilişkisi sorunu çöümü sonrası bu soruyu sorar. Feodalite üretim mehmet ağa içindir, kapitalizm de ise üretim Ahmet Ağa içindir... Yani insanlar birilerine üretip, elline sunmak için köle ya da modern köledirler, cennet hayatı birilerine, cehennem hayatı ötekilere düşer, birisinin cehennemi, ötekinin vennetidir ve kapitalizm birilerine cennet, çoğunluğa(büyük insanlık) ise cehennemdir. Ya herkese cennet olacak ya da herkese cehennem bunun ötesi yok.
Yani kısaca insanlar feodalite, kapitalizm gibi sistemlerde, sistemin sömüren, köleci yanı, yüzüne mahkum ve böylelikle bir çok şeyden mahrum bırakılırlar.
Sosyalizm de farklı nitelikte üretimi, paylaşımı, yaşam biçimini öngörür. Bu iyilikle olacak bir şey mi? Bu gün için imkansız çünkü kimse başkasının cehennemi üzerine inşa ettiği cennetini ve haliyle bu cennetin dünyası sistemi değişmezde, bırakmazda, sürekli toplumun bilinçsiz, cahil kendilerine mahkum kalmalarını isteyecek ve sağlayacaklardır(sonuna kadar elden geldiğince). Nasıl ki ağalar kapitalizme karşı elde silah direndi ve ciddi savaşlar yaşandı ise(ki avrupa da bu köylüler savaşı diye geçer yüzyılları alır) ise ve nasıl ki kapitalizm feodaliteyi yıkarken bunun en ideal yolu KÖYLÜYE TOPRAK, toprak reformu olmuş ve ağaların toprakalrı bir zamanlar köle olan ve o topraklarda kırbaç zoruyla çalışan marabalara dağıtılmış, böylelikle feodalite temelden çökmüş ise, kapitalizmin de çöküşünün özünde yatan aynı zemindir. üreten insan, ama her şeyi üreten, fakat üretirken araya girenlere köle olanda insan. yani aradakiler hiç bir şey üretmiyor, özünde insanın üretgenliğinin sömürmenin üzerinde varlık gösteriyorlar bunu da ÜRETİM ARAÇLARI MÜLKİYETİ'ni elleridne tutarak yapıyorlar. Aynen ağanın bu topraklar benim demesi gibi, hiç bir farkı yok, farkı yaratan üretim tarzı(birisi toprağa dayalı, öteki toprak dışı).
Neyse sosyalizm kapitalizmden daha sonraki ve ileri bir aşamadır, kapitalizmde feodalizmden ileri ve sonraki aşamaydı. her sistem kendi alternatifi ve kendisinden sonra gelecek olanı kendisi doğurur, feodalite kapitalizmi, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu. feodalite 1300 lü yıllarda kapitalizmi doğurdu ama devrimler 18.yüzyılda, arada 500 yıl vardır, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu ama henüz yüzyıllar geçmiş değil. kapitalizmde feodalite de pratik uygulamalar, ara kazanımlar, kayıplar elde etti, sosyalizmde bu yoldan geçecek.. Feodalite güçlü iken kapitalizm CADI sistemidir, kapitalizm güçlü iken de Sosyalizm cadı sistemidir ve bu inanç bir süre insanlara aşılanır, propganda edilir ve etkin olur. örneğin feodalite kapitalizme karşı mücadele de LONCA sistemi kurdu, böylelikle burjuvalar pazarda yenilgiye uğrayacaktı, eh uzun yüzyıllar etkili oldu...
Neyse ben elektrik üretmek için güneşe, doğaya ve emeğime olan gereksinim dışında neye ihtiyacım var? var mı araya hem çalışmayacak, hem alınteri dökmeyevcek, hem de üretmeyecek hem de hiçde öyle değilken toprağın, güneşin, hava ve suyun sahibi benim, benm için çalışacaksınız diyecek. eee bu kişi olmasa da bu üretim oluyor, zaten durumda öyledir, önce insan üretir, sonra tüketir, ve birileride bu işin tam orta yerine çöreklenir. Bu iş böyle başladı, sosyalizmde bu işi bitirmek derdinde. Üretirde, tüketirde ama araya birde yiyici almamaktır mesele.
Ben ekonomi-politik bir dil kullanmama namına, herkesçe anlaşılır, hayli kaba kalarak, aslında işn temeldeki teknik, öz yanını değilde daha çok görünür haliyle ifade etmek zorunda kalıyorum. Yani bizim şaban'ın ula ağa da ne olirki dediği noktadır ifadelerim, ama asli bilinç, o sistemi yaratan temeldedir ki bu da bir çırpıda ele alınacak bir konu ve herkesçe anlaşılır mevzular değil... Sorun ne ağadır, ne maraba, ne ben, ne öteki, sorun kişi ya da kişisel temellerde değil, insanları bu biçide konumlayan ve iradelerimizden bağımsız üretim tarız ve üretim ilişkilerindedir, bu değişirse buna bağlı olarak açığa çıkan şeylerde değişir.... yani kapitalizm nasıl kötlüye toprak reformu yaparak, ağalığı bitirmiş ise, aynı şey kapitalizm içinde geçerli, yani mesele kişi ya da kişiler meselesi değil, insanların iradeleri dışı üzerine doğduğu sistemde, hangi sınıfa doğduğu, olanakları vb yani işleyen düzende ve muhtaçlık/mahkumiyet/mecbur kılına vb gibi düzeneklerdedir..
O zaman soru şu: insanlığın potansiyelini ortaya dökmesine olanak verecek sistem "Sosyalizm" midir?
İnsanın, insanlığın potansiyeli ifadeleri kapitalist ifadelerdir, sosyalizmin insanlığın potansiyelini açığa çıkartmak, özelde böyle bir iddiası olamaz-ki olmamışta-. İnsanın potansiyeli zaten ortadadır, bu mağara döneminde de böyledir. peki neden potansiyel kullanımı? Potansiyel kullanmayan tek bir canlı var mı? İnsan ne için kullanacak peki? Sömüren hangi nedenlerle insanları kendisine muhtaç ediyor peki?! Bunlar düşünülürse, sosyalizmde bu potansiyel de özgürdür. Günümüzde mahkum olduğu için kömür ocağına inen insan nasıl bir potansiyel ortaya sermektedir? Böyle milyonlar nasıl bir potansiyel sergilemektedir, ya da bir avuç iyi eğitim görmüş, yediği önünde, yemediği ardında olanların yine her kademesinde insan çalıştırarak elde ettikleri teknolojik gelişim, üstüen istlük özünde insan yararı değil, ağanın karı amacı taşırken, byu üretim yine kimlerin potansiyelidir? İnsanlıkta potansiyel çok, ama bunu açığa çıkartacak hayat biçimini sahip değiller...
Ya da amaç bilimsel ya da teknolojik ilerleme değil de, kümülatif refah mıdır? Yani o kadar da teknolojikleşip, ilerlemeyelim ama genel olarak mutlu ve huzurlu olalım? Sosyalizm tam olarak hangi amaca odaklanmıştır?
İnsanın insanı sömürmesi ve insanın insana kul olması, insanın kendisine yabancılaşması, sınıf ayrımları->sınıfları, cinsel ayrımcılığı, her türlü ayrımcılığı, SINIRLARI, sdömürüyü bunları ortadan kaldırmak yolunda köprü olmaktır.
evrensel-insan
29-01-2015, 23:59
İnsanın, insanlığın potansiyelini bir izme ideolojiye insanoglunun yarattigi ve somutlasstirdigi bir dozen ve sisteme adamak ile, insanoglunun kendi anlattigi masallara kendisininm teslim olmasini savunmak arasinda hic bir fark yoktur.
Bu dusunce olarak kendisini insanoglu turunden gormeyen, insanoglunun niteliklerini hice sayan, insanoglunu sadece nicelik olarak tek bir nitelige mal, meta mulk olarak adayan ama insanoglu olamamis bir beynin dusuncesidir.
Ayni beyin ne 21. yuzyilda oldugunun farkindadir, ne de beynin zihinsel oneminin bilincin farkindadir. Ne de bilgi ve bilisim caginda oldugunun farkindadir.
Kisaca 19. yuzyildan kalma tek niteligi nicelik olarak algiladigi insanogluna dayatmaktan baska bir sey degildir.
Zaten sosyalizmin de basarili olamamasinin sebebi budur. Insanoglunu bir mal meta olarak gormek ve kendisinin de niteligini insanogluna dayatmak.
Bu zihniyetin aslinda hic bir dogma ideolojik ve dayatmali dinden de digger izmlerden de farki yoktur.
Ne bir birey bilinci icerir ne de bir insanoglu farkindaligi.
Zaten bu zihniyettir sosyalizmi kapitalizme de peskes ceken.
Cunku ayni zihniyet bugun emperyalist zihniyettir. Yani guc otorite kullanarak insanoglu yerine koymadigi ulke ve toplumlara saldirmak. Yani "ulkelerin kaderlerini tayin etme hakkini" kendinde gormek.
Insanoglu potansiyelini algilayamayan hic bir zihniyet, kapitalizmin somurusune ve onuncikarina teslimiyetine mahkumdur.
Iste materyalizm ile idealizmin ortak akilciligi insanoglunu insanoglu disi bir fenomene teslim etmektir. Biri kul yaparken digeri insanoglunu metya mal yapar ve her ikisi de kendi niteligine kole olacak insanoglu niceligi arar.
Kendisi aslinda bu zihniyet ile karsi oldugu sandigi idealism ile de kapitalizm ile de birlesmektedir.
Iste o yuzden insanoglu potansiyelinin farkinda ve bilincinde olmayan bir beyin, birey bilinci tasimayan sosyal bilinc tasimayan bir beyindir.
Niçin Sosyalizm.
Bizler yaşadığımız dünyadan hoşnut değilsek ve kendimiz için bir geleceğin bittiğini düşünürsek bu günün yerine bizim için daha güzel olacak bir dünya düşleriz. Bu düşlediğimiz dünyayı 2 soru ile anlatmaya çalışırız Kapitalizm,in karşısına sosyalizm (komünizm)gibi bir rejimi bize öğütlemişlerdir ve geçmişle karşılaştırıp insan için en doğal sistemin Komünizm olduğunu söyleyenler birde içine bilimsel sistem koyanlar bize 2 sorunun hangisinin öncel olduğunu sorarlar 1 niçin sosyalizm (komünizm) 2 nasıl sosyalizm (komünizm) biz yaşadığımız dünyadan kendi geleceğimiz için korkuyorsak bu kapitalizm bizim için tehlikeli bir hal almışsa önce niçin sosyalizm sorusu daha önce gelmektedir.
Bu soru aslında yaşadığımız hayat için daha gerçekçi tıpkı soğukta kalmış bir insanın en acil ihtiyacı üstü kapalı rüzgar almayan sığınak istemesi gibi eğer sığınağı bulduğumuzda nasıl bir sığınak sorusunun cevabını arayacağız aramakta da haklıyız.
Niçin sosyalizm: Bu yaşamış olduğumuz adına kapitalizm denilen sistem insandan çok sermaye birikimini hedefler bu birikim sınırsızdır öncelikle küçük sermayeleri üstüne çeker sonra daha büyükleri hiç doymaz hepsini tek elde toplamak onun rüyalarında gördüğü hayallerini kurduğu bir dünyadır, hatta bütün evreni ister. Onlara sömürü yetmez hapsini ister savaşlar çıkarır canlar yakar depremler yaratır yuvalar yıkar fırtınalar çıkarır ormanları yok eder daha doymaz gölleri kurutur denizleri kirletirler, karnı tok ama gözü açtır bunların.
Hindistan da 80 sente ürettiği ayakkabıyı İstanbul da 200 liraya satar 250 bin yoksul çocuğu karın tokluğuna çalıştırır Irakta 1 milyon insan öldürür bir sürü cani yetiştirir doymaz çünkü istedikleri bütün evrendir
Bunlar engerektir çıyandır der nazım usta aşımıza ekmeğimize göz koyandır der ustamız.İşte biz niçin sorusunu zorunluluktandır diye cevap vereceğiz çünkü artık bu dünyada bize yaşamı zehir ediyorlar daha 20 sine gelmeden toprağa veriyorlar kendileri saraylara sığmıyor bize bir barakayı haram ediyorlar bol bol cennet vaad edip kendileri cennette yaşıyorlar işte onun için sosyalizm başka şansımız kalmadığı için sosyalizm.
Nasıl bir Sosyalizm : İçinde insana yakışan her şeyin olduğu sosyalizm özgürlüklerin demokrasinin gelişmenin sevmenin genç yaşta ölmemenin olduğu sosyalizm. Devletin giderek küçüldüğü insanın giderek büyüdüğü köleliğin bir daha gelmemek üzere gittiği sosyalizm. Çalışmanın zorunlu olmadığı bütün ihtiyaçların temin edildiği insan ömrünün uzatıldığı her kesin her kesi sevdiği korkunun tarihten silindiği sosyalizm. İnsan bilincinin geliştiği bütün yüklerin insan üstünden atıldığı insanların kendisi için bütün planlarını kendileri yaptığı bir sosyalizm istemekte hepimiz halkıyız ve bunu kimseden istemiyoruz biz kendimiz için bunu yapacak kudretteyiz yeterki bizi engelleyen şeyler ortadan kalksın
Biz niçin istediğimiz ve nasıl istediğimizin bilincinde olalım.
Dialectics
30-01-2015, 00:44
...
Neyse sosyalizm kapitalizmden daha sonraki ve ileri bir aşamadır, kapitalizmde feodalizmden ileri ve sonraki aşamaydı. her sistem kendi alternatifi ve kendisinden sonra gelecek olanı kendisi doğurur, feodalite kapitalizmi, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu. feodalite 1300 lü yıllarda kapitalizmi doğurdu ama devrimler 18.yüzyılda, arada 500 yıl vardır, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu ama henüz yüzyıllar geçmiş değil. kapitalizmde feodalite de pratik uygulamalar, ara kazanımlar, kayıplar elde etti, sosyalizmde bu yoldan geçecek.. Feodalite güçlü iken kapitalizm CADI sistemidir, kapitalizm güçlü iken de Sosyalizm cadı sistemidir ve bu inanç bir süre insanlara aşılanır, propganda edilir ve etkin olur. örneğin feodalite kapitalizme karşı mücadele de LONCA sistemi kurdu, böylelikle burjuvalar pazarda yenilgiye uğrayacaktı, eh uzun yüzyıllar etkili oldu...
Neyse ben elektrik üretmek için güneşe, doğaya ve emeğime olan gereksinim dışında neye ihtiyacım var? var mı araya hem çalışmayacak, hem alınteri dökmeyevcek, hem de üretmeyecek hem de hiçde öyle değilken toprağın, güneşin, hava ve suyun sahibi benim, benm için çalışacaksınız diyecek. eee bu kişi olmasa da bu üretim oluyor, zaten durumda öyledir, önce insan üretir, sonra tüketir, ve birileride bu işin tam orta yerine çöreklenir. Bu iş böyle başladı, sosyalizmde bu işi bitirmek derdinde. Üretirde, tüketirde ama araya birde yiyici almamaktır mesele.
Sosyalizm ya da komunizm gibi terimler, birtakım bilinçli politikaların ürünü olarak insanların çoğunluk bir kesminde işin doğrusu negatif bir algı oluşturmuş durumda.
Yeni bir terime, yeni bir harekete, yeni bir senteze ihtiyaç var gibi duruyor. İşte buna da sanırım "meritokrasi" diyecekler. "The Movement" da diyebilirler. Bakalım göreceğiz... Devrimin başladığını ilan etti birileri Yunanistan seçimlerinin belli olduğu gün...
evrensel-insan
30-01-2015, 00:56
Birey bilinci, sosyo-etik bilinc ve ozgur birey devleti olmadan sosyalizm mumkun degildir.
Tabi burada her bir nitelige onem ve deger veren evrensel hukuk insan haklari temelindeki hak ve ozgurlukcu ve hak ve ozgurluk ihlalini onleyici bir sosyalizmden bahsediyorum.
spartacus
30-01-2015, 02:23
Sosyalizm ya da komunizm gibi terimler, birtakım bilinçli politikaların ürünü olarak insanların çoğunluk bir kesminde işin doğrusu negatif bir algı oluşturmuş durumda.
Yeni bir terime, yeni bir harekete, yeni bir senteze ihtiyaç var gibi duruyor. İşte buna da sanırım "meritokrasi" diyecekler. "The Movement" da diyebilirler. Bakalım göreceğiz... Devrimin başladığını ilan etti birileri Yunanistan seçimlerinin belli olduğu gün...
Meritokrasi'nin sosyaizm ile hiç bir ilgisi yok, zaten meritokrasi bir ekonomik sistem de değil, bir sonuca varacağını da sanmam :)
Sorun değil, bu her dönem böyledir, şu kır hayatının %80 olduğu dönemlerin Türkiyesinde, kır filmlerinde ağaya karşı geldiği ve gözünü açtığı için Şaban'ı herkes kötülüyordu bir güzelde kırbaçlanıyordu (insanlar biraz böyledir, çünkü her sistem her insana enjeksiyon yapar, insanalr kendilerine yabancılaşır, kendi taleplerininde yine düşmanı kendileri olurlar vs) :) Kapitalizmde gelmeden önce feodalite tarafından aydınlar vs kötüleniyordu, çünkü maymun gözünü açarsa öyle açardı, kapatmak gerekiyordu, kötüleme, kara propaganda bu işi bir yere kadar götürür, bir yerden sonra ise tam tersine oklar kötüleyene çevrilir(maymun gözünü açtıkça). Yani isim önemli değil, kapitalizm koşulalrında başka isim bulsanız ve bu alternatif olacaksa , birinci gün zaten adı kötüye çıkmıştır bile :)
evrensel-insan
30-01-2015, 13:35
Biraz somut olalim.
Ben sahsen Turkiye'de iktidara gelsem; neler yapardim.
Birincisi ulkenin tum emperyalistlere olan borclarinin odenmesini;
Yari yariya kabullenirdim.
Diger yasrisini da ulkenin zengin kesiminden alir ve oderdim.
Diyanet baskanliginin aldigi butceyi keserdim ve ozellestirirdim.
Elinde olan tum devlet mallarina el koyardim.
Yoksullardan vergi almazdim.
Zenginlerden alinan vergiyi yukseltirdim.
Aclik durumunu iyilestirirdim.
Emekli isci ve memurun yoksulluk ustu gelir almasini saglardim.
Egitimi tasmamen parasiz yapardim.
Universiteye kadar olan egitimden tasima ucreti almazdim.
Universite talebelerine, emeklilere isciye ve memura tasima indirimi uygulardim.
Sagligindan dolayi calisamayacak durumda olanlara gecinecek maas verirdim.
Emperyalizmin herhangi bir politik ya da ekonomik dayatmasini halka aciklar ve refarandum yapardim.
Nato'dan ve B.Milletlerden cikardim.
Yasam standartini yukseltecek kaynaklar yartatirdim.
Egitimi bilimsel cagdas bilgisel ve birey yetistiren sekilde yapardim.
Sosyal direnislere eylemlere izin verirdim.
Polisi topluma karsi degil, topluma yardimci olarak kullanirdim.
Hak ve ozgurlukler konusunda her turlu yardimci olacak yol gosterecek ve savunacak sivil kurum ve kuruluslar kurardim.
Gelire gore kira alirdim.
Sagligi az gelirliler icin parasiz, zenginler icin parali yapardim.
Arz ve talebe gore okullarda yardimci dil olarak o bolgenin etnik dilinin ogretimini saglardim.
Devleti Apolitik olarak duzenlerdim.
Hukumetin her turlu politikasinda etik degerlerin politik somuru ve cikarini onlerdim.
Universiteye kadar cocuk yardimi verirdim.
Issizlere is olanagi sagliyacak egitici ve ogretici kurumlar acardim.
Az gelir ile is bulanlara gecim yardimi yapardim.
Is bulamayanlara yardim parasi verirdim.
Tum dis politikami baris uzerine kurardim.
Bunlar simdilik aklima gelenler.
Bu sekilde somut onerisi olanlar da bu listeyi genisletebilirler.
Sonucta toplumun ve farkli halklarinin ve kesimlerinin herbirinin ve tumunun devletinden ve hukumetinden bahsediyoruz. Ulke ve toplumun yasam standartinin yukseltilmesinden elverdigince refahindan bahsediyoruz.
Ben iktidara gelsem ne yapardım sorusu bir yığın vaadlar la tam bir bol keseden atan politikacılara benzemiş.
Hani sorarlar milli piyangodan en yüksek ikramiye kazansan ne yapardın onların cevabı tıpkı evrensel insanın iktidar geldiğinde yapacaklarına benzer.
Ama hiç kimse bu değirmenin suyu nereden gelecek demez nasıl milli piyangoda devlet topladığı paraların ancak % 40 ını dağıtıyorsa (yasaya göre)o zenginlerden alınacak kazancın temelindede yoksulların alın teri kaybedilen zamanı ailecek çalışıp biriktirilen küçük sermayelerin çalınan kısmı bulunmaktadır.
Onun için iktidar gelmek 10 liraya alınan biletin milyonlar kazanması gibi olmuş
Eğer soru nasıl iktidara gelinir olsa idi içinde ölümler yoğun emek ödenmiş bedeller görününce o kadar bol keseden atılmıyor.
İşte nasıl iktidara gelinir dendiğinde ve iktidar da geldiğinde o kadar çömert olunmayacak var olanın dağıtımı yerine daha fazlası daha kalitelisi nasıl üretilecek ve üretilen ne şekilde paylaşılacak gelecek nesiller için neler yapılacak planlanacaktır.
İktidara geldiğinde üretim devam etmezse ve üretimin öznelerinde değişim olmazsa mülkiyet anlayışı tümden değişmezse insanların üretime tıpkı kendileri için ürettiği kadar gönüllü katılımı ağlanmazsa aldığın iktidar ancak birikimlerin bittiğinde iktidarda Bitecektir.
İşte iktidar ikram edilmeyecek o ancak kazanılacak anlayışı olmadığında o iktidar senin için geçici demektir.
Devrimciler iktidara geldiğinde top yekün değişim olacaktır ve bu değişim ilk defa mülkiyet anlayışında olacak sonra üretim biçiminde ve her üretim artışının çok büyük bölümü paylaşıma yansıyacak.
İktidar zaten bir sınıfın elinden zor yolu ile alınacak alan sınıfta iktidar olacak.Alan sınıfın mülkiyeti olmadığı için onun mülk diye bir derdi de olmayacak .Devlet yapısı da bu anlayışla oluşacak yani hiç bir devlet görevlisi işçilerden fazla gelir sahibi olmayacak hiç bir devlet görevlisi işçilerin dışında yaşam statüsü taşımayacak (güvenlikleri hariç)
Rekabet sadece daha iyi yaşamı kurmak için olacak üretim araçları gelişecek insan gelişecek
İşte ben iktidar aldığımda bunları için çalışacağım.
evrensel-insan
31-01-2015, 12:21
Bunlar bir vaatten ziyade, sadece somut onerilerdir.
Devrime gelirsek, 21. yuzyildayiz. Demokratik yolla iktidara gelme olanagi olan bir dunyada yasiyoruz ve bu olanak gecmis tarihten daha da fazla.
Eger hala devrimden bahsediyorsak bu bir savas ve fenomenal kan dokmekten baska bir sey degildir.
Eger hala devrim yolu ile iktidara geliniyorsa, bu demokratik olarak toplumun ve de farkli halklarinin ve kesimlerinin seni iktidara getirecek kadar benimsemedigini ya da senin kendini onlara yeteri kadar izah edemedigini gosterir.
Diyelim devrim ile geldin, ne olacak basliyacaksin kendi niteliklerini halklara ve topluma dayatmaya.
Bunun SSCB' nden farki ne olacak?
Ya da getirecegin kendince her turlu yasak ve onlemeler ile yaptiginin fasizmden ya da her hangi bir guc ve otoriteye tapan izmden farki ne olacak?
Demekki her zamanki gibi once zihin degisimi ve bilinclenme gerekiyor. Topluma farkli halklara ve kesimlerine gelecek sosyalist bir yonetimin nasil yarar saglayacagini aciklamak gerekiyor.
Digerlerinin toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin iktidara gelmediklerini, sadece kendi politik cikar ve somuruleri icin geldiklerini anlatmak gerekiyor.
Sosyalizm, kavram olarak tamamen demokrasiyi sosyo-etik bilinci antiayrimciligi, toplumun ve farkli halklarindan yana olmayi sekuleriteyi, firsat esitligini icermediktenm sonra, hak ve ozgurlukleri savunmak, talep etmek ve desteklemek yerine, ihlal ettikten sonra, sosyalizm degildir; fasizmden de bir farki kalmaz.
Sosyalizmi fasizmden farkli kilan en buyuk ozellik, hak ve ozgurluklerin hic bir sekilde ihlal edilmemesidir.
Yoksa toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin, zor yolu ile gelen ve kendi niteliklerini dayatan bir iktidarin fasizm ya da sosyalizm adi altinda gelmesi fark etmez.
Cunku bir seyin ne oldugu adinda degil, yaptigi icraatinda dusunce ve davranisindadir.
Iste o yuzden "nasil sosyalizm?" sorusu yaniti aciklamasi ve bilgisi ve de bunun topluma ve farkli halklarina ve kesimlerine yansitilmasi cok onemlidir.
Aksi kimse bana topluma sosyalizm ile fasizm arasindaki farki anlatamaz.
Sonucta bir seyi bir seyin elinden zor ile almak fasizmdir. Bunun sosyalizm oldugunu kimseye izash edemezsin.
Zor, baski, saldiri, yasak v.s. temelli her turlu insanlikdisi ve vuicdan disi dusunce ve davranis; tam da emperyalist zihniyetin bugun yaptigidir.
Ustelik "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk,adalet, esitlik" temelli insani kavramlari cikar ve somuru olarak kullanarak ve bunlar Adina her seyi mubah ve mesru kilarak.
Aynisini sosyalizmin yapmasinin, ne emperyalist zihniyetten ne de fasizmden ya dfa dini politikadan bir farki yoktur.
Iste sosyalizm kendi farkini "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk, adalet, esitlik" v.s. kavramlarini toplum ve farkli halklari ve kesimleri Adina ve yararina kullanarak ve burden hic bir cikar ve somuru gozetmeden ortaya koymalidir.
Bu farkini da anlatabilmeli ve goisterebilmelidir.
Bunun da yolu emperyalist zihniyetin yolu olan baski zor kullanmakj saldiri, savas v.s. degildir.
Bu hata zaten ilk defa SSCB'nin Afgasnistan'a saldirmasi ile islendi.
Bugun emperyalist zihniyet iste bu o devrin sosyalizmini kullanarak teroru yaratiyor, koruyor, kolluyor, besliyor ve dunyaya da sanki onun ile savasiyormuis ve toplumlari ondan koruyormus gibi bir izlenim veriyor.
Yukaridaki kavramlari da buna alet ederek, her turlu saldirisini guc ve otoritesi ile mesru ve mubah kiliyor. Yani kavramlari su istismar ediyor ve toplumu kandiriyor.
Sosyalizmin 21. yuzyilda bunlardan farki olmali. Bu fark, tam da zor yolu kullanmmamakta yatiyor.
Yoksa fasizm ile farkini aciklayamazsin.
Cunku o tarihte uygulanan sosyalist oldugu soylenen icerikteki zor kullaniminin, bugun fasizmden bir farki yoktur.
Kim bana hak ve ozgurlukleri yasam olarak elinden alinanlarin ve katledilenlerin Stalin yas da Hitler tarafindan yapilmasinin bir farkini izah edebilir.
Adi ne olursa olsun, katliasm zor kullanma hep aynidir. Sen bunu ister fasizm ister sosyalizm Adina yap; toplumun gozunde sen bir katilsin.
Iste sosyalizm artik 21. yuzyilda emperyalizme verdigi o devir anlam ve icerigini ondan farkli olarak cagdasliga tasimalidir.
Yoksa emperyalizm her yere kendi cikar ve somurusu icin sosyalizm adi ile saldirmaya devam eder.
Yukaridaki kavramlarin da istismarina devam eder.
Yukaridaki kavramlarin "demokrasi, hak, ozgurluk, hukuk, adalet, esitlik" v.s. sosyalizmin toplum yararina verebilecegini gostermek ve emperyualizmin gercek yuzunu sergilemek, emperyalist yontem ve uiygulamalar ile olmaz.
Cunku tum insanlikdisi dusunce ve davranislar emperyalist zihniyetin urunudur, ustelik bu kavramlari su istismar ederek bunu yapar.
Sosyalizm bundan farkli ise, farkini gostersin. Bu da zor kullanmak degildir.
Nedense devrim dendiğinde akla hep Sovyetler Birliği geliyor akla SB geldiğinde karşılığı demokratik yollarla iktidara gelmek. Bu sözler tarihte bize hep Kaustky yi hatırlatır ve o ekibin bir dünya savaşında hükümete verdiği desteği.
İktidar normal yollarla alınacaksa bunu her halde iktidarın (sınıf) farklı kanatlarını çıkarı gereği hesapları bozulanların planı olsa gerek.
Bir rejimi krizden düze çıkarma planları iktidar sınıflarını işidir işte o zaman alttaki sınıflar bu kadrolardan ancak onların verebileceği kadarına razı olacaktır. Bu da iktidar değil ancak katılım olur.
Sosyalizm sınıfsal alt üst oluştur. Sosyalist demokraside iktidardaki sınıfların başka sınıflara verebileceği kadarını vermektir tıpkı kapitalist sınıfın işçi sınıfına verdiği kadar gibi.
Sosyalizmde öyle sınırsız özgürlük olmaz bu ancak bütün sınıfların ortadan kalktığı zaman uygulanır. Hayallerle gerçek dünya farklıdır.
Biz sosyalizmden bütün insanlığa özgürlük beklemiyoruz bizim beklediğimiz reel sosyalizmin eleştirisi olan iktidardaki sınıfların en geniş demokrasisidir.
Özgürlük ancak özürlükler için tehlike olan unsurların tamamı kalktığında olacaktır.
evrensel-insan
31-01-2015, 12:51
Bugun ontolojik felsefeler olan materyalizm, idealism ve pozitivizm ve bunlarin temel aldigi her turlu etik deger ve ideolojik inancsal izmler; emperyalist zihniyetin kendi politik/ekonomik/diplomatic guc ve otoriteye dayanan insanoglunu meta, mal madde ve kul ve kole olarak degerlendiren ve tum insanligin degerlerini de cikar ve duygu somurusu olarak kullanan bir iceriktedir.
Iste tamda bu nedenden sosyalizm insanoglunun bir meta mal madde kul ve kole olmadigini tum insani degerlere sahip oldugunu ve bunu da emperyalizm gibi duygu ve cikar somurusunde yapip ekonomiyi nicelik olarak azinligin eline veren emperyalist zihniyetten farkli olarak cogunlugun yani toplunm ve farkli halklari ve kesimleri icin yaptigini gostermelidir.
Bu da sosyalizmi ontolojik temelden insanoglu timeline tasimak ile nitelikile nicelik paralelligini kurmakile olur.
Yoksa bugun antiemparyalist gibi gorunen tum ideolojik inancsalizmler, aslinda emperyalist zihniyetin bir parcasidir ve ona hizmet etmektedir.
Cunku emperyalizm kendi karsitligini da bunyesinde tasir.
Ancak emperyalist olmayanbir zihniyet, kendi emperyalist olmayan sosyalizmini ortaya koyabilir.
Bu da emperyalizmin yaptiginin tam tersini yapmak dusunmek ve davranmaktir. Ya da yaptigi insani degerlerin aslinda bir cikar ve somuru oldugunu gostermek ve bunu onun gibi bir cikar ve somuru olarak yapmamak insanlik Adina ve etik olarak yapmaktir.
Yoksa insanoglu niteligi sadece insanoglu niceligini teslim almak, itaat ettirmek, biat ettirmek, guc ve otoriteye boyun egdirmek, kul ve kole yapmak, mal meta ve mulk yapmak her turlu insanlikdegerini de sosyo-etik degeri de cikar ve somuru araci olarak kullanmak ve insanoglu niceligini de bu ugurda herseyi mesru ve mubah kilarak harcamak icin kullanir.
Halbuki insanoglu niteligi insanoglu niceligi ile paraleldir ve esittir.
O yuzden emperyalist zihniyetli, ontolojik temelli nicelik hakimiyetli sosyalizm degil; insanoglu temelli nitelik/nicelik esitli sosyalizm
evrensel-insan
31-01-2015, 12:54
Nedense devrim dendiğinde akla hep Sovyetler Birliği geliyor akla SB geldiğinde karşılığı demokratik yollarla iktidara gelmek. Bu sözler tarihte bize hep Kaustky yi hatırlatır ve o ekibin bir dünya savaşında hükümete verdiği desteği.
İktidar normal yollarla alınacaksa bunu her halde iktidarın (sınıf) farklı kanatlarını çıkarı gereği hesapları bozulanların planı olsa gerek.
Bir rejimi krizden düze çıkarma planları iktidar sınıflarını işidir işte o zaman alttaki sınıflar bu kadrolardan ancak onların verebileceği kadarına razı olacaktır. Bu da iktidar değil ancak katılım olur.
Sosyalizm sınıfsal alt üst oluştur. Sosyalist demokraside iktidardaki sınıfların başka sınıflara verebileceği kadarını vermektir tıpkı kapitalist sınıfın işçi sınıfına verdiği kadar gibi.
Sosyalizmde öyle sınırsız özgürlük olmaz bu ancak bütün sınıfların ortadan kalktığı zaman uygulanır. Hayallerle gerçek dünya farklıdır.
Biz sosyalizmden bütün insanlığa özgürlük beklemiyoruz bizim beklediğimiz reel sosyalizmin eleştirisi olan iktidardaki sınıfların en geniş demokrasisidir.
Özgürlük ancak özürlükler için tehlike olan unsurların tamamı kalktığında olacaktır.
Neden iktidar demokratik yollar ile alinmiyor?
Alinamiyorsa, burda bazi seyleri sorgulamak gerekir?
Ya da toplumun sosyalizmi algilayacak nitelikte olmadiginin farkindaligi gerekir.
Iste bu farkindalik, once topluma bu niteligi kazandiracak bir icerikte olmalidir.
Yoksa olan adi sadece sosyalizm olan bir emperyalist zihniyet olur.
Insanliga ters dusen ne varsa onlarin da ortadan kaldirilmasi ancak iktidar da iken ve ustelik topluma bunun bilinci verilerek yapilir.
evrensel-insan
31-01-2015, 13:23
Ben bir birey olarak ve 21, yuzyilin bireyi olarak; ontolojik temelli ideolojik inanca dayanan bir sosyalizmin pesinden gidecek bir nicelik degilim. Benim algimda hic bir kimse de degil. Herkes kendine gore kendince kendi duzeyince bir nitelik sahibi.
Aksine insanoglu temelli evrensel hukuk insan haklari bunyesinde hak ve ozgurluklerden yana olan ve bunu daimi hak ve ozgurlugu toplum farkli haklar ve kesimler olarak ihlal edilen nitelikli nicelikten yana sosyo-etik bilincli bir bireyim.
Sen bana hukuksuz olarak zor yolu ile hak ve ozgurlukleri ihlal ederek, hak ve ozgurluk saglayacagini anlatamazsin.
Cunku ya hak ve ozgurluklerden yanasindir, ya da ihlal edenlerden yana.
Senin hangi hak ve ozgurlukler icin hak ve ozgurluk ihlal ettigin ise onemli degildir.
Bunu ister dini ister milli, ister ideolojik ister inanc ister bir etik ya da izm Adina yapman; seni hak ve ozgurluk ihlali eden olarak hakli, hukuklu ya da adil kilmaz. Ustelik te etik degildir.
Hukuk denen bir sey var. Bu da hem hak ve ozgurlukleri saglamak hem de ihlal etmemek icindir. Iste demokrasi de, esitlik te, adalet de tum insani degerler de burdadir.
Diger tum guc ve otoriteye dayanan yollar, kendi ideolojik inancsal izmsel cikari Adina yapilan baskilar, zorlamalar, yasaklar ve buna uyarlanan kurallar kaideler v.s. hukuksuzdur ve emperyalist zihniyetin cikarinadir.
O yuzden bugun dunyada sosyalist bir dozen de system de yoktur.
Sosyalizm niçin bu isim gerekli oldu B
Sosyalizm niçin bu isim gerekli oldu Bu ismi daha çok ikinci enternasyonelciler kullandı ara sıra Engels te kullandı ama Marx hiç kullanmadı. Sosyalizm i kullanıcılar tarif ederken işçi sınıfı iktidarı olarak tanımladı Marx daha çok böyle bir döneme kaba komünizm veya Komünizm,in ilk evresi olarak adlandırdı ama her ikisi de sınıf iktidarı sınıf diktatörlüğü ve sınıf demokrasisi olarak tanımladı.
Marx bu iktidar biçimine komünizmin doğum izlerini taşır demişti. Yani kapitalizmden çıktığı gibi sınıflar var diktatörlük var devlet var sadece el değiştirmiş şekli ile.
Niçin bunlar kapitalizm sınıflar sistemlerinin en sonu sosyalizmse sınıf sistemlerinin bitmesi için çıkılan yolun başı onun için bir önceki sınıflı sisteme çok benzer yanları olmasına rahmen sınıflı sistemlerinin tasviye sürecinin başı olduğundan ve insanlık binlerce yıl sınıflı sistemlere alışık olduğunda bilinç ve alışkanlıların hala devam ettiği gibi henüz geri dönüş tehlikesinin sürdüğü için önlemler alınacak tehlikelerden korunulacak olduğundan hala kapitalizm benzeyen yanları mevcuttur.
Bir de üretim araçları hala insanlığın özgürleşmesi için gerekli gelişme sağlayamamıştır.
İşte diyalektik tarihi mataryalizm insanlığın bu sürece gelişinin tarihini anlattığından bu gidişatta en önemli felsefe dalı olarak devam etmektedir.
Tarihe baktığımızda bütün gelişimler sınıflar mücadelesi sonucu ilerlemiştir.
Sosyalizm de sınıflar mücadelesidir kapitalist sınıfı temelli yok etmek için onun elindeki mülkiyeti almakla başlayıp bütün hayattan onu silinceye devam edecektir.
İnsanlar hep güzel şeyler ister ama o güzel şeyleri yaratmak zordur işte yarattığı güzel şeylerin elinden istemez ve sahip olduklarını korurlar ve koruyucu önlemler alır. İşçi sınıfı da zor yolu ile ele geçirdiği düzeni sahiplenir elinden alınmaması için önlem alır buna işçi sınıfı diktatörlüğü denir. Diktatörlük kelimesi ve uygulanması çok güzel ve övünülecek bir şey değildi ama mecburiyetler onlara bunu yapmak zorunda bırakır.
Devrimde öyle zor kullanımdır ama başka çare olmadığı için baş vurulan yöntemdir Çünkü karşı güçlerin elinde top tüfek ve ordu vardır her itiraza zora düştüklerinde bu güçleri kullanır.
Yılların deneyimi bu insanlara bunu öğretmiştir onun artık bütün programlarda vardır.
Gönül isterki kimsenin burnu kanamasın çünkü bu iktidar mücadelesi insanlık için yapılan bir uğraştır ve ebedi barışı hedeflerine koyan insanların mücadelesidir.
Keşke iş seçim sandıklarında sonuçlansa bu daha iyi bir sonuç almak olurdu hem de bütün insanlığın karşısına barış demakrasi ve özgürlük talepleri ile çıkmak iktidarı almadan geniş kesimlerin karşısında sınav vermek olacaktı.
Tarih bize bunun mümkün olmadığını defalarca gösterdi.
evrensel-insan
01-02-2015, 01:08
Sosyalizm niçin bu isim gerekli oldu B
Bu isim darken!
Dedigim gibi "social/sosyal" niteliginden bu kavram turemistir. Bu kavramin ideolojisi/felsefesi sosyalizm; takip edeni/uygulayani da sosyalisttir.
Kavramda anlam ve icerik etimoloji olarak bir sorun yoktur.
Sorun iki asir onceki zihniyertin ufkunda ve algisindadir.,
O yuzden ben buna "cagdas sosyalizm" diyorum.
Yani insanoglu temelli, nitelikli, birey bilincli, sosyo-etik bilincli, demokratik yolla gelen ve insan haklari evrensel hukuk temelli hak ve ozgurlukcu sosyalizm.
Buradan zaten butun bu degerlerin sadece ulkelerin toplumlarinin ve farkli halklarinin ve kesimlerinin uzerinde uygulanacagini ve nicelik olarak bunlarin cogunluk oldugunu ve bunlara bu hakki tanimayanlarin da azinlik oldugunu ve de emperyalist zihniyet bunyesinde farkli ve hatta anti emperyalizm altinda birlestigini gosterir.
Yoksa sinifsal/ideolojik/politik bir sosyalizmin devrim ile gelen sosyalizmin, kendini dayatan sosyalizmin emperyalist zihniyetten ve hatta fasizmden de farki kalmaz.
Iste tam da bu nedenden "nasil bir sosyalizm"
En azindan cagdas, bilgi ve bilisim toplumu ile uyumlu.
Bak Syriza'dan sonar Ispanya'da da Podemos geliyor.
Yani su an emperyalizmin ekonomik olarak zayif halkalari.
Bizler gezi bilincini demokratik bir secim hareketine donusturemedik.
Sebebi de Avrupa ile aramizddaki cagdas bilinc ve yasanmislik farki.
Bu farkta en az iki asir.
Biz bu bilinci bilincsiz baslattik ve dunyayas tanittik. Bunun bilincinde olanlar da iktidar Adina demokratik olarak secimle gelmek icin orgutleniyorlar.
Sirada Italya/Portekiz var.
spartacus
01-02-2015, 01:13
Gereksiz maddeler eklenmiş :)
O kadar maddeyi siz kapitalizm koşullarında gerçekleştreceksiniz, bu kapitalizmi yıkıp, yerine daha iyi bir değil 3-5 sistem kurmaktan çok daha zor :)
Kaldı ki konu ile ilgisi, alakası nedir bu somut önlemlerin vs.
Şiddet ayrı bir kavram ZOR ayrı bir kavramdır. Eninde, sonunda bu açmaz sistem de çöküşe girecek, o istikrarsızlık sürecinde hangi kitle isyana varmayacak, hangi kitle karşısında silahlı polis/ordu devletlerini bulmayacak? Bu sürece bir tarafın(hakim sistem) şiddeti, öteki tarafında(toplumlar, halk) ZORA DAYALI süreci denir.
Bu gün görece daha iyi durumda olan gelişmiş ülkeler, dünyanın geriye kalan kaymağını yiyemez hale gelince ne olacak? Çok basit bir soru.. Örneğin dünya kaynaklarının %30'unu elinde tutan, kullanan ABD, dünya nüfusunun %5 civarındadır, ama bu halde bile o dünyayıda, ABD'yide yöneten %1, geriye kalan %99'un tüm toplam servetinden daha fazla servet ve hakimiyete sahip olmaya devam edecektir, en küçük bir azalma dahi agresifleşmeleri olarak geri dönecektir. O %1 içindeki 1, sadece 1 kişi, ABD de 100 milyon kişinin serveti oranında servete sahip, peki kim yönetiyor? %1, aslı bu, gerçeği de bu, geriye kalan %99 ciddi biçimde yönlendrilmekte, kullanılmaktadır, kendi durumu ve çıkarlarının farkında değildir, farkında olduğunda da polis/asker şiddetine maruz kalacaktır(o asıl yöneten, asıl hakim, hüküm sahibi olan %1 için, statüko korunacaktır->korunabildiği oranda, ve günümüzde bu statüko zora dayanmadan da yıkılıp, kırılamaz)...
Yani kafaya göre şunu yapmak, bunu yapmak, üstüne de somut konuşaılım demek hiç somut değil, zira tümüde hayali... Şu konuda önemli olan nasıl yapacağınızdır, ne yapacağınız değil, birincisi olmadan, ikincisi anlamsız :)
Kısaca sosyalizm demek şiddet filan demek değil, KAPİTALİZM YIKILIRKEN DE orataya çıkacak ZOR, yıkanın değil özünde hakim olanın şiddetidir, Gezi eylemlerinde basitçe görüldüğü gibi...
evrensel-insan
01-02-2015, 01:18
Gezi eylemlerinde siddet yoktu. Sadece demokratik haklarini kullandilar.
Siddet aksine terror olarak devlette ve poliste idi.
Ya da onlarin tuttugu geziye karisan vandallar, molotof kokteyli atanlar, etrafa zarart verenler v.s.
Ayrica terror sadece polis ve devlet ile de sinirli kalmadi. Eli sopali sallamali tutulmus siviller de bu terorun bir parcasi idi.
Kisaca demokratik bir hak hukuksuzca katledildi, gezi eylemlerinde.
Bir onceki mesajda;
Bizler gezi bilincini demokratik bir secim hareketine donusturemedik.
Sebebi de Avrupa ile aramizddaki cagdas bilinc ve yasanmislik farki.
Bu farkta en az iki asir.
Biz bu bilinci bilincsiz baslattik ve dunyayas tanittik. Bunun bilincinde olanlar da iktidar Adina demokratik olarak secimle gelmek icin orgutleniyorlar.
Yaziyor.
Gezi eylemlerinde siddet yoktu. Sadece demokratik haklarini kullandilar.
Siddet aksine terror olarak devlette ve poliste idi.
Ya da onlarin tuttugu geziye karisan vandallar, molotof kokteyli atanlar, etrafa zarart verenler v.s.
Ayrica terror sadece polis ve devlet ile de sinirli kalmadi. Eli sopali sallamali tutulmus siviller de bu terorun bir parcasi idi.
Kisaca demokratik bir hak hukuksuzca katledildi, gezi eylemlerinde.
Bir onceki mesajda;
Yaziyor.
Gezi eylemleri bir iktidar sorunu değildi yani devrim değildi aslında gezi eylemleri bir nevi muhafazakarlıktı.
Geziciler var olanı koruma eylemleridir özgürlüğüme dokunma evime müdahale etme ağacıma dokunma içkime karışma tiyatromu yıkma gibi taleplerdi yani var olanları elimden alma demektir.
Bu eylemlerin ne devrim ne sosyalizmle ilgisi yok ama bize öğrettiği bazı şeyler var. Yeni eylem biçimlerinin nasıl olacağını artık barikatları fabrika önlerine değil meydanlara kurulacağını söylediler .Dünyanın bir çok ülkesinde bu tür eylemler yapıldı Türkiyede de geziciler bize gösterdi. Zaten o eylemlerden sonra bir çok tartışma oldu bundan sonra nasıl olmalı bir arada hangi şartlarda ne şekilde durmalı gibi bize öğrettikleri görüldü.
Ama devletlerin tavrı yine aynı zor yolunu ve hiç bir şeyin devleti hafife almaması gerektiğini de öğretti.
İşte bizlerinde zoru kullanmamız gerektiğini gezi bize yeniden gösterdi Devlet en masum isteğe bile zor kullanıyor. En basit bir olayda aşırı güç kullanıyor en basit bir isyanı en sert bir şekilde bastırıyor en küçük talepten korkuyor.
Hayat insan öğretiyor Gezide bize devleti yeniden gösterdi.
evrensel-insan
01-02-2015, 02:06
Gezi eylemleri bir iktidar sorunu değildi yani devrim değildi aslında gezi eylemleri bir nevi muhafazakarlıktı.
Geziciler var olanı koruma eylemleridir özgürlüğüme dokunma evime müdahale etme ağacıma dokunma içkime karışma tiyatromu yıkma gibi taleplerdi yani var olanları elimden alma demektir.
Bu eylemlerin ne devrim ne sosyalizmle ilgisi yok ama bize öğrettiği bazı şeyler var. Yeni eylem biçimlerinin nasıl olacağını artık barikatları fabrika önlerine değil meydanlara kurulacağını söylediler .Dünyanın bir çok ülkesinde bu tür eylemler yapıldı Türkiyede de geziciler bize gösterdi. Zaten o eylemlerden sonra bir çok tartışma oldu bundan sonra nasıl olmalı bir arada hangi şartlarda ne şekilde durmalı gibi bize öğrettikleri görüldü.
Ama devletlerin tavrı yine aynı zor yolunu ve hiç bir şeyin devleti hafife almaması gerektiğini de öğretti.
İşte bizlerinde zoru kullanmamız gerektiğini gezi bize yeniden gösterdi Devlet en masum isteğe bile zor kullanıyor. En basit bir olayda aşırı güç kullanıyor en basit bir isyanı en sert bir şekilde bastırıyor en küçük talepten korkuyor.
Hayat insan öğretiyor Gezide bize devleti yeniden gösterdi.
Iste burden onemli bir fark ve soru cikiyor.
Iktidar sokaklarda mi, yoksa mecliste mi saglanacak?
Sonucta sokaklar her daim hak ve ozgurluk talep savunu ve destek eylem alanidir.
Ya bu hakkin bastirilir, ya da izin verilir.
Her iki halukarde de kitlesel ve gozlem sunar.
Beyinlere dusunce sunar.
Herkes beynindekini soyle bir degerlendirir.
Beyinlere hareket gelir.
Iste gezi hem bunu basardi hem de sosyo-etik olarak her turlu deger farkini birlestirdi.
Gezi ulkemizde bir milad, dunyada da yeni mucadele seklinin bir yuzudur.
Nitekim gezi esintileri latin amerika ulkeleri dahil, dunyada yanki ve destek buldu.
Ama, iste o kadar. Bunu bir iktidara tasimak gibi bir amaci yoktu. Politik bir talebi yoktu. Duzen/system degisimi istemi yoktu, ideolojisi yoktu. Spontene bir hareketi olarak "bardagi tasiran son damla" misalive gunumuz teknigini de iletisim olarak kullanarak kitlesellesti.
Yalniz diktatorun dedigi gibi "birilerinin orgutledigi ya da bir provakasyon/terrorist hareket" degildi.
Sadece insanca "bana yasamima iliskime karisma" dedi.
Benim guncel tarih olarak gezi direnisi ile ilgili basliklarim var, geziyi detayli anlatan. Profilimden bulabilirsin.
spartacus
01-02-2015, 05:28
Gezi eylemlerinde siddet yoktu. Sadece demokratik haklarini kullandilar.
Siddet aksine terror olarak devlette ve poliste idi.
Yani, bende bunu dile getirmiştim. Şiddet dendiğinde -KONU İTİBARİYLE!!!!- ben sistemin şddetini anlarım, sisteme karşı zora dayalı hiç bir hak mücadelesini şiddet olarak değerlendirmem, toplum masaya yumruğunu vurduğunda üstüne kurşun yağıyorsa, gidip şiddeti masaya vurulan yumruk olarak lanse edemezsiniz, bu saatten sonra durum şiddet uygulayana karşı direnç ve haliyle zor kullanımıdır(yani seve değil ama zorla). İstisna şiddet ya da terör daha doğrusu başı bozuk, psikolojik sağlığı yerinde olmayan politik-dinci, marjinal davranışlarıda zaten ister pratik olsun isterse teorik, her alanda karşı çıkıyorum, ne yapsakta bu kendisine devrimciyim diyen ama aslında fiiliyatlarıyla karşılıksız sistem için, faşizm, emperyalizm için çalışan bu kahramanalr sürüsü, silme cahillerden, tarikat müridleri, doğal-hazır provokatörlerden kurtulsak diye düşünüyorum :)
Haliyle, bir toplum sistemin farkına varıp, altında ezildiğinin farkına varmış ve canına da tak demişse, o sisteme karşı harekete geçer. Sistemin asıl sahipleri ve muazzam yarar sağlayanlarda ve sistemin tüm zora/güze dayalı krumlarıda harekete geçecektir.
Her aklına esen SSCB der çıkar (savaş yılları, 50 yıl öncenin koşulları - ki ABD de bile kıtlıktan milyonların öldüğü-) tümünü geçtim... Rusya, SSCB ninde olmadığı hatta tamamen demokratik bir eylem gerçekleştiren kalabalıkları kurşuna dizmiştir. Tarihe Kanlı Pazar (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanl%C4%B1_Pazar_%281905%29) olarak geçer.
22 Ocak 1905'te (eski Rus takvimine göre 9 Ocak) Petersburg'da işçilerin Çar II. Nikolay'a bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray'a doğru sakin ve barışçıl bir yürüyüşe geçmeleri üzerine çarın askerleri tarafından bu barışçı yürüyüşe katılan silahsız yaklaşık 100.000 işçiye toplu tüfekli acımasızca açılan ateş sonucu 1000'den fazla ölü, 2000'den fazla yaralı ile sonuçlanan tarihi olay.
Şiddete bende karşıyım, ama şiddete maruz kalanın, ŞİDDET UYGULAYANI, ZORA DAYALI biçimde etkisiz hale getirmesine karşı olamam ve bu etkisiz hale getirmek onalrı iktidardan alaşağı etmek ile mümkünse neden bu alaaşağı ederek kurtulmak olmasın!! Bunlar (şiddet ve zor) aynı şey değil ve yine Şiddet uygulayanların tekrar o şiddet zamanlarına dönüşü de yine ZORA -HUKUKA- DAYALI olarak engellenecektir. Yani kediyi köşe sıkıştırıp, aaaa seni caniii, ayyyy, ayolll bana tırnak gösteriyor, halbuki ben onu ezecektim demek arsızlık...
Zora dayalılık nedir? Sistemin, iktidarın gönül rızası ile değişmemesi ya da aksine razı olmayan toplumlara karşı zorla kabul ettirme, sürekli atak halinde oluşu durumlarında, değişim zora dayalı gerçekleşecektir - ki o dönemler sistem zaten cadı avındadır-. Bu pratik tarafı, yine zora dayanmaksızın da değişim gerçekleşebilir, lakin bunun koşulları ancak statükonun direnç gösteremeyeceği ya da artık direnç göstermenin fayda etmediği ve bunu anladığı/bildiği koşulalrda geçerlidir...
Hiç bir egemen çıkar sahibi sınıf, çıkarlarını aşındıran ya da çıakrları ile çatışan şeyleri, ooooo sizmisiniz gelen, turp ile kelem, tabi efendim buyrun ne demek diye karşılamaz. Siz ise hala bir devlet, hükümet diye tutturmuş gidiyorsunuz, yahu o buz dağının minik bir ucu, asıl yekün denizin altında, yöneten ne hükümettir ne de fasa, fisolarıdır, asli hakim olan ve yöneten sermayedir. Yani birileri ben sermayeyim irademle bu işi yöneteyim deme z ki, sistemin işleyişi öyledir. Yani yönetmek için bireysel, kişisel hiç bir çaba sarfetmesi gerekmez.
Örneğin Irak'a ilk müdahale olmadan evvel, petrol devleri bir araya gelip Irak petrolünü paylaşmışlardır hem de tam 1 yıl önceden! Yani nereden, nereyi paylaşıyorlar, kendi sınırların ve paylarını başkaları yönetebilir misanılıyor. Sonra sistem yozlaştırır, üç kuruşu olmasa hadi şeytanın bacağını kırdıda hükümetde yer aldı, (3-5 kişiyi geçmez), sağla bir siyasal bilinç yoksa, bu kişi daha ilk ayında yozlaşacaktır, geldiği topluma kısa sürede yabancılaşacak ve sermayenin emrine girecektir(yani kendi çıkarıyla zaten emre girmiş olur, bu kşisel bir şey değil).
Sonra Saddam'a tezgah kurdular, kuranlarda bu petrol şirketlerine bağlı ülkeler(bakın ülkelere bağlı şirketler demiyorum, şirketlere bağlı ülkeler diyorum)... Saddam tezgaha boylu boyunca uzanınca, pimi çektiler.. Petrolüde kendi aralarında daha evvel yaptıkları anlaşmaya göre, şurası BP, burası Texaco, şurası Shell... Eğer bir coğrafya da, anlaşma, paylaşma oranları yakalanamaz ise, o coğrafya tekrar alt-üst edilir, yani hakim emperyalist sermaye ve sınıflar kozlarını paylaşırlar, bu alt-üst oluşlar hasım-ortakların mecburen iknasına kadar devam eder, sular durulmaz.
Ama bu hasım ve ortaklar hiç bir zaman ikna değillerdir, çünkü Pastadan aldıkları pay %10 ise bu geriye %90 daha pay alabileceklerini ifade eder, haliyle sürekli kavga-savaş-mücadele halindedirler.
Neyse kapitalizmden bahsediyoruz yahu, çocuklara masallardan değil! maymun gözünü açtı mı bu önemli, yoksa görmeyen, duymayan, bilmeyen maymun olmak için özel çaba gerekmiyor, sistem daha doğuştan 3 maymun kalıbını basıyor, bu kalıptan da neredeyse sadece istisna diyebileceğimiz ölçekte istisnalar çıkıyor, büyük insanlık ise kalıp ile yaşamaya devam :)
Bende şiddete karşıyım, ama bu şiddeti üreten sistem kapitalizmi aklı-haklı yapmıyor ve şiddete karşıyım derken, pratikte de şiddete KARŞI OLMAMAK noktasında duranlarıda haklı konuma getirmiyor. Şiddete karşı iseniz, şiddetle karşı çıkacaksınız, bu şiddet uygulayana zor kullanmak noktasına varsa bile, bu iş böyle, ya da boşverip kumda oynayacaksınız, ikisi de bir tercih sonuçta. :)
Tarih bir de şöyle, kaybedenlerin tarihini, kazananlar yazıyor, neyin tercih edilesi, neyin edilemez olduğunu ise süreç, olgu ve olaylar ve irade, kısaca eni sonu keser döner, sap döner durumu aydınlığa kavuşturuyor...
Iste burden onemli bir fark ve soru cikiyor.
Iktidar sokaklarda mi, yoksa mecliste mi saglanacak?
Sonucta sokaklar her daim hak ve ozgurluk talep savunu ve destek eylem alanidir.
Ya bu hakkin bastirilir, ya da izin verilir.
Her iki halukarde de kitlesel ve gozlem sunar.
Beyinlere dusunce sunar.
Herkes beynindekini soyle bir degerlendirir.
Beyinlere hareket gelir.
Iste gezi hem bunu basardi hem de sosyo-etik olarak her turlu deger farkini birlestirdi.
Gezi ulkemizde bir milad, dunyada da yeni mucadele seklinin bir yuzudur.
Nitekim gezi esintileri latin amerika ulkeleri dahil, dunyada yanki ve destek buldu.
Ama, iste o kadar. Bunu bir iktidara tasimak gibi bir amaci yoktu. Politik bir talebi yoktu. Duzen/system degisimi istemi yoktu, ideolojisi yoktu. Spontene bir hareketi olarak "bardagi tasiran son damla" misalive gunumuz teknigini de iletisim olarak kullanarak kitlesellesti.
Yalniz diktatorun dedigi gibi "birilerinin orgutledigi ya da bir provakasyon/terrorist hareket" degildi.
Sadece insanca "bana yasamima iliskime karisma" dedi.
Benim guncel tarih olarak gezi direnisi ile ilgili basliklarim var, geziyi detayli anlatan. Profilimden bulabilirsin.
Sn Evrensel.
İktidar her daim sokaktır sokağı yönetemeyen iktidar değildir
Bir çok insan Gezi Milattır der ama milat nedir bir türlü anlatmaz niçin gezi milattır eylem şekli için mi yoksa başka bir nedenden ötürümü bu pek açıklanmaz.
Bende gezi türkiye için Milattır diyenlerdenim.
Kitleler bazen var olan duruma isyan eder hiç bir program beklemeden birden bire koskoca ateş olur. Yönetenlerde gelecek için plan yapanlarda şaşırır bu dünyada ilk Türkiye de olmuyor ilk defada olmuyor ama o ateş söner ya kendiliğinden ya basınç karşısında söner işte gezi söndü basınç her ne kadar varsa da aslında mesajını verdi söndü.
İşte bizim aldığımız mesaj dan BHH (birleşik haziran hareketi ) nin doğumu oldu var olan bütün siyasi yapılar ve bütün planlar halkın yaptığı planlara uymadığını anlattı
Gezi katılımcıları da bizi şaşırttı Müslümanından milliyetçisine kadar etnik ayrılıkçıdan bölünme karşıtlarına kadar LGBT den muhafazakarına kadar bir çok kişi kendiliğinden katılımcı oldu
Bu işte yeni iletişim araçları çok iyi kullanıldı. Ama devlet 100 yıl önceki devlet gibi idi katılımcılar eylem araçlarını değitirse de devlet hep aynı yöntemi uyguladı.
Biz öğrendik hem devleti hem yeni eylem biçimlerini Biz öğrendik dünyadaki değişim biz öğrendik devrimin öznelerini Gezi bütün inançları ve planları bozdu.
evrensel-insan
01-02-2015, 13:58
Sn Evrensel.
İktidar her daim sokaktır sokağı yönetemeyen iktidar değildir
Bir çok insan Gezi Milattır der ama milat nedir bir türlü anlatmaz niçin gezi milattır eylem şekli için mi yoksa başka bir nedenden ötürümü bu pek açıklanmaz.
Bende gezi türkiye için Milattır diyenlerdenim.
Kitleler bazen var olan duruma isyan eder hiç bir program beklemeden birden bire koskoca ateş olur. Yönetenlerde gelecek için plan yapanlarda şaşırır bu dünyada ilk Türkiye de olmuyor ilk defada olmuyor ama o ateş söner ya kendiliğinden ya basınç karşısında söner işte gezi söndü basınç her ne kadar varsa da aslında mesajını verdi söndü.
İşte bizim aldığımız mesaj dan BHH (birleşik haziran hareketi ) nin doğumu oldu var olan bütün siyasi yapılar ve bütün planlar halkın yaptığı planlara uymadığını anlattı
Gezi katılımcıları da bizi şaşırttı Müslümanından milliyetçisine kadar etnik ayrılıkçıdan bölünme karşıtlarına kadar LGBT den muhafazakarına kadar bir çok kişi kendiliğinden katılımcı oldu
Bu işte yeni iletişim araçları çok iyi kullanıldı. Ama devlet 100 yıl önceki devlet gibi idi katılımcılar eylem araçlarını değitirse de devlet hep aynı yöntemi uyguladı.
Biz öğrendik hem devleti hem yeni eylem biçimlerini Biz öğrendik dünyadaki değişim biz öğrendik devrimin öznelerini Gezi bütün inançları ve planları bozdu.
Dedigim gibi gezinin neden milat oldugunun aciklamasi ve anlatilmasi gune uygun basliklarimda var. Istersen bulabilirsin.
Gezi onu yasayanlarta ve de yarinki nesillere cok sey kazandirmistir.
Ama ne yazikki harekette bir amac bilinci yoktur, bir serzenis/direnistir.
Buna ornegi soyle verebiliriz.
Anadoilu toplumu tarihi cografi ve etik olarak daimi deger temelinde cok sesli bir topluluktur ve ulke toplumu bunu bilir ve komsusunu oldugu gibi Kabul eder (en azindan 70'lere kadar boyle idi)
Fakat bu davranis sadece tarihi bir mirastir ve bilincli degildir. Iste o yuzden ayristirmaci bir politik propaganda toplumu bolebilir.
Iste gezi Anadolu tarihi mirasinin cok sesliligini tek bir neden altinda birlestirebilen belki de T.C. tarihinde ilk sergileyen kitlesel harekettir.
Cunku daha onceki hareketler politik cikar ve etik deger temelli sadece kendi ideolojik inanclarini sokaga dokerler. Bu da tum toplumu kapsamaz.
Isci cikar, digerleri yoktur; ogrenci cikar, digerleri yoktur, memuru/saglikcisi v.s. kisaca "kendince cani yanan" cikar ve digerleri yoktur.
Iste gezi herkesin oldugu bir direnistir.
OCCUPY WALL STREET NEDİR?
Arap Baharı’ndan etkilenen bir grup ABD’li, 17 Eylül 2011 tarihinde New York'ta “Wall Street'i İşgal Et” (Occupy Wall Street) adlı bir eylem başlattı.
ABD'nin finansal kalbi Wall Street'te günlerce nöbet tutan eylemciler, sosyal eşitsizliği ve şirketlerin ülke yönetimi üzerindeki nüfuzunu protesto etti.
Sloganı “Biz %99'uz” olan eylemler, daha sonra tüm ABD'ye yayılmıştı.
Gezi benzeri eylemler sadece Türkiyeye has eylemler değil 2011 ABD de arap baharı da denilen Mısır Tunus gibi ülke meydanlarında Yunanistan ispanya gibi ülkelerde meydana gelen eylemlerdir.
Bunun türk adet gelenekleri ile ilgisi yoktur.
Dünyadaki memnuniyetsizliğin farklı bir şekilde ifade biçimidir bu yeni bir yöntemdir .
Geçmiş dönemlerde düzenden memnun olmayanlar çok geniş işçi eylemleri ile ve grevlerle hoşnutsuzluğu ifade etmekte idiler ama zamanımız da eylem biçimleri değişti bunu üretim biçimlerinin değişmesi ile ilgisi vardır
Artık dünyamızda işçi dendiğinde fabrikalara sıkışmış insanları anlatmıyor. öyle on binlerce işçiyi barındıran fabrikalarda yok. Gelişmiş ülkelerde üretim faaliyetlerinde çalışan işçiler genel işçilerin % 20 sini teşkil ediyor geri kalan işçilerin büyük bölümü hizmet sektöründe. Onun için meydanlar daha çok ilgi çekiyor birde iletişimin daha çabuk ve daha fazla insana hitap etme gücünü düşündüğümüzde meydanlar eylemler için en uygun yerler.
Dünya işçi sınıfının kapsamı değişti eğitim düzeyi de ileri boyutlara yükseldi birde sermayenin küreselleşmesini koyduğumuzda artık dev işçileri barındıran fabrikalar yok.
Son zamanlardaki eylemlerin mekanları meydanlar olması gayet makul. Zamanımızda işçi sınıfı daha enternasyonel ve daha entelektüel
Türkiye de bu şekle uyum sağlaması normaldir. İşte gezi eylemleri böyle bir zamanın ürünüdür ve bundan sonraki eylemler bu şekilde olacağından
Türkiye de gezi bir milattır.
evrensel-insan
02-02-2015, 01:24
Yani, bende bunu dile getirmiştim. Şiddet dendiğinde -KONU İTİBARİYLE!!!!- ben sistemin şddetini anlarım, sisteme karşı zora dayalı hiç bir hak mücadelesini şiddet olarak değerlendirmem, toplum masaya yumruğunu vurduğunda üstüne kurşun yağıyorsa, gidip şiddeti masaya vurulan yumruk olarak lanse edemezsiniz, bu saatten sonra durum şiddet uygulayana karşı direnç ve haliyle zor kullanımıdır(yani seve değil ama zorla). İstisna şiddet ya da terör daha doğrusu başı bozuk, psikolojik sağlığı yerinde olmayan politik-dinci, marjinal davranışlarıda zaten ister pratik olsun isterse teorik, her alanda karşı çıkıyorum, ne yapsakta bu kendisine devrimciyim diyen ama aslında fiiliyatlarıyla karşılıksız sistem için, faşizm, emperyalizm için çalışan bu kahramanalr sürüsü, silme cahillerden, tarikat müridleri, doğal-hazır provokatörlerden kurtulsak diye düşünüyorum :)
Haliyle, bir toplum sistemin farkına varıp, altında ezildiğinin farkına varmış ve canına da tak demişse, o sisteme karşı harekete geçer. Sistemin asıl sahipleri ve muazzam yarar sağlayanlarda ve sistemin tüm zora/güze dayalı krumlarıda harekete geçecektir.
Her aklına esen SSCB der çıkar (savaş yılları, 50 yıl öncenin koşulları - ki ABD de bile kıtlıktan milyonların öldüğü-) tümünü geçtim... Rusya, SSCB ninde olmadığı hatta tamamen demokratik bir eylem gerçekleştiren kalabalıkları kurşuna dizmiştir. Tarihe Kanlı Pazar (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanl%C4%B1_Pazar_%281905%29) olarak geçer.
22 Ocak 1905'te (eski Rus takvimine göre 9 Ocak) Petersburg'da işçilerin Çar II. Nikolay'a bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray'a doğru sakin ve barışçıl bir yürüyüşe geçmeleri üzerine çarın askerleri tarafından bu barışçı yürüyüşe katılan silahsız yaklaşık 100.000 işçiye toplu tüfekli acımasızca açılan ateş sonucu 1000'den fazla ölü, 2000'den fazla yaralı ile sonuçlanan tarihi olay.
Şiddete bende karşıyım, ama şiddete maruz kalanın, ŞİDDET UYGULAYANI, ZORA DAYALI biçimde etkisiz hale getirmesine karşı olamam ve bu etkisiz hale getirmek onalrı iktidardan alaşağı etmek ile mümkünse neden bu alaaşağı ederek kurtulmak olmasın!! Bunlar (şiddet ve zor) aynı şey değil ve yine Şiddet uygulayanların tekrar o şiddet zamanlarına dönüşü de yine ZORA -HUKUKA- DAYALI olarak engellenecektir. Yani kediyi köşe sıkıştırıp, aaaa seni caniii, ayyyy, ayolll bana tırnak gösteriyor, halbuki ben onu ezecektim demek arsızlık...
Zora dayalılık nedir? Sistemin, iktidarın gönül rızası ile değişmemesi ya da aksine razı olmayan toplumlara karşı zorla kabul ettirme, sürekli atak halinde oluşu durumlarında, değişim zora dayalı gerçekleşecektir - ki o dönemler sistem zaten cadı avındadır-. Bu pratik tarafı, yine zora dayanmaksızın da değişim gerçekleşebilir, lakin bunun koşulları ancak statükonun direnç gösteremeyeceği ya da artık direnç göstermenin fayda etmediği ve bunu anladığı/bildiği koşulalrda geçerlidir...
Hiç bir egemen çıkar sahibi sınıf, çıkarlarını aşındıran ya da çıakrları ile çatışan şeyleri, ooooo sizmisiniz gelen, turp ile kelem, tabi efendim buyrun ne demek diye karşılamaz. Siz ise hala bir devlet, hükümet diye tutturmuş gidiyorsunuz, yahu o buz dağının minik bir ucu, asıl yekün denizin altında, yöneten ne hükümettir ne de fasa, fisolarıdır, asli hakim olan ve yöneten sermayedir. Yani birileri ben sermayeyim irademle bu işi yöneteyim deme z ki, sistemin işleyişi öyledir. Yani yönetmek için bireysel, kişisel hiç bir çaba sarfetmesi gerekmez.
Örneğin Irak'a ilk müdahale olmadan evvel, petrol devleri bir araya gelip Irak petrolünü paylaşmışlardır hem de tam 1 yıl önceden! Yani nereden, nereyi paylaşıyorlar, kendi sınırların ve paylarını başkaları yönetebilir misanılıyor. Sonra sistem yozlaştırır, üç kuruşu olmasa hadi şeytanın bacağını kırdıda hükümetde yer aldı, (3-5 kişiyi geçmez), sağla bir siyasal bilinç yoksa, bu kişi daha ilk ayında yozlaşacaktır, geldiği topluma kısa sürede yabancılaşacak ve sermayenin emrine girecektir(yani kendi çıkarıyla zaten emre girmiş olur, bu kşisel bir şey değil).
Sonra Saddam'a tezgah kurdular, kuranlarda bu petrol şirketlerine bağlı ülkeler(bakın ülkelere bağlı şirketler demiyorum, şirketlere bağlı ülkeler diyorum)... Saddam tezgaha boylu boyunca uzanınca, pimi çektiler.. Petrolüde kendi aralarında daha evvel yaptıkları anlaşmaya göre, şurası BP, burası Texaco, şurası Shell... Eğer bir coğrafya da, anlaşma, paylaşma oranları yakalanamaz ise, o coğrafya tekrar alt-üst edilir, yani hakim emperyalist sermaye ve sınıflar kozlarını paylaşırlar, bu alt-üst oluşlar hasım-ortakların mecburen iknasına kadar devam eder, sular durulmaz.
Ama bu hasım ve ortaklar hiç bir zaman ikna değillerdir, çünkü Pastadan aldıkları pay %10 ise bu geriye %90 daha pay alabileceklerini ifade eder, haliyle sürekli kavga-savaş-mücadele halindedirler.
Neyse kapitalizmden bahsediyoruz yahu, çocuklara masallardan değil! maymun gözünü açtı mı bu önemli, yoksa görmeyen, duymayan, bilmeyen maymun olmak için özel çaba gerekmiyor, sistem daha doğuştan 3 maymun kalıbını basıyor, bu kalıptan da neredeyse sadece istisna diyebileceğimiz ölçekte istisnalar çıkıyor, büyük insanlık ise kalıp ile yaşamaya devam :)
Bende şiddete karşıyım, ama bu şiddeti üreten sistem kapitalizmi aklı-haklı yapmıyor ve şiddete karşıyım derken, pratikte de şiddete KARŞI OLMAMAK noktasında duranlarıda haklı konuma getirmiyor. Şiddete karşı iseniz, şiddetle karşı çıkacaksınız, bu şiddet uygulayana zor kullanmak noktasına varsa bile, bu iş böyle, ya da boşverip kumda oynayacaksınız, ikisi de bir tercih sonuçta. :)
Tarih bir de şöyle, kaybedenlerin tarihini, kazananlar yazıyor, neyin tercih edilesi, neyin edilemez olduğunu ise süreç, olgu ve olaylar ve irade, kısaca eni sonu keser döner, sap döner durumu aydınlığa kavuşturuyor...
Butun bunlar 21. yuzyilda artik cagdisidir ve ustelik emperryalist zihniyetin politik cikar ve somurusunun de kullandigidir.
Yani bu cagda politik/ideolojik guc ve otoriteye dayanan ve zoraki gelen devrimler yoktur.
Cunku bunlar hukluksuz ve insan haklarina aykiridir.
Zoru baskiyi sadece emperyalist zihniyet kullanir.
Halbuki cagdas sosyalizm, birey bilincli sosyo-etik bilincli demokrastiok adil ve esitlikci bir yapidadir.
Iste bu cagdasligin demokrasi ile gelme ornegi, Yunanistan'da Syriza ile yasanmis, Ispanya'da da Podemos devrededir.
Iste bu demokratik iktidar, italya ve portekiz'de de devam edecektir.
Gezi bu bilincte ve tecrubede degildi ve olamazdi.
O yuzden de demokratik olarak bir iktidar gucu yaratamadi. Belki 2 asir sonra.
Kisaca nicelik gucune dayanan sinifsal/ideolojik ve politik ve de devrim zoru ile gelen sosyalizm cagi kapanmistir.
Cagimiz birey bilgi ve bilisim cagidir. Nicelik degil, nitelik ondedir. Sinif degil, birey ondedir. Ideoloji/politikadegil etik olmak ondedir.
Emperyalizmin ekonomik tikanikligi ulkeleri s1k1stirdikca da demokratik olarak Syrizalar cagin getirdigidir.
Cunku basta Avrupa olmak uzere gelismis ulkelerde zaten birey ve sosyo-etik bilinc vardir, tek olmayan ekonomik tikanikliktir.
Iste bu da yasandikca, ulkeler demokratik olarak cagdas sosyalizmni iktidara getirecek ve toplumunun farkli halklarinin ve kesimlerinin yaninda yerini alacaktir.
SB (sosyalist sistem)yıkıldıktan sonra dünyada liberal rüzgarlar esti turuncu devrimler esti bir çok liberal solcu bu rüzgarları yeni bir sosyalizm sandı. Her kes şapkaları havaya attı bayram yaptı. 1989 da doğu alman duvarı yıkıldığında liberal solcularda yine bayram işte bütün duvarlar yıkıldı dedi daha sonraları tunus mısır suriye yemen de başkaldırılar oldu işte yeni devrim dediler. Son dönemlerde gezi benzeri ayaklanmalar işte geliyor demokratik bir devrim dendi ,
Ama yıkılan duvarların yerine ABD Meksika sınırına daha güçlüsünü filistin Israil sınırına daha tekniğini Türkiye suriye sınırına daha güçlüsünü yaptığında söyleyecek sözleri bitmişti
İşte o liberal turuncu devrimler yerine daha müdahaleci ekonomiler arap baharları yerine daha diktatör yöneticiler geldiğinde o meşhur liberal solcuların sesi kısıldı.
Daha demokratik devrim olmuyormuş devrim demek zor yolu ile iktidarı olmakmış olduğunu öğrendiler.
Çünkü her iktidar her demokrasi aynı zamanda zorun kullamımı olduğunu öğrendiler.
Ama hala liberal solcu esintileri devam ediyor o küçük burjuva düşüncelerinde bir değişim olmadı her gücü doğru sanıyor buna da bilinç diyor Halkı küçümseme ihtiyaçların en ivedi istek olduğunu iktidarın zor kullanma aracı olduğunu unutup
Bir başka çıkışı yine bayram edası ile karşılıyorlar. Şimdide Yunanistandaki solcu itifakı bir kaç ajitetif eylemi sonuç sanıp sevinmekten ve tek çözümmüş gibi göstermekten geri kalmıyorlar.
SYRİZA ve benzeri örgütler geçici çözüm örgütleridir Tıpkı türkiye de 2001 de kurulan AKP gibi bu örgütler ya işini tamamlayıp erir ya daha katı yönetime evrilir.
Ama bunu hiç bir dönem küçük burjuva düşüncesine sahip olan bilinç farketmez.
SYRIZA Yunanistan da var olan krizin çözümü için başka partilerden ve krizden rahatsız olan insanların bir araya gelip kurduğu örgütlerdir işini bitirdiğinde gidecektir. Bu kuruluşların içinde uluslar arası sermaye guruplarının desteği yok denemez.
Yunanistanın içine düştüğü siyasi ve ekonomik krizi bilenler SYRIZA ne iş yapacaktır ve kimler bu kurumdan ne gibi planları hayata geçirecektir anlar.
Yunanistan krizden kurtulmak istiyor yani kapitalizmin krizinden bu kurtuluş yine kapitalist çerçeve içinde olacaktır.
evrensel-insan
02-02-2015, 16:29
Liberallik sadece politik cikar ve somuru temelli bir ozgurluktur, burada bahsedilen ise etik olandir.
Arasindaki fark ta, politik cikar ozgurlugunde, ozgurluk sadece kendi politik cikarini ve kendi politikasini benimseyenler icindir. Yani tarafli ve bertarafli ozgurluk.
Etik te ise taraf yoktur. Tum toplumun ve farkli halklarinin kesimlerinin ve her turlu hak ve ozgurlugu politik iktidar guc ve otorite olarak ihlal edilenin elinden alinanin mucadelesi vardir.
O yuzden etik ile politik degerlere bakis farkini iyi algilayalim.
Bu farki en iyi algilatan gezi bilincidir. Degerlerin hak ve ozgurlugune politik: cikarci somurucu ayrimci v.s. degil, etik: butunleyici, kucaklayici, antiayrimci destekleyici, savunucu, talep edici yani degerlerin hak ve ozgurluk mozayigi olarak bakmistir.
Gerci kendisi olaylara politik bakan bir beynin bunu algilamasi biraz zordur.
Cunku bir seye politik deguil de, etik bakmak; birey bilinci, sosyo-etik bilinc algi gerektirir.
Turkiye'nin de sorunu budur.
Her turlu deger politik ideolojik inancsal cikar ve somuru temelinde ele alinmaktadir.
Degerleri etik olarak ele alan bir farkindalik ve bilinc yoktur.
Iste bu da liberal politik bilinc ile, cagdas bilgi ve bilisim caginin sosyo-etik bilinc farkidir.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=537865&postcount=1247
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=536871&postcount=1246
spartacus
02-02-2015, 22:49
Zoru baskiyi sadece emperyalist zihniyet kullanir.
İşte ZOR denilen faktörü anlamadığın belli.
Yani zor kullanan dediğin, ben artık zor kullanmayım, tabi efendim buyrun çiçekler içinde yollar döşedim gelin benide, zorumu da durdurun demez, demediği için zaten zor kullanıyor. Örneğin Irak'ta bir avuç zenginin(emperyalist burjuva, büyük patron, büyük mafya) petrol paylaşımı adına öldürülmüş iki milyonun, o zora dayalı emperyalistler nezdinde hiç bir değeri yoktur. İKİ MİLYON İNSANIN ÖLMÜŞLÜĞÜNDEN BAHSEDİYORUM, ama çıkıp şurada hala ZORA dayalılığın ne olduğunu bilmiyor, bu şiddetin arkasındaki güçleri korumaya çalışıyorsun, insan hakkından filan dem vuruyorsun(insan haklarına kim karşı çıktı ki, aksine zor, zor ile aşılır, bu insan hakalrına karşı değil aksine insanın haklarını bilmesi, sahiplenmesi ile doğru orantılıdır. Zor dendiğinde illa insan, kişi anlıyorsun, halbukizora dayalılık HUKUKSAL, POLİTİK, KURUMSAL, FİZİKSEL faktörler içerir.)
Yani kısaca zora dayalı ayrı bir şey, şiddet ayrı. Örneğin ben şiddete karşıyım, ama ZORA DAYANMAYA karşı değilim. Örneğin ben işkenceye karşıyım, ama işşkence eden kurumların ve gereksinim duyan sistemlerin zora dayalı yıkılmasına ve tekrar at koşturmalarını engelleme namına oluşturulan yasalara(hukuki zor), kurumlara karşı değilim, bunlar farklı şeyler.
Neden insan haklarına aykırı olsun, yani ne zamandan beri özgürlük mücadeleleri insan haklarına, insan hak ve özgürlük mücadeleleri insan haklarına aykırı oldu. Hangi emperyalist söylemlerden bahsediyorsanız ben bilmem, ama bu ifadeleriniz zaten bahsettiğiniz o dile ait.
Biraz somut olalim.
Ben sahsen Turkiye'de iktidara gelsem; neler yapardim.
Birincisi ulkenin tum emperyalistlere olan borclarinin odenmesini;
Yari yariya kabullenirdim.
Diger yasrisini da ulkenin zengin kesiminden alir ve oderdim.
Diyanet baskanliginin aldigi butceyi keserdim ve ozellestirirdim.
Elinde olan tum devlet mallarina el koyardim.
Yoksullardan vergi almazdim.
Zenginlerden alinan vergiyi yukseltirdim.
Bu sözler kime ait? Bu sözlerin tümüde ZORA DAYANIR! hadi ben zenginim nasıl alacaksın benden borçların parasını? Ya mallarıma nasıl el koyacaksın? Paşa, paşa bunu yapmanı bekleyeceğimi mi sanıyorsun, sende kibarca alacağını?? Masal dünyasında mısınız?
Ya da yasa mı yaptınız, hukuki yollar mi inşaa ettiniz -> ZORA DAYANDINIZ demektir, ve öyle anlarda o zengin dediklerindir zaten ülkelerin asıl yöneteni, sen bu maddeleri gerçekleştirene kadar ülkenin sisteme ait kurumları, kolluk kuvvetleri elini, kolunu sallayıp bekleyecek mi sanıyorsunuz - Gerçi siz bu dediklerinizi gerçekleştirmeden ya daha 3-5 kişi iken faili meçhul olursunuz, ya da bir hayli dayak yer oturursunuz, gerçekleştirirseniz de efendim ben zora dayanmayacam, kolluk güçlerini, devlet organlarını, kurumların yapısını, hukuku değiştirmeyecem dediğiniz an, kelleniz iptedir. Zira sizi ipe çekecek kurum zaten o mallarına el koyduğunuz sistemin, sermayenin hizmetindedir, siz bunu değişmeden, sistemin yapısını değişmeden iş yapıyorsunuz. Hayır değişiyorum diyorsanız işte bu zora dayalıdır ve hiç tahmin etmeyeceğiniz şeylerle mücadele edeceksiniz ve bu, zora dayanırlığın politik, hukuksal, fiziksel bütünlüğü kapsamında olacak... Siz zora dayanmak istediğiniz ya da dayandığınız için değil, mevcut durum zora dayandığı için, ortada değiştirilmesi gereken, yıkılması, kurulması gereken çok şey olduğu için... Yani bu zora dayanırlık, bireyi karşıya alıp kafasını toklamak değil, şu birey ve BEN çerçevesinden çıkarsanız belki daha anlamlı olacak. yani bir binayı yıkmak farklı, insanı yıkmak farklı şeyler, yıkılır, kurulur sistemden ve kurumlardan bahsediyorum, siz neyden bahsediyorsunuz?
Yoksa gel benim mallarıma el koy, RIZA GÖSTERMİYORUM nasıl alacaksın?
evrensel-insan
02-02-2015, 23:08
İşte ZOR denilen faktörü anlamadığın belli.
Yani zor kullanan dediğin, ben artık zor kullanmayım, tabi efendim buyrun çiçekler içinde yollar döşedim gelin benide, zorumu da durdurun demez, demediği için zaten zor kullanıyor. Örneğin Irak'ta bir avuç zenginin(emperyalist burjuva, büyük patron, büyük mafya) petrol paylaşımı adına öldürülmüş iki milyonun, o zora dayalı emperyalistler nezdinde hiç bir değeri yoktur. İKİ MİLYON İNSANIN ÖLMÜŞLÜĞÜNDEN BAHSEDİYORUM, ama çıkıp şurada hala ZORA dayalılığın ne olduğunu bilmiyor, bu şiddetin arkasındaki güçleri korumaya çalışıyorsun, insan hakkından filan dem vuruyorsun(insan haklarına kim karşı çıktı ki, aksine zor, zor ile aşılır, bu insan hakalrına karşı değil aksine insanın haklarını bilmesi, sahiplenmesi ile doğru orantılıdır. Zor dendiğinde illa insan, kişi anlıyorsun, halbukizora dayalılık HUKUKSAL, POLİTİK, KURUMSAL, FİZİKSEL faktörler içerir.)
Yani kısaca zora dayalı ayrı bir şey, şiddet ayrı. Örneğin ben şiddete karşıyım, ama ZORA DAYANMAYA karşı değilim. Örneğin ben işkenceye karşıyım, ama işşkence eden kurumların ve gereksinim duyan sistemlerin zora dayalı yıkılmasına ve tekrar at koşturmalarını engelleme namına oluşturulan yasalara(hukuki zor), kurumlara karşı değilim, bunlar farklı şeyler.
Neden insan haklarına aykırı olsun, yani ne zamandan beri özgürlük mücadeleleri insan haklarına, insan hak ve özgürlük mücadeleleri insan haklarına aykırı oldu. Hangi emperyalist söylemlerden bahsediyorsanız ben bilmem, ama bu ifadeleriniz zaten bahsettiğiniz o dile ait.
Bu sözler kime ait? Bu sözlerin tümüde ZORA DAYANIR! hadi ben zenginim nasıl alacaksın benden borçların parasını? Ya mallarıma nasıl el koyacaksın? Paşa, paşa bunu yapmanı bekleyeceğimi mi sanıyorsun, sende kibarca alacağını?? Masal dünyasında mısınız?
Ya da yasa mı yaptınız, hukuki yollar mi inşaa ettiniz -> ZORA DAYANDINIZ demektir, ve öyle anlarda o zengin dediklerindir zaten ülkelerin asıl yöneteni, sen bu maddeleri gerçekleştirene kadar ülkenin sisteme ait kurumları, kolluk kuvvetleri elini, kolunu sallayıp bekleyecek mi sanıyorsunuz - Gerçi siz bu dediklerinizi gerçekleştirmeden ya daha 3-5 kişi iken faili meçhul olursunuz, ya da bir hayli dayak yer oturursunuz, gerçekleştirirseniz de efendim ben zora dayanmayacam, kolluk güçlerini, devlet organlarını, kurumların yapısını, hukuku değiştirmeyecem dediğiniz an, kelleniz iptedir. Zira sizi ipe çekecek kurum zaten o mallarına el koyduğunuz sistemin, sermayenin hizmetindedir, siz bunu değişmeden, sistemin yapısını değişmeden iş yapıyorsunuz. Hayır değişiyorum diyorsanız işte bu zora dayalıdır ve hiç tahmin etmeyeceğiniz şeylerle mücadele edeceksiniz ve bu, zora dayanırlığın politik, hukuksal, fiziksel bütünlüğü kapsamında olacak... Siz zora dayanmak istediğiniz ya da dayandığınız için değil, mevcut durum zora dayandığı için, ortada değiştirilmesi gereken, yıkılması, kurulması gereken çok şey olduğu için... Yani bu zora dayanırlık, bireyi karşıya alıp kafasını toklamak değil, şu birey ve BEN çerçevesinden çıkarsanız belki daha anlamlı olacak. yani bir binayı yıkmak farklı, insanı yıkmak farklı şeyler, yıkılır, kurulur sistemden ve kurumlardan bahsediyorum, siz neyden bahsediyorsunuz?
Yoksa gel benim mallarıma el koy, RIZA GÖSTERMİYORUM nasıl alacaksın?
Yazilanlar okunup anlasilamiyor herhalde, demokratik olarak iktidar olmaktan bahsediyorum. Yani secim ile gelmekten.
Iktidar olduktan sonra nasil zora dayaniyor?
Iktidar ne demektir?
Zorburada tamda senin dedigin iktidari demokratik olmayan yollarla yikmaktir.
Ondan sonra da sadece kendi ideolojik inancini tum topluma zorla dayatmaktir.
Benim dedigimde ise zor yoktur. Iktidara demokratik secim ile gelmis olmak vardir.
Liberallik sadece politik cikar ve somuru temelli bir ozgurluktur, burada bahsedilen ise etik olandir.
Arasindaki fark ta, politik cikar ozgurlugunde, ozgurluk sadece kendi politik cikarini ve kendi politikasini benimseyenler icindir. Yani tarafli ve bertarafli ozgurluk.
Etik te ise taraf yoktur.
Etik veya en yalın tanımıyla töre bilimi. Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak (http://ahlak.nedir.com/) kavramının doğasını anlamaya çalışır.
Kaynak: http://etik.nedir.com/#ixzz3QclHH4K5
Çinde bir ata sözü vardır.Aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir. Avrupada ise ahlak ne alt sınıflar ve en üst sınıflarda yoktur. Ahlak orta sınıfın işidir denir.
İktidar mücadelesi içinde ahlak aranmaz ayrıca iktidar mücadelesi verdiğin sınıfta zaten ahlak yoktur.
Demekki etik davranış bütün toplumu içine almıyor toplumların belki de en az olan kesimini ilgilendiriyor.
hayat ve Sermaye birikimi en ahlaksız iştir ama aynı zamanda gelişmenin de olmazsa olmazıdır.
Bu durumda üretimde ahlak aradığımızda toplum bir adım ileri atamaz eğer insanlık tarihinde ahlak olmuş olsa idi insanlık hala ilkel çağlarda yaşıyor olacaktı.
Her toplumun birbiri ile çelişen ahlak anlayışı vardır onun için gelişmenin ve mücadelenin hedefine ahlak konmaz
İktidar savaşı adı üstüne savaştır eh savaşta ahlak aramak savaşı baştan kaybetmek ola gerek.
Bütün olaylarda taraf olmak vardır işte o taraf olmak her kes kendi için doğru dediğini yapmasıdır benim doğrum karşımdakinin yanlışıdır.
Toplumun hiç bir kesiminde her kese özgürlük olmaz var demek ancak yönetici olmakla eş anlamlıdır. Bütün toplumun özgür olabilmesi için özgürlüğü engelleyen bütün unsurların ortadan kaldırılması gerekir.
Yoksa sadece hayal olarak kalır.
spartacus
03-02-2015, 11:25
Yazilanlar okunup anlasilamiyor herhalde, demokratik olarak iktidar olmaktan bahsediyorum. Yani secim ile gelmekten.
Iktidar olduktan sonra nasil zora dayaniyor?
Iktidar ne demektir?
Zorburada tamda senin dedigin iktidari demokratik olmayan yollarla yikmaktir.
Ondan sonra da sadece kendi ideolojik inancini tum topluma zorla dayatmaktir.
Benim dedigimde ise zor yoktur. Iktidara demokratik secim ile gelmis olmak vardir.
İKTİDAR= ZOR AYGITIDIR ZATEN! Hadi hiç bir yasana uymadım, ne yapacaksın? Hadi bankalarını soyuyorum ne yapacaksın? Hadi iktidarını yıkamaya yöneldim ne yapacaksın? malıma el koyacakmışsın, koydurmadım ne yapacaksın? Ciddi değilseniz, yazmayın efendim mecbur değilsiniz.
Demokratik olmayan iktidar neyle yıkılır? Demokrasi dediğin nedir, kimin demokrasisi, kime demokrasidir?
İktidar yıkılmazsa nasıl değişir? Sana gel paşam buyur sen otur cenneti alamızın tepesine mi diyecekler, sebep, sen kimsin? Ayrıcalığın ne? Suud Kralı, sana mektup mu yazdı, gel Eİ, KRALLIĞIM senin olsun filan mı diyor? :) Halbuki demokratik dediğin yolda ZORA DAYANIMIN bir başka biçimidir(daha doğrusu tüm ötekilerle birlikte BİR BİLEŞENİDİR, yani birşeyleri zorla değiştirmiş oluyorsunuz!), şartları, koşulları varsa amenna yok ise kimse beklemez, zora dayanmanın her türlü yolu kullanılır... Yani demokratik demekle bir halt etmiş olmuyorsunuz, bu sizin keyfinize bağlı değil, olsa bile demokratik dediğin yol = ZORA DAYALI yoldur!
Zora dayalı ile gidip = şiddeti bir yapan birisi ile neyi nereye kadar tartışabiliriz. Üstelik her ifadesind ekendisi ZORA DAYANIRKEN?
İŞİD'i hangi demokratik yolla durduruyorsun, hangi demokratik yolla İŞİd ile masaya oturuyorsun? Emperyalist neo liberal bir yaklaşımla, İŞİD ile savaşmayın, size saldırırsa gül uzatın filan diyorsun, yani şiddet unsuru İŞİD değilde, ona direnmek, ve O'nu etkisiz bırakmak sana göre insan haklarına aykırı!(???).. İfadelerine göre şiddet İŞİD şiddeti değil, burada hiç bir şiddet görmüyor, ama bu şiddete direnilirse bunu şiddet olarak damgalıyorsun.
Zora dayanmayacaksan bu konuda işin yok, heleki vay efendim zenginin malına el koymaktan BAHSEDİP, zora dayanıp, zora dayanırlığa karşı çıkmak dahi hayli ciddiyetsizlik oluyor. Yani kısaca bir yandan ZORU KULLANIRIM, öte yandan ZORA dayanmaya, zora, zorunluluğa, koşula, şarta karşıyım diyorsun(yani Alice Harikalar diyarı bir dünyadır bahsettiğin, keyfiniz ne dilerse o oluyor gibi). Bu ne perhiz bu ne sarımsak turşusu?
Bir daha soruyorum, ben zenginim MALIMA NASIL EL KOYUYORSUN? El cevap! Sorulara soru ile karşılık verilmez, bu küçük çocuklar için geçerlidir(altta kalmamak hissi) ama insanlar büyüdükçe kişilikleri oturur ve bu tür psikolojik komplekslerden kurtulurlar, soruya sorularla(hemde alakasız) dönmezler, dönüyorlarsa bu çocukluk hastalığıdır, atamamıştır.
evrensel-insan
03-02-2015, 17:22
İKTİDAR= ZOR AYGITIDIR ZATEN! Hadi hiç bir yasana uymadım, ne yapacaksın? Hadi bankalarını soyuyorum ne yapacaksın? Hadi iktidarını yıkamaya yöneldim ne yapacaksın? malıma el koyacakmışsın, koydurmadım ne yapacaksın? Ciddi değilseniz, yazmayın efendim mecbur değilsiniz.
Evrensel hukuku uygulayacagim. Yani bu hukuka gore seni cezalandiracagim.
Kimin ciddi olup olmadigi kendi 2 asir geride kalmis ideolojisini dogmasini savunma Adina yazdiklarindan belli.
Demokratik olmayan iktidar neyle yıkılır? Demokrasi dediğin nedir, kimin demokrasisi, kime demokrasidir?
Iktidarin demokratik olup olmadikgi baskadir, demokratik olarak iktidara gelmek baskadir. Toplumun farkli halklarinin ve kesimlerinin demokrasisidir.
İktidar yıkılmazsa nasıl değişir? Sana gel paşam buyur sen otur cenneti alamızın tepesine mi diyecekler, sebep, sen kimsin? Ayrıcalığın ne? Suud Kralı, sana mektup mu yazdı, gel Eİ, KRALLIĞIM senin olsun filan mı diyor? :) Halbuki demokratik dediğin yolda ZORA DAYANIMIN bir başka biçimidir(daha doğrusu tüm ötekilerle birlikte BİR BİLEŞENİDİR, yani birşeyleri zorla değiştirmiş oluyorsunuz!), şartları, koşulları varsa amenna yok ise kimse beklemez, zora dayanmanın her türlü yolu kullanılır... Yani demokratik demekle bir halt etmiş olmuyorsunuz, bu sizin keyfinize bağlı değil, olsa bile demokratik dediğin yol = ZORA DAYALI yoldur!
Demokratik sistemlerde iktidara gelenler nasil geliyor? Kimsesana boyle demeyecek. Sen topluyma ve farkli halk ve kesimlerine neden iktidara gelmek istedigini ve kimin icin gelmek istedigini anlatacaksin.
Zora dayalı ile gidip = şiddeti bir yapan birisi ile neyi nereye kadar tartışabiliriz. Üstelik her ifadesind ekendisi ZORA DAYANIRKEN?
Dedigim gibi sartlanmios ideolojik dogma ile yazilanlar algilanmaz.
İŞİD'i hangi demokratik yolla durduruyorsun, hangi demokratik yolla İŞİd ile masaya oturuyorsun? Emperyalist neo liberal bir yaklaşımla, İŞİD ile savaşmayın, size saldırırsa gül uzatın filan diyorsun, yani şiddet unsuru İŞİD değilde, ona direnmek, ve O'nu etkisiz bırakmak sana göre insan haklarına aykırı!(???).. İfadelerine göre şiddet İŞİD şiddeti değil, burada hiç bir şiddet görmüyor, ama bu şiddete direnilirse bunu şiddet olarak damgalıyorsun.
ISID bir terrorist harekettir. Bir terrorist hareket nasil durdurulursa oyle durdurulur. Onu etkisiz birakmak, insan haklarina aykiri degil; aksine insan haklarini ihlal ettigi icin durdurmak gerekli.
Dedimya insan haklarti bile algilanamanmis.
Insan haklari demek, sadece talep, savunu ve destek demek deguildir. Ayni zamanda ihlal edene de izin vermemek demektir.
Zora dayanmayacaksan bu konuda işin yok, heleki vay efendim zenginin malına el koymaktan BAHSEDİP, zora dayanıp, zora dayanırlığa karşı çıkmak dahi hayli ciddiyetsizlik oluyor. Yani kısaca bir yandan ZORU KULLANIRIM, öte yandan ZORA dayanmaya, zora, zorunluluğa, koşula, şarta karşıyım diyorsun(yani Alice Harikalar diyarı bir dünyadır bahsettiğin, keyfiniz ne dilerse o oluyor gibi). Bu ne perhiz bu ne sarımsak turşusu?
Bir daha soruyorum, ben zenginim MALIMA NASIL EL KOYUYORSUN? El cevap! Sorulara soru ile karşılık verilmez, bu küçük çocuklar için geçerlidir(altta kalmamak hissi) ama insanlar büyüdükçe kişilikleri oturur ve bu tür psikolojik komplekslerden kurtulurlar, soruya sorularla(hemde alakasız) dönmezler, dönüyorlarsa bu çocukluk hastalığıdır, atamamıştır.
Neyse dedigim gibi, iki asir oncesinin dogmalasmis bir ideolojisini savunanmak baskadir. Onda tutucu olarak inat etmek baskadir.
Zaten tum inanclar ideolojiler v.s. boyledir, ortaya cikar ve sonradan da caga gore dogmalasir.
Beyinler kendiuni yeniliyemezse de, bu dogmalar cagdisi olarak kalir, tutuculasir, gericilesir ve hatta koktencilesir.
Insan haklarini getirmek Adina, insan hakjlarini ihlal etmek; cagdisi kalmis ideolojilerin inanclarin izmlerin en buyuk ic ve dis cikmazidir.
Cunku onlarin politik cxikari sadece tum haklari kendi ideolojilerine inanclarina tanir. Boylece bunu yapan digerlerinden de farki kalmaz. Cunku kendi ideolojisini dayatmak icin hak ve ozgurluklerri ihlal eder.
Bunu yapanin adi Aizim, Bizm olmus fark etmez.
Sonucta kendi ideolojisi inanci Adina kendi terorunu estirir.
evrensel-insan
03-02-2015, 21:57
Etik veya en yalın tanımıyla töre bilimi. Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak (http://ahlak.nedir.com/) kavramının doğasını anlamaya çalışır.
Kaynak: http://etik.nedir.com/#ixzz3QclHH4K5
Benim bahsettigim felsefenin etik dali degil, insanoglunun dusunce ve davranista caga parallel olarak etik olmasi ve etik davranmasi.
Yani etigin tum farklarini kucaklayabilmesi, mesela durust tarafsiz v.s. olmasi.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=516017&postcount=1182
Çinde bir ata sözü vardır.Aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir. Avrupada ise ahlak ne alt sınıflar ve en üst sınıflarda yoktur. Ahlak orta sınıfın işidir denir.
Etik olmak ya da etik dali sadece ahlak ile sinirli degildir. Tum soyutlamalari soyut degerleri icerir (milli, dini, geleneksel, siyasal, sosyal v.s.)
İktidar mücadelesi içinde ahlak aranmaz ayrıca iktidar mücadelesi verdiğin sınıfta zaten ahlak yoktur.
Demekki etik davranış bütün toplumu içine almıyor toplumların belki de en az olan kesimini ilgilendiriyor.
Ben iktidar mucadelesini iktidarda olan icin degil, toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin veriyorum. Bu acidan da etik olmak durumundayim. Politika zaten etik degildir. Etiugin dalidir ama; politika yapan, etik davranmaz.
hayat ve Sermaye birikimi en ahlaksız iştir ama aynı zamanda gelişmenin de olmazsa olmazıdır.
Bu durumda üretimde ahlak aradığımızda toplum bir adım ileri atamaz eğer insanlık tarihinde ahlak olmuş olsa idi insanlık hala ilkel çağlarda yaşıyor olacaktı.
Her toplumun birbiri ile çelişen ahlak anlayışı vardır onun için gelişmenin ve mücadelenin hedefine ahlak konmaz
İktidar savaşı adı üstüne savaştır eh savaşta ahlak aramak savaşı baştan kaybetmek ola gerek.
Bütün olaylarda taraf olmak vardır işte o taraf olmak her kes kendi için doğru dediğini yapmasıdır benim doğrum karşımdakinin yanlışıdır.
Toplumun hiç bir kesiminde her kese özgürlük olmaz var demek ancak yönetici olmakla eş anlamlıdır. Bütün toplumun özgür olabilmesi için özgürlüğü engelleyen bütün unsurların ortadan kaldırılması gerekir.
Yoksa sadece hayal olarak kalır.
Zaten benim dedigim etik olmak ta bu. her turlu deger mozayigini kucaklayabilmek ve birini digerine politik cikar Adina ustun kilmamak.
spartacus
03-02-2015, 22:08
Evrensel hukuku uygulayacagim. Yani bu hukuka gore seni cezalandiracagim.
Tamam işte şimdi ZORA DAYANIRLIĞIN ne olduğunu analdın, uamrım artık şiddet ile karıştırmazsınız..
Kimin ciddi olup olmadigi kendi 2 asir geride kalmis ideolojisini dogmasini savunma Adina yazdiklarindan belli.
Mesele ideoloji meselesi filan değil, önce karşınızdaki anlama, doğru okuyabilme meselesidir, yukarıda örnek verildi, ve bu sanırım 3. kez zora dayanırlık ile ifade edilenin şiddet olmadığı tarafınıza iletiliyor.
Iktidarin demokratik olup olmadikgi baskadir, demokratik olarak iktidara gelmek baskadir. Toplumun farkli halklarinin ve kesimlerinin demokrasisidir.
Bu ancak demokratik iktidarlarda mümkün, yien en üste dönük, ZORA DAYANMAK şiddet değildir, ama gerektiğinde şiddetide kapsayabilir ve bu ne sizin ne de benim irademde değil. Ben şiddete karşıyım, ama şiddet uygulayana karşı şiddetle direnmeye karşı olamam, zira bu irademde olsa, zaten şiddet uygulayanı, bundan kelli uygulamayacak derim o da uygulamaz, ama hayat böyle abra, kadabralar üzerine kurulu değil ne yazık ki.
Demokratik sistemlerde iktidara gelenler nasil geliyor? Kimsesana boyle demeyecek. Sen topluyma ve farkli halk ve kesimlerine neden iktidara gelmek istedigini ve kimin icin gelmek istedigini anlatacaksin.
İktidar = hükümet demek değil, bakın ben hükümetten bahsetmiyorum, ekonomi-politik bir sistem, bu sistemin değişmesinden bahsediyorum, bu sistem değişmezse, iktidar da yapısı da, karakteride değişemz, ve bu iş öyle sizin iddia ettiğiniz gibi Evrensel Hukuk! ile olacak şeyler değil! İktidar olmadan, siz o hukuku zaten işletemezsiniz, ama iktidar demek hükümet demek değildir, hükümet olsanız yine işletemezsiniz, örneğin zenginin malına el koyamazsınız. Kısaca ben ekonomi-politik bir sistemden bahsediyorum bir bütün halinde, siz ise ne sistemi değişmekle ilgilisiniz, ne de sisteme göre beyanlarınız var, siz hükümetten bahsediyorsunuz, aynı dili konuşmuyoruz. Hükümet de olsanız, siz bu sistemin hükümeti olabilirsiniz, ve size rağmen valisi, kaymakamı genelgeler yayınlar..
ISID bir terrorist harekettir. Bir terrorist hareket nasil durdurulursa oyle durdurulur. Onu etkisiz birakmak, insan haklarina aykiri degil; aksine insan haklarini ihlal ettigi icin durdurmak gerekli.
Dedimya insan haklarti bile algilanamanmis.
Mesele burada anlaşılmaman değil, kimseyi doğru düzgün anlayamaman! Ben ZORA DAYANMAKTAN bahsediyorum dönüp bana şiddetten filan, insan haklarından dem vuruyorsun, sonrada Evrensel Hukuka dayalı ZOR kullanımından bahsediyorsun, ben neyi anlatıyorum peki günlerdir. neye dayanırsan dayan, iktidarın devrilmesi de sömürüye, köleliğe, insan haklarına sahip çıkma, şiddete karşı olma hakkıyla-hukukuyla zora dayanır!?! Şimdide diyorsun ki, İŞİD teröristmiş! dünya iktidarlarının yapısında da vardır o terörizm. Beni anlayabiliyor musun? Yeri geldiğinde de halka topluma karşı terörün(bu yetmezse), şiddetin en alasını kullanırlar, ama neye göredir bu nabza, ortama, toplumun örgütlülüğü, hakim sınıfların nesnel durumu, psikolojisine ve taleplerine göre! Yani diyorum ki şiddete karşı mısın? İŞİD derken ne dediysen, sistemde ona dokunduğun an o yapıya bürünür, bürünmektedir, zira zora dayanır, zoru da kullanır, yeterki kullanacağı bir an, fiiliyat olsun! İşte bu durumlarda toplumlar, kendisine şiddet, zor kullanan iktidara karşı, anca zora dayalı varlık-direnç gösterebilirler.
Beni anlıyor musun?
Terörizm nedir? Şiddet demek değildir, terör, psikolojik, politik, askeri bir savaş taktiğidir. Sık, sık kapitalist, emperyalst devlet-iktidarlar başvuruyor, bu sürekli kullanılır, süreğen ve yaygın kullanımı psikolojiktir ve aslında TERÖR psikolojik etki oluşturmak, geri adım attırmak, caydırmak, kabullendirmek adına kullanılan bir savaş taktiğidir. Bu kapitalist devletlerde süreğen kullanılan bir taktiktir.Örneğin Türkiye de AKP son 5 yıl, sürekli teröre başvurdu, başvuraya devam ediyor, edecekte. Örneğin basın, yayın züerine baskı kurmak terördür, bir kaç gazeteciyi işinden attırmak, hedef göstermek, diğerlerine korku salmak amacı taşır, işte tam da buna terör deniyor. Kendisi gibi düşünmeyen, inanmayan heresi, kötülemekte, susturmakta ve çeşitli alanlarda ses getirir biçidme kurbanalr seçip, yaptırımlara gitmekte böylelikel o kurbanlar eliyle geri kalana gözdağı verilmektedir= terör... İste ben sana yüzlerce devlet terörü örneği veririm. Gezie ylemlerinde öldürülen insnalar bilinçli öldürüldü, bu katliamlar bir terör eylemi id, o şekilde iktidar, tüm diğerlerine gözdağı verdi, vermeye çalıştı yani teröre başvurdu. Dile benden en kabasıdan, en incesine kadar sana buraya bir dolu terör örneği vereyim...
Ne dedim ZORA DAYANMAK, zora dayanmadan bir taşı bile yerinden kaldırmazsınız, eğer amacınız bir şeyleri değiştirmekse, o nedenle diyorum ya ciddiyetsiz ifadelere sahipsiniz, hem bir yandan ZORA DAYANIP, hem de öte yandan zora dayanmayı şiddet ile bir tutabildiniz(yani dejenere ettiniz, siz insan haklarının, sömürülmemenin, köleliğin, özgürlük savaşlarını vb, hepsini şiddet kefesine sokup, önemsizleştirdiniz.). Yine de ne hikmetse, kendiniz herkesten önce ZORA DAYANDINIZ... Bu yazımın başına ekledim alıntısını, yapacağın YAPTIRIMI!..
Ya zora dayanırlık ile şiddetin aynı şeyler olmadığını artık kavrayın, ya da siz öyle bilmeye devam edin, o şartlanmış ideolojik dogma derken, tamda kendinizden bahsediyor oluşunuzu hala görmeyiverin.
evrensel-insan
03-02-2015, 22:12
[QUOTE=evrensel-insan;538182]Evrensel hukuku uygulayacagim. Yani bu hukuka gore seni cezalandiracagim.
[/QUTE]
Tamam işte şimdi ZORA DAYANIRLIĞIN ne olduğunu analdın, uamrım artık şiddet ile karıştırmazsınız..
Mesele ideoloji meselesi filan değil, önce karşınızdaki anlama, doğru okuyabilme meselesidir, yukarıda örnek verildi, ve bu sanırım 3. kez zora dayanırlık ile ifade edilenin şiddet olmadığı tarafınıza iletiliyor.
Bu ancak demokratik iktidarlarda mümkün, yien en üste dönük, ZORA DAYANMAK şiddet değildir, ama gerektiğinde şiddetide kapsayabilir ve bu ne sizin ne de benim irademde değil. Ben şiddete karşıyım, ama şiddet uygulayana karşı şiddetle direnmeye karşı olamam, zira bu irademde olsa, zaten şiddet uygulayanı, bundan kelli uygulamayacak derim o da uygulamaz, ama hayat böyle abra, kadabralar üzerine kurulu değil ne yazık ki.
İktidar = hükümet demek değil, bakın ben hükümetten bahsetmiyorum, ekonomi-politik bir sistem, bu sistemin değişmesinden bahsediyorum, bu sistem değişmezse, iktidar da yapısı da, karakteride değişemz, ve bu iş öyle sizin iddia ettiğiniz gibi Evrensel Hukuk! ile olacak şeyler değil! İktidar olmadan, siz o hukuku zaten işletemezsiniz, ama iktidar demek hükümet demek değildir, hükümet olsanız yine işletemezsiniz, örneğin zenginin malına el koyamazsınız. Kısaca ben ekonomi-politik bir sistemden bahsediyorum bir bütün halinde, siz ise ne sistemi değişmekle ilgilisiniz, ne de sisteme göre beyanlarınız var, siz hükümetten bahsediyorsunuz, aynı dili konuşmuyoruz. Hükümet de olsanız, siz bu sistemin hükümeti olabilirsiniz, ve size rağmen valisi, kaymakamı genelgeler yayınlar..
Mesele burada anlaşılmaman değil, kimseyi doğru düzgün anlayamaman! Ben ZORA DAYANMAKTAN bahsediyorum dönüp bana şiddetten filan, insan haklarından dem vuruyorsun, sonrada Evrensel Hukuka dayalı ZOR kullanımından bahsediyorsun, ben neyi anlatıyorum peki günlerdir. neye dayanırsan dayan, iktidarın devrimesi de sömürüye, köleliğe, insan halarına, şiddete karşı olma hakkıyla-hukukuyla zora dayanır!?! Şimdide diyorsun ki, İŞİD teröristmiş! dünya iktidarlarının yapısında da vardır o terörizm. Beni anlayabiliyor musun? Yeri geldiğinde de halka topluma karşı terörün(bu yetmezse), şiddetin en alasını kullanırlar, ama neye göredir bu nabza, ortama, toplumun örgütlülüğü, hakim sınıfların nesnel durumu, psikolojisine ve taleplerine göre! Yani diyorum ki şiddete karşı mısın? İŞİD derken ne dediysen, sistemde ona dokunduğun an o yapıya bürünür, bürünmektedir, zira zora dayanır, zoru da kullanır, yeterki kullanacağı bir an, fiiliyat olsun! İşte bu durumlarda toplumlar, kendisine şiddet, zor kullanan iktidara karşı, anca zora dayalı varlık-direnç gösterebilirler.
Beni anlıyor musun?
Terörizm nedir? Şiddet demek değildir, terör, psikolojik, politik, askeri bir savaş taktiğidir. Sık, sık kapitalist, emperyalst devlet-iktidarlar başvuruyor, bu sürekli kullanılır, süreğen ve yaygın kullanımı psikolojiktir ve aslında TERÖR psikolojik etki oluşturmak, geri adım attırmak, caydırmak, kabullendirmek adına kullanılan bir savaş taktiğidir. Bu kapitalist devletlerde süreğen kullanılan bir taktiktir.Örneğin Türkiye de AKP son 5 yıl, sürekli teröre başvurdu, başvuraya devam ediyor, edecekte. Örneğin basın, yayın züerine baskı kurmak terördür, bir kaç gazeteciyi işinden attırmak, hedef göstermek, diğerlerine korku salmak amacı taşır, işte tam da buna terör deniyor. Kendisi gibi düşünmeyen, inanmayan heresi, kötülemekte, susturmakta ve çeşitli alanlarda ses getirir biçidme kurbanalr seçip, yaptırımlara gitmekte böylelikel o kurbanlar eliyle geri kalana gözdağı verilmektedir= terör... İste ben sana yüzlerce devlet terörü örneği veririm. Gezie ylemlerinde öldürülen insnalar bilinçli öldürüldü, bu katliamlar bir terör eylemi id, o şekilde iktidar, tüm diğerlerine gözdağı verdi, vermeye çalıştı yani teröre başvurdu. Dile benden en kabasıdan, en incesine kadar sana buraya bir dolu terör örneği vereyim...
Ne dedim ZORA DAYANMAK, zora dayanmadan bir taşı bile yerinden kaldırmazsınız, eğer amacınız bir şeyleri değiştirmekse, o nedenle diyorum ya ciddiyetsiz ifadelere sahipsiniz, hem bir yandan ZORA DAYANIP, hem de öte yandan zora dayanmayı şiddet ile bir tutabildiniz(yani dejenere ettiniz, siz insan haklarının, sömürülmemenin, köleliğin, özgürlük savaşlarını vb, hepsini şiddet kefesine sokup, önemsizleştirdiniz.). Yine de ne hikmetse, kendiniz herkesten önce ZORA DAYANDINIZ... Bu yazımın başına ekledim alıntısını, yapacağın YAPTIRIMI!..
Ya zora dayanırlık ile şiddetin aynı şeyler olmadığını artık kavrayın, ya da siz öyle bilmeye devam edin, o şartlanmış ideolojik dogma derken, tamda kendinizden bahsediyor oluşunuzu hala görmeyiverin.
Gene basliyoruz.
Yukarida koyulastirdigim cumlenin anlamini biliyor musun?
Ne demek "demokratik iktidar mumkunlugu?"
Demokratik olarak iktidara gelmek ne demektir?
Burada zor kullanma nerdedir?
Demek terorizm siddet degildir. Dogrudur her senin gibi kendi ideolojisini inancini izmini topluma zorla dayatmaya kalkanlar icin olmasa gerek.
Buralari eger yanitliyabiliresen, iktidara demokratik olarak geldikten sonar neler olacagi konusu farkli bir konudur.
Bilmem anlatabildim mi?
evrensel-insan
03-02-2015, 22:27
Syriza Yunanistan'da iktidara nasil geldi, zorlami/yoksa demokratik olarak toplumun oyunun coklugunu alarak mi?
Syriza zaten birey bilinci ve sosyo-etik bilinc olarak iktidara gelmistir.
Boylece dunyada zoraki iktidara gelmek devri de reel olarak bitmistir.
Tabi burada iktidara gelmek ilk adimdir. Onemli olan iktidarda iken toplumun farkli halklarinin ve kesimlerinin iktidari olup olmadigini zaman gosterecektir.
Fransa'da Hollande de kendine "sosyalist" demekte ama politik cikar olarak O.Dogu'ya saldirmayi desteklemektedir.
Aslinda da sasmamak gerekir. Cunku bunu ilk SSCB Afganistan'a saldirmak ile yapmistir.
Ne demokrasi ne de sosyalizm, bir ulkeye saldirarak oraya aktarilamaz.
Iste bu zihniyet zaten emperyalizmiun politik cikar ve somurusunun temelidir.
Dunyaya ve ulkelere saldirartak ve mudahele ederek, onlara demokrasi getirmenin adi; bu ulkeleri ekonomik olartak ele gecirmektir.
Toplumunu halklarini bilinclendir onlarda seni iktidar olarak secsinler. Zoraki hic bir basari ve kalicilik elde edilemez.
Iste gecmis yuzyilin dogmalasmis devrim ve iktidar zorlamalari ortada.
Hangisi evrensel hukuk insan haklari temelinde bir hak ve ozgurlukler iktidari?
Ben iktidar mucadelesini iktidarda olan icin degil, toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin veriyorum. Bu acidan da etik olmak durumundayim. Politika zaten etik degildir. Etiugin dalidir ama; politika yapan, etik davranmaz.
Sn Evrensel.İktidar mücadelesi öncelikle iktidara gelmek için verilir sonra kalmak için olur daha sonra ikitidarını bütün topluma kabul ettirmek için yapılır.
Eğer bunlar için yapmıyorsan iktidar diye bir talebin yoktur talebin olmadığında ancak iktidarın ne olması gerektiği konusunda tevsiyede bulunursun seni ne kadar dinlerler bilemem.
Bizim iddiamız bütün insanlığın iktidar olma talebini yaratan şartların tamamıyla kaldırılmasıdır onun içinde iktidarlardaki zorunlu olan bütün şartların ortadan kalkması gerekir.
Bu konuda en etik davranış budur açık ve net kimseyi aldatmadan yapacağını muhalefetken söylemek.
Zaten benim dedigim etik olmak ta bu. her turlu deger mozayigini kucaklayabilmek ve birini digerine politik cikar Adina ustun kilmamak. Bu sizin hayır dediğiniz şey zaten var kapitalizm şartlarında her kesin aynı olması aynı değerde olması mümkün değil bizde aynı olması için işte o zorun kullanılması gerektiğini söylüyoruz. Sizin mozaik dediğiniz şeyi kapitalizm bitirmiştir ya kapitalistsin ya işçi hangi dili konuşsan hangi coğrafyada bulunsan hangi bayrak altında dursan bu iki sınıftan birisin eğer bu iki sınıftan değilsen ikisinden birine en yakın olanısın.
Çalıştıranla çalışan aynı dünyada olursa insanlığın aynı olması mümkün değildir bu durumu mülkiyet biçimleri yaratır
SYRIZA .Yunanistanı krizden çıkarma itifakıdır kriz yaşanmamış olsa idi hiç şansı yoktu. SYRIZA yı yunan halkı yaratmadı yunanistandan alacağı olan ülkelerin projesidir. Ömrü başarısına bağlı.
evrensel-insan
04-02-2015, 00:11
Sn Evrensel.İktidar mücadelesi öncelikle iktidara gelmek için verilir sonra kalmak için olur daha sonra ikitidarını bütün topluma kabul ettirmek için yapılır.
Aynen oyle. Bu da demokratik yolla olur.
Eğer bunlar için yapmıyorsan iktidar diye bir talebin yoktur talebin olmadığında ancak iktidarın ne olması gerektiği konusunda tevsiyede bulunursun seni ne kadar dinlerler bilemem.
Bizim iddiamız bütün insanlığın iktidar olma talebini yaratan şartların tamamıyla kaldırılmasıdır onun içinde iktidarlardaki zorunlu olan bütün şartların ortadan kalkması gerekir.
Bu konuda en etik davranış budur açık ve net kimseyi aldatmadan yapacağını muhalefetken söylemek.
Burada demokrtatik olmayan yollar ile iktidara gelmek bastan etik olmamaktir.
Bu sizin hayır dediğiniz şey zaten var kapitalizm şartlarında her kesin aynı olması aynı değerde olması mümkün değil bizde aynı olması için işte o zorun kullanılması gerektiğini söylüyoruz. Sizin mozaik dediğiniz şeyi kapitalizm bitirmiştir ya kapitalistsin ya işçi hangi dili konuşsan hangi coğrafyada bulunsan hangi bayrak altında dursan bu iki sınıftan birisin eğer bu iki sınıftan değilsen ikisinden birine en yakın olanısın.
Çalıştıranla çalışan aynı dünyada olursa insanlığın aynı olması mümkün değildir bu durumu mülkiyet biçimleri yaratır
O zaman ne den zor kullaniliyor?
O devirler 2 asir once idi. O zaman sosyalizm bir politika idi, simdi ise etik olmanin sosyal ve bireysel degeri.
Ekonomi ise tamamen iktidar sonrasi olan bir konudur.
Sn Evrensel
sizin anlamadığınız düzenin tamamıyla değişmesdir.Eğer niyetinizde düzen içinde daha iyi bir şey yapmaksa zaten zora ihtiyaç yoktur. İşte SYRIZA örneği .Bu durumda Siz zaten düzenin bir parçasısınızdır.
Ama düzen değiştirip birde bu değiştirdiğinizi korumak varsa zora mecburen baş vurmak zorundasınız. Yoksa elinizde tutamazsınız izin vermezler
Bakın bazı şeylerin değişimi çok zordur bu dünyada kölecilik binlerce yıl sürdü feodalitede .Dünyada kapitalist mülkiyet anlayışı hala var.
Yaşanmış olan sosyalizmde eksik olan, fazla olan çok şey vardı ama iktidara gelme biçimi ve kalma biçiminde değişen bir şey yok zor o günde vardı yine de olacaktır.
Kapitalizmde bundan 300 yıl önce kapitalist sınıf iktidarda idi 300 yıl geçmesine rahmen yine iktidarda ve iktidarını zor yolu ile sürdürüyor.İçinde farklı partilerin olması burjuva sınıfının zordan vaz geçtiğini anlatmaz. Faşizmler darbeler vetolar yasaklar bunun isbatıdır.
İşte bu kapitalizm,in etiği.
evrensel-insan
04-02-2015, 00:55
Sn Evrensel
sizin anlamadığınız düzenin tamamıyla değişmesdir.Eğer niyetinizde düzen içinde daha iyi bir şey yapmaksa zaten zora ihtiyaç yoktur. İşte SYRIZA örneği .Bu durumda Siz zaten düzenin bir parçasısınızdır.
Neden dozen sadece iktidara gelmeden zorla devrim ile mi degisir?
Iktidara geldiginizde neden duzeni degistiremeyesiniz?
Bak, dictator bu seferde gelirse, bak bakalim dozen degisiyor mu/degismiyor mu?
Ama düzen değiştirip birde bu değiştirdiğinizi korumak varsa zora mecburen baş vurmak zorundasınız. Yoksa elinizde tutamazsınız izin vermezler
Bu cumle, toplumu ve farkli halklarini ve kesimlerini nicelik yerine koymaktir. Neden onlarda bilincli iseler duzenin degismesi lehlerine olacaksa karsi koysunlar?
Bakın bazı şeylerin değişimi çok zordur bu dünyada kölecilik binlerce yıl sürdü feodalitede .Dünyada kapitalist mülkiyet anlayışı hala var.
Iste degisiumden once bu degisimin gerekliliginin bilinci gerekli. Bu da toplumu nicelik degil, nitelik olarak algilamak la olur.
Yaşanmış olan sosyalizmde eksik olan, fazla olan çok şey vardı ama iktidara gelme biçimi ve kalma biçiminde değişen bir şey yok zor o günde vardı yine de olacaktır.
O zaman siz hic bir zaman insan haklari ve hak ve ozgurluklerden etik olarak bahsemezsiniz, ancak ideolojik/politik cikar olarak bahsedebilirsiniz.
Bu da toplumu kandirmaktir.
Kapitalizmde bundan 300 yıl önce kapitalist sınıf iktidarda idi 300 yıl geçmesine rahmen yine iktidarda ve iktidarını zor yolu ile sürdürüyor.İçinde farklı partilerin olması burjuva sınıfının zordan vaz geçtiğini anlatmaz. Faşizmler darbeler vetolar yasaklar bunun isbatıdır.
İşte bu kapitalizm,in etiği.
Sebebi cok basit. Cunku karsisinda ondan farkli bir sekilde iktidara gelmek isteyen bir izm yok. Yani zor yolu ile gelipzorlayarak kalmak. Bunun emperyalist zihniyetin baska ulkelere saldirmasindan farki nedir? Tek fark sen bu zorlamayi kendi ulkende yapiyorsun.
Bugun kapitalizmin gelismisliginde ulkesinde ve toplumunda hem birey bilinci hem de sosyo-etik bilinc vardir. Eger sen iktidar olarak toplumun ve farkli halklarinin ve kesimlerinin Adina iktidara gelerbilecegini topluma anlatabilirsen, onlar daseni iktidara getirirler.
Dunya iki asir oncesinin dunyasi degil. Ne felsefede, ne bilimde, ne teknikte ne de insanoglunun her turlu beyinselniteliginde.
Kimse insanoglunu nicelik olarak degerlendirip, kendi ideolojik inancsal izmini zorla dayatamaz.
Bu etik degildir ve ancak politik cikar icerir.
Neden dozen sadece iktidara gelmeden zorla devrim ile mi değiştiremeyesiniz ?Siz düzen değişiminden ne anlıyorsunuz ?
Neden dozen sadece iktidara gelmeden zorla devrim ile mi degisir? Devrim eski yapıların yıkımı yeni yapıların kurumu için yapılan bir eylemdir. Bu işin uygulanması için eski yapıların sahipleri biz yorulduk artık siz istediğiniz şekilde yönetin demezler her halde .Sizce derler mi ?
Bak, dictator bu seferde gelirse, bak bakalim dozen degisiyor mu/degismiyor mu? Sen düzen değişiminden ne anlıyorsun ? Bizim düzen değişimi diye anlattığımız üst yapılarda değişim değil alt yapılardada değişim onun için işçi sınıfı iktidar demekteyiz.
Sn Evrensel sorduğun sorulardan anlaşıldığına göre siz bizi anlamamışsınız veya biz kendimizi anlatamamışız .
Biz düzen değişi derken bir avuç aklı evvel bir araya gelip şu düzeni değiştirelim demiyoruz. Biz nitel memnuniyetsizlerden bahsediyoruz yani müklsüzlerin mülkiyeti eline geçirenlere isyanından söz ediyoruz yani çoğunluğun azınlığa isyanını.
Siz diyorsunuzki madem çoğunluğu yanınıza kattınız niçin normal (seçim) yolunu denemiyorsunuz kim diyor denemediğimizi ama eğer probadandalarınızda biz sizin mülkiyetini elinizden alıp topluma vereceğiz dediğimizde size görünen yol mahkemeler ve ceza evi olacaktır. Demediğimizde topluma yalan söylemiş uluruz.
İnsan hakları evet çok moda bir söz ama insan kim kimin insan olarak hakkı vardır. Somada ölen 300 kişi insanmıdır inşaatlardan düşerek ölen 1500 kişi insanmıdır ekonomik sıkıntıdan intihar edenler insanmıdır kim onları insan saydı
İşte biz o çeşitli nedenlerden ölenleri insan onları çeşitli çıkarları için ölmesini isteyenleri insan saymıyoruz. Çünkü onlar bizi insan değil meta veya kurban sayıyor.
Sn Evrensel emperyalizm kapitalizmin çocuğudur onu doğuran büyüten kapitalizm yani üretim araçlarının özel mülkiyetidir ikisi birbirinden ayrı değil ana oğuldur.
Bu gün emperyalizm ne ise dün kapitalizm aynı idi hatta kapitalizm öncesi bütün sınıflı sistemler bir birinin devamı.
Dün insanlar köle idi bu gün ücretli köle heleki bu gün yaşadığımız kapitalizm dahada adi insanları ehlileştirilmiş hayvana çevirdiler.
Bu düzen insan yakışmıyor geç kalınmadan dünyadan def edilmelidir.
Kapitalizm insanı birey saymaz onlar sürüdür ya tüketimde ya üretimde ancak birey olmak fark etmekle oluşur o da ne kadar olur bilinmez.
Siz kapitalizmin güzel yüzünü görüyorsunuz Libya tunus suriye Arabistan yemen afkanistan pakistanda olanlar işte kapitalizmin başka yüzü içinde ABD Almanya İngiltere fransa ve o gelişmiş ülkelerin çıkarları var.
İşte bunların içinde hap İZM ler var idolojiler var. izin aklınıza İZM ler ve idolojiler dendiğinde hep sosyalizm komünizm gelmekte içinde yaşadığınız her şey İZM.
İZM in anlamı cılık cilik demektir kapital sermaye sermaye peşinde koşmak sermayeciliktir yani kapitalizm Sosyal bir düzen toplumculuktur sosyalizm toplumculuktur .Tercih sizin ama neyi tercih ederseniz edin muhakkak bir İZM tercih edeceksiniz.
Dialectics
04-02-2015, 13:53
Kapitalizm "sosyalizm"in öncülüdür diyen ya da benzeri bir görüşü var mıdır Marx'ın? Yani insanlığın sosyalizme geçmesi için gerekli şartların kapitalizm tarafından hazırlanacağına dair?
Sol görüşün Avrupa'da yükselmeye başlaması bunla açıklanabilir mi?
VirtualReality
04-02-2015, 14:10
Ben milliyetciyim.
Devleti halkin bicimlendirmesinden yanayim.
Liderin otoritesi olmamali.
Kapitalizm "sosyalizm"in öncülüdür diyen ya da benzeri bir görüşü var mıdır Marx'ın? Yani insanlığın sosyalizme geçmesi için gerekli şartların kapitalizm tarafından hazırlanacağına dair?
Sol görüşün Avrupa'da yükselmeye başlaması bunla açıklanabilir mi?
Tarihte geriye doğru yolculuk ettiğimizde insanlık ilk çağlarda komün şekilde yaşamış o çağdan bu yana mülkiyetler en az ellerde toplanmış şu anda dünyayı yöneten insan nüfusun çok azı olmakta geniş insan kitlesi yönetiliyor teknolojinin gelişmesi ile insanlar sosyal yardımlara bağımlı hale düştü yani ehlileştirilmiş birer canlılar.
İnsanlık onurlu bir yaşam sürdürmesi için özne olmak zorunda esaret insana yakışmaz.
İnsan özgür olabilmesi için çalışmanın gönüllü olması gerekir bunun içinde üretim araçlarının gelişmesi gereklidir. İşte kapitalizm bu işi yapacaktır.
Elbette kapitalizm insanı sevdiği için yapmayacak rakabet ve en yüksekte olmak için yapacak.
Kapitalizmde bu gelişme bütün insanların iş birliği sonucu olacak.
Marx bu maksadla söylemiş bu sözü Kapitalizm sosyalizm (komünizm) in merdiven basamaklarıdır.
Ben milliyetciyim.
Devleti halkin bicimlendirmesinden yanayim.
Liderin otoritesi olmamali.
sosyalistlerde biraz milliyetçidir onlar kendilerine milliyetçi demezler yurtsever derler.
Fakat devlet halkı biliçlendirmez çünkü tarafsız deyildir
Liderin otaritesi biraz çalişmayanlar için kurtarıcı gibidir.
Saint-Just
04-02-2015, 19:54
sosyalistlerde biraz milliyetçidir onlar kendilerine milliyetçi demezler yurtsever derler.
Fakat devlet halkı biliçlendirmez çünkü tarafsız deyildir
Liderin otaritesi biraz çalişmayanlar için kurtarıcı gibidir.
milliyetçilik ile yurtseverlik çok farklı kavramlardır. milliyetçilik zamanına göre ilerici olsa da, artık gerici olmuş ve faşizm'in temelini oluşturmuştur. içeriğinde sınıf işbirliği yatar.
milliyetçilik ile yurtseverlik çok farklı kavramlardır. milliyetçilik zamanına göre ilerici olsa da, artık gerici olmuş ve faşizm'in temelini oluşturmuştur. içeriğinde sınıf işbirliği yatar.
Bu tanımlama Türkiyede çok yapılıyor. Bence doğru değil Faşizm dini ve milliyetçiliği hatta gelenekleri kullanır.Milliyetçilik faşizm,i kullanmaz.
Faşizm çok küçük bir azınlığın(oligarşi) krize düştüğünde krizden çıkma siyasetidir .Ama milliyetçilik bütün toplumu aynı milliyeten sayar onun için faşizm gibi azınlığın değil çoğunluğun idolojisidir.
Milliyetçilik en çok kapitalist dönemi ile açıklanır çünkü millet olma bilinci kapitalizmle birlikte doğdu.
Yurt severlikte benzer bir şeydir daha çok halk tarafından kullanılır,milliyetcilikten biraz daha eskilerdendir.
Bu gün gericileşen sadece milliyetçilik değil din ve yurt severlikte gericileşmiştir. Biz buna gerici demiyor çağın gerisine düşmüş diyoruz.
Faşizm bir sınıflar işbirliği değildir azınlık yani oligarşi nin ekonomik ve siyasal çıkarlarının savunulmasıdır.Daha çok kriz dönemlerinin çıkış yoludur.
Saint-Just
04-02-2015, 20:16
Bu tanımlama Türkiyede çok yapılıyor. Bence doğru değil Faşizm dini ve milliyetçiliği hatta gelenekleri kullanır.Milliyetçilik faşizm,i kullanmaz.
Faşizm çok küçük bir azınlığın(oligarşi) krize düştüğünde krizden çıkma siyasetidir .Ama milliyetçilik bütün toplumu aynı milliyeten sayar onun için faşizm gibi azınlığın değil çoğunluğun idolojisidir.
Milliyetçilik en çok kapitalist dönemi ile açıklanır çünkü millet olma bilinci kapitalizmle birlikte doğdu.
Yurt severlikte benzer bir şeydir daha çok halk tarafından kullanılır,milliyetcilikten biraz daha eskilerdendir.
Bu gün gericileşen sadece milliyetçilik değil din ve yurt severlikte gericileşmiştir. Biz buna gerici demiyor çağın gerisine düşmüş diyoruz.
Faşizm bir sınıflar işbirliği değildir azınlık yani oligarşi nin ekonomik ve siyasal çıkarlarının savunulmasıdır.Daha çok kriz dönemlerinin çıkış yoludur.
faşizm'in kriz dönemlerinin çıkış yolu olduğu doğru, ancak içerisinden sınıf işbirliği yatmadığı yanlıştır. milliyetçiliğin ekonomiye bakış açısı, emek ile sermaye arasında işçi ile işveren arasında tam bir ''uyum'' sağlanmasıdır. bu da kaçınılmaz olarak faşizm'i yani burjuvazi'nin en terörcü diktatörlüğünü doğurur. dmitrov'un faşizm tanımı, dünya komünistlerinin ezici çoğunluğunun kabulüdür;
''faşizm, finans-kapitalin en gerici, en şovenist ve en
emperyalist öğelerinin açık terörcü diktatörlüğüdür.''
ek olarak şu linkleri de incelemelisin;
https://eksisozluk.com/entry/42643584
https://eksisozluk.com/entry/42645057
https://eksisozluk.com/entry/42648156
faşizm'in kriz dönemlerinin çıkış yolu olduğu doğru, ancak içerisinden sınıf işbirliği yatmadığı yanlıştır. milliyetçiliğin ekonomi ye bakış açısı, emek ile sermaye arasında işçi ile işveren arasında tam bir ''uyum'' sağlanmasıdır. bu da kaçınılmaz olarak faşizm'i yani burjuvazi'nin en terörcü diktatörlüğünü doğurur. dmitrov'un faşizn tanımı, dünya komünistlerinin ezici çoğunluğunun kabulüdür;
''faşizm, finans-kapitalin en gerici, en şovenist ve en
emperyalist öğelerinin açık terörist diktatörlüğüdür.''
ek olarak şu linkleri de incelemelisin;
Ben Dimitrov,un tanımını eksik buluyorum.O faşizmin sonuçlarından hareketle tanım yapmış bense nedenlerinden tanımlıyoum.
İşçi ile kapitalistin üretim ve bölüşümündeki uyumu kötü bir şey değildir ama faşizm böyle bir uyumu ön görmez çünkü faşizm daha çok oligarşik sınıfın bir çözüm eylemidir hatta finans kapitalin egemen olduğu dönemlere hastır.
Milliyetçilik kapitalist gelişme çağıdır. Faşizm aslında milliyetçiliğede karşıdır çünkü sermayenin milliyeti olmadığı çağ emperyalist çağdır faşizm işte bu çağın ürünüdür.
evrensel-insan
04-02-2015, 20:58
Neden dozen sadece iktidara gelmeden zorla devrim ile mi değiştiremeyesiniz ?Siz düzen değişiminden ne anlıyorsunuz ?
Olanin tamamen degisimi.
[quote]Neden dozen sadece iktidara gelmeden zorla devrim ile mi degisir? Devrim eski yapıların yıkımı yeni yapıların kurumu için yapılan bir eylemdir. Bu işin uygulanması için eski yapıların sahipleri biz yorulduk artık siz istediğiniz şekilde yönetin demezler her halde .Sizce derler mi ?
Neden illa eski yapiyi yikmak ve yeni yapiyi kurmak icin devrim gerekiyor, demokratik yolla bu istemini neden dile getiremiyorsun?
Diktator taa 1980'den beri "hem laik hem musluman olunmaz, ya musluman olacaksin, ya da laik" demiyor mu?
Yarin iktidara tek basina gelse Anayasayi da degistirdiginde zaten kalmamis olan T.C. laiklik v.s. tamamen degismis olmayacak mi, yani cag olarakkarsi devrim demokratik yolla gelerek yerine getirilmis olmayacak mi?
Bak, dictator bu seferde gelirse, bak bakalim dozen degisiyor mu/degismiyor mu? Sen düzen değişiminden ne anlıyorsun ? Bizim düzen değişimi diye anlattığımız üst yapılarda değişim değil alt yapılardada değişim onun için işçi sınıfı iktidar demekteyiz.
Fark etmez iktidara tek basina demokratik olarak gelen istedigini yapar.
Sn Evrensel sorduğun sorulardan anlaşıldığına göre siz bizi anlamamışsınız veya biz kendimizi anlatamamışız .
Asil sizzler bir iki asir oincesi devrim takintisinda beyinlerinizi sabitlediginizden demokrasiden bi habersiniz. Unutmayin Turkiye'de hala secimler demokratik.
Biz düzen değişi derken bir avuç aklı evvel bir araya gelip şu düzeni değiştirelim demiyoruz. Biz nitel memnuniyetsizlerden bahsediyoruz yani müklsüzlerin mülkiyeti eline geçirenlere isyanından söz ediyoruz yani çoğunluğun azınlığa isyanını.
Siz diyorsunuzki madem çoğunluğu yanınıza kattınız niçin normal (seçim) yolunu denemiyorsunuz kim diyor denemediğimizi ama eğer probadandalarınızda biz sizin mülkiyetini elinizden alıp topluma vereceğiz dediğimizde size görünen yol mahkemeler ve ceza evi olacaktır. Demediğimizde topluma yalan söylemiş uluruz.
Neden olsun, Diktatore oldu mu? 1980 den bu yana ulkede her turlu T.C. Kurulusdegerlerine karsi her turlu propaganda serbest.. Kominist partisi bile legal.
İnsan hakları evet çok moda bir söz ama insan kim kimin insan olarak hakkı vardır. Somada ölen 300 kişi insanmıdır inşaatlardan düşerek ölen 1500 kişi insanmıdır ekonomik sıkıntıdan intihar edenler insanmıdır kim onları insan saydı
İşte biz o çeşitli nedenlerden ölenleri insan onları çeşitli çıkarları için ölmesini isteyenleri insan saymıyoruz. Çünkü onlar bizi insan değil meta veya kurban sayıyor.
Sn Evrensel emperyalizm kapitalizmin çocuğudur onu doğuran büyüten kapitalizm yani üretim araçlarının özel mülkiyetidir ikisi birbirinden ayrı değil ana oğuldur.
Bu gün emperyalizm ne ise dün kapitalizm aynı idi hatta kapitalizm öncesi bütün sınıflı sistemler bir birinin devamı.
Dün insanlar köle idi bu gün ücretli köle heleki bu gün yaşadığımız kapitalizm dahada adi insanları ehlileştirilmiş hayvana çevirdiler.
Bu düzen insan yakışmıyor geç kalınmadan dünyadan def edilmelidir.
Kapitalizm insanı birey saymaz onlar sürüdür ya tüketimde ya üretimde ancak birey olmak fark etmekle oluşur o da ne kadar olur bilinmez.
Siz kapitalizmin güzel yüzünü görüyorsunuz Libya tunus suriye Arabistan yemen afkanistan pakistanda olanlar işte kapitalizmin başka yüzü içinde ABD Almanya İngiltere fransa ve o gelişmiş ülkelerin çıkarları var.
İşte bunların içinde hap İZM ler var idolojiler var. izin aklınıza İZM ler ve idolojiler dendiğinde hep sosyalizm komünizm gelmekte içinde yaşadığınız her şey İZM.
İZM in anlamı cılık cilik demektir kapital sermaye sermaye peşinde koşmak sermayeciliktir yani kapitalizm Sosyal bir düzen toplumculuktur sosyalizm toplumculuktur .Tercih sizin ama neyi tercih ederseniz edin muhakkak bir İZM tercih edeceksiniz.
Bakin anlasilmayan ve sizing iki asir onceki sabit fikriniz su. Birincisi savasimi insanogluna tasiyorsunuz, halbuki mucadele fikirler olarak verilir. Ikincisi topluma farkli halklarina ve kesimlerine guvenmiyorsunuz "bunlar benim dedigimi anlamazlar" diyorsunuz.
Ucuncusu sizing herhangfibir sekilde zorla yani insanoglu katlederek gelmenizin, emperyalizmin her turlu saldirisindan hic bir farki yoktur.
Ayrica bir toplum eger size algilayamiyorsa, siz o topluma kendi ideolojinizi dayatamazsiniz.
Iste o yuzden nitelik, zihniyet bilinc cagimizin ogeleridir.
Ben bir izm tercih etmiyorum. Cunku etik olmanin bir izmi ideolojisi inanci yoktur. Zaten kendisi yeteri kadar aciktir.
Bugun dunyada hic bir kisi hak ve ozgurlugunun ihlalini istemez. Sorun bu kisiye "sen de baskasinin hak ve ozgurlugunu ihlal edemezsin" in verilmesidir.
Sonucta politika bunun tam tersini yapar, kendi ideolojik inancsal hak ve ozgurlugunu kendinden olmayanlarin hak ve ozgurlugunu ihlal ederek saglar.
Sizin de devriminizin bundan farki yoktur.
Sonucta bunun kim tarafindan ve nasil yapilacagi onemli degildir. Onemli olan hak ve ozgurluk ihlalidir. Bunu bugun dictator kendi inanci ile yapar yarin sen kendi ideolojin ile yaparsin ve aranizda da bir fark kalmaz.
evrensel-insan
04-02-2015, 21:04
Bu tanımlama Türkiyede çok yapılıyor. Bence doğru değil Faşizm dini ve milliyetçiliği hatta gelenekleri kullanır.Milliyetçilik faşizm,i kullanmaz.
Faşizm çok küçük bir azınlığın(oligarşi) krize düştüğünde krizden çıkma siyasetidir .Ama milliyetçilik bütün toplumu aynı milliyeten sayar onun için faşizm gibi azınlığın değil çoğunluğun idolojisidir.
Milliyetçilik en çok kapitalist dönemi ile açıklanır çünkü millet olma bilinci kapitalizmle birlikte doğdu.
Yurt severlikte benzer bir şeydir daha çok halk tarafından kullanılır,milliyetcilikten biraz daha eskilerdendir.
Bu gün gericileşen sadece milliyetçilik değil din ve yurt severlikte gericileşmiştir. Biz buna gerici demiyor çağın gerisine düşmüş diyoruz.
Faşizm bir sınıflar işbirliği değildir azınlık yani oligarşi nin ekonomik ve siyasal çıkarlarının savunulmasıdır.Daha çok kriz dönemlerinin çıkış yoludur.
Turkiye de hic bir kavramin zaten ne oldugu bilinmez. Cunku kimse ogrenmez ya kulaktan dolma alir, ya da dunyadaki bir ornegi takip eder. Kavrami bilmedigi icin de kendi sartlarina uygun olarako kavrami da zatyen degerlendiremez.
Toplumumuz bilgi olarak fakirdir ve kimse okuyup ogrenmeyi sevmez. Nedeni daimi bir sicak eylem yasaminin icinde olmaktir. Kimse hic bir sey hakkinda sorgulamaz ve dusunce uretmez, sadece kulaktan dolma yarim yamalak bildigini okur.
Kisaca beyinler daimi olarak dogmalasir. Neyi almis ise beyinler onu sabitler ve onun korunmasi icin mucadele verir.
Kimse cagi takip etmez. Herkes kendi ideolojisinin inancinin dogruluguna inanmistir ve bu iman gibidir. Yani kisi beyninde yer etmis hafizasinda yer etmisi otomatikman uygular. Onu degerlendirmez bile. Kaldiki sorgulamak ya da caga gore uyarlamak.
Bunun temeli de sadece bilgisizlikte degil, bilincsizlikte yatar.
Saint-Just
05-02-2015, 00:46
bu başlıkta sosyalizm'e giriş kitapları tavsiye etmek istiyorum. netten de okunabilenler için ekstra link vericem;
http://www.idefix.com/kitap/sosyalizmin-alfabesi-leo-huberman/tanim.asp?sid=O8L9UGEA5S5IHLS2UJ7W
http://www.okul.gencliginsesi.net/klasikler/sosyalizminalfabesi.htm
http://alisveris.yordamkitap.com/tanim.asp?sid=TLTWHHN81C2C7BROBCSW
http://www.idefix.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-georges-politzer/tanim.asp?sid=VCSJ3SSKZ3DY8Q5H16N1
http://www.kurtuluscephesi.com/sozluk/politzer1.html
http://www.idefix.com/kitap/ilkel-koleci-ve-feodal-toplumkapitalist-oncesi-bicimler-kolektif/tanim.asp?sid=MEJY2QVKNL3L01V7BKW9
http://www.idefix.com/kitap/kapitalist-toplum-kolektif/tanim.asp?sid=NWK45CUYIK4TMQET675U
http://www.idefix.com/kitap/marksist-klasikleri-okuma-kilavuzu-kolektif/tanim.asp?sid=M4UMRCYNXK4KWD00ZBPM
roman olarak;
http://www.idefix.com/kitap/ana-maksim-gorkiy/tanim.asp?sid=CBZ4PUDT56NKW86G3H60
http://www.idefix.com/kitap/demir-okce-jack-london/tanim.asp?sid=T0OJZJTOW6VKEV4NLKF4
http://www.kitapdenizi.com/kitap/57002-Atesi-Calmak-Seti-5-Kitap-kitabi.aspx
http://www.idefix.com/kitap/mahir-onlarin-oykusu-turhan-feyizoglu/tanim.asp?sid=TOGHLKPO5O2OV0PVEQTL
http://www.idefix.com/kitap/ibo-ihtilalin-fidani-turhan-feyizoglu/tanim.asp?sid=PE57HSUMG7WCTLP7R398
bu başlıkta sosyalizm'e giriş kitapları tavsiye etmek istiyorum. netten de okunabilenler için ekstra link vericem
Tavsiyeniz için teşekkür ederim önerdiğiniz bir çok kitabı 1970 lerde okudum romanlar zaten başlangıç kitaplarımızdı.
İbrahim kaypakkaya ile ilgili hiç kitap okumadım fırsat bulursam okurum ama Mahiri bilirim.
[QUOTE=kartopu;538249]Neden dozen sadece iktidara gelmeden zorla devrim ile mi değiştiremeyesiniz ?Siz düzen değişiminden ne anlıyorsunuz ?
Olanin tamamen degisimi.
Neden olsun, Diktatore oldu mu? 1980 den bu yana ulkede her turlu T.C. Kurulusdegerlerine karsi her turlu propaganda serbest.. Kominist partisi bile legal.
Bakin
Sonucta bunun kim tarafindan ve nasil yapilacagi onemli degildir. Onemli olan hak ve ozgurluk ihlalidir. Bunu bugun dictator kendi inanci ile yapar yarin sen kendi ideolojin ile yaparsin ve aranizda da bir fark kalmaz.
Diktatör diye kast ettiğiniz anladığıma göre ................
Değişim diye bahsedilen daha ileri bir düzen.Bu gün iktidarda olanlar neyi değeiştirirse değiştirsin düzeni değiştiremez. Çünkü onlar düzenin barçaları.
sermaye duruyor duracak bazı sermaye guruplarını hukuksuzca baskı altına da alsalar sonuç sermaye varlığını sürdürecek.
Devrim özel mülkiyetin kaldırılması için yapılır. Demokratik yollada iktidar olsan sonunda yapacağın devrimdir ve birilerinin canı yanacak
Devrim 2 asır önceki şey değildir kökleri 2 000 yıl öncesine dayanır. Zorda öyle
Kitleler devrim istemediği sürece sen istesende devrim olmaz onun için Devrim devrimcilerin eseri değil yığınların eseridir demiştir Lenin.
Bizim burda tartıştığımız teoridir eylem zaten teoriyi aşar.
Şu özgürlükler hep kafama takılmıştır bence bunu savunanlar bile anlamamış özgürlük meselesini.
Bir insanın özgürlüğünü başka bir insan alır onun için özgürlük ancak insandan alınandır onu aldığında karşı tarafında özgürlüğünü almış olacaksın bu durumda bütün insanları memnun eden özgürlük bulunmamaktadır.
Onun biz özgürlükleri kısıtlayan veya tamamen yok eden maddi şartları anlamamız gerekecek. Bütün insanların özgür olması için devleti mülkiyeti ortadan kaldırmazsan özgürlük hep kısa ve sürekli aranan olacaktır.
İşte sosyalizm ve devrim uzun vadede bunu planlar.
İnsanlar işte komünist partisi var seçimlerede katılıyor özgürlük geldi peki bu dünyaya faşizmler niçin geldi bir daha gelmeyeceğini kim garanti eder.
kanunlar niçin var kimi korur kimi baskı altına alır.
Para kaynakları ne işe yarar bu kaynakları çoğaltan inanlar ne yapar işçi ne yapar patron ne yapar. İşte bunların varlığı İZM lerin doğumudur ve sınıf kavgası denilende tamda budur. Devrim ve zorda bunun için zorunludur.
Pratik olarak eski binayı yıkmadan yenisini ayın yere yapamazsın rejimler buna benzer.
Turkiye de hic bir kavramin zaten ne oldugu bilinmez. Cunku kimse ogrenmez ya kulaktan dolma alir, ya da dunyadaki bir ornegi takip eder. Kavrami bilmedigi icin de kendi sartlarina uygun olarako kavrami da zatyen degerlendiremez.
Toplumumuz bilgi olarak fakirdir ve kimse okuyup ogrenmeyi sevmez. Nedeni daimi bir sicak eylem yasaminin icinde olmaktir. Kimse hic bir sey hakkinda sorgulamaz ve dusunce uretmez, sadece kulaktan dolma yarim yamalak bildigini okur.
Kisaca beyinler daimi olarak dogmalasir. Neyi almis ise beyinler onu sabitler ve onun korunmasi icin mucadele verir.
Kimse cagi takip etmez. Herkes kendi ideolojisinin inancinin dogruluguna inanmistir ve bu iman gibidir. Yani kisi beyninde yer etmis hafizasinda yer etmisi otomatikman uygular. Onu degerlendirmez bile. Kaldiki sorgulamak ya da caga gore uyarlamak.
Bunun temeli de sadece bilgisizlikte degil, bilincsizlikte yatar.
Bu yazıyı benim düşüncelerimi desteklemek maksadı ile mi yazdın yoksa eleştiri maksadı ile mi anlayamadım kusura bakma.
Alıntı yaptığın için sordum.
Çünkü bir tartşma sonucu üretilmiş düşünce idi.
Faşizm milliyetçilik veya milliyetçilik faşizm gibi bir tartışma.
evrensel-insan
05-02-2015, 18:06
[QUOTE=evrensel-insan;538351]
Diktatör diye kast ettiğiniz anladığıma göre ................
Değişim diye bahsedilen daha ileri bir düzen.Bu gün iktidarda olanlar neyi değeiştirirse değiştirsin düzeni değiştiremez. Çünkü onlar düzenin barçaları.
sermaye duruyor duracak bazı sermaye guruplarını hukuksuzca baskı altına da alsalar sonuç sermaye varlığını sürdürecek.
Burada neyin inadindasin anlamis degilim. Diyelim sen sosyalizmi savunuyorsun, bunu devrim yerine demokratik olarak secilip iktidara geldiginde de uyguluiyorsun, yani duzeni sosyalizm olarak degistiriyorsun.
Bunu anlamak bu kadar mi zor?
Nerden geliyor "illa devrim" takintisi?
Diyelim bugun iktidara YKP gelse, sencve dozen ayni mi kalacak?
Sorun zaten neden iktidara gelemedigidir.
Burada asil yanitlanmasi gereken budur.
Yani toplum seni istemiyorsa, senin zoraki devrim ile iktidara gelmen zaten topluma karsidir.
Devrim özel mülkiyetin kaldırılması için yapılır. Demokratik yollada iktidar olsan sonunda yapacağın devrimdir ve birilerinin canı yanacak
Bunu iktidara demokratik olarak geldikten sonar yaparsin.
Devrim 2 asır önceki şey değildir kökleri 2 000 yıl öncesine dayanır. Zorda öyle
Kitleler devrim istemediği sürece sen istesende devrim olmaz onun için Devrim devrimcilerin eseri değil yığınların eseridir demiştir Lenin.
Iste sorun burda kitleler neden seni iktidarda gormek istemiyor? Sen bu sorunun yanitini ver.
Eger kitleler seni iktidarda gormek istemiyorsa, seni kitlelere karsi yaptigin devrimin etikligi nerde?
Bizim burda tartıştığımız teoridir eylem zaten teoriyi aşar.
Şu özgürlükler hep kafama takılmıştır bence bunu savunanlar bile anlamamış özgürlük meselesini.
Bir insanın özgürlüğünü başka bir insan alır onun için özgürlük ancak insandan alınandır onu aldığında karşı tarafında özgürlüğünü almış olacaksın bu durumda bütün insanları memnun eden özgürlük bulunmamaktadır.
Iste tam da yanildigin nokta burasi. Tabiki kimse ozgurlugunu vermez, yapilmamasi gereken de zaten birinin ozgurlugunu elinden alacak olani onlemektir.
Sen hak ve ozgurluklerti sadece politik ideolojik olarak algiliyorsun, ben ise etik olmaktan bahsediyorum.
Yoksa senin gibi dusunuldugunde seriat hakli olur, ne diyor "benim kanunuma gore kafiri oldurmem benim hak ve ozgurlugum" diyor.
Ben ne diyorum "senin hak ve ozgurlugun baskasinin hak ve ozgurlugunu ihlal edemez, ortadan kaldiramaz" diyorum ve "baskasinin hak ve ozgurlugunu ortadan kaldiran hak ve ozgurluk degil, onun ihlalidir vesuctur "diyorum.
Iste bunu senin sosyalizm adi altinda yapman bu su islemen demek. Yani baskasinin hak ve ozgurlugune kendi hak ve ozgurluklerinin sinirini asarak mudahele etmek. Yani yapilanin ayni olmasi onun seriat ya da sosyalizm Adina olmasini degistirmiyor, ikisi de hak ve ozgurluk ihlali olarak birer suc.
Zaten evrensel hukuk ve insan haklari da buirda devreye giriyor yani haklari ihlal etmenin hukuki bir suc olmasi ve cezalandirilmasi.
Onun biz özgürlükleri kısıtlayan veya tamamen yok eden maddi şartları anlamamız gerekecek. Bütün insanların özgür olması için devleti mülkiyeti ortadan kaldırmazsan özgürlük hep kısa ve sürekli aranan olacaktır.
Bunu topluma anlat ve demokratik olarak toplum seni iktidar yapsin, sorun nerde? Anlatamamanda mi?
İşte sosyalizm ve devrim uzun vadede bunu planlar.
Sosyalizm bu planini demokratrik olarak iktidara gelsin ve uygulasin.
İnsanlar işte komünist partisi var seçimlerede katılıyor özgürlük geldi peki bu dünyaya faşizmler niçin geldi bir daha gelmeyeceğini kim garanti eder.
kanunlar niçin var kimi korur kimi baskı altına alır.
Kanunlar herrkes ve her bir icindir. Herkesi ve her biri korur. Birinin digeri uzerinderki her turlu hakimiyetini onler.
Para kaynakları ne işe yarar bu kaynakları çoğaltan inanlar ne yapar işçi ne yapar patron ne yapar. İşte bunların varlığı İZM lerin doğumudur ve sınıf kavgası denilende tamda budur. Devrim ve zorda bunun için zorunludur.
Pratik olarak eski binayı yıkmadan yenisini ayın yere yapamazsın rejimler buna benzer.
Eski binayi demokratik olarak secilerek iktidara geldiginde yikarsin?
Sen bana neden toplumun ve farkli halklarinin seni demokratik olarak iktidara tasimadiginin nedenini acikliyabilir misin?
Burda sorun nerde/kimde?
Sende mi, yoksa seni iktidara tasimayan toplumda mi?
evrensel-insan
05-02-2015, 18:11
Bu yazıyı benim düşüncelerimi desteklemek maksadı ile mi yazdın yoksa eleştiri maksadı ile mi anlayamadım kusura bakma.
Alıntı yaptığın için sordum.
Çünkü bir tartşma sonucu üretilmiş düşünce idi.
Faşizm milliyetçilik veya milliyetçilik faşizm gibi bir tartışma.
Turkiye'deki kitlenin genelbir veana bir sorununu dile getirmek icin yazdim.
Buradaki sorun Turkiye kitlesinin ve hatta kendine "oncu" diyen elit, devrimci, ilerici, aydin v.s. kesiminin neyin ne oldugunu hem bilmemek, hem karistirmak hem de sadece kulaktan dolma bir sekilder onu savunmaya calismak ve neyi savundugunu da aciklayamamak sorunudur.
Iste buna milliyetcilik, nasyonel fasizm/sosyalizm, yurtseverlik, ulusalcilik ve hatta irkcilikta dahildir.
Ayni felsefe metafizik materyalizm ateizm bilimsellik teoloji ve benzeri biri birine karistirilan ve her birinin ne oldugu ve biri biri ile iliskisi farki bilinmeyen kavram kargasasi gibi.
evrensel-insan
05-02-2015, 18:26
Bak sana tarihten bir ornek verecegim.
"Sosyalizmin gelmesi" uzerine.
Ne Trocki'nin "toplumu bekleyeceksin sosyalist bilince erecek/tek ulkede sosyalizm olmaz" zihniyeti ne de Lenin'in "topluma ancak sosyalizmi devrim ile verebiliriz" zihniyeti gecerli degildir.
Biri algi olarak pasif digeri aktiftir.
Birinin hatasi "topluma evrim olarak birakmak", digerinin ki, "topluma ragmen/karsi devrim yapmaktir. "
Peki olmasi gereken nedir?
Olmasigereken, topluma sosyalizmin toplum Adina olan her turlu yararini aciklamak/anlastmak ve bu bilinci vermek ve de demokratik olarak toplumun seni iktidara tasimasini saglamaktir.
Eger toplum seni iktidara tasimiyorsa, bunun sebebi toplum degil, sensindir.
Yani yapmayi dusundugun devrimin gerekliligini topluma anlatamamisindir ki, o da seni demokratik olarak secip iktidar yapmamistir.
Her turlu degisim evrimsel de olmaz (Trocki ornegi), zorla da olmaz (Lenin ornegi).
Eger bu degisimi toplum icin yapiyorsan, bunu topluma anlatarak ve demokratik olarak toplumun seni iktidara getirmesi ile olur.
Seni iktidara getirmiyorsa, toplumu degil; kendini sorgula.
Sen burada bu sorgulamayi yapmak yerine, topluma ragmen tepeden inme bir devrimden bahsediyorsun.
Yani toplumun senin devrimini zorla baski ile guc ve otorite ile devriminden sonra senin her dedigine biat etmesini itaat etmesini ve bunu da toplumu korkutarak devrim gucun ile saglamayi dusunuyorsun.
Ayni dusunce emperyalist zihniyetin her turlu saldiri baski v.s. sinde mevcut degil mi?
Diktatorde mevcut degil mi, fasizm de mevcut degil mi ya da topluma kendi ideolojisini, inancini dayatmak isteyen ve bunun icin guce otoriteye dayanan herhangi bir izmde mevcut degil mi?
Toplum acisindan senin farkin ne?
Bu farki sana gore sormuyorum, toplum acisindan ve topluma gore soruyorum.
evrensel-insan
05-02-2015, 18:43
Tarihten baska bir ornek verelim;
Diyelim devrimi zorla guc ile yaptin ve otorite olarak kendini iktidar ila ettin?
Toplumun buyuk bir cogunlugu seni istemiyor, senin getirdigin yeni kanunlari uygulamalari begenmiyor ve seni protesto ediyor?
Ne yapacaksin?
Zorunu gucunu otoriteni kullanmayacak misin?
Boylece hak ve ozgurlukleri ihlal etmeyecek misin?
Hatta belki de katliamlar yapmayacak misin, ya da hapislere senin aleyhinde konusanlari yazanlari atmayacak misin?
Bunlari yapar ve toplumu seni istemiyor diye, karsina alirsan; ne farkin kalir, Hitlerden, Mussolini'den, Pioncek'ten ve de Stalinden v.s.? Ya da ulkelere saldiran emperyalizmden? Ya da bir otokrattan/diktatorden?
Bugun sence Putin'in yonetimi nasil bir yonetimdir?
Ya da diktatorden, fasizmden?
Bunu nasil acikliyacaksin?
Sonra gucune hakim olamaz ve iktidarini kaybedersen ne olacak?
Bir daha hangi yuzle o toplumun onune cikacaksin?
Sn Evrensel
Sen kafanda teoriler üretip toplumun nasıl devrime karşı olabileceğini anlatmaya çalışıyorsun. Sanki biz devrim derken toplumun istekleri yerine bir avuç azınlığın isteklerini bütün topluma zor yolu ile kabul ettireceğimiz kurguları düzenliyorsun.
Biz devrim derken bir avuç azınlığın bütün toplumun üstündeki siyasi baskısının kaldırılması olarak söz ediyoruz sense bir avuç azınlığın (devrimcilerin)çoğunluğa baskısı olarak anlıyorsun. Görüyoruz ki siz devrim kelimesinden korkmuşsunuz.
Elbette devrimciler bütün kitleyi devrim için ikna edecektir yoksa o yapılan devrim değil darbe olur.
Lenin ve troçkinin yaşadığı dönem başka şimdiki dönem başka.Lenin döneminde Rusyada işçi sınıfı nüfusun 1/5 iken şimdi türkiyede işçi sınıfı nüfusun % 60 ı belkide daha fazla olmaktadır.
Dünyada işçi sınıfı sadece fabrikalarda günde 8 saat çalışanlardan ibaret değildir akşama kadar çalışıp hatta yanında işçi çalıştırmasına rahmen ancak işçilerin aldığı kadar gelir getiren bağ-kur borcunu vergisini ödeyemeyen binlerce insan var buna birde çalışmak isteyip iş gücünü satamayan insanları ilave et. Öğrencileri iş bulmaktan umudunu kesenleri icralık olanları da koy sana işçi sınıfının sayısı çıksın.
Kapitalizm öyle hal aldıkı dünyada mülkiyet sahibi insanlar bir avuç mülksüzler dağlar gibi.
Devrim demokratik yolların tükendiği şartlarda olur. Devrimciler bilir ki kapitalistler kapitalizm karşıtı güçlere iktidarı normal yollarla vermez onun için topluma bunu anlatırlar hazırlıklarını ona göre yaparlar.
Bu devrim bu güne kadar olan devrimlerden başkadır bütün mülkiyetin mülk sahiplarinden alınmasının siyasetidir.Kim mülkünü gönül rızası ile verir kime vermez işte zor orda başlar.
Devrimciler mülk konusunda haklıdır çünkü sermaye ancak iki şekilde birikir biri hırsızlık diğeri sömürüdür eh çalınan kısım sermeyesi tükenen kısımdır sömürülen kısım sa iş üçünü satanlar.
Sermayesi elinden alınan özgürleşecektir birde bu sermayenin bütün topluma ait olduğunda zaten artık tam özgürdür.
Siz pioncek stalin hitler mussolini yi falan geçin onlar tarih sahnesini terk etti yeni zamana yeni idolojileri dikkate alın.
Hiç bir şey geçmişin tekrarı değildir .Hani bir çin ata sözü vardır aynı suda (dere)iki kere yıkanılmaz denir.
Kafanızı da öyle eskilere pek takmayın.
spartacus
06-02-2015, 00:28
Tarihten baska bir ornek verelim;
Diyelim devrimi zorla guc ile yaptin ve otorite olarak kendini iktidar ila ettin?
Toplumun buyuk bir cogunlugu seni istemiyor, senin getirdigin yeni kanunlari uygulamalari begenmiyor ve seni protesto ediyor?
Ne yapacaksin?
Zorunu gucunu otoriteni kullanmayacak misin?
Boylece hak ve ozgurlukleri ihlal etmeyecek misin?
Ben sistemden de, iktidardan da razı değilim. ne oldu şimdi?
Bakın tekrar, tekrar dediğime geliyoruz, baştan dedim ki İKTİDAR bir zor aygıtıdır. İktidardan söz ettiğiniz sürece ZORA DAYANIYORSUNUZ DEMEKTİR.
Bu konuda net miyiz? Ya da anlatabiliyor muyum?
İnsan hak/özgürlükleri de sizin öyle keyfiyetinize göre eğip/büktüğünüz, yozlaştırdığınız bir kavram değil, yani bir konuda rahatsızım diyelim dile getirebilmem ayrı, gerçekleşmesi ayrı şeylerdir. Hadi ben şimdi osuruğumla uçmak istiyorum hükümet bunu yapsın, yapmazsa nsan hak ve özgürlükleri ihlal mi edilmiş olacak! Eğer dile getirme ve isteme hakkım engellense idi evet, ama her istediğim gerçekleşecek diye bir kaide yok, işin bu kısmı hak/özgürlük değil durum, koşul, imkan, isteğin mahiyeti, gerçekleşme şansı gibi İRADEDEN BAĞIMSIZ etkenlere bağlıdır. Anlayabiliyor musun?
Komünistlerin amacı neydi ki? örneğin Marx'ı ele alalım, iktidar yok, devlet yok, sınırlar yok, sınıflar yok diyordu değil mi? Yani siz ne zaman iktidardan bahsetmeyeceksiniz, ZOR AYGITLARINA olan ihtiyacınız ortadan kalkana kadar. Yani bu durum, sizin sandığınız gibi masal/hayal ya da masa başı alemleriyle değil, bizzat koşullar temelinde ele alınır. Ve zorunluluk, zaruriyet diye bir şey vardır, dayatır. Örneğin sosyalizm neden bir gereksinim, madem öyle iktidarda olmasın, direk komünizme geçilsin denebilir, dediniz, masa başında ifade ettiniz, ama yaşamsal pratik sizin dediğiniz gibi olmuyor, bir dolu faktör içerir ve o faktörlerinde ya ortadan kalkmış olması gerekir ya da başka, başka faktörlerin ortada olması gerekir.
Sanırım Marx'ı şimdi anlıyorsunzudur? Marx ne iktidar siter, ne devlet, ne sınır, ne sınıf ne de ERK! O'nun gerçek düşüncesi, isteği budur! Sosyalizm ise iradesinde olmayan bir süreçtir, yani aslında istediği değil, zorunlu geçilecek bir süreçtir o halde kapitalizm koşullarında, aslında araç olan sosyalizm, ilk/yakın hedef olarak AMAÇ haline gelir, ama aslında, asıl hedef komünizm açısından amaç değil ARAÇTIR, istemek durumundadır. Yani iktidar istemeyen, istemediği şeye iradesinden bağımsız şart/koşulalr nedeniyle mecbur/zorunlu kalıyor!
Şimdi yine anladınız mı? Anlayabiliyor musunuz?
Yani yazışırken baştan dersem, KEYFİYET değil, İRADEMDEN bağımsız ifade ediyorum dersem, bana dönüp NİYET sorgulaması yapmamalısınız, bu yaklaşımınız hala aşamadığınız ideolojik bir hastalık.
Eni sonu komünistim, yani sizinle yazışırken, donandığınız kapitalist ideoloji gereği ifade etmekte-anlaşmakta-anlatmakta zorlanıyorum. İlla keyfiyet mi dediniz, benim ne düşündüğümü mü merak ettiniz, o zaman yargılamadan önce sorarsınız. Söyleyim, ne devlet, ne iktidar yapısını kabul etmiyor, anlamlı/gerekli görmüyorum, ancak o zaman siz alakalı alakasız insan hakları demez hale gelirsiniz. Ama bunun birde hayat karşısında bir aması var, ben iktidarın zor aygıtı olduğunu ve iktidarın olmaması gerektiğini ifade ediyor/düşünüyorum AMA bu yetiyor mu? hayır, işte sana kaç yazıdır işin amasını ifade ediyorum, dönüp beni ya da niyet sorguluyorsun, halbuki irademden bağımsız, keyfiyetimde olmayan şeyleri dile getiriyorum. Nasıl olur, ne koşullarda olur, hangi aşamalardan geçerek o noktaya varılır!
Şimdi İkitdar = zor aygıtıdır. Bunu kafanıza kazıyın ve çok mu rahatsızsınız, o halde benimle yazışırken İKTİDARDAN bahsetmeyin, İKTİDARSIZ BİR DÜNYA varsa BİLDİĞİNİZ, bana O'nu anlatın! Çünkü ben ZORA DAYANAN her şeyin kalkması/KALDIRMAK İSTİYORUM.
Soruna yanıt olarak bir örnekle, ne yapayım şimdi, DİN İLE DEVLET İŞLERİNİ AYIRDIM diyelim, SEN İKİDE BİR ÇIKIP KARŞIMA, iyide toplumun %70 i DİNİN DEVLET İŞLERİNİ YÖNETMESİNİ İSTİYOR, sen insan haklarını çiğniyorsun mu diyeceksin?! Ben ne zaman insan haklarını çiğnerim, insanlar bu isteiğini ifade edemez ise, ama ifade etti diye gerçekleşmesi beklenemez, politik zemin ayır, insan hak ve özgürlükleri ayrı platformlardır. kaldı ki bir toplumun bilinci ile işlerini/sorunalrını idare/çözüm (ki iktidar demedim!) doğru orantılıdır, önemli olan bilinçlenme sürecidir ve biraz sabırdır.
Ne derseniz deyin, neyi öne sürerseniz sürün, bana KARŞIT OLDUĞUNUZU sandığınız her söyleminiz aslında dönüp beni OLUMLAYACAK, yani ZORUNLULUĞU, ZARURİYETİ. Bu zorunluluk, zaruriyetde sosyalizmdir, haliyle sosyalist iktidardır, keyfiyetimd eğil, zorunlu bir süreçtir!.
Şimdi kavramları, bakış açılarını KEYFİYETE indirgemeden ifade edeceğinz şeyler varsa alayım, yoksa İFADELERİMLE İLGİLİ(!) soru sormak isterseniz buyrun sorun. Ama önce düzgün, tane tane okuyun ve anlayın, sonra itiraz edin neye ediyorsanız.
KURAL
İKTİDAR = ZOR AYGITIDIR.
Amaç(benim düşüncem, bakış açım)
İKTİDAR VE tüm benzer ZORA dayalı yapı, kurum ve kuruluşlar ORTADAN KALDIRILMALIDIR.
Yol
Şu an hali hazır toplumsal yapı, hali hazır sistem iktidara dayalıdır ve ancak sönümlenmesi, tasviyeside yine bir iktidar eliyle olabilir. çünkü hali haızr zor aygıtı ancak yine bener zora dayalı aygıt ile lav edilebilir! Başka türlüsü Alice harikalar diyarıdır, büyüye, sihre, abra kadabraya inanmaktır. Kısaca bu türlüsüde BENİM TERCİHİM, ARZUM DEĞİLDİR, MECBURİYETTİR, ne tercih ediyorum, ne de olsun istiyorum, keşke hiç olmasa, kapitalizmden direk komünizme geçilebilse, ama bunun için elde sihirli bir değneği olan bir büyücünün abra kadabra yapması gerekiyor, ben ortada böyle bir büyücü görmüyorum.
Anladın mı? benim düşüncem, 2 NOLU OLAN! Bir şey diyeceksen ya da YARGILAR ÜRETECEKSEN ona göre lütfen! 3 Nolu olan benim irademde, elimde olmayan, ama 2 NOLUNUNDA GERÇEĞE DÖNÜŞMESİ/GERÇEKLEŞMESİ KOŞULLARI-ZARURİYETİ İFADE EDİYOR, BENİ 3 NUMARA İLE YARGILAYAMAZSIN, çünkü bana ait değiller, benle ilgili değiller, mevcut sistem-kapitalizm/dünya ve durumu ile ilgili, tercih edip, etmeme durumunuda koşullar böyle olduğu sürece BEN BELİRLEYEMEM. Anladın mı?
Bana diyeceğin 3 nolu madde açısından ALTERNATİF sunmandır! varsa buyur sun, bende anlayamazsam sorayım, yoksa ne senin, ne de benim elimde/tercihimde/keyfiyetimde olmayan şeyler için bin yıllarca boşu, boşuna bende, sende lakırdamayalım, anlamsız, karşılıksız, gereksiz YARGILAR da üretmeyesin, zaman öldürmeyelim... kapitalist/emperyalist politik çıakr ekseniyle ilgisiz(ki düşüncem insna hakalrına aykırı değil aksine onu da gerçeğe dönüştürüyor) İNSAN HAKLARI diye bana duvar örüp, KET VURMAMALISIN, ne düşündüğümü BELİRTTİM!
Sorunu yanıtlayayım;
Efendim her devrim süreci YIKINTILAR üzerindedir, bir süre bu yeni olanın ŞARTLARININ OLGUNLAŞMASI sürecidir, ortada yıkılan bir şey varsa zaten ZORA DAYALI bir şey vardı, haliyle tekrar dirilmemesi için bir süre yine ZORA DAYANILACAKTIR(İKTİDAR). Devrim YIKMA değil, KURMA işidir, tamamlanmadıkça arada istikrarsız bir boşluk vardır ve siz bu süreç tamamlanmamışsa, şu ya da bu diye bir nitelik verip yargı oluşturamazsınız, bu dönemde en büyük çaba mümkün olduğunca sorunsuz geçiş ve toplumun katılımını sağlamak yönünde olmalıdır, yani istikrarsızlık döneminde istikrarlı işleyiş için muazzam çaba sarfedilmeli, senin istediğin gibi(!) yelkenleri suya indirmemelidir(bu daha uzun vadeli kötü hayat şartları ve koşulları demektir!).
Devrim süreci tamamlanmış, eğitimden, üretime, bölüşüme değin sistem işler hale gelmiş bir durumda, eğer toplum istemiyorsa ve bu durum açıkça ortada ise, benim zor kullanmaya hakkım olamaz, ama ne zaman dedim! Devrim gerçekleştikten sonra, o zaman hala sosyal karakterli bir itiraz yükseliyorsa, ele alınır, toplum yıllarca empoz edilen kapitalist ideolojiyi bir günde atmayacak!
Yalnız sosyalist iktidar yapısı ile siz kapitalizmi bir ve aynı işlerlikte görüyorsunuz, sosyalizmde rahatsızlardır zaten yönetenler. Yani neyden rahatsız iseler BİRİMLERİNDE ele alıp, çözüm iretebilir ve bu çözümleri sunabilirler! Yani sizin sandığınız gibi, taht üzerinde bir kral ve kul toplumu yoktur/olmamalıdır ya da seçenin, seçtiğine biat etmesi diye bir durumda söz konusu değildir, tam tersidir, seçilen, seçene bağlı/sorumludur ve aslında birimlerinden hareketle aynı atmosferi solurlar, yan yana gelirler!.
Sosyalizmde yine bir avuç insan SÖMÜRGE, SÖMÜRME tekrar kapitalizme dönme isteyecektir, her kim ise birimde bunu dile getirme hakkı, şansı var, ama dile getirmesi demek ile, GERÇEKLEŞSİN demek aynı şeyler değildir, o nedenle neyin İNSAN HAKKI/HÜRRİYETİ olup olmadığını lütfen YOZLAŞTIRMADAN gelin. İnsanların rahatsızlıkalrını dile getirememesi insan hak ve hürriyetlerine aykırıdr, ama dile getirdiği her şeyin gerçekleşmesini istemek insan hak ve özgürlüğü kapsamında değildir. Politiktir, sorun çözümüdür vs... Sosyalizmde sömürmeye varan organlar kaldırılacak/kaldırılmalıdır, ama budan rahatsız olan, çıkarına dokunanlarda elbette olacak, ama sömürge zaten insan hak ve özgürlüğü ihlalidir, daha doğrusu daha alt bir şeydir değil mi!
Baştan yazdım e madem okuyorsunuz o halde ifadelerime göre gelin, ne dedim, kapımın önündeki kaldırım taşı, seviyesi bile beni rahatsız ederse, bu eğer mahalle biriminin sorunu ise, BİRİMİMDE gündem edip, ele alırım! Bu sorunun çözülmesini isterim, ama birimimde benden geriye kalan 1.000 kişi var ve rahatsızlığıma neden olan faktör, engelliler için yüksekliğin düşük olması ise bunu anlayabilirim... Ama çocuk gibi OLSUN, OLSUN ENGELLEİLERDEN BANANE, senin öne sürdüğün gibi insan hak ve özgürlüğüm diyemem! Ve bu konununda insan hak ve özgürlükleriyle ilgisi yok. Yani benim bu durumuma olumsuz dönülmesi demek haklarıma tecavüz edildiği anlamına gelmez, hakkım o konuda rahatsızlığımı, derdimi dile getirip çözüm istemek/üretmekti kullandım! Beni anlayabiliyor musun?
Nasıl bir toplumdan bahsediyorum idrak edebiliyor musun? Yoksa hala kapitalist beyefendi, yüce bencil(ben ne istersem olacak, bunu da insan hak ve özgürlüğü sanan, aslında diktatörlüğü özgürlük sanan!!!) birey olarak masa başı sorular sormaya devam mı edeceksin? Lütfen ya ifadelerime göre gelin ya da ifadelerim ile ilgisi olmayan çerçeveleri bana dayatmayın. Benim ifadelerimdeki yönetim, demokrasi ile kapitalizmin ki zerre bağdaşmaz, o nedenle ya ifadelerime göre gelin ya da kapitalist diktatörlükten sanki ben sorumuymuşum gibi yargılar üretmeyin.
5 Dakika düşünün, mahallelerde mahalle birimleri, işyerlerinde işyeri birimleri ve bunların üstü semt, bölge birimleri ve üstü ilçe, il, merkez birimler olan alttan üste tuğlalar gibi kongrelerle örülmüş BİR YÖNETİM, DEMOKRASİ MODELİdir benim dile getirdiğim! Ve burada da durmuyorum, ne diyorum ÜST, ALTA yani tabana BAĞLIDIR, SORUMLUDUR, alt birimler dilerse, dilediği an temsilcilerini GÖREVDEN ALABİLİR, ÇÜNKÜ ONLAR SEÇİLMİŞ DEĞİL ÖZÜNDE GÖREV ALMIŞ kişilerdir ve aslında seçilen temsililerin %99 u da hala birimindedir, yani kapitalizm gibi Meclis koltuklarında oturmaz, hayatı neredeyse orada devam eder!! Görevi veren birimdir, verdiği gibi alırda! Demokrasi budur ve bu demokraside PARTİLER gereksizdir, çünkü yönetim organında parti varlığı, kurumsal bir karşılık TAŞIMAZ! En tepedeki de en alttaki biriminden gitmek durumudna ve oradan seçilerek gitmek durumunda ve bir alt kongre organıda gerekirse en tepedekini görevden alabilir! Çünkü onlar o görevi verdi, onlar alabilir. Anlıyor musun?
[ taban birim ] -> Sorunlarını ele al, kongreni(en yüksek organ KONGREDİR!) gerçekleştir ->seç üst birme temsilci gönder
[ bir üst birim ] -> Tüm gelen temsilciler birimlerin sorunlarını dile getir, çözüm noktasında istişare yap, çözüm için yapılması gerekenleri koy, bu işleri yapma sorumluluğu/görevi alanlar öne çıksın, KONGRE YAP -> SEÇ üst birime temsilcileri yolla
Alt birimde yüklenilmiş soumluluk ve SORUNLARI değerlendir kongreyi yap -> temsilcileri seç üst birime yolla
[en üst] -> İşte bu birimdekiler merkezi yönetimde SORUMLULUK almış kişilerdir, tek bir kişi bile olsa bakın nereden geldi EN TABAN BİRİMDEN... Ve oraya karşı hala sorumlu!
Yani böylesi bir yönetim, demokrasi organından bahsediyorum, hala bana HÜKÜMET VS diyerek geliyorsunuz... Hükmeden de, hükmedlen de yine toplum, yani yöneten de, yönetilende toplum -> bu topluma deniyor sosyalist toplum.
Kısaca şu daracık yerde öyle yargılar üretiyorsunuz ki, anlatıldığı halde sizin yargılarınıza cevap vermek dahi kitap oluyor, anlatıldığı halde alakasız [B]ön yargılar üretiyor ve soru soruyorsunuz...
evrensel-insan
06-02-2015, 00:41
Ayni iki asir oncesinin dogmalarini tekrar edip durmussun.
Soru cok basit.
Neden sosyalizm bir soylem olarak toplumun cogunlugunun destegini alipta iktidara gelemiyor?
Eger toplum sosyalist soylemi benimsemiyorsa, ona karsi olarak zorla devrim ile iktidara gelmenin yarari kimedir?
Bence siz once kendi ic celiskinizi cozunuz.
Bir ihlalikendinize mesru ve mubah kiliyorsaniz, ayni sekilde bir ihlali kendine mesru ve mubah kilan diktatorden de emperyalizmden defasizmden de farkiniz kalmaz.
Eger toplumun gozu ile bakip bu gercegi goremiyorsaniz, sizing hic bir zaman bir basari sansiniz da yoktur, devrimi zorla yapsaniz da iktidarda kalmanizin demokratik yonu de yoktur.
Ancak baski zorlama guc ve otorite ile iktidarda kalirsiniz.
O zaman da sosyalizmi fasizme ve bugunku diktatorte ya da dunku diktatorlere esdeger kilarsiniz.
21. yuzyilda insanliktan yana olan kimse "ben insanlik icin kisi katlediyorum" ya da "ben insanlik icin sosyalist diktatorluk kuruyorum" diyemez.
Derse, ancak diktatorun "ileri demokrasi" si olur.
Liberalizmin politik cikar ve somurusu olur.
evrensel-insan
06-02-2015, 00:55
Sn Evrensel
Sen kafanda teoriler üretip toplumun nasıl devrime karşı olabileceğini anlatmaya çalışıyorsun. Sanki biz devrim derken toplumun istekleri yerine bir avuç azınlığın isteklerini bütün topluma zor yolu ile kabul ettireceğimiz kurguları düzenliyorsun.
Biz devrim derken bir avuç azınlığın bütün toplumun üstündeki siyasi baskısının kaldırılması olarak söz ediyoruz sense bir avuç azınlığın (devrimcilerin)çoğunluğa baskısı olarak anlıyorsun. Görüyoruz ki siz devrim kelimesinden korkmuşsunuz.
Bunu sadece sen ediyorsun, neden topluma bun u Kabul ettiremiyorsun da seni iktidara getirsin?
Elbette devrimciler bütün kitleyi devrim için ikna edecektir yoksa o yapılan devrim değil darbe olur.
Ne demek "ikna etmek" bunu demokratik olarak nasil sagliyacaksin? Yani guc zorlama kullanmadan.
Lenin ve troçkinin yaşadığı dönem başka şimdiki dönem başka.
Ha sunu bileydin. Bunu soylemek yetmiyor cunku oneriniz hala o eski oneri. Yani donem baska ama sizing sosyalizminiz o donemden kalma.
Lenin döneminde Rusyada işçi sınıfı nüfusun 1/5 iken şimdi türkiyede işçi sınıfı nüfusun % 60 ı belkide daha fazla olmaktadır.
Hangiisxci sinifi nicelikolan mi? Vahsi kapitalizmin bile donemi Turkiye'de yeni. Nerde bu isci sinifinin bilinci ve niteligi? Bir kisi ekonomik olarak isci olmak ile, nitelik algi bilinc olarak isci olmuyor.
Iste gelismis ulkelerdeki fark da burda. Oralarda kisinin isci oldugunun bilinci var.
Dünyada işçi sınıfı sadece fabrikalarda günde 8 saat çalışanlardan ibaret değildir akşama kadar çalışıp hatta yanında işçi çalıştırmasına rahmen ancak işçilerin aldığı kadar gelir getiren bağ-kur borcunu vergisini ödeyemeyen binlerce insan var buna birde çalışmak isteyip iş gücünü satamayan insanları ilave et. Öğrencileri iş bulmaktan umudunu kesenleri icralık olanları da koy sana işçi sınıfının sayısı çıksın.
Kapitalizm öyle hal aldıkı dünyada mülkiyet sahibi insanlar bir avuç mülksüzler dağlar gibi.
Materyalizm hastaligi, iscilerden sadece nicelik bir madde gibi bahsediyorsun. Nerede nitelik ve bilinc?
Devrim demokratik yolların tükendiği şartlarda olur. Devrimciler bilir ki kapitalistler kapitalizm karşıtı güçlere iktidarı normal yollarla vermez onun için topluma bunu anlatırlar hazırlıklarını ona göre yaparlar.
Neden demokratik sartlar tukenmis? Turkiye de hala iktidara demokratik secimler ile gelinmiyor mu? Tabiki gelen demokrasiyi kendi diktatorlugune ceviriyor, o baska. Yani demokratik gelisi sadece kendi cikar ve somurusu icin kullanmis oluyor. Yani arac olarak kullaniyor.
Bu devrim bu güne kadar olan devrimlerden başkadır bütün mülkiyetin mülk sahiplarinden alınmasının siyasetidir.Kim mülkünü gönül rızası ile verir kime vermez işte zor orda başlar.
Zor orda baslamaz, iktidara demokratik olarak geldikten sonar baslar.
Devrimciler mülk konusunda haklıdır çünkü sermaye ancak iki şekilde birikir biri hırsızlık diğeri sömürüdür eh çalınan kısım sermeyesi tükenen kısımdır sömürülen kısım sa iş üçünü satanlar.
Sermayesi elinden alınan özgürleşecektir birde bu sermayenin bütün topluma ait olduğunda zaten artık tam özgürdür.
Bunlarineden topluma anlatamiyorsun? Seni anlamiyorlar mi? Neden parti kurup iktidar icin yola cikmiyorsun? Sana oy vermezler mi?
Neden oy alamazsin acaba?
Bugun TKP missal olarak neden toplumdan oy alamiyor? Nedir nedeni? Bak o kadar isci sinifi da varmis, sorun nedir?
Siz pioncek stalin hitler mussolini yi falan geçin onlar tarih sahnesini terk etti yeni zamana yeni idolojileri dikkate alın.
Hiç bir şey geçmişin tekrarı değildir .Hani bir çin ata sözü vardır aynı suda (dere)iki kere yıkanılmaz denir.
Kafanızı da öyle eskilere pek takmayın.
Tarih tekerrurden ibarettir. Hele de zamani gecmis ideolojik inancsal izmsel dogmalarin bu cagda hala pesinde kosanlar maalesef tarihi tekrar ettirirler.
evrensel-insan
06-02-2015, 01:16
Sizler birakin sosyalizmi daha turkiye de sol bile iktidara gelemedi.
Onu da gectim, caga gore onde olan T.C. kurucu degerlerini bile bugun toplum koruyamaz hale geldi?
Neden acaba?
Nedeni basit cunku ne bir birey ne bir insanoglu algisi bilinci niteligi ne de bunun verilmisligi var.
Tepeden inme devrimler hak ve ozgurlukleri ihlal etmeden nerede basarili olmus?
Sahi sizlerin nedenini merak ediyorum.
Cunku sizlere gorebeyin zihin soyutlama bilinc birey v.s. onemli degil; o zaman bir zahmet siz aciklayin, neden T.C. kurulus degerlerinin korunamadigini?
Neden T.C. devriminin tutmadigini?
Dinciler bile bugun zihnin onemini sizlerden daha iyi biliyorda, ana okulundan basliyorlar cocuklarin beynini ve zihnini dini uygulamalar ile doyurmaya.
Sizler hala nicelikten devrimden zor kullanmaktan ve kendi ideolojik inancsal izxminizi topluma zorla dayatmaktan ve hak ve ozgurluk ihlalinden bahsediyorsunuz.
Uyanin artik!
Insanoglu sadece ideolojinizin pesinden suruklenecek bir nicelik sayi degildir. Beyni zihni algisi bilgisi bilinci ve farkindaligi vardir. Niteligi vardir.
Siz bu niteligi yok saydikca ve kendi niteliginizi topluma dayattikca da hic bir basari elde edemezsiniz.
1970'lerde o sol hareketli doneminde, soyle bir soru vardi. Bu soruyu siz yanitlayin.
"Biz halkimiz icin olurken ve mucadele ederken, onlar bizi desteklemiyor?
Neden acaba?
Neden kendince halki icin mucadele edenler, halktan destek gormezler?
Aciklayin bunu nicelik alginiz ve ideolojiniz ve izminizle.
spartacus
06-02-2015, 04:22
Eİ Tepeden inme devrimler hala sizin kapitalist ideolojik empoz ile aranızdaki mesafeyi bir türlü açamıyor oluşunuzla ilgili. Tepeden inme devrimler sosyalist devrimler değil, daha çok kapitalizmin rejim değişimi darbeleridir, ve biz bu önyargılarınızın muhatabı değiliz. Sosyalist devrimelr ise sosyal-toplumsal karakterli devrimlerdir, o nedenle de sizin sandığınız gibi gökten zembille inemiyor. Kapitalizmin sizde yarattığı bireycilik ve keyfiyeti bir türlü aşamıyorsunuz.
tekrar hatırlatayım, Devrim YIKMA değil bir KURMA işidir, kavramları doğru kullanmıyorsunuz.
İlk yazılarımda da die getirdim, ayaklanma, bir iktidarı devirme, isyan etme bunlar DEVRİM değildir, kitelelerin talepleri ise devrimci durum niteliği taşıyabilir ya da taşımaz, sosyalistlerin o koşullarda görevi hem adresi belli olmayan ayaklanma, kalkışmalara yetebildikleri oranda engel olmak(straejili, hedefli bir hale getirmek, kanalize etmek!), hem de devrimci durum-bilinç hareketiyle örgütlenmesi, hedef tayinleri yapılması için çalışmaktır.
Yani kitlelerin isyanı ne sizin, ne benim, ne bilmem hangi sosyalistin ne keyfiyeti, ne iradesi ne de tekelinde değildir. Ama toplum içerisinde bilinçlenme, örgütlü faaliyet ise sosyalistlerin sorumluluğudur, bunu yapmak ayrı bir şey, kitlelerin bıçak kemiğe dayandığı anda isyanı ayrı bir şey... karıştırılmamalı. (bakın ağzımdan tek bir tane tepeden darbe çıkıyor mu?!!!! O nedenle böyle Türkiyedeki solcular diyorsun(kimse bu solcular), yani sosyalist devrim, koltuklarda oturan kellelerin değişimi, ya da bunu sağlayan darbeler vb öyle kolay bir devrim/değişim değildir)
Siz sanıyor musunuz kapitalizm böyle devam edebilecek, kaynaklar tükeniyor, sömürü hem ham madde hemde alınteri ve karşılayabilirlik temelinde, üretim ve paylaşım-bölüşüm temelinde olumsuzluğa doğru hızla yol alıyor. Dünyanın kaynakları ister maddi, ister manevi ama isterse gelir bazlı olsun, belirli bir azınlığa yükselen oranlarla akmaya devam ediyor. Bu gidişatın sonunda kapitalist ülkelerde toplumsal huzursuzlukta doğru orantılı olarak artacaktır ama bu öyle bir noktaya varır ki, küçücük bir kıvılcım, tüm toplumu ayağa kaldırabilir(diyaliktik)....
Şu ortalıkta dolaşan sosyalistim diye geçinen feodal devrimcilere aldanmayın, onların ki inanç, sosyalizm filan değil, sosyalistler kafa sayısı da yapmazlar, adet, kaç kişi diyede bakmazlar, devrimde yapmazlar! Devrim YAPILABİLİR değil ÖRGÜTLENEBİLİR bir şeydir ve bir PLAN/PROJE ölçeğinde hayata geçer/geçirilir, lego gibi ben devrim yapacam diye yapıl-a-maz. ÖRGÜTLENİR(toplumsl karakterlidir, kişisel iradi, keyfiyet içerse idi, o halde ben bu gece uyurken devrimi yapacam, bakın bakalım sabahleyin devrim gerçekleşmiş mi? Yani öyle konuşuyorsunuz ki ben darbe yapacam diyenler gibi! İşte o yapılabilir, yani darbe yapılabilir, ama devrim öyle bir şey değil, darbe yapanın kıstası koltuklardaki kellelerin yerine geçmektir, yapabilirler, ama devrim bütün bir hayatın, toplumun, sistemin, yaşam biçimlerinin, üretim, tüketim, bölüşüm, eğitim, sağlık...... DEĞİŞİMİDİR). Bu örgütlenmeninde objektif(nesnel), subjektif(toplumsal bilinç, örgütlülük, politik anlayış, hareket, inisiyatif vs) koşulları vardır ve birisinin yokluğu, ötekisinin varlığını devrim çerçevesinde anlamsız kılar.
Uzatmayayım, sizin ifadeleriniz, ÖN Yargılarınıza bir türlü muhatap olamıyoruz, sorumlu da değiliz. Siz kapitalist bir ideoloji ile, sosyalizme yabancı yargılar üretip, bunlarıda muhataplarınıza karşı birer ön yargı olarak besliyorsunuz.
Bıçak kemiğe dayandığında, kitleler kendiliğinden(!) ayaklandığında, hadi dedim isyana yöneldiklerinde, kimi suçlayacaksın?! Yani insanlar sömürüye, insan hak ve özgürlüklerinin yok edilmesine, İlahların insanları yönetmesine(!), bu durumu yaratan düzene karşı baş kaldırmasın, el pençe divan biat edip, boyun mu büksün diyorsunuz, yani sizin demek istediğiniz bu mu? Peki devrim nedir? Devrimde kitleleri isyana teşvik eden objektif, subjektij koşulalrın ortadan kaldırılması ve yeni koşulalrın kurulması/oluşturulması sürecidir, bu süreç tamamlanmadıkça devrim de gerçekleşmiş olmaz -ki devrim deyip durasınız, devrimleri darbelerle ya da benzer şeylerle bir tutmaya devam edesiniz, zira sizin yaklaşımınızda devrim de yok değişimde, yerine ne idüğü belirsiz bir hokus pokus, abra kadabra yollu diyebileceğimiz, Mars'ta yaşayan 3-5 elitin darbe yapması var.. Oysa devrim örgütlü kitlelerin eseridir, kişilern değil!
Bakın değişim sizin MASABAŞINDA oturup konuşmanızla olmuyor, alakası da yok, değişim sizin kapitalistçe iddia ettiğiniz gibi bütün ortamından, her şeyden hayattan yalıtılmış bireyin DEĞİŞMESİ ile de olmuyor, konumuz gereği değişimi karakteri SOSYO-politiktir! Birey, bire deyip duruyorsunuz kapitalistçe, ama bireyin yaşadığı ASIL ORTAMI ve tek, tek bireyler değil, tüm bireylerin içinde olduğu ortamı, asıl etkeni, etkiyeni ve değişimi gereğini ise yok sayıyorsunuz.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_sendikalar_listesi
Bakın kaç sendikalı işçi varmış. Bu şu demektir, her ne kadar sistem ve patronlar sendikalara karşı savaşta üstün ve muazzam olanaklara sahipse de, diğer yanda BUNLARA RAĞMEN ve bunlar bilinerek, ögütlenme faaliyeti yürütülür. Kitleleri bu faaliyetler bilinçlendirir, bireyde bu faaliyetlerle bilinçlenir, yani ortada TOPLUMSAL VE SOSYAL bir çaba vardır. Hiç bir faaliyet yok, ama siz BİREY'E GÖKTEN 10 EMİR geleceğini varsayıyorsunuz ve bir bireyin değişimi ile her şeyin değiştiğini varsayıyorsunuz. Halbu ki bireylerde içinde yaşadığı toplumun parçasıdırlar, haliyle toplumsal etki, toplumsaldeğişimler bireyede etkir. Bu bilinçlenme faaliyeti dahi olsa bu da yine toplumsal bir faaliyettir ve toplumsal olarak sonuçlar üretir haliyle toplumun parçası olan bireyde bu sürece dahil olduğu oranda bir şeyler edinir, alır/verir... Yani değişimden bahsedecekseniz, lütfen SOSYO-POLİTİK, SOSYO-KÜLTÜREL, TOPLUMSAL yanı, yönünü nasıö sağladığınızdan da bahsedin, lütfen. Nasıl sağlıyorsunuz? Ne yapmalı? Madem toplumsal örgütlenme ve toplumsal devrimleri kabul etmiyorsunuz, siz neyin değişiminden bahsediyorsunuz? Sömürüyü nasıl ortadan kaldırıyorsunuz, sömürü çarklarını nasıl kırıyorsunuz, sömürenlerin empozunu nasıl engelliyorsunuz, sistemin kendisini süreğen üretmesi ve ideolojik olarak ktleler üzerinde yarattığı etkiyi nasıl, hangi yollarla kırıyorsunuz. Açıklayın, ama cevabınız kişinin değişmesi olmasın lütfen, soru değişmesi değil NASIL, hangi süreç/araçlarla olacağıdır! Yani siz toplumsal bilinci belirleyen hakim ideolojilerin enjeksiyonuna dokunmayıp, bu enjeksiyona rağmen birey değişiminden dem vuruyorsunuz ben de size soruyorum enjeksiyonu ne yapıyorsunuz? Nasıl etkisiz hale getiriyorsunuz?
Sizler birakin sosyalizmi daha turkiye de sol bile iktidara gelemedi.
Onu da gectim, caga gore onde olan T.C. kurucu degerlerini bile bugun toplum koruyamaz hale geldi?
Neden acaba?
Bir söz vardır insanın sorduğu soru bilinç seviyesini gösterir derler.
Bu tür sorularla kahvelerde hep karşılaşırız. Ne cevap vereceğimizi şaşırırız cevap bile vermeyiz.
Hep anlattık devrim insanların kapitalizmden memnun olmadığı dönemlerde insanların karşısına çıkan eylemdir. Devrimciler hep şunu anlatır topluma bir gün ayağınızdaki ayakkabı ayağınızı sıkacak işe o zaman sizin önünüze iki seçenek gelecek ya devrim ya karşı devrim işte seçimi siz o an yapacaksınız.
İnsanlar kapitalizmden hoşnutsa devrim düşünmez rahatı iyidir niçin düşünsün ama kapitalizm biyolojisi itibarı ile insanları bir gün doğduğuna pişman edecek bütün lanetlerini insanın üstüne yağdıracak, işte o zaman sahneye devrimciler çıkacak.
Bu gün Türkiyede olanlar gibi insanların onurları ile oynuyorlar ne sermayenin güvenliği ne iş güvenliği var iktidar kendini iktidara taşıyan yasaları bile tanımıyor her hafta parlementoya bir paket geliyor iktidar perlemeterleri kurulmuş robotlara dönmüş her kes 1 kişiden korkuyor
Hukuk yok türkiye dünya sıralamasında altlara doğru iniyor bütün komşu ülkelerle kavgalı uluslar toplumundan dışlanmış hükümet (daha ziyade 1 kişi ) ekonomiye hukuka eğitime sürekli müdahale ediyor. Bu ülke normal yollarla yönetilemiyor kriz büyüyor
Bu hükümetin normal şekilde değiştirme imkanı da yok
Beki ne olacak iktidardaki güçler darbe diyecek muhalefet ise devrim. Bu seçimlerden sonra bu ülkede darbe söylentileri ve beklentiler çoğalacak.
Artık rejimde değişecek demokrasi umudu da bitecek Şimdiden padişah sözleri başladı
bak sen bile diktatör diyorsun.
Diktatör nedir demokrasilerle ne bağlantısı olabilir. Diktatörler nasıl yenilir.
evrensel-insan
06-02-2015, 17:21
Eİ Tepeden inme devrimler hala sizin kapitalist ideolojik empoz ile aranızdaki mesafeyi bir türlü açamıyor oluşunuzla ilgili.
Benim hakkimda fikir yurutmekten hic bir zaman vaz gecmeyeceksin degil mi? Her zaman oldugu gibi yine yanlis fikir yurutme.
Cunku sen kendi dusuncene uymayani sadece kendi karsi oldugundan zannediyorsun ve beyin ufkunu genisletemedigin surece de bu onyargin devam edecek.
Benim ne capitalist ne de idealist bir empozum olmadigini sitede bulunan binlerce mesajimi basligimi okuyanlar gayet bilir, okumayanlar da iste senin gibi boyle ahkam keser.
Zaten yazdiklarimi biraz okumus olan, lakabima boyle anlamsiz ve tutarsiz yakistirmalar yapilamayacaginin da farkindadir.
Tepeden inme devrimler sosyalist devrimler değil, daha çok kapitalizmin rejim değişimi darbeleridir, ve biz bu önyargılarınızın muhatabı değiliz. Sosyalist devrimelr ise sosyal-toplumsal karakterli devrimlerdir, o nedenle de sizin sandığınız gibi gökten zembille inemiyor. Kapitalizmin sizde yarattığı bireycilik ve keyfiyeti bir türlü aşamıyorsunuz.
Ozaman sadece yazilani yanlis algilamayi ve kendince bu yanlis algiladigina da kendfince itiraz etmeyi biraksan da, mesela "tepeden inme devrim" in ne oldugunu aciklasan.
SSCB nasil bir devrimdi acaba?
Ya dunyada hangi ulkede ve ne zaman "sosyal/toplumsal karakterli devrimler" olmustur, bir aciklasan da ogrensek!
Kapitalizm bende bireycilik ve keyfiyet yaratsaydi, buralarda her sorunu binlerce baslik ve mesaj ile dile getirmezdim.
Eger oklusaydin, bireycilik ve keyfiyet ile insanoglu bilincli birey bilinci farkini da ogrenmis olurdun.
O yuzden burada "asilamayan bir sey varsa" o da senin cagdisi kalmis ideolojini caga uyarliyamamak ve boyle guya aciklama Adina ne dedigini bilmeden bocalamak.
tekrar hatırlatayım, Devrim YIKMA değil bir KURMA işidir, kavramları doğru kullanmıyorsunuz.
Kime ve neye gore?
Senin diyalektikten de haberin yok. Bir seyi kurmak demek, eskinin yikilmasi ya da bozulmasi demektir. Dolayisi ile kurma ve yikma diyalektik olarak biri birini tamamlar. Olani yikmadan kurma olmaz.
İlk yazılarımda da die getirdim, ayaklanma, bir iktidarı devirme, isyan etme bunlar DEVRİM değildir,
Bunlarin devrim oldugundan kim bahsetti ki!
kitelelerin talepleri ise devrimci durum niteliği taşıyabilir ya da taşımaz, sosyalistlerin o koşullarda görevi hem adresi belli olmayan ayaklanma, kalkışmalara yetebildikleri oranda engel olmak(straejili, hedefli bir hale getirmek, kanalize etmek!), hem de devrimci durum-bilinç hareketiyle örgütlenmesi, hedef tayinleri yapılması için çalışmaktır.
Eeee Turkiye de nerde bu calisma? Yapan var da bizim mi haberimiz yok?
Yoksa sadece bu bir laf ebeligi mi? Bak sen! Demek ki "bilinc hareketi"
Kim kime nasil bilinc verecek?
Bilinc verecek olanin kendisi bilincli mi?
Yani kitlelerin isyanı ne sizin, ne benim, ne bilmem hangi sosyalistin ne keyfiyeti, ne iradesi ne de tekelinde değildir. Ama toplum içerisinde bilinçlenme, örgütlü faaliyet ise sosyalistlerin sorumluluğudur,
Tabi ya, nerde bu sorumlulugu aslanlar simdiye kadar ne yaptilar ve simdi ne yapiyorlar? Acaba boyle bir sorumluluk bilinci var mi?
bunu yapmak ayrı bir şey, kitlelerin bıçak kemiğe dayandığı anda isyanı ayrı bir şey... karıştırılmamalı.
Benim bir seyi karistirdigim yok. Bence bu ogutu once kendine ver.
(bakın ağzımdan tek bir tane tepeden darbe çıkıyor mu?!!!! O nedenle böyle Türkiyedeki solcular diyorsun(kimse bu solcular), yani sosyalist devrim, koltuklarda oturan kellelerin değişimi, ya da bunu sağlayan darbeler vb öyle kolay bir devrim/değişim değildir)
Siz sanıyor musunuz kapitalizm böyle devam edebilecek, kaynaklar tükeniyor, sömürü hem ham madde hemde alınteri ve karşılayabilirlik temelinde, üretim ve paylaşım-bölüşüm temelinde olumsuzluğa doğru hızla yol alıyor. Dünyanın kaynakları ister maddi, ister manevi ama isterse gelir bazlı olsun, belirli bir azınlığa yükselen oranlarla akmaya devam ediyor. Bu gidişatın sonunda kapitalist ülkelerde toplumsal huzursuzlukta doğru orantılı olarak artacaktır ama bu öyle bir noktaya varır ki, küçücük bir kıvılcım, tüm toplumu ayağa kaldırabilir(diyaliktik)....
Sen kapitalizmin ve ustu emperyaliznmin kendi kendine cokecegini falan mi zannediyorsun?
Butun bu olumsuzluklar sadece bilgi degil, bilinc isidir. Bir seyi yok edecek olan bilinctir.
Yoksa bugunku dunya hala asirlar oncesi dogmalarin pesinde kosanlara saahit olmazdi.
Kimse bilinc olmadan sokaga cikmaz. Hic bir sey de kendi kendine degismez. Onu degistiren de bilinctir.
Şu ortalıkta dolaşan sosyalistim diye geçinen feodal devrimcilere aldanmayın, onların ki inanç, sosyalizm filan değil, sosyalistler kafa sayısı da yapmazlar, adet, kaç kişi diyede bakmazlar, devrimde yapmazlar! Devrim YAPILABİLİR değil ÖRGÜTLENEBİLİR bir şeydir ve bir PLAN/PROJE ölçeğinde hayata geçer/geçirilir, lego gibi ben devrim yapacam diye yapıl-a-maz. ÖRGÜTLENİR(toplumsl karakterlidir, kişisel iradi, keyfiyet içerse idi, o halde ben bu gece uyurken devrimi yapacam, bakın bakalım sabahleyin devrim gerçekleşmiş mi? Yani öyle konuşuyorsunuz ki ben darbe yapacam diyenler gibi!
Bu senin husnu kuruntun. Zaten demokratik olarak toplumun oyunu alabilmek ve iktidara gelebilmek bile kendi basina orgutlenmedir, calisip cabalamaktir, kendini anlatmak neden iktidar oldugunu izah edebilmek ve aciklayabilmektir.
O yuzden ben hic bir zaman darbeden bahsetmedim. Ustelik darbe bir guc ile yapilir. Zaten boyle bir guc mevcut degil.
Dolayisi ile benim dediklerim zerre anlasilmamis.
İşte o yapılabilir, yani darbe yapılabilir, ama devrim öyle bir şey değil, darbe yapanın kıstası koltuklardaki kellelerin yerine geçmektir, yapabilirler, ama devrim bütün bir hayatın, toplumun, sistemin, yaşam biçimlerinin, üretim, tüketim, bölüşüm, eğitim, sağlık...... DEĞİŞİMİDİR). Bu örgütlenmeninde objektif(nesnel), subjektif(toplumsal bilinç, örgütlülük, politik anlayış, hareket, inisiyatif vs) koşulları vardır ve birisinin yokluğu, ötekisinin varlığını devrim çerçevesinde anlamsız kılar.
Iyide iktidar da olan bir guc neden devrim yapamasin?
Uzatmayayım, sizin ifadeleriniz, ÖN Yargılarınıza bir türlü muhatap olamıyoruz, sorumlu da değiliz. Siz kapitalist bir ideoloji ile, sosyalizme yabancı yargılar üretip, bunlarıda muhataplarınıza karşı birer ön yargı olarak besliyorsunuz.
Uzatmayalim, siz de sadece verilenleri daimi yanlis algiliyor ustelik bu yanlis algilama uzerine spekulassyon yapiyorsunuz. Ayrica ne kendinizi ne ne yapmak istediginizi aciklayabilecek bilgi ve bilince de sahip degilsiniz.
Ancak boyle birisini ustelik yanlis algilayarak elestirme Adina tum yaptiginiz muhalefet etmek.
Eger ortada benim adima bir on yargi varsa, bu gecmis tarih ve yasanmis tecrubeden kaynaklaniyor. Eger sizzler de ayni tecrubeyi yasadi iseniz, o zaman bu on yargi dediginizi kirmak Adina, kendinizi kendi ifadeleriniz ile ortaya koyun. Sosyalizmden, devrimden, v.s. ne anladiginizi ne yapmak istediginizi ve halihazirda ne yaptiginizi ortaya koyun.
Tabi bunu yapabilmek bilgi ister.
Sizin yaptiginiz hazir buldugunuz bir dusunceye sadece muhalif olmak ise sadece laf ebeligi ve anlamsiz neyi savundugunu bile bilmeden savunu ve satasmak baskasinin agzindan konusmak ister.
Sizde zaten bunu yapiyorsunuz.
Eger yapmadiginiz dusuncesindeyseniz, bu basliga "Turkiye'yesosyalizm nasil gelir?" sorusunu kendinize oz ifadeleriniz ileaciklayiniz.
Yaani dusunce uretiniz, olana ustelik yanlis algi ile itiraz, herkesin yaptigidir. Bilgi de bilinc de birikim de icermez.
Bıçak kemiğe dayandığında, kitleler kendiliğinden(!) ayaklandığında, hadi dedim isyana yöneldiklerinde, kimi suçlayacaksın?! Yani insanlar sömürüye, insan hak ve özgürlüklerinin yok edilmesine, İlahların insanları yönetmesine(!), bu durumu yaratan düzene karşı baş kaldırmasın, el pençe divan biat edip, boyun mu büksün diyorsunuz,
Simdi de demogoji yapip ekrana oynuyorsun, benim boyle bir sey istemedigimi demedigimi, yazilarimi okuyanlar gayet iyi bilir, sen de biliyorsun.
yani sizin demek istediğiniz bu mu? Peki devrim nedir? Devrimde kitleleri isyana teşvik eden objektif, subjektij koşulalrın ortadan kaldırılması ve yeni koşulalrın kurulması/oluşturulması sürecidir, bu süreç tamamlanmadıkça devrim de gerçekleşmiş olmaz -ki devrim deyip durasınız, devrimleri darbelerle ya da benzer şeylerle bir tutmaya devam edesiniz, zira sizin yaklaşımınızda devrim de yok değişimde, yerine ne idüğü belirsiz bir hokus pokus, abra kadabra yollu diyebileceğimiz, Mars'ta yaşayan 3-5 elitin darbe yapması var.. Oysa devrim örgütlü kitlelerin eseridir, kişilern değil!
Siz en basta devrim darbe ile demokratik yolla iktidara gelmeyi bir birine karistiriyorsunuz.
Devrim guc ve otorite olmadan yapilamaz. Bunun yolu da demokratik olarak iktidara gelmektir. Cunku iktidarda zaten tum otorite ve guc elinde. Istedigin sekilde olan sistemi yikar yenisini kurarsin. Illa devrim icin antidemokratik olmanin bir anlami yok.
Olani devirmek icin iktidar gerekir. Bu da demokratik secim ile olur.
[quote]Bakın değişim sizin MASABAŞINDA oturup konuşmanızla olmuyor, alakası da yok, değişim sizin kapitalistçe iddia ettiğiniz gibi bütün ortamından, her şeyden hayattan yalıtılmış bireyin DEĞİŞMESİ ile de olmuyor, konumuz gereği değişimi karakteri SOSYO-politiktir! Birey, bire deyip duruyorsunuz kapitalistçe, ama bireyin yaşadığı ASIL ORTAMI ve tek, tek bireyler değil, tüm bireylerin içinde olduğu ortamı, asıl etkeni, etkiyeni ve değişimi gereğini ise yok sayıyorsunuz.
Bunu yok sayan ben degilim sensin. Yok saymasan kitlelerin pesinden gelecegini dusundugun bir devrimden bahsetmezdin.
Sen zaten ulke ve toplumunu tanisan ne istedigini bilsen onlarin istedigini vererek destegini alirsin.
Evet her turlu ortam bireyi degistirebilir, ama bilincli birey de sorgulayarak kendi beyin duzeyini gelistirebilir. Iste nitelik te zaten budur. Kimse "pesimden gel" deyince persinden gelmez. Pesinden gelebilmesi icin ya onu ikna etmen gerekir, ya da onun senin pesinden gelmesi icin kendince bir nedeni olmasi gerekir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_sendikalar_listesi
Bakın kaç sendikalı işçi varmış. Bu şu demektir, her ne kadar sistem ve patronlar sendikalara karşı savaşta üstün ve muazzam olanaklara sahipse de, diğer yanda BUNLARA RAĞMEN ve bunlar bilinerek, ögütlenme faaliyeti yürütülür. Kitleleri bu faaliyetler bilinçlendirir, bireyde bu faaliyetlerle bilinçlenir, yani ortada TOPLUMSAL VE SOSYAL bir çaba vardır. Hiç bir faaliyet yok, ama siz BİREY'E GÖKTEN 10 EMİR geleceğini varsayıyorsunuz ve bir bireyin değişimi ile her şeyin değiştiğini varsayıyorsunuz.
Ben bu dediklerinin hic birini varsaymiyorum. Ben bir seyin olmasindan bahsederim, varsayiminddan degil. Hic kimse kendi kendine kendi istemi gayreti v.s. olmadan bilinclenmez. Bilinclenmek kisinin farkindaligini ve bilinclenmek icin kendince bir sorunu rahatsizligi veya zarari gerektirir.
Bu konuda yazdiklarimi okusaydiniz, biraz bilgilenmis olurdunuz ve benim adima da konusmazdiniz.
Halbu ki bireylerde içinde yaşadığı toplumun parçasıdırlar, haliyle toplumsal etki, toplumsaldeğişimler bireyede etkir. Bu bilinçlenme faaliyeti dahi olsa bu da yine toplumsal bir faaliyettir ve toplumsal olarak sonuçlar üretir haliyle toplumun parçası olan bireyde bu sürece dahil olduğu oranda bir şeyler edinir, alır/verir... Yani değişimden bahsedecekseniz, lütfen SOSYO-POLİTİK, SOSYO-KÜLTÜREL, TOPLUMSAL yanı, yönünü nasıö sağladığınızdan da bahsedin, lütfen. Nasıl sağlıyorsunuz? Ne yapmalı? Madem toplumsal örgütlenme ve toplumsal devrimleri kabul etmiyorsunuz, siz neyin değişiminden bahsediyorsunuz? Sömürüyü nasıl ortadan kaldırıyorsunuz, sömürü çarklarını nasıl kırıyorsunuz, sömürenlerin empozunu nasıl engelliyorsunuz, sistemin kendisini süreğen üretmesi ve ideolojik olarak ktleler üzerinde yarattığı etkiyi nasıl, hangi yollarla kırıyorsunuz. Açıklayın, ama cevabınız kişinin değişmesi olmasın lütfen, soru değişmesi değil NASIL, hangi süreç/araçlarla olacağıdır! Yani siz toplumsal bilinci belirleyen hakim ideolojilerin enjeksiyonuna dokunmayıp, bu enjeksiyona rağmen birey değişiminden dem vuruyorsunuz ben de size soruyorum enjeksiyonu ne yapıyorsunuz? Nasıl etkisiz hale getiriyorsunuz?
Ne yapilacagi cok acik tum sorunlarin algilanabilir farkindaliogini saglamak ve once kendinden baslayarak ta ne istedigini neyi neden istedigini bilmek ve bunun icin de mucadele etmek.
Hic kimse kendi basina kendi iradesinden bagimsiz bir seyi degistiremez. O yuzden buradaki farkindalik ve bilinc basta bireysel sonra sosyal ve de toplumsaldir.
Ben bunun icin yazi sanatimi bilgimi bilincimi dile getiriyorum.
Peki sen ne yapiyorsun?
evrensel-insan
06-02-2015, 17:52
Bir söz vardır insanın sorduğu soru bilinç seviyesini gösterir derler.
Bu tür sorularla kahvelerde hep karşılaşırız. Ne cevap vereceğimizi şaşırırız cevap bile vermeyiz.
Neden acaba? Cevabini bilmediginizden mi? Yoksa bu soru ile kendinizi hic sorgulamadiginizdan mi?
Demekki kahvedekiler dediginiz sizden daha sorgulayici ve bilincli.
Yani sizing seviyeniz, onlarin duzeyinde bile degil.
Zaten materyalizm temelli izmlerin en buyuk sorunu toplumu "kucumsemektir" bu da onlarin toplumun durumundan neyi sorup neye cevap aradiklarini bilmemekten ve kisaca toplumdan kopukluktan gelir?
O yuzden varsa yanitiniz veriniz. Yoksa da uzerinde dusununuz.
Hep anlattık devrim insanların kapitalizmden memnun olmadığı dönemlerde insanların karşısına çıkan eylemdir. Devrimciler hep şunu anlatır topluma bir gün ayağınızdaki ayakkabı ayağınızı sıkacak işe o zaman sizin önünüze iki seçenek gelecek ya devrim ya karşı devrim işte seçimi siz o an yapacaksınız.
Peki ya toplum bunun farkinda ya da bilincinde degilse! Su an sence Turkiye'deki vahsi capitalist gidisten kim memnun kim degil ve bunu belirliyen nedir? Memnun olmayanlarin topluma oranla %si nedir?
İnsanlar kapitalizmden hoşnutsa devrim düşünmez rahatı iyidir niçin düşünsün ama kapitalizm biyolojisi itibarı ile insanları bir gün doğduğuna pişman edecek bütün lanetlerini insanın üstüne yağdıracak, işte o zaman sahneye devrimciler çıkacak.
Nerede cikiyor sahneye?
Turkiye'de cikiyor mu?
Dunyadan bir kac ornek verebilir misin?
Sen bu sorulari da "kahve duzeyi" nde bulabilirsin, onemli degil. Yalniz yanitini almak isterim. Ya da yanitin yok ise kendi kendine bu sorulari sor ve yanitini bildir.
Bu gün Türkiyede olanlar gibi insanların onurları ile oynuyorlar ne sermayenin güvenliği ne iş güvenliği var iktidar kendini iktidara taşıyan yasaları bile tanımıyor her hafta parlementoya bir paket geliyor iktidar perlemeterleri kurulmuş robotlara dönmüş her kes 1 kişiden korkuyor
Hukuk yok türkiye dünya sıralamasında altlara doğru iniyor bütün komşu ülkelerle kavgalı uluslar toplumundan dışlanmış hükümet (daha ziyade 1 kişi ) ekonomiye hukuka eğitime sürekli müdahale ediyor. Bu ülke normal yollarla yönetilemiyor kriz büyüyor
Bu hükümetin normal şekilde değiştirme imkanı da yok
Yani, peki bu hukumet olani nasilkendi istedigi gibi degistirebildi?
Ya da bir devrim mi oneriyorsun?
Nasil bir devrim?
Var mi bu devrimin orgutlenmesi?
Var da bizim haberimiz mi yok?
Beki ne olacak iktidardaki güçler darbe diyecek muhalefet ise devrim. Bu seçimlerden sonra bu ülkede darbe söylentileri ve beklentiler çoğalacak.
Artık rejimde değişecek demokrasi umudu da bitecek Şimdiden padişah sözleri başladı
bak sen bile diktatör diyorsun.
Diktatör nedir demokrasilerle ne bağlantısı olabilir. Diktatörler nasıl yenilir.
Ayni soruyu daha oncve de sordum.
Ne oneriyorsun?
Ne yapiyorsun?
Diktator demek "tum yetkileri siyasi olarak kendinde toplamak" demektir. Ulke Anayasasinin boyle bir boslugu var ve bu bosluktan yararlaniyor.
Ulke de T.C. kuruldugundan beri hic bir zaman ne bir hukumet ne de devlet var olabildi. Iktidara gelen parti hem devleti hem de hukumeti ele gecirdi. Kendi ideolojik politikasi ne ise de onu dayatti ve bu politikadan olmasyanlari da bertaraf etti.
Bu 1980'lere kadar turkculuk politikassi uzerineydi. Daha sonar bu politik cikar ve etik somurusu olarak kurdculuge ve islama tasindi.
Yani sosyal yasam, demokrasi, esitlik, adalet ve politikadan bagimsiz bir devlet hic bir zaman olmadi.
Parti baskani demek hukumet ve devletin basi demek oldu.
Su anki dictator de otokratik olarak bu anayasa boslugunu kendi cikar ve somurusu temelinde kullaniyor.
O yuzden ne yapilacaksa, bu yapilmadan once yapacak olanlarin ya da "onculerin" kendi ulke ve toplumunun farkli halklari ve kesimlerinin ne istedigini cok iyi bilmesi gerekir.
Bugune kadar kimse bunun ile ilgilenmedi. Her gelen kendi politik cikar ve somurusunu topluma dayatti.
Boylece istikrarli nesiller bile yetisemedi. Bir nesil Ataturk ile, Bir nesil Inonu ile, bir nesil, Menderes ile, bir nesil,Demirel ile bir nesil Ozal ile yetisti. Simdi de diktatorun nesli yetisiyor.
Diktator ancak yine demokratik sekilde secim ile iktidara gelerek yenilir.
Iste bu iktidar cagdas sosyalizm temelli olmali ve cagdas devrimini iktidara geldikten sonar toplumun ve farkli halk ve kesimlerinin yararina yapmali ve bunu da aciklayabilmeli ve destegini alabilmelidir.
Neden acaba? Cevabini bilmediginizden mi? Yoksa bu soru ile kendinizi hic sorgulamadiginizdan mi?
Soruyu soranın kalitesinden. Kahvedeki insanları emekli maaşlarına ne kadar zam yapıldığı ilgilendirir
Bu hükümet nasıl buralara geldi anlatsam bu sayfalar almaz. Bu hükümet i buralara taşıyanlara sorsak her halde pişman olduklarını söyleyecektirler.
Devrim halk istediği için olur öyle duvar örer gibi olmaz her şey 10 gün içinde biter dünyada hep öyle olmuştur.
Biz sadece iktidardaki sınıfaların deveyi hamudu ile nasıl götürdüğünü halka anlatırız.
Halk zaten soyulduğunu anlayacaktır .Sen fark etmiyor olabilirsin ama TV de her gün gasp edilen elektirik foturalarından söz edilir adaleti olmayan adalet saraylarından eğitim olmayan okullardan hiç bir işe yaramayan diplomalardan önlem alınmayan iş cinayetlerinden intiharlardan sokaktaki infazlardan.Her gün çoğalan hırızlıklardan yoluzlukların en aşağılara kadar indiğinden
Tunusta o arap baharı niçin oldu bilirmisin rüşvetin günlük iş haline döndüğü için Devletin her kademesinde haksızlığın olduğu için Demokrasinin bittiği için genimetin en büyüğünün devlet başkanının götürdüğü için.
Bu kadar olayları fark etmezsen devrimde senin işine yaramayacaktır.
Diktator demek "tum yetkileri siyasi olarak kendinde toplamak" demektir. Ulke Anayasasinin boyle bir boslugu var ve bu bosluktan yararlaniyor.
Madem kanunlarda boşluk var ve senin diktatör dediğin kimse onu kullanıyor o zaman adama diktatör demen haksızlık Kurnaz diyeceksin adam boşluktan faydalanıp gücünü arttırıyor.
Bir adama hak etmediği sıfatı yapıştırmak ayıptır.
ONU DA HATIRLATMAK İSTEDİM.
evrensel-insan
06-02-2015, 23:25
Soruyu soranın kalitesinden.
Soruyu soranin kalitesi bu sitede baslik ve mesajlari ile kendini ortayas koymus durumda.
Ama nicelik pesinde kosanlarda pek nitelik olmuyor.
Nitelik pesinde kosanlarda durmadan beyinlerini isletiyorlar ve bilgisini bilincini ve de birikimini dile getiriyorlar.
Kahvedeki insanları emekli maaşlarına ne kadar zam yapıldığı ilgilendirir
Bu hükümet nasıl buralara geldi anlatsam bu sayfalar almaz. Bu hükümet i buralara taşıyanlara sorsak her halde pişman olduklarını söyleyecektirler.
Devrim halk istediği için olur öyle duvar örer gibi olmaz her şey 10 gün içinde biter dünyada hep öyle olmuştur.
Ne de guzel yuksekten atiyorsun!
Allah taevreni 6 gunde yaratmisti!
Biz sadece iktidardaki sınıfaların deveyi hamudu ile nasıl götürdüğünü halka anlatırız.
Simdiye kadar pek bunu becerememissiniz, anlasilan.
Halk zaten soyulduğunu anlayacaktır .
Nasilanlayacak?
O kadar yolsuzlugun hirsizligin rusvetin devletin parasini yemenin yanina, bir de devlet parasi ile kacak saray yaptirildi ve hergun farkli bir astronomic masrafi aciklaniyor.
Su aralar da bu kacak sarayin parasi yine halktan onlara yeni nufus cuzdani ve ehliyet verilerek cikarilacak.
Evet, halk soyuldugunu cikmaz ayin son carsambasinda anlayacaktir.
Ayrica tarihte halkin soyulmadigi bir tarihi donem var da ben mi bilmiyorum?
Sen fark etmiyor olabilirsin ama TV de her gün gasp edilen elektirik foturalarından söz edilir adaleti olmayan adalet saraylarından eğitim olmayan okullardan hiç bir işe yaramayan diplomalardan önlem alınmayan iş cinayetlerinden intiharlardan sokaktaki infazlardan.Her gün çoğalan hırızlıklardan yoluzlukların en aşağılara kadar indiğinden
Evet bahsediyorda, nedense bu halka soyuldugunu anlatamiyor.
Tunusta o arap baharı niçin oldu bilirmisin rüşvetin günlük iş haline döndüğü için Devletin her kademesinde haksızlığın olduğu için Demokrasinin bittiği için genimetin en büyüğünün devlet başkanının götürdüğü için.
Bu kadar olayları fark etmezsen devrimde senin işine yaramayacaktır.
Demek ki bir Tunus ile butun olaylar fark ediliyor, bravo dogrusu.
Benim neyi fark ettigimi ogrenmek istiyorsan; profilimden basliklara ve tarihlere bakabilirsin.
Bakalim sen benim fark ettigimin kacini fark etmissin?
evrensel-insan
06-02-2015, 23:28
Madem kanunlarda boşluk var ve senin diktatör dediğin kimse onu kullanıyor o zaman adama diktatör demen haksızlık Kurnaz diyeceksin adam boşluktan faydalanıp gücünü arttırıyor.
Bir adama hak etmediği sıfatı yapıştırmak ayıptır.
ONU DA HATIRLATMAK İSTEDİM.
Diktotor onun tam da lugat anlamidir. Kurnazlik baska bir sey.
Burada onemli olan o bu yolda ilerlerken onune engel cikamamasi.
Bir kisi tek basina 80 milyona yakin ulkeyi parmaginda oynatiyor.
Diktatorun daha cok sifati var. Bunlari da profilimdeki baslik ve mesajlardan bulabilirsin.
Mesela hipokritiklik.
Ne de guzel yuksekten atiyorsun!
Allah taevreni 6 gunde yaratmisti!
Valla beni 9 ayda yarattı.Gerisini bilmem. Atmak olur insan hali.Sen gine de cemaata sor.
Simdiye kadar pek bunu becerememissiniz, anlasilan.
Becere bilsek burada olmazdık her halde.
Nasilanlayacak?
O kadar yolsuzlugun hirsizligin rusvetin devletin parasini yemenin yanina, bir de devlet parasi ile kacak saray yaptirildi ve hergun farkli bir astronomic masrafi aciklaniyor.
Su aralar da bu kacak sarayin parasi yine halktan onlara yeni nufus cuzdani ve ehliyet verilerek cikarilacak.
Evet, halk soyuldugunu cikmaz ayin son carsambasinda anlayacaktir.
Ayrica tarihte halkin soyulmadigi bir tarihi donem var da ben mi bilmiyorum?
Eee halk bu biraz geç anlıyor. O kadar zeki olsa idi halk olmaz elit olurdu.Saraylar falan ökülüp gitmez Osmanlının saraylarını gidenler götürdümü bu da kalır.
Ne fark ettiğini anlamadım her halde biraz çahilim.
Bırak anlamlarla uğraşmayı diktatörle demokrasi nerede yan yana durmuş ben onu merak ediyorum sadece.
evrensel-insan
06-02-2015, 23:53
Valla beni 9 ayda yarattı.Gerisini bilmem. Atmak olur insan hali.Sen gine de cemaata sor.
Becere bilsek burada olmazdık her halde.
Eee halk bu biraz geç anlıyor. O kadar zeki olsa idi halk olmaz elit olurdu.Saraylar falan ökülüp gitmez Osmanlının saraylarını gidenler götürdümü bu da kalır.
Ne fark ettiğini anlamadım her halde biraz çahilim.
Bırak anlamlarla uğraşmayı diktatörle demokrasi nerede yan yana durmuş ben onu merak ediyorum sadece.
Elit mi?
Turkiye'de diktatorun ne yaptigini anlayacaklar bir tarafa, toplumdan farkli halklarindan ve kesimlerinden yana olan sadece kendi ideolojisini inancinin disinda olan herkesi otekilestirmeyen kac tane elit var?
Ya da cikari icin herseyini satmayan kac tane elit var?
Merak ettigini bir onceki mesajimda digger baslikta acikladim.
Ayrica sen hic "havuc/sopa politikasini" duymadin mi?
Ya da demokrasi ile diktatorlugun, bir madalyonun her iki yuzu oldugunu.
spartacus
07-02-2015, 03:10
Ayni iki asir oncesinin dogmalarini tekrar edip durmussun.
Soru cok basit.
Neden sosyalizm bir soylem olarak toplumun cogunlugunun destegini alipta iktidara gelemiyor?
Neden çoğunluk binlerce yıl öncenin inançları ile YAŞIYOR! 6 YAŞINDA ÇOCUĞUN SORMAYACAĞI SORULARI SORUYORSUN, HALBUKİ MUHATABIN SANA 50 KERE ANLATTI, kapitalist EMPOZ, yaşam biçimi, kapitalist kültür, ideolojik bağımlılık, zorunlu-zaruri şartlar(hayat şartları, mahrumiyet, mahkumiyet, esaret-kölelik), kulanılan aidiyetler, dinler(!), etiketler, eğitim, bilinç, farkındalık! 6 Yaşında bir çocuk isen ona göre davranayım, bu konuları siz büyüdüğünüzde konuşalım!
Benim vaktimi böyle ciddiyetsizce alacaksan bana yazma. O yazımı tekrar oku ve ciddiyetle, doğru düzgün cevap ver. NE DOGMASI? BÖYLE LAFAZANLIK YAPMA, dogma neresidir, neden DOGMA dır koyacaksın. Halbuki o yazıya böyle yaklaşmak ya okumamakla ya da ciddi problemlerle mümkün!
Bak tekrar ediyorum;
İKTİDAR ZOR AYGITIDIR -> İtiraz mı ediyorsun, o halde dizini kır, ciddiyetle olmadığını anlat! Göster.
Ben ne istiyorum?
İKTİDARIN olmadığı bir dünya! O dünyaya nasıl varılabilir, mevcut iktidarların TASVİYESİ İLE!
Abuk subuk iktidar teraneleri üfürmekle ne saçmalıyorsun, neyi saçmalıyorsun, bana ait olmayan üstelikte benim düşüncemin tam tersi-zıttı(!!) düşünceleri -ön yargılarını- kendin üfürüp, bana mal edip sonra da bunlar üzerinden demagoji yaparken amacın ne?
Eger toplum sosyalist soylemi benimsemiyorsa, ona karsi olarak zorla devrim ile iktidara gelmenin yarari kimedir?
Bence siz once kendi ic celiskinizi cozunuz.
Sonra DEVRİM İLE DARBEYİ bir tutuyorsun, sonra TOPLUMA RAĞMEN İKTİDARA GELMEKTEN ama devamında da DEVRİMDEN bahsediyorsun! Sana devrimin YIKMA DEĞİL KURMA İŞİ olduğunu kaç kez daha ifade edecem, bu kadar bilinçsiz olduğun konulara burnunu bu kadar sokuyorsun kabul de, bunca safsata, cehalet dili ile neden hiç kıl aldırmıyorsun anlamıyorum? Devrim TOPLUM AKARŞI DEĞİL KAPİTALİST İKTİDARA KARŞI YAPILIYOR, toplumsal destek olmadan zaten bunu başarmak İMKANSIZ! O iktidarı yıkan TOPLUMDUR, senin muhatap cahili hayalinde kurduğun 3-5 darbeci değil! Haliyle toplumun 100% gibi bir oranına, fabrikadan çıkmış bir don giydiremezsin, zır kutuplarda hareket eden KİTLELER olacak, bu süreç devrim tamamlanana kadar da İRADELERDEN BAĞIMSIZ yaşanır, yaşanacak... Devrim tamamlandığında ise durum değişebilir, evvel hoşnutsuzluk düzeyi oldukça düşebilir, sosyalizm birilerinin çıkıp toplumu mutlu etmesi değildir, sömürünün ortadan kaldırılmasıdır özünde ve özgür üretim, adil bölüşüm vb ve eni sonu birilerinin toplumu mutlu edeceği değil, toplumun kendisini mutlu edeceği/etmeyeceği bir alt yapısı vardır... Sosyalizmde birileri çıkıp mutlu edeceği vaadlerinde bulunamaz, sosyalizmde sizi siz temsil edersiniz, öğrenin ondan sonra önyargılar üretin. Ve elbette sosyalizm karıalrını ortak kullanmaktr dye kabul etmeyenler olacak!, din, allah, kitap propagandalarının etkisinde kalınacak, SOSYALİZM SÜRECİ BİLİNÇLENME SÜRECİDİR, FARKINDALIK SÜRECİDİR, böyle bir sürece girdiğinizde ELBETTE ayrı/gayrı düşünce, bilinç ve donanımda bir toplumla iç içesiniz demektir. Bunu bilirsiniz ve buna rağmen toplumun bilinçlenmesi, farkındalığı vbe kapitalist ideolojik kalıpları, evvel propagandalarla örgütlenen bilinci-örgütlülüğü, geri kültürü de aşmaya çalışırsınız. Bunar PRATİKTE SINANMADAN toplumun hiç bir ferdi özünde NEYE İTİRAZ ETTİĞİNİ YA DA SAVUNDUĞUNU BİLEMEZ...
Küba ufacık bir ülke, kaynaklar bakımından hayli fakir bir ülke, kölelikten, yıkılmış bir hayattan ayakları üstüne dikildi, şimdi Küba da topluma rağmen kim yönetiyor Ali, Veli mi? Gidin araştırın, Kongrelere bakın, kaç milyon kişi FİKİR BEYAN ETMİŞ, DÜŞÜNCESİNİ DİLE GETİRMİŞ BAKIN(8 MİLYON!)... Yani elde imkanlar, şartlar, koşulalr el verdikçe hayat daha bir iyidir ve sosyalistçedir, açlıkalr, kıtlıklar, ambargo, süreğen bir savaş altında tutulmak, destek alacak komşsuzuluk, dış tücaret sorunalrı, toprak, üretim, ham madde sorunları... Kısaca hayatın zorlukları ile mücadele ayrı, hayatı ZOR EDENLER ile mücadele ayrı konular.
Sosyalist iktidarın KARAKTERİ TOPLUMSALDIR, TOPLUMA RAĞMEN BİR İKTİDARDAN SÖZ EDİLEMEZ. Kapitalist ideoloji ile o derece kilitlenmişsin ki, aşamıyorsun, kapitalist iktidar modelini(bir azınlığın yönettiği/sömürdüğü) esas alıp(!), nasıl oluyorsa oluyor tam tersi olan sosyalist iktidar modelini eleştirmeye kalkıyorsun! İş mi bu şimdi, önceki yazılarımda zaten anlatmıştım!!!? Neden insanların vaktini almayı, dalga geçmeyi, ciddiyetsizliği, emek vermeden, okumadan ragatsızlık vermeyi bu kadar çok seviyorsun(psikolojk olabilir mi?)
Sen LAKİK misin değil misin, el cevap.
Sonra o yazımda sana soru sordum, Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? ANLAT belki de senin ifadelerini benimserim, ama önce adam gibi anlat, lafazanlığı bırak artık.
El cevap
Mesela sana bir soru;
Sömürüyü nasıl ortadan kaldırıyorsun? Lütfen bunda tüm diğer şeyler için, iktidar sorunundan tut, lakırdadığın ama çözüm vermediğin tüm sorunlara değin, insan hak ve özgürlüklerine değin ne yapmalı? NASIL YAPMALI? el cevap.
Çünkü insanın hak ve özgürlükleri için direnmemesi, MÜCADELE etmemesi gerektiğini DİLE getiriyorsun, getirenleride bin dereden su getirerek kötülemeye, etkisizleştirmeye, dejenere etmeye çalışıyosun, sen insanın var olan statüko dahilinde her şeye boyun bükmesi, itiraz etmemesi, mücadele etmemesi gerektiğini dile getiriyorsun, o halde haklı olarak bende sana soruyorum, NE YAPMALI?
evrensel-insan
07-02-2015, 03:42
Neden çoğunluk binlerce yıl öncenin inançları ile YAŞIYOR! 6 YAŞINDA ÇOCUĞUN SORMAYACAĞI SORULARI SORUYORSUN, HALBUKİ MUHATABIN SANA 50 KERE ANLATTI, kapitalist EMPOZ,
Yok ya! bu empozdan kurtulanlar nasil kurtuluyor? Bilinclenerek birilerinin pesine takilarak degil.
yaşam biçimi, kapitalist kültür, ideolojik bağımlılık, zorunlu-zaruri şartlar(hayat şartları, mahrumiyet, mahkumiyet, esaret-kölelik), kulanılan aidiyetler, dinler(!), etiketler, eğitim, bilinç, farkındalık! 6 Yaşında bir çocuk isen ona göre davranayım, bu konuları siz büyüdüğünüzde konuşalım!
Bir materyalisttende insanoglunu madde yerine koymasindan baska bir sey beklenemezxdi zaten. Byin, zihin, farkindalik bilinc sorgulama muhakeme serbest karar alma ve secim hak getire!
Ben seni henuz bu cagda dogmus olarak bile goremiyorum.
Benim vaktimi böyle ciddiyetsizce alacaksan bana yazma. O yazımı tekrar oku ve ciddiyetle, doğru düzgün cevap ver. NE DOGMASI? BÖYLE LAFAZANLIK YAPMA, dogma neresidir, neden DOGMA dır koyacaksın. Halbuki o yazıya böyle yaklaşmak ya okumamakla ya da ciddi problemlerle mümkün!
Genemi vakit tantanasi, harcama yazma kimeneseni zorlayan mi var, neden kontrolunu kaybediyorsun.
Pardon, bir maddfe de zaten control yoktur.
Dogma demek cagi gectigi halde bir inanci ideolojiyi izmi degeri felsefeyi v.s. surdurmek demektir. Cagdisi demektir.
Bak tekrar ediyorum;
İKTİDAR ZOR AYGITIDIR -> İtiraz mı ediyorsun, o halde dizini kır, ciddiyetle olmadığını anlat! Göster.
Dunyadabugun bir suru iktidar var ve bunlar demokratik secim ile gelmis. En son Syriza ornegi, nerde zorluk?
Ben ne istiyorum?
İKTİDARIN olmadığı bir dünya! O dünyaya nasıl varılabilir, mevcut iktidarların TASVİYESİ İLE!
Nerdeymis iktidarin olmadigi bir dunya! Bu istemek ile olmuyor, bilinc ile oluyor.
Abuk subuk iktidar teraneleri üfürmekle ne saçmalıyorsun, neyi saçmalıyorsun, bana ait olmayan üstelikte benim düşüncemin tam tersi-zıttı(!!) düşünceleri -ön yargılarını- kendin üfürüp, bana mal edip sonra da bunlar üzerinden demagoji yaparken amacın ne?
Eee egeroyle algiliyorsan, ne yaparsin "korle yatan, sasi kalkar"
Sonra DEVRİM İLE DARBEYİ bir tutuyorsun, sonra TOPLUMA RAĞMEN İKTİDARA GELMEKTEN ama devamında da DEVRİMDEN bahsediyorsun! Sana devrimin YIKMA DEĞİL KURMA İŞİ olduğunu kaç kez daha ifade edecem,
Ya benim sana izah ettiklerim! Ben dce sana devrimin dialektik olarak hem yikma hem de kurmanin ikisini birden icerdigini kac kere izah edecegim?
bu kadar bilinçsiz olduğun konulara burnunu bu kadar sokuyorsun
Bak su konusana! Made olmusta bilincten bahsediyor.
kabul de, bunca safsata, cehalet dili ile neden hiç kıl aldırmıyorsun anlamıyorum? Devrim TOPLUM AKARŞI DEĞİL KAPİTALİST İKTİDARA KARŞI YAPILIYOR, toplumsal destek olmadan zaten bunu başarmak İMKANSIZ! O iktidarı yıkan TOPLUMDUR,
Peki neden devrimler tutunamiyor? Toplumsal destek sadece nicelikicerikli. Ustelik nitelikten de bi haber. Sorun da orda iktidari nicelik yikiyor, nitelik degil. O yuzden de nitelik olmadigindan devrimler geri donuyor.
senin muhatap cahili hayalinde kurduğun 3-5 darbeci değil! Haliyle toplumun 100% gibi bir oranına, fabrikadan çıkmış bir don giydiremezsin, zır kutuplarda hareket eden KİTLELER olacak, bu süreç devrim tamamlanana kadar da İRADELERDEN BAĞIMSIZ yaşanır, yaşanacak... Devrim tamamlandığında ise durum değişebilir, evvel hoşnutsuzluk düzeyi oldukça düşebilir, sosyalizm birilerinin çıkıp toplumu mutlu etmesi değildir, sömürünün ortadan kaldırılmasıdır özünde ve özgür üretim, adil bölüşüm vb ve eni sonu birilerinin toplumu mutlu edeceği değil, toplumun kendisini mutlu edeceği/etmeyeceği bir alt yapısı vardır... Sosyalizmde birileri çıkıp mutlu edeceği vaadlerinde bulunamaz, sosyalizmde sizi siz temsil edersiniz, öğrenin ondan sonra önyargılar üretin.
Ben dogmalasmis sosyalizmi zaten biliyorum. Ben cagdas sosyalizmden bahsediyorum.
Ve elbette sosyalizm karıalrını ortak kullanmaktr dye kabul etmeyenler olacak!, din, allah, kitap propagandalarının etkisinde kalınacak, SOSYALİZM SÜRECİ BİLİNÇLENME SÜRECİDİR, FARKINDALIK SÜRECİDİR, böyle bir sürece girdiğinizde ELBETTE ayrı/gayrı düşünce, bilinç ve donanımda bir toplumla iç içesiniz demektir. Bunu bilirsiniz ve buna rağmen toplumun bilinçlenmesi, farkındalığı vbe kapitalist ideolojik kalıpları, evvel propagandalarla örgütlenen bilinci-örgütlülüğü, geri kültürü de aşmaya çalışırsınız. Bunar PRATİKTE SINANMADAN toplumun hiç bir ferdi özünde NEYE İTİRAZ ETTİĞİNİ YA DA SAVUNDUĞUNU BİLEMEZ...
SSCB'de ne oldu?
Küba ufacık bir ülke, kaynaklar bakımından hayli fakir bir ülke, kölelikten, yıkılmış bir hayattan ayakları üstüne dikildi, şimdi Küba da topluma rağmen kim yönetiyor Ali, Veli mi? Gidin araştırın, Kongrelere bakın, kaç milyon kişi FİKİR BEYAN ETMİŞ, DÜŞÜNCESİNİ DİLE GETİRMİŞ BAKIN(8 MİLYON!)... Yani elde imkanlar, şartlar, koşulalr el verdikçe hayat daha bir iyidir ve sosyalistçedir, açlıkalr, kıtlıklar, ambargo, süreğen bir savaş altında tutulmak, destek alacak komşsuzuluk, dış tücaret sorunalrı, toprak, üretim, ham madde sorunları... Kısaca hayatın zorlukları ile mücadele ayrı, hayatı ZOR EDENLER ile mücadele ayrı konular.
Sosyalist iktidarın KARAKTERİ TOPLUMSALDIR, TOPLUMA RAĞMEN BİR İKTİDARDAN SÖZ EDİLEMEZ. Kapitalist ideoloji ile o derece kilitlenmişsin ki, aşamıyorsun,
Senin cagdisi kalmis dogmalarinla hic asilmiyor. Toplumsal olamaz, ne o yoksa sinifsalliktan vaz mi gectin?
kapitalist iktidar modelini(bir azınlığın yönettiği/sömürdüğü) esas alıp(!), nasıl oluyorsa oluyor tam tersi olan sosyalist iktidar modelini eleştirmeye kalkıyorsun! İş mi bu şimdi, önceki yazılarımda zaten anlatmıştım!!!? Neden insanların vaktini almayı, dalga geçmeyi, ciddiyetsizliği, emek vermeden, okumadan ragatsızlık vermeyi bu kadar çok seviyorsun(psikolojk olabilir mi?)
Evet ortada zaten sosyo-psikolojik bir tikaniklik ve caba var da, acaba nerde/kimde?
Sen LAKİK misin değil misin, el cevap.
Laik demek istedin herhalde. Laik olunmaz laiklik bir duzendir, ama sekulerim. Nasil bir dozen istedigimi de zilyon kere soyledim.
Sonra o yazımda sana soru sordum, Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? ANLAT belki de senin ifadelerini benimserim, ama önce adam gibi anlat, lafazanlığı bırak artık.
El cevap
Ben ne anlatirsam anlatayim, senin alicilar kapali. O yuzden once alicilari acman gerekiyor. Yani benim yazdiklarimi kendi dogrularin ile mukayese etmeden algilaman gerekiyor. Buradaki algi kabullenmek ya da karsi cikmak degil, ne dedigimi verdigim gibi algilamak.
Mesela sana bir soru;
Sömürüyü nasıl ortadan kaldırıyorsun? Lütfen bunda tüm diğer şeyler için, iktidar sorunundan tut, lakırdadığın ama çözüm vermediğin tüm sorunlara değin, insan hak ve özgürlüklerine değin ne yapmalı? NASIL YAPMALI? el cevap.
Somuruyu ortadan kaldirmak icin once iktidara gelmek gerekir. Ondan sonar kuracagin system ile ve de ulke ve toplumunun sartlari elverdigince kaldirirsin.
Ilerideki system olarak "venus projesi" var, biliyor musun?
Çünkü insanın hak ve özgürlükleri için direnmemesi, MÜCADELE etmemesi gerektiğini DİLE getiriyorsun,
Nerde? Aksine tam tersini soyluyorum, amasenin alicilar sadece kapanmamis bir de anlamayi da beceremiyor. Benim binlerce yazimin hic birinde bunu dile getirdigimi gosteremezsin.
Bari atiyorsun, hic olmazsa attiklarin tutarli olsun.
getirenleride bin dereden su getirerek kötülemeye, etkisizleştirmeye, dejenere etmeye çalışıyosun, sen insanın var olan statüko dahilinde her şeye boyun bükmesi, itiraz etmemesi, mücadele etmemesi gerektiğini dile getiriyorsun, o halde haklı olarak bende sana soruyorum, NE YAPMALI?
Ayni nakarat. Iftiranin boylesi de gorulmemis!
Bilinclenmeli ve bilinclendirmeli. Bunun icin orgutlenmeli caba harcamali kisacva bir aydina ilericiye devrimciye dusen gorevi yerine getirmeli. Tabi once kerndinden basliyarak.
Sen her turlu mucadele et, yalniz bu mucadelen baskalarinin hak ve ozgurlugune tecavuz etmesin, karismasin.
Elit mi?
Turkiye'de diktatorun ne yaptigini anlayacaklar bir tarafa, toplumdan farkli halklarindan ve kesimlerinden yana olan sadece kendi ideolojisini inancinin disinda olan herkesi otekilestirmeyen kac tane elit var?
Ya da cikari icin herseyini satmayan kac tane elit var?
Merak ettigini bir onceki mesajimda digger baslikta acikladim.
Ayrica sen hic "havuc/sopa politikasini" duymadin mi?
Ya da demokrasi ile diktatorlugun, bir madalyonun her iki yuzu oldugunu.
havuç sopa bu hikayeyi çok duydumda kim üretmiş bilmiyorum
Ya da demokrasi ile diktatorlugun, bir madalyonun her iki yuzu oldugunu
Gelelim vehbinin kerrakesine (işin iç yüzüne gerçeğe) işte günlerce tartışılan konu bu ne yazık ki Tayyipten çıktı.
Diktatör ve demokrasi madolyonun iki yüzü. Sen ona zor u da ilave et.
İşte senin o madolyon dediğin sınıf diktatörlüğü aynı zamanda sınıf demokrasisi. O madalyon da tek kişinin diktatörlüğü yer almaz. Eğer yer alırda o madalyonun hiç bir yüzünde demokrasi olmaz.
İşte devrimde tam bu işleri yapmak isteyen sınıfın iktidara geliş biçimi.
Bütün diktatörler hep iktidara gelmek için yoksulları kullanmıştır iktidarı garantilediğinde bu bedelleri yokullara ödemiştir. Ama hiç birinin akibeti seçim sistemi ile defolup gitmek olmamıştır.
Bir diktatöre seçimlerin ne yapabileceği tarih sayfalarında vardır.
spartacus
07-02-2015, 16:07
Ben şu dağlar diyorum resmen çöle dönmüş(kapitalizm), artık ağaçlandırılmalı(alternatif bir hayat)!
-> Sen dönüp dogma bir şey söylediğimi iddia ediyorsun.
Ben diyorum ki Zora, şiddete karşıyım, İKTİDARA DA KARŞIYIM, çünkü iktidar ZOR AYGITIDIR
Sen diyorsun ki bu dediklerin insan hak ve özgürlüklerine aykırı!(!!!!)
Ben diyorum ki, şu denizleri kirletmeylim, şu, şu gibi önlemler alabiliriz.
Senin cevabın insanı madde yerine koyan bir materyalistten de bu beklenirdi...
Utanmıyorsun da birde dalga geçmekten. Köşeye sıkıştıracam diye öyle sayfalarca tutacak, umuhatabının ifadelerinden alakasız aklına ne gelirse cnsinden GENİŞ/GENEL SAPSIZ sorular soruyor ve sorulara da yanıt vermiyorsun.
Dogma demek cagi gectigi halde bir inanci ideolojiyi izmi degeri felsefeyi v.s. surdurmek demektir. Cagdisi demektir.
Tamam PASAJ AL VE ŞURASI DOGMADIR de, önce bunu yap, sonra DOGMA ifadesini kullan, hem insan haklarından bahsediyorsun ama hemde yazdıkalrımı okumuyor, konuyla ilgisiz yazıp, kişisel, şahsım adına etiketler ortaya sürüyorsun, haklarımı gasp ediyorsun, vaktimi de çalıyorsun.
Dunyadabugun bir suru iktidar var ve bunlar demokratik secim ile gelmis. En son Syriza ornegi, nerde zorluk?
İktidar değil, senin dediğin HÜKÜMET! Sistem değişmiyor, KURUMLAR, kapitalizm değişmiyor haliyle iktidar biçimi de, hükümet etme biçimide, yolu, yordamı da aynı kalıyor. Yani Murat 124 den Ahmet inip, Mehmet biniyor, iktidar ise tamda o aracın kendisi. Kral'ın değişmesi demek FEODAL SİSTEM/İKTİDAR değişti demek mi dir? Yani muhatabımın bu derece bilinçsiz olmasının beni ittiği çaresizliği kelimelerle ifade edemiyorum. Şimdi sil baştan kapitalizm nedir, iktidar nedir, neye denir, bu iktidar nasıl hakim/hüküm sahibi olur bunları anlatmam gerekir.
Neyden bahsediyorum, nasıl bir demokrasiden dön ve oku.
Sonra ne diyorum, İMKANI VARSA AMENNA, SRYZA bu başarısı ile SİSTEMİ değiştirecekse, sömüryü yok edecekse, emperyalistler olan bağımlılık ortadan kalkacaksa, ülkede sermaye dediğimiz ve buna bağımlı tüm kurumalrı değişecekse, işte o zaman iktidara dokunmuş olur, işte o zaman iktidara yaklaşır! Yani sana diyorum ki ZORA DAYALI İKTİDARLARIN LAV EDİLMESİ İRADELERDEN BAĞIMSIZ, AMA ZORA DAYANMADAN GERÇEKLEŞMESİDİR ASIL TERCİH, BENİMDE TERCİHİM BU!!! Ama diyorum ya osuruğumla aya gitmek istiyorum, tercih edeceğim bu, ama irademde, elimde değil, yani bu koşulları ben sağlamıyorum, öyle olsa devrime de, hiç bir çabaya, mücadeleye de gereksinim duymam, ELİMDE SİHİRLİ DEĞNEK ABRA KADABRA DERİM olur biter. Peki oluyor mu? Olmuyor ama sen elde sihirli değnek gökten 10 emir beklemek gerektiğini, kasabı zora sokmamak gerektiği, madem kurbansınız kasabı uğraştırman bıçağı alın kendi boğazınızı kendniz kesin, kasaba zahmet vermeyin diye iddia ediyorsun. Kofluğun, lafla peynir gemisi yürütmenin bu kadarı da bizi pes ettiriyor.
Nerdeymis iktidarin olmadigi bir dunya! Bu istemek ile olmuyor, bilinc ile oluyor.
İyide neden vaktimi çalıyorsun, ilk yazılarımda HALİ HAZIR VAROLANIN ne olduğunu açıkladım, İKTİDARIN OLDUĞU BİR DÜNYADAYIZ, HALİYLE ZORA DAYANIYOR! ZORU KULLANIYOR. Bu nedenle DEĞİŞİMDEN bahsediyorum! Devrim bu değişimin gerçekleşmesi, hayata kavuşmasına deniyor.
Yine ne dedim O BİLİNÇ/KOŞUL gereğinden dolayı SOSYALİZM/KÖPRÜ vazifesi görüyor, yani sosyalizm şu senin bilinç ile olur yakkaşımının MECRASIDIR, sırf bilinç yanıyla dahi baksak, KAPİTALİZM KOŞULLARINDA BU BİLİNCİ İŞLETMEKTE, ÖRGÜTLEMEKTE, heleki hayata geçirmek MÜMKÜN OLMUYOR, çünkü sistem işleyişi TIKIYOR, ENGEL OLUYOR, GERİ PLANDA İSE SİZE RAĞMEN SÜREKLİ KENDİSİNİ, BİLİNCİNİ, AŞILIYOR. yani müslüman bir ülkeye doğan 70 milyonun atıyorum 69 milyonunun müslüman olması gibi... Yani siz olağanüstü çaba sarfediyorsunuz, lakin insanlara bilinç vermek için BİLE değil aksine VERİLMİŞ OLAN BİLİNCİ AŞMAK İÇİN UĞRAŞMAK ZORUNDA KALIYORSUNUZ, ve bilinci istisnai koşullarda verebiliyor/alabiliyorsunuz, sistemin insanlar üzerind eyarattığı koşul, psikoloji, çıkar ilişkileri, modern kölelik biatı, bağımlılık koşulları, başka türlüsünü bilmeme, hiç bir alternatifi yaşamamışlık ise ayrı bir dert. Yani siz yaşayan bir altenatif olamıyorsunuz bile..... Kısaca sistemin olanakları muazzam sizin ise enegelli/kısıtlı ve öteki süreğen kendisini üretiyor, üstelikte hazır biçimde, binlerce organı, kurumuyla milyonlar ölçeğinde! siz ise süreğen onun ürettiklerini aşmak için çalışacaksınız, amacınız neydi, ne oldu? Üstelik öteki hazır milyonlarca potansiyel taşırken, sizinki her daim milyon öçeklerde bir civarı seyredecek. Toplumun %99.9 unu sistem bilinç sahibi yaparken siz kalan %0.1 ile bilinçlenmeye çalışacaksınız, siz 3-5 kişi ölçeğinde ilerlerken o milyon ölçeklerde yol amaya devam edecek. Ve sizin düşünceleriniz, fikirleriniz ise sistem tarafından zaten olanaksızlığınız yetmiyor gibi sürekli kısıtlanacak, engellenecek hatta suç sayılacak... Birde böyle cebelleşeceksiniz..
Örneğin AKP yi hükümete(!) taşıyan ne halktır aslında ne de Erdoğan'dır, bu işin zemininde geçmişte Yeşil sermaye dediğimiz ama son 20 yılda her alanda örgütlerini yaratan sermayedarlar ve uluslararası sınıfsal ilişkileri/işbirliği sınıfıdır. Yani senin demokrasi sandığın, iktidar sandığın aslında temsili Roma demokrasisis, özünde görüntüden ibarettir. Sistemin nimetlerinden ileri düzey, muazzam yararlanma temellidir.
Örneğin, AKP nin ortadoğu projesi AKP ye değil, AKP ait olduğu sermaye, gerici burjuvazinin bir üst örgütlenmesidir, haliyle ÇIKARLARI UĞRUNA(!) bu örgütlenmeyi yaratan sermayedarların yani belirli bir maddi/ manevi güç ve nüfuza, basın/yayından her türlü propaganda malzemesine, yani Roma demokrasisi gibi, geriye kalanların(yoksul halk) aslında ETKEN/ETKİN OLMADIĞI, SİSTEMİN İŞLEYİŞ VE KURUMALRININ SERMAYE ODAKLI olması vb. Aslında toplumun belirli sermayedarların çıkarları uğruna birer figüran olarak kullanıldığı bir yapılanmadan bahsediyoruz(Feodalitede ise sermaye değil bu SERVET kesimleri idi!, feodalite de servet, kapitalizm de ise işin mayası sermayedir). Bu sermaye Ortadoğu'da acımasız bir SÖMÜRÜ istiyor. Haliyle politikaları Ortadoğuda istikrarsızlaştırma politikaları olarak, yol, yöntem olarak açığa çıkmış durumda. Arkasına başta dini inançları kullanarak aldığı kitle gücü ise bu çıkarlara ne sahiptir ne de onlar adına bir anlamı var. O kitle bir avucun sömürüsü uğruna sistemin en doğal ideolojik empozu ve kullanımlarıyla, her yönden(maddi, manevi) köleleştirilmiştir. Bu burjuva kesimi inşaat, konfeksiyon ve belki biraz ham madde alanlarında o bölgelerde hakim olmak istiyorlar, lakin bunun yolu, yordamı, o bölegelerin kendilerine BİAT/MUHTAÇ/MAHRUM kalması ile olacak. Bunu sağlayacak en ideal yol, istikrarsızlık ve doğan boşluğa kendi nüfuzları altında idarecileri, ögütleri (maddi, manevi, silah, hammadde)desteklemek, geçirmektir... Yani çıkarları adına siyaset yaparlar, AKP dir vakıflardır, derneklerdir, sermaye örgütleri(sendikal faaliyet üzerine inşaa edilmiş tüm örgüler) tümüde bu sermaye kesiminin SERMAYE DÖKEREK kullandığı, gelir, geçer, değişken araçlar.
Örneğin bu gün Erdoğan'ı çıkarları uğruna yücelten sınıfdaşları(gerici burjuvazi), iğne ucu kadar çıakrlarına ters hareket ettiği anda, gözünün yaşına bakmazlar, Erdoğan ipe gitse, arkadan ellerini ovuştururlar. Bu sistemde sermayenin temsilcisi olup, onların çıkarları uğruna iş yürütmek, aslında ipte oynamak gibi. Neyseki Erdoğan o sınıfın bir bileşeni, O'nun çıkarları da tüm diğerinin çıkarları ile ortak, bu böyle olduğu sürece sorun yok, ama durum değişirse, işte o zaman çatışma başlar(örneğin Cemaat/AKP çatışması). Ne zaman iş ortadaki pastanın paylaşımına gelir, çıkar grupları içten, içe birbirine savaş açarlar, alttan, alta işler bu süreç, toplamda çıkarlar ortak grupda kaldığı sürecede bu savaş alt zeminlerde, yani en alt gruplarda göze yansımayan alanlarda sürer, ama çıkar savaşları ana gruba kadar varırsa, orası çatırdamaya başlar. Sermayedarlar çıkarı uğruna hiç bir şeyin gözünün yaşına bakmaz, çünkü ona göre sermaye birikimi uğruna girdiği her yol bir akıllı idare, başarılı yönetim unsurudur. Atıyorum bu Irak'ta 3 milyon insanın, Afrikada milyonlarca insanın ölümü bile olsa, buna rağmen eğer o bölgelerde hammaddeye hakim olunmuş ise sermaye ve politikacıları kendilerini başarılı sayar! Önemli olan budur onlara göre, gerisi ise ilk tercih edilen, son tercih edilenler yelpazesinde teferruatlardır. Örneğin Irak ile savaştan önce tercih savaşmadan o petrolün pay edilmesi idi, çünkü savaş bu PAŞALARA MADDİ KÜLFET OLUŞTURACAKTI. Bakın ABD Irak savaşı bize yüksek KÜLFET oluşturdu diyor yılalrdır! Ama Saddam savaşsız teslime yanaşmadı! Kısaca savaş D planı idi, sonuçta ötekiler işe yaramadı! Sermaye politikaları ise başarılı oldu, D planı bile olsa şirketler petrolü pay etti.
Üstelik haber kaynağı bakın Hürriyet, sol, sosyalist yayınlar değil. Yani onca POLİTİKANIN, SAHTE GÜNDEMLERİN ALTINDA, YÜZMİLYONLARCA İNSANIN KANDIRILMIŞLIĞI ALTINDAKİ BİLİNÇ ile gerçek ÇOK FARKLI!! Artık sende öğren, anla, anla ki sürekli kandırıldığın ideoloji le, kölesi olduğun ideoloji ile burada komik durumlara düşme...
http://www.hurriyet.com.tr/planet/17583953.asp
Örneğin 200.000 TL harcadı, bölgesinden milletvekili olacaktı, Partiye servet döktü ilk sırada yazıması çin, ama öteki 500.000 TL harcadı, yani daha yüksek porpaganda ve seçim çalışması olanaklarına sahipti, haliyle Parti sermaye gücüne göre bölgede kazanırlığı garanti emek adına 500.000 TL harcama kapasitesinde olanı, kendisine daha fazla HARÇ YATIRANI birinci sıraya yazdı! Çünkü biliyor ki sistem bu, belirli kesimlerin çıkarları ve sermaye gücüne dayalı, yani ülkeyi aslında sermaye örgütleri yönetirken bu örgütler geri planda das kalmıyor, çıkarları için koltuk işgal edecek hükümetler açısından da belirleyici, söz sahibi oluyorlar.. Yani neredeyse halka, halktan hiç kimseye tek bir boşluk bile bırakmak sitemezler ve bu bir mücadeledir. Egemenlerde mücadele eder, statüko, çıakrlarını korumak, hayata geçirmek, işletmek, engeller aşmak vb...
Neyse sana ABCD den başlamak lazım ki, bu kadar vaktimde, ciddiyetsizliğine sabrım, şurada yerimde yok.. Sen ciddiyetle, insan gibi, maksadı muhatabı köşeye sıkıştırmak olmayan kendine tapındığın komplekleri aştığın durumla(imkanı varsa!) sor ben anlatırım.
Sen sanıyorsun ki dünyayı, OBAMA yönetiyor, ama kazın ayağı öyle değil. Örneğin Dünyayı Irak'ta savaş öncesi petrolü paylaşan konsorsuyumlar (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eirketler_birli%C4%9Fi) yönetir, tek tek ülkeleride yine aslında bu sermaye, sermaye örgütleri ve çıkarları, bu çıkarın sahip ve örgütleri yönetir, çıkarları ve pasta dilimlerini paylaşma gereğide sürekli birbiriyle savaş halindedirler., kapitalizmi hükümet sanıyorsun, iktidarı hükümetler sanıyorsun! hali hazır sistemin kurumlarını hem işletir, hemde politikalarını sisteme göre belirlerler(yani o büyük sermaye onalrıda yönetir! ki kapitalizmde zaten parayı veren(sermaye) düdüğü çalar sistemi işler) hemde işlevsel kılarlar, değiştirmezler! Sisteme dokundukları an ASIL İKTİDAR devreye girer bir çok yolla ister basın/yayın, propaganda ve topluma hükmettikleri tüm öteki araç nüfuzlarıyla kısa sürede(!) isterlerse devirirler ya da tüm bu tercih edilesi yollar tıkanırsa devreye SEÇİMLE İŞ BAŞI YAPMAYAN, sistemin asıl İKTİDARI ve tüm organları(aklınıza gelmeyecek denli kapsamlı) devlet organları(valilik, ordu, istihbarat, polis vb) girer, sistemin gerçek iktidarı MECLİS KÜRSÜSÜDE, SANDALYELERİDE değil, yanılıyorsunuz. bu kürsüler geneli ilgilendiren ama özelde insanların hayat standartları, sömürü koşulları, üretim modellerini değiştir-e-mezler, en fazla rotuş yapabilir, görece kısmi iyileştirmeler sağlayabilirler, bu İRADELERİNDEN DEĞİL, İRADELERİNDEN BAĞIMSIZ ÖRGÜTLÜ, ÖRGÜLÜ SİSTEMİN YAPISINDAN ve o işleyiş üzerinde KONUMLANMIŞ OLMALARINDAN KAYNAKLANIR...
Ya benim sana izah ettiklerim! Ben dce sana devrimin dialektik olarak hem yikma hem de kurmanin ikisini birden icerdigini kac kere izah edecegim?
Senin sandığının aksine devrim, darbe(illegal yolla) yapıp, hükümet koltuğuna oturmak değildir, BUNLARA DEVRİM DENMİYOR, DARBE DENİYOR, darbe yapılır, devrim ise yapılmaz, hayata geçer, değişimlerin bizzat tümü kendisidir devrim, birilerinin birilerini koltuktan indirmesi değil. Adı üstünde yahu devrim(köklü değişim). Sosyalist devrimin bu tarz ile ne ilgisi ne de alakası yok, sosyalst devrim meşru zemindir, yani efendim illa illegal yollar aranmaz, modern köle İŞÇİ SINIFININ ZİNCİRLERİNİ KIRDIĞI VE tüm öteki bağlaşıklarıyla, artık SİSTEME DUR dediği MEŞRU KALKIŞMALAR SÜRECİDİR. ŞİDDET ise kalkışanların değil, onlara karşı yönelen sistemin şiddetidir ve sistem bu şiddete kaçınılmaz biçimde başvuracak, kitlelerdeki hareketi BASTIRMA ya da imkanı varsa el sıkışır gibi yapıp sönümlendirme yoluna gidecektir. BERİ YANDAKİLER İSE HEM DİRENİR HEM DE MÜCADELE EDER, bu nedenle de karşı taraf TABİ SİZ HAKLISINIZ buyrun demez, ŞİDDETE, ZORA YÖNELİR, toplumlarda KAÇINILMAZ OLARAK BUNA KARŞI KOYAR, taleplerini hayata geçirmek uğruna İSYAN DA EDER, AYAKLANIR, İKİTDARIDA -ki çoğunlukla- ZORA DAYALI DEVİREBİLİR(Çünkü iktidar, sistem paşa, paşa gitmemektedir, gitmezde, zaten sistem, iktidar ne için var? Sürdürmek ve korumak!)... Yani taleplerim var o halde gerçekleştirmeliyim(birilerinden beklememeli!!!).. Bu kadar bilinçsiz olursan, bu derece konu cahili ama bilmediğini de bilmez, farkındalık sahibi olmaz isen vakit israfı olursun, ya da konuya, sana anlatılana/yazılana göre cevap yaz. Sana göre bir hükümet devrilmiş ise bu DEVRİMDİR, bana göre ise devrim = DEĞİŞİMDİR VE BU DEĞİŞİMİN GERÇEKLEŞMESİDİR. Yıkma işi TERCİH SEBEBİ değil, kendisini dayatan zorunlu bir süreçtir, bu eskimiş bir binayı yıkmak gibidir ama devrim yenisini inşaa etme ve tamamlama sürecine denir. Bu bina KENDİLİĞİNDEN DE YIKILABİLİR, ki yazılarımda belirtiyorum, olabilir!, lakin bu gerçekten de istisnadır, BİNANIN TERKEDİLMİŞ OLMASI GEREKİR, AMA KAPİTALİZMDE İNSANLAR MİLYARLAR YAŞIYOR, TERK EDİLMİYOR, o nedenle kitleler bıçak kemiğe dayandığında, yıkıntılar altında yaşamaya RAZI gelmeyecektir, AYAKLANACAKTIR! Bu da GAYET DOĞAL İNSAN DAVRANIŞIDIR, İDEOLOJİ İLE İLGİSİ YKTUR, nasıl ki yaşadığınız ev yıkılırken yerinizde DURAMAZ İSENİZ, BU DA ÖYLEDİR! İdrak etmek zor değil sanırım! Yoksa çok mu zor?
Bak su konusana! Made olmusta bilincten bahsediyor.
Bu tavrını başta ABD olmak üzere ve Türkiyedekilerde onların güdümünde köhne dindarlar uyguluyor. Yani yaptığın bir kara propagandaya alet olmak, hizmet etmek. Halbuki yediğin danelerle sende insanı fenomen birer GÖRÜNTÜ/GÖRÜNGÜ olarak görmüş oluyorsun. Vaktimi harcayıp yazıştığım avareye bakın! İçler acısı... Bu konuda da sana 50 kez ders verildi, insan neye göre maddedir, neye göre fenomendir, örneğin beyin sana göre fenomen bana ve bilime göre ise maddedir, beyin o organik maddeye verilen isimdir... Bana ve bilime göre kanım maddedir, laboratuvarlarda analiz edilir, sana göre ise birer görüngüdür, fenomendir analiz filan da edilemez. Farkında mısın tartışmalardaki şu düzeyinin, cehaletinin? İnsan organik bir maddedir, hangi açıda? FİZİKSEL/KİMYASAL AÇIDA, AMA KONUMUZ NE SOSYO/POLİTİK/KÜLTÜREL YANİ İNSANIN BİYOLOJİK YAPISI DEĞİL KONUMUZ İNSANIN SOSYO/KÜLTÜREL/EKONOMİK/POLTİK FAALİYETLERİ-EYLEMİ ÜZERİNE! NE ALAKASI VAR ŞİMDİ fizik/kimya/BİYOLOJİK OLARAK organik maddelerden OLMASININ, ŞU KONUDA İŞİ NE? Vakit israfısın diyorum, anlamayacak kadar gerzek ve ciddiyetsizsin. İnsanı FENOMEN gören bir anlayıştan da bu beklenirdi deyip sana cevap yazsam, bu cevap sayılır mı avare?
Peki neden devrimler tutunamiyor? Toplumsal destek sadece nicelikicerikli. Ustelik nitelikten de bi haber. Sorun da orda iktidari nicelik yikiyor, nitelik degil. O yuzden de nitelik olmadigindan devrimler geri donuyor.
Yazılarımı oku, toplumsal destek değil SOSYALİZMDE(yani olması gereken) TOPLUM DESTEK VERMEZ, BİZZAT DAHİL OLUR, zaten bunu 3 YAZIDA ÖRNEKLERLE İFADE ETTİM, NASIL OLDUĞUNU. Nicelik değil, niteliktir buradaki varlık, şurada nicelik tokuşturmasını sadece sen yapıyorsun, haliyle başkalarını da kendin gibi çapsız düşünüyor sanıyorsun, çünkü dağarcığında, emperyalist, kapitalist model dışında bir alternatif bulunmuyor, başka türlü düşünemiyor, hayal bile edemiyorsun!
Neden insanlar doğuştan sıfır ile doğarken sonradan atıyorum ülke koyu bir din ülkesi ise %99 dindar oluyor??? Tutunamamasının hem nesnel hem de öznel koşulları var, bunlarda gayet doğal. Yani sorduğun soru 6 yaş bir çocuk sorusu, konuyla ilgisi ne anlamadım ya da anlattıklarımla, ama gerçekten cevap istyorsan bilsem ki ciddisin, bir şeyler alabilecek/verebileceksin, emek verir, vakt harcar anlatırdım, ama nasılsa okumayacaksın ve nasılsa amacın karşındakinin düşünce/fikrini öğrenmek değil, gelişigüzel sorularla köşeye sıkıştırmak hezeyanı(bir türlü başaramasan da), her konuyu üstünkörü bir sorumsuzlukla keyfiyete, kire endekslemek.
Bu gün Türkiye'de AKP %40 oranlarda DESTEK aldı, ya öteki %60 ne olacak???? Sana göre hükümet=iktidar demek, o halde yine sana göre Türkiye de %40 ın %60 üzerinde diktatörlüğü sözkonusu... Ve yine şu ana kadar yaptığın zırvalrdan çıkan sonuç, %60 ın insan hak ve özgürlüklerinin çiğnendiği üzerine! Ve aynı biçimde Yunanistan Sryza demişsin, demek ki toplumun geriye kalan %60 dan fazlası yine sana göre insan hak ve özgürlükleri ihlaline dayanıyor... Ben sana ne anlattım, insan hak ve özgürlüklerine bu biçimde yaklaşamazsın, hak ve özgürlükler çiğnenmediği halde kişi tercih etmediği temsilcilerle, ortamla yaşayabilir, bu onun haklarına tecavüz değildir, sadece istem/arzu beklentilerinin gerçekleşmemesi, daha farklı olanların daha faal/etkin OLMASIDIR. Ne zaman hak ihlali olur, ne zaman ki ben isteklerimi, düşüncemi, fikrimi BEYAN EDEMEZSEM AMA BEYAN ederde kabullendiremezsem bu haklarıma tecavüz olmaz... Anlayabilecek kapasiten var mı?
Hadi ben osuruğumla aya gitmek istiyorum ya bunu yaparsın ya da sen faşistsin... Yapabilecek misin? Yapamıyorsan faşistsin kabul ediyor musun? İşte senin düzeyin, ELEŞTİRİ BİÇİMİN, diyorsun ki herkesin, her istediği gerçekleşsin, gerçekleşmezse insan hak ve özgürlükleri ihlali vardır!!!! Bu düzeyine bir de insan haklarını alet edecek kadar da çapsızsın, aynen tipik dini kullananların, insanların inancını istismarı gibi.
Üstelik sen toplumun kafanda canlandırdığın bir iktidardan istemesi olarak bakıyorsun, yani aslında yapın gereği zaten İHLAL ÜZERİNDESİN. halbuki ben ise diyorum ki, TOPLUM BİRİLERİNDEN KENDİ ADINA YAPMASINI İSTEYEN DEĞİL BİZZAT GERÇEKLEŞTİREN OLMALI!
İstemek ayrı, bunu dile getirmek ayrı, gerçekleştirmek ayrı şeyler. 3 kez izah ettim, diyelimki ortada bir sorun var ve, insanlar bir araya gelmiş, 10 çözüm önerisi getirildi diyelim. Sen diyorsun ki ya hepsinin önerisi hayata geçer ya da insan hak ve özgürlükleri kısıtlanmış olur! Bu bakıştaki cehaleti görmek zor olmasa gerek. Bu halde, insan haklarının ihlali, eğer bu on kişiden bir ya da bir kaçı ya da çoğunun dile getirmesine müsade edilmiyorsa hayata geçer, lakin efendim herkesin her istediğinin olması yaklaşımı ise haklarla ilgili değil şartlar, koşullr, elverişlilikle ilgili. Kişinin isteği hem nesnel hem de sosyal elverişlilik kıstaslarına sahiptir, ben haremeim olsun istiyorum ne olacak şimdi??!. Bu kadar basit bir ifadeyi nasıl anlayamıyorsun 4 yazıdır dile getiriyorum, dönüp bu ifadelerime insanı madde olarak görmek diye dönebiliyorsun, zaman israfısın, ciddiyetsiz, gerçekten yüksek sabır gerektiren psikolojik, vakasın.
Yani senle yazışmak, suyu döverek şekil vermeye çalışmaktan öte anlam taşımıyor. Bu kadar ciddiyetsiz, sorumsuz, muhtabı ezeyimde ne söylersem söyleyim, sürekli çelişirsem çelişeyim, sürekli ipsiz/sapzsız laf üretmiş olayım, öenmli değil duruşunu değiştirmediğin sürece ne vereceğin ne de alacağın bir şey yok. Sadece çileden çıkartıyorsun, bende bundan sonra, istemesemde sana senin seviyenle cevap verecem, bakayım hoşuna gidecek mi?
Benim yönetim, iktidar anlayışı üzerine yazılarımı neden okumadan yazıyorsun? Parti yok, olmamalı, beni anlıyor musun, tam tersine toplumun DOĞAL örgütleri olmalı, işyeri, mahalle birimleri, işyeri, mahalle komiteleri, semt, ilçe, il komiteleri olmalı ve bunlar VAAD EDEREK temsilci OLMA, böylelikle MADDİ/MANEVİ kişisel çıakr, nüfuz elde etme DÜZEYİNDE OLMAMALI, BUNLAR BİZZAT GELDİKLERİ BİRİMLERDEN HAREKETLE oraya karşı sorumlu olmalı ve BİRİMLER GEREKİRSE DİLEDİĞİ AN yetkilendirdiği kişileri görevden alabilmeli, birime çağırabilmeli, gel ne yaptın diye sorabilmeli!
Yani VAAD edilen bir toplum, birilerinin vaad ettiği, ötekilerin biat ettiği bir toplum, KÖLE BİR TOPLUMDUR, İZLEYİCİ ve ceremesini çekendir, beni anlıyor musun? Ve kölelik insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz, beni yine anlıyor musun?
Şimdi sen bu dediklerimin nesine, neden karşısın bana bunu anlat.
Ben dogmalasmis sosyalizmi zaten biliyorum. Ben cagdas sosyalizmden bahsediyorum.
Senin sosyalizmle ilgili bahsetttiğin tek bir şey yok, ama benim ifadelerim zaten çağdaş sosyalizmdir, hatta sürekli de dile getiririm, inanca dayalı feodal devrimciliğinde, bu çeperdeki yapılarında sosyalizmle alakaarı aslında yok diye! hali hazır sistemin açmazları ve kaçınılmaz MÜCADELE benim irademde değil, ve seninde mücadele edilmesine karşı bu derece KİN KUSMAN ANLAMSIZ, ÇÜNKÜ SENİNDE İRADEN DE DEĞİL...
SSCB'de ne oldu?
Senin cagdisi kalmis dogmalarinla hic asilmiyor. Toplumsal olamaz, ne o yoksa sinifsalliktan vaz mi gectin?
TOPLUM SINIFLARDAN MEYDANA GELİYOR ve bu ne senin hezeyanlarınla yok sayılabilir ne de benim SINIFSIZ bir dünya özlemimle. Toplumsal demek ise, kişi/zümre odaklı olmayan kitleleri kapsayan-KARAKTER OLARAK ve bahsettiğim ise SOSYALİST TOPLUMDUR, HALİYLE TABİKİ TOPLUM diyecektim. Tarih köleci toplumları, feodal, kapitalist toplumları gördü, sosyalist toplumu da göreceği öngörüsü ile toplum diyorum, sen nerenden anlıyorsun?. O toplumunda nasıl olduğunu açıkladım, konuyla ilgili de bu yazıda da dile getirdim, İŞYERİ, MAHALLE BRİMLERİ, KOMİTELERİ, SEMT, İLÇE, İL, MERKEZ KOMİTE, üstelik seçenlerin seçikene değil, seçilenin, seçene tabi olduğu bir yapı!... İşte bu tablodaki insanlar toplumdur.
Laik demek istedin herhalde. Laik olunmaz laiklik bir duzendir, ama sekulerim. Nasil bir dozen istedigimi de zilyon kere soyledim.
Şimdi sana rağmen toplumun %70'i laikliği kabul etmiyor ve hükümetsin, ne yapacaksın? Hatta öyleki sana karşı harkete geçtiler, diyorlar ki Allah'ın emri, ancak insan Allah'ın buyrukalrıyla yönetiliyorsa cehennemden kurtulabilir! Vs, ayaklanmış durumdalar ne yaparsın? Ne ile yaparsın?
Buyur eleştirip duruyordun, sana soru soruyorum, ötekiler gibi üstünkörü, çapsız, nasılı, ne yapmalısı açık olmayan biçimde değil adam gibi yanıtla.
evrensel-insan
07-02-2015, 20:11
havuç sopa bu hikayeyi çok duydumda kim üretmiş bilmiyorum
Fikrin yasama donusmesinin verdigi gozlem uretmis.
Yani demokratik yolla gelen iktidarda kalabilmek Adina toplumun "ya agzina bir kasik bal surmus/havoc" ya da kendi istedigini dayatmak Adina sopa gosterip "hiiimmm" demis.
Konu aslinda esek ile ilgili esegi insanoglu havoc ile de sopa ile de yonlendirir.
Gelelim vehbinin kerrakesine (işin iç yüzüne gerçeğe) işte günlerce tartışılan konu bu ne yazık ki Tayyipten çıktı.
Diktatör ve demokrasi madolyonun iki yüzü. Sen ona zor u da ilave et.
İşte senin o madolyon dediğin sınıf diktatörlüğü aynı zamanda sınıf demokrasisi. O madalyon da tek kişinin diktatörlüğü yer almaz. Eğer yer alırda o madalyonun hiç bir yüzünde demokrasi olmaz.
Peki madalyon ve her iki yuzu kimin ustunde ve kimin Adina ve icin uygulaniyor? Yani kimin uyguladigi diktatorluk kimin demokrasisi? ve de kime uygulanan demokrasi ve diktatorluk?
İşte devrimde tam bu işleri yapmak isteyen sınıfın iktidara geliş biçimi.
Bütün diktatörler hep iktidara gelmek için yoksulları kullanmıştır iktidarı garantilediğinde bu bedelleri yokullara ödemiştir. Ama hiç birinin akibeti seçim sistemi ile defolup gitmek olmamıştır.
Bir diktatöre seçimlerin ne yapabileceği tarih sayfalarında vardır.
Maalesef sinif iktidara gelmiyor, sinifi onew suren devrimin onculeri sinifin nicelik gucunu alarak iktidara geliyor?
Ayrica ulke Adina konusursak, sence ekonomik isci sinifinda nitelikli isci sinifi bilinci var mi?
Burda da oncu guc isci sinifini kullanmis olmuyor mu?
Mesela SSCB'de "devrim" sence neden ve nasil geri dondu?
Ya da hic olmamis/tamamlanmamis miydi? Yani ayni T.C.kuruluis degerlerinin korunamamasi gibi.
Hitler, Mussolini ve de Stalin iktidardan nasil gitmistir?
Demokratik yollarla mi, yoksa darbe/devrim ile mi?
evrensel-insan
07-02-2015, 22:14
Oyle gorunuyoki senle olan bu yazismalarimizda da o istenmeyen tikanik raddeye geldik.
O yuzden lakabima yonlenmelerine, satasmalarina, polemic davetlerine ve demogojilerine yanit vermeyecegim.
Hem okurun hem de basligin sihhati bilgisi ve onemi acisindan.
Ben şu dağlar diyorum resmen çöle dönmüş(kapitalizm), artık ağaçlandırılmalı(alternatif bir hayat)!
-> Sen dönüp dogma bir şey söylediğimi iddia ediyorsun.
Ben diyorum ki Zora, şiddete karşıyım, İKTİDARA DA KARŞIYIM, çünkü iktidar ZOR AYGITIDIR
Iktidara karsi isen, sosyalist devrimi nasil yapacaksin? Devrim iktidar icin degil mi?
Sen diyorsun ki bu dediklerin insan hak ve özgürlüklerine aykırı!(!!!!)
Ben diyorum ki, şu denizleri kirletmeylim, şu, şu gibi önlemler alabiliriz.
Ama Sen onlem alirken kirletiyorsun ya da denizi bulandiriyorsun.
Senin cevabın insanı madde yerine koyan bir materyalistten de bu beklenirdi...
Cunku yazdiklarin insanogluna verilmesi gereken degerin verilmerdigini gosteriyor. Yani toplumu onderin pesinden gelen bir yigin olarak gormek. Pesinden gelmeyenin de hak ve ozgurlugunu ihlal etmek.
Utanmıyorsun da birde dalga geçmekten. Köşeye sıkıştıracam diye öyle sayfalarca tutacak, umuhatabının ifadelerinden alakasız aklına ne gelirse cnsinden GENİŞ/GENEL SAPSIZ sorular soruyor ve sorulara da yanıt vermiyorsun.
Hic boyle niyetlerim olmadi, olmazda. Cunkubilgi ve dusunce alis verisinde egosal sahteligin yeri yoktur. Yalniz unutmasoz sahibinindir. O yuzden bu dediklerini sakin sen yapiyopr olmayasin?
Tamam PASAJ AL VE ŞURASI DOGMADIR de, önce bunu yap, sonra DOGMA ifadesini kullan, hem insan haklarından bahsediyorsun ama hemde yazdıkalrımı okumuyor, konuyla ilgisiz yazıp, kişisel, şahsım adına etiketler ortaya sürüyorsun, haklarımı gasp ediyorsun, vaktimi de çalıyorsun.
Buradaki dogmalik, tarihte bilinen ve yasanan sosyalizmin kendisi. Yani politik cikar ayrimcilik. Soz sahibinindir.
İktidar değil, senin dediğin HÜKÜMET! Sistem değişmiyor, KURUMLAR, kapitalizm değişmiyor haliyle iktidar biçimi de, hükümet etme biçimide, yolu, yordamı da aynı kalıyor. Yani Murat 124 den Ahmet inip, Mehmet biniyor, iktidar ise tamda o aracın kendisi. Kral'ın değişmesi demek FEODAL SİSTEM/İKTİDAR değişti demek mi dir? Yani muhatabımın bu derece bilinçsiz olmasının beni ittiği çaresizliği kelimelerle ifade edemiyorum. Şimdi sil baştan kapitalizm nedir, iktidar nedir, neye denir, bu iktidar nasıl hakim/hüküm sahibi olur bunları anlatmam gerekir.
Neyden bahsediyorum, nasıl bir demokrasiden dön ve oku.
Neden ayni kalsin iktidara gelmedin mi, degistir. Yunan ornegi. Syriza su an iktidarda ve sosyalist olduklarini soyluyorlar, Baskanlari ateist oldugunu acikladdi, yemin ederken incile el basmadi ve nedenini acikladi. Turklerin ve muslumasnlarin oldugu bolgeye onlarin ihtiyaci olarak cami yapmaktan bahsediyor. Polisin toplum uzerindeki terorunu kaldirdi v.s. ve bundan sonar yapacaklari da caba. Arkadan Ispanya'daPodemos geliyor.
Nasil geliyorlar, demokratik secim ile. Devrimini de iktidara geldikten sonar yapiyor.
Sonra ne diyorum, İMKANI VARSA AMENNA, SRYZA bu başarısı ile SİSTEMİ değiştirecekse, sömüryü yok edecekse, emperyalistler olan bağımlılık ortadan kalkacaksa, ülkede sermaye dediğimiz ve buna bağımlı tüm kurumalrı değişecekse, işte o zaman iktidara dokunmuş olur, işte o zaman iktidara yaklaşır! Yani sana diyorum ki ZORA DAYALI İKTİDARLARIN LAV EDİLMESİ İRADELERDEN BAĞIMSIZ, AMA ZORA DAYANMADAN GERÇEKLEŞMESİDİR ASIL TERCİH, BENİMDE TERCİHİM BU!!!
Nihayet. Peki ya yoksa, ya seni toplum iktidara secmemisse? Bu toplumun seni istemedigi anlamina gelmez mi? Ozaman devrimin anlami nedir, seni istemeyen toplumun tepesine zorla coreklenmek degil mi?
Ama diyorum ya osuruğumla aya gitmek istiyorum, tercih edeceğim bu, ama irademde, elimde değil, yani bu koşulları ben sağlamıyorum, öyle olsa devrime de, hiç bir çabaya, mücadeleye de gereksinim duymam, ELİMDE SİHİRLİ DEĞNEK ABRA KADABRA DERİM olur biter. Peki oluyor mu? Olmuyor ama sen elde sihirli değnek gökten 10 emir beklemek gerektiğini, kasabı zora sokmamak gerektiği, madem kurbansınız kasabı uğraştırman bıçağı alın kendi boğazınızı kendniz kesin, kasaba zahmet vermeyin diye iddia ediyorsun. Kofluğun, lafla peynir gemisi yürütmenin bu kadarı da bizi pes ettiriyor.
Benim hic boyle iddialarim da ifadelerim de yok.
İyide neden vaktimi çalıyorsun, ilk yazılarımda HALİ HAZIR VAROLANIN ne olduğunu açıkladım, İKTİDARIN OLDUĞU BİR DÜNYADAYIZ, HALİYLE ZORA DAYANIYOR! ZORU KULLANIYOR. Bu nedenle DEĞİŞİMDEN bahsediyorum! Devrim bu değişimin gerçekleşmesi, hayata kavuşmasına deniyor.
Neden Syriza gibi secim ile gelmeyi degil de; zor ile gelmeyi one cikariyorsun?
Ayrica dedigim gibi, seni istemeyen/secmeyen toplumun basina mi corekleneceksin?
Mesela TKP secimlere katiliyor, neden toplum onu iktidara tasimiyor dersin?
Yine ne dedim O BİLİNÇ/KOŞUL gereğinden dolayı SOSYALİZM/KÖPRÜ vazifesi görüyor, yani sosyalizm şu senin bilinç ile olur yakkaşımının MECRASIDIR, sırf bilinç yanıyla dahi baksak, KAPİTALİZM KOŞULLARINDA BU BİLİNCİ İŞLETMEKTE, ÖRGÜTLEMEKTE, heleki hayata geçirmek MÜMKÜN OLMUYOR, çünkü sistem işleyişi TIKIYOR, ENGEL OLUYOR, GERİ PLANDA İSE SİZE RAĞMEN SÜREKLİ KENDİSİNİ, BİLİNCİNİ, AŞILIYOR. yani müslüman bir ülkeye doğan 70 milyonun atıyorum 69 milyonunun müslüman olması gibi... Yani siz olağanüstü çaba sarfediyorsunuz, lakin insanlara bilinç vermek için BİLE değil aksine VERİLMİŞ OLAN BİLİNCİ AŞMAK İÇİN UĞRAŞMAK ZORUNDA KALIYORSUNUZ, ve bilinci istisnai koşullarda verebiliyor/alabiliyorsunuz, sistemin insanlar üzerind eyarattığı koşul, psikoloji, çıkar ilişkileri, modern kölelik biatı, bağımlılık koşulları, başka türlüsünü bilmeme, hiç bir alternatifi yaşamamışlık ise ayrı bir dert. Yani siz yaşayan bir altenatif olamıyorsunuz bile..... Kısaca sistemin olanakları muazzam sizin ise enegelli/kısıtlı ve öteki süreğen kendisini üretiyor, üstelikte hazır biçimde, binlerce organı, kurumuyla milyonlar ölçeğinde! siz ise süreğen onun ürettiklerini aşmak için çalışacaksınız, amacınız neydi, ne oldu? Üstelik öteki hazır milyonlarca potansiyel taşırken, sizinki her daim milyon öçeklerde bir civarı seyredecek. Toplumun %99.9 unu sistem bilinç sahibi yaparken siz kalan %0.1 ile bilinçlenmeye çalışacaksınız, siz 3-5 kişi ölçeğinde ilerlerken o milyon ölçeklerde yol amaya devam edecek. Ve sizin düşünceleriniz, fikirleriniz ise sistem tarafından zaten olanaksızlığınız yetmiyor gibi sürekli kısıtlanacak, engellenecek hatta suç sayılacak... Birde böyle cebelleşeceksiniz..
Tamam da eger toplum seni iktidar olarak secmiyorsa, devrim ile iktidara gelmekseni istemeyen toplumun basina coreklenmek degil mi?
Farkindaysan devrim ve demokratik yollarda hep ayni yere geliyoruz.
Yani toplum icin geliyorsan, toplum seni secsin. Yok toplum seni secmiyorsa, devrim ile gelmek demek; toplumun basina coreklenmek demek.
Insanlik Adina hangisi mantikli ve makul? Isci sinifi Adina sormuyorum.
Örneğin AKP yi hükümete(!) taşıyan ne halktır aslında ne de Erdoğan'dır, bu işin zemininde geçmişte Yeşil sermaye dediğimiz ama son 20 yılda her alanda örgütlerini yaratan sermayedarlar ve uluslararası sınıfsal ilişkileri/işbirliği sınıfıdır. Yani senin demokrasi sandığın, iktidar sandığın aslında temsili Roma demokrasisis, özünde görüntüden ibarettir. Sistemin nimetlerinden ileri düzey, muazzam yararlanma temellidir.
Örneğin, AKP nin ortadoğu projesi AKP ye değil, AKP ait olduğu sermaye, gerici burjuvazinin bir üst örgütlenmesidir, haliyle ÇIKARLARI UĞRUNA(!) bu örgütlenmeyi yaratan sermayedarların yani belirli bir maddi/ manevi güç ve nüfuza, basın/yayından her türlü propaganda malzemesine, yani Roma demokrasisi gibi, geriye kalanların(yoksul halk) aslında ETKEN/ETKİN OLMADIĞI, SİSTEMİN İŞLEYİŞ VE KURUMALRININ SERMAYE ODAKLI olması vb. Aslında toplumun belirli sermayedarların çıkarları uğruna birer figüran olarak kullanıldığı bir yapılanmadan bahsediyoruz(Feodalitede ise sermaye değil bu SERVET kesimleri idi!, feodalite de servet, kapitalizm de ise işin mayası sermayedir). Bu sermaye Ortadoğu'da acımasız bir SÖMÜRÜ istiyor. Haliyle politikaları Ortadoğuda istikrarsızlaştırma politikaları olarak, yol, yöntem olarak açığa çıkmış durumda. Arkasına başta dini inançları kullanarak aldığı kitle gücü ise bu çıkarlara ne sahiptir ne de onlar adına bir anlamı var. O kitle bir avucun sömürüsü uğruna sistemin en doğal ideolojik empozu ve kullanımlarıyla, her yönden(maddi, manevi) köleleştirilmiştir. Bu burjuva kesimi inşaat, konfeksiyon ve belki biraz ham madde alanlarında o bölgelerde hakim olmak istiyorlar, lakin bunun yolu, yordamı, o bölegelerin kendilerine BİAT/MUHTAÇ/MAHRUM kalması ile olacak. Bunu sağlayacak en ideal yol, istikrarsızlık ve doğan boşluğa kendi nüfuzları altında idarecileri, ögütleri (maddi, manevi, silah, hammadde)desteklemek, geçirmektir... Yani çıkarları adına siyaset yaparlar, AKP dir vakıflardır, derneklerdir, sermaye örgütleri(sendikal faaliyet üzerine inşaa edilmiş tüm örgüler) tümüde bu sermaye kesiminin SERMAYE DÖKEREK kullandığı, gelir, geçer, değişken araçlar.
Örneğin bu gün Erdoğan'ı çıkarları uğruna yücelten sınıfdaşları(gerici burjuvazi), iğne ucu kadar çıakrlarına ters hareket ettiği anda, gözünün yaşına bakmazlar, Erdoğan ipe gitse, arkadan ellerini ovuştururlar. Bu sistemde sermayenin temsilcisi olup, onların çıkarları uğruna iş yürütmek, aslında ipte oynamak gibi. Neyseki Erdoğan o sınıfın bir bileşeni, O'nun çıkarları da tüm diğerinin çıkarları ile ortak, bu böyle olduğu sürece sorun yok, ama durum değişirse, işte o zaman çatışma başlar(örneğin Cemaat/AKP çatışması). Ne zaman iş ortadaki pastanın paylaşımına gelir, çıkar grupları içten, içe birbirine savaş açarlar, alttan, alta işler bu süreç, toplamda çıkarlar ortak grupda kaldığı sürecede bu savaş alt zeminlerde, yani en alt gruplarda göze yansımayan alanlarda sürer, ama çıkar savaşları ana gruba kadar varırsa, orası çatırdamaya başlar. Sermayedarlar çıkarı uğruna hiç bir şeyin gözünün yaşına bakmaz, çünkü ona göre sermaye birikimi uğruna girdiği her yol bir akıllı idare, başarılı yönetim unsurudur. Atıyorum bu Irak'ta 3 milyon insanın, Afrikada milyonlarca insanın ölümü bile olsa, buna rağmen eğer o bölgelerde hammaddeye hakim olunmuş ise sermaye ve politikacıları kendilerini başarılı sayar! Önemli olan budur onlara göre, gerisi ise ilk tercih edilen, son tercih edilenler yelpazesinde teferruatlardır. Örneğin Irak ile savaştan önce tercih savaşmadan o petrolün pay edilmesi idi, çünkü savaş bu PAŞALARA MADDİ KÜLFET OLUŞTURACAKTI. Bakın ABD Irak savaşı bize yüksek KÜLFET oluşturdu diyor yılalrdır! Ama Saddam savaşsız teslime yanaşmadı! Kısaca savaş D planı idi, sonuçta ötekiler işe yaramadı! Sermaye politikaları ise başarılı oldu, D planı bile olsa şirketler petrolü pay etti.
Üstelik haber kaynağı bakın Hürriyet, sol, sosyalist yayınlar değil. Yani onca POLİTİKANIN, SAHTE GÜNDEMLERİN ALTINDA, YÜZMİLYONLARCA İNSANIN KANDIRILMIŞLIĞI ALTINDAKİ BİLİNÇ ile gerçek ÇOK FARKLI!!
Butun bunlar asagi yukari zamansal olarak benim bu sitede zaten dile getirdigim konular. Yani bir analiz ve aciklama. Evet ulke bu durumda ve dictator su an tamamen rejimi de degistirmek icin secimlere gidiyor.
Artık sende öğren, anla, anla ki sürekli kandırıldığın ideoloji le, kölesi olduğun ideoloji ile burada komik durumlara düşme...
Gene ekrana tutarsiz ve gereksiz oynamissin. Benim neyi anlayip anlamadigim ya da kimin kandirilip kandirilmadigi bu sitede actigim baslik ve mesajlarimda mevcut. Bunu sen de biliyorsun da, ne yaparsin iste. Ekrana oynamak sende aliskanlik yapmis.
Ama dedigim gibi ekrana oynayacaksan bari tutarli bir seyler yazda bari inandiriciligi olsun. Ayrica dogma iman ettigi ideolojisi ile kendi kendini kandiran ve bu kandirmaya da baskalarini katma cabasi sarfeden sensin.
Simdi sorsam "hangi ideoloji imis, beni kandiran ve kolesi yapan?" yanit ta veremiyeceksin. Ya da her zaman otomatioklesmis beyninin zit sinirinda yer alan "kapitalizm/emperyalizm" diye iftira atacaksin.
Cunku bir onceki mesajda yaptin.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/17583953.asp
Örneğin 200.000 TL harcadı, bölgesinden milletvekili olacaktı, Partiye servet döktü ilk sırada yazıması çin, ama öteki 500.000 TL harcadı, yani daha yüksek porpaganda ve seçim çalışması olanaklarına sahipti, haliyle Parti sermaye gücüne göre bölgede kazanırlığı garanti emek adına 500.000 TL harcama kapasitesinde olanı, kendisine daha fazla HARÇ YATIRANI birinci sıraya yazdı! Çünkü biliyor ki sistem bu, belirli kesimlerin çıkarları ve sermaye gücüne dayalı, yani ülkeyi aslında sermaye örgütleri yönetirken bu örgütler geri planda das kalmıyor, çıkarları için koltuk işgal edecek hükümetler açısından da belirleyici, söz sahibi oluyorlar.. Yani neredeyse halka, halktan hiç kimseye tek bir boşluk bile bırakmak sitemezler ve bu bir mücadeledir. Egemenlerde mücadele eder, statüko, çıakrlarını korumak, hayata geçirmek, işletmek, engeller aşmak vb...
Neyse sana ABCD den başlamak lazım ki, bu kadar vaktimde, ciddiyetsizliğine sabrım, şurada yerimde yok.. Sen ciddiyetle, insan gibi, maksadı muhatabı köşeye sıkıştırmak olmayan kendine tapındığın komplekleri aştığın durumla(imkanı varsa!) sor ben anlatırım.
Sen zahmet etme ben hergun senin anlattiklarinin mislini zaten guncel olarak anlatiyorum. Yine soz sahibinindir. Ayrica matematikte kurallar vardir, bir seyi once ogrenmek gerekir. Dolayisi ile senin basta aritmetigin yanlis, matematik hak getire.
Yani beyninde sabitledigin sosyalizmin temeli(materyalizm) yanlis, sen istedigin kadar ustune bina insa et. Sonucta cokuyor.
Hic bir kompleksim yoktur, cunku ihtiyacim yok. Yalnizsen dile getirdigine gore ihtiyacin var anlasilan.
Sen sanıyorsun ki dünyayı, OBAMA yönetiyor,
Yooo hic te oyle zannetmiyorum.
ama kazın ayağı öyle değil. Örneğin Dünyayı Irak'ta savaş öncesi petrolü paylaşan konsorsuyumlar (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eirketler_birli%C4%9Fi) yönetir, tek tek ülkeleride yine aslında bu sermaye, sermaye örgütleri ve çıkarları, bu çıkarın sahip ve örgütleri yönetir, çıkarları ve pasta dilimlerini paylaşma gereğide sürekli birbiriyle savaş halindedirler., kapitalizmi hükümet sanıyorsun, iktidarı hükümetler sanıyorsun! hali hazır sistemin kurumlarını hem işletir, hemde politikalarını sisteme göre belirlerler(yani o büyük sermaye onalrıda yönetir! ki kapitalizmde zaten parayı veren(sermaye) düdüğü çalar sistemi işler) hemde işlevsel kılarlar, değiştirmezler! Sisteme dokundukları an ASIL İKTİDAR devreye girer bir çok yolla ister basın/yayın, propaganda ve topluma hükmettikleri tüm öteki araç nüfuzlarıyla kısa sürede(!) isterlerse devirirler ya da tüm bu tercih edilesi yollar tıkanırsa devreye SEÇİMLE İŞ BAŞI YAPMAYAN, sistemin asıl İKTİDARI ve tüm organları(aklınıza gelmeyecek denli kapsamlı) devlet organları(valilik, ordu, istihbarat, polis vb) girer, sistemin gerçek iktidarı MECLİS KÜRSÜSÜDE, SANDALYELERİDE değil, yanılıyorsunuz. bu kürsüler geneli ilgilendiren ama özelde insanların hayat standartları, sömürü koşulları, üretim modellerini değiştir-e-mezler, en fazla rotuş yapabilir, görece kısmi iyileştirmeler sağlayabilirler, bu İRADELERİNDEN DEĞİL, İRADELERİNDEN BAĞIMSIZ ÖRGÜTLÜ, ÖRGÜLÜ SİSTEMİN YAPISINDAN ve o işleyiş üzerinde KONUMLANMIŞ OLMALARINDAN KAYNAKLANIR...
Senin sandığının aksine devrim, darbe(illegal yolla) yapıp, hükümet koltuğuna oturmak değildir, BUNLARA DEVRİM DENMİYOR, DARBE DENİYOR, darbe yapılır, devrim ise yapılmaz, hayata geçer, değişimlerin bizzat tümü kendisidir devrim, birilerinin birilerini koltuktan indirmesi değil. Adı üstünde yahu devrim(köklü değişim). Sosyalist devrimin bu tarz ile ne ilgisi ne de alakası yok, sosyalst devrim meşru zemindir, yani efendim illa illegal yollar aranmaz, modern köle İŞÇİ SINIFININ ZİNCİRLERİNİ KIRDIĞI VE tüm öteki bağlaşıklarıyla, artık SİSTEME DUR dediği MEŞRU KALKIŞMALAR SÜRECİDİR. ŞİDDET ise kalkışanların değil, onlara karşı yönelen sistemin şiddetidir ve sistem bu şiddete kaçınılmaz biçimde başvuracak, kitlelerdeki hareketi BASTIRMA ya da imkanı varsa el sıkışır gibi yapıp sönümlendirme yoluna gidecektir. BERİ YANDAKİLER İSE HEM DİRENİR HEM DE MÜCADELE EDER, bu nedenle de karşı taraf TABİ SİZ HAKLISINIZ buyrun demez, ŞİDDETE, ZORA YÖNELİR, toplumlarda KAÇINILMAZ OLARAK BUNA KARŞI KOYAR, taleplerini hayata geçirmek uğruna İSYAN DA EDER, AYAKLANIR, İKİTDARIDA -ki çoğunlukla- ZORA DAYALI DEVİREBİLİR(Çünkü iktidar, sistem paşa, paşa gitmemektedir, gitmezde, zaten sistem, iktidar ne için var? Sürdürmek ve korumak!)... Yani taleplerim var o halde gerçekleştirmeliyim(birilerinden beklememeli!!!)..
[quote]Bu kadar bilinçsiz olursan, bu derece konu cahili ama bilmediğini de bilmez, farkındalık sahibi olmaz isen vakit israfı olursun, ya da konuya, sana anlatılana/yazılana göre cevap yaz.
Pardon madde de bilinc mi vardi? Ben insanoglu oldugum icin, sende olmayan bir sey hakkinda konusman pek yakisik almiyor. Senin konu cahili dedigin ve surada acikladigin seyleri ben her gun acikliyorum.
Sana göre bir hükümet devrilmiş ise bu DEVRİMDİR, bana göre ise devrim = DEĞİŞİMDİR VE BU DEĞİŞİMİN GERÇEKLEŞMESİDİR.
Bana gore de ayni. Farkimiz ben bunun iktidara gelerek te yapilabilecegini soyluyorken, sen seni secmeyenlerin ustune devrim ile coreklenmekten bahsediyorsun.
Yıkma işi TERCİH SEBEBİ değil, kendisini dayatan zorunlu bir süreçtir, bu eskimiş bir binayı yıkmak gibidir ama devrim yenisini inşaa etme ve tamamlama sürecine denir. Bu bina KENDİLİĞİNDEN DE YIKILABİLİR, ki yazılarımda belirtiyorum, olabilir!, lakin bu gerçekten de istisnadır, BİNANIN TERKEDİLMİŞ OLMASI GEREKİR, AMA KAPİTALİZMDE İNSANLAR MİLYARLAR YAŞIYOR, TERK EDİLMİYOR, o nedenle kitleler bıçak kemiğe dayandığında, yıkıntılar altında yaşamaya RAZI gelmeyecektir, AYAKLANACAKTIR! Bu da GAYET DOĞAL İNSAN DAVRANIŞIDIR, İDEOLOJİ İLE İLGİSİ YKTUR, nasıl ki yaşadığınız ev yıkılırken yerinizde DURAMAZ İSENİZ, BU DA ÖYLEDİR! İdrak etmek zor değil sanırım! Yoksa çok mu zor?
Maalesef insanlar bilinc olmadan ayaklanmaz. Sadece gaza ajitasyona propagandaya gelirler ve bunun da ne oldugunu bilmezler. Iste sen bu hareketi devrime tasirsan da zorla tgoplumun basinacoreklenirsin ve o gaza gelenler de yarin sana karsi olurlar.
Sence su an gezi neden yok?
Haksiz yere agac mi kesilmiyor?
Polis kisi mi oldurmuyor?
Teror mu bitti?
Demokrasi mi geldi?
Bu yeni ic guvebnlik paketinden haberin var mi?
Yani su anki sartlar, gezinin sokaklara dokuldugu sartlardan daha mi iyi de gezi yok?
Sartlar git gide daha kotuye giderken, neden gezi yok; aciklar misin?
Hergun en az bir isci vahsi kapitalizm de oluyor.
Herhangibir eylemde gozaltilar tutuklamalar devam ediyor.
Eeee ne oldu, neden bicak kemige dayan miyor? Dayanmak icin daha neyi bekliyor?
Hani nerde bu yasama razi gelmiyenler?
Bunlari bir zahmet acikla da, bir daha bilincin onemi ortaya ciksin.
Hic bir zaman kimse bilinc olmadan ayaklanmaz, ancak gaza gelir o da gecicidir. Ustelik te cabuk unutulur.
Iscilerin grevi yasaklandi, nerde destek?
Bu tavrını başta ABD olmak üzere ve Türkiyedekilerde onların güdümünde köhne dindarlar uyguluyor.
Bu cumle halis mulis zirvalamadan baska bir sey olmadigi gibi, acik bir iftiradir.
Yani yaptığın bir kara propagandaya alet olmak, hizmet etmek.
Hangi kara propaganda. Bence altindan kalkamiyacagin cumleler yazmamaya devam et. Cunku gitgide cirkeflesmek gozlem vermeye basladi.
Dogmalara hizmet eden sensing, ben degil. Ben daimi her konu ve kavramda fikrimi paylasiyorum. Ustelik kendi beynimi bilgimi birikimimi kullanarak, senin gibi gecmisin tekrarlayicisi olarak degil.
Halbuki yediğin danelerle sende insanı fenomen birer GÖRÜNTÜ/GÖRÜNGÜ olarak görmüş oluyorsun.
Farkla. Senin gibi monist indirgemeci determinist bir inanc ile degil; aksine tum farklarini ortaya koyarak. Yani numeni ve nuimenaldeger ve yetileri de ekleyerek.
Vaktimi harcayıp yazıştığım avareye bakın! İçler acısı..
Kendini acindirma, ne o simdi de magduru mu oynamaya basladin. Yazma sana yaz diyen mi var? Yoksa kucuk adamlarseni zorluyor mu?
. Bu konuda da sana 50 kez ders verildi,
Sen kimsin ki ya da bilgi kapasiten ne ki bana ders vereceksin?
Ben seni her konuda sulu goturur, susuz getiririm.
Senin gibi verilene algisini kapatmis beyinler birak ders vermeyi ders aldiklarinin biler farkinda degildir.
insan neye göre maddedir, neye göre fenomendir, örneğin beyin sana göre fenomen bana ve bilime göre ise maddedir,
Beyinbilime gore madde degildir. Dinamik karmasik bir sistemdir. Sen bosuna materyalizmini bilime yamamaya calisma, gecerli degil.
beyin o organik maddeye verilen isimdir...
Beyin bu sistemeverilen isimdir, maddeye degil.
Bana ve bilime göre kanım maddedir[quote]
Sana gore olabilir, ama bilimer gore fenomendir. Otur da biraz guncel bilimsel yabanci makale oku, bak bakalim madde mi yoksa fenomen mi diyor?
[quote], laboratuvarlarda analiz edilir, sana göre ise birer görüngüdür, fenomendir analiz filan da edilemez.
Neden analiz edilemezmis!
Farkında mısın tartışmalardaki şu düzeyinin, cehaletinin?
Nede guzel kendini tariff etmissin. Yoksa hipokritiklik mi yapmissin, desem!
devami var.....
evrensel-insan
07-02-2015, 22:14
İnsan organik bir maddedir, hangi açıda? FİZİKSEL/KİMYASAL AÇIDA, AMA KONUMUZ NE SOSYO/POLİTİK/KÜLTÜREL YANİ İNSANIN BİYOLOJİK YAPISI DEĞİL KONUMUZ İNSANIN SOSYO/KÜLTÜREL/EKONOMİK/POLTİK FAALİYETLERİ-EYLEMİ ÜZERİNE! NE ALAKASI VAR ŞİMDİ fizik/kimya/BİYOLOJİK OLARAK organik maddelerden OLMASININ, ŞU KONUDA İŞİ NE? Vakit israfısın diyorum, anlamayacak kadar gerzek ve ciddiyetsizsin. İnsanı FENOMEN gören bir anlayıştan da bu beklenirdi deyip sana cevap yazsam, bu cevap sayılır mı avare?
Konuyu dagittin ve hala devam ediyorsun,m haydi hayirlisi!
Dedim ya kendin konuyu dagitiyor, kendin sikayet ediyorsun? Bu da bir cesit sosyo-psikolojik sorun olsa gerek.
Gerzek te ciddiyetsiz de sensing. Ekran bunu gosteriyor zaten.
Fenomenin ve insanin ne oldugunu vede fenomenal farkini algilayamayan icin ne yazarsa yazsin, sadece demogoji olur.
Avarelik te yeni karakterin mi, yasam seklin mi bilmiyordum da; bilmeme de gerek yoktu.
Yazılarımı oku, toplumsal destek değil SOSYALİZMDE(yani olması gereken) TOPLUM DESTEK VERMEZ, BİZZAT DAHİL OLUR, zaten bunu 3 YAZIDA ÖRNEKLERLE İFADE ETTİM, NASIL OLDUĞUNU. Nicelik değil, niteliktir buradaki varlık, şurada nicelik tokuşturmasını sadece sen yapıyorsun, haliyle başkalarını da kendin gibi çapsız düşünüyor sanıyorsun, çünkü dağarcığında, emperyalist, kapitalist model dışında bir alternatif bulunmuyor, başka türlü düşünemiyor, hayal bile edemiyorsun!
Ne de guizel kendini tariff ediyorsun? Yazilanlari okumamak, niceligi nitelik olarak algilamak, capsiz dusunmek, emperyalist/capitalist modelin bir pasrcasi olmmusddiogma sosyalizmialternatif sanmak, ufkunu dogmalari ile sinirlamak.
Tanistigimiza memnun oldum.
Ayrica senin destek vermek ile dahil olmak farkini bildigini de hic zannetmiyorum.
Yine de soralim.
Ortada bir eylem var ve diyelim bu eylemde 100 kisi var?
Kac tanesi ve hangileri bu eyleme dahil, kaci ve hangileri destek veriyor?
[Neden insanlar doğuştan sıfır ile doğarken sonradan atıyorum ülke koyu bir din ülkesi ise %99 dindar oluyor??? Tutunamamasının hem nesnel hem de öznel koşulları var, bunlarda gayet doğal. Yani sorduğun soru 6 yaş bir çocuk sorusu, konuyla ilgisi ne anlamadım ya da anlattıklarımla, ama gerçekten cevap istyorsan bilsem ki ciddisin, bir şeyler alabilecek/verebileceksin, emek verir, vakt harcar anlatırdım, ama nasılsa okumayacaksın ve nasılsa amacın karşındakinin düşünce/fikrini öğrenmek değil, gelişigüzel sorularla köşeye sıkıştırmak hezeyanı(bir türlü başaramasan da), her konuyu üstünkörü bir sorumsuzlukla keyfiyete, kire endekslemek.
Neyse soruya yanitr veremedigin ve veremeyecegin billi. Bunu bu kadar demogoji yaparak anlatmaya gerek yok.
Hani sen vaktini dusunuyorsun ya, bence boyle bos demogojilere bosuna vaktini harcama. En azindan "iki cift bir tek" bilgin var, onu da vaktine sakla.
Bu gün Türkiye'de AKP %40 oranlarda DESTEK aldı, ya öteki %60 ne olacak???? Sana göre hükümet=iktidar demek, o halde yine sana göre Türkiye de %40 ın %60 üzerinde diktatörlüğü sözkonusu... Ve yine şu ana kadar yaptığın zırvalrdan çıkan sonuç, %60 ın insan hak ve özgürlüklerinin çiğnendiği üzerine! Ve aynı biçimde Yunanistan Sryza demişsin, demek ki toplumun geriye kalan %60 dan fazlası yine sana göre insan hak ve özgürlükleri ihlaline dayanıyor... Ben sana ne anlattım, insan hak ve özgürlüklerine bu biçimde yaklaşamazsın, hak ve özgürlükler çiğnenmediği halde kişi tercih etmediği temsilcilerle, ortamla yaşayabilir, bu onun haklarına tecavüz değildir, sadece istem/arzu beklentilerinin gerçekleşmemesi, daha farklı olanların daha faal/etkin OLMASIDIR. Ne zaman hak ihlali olur, ne zaman ki ben isteklerimi, düşüncemi, fikrimi BEYAN EDEMEZSEM AMA BEYAN ederde kabullendiremezsem bu haklarıma tecavüz olmaz... Anlayabilecek kapasiten var mı?
Sen once hak ve ozgurlugun ihlalinin ne oldugunu ogren. Insan haklari evrensel beyannamesinde yaziyor.
Hadi ben osuruğumla aya gitmek istiyorum ya bunu yaparsın ya da sen faşistsin... Yapabilecek misin?
Gidebiliyorsan git bana ne. Dedim ya hak ve ozgurluklerin ne oldugunu bilmiyorsun. Eger ben senin aya osurugun ile gitmeni onlersem ya da mudahele edersem, ona zaman hak ve ozgurlugunu ihlal etmis olurum.
Eger senin bu talebine destek verir ya da savunursam da hak ve ozgurluklerden yanayim demektir.
Anliyabildin mi acaba,kapis!
Caresizlik yazilari nasil cirkeflestiriyor.
[quote] ELEŞTİRİ BİÇİMİN, diyorsun ki herkesin, her istediği gerçekleşsin, gerçekleşmezse insan hak ve özgürlükleri ihlali vardır!!!! Bu düzeyine bir de insan haklarını alet edecek kadar da çapsızsın, aynen tipik dini kullananların, insanların inancını istismarı gibi.
Üstelik sen toplumun kafanda canlandırdığın bir iktidardan istemesi olarak bakıyorsun, yani aslında yapın gereği zaten İHLAL ÜZERİNDESİN. halbuki ben ise diyorum ki, TOPLUM BİRİLERİNDEN KENDİ ADINA YAPMASINI İSTEYEN DEĞİL BİZZAT GERÇEKLEŞTİREN OLMALI!
Sen once insan haklarinin ne oldugunu bir ogren de, sonar bakariz. Capsizlik ve dogmani kendi dogruylarin ile celistirmek tam da senin yazi karakterin.
Son paragrafin da zaten bireyin ne oldugunu bilmedigini gosteriyor. Aslinda sasmamak lazim, insanoglunu madde yapanda zaten birey algisi olmaz.
Iste bu bilgisizlik ve bilincsizlikle bir de benim adima ahkam kesiyorsun.
Ne yaparsin algi bilgi kapasitesi!
İstemek ayrı, bunu dile getirmek ayrı, gerçekleştirmek ayrı şeyler. 3 kez izah ettim, diyelimki ortada bir sorun var ve, insanlar bir araya gelmiş, 10 çözüm önerisi getirildi diyelim. Sen diyorsun ki ya hepsinin önerisi hayata geçer ya da insan hak ve özgürlükleri kısıtlanmış olur! Bu bakıştaki cehaleti görmek zor olmasa gerek. Bu halde, insan haklarının ihlali, eğer bu on kişiden bir ya da bir kaçı ya da çoğunun dile getirmesine müsade edilmiyorsa hayata geçer, lakin efendim herkesin her istediğinin olması yaklaşımı ise haklarla ilgili değil şartlar, koşullr, elverişlilikle ilgili. Kişinin isteği hem nesnel hem de sosyal elverişlilik kıstaslarına sahiptir, ben haremeim olsun istiyorum ne olacak şimdi??!.
Olamayacak bir daha tekrarliyorum, IHEB oku da ogren. Aslinda senin demokrasiyi ya da demokratlkigi de ogrenmen gerekiyor.
Bu kadar basit bir ifadeyi nasıl anlayamıyorsun 4 yazıdır dile getiriyorum, dönüp bu ifadelerime insanı madde olarak görmek diye dönebiliyorsun, zaman israfısın, ciddiyetsiz, gerçekten yüksek sabır gerektiren psikolojik, vakasın.
Madde olarak gormesen, hak ve ozgurluklerin ne oldugunu algilardin. Senin hak ve ozgurlugun basskasininkinin basladigi yere kadardir.
Yani senle yazışmak, suyu döverek şekil vermeye çalışmaktan öte anlam taşımıyor. Bu kadar ciddiyetsiz, sorumsuz, muhtabı ezeyimde ne söylersem söyleyim, sürekli çelişirsem çelişeyim, sürekli ipsiz/sapzsız laf üretmiş olayım, öenmli değil duruşunu değiştirmediğin sürece ne vereceğin ne de alacağın bir şey yok. Sadece çileden çıkartıyorsun, bende bundan sonra, istemesemde sana senin seviyenle cevap verecem, bakayım hoşuna gidecek mi?
Ah bir benim yazi dili ve uslubumun seviyesine cikabilsen, daha ne isterim!
Ama sen bunu da ters ima ediyorsun?
Bakalim yazi dilin ve uslubun ne yone degisecek?
Seviyesiz olan yazi dilin ve uslubunun seviyesi daha ne kadar dusecek, merak ediyorum.
Benim yönetim, iktidar anlayışı üzerine yazılarımı neden okumadan yazıyorsun? Parti yok, olmamalı, beni anlıyor musun, tam tersine toplumun DOĞAL örgütleri olmalı, işyeri, mahalle birimleri, işyeri, mahalle komiteleri, semt, ilçe, il komiteleri olmalı ve bunlar VAAD EDEREK temsilci OLMA, böylelikle MADDİ/MANEVİ kişisel çıakr, nüfuz elde etme DÜZEYİNDE OLMAMALI, BUNLAR BİZZAT GELDİKLERİ BİRİMLERDEN HAREKETLE oraya karşı sorumlu olmalı ve BİRİMLER GEREKİRSE DİLEDİĞİ AN yetkilendirdiği kişileri görevden alabilmeli, birime çağırabilmeli, gel ne yaptın diye sorabilmeli!
Yani VAAD edilen bir toplum, birilerinin vaad ettiği, ötekilerin biat ettiği bir toplum, KÖLE BİR TOPLUMDUR, İZLEYİCİ ve ceremesini çekendir, beni anlıyor musun?
Koyulastirdim ki sen ne yazdigini goresin diye. Arassira ne dedigini bilmeden olmasi gerekeni yaziyorsun da senin sosyalizmin buna uymuyor, cunku sen isci sinifina ve onun iktidarina digerlerinin biat etmesini istiyoirsun.
O yuzden sen once kendi yazdigini bir anla ver celiskini gor.
[quote]Ve kölelik insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz, beni yine anlıyor musun?
Aynen sen de anliyorsan, mesele yok.
Şimdi sen bu dediklerimin nesine, neden karşısın bana bunu anlat.
Gerekenyerlerde gereken yaniti verdim.
Anliyor musun?
Senin sosyalizmle ilgili bahsetttiğin tek bir şey yok, ama benim ifadelerim zaten çağdaş sosyalizmdir, hatta sürekli de dile getiririm, inanca dayalı feodal devrimciliğinde, bu çeperdeki yapılarında sosyalizmle alakaarı aslında yok diye! hali hazır sistemin açmazları ve kaçınılmaz MÜCADELE benim irademde değil, ve seninde mücadele edilmesine karşı bu derece KİN KUSMAN ANLAMSIZ, ÇÜNKÜ SENİNDE İRADEN DE DEĞİL...
Vaay be simdi de benim kullandigim niteligi kullanmissin, aferin. En azindan senin iki asir onceki sosyalizminin cagdas olmadigini algilamissin.
Ama ben en azindan bir yazi yazdim.
Varmi sende de boyle bir yazi yazacak bilgi ve birikim?
"Kin kusmak" bu da yeni ozelligin mi?
TOPLUM SINIFLARDAN MEYDANA GELİYOR ve bu ne senin hezeyanlarınla yok sayılabilir ne de benim SINIFSIZ bir dünya özlemimle. Toplumsal demek ise, kişi/zümre odaklı olmayan kitleleri kapsayan-KARAKTER OLARAK ve bahsettiğim ise SOSYALİST TOPLUMDUR, HALİYLE TABİKİ TOPLUM diyecektim.
Neyse sosyal ve bireysel niteligini de bir ara ogrendiginde bu aciklamalarinin bir yerine eklersin.
Sinifsiz da olsa sosyo-etik farklar bakidir. Iste hak ve ozgurlukler de burda lazim. Senin devrimin bunu degistiremez. Cunku insanoglu sosyal yasam ve deger olarak farklidir. Bunun da sinif ya da ekonomi ve politika ile bir ilgisi yoktur. Bunlar etik olmaktir.
Tarih köleci toplumları, feodal, kapitalist toplumları gördü, sosyalist toplumu da göreceği öngörüsü ile toplum diyorum, sen nerenden anlıyorsun?. O toplumunda nasıl olduğunu açıkladım, konuyla ilgili de bu yazıda da dile getirdim, İŞYERİ, MAHALLE BRİMLERİ, KOMİTELERİ, SEMT, İLÇE, İL, MERKEZ KOMİTE, üstelik seçenlerin seçikene değil, seçilenin, seçene tabi olduğu bir yapı!... İşte bu tablodaki insanlar toplumdur.
Şimdi sana rağmen toplumun %70'i laikliği kabul etmiyor ve hükümetsin, ne yapacaksın?
Insan haklasri evrensel hukuk ve hak ve ozgurlukleri uygularim. Yani onlarin kimsenin hak ve ozgurlugunu ihlal etmesine hukui olarak izin vermem. Ihlal derecesine ve hukuka gore de cezalandiririm.
Hatta öyleki sana karşı harkete geçtiler, diyorlar ki Allah'ın emri, ancak insan Allah'ın buyrukalrıyla yönetiliyorsa cehennemden kurtulabilir! Vs, ayaklanmış durumdalar ne yaparsın? Ne ile yaparsın?
Buyur eleştirip duruyordun, sana soru soruyorum, ötekiler gibi üstünkörü, çapsız, nasılı, ne yapmalısı açık olmayan biçimde değil adam gibi yanıtla.
Dedim ya baskalarinin hak ver ozgurluklerine mudahele etmelerine izin vermem. Elimdeki her turlu iktidarin verdigi kurum/kurulus otoritesi gucu ile.
spartacus
07-02-2015, 22:40
Eİ, bana ne zaman yazsan, konulara yazdığıma, ama seninde yazı yazdığını görünce pişmanlık duyuyorum, senin yüzünden ciddi, ciddi bunu beyan eden diğer üyeler gibi artık bende de yazma isteği, şevki kalmadı. Çünkü yazsam dert, yazamasam dert, yazsam sen zaten kimsenin fikir, görüş belirtiminde olmasına tahammül edemiyorsun. Her cevabın kişinin kendisine(!) KULP TAKMAK ile başlıyor ve bir türlü de sonu gelmiyor bu tarzının. Yetmiyor muhatabının adına da SEN KONUŞUP SEN KARAR VERİYORSUN, kimin ne düşündüğünü, ne söylediğine varana değin nasıl oluyorsa oluyor SEN BELİRLİYORSUN, ama ele gelir tek ama tek bir kıstasın, kriterin, muhatabın söylediği ifadelere dayalı bir analizin de olmuyor. Ortaya serdiğin pratik Laf söyledi bal kabaaa koy tabağa ye sabaha durumu. Hatta o düzeydeki gibi kendin kategoriler yapıyor, gruplar oluşturuyor, muhatabıda aslında konuyla ilgisi olmayan alanlara göre ifadeleri boca edip, birisinin içine tıkıştırıp, işte sen busun! tarzlı dayatıyorsun. Yani senin konuları ele almak gibi bir derdin yok, hiç olmadı, muhatapalrını yani senden gayrısını hiçe sayıp, yok saymak ve onalr adına da konuşmak, onlar itiraz ederse, gelişigüzel geniş açılı muğlak sorularla üzerlerine gitmek, ezmek gibi durumlar sergiliyor, ortaya koyuyorsun. Belki bu sana haz veriyor olabilir, ama bize de gına veriyor. Bu tarzdan da, b tavırlardan da artık vazgeç. Ben ne zaman senin bir başlığa yazdığını görüyorum, aha yine allak bullacak olacak her şey, gereksiz, yazılanalrla ilgisiz cevaplar, bilinçsiz kendisine tapan kimseden ne alacağı bir şey olan ama nede bir şey verebilen bir muhatabım-ız- olacak. Oturduğu yerden DİREKTİFLER verecek, o derece ki muhatabının bile ne olduğunu, ne düşündüğünü kendisi belirleyecek ve bunuda yüzlerce yazıda yazsanız dayatmaya devam edecek.... Diyorum ve yine bu tablo ile karşılaşıyorum. Kişileri, muhatapalrını ETİKETLEEMEYİ boşver, bir konuda da konuyu ele aldığını, tartıştığını 1 kez olsun görelim...
Şimdi bu başlıkta yaptıkalrın da, cuk oturuyor.
Konuyu ben değil ki, sen dağıttın?
1.) Niçin sosyalizm başlığında tutup, madde madde BEN OLSAM tarzlı şunları yapardım, zenginden alırdım, mallarına el koyardım, dış borçları yarı, yarıya ret ederdim vs, başlığa bak başlık ne?.....
2.) Benim ifadelerim sana göre değil muhatap olduğum Kartopu ile yazışmalar iken sen araya dalıp, dogmadan, materyalistten, ŞİDDETTEN, insan hak ihlalinden filan dem vurdun...
3.) Sonraki cevapalrında ise yine aynı muğlak ifadelerle sürdürmeye devam ettin...
4.) Sonra şunu, bunu yapardım derken ZORA BAŞVURUYORSUN, AMA ne hikmetse bu tür yaptırımları ise (politik/hukuki) insan haklarını ihlal etmek olarak yine kendin damgalıyorsun. Yani sürekli turşu ve perhiz durumları...
İnsan hak ve hürriyetlerinin ihlali nerede ise oturur, aklı başında CİDDİYET SAHİBİ, kişilikli bir yazım tarzı ile paragraf alıp;
Şu ve bu nedenlerle, şu ya da bu biçimiyle insan haklarına aykırıdır.
Şu ya da bu ifadelerin, şu ya da bu nedenlerle DOGMA dır.
Şu ya da bu ifadelerin, şu ya da bu yaklaşımın, İNSANI MADDE OLARAK görmektedir...
Bak yazışma böyle bir şey, konuşma da, MUHATAP ile diyalogda...
Hadi tüm bu ifadelerin için geç bile olsa başla, başla ki muhatabım avarelik yapmış olmasın, ciddiyetsiz ve sorumsuzcva ortalığa laf üfürp kenara çekilip izlemesin, elini taşın altına koysun ki bende bir şeyler alabileyim/edinebileyim! Her ne kadar sen kendine tapıyor olsan da(ki bu psikolojik bir rahatsızlık belirtisi -> NARSİZM), ben kimseden öğrenmem, almam çünkü ben bilirim kimse bilmez cesaretinde isen de, belki bende ir şeyler aldığım gibi verebilirim. Ama yılalrdır vazgeçmediğin bu tarzın ile değil yazışmak, konuşmak, senle aynı odada bir atmosferi solumak bile işkence olur...
Örneğin insan haklarına karşı eylemlilik gösterdiğim yer neresi, nerede buna dönük bir eylemlilik içeren ifadelerde bulundum, ya da düşünsel yaklaşımım, fikir ya da görüş belirttim, ne dedim de böyle oldu, nasıl, neden bu YARGILARA vardın, varabildin..
Anlat bekliyorum...
Sonra da DOGMA olan neresidir buna geçeriz ve sonra da şu insanı madde görme kara propagandasına gerek varsa, o halde yazdıkalrımla bunun ilgi ve alakasını somut olarak göstermeni isterim. Ama sıradan;
Şimdi insan haklarını ihlal nerede?
evrensel-insan
07-02-2015, 23:25
Eİ, bana ne zaman yazsan, konulara yazdığıma, ama seninde yazı yazdığını görünce pişmanlık duyuyorum, senin yüzünden ciddi, ciddi bunu beyan eden diğer üyeler gibi artık bende de yazma isteği, şevki kalmadı. Çünkü yazsam dert, yazamasam dert, yazsam sen zaten kimsenin fikir, görüş belirtiminde olmasına tahammül edemiyorsun. Her cevabın kişinin kendisine(!) KULP TAKMAK ile başlıyor ve bir türlü de sonu gelmiyor bu tarzının. Yetmiyor muhatabının adına da SEN KONUŞUP SEN KARAR VERİYORSUN, kimin ne düşündüğünü, ne söylediğine varana değin nasıl oluyorsa oluyor SEN BELİRLİYORSUN, ama ele gelir tek ama tek bir kıstasın, kriterin, muhatabın söylediği ifadelere dayalı bir analizin de olmuyor. Ortaya serdiğin pratik Laf söyledi bal kabaaa koy tabağa ye sabaha durumu. Hatta o düzeydeki gibi kendin kategoriler yapıyor, gruplar oluşturuyor, muhatabıda aslında konuyla ilgisi olmayan alanlara göre ifadeleri boca edip, birisinin içine tıkıştırıp, işte sen busun! tarzlı dayatıyorsun. Yani senin konuları ele almak gibi bir derdin yok, hiç olmadı, muhatapalrını yani senden gayrısını hiçe sayıp, yok saymak ve onalr adına da konuşmak, onlar itiraz ederse, gelişigüzel geniş açılı muğlak sorularla üzerlerine gitmek, ezmek gibi durumlar sergiliyor, ortaya koyuyorsun. Belki bu sana haz veriyor olabilir, ama bize de gına veriyor. Bu tarzdan da, b tavırlardan da artık vazgeç. Ben ne zaman senin bir başlığa yazdığını görüyorum, aha yine allak bullacak olacak her şey, gereksiz, yazılanalrla ilgisiz cevaplar, bilinçsiz kendisine tapan kimseden ne alacağı bir şey olan ama nede bir şey verebilen bir muhatabım-ız- olacak. Oturduğu yerden DİREKTİFLER verecek, o derece ki muhatabının bile ne olduğunu, ne düşündüğünü kendisi belirleyecek ve bunuda yüzlerce yazıda yazsanız dayatmaya devam edecek.... Diyorum ve yine bu tablo ile karşılaşıyorum. Kişileri, muhatapalrını ETİKETLEEMEYİ boşver, bir konuda da konuyu ele aldığını, tartıştığını 1 kez olsun görelim...
Aslinda su yazdiklarinin aynisini benzerini ve daha detaylisini ben de senin yazilarin yazi dili ve uslubun icin duyuyorum.
Istermisin aramizda bir anket yapilim, ve site okuir yazari karar versin, kimin bu durumda olduguna?
Boylece sende aynaya bakmis olursun.
Şimdi bu başlıkta yaptıkalrın da, cuk oturuyor.
Konuyu ben değil ki, sen dağıttın?
1.) Niçin sosyalizm başlığında tutup, madde madde BEN OLSAM tarzlı şunları yapardım, zenginden alırdım, mallarına el koyardım, dış borçları yarı, yarıya ret ederdim vs, başlığa bak başlık ne?.....
Nicin sosyalizm. Istersen ilk aklima gelen ornek olarak; bir onceki mesajinda senin su fenomen kavramina bir bak, baslik ne?
[quote]2.) Benim ifadelerim sana göre değil muhatap olduğum Kartopu ile yazışmalar iken sen araya dalıp, dogmadan, materyalistten, ŞİDDETTEN, insan hak ihlalinden filan dem vurdun...
Sorun nedir, bilinen sosyalizmin tarihi gercekligini degerlendirdim.
Istersen basliga bakariz, kim ne yapmis?
Senin lakabima yazdigin ilk yanitin, daha once benim sana yanitim yok.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=538006&postcount=24
3.) Sonraki cevapalrında ise yine aynı muğlak ifadelerle sürdürmeye devam ettin...
"muglak ifade?" Ayrica sana gore muglak gelmistir.
4.) Sonra şunu, bunu yapardım derken ZORA BAŞVURUYORSUN, AMA ne hikmetse bu tür yaptırımları ise (politik/hukuki) insan haklarını ihlal etmek olarak yine kendin damgalıyorsun. Yani sürekli turşu ve perhiz durumları...
Hic zannetniyorum.
Ornek ver.
İnsan hak ve hürriyetlerinin ihlali nerede ise oturur, aklı başında CİDDİYET SAHİBİ, kişilikli bir yazım tarzı ile paragraf alıp;
Şu ve bu nedenlerle, şu ya da bu biçimiyle insan haklarına aykırıdır.
Şu ya da bu ifadelerin, şu ya da bu nedenlerle DOGMA dır.
Şu ya da bu ifadelerin, şu ya da bu yaklaşımın, İNSANI MADDE OLARAK görmektedir...
Bak yazışma böyle bir şey, konuşma da, MUHATAP ile diyalogda...
Sen istersen bunlasri once kendine soyle.
Hadi tüm bu ifadelerin için geç bile olsa başla, başla ki muhatabım avarelik yapmış olmasın, ciddiyetsiz ve sorumsuzcva ortalığa laf üfürp kenara çekilip izlemesin, elini taşın altına koysun ki bende bir şeyler alabileyim/edinebileyim! Her ne kadar sen kendine tapıyor olsan da(ki bu psikolojik bir rahatsızlık belirtisi -> NARSİZM), ben kimseden öğrenmem, almam çünkü ben bilirim kimse bilmez cesaretinde isen de, belki bende ir şeyler aldığım gibi verebilirim. Ama yılalrdır vazgeçmediğin bu tarzın ile değil yazışmak, konuşmak, senle aynı odada bir atmosferi solumak bile işkence olur...
Biraz daha gayret hastaligini bulacaksin. Sen birseyler alamazsin, cunku algilarin sabit ideolojik izmsel degerler ile kapanmis. Bunlar senin sorgulanmazlarin.
Yine kendinden bahsetmissin.
Dogrudur, cunku sen oda solumanin anlamini da eylemini de bilmiyorsun.
Odayi solurken, herkesin soluma alanine giriyorsun ve "bir tek ben nasil soluk alinir biliyorum" diyorsun.
Bu durumda da hak ve ozgurluk olarak ayni odada ortak soluk alma olanagi kalmiyor.
Örneğin insan haklarına karşı eylemlilik gösterdiğim yer neresi, nerede buna dönük bir eylemlilik içeren ifadelerde bulundum, ya da düşünsel yaklaşımım, fikir ya da görüş belirttim, ne dedim de böyle oldu, nasıl, neden bu YARGILARA vardın, varabildin..
Anlat bekliyorum...
Sonra da DOGMA olan neresidir buna geçeriz ve sonra da şu insanı madde görme kara propagandasına gerek varsa, o halde yazdıkalrımla bunun ilgi ve alakasını somut olarak göstermeni isterim. Ama sıradan;
Şimdi insan haklarını ihlal nerede?
Bunu en guzel soyle anlayabilecegiz. Senin bana sordugun sorulara sen yanit vereceksin ve bakacagiz. Senin hak ve ozgurluk ihlalin nedir?
Dogma olan demokratik olanaklar varken, illa devrim israri.
Insanoglunu madde gorme de tum toplumu senin sosyalist ideolojin arkasindan suruklemek.
Su soruya sen cevap ver.
Bir eylemde kim eylemin bir parcasi kim destekcidir? Bu soruyu sen sordun.
Simdi de su soruya cevap ver.
Seriast diyorki, ben seri hukukumu uygulayacagim, bu benim hak ve ozgurlugum?
Bu sorulara sen sordun ben yanitladim, simdi ben soruyorum sen yanitla.
Ya da sosyalizmi kurdun, kisiler senin sosyalizminin aleyhinde eylem yapiyorlar, ne yaparsin.
Ya da seni devirmek icin darbe hazirligindalar, ne yaparsin.
Iste bu sorular senin hak ve ozgurluklerden ne algiladigini ortaya koyacak.
Son bir soru da seni iktidara demokratik yollar ile getirmeyen bir topluimun uzerine devrim yapmanin amaci nedir?
Mesela bugun diyelim TKP'nin bir devrim yapomasinin anlami nedir?
Secimlerde toplum ona meclise girecek oyu bile vermiyor.
Peki madalyon ve her iki yuzu kimin ustunde ve kimin Adina ve icin uygulaniyor? Yani kimin uyguladigi diktatorluk kimin demokrasisi? ve de kime uygulanan demokrasi ve diktatorluk?
Maalesef sinif iktidara gelmiyor, sinifi onew suren devrimin onculeri sinifin nicelik gucunu alarak iktidara geliyor?
Ayrica ulke Adina konusursak, sence ekonomik isci sinifinda nitelikli isci sinifi bilinci var mi?
Burda da oncu guc isci sinifini kullanmis olmuyor mu?
Mesela SSCB'de "devrim" sence neden ve nasil geri dondu?
Ya da hic olmamis/tamamlanmamis miydi? Yani ayni T.C.kuruluis degerlerinin korunamamasi gibi.
?
Dünyadaki bütün demokrasilerde sınıf iktidarı vardır bunun bir adı da sınıf diktatörlüğüdür. Başka bir adı baskıdır.
Bunların içinde kişisel diktatör yoktur .Bu ancak faşizmlerde olur onun içinde sadece bir avuç azınlığın baskın iktidarı vardır yani genel anlamı ile iktidarı oluşturan sınıfların bile demokrasisi yoktur.
Sürekli anlatmama rahmen anlamıyorsun.
İşçi sınıfı iktidara geliyor gelmiştir.1917 1926 arası SB inde işçi sınıfı iktidarda bulunmuştur. Hem de devrimle iktidar olmuştur. Bu bir örnek daha da var.1926 1989 arası bütün sosyalistlerin tartıştığı zaman dilimidir.
Ekonomik işçi sınıfı nitelikli işçi sınıfı nedir. Şöylemi demek istiyorsun sınıf bilinci almış işçi sınıfı veya kendiliğinden oluşmuş işçi sınıfı
Kavramları düzgün kullanmazsan açıklamalar anlaşılmaz.
Devrim anında işçi sınıfı sınıf bilincine ulaşmış olur ama normal durumlarda bu bilinç işçi sınıfının belli kesimlerinde olur.
Öncü güç işçi sınıfını kullanamaz ancak işçi sınıfı nüfusun çoğunluğunu oluşturmadığı anlar yani kapitalist gelişmenin tam oluşmadığı ülkelerde öncü güç bütün halk adına bütün halkın önüne düşer. Bu durum anti emperyalist mücadelelerde öne çıkar. İşçi sınıfının sayısal büyüklüğe ulaştığı kapitalizmin geliştiği ülkelerde öncü güç işçi sınıfı ve örgütüdür.
Yukarda bahsettim 1926-1989 dönemi SSCB inde tartışılmaktadır bu ayrı bir tartışma konusudur.
Hitler Musolini Stalin ölerek iktidardan gitmiştir.
yani diktatörler seçimle gitmiyor.
spartacus
08-02-2015, 00:12
Dogma olan demokratik olanaklar varken, illa devrim israri.
Bu ifaden dogmaya dönük zerre temel oluşturmuyor. Diğer kuru gürültülerini artık ciddiye almıyorum.
Köklü değişimler istemiyorsan, istemiyorum dersin, istememen dogma olmaz, benim de çözüm olarak KAPİTALİZMİN değişmesini görmem de dogma olmaz. Kapitalizmbir masal diyarı olsaydı da ben bunu dert etseydim haklısın, ortada olanın değişiminden bahsetmek nasıl dogma olur? Tipik kapitalist ideolojiyle gelişigüzel savuruyorsun.
En fazla, şu konuda(değişim) görüş farklılığımız olabilir, ama bu sana dogma deme hakkını vermez.
Insanoglunu madde gorme de tum toplumu senin sosyalist ideolojin arkasindan suruklemek.
ben hiç böyle bir şey yapmadım, iddia da etmedim, üstelik insanları madde görmek ile bu dediğinin zerre ilgisi yok, şu konuda da MADDEDEN HİÇ BAHSETMEDİM!. İnsanları bu gün en fazla ardında sürükleyen dinlerdir, ama materyalist filan değillerdir, sizin de içinde olduğunuz idealizmi temsil ederler. Bu şekilde etiketleyerek yakşamların, seni yükseltmez, zaaflarını, aczini, cehaletini ortaya sermiş olursun, insanalrı da koyun yerine koymuşluğa olan inancının devamını gösterir..
kaldı ki kapitalizmden bahsediyoruz, ve ne ifadelerde bulundum hiç bir toplumsal kalkışma BENİM İRADEM DE DEĞİL, seninde değil, yani bu ne benim ne de senin tercihinle olacak şeyler değil! kapitalizm diyorum, kendisine dokunan hiç bir şeye senin sandığın gibi demokratik yollarla müdahale etmiyor, etmedi, etmeyecek. Ve diyorum k, kapitalizm süreğen açmazlar ve çıkmazlar üretiyor, sermaye giderek, topluma karşı orantısız bir birikim oluşturuyor, dünya kaynakları, pasta payları daralıyor, kapitalizmin en büyük korkularından birisi, toplumların bilinçlenmesi, ayıkmasıdır, ama buna da engel olamıyor, olamaz. Yani eni sonu sistem, aöçmazlara, çıkmazlara yol alıyor ve bu gemide, milyarlar yaşıyor, sen ise çıkıp bana sanki bıçağın kemiğe dayanması bana aitmiş gibi, sanki kapitalizmin açmazlarıyla agresifleşeceği, rahatsız olan kitlelerinde direneceğ, mücadele edeceği, hatta ayaklanacağı noktası sanki benim planımla oluyormuş gibi, üfürüyorsun. Ben toplumu peşimden sürüklüyorsam, yani bu insanları sen koyun yerine koyuyorsan, ve madem öyle ise, derdim ne yahu, haydin peşimden gelin! Bak kimse gelmedi, çünkü böylesi çocukça yaklaşımlar sana ait, bana değil. Yazılarımda mevcut, sosyalistler, nereye vuracağını bilmeyen kalkışmalarda, taşkınlığında kontrol edilmesi için çalışmak zorundadır demişimdir...
kaldı ki sen ZİHİNLERDE DEVRİM YAPACAĞINI İDDİA EDİYORSUN, YANİ ŞU temelsiz ifadelerin, bana ait olmayan iddialarının muhatabı ne yazık ki bak yine sensin. İnsanları peşinden sürükleyeceğini sanan Mesih sensin, bu senin düşüncelerini dogmatik yapıyor ise ve insanı da madde görmek diyebiliyorsan, ne diyeyim, Zeus müstehakını versin, elimden bir şey gelmez...
Kısaca artık yeter, Ya perhiz yap, ya da yapma turşunu ye, hem perhiz, hem turşu olmuyor.
Hiç bir sorumu yanıtlamadın. Ben sana NASIL diye sordum.
ZOR KULLANDIN, NASIL DEDİM GİTTİN, Evrensel İnsan hakları/Hukuku dedin! Bende hak ve hukuk diyorum, sömürüye, köleliğe karşı çıkmak, gerekirse direnmek/savaşmak HAK/HUKUKTUR, illegal değil gayet LEGAL VE DEMOKRATİK YOLDUR. Neyin demokratik olup olmadığını, siz diktatörler mi belirleyecek sanıyorsunuz?
Ben zenginim malıma nasıl el koydun? vermedim! Evrensel hukuk deme, ZORA DAYANDIN ve hatta belkide hukuk diye elde silahlı polisle bu işi yaptın/yaptırdın! Bak yine perhiz ve lahana turşusu.
Sen insanlığın özgürlük, demokrasi(ama gerçek, en azından benim örneklediğimin asıl demokrasi olduğunu düşünüyorum), sömürülmemek, sınıf, cins, ırk, renk gibi ayrımlara karşı mücadelesini hangi hakla, neye dayanarak, kime yaslanarak insan hakkı ihlali, demokratik olmayan yol olarak görür ya da itham edersin? hangi hakla, size bu hakkı kim veriyor? Gördün mü Evrensel hukuk demiştin, işte buda HUKUK.
hani zenginim malıma el koymak için kapıma polis dayamıştın, hukuka dayanmıştın(zora!), bende insanım, halkım, köleliğe ve her türlü esarete karşı, özgürlük istiyorum veı aynı hakkımı, hukukumu, zoru kullanırım, farkı ise benimkisi daha saygın, daha meşru ve en demokartik yol... Polise de ihtiyaç yoktur, sana rağmen(!) kapıyı çalan halktır. Anlayabildin mi? Tekrar anlatayım mı? Ha ne dedim tercih meselesi değil, ne benim, ne de senn elinde/iradende değil, sistemin ne gibi açmazlar üreteceğini sen ya da ben belirleyemeyizde.. İmkanı varsa kim istemez, kapitalizm cenetinden hiç bir direnç göstermeden vazgeçsin, böyle bir şey sözkonusu ise zaten ne kapılara dayanmaya gerek kalır ne de kalkışmalara değil mi?
ben zenginm malıma el koydun ben ise hiç zorluk çıkartmadım, kapıma polis yolalr mısın? hayır. Zoru kullanır mısın hayır! kapitalizm içinde aynısı geçerli hangisi olursa, durum ona göre değişir, ama kapitalizm tamam canım gel ben bu sistemden vazgeçtim demez, demeyecek. Yahu sırf sermaye, dolar uğruna, 3-5 büyük patron petrol içecek diye, milyonlarca insanın ölüme yollandığı bir düyadan bahsediyoruz, kaldı ki sana geçit versin.... Geçit vermezse aşılır, kapıya dayanılır bu iradi değil, şart/koşuıl durumu, geçit verirse de zaten kapıya dayanılmaz, ama kapıya dayanmadıkça da geçit zaten vermeyecektir, neden versin ki, kapıya dayanan yok ki, geçit versin, gereksin....
evrensel-insan
08-02-2015, 01:13
Bu ifaden dogmaya dönük zerre temel oluşturmuyor. Diğer kuru gürültülerini artık ciddiye almıyorum.
Köklü değişimler istemiyorsan, istemiyorum dersin, istememen dogma olmaz, benim de çözüm olarak KAPİTALİZMİN değişmesini görmem de dogma olmaz. Kapitalizmbir masal diyarı olsaydı da ben bunu dert etseydim haklısın, ortada olanın değişiminden bahsetmek nasıl dogma olur? Tipik kapitalist ideolojiyle gelişigüzel savuruyorsun.
En fazla, şu konuda(değişim) görüş farklılığımız olabilir, ama bu sana dogma deme hakkını vermez.
Ben koklu her turlu devrimsel degisimin, iktidara secim ile gelerek gerceklestirilebilecegini soyluyorum.
Iste bu olanak varken devrimi iktidara gelmek icin one surmek, iki asir oncesi sosyalizmdir.
Senin satasmalarini da ben artik gale almiyorum.
O yuzden kimin neyi savundugu yazilari ile ortada.
Ayrica benim etik olmayi savundugum ve bir izm savunmadigim. Ustelik sosyalizmi etik olarak savundugum ortada. Cagdassosyalizm.
Ustelikiktidara getiren toplumun da senin ne yapacaginin bilincinde olarak.
ben hiç böyle bir şey yapmadım, iddia da etmedim, üstelik insanları madde görmek ile bu dediğinin zerre ilgisi yok, şu konuda da MADDEDEN HİÇ BAHSETMEDİM!. İnsanları bu gün en fazla ardında sürükleyen dinlerdir, ama materyalist filan değillerdir, sizin de içinde olduğunuz idealizmi temsil ederler. Bu şekilde etiketleyerek yakşamların, seni yükseltmez, zaaflarını, aczini, cehaletini ortaya sermiş olursun, insanalrı da koyun yerine koymuşluğa olan inancının devamını gösterir..
Hep ayni nakarat "kaspitalist/idealist v.s." eee cagdisi dusunce seklinden de baska bir sey beklenmez beyin ufku o kadar.
Insanlari koyun yerine koyan da sensin.
Dedim ya hipokritiklik senin yeni niteligin oldu. Diktatorden esinlendin herhalde.
kaldı ki kapitalizmden bahsediyoruz, ve ne ifadelerde bulundum hiç bir toplumsal kalkışma BENİM İRADEM DE DEĞİL, seninde değil, yani bu ne benim ne de senin tercihinle olacak şeyler değil! kapitalizm diyorum, kendisine dokunan hiç bir şeye senin sandığın gibi demokratik yollarla müdahale etmiyor, etmedi, etmeyecek. Ve diyorum k, kapitalizm süreğen açmazlar ve çıkmazlar üretiyor, sermaye giderek, topluma karşı orantısız bir birikim oluşturuyor, dünya kaynakları, pasta payları daralıyor, kapitalizmin en büyük korkularından birisi, toplumların bilinçlenmesi, ayıkmasıdır, ama buna da engel olamıyor, olamaz. Yani eni sonu sistem, aöçmazlara, çıkmazlara yol alıyor ve bu gemide, milyarlar yaşıyor, sen ise çıkıp bana sanki bıçağın kemiğe dayanması bana aitmiş gibi, sanki kapitalizmin açmazlarıyla agresifleşeceği, rahatsız olan kitlelerinde direneceğ, mücadele edeceği, hatta ayaklanacağı noktası sanki benim planımla oluyormuş gibi, üfürüyorsun. Ben toplumu peşimden sürüklüyorsam, yani bu insanları sen koyun yerine koyuyorsan, ve madem öyle ise, derdim ne yahu, haydin peşimden gelin! Bak kimse gelmedi, çünkü böylesi çocukça yaklaşımlar sana ait, bana değil. Yazılarımda mevcut, sosyalistler, nereye vuracağını bilmeyen kalkışmalarda, taşkınlığında kontrol edilmesi için çalışmak zorundadır demişimdir...
Kapitalizm demokratik yollar ile mudahele etmez de, capitalist sistemde sandik demokrasisi ile iktidara gelen sosyalist zihniyet edebilir.
kaldı ki sen ZİHİNLERDE DEVRİM YAPACAĞINI İDDİA EDİYORSUN, YANİ ŞU temelsiz ifadelerin, bana ait olmayan iddialarının muhatabı ne yazık ki bak yine sensin. İnsanları peşinden sürükleyeceğini sanan Mesih sensin, bu senin düşüncelerini dogmatik yapıyor ise ve insanı da madde görmek diyebiliyorsan, ne diyeyim, Zeus müstehakını versin, elimden bir şey gelmez...
Kısaca artık yeter, Ya perhiz yap, ya da yapma turşunu ye, hem perhiz, hem turşu olmuyor.
Es gectim. Cunku zihnin varliginin farkinda ve bilincinde olmayasna zihinsel degisim ve devrim anlatilamaz.
Hiç bir sorumu yanıtlamadın. Ben sana NASIL diye sordum.
ZOR KULLANDIN, NASIL DEDİM GİTTİN, Evrensel İnsan hakları/Hukuku dedin! Bende hak ve hukuk diyorum, sömürüye, köleliğe karşı çıkmak, gerekirse direnmek/savaşmak HAK/HUKUKTUR, illegal değil gayet LEGAL VE DEMOKRATİK YOLDUR. Neyin demokratik olup olmadığını, siz diktatörler mi belirleyecek sanıyorsunuz?
Siz proleter diktatorleri belirliyorsunuz ya" hipokritiklik devam ediyor.
Ben zenginim malıma nasıl el koydun? vermedim! Evrensel hukuk deme, ZORA DAYANDIN ve hatta belkide hukuk diye elde silahlı polisle bu işi yaptın/yaptırdın! Bak yine perhiz ve lahana turşusu.
Senin malina neden el koyayim ki! senden aldigim vergi ile bir daha zengin olamazsin.
Sen insanlığın özgürlük, demokrasi(ama gerçek, en azından benim örneklediğimin asıl demokrasi olduğunu düşünüyorum), sömürülmemek, sınıf, cins, ırk, renk gibi ayrımlara karşı mücadelesini hangi hakla, neye dayanarak, kime yaslanarak insan hakkı ihlali, demokratik olmayan yol olarak görür ya da itham edersin? hangi hakla, size bu hakkı kim veriyor? Gördün mü Evrensel hukuk demiştin, işte buda HUKUK.
Ben degil, insan haklari evrensel beyannamesi bu hakki veriyor. evrensel hukuk ta uyguluyor. Boylece hak ve ozgurlukler kimse kimseninkini ihlal etmeden saglaniyor.
hani zenginim malıma el koymak için kapıma polis dayamıştın, hukuka dayanmıştın(zora!), bende insanım, halkım, köleliğe ve her türlü esarete karşı, özgürlük istiyorum veı aynı hakkımı, hukukumu, zoru kullanırım, farkı ise benimkisi daha saygın, daha meşru ve en demokartik yol... Polise de ihtiyaç yoktur, sana rağmen(!) kapıyı çalan halktır. Anlayabildin mi? Tekrar anlatayım mı? Ha ne dedim tercih meselesi değil, ne benim, ne de senn elinde/iradende değil, sistemin ne gibi açmazlar üreteceğini sen ya da ben belirleyemeyizde.. İmkanı varsa kim istemez, kapitalizm cenetinden hiç bir direnç göstermeden vazgeçsin, böyle bir şey sözkonusu ise zaten ne kapılara dayanmaya gerek kalır ne de kalkışmalara değil mi?
ben zenginm malıma el koydun ben ise hiç zorluk çıkartmadım, kapıma polis yolalr mısın? hayır. Zoru kullanır mısın hayır! kapitalizm içinde aynısı geçerli hangisi olursa, durum ona göre değişir, ama kapitalizm tamam canım gel ben bu sistemden vazgeçtim demez, demeyecek. Yahu sırf sermaye, dolar uğruna, 3-5 büyük patron petrol içecek diye, milyonlarca insanın ölüme yollandığı bir düyadan bahsediyoruz, kaldı ki sana geçit versin.... Geçit vermezse aşılır, kapıya dayanılır bu iradi değil, şart/koşuıl durumu, geçit verirse de zaten kapıya dayanılmaz, ama kapıya dayanmadıkça da geçit zaten vermeyecektir, neden versin ki, kapıya dayanan yok ki, geçit versin, gereksin....
Her sistemde hersey gecerli. Sonucta burada belirleyici olan secim ile iktidara gelen zihniyet.
Kapitalizmde de demokrasiyi diktatorlugu, sosyalizmde de demokrasiyi diktatorlugu yasatabilir.
Cunku iktidar demek guc ve otorite yani yapabilirlik yetkisi almak demektir.
Sen Syriza ve onun ile baslayan yeni cagi bir daha dusun ve ilk cikan iki asir onceki sosyalizm ile mukayese et.
Belki o zaman bir yere ya da diktatorlukten demokrasiye, nicelikten nitelige, siniftan sosyallige ve bireylige politikadan ve ideolojiden etige zor yerine destek alarak gelmeye isci ayrimi yerine bilince varabilirsin.
evrensel-insan
08-02-2015, 01:31
Dünyadaki bütün demokrasilerde sınıf iktidarı vardır bunun bir adı da sınıf diktatörlüğüdür. Başka bir adı baskıdır.
Iki asir onceki sosyalizm algisi budur. Burdan cikarak isci sinifi (proletarya) diktatorlugunu one surer ve devrim ile uygular.
Bunların içinde kişisel diktatör yoktur .Bu ancak faşizmlerde olur onun içinde sadece bir avuç azınlığın baskın iktidarı vardır yani genel anlamı ile iktidarı oluşturan sınıfların bile demokrasisi yoktur.
Burada diktastorlugun kisiye kadar inip inmeyecegi ulkeye toplumuna tarihine v.s. baglidir.
Sürekli anlatmama rahmen anlamıyorsun.
Neyi?
İşçi sınıfı iktidara geliyor gelmiştir.1917 1926 arası SB inde işçi sınıfı iktidarda bulunmuştur. Hem de devrimle iktidar olmuştur. Bu bir örnek daha da var.1926 1989 arası bütün sosyalistlerin tartıştığı zaman dilimidir.
Evet.
Ekonomik işçi sınıfı nitelikli işçi sınıfı nedir. Şöylemi demek istiyorsun sınıf bilinci almış işçi sınıfı veya kendiliğinden oluşmuş işçi sınıfı
Kavramları düzgün kullanmazsan açıklamalar anlaşılmaz.
Sen neyi duzgun kullanmis oldun?
Nedir ekonomik/nicelik isci sinifi ile nitelikli/bilincli isci sinifi farki?
Ya da bireysel isci ile, sinifsal isci farki?
Devrim anında işçi sınıfı sınıf bilincine ulaşmış olur ama normal durumlarda bu bilinç işçi sınıfının belli kesimlerinde olur.
Nasil oluyor, gokten zembillew birileri bilinci isci sinifinin beynine siringa mi ediyor?
Öncü güç işçi sınıfını kullanamaz ancak işçi sınıfı nüfusun çoğunluğunu oluşturmadığı anlar yani kapitalist gelişmenin tam oluşmadığı ülkelerde öncü güç bütün halk adına bütün halkın önüne düşer. Bu durum anti emperyalist mücadelelerde öne çıkar. İşçi sınıfının sayısal büyüklüğe ulaştığı kapitalizmin geliştiği ülkelerde öncü güç işçi sınıfı ve örgütüdür.
Oncu sinifi ekonomik olarak isci mi, degilse isci sinifi bilincini tasiyor mu?
Sen butun halki anti emperyalist mi sandin? Ya da nicelik mi konu, nitelik onemsiz mi?
Ayrica bu halkin hepsi ekonomik olarak iscilerden mi olusuyor, baska ara siniflar yok mu? Varsa ortak olan sinif nedir? Bak isci sinifi bilinci oldugunda ekonomik siniflar sorun ya da konu bile degil.
Ya simdi emperyaslist ulkelerde oncu guc isci sinifi mi?
Mesela bir ornekver Avrupa ulkelerinden?
Gorelim bakalim isci sinifi neyin onculugunu/orgutlulugunu yapiyormus!
Unuttugun sey, gelismis emperyalist ulkjelerde sinif yoktur, birey vardir.
Bu da her seyi degistirir.
Yani iscinin ekonomik bilinci iscinin kisisel bilincine donusur. Boylece isci sinifi birlikteligi kalmaz. Cunku herkes bireyci/bencil (birey bilinci degil) olarak sadece kendi cikari uzerinden dusunur.
Yukarda bahsettim 1926-1989 dönemi SSCB inde tartışılmaktadır bu ayrı bir tartışma konusudur.
Hitler Musolini Stalin ölerek iktidardan gitmiştir.
yani diktatörler seçimle gitmiyor.
Gidenlerden ornek yok mu?
Ya da sandik demokrasisi devam ettigi surece her zaman bu olanak vardir.
Eger dictator bu olanagi kaldirmissa zaten demokratik secim olanagi kalmamis demektir.
Iste bizdeki diktatorun de hedefi bu.
Sonucta secimler oldukca her zaman seciulememe olanagi var. Iste bu onun korkusu.
spartacus
08-02-2015, 01:44
Ben koklu her turlu devrimsel degisimin, iktidara secim ile gelerek gerceklestirilebilecegini soyluyorum.
bende sana diyorum ki, bu dediğini bende düşünüyorum ve aslında sitiyorum! Fiili, pratik durum, koşul buna müsait değil. Benimde , seninde iraden de değil, senden , benden ayrı birde sistem var, bu sistem altında kalan toplumlar. Onların da irade göstermesi var. Sistem, değişime direnecek, zaten bu nedenle değişmiyor, değişmemek muazzam faaliyet gösterip, mücadele ediyor!... Hükümete gelerek kapitalizmde köklü değişiklik yapmak, bir kralın değişmesi ile feodal sistemin köklü değiştiğini iddia etmekle bir. yani bende düşünceme klarısa senin gibi düşünüyorum, fakat bu iş böyle olmuyor, nedenide açıkladım, bana kalırsa diyorum, ama bana kalmıyor! Kimse bana fikrmi sorup hareket etmiyor, hiç bir büyük sermaye sahibi beni aramıyor, ne yapayım demiyor, toplum bana danışmıyor...... Hükümet olarak ancak siz, insanların hayatında KISMİ İYİLEŞTİRMELERDE bulunabilir ya da istersiniz ama başaramazsınız.
Bak SRYZA dedin, Avrupa üçüncü gününde yaptırımlara başladı! Ekonomik kanalları tıkadı, gördün mü insanların hayatı zerre umurlarında değil! Hem de üçüncü gününde, bu Avrupa ile sınırlı değil.
Üstelik hiç bir biçimde parlamento temelli çalışmayı ret etmedim, hiç bir zaman etmem, edenide sosyalist görmem! Yani muhatabını dinlemeden, anlamadan savurma.
Iste bu olanak varken devrimi iktidara gelmek icin one surmek, iki asir oncesi sosyalizmdir.
Yahu Eİ, demokratik yolla köklü değişim de DEVRİMDİR! Sen neden bu kadar aşırı ideolojik şasrtlısın hiç düşündün mü? Sen parlamento yoluyla sistemde değişim gerçekleştireceğini savunuyorsun değil mi? Bunu başarırsan zaten buan devrim deniyor, çıkıp bana şu yazdıklarına bak!
Uzatmayacam daha 2 paragrafta bile önyargılarının seni ne duruma sürklüyor farkında mısın? FARKINDALIK oluşturabiliyor musun?
Ve bak 10 defadır diyorum ki bu bir tercih meselesi değil, HAYAT MESELESİDİR. Gönülün istemesi ayrı, gerçekliğe sahip olamaması ayrı konular. Kral değişmekle feodalizm değişmez, ama yine de bir kralın çıkıp artık bu sisteme son veriyorum deme şansı olabilir iyide bu bir kral, geride 100 kral daha var ve onlar demez, oranın toplumu da yeter artık diyebilir, sen mi belirleyeceksin ne yapacağını?
Benim de tercihim aynı yoldur, fakat senden 1 adım daha önde olmamı sağlayan hayatın benim tercihlerim ve irademe mahkum olmadığını bilmemdir, benim dışımda toplum birde onalrın sütünde hakim br sistemin olduğunu görmemdir. Etraflarca geniş açılı düşünmemdir. her türlü olasılığı değerlendirebilmemdir.
Avrupalı bu gün aylık 500 dolara yaşamaya mahkum kalsa ne yapar hiç düşündün mü? Ama ben düşünüyorum, ki kaldı ki zaten kapitalist dengesizlik, orantısızlık eni sonu bu noktaya doğru yol alıyor, sistemin kendi doğasının açmazları gereğide bunlardan, kapitalizm krizlerden kaçamaz. krizsiz, savaşsız bir kapitalizm dahi düşünülemez, siz kapitalizme hiç çalışmamış olabilirsiziz, ama bu benim sorunum değil.
O nedenle, ifade etmediğim hiç bir şeyle bana yaklaşma, benim adıma YARGI üretme, neyi savunup, savunmadığıma sen karar verme, gönlüm neyden yana, neyi tercih ediyor sen değil ben bilirim.
Diyorum ya üfürüğümle aya gitmek de isteyebilirm, peki bana mani olan ne ise, kapitalizmin değişiminde de gönlümün isteğinin gerçekleşmemesi o.bak ben tercihlerimden bahsetmiyorum!
Yani sen yaşadığın dünyadan bi haber gönlünün isteğini yazıyorsun, ben ise yaşadığım dünyadan haberli, gönlümün isteğini gerçekleşmesine nelerin engel olduğunu, haliyle bu engelleri toplumların öyle anlar gelirki ayakları altında çiğneyeceğini düşünüyor/biliyorum... Ve ben köleliğe, esarete, cins, renk, dil, sınıf ayrımlarına değin karşı olan mücadeleyi MEŞRU görüyorum. Mücadele eden varsa bir de mücadele ettiği karşı bir taraf vardır, haliyle bu iş senin sandığın gibi sadece mücadele edenleri değil, statükoyu koruyan sınıfı, tüm kurumlarını askerinden, polisine, valisinden, kaymakamına değin kapsıyor... Yani kısaca açını genişlet ve her olasılığı geniş bir açıyla değerlendir, dünya da ne sen ne de ben yaşamıyoruz.
Anlattıklarım dogma olabilecek nitelikte şeyler değil. Bu gün daha dün yanıbaşımzıda Irak petrolleri için milyonlar ölmedi mi? Şimdi bunu görmenin ve bilmenin neresi DOGMA? peki bir avucun çıkarı uğruna milyonlar ölmesin dedim, böyle edilgen bir cümle kurdum, dua gibi.. Hadi dedim, sömürüyü, sermaye birikimini, yayılımını ortadan kaldırmadıkça benimkisi sadece laf oluyor. Zira o savaşa neden olan faktör ne ise yine bitirecek olan odur, o halde savaşa yol açan faktörleri ortadan kaldırmak gerekir değil mi? Bu benim ya da senin oturduğumuz yerden efendim çıakr uğruna insanlar ölmesin, öldürülmesin dememiz ve dualarımızla olmuyor, olmuyor demekle de ben şiddet yanlısı filan olmuyorum, dogmatik şeyler söylemiş olmuyorum, ger.eği ifade ediyorum, nasılını, ancak hangi şartlar sağlanırsa olur/olmazını! Sana arzularımı anlatmıyorum ki, tercihlerimi anlatmıyorum ki, benim iradem de olmayan gözlemlerim üzerinden analizler, değerlendirmelerde bulunuyorum.
Kısaca sen o yolla kapitalizmi değişeceğini düşünüyorsun, bende o yolla değişmeyeceğini(o yoluda kullanmakla birlike!!!) düşünüyorum, yani o yolun yetmediğini düşünüyorum. Dogm ile alakası yok, indirmedikçe kralın tahtı terketmemesi gibi bir durumdur benim gördüğüm.
evrensel-insan
08-02-2015, 02:24
bende sana diyorum ki, bu dediğini bende düşünüyorum, ama fiili, prtaik durum, koşul buna müsait değil. Benimde , seninde iraden de değil, senden , bende ayrı birde sistem var, onunda irade göstermesi var. Değişime direnecek, zaten bu nedenle değişmiyor... Hüküğmete gelerek kapitalizmde köklü değişiklik yapmak, bir kralın değişmesi ile feodal sistemin köklü değiştiğini iddia etmekle bir. yani bende düşünceme kalrısa senin gibi düşünüyorum, fakat bu iş böyle olmuyor, nedenide açıkaldım. Hükümet olarak ancak siz, insanalrın hayatında KISMİ İYİLEŞTİRMELERDE bulunabilir ya da istersiniz ama başaramazsınız.
Tamamda Turkiye devrim trenini kacirdi. Su an ummet olmaya dogru yol aliyor ve gorunurde ne bir politik hareket ne bir otrgutlenme ne de bir ideolojik izmsel kitlesel bir hareket mevcut degil.
Tek pari olan TKP'nin de durumu ortada.
Bu durumda ve hala demokratik secim sistemi mevcut iken, devrim mi yoksa demokratik yolla iktidara gelmek mi daha tutarli gercekci? ve hangisi ise nedeni nedir, neden odur?
Bilincin ve bilinclenmenin ve bilinclendirmenin neyi basarip neyi basaramadigi gelismis ulkeler ve yasam standarti olarak ortada.
Sonucta bilinc yoksa kisi sadece inanci degeri ideolojisi etigi v.s. icin mucadele ediyor. Bu da genel ortak bir mucadeleye donusmuyor. Sadece rahatsiz olani eyleme suruyor, o da sadece bir direnis cikisi olarak.
Bak SRYZA (Syriza) dedin, Avrupa üçüncü gününde yaptırımlara başladı! Ekonomik kanalları tıkadı, gördün mü insanların hayatı zerre umurlarında değil! Hem de üçüncü gününde, bu Avrupa ile sınırlı değil.
Üstelik en hiç bir biçimde parlamento yönlü çalışmayı ret etmedim, hiç bir zaman etmem, edenide sosyalist görmem! Yani muhatabını dinlemeden, anlamadan savurma.
Onlar icin degil tabiki. Ama yunan halklari Syriza icin ne oldugu onemli cunku iktidarin arkasinda toplum ve ulke var. Buradaki mucadele tumbir ulke ve toplumun dunya emperyalizmine karsi verdigi bir mucadele. Yani sinirlart ulke sinirlari degil.
Yahu Eİ, demokratik yolla köklü değişim de DEVRİMDİR! Sen neden bu kadar aşırı ideolojik şasrtlısın hiç düşündün mü?
Bu ideolojik degil insani sekilde etik olmak. Zaten senin de algilayamadigin bu. Buradaki cikar insanligin cikari. Sinifin ya da zumrenin ideolojinin ya da politikanin cikari degil. Cunku etik insanlik icindir. Insanoglunun sosyal/iliski/yasam yanidir
Sen parlamento yoluyla sistemde değişim gerçekleştireceğini savunuyorsun değil mi? Bunu başarırsan zaten buan devrim deniyor, çıkıp bana şu yazdıklarına bak!
Uzatmayacam daha 2 paragrafta bile önyargılarının seni ne duruma sürklüyor farkında mısın? FARKINDALIK oluşturabiliyor musun?
Bu sana bagli adamgibi mesajlar yazdiginda ilerliyebiliyoruz aksi; senin sayende sen/ben cekismesine donusuyor.
Aramizdaki simdiye kadar olan tum yazismalara bak bsakalim, kisisellige satasmaya polemige yazisini donusturen ilk kim?
Benim amacim bilgi ve dusunce paylasimi iken; senin amacin savundugun her ne ise (materyalizm, ateizm, diyalektik, sosyalizm v.s.) onu tek dogru olarak almak ve ona uymayanlari ustelik sinirli ufkun ile (idealism, ateizm degil, formel, kapitalizm) olarak yaftalamak ustelik benim agzimdan konusup sanki ben oyle demisdim gibi, bir de onu otekilestirmek.
Kisaca sen karsilikli konusmayi beceremiyorsun ve tartismaya algilama yerine savunuya ve karsi cikisa donusturuyorsun. Ustelik karsi tarafi kendiu yaptiklarini yapmis olmak ile sucluyorsun, yani hipokritiklik yapiyorsun.
Ve bak 10 defadır diyorum ki bu bir tercih meselesi değil, HAYAT MESELESİDİR. Gönülün istemesi ayrı, gerçekliğe sahip olamaması ayrı konular. Kral değişmekle feodalizm değişmez, ama yine de bir kralın çıkıp artık bu sisteme son veriyorum deme şansı olabilir iyide bu bir kral, geride 100 kral daha var ve onlar demez, oranın toplumu da yeter artık diyebilir, sen mi belirleyeceksin ne yapacağını?
Hayir ulkenin ve toplumun her turlu durumu iktidarin yeri ve gercekci kosullar belirliyor.
O yuzden sana ilk basta sordugum soru cok onemli.
Cunku bunun cevabi en azindan bir hareketlenmedir.
Benim de tercihim aynı yoldur, fakat senden 1 adım daha önde olmamı sağlayan hayatın benim tercihlerim ve irademe mahkum olmadığını bilmemdir, benim dışımda toplum birde onalrın sütünde hakim br sistemin olduğunu görmemdir. Etraflarca geniş açılı düşünmemdir. her türlü olasılığı değerlendirebilmemdir.
Benden ne bilgi de ne birikim de ne algi da ne bilincte ne de cagdaslikta ve insanlasmakta ve de evrensellesmekte felsefede ve de bilimsellikte onde degilsin.
Bunu karsilikli yazismalarimizi inceleyenler gorebilirler.
O dediklerini maalesef savundugun izm ideoloji ile yapamazsin. Sadece yaptigini sanirsin. Cunku savundugun her sinirli izm ideoloji v.s. senin ufkunu daraltir.
Mesela epistemolojiyi hic bilmiyorsun tum tartismalasrin varlik uzerine.
O yuzden o dediklerini benim senden daha saglikli ve guncel yapabildigimin delili en basta bu sitedir.
Avrupalı bu gün aylık 500 dolara yaşamaya mahkum kalsa ne yapar hiç düşündün mü? Ama ben düşünüyorum, ki kaldı ki zaten kapitalist dengesizlik, orantısızlık eni sonu bu noktaya doğru yol alıyor, sistemin kendi doğasının açmazları gereğide bunlardan, kapitalizm krizlerden kaçamaz. krizsiz, savaşsız bir kapitalizm dahi düşünülemez, siz kapitalizme hiç çalışmamış olabilirsiziz, ama bu benim sorunum değil.
Her turlu konu ve kavramdaki dusunce mukhakeme ve sorgulama yansitmaya donusur.
Benim de neyi ne kadar duzeyde v.s. dusundugum yine bu sitede yazi halinde.
Ben kapitalizmin en eskisinin gobeginde yasiyorum.
Ayrica senin savunduklarini ben 1980'lere kadar savunuyordum, ondan sonar da beynimi sinirlayan bu izmlerden kurtuldum. Sen ise hala benim 1980'lerde kurtuldugum izmleri savunuyorsun.
O nedenle, ifade etmediğim hiç bir şeyle bana yaklaşma, benim adıma YARGI üretme, neyi savunup, savunmadığıma sen karar verme, gönlüm neyden yana, neyi tercih ediyor sen değil ben bilirim.
Sende bu paragraftaki gibi hipokritiklik yapma. Yani kendi yaptiklarini once gor. Yukaridaki paragraph tam da senin yaptigin. Ispati o kadar cok ki!
Diyorum ya üfürüğümle aya gitmek de isteyebilirm, peki bana mani olan ne ise, kapitalizmin değişiminde de gönlümün isteğinin gerçekleşmemesi o.bak ben tercihlerimden bahsetmiyorum!
Yani sen yaşadığın dünyadan bi haber gönlünün isteğini yazıyorsun,
Iste senin sorunun bol bol haksizlik yapmak. Sen benim yasamimi bilemezsin. Ayrica dunyadan bi haber olmadigimin en buyuk delili bu sitedir.
O yuzden hakkimda bir saey soyleyeceksen tutarli olsun.
ben ise yaşadığım dünyadan haberli, gönlümün isteğini gerçekleşmesine nelerin engel olduğunu, haliyle bu engelleri toplumların öyle anlar gelirki ayakları altında çiğneyeceğini düşünüyor/biliyorum... Ve ben köleliğe, esarete, cins, renk, dil, sınıf ayrımlarına değin karşı olan mücadeleyi MEŞRU görüyorum. Mücadele eden varsa bir de mücadele ettiği karşı bir taraf vardır, haliyle bu iş senin sandığın gibi sadece mücadele edenleri değil, statükoyu koruyan sınıfı, tüm kurumlarını askerinden, polisine, valisinden, kaymakamına değin kapsıyor... Yani kısaca açını genişlet ve her olasılığı geniş bir açıyla değerlendir, dünya da ne sen ne de ben yaşamıyoruz.
Burda da yine hipokritiklik yapmissin. Basta benim olmak uzere baskalarinin yaptigini kendin yapiyor gibi gostermissin.
Burdan da iki sonuc cikar.
Ya sadece senin gibi yapanlari yapmis sayiyor ve onlarin yaptiklarini senin yaptigina uymadigi icin yanlis buluyor ve emeklere haksizlik ediyorsun.
Ya da baskalarinin yaptiklarini ustelik yapmadan kendin yapmis gibi gosteriyor sen ise baskalarini yapmakla sucladiklarini kenmdin yapiyorsun, yani hipokritiklik.
Anlattıklarım dogma olabilecek nitelikte şeyler değil. Bu gün daha dün yanıbaşımzıda Irak petrolleri için milyonlar ölmedi mi? Şimdi bunu görmenin ve bilmenin neresi DOGMA? peki bir avucun çıkarı uğruna milyonlar ölmesin dedim, böyle edilgen bir cümle kurdum, dua gibi.. Hadi dedim, sömürüyü, sermaye birikimini, yayılımını ortadan kaldırmadıkça benimkisi sadece laf oluyor. Zira o savaşa neden olan faktör ne ise yine bitirecek olan odur, o halde savaşa yol açan faktörleri ortadan kaldırmak gerekir değil mi? Bu benim ya da senin oturduğumuz yerden efendim çıakr uğruna insanlar ölmesin, öldürülmesin dememiz ve dualarımızla olmuyor, olmuyor demekle de ben şiddet yanlısı filan olmuyorum, dogmatik şeyler söylemiş olmuyorum, ger.eği ifade ediyorum, nasılını, ancak hangi şartlar sağlanırsa olur/olmazını! Sana arzularımı anlatmıyorum ki, tercihlerimi anlatmıyorum ki, benim iradem de olmayan gözlemlerim üzerinden analizler, değerlendirmelerde bulunuyorum.
Kısaca sen o yolla kapitalizmi değişeceğini düşünüyorsun, bende o yolla değişmeyeceğini(o yoluda kullanmakla birlike!!!) düşünüyorum, yani o yolun yetmediğini düşünüyorum. Dogm ile alakası yok, indirmedikçe kralın tahtı terketmemesi gibi bir durumdur benim gördüğüm.
Iste bizi farkli kilan bu son mesajin.
Ben 21. yuzyilda kapitalizmnin ve emperyalizmnin aldigi yolda, bu ulkerlerde her turlu sosyalist bilinmcin (iki asir oncesinin degil, cagdas olaninin) gelistiginin ve ulkke ve toplumlarda iktidara gelebilecek kadar sayiya ulastiginin farkinda ve bilincindeyim.
Bu en basta Yunanistan, Ispanya, Portekiz, Itelya gibi "emperyalizmin orta halkalari" nda olacak.
Bizim gibi "emperyalizmin zayif halka" larinda vahsi kapitalizm ve bilincsizlik gecerli.
Emperyalizmin halkalarinda da ekonomik rahatligin ve bireyci/bencilligin bananmeciligi gecerli.
O yuzden su an cag olarak sosyalizme en yakin ulkeler ustelik demokratik secim ile itidara gelerek emperyaslizmin orta halkalaridir.
Zayif halkalar devrim der ama orgutlenemez.
Emperyalist halkalar da sosyalizm der ama orgutlenemez.
Bu durum 1990'lardan bu yana boyledir.
spartacus
08-02-2015, 04:24
Tamamda Turkiye devrim trenini kacirdi. Su an ummet olmaya dogru yol aliyor ve gorunurde ne bir politik hareket ne bir otrgutlenme ne de bir ideolojik izmsel kitlesel bir hareket mevcut degil.
Tek pari olan TKP'nin de durumu ortada.
Bu durumda ve hala demokratik secim sistemi mevcut iken, devrim mi yoksa demokratik yolla iktidara gelmek mi daha tutarli gercekci? ve hangisi ise nedeni nedir, neden odur?
Hiç bir ifadem günübirlik değil, ümmetede sürüklense, hatta 3.dünya ülkelerine dahi dönse, ben kapitalizmden bahsediyorum, hiç bir zaman da acelem yok. Zaten aceleye gelecek konular değil bu konular. Dönüp soruyorsun SSCB ne oldu diye işte. ben de her defasında izah ediyorum kapitalizm feodalite altında 500 yıl varlık gösterdi... Aydınlanma çağı 300-400 yıl gibi sürelerde gerçekleşti. Yani kafa ile pratik buluşmuyor, buluşacağı koşulalrda var/olacak, ama aceleci, sabırsız olmak yarar değil zarar veriyor.
Bilincin ve bilinclenmenin ve bilinclendirmenin neyi basarip neyi basaramadigi gelismis ulkeler ve yasam standarti olarak ortada.
Bu sadece bilinçlenme değil, Avrupa 300 yıldır doğuyu, Afrikayı sömürüyor, arka bahçeleri var ve haliyle zengin ile fakir arasındaki uçurum aşırı yüksek dahi olsa, hasıla daha yüksek. Bir diğeride sürekli kapitalizmin bir çelişikisine vurgu yaparım.
1 kalem üretmek için, kapitalist, piyasaya enerji için 1, hammadde için 1, işçiye 1 TL veriyor, ama o kalemi 6 liraya satıyor(karını koyup). Kar değer üretmez, değerde değildir, o kalemin fiyatıda değildir, tüm bunları geçtik, demek ki insanlık o kalemi 3 TL ye üretebiliyor, bunu da geçtim! kapitalist piyasaya ne bıraktı? 3 TL, 3 TL verdiği piyasadan kalemi alması için ne bekliyor? 6TL, burada 3 TL eksik.... Yani piyasaya vermeden, almak istiyor, siz bunu iğneden ipliğe tüm üretim alanalrında geniş düşünün tablo ne anlatıyor?
Tüm öteki çelişkileri bir yana bıraktım, Avrupa diğer ülkeleri sömürdüğünde sadece hammadde değil, sermaye akışı da sağlayarak o muazzam karlarını elde ederken, kendi ülke havuzlarında olmayan o 3 TL leri(kale örneği), öteki ülkelerin sırtından sağlıyor. Böylelikle havuzu boşalmıyor! Boşaldığı dönemlerde ise finans krizleri yaşıyor, sömürdüğü ülkeler ise süreğen finans krizi altında, o nedenle de sürekli borçlanıyor! O ülkeleri birde kendi sömürgenleri sömürüyor, haliyle mesele sadece bilinç meselesi değil, yaşam standardı meseleside... Süreğen bir cinnet psikolojisi altında yaşayan toplumlar, sürekli subjektif, onlara yabancı, din, millet ya da benzer subjektif kullanım ve aidiyetlerle sürekli meşgul ediliyor, kullanılıyor ve iç tarafta ise toplumlar bu subjektif bombardımanla kör olurken, süreğen biçimde de birbirine hasım oluyorlar. vb... Bu koşulalrda bilinçlenme, hem kolay değil hem de aşılması gereken tonla duvar vardır.
Bir zamanlar altın taslarda şarap içen o Avrupa, ticaretin sömürüsünü yitirdiğinde kıtlıkla, vebalarla, iç çatışmalarla kırıldı, Haçlı seferlerine değin medet aradı, yani hiç bir şey sizin hayal ettiğiniz gibi değil, hayat pratik ve bu gün refah içinde görünen bir ülke çok kısa sürede sıkntılı ülkeye dönebilir... yani iradende olmayan hiç bir şey adına senin elindeymiş gibi davranmaman, bu yolla düşünce, fikir üretmemen gerekir, çünkü eksik kalırsın. Önce bak bir çevrene, dünyaya ne görüyrosun bir analiz et, kendinden öteye de bak, içinde yaşadığın akvaryumu gör, gözlemle, analiz et...
Bakın yine sistemin politikalarına çıktık, toplumu nasıl uyutuyorlar, durumalrına razı ediyorlar? Subjektif ve yapay, aslında toplumun hiçte yararına iş görmeyen aidiyet, biat, empozlarla... neyse..
Bu ideolojik degil insani sekilde etik olmak. Zaten senin de algilayamadigin bu. Buradaki cikar insanligin cikari. Sinifin ya da zumrenin ideolojinin ya da politikanin cikari degil. Cunku etik insanlik icindir. Insanoglunun sosyal/iliski/yasam yanidir
Anlamadığım değil, anlatamadığım belkide anlamadığın. Bu senin DÜŞÜNCEN, GÖRÜŞÜN, ortada olan sistem ise senin düşündüğün gibi değil. Anlamadığın ben senin ya da benim görüşümü değil, ortada olanın ne olduğunu ifade ediyorum, sen ise bunu bir türlü anlamıyor, benim kendi düşüncem filan sanıyorsun. Irak'ta petrol savaşı bir zümrenin çıkarı için değil mi? Yani sen bu gerçeği ret mi ediyorsun? Etmiyorsan işte bak dünya ne senden, ne de benden ibaret değil, ne senin, ne de benim olması gereken ölçeğinde düşündüğümüz gibi de değil! Kısaca ne olmalı noktası ayrı, orta da olanın ne olduğu ayrı konular. Ben ortada olandan bahsediyorum, etik desen ne olur, demesen ne olur, bana yönelmelerinde gördüğün gibi haksızlık haline geliyor. Oratada olandan bahsediyorum, ortada olanın başıda, sorumlusuda, iradeside ben değilim ki, bana yönelesin. Sende açarsın gözünü bakarsın, ne görüyorsun? Ben ne gördüğümü dile getiriyorum, peki ya sen değişimden bahsedebilmek için, neyin, neden değişeceüği/değişmesi gerektiğini bilmeden mi hareket ediyorsun?
Bu sana bagli adamgibi mesajlar yazdiginda ilerliyebiliyoruz aksi; senin sayende sen/ben cekismesine donusuyor.
O halde bundan sonra birde daha bismillah der, demez, muhatabına saldırmaktan vazgeç. Okudupunu anlamazsan sor, ayıp değil, ama dönüpde dogma, materyalist insanı madde gören vb muğlak kişiselliğe sararsan ve bunuda sürdürürsen anlaşamayız. Etiketlemeyi bırak, kötü bir alışkanlık. Benim senle sürtüşmelerim etiketleme, kategorize etme, muhatabı esas/hedef alarak ya da ne olup, olmadığına bakarak değil ne yazdığına bakarak dahil ol demekle geçiyor ve bir noktada da insan çileden çıkıyor çünkü yapma denen şeyleri, aynı şeyi yaparak cevap diye dönüyorsun...
Benim amacim bilgi ve dusunce paylasimi iken; senin amacin savundugun her ne ise (materyalizm, ateizm, diyalektik, sosyalizm v.s.) onu tek dogru olarak almak ve ona uymayanlari ustelik sinirli ufkun ile (idealism, ateizm degil, formel, kapitalizm) olarak yaftalamak ustelik benim agzimdan konusup sanki ben oyle demisdim gibi, bir de onu otekilestirmek.
İşte mesele senin bu saplantılarında. Ben şu forumda kaç yazı yazdımsa konuya göredir, ne ateistliğimin ne materyalistliğimin önemi yok, bak yazılarıma birde seni ben nötrüm demelerine bak sen sürekli insanların ne olduğuyla kafayı bozmuş bir pratiks ergiliyorsun. yahu beni konu ilgilendirir, aklıma bile gelmez ne olup, olmadığım, o an konu hakkında görüşüm, düşüncem, bildiğim ettiğim neyse dile getirmek benim yaptığım. Şu forumda ara bak bakalım kaç kez ateistim demişim, materyalsitim demişim, sosyalistim demişim. Sürekli dile getirmişimdir İST ekleri taşımıyorum diye, ben bir insanım beni insan olmam zaten hiç bir şeye gerek bırakmaksızın tanımlıyor. İst ekleri sadece görüşümle ilgili olabilir, fikirlerimle ama beni ne tanımlayabilirler, ne de temsil edebilirler! Senide beklerim bu farkındalığa!. Sen insanları süreğen biçimde böyle kategorize ediyorsun, bu senin eksikliğin, ama yetmiyor birde haksızlık ediyorsun. Şu konuda ben hiç materyalist olduğumdan yollu, atesist olduğum için sosyalist olduğum için temelli bir ibare kullandım mı?
Kisaca sen karsilikli konusmayi beceremiyorsun ve tartismaya algilama yerine savunuya ve karsi cikisa donusturuyorsun. Ustelik karsi tarafi kendiu yaptiklarini yapmis olmak ile sucluyorsun, yani hipokritiklik yapiyorsun.
Sana öyle geliyor, çünkü senle diyalog kurulamıyor, bunu defalarca somut örneklerle izah ettim, bu başlıkta yine ettim. Ama benmde bir zamanım, sabrım var.
Bakalım bu yazdıkalrıma hala etiketleme, kategorize etme, benim adıma düşünme, benim adıma konuşma gibi alışkanlıkalrını bir yana bırakıp bir kez olsun muhatap olmayı, yazılana ya da konuya göre yaklaşmayı başarabilecek misin? Yoksa kafanda yarattığın ateist, materyalist, sosyalist kalıplarına esir biçimde, süreğen biçimde konuyla ilgili değilde, muhatabının ne olduğu temelli hayıflanmaya devam edecek misin?
Kısaca bir cümleyi, sözü kimin söylediğine bakmam, ne söylediğine bakarım. Sana da tavsiye ederim -ki bir benle değil kimseyle diyalog kuramıyorsun, eleştirilerimi dikkate al, bana küfür bile etsen önemsemem, ama benim adıma konuşmaya kalktığın anda ya da konuyu değilde beni, sen şusun ya da busun yönlü etiketlemeyi yapıp, birde kendince sınırlar tayin edip içine de muhatabını keyfince tıkıştırısan külahları değişiriz ve hayıflanmaman gerekir... bakaım başarabilecek misin? Bende senle bir kez olsun, rahatça, her cevabımda bak ben böyle düşünmüyorum, bak öyle bir iddiam olmadı, bak dediklerinin ifadelerimle zerre ilgisi yok, yaptığın çıkarımlar aşırı pragmatist/politik/ideolojik irrite edici vb demeden bir kez olsun yazışma şansı yakalayabilecek miyim?
yani ben diyorum ki şu dağları ağaçlandırmalı, çöle dönmüş
Sen her defasında şu tarz yanıtlar buluyorsun, işte materyalist ne olacak, ateist şudur budur, şu budur, odur, insanı madde görüyor, dogmatik vs... Tüm bunların benim düşüncemle, konuyla(!), ifademle ilgisi/alakası yok, ben çöle dönmüş arazilerin yeşillenmesinden bahsediyorum.... Her cevabım sana sayfalarca izaha dönüyor ama sen o kadar rahatsınki, oturduğun yerde 1,2 satır etiket, şartlı kalıplarından laflar dizip beni yine aynı izah cehennemine sürüyorsun. Çünkü sen diyalog değil kendini yargıç herkesi sanık sanıyor ve o kafayla devam ediyorsun. Bir kurtulamadın gitti bu hastalıktan.. Yani ne dersem diyeyim ne zaman ben sana kişisel bir şeyimi dile getiririm gel o zaman niyet sorgulamaya kalk, ama yapılmadığı zamanlarda da -ki hiç bir konuda yapış olduğumu hatırlamıyorum- yapma.
Ben düşücnemi, görüşümü paylaşırım, oturup senle ne olduğumu tartışmam, tartışacak da değilim, tartışma konusu da etmem, etmesinden de hazetmem... Çocuk değilsin ki sidik yarışı yapasın...
Sosyalizm devrim işçi sınıfı iktidar demokrasi seçim .Bunlar hep üst yapı ilişkileri. Bunlara en önemli olan mülkiyet anlayışını koymadığında hepsi soru sormaya elverişli olur.
Sosyalizm Dünyada ilk ve deney olarak Rusya da uygulandı çok eksikleri var olan çok kere teoriye uyulmayan yanları ile insanlık için deneme idi. Sosyalizm insanlığın 5 000 yıllık özel mülkiyet anlayışı alışkanlıkları korkuları olmasına rahmen bütün yanlışları ile insanlığın başarısıdır.
Sosyalizm felsefecilerin yıllardır tartıştığı mülkiyetsiz yaşam olurmu sorularının yanıtıdır. İlk olan sosyalizm dünya insanlığının kuracağı yeni sosyalizmin hastalıklı doğmuş çocuğudur. Ama insanlık çocuk üretmekten ve çoğalmaktan vazgeçmeyecektir yenisini ve daha sağlıklısını yaratacak çünkü insanlığın ihtiyacı sosyalizmdir.
1-üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılması.(mülkiyette devrim)
2-Mülkiyeti olmayan sınıfların iktidarının oluşması(siyasi devrim)
3-mülkiyet sahibi sınıfların iktidardan uzaklaştırılması(zorun kullanımı)
4-Devlet işçi sınıfı devleti olması yasaların ona göre düzenlenmesi(devrim alt üst oluş)
5-İşçiler egemen sınıf olma kaydı ile bütün denetim mekanizmalarını ellerinde tutması(işçi sınıfı iktidarı)
6-işçi sınıfı kendi devletini denetlemesi yöneticileri geri çağırma hakkı olması(işçi sınıfı demokrasisi)
7-Bütün bürokrasi seçimle iş başına gelmesi ve ücretlerini işçilerin kurduğu komisyonlar tarafından belirlenmesi.(işçi sınıfının bürokrasiyi kontrolü)
8-üretim ve kalkınma bütün ülke satına planlanması (merkezi planlama kalkınmanın bütün ülkeye eşit dağılımı)
9-Eğitim tüm toplumu içine alacak şekilde ihtiyaca göre yapılması(eğitimde gereksiz olanların kaldırılması bilim rehber edinilmesi)
10-Bütün dünyayı içine alacak enternasyonel bir iş birliği içine girilmesi(gelişmişlik ve komünizm hedefi)
Bu 10 madde genel sosyalizm maddeleridir ihtiyaç ve coğafi durum gelişme ye göre değişimler olabilir.
Tartışma bu doğrultuda yapılmalı.
Kimsenin ikna olamıyacağı fikirlerin ne biçimde şekillenemediği anlaşılmayan tartışma sonuçtan çok kırgınlık yaratacaktır.
evrensel-insan
08-02-2015, 19:02
Hiç bir ifadem günübirlik değil, ümmetede sürüklense, hatta 3.dünya ülkelerine dahi dönse, ben kapitalizmden bahsediyorum, hiç bir zaman da acelem yok. Zaten aceleye gelecek konular değil bu konular. Dönüp soruyorsun SSCB ne oldu diye işte. ben de her defasında izah ediyorum kapitalizm feodalite altında 500 yıl varlık gösterdi... Aydınlanma çağı 300-400 yıl gibi sürelerde gerçekleşti. Yani kafa ile pratik buluşmuyor, buluşacağı koşulalrda var/olacak, ama aceleci, sabırsız olmak yarar değil zarar veriyor.
Bu sadece bilinçlenme değil, Avrupa 300 yıldır doğuyu, Afrikayı sömürüyor, arka bahçeleri var ve haliyle zengin ile fakir arasındaki uçurum aşırı yüksek dahi olsa, hasıla daha yüksek. Bir diğeride sürekli kapitalizmin bir çelişikisine vurgu yaparım.
1 kalem üretmek için, kapitalist, piyasaya enerji için 1, hammadde için 1, işçiye 1 TL veriyor, ama o kalemi 6 liraya satıyor(karını koyup). Kar değer üretmez, değerde değildir, o kalemin fiyatıda değildir, tüm bunları geçtik, demek ki insanlık o kalemi 3 TL ye üretebiliyor, bunu da geçtim! kapitalist piyasaya ne bıraktı? 3 TL, 3 TL verdiği piyasadan kalemi alması için ne bekliyor? 6TL, burada 3 TL eksik.... Yani piyasaya vermeden, almak istiyor, siz bunu iğneden ipliğe tüm üretim alanalrında geniş düşünün tablo ne anlatıyor?
Tüm öteki çelişkileri bir yana bıraktım, Avrupa diğer ülkeleri sömürdüğünde sadece hammadde değil, sermaye akışı da sağlayarak o muazzam karlarını elde ederken, kendi ülke havuzlarında olmayan o 3 TL leri(kale örneği), öteki ülkelerin sırtından sağlıyor. Böylelikle havuzu boşalmıyor! Boşaldığı dönemlerde ise finans krizleri yaşıyor, sömürdüğü ülkeler ise süreğen finans krizi altında, o nedenle de sürekli borçlanıyor! O ülkeleri birde kendi sömürgenleri sömürüyor, haliyle mesele sadece bilinç meselesi değil, yaşam standardı meseleside... Süreğen bir cinnet psikolojisi altında yaşayan toplumlar, sürekli subjektif, onlara yabancı, din, millet ya da benzer subjektif kullanım ve aidiyetlerle sürekli meşgul ediliyor, kullanılıyor ve iç tarafta ise toplumlar bu subjektif bombardımanla kör olurken, süreğen biçimde de birbirine hasım oluyorlar. vb... Bu koşulalrda bilinçlenme, hem kolay değil hem de aşılması gereken tonla duvar vardır.
Zaten kapitalizmi kendi sinirlari disina tasiyan ulkelerin emperyalizmi de bu degil mi? Kendi ic ulke ve toplum celiskisini dis somuru kaynaklari ile bir nebze "rahatlatmak"
Emperyalizmin bu ic ve dis iki yuzlu politikasini ben her daim dile getirdim ve yeri geldiginde de hala getirmekteyim.
Bir zamanlar altın taslarda şarap içen o Avrupa, ticaretin sömürüsünü yitirdiğinde kıtlıkla, vebalarla, iç çatışmalarla kırıldı, Haçlı seferlerine değin medet aradı, yani hiç bir şey sizin hayal ettiğiniz gibi değil, hayat pratik ve bu gün refah içinde görünen bir ülke çok kısa sürede sıkntılı ülkeye dönebilir...
Iste o yuzden emperyalizmin orta halkasi ulkeler tam da bu durumda, Yunanistan gibi.
Gunumuz bu ulkelerde sosyalizmin demokratik secim ile iktidara gelebilecvegini gosteriyor.
Hem iktidar bilinci hem de bu bilinici iktidara getiren toplumun bilinci olarak
yani iradende olmayan hiç bir şey adına senin elindeymiş gibi davranmaman, bu yolla düşünce, fikir üretmemen gerekir, çünkü eksik kalırsın. Önce bak bir çevrene, dünyaya ne görüyrosun bir analiz et, kendinden öteye de bak, içinde yaşadığın akvaryumu gör, gözlemle, analiz et...
Ben bunu her daim guncel olarak yapiyorum zaten. Bence ayni ogutu sen kendine de uygulamalisin.
Cunku bu o eskimis cagdisi kalmis ideoloji inancsallarin ve izmlerin ilk ciktigi gibi uygulanamayacagini gosteriyor. Yani kendisini ideoloji ve uygulama olarak caga uydurmasi gerekiyor.
O yuzden cagdas sosyalizm ile Lenin'inm sosyalizmive tarihi yasanmisligi cok farklidir ve cagdisi kalmistir.
Zaten senin bu onerini uygulayan nelerin cag temelinde degisime ugradigi algilayarak ve gorerek hareket eder.
Sonucta sosyalizm, kavram olarak geldigi sosyal nitelik olarak insanoglu sosyal yasam ve iliskisini insanlik Adina bir dozen ve sisteme donusturene kadar da gecerli olacaktir.
Bu da iki asir oncesinin degil, gunumuzun kavramsaldeger anlam ve iceriklerini getirir.
En basta iki asir onceki kavramlarin caga yeniden uyarlanmasini getirir.
Bakın yine sistemin politikalarına çıktık, toplumu nasıl uyutuyorlar, durumalrına razı ediyorlar? Subjektif ve yapay, aslında toplumun hiçte yararına iş görmeyen aidiyet, biat, empozlarla... neyse..
Anlamadığım değil, anlatamadığım belkide anlamadığın. Bu senin DÜŞÜNCEN, GÖRÜŞÜN, ortada olan sistem ise senin düşündüğün gibi değil.
Ortada olan system zaten benim dusundugum gibi olsa binlerce yazimin yazilisi da farkli olur ya da cagdas sosyalizmi ya da demokratik yolla gelen sosyalizmi onermem.
Anlamadığın ben senin ya da benim görüşümü değil, ortada olanın ne olduğunu ifade ediyorum, sen ise bunu bir türlü anlamıyor, benim kendi düşüncem filan sanıyorsun.
Iste bunlarin aynisini ve benzerini ben de sana soyluyorum. Hangimiz tutarli hakli ve soylem olarak hangimizin ki gecerli acaba?
Bizler bunun icinde oldugumuzdan, birakalim buna da yazilanlari okuyanlar kendi beyin duzeyleri ile karar versin.
Irak'ta petrol savaşı bir zümrenin çıkarı için değil mi? Yani sen bu gerçeği ret mi ediyorsun?
Niye edeyim ki! Yazilanlari okumus olsan, bu soruyu bosuna sorup; kendini yormaz o guzel zamanini bu cumleyi yazarak bosa harcamazdin, degil mi!
Etmiyorsan işte bak dünya ne senden, ne de benden ibaret değil, ne senin, ne de benim olması gereken ölçeğinde düşündüğümüz gibi de değil! Kısaca ne olmalı noktası ayrı, orta da olanın ne olduğu ayrı konular. Ben ortada olandan bahsediyorum,
Bende. Yalniz ortada ne oldugunun dile getirilmesi her bir beynin kendi geldigi duzeye goredir. Yani her beynin e goresi farklidir.
Ayni senin ...e goren ile benimkinin farki gibi.
O yuzden ikimiz de istedigimiz sosyalizm de bir ortak nokta bulamiyoruz.
Cunku ...e gorelerimiz farkli.
Ben kendi ....e goremi her daim dile getirebilecek farkindalik ve bilincteyim. Ayni farkindalik ve bilinci senin ...e goren icin de kendi adima soyleyebilirim.
Yalniz senin ...e gorelerini o bilindik halleri ile cagdisi degerlendirmek yerine, senin kendi yazilarindan verdigin sekli ile degerlendirebilirim.
Yalniz bir sorun olarak ta genelde ancak senin ...e gorelerinin o bilindik seklini sorun ve cagdisi olarak dile getirebilirim, ya da baskasinin ...e goresini.
Yaptigim da budur.
etik desen ne olur, demesen ne olur, bana yönelmelerinde gördüğün gibi haksızlık haline geliyor. Oratada olandan bahsediyorum, ortada olanın başıda, sorumlusuda, iradeside ben değilim ki, bana yönelesin. Sende açarsın gözünü bakarsın, ne görüyorsun? Ben ne gördüğümü dile getiriyorum, peki ya sen değişimden bahsedebilmek için, neyin, neden değişeceüği/değişmesi gerektiğini bilmeden mi hareket ediyorsun?
Ben sana ya da baskasina olanlardan sorumlu diye degil, olanlari degerlendirirken yapilan degerlendirmerler ve sana ait olan ve ekrana yansiyan yazilar olarak degerlendiriyorum.
Tabi ki hayir, ben kendi zihniyetim temelinde ve ...e gorem temelinde neyin neden ve nasil degismesi gerektiginden once, neyin neden ve nasil sorun oldugunu dile getirerek degerlendiriyorum.
Sonucta sorunun her turlu yanlis tesbiti cozumun de yanlisligidir.
Buradaki dogru yanlis da her bir degerlendirenin ...e goresine gore degisir.
Benim e gorem bireysel, bilimsel, bilissel, evrensel, insansal, bilgisel ve kavramsaldir.
Neyi temel aldigimda insanoglundan baslayarak onun dile getirdigi imzamdaki ogelerdir.
Iste zaten ben "etik olma" vasfinibilgisini ve bilincini yukaridaki nitelikler temelinde kullaniyorum.
Tabi ki insan haklari evrensel hukuka bagli verilen hak ve ozgurlukler ve ihlali onlenen hak ve ozgurlukler ile.
Yani etik olmayi ..e gore degerlerim ve imzamdaki temeller ile birlestiriyorum.
Bunu da her bir basligimda ve mesajimda acik acik dile getiriyorum.
O halde bundan sonra birde daha bismillah der, demez, muhatabına saldırmaktan vazgeç.
Senin ile olan bugune kadar ki butun yazismalarimizda bu dedigini yapan istisnasiz her sefer sen olmussundur.
Bunun en bas ispati bu baslik. Digerlerine de sen de ve herkes isterse bakabilir.
Benim kisisellige donusumumun tek temeli bana bir kisinin kisisel olarak donmesinden sonragelir.
Ben hic bir zaman ve hic bir yazimda kisiyi ya da degerlerini hedef almam. Sadece dusunce ve bilgi dile getirirken, sorun ne ise onu kimseye mal etmeden dile getiririm.
Bunun en net ornegi actigim baslik yazilaridir.
Eger bir kisisel egilimim varsa, bu ancak basliktan sonraki gelen kisisel yanitlardan ya da satasmalardan senin degimin ile saldirmalardan sonar yine de polemige girmemeye calisarak verdigim yanitlardir.
Cogu zaman da kendimi savunma gibi bir duruma sokma geregi duymadigimdan es gecerim.
Okudupunu anlamazsan sor, ayıp değil, ama dönüpde dogma, materyalist insanı madde gören vb muğlak kişiselliğe sararsan ve bunuda sürdürürsen anlaşamayız. Etiketlemeyi bırak, kötü bir alışkanlık. Benim senle sürtüşmelerim etiketleme, kategorize etme, muhatabı esas/hedef alarak ya da ne olup, olmadığına bakarak değil ne yazdığına bakarak dahil ol demekle geçiyor ve bir noktada da insan çileden çıkıyor çünkü yapma denen şeyleri, aynı şeyi yaparak cevap diye dönüyorsun...
Bunu yukarida izah ettim. Ben her turlu kavramin bilindik tarafinin sorununu dile getiririm ve bunu da o kavrami savunan hic bir yazara mal etmem.
Yalniz sen her zaman ve her nedense benim diyelim biliundik materyalizmin sorununu dile getirdigimde, hemen ustuine aliniyor ve savunuya geciyorsun.
Iste bundan sonar senin bu bilindik kavramin bilindik tarafini ne kadar savunup savunmadigini ya da bu bilindik kavramin gunumuz cagina gore degerlendirip degerlendirmedigin ortaya genelde lakabima saldirmazsan da ortaya cikiyor.
Gecmis basliklara bakabilirsin.
Bu baslikta da soz konusu kavram olan sosyalizmin bil;indik yani ile senin savundugun sosyalizmin farki ortaya cikti.
Tabi onca kisisel satasma yanlis algilama lakabim Adina fikiryurutmelerden sonar.
Iste ben senin ile olan yazismada en cok bunu temel aliyorum.
Sozu gecen kavramin bilindik sorunlari dile geldikten sonar, senin o kavrami svunurken bilindik sorunlara bakis acin ve uzerindeki kendi kisisel yorumun.
Zaten bu saglandiginda da sorun olarak dile gelen bilindik kavramin caga olan uyumu/uyumsuzlugu ya da gecerliligi ya da tedaulden kalkmisligi da ortaya ciukiyor.
İşte mesele senin bu saplantılarında. Ben şu forumda kaç yazı yazdımsa konuya göredir, ne ateistliğimin ne materyalistliğimin önemi yok, bak yazılarıma birde seni ben nötrüm demelerine bak sen sürekli insanların ne olduğuyla kafayı bozmuş bir pratiks ergiliyorsun. yahu beni konu ilgilendirir, aklıma bile gelmez ne olup, olmadığım, o an konu hakkında görüşüm, düşüncem, bildiğim ettiğim neyse dile getirmek benim yaptığım. Şu forumda ara bak bakalım kaç kez ateistim demişim, materyalsitim demişim, sosyalistim demişim. Sürekli dile getirmişimdir İST ekleri taşımıyorum diye, ben bir insanım beni insan olmam zaten hiç bir şeye gerek bırakmaksızın tanımlıyor. İst ekleri sadece görüşümle ilgili olabilir, fikirlerimle ama beni ne tanımlayabilirler, ne de temsil edebilirler! Senide beklerim bu farkındalığa!. Sen insanları süreğen biçimde böyle kategorize ediyorsun, bu senin eksikliğin, ama yetmiyor birde haksızlık ediyorsun. Şu konuda ben hiç materyalist olduğumdan yollu, atesist olduğum için sosyalist olduğum için temelli bir ibare kullandım mı?
Neyse kimin neyde saplantili oldugunu da birak okurlar karar versin.
Ist ekleri tasimiyorum diyorsun da, her ne hikmetse bilindik izmlerin sorunlari dile gelince de hemen savunuya geciyorsun.
Neden acaba. Madem tasimiyorsun da neden savunu gosteriyorsun?
Ben herhasngibir izmin o bilindik sorununu dile getirirken, ne savunuyor ne de karsi cikiyorum. Cunku bireysel olarak degerlendirmiyorum, sadece bilindik yonunu dile getiriyorum. Bunun adi qua felsefesi. Merak eder de ogrenmek istersen evrensel-insan zihniyeti basligindan 119. sayfadaki indexten bulup okuyabilirsin.
Hatta istiyorsan dile getirir tartismaya da acabilirsin.
Iste o yuzden kullanmana da gerek yok. Cunku savunuya geciyorsun.
Sana öyle geliyor, çünkü senle diyalog kurulamıyor, bunu defalarca somut örneklerle izah ettim, bu başlıkta yine ettim. Ama benmde bir zamanım, sabrım var.
Sebebi senin benim getirdigim bilindik sorunlari savunmaya yonelmen ve benimde sanki sorunlari dile getirirken karsi cikiyormusum gibi algilaman.
Bakalım bu yazdıkalrıma hala etiketleme, kategorize etme, benim adıma düşünme, benim adıma konuşma gibi alışkanlıkalrını bir yana bırakıp bir kez olsun muhatap olmayı, yazılana ya da konuya göre yaklaşmayı başarabilecek misin? Yoksa kafanda yarattığın ateist, materyalist, sosyalist kalıplarına esir biçimde, süreğen biçimde konuyla ilgili değilde, muhatabının ne olduğu temelli hayıflanmaya devam edecek misin?
Yine bu dediklerinin aynisi ve benzerini ben de senden bekliyorum.
Onlarbenim kafamda yarattigim degil; felsefi ve genel olarak bilinen aciklamalar.
Sen ister Kabul et ister Kabul etme, felsefi olarak mesela materyalizm metafizigin ontolojisinin varliksal temeldeki bir tozudur ve digger tozler olan dusunce ile ya da yok ile indirgemeci determinist monist olarak tartiosir. Bunun madde temelini bilimin ve de herseyin kendisi degismeyen temeli Kabul eder v.s.
Iste bunlar senin materyalizmin algina degil; bilinen materyalizmin algisina yonelik getirilen sorunlardir.
Senin bunu en basta benim materyalizme karsi cikar olarak algilaman hatadir. Cunku bu hata seni de materyalizmi kerndi align olarak savunuya goturur ve boylece de karsilikli bilgi ve dusunce alis verisi yerine, karsilikli savunu/saldiri yazismasi baslatilmis olur.
Iste o yuzden bu yanlis algi ile bunu baslatan daimi sen oluyorsun.
Kısaca bir cümleyi, sözü kimin söylediğine bakmam, ne söylediğine bakarım. Sana da tavsiye ederim -ki bir benle değil kimseyle diyalog kuramıyorsun, eleştirilerimi dikkate al, bana küfür bile etsen önemsemem, ama benim adıma konuşmaya kalktığın anda ya da konuyu değilde beni, sen şusun ya da busun yönlü etiketlemeyi yapıp, birde kendince sınırlar tayin edip içine de muhatabını keyfince tıkıştırısan külahları değişiriz ve hayıflanmaman gerekir... bakaım başarabilecek misin? Bende senle bir kez olsun, rahatça, her cevabımda bak ben böyle düşünmüyorum, bak öyle bir iddiam olmadı, bak dediklerinin ifadelerimle zerre ilgisi yok, yaptığın çıkarımlar aşırı pragmatist/politik/ideolojik irrite edici vb demeden bir kez olsun yazışma şansı yakalayabilecek miyim?
Dedigim gibi benim bilindik diyelim materyalizmin sorunlarini dile getirmem, ne senin Adina konusmadir ne de materyalizme karsi cikistir. Savunu hatasini yapan sensing. Ustune alinan da sensin.
Sen eger dile gelen bilindik sorunlari benim karsi cikisim olarak algilamasan ve savunmaya gecmesen, yapacagin ya dile gelen sorunlari algilamak ya da bu sorunlarin senin kendi dusuncende yer almadigini ortaya koymak.
Bunu da ancak benim gibi kavramin sorunlarini karsi ya da savuinu tarafi olmadfan yapabilirsin.
Iste bunu becerebilirsen, aramizda bir bilgi ve dusunce alis verisi olusabilir.
Bu da senin savunu temelli ve benim dile getirdigimi karsi cikis algilama temelini onler ve karsilikli kisisellige ve satasmaya da yazisma donusmez.
yani ben diyorum ki şu dağları ağaçlandırmalı, çöle dönmüş
Sen her defasında şu tarz yanıtlar buluyorsun, işte materyalist ne olacak, ateist şudur budur, şu budur, odur, insanı madde görüyor, dogmatik vs... Tüm bunların benim düşüncemle, konuyla(!), ifademle ilgisi/alakası yok, ben çöle dönmüş arazilerin yeşillenmesinden bahsediyorum...
Ben de bilindik yesillendirmenin sorunlarindan bahsediyorum. Bu bir karsi cikis degildir ki savunuya gecesin. Sen de kendinin nasil yesillendirecegini dile getirirsin olur biter. Boylece benim de sadece bilindik yesillendirme sorununu dile getirmemin yaninda, kendi yesillendirme ile ilgili onerilerimi de baslik sen ve okur almis olur.
Yalniz biz savunu saldiri icinde kaybolurken, boyle bir olanak ta kalmiyor.
. Her cevabım sana sayfalarca izaha dönüyor ama sen o kadar rahatsınki, oturduğun yerde 1,2 satır etiket, şartlı kalıplarından laflar dizip beni yine aynı izah cehennemine sürüyorsun. Çünkü sen diyalog değil kendini yargıç herkesi sanık sanıyor ve o kafayla devam ediyorsun. Bir kurtulamadın gitti bu hastalıktan.. Yani ne dersem diyeyim ne zaman ben sana kişisel bir şeyimi dile getiririm gel o zaman niyet sorgulamaya kalk, ama yapılmadığı zamanlarda da -ki hiç bir konuda yapış olduğumu hatırlamıyorum- yapma.
Kendini tariff etmissin. Ben de bunu yapiyorsam, senin yanlis algindan. Ne zaman benim sorunlasri dile getirimimi karsi cikis olarak algilamazda sende savunuya gelcmez isen sorun kalmaz.
Sen de konu kavram ile ilgili kendine ait gorusunu ya soruna katki ya da sorunun cozumu olarak sunarsin.
Ben düşücnemi, görüşümü paylaşırım, oturup senle ne olduğumu tartışmam, tartışacak da değilim, tartışma konusu da etmem, etmesinden de hazetmem... Çocuk değilsin ki sidik yarışı yapasın...
Aynen bir de bu dedigini satasmaya kisisellige yonelmeye polemige cekmeye yapmadan; basarabilsen!
evrensel-insan
08-02-2015, 19:40
Sosyalizm devrim işçi sınıfı iktidar demokrasi seçim .Bunlar hep üst yapı ilişkileri. Bunlara en önemli olan mülkiyet anlayışını koymadığında hepsi soru sormaya elverişli olur.
Iste sorun tam da burda, bunlari alt yapiya yerlestirmek sadece degistirmek ya da devrim ile saglanmiyor.
Bu yapilan degisim ya da devrimin kimin icin neden ve nasil yapildiginin niteliklerinin bilincinin de toplumda olmasi gerekir ki, desteklesin ve katkida bulunsun.
Aksi tarihte de goruldugu gibi bilincsiz gelen her bir degisim ya da devrimin toplum karsitligi temelinde geriye donmesidir.
Sosyalizm Dünyada ilk ve deney olarak Rusya da uygulandı çok eksikleri var olan çok kere teoriye uyulmayan yanları ile insanlık için deneme idi. Sosyalizm insanlığın 5 000 yıllık özel mülkiyet anlayışı alışkanlıkları korkuları olmasına rahmen bütün yanlışları ile insanlığın başarısıdır.
Evet eger yasanmisliklardan bilinc bilgi algi ve nitelik olarak ders cikarilmis ve ayni hatalar bir daha tekrar etmeyecekse.
Cunku bu hatalar her seyden once emperyalizmin hem kullaniminda hemde karsi propagandasinda etkili olmaktadir. Topluma emperyalizmin kendi cikari Adina yaptigi bu somuru ve cikar karsi propagandasi da aciklanabilmelidir ki, onlar da sosyalizmin cag olarak hala gecerli oldugunun bilincine vbe algisina varsin ve katilip desteklesin ve emperyalist karsi propagandaya karsi da mucadele verebilsin.
Sosyalizm felsefecilerin yıllardır tartıştığı mülkiyetsiz yaşam olurmu sorularının yanıtıdır. İlk olan sosyalizm dünya insanlığının kuracağı yeni sosyalizmin hastalıklı doğmuş çocuğudur. Ama insanlık çocuk üretmekten ve çoğalmaktan vazgeçmeyecektir yenisini ve daha sağlıklısını yaratacak çünkü insanlığın ihtiyacı sosyalizmdir.
Iste bunu cagdastemelde bilince cikarabilmek izah edebilmek ve bu mucadeleye katilacak olanlarin katilimini nitelikli olarak artirabilmek ve bu niteligi nicelige donusturebilmek gerekir.
Bu da en basta guncel olartak mesela Yunanistan'daki Syriza hareketinin her turlu destegi, degerlendirilmesi ve emperyalizme karsi verdigi zihinsel ve fiziksel savas olarak ortaya konmalidir.
1-üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılması.(mülkiyette devrim)
2-Mülkiyeti olmayan sınıfların iktidarının oluşması(siyasi devrim)
3-mülkiyet sahibi sınıfların iktidardan uzaklaştırılması(zorun kullanımı)
4-Devlet işçi sınıfı devleti olması yasaların ona göre düzenlenmesi(devrim alt üst oluş)
5-İşçiler egemen sınıf olma kaydı ile bütün denetim mekanizmalarını ellerinde tutması(işçi sınıfı iktidarı)
6-işçi sınıfı kendi devletini denetlemesi yöneticileri geri çağırma hakkı olması(işçi sınıfı demokrasisi)
7-Bütün bürokrasi seçimle iş başına gelmesi ve ücretlerini işçilerin kurduğu komisyonlar tarafından belirlenmesi.(işçi sınıfının bürokrasiyi kontrolü)
8-üretim ve kalkınma bütün ülke satına planlanması (merkezi planlama kalkınmanın bütün ülkeye eşit dağılımı)
9-Eğitim tüm toplumu içine alacak şekilde ihtiyaca göre yapılması(eğitimde gereksiz olanların kaldırılması bilim rehber edinilmesi)
10-Bütün dünyayı içine alacak enternasyonel bir iş birliği içine girilmesi(gelişmişlik ve komünizm hedefi)
Bu 10 madde genel sosyalizm maddeleridir ihtiyaç ve coğafi durum gelişme ye göre değişimler olabilir.
Tartışma bu doğrultuda yapılmalı.
Kimsenin ikna olamıyacağı fikirlerin ne biçimde şekillenemediği anlaşılmayan tartışma sonuçtan çok kırgınlık yaratacaktır.
1, 2 ve 3'un degisimi yeterli degildir. Bu degisimin gereginin bilincinin toplum tarafindan algilanmasi ve bu alginin bilinc olarak verilerek, saglanmasi gerekir. Saglanamazsa toplumun destegi alinamaz.
4-Devlet sinifin degil; bireyin ve tum toplumdaki her nitelikteki ozgur bireyin devletidir. Her bireyi digerinin ustunlugune karsi korur ve hert bireyin hak ve ozgurlugunu tanirt ve hic bir ideoloji inanc izm ya da etigin tum toplum temelinde ustunlugune hakimiyetine izin vermez. Etik degerlerin politik cikar ve somuru olarak kullanilmasina izin vermez.
Devletin tum toplumunun her turlu rengarenk degerini kucaklamasi Adina, bir ideolojisi politikasi izmi ve etik degeri olamaz. Tum bireylerine esit mesafede antiayrimci ve firsat esitliginini hukukun hak ve ozgurluklerin bunyesinde saglayacak bilinc ve nitelikte olmasi gerekir.
5 ve 6 da elinde tutan isci sinifi degil; devlettir.
Kisaca digger maddelerden de sorumlu hic bir degeri kendine mal etmeyen ve her degree ayni mesafede olan ozgur birey devleti ve bu duzeydeki bilinctir.
Boyle bir devleti de ayni bilincteki toplum olusturacak ve bu devlet yine toplumun katilimi ile hukumetini ayni nitelikler ile sececektir.
Hukumetin her turlu ic ve dis politikasi etik olmak durumundadir ve bunu devlet toplum eli ile denetleyecektir.
Hukumetin her turlu ic ve dis politikasi toplumun her turlu yasam standartini kolaylayici ve yukseltici ve caga uygun uyarlayici icerikte olacaktir.
Egitim tabiki ozgur bireyler yetistiren bilimsel builissel cagdas ve bilgiye dayanan sekilde olacaktir.
Demokrasi de her bireyi ve niteligini kucaklar sekilde sosyo-etik farklarin uygulamali bilincinde, evrensel hukuk ve insan haklarina bagli hak ve ozgurlukleri saglar korur ve kollar nitelikte olmalidir.
Yani devlet, ozgur birey devleti olarak; demokratik, sosyal, etik insan haklari ve evrensel hukuka bagli hakve ozgurlukcu tum toplumun farklarini kucaklayan ve yasatan toplumunun refahi yasam standarti huzuru sagligi egitimi v.s. icin var olan durumundadir.
Iste bu devlet bunlari saglamayi onleyecek ne varsa; bunlara toplumun bilincli ve nitelikli desteginde de izin vermeyecek, ve bu konuda da gerekli yenilenim degisim ve devrimi yerine getirecektir.
Kisaca isci sinifi degil, devlet bunu yapacaktir.
Bu devleti de toplum nitelikli ve bilincli olarak olusturacaktir.
spartacus
08-02-2015, 23:57
Aynen bir de bu dedigini satasmaya kisisellige yonelmeye polemige cekmeye yapmadan; basarabilsen!
Garanti edemem.
Zira bir konuda söylediklerim değilde tutup bana, materyalist insanı madde gören, sosyalist işte ne olacak,bir atesittende bu beklenirdi gibi dönmedikçe zaten sorun olmaz.
Yine de
Önce şansımı denerim (3-5 mesaj!), ama muhatap hala bu telden çalarsa, o halde benm konuda görüş/düşünce belirmiş olmamında, kendisinin varlığının da orada ne anlamı kalır.
Kısaca;
Sokakta, ateist kime denir diye sorulduğunda, cevaplrın çoğu, NAMUSSUZ, ŞEREFSİZ diye gider, değil mi? Peki o dedi diye ben namussuz, şerefsiz oluyor muyum?
Yani senin de materyalistlere, sosyalistlere, ateistlere bakışın bu minvalde, ama farklı olan senin düzeyin, rengin, ifadelerindeki derece,fakat kötü olan SEN BUSUN tarzlı dayatıyor olman da...
Yani artık bu tarz etiketleme, kendi keyfine göre kategorilere sokup, çıkartma, muhatabının ne olduğunu, ne düşündüğünü tanımlama huyunu bırakmak gerekir...
Damarlarımda dolaşan kanın madde, kimyasalını bilmek insanlığımdan bir şey götürmüyor, eksiltimiyor, aksine arttırıyor. Her hücremin organik madde ve vücudumun canlı bir organizma! olduğunu bilmek insanlığımdan bir şey eksiltmiyor. Bu konu biyoloji, kimya, fizik ile ilgili. Ama en küçük bir haksızlık bile beni üzer, yetmez insanı, doğayı, dünyayı, evreni..... düşünebilir, sevebilir, üzülebilir, sevinebilir, hatta fareyi de severim, akıla gelecek olan tüm sosyo/kültrel, insani etkinliklere dahil olurum... karıştırmamak lazım, konu ne insanın biyolojik yapısı ne kimyasalları, o nedenle insanı madde gören ateist gibi ifadeler, yukarıda özetlediğim tipik sokaktaki dinci insanalrın bakış açısıyla birdir, aynı zeminde beslenir..
Fikir alışverişi olursa neden rahatsız olayım, ama soskakta birisiyle tartışır gibi, konu dağların yeşillenmesi iken çıkıp muhatap pis ateist, namussuz, kendin şeytana satan gibi gelirse, siz buna diyalog mu diyorsunuz?
Sonra nasıl bir sosyalizm sorusuna zaten cevabımı en başta verdim... Yani sosyalizmde teknokratlar yönetimi diye bir kaide yok-olamaz, düzenli ordu bile yok özünde!!! Defalarca izah ettim, Parti ya da orduca atananların yönettiği sistem SOSYALİZM DEĞİL. ARADA KALMIŞ, geçiş yapamamış çalkantılı bir durumdur ki, bunun örneği SSCB dir. Nedenleri ise kitap dolusu tutuyor, Rusya krallıktan geçti, yerleşik, hakim bir kapitalizm görmedi bile, sonra Almanya başta olmak üzere batının etkili, içeride, dışarıda yoğun faaliyetleri oldu. Bakınız Ekim devrimi sonrası serbest bırakılan bir dolu ASKER var, SSCB serbest bıraktı, onlar dönüp SSCB ye karşı savaştırılan ordulara katıldı! Batı onları geri silahlandırıp burjuvazinin emrine verdi, dileyene linkleyim(resimleri ile), yani tablo bu gün bildiğinz dünya gibi değil o zamanlar!! , sonra kıtlıklar, sonra içeride ağaların büyük direnci, beyaz ordular(burjuvazinin savaşı, silahlı, düzenli ordu), çarın orduları.... savaş... hayli zorlu süreçler..... SSCB ne oldu bilmem, ama Rus halkı dağıldığında ne oldu buna da bakmak gerekir. İstedikleri kapitalizm mi, zorla güzellik olmaz!, doya, doya yaşasınlar, tecrübe etsinler. Ben ne dert ederim, ne hayıflanırım, olması gereken gerekli analizleri yapmak, hata ve yanlışların nerede olduğunu kavramaktır ve zaten bilinç, tecrübede böyle oluşuyor. Yani SSCB çöktü diye bir kez dert etmiş, kara bağlamış birisi olmadım, olmam da, zira günübirlik bakmam-bakamam. baktım mı, insanlığın geçmiş bin yıllarına, ama döndüm mü de gelecek 500-1000 yılı ölçeğinde bakarım ve bu SSCB pratiği, o yıllar(gelecek) açısından muazzam bilgi/tecrübe birikmi sağlar...
1-üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılması.(mülkiyette devrim)
1-Üretim araçlarının özel mülkiyetten önce devlet sonra kamu daha sonra bütün toplum mülkiyetine dönüşmesi bir devrimdir. Bunun için kısa ve uzun bir program gerekir ve bu programı destekleyecek bütün topluma anlatacak bir sınıf gerekmektedir işte bu sınıf elinde hiç mülkiyet olmayan işçi sınıfıdır bu sınıf kendisi ile birlikte bütün sınıfları ve sınıfları yaratan unsurları kaldırarak bir toplum yaratacaktır Bu durumun öznesi örgütlü işçi sınıfıdır.
2-Mülkiyeti olmayan sınıfların iktidarının oluşması(siyasi devrim)
2-Mülkiyeti olamayan sınıf işçi sınıfıdır bu sınıf aynı zamanda bütün değerlerin yaratıcısı olan sınıftır İktidar olduğunda bütün mülkiyetin bütün toplumun olması için çalışan öznedir. Yani insanlığın birey olabilmesi ve bu bilinci alabilmesi için çaba harcamak zorundadır.
3-mülkiyet sahibi sınıfların iktidardan uzaklaştırılması(zorun kullanımı)
3-5 000 yıllık alışkanlıkların değişim kolay değildir zor nasıl üretim ve sermaye birikimide varsa bunların bitimindede olacaktır bunu hiç özel mülk tadına varamamış bir sınıf yapacaktır.
4-Devlet işçi sınıfı devleti olması yasaların ona göre düzenlenmesi(devrim alt üst oluş)
4-Devlet zor aygıtıdır sınıf varsa devlet olacaktır Devleti burjuvanın elinden alan işçi sınıfı kendi planını ve hedefini devlet vasıtası ile gerçekleştirecektir. Bu devlet ihtiyaçları tamamlayıp kendiliğinden sönümlenecektir.
5-İşçiler egemen sınıf olma kaydı ile bütün denetim mekanizmalarını ellerinde tutması(işçi sınıfı iktidarı)
5-İktidardaki sınıf egemen sınıftır ancak bu sınıf devleti diğer sınıf devletlerinden daha demokratiktir hedefi bütün insanlığı eşit kabul eder.
6-işçi sınıfı kendi devletini denetlemesi yöneticileri geri çağırma hakkı olması(işçi sınıfı demokrasisi)
6-Seçme seçilme kadar geri çağırmada demokrasinin olmasa olmazlarındandır denetleme işçi sınıfının kurduğu örgütler vasıtası ile yapılır böylece iktidar bürokrasinin değil sınıfın olur.
7-Bütün bürokrasi seçimle iş başına gelmesi ve ücretlerini işçilerin kurduğu komisyonlar tarafından belirlenmesi.(işçi sınıfının bürokrasiyi kontrolü)
7-Emreden bürokrasi değil emreden sınıftır. Bürokrasinin ilk yoldan çıkışı ekonomik olarak hakim sınıfın üstünde yer alması ile başlar En üst yöneticini ücreti işçi sınıfını geçmemelidr.
8-üretim ve kalkınma bütün ülke satına planlanması (merkezi planlama kalkınmanın bütün ülkeye eşit dağılımı)
8-merkezi planlama ile kalkınma eşit dağıtımı sağlanır her insan gelişmeden faydalanacak kimse bir diğerini geçemeyecektir rekabet ancak insan yararına faaliyetlerde olacak.
9-Eğitim tüm toplumu içine alacak şekilde ihtiyaca göre yapılması(eğitimde gereksiz olanların kaldırılması bilim rehber edinilmesi)
9-Kapitalizmde eğitim sermayenin çıkarları hesabına yapıldığı için bir sürü gereksiz okullar açılmakta insanları sadece müşteri olarak görülmektedir sosyalizmde bunlar kalkacak insan menfaatine olacaktır .Hayatı doğayı bütün canlıların birlikte ve barış içinde yaşayacağı bir dünya hedeflenmektedir.
10-Bütün dünyayı içine alacak enternasyonel bir iş birliği içine girilmesi(gelişmişlik ve komünizm hedefi)
10-sosyalizmin hedefi komünizmdir buda bir ülkede olması mümkün değildir bütün dünya insanlığı bu güne kadar bütün yabancılaşmayı üstünden atacak özgür insan olarak yaşamlarını sürdürecektir.
Bütün bunların olabilmesi için kapitalizm dahil sınıflı sistemlerin gelişimini hesaba katmak gerekir. Bu dünya bu güne 200 yıl önce gelmedi insanlık tarihinde hayvandan insana geçişin dikkate alındığından ve toprağın ekimi olan 12 000 (takriben) yıl düşündüğümüzde mülkiyet alışkanlığı insandaki yabancılaşma nın belli bir aşamaya gelmesi için bir geçiş dönemi gerekmektedir .İşte siyasi ve üretim araçlarındaki devrimler bu geçiş dönemini anlatmaktadır.
Zor istenmese de bazen gereklidir. Devrim dendiğinde akla ille savaş kan gelmemelidir.Bir üretim biçiminde daha ileri üretim biçimine geçmek devrimdir bir siyasi biçimden daha ileri biçime geçmekte devrimdir.
Örnek= buharlı makinadan mıknatıslı (elektirik) makinaya geçmek devrimdir hayvan enerjisinden rüzgar enerjisine geçmek devrimdir. Krallıktan cumhuriyete geçmek devrimdir. Tarih bir çok devrimleri içinde bulundurmuştur.
evrensel-insan
09-02-2015, 02:16
Garanti edemem.
En azindan samimiyetin icin, tesekkurler.
Zira bir konuda söylediklerim değilde tutup bana, materyalist insanı madde gören, sosyalist işte ne olacak,bir atesittende bu beklenirdi gibi dönmedikçe zaten sorun olmaz.
Ben hic bir yazimda diyelim materyalizmi kisisellestirmem sadece bilindik sorunlarini dile getiririm. Eger yazinin anlami o bilindik yapisina uyrsa da, o zaman yazinin o icerikte oldugunu soylerim.
Yukaridaki sekilde ise sadece kisiselligime deginildikten/satasildiktan sonar, bir cumle kullanabilirim. Yani ilk sen ya da karsi taraf yapmaz ise; ben de yapmam.
Yine de
Önce şansımı denerim (3-5 mesaj!), ama muhatap hala bu telden çalarsa, o halde benm konuda görüş/düşünce belirmiş olmamında, kendisinin varlığının da orada ne anlamı kalır.
Bu tel hangi tel?
Kısaca;
Sokakta, ateist kime denir diye sorulduğunda, cevaplrın çoğu, NAMUSSUZ, ŞEREFSİZ diye gider, değil mi? Peki o dedi diye ben namussuz, şerefsiz oluyor muyum?
Bende gitmez ben sadece felsefi bilindik yaniti veririm. Yalniz sen yukaridakine daha yatkinsin. Sirf bu basliktan ve cok eski degil, daha bir iki mesaj onceden bunun orneklerini sana gosterebilirim.
Yani senin de materyalistlere, sosyalistlere, ateistlere bakışın bu minvalde, ama farklı olan senin düzeyin, rengin, ifadelerindeki derece,fakat kötü olan SEN BUSUN tarzlı dayatıyor olman da...
Hayir benim bilindik sorunsal bakisim, materyalizme, sosyalizme, ateizme; bunlari savunanlara yani istlere degil.
O dayatma once benden gelmez. Senden ya dakarsidan gelene yanittir.
Yani artık bu tarz etiketleme, kendi keyfine göre kategorilere sokup, çıkartma, muhatabının ne olduğunu, ne düşündüğünü tanımlama huyunu bırakmak gerekir...
Ben bunu muhatabima degil, kavrama yonelikkullaniyorum. Izme yonelik, iste yonelik degil.
Zaten senin sorunun da bir onceki mesajda da acikladigim gibi izmi ist olarak alman ve ustune alinman.
Damarlarımda dolaşan kanın madde, kimyasalını bilmek insanlığımdan bir şey götürmüyor, eksiltimiyor, aksine arttırıyor. Her hücremin organik madde ve vücudumun canlı bir organizma! olduğunu bilmek insanlığımdan bir şey eksiltmiyor. Bu konu biyoloji, kimya, fizik ile ilgili. Ama en küçük bir haksızlık bile beni üzer, yetmez insanı, doğayı, dünyayı, evreni..... düşünebilir, sevebilir, üzülebilir, sevinebilir, hatta fareyi de severim, akıla gelecek olan tüm sosyo/kültrel, insani etkinliklere dahil olurum... karıştırmamak lazım, konu ne insanın biyolojik yapısı ne kimyasalları, o nedenle insanı madde gören ateist gibi ifadeler, yukarıda özetlediğim tipik sokaktaki dinci insanalrın bakış açısıyla birdir, aynı zeminde beslenir..
Burada bilimsel olarak madde yerine fenomeni kullanmak ne bir haksizliktir ustelik cagdas ve bilimseldir. Cunku ben fenomeni fiziki temelde kullaniyorum. Bilim de oyle yapiyor.
Ben hic te bunu dincileri dusunerek yapmam. Bilimsel oldugu icin yaparim ve insanoghlu ile ilgili yazilarda nitelik ve onun numenal soyut yonu yoksa, algi ister istemez "madde" olacaktir.
Ya da sen bana tarihlerr boyu insanoglunun ne temelde kul ve kole mal ve mulk olarak degerlendirildigini nasil aciklarsin?
Neden insanoglu basit bir deger icin harcanir? Bunu bana hangi mentalite ile aciklarsin?
Fikir alışverişi olursa neden rahatsız olayım, ama soskakta birisiyle tartışır gibi, konu dağların yeşillenmesi iken çıkıp muhatap pis ateist, namussuz, kendin şeytana satan gibi gelirse, siz buna diyalog mu diyorsunuz?[/qute]
Ben hic bir zaman hic bir bunca binlerce yazida insanogluna hakaret olarak saydigim "pis/namussuz" gibi sifatlari kullanmadim ve kullanmam.
Bu sitedeki hic bir baslik ve mesajimda saygisiz/terbiyesiz addettigim bu tip sifatlari kullanmak hem bilincime hem de etigime terstir ve kimse de yazilarimdan boyle bir ornek gosteremez.
O yuzden sen benim ile yazisirken benim hic bir sartta kullanmayacagim bu tip kelimelerden ornek veremezsin. Vermen demek iftira atman demektir.
[quote]Sonra nasıl bir sosyalizm sorusuna zaten cevabımı en başta verdim... Yani sosyalizmde teknokratlar yönetimi diye bir kaide yok-olamaz, düzenli ordu bile yok özünde!!! Defalarca izah ettim, Parti ya da orduca atananların yönettiği sistem SOSYALİZM DEĞİL. ARADA KALMIŞ, geçiş yapamamış çalkantılı bir durumdur ki, bunun örneği SSCB dir. Nedenleri ise kitap dolusu tutuyor, Rusya krallıktan geçti, yerleşik, hakim bir kapitalizm görmedi bile, sonra Almanya başta olmak üzere batının etkili, içeride, dışarıda yoğun faaliyetleri oldu. Bakınız Ekim devrimi sonrası serbest bırakılan bir dolu ASKER var, SSCB serbest bıraktı, onlar dönüp SSCB ye karşı savaştırılan ordulara katıldı! Batı onları geri silahlandırıp burjuvazinin emrine verdi, dileyene linkleyim(resimleri ile), yani tablo bu gün bildiğinz dünya gibi değil o zamanlar!! , sonra kıtlıklar, sonra içeride ağaların büyük direnci, beyaz ordular(burjuvazinin savaşı, silahlı, düzenli ordu), çarın orduları.... savaş... hayli zorlu süreçler..... SSCB ne oldu bilmem, ama Rus halkı dağıldığında ne oldu buna da bakmak gerekir. İstedikleri kapitalizm mi, zorla güzellik olmaz!, doya, doya yaşasınlar, tecrübe etsinler. Ben ne dert ederim, ne hayıflanırım, olması gereken gerekli analizleri yapmak, hata ve yanlışların nerede olduğunu kavramaktır ve zaten bilinç, tecrübede böyle oluşuyor. Yani SSCB çöktü diye bir kez dert etmiş, kara bağlamış birisi olmadım, olmam da, zira günübirlik bakmam-bakamam. baktım mı, insanlığın geçmiş bin yıllarına, ama döndüm mü de gelecek 500-1000 yılı ölçeğinde bakarım ve bu SSCB pratiği, o yıllar(gelecek) açısından muazzam bilgi/tecrübe birikmi sağlar...
Iste bunlari gorebilmek iki asir oncesi sosyalizmnin o bildik yaninin bugun cagdisi kaldigini algilamis olmak demektir.
Iste onemli olan o tarihi yasanmis birikimin sorunlarini ve hatalarini tekrarlamamak.
Niçin Sosyalizm
Kötü örneklere bakarak bir sistemi tamamıyla kötülemek doğru değildir.O kötü örnekleri savunmak sadece idolojilere inanmaktır.
Bir kişi yaşanmış olan sosyalizm konusunda eleştirel davranıyorsa sürekli kötüyü gösterip yine aynı olacaktır demek sosyalizm dışı idolojilere inanmak demektir.
Öncelikle sosyalizm,i anlamak için Kapitalizmi bilmek gerekir.
Kapitalizm sermaye sisteminin adıdır. Sermeye birikimi sömürü sistemine dayanır yani birinin hakkı olanın hakkının gasbıdır. Sosyalizmse toplum sisteminin adıdır yani sömürü yoktur kalkınma her kesin çalışması vasıtası ile olacaktır zenginlik bütün topluma dağıtılacaktır
Sosyalizmde nihayi hedefi insanın tam özgürlüğüdür bu özgürlüğü engelleyen nesnelerin ya kendiliğinden ya zor yolu ile kaldırılmasıdır.
Kapitalizmdeki nihayi hedef emperyalist olmaktır emperyalizm kendi halkını sömürdüğün gibi başkalarına ait olanlarında zorla gasp edilmesidir
Şimdi sosyalizmmi kapitalizmmi sorusunun cevabı bir insanın içinde bulunduğu sosyal sınıflarla ilgilidir.
Eğer yaşadığın dönemde sömürücüler hırsızlar sınıfların içinde isen tercihin kapitalizm olacaktır.
Eğer yaşadığın şartlar kendini sömrttüren birikimini çaldıran sınıflar içinde yer alıyorsan tercihin sosyalizm olacaktır.
Bu sistemlerin içinde ister kapitalizm ister sosyalizm olsun kötü yönetimler iyi yönetimler olabilir bu var olan hukuka bağlı kalmaktır. Keyfi yönetim kendini düşünme her yönetimde olabilir.
Ama hangi sınıfın içinde bulunduğun şartlar senin sistemlerden birini seçmeye zorunlu kılar.
Sömürülen bir insan kapitalizmden çok sosyalizmi seçer onun için en iyi kapitalizmden en kötü sosyalizm daha demokrattır denir.
Bir sömürücü içinse tam tersidir.
En kötü kapitalizm en iyi sosyalizmden daha güzeldir.
Bu iki insanda haklıdır çünkü insanın düşüncesini yaşadığı şartlar belirler.
Sosyalizm de üretim araçlarının özel mülkiyeti yoktur kapitalistin se mülk canı gibidir. Bir kapitalist sermayesini kaybettiğinde o canı gibi sevdiği sistemden nefret eder yani düşünceyi belirleyen yaşadığı şartlar olduğunu her kes anlar.
Bir işçi için sosyalizm ne kadar kötü bile olsa kapitalizmden daha iyidir çünkü hiç bir şekilde işinden atılmaz. Bir işçinin karnı ancak emek gücünü satabilirse doyar sosyalizmde insanların çalışma ve doyma garantisi vardır.
Bunlar var diye iyiden vaz geçilmez bulunduğun düzeni iyi hale getirmek içinde yaşayan insanların işidir. İşçi sosyalizmi iyi yapmak için gayret sarfecek kapitalistse sermayesinin büyümesi için bulunduğu düzende daha iyi hırsızlık nasıl yapılacak onun şartlarını oluşturacaktır.
İşte tercihimiz öncelikle fikrimiz değil şartlarımızdır. Sadece bizim için değil bütün insanlar için.
Bir Çin ata sözü vardır aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir. Önce karın doyacak sonra demokrasi konuşulacaktır demektir.
Sosyalizmde böyle önce garantilerin sağlanacak sömürüden kurtulacaksın sonra nasıl daha iyi yaşanır düşüneceksin.
evrensel-insan
09-02-2015, 18:58
Niçin Sosyalizm
Kötü örneklere bakarak bir sistemi tamamıyla kötülemek doğru değildir.O kötü örnekleri savunmak sadece idolojilere inanmaktır.
Bir kişi yaşanmış olan sosyalizm konusunda eleştirel davranıyorsa sürekli kötüyü gösterip yine aynı olacaktır demek sosyalizm dışı idolojilere inanmak demektir.
Öncelikle sosyalizm,i anlamak için Kapitalizmi bilmek gerekir.
Kapitalizm sermaye sisteminin adıdır. Sermeye birikimi sömürü sistemine dayanır yani birinin hakkı olanın hakkının gasbıdır. Sosyalizmse toplum sisteminin adıdır yani sömürü yoktur kalkınma her kesin çalışması vasıtası ile olacaktır zenginlik bütün topluma dağıtılacaktır
Sosyalizmde nihayi hedefi insanın tam özgürlüğüdür bu özgürlüğü engelleyen nesnelerin ya kendiliğinden ya zor yolu ile kaldırılmasıdır.
Kapitalizmdeki nihayi hedef emperyalist olmaktır emperyalizm kendi halkını sömürdüğün gibi başkalarına ait olanlarında zorla gasp edilmesidir
Şimdi sosyalizmmi kapitalizmmi sorusunun cevabı bir insanın içinde bulunduğu sosyal sınıflarla ilgilidir.
Eğer yaşadığın dönemde sömürücüler hırsızlar sınıfların içinde isen tercihin kapitalizm olacaktır.
Eğer yaşadığın şartlar kendini sömrttüren birikimini çaldıran sınıflar içinde yer alıyorsan tercihin sosyalizm olacaktır.
Bu sistemlerin içinde ister kapitalizm ister sosyalizm olsun kötü yönetimler iyi yönetimler olabilir bu var olan hukuka bağlı kalmaktır. Keyfi yönetim kendini düşünme her yönetimde olabilir.
Ama hangi sınıfın içinde bulunduğun şartlar senin sistemlerden birini seçmeye zorunlu kılar.
Sömürülen bir insan kapitalizmden çok sosyalizmi seçer onun için en iyi kapitalizmden en kötü sosyalizm daha demokrattır denir.
Bir sömürücü içinse tam tersidir.
En kötü kapitalizm en iyi sosyalizmden daha güzeldir.
Bu iki insanda haklıdır çünkü insanın düşüncesini yaşadığı şartlar belirler.
Sosyalizm de üretim araçlarının özel mülkiyeti yoktur kapitalistin se mülk canı gibidir. Bir kapitalist sermayesini kaybettiğinde o canı gibi sevdiği sistemden nefret eder yani düşünceyi belirleyen yaşadığı şartlar olduğunu her kes anlar.
Bir işçi için sosyalizm ne kadar kötü bile olsa kapitalizmden daha iyidir çünkü hiç bir şekilde işinden atılmaz. Bir işçinin karnı ancak emek gücünü satabilirse doyar sosyalizmde insanların çalışma ve doyma garantisi vardır.
Bunlar var diye iyiden vaz geçilmez bulunduğun düzeni iyi hale getirmek içinde yaşayan insanların işidir. İşçi sosyalizmi iyi yapmak için gayret sarfecek kapitalistse sermayesinin büyümesi için bulunduğu düzende daha iyi hırsızlık nasıl yapılacak onun şartlarını oluşturacaktır.
İşte tercihimiz öncelikle fikrimiz değil şartlarımızdır. Sadece bizim için değil bütün insanlar için.
Bir Çin ata sözü vardır aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir. Önce karın doyacak sonra demokrasi konuşulacaktır demektir.
Sosyalizmde böyle önce garantilerin sağlanacak sömürüden kurtulacaksın sonra nasıl daha iyi yaşanır düşüneceksin.
Iste yukarida koyulasmis cumle zaten temeldir.
Buradaki sartlarda iki turludur somut ve soyut sartlar.
Somut sartlar bence bugun dunyanin her cografya ve toplumunda yeterlidir.
Iste burada onemli olan somut sartlar ile soyut sartlari kucaklastirabilecek ortamdir.
Buradaki somut sartlar-fiziki sartlardir.
Soyut sartlar da zihni sartlardir.
Simdi bakalim.
Emperyalist ulkelerde, somut sartlar musaittir ve soyut sartlar dasosyal bilinc v.s. olarak hazirdir. Yalniz bireyin ekonomik "rahatligi" bencilligi ve bananeciligi devrim olanagi da demokratik secim ile iktidar olanagi da tanimaz.
Emperyalizmin zayif halkasi olan ulkelerde, mesela Turkiye de somut sartlar hazirdir, ama soyut sartlar hazir degildir. Yani zihin olarak bilinc farkindalik yoktur. O yuzden devrim tepeden inme olur ve toplumu karsisina alir, demokratik olarak ta kimse iktidara getirmez.
Peki gunumuzde sosyalizmi getirebilecek bir somut ve soyut sartlarin birlikteligi yok mudur, vardir.
Emperyalizmin orta halkalarinda diyelim Yunanistanda hem somut hem de soyut sartlar hazirdir. Sosyalizm toplumun secimi ile demokratik olarak iktidara gelebilir ve iktidarda iken de toplumunun da ortak destegi ile sosyalizmi kurabilir.
Basarili olup olamayacagi da genelde ic degil, dis sartlara ulke ve toplumun bu dis sartlara bagimlilik duzeyine direnebilme duzeyine v.s. baglidir.
Kisaca ekonomik sartlarin her turlu bozuklugu tek basina ne devrim icin ne de demokratik secim iktidari icin yeterli degildir.
Devrim toplumun destegini alamaz. Demokratik olarak ta sosyalizmi iktidara getirecek toplumsal/sosyal bilinc yoktuir.
Iste o yuzden tum sartlar ancakemperyalizmin orta halkasi ulke ve toplumlarda bir araya gelebilir.
Ispanya, Italya, Portekiz v.s. bu gruba ornektir.
Sartlar hazir degil ise, devrim toplumdan destek gormez, demokratik secim olarak ta toplum sosyalizmi iktidara getirmez.
Iste o yuzden somut ve soyut sartlar biribirini demokratik olarak destekliyecek bir birliktelikte olmalidir.
spartacus
09-02-2015, 22:22
Iste o yuzden emperyalizmin orta halkasi ulkeler tam da bu durumda, Yunanistan gibi.
Gunumuz bu ulkelerde sosyalizmin demokratik secim ile iktidara gelebilecvegini gosteriyor.
Evrensel-Insan, görünüşe aldanmamak gerekir, dediğim gibi iktidar, hükümet demek değil, kaldı ki SRYZA'yı gelecekte ne bekliyor henüz bilmiyoruz, SRYZA gelecekte nasıl br yolaa devam edecek, belkide sermayenin çekim gücüyle yozlaşacak bilmiyoruz!. Sermaye(para adamı bozar derler ya aslı-özü) her şeyi bozar. Bu Yunanistan örneğin tarihte haddinden fazladır. Diyorum ya sistem bu kadar basit ve yüzeysel değil..
Yunanistan gibi ülkelerde hükümete sol ya da sosyalist partilerin gelmesi demek iktidar değişti, sistem değişti demek değil. Yunanistan da eskiden; http://tr.wikipedia.org/wiki/Panhelenik_Sosyalist_Hareket
Lütfen aşağı inip rakamları, meclis sandalye sayılarını ve kaç kez hükümet olduklarını okur musunuz?
Tabloda tam 6 KEZ 1. parti ve HÜKÜMET olmuş, bakın sizin dediğinizi TAM 6 KEZ BAŞARMIŞ! Yukarıdaki tablo da size ciddi SAYIDA yanıldığınızın somut örneklerini veriyor. Burada YANILGIDAN bahsediyorum, ama SRYZA'ya destek vermediğim anlamına gelmez. Türkiye'de de oyumu HDP li bağımsızlara veriyordum, şimdi yine HDP'ye verecem. Kısaca siz analiz yapanın bilimsel yaklaşımına, YANİ ANALİZ VE SONUCA göre değil, ANALİZDEN YOLA ÇIKARAK ANALİZİ YAPAN KİŞİYİ HEDEF ALIYORSUNUZ, bu hata/yanlış anlaşılmaya varır. Siz bir hastasına grip olduğunu söyedi diye, DOKTOR DÖVMEYE KALKIYORSUNUZ, hastayı grip yapıyorsun diye(?!). Karıştırmamak gerekir, analizi yapmam ayrı, analizin bilimsel sonuçları ayrı, benim NE OLMASINI İSTEDİĞİM/ARZUM AYRI ŞEYLER.
Şekeri suya attım da KARIŞMASIN istedim! Olabilir ama GÖRÜYORUM Kİ, ŞEKER SUDA ERİYOR, gördünüz mü, bilimsel, objektif analiz/bilinç ayrı bir şey, İSTEM/ARZU ayrı... Şeker suda erimesin istedim ama eriyor? KOŞULLAR! Bu kapitalizm ölçeğinde de geçerli. Yani benim tercihim, arzum başka, ortada olanın hali/durumu/analizi/koşulu başka. Benim tercih/arzum irademdedir, ama ortada olan benim iradem de değil...
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan_Kom%C3%BCnist_Partisi
1977 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1977_Yunanistan_genel_se%C3%A7imle ri&action=edit&redlink=1) Parlamento 480,272 9.36% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b0/Increase2.svg/11px-Increase2.svg.png 11 1981 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1981_Yunanistan_genel_se%C3%A7imle ri&action=edit&redlink=1) Parlamento 620,302 10.93% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b0/Increase2.svg/11px-Increase2.svg.png 13 1985 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1985_Yunanistan_genel_se%C3%A7imle ri&action=edit&redlink=1) Parlamento 629,525 9.1% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/ed/Decrease2.svg/11px-Decrease2.svg.png 12 Haz 1989 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Haziran_1989_Yunanistan_genel_se%C 3%A7imleri&action=edit&redlink=1) Parlamento 855,944 13.1% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b0/Increase2.svg/11px-Increase2.svg.png 28
Bakın 855,944 OY. Yunanistan Komünist Partisi almış. Siz Türkiye ya da başka geri kalmış ülkelerdeki (ki dinler sayesinde egemenler cennetlerini daha zahmetsiz yürütür, statükoyu korur, haliyle toplum bilinçlenmeye karşı bağışıklıdır, cehalet bünye haline gelmiş-GETİRİLMİŞTİR çünkü. Daha uzun, çetrefilli, daha fazla baskı/şiidete maruz kalma(çünkü sermaye iktidarı daha güçlü!) vadeli yol, daha zorlu süreçler, daha can alıcı ve kitlelere-imkanı varsa! tabi- daha kolay yoldan bilinçlenmlerini sağlayacak iletişim.).. DİRENİŞÇİ/DEVRİMCLER ile sosyalist, komünsitleri karıştırıyorsunuz. Siz sanıyorsunuz ki feodal, köktenci örgütlerin dediği gibi bir sosyalizm, iktidar biçimi var. Ya da tamamen ajidatif, örgüt propagandasına dayalı ve tamamen etiket tapımı/inancını körükleyen(yani tipik mürid bulma anlayışı) yolu, yordamına bakarak, sanıyorsunuz ki sosyalistler böyle... Bir şeyin aslı ayrı bir şey, SAPMASI ayrı, yani sandığınız gibi değil. Sonra yine Lenin hakkında ve en tabi dönemi hakkında pek bir bilginiz olmadığı açık(Ekim devrimi öncesi Bolşevikler işçi-emekçilerden-kısaca halktan- 10.000.000 oy almışlardır ve savaş hala sürmektedir, hem Birinci Dünya Savaşı hem de Japonya Başta olmak üzere sosyalistlere karşı Burjuva, çarlık ordularını desteklemeleri ve savaşlari suikastler ve yetmedi, sınır ötesi askeri harekatlarla saldırı ortamı vardır!). Yine siz eğer feodal kahramanlık/hak arama, iyi/kötü savaşı temelindeki yapıları komünist sanıyorsanız ve onların ML ibarelerini, gerçekten de Marx, Lenin ve bu insanalrın teori, pratikleri sanıyorsanız yanılırsınız.
Bakın yine örnek vereyim;
http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Almanya_Sosyal_Demokrat_Partisi&redirect=no
Bakın Kurucusu Kim
http://tr.wikipedia.org/wiki/August_Bebel
http://tr.wikipedia.org/wiki/Wilhelm_Liebknecht
Bakın öteki bileşimi kim
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_Demokrat_%C4%B0%C5%9F%C3%A7i_Partisi
Yani her ifadelerinizde siz SOSYALİZME sürekli marjinal-ideolojik çerçevelerde(ki nedenleri de açık Soğuk Savaş döneminin yarattığı garip yapılanmalar, klişeleşmiş etiket kafasına bakıp, belkide sosyalizmi ABD odaklı öğreniyorsunuz) haksızlık ediyorsunuz. Kapitalizmin tarihinde ne sosyal ne de demokarsi yoktur, bu gün bunlardan bahsediyorsak, o çağlardaki mücadeleler sayesinde. Siz şimdi rahatsınız, efendim ben ZORA KARŞIYIM diyor(ama nedense İKTİDAR aygıtından bahsediyorsunuz bu da çelişki), geçmişi, çağına, KAPİTALİZMİN, EMPERYALİZMİN ZULÜM VE BASKILARINA bakmadan direnenleri TU-KAKA şiddet yanlısı lanse ediyorsanız, omuzlarına basarak geldiğiniz şu RAHAT günlerde o insanlara haksızlık etmiş oluyorsunuz.
Alman Sosyal Demokrat Partisi'de revize olmuş, ihanete de uğramıştır, çünkü sosyalist yapıların en büyük sorunu sistem içi faaliyetlerde YOZLAŞMA dır, kapitalizm koşulalrında yozlaşmamak hç bir zaman kolay değildir, feodalite koşulalrında da aynı sorunları burjuvalar ve aydınlanmacılar yaşadı!... Bu süreci getiren en önemli etken de ne yazık ki HÜKÜMET'e gelmek, ya da KAPİTALİZMİN KENDİLİĞİNDEN OOO TABİ GELİN BEN SÖMÜRMEKTEN VAZGEÇTİM diyeceğini düşünmektentir. Hükümete gelip sistemin hiç bir şeyine dokunamamak, sermayenin boyunduruğu altına girmek, sistemi KABUL EDİLEBİLİR düzeylerde, kabul edilebilir düzeylere doğru esnetmekdir, yani sermaye ile statüko temelli işbirliği(!). Bu halde Sermaye eğer ÖDÜN VERME DURUMU doğmuş ise GÜLEREK ödün verir, ama içten, içe de sizden onu koprtamanın yollarını arar ve Almanya'da bu yol Nazi partisi ile bulundu(Hitler filan hikaye, gerçekten o işin temelinde de, ardında da Alman sermayesi vardır, düzgün bir tarihsel inceleme yapabilen herkes bunu görebilir, Hitler de bu sermaye poltikalarını hem örgütleyip birleştirici rol almış hem de zekasıyla diğer ülkeleri sömürgeleştirme yolunda hayli kapsamlı adımlar atmış-attırmıştır.). Yani sen barışçıl da gelsen, ÇIKARLARA DOKUNDUĞUN AN, kellenin derdine düşersin Evrensel-Insan :)
İdeoloji olmadan POLİTİKA olmaz, sosyalizminde ideolojisi var, ve politika içindeklerin ideolojik olarak sağlam olması gerekir. İdeolojik temel farklı bir şey, etiketlenmiş klişelerle dejenere edilmiş ideolojik duruşlar farklı, karıştırılmamalı.
Çekoslavak Lejyonunca öldürülen Bolşevikler.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f6/Czechoslovaks_victims_of_Bolshveki_near_Vladivosto k.jpg
Yabancı askerlerin Rusya’ya birlik çıkartma tarihleri ve ilk andaki asker sayıları aşağıdaki gibidir:
Nisan 1918, Japonya, 500 asker
Mayıs 1918, İngiltere, 50 asker
Haziran 1918, ABD, 500 asker
Haziran 1918, Fransa
Haziran 1918, İngiltere 600 asker
..... Bolşeviklere karşı saf tutacaklardır. ......
Eylül 1918’e gelindiğinde Vladivostok ve civarında korkunç bir askeri yığınak göze çarpmaktadır:
Japonya: 70.000 asker
İngiltere: 829 asker
İtalya: 1.400 asker
ABD: 5.000 asker
Fransa: 107 Vietnam askeri
Evet siz neyden bahsediyorsunuz? Ben ne diyorum coğrafik yer, zaman, güncel koşullar, şartlar.... Bu önemlidir... Yani kısaca kapitalizm koşullarında her durumu TARAFLARCA ele alıp düşünmek durumundasınız. Lenin'in tercihi de SİLAHSIZ, SAVAŞSIZ, ZORA DAYANMADAN SOSYALİZMDİR. BU her sosyalistin tercihi, İSTEĞİ, ARZUSU. Şimdi üst paragraflarda verdiğim ŞEKER/SU örneğine dönünüz...
Son olarak, benim düşüncem arzum ney mi? İktidar ortadan kaldırılmalı ve hiç iktidar olmamalı! Çünkü iktidar ZOR AYGITIDIR, O halde bu AYGITI GEREKSİNİM haline getirecek her türlü ZEMİN/KŞUL DEĞİŞTİRİLMELİ, o hale gelmelidir ki, artık İKTİDAR bir gereksinim olmaktan çıkmalıdır. Yani siz bana ZOR KULLANIMI TARAFTARI derken, aksine benim ARZUM, HAYALİM, ZOR KULLANACAK BİR İKTİDARIN OLMAMASIDIR. Siz kendinizi ZORA DAYANMAYAN olarak görüyorsanız yanılıyorsunuz, sizde en az zora dayanan kapitalizm gibi ZORA DAYANIYORSUNUZ, istediğiniz için mi? Tercih ettiğiniz için mi? Arzunuz mu? Zevkiniz mi? HAYIR, KOŞULLAR!
Ben ise gelecekte bir gün zora dayanmayacak bir dünya ümit ediyorum! İktidarın da olmadığı ve bu mümkün(teorik olarak imkanı ortada, pratik mi, belki 300 yıl sonra, kestirmek, kehanet mümkün değil, ama bu günden, o günlere doğru yönelimle gerçeğe dönüşecek..). Ve bu süreç, sistemin zor aygıtının lav edilmesi, tamamen kökten değişmesini gerektiyorsa, bu iradelerden bağımsız aşılması gerkenbir SÜREÇTİR.... vs. vs. vs...)
Minik bir ipucu size, sınırlar olmazsa, sınırları koruyacak bekçilere de gerek kalmaz değil mi?
evrensel-insan
09-02-2015, 23:17
Evrensel-Insan, görünüşe aldanmamak gerekir, dediğim gibi iktidar, hükümet demek değil, kaldı ki SRYZA'yı gelecekte ne bekliyor henüz bilmiyoruz, SRYZA gelecekte nasıl br yolaa devam edecek, belkide sermayenin çekim gücüyle yozlaşacak bilmiyoruz!. Sermaye(para adamı bozar derler ya aslı-özü) her şeyi bozar. Bu Yunanistan örneğin tarihte haddinden fazladır. Diyorum ya sistem bu kadar basit ve yüzeysel değil..
Yunanistan gibi ülkelerde hükümete sol ya da sosyalist partilerin gelmesi demek iktidar değişti, sistem değişti demek değil. Yunanistan da eskiden; http://tr.wikipedia.org/wiki/Panhelenik_Sosyalist_Hareket
Lütfen aşağı inip rakamları, meclis sandalye sayılarını ve kaç kez hükümet olduklarını okur musunuz?
Tabloda tam 6 KEZ 1. parti ve HÜKÜMET olmuş, bakın sizin dediğinizi TAM 6 KEZ BAŞARMIŞ! Yukarıdaki tablo da size ciddi SAYIDA yanıldığınızın somut örneklerini veriyor. Burada YANILGIDAN bahsediyorum, ama SRYZA'ya destek vermediğim anlamına gelmez. Türkiye'de de oyumu HDP li bağımsızlara veriyordum, şimdi yine HDP'ye verecem. Kısaca siz analiz yapanın bilimsel yaklaşımına, YANİ ANALİZ VE SONUCA göre değil, ANALİZDEN YOLA ÇIKARAK ANALİZİ YAPAN KİŞİYİ HEDEF ALIYORSUNUZ, bu hata/yanlış anlaşılmaya varır. Siz bir hastasına grip olduğunu söyedi diye, DOKTOR DÖVMEYE KALKIYORSUNUZ, hastayı grip yapıyorsun diye(?!). Karıştırmamak gerekir, analizi yapmam ayrı, analizin bilimsel sonuçları ayrı, benim NE OLMASINI İSTEDİĞİM/ARZUM AYRI ŞEYLER.
Şekeri suya attım da KARIŞMASIN istedim! Olabilir ama GÖRÜYORUM Kİ, ŞEKER SUDA ERİYOR, gördünüz mü, bilimsel, objektif analiz/bilinç ayrı bir şey, İSTEM/ARZU ayrı... Şeker suda erimesin istedim ama eriyor? KOŞULLAR! Bu kapitalizm ölçeğinde de geçerli. Yani benim tercihim, arzum başka, ortada olanın hali/durumu/analizi/koşulu başka. Benim tercih/arzum irademdedir, ama ortada olan benim iradem de değil...
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan_Kom%C3%BCnist_Partisi
1977 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1977_Yunanistan_genel_se%C3%A7imle ri&action=edit&redlink=1) Parlamento 480,272 9.36% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b0/Increase2.svg/11px-Increase2.svg.png 11 1981 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1981_Yunanistan_genel_se%C3%A7imle ri&action=edit&redlink=1) Parlamento 620,302 10.93% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b0/Increase2.svg/11px-Increase2.svg.png 13 1985 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1985_Yunanistan_genel_se%C3%A7imle ri&action=edit&redlink=1) Parlamento 629,525 9.1% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/ed/Decrease2.svg/11px-Decrease2.svg.png 12 Haz 1989 (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Haziran_1989_Yunanistan_genel_se%C 3%A7imleri&action=edit&redlink=1) Parlamento 855,944 13.1% http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b0/Increase2.svg/11px-Increase2.svg.png 28
Bakın 855,944 OY. Yunanistan Komünist Partisi almış. Siz Türkiye ya da başka geri kalmış ülkelerdeki (ki dinler sayesinde egemenler cennetlerini daha zahmetsiz yürütür, statükoyu korur, haliyle toplum bilinçlenmeye karşı bağışıklıdır, cehalet bünye haline gelmiş-GETİRİLMİŞTİR çünkü. Daha uzun, çetrefilli, daha fazla baskı/şiidete maruz kalma(çünkü sermaye iktidarı daha güçlü!) vadeli yol, daha zorlu süreçler, daha can alıcı ve kitlelere-imkanı varsa! tabi- daha kolay yoldan bilinçlenmlerini sağlayacak iletişim.).. DİRENİŞÇİ/DEVRİMCLER ile sosyalist, komünsitleri karıştırıyorsunuz. Siz sanıyorsunuz ki feodal, köktenci örgütlerin dediği gibi bir sosyalizm, iktidar biçimi var. Ya da tamamen ajidatif, örgüt propagandasına dayalı ve tamamen etiket tapımı/inancını körükleyen(yani tipik mürid bulma anlayışı) yolu, yordamına bakarak, sanıyorsunuz ki sosyalistler böyle... Bir şeyin aslı ayrı bir şey, SAPMASI ayrı, yani sandığınız gibi değil. Sonra yine Lenin hakkında ve en tabi dönemi hakkında pek bir bilginiz olmadığı açık(Ekim devrimi öncesi Bolşevikler işçi-emekçilerden-kısaca halktan- 10.000.000 oy almışlardır ve savaş hala sürmektedir, hem Birinci Dünya Savaşı hem de Japonya Başta olmak üzere sosyalistlere karşı Burjuva, çarlık ordularını desteklemeleri ve savaşlari suikastler ve yetmedi, sınır ötesi askeri harekatlarla saldırı ortamı vardır!). Yine siz eğer feodal kahramanlık/hak arama, iyi/kötü savaşı temelindeki yapıları komünist sanıyorsanız ve onların ML ibarelerini, gerçekten de Marx, Lenin ve bu insanalrın teori, pratikleri sanıyorsanız yanılırsınız.
Bakın yine örnek vereyim;
http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Almanya_Sosyal_Demokrat_Partisi&redirect=no
Bakın Kurucusu Kim
http://tr.wikipedia.org/wiki/August_Bebel
http://tr.wikipedia.org/wiki/Wilhelm_Liebknecht
Bakın öteki bileşimi kim
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_Demokrat_%C4%B0%C5%9F%C3%A7i_Partisi
Yani her ifadelerinizde siz SOSYALİZME sürekli marjinal-ideolojik çerçevelerde(ki nedenleri de açık Soğuk Savaş döneminin yarattığı garip yapılanmalar, klişeleşmiş etiket kafasına bakıp, belkide sosyalizmi ABD odaklı öğreniyorsunuz) haksızlık ediyorsunuz. Kapitalizmin tarihinde ne sosyal ne de demokarsi yoktur, bu gün bunlardan bahsediyorsak, o çağlardaki mücadeleler sayesinde. Siz şimdi rahatsınız, efendim ben ZORA KARŞIYIM diyor(ama nedense İKTİDAR aygıtından bahsediyorsunuz bu da çelişki), geçmişi, çağına, KAPİTALİZMİN, EMPERYALİZMİN ZULÜM VE BASKILARINA bakmadan direnenleri TU-KAKA şiddet yanlısı lanse ediyorsanız, omuzlarına basarak geldiğiniz şu RAHAT günlerde o insanlara haksızlık etmiş oluyorsunuz.
Alman Sosyal Demokrat Partisi'de revize olmuş, ihanete de uğramıştır, çünkü sosyalist yapıların en büyük sorunu sistem içi faaliyetlerde YOZLAŞMA dır, kapitalizm koşulalrında yozlaşmamak hç bir zaman kolay değildir, feodalite koşulalrında da aynı sorunları burjuvalar ve aydınlanmacılar yaşadı!... Bu süreci getiren en önemli etken de ne yazık ki HÜKÜMET'e gelmek, ya da KAPİTALİZMİN KENDİLİĞİNDEN OOO TABİ GELİN BEN SÖMÜRMEKTEN VAZGEÇTİM diyeceğini düşünmektentir. Hükümete gelip sistemin hiç bir şeyine dokunamamak, sermayenin boyunduruğu altına girmek, sistemi KABUL EDİLEBİLİR düzeylerde, kabul edilebilir düzeylere doğru esnetmekdir, yani sermaye ile statüko temelli işbirliği(!). Bu halde Sermaye eğer ÖDÜN VERME DURUMU doğmuş ise GÜLEREK ödün verir, ama içten, içe de sizden onu koprtamanın yollarını arar ve Almanya'da bu yol Nazi partisi ile bulundu(Hitler filan hikaye, gerçekten o işin temelinde de, ardında da Alman sermayesi vardır, düzgün bir tarihsel inceleme yapabilen herkes bunu görebilir, Hitler de bu sermaye poltikalarını hem örgütleyip birleştirici rol almış hem de zekasıyla diğer ülkeleri sömürgeleştirme yolunda hayli kapsamlı adımlar atmış-attırmıştır.). Yani sen barışçıl da gelsen, ÇIKARLARA DOKUNDUĞUN AN, kellenin derdine düşersin Evrensel-Insan :)
İdeoloji olmadan POLİTİKA olmaz, sosyalizminde ideolojisi var, ve politika içindeklerin ideolojik olarak sağlam olması gerekir. İdeolojik temel farklı bir şey, etiketlenmiş klişelerle dejenere edilmiş ideolojik duruşlar farklı, karıştırılmamalı.
Çekoslavak Lejyonunca öldürülen Bolşevikler.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f6/Czechoslovaks_victims_of_Bolshveki_near_Vladivosto k.jpg
Yabancı askerlerin Rusya’ya birlik çıkartma tarihleri ve ilk andaki asker sayıları aşağıdaki gibidir:
Nisan 1918, Japonya, 500 asker
Mayıs 1918, İngiltere, 50 asker
Haziran 1918, ABD, 500 asker
Haziran 1918, Fransa
Haziran 1918, İngiltere 600 asker
..... Bolşeviklere karşı saf tutacaklardır. ......
Eylül 1918’e gelindiğinde Vladivostok ve civarında korkunç bir askeri yığınak göze çarpmaktadır:
Japonya: 70.000 asker
İngiltere: 829 asker
İtalya: 1.400 asker
ABD: 5.000 asker
Fransa: 107 Vietnam askeri
Evet siz neyden bahsediyorsunuz? Ben ne diyorum coğrafik yer, zaman, güncel koşullar, şartlar.... Bu önemlidir... Yani kısaca kapitalizm koşullarında her durumu TARAFLARCA ele alıp düşünmek durumundasınız. Lenin'in tercihi de SİLAHSIZ, SAVAŞSIZ, ZORA DAYANMADAN SOSYALİZMDİR. BU her sosyalistin tercihi, İSTEĞİ, ARZUSU. Şimdi üst paragraflarda verdiğim ŞEKER/SU örneğine dönünüz...
Son olarak, benim düşüncem arzum ney mi? İktidar ortadan kaldırılmalı ve hiç iktidar olmamalı! Çünkü iktidar ZOR AYGITIDIR, O halde bu AYGITI GEREKSİNİM haline getirecek her türlü ZEMİN/KŞUL DEĞİŞTİRİLMELİ, o hale gelmelidir ki, artık İKTİDAR bir gereksinim olmaktan çıkmalıdır. Yani siz bana ZOR KULLANIMI TARAFTARI derken, aksine benim ARZUM, HAYALİM, ZOR KULLANACAK BİR İKTİDARIN OLMAMASIDIR. Siz kendinizi ZORA DAYANMAYAN olarak görüyorsanız yanılıyorsunuz, sizde en az zora dayanan kapitalizm gibi ZORA DAYANIYORSUNUZ, istediğiniz için mi? Tercih ettiğiniz için mi? Arzunuz mu? Zevkiniz mi? HAYIR, KOŞULLAR!
Ben ise gelecekte bir gün zora dayanmayacak bir dünya ümit ediyorum! İktidarın da olmadığı ve bu mümkün(teorik olarak imkanı ortada, pratik mi, belki 300 yıl sonra, kestirmek, kehanet mümkün değil, ama bu günden, o günlere doğru yönelimle gerçeğe dönüşecek..). Ve bu süreç, sistemin zor aygıtının lav edilmesi, tamamen kökten değişmesini gerektiyorsa, bu iradelerden bağımsız aşılması gerkenbir SÜREÇTİR.... vs. vs. vs...)
Minik bir ipucu size, sınırlar olmazsa, sınırları koruyacak bekçilere de gerek kalmaz değil mi?
Genel bir yanit vereyim.
Basta neye itiraz ettigini anlamadim.
Yunanistan'in tabik,i gelecekte nasil bir yol alacagi bugunden belli olmaz.
Ben bir onceki mesajimda sosyalizmin gelebilirliginin ve gelis seklinin siniflamasini verdim.
Tabi ki iktidari da sinirlari da zaten evrensel olarak ve insansal olarak ben de istemem.
Yalniz bu isler istemeyle olmuyor.
Sonucta sosyalizm hangi cografya ve topluymda gelirse gelsin, devrim ile de demokrasi ile de iktidara gelecektir once.
Zaten serbest dusuncenin temeli dogumdan beri verilen her turlu fark temelli ayrimci deger very ve tabulardan kurtulmaktir.
Cunku insanoglunun insan olmanin disinda baska bir sifati yoktur.
Gonul isterki tum insanlik ic ice tum dunyada sinirsiz ayrimsiz ve insanlik icin bilim icin teknik icin ve mevcut canli cansiz fenomenler icin, yasasin ve yasatsin.
Yalniz burada onemli olan sudur.
Sosyalizm ya da baska bir ideoloji, toplumun destegini almadan geldiginde, kalabilmek icin toplumu karsisinaalmak ve bu yuzden de topluma karsi gucotorite kullanmak durumundayim.
Iste ben evrensel hukuk insan haklari temelinde hak ve ozgurlukler Adina buna karsiyim.
Bugun bunu zaten emperyalizm yapiyor.
Bizim yaptigimizin ondan farkli olmasi ve insanliga yonelik olmasi gerekir.
Insanligikullanmak, harcamak somurmek, zorla bir seyi Kabul ettirmek v.s. degil.
Cunku sosyalizmin o zaman diyelim fasizmden de bir farki kalmaz.
Niçin Sosyalizm.
Bir ülkede kapitalizmin şartları ağır olduğun da siyasal krizin yüksek olduğu zamanlar bütün toplum bu düzenin değişmesini ister. Toplum 5 duyusu ile bu düzenden hoşnut değildir o zaman devrim için somut şartlar oluşmuştur. Biz buna siyasi olarak devrimci durum deriz.
Bir ülkede henüz insanlar kapitalizmden çok şikayetçi değildir ama kapitalizm dışı örgütler değişimi çok arzu eder bu siyasi olarak soyut şartlardır.
Bu değiimi isteyen örgüt sistemi grevler direnişler işgaller yolu ile zorlar siyasi krizin çıkmasını sağlar işte bu durum soyut olan şartların somuta dönüşmesidir. Bu örgütler parementoyu da işin içine katarak düzeni işlemez hale sokar.
Her iki koşulda da devrim vardır.
Biz yıllar önce emperyalist zincirin zayıf halkalarını aradık hep zayıf halkaları gelişmekte olan ülkeler olarak gördük belkide o zaman haklı idik. Çünkü kötüde olsa kapitalist zincirin karşısında bir sosyalist zincir vardı her emperyalist savaş aynı zamanda sosyal bir savaşın merkezi oluyordu. Çünkü her anti emperyalist baş kaldırının özneleri devrimci komünist örgütlerdi ve yanlarında hep sosyalist blok vardı.
Sosyalist blok çöktükten sonra bütün işler değişti artık anti emperyalist baş kaldırılar milliyetçi örgütlerin insiyatifinde geçiyor bunların talebi sosyalizm değil.
Emperyalist zincirde değişiklikler oldu zayıf halkalar değişti. Bu gün zayıf halkalar avrupa ülkeleri olmakla beraber asya da bazı ülkeleri latin Amerika olmaktadır.
Dünyada sosyalizm için en zayıf halka Avrupa ülkeleridir. Ayrıca nitel olarak sosyalizme en yakın ülkelerdir. Üretici güçler oldukça gelişmiş durumdadır çalışabilecek nüfusun büyük bir bölümü sosyal yardımlarla yaşamakta ülke nüfusunda büyük değişiklikler olmuştur aşırı göç vasıtası ile halkta memnuniyetsizlik yüksektir. Bu tepkiler milliyetçi partileri en güçlü parti haline sokmuştur. Krizlerden ve bunalımlardan çıkmıyorlar
İtalya ispanya potekiz İngiltere Fransa gibi ülkeler borç batağına saplanmıştır.
Üretici güçlerin gelişmesi sonucu işçi istihdamları genelde hizmet iş kollarında olmaktadır .Devletleri sosyal yardımlar bunaltmış durumdadır bu konuda ayrılmış dev bütçelerde nasıl kısıntı yapmanın hesapları yapılmaktadır.
Hukuk un vazgeçilmezliği şaşmıştır bir almanın yerine bir polanyalı tercih edilmektedir.
Halk giderek var olan durumun bozulduğunu fark etmekte ve korkmaktadır.
Yabancı düşmanlığı siyasi olarak pirim yapmaktadır.
Avrupanın bir çok ülkesinde sosyalizm için somut şartlar giderek olgunlaşmaktadır. Tek kusur devrim yapacak bütün komünistler devrimci değildir komünist partileri de.
Avrupada yeni ve devrimci örgütlere ihtiyaç vardır.
spartacus
10-02-2015, 00:39
Yalniz burada onemli olan sudur.
Sosyalizm ya da baska bir ideoloji, toplumun destegini almadan geldiginde, kalabilmek icin toplumu karsisinaalmak ve bu yuzden de topluma karsi gucotorite kullanmak durumundayim.
Iste ben evrensel hukuk insan haklari temelinde hak ve ozgurlukler Adina buna karsiyim.
Bugun bunu zaten emperyalizm yapiyor.
Evrensel
Sürekli tekrar ediyorum ya, 3-5 kellenin darbe yapması vb bu tür şeyler devrim değil sosyalizm zaten bu modele de uymaz, bu biçimle de gelemz, devrimde böyle olmaz, sosyalizm de olmaz, macera bile olmaz.
Sen eleştirini yukarıdaki temelden hareketle yapıyorsun, ama sorun şu, böyle bir darbeyi, bu tarz tepeden inmeciliği hiç savunmadım, aksine yazılarım bu tarza da, anlayışına da karşıt...
yani şiddet isteyen, şiddet yanlısı ya da kapitalizmin değişimini şiddet diye öngören bir muhatabın yok.
Dediğim gibi gönlümün istediği başkadır, fiiliyatta olan başka. Ben insanların kitlesel/geniş bir biçimde bilinçli olup, artık dur, bu işi değişitrelim demesi, yani bu derece de bir hukuki/fiziksel güce erişmesini isterim. Yani isterim ki karşısında, artık ne sistem, rejim, ne iktidar ne fiziksel-şiddet, baskı, ne de politik adım at-a-maz hale gelsin, ama bu sadece bir dilek :). Toplumun %90 ı sosyalizm isterse yapar, ama bu haldeyken dahi istisnai durum hariç güce başvuracaktır, çünkü o zaman hükümet değil karşısında orduyu vb bulacaktır, hatta emperyalist ülkelerin askerlerini bile bulabilir... Bu işin günahı da vebali de topluma ait değil.
Son olarak her türlü OTORİTE ve otoriteyi gerektirir koşulu istemiyorum, yani ben özgülümde buyum. Devletide, iktidarı da bunları gerektirecek üretim, yaşam tarzını da istemiyorum.
Sınır olmazsa bekçiside olmaz, mal olmazsa statükosuda, savaşlarıda, payalaşım kavgalarıda, toprak daha doğrusu dünya, üzerinde yaşayan herkesindir, kimse kimsenin ne malı ne de oyuncağı değildir, olmamalı. İnsandan, bir karınca, solucana değin... Eni sonu bir gaye var o da insan ve doğa ve en tabiki en doğal insan ilişkileri, sosyal örgü noktasına varabilmek... Bu gün için bunu idrak/hayal etmek zor, çünkü nasıl ki tarlalar varsa bekçiside, tapusuda olur ve insanlar tapusuz, bekçisiz(sahibi vb) düşünemiyor bu da öyle, çünkü hali hazır insanlık, dünya, yaşam bilinci, iktidarsız olacak gibi değil. Yani en fazla Şirinleri izleyenler küçücük bir idrak geliştirebilir, birisinin tecrübelerine başvumak için o kişinin iktidar başı olması gerekmiyor :) Bu nedenle diyorum amaç bir iktidar yıkmak değil, amaç aslında iktidarı gereksindiren ortamı/koşulu değiştirmek, haliyle bu da yine iktidara dokunmaktan geçiyor ve bu da devrim oluyor...
evrensel-insan
10-02-2015, 00:41
Niçin Sosyalizm.
Bir ülkede kapitalizmin şartları ağır olduğun da siyasal krizin yüksek olduğu zamanlar bütün toplum bu düzenin değişmesini ister. Toplum 5 duyusu ile bu düzenden hoşnut değildir o zaman devrim için somut şartlar oluşmuştur. Biz buna siyasi olarak devrimci durum deriz.
Turkiye'de vahsi kapitalizm var ve hergun en az bir isci oluyor. Ayrica cesitli nedenlerden cesitli halk kesimleri de sokakjta, polis tutukluyor, tartakliyor. Daha bugun bir suru polis operasyon ile goz altina alindi. Ekonomik olarak ise, dollar 2.5 TL'yi buldu. Dolar yukseliminden ulke milyon dolarlar kaybetti.
Aclik yoksulluk issizlik hadsafhada. Hala da devrimci durum yok, neden?
Bir ülkede henüz insanlar kapitalizmden çok şikayetçi değildir ama kapitalizm dışı örgütler değişimi çok arzu eder bu siyasi olarak soyut şartlardır.
Bu değiimi isteyen örgüt sistemi grevler direnişler işgaller yolu ile zorlar siyasi krizin çıkmasını sağlar işte bu durum soyut olan şartların somuta dönüşmesidir. Bu örgütler parementoyu da işin içine katarak düzeni işlemez hale sokar.
Her iki koşulda da devrim vardır.
Biz yıllar önce emperyalist zincirin zayıf halkalarını aradık hep zayıf halkaları gelişmekte olan ülkeler olarak gördük belkide o zaman haklı idik. Çünkü kötüde olsa kapitalist zincirin karşısında bir sosyalist zincir vardı her emperyalist savaş aynı zamanda sosyal bir savaşın merkezi oluyordu. Çünkü her anti emperyalist baş kaldırının özneleri devrimci komünist örgütlerdi ve yanlarında hep sosyalist blok vardı.
Sosyalist blok çöktükten sonra bütün işler değişti artık anti emperyalist baş kaldırılar milliyetçi örgütlerin insiyatifinde geçiyor bunların talebi sosyalizm değil.
Emperyalist zincirde değişiklikler oldu zayıf halkalar değişti. Bu gün zayıf halkalar avrupa ülkeleri olmakla beraber asya da bazı ülkeleri latin Amerika olmaktadır.
Dünyada sosyalizm için en zayıf halka Avrupa ülkeleridir. Ayrıca nitel olarak sosyalizme en yakın ülkelerdir. Üretici güçler oldukça gelişmiş durumdadır çalışabilecek nüfusun büyük bir bölümü sosyal yardımlarla yaşamakta ülke nüfusunda büyük değişiklikler olmuştur aşırı göç vasıtası ile halkta memnuniyetsizlik yüksektir. Bu tepkiler milliyetçi partileri en güçlü parti haline sokmuştur. Krizlerden ve bunalımlardan çıkmıyorlar
İtalya ispanya potekiz İngiltere Fransa gibi ülkeler borç batağına saplanmıştır.
Üretici güçlerin gelişmesi sonucu işçi istihdamları genelde hizmet iş kollarında olmaktadır .Devletleri sosyal yardımlar bunaltmış durumdadır bu konuda ayrılmış dev bütçelerde nasıl kısıntı yapmanın hesapları yapılmaktadır.
Hukuk un vazgeçilmezliği şaşmıştır bir almanın yerine bir polanyalı tercih edilmektedir.
Halk giderek var olan durumun bozulduğunu fark etmekte ve korkmaktadır.
Yabancı düşmanlığı siyasi olarak pirim yapmaktadır.
Avrupanın bir çok ülkesinde sosyalizm için somut şartlar giderek olgunlaşmaktadır. Tek kusur devrim yapacak bütün komünistler devrimci değildir komünist partileri de.
Avrupada yeni ve devrimci örgütlere ihtiyaç vardır.
Evet bunlari ben bir onceki mesajda aciklamistim.
evrensel-insan
10-02-2015, 00:48
Evrensel
Sürekli tekrar ediyorum ya, 3-5 kellenin darbe yapması vb bu tür şeyler devrim değil sosyalizm zaten bu modele de uymaz, bu biçimle de gelemz, devrimde böyle olmaz, sosyalizm de olmaz, macera bile olmaz.
Sen eleştirini yukarıdaki temelden hareketle yapıyorsun, ama sorun şu, böyle bir darbeyi, bu tarz tepeden inmeciliği hiç savunmadım, aksine yazılarım bu tarza da, anlayışına da karşıt...
Ben senin savundugunu soylemedim ki!
yani şiddet isteyen, şiddet yanlısı ya da kapitalizmin değişimini şiddet diye öngören bir muhatabın yok.
Dediğim gibi gönlümün istediği başkadır, fiiliyatta olan başka. Ben insanların kitlesel/geniş bir biçimde bilinçli olup, artık dur, bu işi değişitrelim demesi, yani bu derece de bir hukuki/fiziksel güce erişmesini isterim. Yani isterim ki karşısında, artık ne sistem, rejim, ne iktidar ne fiziksel-şiddet, baskı, ne de politik adım at-a-maz hale gelsin, ama bu sadece bir dilek :). Toplumun %90 ı sosyalizm isterse yapar, ama bu haldeyken dahi istisnai durum hariç güce başvuracaktır, çünkü o zaman hükümet değil karşısında orduyu vb bulacaktır, hatta emperyalist ülkelerin askerlerini bile bulabilir... Bu işin günahı da vebali de topluma ait değil.
Son olarak her türlü OTORİTE ve otoriteyi gerektirir koşulu istemiyorum, yani ben özgülümde buyum. Devletide, iktidarı da bunları gerektirecek üretim, yaşam tarzını da istemiyorum.
Sınır olmazsa bekçiside olmaz, mal olmazsa statükosuda, savaşlarıda, payalaşım kavgalarıda, toprak daha doğrusu dünya, üzerinde yaşayan herkesindir, kimse kimsenin ne malı ne de oyuncağı değildir, olmamalı. İnsandan, bir karınca, solucana değin... Eni sonu bir gaye var o da insan ve doğa ve en tabiki en doğal insan ilişkileri, sosyal örgü noktasına varabilmek... Bu gün için bunu idrak/hayal etmek zor, çünkü nasıl ki tarlalar varsa bekçiside, tapusuda olur ve insanlar tapusuz, bekçisiz(sahibi vb) düşünemiyor bu da öyle, çünkü hali hazır insanlık, dünya, yaşam bilinci, iktidarsız olacak gibi değil. Yani en fazla Şirinleri izleyenler küçücük bir idrak geliştirebilir, birisinin tecrübelerine başvumak için o kişinin iktidar başı olması gerekmiyor :) Bu nedenle diyorum amaç bir iktidar yıkmak değil, amaç aslında iktidarı gereksindiren ortamı/koşulu değiştirmek, haliyle bu da yine iktidara dokunmaktan geçiyor ve bu da devrim oluyor...
Yine yazilanlari ustune alinmissin. Ben yazdiklarimin hic birini sana yonelik yazmadim.
Daha once de dedigim gibi ben bilindik sorunlari dile getiriyorum. Endisemi belirtiyorum.
Kimsenin sosyalizmine yonelik bir sey de yazmiyorum.
Ama sen hala neden iktidara dokunmanin demokratik secim ile olamayacagini aciklamiyorsun. Neden illa devrim?
Ayrica bu devrim dedigim gibi toplumun isteminde degil, karsisinda olacak.
Cunku toplum zaten sosyalizmi ister bilincinde olsa, sosyalistleri demokratik olarak secerek iktidara getirir.
Turkiye'de vahsi kapitalizm var ve hergun en az bir isci oluyor. Ayrica cesitli nedenlerden cesitli halk kesimleri de sokakjta, polis tutukluyor, tartakliyor. Daha bugun bir suru polis operasyon ile goz altina alindi. Ekonomik olarak ise, dollar 2.5 TL'yi buldu. Dolar yukseliminden ulke milyon dolarlar kaybetti.
Aclik yoksulluk issizlik hadsafhada. Hala da devrimci durum yok, neden?
Evet bunlari ben bir onceki mesajda aciklamistim.
Bir ülkede yoksulluk baskı işsizlik sokak cinayetlerin hat safa da olması devrimci durumun varlığını göstermez. Eğer öyle olsa idi afkanistan da şu an devrim olmuştu.
Halkın var olan durumdan rahatsız olması gerekir.
Devrimci durumda 3 şart aranır.
1- Yönetenlerin normal yollarla yönetemez olması
2-Yönetilenlerin bu tür yönetimlerden memnun olmaması
3-Dünya koşullarını uygun olması
Bu şartların 3 ü yoksa devrimci durum henüz eksiktir.
Türkiye de 1 inci şart vardır 2 incisi yoktur 3 biraz oluşuyor.
Türkiye de yönetenler ülkeyi normal şartlarda yönetemiyor hukuk işlemiyor baskı giderek artıyor .Ama halk henüz yöneticilerinden şikayetçi değil .Dünya şartları biraz olgunlaşmakta Türkiyenin etrafı sarılıyor dünyada siyasi itibar kaybediliyor Türkiye dünya standarlarının altına düşüyor
Devrimci durum için Yönetilenlerin hoşnutsuzluğu devrimci durum için önemlidir.
evrensel-insan
10-02-2015, 01:15
Bir ülkede yoksulluk baskı işsizlik sokak cinayetlerin hat safa da olması devrimci durumun varlığını göstermez. Eğer öyle olsa idi afkanistan da şu an devrim olmuştu.
Halkın var olan durumdan rahatsız olması gerekir.
Iste kilit nokta burda rahatsizlik. Bu da maalesef fiziki olmuyor, ancak bilinc ile olur.
Devrimci durumda 3 şart aranır.
1- Yönetenlerin normal yollarla yönetemez olması
2-Yönetilenlerin bu tür yönetimlerden memnun olmaması
3-Dünya koşullarını uygun olması
Bu şartların 3 ü yoksa devrimci durum henüz eksiktir.
Birin olabilmesi toplumun bilincli direnisi temelindedir. Ayrica toplum zaten normal yollarla yonetilmiyor, partili cumhurun basi ve tek kisilik mevki ve karar mekanizmasi olmaya dogru ilerliyor. Kimsenin de sesi cikmiyor.
2 Numara da yine bilinc ile ilgili.
Dunya kosullari zaten en az bir yuzyildir uygun.
Türkiye de 1 inci şart vardır 2 incisi yoktur 3 biraz oluşuyor.
Turkiye de 1. sart yoktur. Ustelik tek yonetime dogru gidilmektedir.
Türkiye de yönetenler ülkeyi normal şartlarda yönetemiyor hukuk işlemiyor baskı giderek artıyor .Ama halk henüz yöneticilerinden şikayetçi değil .Dünya şartları biraz olgunlaşmakta Türkiyenin etrafı sarılıyor dünyada siyasi itibar kaybediliyor Türkiye dünya standarlarının altına düşüyor
Devrimci durum için Yönetilenlerin hoşnutsuzluğu devrimci durum için önemlidir.
Bu senin align yani farkindalik ve bilinc.
Dunya sartlari da zaten Erdogan'i bastan alip almama da toplumun acik ve bilincli istememesini bekliyor.
Yani bilincli bir gezi.
Yonetilenlerin hosnutsuizlugu icin fiziksel/ekonomi yetmez. Bilinc gerekir.
O yuzden sana demistim, somut ve soyut sartlar.
Sn Evrensel
Sen şiddete niçin bu kadar karşısın. Şiddet şiddeti doğuracağı için mi karşısın.
İnsanlar iktidarlarını normal yollarla almak ister aslında tercih edilen budur. Hatta bu yolla iktidar almak iktidar sahiplerinin halkla bağlarını daha güçlendirir halk iktidara talip olanları yakından tanır onlarda halkı yakından tanır.
Ama bu iş düzen içi partilerin iktidara gelmesi gibi değildir onlar iktidarı almakla her şeyde temelden değişiklik yapacaklar. Kim mülkiyetini eli ile teslim eder kim bir daha gelmemek için iktidarı terk eder. Kim düzenleri tamamen alt üst olsun ister. Kim bu güne kadar yaptığı haksızlığın hesabını vermek ister kim mahkemelerin vereceği cezaya şimdiden kabullenir.
Kim bunları yapmaz onlarda bunu bildiklerinden tarihteki deneylerinden baştan zor yolu seçmişlerdir.
Yoksa hiç bir devrimci sapık değildir sadist hiç değildir.
Ben görüyorum bazı liberaller önce seçim yolu ile iktidara gelin sonra kendi hukukunuzu uygularsınız diyor yani yalan söyleyin takiye yapın diyorlar.
Aslında bu kafalar dünyayı tanımıyor kapitalizmi de tanımıyorlar. Önceden başlatmadığın kavgayı iktidar olduğunda başlat demektir bu düşüncedeki insanların fikri.
Örnekte verirken sistemin içine sızmış bazı düşünceleri gösteriyorlar yani demokrasi için yola çık ama çıktığın yolun onunda darbeci ol demektir.
Hiç kimse aptal değildir darbecileri anlamayacak kadarda saf değildir onun için açık yürekli olmak hepsinden iyidir.
Dünyada bütün sistemler zor yolu ile değiştirilmiştir kapitalizmde feodalizmden iktidarını zor yolu ile almış sistemini zor yolu ile kurmuştur.
Kapitalizmden sosyalizme geçiş bir sınıfın devrim yolu ile yenilmesi ve bir daha tarih sahnesine çıkmamasıdır. Aynı zamanda bir sınıfın düşmanını yenmesidir Zor şarttır. Keyfiyet değil.
evrensel-insan
10-02-2015, 01:51
Sn Evrensel
Sen şiddete niçin bu kadar karşısın. Şiddet şiddeti doğuracağı için mi karşısın.
İnsanlar iktidarlarını normal yollarla almak ister aslında tercih edilen budur. Hatta bu yolla iktidar almak iktidar sahiplerinin halkla bağlarını daha güçlendirir halk iktidara talip olanları yakından tanır onlarda halkı yakından tanır.
Cunku siddet tam da emperyalizme hizmet eden onu her saldirisinda hakli kilacak ve evrensel hukuk insan haklarina aykiri, insanlikdisi bir dusunce ve davranistir.
Siddete karsi cikarak, siddet uygulanmaz.
Ayrica siddet neyi degistirecek, diyelim devrim ile iktidar oldun ve toplum o bilincte olmadigindan seni istemiyor.
"Zorla guzellik olmuyor"
Ama bu iş düzen içi partilerin iktidara gelmesi gibi değildir onlar iktidarı almakla her şeyde temelden değişiklik yapacaklar. Kim mülkiyetini eli ile teslim eder kim bir daha gelmemek için iktidarı terk eder. Kim düzenleri tamamen alt üst olsun ister. Kim bu güne kadar yaptığı haksızlığın hesabını vermek ister kim mahkemelerin vereceği cezaya şimdiden kabullenir.
Kim bunları yapmaz onlarda bunu bildiklerinden tarihteki deneylerinden baştan zor yolu seçmişlerdir.
Yoksa hiç bir devrimci sapık değildir sadist hiç değildir.
Konu sadistlik ya da sapiklik degil, insanlik. Ya insansindir ya da degilsindir. Bunun ortasi olmaz. Yani kendi cikarin icin siddete basvurup, sonrada "ben siddete kasrsiyim" diyemezsin. Bu sadece kendini kandirma olur.
Ben görüyorum bazı liberaller önce seçim yolu ile iktidara gelin sonra kendi hukukunuzu uygularsınız diyor yani yalan söyleyin takiye yapın diyorlar.
Kendi hukuku zaten politik cikarci ve somuruludure. Onemli olan evrensel hukuktur.
Yani kendin icin hak ve ozgurlukler ya da demokrasi olmaz. Bu boyle bakildiginda bugun S.Arabistanda bile var. Onemli olan karsidaki icin hak ve ozgurlukler ve demokrasi.
Aslında bu kafalar dünyayı tanımıyor kapitalizmi de tanımıyorlar. Önceden başlatmadığın kavgayı iktidar olduğunda başlat demektir bu düşüncedeki insanların fikri.
Örnekte verirken sistemin içine sızmış bazı düşünceleri gösteriyorlar yani demokrasi için yola çık ama çıktığın yolun onunda darbeci ol demektir.
Hiç kimse aptal değildir darbecileri anlamayacak kadarda saf değildir onun için açık yürekli olmak hepsinden iyidir.
Dünyada bütün sistemler zor yolu ile değiştirilmiştir kapitalizmde feodalizmden iktidarını zor yolu ile almış sistemini zor yolu ile kurmuştur.
Kapitalizmden sosyalizme geçiş bir sınıfın devrim yolu ile yenilmesi ve bir daha tarih sahnesine çıkmamasıdır. Aynı zamanda bir sınıfın düşmanını yenmesidir Zor şarttır. Keyfiyet değil.
Hic bir politika kendi cikari icin siddeti uygulayip, sonradan donup ben "siddete karsiyim" ya da "ben siddeti insanlik Adina uyguladim" diyemez.
Bu ne etiktir ne evrensel hukuka ne de insan haklarina uygundur.
spartacus
10-02-2015, 03:01
Ama sen hala neden iktidara dokunmanin demokratik secim ile olamayacagini aciklamiyorsun. Neden illa devrim?
Ayrica bu devrim dedigim gibi toplumun isteminde degil, karsisinda olacak.
Cunku toplum zaten sosyalizmi ister bilincinde olsa, sosyalistleri demokratik olarak secerek iktidara getirir.
Hangi yolla gelirse gelsin, parlamenter çerçevede de gelse DEVRİM'dir :) Bu konuyu anlatamıyorum bir türlü. Bakın YIKMA işini sen parlamenter yolla, hukukla yaparsın, lakin devrim işin bu kısmı değil, bir şeyin yerine koyduğun yeni tipte yaşam, araçlar, gereçkleri oluşturmak devrim buna deniyor :) O nedenle illa neden devrim diye artık sorma, yani bir illası yok. İlla demokartik yolla mı diyorsun, o da devrim. Ben de en demokratik yolla diyorum, lakin seninle ayrıldığımız nokta, en demokratik yola da başvursan iktidarın hükümet olmadığı, asıl iktidarın sermaye iktidarı olduğunu biliyor olmam ve bu iktidarın TAVRININ belirleyiciliğini hesaba katmamdır.
ortam durulu iken farklı, değilken sistem agresifleşir, faşizme yönelir. Kapitalizm de, sermayeden daha baskın biçimde, geniş kitlelerin parlamentoda temsili, kısa sürede sistem korunakalrını harekete geçirir, ve öyle bir an gelir ki en demokratik bir basın açıklamasına dahi kan bulaşır...
Bakın analttıklarım da ben var myıım? Yokum, sen var mısın? Yoksun, iradeden bağımsız fiiliyat ve bu fiilayın failleri üzerine yazıyorum. O koşulda demokratik yolla etkin olmuş olan yapı, terki diyar eder mi? Etmezse bu önce hukuki, sonra politik bir mücadeleye/çatışmaya dönebilir. Dönecek demiyorum, döner de demiyorum, dönebilir, ve kapitalizmin hakim, egemen olması yollu ve dünya hakimiyetini elinde tutması koşulalrında ise, sistemin demokratik yollara eyvallah etmesi istisnadır diyorum...
Yani bakın demokratik yolla gelindi, parlamenter gelindi, ne zaman sistemin teline dokunulur o zaman gerilme başlar. Eğer hiç bir şeyin değişmemesini öngörüyorsanız zaten yazışmamız anlamsız, ama değişimi öngörüyorsanız, neler getireceğini hesaba katarsınız. Bu bir doktorun hastanın durumunu analizi gibidir. Hasta sağlıklı da olabilir(şimdiki dünya açısından istisna ama olabilir), hasta kanserde olabilir, doktora düşen benim gönlüm sağlıktan yana ben hastanın durumunu kabul edemem olamaz.
Şiddet konusunu ise yanlış yorumlayıp, değerlendiriyorsunuz. Ben şiddete karşıyım, ama bir toplumun canına tak dediği yerde ayaklanmasını şiddet olarak görmüyorum, bu da özünde en demokratik yoldur. Legal, illegal deyimleri, hali hazır sistemin koyduğu yasalarla ilgilidir, ve toplumsal talepler meşru zemini yaratır, yasada yeri olsun olmasın. Örneğin gezi eylemleri İLLEGAL eylemlerdir değil mi? Çünkü iktidar yasaklamış ama yine de kitle alanı terk etmemiştir, şimdi siz bu kitleye yasağa uymuyor, efendim yasaya karşı geliyor, illegal deme hakkını ancak iktidarın çerçevesiyle, ancak iktidarın yandaşlığı ya da ancak iktidarın güdümünde ifade edebilirsiniz. Mesele ayaklananların şiddeti değil tarihte yüzlerce örneği mevcut, mesele ayaklananlara karşı gösterilen şiddettir, ve hiç bir toplum İsa'ya uymaz. Bir yanağına tokat yedi diye öteki yanağını uzatmaz, atana cevabı verir ve bu şiddet değil nefsi müdafaadır.
Yazdıkalrımı biraz düşünün, işte Gezi örneği verdim, illegaldi, peki hukuku kim belirliyor? Kimin hukuku? BOrada bir hukuk vardır o da o eylemdekilerin meşru hukukudur, hukuksuz olan ise iktidardır. Haliyle değerlendirme yaparken kim ne istiyor, kim nasıl engel oluyor buna bakmanız gerekir. Sonuç itibariyle illa devrim demiyorum, illası hem fazla hem de gereksiz.
Önceki yazılarımda Almanya dedim vs, bir bakın o tarihlere kaç sendikacı, kaç kişi devletlerin suikastlerine kurban gitmiş, birde o kurbanlara bakın kime ne şiddet göstermiş! örneğin Bebel dedim, SDP(Almanya Sosyal Demokrat Partisi), şu kısımı da gördünüz mü? Savaşa karşı çıkmanın bedeli, kim ödemiş? Bu tutumları kendilerine çok pahalıya mal oldu; vatana ihanetle suçlandılar ve kalebentliğe mahkûm edildiler.
Yani 4 yazıdır izah ediyorum, şiddet deyip duruyorsun, şiddet isteyen yok, şiddet diyen de yok, şiddete-savaşa karşı çıktığı için cezalandırılan, şiddet(!) gören sosyalistler var dünya da hem de tonla! Kısaca şiddeti kapitalist-emperyalist iktidarlar gösterecek, haliyle toplum hakkını her koşulda arayacak, etki varsa tepki olacak diyen var. Ve haliyle böylesi bir ortamda sizin topluma sus/pus deme hakkınız yok, benimde yok, benim gönlümün isteği başka, fiiliyat başka, bu fiiliyatın failleride(kapitalist iktidarlar vs) başka, başka. bakın ben İSTEMİYORMUŞUM! İlla şu ya da bu demiyor muşum... ben dediğim ya da demediğim için değilmiş... Doktor hastaya baktı, ne gördüyse onu söylüyor, doktor söylemekle, hastasının, hasta olmasını istiyor anlamı yükleyemezsiniz, benim durmumda kaç yazıdır izahımda size bu.
Bakın Metal işçilerinin grevi yasaklandı, üstelikte öncesinde binbir tehdit var(aç kalacaksınız, para vermeyiz, işinizden olacaksınız!!!), ama o işçiler açlık sınırlarında yaşıyor... İstiyorsun ki, madem yasaklandı işçiler direnmesin, mücadele etmesin, inat etmesin, sebep şiddet olur, yasa dışı olur! Ben kurşunlanan kaç işçi direnişinde bulundum saymaya bu günün yetmez, istekleri ne peki, %5 zamma karşı haklarını istemek, en azından %15 istemek. Ve karşıalrında kimi buluyorlar biliyor musun? Jandarma, polis bölgesi ise polis.
Sen söyle bir işçinin, ne zam alacağında iradesinin, fikrinin, düşüncesinin, ihtiyacının bir önemi yok mu? Peki yine sen söyle, özel sektör, öteki patron, işçiler iş durdurdu diye jandarma gelip, çalışacaksınız, işinizin başına diyor, anlat bakalım bu sistem hangi sistem, bu köleler kim, efendiler kim? yahu işletmede çalışanalrın 1 yıllık maaşı adamın 1 aylık karı etmiyor, altındaki arabayı 40 işçi bir olsa alamaz, mesele en güzeline binmesi değil, insan en güzeline binsin, mesele başkalarının acıları, sefaleti, köleliği, onların sırtında bunu yapması! Hani zor yoktu, üstelik ortada bal gibi parlamento, sözde bu halkın oylarıyla gelen hükümetler var(!)? İşçi kendi alınteri üzerinde dahi söz sahibi olamıyor hoop karşısında jandarmayı buluyor. İşte sende sistemin teline dokun, dilersen ardında toplumun %70 i olsun f-a-r-k-e-t-m-i-y-o-r. Tarih hem de her 5-10 yılda bir bunun örneğiyle dolu.... Yine de ne diyorum, dediğin gibi de olabilir, OLABİLİR, lakin şu koşullarda bu istisna ve ben istisna için dahi öncelikli tercih diyorum! İstisna bile olsa, başarı 1/100 bile olsa...
Yani bu da 5. açıklamam, evet örnek, jandarma geldi havaya silah sıktı, işçiler yine de iş başı yapmadı, bir kaç tanesi nezarete alındı, dövüldü. işçiler fabrikanın karşısına çadır kurdu, devlet geldi, şahıs arazisi çadır kuramasınız dedi, yıktı, jandarma yıktı, onlar kurdu, jandarma yıktı onlar kurdu, ve o hale geldi ki, jandarma çadırlarına yiyecek götüren, su götüren insanlara silah sıktı... 2 Dakika düşün, işçiler ne istiyor da başlarına bu geliyor? Ne sitiyorlar, peki ya bu sistemin değişmesini isterlerse ne olur, basit bir zam isteğinde tablo bu iken?!?! jandarma kimin bekçisi, ne hakla, bu gayrı-meşru meşruiyeti nereden alıyor, kim veriyor? 40 Yaşında insanlar çıkıp hayır bu maaş ile geçinemiyoruz diyemiyor, dedirtmiyorlar, 21.yüzyılda düşünün ki, devlet, vatandaşını dövüyor, kurşunluyor! Ve sen böylesi iktidarların değişmesini(devrim) istemiyorsun, bana neden illa devrim diyorsun, kaç bin örnek vereyim, devrim bu hayatın değişimidir, o işçinin haklarını alması, her şeyi bir yana köleliği kırması, yıkması ve köleliğin(zaruri ihtiyaçlar insanı, insanlığı köleleştir-e-memeli!) olmamasıdır, bu yüzden devrim diyorum. Ama patron bir telefona jandarmayı karşılarına dikiyor, dikilmezlerse de sorun değil, alır komutanlarına bir güzel saat, bir güzel yemek, olmadı mı, abilerine gider, baskı oluşturur, yine jandarma orada... neyse tabloyu gözünde canlandır, bu toplumun haklarını istediği bir ülkeyi canlandır, aynı şey olacak, olmuşturda(12 Mart, 12 Eylül), istisna ancak şans/mucize olabilir... Yani küçücük bir işletme de işçinin hak aramasına tahammülü olmayan devletin(sermaye devleti), senin paralemntoda aleni hak/hukuktan ama gerçeğinden, subjektif, yapay saçma sapan etiket lakırtısı değil, bahsetmeni sindirebilecek mi sanıyorsun? Sindirse bile nereye kadar sanıyorsunuz?
Sonrada toplum halk mahkemesini kurar o kurşun sıktıranları yargılar, af dileyeninde affını kabul eder, ama cezasız bırakmaz, çünkü onlar, güç onlarda iken o halkı cezalandırıyordu... Hukuksa hukuk, lakin demokrasi, demokratik yol bunalr farklı kavramlar, demokrasi bir yönetim biçimidir, ekonomi/poltik bir sstem değil, önemli olan sistemdir, sistemin toplumsal yapısı/karakteri ve kurumlarıdır. Ha RSDİP'in yani Lenin'in de olduğu parti, Demokratik Halk Devrimi(geçici burjuva değişim/iktidar), sonrasında da sosyalist devrim stratejisine sahiptir ve sosyalist devrimin karakteride sosyaldir, proleter demokrasisidir, demokratiktir... Yani devrim zaten demokratik, devrim öncesinden devrim sorumlu tutulamaz, devrim işin sonraki kısmına denir, o değişimler gerçekleşir ki devrim olsun. Dediğim gibi 1918 de Bolşeviklerin aldığı oy 10.000.000. Devrim zaten köklü, insan iradesinin etken/etkin değişime denir, ötekisine ise evrim deniyor...
Yanlış anlama ama, hiç sinirlenme ben bu tarz fikir/alışverişini, hayatında hiç monitör karşısına geçmemiş, okul da görmemiş insanlarla yapıyordum. Şu kondua ben mülkiyetten, üretim tarzından, üretim ilişkilerinden, ana sınıflardan, ara sınflardan, toplumun sınıflara ayrılmışlığından(ve bunun ortadan kaldırılmasının gereğinden) vb vb bahsetmeliydim.. Yani bu kadar kaba, ekonomi/politik dilden uzak, tane, tane izah, ama onlar için bile bu kadarı gerekmiyordu :). Ben Vietnam'ın ABD ye direnişini, savaşını şiddet olarak görmem, görmem gerekirse de bu bir tercih durumu değil ve senin kalıplı bakış açın gibi, yani koşulu, ortamı, durumu hiçe sayan yaklaşım gibi tepesine bomba yağan o insanlara, bırakın direnmeyi, savaşı parlamento ile çözün denmesini, ben anlamam, o insanlarda anlamaz... Daha nasıl cevap vereyim, sürekli tekrar ediyorum, belirleyici faktör sizin kafanız benim kafam değil, irademizden bağımsız fiiliyattır ve bu fiiliyatın şartları, oyuncuları :)
Neyse emin ol soruna cevabım 1 satırdır, ama muhatap şartlı ve sen olunca milyon satırla anlatsam da, yüz yıllık tarihi önüne de sersem, bir şey değiştirmeyecek... En azından ben bundan eminim...
evrensel-insan
10-02-2015, 03:37
Hangi yolla gelirse gelsin, parlamenter çerçevede de gelse DEVRİM'dir :) Bu konuyu anlatamıyorum bir türlü. Bakın YIKMA işini sen parlamenter yolla, hukukla yaparsın, lakin devrim işin bu kısmı değil, bir şeyin yerine koyduğun yeni tipte yaşam, araçlar, gereçkleri oluşturmak devrim buna deniyor :) O nedenle illa neden devrim diye artık sorma, yani bir illası yok. İlla demokartik yolla mı diyorsun, o da devrim. Ben de en demokratik yolla diyorum, lakin seninle ayrıldığımız nokta, en demokratik yola da başvursan iktidarın hükümet olmadığı, asıl iktidarın sermaye iktidarı olduğunu biliyor olmam ve bu iktidarın TAVRININ belirleyiciliğini hesaba katmamdır.
Iktidar eger sosyalizm egilimli ise, neden sermaye iktidari olsun?
Sen burda onyargili bakiyorsun. Simdi diyelim Syriza sermaye iktidari mi?
Daha bugun acikladilar "toplum olarak kemerleri sikmiyacagiz, sonuna kadar direnecegiz" diye. Elinde olan ucagini arabalarini da maddiyat elde etmek icin satiyor.
Zaten iktidara geldiginde dedigi gibi sosyalist mi degil mi, dusunce ve uygulamalarindan anlasilir.
ortam durulu iken farklı, değilken sistem agresifleşir, faşizme yönelir. Kapitalizm de, sermayeden daha baskın biçimde, geniş kitlelerin parlamentoda temsili, kısa sürede sistem korunakalrını harekete geçirir, ve öyle bir an gelir ki en demokratik bir basın açıklamasına dahi kan bulaşır...
Bakın analttıklarım da ben var myıım? Yokum, sen var mısın? Yoksun, iradeden bağımsız fiiliyat ve bu fiilayın failleri üzerine yazıyorum.
Aferin, keske hep boyle yazabilsen! bir an geliyor, yazi seklin degisiyor. Simdilik bir sorun yok. Bakalim bu balayi ne zaman sona erecek? :)
O koşulda demokratik yolla etkin olmuş olan yapı, terki diyar eder mi? Etmezse bu önce hukuki, sonra politik bir mücadeleye/çatışmaya dönebilir. Dönecek demiyorum, döner de demiyorum, dönebilir, ve kapitalizmin hakim, egemen olması yollu ve dünya hakimiyetini elinde tutması koşulalrında ise, sistemin demokratik yollara eyvallah etmesi istisnadır diyorum...
Ayni sey AKP'de olmadi mi? T.C. kurulus degerlerini bir bir yok etmedi mi?
Amane oldu, kimse durduramadi. Cunku iktidar olarak guc ve otorite elinde.
Yani bakın demokratik yolla gelindi, parlamenter gelindi, ne zaman sistemin teline dokunulur o zaman gerilme başlar. Eğer hiç bir şeyin değişmemesini öngörüyorsanız zaten yazışmamız anlamsız, ama değişimi öngörüyorsanız, neler getireceğini hesaba katarsınız. Bu bir doktorun hastanın durumunu analizi gibidir. Hasta sağlıklı da olabilir(şimdiki dünya açısından istisna ama olabilir), hasta kanserde olabilir, doktora düşen benim gönlüm sağlıktan yana ben hastanın durumunu kabul edemem olamaz.
Tabi ki, hic bir iktidar ve sonrasi mucadelesizolmaz. Yeterki evrensel hukuk bunyesinde olsun.
Şiddet konusunu ise yanlış yorumlayıp, değerlendiriyorsunuz. Ben şiddete karşıyım, ama bir toplumun canına tak dediği yerde ayaklanmasını şiddet olarak görmüyorum, bu da özünde en demokratik yoldur.
Siddet bu degil zaten. Senin bu yazdigin diktatorun geziyi siddet hareketi olarak gostermesi gibi olmus. Demekki yanlis yorumlayan ben degilim. Senin benim yorumumu yanlis algilamis olman.
Legal, illegal deyimleri, hali hazır sistemin koyduğu yasalarla ilgilidir, ve toplumsal talepler meşru zemini yaratır, yasada yeri olsun olmasın. Örneğin gezi eylemleri İLLEGAL eylemlerdir değil mi? Çünkü iktidar yasaklamış ama yine de kitle alanı terk etmemiştir, şimdi siz bu kitleye yasağa uymuyor, efendim yasaya karşı geliyor, illegal deme hakkını ancak iktidarın çerçevesiyle, ancak iktidarın yandaşlığı ya da ancak iktidarın güdümünde ifade edebilirsiniz. Mesele ayaklananların şiddeti değil tarihte yüzlerce örneği mevcut, mesele ayaklananlara karşı gösterilen şiddettir, ve hiç bir toplum İsa'ya uymaz. Bir yanağına tokat yedi diye öteki yanağını uzatmaz, atana cevabı verir ve bu şiddet değil nefsi müdafaadır.
Eylem hakki bir Anayasal haktir. Bunu engellemek isteyen hukuku cigniyordur.
Buradaki politika bu eylemleri siddet olarak gosterme algisini vermektir.
Yazdıkalrımı biraz düşünün, işte Gezi örneği verdim, illegaldi, peki hukuku kim belirliyor? Kimin hukuku? BOrada bir hukuk vardır o da o eylemdekilerin meşru hukukudur, hukuksuz olan ise iktidardır. Haliyle değerlendirme yaparken kim ne istiyor, kim nasıl engel oluyor buna bakmanız gerekir. Sonuç itibariyle illa devrim demiyorum, illası hem fazla hem de gereksiz.
Hukuku evrensel olarak insan haklari belirliyor.
Önceki yazılarımda Almanya dedim vs, bir bakın o tarihlere kaç sendikacı, kaç kişi devletlerin suikastlerine kurban gitmiş, birde o kurbanlara bakın kime ne şiddet göstermiş! örneğin Bebel dedim, SDP(Almanya Sosyal Demokrat Partisi), şu kısımı da gördünüz mü? Savaşa karşı çıkmanın bedeli, kim ödemiş? Bu tutumları kendilerine çok pahalıya mal oldu; vatana ihanetle suçlandılar ve kalebentliğe mahkûm edildiler.
Yani 4 yazıdır izah ediyorum, şiddet deyip duruyorsun, şiddet isteyen yok, şiddet diyen de yok, şiddete-savaşa karşı çıktığı için cezalandırılan, şiddet(!) gören sosyalistler var dünya da hem de tonla! Kısaca şiddeti kapitalist-emperyalist iktidarlar gösterecek, haliyle toplum hakkını her koşulda arayacak, etki varsa tepki olacak diyen var. Ve haliyle böylesi bir ortamda sizin topluma sus/pus deme hakkınız yok, benimde yok, benim gönlümün isteği başka, fiiliyat başka, bu fiiliyatın failleride(kapitalist iktidarlar vs) başka, başka. bakın ben İSTEMİYORMUŞUM! İlla şu ya da bu demiyor muşum... ben dediğim ya da demediğim için değilmiş... Doktor hastaya baktı, ne gördüyse onu söylüyor, doktor söylemekle, hastasının, hasta olmasını istiyor anlamı yükleyemezsiniz, benim durmumda kaç yazıdır izahımda size bu.
Bakın Metal işçilerinin grevi yasaklandı, üstelikte öncesinde binbir tehdit var(aç kalacaksınız, para vermeyiz, işinizden olacaksınız!!!), ama o işçiler açlık sınırlarında yaşıyor... İstiyorsun ki, madem yasaklandı işçiler direnmesin, mücadele etmesin, inat etmesin, sebep şiddet olur, yasa dışı olur!
Yine ayni hata. Ustelik yukarida ne guzelnbaslamistin. Benim bunlari istedigimi de nerden cikariyorsun.
Yahu alacatan askina arasira yazdigim yazilari oku da, bos kubradan atma!
Bu senin dedigin zaten suru psikolojisini saglamak icin verilmek istenen korku algisi.
Ben kurşunlanan kaç işçi direnişinde bulundum saymaya bu günün yetmez, istekleri ne peki, %5 zamma karşı haklarını istemek, en azından %15 istemek. Ve karşıalrında kimi buluyorlar biliyor musun? Jandarma, polis bölgesi ise polis.
Sen söyle bir işçinin, ne zam alacağında iradesinin, fikrinin, düşüncesinin, ihtiyacının bir önemi yok mu? Peki yine sen söyle, özel sektör, öteki patron, işçiler iş durdurdu diye jandarma gelip, çalışacaksınız, işinizin başına diyor, anlat bakalım bu sistem hangi sistem, bu köleler kim, efendiler kim? yahu işletmede çalışanalrın 1 yıllık maaşı adamın 1 aylık karı etmiyor, altındaki arabayı 40 işçi bir olsa alamaz, mesele en güzeline binmesi değil, insan en güzeline binsin, mesele başkalarının acıları, sefaleti, köleliği, onların sırtında bunu yapması! Hani zor yoktu, üstelik ortada bal gibi parlamento, sözde bu halkın oylarıyla gelen hükümetler var(!)? İşçi kendi alınteri üzerinde dahi söz sahibi olamıyor hoop karşısında jandarmayı buluyor. İşte sende sistemin teline dokun, dilersen ardında toplumun %70 i olsun f-a-r-k-e-t-m-i-y-o-r. Tarih hem de her 5-10 yılda bir bunun örneğiyle dolu.... Yine de ne diyorum, dediğin gibi de olabilir, OLABİLİR, lakin şu koşullarda bu istisna ve ben istisna için dahi öncelikli tercih diyorum! İstisna bile olsa, başarı 1/100 bile olsa...
Bence bunlari bosuna yaziyorsun. Bu sistemin vahsi kapitalizm oldugunu daha kac kere yazacagim. Senin algilayamadigin, sistemin ne oldugunun onemli olmasdigi. Sonucta sosyalist bir iktidar secim ile geldiginde bunu tamamen degistirebilir.
Ha devrim ile ha secim ile iktidara gelmek bunu engellemez.
Yani bu da 5. açıklamam, evet örnek, jandarma geldi havaya silah sıktı, işçiler yine de iş başı yapmadı, bir kaç tanesi nezarete alındı, dövüldü. işçiler fabrikanın karşısına çadır kurdu, devlet geldi, şahıs arazisi çadır kuramasınız dedi, yıktı, jandarma yıktı, onlar kurdu, jandarma yıktı onlar kurdu, ve o hale geldi ki, jandarma çadırlarına yiyecek götüren, su götüren insanlara silah sıktı... 2 Dakika düşün, işçiler ne istiyor da başlarına bu geliyor? Ne sitiyorlar, peki ya bu sistemin değişmesini isterlerse ne olur, basit bir zam isteğinde tablo bu iken?!?! jandarma kimin bekçisi, ne hakla, bu gayrı-meşru meşruiyeti nereden alıyor, kim veriyor? 40 Yaşında insanlar çıkıp hayır bu maaş ile geçinemiyoruz diyemiyor, dedirtmiyorlar, 21.yüzyılda düşünün ki, devlet, vatandaşını dövüyor, kurşunluyor! Ve sen böylesi iktidarların değişmesini(devrim) istemiyorsun, neden illa devrim diyorsun, kaç bin örnek vereyim? Ama patron bir telefona jandarmayı karşılarına dikiyor, dikilmezlerse de sorun değil, alır komutanlarına bir güzel saat, bir güzel yemek, olmadı mı, abilerine gider, baskı oluşturur, yine jandarma orada... neyse tabloyu gözünde canlandır, bu toplumun haklarını istediği bir ülkeyi canlandır, aynı şey olacak, olmuşturda(12 Mart, 12 Eylül), istisna ancak şans/mucize olabilir... Yani küçücük bir işletme de işçinin hak aramasına tahammülü olmayan devletin(sermaye devleti), senin paralemntoda aleni hak/hukuktan ama gerçeğinden, subjektif, yapay saçma sapan etiket lakırtısı değil, bahsetmeni sindirebilecek mi sanıyorsun? Sindirse bile nereye kadar sanıyorsunuz?
Burayi da bosa yazmis o zamanini bosa harcamissin. Vahsi kapitalizmin ne oldugunu nasil isledigini bana yazmana gerek yok.
Benim bu konuda iki basligim var.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=35077&highlight=vahsi+kapitalizm
Dedim ya yazilan hic bir seyi okumadan yorum yapiuyorsun ve ustelik yanlis alginin ustune de fikir yurutuyorsun.
Sonrada toplum halk mahkemesini kurar o kurşun sıktıranları yargılar, af dileyeninde affını kabul eder, ama cezasız bırakmaz, çünkü onlar, güç onlarda iken o halkı cezalandırıyordu... Hukuksa hukuk, lakin demokrasi, demokratik yol bunalr farklı kavramlar, demokrasi bir yönetim biçimidir, ekonomi/poltik bir sstem değil, önemli olan sistemdir, sistemin toplumsal yapısı/karakteri ve kurumlarıdır.
Yanlış anlama ama, hiç sinirlenme ben bu tarz fikir/alışverişini, hayatında hiç monitör karşısına geçmemiş, okul da görmemiş insanlarla yapıyordum. Şu kondua ben mülkiyetten, üretim tarzından, üretim ilişkilerinden, ana sınıflardan, ara sınflardan, toplumun sınıflara ayrılmışlığından(ve bunun ortadan kaldırılmasının gereğinden) vb vb bahsetmeliydim.. Yani bu kadar kaba, ekonomi/politik dilden uzak, tane, tane izah, ama onlar için bile bu kadarı gerekmiyordu :). Ben Vietnam'ın ABD ye direnişini, savaşını şiddet olarak görmem, görmem gerekirse de bu bir tercih durumu değil ve senin kalıplı bakış açın gibi, yani koşulu, ortamı, durumu hiçe sayan yaklaşım gibi tepesine bomba yağan o insanlara, bırakın direnmeyi, savaşı parlamento ile çözün denmesini, ben anlamam, o insanlarda anlamaz... Daha nasıl cevap vereyim, sürekli tekrar ediyorum, belirleyici faktör sizin kafanız benim kafam değil, irademizden bağımsız fiiliyattır ve bu fiiliyatın şartları, oyuncuları :)
Neyse emin ol soruna cevabım 1 satırdır, ama muhatap şartlı ve sen olunca milyon satırla anlatsam da, yüz yıllık tarihi önüne de sersem, bir şey değiştirmeyecek... En azından ben bundan eminim...
Neyse gene bir suru gereksiz aciklama ve de anlamsiz koyulastirdigim soylem.
Sen zamanini bosuna ve kendi eziyetin ile harciyorsun.
Cunku benim ne dusuncemi ne de yazilarimda ne vewrmek istedigimi zerre kadar algilayamiyorsun.
Ara sira basliklarimi mesajlarimi okusan, lakabim Adina boyle bos bos yorum yapmazsin.
Ama ne yaparsin onyargilarin ve savunduklarin o kadar imanlasmis ve sorgulanmaz hale gelmis ki; ben ne yazarsam yazayim, sana gore ben o ufkunun digger tarafi olan "idealist, ateizm karsiti, capitalist, emnperyalizm yanlisi v.s. biriyiim. Hatta yeri gelir fasizmi savunurum, sosyalizm karsitiyim v.s."
Bence bu bos laflari gec ve bu on yargiyi da atki; yazismalarimiz saglikli olsun.
Sunu da bil ki, benim yazacaklarim hic bir zaman o bilindik "materyalizme, sosyalizme, ateizme" de uymayacak.
Cunku bunlar benim zihniyetimde cagdaslasmistir.
Su son yazilanlari algilasan zaten yazismalarimiz da hayli zevkli gececek.
Ama benim senden umudum yok.
En azindan bu mesajda bile basladigini devam ettiremedin.
Benim gercekten de ne oldugumu ogrenmek istiyorsan, sadece gerekli basliklari oku.
Cunku bu sitede kendisinin ne oldugunun bilincinde ve farkinda benim kadar olan ve bunu dertayli aciklayan baska da bir yazar yoktur.
spartacus
10-02-2015, 05:00
Iktidar eger sosyalizm egilimli ise, neden sermaye iktidari olsun?
Sen burda onyargili bakiyorsun. Simdi diyelim Syriza sermaye iktidari mi?
:) 6 Kez tekrar ettim, İKTİDAR=HÜKÜMET demek değil, hükümet=iktidar sanmak kapitalist ideolojinin aşıladığı bir şey, iktidar diye neye dendiğinide 3 kez açıkladım.
Sonra yine ifade ettim, kapitalist SİSTEM üzerinde hükümet etmek demek, kısmi iyileştirmeler demektir. Ama hükümet=iktidar demek değil, ne zaman SRYZA örneği benimde ifade ettiğim İSTİSNA olur, köklü değişimleri gerçekleştirdiğinde. Ve sana Yunanistan tarihinden de örnek verdim, kaç kez hükümete gelinmiş?
Hükümet=iktidar ifadeleri kapitalist ideoloji-propagandanın, kitleler üzerinde daim kullandığı bir yanılgıdır. Siz demek ki, kapitalizmde hükümetlerin halkı temsil ettiğini, sonuçta halkın seçtiğini, halkın kendisini temsil ettiğini de düşünüyorsunuz, en azından kapitalizm böyle olduğunu iddia ediyor..
Sermaye konusunda neredeyse hiç bir fikriniz yok, sistem konusunda da, üretim tarzı ve ilişkileri konusunda da yani ben ne yapayım şimdi?
Zaten iktidara geldiginde dedigi gibi sosyalist mi degil mi, dusunce ve uygulamalarindan anlasilir.
bakın iktidara gelmediler, kapitalist bir üst yapı kurumunda temsilcilik aldılar, sistem içi bir çok düzenleme de söz sahibi olabilirler, ama siz iktidar dediğinizde durum değişir, hükümete gelme yapısından tutunda aklınıza gelecek tüm kruumların değişimi demektir iktidar. Temsilcilik almak değil.
Ayni sey AKP'de olmadi mi? T.C. kurulus degerlerini bir bir yok etmedi mi?
Amane oldu, kimse durduramadi. Cunku iktidar olarak guc ve otorite elinde.
Sermayeye dokunmuyor, hakim sınıfların çıkarları zedelenmediği sürece AKP ye de bir şey olmaz. Ne zaman çıakr çatışmaları ve ne zaman sermaye alanındaki pastadan pay kapma, rakip savaşı politik arenaya kadar yansır ve etkin hale gelir AKP kısa sürede cuk iner. Siz sanıyorsunuz ki toplum getirip, toplum götürüyor, hayır, yerli ve uluslararası sermaye ile çıkarlar ters düştüğü anda bir kaç haftalık basın/yayın ve dahili iç örgütlenmelerdeki anti-propagandaya bakar, hatta dini sermaye olan, aslında yine hakim sınıfların en etkili silahlarından olan 2 tarikat bile bu işi bitirebilir, mesele sadece azımsanamayacak nüfusa ve her karışta nüfuza sahip olan üst sınıfın düğmeye basmasıdır. Birde bir hükümeti ancak güçlü, kitlesel işçi ve emekçi hareketleri devirebilir, zira bu halde bir noktadan sonra hükümetin ayak diremesi, sisteme, gerçek İKTİDARA dokunacağı, tehlikeye atacağı için, çekilerek kitlelerdeki öfke boşaltılır.. Hayli geniş taktik ve stratejik bir alan...
Irak işgal edilmeden önce örnek vermiştim, 1 yıl önce İngiltere de konsorsiyum toplandı ve paylaştı. Ne İngiltere hükümeti bunu topluma söyler, ne de o şirketler, yani ön tarafta gördüğünüzden daha fazlasıdır buz dağının ardındaki iktidar ve ne seçilirler, ne de seçimle gelirler ve süreğendir, değişmez.Seçerek, seçilerek belirleyemezsiniz.
Örneğin Türkiye yıllar boyu Bilderberg(dünya kapitalizm iktidarının, alt kurumlarından birisi) (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilderberg_Toplant%C4%B1lar%C4%B1)toplantılarına, üstelikte bakan düzeylerinde katılmaktadır, ama toplum ne bilir, ne haberi olur ne de o kişilere oy vermekle böyle bir yetki verirler... Hükümet kaç sandalye ise sistemin bürokratı, örgütlü burjuva sınıfı(toplum örgütlü değil, zten toplum örgütleri kapitalizmde cadı yerinedir, ama sermaye sımsıkı örgütlüdür zira sistem bunun sistemi, işleyiş, kurumlar buna göre) bürokrasisi, kaymakamı, valisi, askeri, polisi, kendini üreten eğitim sistemi, sistemin toplumda yarattığı psikoloji ,gelenek, inanç, biat, aidiyet kültürü, meclisi, belediyesi, ANAYASASI(adil ve eşit olmayan ve üretim-tarzı, ilişkilerine, sınıfsal egemenliğe asla dokunmayan) milyon sandalyedir...... ------> iktidar.
Siddet bu degil zaten. Senin bu yazdigin diktatorun geziyi siddet hareketi olarak gostermesi gibi olmus. Demekki yanlis yorumlayan ben degilim. Senin benim yorumumu yanlis algilamis olman.
Neden benim ifadem öyle olsun ki? Tam tersine senin yaklaşımın o minvalde. Devrimci süreç dediğimizde Gezi gibidir, tek farkla, çok daha kitlesel, çok daha büyük hak ve özgürlük talepleriyle, çok daha aktiftir ve kapitalizmin yüzünü bu eylemlilikte görme şansınız olur. Eğer toplum bu eylemlilikle şiddet yanlısı, şiddet ortaya koymuyor ama sistem şiddet gösteriyor ise toplum buna karşı mücadele ediyorsa, şiddet topluma ait değildir, tercihleride olmamıştır. Koşullar. Bizimde sistemin köklü değişiminde ifade ettiğimiz bu.
Eylem hakki bir Anayasal haktir. Bunu engellemek isteyen hukuku cigniyordur.
hayır öyle değil, gösteri, basın, yayın gibi alanlar yine aynı ANAYASA ile izne ve inisiyatife bırakılır.
Yine ayni hata. Ustelik yukarida ne guzelnbaslamistin. Benim bunlari istedigimi de nerden cikariyorsun.
Çıkartmıyorum, ifade ettiğin gibi bir şiddet, darbe anlayışı olmadığı halde, ve anlatıldığı halde, şiddete ben de karşıyım dendiği halde, devrimde=darbe değildir dendiği halde hala devrimi darbe(yani basit bir koltuk değişimi) olarak ifade ediliyormuş gibi yaklaşmaya devam etmen. Bu biçimde eğilimin yoksa zaten boşa yazmama da gerek yok, henüz şiddet isteyen ya da darbeyi, devrim sayan olmadı.
Bence bunlari bosuna yaziyorsun. Bu sistemin vahsi kapitalizm oldugunu daha kac kere yazacagim. Senin algilayamadigin, sistemin ne oldugunun onemli olmasdigi. Sonucta sosyalist bir iktidar secim ile geldiginde bunu tamamen degistirebilir.
Değiştirebilir, değiştiremez demedim ki. Burada sıkıntı senin değiştiremeyebileceği olgusunu kabul etmemen, halbuki kapitalizm o değiştirme isteğine şiddet ile cevap verecektir diyorum, ve toplum kararlıysa kapitalizmin parlamentosunu dinler mi? Neden dinlesin diyorum, yani sistemin parlamentosu ile yapamadı, ama dirayeti yerinde ise doğrudan demokrasi ve kurumlarını kurmasına neden karşı çıkasın? :)
Sunu da bil ki, benim yazacaklarim hic bir zaman o bilindik "materyalizme, sosyalizme, ateizme" de uymayacak.
Sizin bildiğinizi sandığınız. Zaten uyma zorunlulu yok, biz sosyalistler karılarını ortak paylaşandan, materyalistler güçlü olan kazanır o halde güçlüler zayıfı ezsin demektir, materyalizm insanı madde görür, her şeyi maddiyat(!) görür, ateistler şerefsizdir, allahsız, kitapsız, namussuz, şeytana satılmışlardır..... dan bu yaklaşımın her türlü, her renkte derecesine, bilinçsizliğine biz alışkınız. Davula alışkın deve gibiyiz, bombadan ürkmüyoruz. Ömrünüz yeterde kaynak karıştırmaya devam ederseniz, ve buna zorlanırsanız, öğrenme kapıları hala açık, sizin bilmediğiniz, bizim bildiğimiz olabilir...
evrensel-insan
10-02-2015, 18:51
:) 6 Kez tekrar ettim, İKTİDAR=HÜKÜMET demek değil, hükümet=iktidar sanmak kapitalist ideolojinin aşıladığı bir şey, iktidar diye neye dendiğinide 3 kez açıkladım.
Ben iktidar=hukumet mi dedim. Iktidar demek "her turlu yetkiyi insiyatif olarak kullanabilirlik" demektir.
Bu sistemin hangi sistemder olduguna bagli degildir. Iktidara gelenin o system uzerinde her turlu yetkisini ne yonde ve nasil kullanicagina baglidir.
Iste Turkiye en guzelornek, bu iktidar milliiktidarin elinden her turlu yetkiyi aldi ve kendi dini iktidarina cevirdi.
Cunku Turkiye zaten buna musait gelenm iktidar devleti hukumeti yasama yurutme yargiyik meclisi ve de her turlu kurum ve kurulusu ele gecirebiliyor.
Bu 1980 oncesi milli bir seyir veriyordu ve hersey milli politika bunyesindeydi, simdi isedini politika bunyesinde.
Sonra yine ifade ettim, kapitalist SİSTEM üzerinde hükümet etmek demek, kısmi iyileştirmeler demektir. Ama hükümet=iktidar demek değil, ne zaman SRYZA örneği benimde ifade ettiğim İSTİSNA olur, köklü değişimleri gerçekleştirdiğinde. Ve sana Yunanistan tarihinden de örnek verdim, kaç kez hükümete gelinmiş?
Ben iktidarin system degistirmesinden bahsediyorum. Senin dedigin gelen iktidarin ayni system bunyesinde kendi cikar/somuru politikasini uygulamasi.
Hükümet=iktidar ifadeleri kapitalist ideoloji-propagandanın, kitleler üzerinde daim kullandığı bir yanılgıdır. Siz demek ki, kapitalizmde hükümetlerin halkı temsil ettiğini, sonuçta halkın seçtiğini, halkın kendisini temsil ettiğini de düşünüyorsunuz, en azından kapitalizm böyle olduğunu iddia ediyor..
Iktidarin sadece hukumet ile sinirli olmadigini ve rejim degistirebilecek yetkide oldugunu yukarda acikladim.
Sermaye konusunda neredeyse hiç bir fikriniz yok, sistem konusunda da, üretim tarzı ve ilişkileri konusunda da yani ben ne yapayım şimdi?
Otur agla. Gerci bu satasmayi ve on yargiyi es geciyorum da. Nerde kaldi senin sosyalistligin, devrimciligin, ilericiligin?
Madem senin engin bilgin var, yazar paylasirsin. Ben de ya da baska yazarlarda senin paylasimina gore kendi degerlendirmelerini yaparlar.
Cunku simdiye kadar bir sey paylastigini kimse gormedi. Hep hazir basliklara abonesin.
bakın iktidara gelmediler, kapitalist bir üst yapı kurumunda temsilcilik aldılar, sistem içi bir çok düzenleme de söz sahibi olabilirler, ama siz iktidar dediğinizde durum değişir, hükümete gelme yapısından tutunda aklınıza gelecek tüm kruumların değişimi demektir iktidar. Temsilcilik almak değil.
Iktidardan ne demek istedigimi yukarda acikladim.
Sermayeye dokunmuyor, hakim sınıfların çıkarları zedelenmediği sürece AKP ye de bir şey olmaz. Ne zaman çıakr çatışmaları ve ne zaman sermaye alanındaki pastadan pay kapma, rakip savaşı politik arenaya kadar yansır ve etkin hale gelir AKP kısa sürede cuk iner. Siz sanıyorsunuz ki toplum getirip, toplum götürüyor, hayır, yerli ve uluslararası sermaye ile çıkarlar ters düştüğü anda bir kaç haftalık basın/yayın ve dahili iç örgütlenmelerdeki anti-propagandaya bakar, hatta dini sermaye olan, aslında yine hakim sınıfların en etkili silahlarından olan 2 tarikat bile bu işi bitirebilir, mesele sadece azımsanamayacak nüfusa ve her karışta nüfuza sahip olan üst sınıfın düğmeye basmasıdır. Birde bir hükümeti ancak güçlü, kitlesel işçi ve emekçi hareketleri devirebilir, zira bu halde bir noktadan sonra hükümetin ayak diremesi, sisteme, gerçek İKTİDARA dokunacağı, tehlikeye atacağı için, çekilerek kitlelerdeki öfke boşaltılır.. Hayli geniş taktik ve stratejik bir alan...
AKP iktidari capitalist cikar ve somuruye ters degil ki, sermayeye dokunsun? Sadece kendi cebini doldururken kendi dini gosterisli politik cikar ve somurusunu de ulke bunyesindeki her bir gucu kullanarak zorla uyguluyor.
Irak işgal edilmeden önce örnek vermiştim, 1 yıl önce İngiltere de konsorsiyum toplandı ve paylaştı. Ne İngiltere hükümeti bunu topluma söyler, ne de o şirketler, yani ön tarafta gördüğünüzden daha fazlasıdır buz dağının ardındaki iktidar ve ne seçilirler, ne de seçimle gelirler ve süreğendir, değişmez.Seçerek, seçilerek belirleyemezsiniz.
Örneğin Türkiye yıllar boyu Bilderberg(dünya kapitalizm iktidarının, alt kurumlarından birisi) (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilderberg_Toplant%C4%B1lar%C4%B1)toplantılarına, üstelikte bakan düzeylerinde katılmaktadır, ama toplum ne bilir, ne haberi olur ne de o kişilere oy vermekle böyle bir yetki verirler... Hükümet kaç sandalye ise sistemin bürokratı, örgütlü burjuva sınıfı(toplum örgütlü değil, zten toplum örgütleri kapitalizmde cadı yerinedir, ama sermaye sımsıkı örgütlüdür zira sistem bunun sistemi, işleyiş, kurumlar buna göre) bürokrasisi, kaymakamı, valisi, askeri, polisi, kendini üreten eğitim sistemi, sistemin toplumda yarattığı psikoloji ,gelenek, inanç, biat, aidiyet kültürü, meclisi, belediyesi, ANAYASASI(adil ve eşit olmayan ve üretim-tarzı, ilişkilerine, sınıfsal egemenliğe asla dokunmayan) milyon sandalyedir...... ------> iktidar.
Neden benim ifadem öyle olsun ki? Tam tersine senin yaklaşımın o minvalde.
Dogrudur algi farki. Ikimizin ifadesi de mesajda yaziyor, kimin ne dedigine okuyan karar verecek.
Devrimci süreç dediğimizde Gezi gibidir, tek farkla, çok daha kitlesel, çok daha büyük hak ve özgürlük talepleriyle, çok daha aktiftir ve kapitalizmin yüzünü bu eylemlilikte görme şansınız olur. Eğer toplum bu eylemlilikle şiddet yanlısı, şiddet ortaya koymuyor ama sistem şiddet gösteriyor ise toplum buna karşı mücadele ediyorsa, şiddet topluma ait değildir, tercihleride olmamıştır. Koşullar. Bizimde sistemin köklü değişiminde ifade ettiğimiz bu.
Gezi apolitikti, ne bir iktidar ne bir rejim degisikligi v.s. gibi bir talepleri yoktu.
hayır öyle değil, gösteri, basın, yayın gibi alanlar yine aynı ANAYASA ile izne ve inisiyatife bırakılır.
Maddeler ortada, okur ogrenirsin. Tabiki iktidar millet sokaga cikmasin diye her turlu korku felsefesini ve suru psikolojisinin algisini politik cikar olarak uygulayacak ve sivil katilimi bir terrorist olarak gosterecektir.
Yaptigi da budur.
Bu yeni ic dayatma yasasi paketi de buna yoneliktir.
Çıkartmıyorum, ifade ettiğin gibi bir şiddet, darbe anlayışı olmadığı halde, ve anlatıldığı halde, şiddete ben de karşıyım dendiği halde, devrimde=darbe değildir dendiği halde hala devrimi darbe(yani basit bir koltuk değişimi) olarak ifade ediliyormuş gibi yaklaşmaya devam etmen. Bu biçimde eğilimin yoksa zaten boşa yazmama da gerek yok, henüz şiddet isteyen ya da darbeyi, devrim sayan olmadı.
Siddetin ne oldugunun anlami bellidir. Basit bir sivil yuruyusun hic bir sekilde siddeti yoktur. Siddet terorizm icerir ve de orgutlu ise silah icerir. Darbenin ne oldugunu da zaten toplum uc kere ordu eli ile yasadigindan gayet net biliyor.
Değiştirebilir, değiştiremez demedim ki. Burada sıkıntı senin değiştiremeyebileceği olgusunu kabul etmemen, halbuki kapitalizm o değiştirme isteğine şiddet ile cevap verecektir diyorum, ve toplum kararlıysa kapitalizmin parlamentosunu dinler mi? Neden dinlesin diyorum, yani sistemin parlamentosu ile yapamadı, ama dirayeti yerinde ise doğrudan demokrasi ve kurumlarını kurmasına neden karşı çıkasın? :)
Iktidar sensin hangi kapitalizm siddet ile cevap verecek? Sen iktidarin ne oldugunu algilayamiyorsun.
Sizin bildiğinizi sandığınız. Zaten uyma zorunlulu yok, biz sosyalistler karılarını ortak paylaşandan, materyalistler güçlü olan kazanır o halde güçlüler zayıfı ezsin demektir, materyalizm insanı madde görür, her şeyi maddiyat(!) görür, ateistler şerefsizdir, allahsız, kitapsız, namussuz, şeytana satılmışlardır..... dan bu yaklaşımın her türlü, her renkte derecesine, bilinçsizliğine biz alışkınız. Davula alışkın deve gibiyiz, bombadan ürkmüyoruz. Ömrünüz yeterde kaynak karıştırmaya devam ederseniz, ve buna zorlanırsanız, öğrenme kapıları hala açık, sizin bilmediğiniz, bizim bildiğimiz olabilir...
Koyulastirdigim yerler, benim algim degil.
Geriye bir tek yazdiklarindan kalan "materyalizm, insani madde gorur" dur.
Bu da kendi one surdugu toz ve bu tozun indirgemeciligi determinizmi ve monizmi ile ortaya konmustur.
Niçin Sosyalizm.
Bütün sınıflı düzenlerin ana ekseni özel mülkiyettir Bu mülkiyet anlayışı daha ziyade üretim araçlarında olmaktadır. Bu mülkiyet anlayışında sermaye birikimi iki şekilde elde edilir 1 -sömürü vasıtası ile. 2-başkasının mülklerini çeşitli zor yolu ile elinden almak vasıtası ile.
1-Sömürülen kesim hiç mülkü olmayan geçimi için emek gücünü satmak zorunda olan insanlardır-yani İşçiler.
2-Başkalarının mülklerinin elinden alınması ya faiz vasıtası ile ya ticari faaliyet vasıtası ile olur mülksüz kaldığında işçilere katılarak büyük bir sınıf oluştururlar. Buna işçi sınıfı denir.
Kapitalist faaliyet bunula kalmaz işçi sınıfı tarafından sermayesi büyüyen sınıf (burjuva) bununla yetinmez işçi sınıfından da kurtulmak ister onun için makinaları yani sabit sermayesini daha da güçlendirip mümkün olan az işçi çalıştırarak maliyetini daha aza indirir. Bu sayede bir çok işçi işsiz kalır ya açlıktan ölür ya kapitalistin vereceği aşa muhtaç kalır.
Kapitalizm makinaları geliştirip işçilerden kurtulduğunda krizlerini geçici olarak çözsede kalıcı olarak çözememiştir ya faşizmleri gündeme getirmiş ya çalışamayanlara sosyal yardımlar dağıtarak işi çevirmiştir.
Kapitalizm 3 ayak üzerinde yürür.
1-üretim.
2-dağıtım.
3-tüketim.
Bu ayakların bir tenesinde tıkanıklık olduğunda kapitalizm kriz yaşar bir ayağın tıkanıklığı diğer ayaklarında tıkanmasına yol açar. Onun için kapitalizm bütün ayakların sorunsuz çalışmasını ister. İşte bu durumda devlet ve devletin zor aygıtı iş başındadır. Mahkemeler polis güçleri parlemento bu işleri yapar Devlet ve sistemin çarkları sorunsuz dönmesi için her daim devrededir.
Kapitalizmin düşmanı yalnız işçiler değildir kapitalistler kendi sınıfı içindede düşman bulurlar kendi içindeki acımasız rekabet kapitalizmi sık sık krize sokar ve bu krizden çıkmak içinse her kapitalist devleti elinde tutmayı en acil görev bilir.
Kapitalistlerin bütün amacı tek başına veya çok az kitlesi ile dünyaya hakim olmak isterler onun için savaşlar yaratır teröristler besler dini kullanır entrikalar düzenler toplumlar için korku senaryoları üretirler.
Tek amaçları yer yüzü tanrıları olmaktır.
Kapitalizmde amaç sadece para (sermaye) biriktirmek olduğu için yaşadığımız dünyanın bütününe yatırım yapmazlar onlar kar nerede yatırım oradadır derler. Onun için hiç bir kapitalistin insani yönü yoktur.
Kapitalizm sınıflı ve özel mülkiyetli düzenlerin sonuncusudur Bu dünyayı kendinden önceki düzenlerden daha çabuk kirlettiği berbat ettiği için ömrü onlardan kısa olacaktır.
Daha bitmedi.
evrensel-insan
11-02-2015, 19:53
Niçin Sosyalizm.
Bütün sınıflı düzenlerin ana ekseni özel mülkiyettir Bu mülkiyet anlayışı daha ziyade üretim araçlarında olmaktadır. Bu mülkiyet anlayışında sermaye birikimi iki şekilde elde edilir 1 -sömürü vasıtası ile. 2-başkasının mülklerini çeşitli zor yolu ile elinden almak vasıtası ile.
1-Sömürülen kesim hiç mülkü olmayan geçimi için emek gücünü satmak zorunda olan insanlardır-yani İşçiler.
2-Başkalarının mülklerinin elinden alınması ya faiz vasıtası ile ya ticari faaliyet vasıtası ile olur mülksüz kaldığında işçilere katılarak büyük bir sınıf oluştururlar. Buna işçi sınıfı denir.
Ozel mulkiyeti devrim ile kaldirdigini dusunelim. Beyinlerde yer etmisligini ve kisilerin tekrar ozel mulkiyete yonlenmelerininasil onleyeceksin?
Yani ozel mulkiyet olmamasinin bilincini nasil saglayacaksin?
Ayrica ailenin varligi bile bir ozel mulkiyet degil midir?
Erkek egemen toplumda Kadin bir ozel mulkiyet degil midir?
Sistemde uretim gucu olarak insanoglu bir mulk, bir ozel mulkiyet degil midir?
Herhangi bir kisiye ait herhangibir sey (mesela giysi v.s.) ozelmulkiyet degil midir?
Ozel mulkiyetin olmamasi demek herkesin herkesin malini ortak olarak kullanmasi ve paylasmasi demektir.
Kisaca ozel mulkiyeti nerden ve nasil baslatiyorsun?
Kapitalist faaliyet bunula kalmaz işçi sınıfı tarafından sermayesi büyüyen sınıf (burjuva) bununla yetinmez işçi sınıfından da kurtulmak ister onun için makinaları yani sabit sermayesini daha da güçlendirip mümkün olan az işçi çalıştırarak maliyetini daha aza indirir. Bu sayede bir çok işçi işsiz kalır ya açlıktan ölür ya kapitalistin vereceği aşa muhtaç kalır.
Bu dedigin gelismemis vahsi kapitalizmdedir. Cunku somuren de burjuva bilinci yoktur, ayni iscide isci sinifi bilinci olmadigi gibi.
Halbuki burjuva bilinci, isci sinifi olmadan yasayamayacagini ve kendini besleyen oldugunu bilir. O yuzden onu yok etmesi demek, kendisini yok etmesi demektir.
Bu acidan iscinin kendisini besleyebilmesi icin en azindan calisabilir sartlarda ve gucte olmasi gerekir. Burjuva bilinci de bunu saglar. Yani kazancinin "acicik ucundan verir"
Zaten emperyalizmin kapitalizmden farki da, disaridan gelen somurunun bir kisminin isciye verilmesi ve onun "agzinin ekonomik olarak kapanmasini" saglamak icindir.
Kapitalizm makinaları geliştirip işçilerden kurtulduğunda krizlerini geçici olarak çözsede kalıcı olarak çözememiştir ya faşizmleri gündeme getirmiş ya çalışamayanlara sosyal yardımlar dağıtarak işi çevirmiştir.
Bu sekilde isciden kurtulmak, issizligin artmasi demektir. Issizlik de kapitalizm icin her zaman bir tehdittir.
Kapitalizm 3 ayak üzerinde yürür.
1-üretim.
2-dağıtım.
3-tüketim.
Bu ayakların bir tenesinde tıkanıklık olduğunda kapitalizm kriz yaşar bir ayağın tıkanıklığı diğer ayaklarında tıkanmasına yol açar. Onun için kapitalizm bütün ayakların sorunsuz çalışmasını ister. İşte bu durumda devlet ve devletin zor aygıtı iş başındadır. Mahkemeler polis güçleri parlemento bu işleri yapar Devlet ve sistemin çarkları sorunsuz dönmesi için her daim devrededir.
Iste bu dedigin sopa politikasidir. Yani havoc politikasi bitmistir.
Kapitalizmin düşmanı yalnız işçiler değildir kapitalistler kendi sınıfı içindede düşman bulurlar kendi içindeki acımasız rekabet kapitalizmi sık sık krize sokar ve bu krizden çıkmak içinse her kapitalist devleti elinde tutmayı en acil görev bilir.
Kapitalistlerin bütün amacı tek başına veya çok az kitlesi ile dünyaya hakim olmak isterler onun için savaşlar yaratır teröristler besler dini kullanır entrikalar düzenler toplumlar için korku senaryoları üretirler.
Tek amaçları yer yüzü tanrıları olmaktır.
Bu kapitalizmin degil, emperyalizmin amacidir. Tek ve merkezi bir herseyi elinde tutan guc ve otorite. O yuzden de emperyalistler her turlu ekonomik cikar somurusu icin pasta olarak isbirligi yaparlar ve gucune gore her biri payini alir.
Kapitalizmde amaç sadece para (sermaye) biriktirmek olduğu için yaşadığımız dünyanın bütününe yatırım yapmazlar onlar kar nerede yatırım oradadır derler. Onun için hiç bir kapitalistin insani yönü yoktur.
Kapitalizm sınıflı ve özel mülkiyetli düzenlerin sonuncusudur Bu dünyayı kendinden önceki düzenlerden daha çabuk kirlettiği berbat ettiği için ömrü onlardan kısa olacaktır.
Daha bitmedi.
Ego denen sahte elbiseyi insanoglu bilinclenmeden ve farkina varmadan giydikce ve aklini bu yonde kullandikca; ozel mulkiyet te guc otorite ve iktidar olarak bunun saglanilmasi da bitmez.
Yani ozel mulkiyet olmamasinin bilincini nasil saglayacaksin?
Ayrica ailenin varligi bile bir ozel mulkiyet degil midir?
Erkek egemen toplumda Kadin bir ozel mulkiyet degil midir?
Sistemde uretim gucu olarak insanoglu bir mulk, bir ozel mulkiyet degil midir?
Herhangi bir kisiye ait herhangibir sey (mesela giysi v.s.) ozelmulkiyet degil midir?
Ozel mulkiyetin olmamasi demek herkesin herkesin malini ortak olarak kullanmasi ve paylasmasi demektir.
Kisaca ozel mulkiyeti nerden ve nasil baslatiyorsun?
Sosyalizm hakkında bir şey bilmediğin sorduğun sorulardan anlaşılıyor.
Giysi özel mülkiyetmiş kadın özel mülkiyetmiş aile özel mülkiyetmiş Tabii böyle düşündüğünde sosyalizm karşıtı olman gayet normal.
Biz bir sosyalist devletten söz ediyoruz ayrıca bu devletin bir sınıfsal temelleri olacağını söylüyoruz sen bilinci nasıl sağlayacağımızı soruyorsun.
Bırak sosyalizmi sen kapitaizm,i de bilmiyorsun kapitalist işlerliği rakabeti ve kapitalistler arası savaşı bilmediğin belli.
Emperyalizm kapitalizmin dışında bir şey değildir ayrıca her kapitalist sermayesinin ülke sınırlarını aşmasını ister çünkü onlara göre pazar sadece kendi ülkeleri değil bütün dünyadır.
Her kapitalistin hayalinde emperyalist olmak vardır.
Neyse daha bitmedi yazacaklarımı oku.
evrensel-insan
12-02-2015, 01:59
Sosyalizm hakkında bir şey bilmediğin sorduğun sorulardan anlaşılıyor.
Giysi özel mülkiyetmiş kadın özel mülkiyetmiş aile özel mülkiyetmiş Tabii böyle düşündüğünde sosyalizm karşıtı olman gayet normal.
Degilse neden degil, izah edebilecek misin?
Cunku sen beyindeki ozel mulkiyeti bilmiyorsun, sadece somuttaki olani biliyorsun.
Biz bir sosyalist devletten söz ediyoruz ayrıca bu devletin bir sınıfsal temelleri olacağını söylüyoruz sen bilinci nasıl sağlayacağımızı soruyorsun.
Aynen ve sormaya da devam ediyorum.
Bırak sosyalizmi sen kapitaizm,i de bilmiyorsun kapitalist işlerliği rakabeti ve kapitalistler arası savaşı bilmediğin belli.
Bence sen bildigini zannettigin ikisini de bilmiyorsun ve de bildiklerin cag disi.
Emperyalizm kapitalizmin dışında bir şey değildir ayrıca her kapitalist sermayesinin ülke sınırlarını aşmasını ister çünkü onlara göre pazar sadece kendi ülkeleri değil bütün dünyadır.
Her kapitalistin hayalinde emperyalist olmak vardır.
Neyse daha bitmedi yazacaklarımı oku.
Sen de benimkileri.
Yalniz ara sira da cagdas olarak bir seyler yazmaya calis.
Cagimiz bireyin bilgi ve bilisim cagi.
Sosyalizmin iki asir onceki dogmalari bugun gecerli degil.
Bence cagdaslastir. Basta bireyi bilinci ve etik olmayi ekle.
Etik veya en yalın tanımıyla töre bilimi. Etik terimi Yunanca (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanca) ethos yâni "töre" sözcüğünden türemiştir. Değerler felsefesinin Aksiyoloji (http://tr.wikipedia.org/wiki/Aksiyoloji) dalı olan etik, felsefenin üç ana dalından biridir: Vikipedi
Sen hem çağdaşlıktan söz ediyorsun hem etik olmaktan Hem çağ bilgi ve bilitişim çağı diyorsun hem etik olmaya çağırıyorsun .
Bu iki şeyi bir araya nasıl sığdırıyorsun anlamadım.
Çağ elbette bilitişim çağı ama bilimin en kirlendiği çağ aynı zamanda. Çeşitli düşünceler o bilitişim çağının içinde cırt atıyor. Bunu ayırmak için tarih bilgisi ve zamanı anlamak gerekir.
Bilgi insanlara ya yaşadığı deneylerden ya okuduğu kitaplardan aktarılır.Bu bilgilerin kendine yarayanlarını anlamak insanın kendine ait oluşturduğu bilinçle olur.
Ama bazı şeyler değişmez yaşam ve ölüm gibi. Her çağda vardır.
İşte hangi çağı yaşarsan yaşa eğer özel mülkiyet ve sermaye birikimi varsa sınıflar vardır.
Sınıflarda kapsam değişikliği olsada varlığı devam eder.
Bir sınıflı düzeni alt edebilmekte başka bir sınıfla mümkündür tarihe baktığımızda bunları görürüz.
Onun için itiraz ederken yazılanları dikkate alacaksın.Biz üretim araçlarının mülkiyetinden öz ediyoruz siz mülkiyet diyorsunuz.
Biz sermaye biriken mülkten söz ediyoruz siz kadından giysiden bahsediyorsunuz.
Bir çin ata sözü vardır. AÇ İNSANIN DEMOKRASİYE İHTİYACI YOKTUR DEMİŞ ne demek istemiş.
Bir sınıf var olan duruma isyan (devrim) etmişse o sınıf toplumsal bilinçe ulaşmıştır.
Zaten bu bilinç oluşmamışsa devrim olmaz sadece devrim probagandası yapılır.
Daha öncede yazdım ---Marx işçi sınıfı ekmeği için değil de onuru için savaşmıyorsa devrimci değildir --demiş. Ne zaman 1843 te
Şimdi bu söz çağ dışımı yoksa hala güncelmi.
Ön yargıyı yıkmak atomu parçalamaktan zordur demiş A.Einstein.
Ne zaman demiş 1879-1955 arası.
Bu söz çağ dışımı bu sözün matapları hala yokmu.
İşte kapitalizm de öyle iki ana şeye dayanır
1 sömürü .yani kendi dışındaki sınıflarla ilişkisi 2 Rekabet .yani kendinin de içinde bulunduğu sınıfla ilişkisi.
Sermaye birikimde= sömürü rekabet ticaret rant faiz ilişkileri ile olmaktadır.
Bunların her biri tuğla büyüklüğünde kitaplarda anlatılır.
Öyle giysi kadın aile işin çok küçük parçalarıdır. yani özel mülkiyette yok gibidir.
evrensel-insan
12-02-2015, 18:08
Sen hem çağdaşlıktan söz ediyorsun hem etik olmaktan Hem çağ bilgi ve bilitişim çağı diyorsun hem etik olmaya çağırıyorsun .
Bu iki şeyi bir araya nasıl sığdırıyorsun anlamadım.
Cunku etik tore degildir. Etik insanoglunun sosyal olarak bir arada yasayabilmesi ve iliski kurabilmesinin caga uygun olmasi gereken degerleridir.
Iste bunlarin basinda insdan haklari evrensel hukuk ve buna bagli hak ve ozgurluklerin adilligi ve esitligi yani farklarinin farkindaligi ve antiayrimciligi gelir
Diger yandan etik olmak durust olmaktir. Yani bir cikar ve somuru Adina kimseyi kandirmamak ve kullanmamaktir.
Kisaca cagdas insani ve evrensel degerlerdir etik olmak.
Tore ise etigin bir parcasikdir. Etik felsefi olarak- dini/mezhepsel, milli/kokensel, siyasi, sosyal, ahlaki, toplumsal, toresel, geleneksel, tarihi, kulturel v.s. kisaca bulundugu cografi toplumun uyguladigi her turlu degeri icerir.
Çağ elbette bilitişim çağı ama bilimin en kirlendiği çağ aynı zamanda. Çeşitli düşünceler o bilitişim çağının içinde cırt atıyor. Bunu ayırmak için tarih bilgisi ve zamanı anlamak gerekir.
Nedeni bilimin guc ve otoritesi emperyalizmin elindedir ve bilim kisilerini politik cikar olarak kendi ideolojik inancsal cikarlarina uygun kullanmalaridir.
Yani bilim kisilerini felsefi olarak konusturmak ve inanc ideoloji temelli bu konusmalari bilime mal etmektir.
Bilgi insanlara ya yaşadığı deneylerden ya okuduğu kitaplardan aktarılır.Bu bilgilerin kendine yarayanlarını anlamak insanın kendine ait oluşturduğu bilinçle olur.
Ama bazı şeyler değişmez yaşam ve ölüm gibi. Her çağda vardır.
İşte hangi çağı yaşarsan yaşa eğer özel mülkiyet ve sermaye birikimi varsa sınıflar vardır.
Sınıflarda kapsam değişikliği olsada varlığı devam eder.
Iste bu dedigin, insanoglunun kendi ortaya attigi dogal/fenomenalzihniyete teslimiyettir.
Onemli olan bu zihniyetleri insanlik ve evrensellik bilimsellik Adina sorgulayabilmek ve bu yerlesmis ego temelli sahte zihniyetten kurtulabilmektir.
Bu tam da emperyalizmin "insanoglunun bir dogasi vardir, bu degismez" demesidir.
Bilimde degismez yoktur, hersey degisim gelisim yenilenim donusum ve baskalasim icindedir.
Insanoglu ozel mulkiyetinde siniflarinda insanoglunas verdigi zarari algiladiklarinda ve insanlasma yolunda zihinseldegisim ve devrime yoneldiklerinde bunlarda tarihe karisacaktir.
Cunku ozel mulkiyet zaten siniflari dogurur. Basta da ile gelir. Ayni zamanda guc ve otoriteyi hakim ve stunlugu getirir.
Cunku ego olarak kendine ait mulk sahibi olmak demek, guc ve otorite ile baskasinin da olabilecegine sahip olmak demektir.
Bir sınıflı düzeni alt edebilmekte başka bir sınıfla mümkündür tarihe baktığımızda bunları görürüz.
Onun için itiraz ederken yazılanları dikkate alacaksın.Biz üretim araçlarının mülkiyetinden öz ediyoruz siz mülkiyet diyorsunuz.
Ben bilic ve zihniyetten bahsediyorum. Sen ise bunlari fiziki olarak degerlendiriyorsun.
Unutma insanoglu vucudunu davrandiran onun dusuncesidir. Yani yonlendirim ve yonetim vucutta degil, dusuncededir. Vucut bunu yasama geciren bir aractir.
Biz sermaye biriken mülkten söz ediyoruz siz kadından giysiden bahsediyorsunuz.
Cunku insanoglu algisinda ve de erkek egemen toplumda Kadin da bir mulkiyettir.
Bu durumn taaa ataerkil yopluma gecis ile baslar. Insanoglunu guce otoriteye hakim ve ustunluge kendi turu bunyesinde iten de zaten bu zihniyettir.
O yuzden ozelmulkiyet sadece politik ekonomik olarak degerlendirilemez. Arkasindaki zihniyeti ve temelini algilamak gerekir.
Yoksa istedigin duzeni getir, ortadan kaldiramazsin.
Bir çin ata sözü vardır. AÇ İNSANIN DEMOKRASİYE İHTİYACI YOKTUR DEMİŞ ne demek istemiş.
"Karnini doyurmaya ihtiyaci var" demek istemis. Maalesef karinlar da mucadele etmeden doymuyor. Kimse kimseye bedava bir sey vermiyor.
Ayrica demokrasi belki de o acin karnini doyuracak. Bu bir ufuk meselesi.
Bir sınıf var olan duruma isyan (devrim) etmişse o sınıf toplumsal bilinçe ulaşmıştır.
Zaten bu bilinç oluşmamışsa devrim olmaz sadece devrim probagandası yapılır.
Gezi de isyan edeni hangi sinifa koyuyorsun?
Daha öncede yazdım ---Marx işçi sınıfı ekmeği için değil de onuru için savaşmıyorsa devrimci değildir --demiş. Ne zaman 1843 te
Şimdi bu söz çağ dışımı yoksa hala güncelmi.
Onur dan ne algilandigina bagli. Eger etik olmak ise guncel. Yok sinifsal sa degil.
Cunku iunsanoglu onurunu bireyselbilinc olarak ortaya koyar. Eger bunu bir deger olarak yapiyorsa, o zaman kendi degil; deger onu teslim alir.
Ön yargıyı yıkmak atomu parçalamaktan zordur demiş A.Einstein.
Ne zaman demiş 1879-1955 arası.
Bu söz çağ dışımı bu sözün matapları hala yokmu.
Aynen de atom bile parcalandi. Bugun parcaciklarina ulasildi. Ama zihin temelli onyargi ancak bilinc ve farkindalik ile asilir.
İşte kapitalizm de öyle iki ana şeye dayanır
1 sömürü .yani kendi dışındaki sınıflarla ilişkisi 2 Rekabet .yani kendinin de içinde bulunduğu sınıfla ilişkisi.
Sermaye birikimde= sömürü rekabet ticaret rant faiz ilişkileri ile olmaktadır.
Bunların her biri tuğla büyüklüğünde kitaplarda anlatılır.
Öyle giysi kadın aile işin çok küçük parçalarıdır. yani özel mülkiyette yok gibidir.
Sen kapitalizmi sadece sinifsal ve somuru olarak degerlendiriyorsun ve o yuzden de yikamiyorsun. Cunku onun bireysel robotlastirmasini, sosyo-psikolojisini ve teknik ile ya da korku ile bireyleri sindirmesini verdigi bananeeci egitimi kisaca zihinsel yanini goremiyorsun.
Kapitalizm bir algiu operasyonudur. Iste senin sosyalizmin savasimi burda kaybetmektedir. Cunku bu alginin iki asir gerisindedir.
Bir seye "benim" dediginde bu ozelmulkiyettir.
Ne sen benim söylediklerinden bir şey anlıyorsun ne ben senin söylediklerinden
Bu iş geksizleşti
Ben sınıf demeye devam edeceğim sen ne söylersen öyle ben anlamıyorum
Ben kapitalizm sermaye birikimidir diyorum sınıflı sistemdir devrilmesi zor yolu ile olacaktır diyorum
Sosyalizmde sınıflı sistemdir ama içinde üretim araçlarının özel mülkiyeti yoktur diyorum
Demokrasi eşittir diktatörlüktür diyorum
Ve bunları söylemeye devam ediyorum
Tartışmalardan bir şeyin çıkmayacağını gereksiz zaman harcamanın bir anlamı olmadığını söylüyorum
Bir bilge gibi davranıp sen haklısın diyorum
evrensel-insan
13-02-2015, 00:53
Ne sen benim söylediklerinden bir şey anlıyorsun ne ben senin söylediklerinden
Bu iş geksizleşti
Ben sınıf demeye devam edeceğim sen ne söylersen öyle ben anlamıyorum
Anlamaman dogal. Cunku fikrin sabitlenmis ve sorgulamiyorsun. Yalniz sinif konusu ve kavrami cagdisidir ve gunumuz birey devridir.
Ben kapitalizm sermaye birikimidir diyorum sınıflı sistemdir devrilmesi zor yolu ile olacaktır diyorum
Ben de "sart degil demokratik secim yolu ile de olabilir" diyorum.
Ustelik toplumun destegini almayan ve zorla gelen bir sosyalizmin tek yapacagi toplumu ustunde baski kurmak ve hak ve ozgurlukleri ihlal etmektir.
Sosyalizmde sınıflı sistemdir ama içinde üretim araçlarının özel mülkiyeti yoktur diyorum
Ozeli biraktik, mulkiyet sosyalist system de kimin?. Mulk nedir?
Demokrasi eşittir diktatörlüktür diyorum
Demekki senin sosyalizminde demokrasi hak getire.
Ve bunları söylemeye devam ediyorum
Tartışmalardan bir şeyin çıkmayacağını gereksiz zaman harcamanın bir anlamı olmadığını söylüyorum
Bir bilge gibi davranıp sen haklısın diyorum
Burada bir haklilik da dogru da yok. Karsilikli bilgi ve dusunce paylasimi var.
Nesenin beni, ne de benim seni ikna etme gibi bir cabamiz da yok. En azindan benim acimdan.
Bilgi ve dusunce paylasimi etik olduktan sonar, hic bir zaman zaman kaybi degildir.
Bir konu ya da kavram uzerinde bilgi ve dusunce paylasildikca detaylanir, aciga kavusur v.s.
Niçin sosyalizm -
İnsanlar bulundukları konum itibarı ile toplumsal yaşarlar.
İçinde yaşadıkları sistem onları ortak davranmaya mecbur eder bu sayede kendilerini güvende hissederler. Ortak noktaları yaşam biçimindeki benzerlikleri onların kültürleri ve neslinin devamı açısından bir sosyal sınıf konumuna dönüştürür.
Bu insanlar ilk mülkiyetli çağda köle köle sahibi diye ayrılır orta çağda baron (ağa) köylü maraba gibi ayrışmalar yaşamıştır. Bu ayrışmalar ı yaratan mülkiyettir.
Kapitalizmde yani yaşadığımız çağda toplum bir çok alanda bölünse de en anlaşılır bölünme işçi (proleterya) ve sermaye sahibi patron (burjuva) olarak bölünmüştür.
Bu iki sosyal sınıf yaşamları gelenekleri töreleri ve kültürleri ile de bölünmüştür bu bölünme iki düşman sınıf yaratmıştır. Bu bölünmenin en belirgin şekli üretimde bulundukları yerdir.Patron (burjuva) üretimde sermaye sahibi olduğu için üretilen metanında sahibidir. İşçi (proleterya) sadece çalıştığı zamana ait ücret alır satacağı tek şey işçücüdür.
Bu üretim esnasında kapitalist,tin sabit sermaye ve üretgen sermaye diye iki sermaye ile üretime başlar. Sabit sermaye: makinalar fabrika alet edavat olarak bilinir. Üretgen sermaye: işçilere verdiği ücrettir. İşçi ve kapitalist birlikte meta üretimi yapar yani üretim birlikte olur.Fakat üretim bittiğinde paylaşım sancılıdır.İşçi üretim sonucunda hayatında değişilikler yoktur o sadece günlük giderlerini karşılayacak kadar kazanç sağlamış kapitalist günlük giderlerini sağladığı gibi birde üstüne sermaye birikimi yapmıştır.
Böyle bir sonucun karşısında işçi ile kapitalist birbirinin üstünde hak talep eder işçi senin sermayende benden çaldığın hak var der kapitalistse yok öyle bir şey sen benim sermayem sayesinde karnını doyurdun der.
Bu kavga bitmez işçi geçimi için ekmeğine bir lokma fazla konmasını ister kapitalist sermayesinin daha fazla olmasını. İşte kavga büyür işçi kendi lokması için grev yapar kapitalist lokavt.
Bu kavgalar kapitalist çağın başladığı günden bu yana vardır. Görüyoruz ki hala devam etmektedir. İşçiler uzun süren grevleri ile ekmeklerine bir lokma ilave eder savaşı kazandığını sanır kapitalist,se metaların fiartlarını arttırır yine savaşta işçiler mağlup olur.
Bu durum yıllarca sürmüştür bir ileri iki geri süren bu savaş hep kapitalistlerin galibiyeti ile sonuç vermiş yenilgiler işçilerin olmuştur.İşçiler düşünmüş bu böyle gittiğinde bizim kazancımız olmayacak başka bir şey yapmalı, işte o zaman anlamışlarki kapitalizm kökten bizim düşmanımız ve onun yıkılması için çaba harcamamız gerekir.O zaman kendileri için kapitalizme karşı toptan mücadele edecek araçlarına ihtiyaç var ve kendi siyasi partilerini kurarak kapitalistlerle siyasi mücadele içine girecekler.
Kapitalistler partilerinde ne yapıyorsa işçilerde aynısını yapmışlar ama sonuç yine hüsran ya kapitalistlerin mahkamelerde yargılanıyor ya sürgün ediliyor ya miting meydanlarında polis kurşunu ile öldürülüyorlar. Yine düşünüp çare aramışlar ve son olarak tıpkı onların kedilerine davrandığı gibi davranmaya başlamış ve silahlanmışlar tıpkı kapitalistler gibi silahlanmış ordu kurmuş taktikler oluşturmuştur.
İşte 1848 fransa devrimi 1871 paris komünü yaratılmış. İşçiler 72 günlük komünlerinde kendi develtlerini nasıl yöneteceklerini öğrenmiş .Fakat faransa devletinin hünerleri bitmiyor 100 yılların deneyimi savaş taktikleri ve hileli yöntemleri sayesinde yeni yenilgi almışlar.Fransa işçiler başka devletlerin yardımı ve daha teknik silahların kullanımı ile yenilgiye uğramış ve büyük zaiatlar vermişler.
İçiler anlamışki işin içine devlet girmeli ve kendileri için devlet oluşturmalıdır. Zor insan öğretiyor Artık işçi sınıfına kapitalizmden hayır yok kendi düzenlerini kuracak ve kendi devrimlerini yapacaklardır.Bu düzen komünizm ve devrim sosyalizm denilen denilen uzun yolculuğa işçi sınıfı hazırlanacaktır.
İşçi sınıfı 1915 te almanyada parlemento yolunu kullanmış ve çoğunluğu sağlamış ama kapitalist aç gözlüler insanların önüne bir dünya savaşı koyarak yasakçı bir anlayış izlemi insanları daha vazla toprak ve daha vazla ekmek diyerek aldatmıştır.
Sonunda almanyada aşırı baskı ve katliamalar işçiler ve devrimciler katletmiş 1919 da büyük devrimci Rosa Lüxenburg ve yoldaşı karl liebknecht katledilmiş bir çok işçi öldürülmüştür.
Yani kapitalizm sermayesini sadece sömürüden elde etmiyor o sermayenin içinde kanda bulunmaktadır.
1917 de kapitalistlerin bütün hileleri entrikaları yalanları hiç işe yaramamış büyük Sovyetler doğmuştur.Dünyada sosyalizm ikinci deneyini oluşturup kendi yanlışları sebebi ile 1989 da kırılganlık yaşamıştır.
İşçi sınıfı devrimcileri bütün hatalarını görmektedir ve amaçlarından hiç vazgeçmeden insanlığı top yekün kurtaracak hedefe kilitlenmiştir
Ya esarete razı olacağız ya özgürlüğümüzü alacağız.
Yok tek başına kurtulmak zincirlerden .ya hep beraber ya hiç birimiz N.Hikmet.
Devam edecek.
evrensel-insan
13-02-2015, 12:41
Niçin sosyalizm -
İnsanlar bulundukları konum itibarı ile toplumsal yaşarlar.
İçinde yaşadıkları sistem onları ortak davranmaya mecbur eder bu sayede kendilerini güvende hissederler. Ortak noktaları yaşam biçimindeki benzerlikleri onların kültürleri ve neslinin devamı açısından bir sosyal sınıf konumuna dönüştürür.
Insanoglu sadece toplumsal yasamaz, sosyal da etik de yasar. Toplumsallik nicelik birlikteligidir, sosyo-etik yasam ise nitelikbirlikteligidir.
Bu insanlar ilk mülkiyetli çağda köle köle sahibi diye ayrılır orta çağda baron (ağa) köylü maraba gibi ayrışmalar yaşamıştır. Bu ayrışmalar ı yaratan mülkiyettir.
Insanoglu ilk mulkiyeti anaerkil toplumdan ataerkil topluma gectiginde insanoglu turunun kadinini ilk mulkiyet yapmis ve boylece cekirdek ve sahipli aileler dogmustur.
Kapitalizmde yani yaşadığımız çağda toplum bir çok alanda bölünse de en anlaşılır bölünme işçi (proleterya) ve sermaye sahibi patron (burjuva) olarak bölünmüştür.
Bu iki sosyal sınıf yaşamları gelenekleri töreleri ve kültürleri ile de bölünmüştür bu bölünme iki düşman sınıf yaratmıştır. Bu bölünmenin en belirgin şekli üretimde bulundukları yerdir.Patron (burjuva) üretimde sermaye sahibi olduğu için üretilen metanında sahibidir. İşçi (proleterya) sadece çalıştığı zamana ait ücret alır satacağı tek şey işçücüdür.
Bu bolunme de ve farklilasmada sadece ekonomik olarak isci yoktuir, toplumun digger kesimleri de vardir ve bunlar isciye de yerine gore orta sermayeye de yerine gore capital sahibine de yakindir. Gunumuzde ise onemli olan sinif degil bireydir. Cunku devletler kapitalizmde ozgur birey devletidir.
Bu üretim esnasında kapitalist,tin sabit sermaye ve üretgen sermaye diye iki sermaye ile üretime başlar. Sabit sermaye: makinalar fabrika alet edavat olarak bilinir. Üretgen sermaye: işçilere verdiği ücrettir. İşçi ve kapitalist birlikte meta üretimi yapar yani üretim birlikte olur.Fakat üretim bittiğinde paylaşım sancılıdır.İşçi üretim sonucunda hayatında değişilikler yoktur o sadece günlük giderlerini karşılayacak kadar kazanç sağlamış kapitalist günlük giderlerini sağladığı gibi birde üstüne sermaye birikimi yapmıştır.
Böyle bir sonucun karşısında işçi ile kapitalist birbirinin üstünde hak talep eder işçi senin sermayende benden çaldığın hak var der kapitalistse yok öyle bir şey sen benim sermayem sayesinde karnını doyurdun der.
Bu kavga bitmez işçi geçimi için ekmeğine bir lokma fazla konmasını ister kapitalist sermayesinin daha fazla olmasını. İşte kavga büyür işçi kendi lokması için grev yapar kapitalist lokavt.
Bu kavgalar kapitalist çağın başladığı günden bu yana vardır. Görüyoruz ki hala devam etmektedir. İşçiler uzun süren grevleri ile ekmeklerine bir lokma ilave eder savaşı kazandığını sanır kapitalist,se metaların fiartlarını arttırır yine savaşta işçiler mağlup olur.
Bu durum yıllarca sürmüştür bir ileri iki geri süren bu savaş hep kapitalistlerin galibiyeti ile sonuç vermiş yenilgiler işçilerin olmuştur.İşçiler düşünmüş bu böyle gittiğinde bizim kazancımız olmayacak başka bir şey yapmalı, işte o zaman anlamışlarki kapitalizm kökten bizim düşmanımız ve onun yıkılması için çaba harcamamız gerekir.O zaman kendileri için kapitalizme karşı toptan mücadele edecek araçlarına ihtiyaç var ve kendi siyasi partilerini kurarak kapitalistlerle siyasi mücadele içine girecekler.
Kapitalistler partilerinde ne yapıyorsa işçilerde aynısını yapmışlar ama sonuç yine hüsran ya kapitalistlerin mahkamelerde yargılanıyor ya sürgün ediliyor ya miting meydanlarında polis kurşunu ile öldürülüyorlar. Yine düşünüp çare aramışlar ve son olarak tıpkı onların kedilerine davrandığı gibi davranmaya başlamış ve silahlanmışlar tıpkı kapitalistler gibi silahlanmış ordu kurmuş taktikler oluşturmuştur.
İşte 1848 fransa devrimi 1871 paris komünü yaratılmış. İşçiler 72 günlük komünlerinde kendi develtlerini nasıl yöneteceklerini öğrenmiş .Fakat faransa devletinin hünerleri bitmiyor 100 yılların deneyimi savaş taktikleri ve hileli yöntemleri sayesinde yeni yenilgi almışlar.Fransa işçiler başka devletlerin yardımı ve daha teknik silahların kullanımı ile yenilgiye uğramış ve büyük zaiatlar vermişler.
İçiler anlamışki işin içine devlet girmeli ve kendileri için devlet oluşturmalıdır. Zor insan öğretiyor Artık işçi sınıfına kapitalizmden hayır yok kendi düzenlerini kuracak ve kendi devrimlerini yapacaklardır.Bu düzen komünizm ve devrim sosyalizm denilen denilen uzun yolculuğa işçi sınıfı hazırlanacaktır.
İşçi sınıfı 1915 te almanyada parlemento yolunu kullanmış ve çoğunluğu sağlamış ama kapitalist aç gözlüler insanların önüne bir dünya savaşı koyarak yasakçı bir anlayış izlemi insanları daha vazla toprak ve daha vazla ekmek diyerek aldatmıştır.
Sonunda almanyada aşırı baskı ve katliamalar işçiler ve devrimciler katletmiş 1919 da büyük devrimci Rosa Lüxenburg ve yoldaşı karl liebknecht katledilmiş bir çok işçi öldürülmüştür.
Yani kapitalizm sermayesini sadece sömürüden elde etmiyor o sermayenin içinde kanda bulunmaktadır.
1917 de kapitalistlerin bütün hileleri entrikaları yalanları hiç işe yaramamış büyük Sovyetler doğmuştur.Dünyada sosyalizm ikinci deneyini oluşturup kendi yanlışları sebebi ile 1989 da kırılganlık yaşamıştır.
İşçi sınıfı devrimcileri bütün hatalarını görmektedir ve amaçlarından hiç vazgeçmeden insanlığı top yekün kurtaracak hedefe kilitlenmiştir
Ya esarete razı olacağız ya özgürlüğümüzü alacağız.
Yok tek başına kurtulmak zincirlerden .ya hep beraber ya hiç birimiz N.Hikmet.
Devam edecek.
Kapitalist sistemdeki savasim, birey bilinci temeline dayandigindan ekonomik bir "rahatlik" ta birey bananeci ve bencil olabilir.
Bu da bireyler arasindaki ortak savasimi engeller.
Insanoglu sadece toplumsal yasamaz, sosyal da etik de yasar. Toplumsallik nicelik birlikteligidir, sosyo-etik yasam ise nitelikbirlikteligidir.
Evet insan oğlu hiç toplumsal yaşamaz bu güne kadar toplum bilimcileri hep yalan söyledi
Hatta sosyal kelimesi bile toplumu anlatmıyor kim ne halt yemişte bu tür bilim alanları yaratmış
Etik te öyle töre bilimi falanda değil bu Vikipedi de ne biçin şey böyle bir de ansiklopedi diye ortaya çıkmış .
Nicelik de neymiş o zaten kendiliğinden oluşan bir şey özellikle nitelikli topluluklar gereklidir.Eee o da kolay değil her kese nasip olamaz birilerinden hicazet almadan hiç olmaz.
Öyle gereksiz topluluk gereksiz insan sürüleridir.
Ne yapacağız belki de öğreneceğimiz şeyler çok, insan yaşadığı sürece öğrenecektir.
Ne demiş Sokrates, Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir. Bizde filezofu u takip edip öğrenmeye devam edeceğiz.
Her neyse biz, Niçin Sosyalizm,i anlatmaya devam edeceğiz
evrensel-insan
14-02-2015, 00:07
Evet insan oğlu hiç toplumsal yaşamaz bu güne kadar toplum bilimcileri hep yalan söyledi
Ben "toplumalyasamaz" demedim. "toplumsalyasam sosyal yasamlari icerir" dedim.
Ornek vereyim.
Turk ile kurd toplumu toplumsal yasar. Yalniz kurd toplumu sosyalbir toplumdur, turk toplumuda sosyal bir toplumdur.
Toplumsallik sosyallikleri barindirir. Yani nufus olarak diyelim 80 milyon toplumdur.
Yine diyelim bunun 15 milyonu kurd sosyal toplumudur v.s.
Buradaki sosyalligin onemi toplum bunyesinde o sosyo-etik grubun degerinin hak ve ozgurlugudur. Turk toplumu, kurd toplumunu icermez. Ancak bir arada toplumsal olarak bir birlerinin hak ve ozgurluklerini tanirlarsa yasarlar.
Hatta sosyal kelimesi bile toplumu anlatmıyor kim ne halt yemişte bu tür bilim alanları yaratmış
Anlatmaz. Toplum butunu anlatir sosyal o butunun bunyesindeki bir parcayi anlatir.
Etik te öyle töre bilimi falanda değil bu Vikipedi de ne biçin şey böyle bir de ansiklopedi diye ortaya çıkmış .
Tore etigin bir degeridir. Yalniz tek degeri degildir. Kultur de, siyaset de sosyallik de, ahlak da v.s. etigin degerleridir.
Yani etik butundur tore onun bunyesinde sadece bir deger parcasidir.
Nicelik de neymiş o zaten kendiliğinden oluşan bir şey özellikle nitelikli topluluklar gereklidir.Eee o da kolay değil her kese nasip olamaz birilerinden hicazet almadan hiç olmaz.
Nicelik "kelle sayisidir" her bir kellenin niteligini icermez.
Öyle gereksiz topluluk gereksiz insan sürüleridir.
Zaten suru psikolojisi toplumu sadece bir nicelik olarak gorur ve kendi niteligi ile de guder yani yonetir ve yonlendirir. Kisaca suruyu sayi olarak alir ve bunyesindeki niteligine bakmaz. Iste oy vermek niteligi icermez sadece sayidir.
O yuzden mesela katilimci demokrasiile parlementerdemokrasi farklidir.
Ne yapacağız belki de öğreneceğimiz şeyler çok, insan yaşadığı sürece öğrenecektir.
Ne demiş Sokrates, Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir. Bizde filezofu u takip edip öğrenmeye devam edeceğiz.
Her neyse biz, Niçin Sosyalizm,i anlatmaya devam edeceğiz
Sorun ne biliyor musun? Felsefi ve her dal olarak Avrupa 20. yuzyilda dildevrimi yasadi ve bu ulkeye yansimadi.
Bu dil devriminde degisen su oldu "bu boyledir, soyledir, degildir" mutlakligi dogrulugu bu devrim ile tarihe karisti.
Yani kavramsal olarak bir kelimenin ne anlam ve icerikte oldugu felsefi temelde algi bilgi bilinc farkindalik birikim birey olmusluk v.s. temelinde degisti.
Iki farkli mantik geldi, biri analoji digeri abductive yani amnlam ve mana cikarma mantigi.
Buna en guzel ornegi sosyal bilgide yer alan kavramlardan verebiliriz.
Demokrasi kelimesi bir kavram olarak her bir beyin duzeyine beynin ideolojik inancsal izmsel v.s. degerlerine gore degiskendir.
Mesela diktatore gore turkiye de demokrasi varken, bana gore diktatorluk vardir.
O zaman demokrasi ya da diktatorluk nedir?
Iste bu kelimenin kavramsal bir dogrusu yoktur. Herkes kendi duzeyince demokrasiyi degerlendirir.
Mesela ahlak ve diyelim namus, namus kavraminin ne oldugu her beyin duzeyine gore farkli anlam ve iceriktedir.
Ayrica birine "namuslu" gelen bir dusunce/davranis, baskasina "namussuz" gelir.
Iste bu temelde ulkemiz kavram algisindan yoksundur ve bir kelimenin "budur/degildir" inadindadir.
Bu da cagdisiliktir.
Sana bir olmus vaka anlatayim.
Bir zamanlar SSCB'n de "sosyalizm var mi/yok mu? tartismasi vardi, televizyonda.
Herkes kendine gore "var" ya da "yok" diyordu ve biribirini ikna etmeye calisiyordu. Tartismaalevlendi ve kisisel atisma/satasmaya dondu.
Tam bu esnada programi yoneten araya girdi ve dedi ki "gordugum kadari ile bir yere varamayacagiz. Cunku ben gozlemledim ki herkesin kafasindaki demokrasi tanimi farkli. O yuzden demokrasinin varligi/yoklugundan ziyade, once demokrasinin ne oldugu konusunda ortak bir algida olmak gerekiyor" dedi ve toplantiyi bitirdi.
Kisaca neyin ne oldugu her bir beynin duzeyine ve degerlerine gore degiskendir. O yuzden onu "var/yok, dogru/yalnis, iyi/kotu" v.s. temelli ifadeye tasimadan once, neyin ne oldugu hakkinda ortak bir algi gerekir ki; ifadede de tutarlilikolsun.
Iste ben cogu mesajimda, cogu arkadasa sorular sormamin nedeni de budur.
Bir kelime kullandiginda, onun kavramsal kullananca algisi bilinmezse tartismanin bir anlami yoktur. O yuzden "sosyalizm darken, ne demek istiyorsun?" sorusu kisinin bu kavrama neanlam ve icerik verdigini bilme adinadir.
O yuzden de ben hatirlarsan "nasil sosyalizm?" demistim.
Yazismalarimizda buna en guzel ornektir.
Yani senin sosyalizm align ile benimkisi farkli.
Iste o yuzden kavramsallik cok onemlidir. Cunku kullanilan kelimenin kullananca anlam ve icerigini verir.
Umarim anlatabilmisimdir.
Iste bu dil devrimi ve post modernism eliyle eskiden es anlamli kelimeler kavramsal anlam ve icerik olarak dsegisime ugramistir.
Ayni toplumsal ve sosyalnitelikleri farki gibi.
Iste bu temelde firkin farkina varmak, kavramsal temelde kelimeleri ozdesliginden farkli kilmaktir.
Maalesef toplumumuz dil konusunda kisir ve cagdisidir.
O yuzden de bir baska dilden tercumeler de kisir olur. Ustelik bizde bir de tercumeye kendi beynimizin dogrusal yorumunu katma hastaligi vardir.
Bu temelde turkce wiki, diyelim ingizlice wikiye hic benzemez. Cunku cogu zaman hem cagdas degildir hem detercume eden bu dil devriminin gerisinde kalmistir.
O yuzden de 19. yuzyildaki olmayan ve bugun olan toplumsal sosyal farkini algilayamaz ve es degerf zanneder.
Mesela metafizik toplumumuzda fizik otesi olarak bilindiginden ve felsefenin varlik dali olarak bilinmediginden; materyalizmin metafizigin bir felsefesi olduguna karsi cikilir.
Buna benzer cok ornek vardir.
Bu dediklerime en guzel ornek Spartacus ile verecegim baslikta yapmi oldugumuz bir kac gunluk karsilikli yazismadir. Bence ornek olarak guzel bir basliktir. Bakmani oneririm. En azindan son bir kac sayfasina.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36635
Aramizdaki sayfalar suren ve hala devam eden tartisma, benim su tek mesajdaki tek bir cumlemden basladi. Orda ateizm ile teolojik noncognitivizm kavramlari farki vardi.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=539006&postcount=16
Sözcüklerin ne anlama geldiği ile uğraşma bu zaten ansiklopedilerde var o bilgilere ulaşım kolay.
Bir şeyin ortak dili vardır. Bütün dünya bu dili kabul etmiştir. Bazı faklılıklar taşısada ortak birlik dili vardır.
Öregin.Diktatörlük. tanımı tek kişinin veya küçük bir azınlığın büyük çoğunluğa hükmetmesi. Bu anlam ABD de AB dede Türkiyedede aynıdır.
Sınıf diktatörlüğü : buda diğer diktatörden farkı bir sınıfın başka bir sınıfa baskısıdır.
Etik :bir toplumun ahlak kültür ve geleneklerini anlatır. Bu toplumlara göre değişsede her kes bunu anlar.
Kapitalizm: her topluma göre farklı biçim alsada ortak kanı sermaye birikimidir.
Sosyalizm: isminden aldığı gibi toplumsal düzendir yani toplumun büyük bölümünün çıkarlarını ve bu çıkarlar etrafında birleşmesini anlatır.
Her birey farklı bir sosyalizm kurgusu yapabilir bu sosyalimdeki ortak kanıyı değiştirmez.
Sosyalizm nedir bu gün hala tartışılıyor. Neden çünkü her kesin kafasında bir sosyalizm kuğusu var. Bu kurguları neye dayanarak yapıyorlar. Bence iki şeye ya maxistlere ya anarşistlere
Ama kimse sosyalizmdeki mülkiyet anlayışından söz etmiyor. Aslında anlamanın özünde üretim araçlarının mülkiyeti var.
Bu mülkiyet kimin elinde.
Her kes üst yapı kurumları etrafında dönüyor. Soyalizm,in karşıtı kapitalizmdir bir baksınlar kapitalizmin ilk yıllarındaki demokrasiye çalışma saatlerine işçilerin yaşam biçimlerine ahlak anlayışına İnsana bakışına .
Bir düzen ilk kurulduğunda geçmişte yaşadığı düzenin doğum izlerini taşır biçimsel değişim ancak o düzen sahiplerinin bilinçleri ile ilgilidir.
Kapitalizm bu duruma tam 400 yıl sonra ulaştı beki 400 yıl önce nasıldı.Bu tartışanlar acaba onu da tartışıyot mu.
Her kes hiç risk almasın hiç bedel ödemesin bir yerden bir başka yere bir atlamada geçsin ister .Birde tarih okusunlar bir düzenin düze çıkması için kaç nesil geçiyor.
SB indeki sosyalizmde sorunlar vardır ama bu sosyalizm,in kötü olduğunu göstermez onu yönetenlerin becerisini davalarına ne kadar inanmışlığını gösterir.
Şu da bilinmeli hiç bir toplumsal düzen bir kaç yenilgi aldığında dünyadan ve bilinçlerden silinmez.
Heleki sosyalizm gibi bütün özel mülkiyetli sistemlerin sonunu getirecek bir sistemin başlandığı yer olan sistem.
evrensel-insan
14-02-2015, 18:34
Sözcüklerin ne anlama geldiği ile uğraşma bu zaten ansiklopedilerde var o bilgilere ulaşım kolay.
Bir şeyin ortak dili vardır. Bütün dünya bu dili kabul etmiştir. Bazı faklılıklar taşısada ortak birlik dili vardır.
Öregin.Diktatörlük. tanımı tek kişinin veya küçük bir azınlığın büyük çoğunluğa hükmetmesi. Bu anlam ABD de AB dede Türkiyedede aynıdır.
Sınıf diktatörlüğü : buda diğer diktatörden farkı bir sınıfın başka bir sınıfa baskısıdır.
Peki sen neden diktatore yani Erdogan'a bunu anlatamiyorsun?
O neden dictator oldugunu goremiyor.
Sence sorun nerde?
Etik :bir toplumun ahlak kültür ve geleneklerini anlatır. Bu toplumlara göre değişsede her kes bunu anlar.
Sadece ahlak kultur degil. Etik bir yerde "insanoglu bir arada birlikte nasil yasar/yasamalidir?" sorusunun yanitidir. Bu da sadece deger olarak sadece ahlak ve kultuir degildir, din de milliyette gelenekte, tore de her turlu sosyal yapilanmada v.s. buna girer.
Kapitalizm: her topluma göre farklı biçim alsada ortak kanı sermaye birikimidir.
Sermayenin birikmesinin tek basina bir anlami yoktur, onemli olan o biriken sermateden kar elde etmektir. Yani arti deger. Guzel bir soz vardir "parayi, para ustu yapmak" diye.
Sosyalizm: isminden aldığı gibi toplumsal düzendir yani toplumun büyük bölümünün çıkarlarını ve bu çıkarlar etrafında birleşmesini anlatır.
Olmasi gereken niceligin degil; sosyalligin niteliginin birlikteligidir. Sosyal toplumsal demek degildir. Toplumsal algisi komunizmdedir, "common"dan community den gelir. Toplumsal communal demektir. Sosyal ise social/society demektir. Yani bir yerde her turlu sosyal deger farkinin toplumsal olarak ortadan kalktigi yani "ortak yasam" in kurulmasidir.
Algi olarak kimse kendisine dayatilan sosyo-etik deger farklarini savunmamakta ve bunun bir ayrima yonelten yonu oldugunun bilincini almis olmaktadir.
Her birey farklı bir sosyalizm kurgusu yapabilir bu sosyalimdeki ortak kanıyı değiştirmez.
Kisaca ve sence nedir ortak kani?
Sosyalizm nedir bu gün hala tartışılıyor. Neden çünkü her kesin kafasında bir sosyalizm kuğusu var. Bu kurguları neye dayanarak yapıyorlar. Bence iki şeye ya maxistlere ya anarşistlere
Bir de cagdasliga ve emperyalizmin bunyesinde olmamaya onun ozelliklerini tasimamaya.
Ama kimse sosyalizmdeki mülkiyet anlayışından söz etmiyor. Aslında anlamanın özünde üretim araçlarının mülkiyeti var.
Bu mülkiyet kimin elinde.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=31617&highlight=adalet+mulkun+temelidir
Her kes üst yapı kurumları etrafında dönüyor. Soyalizm,in karşıtı kapitalizmdir bir baksınlar kapitalizmin ilk yıllarındaki demokrasiye çalışma saatlerine işçilerin yaşam biçimlerine ahlak anlayışına İnsana bakışına .
Evet, C.Chaplin "modern gunler" de bunu cok guzel anlatiyor.
Bir düzen ilk kurulduğunda geçmişte yaşadığı düzenin doğum izlerini taşır biçimsel değişim ancak o düzen sahiplerinin bilinçleri ile ilgilidir.
Kapitalizm bu duruma tam 400 yıl sonra ulaştı beki 400 yıl önce nasıldı.Bu tartışanlar acaba onu da tartışıyot mu.
Kapitalizm sehirlesme ile basladi sonar gelewn serbest rekabet ve capital birikimi ve yaririmi v.s.
Her kes hiç risk almasın hiç bedel ödemesin bir yerden bir başka yere bir atlamada geçsin ister .Birde tarih okusunlar bir düzenin düze çıkması için kaç nesil geçiyor.
SB indeki sosyalizmde sorunlar vardır ama bu sosyalizm,in kötü olduğunu göstermez onu yönetenlerin becerisini davalarına ne kadar inanmışlığını gösterir.
Şu da bilinmeli hiç bir toplumsal düzen bir kaç yenilgi aldığında dünyadan ve bilinçlerden silinmez.
Heleki sosyalizm gibi bütün özel mülkiyetli sistemlerin sonunu getirecek bir sistemin başlandığı yer olan sistem.
Sosyalizmi istemek baska kurmak baska geldikten sonar da korumak gelistirmek v.s. baskadir.
Peki sen neden diktatore yani Erdogan'a bunu anlatamiyorsun?
Bilmem hiç yüz yüze gelip konuşamadık.
Sadece ahlak kultur degil. Etik bir yerde "insanoglu bir arada birlikte nasil yasar/yasamalidir?" sorusunun yanitidir.
etik :Buna gelenek görenekte ekle. Dinde bunun içine girer.
Sosyalizm :zaten nitel birlikteliktir İşçi sınıfı iktidarı deniliyor. Bu nitel birliktelik değil,mi
Sosyalizmde ortak kanı üretim araçlarının özel mülkiyetinin kalkması. Yani mülksüzlerin iktidarı.
Bir de cagdasliga ve emperyalizmin bunyesinde olmamaya onun ozelliklerini tasimamaya.
Sosyalizm zaten çağdaşlık zemininde olur. Emperyalizm sermaye ihracıdır sosyalizmde sermaye yoktur.
Evet C.Chaplin iyi mesajlar vermektedir.
Sosyalizmi istemek baska kurmak baska geldikten sonar da korumak gelistirmek v.s. baskadir.
Evet çok doğru tesbit. Zaten reel sosyalizmde tartışılan genellikle bunlar.
evrensel-insan
15-02-2015, 00:50
Bilmem hiç yüz yüze gelip konuşamadık.
Ben "sen" darken, sahsini kast etmedim. :)
Sence dictator oldugunu biliyor mu/kabulleniyor mu?
etik :Buna gelenek görenekte ekle. Dinde bunun içine girer.
Sosyalizm :zaten nitel birlikteliktir İşçi sınıfı iktidarı deniliyor. Bu nitel birliktelik değil,mi
Adi ustunde "sinif" bir ekonomik birliktir. Nitelik degil, nicelik yani paradir.
Sosyalizmde ortak kanı üretim araçlarının özel mülkiyetinin kalkması. Yani mülksüzlerin iktidarı.
Kol ile kafa emegi arasindaki farki nasil acikliyorsun? Kimsenin kendine ait bir seyi olmayacak mi?
Sosyalizm zaten çağdaşlık zemininde olur. Emperyalizm sermaye ihracıdır sosyalizmde sermaye yoktur.
Sermaye olmadan yatirim olu mu, ya da kalkinma? Arti deger mi yok demek istedin?
Evet C.Chaplin iyi mesajlar vermektedir.
Evet çok doğru tesbit. Zaten reel sosyalizmde tartışılan genellikle bunlar.
Reel sosyalizm!? Soyler misin, su an nerde var?
Sence dictator oldugunu biliyor mu/kabulleniyor mu?
Evet kabulleniyor.Zaten anayasa değişliği ile istediği bu değilim başkan hiç birşeyden sorumlu olmayan başkan yapılan bütün suçların müsebbi başkaları ABD de öldürülen Müslümanlara için kaygı duyan Türkiyede öldürenleri şeytan ilan eden .
Ne olabilir.
Bu fikri benimsedi ve artık savunur oldu ana yasa değişikliği ile de meşrulaştırmak istiyor yani bu durumu bütün halkın kabul etmesini istiyor.
Adi ustunde "sinif" bir ekonomik birliktir. Nitelik degil, nicelik yani paradir.
Ne garip bir insansınız.Hem etikten söz ederiniz hem aynı mahallede oturan aşkları evlilikleri çocukları aynı şekilde olan yaşam biçimleri % 90 birbirine benzeyen farklı yerlerdende göç etseler sanki bir akraba gibi yaşayan insanları .Bir ekonomik birlik diye küçümsüyorsunuz.
İşçi sınıfı sadece bir fabrikada birlikte çalışan ücretli insanlardan oluşmuyor. Yaşam şekilleride birbirine banzeyen topluluklardır.
Kol ile kafa emegi arasindaki farki nasil acikliyorsun? Kimsenin kendine ait bir seyi olmayacak mi?
Bu üretici güçlerin gelişmesi ile açıklanır. Makinalar geliştikçe kol emeği ile olan işler azalır kafa emeği daha fazla öne çıkar. Mülkiyetin karakteri ile ilgisi yoktur.
Sermaye olmadan yatirim olu mu, ya da kalkinma? Arti deger mi yok demek istedin?
Sermaye zaten çalınmış bir değerdir çaldırmadın mı sermaye olmaktan çıkar artık birikim olur yani herkesin birikimi işte yatırımda bu artık birikimden sağlanır.
Reel (gerçek) sosyalizm şu an uykuda bir gün uyanacak. Uyanması çok uzak değildir.
evrensel-insan
15-02-2015, 17:20
Evet kabulleniyor.Zaten anayasa değişliği ile istediği bu değilim başkan hiç birşeyden sorumlu olmayan başkan yapılan bütün suçların müsebbi başkaları ABD de öldürülen Müslümanlara için kaygı duyan Türkiyede öldürenleri şeytan ilan eden .
Ne olabilir.
Diktatore gore "ileri demokrasi/Yeni Turkiye" oluyor.
Bu fikri benimsedi ve artık savunur oldu ana yasa değişikliği ile de meşrulaştırmak istiyor yani bu durumu bütün halkın kabul etmesini istiyor.
Evet, diktatore gore demokrasi sandiktan iktidar olarak ciktiktan sonar bitiyor. O da "madem beni sectiniz, ne dersem onu yapmaniz icin beni tek adam yapin" diyor.
Ne garip bir insansınız.Hem etikten söz ederiniz hem aynı mahallede oturan aşkları evlilikleri çocukları aynı şekilde olan yaşam biçimleri % 90 birbirine benzeyen farklı yerlerdende göç etseler sanki bir akraba gibi yaşayan insanları .Bir ekonomik birlik diye küçümsüyorsunuz.
Kucumsemek mi, o da nerden cikti. Bir seyin nicelik ya da nitelik iceriginde olup olmadigini ortaya koyarken, nicelik durumunda olani ortaya koymak mi "kucumsemek" oluyor?
Kendin de yazmissin. Isci sinifi nicelik birlikteliginin bunyesinde sosyal nitelik deger farklari var.
Evet ekonomik olarak birbirlerine benzeyebilir. Yalniz sosyo-etik deger ve nitelik farki ile benzemez.
İşçi sınıfı sadece bir fabrikada birlikte çalışan ücretli insanlardan oluşmuyor. Yaşam şekilleride birbirine banzeyen topluluklardır.
Sadece ekonomik olanak olarak benzer, sosyo-etik deger olarak degil.
Bu üretici güçlerin gelişmesi ile açıklanır. Makinalar geliştikçe kol emeği ile olan işler azalır kafa emeği daha fazla öne çıkar. Mülkiyetin karakteri ile ilgisi yoktur.
Mulkiyeti ne saglar?
Sermaye zaten çalınmış bir değerdir çaldırmadın mı sermaye olmaktan çıkar artık birikim olur yani herkesin birikimi işte yatırımda bu artık birikimden sağlanır.
Reel (gerçek) sosyalizm şu an uykuda bir gün uyanacak. Uyanması çok uzak değildir.
Demekki bir ara cok caba harcadi, beceremedi ve yoruldu; oyle mi?
Biri digerinden fazla biriktirirse ne olacak?
Mulkiyeti ne saglar? Siz açıklayacaksınız nicelik nitelik özellikle etik olarak ne sağlar .Siz bütün soruların cevaplarını bu üç kelime ile anlatıyorsunuz .Bunu da anlatın.
Demekki bir ara cok caba harcadi, beceremedi ve yoruldu; oyle mi?
Ne yapsın kolaymı dünyanın yükünü çekmek biraz dinlensin sonra dinç kafa ile yine yola çıkar.
Biri digerinden fazla biriktirirse ne olacak? Ne olacak biri patron diğeri köle hayat bu herkese aynı anda gülmüyor.
İnsanların kaderini kendileri yazmıyorya ya çok bilinler ya tanrıları.
Kendin de yazmissin. Isci sinifi nicelik birlikteliginin bunyesinde sosyal nitelik deger farklari var. Böyle bir şey yazmadım işçi sınıfı sadece iş yerinde aynı değil sosyal alandada birbirine benzer. Tabii insanlar insan oldukları için fizik olarak ne kadar benzer ve ayrılırsa işçilerde o nisbette benzer ve ayrılır.
evrensel-insan
15-02-2015, 23:25
Siz açıklayacaksınız nicelik nitelik özellikle etik olarak ne sağlar .Siz bütün soruların cevaplarını bu üç kelime ile anlatıyorsunuz .Bunu da anlatın.
Sanadaha once "adalet mulkun temelidir" basliginin linkini vermistim, okudun mu?
Kisaca dogal/fenomenalzihniyette yani guc otorite ve hakim/ust zihniyetinde mulk olan insanoglunun kendisidir. Yani kendi kendini mulk kilmistir.
Mulkiyette bu mulke sahipliktir.
Ne yapsın kolaymı dünyanın yükünü çekmek biraz dinlensin sonra dinç kafa ile yine yola çıkar.
Yorulan iktidar altinda ezilen tum halklar ve kesimler. Dinlenmeye de vakitleri yok. O yuzden de daimi meydandalar.
Ne olacak biri patron diğeri köle hayat bu herkese aynı anda gülmüyor.
İnsanların kaderini kendileri yazmıyorya ya çok bilinler ya tanrıları.
Insanoglu hayatini kendi yaziyor da,m maalesef insan olarak yazmiyor. Turu bunyesinde ustunluk/hakimiyet savasimi vererek yaziyor. Yani sahte egosunun kurbani oluyor. Ustelik bunu birde kendi zihniyeti ile kendi yapiyor.
Böyle bir şey yazmadım işçi sınıfı sadece iş yerinde aynı değil sosyal alandada birbirine benzer. Tabii insanlar insan oldukları için fizik olarak ne kadar benzer ve ayrılırsa işçilerde o nisbette benzer ve ayrılır.
Sosyal alanda benzeyebilir, ama degerlerindeen dolayi farklilasirda. Biri ibadet eder, digeri etmez. Biri newrozu kutlar digeri kutlamaz, biri milliyetcidir, biri dindar v.s.
Kisaca nicelik olarak isci sinifi olsa da, nitelik deger olarak farklilasir.
Sosyal alanda benzeyebilir, ama degerlerindeen dolayi farklilasirda. Biri ibadet eder, digeri etmez. Biri newrozu kutlar digeri kutlamaz, biri milliyetcidir, biri dindar v.s.
Kisaca nicelik olarak isci sinifi olsa da, nitelik deger olarak farklilasir.
İşçi sınıfının farklılaştırırken karşı sınıfla farklılaştır Yani bir burjuva bir işçi diye. Yoksa insanlar arasında aynı kalıptan çıkma bulamazsın hiç bir sınıfta.
Sen nicel nitel ayrımı bu şekilde yapıyorsan bunu ancak robotlarda bulabilirsin insanda bulamazsın. Çünkü hepsine aynı yazılım yüklenir.
Biz işçileri diğer sınıflardan ayırarak birbirine benzetiriz.
Bir camide iki sınıfın iki ferdi yan yana namaz kılsa da dua ederken tanrıdan istekleri tam birbirine zıt şeylerdir. Biri iş veya geçinecek para biri sermayesinin büyütülmesini ister.
İşte sizin anlamadığınız bu. Sosyalizme de böyle bakıyorsunuz basma kalıp olacak almanyada nasılsa vietnemdada aynı olacak.
Halbuki türkiyede kış varken avusturalyada yaz .Mevsimler bile dünyaya farklı yansıyor.
evrensel-insan
17-02-2015, 02:43
İşçi sınıfının farklılaştırırken karşı sınıfla farklılaştır Yani bir burjuva bir işçi diye. Yoksa insanlar arasında aynı kalıptan çıkma bulamazsın hiç bir sınıfta.
Sen nicel nitel ayrımı bu şekilde yapıyorsan bunu ancak robotlarda bulabilirsin insanda bulamazsın. Çünkü hepsine aynı yazılım yüklenir.
Bunun robotluk ile ilgisi yok sosyo-etik ortak degeri ile ilgisi var.
Mesela bir turk ile bir kurdu isci sinifi altinda birlestirebiliyor musun?
Pek zannetmiyorum, neden cunku milliyetcilik niteligi agir basar.
Ya da bir fasist ile bir sosyalisti birlestirebiliyor musun? Zannetmiyoruz, izm farki ve niteligi agir basar.
Bir sunni ile alevi?
Bir hristiyan ile bir musluman v.s.
Yani burada isci sinifindan olmak ekonomik olarak yetmez, nitelikfarki olanlar bir araya gelmezler.
Ya da memura isci destek vermez.
Kisaca nitelik ve yasam farki sinif birlikteliginin onune gecer.
Biz işçileri diğer sınıflardan ayırarak birbirine benzetiriz.
Bir camide iki sınıfın iki ferdi yan yana namaz kılsa da dua ederken tanrıdan istekleri tam birbirine zıt şeylerdir. Biri iş veya geçinecek para biri sermayesinin büyütülmesini ister.
İşte sizin anlamadığınız bu. Sosyalizme de böyle bakıyorsunuz basma kalıp olacak almanyada nasılsa vietnemdada aynı olacak.
Halbuki türkiyede kış varken avusturalyada yaz .Mevsimler bile dünyaya farklı yansıyor.
Sizin de anlamadiginiz,sosyo-etik nitelik deger farklarinin ekonomik nicelik temelli siniftan daha tercih edilir olmasidir.
Bunun robotluk ile ilgisi yok sosyo-etik ortak degeri ile ilgisi var.
Mesela bir turk ile bir kurdu isci sinifi altinda birlestirebiliyor musun?
Pek zannetmiyorum, neden cunku milliyetcilik niteligi agir basar.
Ya da bir fasist ile bir sosyalisti birlestirebiliyor musun? Zannetmiyoruz, izm farki ve niteligi agir basar.
Bir sunni ile alevi?
Bir hristiyan ile bir musluman v.s.
Yani burada isci sinifindan olmak ekonomik olarak yetmez, nitelikfarki olanlar bir araya gelmezler.
Ya da memura isci destek vermez.
Kisaca nitelik ve yasam farki sinif birlikteliginin onune gecer.
Merak ediyorum siz bir aleviyi bir sunniden nasıl ayırıyorsunu. Kürt.ü Türkten -Hiristiyanı Müslümandan. Nasıl ayırıyorsun.
Bak yaşamımdan bir örnek vereyim.1978- 1994 arası İzmir de bir fabrikada çalışıyordum .4 çok samimi arkadaştır. Birimiz Arnavut, birimiz çerkes, birimiz çorumlu turk (sunni), birimiz Kırşehirli alevi (türk)
Bu 4 kişiden 2 i devrimci - birisi 5 vakit namaz kılan orucunu hiç bırakmayan kişi -birisi kızılbaş ve bu 4 kişi yediği ayrı gedecek kadar ayrı idi. Bu 4 kişi ailecek görüşüyordu her yere birlikte gitti .Bu 4 kişiden 2 i çeşitli zamanlarda göz altına alındı en az 45 gün göz altında kaldılar diğer iki kişi yani sunni olanla alevi olan ne yaptı biliyormusun göz altındakilerin ailelerini ailesi bildi. Sürekli avukatlarla ilişki içine girdi sanki emniyet müdürlüğü önünde nöbete yattı.Onları birleştiren tek şey işçi olmaları ve birbirlerini sevmeleri idi.
Siz olayları mekanik bakıyorsunuz ve kafanızda kalıplar oluşturuyorsunuz. Halbuki ilişki kurmak bozmak çok kolay o kafalarda dev yapılan din milliyet ayrılıları da önemli değil.
Size o faşist dediğini kitle ilede bir iletişim yaşadım ama onu anlatmayacağım şunu söyleyeyim iş sizin sandığınız gibi değil. İşçi isen din idoloji renk hepsi ikinci planda kalır önce ekmeğin ve kiminle paylaştığındır.
Bir söz vardır işçi sınıfının vatanı yoktur (veya dünyadır) İşçi sınıfı renk ve milliyetle ayrılmaz.
Sizin de anlamadiginiz,sosyo-etik nitelik deger farklarinin ekonomik nicelik temelli siniftan daha tercih edilir olmasidir
İşte siz bu yazdığınız şeyi anlamıyorsunuz. İnsanların yaşadığı şartlar düşüncelerini belirler.
Düşünceler yaşamlarını belirlemez.
evrensel-insan
18-02-2015, 16:40
Merak ediyorum siz bir aleviyi bir sunniden nasıl ayırıyorsunu. Kürt.ü Türkten -Hiristiyanı Müslümandan. Nasıl ayırıyorsun.
Ben ayirmiyorum, gozlemim kile birinin digerinden olan sosyo-etik farkini dile getiriyorum.
Ayirmak demek, birini digerine rakip kilmak demektir. Farkin farkina varmak ve belirtmek demek her ikisinin de hak ve ozgurlukleri temelinde biribirinin degerini algilar ve saygili bir sekilde biri digerine mudahele etmeden ustunluk ve hakimiyet kurmadan antiayrimci bir sekilde demokratik esitlik temelinde birarada yasayabilmesi demektir.
Iste ayirmak bu temelde iki turludur.
Ya biri digerini yok sayar, gale almaz kendi hakimiyetini kurar.
Ya da biri digerini kendi farki ile degerlendirerek kendinden ayirarak otekilestirir.
Yani ya kendi bunyesinde yok eder. Ya da kendinden ayirir kendini ona ustun ve hakim kilar.
Iste milliyetcilik ya da mezhepcilik ya da irkcilik kisaca ayrimcilik ta budur ve bu evrensel hukuk ta bir suctur.
Bak yaşamımdan bir örnek vereyim.1978- 1994 arası İzmir de bir fabrikada çalışıyordum .4 çok samimi arkadaştır. Birimiz Arnavut, birimiz çerkes, birimiz çorumlu turk (sunni), birimiz Kırşehirli alevi (türk)
Bu 4 kişiden 2 i devrimci - birisi 5 vakit namaz kılan orucunu hiç bırakmayan kişi -birisi kızılbaş ve bu 4 kişi yediği ayrı gedecek kadar ayrı idi. Bu 4 kişi ailecek görüşüyordu her yere birlikte gitti .Bu 4 kişiden 2 i çeşitli zamanlarda göz altına alındı en az 45 gün göz altında kaldılar diğer iki kişi yani sunni olanla alevi olan ne yaptı biliyormusun göz altındakilerin ailelerini ailesi bildi. Sürekli avukatlarla ilişki içine girdi sanki emniyet müdürlüğü önünde nöbete yattı.Onları birleştiren tek şey işçi olmaları ve birbirlerini sevmeleri idi.
Demek ki isci sinifi bilincleri firkin farkinda olarak biribirini kabullenmis. Ortak savasimi sinifsal olarak degerlendirmis.
Siz olayları mekanik bakıyorsunuz ve kafanızda kalıplar oluşturuyorsunuz. Halbuki ilişki kurmak bozmak çok kolay o kafalarda dev yapılan din milliyet ayrılıları da önemli değil.
Demekki sen de Turkiye disinda baska bir ulkeden bahsediyorsun. Benim tum yazdiklarim gozleme dayanir ve bu gozlemin algilanmasi bilincli olarak ortadadir.
Size o faşist dediğini kitle ilede bir iletişim yaşadım ama onu anlatmayacağım şunu söyleyeyim iş sizin sandığınız gibi değil. İşçi isen din idoloji renk hepsi ikinci planda kalır önce ekmeğin ve kiminle paylaştığındır.
Bir söz vardır işçi sınıfının vatanı yoktur (veya dünyadır) İşçi sınıfı renk ve milliyetle ayrılmaz.
İşte siz bu yazdığınız şeyi anlamıyorsunuz. İnsanların yaşadığı şartlar düşüncelerini belirler.
Düşünceler yaşamlarını belirlemez.
Dusuncveler yasamlari belirler ve bu bilimseldir. Cunku kime sorsan "neden boyle yasiyorsun?" diye sana verecegi yanit onun dusuncesidir, ve her turlu degerlerinin temelindedir.
Siz de bunu anlamiyorsunuz ki hala nicelik uzerinden bana ornekler veriyor ve degerlendiriyorsunuz?
Gezideki ortak algi "yasam ve iliskime karisma" algisiydi ve bu nitelik digger niteliklerin bir araya gelmesini sagladi.
Bu tartışma bitmeyecek anlaşılan. Kimse fikrinden vaz geçmeyecek. Bu iş tartışma olmaktan çıktı didişmeye dönüştü.
Ben yine konuya dönüp Niçin sosyalim yazmaya devam edeceğim.
evrensel-insan
19-02-2015, 00:23
Bu tartışma bitmeyecek anlaşılan. Kimse fikrinden vaz geçmeyecek. Bu iş tartışma olmaktan çıktı didişmeye dönüştü.
Ben yine konuya dönüp Niçin sosyalim yazmaya devam edeceğim.
Oyle algiliyorsan, sen bilirsin.
Tartisma tartisan taraflarin biri digerine saygili olarak dusuncelerini dile getirmesidir.
Didisme ya da atisma ise taraflarin konu yerine kisiye yonelmesi konuyu kisisellestiremesi ve kendi dogrusunu digerine Kabul ettirme yazismasidir.
Yani ya karsi tarafi kendi dogrusuna ikna edecektir, ya da karsi tarafin dogrusuna ikna olacaktir.
Ben hep ilkini tercih etmisimdir ve ederim.
Cunku amacim dusunce ve bilgi paylasmak.