Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Evet köleliği ya da versiyonlarını, sömürüyü teşvik edici; fırsat eşitliğini de çiğneme potansiyeline sahip bir sistemdir ki bu potansiyelini de pek çok toplumda özellikle bizim gibi "gelişmekte olan" ve "az gelişmiş" ülkelerde ortaya koymaktadır.
|
Sevgili dialectics bu ifade ettiklerin aslında birer sonuç...
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Ancak insanoğlundaki mal-mülk hırsı külliyen zararlı mıdır? Şirketlerin daha çok kâr edip, daha az maliyetle daha iyi ürünler satma güdüsü aslına bakarsanız "verimlilik" ya da "inovasyon" gibi terimlere yol açmıştır. Şirketlerin ya da kişilerin daha çok "para" kazanma arzusu olmasa acaba insanlık bugün ulaşmış olduğu teknolojik seviyeye ulaşabilir miydi?
|
En az maaliyet ile üretim. Peki hammadde nereden elde ediliyor? Ve size ne gibi bir maaliyet çıkartıyor. kapitalizmde az maaliyet dediğimiz ne varsa, aslında ara da kapitalizm olmasa neredeyse bedava denecek düzeydedir, lakin kapitalizmde araya sürekli aracılar girer ve her aracı da değer üretmeyen kar payını alır, yani özünde maaliyet 2-10 katına kadar çıkar, ama aslında bu maaliyet bile değildir, maaliyet kar olmadan harcanan emek/zamandır.
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Daha adaletli bir gelir dağılımının olduğu bir kapitalist sistem tercih edilebilir olur muydu? Ya da gelir adaletsizliği, aile şirketleri, sömüren ve sömürülen tarafların oluşması, yeni pazarlar, tüketim çılgınlığı dolayısıyla teşvik edilip pohpohlanan insanları uyutmaya, kandırmaya, koyun sürüsü gibi yönetmeye meyleden sistemler kapitalizmin kaçınılmaz sonucu mudur?
|
Bu nasıl olacak peki? Bazı ülkelerin gelir dağılımda daha iyi görünmelerinin ne önemli sebebinin başında, daha kötü durumda olan başka ülke zenginliklerini/kaynaklarını ve birde pazar olarak kullanarakta sermaye aktarımı gbi unsurlar gelir.
Eğer üretim tarzı, mülkiyet ve mülkiyet ilişkileri, üretim ilişkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değilseniz, yine de çok daha basit olan kapitalizmin en önemli çıkmazını karamak kolaydır.
- Siz bir kalem üreticisi olsanız
- Ağaç, hammadde için diyelim 1 lira ödediniz
- Enerji için, üretim gideri için, diğer her türlü gider için(pazarlama da dahil) de 1 lira ödediniz
- Şimdi siz toplamda kaç lira ödemiş oldunuz?
- Bu kalemi kaça satacaksınız?
- Peki piyasaya bıraktığınız mevla 2 Lira idi, şimdi özünde değer olmayan o ekstra 3 Lira nasıl çıkacak/karşılanacak. 2 Lira bıraktığınız piyasadan 5 Lira istiyorsunuz...
Yukarıdaki çıkmaz anlaşıldı mı bilmiyorum, ama büyük denlen ülkeler açıklarını, 2 liraya ürettiği kalemi atıyorum başka 30 ülkeye 5 liradan satarak kendi havuzuna 5 lira bırakmış oluyor, ama yine de iç piyasa açısından da kendi havuzunu da aşıyor, ama bu diğer ülkelerden akan sermaye ile göze görünmez ölçülerde..
Peki bunun sonu nereye varacak? Az gelişmiş ülkeler gelişirse, bu öteki ülkeler yukarıda basitçe ifade ettiğim çıkmazla boğuşmak durumunda. O halde az gelişmiş ülkeler gelişmemeli veya üretmemli, tüketim toplumu haline gelmeli, gerekirse siyasi istikrar sağlanmamalı, o ülkelerde maymun gözünü açmamalıdır vs... Başka çıakr yol yok. Ama diğer ülkelerde bu sayede sıkıntıyı 2 kat yaşarlar haliyle sular hiç bir zaman durulmaz, bir tarafın cehennemi, ötekinin cenneti olur...
çok basit bir örnek verdim. Bir başka örnek daha, sistemler insanalrın düşündüğü gibi öyle kılıf, kabuk, görüntü öğeleri temelinde inşa olmamıştır, yani efendim kişinin mülkiyet hırsı, kişinin kar hırsı vb bunlar birey olarak sistemin temelini oluşturmazlar.
Önceki sistem feodalizm idi, Kemal Sunal, Şener Şen filmlerinde izlediyseniz, topraklar kimindir? Ağanın, o topraklar üzeride yaşayan canlı, cansız ne varsa kimindir? Ağanın. Buna büyük baş, küçük baş diye ayrılan insan da dahik mi? dahildir. Şimdi bu sistemde sorun nerede? Ağa ve hırsında mı? hayır, marabaların çaresizliğinde mi? Aslında hayır! O halde nerede?Üretim tarzı ve üretim ilişkilerinde. Yani MÜLKİYETİN de biçiminde. Üretim tarzı toprağa dayalı, o halde toprak üzerinde emek sarfedilecek, birileri üretecek. Sonuç itibariyle, mülkten yoksun olanlar, mülk sahibi sınıflara köle olacaklar. Bu feodalizmde nasıl ise kapitalizmde de öyledir.
Sosyalizm şu soruyu sorar, buğday üretmek için ağa gereklilik midir? hayır, toprağın mülkiyeti, sahibi olması gerekir mi? hayır, olması gereken ne, dün zaten aç karına ağaya çalışıpğ birde köle olan o insanların, bu üretim işini artık kendileri ve insanlığın ihtiyacı temelinde yapması! Bu nasıl oluyor, toprak üzerinde çalışan herkesindir denerek... Aslında illa bir mülkiyet gerektiriyor mu? hayır zira toprak dediğimiz dünyanın parçası, bizde üzerinde yaşayan bir canlı, bizim desek ne demesek ne, bu toprak açısından bir şeyi değiştirmez, aslı, özü kimsenin değil. İnsan o halde bu torpağı ekebilir, biçebilir, bizim demesede olur, desede olur bu özünde laftan ibaret...
Kapitalizm de ise bu iş toprak, fabrika köleliği olarak yine devam etmektedir. Kısaca sosyalizm dediğimizde kişilerle işimiz yok, önemli olan biz nerede yaşıyoruz? Dünya da, tüm gereksinimlerimizi nasıl karşılıyoruz, dünyadan, peki üretiyor muyuz, evet üretiyoruz da, o halde KİM İÇİN? Sosyalizm, mülkiyet ilişkisi sorunu çöümü sonrası bu soruyu sorar. Feodalite üretim mehmet ağa içindir, kapitalizm de ise üretim Ahmet Ağa içindir... Yani insanlar birilerine üretip, elline sunmak için köle ya da modern köledirler, cennet hayatı birilerine, cehennem hayatı ötekilere düşer, birisinin cehennemi, ötekinin vennetidir ve kapitalizm birilerine cennet, çoğunluğa(büyük insanlık) ise cehennemdir. Ya herkese cennet olacak ya da herkese cehennem bunun ötesi yok.
Yani kısaca insanlar feodalite, kapitalizm gibi sistemlerde, sistemin sömüren, köleci yanı, yüzüne mahkum ve böylelikle bir çok şeyden mahrum bırakılırlar.
Sosyalizm de farklı nitelikte üretimi, paylaşımı, yaşam biçimini öngörür. Bu iyilikle olacak bir şey mi? Bu gün için imkansız çünkü kimse başkasının cehennemi üzerine inşa ettiği cennetini ve haliyle bu cennetin dünyası sistemi değişmezde, bırakmazda, sürekli toplumun bilinçsiz, cahil kendilerine mahkum kalmalarını isteyecek ve sağlayacaklardır(sonuna kadar elden geldiğince). Nasıl ki ağalar kapitalizme karşı elde silah direndi ve ciddi savaşlar yaşandı ise(ki avrupa da bu köylüler savaşı diye geçer yüzyılları alır) ise ve nasıl ki kapitalizm feodaliteyi yıkarken bunun en ideal yolu KÖYLÜYE TOPRAK, toprak reformu olmuş ve ağaların toprakalrı bir zamanlar köle olan ve o topraklarda kırbaç zoruyla çalışan marabalara dağıtılmış, böylelikle feodalite temelden çökmüş ise, kapitalizmin de çöküşünün özünde yatan aynı zemindir. üreten insan, ama her şeyi üreten, fakat üretirken araya girenlere köle olanda insan. yani aradakiler hiç bir şey üretmiyor, özünde insanın üretgenliğinin sömürmenin üzerinde varlık gösteriyorlar bunu da ÜRETİM ARAÇLARI MÜLKİYETİ'ni elleridne tutarak yapıyorlar. Aynen ağanın bu topraklar benim demesi gibi, hiç bir farkı yok, farkı yaratan üretim tarzı(birisi toprağa dayalı, öteki toprak dışı).
Neyse sosyalizm kapitalizmden daha sonraki ve ileri bir aşamadır, kapitalizmde feodalizmden ileri ve sonraki aşamaydı. her sistem kendi alternatifi ve kendisinden sonra gelecek olanı kendisi doğurur, feodalite kapitalizmi, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu. feodalite 1300 lü yıllarda kapitalizmi doğurdu ama devrimler 18.yüzyılda, arada 500 yıl vardır, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu ama henüz yüzyıllar geçmiş değil. kapitalizmde feodalite de pratik uygulamalar, ara kazanımlar, kayıplar elde etti, sosyalizmde bu yoldan geçecek.. Feodalite güçlü iken kapitalizm CADI sistemidir, kapitalizm güçlü iken de Sosyalizm cadı sistemidir ve bu inanç bir süre insanlara aşılanır, propganda edilir ve etkin olur. örneğin feodalite kapitalizme karşı mücadele de LONCA sistemi kurdu, böylelikle burjuvalar pazarda yenilgiye uğrayacaktı, eh uzun yüzyıllar etkili oldu...
Neyse ben elektrik üretmek için güneşe, doğaya ve emeğime olan gereksinim dışında neye ihtiyacım var? var mı araya hem çalışmayacak, hem alınteri dökmeyevcek, hem de üretmeyecek hem de hiçde öyle değilken toprağın, güneşin, hava ve suyun sahibi benim, benm için çalışacaksınız diyecek. eee bu kişi olmasa da bu üretim oluyor, zaten durumda öyledir, önce insan üretir, sonra tüketir, ve birileride bu işin tam orta yerine çöreklenir. Bu iş böyle başladı, sosyalizmde bu işi bitirmek derdinde. Üretirde, tüketirde ama araya birde yiyici almamaktır mesele.
Ben ekonomi-politik bir dil kullanmama namına, herkesçe anlaşılır, hayli kaba kalarak, aslında işn temeldeki teknik, öz yanını değilde daha çok görünür haliyle ifade etmek zorunda kalıyorum. Yani bizim şaban'ın ula ağa da ne olirki dediği noktadır ifadelerim, ama asli bilinç, o sistemi yaratan temeldedir ki bu da bir çırpıda ele alınacak bir konu ve herkesçe anlaşılır mevzular değil... Sorun ne ağadır, ne maraba, ne ben, ne öteki, sorun kişi ya da kişisel temellerde değil, insanları bu biçide konumlayan ve iradelerimizden bağımsız üretim tarız ve üretim ilişkilerindedir, bu değişirse buna bağlı olarak açığa çıkan şeylerde değişir.... yani kapitalizm nasıl kötlüye toprak reformu yaparak, ağalığı bitirmiş ise, aynı şey kapitalizm içinde geçerli, yani mesele kişi ya da kişiler meselesi değil, insanların iradeleri dışı üzerine doğduğu sistemde, hangi sınıfa doğduğu, olanakları vb yani işleyen düzende ve muhtaçlık/mahkumiyet/mecbur kılına vb gibi düzeneklerdedir..
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
O zaman soru şu: insanlığın potansiyelini ortaya dökmesine olanak verecek sistem "Sosyalizm" midir?
|
İnsanın, insanlığın potansiyeli ifadeleri kapitalist ifadelerdir, sosyalizmin insanlığın potansiyelini açığa çıkartmak, özelde böyle bir iddiası olamaz-ki olmamışta-. İnsanın potansiyeli zaten ortadadır, bu mağara döneminde de böyledir. peki neden potansiyel kullanımı? Potansiyel kullanmayan tek bir canlı var mı? İnsan ne için kullanacak peki? Sömüren hangi nedenlerle insanları kendisine muhtaç ediyor peki?! Bunlar düşünülürse, sosyalizmde bu potansiyel de özgürdür. Günümüzde mahkum olduğu için kömür ocağına inen insan nasıl bir potansiyel ortaya sermektedir? Böyle milyonlar nasıl bir potansiyel sergilemektedir, ya da bir avuç iyi eğitim görmüş, yediği önünde, yemediği ardında olanların yine her kademesinde insan
çalıştırarak elde ettikleri teknolojik gelişim, üstüen istlük özünde insan yararı değil, ağanın karı amacı taşırken, byu üretim yine kimlerin potansiyelidir? İnsanlıkta potansiyel çok, ama bunu açığa çıkartacak hayat biçimini sahip değiller...
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Ya da amaç bilimsel ya da teknolojik ilerleme değil de, kümülatif refah mıdır? Yani o kadar da teknolojikleşip, ilerlemeyelim ama genel olarak mutlu ve huzurlu olalım? Sosyalizm tam olarak hangi amaca odaklanmıştır?
|
İnsanın insanı sömürmesi ve insanın insana kul olması, insanın kendisine yabancılaşması, sınıf ayrımları->sınıfları, cinsel ayrımcılığı, her türlü ayrımcılığı, SINIRLARI, sdömürüyü bunları ortadan kaldırmak yolunda köprü olmaktır.