Orijinalini görmek için tıklayınız : CHP'deki önseçimi nasıl okumalıyız?
Gerçekgündem'den Gürkan Hacır, "Önseçimi nasıl okuyalım? (http://www.gercekgundem.com/yazarlar/gurkan-hacir/2819/onsecimi-nasil-okuyalim)" başlıklı bir makale yazmış ve makalenin sonunda şu sonuçları vermiştir:
Peki bu sonuçları nasıl okumak lazım?
1- Ekrana çıkan ve parti kamuoyunda tanınan daima kazanır.
2- AKP’yle kavga etmeyene, cesur olmayana CHP’de ekmek yok.
3- Genç olan aday yarışa 1-0 önde başlar.
4- Dürüstlük diğer partilerin aksine CHP’de halen geçer akçedir.
5- Sahaya çıkan ve halkın dokunabildiği siyasetçi daima şanslıdır.
Tabii kendisi partinin içinde olduğundan siyasi olayları daha iyi değerlendiriyor gibi bir sonuç çıkarabilirsiniz. Fakat benim öngörü ve çıkarımlarım yukardakilerden farklıdır.
Bana göre, CHP'deki önseçimi şöyle okumalıyız:
1. Partinin eski üyelerini tasfiye etmek.
2. Partinin tabanını önseçime katılan üyelerden görmek (ki makalenin altındaki yorumlardan önseçime üyelerin yarısının katıldığını görebilirsiniz. 1. madde bu şekilde gerçekleşti).
3. Cumhurbaşkanlığı Seçimi'ne MHP ile ortaklaşa seçtikleri ama tabanın istemediği adayı öne sürmekle bile bile lades denildi ve böylece hem Başbakan Cumhurbaşkanlığı'na gönderildi, hem de HDP'nin oyları % 10'un üstüne suni olarak çıkarılmış oldu (ki seçime CHP seçmeninin tabanının yarısı katılırken MHP tabanının çoğu AKP'ye kaydı). Yani bu seçime daha baştan 1-0 yenik başlanmış oldu. Bu mu, AKP ile kavgaya etmeyene CHP'de ekmek yok?
4. İlk kez Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde denenen HDP'nin oylarının suni olarak % 10'un üstüne çıkarılması ikinci kez denenmek istenmektedir. Ama bu kez farklı. Çünkü bu sefer CHP ve MHP tabanlarının tamamına yakını oy kullanacaktır. Bence AKP'ye yardım etmeyen CHP'liye dayak atınız, daha iyi!
5. 3 ve 4. maddeler tabanların değil, bir üst aklın yönlendirilmesiyle olmakla birlikte, bu seçime de aynı akıl devreye girmiştir. Yani bu seçime milletin kararı değil, bu üst aklın kararı damga vuracaktır. Bu yüzden önseçimle partinin emekçi ve eski üyeleri silinirken, onlar ve onların diğer partilerdeki uzantıları "darbeci, faşist vs." şeklinde damgalanarak partiden uzak tutulmuştur. Partiye onların yerine "Genç Aday" adını verdikleri kendi adamları sokulmuştur. Bu mu, seçime 1-0 önde başlamak?
Peki siz, önseçimi nasıl okudunuz?
Vefik Sami
07-04-2015, 23:42
Siyasetle pek işim olmadı, olmaz.
CHP'ye güvendiğim için değil fakat; gerici-yobaz tayfaya, karşı devrim riskine karşı lâikliğin tek ve son kalesi olduğu için 7 haziran seçimlerinde - Tanrı ömür verirse - oy vereceğim.
Günümüzde siyasi partiler liderle değil, lider önderliğinde sağlam-işini bilen teknokratlarla başarı kazanıyor. CHP ise halen bir bürokrat partisi görünümüde. Siz bakmayın AKP'deki "Tayyip" resmine. En önemli bakanlıklardaki isimler ve bu isimlerin oluşturuğu ekipler 12 yıldır değişmedi. Örn: Ali BABACAN, Faruk ÇELİK, Taner YILDIZ vs.
Bizim millet "lider" yemini yuttuğu için Tayyip ön plânda.
Tayyip bir şekilde siyasetten çekilse ve fakat aynı eski ekip devam etse, seçimlerde AKP'nin aldığı oy oranları hayâl olur.
Bizim insanımızdaki garip/tuhaf demokrasi anlayışı da bu işte.
postalmarx
08-04-2015, 00:50
Bizim millet "lider" yemini yuttuğu için Tayyip ön plânda.
Tayyip bir şekilde siyasetten çekilse ve fakat aynı eski ekip devam etse, seçimlerde AKP'nin aldığı oy oranları hayâl olur.
Bizim insanımızdaki garip/tuhaf demokrasi anlayışı da bu işte.
Bu olayabir dönem alıştık. Yani bir sonraki seçimde herşey baştan sona değişebiliyordu. Bir önceki iktidar partisi bir anda geriye düşüp yepyeni kel alaka bir parti ortaya çıkabiliyordu.
Fakat bunun niyeolduğunu anlamak lazım, ki bunun her zaman da olmayacağını anlamak lazım.
Bir kere bu durum 90lara hasbir durumdur. Peki noluyordu o dönemde?
Birincisi ortada tam 3 tane sol parti vardı:SHP, CHP ve DSP. Ve iki tane merkez-sağ parti vardı: DYP ve ANAP. Bunlara ek olarak MSP çizgisinin partisi RP ve tabii ki MHP vardı.
Şimdi burada aslında 7 parti saydık ama ortada sadece 4 ideoloji veya siyasi parti geleneği var.
Böyle olunca ANAP bir seçimde önde çıkarken DYP diğer seçimde süpriz yapıyordu. Bir seçimde SHP öndeyken bir anda CHP onun oylarını çalıyordu ve sahneye o çıkıyordu. MHP bazen on puan fazla oy alıyor bazen on puan eksi oy alıyordu. Noluyordu?
Şimdi 1980'de ne olduğunu bir hatırlayalım. Darbe sonrası bütün siyasi partiler kapatıldı. Daha sonra DP geleneğinden Özal ANAP'ı kurdu. Birkaç sene sonra da Demirel, siyasi yasağı bitince Özal'ın ANAP'ına, aynı ideoloji olması rağmen girmeyi gururuna yedirmedi ve kalkıp ayrı bir parti kurdu: aynı ideoloji aynı gelenek! DYP'yi kurdu.
Aynı durum solda da şu şekilde vuku buldu: SHP Özal'ın karşısında CHP geleneği olarak çıktı. Seçimlerde başbaşa giderlerdi. Sonra CHP ismi serbest kalınca Deniz Baykal hemen bu partiyi kurdu. İkinci kemalist ve sol parti. Sonra Evecit'in yasağı bitince o da dedi "ben bunların partisine girmem, ben genel başkan olmak için doğmuşum!" dedi ve DSP'yi kurdu.
Şimdi sağ aslında 80 öncesinde ideolojik olarak bölünmüştü bile. Merkez-sağ parti dışında bir tane milliyetçi bir tane de milli nizamcı olmak üzere iki ayrı gelenek vardı. Ne gereği vardıysa.
Bu iki eksta sağ gelenek de olaya katılınca sağda tam 4 parti, solda da 3 parti oldu. Bu haliyle tabii ki koalisyanlar kuruldu yıkıldı. İnsanlar kendi ideolojilerinde seçecek çok partiye sahip olduğu için seçimlerde büyük kaymalar oluyordu. ANAP'ın performansı beğenilmeyince oylar DYP'ye kayıyordu. SHP'nin yerini CHP, bazen DSP alıyordu.
Tabii ki normali bu olmamalıdır. Gelişmiş bir demokrasiye sahip bir ülkede uzun yılların kaşarlarnmış partileri olur, ve artık yalpalanmalar çoktan bitmiş, konsensüsler sağlanmış, radikaller marjinalleşmiş, büyük iki parti kalmış, taşlar yerine oturmuştur.
İngilterede sol partinin ismi İşçi Partisi (Blair'i hatırlayalım), sağ partinin adı Muhafazakar Partidir. Üçüncü bir parti de boy gösterebilir ve şu an koalisyon ortağı olarak Liberal Demokrat Parti vardır. Fransada iki büyük parti Almanyada iki büyük parti, Amerikada iki büyük parti vardır. Diğer partilerin oyları yüzde 1 etmez.
Şidmi Türkiyede 2002 'de yeni bir dönem oluştu. Yüzde 10 barajının da faydasıyla sağda ve solda birleşmeşer vuku buldu. Önce Erbakanın hareketinden büyük bir kopma oldu ve bu adamlar daha merkez-sağda ama yine İslami renkte olacak, falat Erbakanınki kadar radikal olmayacak bir parti kurdular (AKP) ve vaki oldu ki AKP, DYPve ANAP'ı yuttu! 2002'de DYP ve ANAP ve RP baraj altında kaldı. Sonraki seçimlerde de bir daha toparlanamadılar. DYP ve ANAP seçmeni AKP'ye oy vermeye başladı. RP tabanın da yarısından fazlası gene AKP'ye kaydı.
Aynı şey solda da oldu. CHP bu sefer DSP ve SHP'yi sağlam yuttu ve bu partilerin artık esamesi kalmadı. Bu da solun birleşmesi oldu.
Şimdiki durum şudur: sağda AKP, solda CHP, milliyetçi parti MHP ve belki, %2-3 oy alan bir Saadet partisi (Erbakan).
Şu anki durum batı dempokrasilerine benzeyen bir durumdur. Milliyetçi partiyi saymazsak tabii. Çünkü iki büyük parti var. Bunlar Merkez-sağ ve merkez-sol partiler. Millliyetçi partiler tabii medeni ülkelerde %3'ün üstüne çıkamaz ama bizde %14 bu da zamanla düzelecek bir durum.
Şimdi askerler 90larda bölünmüş haldeki sol partilere kızdıkları gibi ANAP ve DYP'ye de çok kızıyordu. "Yaw siz ne diye birleşmiyorsunuz da bu Erbakan koalisyonla da olsa iktidar oluyor" falan diye. Halbuki askerlerin süper fikri değil miydi 1980'de tüm partileri kapatıp 90larda siyaseti bu hale getirmek?
80 öncesi ülkede gene iki büyük parti, bir sağ bir de sol olmak üzere gayet de güzel devam ediyorlardı. Darbeden anca 22 sene sonraki bir seçimde işler toparlanma yoluna girebildi. Tabii askerler bu sefer de tüm Merkez Sağ'ın Erbakanın öğrencilerinin altında birleşmesine karşı çıktılar, darbenin eli kulağında diyordu herkes. Siyasetin gerilimi azalmadı. Ama nihayetinde her seçimde daha fazla bir şekilde sağ da solda kendi içinde birleşti ve taşlar yerine oturmaya başladı.
Şimdi 90lardan kalma bir zihniyet ile bazı Atatürkçüler diyor ki "AKP halkı kandırıyor, aslında bunlar CHP'ye oy verirdi ama işte makarna veriyorlar, işte demagoji yapılıyor falan". Çünkü sanıyorlarki siyaset hala 90lardaki siyaset. Bir iki prvokasyon, bir iki alavere dalavere, bir iki aktör şeyh, birkaç manalı gazete manşeti ile koca ülke manipüle edilebilir.
Halbuki anlamıyorlar ki bu ülkede muhafazakar insanlar var. Gerçekten var. Bunların da partisi tabii muhafazakar partidir. Kalkıp sol partiye oy verecek halleri yok. Nasıl ki solcuların kalkıp muhafazakar partiye oy verecek halleri yoksa.
Toplumun bu şekilde siyaseten sağ ve sol olarak aşağı yukarı eşit olarak bölünmesi gayet doğaldır, heryerde vakidir, buna direnilmemelidir, siyaset budur, demokrasi budur. Yapılması gereken siyaset oyununun nazikçe kibarca, insanca yapılması, herkesin ülkeyi düşünmesi, uzun vadeli düşünmesi, ve kısa vadede büyük değişiklikler ummamasıdır. O kaotik dönemler geride kaldı, ve hiç de hayırlı olmadı. Stabillik iyidir, insanlar bırakmalı siyaset kökleşmeli, geleneği kurumlaşması oturmalı.
Küçük çıkar hesaplarıyla herşeyi devirmek o an iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama sonrasında olayın kendini toparlaması kaç yıl alıyor.
Şimdi birkaç sene önce AKP'ye kapatma davası açıldı hatırlayalım. Bu neydi yani? Veya iki sene önceki olay. Cemaatin Tayyipe kurduğu kumpasa CHP'nin dört elle atlaması. Yahu sen nasıl yani böyle bir kaostan nemalanmayı hesaplıyorsun? Devletin bu yıkımının altında sadece AKP kalmayacak ki sen de kalacaksın. Nasıl bir dargörüşlülük. Nasıl bir basiretsizlik.
İşte hikaye böyle. Bence taşlar biraz daha yerlerine oturduktan sonra, ve gerilim daha da azaldıktan sonra, ve insanlar sakince düşünmeye başladıktan sonra, herşeyden önce PKK olayının bir tatlıya bağlanmasından sonra ki bu en büyük gerilim kaynağıdır, bundan sonra olacak olan veya olması gerek budur: MHP AKP tarafından büyük ölçüde yutulacak ve MHP artık %1'lik bir partiye dönecek. CHP de HDP yi yutacak veya bir şekilde birleşip birbirlerini dönüştürecekler: HDP, CHP'ye marxist / sosyaldemokrat geleneği getirecek ve atatürkçülüğ törpüleycek, CHP de HDP'ye Türkiyeciğili katacak ve elde güzel bir Batı standartlarında bir sol parti olacak. O zaman HDP tabanına ek olarak AKP'den de belki %10 falan demokrat oy CHP'ye kayacak. Ve bu iki Parti artık birbirlerine denk olacaklar. Türkiye siyaseti de artık bir sirk olmaktan çıkacak ve biz de medeni bir ülke gibi görüntü verebileceğiz. Belki zamanla gerçekten medeni bir ülke bile olabiliriz!
Dialectics
08-04-2015, 08:51
...
Toplumun bu şekilde siyaseten sağ ve sol olarak aşağı yukarı eşit olarak bölünmesi gayet doğaldır, heryerde vakidir, buna direnilmemelidir, siyaset budur, demokrasi budur. Yapılması gereken siyaset oyununun nazikçe kibarca, insanca yapılması, herkesin ülkeyi düşünmesi, uzun vadeli düşünmesi, ve kısa vadede büyük değişiklikler ummamasıdır. O kaotik dönemler geride kaldı, ve hiç de hayırlı olmadı. Stabillik iyidir, insanlar bırakmalı siyaset kökleşmeli, geleneği kurumlaşması oturmalı.
Küçük çıkar hesaplarıyla herşeyi devirmek o an iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama sonrasında olayın kendini toparlaması kaç yıl alıyor.
Şimdi birkaç sene önce AKP'ye kapatma davası açıldı hatırlayalım. Bu neydi yani? Veya iki sene önceki olay. Cemaatin Tayyipe kurduğu kumpasa CHP'nin dört elle atlaması. Yahu sen nasıl yani böyle bir kaostan nemalanmayı hesaplıyorsun? Devletin bu yıkımının altında sadece AKP kalmayacak ki sen de kalacaksın. Nasıl bir dargörüşlülük. Nasıl bir basiretsizlik.
İşte hikaye böyle. Bence taşlar biraz daha yerlerine oturduktan sonra, ve gerilim daha da azaldıktan sonra, ve insanlar sakince düşünmeye başladıktan sonra, herşeyden önce PKK olayının bir tatlıya bağlanmasından sonra ki bu en büyük gerilim kaynağıdır, bundan sonra olacak olan veya olması gerek budur: MHP AKP tarafından büyük ölçüde yutulacak ve MHP artık %1'lik bir partiye dönecek. CHP de HDP yi yutacak veya bir şekilde birleşip birbirlerini dönüştürecekler: HDP, CHP'ye marxist / sosyaldemokrat geleneği getirecek ve atatürkçülüğ törpüleycek, CHP de HDP'ye Türkiyeciğili katacak ve elde güzel bir Batı standartlarında bir sol parti olacak. O zaman HDP tabanına ek olarak AKP'den de belki %10 falan demokrat oy CHP'ye kayacak. Ve bu iki Parti artık birbirlerine denk olacaklar. Türkiye siyaseti de artık bir sirk olmaktan çıkacak ve biz de medeni bir ülke gibi görüntü verebileceğiz. Belki zamanla gerçekten medeni bir ülke bile olabiliriz!
Genel çizdiğin çerçeve açısından, en azından sistem olarak belki daha demokratikleşiyor gibi görünüyoruz ama detaylara girdiğimizde de durum gerçekten öyle mi?
Düşünce ve basın özgürlüğünün her geçen gün daha da kısıtlandığına şahit oluyoruz. Adalet sisteminin çöküşüne ve halkın giderek yargıya güveninin azaldığına gözlemliyoruz (tabi burada kastettiğim halk şu meşhur "milli irade"ye mensup olmayıp geriye kalan %50)
Sporundan, sanatçısına; devlet kurumlarından, işadamına toplumun pek çok kesiminde yozlaşmaya şahit oluyoruz. İşsizlik yine rekor seviyede, eğitim sistemimiz desen (ki bence bir ülke gerçekten medenileşmek istiyor ise en başta düzeltmesi gereken sistemlerden biridir) AKP iktidarında geçmişe kıyasla çok daha fazla yapboz tahtasına dönmüş durumda. Sağlık sektöründe reformlar yapıldı dedik ancak hepimiz biliyoruz ki çoğu kritik ilaç artık bulunamıyor bile Türkiye'de. Parası olmayanın kaliteli bir sağlık hizmetinden faydalanma şansı yok. Liseli talebeler bonzainin pençesinde...
Muhafazakâr kesime saygı duymaya duyalım da sence de fazla artmadı mı muhafazakârlık Türkiye'de? Fazlaca muhafazakârlık senin kasttettiğin"medeni"leşmek için bir engel değil mi?
Türkiye halkı olarak daha mutlu bir ülkeye mi dönüşüyoruz ya da daha gerilimli bir ülkeye mi?
Stabillik iyidir diyorsun ama hemen herkesin hissettiği büyüyen bir gerilim var. Hepimiz her gün birşeylerin patlak vermesini bekliyor gibiyiz. Sence mevcut iktidar stabil bir ülkeyi mi idare ediyor? Halbuki dışarıdan bakınca sanki her şey her an yerle bir olacakmış gibisine çırpınır gibi görünüyorlar.
Ülkenin her tarafı istihbaratçılarla doldu. Sosyal medyada, basında komplo teorilerinin ardı arkası kesilmiyor. Kimin eli kimin cebinde, kim bu ülkede neyi planlıyor iyice çorbaya döndü. Herkes bir gizli belge yayınlıyor, birtakım kehanetlerde bulunuyor. Google'ı bile yasaklayarak başetmeye çalışıyor birileri de bununla...
Yani demek istediğim "stabil" filan değiliz içeriden bakınca. Doğan görünümlü şahin gibi filanız en fazla. Terazinin sadece dengesi kaçmadı, terazi darmadağın oldu ama hala bize bu terazi düzgün ölçüyor diye yutturulmaya çalışılıyor.
Türkiye, ve aslında AKP bence Gezi sürecinde çok büyük bir fırsatı kaçırdı. Vesayetlere son verme ya da birtakım kişisel özgürlüklere daha geniş hak tanıyacağı politikaları ile oy toplayan AKP, kutuplaştırıcı davranmak yerine bütünleştirici davranabilmiş olsa idi her şey farklı olabilirdi.
Ancak koltuk sevdası ya da koltuğu kaybedebilme korkusu daha ağır bastı. RTE'nin cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki balkon konuşması çok manidardır bence bu anlamda. Öyle bütünleştirici konuşmuştu ki açıkçası söylediği şeylere inanamamış, bir an RTE ile ilgili değerlendirmelerimden şüphe bile etmiştim. Ancak sonra gördük ki aynı gerilimler kaldığı yerden eski tas eski hamam misali devam ediyor. O zaman şu kanaate vardım ki "herhalde bilip durmasına rağmen herşeyi, her çözümü bilerek istiyor bu gerilimi"
CHP bir türlü beklenen atılımı yapamadı. Kılıçdaroğlu 3 seçimde aslında başarısız olmasına rağmen bırakamadı. Bahçeli zaten hiç bırakmıyor. Şimdi CHP, bir takım parti tabanı değişimleriyle biraz esinti yaratmak istiyor ama hepsi bu. Güvenilir anketçiler hala CHP için %25-%27 bandında bir oydan bahsediyor.
Toplumsal muhalefetin bu kadar belirginleştiği bir ortamda bu muhalefete liderlik edebilecek birileri çıkamadı. Gerçi şu da doğru, bu matematiksel dünyamızda mucizelere yer yok. Yani bir sabah uyanıp da, TV'de yeni bir lider görüp de milyonların bu liderin peşinden yürüyeceği bir durum zaten olasılıksız. Yani dediğin gibi birkaç gazete haberi ile bir değişim rüzgarı söz konusu değil de artık.
Bir takım değişimler olacak evet. Ne zamandır havada "değişim" kokusu var çünkü. Dengesiz durumumuzun bir şekilde dengeye oturması lazım, ama oturabilir mi oturmaz mı bunu kimler belirleyecek bilmiyorum...
CHP deki ön seçim CHP yi iktidara taşıyacak (seçmen açısından)girişim değil.
Biz bu güne kadar hep devleti ve devleti düzgün yönetmeyenlere karşı muhalefet ettik onun için halk (seçmen) bir tarafta biz bir tarafta durduk, ne halk bizi duydu ne biz onları.
İşte CHP de ön seçimi bizim gibi insanların yanında durduğu için yapmıştır derdini bize anlatmaya çalışıyor ama halk onu duymuyor duymayacak.
Belki ön seçim yaparak bizim seçimden ve demokrasiden ne anladığımızı anlattı ama halk başka tarafta onu (halkı)ön seçim ilgilendirmiyor demokraside.
Bu seçim sonuçları da bunu gösterecektir hiç demokrasi ile ilgisi olmayan halka hiç bir şey vaad etmeyen parti en fazla büyüyen parti olacak.
Artık CHP de solcularda bunu anlamalı bu insanlar Avrupa toplumuna ait değil daha çok asyalı veya arap toplumuna benzemekte.
Ben olsam CHP nin yerine parlementer seçerken en az 30 boksör alırdım .Bu insanlara kahraman gerekiyor sahte bile olsa.Bu güne kadar 1950 den bu yana hep sağ partiler yönetti bu ülkeleyi askeri darbalaride hep sağ partiler çağırdı ama nedense bütün suçlar sola kesildi.
Bu ülke ne düzgün şekilde Müslüman ne düzgün şekilde dinsiz ama top yekün iki yüzlü son dönemlerde dilenci de oldu
Onun için bir çin ata sözü vardır aç insana demokrasi gerekmez .Bu ülkeyede demokrasi fazla dilenciyede demokrasi gerekmez .Onun için CHP ön seçimi boşuna yaptı hiç gerekmiyordu ancak bundan seçmenin % 15 i memnun olacaktır.
Artık hep yönetenleri suçlayarak bakmak anlamsız oldu birazda yönetilenler neyi hak ediyor diye bakmak gerekiyor.
İlahimasal
08-04-2015, 11:05
bence chp.
akp li halka
kuranı kerim
,said nursi posteri
,helal gıda etiketli makarna paketi,
üzerinde cehennem ateşini simgeleyen kõmür torbası,
ezan okuyan seccade
cehennem azabından koruyan kefen
hac bileti
helalinden 1 adet cariye
tv de gösterilmek üzere 150 bölüm ahiret ötesi dizi film
cennetten t.c kaşeli cennet tapusu.
verse kesin iktidar olur .
malum dinci tayfa ganimetten pay almaya meyillidir.
dincinin neyine yarar özgürlük,adalet,
cennette onca huri onları beklerken..mümin kadınlara cennette bişe yok ama kocalarının mutluluğu yeter onlara.
postalmarx
08-04-2015, 17:44
...
Düşünce ve basın özgürlüğünün her geçen gün daha da kısıtlandığına şahit oluyoruz.
...
Sporundan, sanatçısına; devlet kurumlarından, işadamına toplumun pek çok kesiminde yozlaşmaya şahit oluyoruz.
....
Türkiye halkı olarak daha mutlu bir ülkeye mi dönüşüyoruz ya da daha gerilimli bir ülkeye mi?
...
Burada "iyiden kötüye gidiş var" derken tek tek cümlelerle geçiştiremezsin. Bu o kadar önemli bir konu ki, ve zaten burada hesapta entel seviyesi yüksek insanlar olarak da zaten bizim her zaman tartışma tarzımız da olmalı ki, verilerle istatistiklerle konuşmalıyız.
Şimdi diyorsun ki mesela ilaç bulunmuyor, yozlaşma var, gerilim var, işsizlik var, ekonomi kötü ve basın özgürlüğü baskı altında, devlet zorba, falan filan.
Ben şahsen senin bu konuda Türkiyenin geçmişine dair bir kişisel kendi araştırmanı yapmış olduğunu sanmıyorum. Yani ülkenin son 90 senesinden bugüne, acaba gerilim açısından, sosyal kaotik durumlar açısından, polis şiddeti açısından, gazetecilerin mahkemelik olması açısından, adalet sisteminin yozlaşmış olmasından, yolsuzluklar açısından, her açıdan... Tam olarak neye dayanarak "eskiye göre daha kötü" diyebiliyorsun bilmiyorum.
Mesela 20li veya 30 lu yaşlarda birisin diyelim, ve ait olduğun sosyal sınıf zaten devletin yakın zamana kadar zorbaca yaklaştığı bir sınıf değil idiyse, ve sen zaten politika ile ilgilenmeye de belki 10 senedir başladınsa diyelim, ve ondan öncesi, mesela 90lardaki gerilimler veya ekonomik sıkıntılar, veya basın özgürlüğünün devletçe ihlali, ya da polis şiddeti, veya çürümüş partizan adalet sistemi gibi şeylerin hiç farkında bile değildinse, kaldı ki 90 öncesine dair, 80ler, 70ler, 60larda ve öncesinde neler oluyordu bitiyordu bilmeden etemen, neye dayanrak kalkıp "işler kötüye gidiyor" diyorsun?
Yanlış anlama, ben demiyorum ki demokratik olduk, basın özgürlüğü iyi durumda, adalet sistemi, şu bu herşey iyi durumda ve sen aslında AKP'ye iftira ediyorsun demiyorum.
Dediğim şudur: Sen eskiyi ne kadar biliyorsun ki böyle bir karşılaştırma yapıp "işler kötüye gidiyor" diyorsun?
Mesela şu anda göstericilere biber gazı sıkılıyor, ama eskiden polis kenarda durup izler miydi? Şimdi gazeteciler korkarak yazıyor ama eskiden rahatça yazarlar mıydı? Mesela şimdi gerilim var, toplum patlamak üzere diyorsun, eskiden acaba hiç toplumsal patlamalar olmamış mıydı? 70lerde sokaklarda insanlar birbirini vuruyordu mesela, hiç duymuş musun? Maraş Çorum katliamları, 6-7 eylül olayları, Madımak Oteli olayı falan bu ülkede oldu. Veya göstericilere polisin gerçek mermi sıktığını duymuş musun? Binlerce kitabın yasaklanmış olduğu falan duymuş musun? Bunlar bu ülkede oluyordu.
Ya bak yanlış anlama. Demokratlığını taktir ediyorum. Ama Türkiyede demokratlık geleneğinin geçmişine bir bakman, senden önce bu davayı sürdüren insanlara bir vefa borcudur. Onların çalışmalarını incele, onların kendilerinin devlet zorbalığı altında çektiklerini falan bilmen onlara vefa borcun sayılmaz mı?
Yoksa senin bu "ülkede herşey boka gidiyor" deyişin aslında demokratlıktan değil de, kendi sosyal sınıfının veya cemaatinin çıkarı açısından böyle demen gerektiği için mi?
Bu ülkede her zaman solcu demokratlar oldu ve devletle cebelleştiler. 60larda 70lerde 80lerde 90larda bu davaya kendini adamış ve bu uğurda hapis yatmış hatta öldürülmüş demokrasi kahramanları var. Ama Atatürkçülerin bu demokrasi aşkı nedense AKP iktidara geldikten sonra depreşti. Eskiden nerdeydiniz diye sormazlar mı adama?
Gezi gezi deyip duranlar mesela bu ülkede demokrasi mücadelesinin kendileri ile mi başladığını sanıyorlar? Nasıl bir insan kendi ülkesinin demokrasi mücadelesinin tarihine karşı bu kadar cahil ve duyarsız olup da kendini demokrasi savaşçısı gibi gösterir?
Gezi mücadelesi de mi yoksa sadece laik-sünni-türklerin elden giden kamusal alan imtiyazlarını geri almak için yaptıkları bir şeyden mi ibaretti? Demokrasi sadece bir maske miydi?
Çünkü yani bir liberteryan simgesi olan Guy Fawkes maskesi takıp da elinde kalpaklı, asker üniformalı Atatürk bayrakları sallayıp aynı anda "diktatörlük var bu ülkede ey batı imdak" demek de bir tezat yok mu? Gerçek bir liberteryan gerçekten de elinde kendi döneminin diktatörü birisinin hem de asker üniformalı posterini taşır mı?
Gerçek bir demokrat mesela devlet zorbalığına, polis şiddetine direnirken "Düne kadar çok çeviktin be polis!" diye ditem eden sloganlar kullanır mı? Yani bu demokrat-liberteryan arkadaş açısından polis TOMA'larla Hakkari de su sıkıyorsa, ordaki karakollarda işkence yapıyorsa, göstericilere oralarda ateş açıyorsa, üniversitelerde türbanlıları içeri almıyorsa, onların protestolarını bastırıyorsa, o zaman mı bu polis daha "çevik" oluyor?
Veya adalet sistemi polisiyle, savcısıyla, hakimiyle birbirine kanka bir vaziyette, işkenceyle, usulsüz gözaltıyla, yargısız infazla, delil üretmeyle her türlü zorbalıkla komuniste, kürtçüye, şeriatçıya mesela zulüm ederken, bu kabul edilebilir oluyor ama devletin bu zorba tavrının hedefi farklı gruplar olunca mı "aa demokrasi hani nerde!?!?"" oluyor?
Şimdi bu ikiyüzlülükle demokratlık olmaz.
------
Son olarak da birşey daha söyleyeyim. Tabi yukarda bahsedilenlere göre çok daha az önemde birşey ama olsun gene de eleştirdiğim zihniyeti anlamak açısından faydalı olur. Bak Google kapatılıyor diyorsun. Youtube facebook falan.
Bak bu ülkede 2008 falandı, Youtube tam iki sene kapalı kaldı. Atatürke hakaret video var diye. Hatırlar mısın bilmem, hepimiz proxy uzmanı olmuştuk youtube a girebilmek için. Bak tam iki sene. İki hafta demiyorum. Bak. İki sene. Yüz hafta. İki hafta değil. Bak. 700 gün falan. Birkaç gün değil.
Gıkın çıktı mı? İtiraz ettin mi? Hayır çünkü Atatürk olunca akan sular durur, sansür de devlet zorbalığı da bir anda kutsal olur.
Hatta o dönem Atatürkçü Düşünce Derneği Google'ın Atatürke hakaret eden bir site yüzünden komple kapatılmasında bir sakınca görmediğini belirtmişti. Nasıl oldu da bu insanlar şimdi fikir özgürlüğü savunucusu oldular?
Ki bak burada bahsettiğim böyle 70lerde 60larda olan şeyler değil hani görmemiş olalım bilemiyor olalım. Bunları bizzat yaşadık. Daha dün oldu bunlar. Hayır 60lar 70ler bilmesen anlarım ama nerdeydi bu Guy Fawkes maskeli zıpçıktılar 2008 de?
Var ya, Amerika'da Anonymous adlı liberteryen grup, bu Guy Fawkes maskesini bu tarz bir sembol haline getiren adamların kendileri, bu maskeyi takan adamın aynı zamanda elinde 1920lerin bir diktatörünün posterini taşıdığını görse der ki "bu salak olayı anlamamış".
Aynı "özgürlükçü" arkadaşın aynı zamanda devletin kürtlere ve şeriatçılara karşı zorba olmasını da tasvip ettiğini bilseler ne derlerdi acaba?
----
Olayı toparlarsak.
Devleti, hükümeti, sistemi, demokratlar olarak tabii ki eleştirelim. Ama "eskiden daha iyiydi, şimdi kötüye gidiyor herşey" derken, biraz elimizde veri olsun, istatistik olsun. Biraz ciddi bilimsel bir karşılaştırma olsun. Lütfen. Bir boku da düzgün yapalım.
Tabii dediğim gibi, bazen de amacınız ne kadar samimi olduğu şüpheli duruyor. Acaba gerçekten demokrat mısınız? Yoksa sırf kamusal alanda kürt, türbanlı, genel olarak zenciler eşit saygın vatandaşlar olarak yer bulamasın, imtiyazlı olun eskisi gibi, askeri vesayet / gizli oligarşi arkadan sizin ideolojinizi hakim kılsın diye mi körlemesine bir AKP karşıtlığı ve bütün bu demagoji?
spartacus
08-04-2015, 23:09
Açıkca faşizme gidiliyor. Eskiden faşist diktatörlük tarzı dediğimiz, belirli bir hedef kitlesi olan faşizm vardı, şimdi ise AKP dışında herkese yöneltilmiş, ayrımsız açık bir faşizm gelişmekte. Kapitalistler, neo liberaller ise siyaset konusunda hayli omurgasız, onursuz, haysiyetsiz olurlar, çünkü onlar hayatın ölçütünü, yıllık kar/zarar ekseniyle değerlendirirler.
Eskiden baskı/şiddet vardı doğru, ışık söndürme eyemlerini hatırlayan var mıdır bilmem, ama üstümüzden bu günkü gibi bu derece açıktan faşizm olan, şiddet seansları geçmemişti, gazeteler, yazarlar bu derece de hedef gösterilmemiş, her katılana terörist denmemişti. başbakanlar gaz<etecilere, gazete patronlarına telefonla yön vermemiş, sahtekarlığın, pisliğin bu derece ortalığa saçılması daha amrjinal bir çerçeve de kalmıştı. Şimdi toplumun yarısı neredeyse haysiyetsiz, karaktersiz, kişiliksizleşti, yani tabana indi. O dönemlerde baskı şiddet çoğunlukla sosyalistlere, -CHP zaten sol değil sağ bir parti- gösterilirdi, şimdi değişen, AKP nin amentüsünü okumayan herkese şiddet yönlenmiş durumda. Bunu görmemek mümkün değil.
Erdoğan'a diktatör demenin cezası 1 ile 5 yıldan başlıyor! Halbuki diktatör kelimesi siyasi bir kelimedir, şahsi değildir. darbe dönemlerini aratmayan bir hal egemen artık Türkiye'de.
facebook üzerinden AKP liler, HDP lileri, Nevroz gösterilerini, hak taleplerini, sosyalistleri, solcuları dahi resimleyip, bu kadar "o.rospu çocuğunu kim doğuruyor" vb diye slogan atabiliyorlar!
1990 larda faşizmin karakteri toplumsal görünüme sahip değildi, derin devlet adı altında kirli bir azınlık devleti iş görürdü, AKP döneminde ise hem bu devam etti, ediyor hem de açıktan faşizm, Alman örneği gibi hakim hale getiriliyor. Dayanılan yeşil sermaye, sermaye dışında hiç bir şeye önem vermiyor, insan hayatı, inanç, yaşam hakkı, başka coğrafyalarda akacak kan vs sadece her durumda daha fazla kazanç, sömürü, siyasi bağımlılığa endesklenmiş durumda. Gerici sermayeyi bir yana bıraktığımzıda ülkedeki diğer daha köklü burjuva kesimler ise dahi tarihte hiç uğramadıkalrı düzeyde baskı altına alındılar(Koç grubu, Doğan, Sabancı grubu vs)...
Neyse ben fazla uzatmayacağım, zira bilineni, tekrar edip durmanın faydası olmayacak... 3-5 kuruş kar ediyorum diye, AKP gibi gerici burjuvaziye dayalı, en acımasız, en karaktersiz dediğimiz gerici sermaye kesimlerine köpeklik etmenin lüzumu yok. Onurunuz 3-5 kuruşla ölçülecekse bir şey diyemem...
AKP nin dayandığı kesim yeşil sermayedir, Erdoğan, başbakan şu ya da bu, kader birliği ettiği bu sermayenin çıakrları temelinde hareket ederler, etmek durumundadırlar ve ne zaman ki bu sermaye kesiminde çatlak oluşur o zamana kadar sorunsuzca iç çatışmalarıyla geçinip giderler. Ortadoğuda ağızları sulandı, salya sümük Somaliye kadar açılmak istediler, içeride ise daha çok şiddet diyerek yerlerini sağlamlaştırdılar, tarihte açık faşizm yaşayan ülkelerdeki gelişmelerle, modellerle, hiç bir sorumluluk duymayan gerici, yağmacı, istilacı sermaye dediğimiz gerici sermayenin siyasi örgütlenme biçimleriyle neredeyse tamamen uyum sağlayan bir gelişme gözlemleniyor. neyse, faşizmin tipik karakteri kullanılıyor, yoksulluğa göndermeler, makarna, kömür dağıtmalar, aidiyetlerin kullanımı, halktan görünmeler genelde ilk dönemlerdir, AKP o dönemi ilk 2 dönemde aştı, üçüncü dönem ise faşizmi hayata geçirmek dönemi idi, başlangıç yapıldı, lakin 1 dönem yetmiyor.
Cumhurbaşkanını halka seçtirerek zaten aslında başkanlık sistemi dediği, diktatörlük koşullarını meşrulaştırdı. Anayasa değişikliği ise 3.dönemde diledikleri biçimde olmadı, faşizmi daha ayakalrı yere basar hale getirmek için, 4. dönemide almaları gerekiyor. Darbe dönemlerinde devlet asker devleti haline dönerken, AKP döneminde polis devleti haline getirildi ve eskiden de polis devleti idi lakin AKP daha da genişletmekte, polis devletini yargıya, hakimlere, savcılara, hatta avukarlara değin genişletmektedir...
Şu anda, Türkiye darbe dönemlerini aratmıyor ve toplum içeride ciddi derecede kamplara bölünmüş, ayrıştırılmış durumda. Lakin yakın gelecek, faşizmin neyi nereye kadar başarabileceği konusunda ise belirsizliğe girmiş durumda....
Dialectics
08-04-2015, 23:19
Sayın Postalmarx,
Sen ve sana benzer şekilde düşünen arkadaşların temel hatası nerede biliyor musun: Muhafazakâr ideolojiyi saf bir düşünce, kendi halinde bir inançmışçasına kabul edip; bu ideolojiye karşı yapılan hareketler üzerinden demokrasi mesajları vermeye çalışmanız. Halbuki muhafazakâr ideoloji 1950-1960 arasındaki dönemde olduğu gibi, veyahut da son 12 yılda olduğu gibi aslında masum bir hareket olmadığını ispatlamıştır. Bu ideoloji kendinden olmayanı bertaraf etmeyi amaçlayan, biat kültürüne dayalı ve toplumsal yaşamı kendi dünya görüşü çerçevesinde şekillendirmeye çalışan; aslında özgürlükler ile ya da demokrasi ile pek ilgisi olmayan; demokrasiyi "zamanı gelindiğinde üzerinden inilecek bir araç" olarak gören bir anlayıştır.
Neticede bu memlekette hiç bir zaman ezan sesi susmamıştır, insanların namaz kılması engellenmemiştir ya da herhangi bir dini vecibesini yerine getirmesine mani olunmamıştır.
Şeriatçıya yapılan zulümden bahsetmişsin komik bir şekilde. Bildiğin üzere anayasamıza göre bu devletin yönetim şekli cumhuriyettir, cumhuriyeti yıkıp şeriat düzeni getirmeye çalışmak anayasal suçtur. Ama sana göre şeriatçılara zulüm yapılarak demokrasi çiğnenmiştir. Madımak olayını bir argüman olarak örnek vermişsin; Madımak olayları bu savunduğun demokratik şeriatçıların bir ürünü değil miydi?
Maraş, Çorum olaylarına değinmişsin. Bilmiyor musun ki geçmiş cumuriyet tarihi içerisinde "İslam", bolşevik Rus tehlikesine karşı Amerika tarafından bir zırh olarak kullanılmıştır? Bak bugün herkes 1980 darbesinin aslında "ılımlı islam" projesinin başlangıcı olduğundan bahsediyor. Birilerinin memleket için çizdiği senaryolara "demokratiklik" atfediyorsun.
Bir de şu yaklaşımını hiç anlayamıyorum: sürekli zamanında A grubu tarafından B grubuna şunlar şunlar yapıldı, bu ülke bunları ve bunları gördü edebiyatı yapıyorsun. Ve şimdi aynıları B grubundan A grubuna yapılırken; B grubunu savunuyor, "sıkıysa adamımızı indirin" diyebiliyor, belki de içinden diğer arkadaş gibi "beğenmiyorsanız ülkeden defolun" diye bile düşünebiliyorsundur. Şimdi bu yaklaşımınla sen demokratik olabiliyorsun da biz olamıyor muyuz? Gerçek demokratik A grubunun B'yi ezmesini eleştirirken, B'nin de A'yı ezmesini eleştirir.
İstatistik istemişsin. Bir boku düzgün yapalım demişsin.
Freedomhouse.org sitesine gir, Türkiye ile istatistiklere bak(1999'a kadarki veriler var).
İnsani gelişmişlik endeksindeki sıralamamıza bak...
Ve tabi bunları incelerken de şunu aklından çıkarma: dünya yerinde saymıyor. Elin en fakir Afrika ülkeleri bile son 10 yılda zıplama yaşadı. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere 2002'den itibaren milyarlarca dolar para girdi, hepsinin borsası şişti, yeni gelişen pazarlar haline geldiler. Cumuriyet tarihinin en anormal para girişini yaşadı Türkiye. Türkiye'nin performansını dolayısıyla dünya sıralamasındaki yeri ile değerlendirmen gerekiyor. Yani Türkiye gelişirken, dünya yerinde saymıyor. Bak bakalım Türkiye dünyadaki diğer gelişmekte olan ülkelere göre ne derece iyi performans göstermiş?
İnternet yasaklarına gelince... Basettiğin olaylar ilk 2007 yılında yaşandı. Bundan 8 sene önce. Yani youtube'un daha hayatımıza yeni girdiği yıllarda. Bu sebeple çok ses getirmemiş olabilir, ancak o dönemde dahi çeşitli protestolar yapıldı. Bunların bir listesini wikipedia'dan bulabilirsin...
Saygılar...
Saint-Just
09-04-2015, 11:13
hazır demokrasi konusu açılmışken buna dair bir alıntı yapmak istiyorum;
Üretim araçlarındaki özel mülkiyet, özel türden bir mülkiyettir. Bu mülkiyet, ona sahip olan sınıfa, sahip olmayan sınıf üzerinde bir güç verir. Sahip olanın yalnız çalışmadan yaşamasını sağlamakla kalmaz, bir yandan da, sahip olmayanların çalışıp çalışmayacağı ve hangi koşullar altında çalışacaklarını saptama olanağını da verir. Yani bir çeşit efendi ve hizmetçi ilişkisi kurar; kapitalist sınıf, emirler verme mevkiinde, işçi sınıfı ise bunları yerine getirme durumundadır.
Bu durumda, haliyle, iki sınıf arasında sürüp giden bir çatışma vardır.
ı> Kapitalist sınıf, isçi sınıfım sömürerek, servetle, güçle ve itibarla cömertçe ödüllendirilmiş; oysa işçi sınıfı, güvensizlik, yoksulluk, sefil hayat koşulları içine itilmiştir.
Bu durumda, mevcut mülkiyet ilişkisinin –azınlığın bu denli yararına, çoğunluğun bu denli zararına olan bu mülkiyet ilişkisinin– devamını sağlamak için bir yöntem bulunması gerekir. Zengin azınlığın, emekçi çoğunluk üzerinde, toplumsal ve ekonomik egemenliğinin sürüp gitmesini sağlayacak güce sahip bir kurumun varlığı zorunludur.
Böyle bir kurum vardır: bu, devlettir.
Kapitalist sınıfın işçi sınıfı üzerinde egemenlik kurmasını sağlayan bu özel mülkiyet ilişkilerini korumak ve sürdürmek devletin işlevidir.
Bir sınıfın ötekisini baskı altında tuttuğu sistemi yaşatmak devletin işlevidir.
Üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki çatışmada mülk sahipleri, devletin kişiliğinde, mülksüzlere karşı güçlü bir silah bulurlar.
Devletin, sınıflar üstü olduğuna –hükümetin zengin yoksul, yüksek alçak bütün halkı temsil ettiğine– inanmaya iteleniyoruz. Ama aslında, kapitalist toplum, özel mülkiyete da-yandığından, özel mülkiyete karşı yapılacak her davranış, gereğinde şiddet kullanmaya kadar varan devletin direnciyle karşılaşacaktır.
Bunun için, aslında, sınıflar varoldukça, devlet, sınıflarüstü olamaz, egemen sınıftan yana olmak zorundadır. Devletin egemen sınıfın bir silahı olduğunu, Adam Smith, daha 1776 yılında farketmişti. Ünlü kitabı, The Wealth of Nations ’da şöyle yazıyordu: "Sivil hükümet, mülkiyetin güvenliğini korumak için kurulduğu sürece, aslında zenginin yoksula karşı veya biraz malı mülkü olanın olmayana karşı savunulması için kurulmuştur."
İktisaden egemen olan sınıf –üretim araçlarına sahip olan sınıf– siyasal olarak da egemendir.
Birleşik Devletler'deki gibi bir demokraside halkın, oylarıyla kendi adaylarını iş başına getirdiği doğrudur. Demokrat X ile Cumhuriyetçi Y arasında bir seçme yapma hakları vardır. Ama bu, hiç bir zaman sınıf mücadelesinin bu yanında ya da öteki yanında yer alan bir adayın seçimi değildir. Ana partilerin adayları arasında özel mülkiyet ilişkileri sistemi konusunda çok az temel davranış farkı vardır. Bu ayrılıklar da hep ayrıntılar konusundadır; hemen hiç birisi, temel sorunlarla ilgili değildir.
İsin aslı aranırsa, işçiler için Demokrat X ya da Cumhuriyetçi Y arasında bir seçim yapmak, kapitalist sınıfın hangi özel temsilcisinin, Kongrede, kapitalist sınıfın yararına yasalar yapacağı konusunda bir seçim yapma özgürlüğünden başka bir şey değildir.
Yasaları yapanlar ile yasaların çıkarları için yapıldığı adamlar arasındaki bağ, öylesine sıkıdır ki, devlet ile egemen sınıf arasındaki ilişki konusunda hiç bir kuşkuya yer bırakmaz. Ulusumuzun en ileri gelenlerinden birisinin, iktisadî egemenliği elinde bulunduran sınıfın, siyasal egemenliği de elinde bulundurduğu düşüncesinde olduğu şu satırlarda açıkça görülür:
"Diyelim ki, Washington'a gidiyorsunuz ve hükümetinizle görüşmek istiyorsunuz. Sizi nezaketle dinleseler bile, asıl sözü geçer kimselerin büyük bankerler, büyük imalâtçılar, büyük tüccarlar, demiryolu şirketleri ile denizyolları şirketlerinin başındaki kimseler olduğunu göreceksiniz. ... Birleşik Devletler Hükümetinin efendileri, Birleşik Devletler kapitalistleri ve imalâtçılarıdır."
Gerçekleri ortaya döken bu tümceler, Woodrow Wilson'-ın, 1913 yılında yazdığı bir kitapta yayınlanmıştır. Yazar ne söylediğini bilecek bir yerde bulunuyordu. O sıra Birleşik Devletler'in başkanıydı.
Şu soru ortaya çıkıyor: mademki devlet mekanizması kapitalist sınıfın denetimi altındadır ve onun çıkarına işlemektedir, kapitalistlerin gücünü düzenlemek ve sınırlandırmak için hazırlanan yasalar, nasıl oluyor da kara kaplı kitapta yer alabiliyor?
Örneğin bu gibi şeyler, Franklin D. Roosevelt yönetimi sırasında olmuştur. Ama niçin?
Devlet, ancak zorlandığı takdirde, mülksüzler adına, mülk sahiplerine karşı harekete geçer. Şu veya bu çatışma noktasında boyun eğmek zorunda kalır, çünkü işçi sınıfından gelen baskı o denli büyüktür ki, ödün vermek zorunludur; yoksa "yasa ve düzen" tehlikeye girdiği gibi, daha da kötüsü (egemen sınıf acısından daha kötüsü), devrim bile olabilir. Ama unutulmaması gereken önemli nokta sudur: böyle dönemlerde elde edilen bütün ödünler, mevcut mülkiyet ilişkileri sınırları içerisindedir. Kapitalist sistemin ana çerçevesi, hiç dokunulmadan öylece durur. Ödünler her zaman bu çerçeve içinde verilmektedir. Egemen sınıfın amacı, bütünü kurtarmak için bir noktada boyun eğmektir.
Başkan Roosevelt yönetimi sırasında isçi sınıfı tarafından elde edilen bütün kazanımlar –ki bunlar epeyce fazlaydı™, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet sistemini değiştirmemiştir. Bu kazanımlar bir sınıfın bir başkası tarafından devrilmesini sağlamamıştır. Başkan Roosevelt öldüğü zaman, işverenler de, isçiler de eski yerlerinde idiler.
Devlet, bir sınıfın öteki sınıf üzerinde egemenliğini kurmak ve sürdürmek için bir araç olduğuna göre, ezilen çoğunluk için gerçek özgürlük var olamaz. Duruma ve koşullara bağlı olarak şu ya da bu derecede özgürlük verilecektir, ama son tahlilde, "özgürlük" ve "devlet" sözcükleri, sınıflı bir toplumda biraraya getirilemez.
Devlet, hükümeti denetimi altında bulunduran sınıfın kararlarını uygulamak için vardır. Kapitalist toplumda devlet, kapitalist sınıfın kararlarını, dayatarak yürütür. Bu kararlar, işçi sınıfının, üretim araçlarının sahiplerinin hizmetinde çalıştığı kapitalist sistemi sürdürmek için alınmıştır.
http://kutuphane.halkcephesi.net/Leo%20Huberman/bb%20devlet.htm
Dün vardı bu günde var demek çözüm ve eleştiri değildir.
Dün bu ülke insanları için tehlike farklı idi bu gün farklı Dün bu ülke yöneticilerinin kaygısı cumhuriyet modrnite değildi bu gün ikiside tehlike sınırında dün türk tipi başkanlık tehlke arz etmiyordu osmalıca dayatılmıyordu şimdi dayatılmakta.
Dün komünizm tehlikesi vardı önlemlerde buna göre alınıyordu dün bölünme tehlikesi vardı önlemde bu yönde idi ama sonunda devlet var olan durumunu korumak için önlem alıyordu. Bu gün devlet kendini değiştirmek istiyor 1021 -1071 diye uzun vadeli plan yapıyor.Bu gün içinde yaşadığımız niçin başka gelişmiş ülke stasüsünü yakalayamadık eleştirisini bile ortadan kaldırıp nereye gidiyoruz kaygısını ve korkusunu yüreklerimize salmaktadır.
Biz dün gelişmiş ülke standartlarını yakalamak istiyorduk onun için mücadele ediyorduk Bu gün nereye gidiyoruz hangi tarihin karanlıklarına yolculuk edeceğiz kaygısındayız.
Bu gün kaybedeceğimiz şeyleri düşünüyoruz dün kazanacaklarımızı düşünüyorduk.
Dün e bakarak günümüze ilgisiz kalamayız.
Elbette bu gün içine düştüğümüz karanlığın nedenlerini sorguladığımızda yalnız olmadığımızı göreceğiz. Dünya insanlığı bir kaosun içine düşmüştür, hiç bir şey artık eski yöntemlerle çözümlenemiyor. Demokrasi bütün insanlığın elinden kaymakta insanlık büyük bir açmazın içinde. Bir sürü insanlık dışı cani örgütler türedi bir çok devletler bu tür örgütleri destekliyor yaratıyor yönlendiriyor.
Türkiye de yaşayanlar da gelecek kaygısını çekmekte insanların 1/3 deprasyon ilaçları kullanıyor psikolojik vakalar çığ gibi büyüdü hiç yoktan çinayetler işleniyor.Bunu sebebi her ne kadar dünya sistemide olsa ülkeyi yönetenlerin bu belirsizlikte büyük payları var.
Bir yönecinin sorunu yönettiği ülkeyi kültürüne geleneklerine ve ahlak durumununu dikkate alarak gelişmeleri halka ulaştırmaktır.Onun işi budur.
Ne yazıkki hiç bir şey kontrol edilemiyor devlet yöneticileri kendi kaygılarına düşmüşler devleti sadece kendilerini koruması gereken güç olarak görmekte halk başı boş bırakılmıştır.
Bu tür yönetim biçimleri halkın kendi yasalarını kendileri koymalarını ve kendi hukukunu uygulamalarını yaratır. Halkta işte bunu yapıyor.
İçene düştüğümüz kaos tehlike boyutlarında her an başımıza bir şey gelebilir korkusu yaşamaktayız.Biz dün başımıza devletten bir tehlike gelir derdinde idik bu gün komşumuzdan arkadaşımızdan korkmaktayız.
Her kes bağırıyor adalet nerde devlet nerde diye.
Bu gün sokak güvenli değil ev güvenli değil .Devlet kapanmış saraya.
İşte dün faklı bir tehlike vardır. Dün devletin demokrat olmasını istiyorduk cumhuriyetin laikliğini ve adaletini bekliyorduk bu gün devletin varlığı tehlikeli olmaya başladığı kaygısı taşımaktayız.
Düne bakarak zaten hep böyle idi diyemeyiz Bu gün başka bir şey var ve çözüm çözüm için itifaklar farklı.İster istemez bazı düşüncelerimizi yaşadığımız tehlike için geçici dondurmak durumundayız.
Eskiden kişi işveren banka hile yapardı şimdi devlet hile yapıyor.Devletin yasaların güvencesinde yapılacak seçimler ve seçilmiş yöneticiler bile devletin hilesinin esareti altında.
Onun için gezi deyip es geçmeyeceğiz Gezi olayları bizim için bir milattır ne yapacağımız neye karşı olacağımız nelerimizi erteleyeceğimiz kiminle yan yana duracağımızı bize gezi taksim olayları göstermiştir.
Dialectics
09-04-2015, 12:59
hazır demokrasi konusu açılmışken buna dair bir alıntı yapmak istiyorum;
....
Devletin, sınıflar üstü olduğuna –hükümetin zengin yoksul, yüksek alçak bütün halkı temsil ettiğine– inanmaya iteleniyoruz. Ama aslında, kapitalist toplum, özel mülkiyete da-yandığından, özel mülkiyete karşı yapılacak her davranış, gereğinde şiddet kullanmaya kadar varan devletin direnciyle karşılaşacaktır.
İktisaden egemen olan sınıf –üretim araçlarına sahip olan sınıf– siyasal olarak da egemendir.
[U]
[B]Birleşik Devletler'deki gibi bir demokraside halkın, oylarıyla kendi adaylarını iş başına getirdiği doğrudur. Demokrat X ile Cumhuriyetçi Y arasında bir seçme yapma hakları vardır. Ama bu, hiç bir zaman sınıf mücadelesinin bu yanında ya da öteki yanında yer alan bir adayın seçimi değildir. Ana partilerin adayları arasında özel mülkiyet ilişkileri sistemi konusunda çok az temel davranış farkı vardır. Bu ayrılıklar da hep ayrıntılar konusundadır; hemen hiç birisi, temel sorunlarla ilgili değildir.
İsin aslı aranırsa, işçiler için Demokrat X ya da Cumhuriyetçi Y arasında bir seçim yapmak, kapitalist sınıfın hangi özel temsilcisinin, Kongrede, kapitalist sınıfın yararına yasalar yapacağı konusunda bir seçim yapma özgürlüğünden başka bir şey değildir.
....
Sayın finneas,
Bir yerlerde şöyle bir şey okumuştum: Aslında Marx'ın kurduğu sistem Kapitalizmin anti-tezi idi ve de gerçekten kapitalizmi yıkacak kadar da güçlüydü. Ancak kapitalistler kurdukları sistemi hayatta tutabilmek için harika bir araç keşfettiler: "Demokrasi"
Bir insanı köleleştirmenin yolu ona özgürmüş hissi vermenizdir.
http://say-hi.me/blog//wp-content/uploads/2014/05/1861620x.jpg
http://say-hi.me/blog//wp-content/uploads/2014/05/12103620x.jpg
Saint-Just
09-04-2015, 14:50
Sayın finneas,
Bir yerlerde şöyle bir şey okumuştum: Aslında Marx'ın kurduğu sistem Kapitalizmin anti-tezi idi ve de gerçekten kapitalizmi yıkacak kadar da güçlüydü. Ancak kapitalistler kurdukları sistemi hayatta tutabilmek için harika bir araç keşfettiler: "Demokrasi"
Bir insanı köleleştirmenin yolu ona özgürmüş hissi vermenizdir.
aslına bakarsan, marx demokrasi karşıtı olmak şöyle dursun, doğrudan demokrasi yanlısıdır. ancak kapitalistlerin asıl başarısı kurdukları hegemonya'yı seçim ve parlemento gibi tiyatrolarla gizleyebilmekten çok, kendi demokrasi anlayışlarını (çok partili seçim-liberal demokrasi-temsil demokrasi-) dünya'daki tek ve en doğru demokrasi'ymiş gibi insanların kafasına sokabilmeleridir. maalesef bugün çoğu insan demokrasiyi sadece liberal demokrasiden ibaret saniyor.
postalmarx gibi liberaller de bundan faydalanarak, robespierre, mustafa kemal, sun-yat sen, lenin, stalin ve mao gibi devrimcilere kolaylıkla ''diktatör'' yakıştırması yapiyor. halbuki demokrasi'nin öyle çok derin bir anlamı yoktur. kelime anlamı ile ''halkın egemenliği''' anlamına gelir. bunun içinde illa çok partili seçim falan olması gerekmez. halkın yönetime girmesi, seçmesi-seçilmesi, egemenliği, tam bağımsızlığı ve eşitliği için çabalayan herkeste demokrattır.
tabi saydığım devrimcilerin demokrasisi, sınıfsal olarak farklılık gösterir ve burjuva demokrasisi bir yerden sonra eskiyerek yerini sosyalist demokrasiye bırakmak zorundadır ki, o ayrı bir konudur.
postalmarx
09-04-2015, 16:26
Şimdi Dialectics muhafazakarların aklında bir ütopya olabilir. Atatürkçülerin de bir ütopyası var, sosyalistlerin de var. Şimdi bu ütopyalar gerçekleştirilirken bir baskı zulüm olabilir, bir de ütopya hayata geçirildiği zaman bu yeni sistemin kendi içinde bir baskı zulüm içkin olabilir.
Şimdi demokrasi ilk başta şudur diyelim: farklı ideoloji mensuplerı olsun, farklı sosyal sınıflar ve cemaatler olsun, herkes şuna inanır: oturup konuşalım, müzakere edelim, belli kurallar olsun, bu kurallar dahilinde toplumsal mevzuları müzakere edelim, bu kurallar öyle olsun ki her ideoloji ve toplumsal kesim söz sahibi olsun. Ve hiçbir toplumsal kesim ve ideolojik grup diğerleri üzerinde diğerlerinin söz hakkını elinden alacak şekilde üstün bir konuma geçemesin: kurallar herşeyden önce bunu garanti etsin.
Şimdi diyoruz ki mesela basın özgürlüğü vesaire. Basın derken tabii ki burada bahsettiğimiz mesela teknoloji haberleri ile ilgilenen veya magazin yazan basın değil. Siyaset yazan basından bahsediyoruz. Burada basın özgürlüğünün tehlikede olması demek toplumsal bir kesimin veya ideolojik grubun söz hakkının elinden alınıyor olması demektir.
Bu temelde herkes anlaşırsa o zaman görülecek ki, bir insan şeriatçı bir ütopyayı da savunuyor olsa, komunist bir ütopyayı da, kapitalist bir ütopyayı da, veya Atatürkçü bir ütopyayı da, veya bölgesel etnik milliyetçi veya ayrılıkçı bir fikri de savunuyor olsa, önce bu kimselerin konuşma hakkını ellerinden almamak gerekir. Çünkü baştan anlaştık ki "insanlar oturup müzakere edecek, insanca konuşulacak herşey, olayı hırla gürle, kavgayla ve gücü yetenin diğerleri üzerinde baskı ve zulüm kurmasıyla değil, insanca konuşarak ilerleteceğiz". Mesela. Demokrasinin bu olduğunu varsayalım.
Tabii ki bu temel toplumsal müzakere kurallarının çizdiği bazı kırmızı çizgiler olacaktır. Herşeyden önce şiddet, nasıl ki mesela gasp bir suçsa mesela, siyasi boyutta da şiddet, mesela terör eylemiyle olsun, veya devrim yapma arzusuyla olsun her şekliyle şiddet, yani "insanca konuşma" dediğimiz şeyin ötesine geçmek, bunlar kırmızı çizgidir.
Şimdi bu şekilde temel kurallar ortaya konulunca ister istemez belli ideolojiler, belli toplumsal kesimlerin sözcüleri "partiler" veya "sivil toplum kuruluşu" gibi şekillenmeler altında toplanmaya belirginleşmeye başlayacak. Bunların tabii kendi fikirlerinde basın yayın kuruluşları da olacaktır. Bu tarz gruplaşmalar olacaktır çünkü 70 milyon insandan 70 milyon farklı ideoloji çıkmayacaktır.
Şimdi temelde siyasetle ilglenen insanların hemen hepsinin temel sorununun aynı olduğunu düşünelim: o da yaşama dönük bir ideal olmalıdır heralde. Çünkü sırf yıkım olsun diye siyasetle ilgilenen çok nadiren olur. Siyasi kaygıları olan insanlar genelde kendi çocuklarının geleceğini düşünür vesaire. Yoksa sırf kendini düşünen ve kuralları da takmayan insan gider mafya olur veya gaspçı olur ama siyaset peşinde koşmaz büyük ihtimalle. Tabii ki bunu bir para kazanma vesilesi olarak görmüyorsa. Mesela profesyonel siyasetçidir ama aslında hiçbir ideale inanmıyordur, ve sadece para için işin içindedir falan.
Ama genel olarak insanlar iki üç temel dünyagörüşü altında birleşiyorlar. Dünyanın heryerinde böyledir. Tabii her kültürün kendi farklılıkları oluyor ama temelde muhafazakarlar oluyor ve ilericiler oluyor.
Şimdi diyorsun ki mesela muhafazakarların içinde şeriat isteyenler var, bunların çok aşırı bir ütopyası var. Evet olabilir ama aynı şekilde ilericiler arasında da komunist ütopya sahibi olanlar var. Atatürkçü ütopya sahibi olanlar var. Ve nasıl ki şeriat baskıcı zorba ise Atatürkçü veya komunist rejimler de aynı şekildedir. Tayyibe diktatör derken kendi gönlünde bir diktatörlük hayal eden bir insanın samimiyetine nasıl inanılabilir? Ama nihayetinde bunlar önemli değildir. Çünkü toplumun bu şekilde bölünmüş olması aslında hiçbir ütopyanın gerçekleştirilemeyeceğini garantiliyor.
Şimdi dedik ki yukarda temel bazı kurallar. Bu kurallar dahilinde mesela kuralları ihlal edenleri de gene toplum veya toplumun vekalet verdiği kurumlar bu insanları topluma daha zarar vermeden tutuyor, mahkemede suçu sabitse hapse atıyor falan.
Bak dedik ki "insanca konuşmak" değil mi? İnsanca konuşmak, hayvan olmamak zaten bu temel kuralların ana ilkesi ise, güvenlik emniyet adalet sisteminin bu ilkenin dışına çıkması zaten bir tezat olur. Demek ki bir insan gaspçı da olsa, terörist de olsa, buna adalet sisteminde insanca muamele edilir. Çünkü nihayetinde yıllarca hapiste kalacak, daha ne yapasın adama değil mi?
Şimdi bizdeki sorunlar şu şekilde. Birincisi her kesimin ve her ideolojinin söz hakkı yok. Tabii ki söz hakkı şunu kapsamaz: "ey benim gibi düşünenler, silahınızı alın, ortalığı yakın". Şiddete teşvik eden bir söyleme tabii izin verilemez. Ama düşün ki şu konuşuluyor:
Adam teorik düzlemde kapitalizmi eleştiriyor, insanları ikna etmeye çalışıyor ki sosyalist bir alternatif olabilir, vesaire.
Adam belli bir etnik grubun haklarının yenildiğini söylüyor, sistemi eleştiriyor.
Adam şeriat düzenini anlatıyor, bunun daha güzel bir toplum yaratabileceğini konuşuyor.
Adam Atatürkçü ütopyayı anlatıyor ve insanları ikna etmeye çalışıyor.
Şimdi mesela dedin ki şeriatçılara zulüm derken komik oluyorsun dedin. Tabii ki bu ülkede de şeriat devrimi yapmak isteyen, ve komunist devrimciler gibi örgütlenen vesaire insanlar vardı. Ama bu örgütlerle bağı olsun olmasın bir basın organı düşünelim mesela. Bu basın organına hukuksal saldırıyı düşünelim. Mesela polis bunların yerini bassın, bunları içeri alsın, dövsün etsin, savcı da bunları terör örgütü diye yazsın, delil olmadan bunlar içeri atılsın. Şimdi bu olmamalıdır. Hukuk sistemi adamına göre muamele eden bir sistem olamaz. Kanun kör olmalıdır, ve "vatandaş" diye bir kavramın bir ağırlığı olmalıdır. Vatandaş ve devlet arasındaki ilişkide patron devlet değil vatandaştır. Çünkü devlet nihayetinde sadece vatandaşların kendi aralarında uydurduğu birşeydir. Kendi başına varlığı yoktur. Ve başta dediğimiz "insanca konuşma" bağlamında bu ortaya konulan temel kurallar devletin ta kendisidir. Burada vatandaşlar aptal değil ki öyle bir sistem kursunlar ki bu sistem vatandaşa potansiyel suçlu muamelesi, bir "iç düşman" muamelesi yapsın, vatandaş da bu sistemi kendi vergisiyle finanse etsin?
Yani yeri gelince şeriatçı da olsa, kürtçü de olsa, faşist de olsa, komunist de olsa, önce "vatandaş" olarak adamın konuşma hakkı olmalı, ve adamın bir şiddet veya terör eylemine bulaştığı veya bu tarz bir örgütün üyesi olduğu kesin olmadıkça bu adama kimse dokunamamalı.
Ama bizim ülkede ne olduğuna bakalım. Bu ülkede partiler kapatılıyordu. Müslümanların ve Kürtlerin partileri defalarca kapatıldı. Şimdi bunu çok kanıksamış olabilirsin. Yani diyebilirsin ki "ya nedir ki altı üstü parti kapatılmış". Ama bu gazete kapatmak gibi birşeydir, hatta bundan daha büyük bir zorbalıktır. Yani bu komple bir toplumsal kesimin kendini siyasi ifade şeklini iptal etmektir.
Şimdi diyebilirsin ki "ya ne ki, onların fikri saçma, veya yanlış, veya benim ütopyamla çelişiyor, alışsınlar yani napalım, kapatıyoruz, evet gücümüz var ve kapatıyoruz." Ama unutmaki bu dediğini her toplumsal kesim, her ideoloji yapabilir. Diktatörlüğü komunist de kurar, İslamcı da kurar, faşist de kurar. Devrimci şiddeti hepsi yapabilir. Hepsi de aynı şekilde diğerlerine zulmederken, zorbalık ederken kendini haklı görebilir.
Bu yüzden bu zihniyet yanlıştır. Herşeyden önce bu "insanca konuşma" dediğim ortamı insanlar bir oluşturmalı ki ondan sonra da oturup konuşsunlar, acaba toplum için iyi olan nedir. Veya hangi toplumsal amaçlar diğerine göre daha öncelikli olmalıdır. Toplumsal enerjimizi ve kaynaklarımızı hangi konulara yoğunlaştıralım. Nasıl bir gelecek kurmaya çalışalım.
Şimdi Dialectics muhafazakarların aklında bir ütopya olabilir. Atatürkçülerin de bir ütopyası var, sosyalistlerin de var.
Şimdi bu ütopyalar gerçekleştirilirken bir baskı zulüm olabilir, bir de ütopya hayata geçirildiği zaman bu yeni sistemin kendi içinde bir baskı zulüm içkin olabilir...
Yahu kardeşim, kendini ne diye gizliyorsun ki. Sen, şuna ben bir AK-TROL'üm desene!
Peki taraf olduğun AKP bize ne verebilir?
Hiçbir şey! Ulan, Ak-İtler, 13 yıldır yaptıklarınız ortada duruyor ve aklıma nedense birden bir İngiliz Generali'nin Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk'e söylediği bir söz geldi: "Yoksa bir millet intihar mı ediyor?", Bkz. NUTUK.
Bu hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. Dün Amerikan-İngiliz mandaterci Padişahçılar vardı, bugün de hala aynı rüyayı gören Osmanlıcılar... Bunların hatası şurada: Körükörüne hep aynı noktada takılıp kalmaları ve ülkede ne olursa olsun, hep kendilerinin haklı olduklarını zannetmeleridir.
Bu mandater ayak tabii ki sadece AKP'den oluşmuyor; onun destek ayakları var: CHP, MHP ve HDP başta olmak üzere diğer irili ufaklı fraksiyonlar. Bunlar, küçük balıklar misali kendilerine atılan yemleri yiyerek hayatta kalırlar ve ülkeye en ufak bir katkıları yoktur.
Bana bakmayın; ben Arşimenyenimdir ve her zaman dengeden yanayımdır. Çünkü hangi konuda olursa olsun daima bu durumu gözetirim. Örneğin, şimdiye kadar hep CHP'ye oy vererek buna bir katkıda bulunmuşumdur. Ama ne zamanki CHP'nin de aynı tarafta olduğuna ilişkin bulgular gördüm ve ondan vazgeçtim. Örneğin, 2012'de çocukları İstanbul İli Satranç Turnuvası için Üsküdar'a götürürken, yolda bir CHP'linin üye kartını buldum ve bunu ilgili kişiye iletmek üzere yerden aldım. Fakat epey bir zaman sonra baktım ki CHP Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında AKP'nin yanında yer alıyor, yani açıkça ittifak içinde hareket eden demeçler ve faliyetlerde bulunuyor; bu kimlik kartının kendi ellerimde evde yırtarak çöpe attım. Herhalde yere düşen CHP'li de bu kartı düşürmemişti ve benim yaptığımı daha nazikçe yapmıştı; üyelik kartını yere atıp CHP'den ayrılarak!
Ben, bu sefer denge adına VATAN'a oy atacağım. Aleviler de öyle yapsın! Bıraksınlar şu Atatürkçü zannettikleri CHP'nin peşine takılmayı. Görmediniz mi bu adamların hiçbir zaman Atatürkçülük ile bir ilgileri olmadıklarını? 80'lerden beri "Atatürkçülük" teranesiyle bu milleti aldattıkları yetmedi mi?
Ben, onları "The lives of others" filmindeki gibi efendilerinin istemediği kişilerinin hayatlarını kontrol etmekle yükümlü ve sırf bu işim yapmakla görevli Doğu Almanya'daki eski komünistlere benzetiyorum.
http://1.bp.blogspot.com/-LAOyeeHzqv4/Uz6i-AuawbI/AAAAAAAAdaQ/sLDkYxE6BB8/s1600/Lives1111111OfOthers.png
Adamların özellikle 80'lerden beri yaptıkları tek iş budur. Pis ve sefil bir hayattır bu. Bakmayın siz bu filmde Doğu Almanlar'ın kötülenmesine, aslında onlar Batı Almanlar'dan bile saf ve temiz insanlar idi. Çünkü geçmişte Doğu Alman gurbetçisi bir arkadaşım olmuştu ve ondan bu durumu gözlemlemiştim. Asıl berbat olan Batı Almanlar idi. Doğu Almanya'da sadece Batı Almanya'daki gibi imkanlar yoktu ve yokluk içinde kıvranıyorlardı (ki Batı'dan ambargo yediği için gelişememiş idi). Yoksa, Doğu Almanlar gerçekten temiz insanlar idi. Fakat onları yöneten Komünistler tam tersi, fahişe bir hayat sürüyorlardı. Bu, yukarıdaki film karesinde açıkça görülür!
İşte CHP özellikle 80'lerden beri hep böyleydi. Burada ben, "siyasetten anlamam ama, CHP'ye oy vereceğim" diyen kişiye yukarıda anlattığım olaylar kapak olsun. Çünkü CHP'nin ne mal olduğu yüzlerce olayla sabittir. İkinci olarak, AK-TROL'llere sesleniyorum. Bugünkü Cumhuriyet gazetesinin ilk sayfasına göre, Aday Listesi'ndeki adaylarına bakıldığında AKP aslına rücu etmiş: Ne etnik bölücüler, ne liberal, ne sosyalist, ne muhafazakar... lar yok, Milli Görüş gömleğini giymişler adayları piyasaya sürmüşler.
Şimdi gelelim, şu 2'ye bölme meselesine... Bunu İngilizler yapar ve 72 milletten oluşan Amerikalılar da kopyalayarak başardıklarını zannederler. Bilirsiniz, Amerika'da siyaset Cumhuriyetçiler ve Demokratlar olarak ikiye bölünmüş olarak yapılır. Oysa bu yanlıştır, çünkü Amerika İngiltere'deki gibi saf bir ırka sahip değil ki. İçinde 72 millet vardır ve bu kadar etnik yapıdan bir ülkede sadece 2 partiyle temsil etmek imkansızdır. Yani Amerika'nın açmazı buradadır. Başlangıçta Amerika'nın Kurucuları ve İlk Başkanları hiçbir fraksiyona sahip değildir ama Abraham Lincoln'e gelindiğinde Cumhuriyetçiler atak yapar. Ben Cumhuriyetçilere Lincoln sayesinde büyük umut beslemiş ve dünya için iyi işler yapmalarını istemişimdir. Ama George W. Bush 9/11'de reaksiyon veremediği için (daha doğrusu, bu işte onun parmağı olduğu için) herşeyi berbat etti ve Cumhuriyetçiler'in yüzkarası oldu.
İşte Amerika'da bu rezil gelişmeler yaşanırken bir de aynı şeyin bizde olmasını isteyen/ler var. Oysa biz de Osmanlı İmparatorluğu'nun bakiyesi olan bizler de Amerikalılar gibiyiz. Dolayısıyla burada 2 partiden oluşacak bir siyasetin olmasını istemek, en azından geçmişi bilmemek ve körükörüne atılan bir yemin peşinden gitmek demektir.
Bir diğer mesele, Demokrasi'dir. Bu, Kapitalizm kurucularının kapitalizmin devam etmesini istedikleri için ortaya attıkları bir yemdir. Yani onlar kapitalizmi demokrasi masalı altında devam ettirebileceklerini zannediyorlar. Ama bilmiyorlar mı ki hiçbir sistem ebedi değildir ve gün gelecek Kapitalizm de iflas edecektir. Bizde ise din soslu demokrasiyle milleti uyutmak vardır.
Şimdi buyrun, devam edin. Belki yine aynı şekilde, kimseyi dinlemeden bağırarak herkesi susturabileceğinizi zannedebilir ve kaldığınız yerden devam edebilirsiniz!
İlahimasal
09-04-2015, 20:23
ilginç.
Ben, bu sefer denge adına VATAN'a oy atacağım. Aleviler de öyle yapsın! Bıraksınlar şu Atatürkçü zannettikleri CHP'nin peşine takılmayı. Görmediniz mi bu adamların hiçbir zaman Atatürkçülük ile bir ilgileri olmadıklarını? 80'lerden beri "Atatürkçülük" teranesiyle bu milleti aldattıkları yetmedi mi?
bunu siz yazmışsınız akp ile başlayıp chp ye çakı vermişsiniz.
istediğiniz yere oy kullanmak hakkınız.
aleviler öyle yapsın demişsiniz emir kipi ile
kimin atatürkçü olduğuna kafanızda parti bulmuşsunuz.belli
80 den beri sağ iktidarlar var .hemde askerle hep kol kola
ne hikmetse perinçek ve tayfası akp yi zorlamakdan vaz geçtiler..chp ye dalmaya başladılar. 1000 lerce yıl olarak aldıkları hapis cezalarını akp affetti diyemi.
tabiki minnet duygusu olabilir.kınamamda
bazen aklıma gelmiyor da deil.....alevileri katlettikleri .sivas,maraş,çorum,malatya, katliamlarını birileri minnet borcu ile mi organize ettii..
atatürkçülük alevicilik deildir..halkçılıkdır..
postalmarx
09-04-2015, 20:46
Heralde yazarken mantıksal olarak her yazdığımı tek tek sonucuna götürmediğim için yanlış anlaşıldım. Ben demiyorum ki "genelde böyle olur, buna itiraz etmemek gerekir". Yani bazı insanların ütopyaları var, bunları hayata geçirirken, yani devrim, darbe veya her neyse yaparken yaptıkları bir zulüm ve zorbalık var. Bir de bu rejim hayata geçtikten sonra devam eden sisteme içkin zorbalık var. Şimdi tabii bazı "devrimci" zihniyette insanlar açısından şöyle bir özür olabiliyor: "devrim yapıyoruz heralde, tabii biraz zorbalık olacak!" Bunu komunistler de demiştir, Atatürkçüler de demiştir. Ben bu tatışmalarda hep duymuşumdur bu tarz şiddeti mazur çıkarmaları. Hatta buna "devrimci şiddet" deyip bunun hem gerekli, hem de ahlaken vicdanen haklı olarak görenleri de gördüm.
Şimdi ben demiyorum ki "AKP işte bir şey kuruyor haliyle biraz zorbalık olacak!" Ben burada genel olarak insanların ütopyacılıklarının getirdiği sakıncalardan bahsediyorum. Yani ütopyayı hayata geçirirken ve sonrasındaki zorbalığı bir sakınca olarak tespitliyorum ki bundan kaçınılmalı, ve nasıl kaçınılmalı diye konuşuyorum. Tabii ki bu kadar açık seçik yazmadım diye arkadaşın biri kötü niyetle atlayıp olayı acaip bir şekilde aksettirmiş.
Ben de kendimce ilericiyim ama devrimle değil evrimle reformla ilerleme olması taraftarıyım. Ben hayalci ütopyacı değil gerçek bir diyalektikçiyim ve gerçekçiyim.
Bence ütopyacılık ve devrimcilik topluma en zarar veren şeydir. Bunu hangi ideoloji yaparsa yapsın farketmez. Çünkü birşeyleri komple yıkmak hiçbir zaman fayda getirmez. Zaten kimse birşeyi de çoğunlukla yıkamıyor sadece boşuna toplumsal enerjiyi heba etmiş oluyoruz. Her demokratik dışı tavrın karşısında da tepkisel bir tavır gelişiyor ve işler iyice boka sarıyor.
Elde olan şey düzeltilmeye çalışılmalıdır bence. Bunu da herkes oturup konuşmalıdır. Burada tabii herkese söz hakkı verilmelidir. Çünkü herkesin bakış açısı sınırlıdır. Herkes herkesin perspektifinden bakamayacağı gibi, birisi için hayat memat meselesi olan şey diğeri için önemsizdir. Veya bazısı açısından diğer insanların bir şekilde bir amaca hizmet ettirilmesi gerekiyordur ve bu açıdan diğerlerini zorlamak istemektedir. Bunu onların iyliği için bile istiyor olsa bu allahtan reva değildir mesela.
Ben bu yüzden diyorum ki demokrasi. Demokrasi demek temelde saygı demektir. "Devleti beraberce kuruyoruz, beraberce finanse ediyoruz, amacı da gene toplumsal huzur ve güvendir, yoksa başka bir amacı da yoktur ve kimse kimsenin kölesi değil" demektir. Özgürlük demektir.
Tamam bundan sonra ekonomik mevzular da konuşulacaktır. Sosyalizm mi kapitalizm mi konusu mesela. Burada özgür bir tartışma ortamında herkes asıl amacını söylemelidir. Kiminin sadece körlemesine bir eşitlik fetişi vardır, kiminin duygusal bir öfkesi ve kini vardır, kiminin sadece bencilce bir bakışı vardır. Halbuki bu tartışmada toplumun iyiliği açısından düşünmek gerekir. O yüzden bu tartışmanın da olgunluğa erişmesi gerekiyor ki bencilce veya psikolojik argümanlar elensin ve gerçek sorunlar ve çözümler konuşulsun. Bunun için de en temel şey tabii ki özgürce konuşma tartışma ortamının, yani demokrasinin olmasıdır.
Atatürkçü oligarşi ve bunun özgür ifadeye olan sistematik baskısı bizim toplumsal iç tartışmamızın güdük kalmasına sebep oldu. Ne sosyalizm konusunda, ne etnik azınlıklar konusunda, ne devletin karşısında vatandaşın konumu konusunda, hiçbir konuda tartışma olgunluğa erişemedi, ve son derece ham bir halde kaldı, ve bugün sadece çocukça öfke ve küfür seviyesinde devam ediyor. Bu konulara ilgisi olanlar bir dolu olmayacak çözümler üretiyor. Ve nihayetinde eller giderken aya biz kalıyoruz gene yaya.
Bu tarz toplum için tartışmaların olgunluğa ulaşması onyıllar alır. Özgür tartışma ortamının tesis edilmesi için ne kadar erken davransak o kadar iyidir.
Şimdi AKP'ye karşı olan körlemesine düşmanlık öyle bir antidemokratik tavırla hareket ediyor ki karşı taraftan da aynı şekilde tepkiler geliyor. Bu ortamda tabii ki demokratik ortam yara alıyor.
Körlemesine bir AKP karşıtlığının ülkeye faydası yok zararı vardır. Ben buna inanıyorum. Herkes demokrasiye katkı sunmalı. Herkes kurala kanuna hukuka inanmalı. Herkes kurallar dahilinde oynama niyetinde olmalı. Kimse sisteme kısadevre yaptırma peşinde olmamalı. Kısa yoldan beleşten dalavere ile iktidara konma hevesinde olmamalı.
Herkes uzunvadeli düşünmeli. Ve gerçekten ülkeyi düşünmeli. Kendi toplumsal kesiminin faydasının da ülkenin faydasında olduğunu kabul edip ona göre hareket etmeli.
Sırf AKP iktidardan düşsün de varsın olsun ekonomik kriz çıksın diyen zihniyet mesela. Veya varsın darbe olsun anayasa askıya alınsın, demokrasi gene bir onyıllar kendine gelemesin diyen zihniyet mesela. Veya, Kürtler bir susturulsun da varsın iç savaş çıksın diyen zihniyet mesela. AKP iktidardan düşsün de varsın Cemaat devleti ele geçirsin diyen zihniyet mesela. Veya herşey yıkılsın da komunizm kurarız belki diyen zihniyet. Bunların bu dargörüşlülükleri basiretsizlikleri ülkeye en büyük düşmanlıktır bence. En büyük toplum düşmanlığıdır.
İşin ironik tarafı da bunların hep vatansever diye kendilerini ortaya sürmeleridir. Benim gibi düzenden toplumsal barıştan yana insanlara toplum düşmanı hain bilmemne diyorlar. Halbuki ben yaşam tarafındayım. Sizin ufacık dünyanızın ötesinde milyonlarca insan birbirine bağlı bir ekonomik düzen içersinde yaşıyor, çocuğunu okutuyor, işine gidiyor, hastaneye gidiyor, devlet dairesine gidiyor, herşey bir şekilde işliyor. Ve aslında herşey de pamuk ipliğine bağlı. Böyle toplumsal deneylere falan gelmez hiçbirşey. Devlet işi de çocuk aklıyla yönetilmez.
İşte toplumsal tartışmanın olgunlaşması bu yüzden şart. Toplumun kendisi çocuk kalmamalı. Her fikrin taraftarı tek tek olgunlaşmalı büyümeli. Aptalca çocukça darkafalı fikirler elenmeli. Bu da tartışma ile olur. Senin aptalca olduğunu görmediğin fikrin bir başkasının perspektifinden sana sunulunca belki sen fikrini modifiye edersin de bir dahaki sefere dah amantıklı birşey söylersin. Ve nihayetinde hepimizin amacı toplumun refahı olduğu için de fikirler de giderek daha toplumun refahı yönünde gerçekten faydalı akıllı gerçekçi fikirler olarak ortaya çıkmaya başlar.
Ama biz olgunlaşamazsak br kaç tane aklı evvel, hasbel kader ele geçirdikleri bürokratik makamlardan tüm toplumun kaderine etki edecek kararlar vermeye devam ederler. Toplum hakkaten çocuk olduğu için de bu gerekli de görünür, gerçekten gerekli olabilir de, ve bu adamlar da bunu mazaret olarak koyarlar ortaya. Bu sebepledir ki yıllarca asker-yargı vesayeti altında yaşadık da en hayati meselelerde birkaç tane adam hepimizin adına kararlar aldılar.
Halbuki akıl akıldan üstündür. Ne kadar çok ses olursa o kadar da iyi fikirler ortaya çıkar. Aynı zamanda birkaç kişiye kalınca olay bunların aklına ve vicdanına kalmış oluyoruzki bu da insanın işinin allaha kalmasından farksızdır. Nihayetinde bu devlet düzeni herkesin tek tek vergilerinden ve hizmetinden başka birşey dönmeyen birşey de olduğundan, burada kendi parasıyla rezil olmak dediğimiz durum vuku bulmuş olur. Hatta buna haraca bağlanmış olmak bile denebilir. Kim haraca bağlamış? Bir hanedan, bir devlet boyutunda bir ağalık dfüzeni de yok ki bizi belli bir aile veya aşiret haraca bağlamış olsun. Biri haraca bağlamış olan şey "Devlet" ki varolan birşey bile değil. Kendi uydurduğu hayali şey tarafından haraca bağlanmış gerizekalılar olmuş oluruz.
Bu yüzden herkes demokrasiye inanmalı ve katkı sunmalı. Partilere, basına kimse karışmamalı. Her türlü siyasi fikir savunulabilmeli. Özellikle marjinal olmadığını iddia eden, büyük kitlelerin fikrini temsil ettiğini söyleyen ideolojiler kalkıp antidemokratik şeylere tenezzül etmemeli. İşte daha yakın zamana kadar CHP'lilerin bir artık açıktan "ordu gel darbe yap" demediği kalmıştı. Kalkıp kızıp "bizim ordu da kağıttan kaplanmış" demediler mi? Bu nasıl rezalettir ya. Koca partisin be. İşte bir de "ilericiler" bunu yaparsa "gericiler"den ne bekliyesin? Bu ülkenin trajikomik durumu da budur işte.
İlahimasal
09-04-2015, 20:53
iskilipli atıfların torunları iş başında .eski düşmanları chp ye savaş açmışlar...
neslin dedeen ceddin baban...:)
ilginç.
Ben, bu sefer denge adına VATAN'a oy atacağım. Aleviler de öyle yapsın! Bıraksınlar şu Atatürkçü zannettikleri CHP'nin peşine takılmayı. Görmediniz mi bu adamların hiçbir zaman Atatürkçülük ile bir ilgileri olmadıklarını? 80'lerden beri "Atatürkçülük" teranesiyle bu milleti aldattıkları yetmedi mi?
bunu siz yazmışsınız akp ile başlayıp chp ye çakı vermişsiniz.
istediğiniz yere oy kullanmak hakkınız.
aleviler öyle yapsın demişsiniz emir kipi ile
kimin atatürkçü olduğuna kafanızda parti bulmuşsunuz.belli
80 den beri sağ iktidarlar var .hemde askerle hep kol kola
ne hikmetse perinçek ve tayfası akp yi zorlamakdan vaz geçtiler..chp ye dalmaya başladılar. 1000 lerce yıl olarak aldıkları hapis cezalarını akp affetti diyemi.
tabiki minnet duygusu olabilir.kınamamda
bazen aklıma gelmiyor da deil.....alevileri katlettikleri .sivas,maraş,çorum,malatya, katliamlarını birileri minnet borcu ile mi organize ettii..
atatürkçülük alevicilik deildir..halkçılıkdır..
Ben, sadece başımdan geçenleri anlattım, o kadar. Alevileri ise yanlış adreste toplanmamaları istedim. Yani Aleviler nerede toplanırlarsa toplansınlar ama doğru adreste toplansınlar! Benim tek isteğim budur.
Ha, bir de Doğu Perinçek meselesi vardı, değil mi? Yok, Doğu Perinçek Apo'nun yanına gitmişmiş, bize bir terörbaşının yardakçısından ne hayır gelecek ki.. türünden bir sürü laf söyleniyor.
Peki aynı şey şurada da olmamış mıydı?
http://www.youtube.com/watch?v=76DSL1w9UFg (http://www.youtube.com/watch?v=76DSL1w9UFg)
Olabilir. Geçmişte insanlar bir sürü hata yapar ve olgunluk dönemlerinde bu hatalarını onarmaya çalışırlar. Önemli olan, bu hataları görüp düzeltmeye çalışmaktır! Bence, Doğu Perinçek bu sefer milleti kucaklamaya geliyor ve Ecevit'in son zamanlarında yaptığı gibi bize son bir iyilik yapacak gibime geliyor!
İlahimasal
09-04-2015, 21:04
Ben, sadece başımdan geçenleri anlattım, o kadar. Alevileri ise yanlış adreste toplanmamaları istedim. Yani Aleviler nerede toplanırlarsa toplansınlar ama doğru adreste toplansınlar! Benim tek isteğim budur.
Ha, bir de Doğu Perinçek meselesi vardı, değil mi? Yok, Doğu Perinçek Apo'nun yanına gitmişmiş, bize bir terörbaşının yardakçısından ne hayır gelecek ki.. türünden bir sürü laf söyleniyor.
Peki aynı şey şurada da olmamış mıydı?
http://www.youtube.com/watch?v=76DSL1w9UFg (http://www.youtube.com/watch?v=76DSL1w9UFg)
Olabilir. Geçmişte insanlar bir sürü hata yapar ve olgunluk dönemlerinde bu hatalarını onarmaya çalışırlar. Önemli olan, bu hataları görüp düzeltmeye çalışmaktır!
1000 yıllık cezasının kaldırılmasını anlatırsınız demişdim ama.siz apo konusun a girmişsiniz..
apo da perinçek gibi mitin elemanı olabilir şüpheleri insanı düşündürmüyor da deil.
askerin solu kırıp geçirmesi 2007 den beri onları çok düşündürüyordur kesin..
İlahimasal
09-04-2015, 21:12
demokrasi ,demokrasi diyenler .
chp de tabana adaylar sorulmuş..
konu chp nin Õn secimi iken nasıl buraya kadar gelir anlam vermek zor..
atıfın torunları bu demokrasi olayını perdelemeyemi çalışıyor.
şahsen müthiş bir gelişme olarak görüyorum.
Dialectics.
Bir yerlerde şöyle bir şey okumuştum: Aslında Marx'ın kurduğu sistem Kapitalizmin anti-tezi idi ve de gerçekten kapitalizmi yıkacak kadar da güçlüydü. Ancak kapitalistler kurdukları sistemi hayatta tutabilmek için harika bir araç keşfettiler: "Demokrasi"
Bir insanı köleleştirmenin yolu ona özgürmüş hissi vermenizdir.
Bir insanı köle olarak varlığını sağlamak ona köle bilinci vermektir der HEGEL
Bu düşünceden yola çıkan burjuvalar işçiler için bu bilinci yaygınlaştırır işçi hiç bir dönem işçinin dışında bir varlık olamıyacağını düşünür hep işçi olarak kalacak ve neslini de bu şekilde devam ettirmek ister.
Onun için Marx hegel ve burjuva sınıfı bu tür düşündüğünden ve işçileri ücretli köle biçiminde gördüğü için şu itirazı yapmıştır.
İşçi sınıfı ekmeği için değil onuru için savaştığında devrimcidir der Marx.
Marx kapitalizmi eleştirirken kapitalizm dışı bir dünyanın var olduğunu ve bu dünyanın sahibinin ortak mülkiyetle oluşacağını kendi teorisine koymuştur.
Ama marx insanlık için biraz erken doğmuş bir fikirdir.Yaşadığımız ortam marxın düşünceleri için daha uygundur.
Kapitalizmdeki demokrasi düşüncesi sadece marx ı alt etmek için yaratılmamıştır kapitalistlerin birbiri ile kıran kırana rakabet etmeleri için demokrasi gerekli olmuştur. Eğer kapitalizmde demokrasi sadece işçileri kandilerine bağlamak için yapılmış olsa idi kapitalistler hiç bir dönem faşizm,e baş vurmazdılar.
Kapitalizmde demokrasi küçük kapitalistlerin birikimlerine el koymak için işçi sınıfını da kendi amaçlarına alet etmek için uygulanır.
Onun için kapitalistlerin işçilere verdiği demokrasi bir aldatma girişimidir.
Şimdi diyoruz ki mesela basın özgürlüğü vesaire. Basın derken tabii ki burada bahsettiğimiz mesela teknoloji haberleri ile ilgilenen veya magazin yazan basın değil. Siyaset yazan basından bahsediyoruz. Burada basın özgürlüğünün tehlikede olması demek toplumsal bir kesimin veya ideolojik grubun söz hakkının elinden alınıyor olması demektir.
---
Şimdi AKP'ye karşı olan körlemesine düşmanlık öyle bir antidemokratik tavırla hareket ediyor ki karşı taraftan da aynı şekilde tepkiler geliyor. Bu ortamda tabii ki demokratik ortam yara alıyor.
Körlemesine bir AKP karşıtlığının ülkeye faydası yok zararı vardır. Ben buna inanıyorum. Herkes demokrasiye katkı sunmalı.Herkes kurala kanuna hukuka inanmalı. Herkes kurallar dahilinde oynama niyetinde olmalı. Kimse sisteme kısadevre yaptırma peşinde olmamalı. Kısa yoldan beleşten dalavere ile iktidara konma hevesinde olmamalı.
Yani nedir o halde soylemeye calistiginiz?
Çünkü sanıyorlarki siyaset hala 90lardaki siyaset.Bir iki prvokasyon, bir iki alavere dalavere, bir iki aktör şeyh, birkaç manalı gazete manşeti ile koca ülke manipüle edilebilir.
Halbuki anlamıyorlar ki bu ülkede muhafazakar insanlar var. Gerçekten var.
Bu ulkede muhafazakar insanlar her daim vardi, hep de olacak, keza muhafazakar olmayan insanlar da vardi, hep de olacak, neyi anlamamis birileri ki?
Basin ozgurlugu var mi, Gezi'de ornegin, basin ozgurlugu neredeydi, kutuplarda penguen izlemeye mi gitmisti? Gezi'nin kirmizili kadinina karsilik, Kabatas kadini ile karsi rovans paslanmadi mi? Basin manipule edilmiyor mu? Basin yoluyla halk manipule edilmiyor mu?
Kabul, ulkede basin hicbir zaman tamamiyla ozgur olmadi, ama son donemdeki kadar da rehin olmadi.
Ne tip bir utopyadir sizinki yahu, ya da demokrasi demokrasi diye kendinizi paralarken, demokrasi anlayisiniz tek tarafa mi dogruyor hep, yoksa birileri cikarda, sisteme iliskin kisadevre yaparlar korkusu mu!?
postalmarx
10-04-2015, 07:37
Neva, anlamadığın şu: Sisteme kısadevre zaten yapamazsınız. Tek olacak olan şudur: Siz böyle antidemokratik şeyler peşinde koştukça devlet de zorbalaşır. Siz kuralına göre oynayın adamların eline koz vermeyin. Yaptığınız sadece demokrasiye zarar veriyor.
Akılsıza bak. Gezi devrimi yapacak. Sen hakkatten Geziyi Arap baharıyla bir mi sandın salak? Gezi bu ülkenin gerçeği mi?
Arap Baharı olan ülkelerde oraların Atatürkçü muadili oligarşik rejimlerine karşı muhafazakar çoğunluk ayaklanmıştı. Burada olan ise zaten muhafazakar çoğunluk oligarşiyi demokratik yoldan aşağı indirmiş, ve şimdi de laik azınlık aklınca devrim yapacak da eski imtiyazlı günlerinin düzenini tekrar kuracak.
Aslında orada bir "devrim" falan da olacağı yoktu. Bir avuç gerzek Batı televizyonuna timsah gözyaşları döküyor, şaklabanlıklarla kendi kendini eğlendiriyor, aklınca da devrim falan olduğunu sanıyor. Hayır, tek umulan yeterince kaos olursa ordu gelir darbe yapar ümidiydi. Böyle de zavallıca birşeydi.
Akılsıza bak ya.
Olmazya, hani olsaydı, ordu gelseydi darbe yapsaydı, Tayyibi assalardı, on sene sonra, yirmi sene sonra gene dolaşıp aynı yere gelmeyecek miydi herşey? Karabekir'in partisi kapatıldı da noldu? Menderes asıldı da noldu? Özal zehirlendi de noldu? Dönüp gelinen nokta gene budur. Bu ülkede muhafazakar milyonlar var ve bu hezeyanlı laikçi cemaat azınlıkta. Bunu niye kabul etmekte zorlanıyorsun?
Hala darbe hayalleri, hala bir laik azınlık oligarşisi hayalleri. Sonra da "niye bu hükümet basına baskı yapıyor". Sen de darbe tezgahlıyorsun. Sanki niyeti temiz arkadaşın da bir de şikayet ediyor.
Sen kuralına göre oyna kimseye de koz verme. Bu kadar basit.
Penguenlerden bahsediyor bana. Vay be nasıl da hakları yenilmiş beyaztürklerin. Gözlerim yaşardı. Git bu acıklı hikayelerini doğulu vatandaşa anlat. Türbanlı üniversiteli kızlara anlat.
Sizin bu ikiyüzlülüğünüzle, taşkafalı bencilliğinizle kibrinizle, hezeyanlı şımarıklığınzla zor. Çok zor.
Herkesin empati yapabilmesi lazım. Herkesin diğerini kabul etmesi lazım. Bu kibirle, bu bencillikle olmaz bu iş. Adam "kırmızılı kadın" ı ülkenin en büyük demokrasi ayıbı sanıyor beyinsiz cahil. Sen bu masalları git Avrupalıya Amerikalıya anlat. Belki onlar yerler bunları. Belki gelirler de rejim değiştirip iktidarı sana verirler. Beklemeye devam et.
Ben de Atatürkçüleri adam sandım da konuşuyorum kaç sayfadır. Ne mal olduğunuzu unutmuşum bir an. Hadi sana hezeyanlı günler.
Neva, anlamadığın şu: Sisteme kısadevre zaten yapamazsınız. Tek olacak olan şudur: Siz böyle antidemokratik şeyler peşinde koştukça devlet de zorbalaşır. Siz kuralına göre oynayın adamların eline koz vermeyin. Yaptığınız sadece demokrasiye zarar veriyor.
Akılsıza bak. Gezi devrimi yapacak. Sen hakkatten Geziyi Arap baharıyla bir mi sandın salak? Gezi bu ülkenin gerçeği mi?
Sn Postalmarx.
Atatürkçülerle ne problemin var bilmiyorum ama onlara kızıp yanlış analizler yapmaktasın.
Sisteme kısa devre yaptırmak bu mümkündür devrim anlayışında bu taktik vardır. Sistemin bir biri ile bağını kesmek devrelerin çalışmasını engellemek kısa devre diye bahsettiğin bu olsa gerek.
Bu siyasi kriz çıkarmak anlamı taşır eğer güçlü bir siyasi yapı isen bu mümkündür. Güçsüzsen sadece kendine zarar verirsin.
Devletin zorbalığı kendi içindeki krizin sonucudur devlet zorbalaşacak diye taleplerden vaz geçilmez her zorbalığın karşıtı yeni mücadele yöntemleri gelişir eğer müdahil olunmazsa itaat etmiş olacaksın buda hiç bir muhalefetin tahammül edeceği anlayış değildir.
Gezi türkiyede Milattır bunu inatla söylüyorum. Bu eylem bir çok taşı yerinden oynatmıştır bir çok düşünceyi sarsmıştır.
Devrimmidir bence değil. Ama devrimin nasıl yapılabileceğinin işaretidir.
Dünyada bir çok marxist artık devrimlerin fabrika önlerinde tezgah başlarında başlamayacağını bu işi sokaklar şehirlere sıkışmış varoş semtleri yaşamdaki derin çelişkilerin kristalleştiği bölgeler olduğunu söylemektedir.
İşte bu dünya görüşünün netleştiği yer gezi eylemleridir bunu yöneticiler bile fark etti
Türkiyede gezi eylemleri dünyanın bir çok ülkesinde ses getirmiş medyatik olmuştur.Hafise alınacak eylem değildir ders alınacak yöntemleri yeniden gözden geçirilecek eylem şeklidir gezi ve benzeri eylemler.
Arap baharıda bu tür eylemdi o bahar mısırda darbe getirdi tunusta demokrasi libyada kaos.
Gezide türkiye de iktidarın sorgulanmasını ortakların düşmanlaşmasını kirli çamaşırların ortalığa saçılmasını getirdi.
Dialectics
10-04-2015, 11:20
Neva, anlamadığın şu: Sisteme kısadevre zaten yapamazsınız. Tek olacak olan şudur: Siz böyle antidemokratik şeyler peşinde koştukça devlet de zorbalaşır. Siz kuralına göre oynayın adamların eline koz vermeyin. Yaptığınız sadece demokrasiye zarar veriyor.
Akılsıza bak. Gezi devrimi yapacak. Sen hakkatten Geziyi Arap baharıyla bir mi sandın salak? Gezi bu ülkenin gerçeği mi?
Arap Baharı olan ülkelerde oraların Atatürkçü muadili oligarşik rejimlerine karşı muhafazakar çoğunluk ayaklanmıştı. Burada olan ise zaten muhafazakar çoğunluk oligarşiyi demokratik yoldan aşağı indirmiş, ve şimdi de laik azınlık aklınca devrim yapacak da eski imtiyazlı günlerinin düzenini tekrar kuracak.
Aslında orada bir "devrim" falan da olacağı yoktu. Bir avuç gerzek Batı televizyonuna timsah gözyaşları döküyor, şaklabanlıklarla kendi kendini eğlendiriyor, aklınca da devrim falan olduğunu sanıyor. Hayır, tek umulan yeterince kaos olursa ordu gelir darbe yapar ümidiydi. Böyle de zavallıca birşeydi.
Akılsıza bak ya.
Olmazya, hani olsaydı, ordu gelseydi darbe yapsaydı, Tayyibi assalardı, on sene sonra, yirmi sene sonra gene dolaşıp aynı yere gelmeyecek miydi herşey? Karabekir'in partisi kapatıldı da noldu? Menderes asıldı da noldu? Özal zehirlendi de noldu? Dönüp gelinen nokta gene budur. Bu ülkede muhafazakar milyonlar var ve bu hezeyanlı laikçi cemaat azınlıkta. Bunu niye kabul etmekte zorlanıyorsun?
Hala darbe hayalleri, hala bir laik azınlık oligarşisi hayalleri. Sonra da "niye bu hükümet basına baskı yapıyor". Sen de darbe tezgahlıyorsun. Sanki niyeti temiz arkadaşın da bir de şikayet ediyor.
Sen kuralına göre oyna kimseye de koz verme. Bu kadar basit.
Penguenlerden bahsediyor bana. Vay be nasıl da hakları yenilmiş beyaztürklerin. Gözlerim yaşardı. Git bu acıklı hikayelerini doğulu vatandaşa anlat. Türbanlı üniversiteli kızlara anlat.
Sizin bu ikiyüzlülüğünüzle, taşkafalı bencilliğinizle kibrinizle, hezeyanlı şımarıklığınzla zor. Çok zor.
Herkesin empati yapabilmesi lazım. Herkesin diğerini kabul etmesi lazım. Bu kibirle, bu bencillikle olmaz bu iş. Adam "kırmızılı kadın" ı ülkenin en büyük demokrasi ayıbı sanıyor beyinsiz cahil. Sen bu masalları git Avrupalıya Amerikalıya anlat. Belki onlar yerler bunları. Belki gelirler de rejim değiştirip iktidarı sana verirler. Beklemeye devam et.
Ben de Atatürkçüleri adam sandım da konuşuyorum kaç sayfadır. Ne mal olduğunuzu unutmuşum bir an. Hadi sana hezeyanlı günler.
Hayır benim anlayamadığım da şu: Şimdi muhafazakârlar iktidarı ele geçirdi. Yargıyı yürütmenin emrine bağladı. Kendi havuz medyasını kurdu. Laikliğin esamesi bile okunmaz oldu. Din işleri, dini söylemler iktidarın ağzından düşmediği gibi; dindar diye devletin tüm kurumlarına biat kültürü çerçevesinde kendi yandaşları yerleştirildi, tüm ihaleler kendi yandaşlarına peşkeş çekilmeye başlandı. Verdiğimiz vergiler islami terör örgütlerine silah ve teçhizat yardımı olarak gönderiliyor. Mahkeme bunu yapan için tutuklama kararı çıkarıyor da uygulanmıyor. Yine verdiğimiz vergiler ile yayın yapan TV kanalları ne seçim ilkelerine uyuyor, ne yasaklarına; %99 iktidar partisi reklamı yapıyor. C.başkanı anayasayı tanımıyor, tarafsız davranmıyor. Eski partisine oy toplamak için mitingler yapıyor. Mahkeme kararına rağmen iskansız bir sarayda oturuyor.
E şimdi arkadaş, bana bir söyle lütfen: biz nasıl demokratikleşeceğiz böyle? Tutturmuşsun bir "muhafazakar kitle" bu ülkenin gerçeği masalı. Yani bu muhafazakar kitleye ve iktidara gaipten demokratiklik ve özgürlük düşüncesi mi nail olacak? Bir gün uyandıklarında "yahu bizim gibi düşünmeyenlerin de yaşam hakkı var" mı diyecekler? Ya da iktidarın kafasında en sonunda sembollerindeki gibi bir ampul çakacak da misyon mu değiştirecek? Kutuplaştırıcı politikaları bırakıp, uzlaştırıcı politikalara mı başlayacak? Adam kayırmadan vazgeçip, peşkeş çekmeyi bırakıp hakedene hakkını mı verecek?
Yani sana diyoruz ki terazinin dengesi bozulmuş. Sen de diyorsun ki "e eskiden de bozuktu, hiç gocunmayın, çırpınmayın" Yani demek istediğin "eğin başınızı oturun" mu?
Vatandaş bu bozukluğa karşı tepkisini gösterdi, geziyi yaptı, milyonlar yürüdü. Ama verilen mesajı anlamaktan uzak bir şekilde "Atatürkçü bir darbe girişimi" idi diye geçiştiriveriyorsunuz. Halbuki daha önce de dedim, Gezi, bu ülke için bir fırsattı. Gezideki pankartları hatırlamıyor musun, RTE'ye atılan mektupları hatırlamıyorsun. Gezideki kitle, geçmişin hatalarını idrak etmiş bir kitleydi, Gezideki kitle beraber herkesin fikrine saygı duyarak yaşanabileceğini algılamış bir kitleydi. Birilerinin provakatiflikleri olmasa hiçbir vandallık örneği dahi olmayacaktı o milyonların yürüyüşünde. Yeni Türkiye fırsatı işte asıl gezi sürecinde kaçırıldı. Çıkıp da o erk sahibi "arkadaşlar ben sizi anladım" diyebilseydi, ve aslında bunu idrak edebilmiş olsaydı herşey çok daha farklı olacaktı.
Şimdi sen bize çareyi söyle o zaman: AKP'ye sen oy verdikçe, bu ülke demokratikleşecek mi? Nasıl olacak peki bu? Geçmişte ezilenlerin edebiyatını yapıp duruyorsun, o ezilenler şimdi iktidar ve onlar eziyorlar. Bundan vazgeçeceklerini neye dayandırıyorsun, hangi emarelere?
Neva, anlamadığın şu: Sisteme kısadevre zaten yapamazsınız. Tek olacak olan şudur: Siz böyle antidemokratik şeyler peşinde koştukça devlet de zorbalaşır.
Sizi anlamak zorunda degilim ki, kaldi ki siz kendinizi sozde demokrasi hikayeleri ile avutmayi pek seversiniz izledigim kadariyla.. Sisteme kisadevre yapma tarzi hezeyanlarinizi ortaya koyan da sizsiniz, yapamazsiniz diyen de sizsiniz, isin bu tarafi oldukca gulunc olmus, daha tutarli seyler yazin bence.
Neye gore, kime gore anti demokratik? Size gore mi? Kimsiniz ki siz postalmark, sizi nokta alacagiz? Sizin demokrasi anlayisiniz, gorunuse gore portakal kokulu esarp, Christian Louboutin muhafazakari ile dogru orantilidir. Yoksa Anadolu'daki Hatce bacinin igneoyali ortusu veya Ahmet emmi'nin aile yadigari tesbihinin tirnagi olamazsiniz siz. Bak bak bak dogudaki adama Gezi'yi anlatacakmis bir de!? Siz anlatamazsaniz anlatacak birileri bulunur, ne gam!
Simdi o soyle oluyor, malum, kopeklerin sefaatci putlari kemikler oldugundan, aslolan kemiktir ve onu saglayandir. Ister istemez, gercek yuzunu dokuyor ortaya..Kisaca darbe ile kafayi bozmus, sozde demokratik kisi!.. Kazin ayagi oyle mi ya? Demokrasi kelimesi bahane, cuzdanin, onumuzdeki bes senelik kalkinma planindaki kalinligi sahane...
Ulkede, insan haklari, yargi, hukuk, sanat vs. ozgurluklerin bitmis olmasinin hic onemi yok. Siz bu masallari, kendi kalibrenizdeki insanlara anlatin belki yerler.
Bununla birlikte Gezi'nin, Arap bahari ile bir zannedildigini sorgulamak, siyasi mallikta tavan yapmis zihniyetlerin yapacagi turden bir yorumdur. Ustelik son yillarda butun dunyada genel olarak gozlenen hareketlenmeleri gormezden gelip, dunyayi sadece Roma(pardon, Roma'yi Romalilasarak fethediyordunuz degil mi?) ve ortadogu dunyasi olarak algilamak da, uluslarustu siyasi panaromaya iliskin sigligin, dibinin dibidir. Kisaca, kuyu dibindeki kurbagalarin isidir boyle algilamak. Kuyu agzindan gorebildigi gokyuzunu hersey zanneder.
Gezi bu ulkenin gercegidir, tipki ulke tarihinde olusagelmis diger gercekler gibi. Bu kadar darbe takintisi bunyeye zarar yahu, yazik size. Artik biraz gelistirin kendinizi, caga uyum saglamaya bakin. Ne yaptiniz ki, ordudan darbe yapacak diye bu kadar tirsiyorsunuz siz? Zaten iceri tikmamismiydiniz onlari ve suclu-sucsuz onunuze geleni, ergenekon falan filan masallari ile?
Degilmi ki, orta burjuva icin oturdugu yerden kopek beslemek hobinin otesinde, bir yasam bicimidir zatisahanelerinize gore!? O halde sahibiniz nasil isterse oyle yasarsiniz, sahibinizin elverdigi olcude konusursunuz. Burjuvanin da bir ust burjuvasi var degil mi efendim?
Siyasi ahmaklikta son noktadir, geziye iliskin Tayyip Erdogan'in asilmasini filan hayal etmek. Sokaktaki travestilerin olen arkadaslari adina sehidimiz var deyisleri dahi, sizin sozlerinizin yaninda daha anlamli dogrusu. Biraz akilli olun yahu, hayal dunyaniz cok genis.
Nedir yani soylemeye calistiginiz? Basina sansur uygulanir, cunku darbe hazirligi var bu mudur? Gene hayallerinizi konusturmussunuz.
Siz penguenlere, gezideki musluman, gayrimuslim, kafir, kurt, turk vb. bircok fikirden ve etnikten insan olup olmadigini sorsaniz bence daha anlamli olur. Gezi'yi salt bir etnik kimlige veya fikre indirgemek sigliktan otesi degildir.
Guy Fawkes maskesi uzerinden, Gezi yorumlayan beyinsiz cahillerin, sokaktaki insanlarin meclis binasini havaya ucuracaklarini da iddia etmeleri ve buna inanmalari da mumkundur ne de olsa.
Ikiyuzlu olan sizsiniz(sahsiniz) yahu. Kirmizili kadin , en fazla insan haklarina aykiri bir durumdur, aksine sizlere gore gizli antidemokrasi simgesidir, olmalidir da, buna karsilik Kabatas kadini da antidemokratik bir yaklasimi temsil etmelidir sokaktakine iliskin , her ne kadar elinizde patlamis olsa da..Oyle ya, demokrasi, demokrasi diye kendinizi yirtan siz degil misiniz?
Ne komik, bu ulkede muhafazakarlar oldugunu yeni ogrendiniz yani!?
Sizin sorununuz, tipki islamafobistler gibi, Ataturk fobisi, otesinde cumhuriyet fobisi sebebiyle, size her karsit fikir yazan insani yekten Ataturkcu ilan ediyor olusunuz, o kadar iki yuzlusunuz ki, hem elestirir, hem de Ataturk kultu veya taktikleri olmadan, bunu kullanmadan cise dahi gidemezsiniz. Once bir beyinyaricapinizi olcun oyle cevap verin.
Oyle ya, misal sevgili Dialectics, opsun basina koysun bu yonetimi size gore, 2008'lerde hakaret var diye bilmemnereye erisim engellenmis. Peki ayni engelleyenler, birilerine ve dahi sokaktakilere Ayyas, terorist dediklerinde, kendilerine erisimi de engellemisler mi?
Mal??? Demokratik Mal ortada yahu, fazla soze ne hacet!?
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=535379#post535379
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34383
Bir fikir savundum, yanagini dayar uyursun hesabi, Ataturk hilafeti kurtaracakmis meger, ama vay vicdansiz carketmis !!??? Yok daha neler! Hatta Safak Gazatesine gore Inonu, bu carketmisligi yuzunden, Ataturk'u zehirlemis!?
Ilber Ortayli yerinde cevap vermis dogrusu, bu anlayisla;
"Bok kurarsiniz yeni Turkiye'yi!.."
Halbuki ne guzel dalgalandiracaktiniz prens Sabahattin'in torunlari olaraktan hilafet bayragini degil mi? Arada da Isid'e "otur len yerine kes sesini!" der, Taliban'a "bak oraya gelirsem alirim aklini! " diye racon kesecektiniz.
Yani gene bas fobiniz oldugu halde, Ataturk'u oynayacaktiniz, kendisi de vakti zamaninda Araplar'a, mezara dokunursaniz, Arabistani basiniza yikarim demis(!) ya..