Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 07-04-2015, 23:14
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart CHP'deki önseçimi nasıl okumalıyız?

Gerçekgündem'den Gürkan Hacır, "Önseçimi nasıl okuyalım?" başlıklı bir makale yazmış ve makalenin sonunda şu sonuçları vermiştir:

Peki bu sonuçları nasıl okumak lazım?

1- Ekrana çıkan ve parti kamuoyunda tanınan daima kazanır.
2- AKP’yle kavga etmeyene, cesur olmayana CHP’de ekmek yok.
3- Genç olan aday yarışa 1-0 önde başlar.
4- Dürüstlük diğer partilerin aksine CHP’de halen geçer akçedir.
5- Sahaya çıkan ve halkın dokunabildiği siyasetçi daima şanslıdır.

Tabii kendisi partinin içinde olduğundan siyasi olayları daha iyi değerlendiriyor gibi bir sonuç çıkarabilirsiniz. Fakat benim öngörü ve çıkarımlarım yukardakilerden farklıdır.

Bana göre, CHP'deki önseçimi şöyle okumalıyız:

1. Partinin eski üyelerini tasfiye etmek.
2. Partinin tabanını önseçime katılan üyelerden görmek (ki makalenin altındaki yorumlardan önseçime üyelerin yarısının katıldığını görebilirsiniz. 1. madde bu şekilde gerçekleşti).
3. Cumhurbaşkanlığı Seçimi'ne MHP ile ortaklaşa seçtikleri ama tabanın istemediği adayı öne sürmekle bile bile lades denildi ve böylece hem Başbakan Cumhurbaşkanlığı'na gönderildi, hem de HDP'nin oyları % 10'un üstüne suni olarak çıkarılmış oldu (ki seçime CHP seçmeninin tabanının yarısı katılırken MHP tabanının çoğu AKP'ye kaydı). Yani bu seçime daha baştan 1-0 yenik başlanmış oldu. Bu mu, AKP ile kavgaya etmeyene CHP'de ekmek yok?
4. İlk kez Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde denenen HDP'nin oylarının suni olarak % 10'un üstüne çıkarılması ikinci kez denenmek istenmektedir. Ama bu kez farklı. Çünkü bu sefer CHP ve MHP tabanlarının tamamına yakını oy kullanacaktır. Bence AKP'ye yardım etmeyen CHP'liye dayak atınız, daha iyi!
5. 3 ve 4. maddeler tabanların değil, bir üst aklın yönlendirilmesiyle olmakla birlikte, bu seçime de aynı akıl devreye girmiştir. Yani bu seçime milletin kararı değil, bu üst aklın kararı damga vuracaktır. Bu yüzden önseçimle partinin emekçi ve eski üyeleri silinirken, onlar ve onların diğer partilerdeki uzantıları "darbeci, faşist vs." şeklinde damgalanarak partiden uzak tutulmuştur. Partiye onların yerine "Genç Aday" adını verdikleri kendi adamları sokulmuştur. Bu mu, seçime 1-0 önde başlamak?

Peki siz, önseçimi nasıl okudunuz?

Konu upuaut tarafından (07-04-2015 Saat 23:19 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-04-2015, 23:42
Vefik Sami Vefik Sami isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 15 Aug 2013
Mesajlar: 2.836
Standart

Siyasetle pek işim olmadı, olmaz.
CHP'ye güvendiğim için değil fakat; gerici-yobaz tayfaya, karşı devrim riskine karşı lâikliğin tek ve son kalesi olduğu için 7 haziran seçimlerinde - Tanrı ömür verirse - oy vereceğim.

Günümüzde siyasi partiler liderle değil, lider önderliğinde sağlam-işini bilen teknokratlarla başarı kazanıyor. CHP ise halen bir bürokrat partisi görünümüde. Siz bakmayın AKP'deki "Tayyip" resmine. En önemli bakanlıklardaki isimler ve bu isimlerin oluşturuğu ekipler 12 yıldır değişmedi. Örn: Ali BABACAN, Faruk ÇELİK, Taner YILDIZ vs.

Bizim millet "lider" yemini yuttuğu için Tayyip ön plânda.
Tayyip bir şekilde siyasetten çekilse ve fakat aynı eski ekip devam etse, seçimlerde AKP'nin aldığı oy oranları hayâl olur.
Bizim insanımızdaki garip/tuhaf demokrasi anlayışı da bu işte.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08-04-2015, 00:50
postalmarx postalmarx isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Nov 2013
Mesajlar: 957
Standart

Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bizim millet "lider" yemini yuttuğu için Tayyip ön plânda.
Tayyip bir şekilde siyasetten çekilse ve fakat aynı eski ekip devam etse, seçimlerde AKP'nin aldığı oy oranları hayâl olur.
Bizim insanımızdaki garip/tuhaf demokrasi anlayışı da bu işte.
Bu olayabir dönem alıştık. Yani bir sonraki seçimde herşey baştan sona değişebiliyordu. Bir önceki iktidar partisi bir anda geriye düşüp yepyeni kel alaka bir parti ortaya çıkabiliyordu.

Fakat bunun niyeolduğunu anlamak lazım, ki bunun her zaman da olmayacağını anlamak lazım.

Bir kere bu durum 90lara hasbir durumdur. Peki noluyordu o dönemde?

Birincisi ortada tam 3 tane sol parti vardı:SHP, CHP ve DSP. Ve iki tane merkez-sağ parti vardı: DYP ve ANAP. Bunlara ek olarak MSP çizgisinin partisi RP ve tabii ki MHP vardı.

Şimdi burada aslında 7 parti saydık ama ortada sadece 4 ideoloji veya siyasi parti geleneği var.

Böyle olunca ANAP bir seçimde önde çıkarken DYP diğer seçimde süpriz yapıyordu. Bir seçimde SHP öndeyken bir anda CHP onun oylarını çalıyordu ve sahneye o çıkıyordu. MHP bazen on puan fazla oy alıyor bazen on puan eksi oy alıyordu. Noluyordu?

Şimdi 1980'de ne olduğunu bir hatırlayalım. Darbe sonrası bütün siyasi partiler kapatıldı. Daha sonra DP geleneğinden Özal ANAP'ı kurdu. Birkaç sene sonra da Demirel, siyasi yasağı bitince Özal'ın ANAP'ına, aynı ideoloji olması rağmen girmeyi gururuna yedirmedi ve kalkıp ayrı bir parti kurdu: aynı ideoloji aynı gelenek! DYP'yi kurdu.

Aynı durum solda da şu şekilde vuku buldu: SHP Özal'ın karşısında CHP geleneği olarak çıktı. Seçimlerde başbaşa giderlerdi. Sonra CHP ismi serbest kalınca Deniz Baykal hemen bu partiyi kurdu. İkinci kemalist ve sol parti. Sonra Evecit'in yasağı bitince o da dedi "ben bunların partisine girmem, ben genel başkan olmak için doğmuşum!" dedi ve DSP'yi kurdu.

Şimdi sağ aslında 80 öncesinde ideolojik olarak bölünmüştü bile. Merkez-sağ parti dışında bir tane milliyetçi bir tane de milli nizamcı olmak üzere iki ayrı gelenek vardı. Ne gereği vardıysa.

Bu iki eksta sağ gelenek de olaya katılınca sağda tam 4 parti, solda da 3 parti oldu. Bu haliyle tabii ki koalisyanlar kuruldu yıkıldı. İnsanlar kendi ideolojilerinde seçecek çok partiye sahip olduğu için seçimlerde büyük kaymalar oluyordu. ANAP'ın performansı beğenilmeyince oylar DYP'ye kayıyordu. SHP'nin yerini CHP, bazen DSP alıyordu.

Tabii ki normali bu olmamalıdır. Gelişmiş bir demokrasiye sahip bir ülkede uzun yılların kaşarlarnmış partileri olur, ve artık yalpalanmalar çoktan bitmiş, konsensüsler sağlanmış, radikaller marjinalleşmiş, büyük iki parti kalmış, taşlar yerine oturmuştur.

İngilterede sol partinin ismi İşçi Partisi (Blair'i hatırlayalım), sağ partinin adı Muhafazakar Partidir. Üçüncü bir parti de boy gösterebilir ve şu an koalisyon ortağı olarak Liberal Demokrat Parti vardır. Fransada iki büyük parti Almanyada iki büyük parti, Amerikada iki büyük parti vardır. Diğer partilerin oyları yüzde 1 etmez.

Şidmi Türkiyede 2002 'de yeni bir dönem oluştu. Yüzde 10 barajının da faydasıyla sağda ve solda birleşmeşer vuku buldu. Önce Erbakanın hareketinden büyük bir kopma oldu ve bu adamlar daha merkez-sağda ama yine İslami renkte olacak, falat Erbakanınki kadar radikal olmayacak bir parti kurdular (AKP) ve vaki oldu ki AKP, DYPve ANAP'ı yuttu! 2002'de DYP ve ANAP ve RP baraj altında kaldı. Sonraki seçimlerde de bir daha toparlanamadılar. DYP ve ANAP seçmeni AKP'ye oy vermeye başladı. RP tabanın da yarısından fazlası gene AKP'ye kaydı.

Aynı şey solda da oldu. CHP bu sefer DSP ve SHP'yi sağlam yuttu ve bu partilerin artık esamesi kalmadı. Bu da solun birleşmesi oldu.

Şimdiki durum şudur: sağda AKP, solda CHP, milliyetçi parti MHP ve belki, %2-3 oy alan bir Saadet partisi (Erbakan).

Şu anki durum batı dempokrasilerine benzeyen bir durumdur. Milliyetçi partiyi saymazsak tabii. Çünkü iki büyük parti var. Bunlar Merkez-sağ ve merkez-sol partiler. Millliyetçi partiler tabii medeni ülkelerde %3'ün üstüne çıkamaz ama bizde %14 bu da zamanla düzelecek bir durum.

Şimdi askerler 90larda bölünmüş haldeki sol partilere kızdıkları gibi ANAP ve DYP'ye de çok kızıyordu. "Yaw siz ne diye birleşmiyorsunuz da bu Erbakan koalisyonla da olsa iktidar oluyor" falan diye. Halbuki askerlerin süper fikri değil miydi 1980'de tüm partileri kapatıp 90larda siyaseti bu hale getirmek?

80 öncesi ülkede gene iki büyük parti, bir sağ bir de sol olmak üzere gayet de güzel devam ediyorlardı. Darbeden anca 22 sene sonraki bir seçimde işler toparlanma yoluna girebildi. Tabii askerler bu sefer de tüm Merkez Sağ'ın Erbakanın öğrencilerinin altında birleşmesine karşı çıktılar, darbenin eli kulağında diyordu herkes. Siyasetin gerilimi azalmadı. Ama nihayetinde her seçimde daha fazla bir şekilde sağ da solda kendi içinde birleşti ve taşlar yerine oturmaya başladı.

Şimdi 90lardan kalma bir zihniyet ile bazı Atatürkçüler diyor ki "AKP halkı kandırıyor, aslında bunlar CHP'ye oy verirdi ama işte makarna veriyorlar, işte demagoji yapılıyor falan". Çünkü sanıyorlarki siyaset hala 90lardaki siyaset. Bir iki prvokasyon, bir iki alavere dalavere, bir iki aktör şeyh, birkaç manalı gazete manşeti ile koca ülke manipüle edilebilir.

Halbuki anlamıyorlar ki bu ülkede muhafazakar insanlar var. Gerçekten var. Bunların da partisi tabii muhafazakar partidir. Kalkıp sol partiye oy verecek halleri yok. Nasıl ki solcuların kalkıp muhafazakar partiye oy verecek halleri yoksa.

Toplumun bu şekilde siyaseten sağ ve sol olarak aşağı yukarı eşit olarak bölünmesi gayet doğaldır, heryerde vakidir, buna direnilmemelidir, siyaset budur, demokrasi budur. Yapılması gereken siyaset oyununun nazikçe kibarca, insanca yapılması, herkesin ülkeyi düşünmesi, uzun vadeli düşünmesi, ve kısa vadede büyük değişiklikler ummamasıdır. O kaotik dönemler geride kaldı, ve hiç de hayırlı olmadı. Stabillik iyidir, insanlar bırakmalı siyaset kökleşmeli, geleneği kurumlaşması oturmalı.

Küçük çıkar hesaplarıyla herşeyi devirmek o an iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama sonrasında olayın kendini toparlaması kaç yıl alıyor.

Şimdi birkaç sene önce AKP'ye kapatma davası açıldı hatırlayalım. Bu neydi yani? Veya iki sene önceki olay. Cemaatin Tayyipe kurduğu kumpasa CHP'nin dört elle atlaması. Yahu sen nasıl yani böyle bir kaostan nemalanmayı hesaplıyorsun? Devletin bu yıkımının altında sadece AKP kalmayacak ki sen de kalacaksın. Nasıl bir dargörüşlülük. Nasıl bir basiretsizlik.

İşte hikaye böyle. Bence taşlar biraz daha yerlerine oturduktan sonra, ve gerilim daha da azaldıktan sonra, ve insanlar sakince düşünmeye başladıktan sonra, herşeyden önce PKK olayının bir tatlıya bağlanmasından sonra ki bu en büyük gerilim kaynağıdır, bundan sonra olacak olan veya olması gerek budur: MHP AKP tarafından büyük ölçüde yutulacak ve MHP artık %1'lik bir partiye dönecek. CHP de HDP yi yutacak veya bir şekilde birleşip birbirlerini dönüştürecekler: HDP, CHP'ye marxist / sosyaldemokrat geleneği getirecek ve atatürkçülüğ törpüleycek, CHP de HDP'ye Türkiyeciğili katacak ve elde güzel bir Batı standartlarında bir sol parti olacak. O zaman HDP tabanına ek olarak AKP'den de belki %10 falan demokrat oy CHP'ye kayacak. Ve bu iki Parti artık birbirlerine denk olacaklar. Türkiye siyaseti de artık bir sirk olmaktan çıkacak ve biz de medeni bir ülke gibi görüntü verebileceğiz. Belki zamanla gerçekten medeni bir ülke bile olabiliriz!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 08-04-2015, 08:51
Dialectics - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dialectics Dialectics isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
Standart

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
...

Toplumun bu şekilde siyaseten sağ ve sol olarak aşağı yukarı eşit olarak bölünmesi gayet doğaldır, heryerde vakidir, buna direnilmemelidir, siyaset budur, demokrasi budur. Yapılması gereken siyaset oyununun nazikçe kibarca, insanca yapılması, herkesin ülkeyi düşünmesi, uzun vadeli düşünmesi, ve kısa vadede büyük değişiklikler ummamasıdır. O kaotik dönemler geride kaldı, ve hiç de hayırlı olmadı. Stabillik iyidir, insanlar bırakmalı siyaset kökleşmeli, geleneği kurumlaşması oturmalı.

Küçük çıkar hesaplarıyla herşeyi devirmek o an iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama sonrasında olayın kendini toparlaması kaç yıl alıyor.

Şimdi birkaç sene önce AKP'ye kapatma davası açıldı hatırlayalım. Bu neydi yani? Veya iki sene önceki olay. Cemaatin Tayyipe kurduğu kumpasa CHP'nin dört elle atlaması. Yahu sen nasıl yani böyle bir kaostan nemalanmayı hesaplıyorsun? Devletin bu yıkımının altında sadece AKP kalmayacak ki sen de kalacaksın. Nasıl bir dargörüşlülük. Nasıl bir basiretsizlik.

İşte hikaye böyle. Bence taşlar biraz daha yerlerine oturduktan sonra, ve gerilim daha da azaldıktan sonra, ve insanlar sakince düşünmeye başladıktan sonra, herşeyden önce PKK olayının bir tatlıya bağlanmasından sonra ki bu en büyük gerilim kaynağıdır, bundan sonra olacak olan veya olması gerek budur: MHP AKP tarafından büyük ölçüde yutulacak ve MHP artık %1'lik bir partiye dönecek. CHP de HDP yi yutacak veya bir şekilde birleşip birbirlerini dönüştürecekler: HDP, CHP'ye marxist / sosyaldemokrat geleneği getirecek ve atatürkçülüğ törpüleycek, CHP de HDP'ye Türkiyeciğili katacak ve elde güzel bir Batı standartlarında bir sol parti olacak. O zaman HDP tabanına ek olarak AKP'den de belki %10 falan demokrat oy CHP'ye kayacak. Ve bu iki Parti artık birbirlerine denk olacaklar. Türkiye siyaseti de artık bir sirk olmaktan çıkacak ve biz de medeni bir ülke gibi görüntü verebileceğiz. Belki zamanla gerçekten medeni bir ülke bile olabiliriz!
Genel çizdiğin çerçeve açısından, en azından sistem olarak belki daha demokratikleşiyor gibi görünüyoruz ama detaylara girdiğimizde de durum gerçekten öyle mi?

Düşünce ve basın özgürlüğünün her geçen gün daha da kısıtlandığına şahit oluyoruz. Adalet sisteminin çöküşüne ve halkın giderek yargıya güveninin azaldığına gözlemliyoruz (tabi burada kastettiğim halk şu meşhur "milli irade"ye mensup olmayıp geriye kalan %50)

Sporundan, sanatçısına; devlet kurumlarından, işadamına toplumun pek çok kesiminde yozlaşmaya şahit oluyoruz. İşsizlik yine rekor seviyede, eğitim sistemimiz desen (ki bence bir ülke gerçekten medenileşmek istiyor ise en başta düzeltmesi gereken sistemlerden biridir) AKP iktidarında geçmişe kıyasla çok daha fazla yapboz tahtasına dönmüş durumda. Sağlık sektöründe reformlar yapıldı dedik ancak hepimiz biliyoruz ki çoğu kritik ilaç artık bulunamıyor bile Türkiye'de. Parası olmayanın kaliteli bir sağlık hizmetinden faydalanma şansı yok. Liseli talebeler bonzainin pençesinde...

Muhafazakâr kesime saygı duymaya duyalım da sence de fazla artmadı mı muhafazakârlık Türkiye'de? Fazlaca muhafazakârlık senin kasttettiğin"medeni"leşmek için bir engel değil mi?

Türkiye halkı olarak daha mutlu bir ülkeye mi dönüşüyoruz ya da daha gerilimli bir ülkeye mi?


Stabillik iyidir diyorsun ama hemen herkesin hissettiği büyüyen bir gerilim var. Hepimiz her gün birşeylerin patlak vermesini bekliyor gibiyiz. Sence mevcut iktidar stabil bir ülkeyi mi idare ediyor? Halbuki dışarıdan bakınca sanki her şey her an yerle bir olacakmış gibisine çırpınır gibi görünüyorlar.

Ülkenin her tarafı istihbaratçılarla doldu. Sosyal medyada, basında komplo teorilerinin ardı arkası kesilmiyor. Kimin eli kimin cebinde, kim bu ülkede neyi planlıyor iyice çorbaya döndü. Herkes bir gizli belge yayınlıyor, birtakım kehanetlerde bulunuyor. Google'ı bile yasaklayarak başetmeye çalışıyor birileri de bununla...

Yani demek istediğim "stabil" filan değiliz içeriden bakınca. Doğan görünümlü şahin gibi filanız en fazla. Terazinin sadece dengesi kaçmadı, terazi darmadağın oldu ama hala bize bu terazi düzgün ölçüyor diye yutturulmaya çalışılıyor.

Türkiye, ve aslında AKP bence Gezi sürecinde çok büyük bir fırsatı kaçırdı. Vesayetlere son verme ya da birtakım kişisel özgürlüklere daha geniş hak tanıyacağı politikaları ile oy toplayan AKP, kutuplaştırıcı davranmak yerine bütünleştirici davranabilmiş olsa idi her şey farklı olabilirdi.

Ancak koltuk sevdası ya da koltuğu kaybedebilme korkusu daha ağır bastı. RTE'nin cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki balkon konuşması çok manidardır bence bu anlamda. Öyle bütünleştirici konuşmuştu ki açıkçası söylediği şeylere inanamamış, bir an RTE ile ilgili değerlendirmelerimden şüphe bile etmiştim. Ancak sonra gördük ki aynı gerilimler kaldığı yerden eski tas eski hamam misali devam ediyor. O zaman şu kanaate vardım ki "herhalde bilip durmasına rağmen herşeyi, her çözümü bilerek istiyor bu gerilimi"

CHP bir türlü beklenen atılımı yapamadı. Kılıçdaroğlu 3 seçimde aslında başarısız olmasına rağmen bırakamadı. Bahçeli zaten hiç bırakmıyor. Şimdi CHP, bir takım parti tabanı değişimleriyle biraz esinti yaratmak istiyor ama hepsi bu. Güvenilir anketçiler hala CHP için %25-%27 bandında bir oydan bahsediyor.

Toplumsal muhalefetin bu kadar belirginleştiği bir ortamda bu muhalefete liderlik edebilecek birileri çıkamadı. Gerçi şu da doğru, bu matematiksel dünyamızda mucizelere yer yok. Yani bir sabah uyanıp da, TV'de yeni bir lider görüp de milyonların bu liderin peşinden yürüyeceği bir durum zaten olasılıksız. Yani dediğin gibi birkaç gazete haberi ile bir değişim rüzgarı söz konusu değil de artık.

Bir takım değişimler olacak evet. Ne zamandır havada "değişim" kokusu var çünkü. Dengesiz durumumuzun bir şekilde dengeye oturması lazım, ama oturabilir mi oturmaz mı bunu kimler belirleyecek bilmiyorum...

Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 08-04-2015, 10:49
kartopu kartopu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
Standart

CHP deki ön seçim CHP yi iktidara taşıyacak (seçmen açısından)girişim değil.
Biz bu güne kadar hep devleti ve devleti düzgün yönetmeyenlere karşı muhalefet ettik onun için halk (seçmen) bir tarafta biz bir tarafta durduk, ne halk bizi duydu ne biz onları.

İşte CHP de ön seçimi bizim gibi insanların yanında durduğu için yapmıştır derdini bize anlatmaya çalışıyor ama halk onu duymuyor duymayacak.
Belki ön seçim yaparak bizim seçimden ve demokrasiden ne anladığımızı anlattı ama halk başka tarafta onu (halkı)ön seçim ilgilendirmiyor demokraside.
Bu seçim sonuçları da bunu gösterecektir hiç demokrasi ile ilgisi olmayan halka hiç bir şey vaad etmeyen parti en fazla büyüyen parti olacak.

Artık CHP de solcularda bunu anlamalı bu insanlar Avrupa toplumuna ait değil daha çok asyalı veya arap toplumuna benzemekte.

Ben olsam CHP nin yerine parlementer seçerken en az 30 boksör alırdım .Bu insanlara kahraman gerekiyor sahte bile olsa.Bu güne kadar 1950 den bu yana hep sağ partiler yönetti bu ülkeleyi askeri darbalaride hep sağ partiler çağırdı ama nedense bütün suçlar sola kesildi.
Bu ülke ne düzgün şekilde Müslüman ne düzgün şekilde dinsiz ama top yekün iki yüzlü son dönemlerde dilenci de oldu
Onun için bir çin ata sözü vardır aç insana demokrasi gerekmez .Bu ülkeyede demokrasi fazla dilenciyede demokrasi gerekmez .Onun için CHP ön seçimi boşuna yaptı hiç gerekmiyordu ancak bundan seçmenin % 15 i memnun olacaktır.

Artık hep yönetenleri suçlayarak bakmak anlamsız oldu birazda yönetilenler neyi hak ediyor diye bakmak gerekiyor.

Konu kartopu tarafından (08-04-2015 Saat 10:55 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 08-04-2015, 11:05
İlahimasal İlahimasal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Mar 2015
Mesajlar: 4.698
Standart

bence chp.
akp li halka
kuranı kerim
,said nursi posteri
,helal gıda etiketli makarna paketi,
üzerinde cehennem ateşini simgeleyen kõmür torbası,
ezan okuyan seccade
cehennem azabından koruyan kefen
hac bileti
helalinden 1 adet cariye
tv de gösterilmek üzere 150 bölüm ahiret ötesi dizi film
cennetten t.c kaşeli cennet tapusu.

verse kesin iktidar olur .
malum dinci tayfa ganimetten pay almaya meyillidir.

dincinin neyine yarar özgürlük,adalet,

cennette onca huri onları beklerken..mümin kadınlara cennette bişe yok ama kocalarının mutluluğu yeter onlara.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08-04-2015, 17:44
postalmarx postalmarx isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Nov 2013
Mesajlar: 957
Standart

Dialectics´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
...
Düşünce ve basın özgürlüğünün her geçen gün daha da kısıtlandığına şahit oluyoruz.
...
Sporundan, sanatçısına; devlet kurumlarından, işadamına toplumun pek çok kesiminde yozlaşmaya şahit oluyoruz.
....
Türkiye halkı olarak daha mutlu bir ülkeye mi dönüşüyoruz ya da daha gerilimli bir ülkeye mi?
...
Burada "iyiden kötüye gidiş var" derken tek tek cümlelerle geçiştiremezsin. Bu o kadar önemli bir konu ki, ve zaten burada hesapta entel seviyesi yüksek insanlar olarak da zaten bizim her zaman tartışma tarzımız da olmalı ki, verilerle istatistiklerle konuşmalıyız.

Şimdi diyorsun ki mesela ilaç bulunmuyor, yozlaşma var, gerilim var, işsizlik var, ekonomi kötü ve basın özgürlüğü baskı altında, devlet zorba, falan filan.

Ben şahsen senin bu konuda Türkiyenin geçmişine dair bir kişisel kendi araştırmanı yapmış olduğunu sanmıyorum. Yani ülkenin son 90 senesinden bugüne, acaba gerilim açısından, sosyal kaotik durumlar açısından, polis şiddeti açısından, gazetecilerin mahkemelik olması açısından, adalet sisteminin yozlaşmış olmasından, yolsuzluklar açısından, her açıdan... Tam olarak neye dayanarak "eskiye göre daha kötü" diyebiliyorsun bilmiyorum.

Mesela 20li veya 30 lu yaşlarda birisin diyelim, ve ait olduğun sosyal sınıf zaten devletin yakın zamana kadar zorbaca yaklaştığı bir sınıf değil idiyse, ve sen zaten politika ile ilgilenmeye de belki 10 senedir başladınsa diyelim, ve ondan öncesi, mesela 90lardaki gerilimler veya ekonomik sıkıntılar, veya basın özgürlüğünün devletçe ihlali, ya da polis şiddeti, veya çürümüş partizan adalet sistemi gibi şeylerin hiç farkında bile değildinse, kaldı ki 90 öncesine dair, 80ler, 70ler, 60larda ve öncesinde neler oluyordu bitiyordu bilmeden etemen, neye dayanrak kalkıp "işler kötüye gidiyor" diyorsun?

Yanlış anlama, ben demiyorum ki demokratik olduk, basın özgürlüğü iyi durumda, adalet sistemi, şu bu herşey iyi durumda ve sen aslında AKP'ye iftira ediyorsun demiyorum.

Dediğim şudur: Sen eskiyi ne kadar biliyorsun ki böyle bir karşılaştırma yapıp "işler kötüye gidiyor" diyorsun?

Mesela şu anda göstericilere biber gazı sıkılıyor, ama eskiden polis kenarda durup izler miydi? Şimdi gazeteciler korkarak yazıyor ama eskiden rahatça yazarlar mıydı? Mesela şimdi gerilim var, toplum patlamak üzere diyorsun, eskiden acaba hiç toplumsal patlamalar olmamış mıydı? 70lerde sokaklarda insanlar birbirini vuruyordu mesela, hiç duymuş musun? Maraş Çorum katliamları, 6-7 eylül olayları, Madımak Oteli olayı falan bu ülkede oldu. Veya göstericilere polisin gerçek mermi sıktığını duymuş musun? Binlerce kitabın yasaklanmış olduğu falan duymuş musun? Bunlar bu ülkede oluyordu.

Ya bak yanlış anlama. Demokratlığını taktir ediyorum. Ama Türkiyede demokratlık geleneğinin geçmişine bir bakman, senden önce bu davayı sürdüren insanlara bir vefa borcudur. Onların çalışmalarını incele, onların kendilerinin devlet zorbalığı altında çektiklerini falan bilmen onlara vefa borcun sayılmaz mı?

Yoksa senin bu "ülkede herşey boka gidiyor" deyişin aslında demokratlıktan değil de, kendi sosyal sınıfının veya cemaatinin çıkarı açısından böyle demen gerektiği için mi?

Bu ülkede her zaman solcu demokratlar oldu ve devletle cebelleştiler. 60larda 70lerde 80lerde 90larda bu davaya kendini adamış ve bu uğurda hapis yatmış hatta öldürülmüş demokrasi kahramanları var. Ama Atatürkçülerin bu demokrasi aşkı nedense AKP iktidara geldikten sonra depreşti. Eskiden nerdeydiniz diye sormazlar mı adama?

Gezi gezi deyip duranlar mesela bu ülkede demokrasi mücadelesinin kendileri ile mi başladığını sanıyorlar? Nasıl bir insan kendi ülkesinin demokrasi mücadelesinin tarihine karşı bu kadar cahil ve duyarsız olup da kendini demokrasi savaşçısı gibi gösterir?

Gezi mücadelesi de mi yoksa sadece laik-sünni-türklerin elden giden kamusal alan imtiyazlarını geri almak için yaptıkları bir şeyden mi ibaretti? Demokrasi sadece bir maske miydi?

Çünkü yani bir liberteryan simgesi olan Guy Fawkes maskesi takıp da elinde kalpaklı, asker üniformalı Atatürk bayrakları sallayıp aynı anda "diktatörlük var bu ülkede ey batı imdak" demek de bir tezat yok mu? Gerçek bir liberteryan gerçekten de elinde kendi döneminin diktatörü birisinin hem de asker üniformalı posterini taşır mı?

Gerçek bir demokrat mesela devlet zorbalığına, polis şiddetine direnirken "Düne kadar çok çeviktin be polis!" diye ditem eden sloganlar kullanır mı? Yani bu demokrat-liberteryan arkadaş açısından polis TOMA'larla Hakkari de su sıkıyorsa, ordaki karakollarda işkence yapıyorsa, göstericilere oralarda ateş açıyorsa, üniversitelerde türbanlıları içeri almıyorsa, onların protestolarını bastırıyorsa, o zaman mı bu polis daha "çevik" oluyor?

Veya adalet sistemi polisiyle, savcısıyla, hakimiyle birbirine kanka bir vaziyette, işkenceyle, usulsüz gözaltıyla, yargısız infazla, delil üretmeyle her türlü zorbalıkla komuniste, kürtçüye, şeriatçıya mesela zulüm ederken, bu kabul edilebilir oluyor ama devletin bu zorba tavrının hedefi farklı gruplar olunca mı "aa demokrasi hani nerde!?!?"" oluyor?

Şimdi bu ikiyüzlülükle demokratlık olmaz.

------

Son olarak da birşey daha söyleyeyim. Tabi yukarda bahsedilenlere göre çok daha az önemde birşey ama olsun gene de eleştirdiğim zihniyeti anlamak açısından faydalı olur. Bak Google kapatılıyor diyorsun. Youtube facebook falan.

Bak bu ülkede 2008 falandı, Youtube tam iki sene kapalı kaldı. Atatürke hakaret video var diye. Hatırlar mısın bilmem, hepimiz proxy uzmanı olmuştuk youtube a girebilmek için. Bak tam iki sene. İki hafta demiyorum. Bak. İki sene. Yüz hafta. İki hafta değil. Bak. 700 gün falan. Birkaç gün değil.

Gıkın çıktı mı? İtiraz ettin mi? Hayır çünkü Atatürk olunca akan sular durur, sansür de devlet zorbalığı da bir anda kutsal olur.

Hatta o dönem Atatürkçü Düşünce Derneği Google'ın Atatürke hakaret eden bir site yüzünden komple kapatılmasında bir sakınca görmediğini belirtmişti. Nasıl oldu da bu insanlar şimdi fikir özgürlüğü savunucusu oldular?

Ki bak burada bahsettiğim böyle 70lerde 60larda olan şeyler değil hani görmemiş olalım bilemiyor olalım. Bunları bizzat yaşadık. Daha dün oldu bunlar. Hayır 60lar 70ler bilmesen anlarım ama nerdeydi bu Guy Fawkes maskeli zıpçıktılar 2008 de?

Var ya, Amerika'da Anonymous adlı liberteryen grup, bu Guy Fawkes maskesini bu tarz bir sembol haline getiren adamların kendileri, bu maskeyi takan adamın aynı zamanda elinde 1920lerin bir diktatörünün posterini taşıdığını görse der ki "bu salak olayı anlamamış".

Aynı "özgürlükçü" arkadaşın aynı zamanda devletin kürtlere ve şeriatçılara karşı zorba olmasını da tasvip ettiğini bilseler ne derlerdi acaba?

----

Olayı toparlarsak.

Devleti, hükümeti, sistemi, demokratlar olarak tabii ki eleştirelim. Ama "eskiden daha iyiydi, şimdi kötüye gidiyor herşey" derken, biraz elimizde veri olsun, istatistik olsun. Biraz ciddi bilimsel bir karşılaştırma olsun. Lütfen. Bir boku da düzgün yapalım.

Tabii dediğim gibi, bazen de amacınız ne kadar samimi olduğu şüpheli duruyor. Acaba gerçekten demokrat mısınız? Yoksa sırf kamusal alanda kürt, türbanlı, genel olarak zenciler eşit saygın vatandaşlar olarak yer bulamasın, imtiyazlı olun eskisi gibi, askeri vesayet / gizli oligarşi arkadan sizin ideolojinizi hakim kılsın diye mi körlemesine bir AKP karşıtlığı ve bütün bu demagoji?
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 08-04-2015, 23:09
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

Açıkca faşizme gidiliyor. Eskiden faşist diktatörlük tarzı dediğimiz, belirli bir hedef kitlesi olan faşizm vardı, şimdi ise AKP dışında herkese yöneltilmiş, ayrımsız açık bir faşizm gelişmekte. Kapitalistler, neo liberaller ise siyaset konusunda hayli omurgasız, onursuz, haysiyetsiz olurlar, çünkü onlar hayatın ölçütünü, yıllık kar/zarar ekseniyle değerlendirirler.

Eskiden baskı/şiddet vardı doğru, ışık söndürme eyemlerini hatırlayan var mıdır bilmem, ama üstümüzden bu günkü gibi bu derece açıktan faşizm olan, şiddet seansları geçmemişti, gazeteler, yazarlar bu derece de hedef gösterilmemiş, her katılana terörist denmemişti. başbakanlar gaz<etecilere, gazete patronlarına telefonla yön vermemiş, sahtekarlığın, pisliğin bu derece ortalığa saçılması daha amrjinal bir çerçeve de kalmıştı. Şimdi toplumun yarısı neredeyse haysiyetsiz, karaktersiz, kişiliksizleşti, yani tabana indi. O dönemlerde baskı şiddet çoğunlukla sosyalistlere, -CHP zaten sol değil sağ bir parti- gösterilirdi, şimdi değişen, AKP nin amentüsünü okumayan herkese şiddet yönlenmiş durumda. Bunu görmemek mümkün değil.

Erdoğan'a diktatör demenin cezası 1 ile 5 yıldan başlıyor! Halbuki diktatör kelimesi siyasi bir kelimedir, şahsi değildir. darbe dönemlerini aratmayan bir hal egemen artık Türkiye'de.

facebook üzerinden AKP liler, HDP lileri, Nevroz gösterilerini, hak taleplerini, sosyalistleri, solcuları dahi resimleyip, bu kadar "o.rospu çocuğunu kim doğuruyor" vb diye slogan atabiliyorlar!

1990 larda faşizmin karakteri toplumsal görünüme sahip değildi, derin devlet adı altında kirli bir azınlık devleti iş görürdü, AKP döneminde ise hem bu devam etti, ediyor hem de açıktan faşizm, Alman örneği gibi hakim hale getiriliyor. Dayanılan yeşil sermaye, sermaye dışında hiç bir şeye önem vermiyor, insan hayatı, inanç, yaşam hakkı, başka coğrafyalarda akacak kan vs sadece her durumda daha fazla kazanç, sömürü, siyasi bağımlılığa endesklenmiş durumda. Gerici sermayeyi bir yana bıraktığımzıda ülkedeki diğer daha köklü burjuva kesimler ise dahi tarihte hiç uğramadıkalrı düzeyde baskı altına alındılar(Koç grubu, Doğan, Sabancı grubu vs)...

Neyse ben fazla uzatmayacağım, zira bilineni, tekrar edip durmanın faydası olmayacak... 3-5 kuruş kar ediyorum diye, AKP gibi gerici burjuvaziye dayalı, en acımasız, en karaktersiz dediğimiz gerici sermaye kesimlerine köpeklik etmenin lüzumu yok. Onurunuz 3-5 kuruşla ölçülecekse bir şey diyemem...

AKP nin dayandığı kesim yeşil sermayedir, Erdoğan, başbakan şu ya da bu, kader birliği ettiği bu sermayenin çıakrları temelinde hareket ederler, etmek durumundadırlar ve ne zaman ki bu sermaye kesiminde çatlak oluşur o zamana kadar sorunsuzca iç çatışmalarıyla geçinip giderler. Ortadoğuda ağızları sulandı, salya sümük Somaliye kadar açılmak istediler, içeride ise daha çok şiddet diyerek yerlerini sağlamlaştırdılar, tarihte açık faşizm yaşayan ülkelerdeki gelişmelerle, modellerle, hiç bir sorumluluk duymayan gerici, yağmacı, istilacı sermaye dediğimiz gerici sermayenin siyasi örgütlenme biçimleriyle neredeyse tamamen uyum sağlayan bir gelişme gözlemleniyor. neyse, faşizmin tipik karakteri kullanılıyor, yoksulluğa göndermeler, makarna, kömür dağıtmalar, aidiyetlerin kullanımı, halktan görünmeler genelde ilk dönemlerdir, AKP o dönemi ilk 2 dönemde aştı, üçüncü dönem ise faşizmi hayata geçirmek dönemi idi, başlangıç yapıldı, lakin 1 dönem yetmiyor.

Cumhurbaşkanını halka seçtirerek zaten aslında başkanlık sistemi dediği, diktatörlük koşullarını meşrulaştırdı. Anayasa değişikliği ise 3.dönemde diledikleri biçimde olmadı, faşizmi daha ayakalrı yere basar hale getirmek için, 4. dönemide almaları gerekiyor. Darbe dönemlerinde devlet asker devleti haline dönerken, AKP döneminde polis devleti haline getirildi ve eskiden de polis devleti idi lakin AKP daha da genişletmekte, polis devletini yargıya, hakimlere, savcılara, hatta avukarlara değin genişletmektedir...

Şu anda, Türkiye darbe dönemlerini aratmıyor ve toplum içeride ciddi derecede kamplara bölünmüş, ayrıştırılmış durumda. Lakin yakın gelecek, faşizmin neyi nereye kadar başarabileceği konusunda ise belirsizliğe girmiş durumda....

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 08-04-2015, 23:19
Dialectics - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dialectics Dialectics isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
Standart

Sayın Postalmarx,

Sen ve sana benzer şekilde düşünen arkadaşların temel hatası nerede biliyor musun: Muhafazakâr ideolojiyi saf bir düşünce, kendi halinde bir inançmışçasına kabul edip; bu ideolojiye karşı yapılan hareketler üzerinden demokrasi mesajları vermeye çalışmanız. Halbuki muhafazakâr ideoloji 1950-1960 arasındaki dönemde olduğu gibi, veyahut da son 12 yılda olduğu gibi aslında masum bir hareket olmadığını ispatlamıştır. Bu ideoloji kendinden olmayanı bertaraf etmeyi amaçlayan, biat kültürüne dayalı ve toplumsal yaşamı kendi dünya görüşü çerçevesinde şekillendirmeye çalışan; aslında özgürlükler ile ya da demokrasi ile pek ilgisi olmayan; demokrasiyi "zamanı gelindiğinde üzerinden inilecek bir araç" olarak gören bir anlayıştır.

Neticede bu memlekette hiç bir zaman ezan sesi susmamıştır, insanların namaz kılması engellenmemiştir ya da herhangi bir dini vecibesini yerine getirmesine mani olunmamıştır.

Şeriatçıya yapılan zulümden bahsetmişsin komik bir şekilde. Bildiğin üzere anayasamıza göre bu devletin yönetim şekli cumhuriyettir, cumhuriyeti yıkıp şeriat düzeni getirmeye çalışmak anayasal suçtur. Ama sana göre şeriatçılara zulüm yapılarak demokrasi çiğnenmiştir. Madımak olayını bir argüman olarak örnek vermişsin; Madımak olayları bu savunduğun demokratik şeriatçıların bir ürünü değil miydi?

Maraş, Çorum olaylarına değinmişsin. Bilmiyor musun ki geçmiş cumuriyet tarihi içerisinde "İslam", bolşevik Rus tehlikesine karşı Amerika tarafından bir zırh olarak kullanılmıştır? Bak bugün herkes 1980 darbesinin aslında "ılımlı islam" projesinin başlangıcı olduğundan bahsediyor. Birilerinin memleket için çizdiği senaryolara "demokratiklik" atfediyorsun.

Bir de şu yaklaşımını hiç anlayamıyorum: sürekli zamanında A grubu tarafından B grubuna şunlar şunlar yapıldı, bu ülke bunları ve bunları gördü edebiyatı yapıyorsun. Ve şimdi aynıları B grubundan A grubuna yapılırken; B grubunu savunuyor, "sıkıysa adamımızı indirin" diyebiliyor, belki de içinden diğer arkadaş gibi "beğenmiyorsanız ülkeden defolun" diye bile düşünebiliyorsundur. Şimdi bu yaklaşımınla sen demokratik olabiliyorsun da biz olamıyor muyuz? Gerçek demokratik A grubunun B'yi ezmesini eleştirirken, B'nin de A'yı ezmesini eleştirir.

İstatistik istemişsin. Bir boku düzgün yapalım demişsin.
Freedomhouse.org sitesine gir, Türkiye ile istatistiklere bak(1999'a kadarki veriler var).
İnsani gelişmişlik endeksindeki sıralamamıza bak...

Ve tabi bunları incelerken de şunu aklından çıkarma: dünya yerinde saymıyor. Elin en fakir Afrika ülkeleri bile son 10 yılda zıplama yaşadı. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere 2002'den itibaren milyarlarca dolar para girdi, hepsinin borsası şişti, yeni gelişen pazarlar haline geldiler. Cumuriyet tarihinin en anormal para girişini yaşadı Türkiye. Türkiye'nin performansını dolayısıyla dünya sıralamasındaki yeri ile değerlendirmen gerekiyor. Yani Türkiye gelişirken, dünya yerinde saymıyor. Bak bakalım Türkiye dünyadaki diğer gelişmekte olan ülkelere göre ne derece iyi performans göstermiş?

İnternet yasaklarına gelince... Basettiğin olaylar ilk 2007 yılında yaşandı. Bundan 8 sene önce. Yani youtube'un daha hayatımıza yeni girdiği yıllarda. Bu sebeple çok ses getirmemiş olabilir, ancak o dönemde dahi çeşitli protestolar yapıldı. Bunların bir listesini wikipedia'dan bulabilirsin...

Saygılar...

Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-04-2015, 11:13
Saint-Just Saint-Just isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2014
Mesajlar: 521
Standart

hazır demokrasi konusu açılmışken buna dair bir alıntı yapmak istiyorum;

Üretim araçlarındaki özel mülkiyet, özel türden bir mülkiyettir. Bu mülkiyet, ona sahip olan sınıfa, sahip olmayan sınıf üzerinde bir güç verir. Sahip olanın yalnız çalışmadan yaşamasını sağlamakla kalmaz, bir yandan da, sahip olmayanların çalışıp çalışmayacağı ve hangi koşullar altında çalışacaklarını saptama olanağını da verir. Yani bir çeşit efendi ve hizmetçi ilişkisi kurar; kapitalist sınıf, emirler verme mevkiinde, işçi sınıfı ise bunları yerine getirme durumundadır.
Bu durumda, haliyle, iki sınıf arasında sürüp giden bir çatışma vardır.
ı> Kapitalist sınıf, isçi sınıfım sömürerek, servetle, güçle ve itibarla cömertçe ödüllendirilmiş; oysa işçi sınıfı, güvensizlik, yoksulluk, sefil hayat koşulları içine itilmiştir.

Bu durumda, mevcut mülkiyet ilişkisinin –azınlığın bu denli yararına, çoğunluğun bu denli zararına olan bu mülkiyet ilişkisinin– devamını sağlamak için bir yöntem bulunması gerekir. Zengin azınlığın, emekçi çoğunluk üzerinde, toplumsal ve ekonomik egemenliğinin sürüp gitmesini sağlayacak güce sahip bir kurumun varlığı zorunludur.

Böyle bir kurum vardır: bu, devlettir.

Kapitalist sınıfın işçi sınıfı üzerinde egemenlik kurmasını sağlayan bu özel mülkiyet ilişkilerini korumak ve sürdürmek devletin işlevidir.
Bir sınıfın ötekisini baskı altında tuttuğu sistemi yaşatmak devletin işlevidir.

Üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki çatışmada mülk sahipleri, devletin kişiliğinde, mülksüzlere karşı güçlü bir silah bulurlar.

Devletin, sınıflar üstü olduğuna –hükümetin zengin yoksul, yüksek alçak bütün halkı temsil ettiğine– inanmaya iteleniyoruz. Ama aslında, kapitalist toplum, özel mülkiyete da-yandığından, özel mülkiyete karşı yapılacak her davranış, gereğinde şiddet kullanmaya kadar varan devletin direnciyle karşılaşacaktır.

Bunun için, aslında, sınıflar varoldukça, devlet, sınıflarüstü olamaz, egemen sınıftan yana olmak zorundadır. Devletin egemen sınıfın bir silahı olduğunu, Adam Smith, daha 1776 yılında farketmişti. Ünlü kitabı, The Wealth of Nations 'da şöyle yazıyordu: "Sivil hükümet, mülkiyetin güvenliğini korumak için kurulduğu sürece, aslında zenginin yoksula karşı veya biraz malı mülkü olanın olmayana karşı savunulması için kurulmuştur."

İktisaden egemen olan sınıf –üretim araçlarına sahip olan sınıf– siyasal olarak da egemendir.

Birleşik Devletler'deki gibi bir demokraside halkın, oylarıyla kendi adaylarını iş başına getirdiği doğrudur. Demokrat X ile Cumhuriyetçi Y arasında bir seçme yapma hakları vardır. Ama bu, hiç bir zaman sınıf mücadelesinin bu yanında ya da öteki yanında yer alan bir adayın seçimi değildir. Ana partilerin adayları arasında özel mülkiyet ilişkileri sistemi konusunda çok az temel davranış farkı vardır. Bu ayrılıklar da hep ayrıntılar konusundadır; hemen hiç birisi, temel sorunlarla ilgili değildir.

İsin aslı aranırsa, işçiler için Demokrat X ya da Cumhuriyetçi Y arasında bir seçim yapmak, kapitalist sınıfın hangi özel temsilcisinin, Kongrede, kapitalist sınıfın yararına yasalar yapacağı konusunda bir seçim yapma özgürlüğünden başka bir şey değildir.

Yasaları yapanlar ile yasaların çıkarları için yapıldığı adamlar arasındaki bağ, öylesine sıkıdır ki, devlet ile egemen sınıf arasındaki ilişki konusunda hiç bir kuşkuya yer bırakmaz. Ulusumuzun en ileri gelenlerinden birisinin, iktisadî egemenliği elinde bulunduran sınıfın, siyasal egemenliği de elinde bulundurduğu düşüncesinde olduğu şu satırlarda açıkça görülür:

"Diyelim ki, Washington'a gidiyorsunuz ve hükümetinizle görüşmek istiyorsunuz. Sizi nezaketle dinleseler bile, asıl sözü geçer kimselerin büyük bankerler, büyük imalâtçılar, büyük tüccarlar, demiryolu şirketleri ile denizyolları şirketlerinin başındaki kimseler olduğunu göreceksiniz. ... Birleşik Devletler Hükümetinin efendileri, Birleşik Devletler kapitalistleri ve imalâtçılarıdır."

Gerçekleri ortaya döken bu tümceler, Woodrow Wilson'-ın, 1913 yılında yazdığı bir kitapta yayınlanmıştır. Yazar ne söylediğini bilecek bir yerde bulunuyordu. O sıra Birleşik Devletler'in başkanıydı.


Şu soru ortaya çıkıyor: mademki devlet mekanizması kapitalist sınıfın denetimi altındadır ve onun çıkarına işlemektedir, kapitalistlerin gücünü düzenlemek ve sınırlandırmak için hazırlanan yasalar, nasıl oluyor da kara kaplı kitapta yer alabiliyor?
Örneğin bu gibi şeyler, Franklin D. Roosevelt yönetimi sırasında olmuştur. Ama niçin?

Devlet, ancak zorlandığı takdirde, mülksüzler adına, mülk sahiplerine karşı harekete geçer. Şu veya bu çatışma noktasında boyun eğmek zorunda kalır, çünkü işçi sınıfından gelen baskı o denli büyüktür ki, ödün vermek zorunludur; yoksa "yasa ve düzen" tehlikeye girdiği gibi, daha da kötüsü (egemen sınıf acısından daha kötüsü), devrim bile olabilir. Ama unutulmaması gereken önemli nokta sudur: böyle dönemlerde elde edilen bütün ödünler, mevcut mülkiyet ilişkileri sınırları içerisindedir. Kapitalist sistemin ana çerçevesi, hiç dokunulmadan öylece durur. Ödünler her zaman bu çerçeve içinde verilmektedir. Egemen sınıfın amacı, bütünü kurtarmak için bir noktada boyun eğmektir.

Başkan Roosevelt yönetimi sırasında isçi sınıfı tarafından elde edilen bütün kazanımlar –ki bunlar epeyce fazlaydı™, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet sistemini değiştirmemiştir. Bu kazanımlar bir sınıfın bir başkası tarafından devrilmesini sağlamamıştır. Başkan Roosevelt öldüğü zaman, işverenler de, isçiler de eski yerlerinde idiler.

Devlet, bir sınıfın öteki sınıf üzerinde egemenliğini kurmak ve sürdürmek için bir araç olduğuna göre, ezilen çoğunluk için gerçek özgürlük var olamaz. Duruma ve koşullara bağlı olarak şu ya da bu derecede özgürlük verilecektir, ama son tahlilde, "özgürlük" ve "devlet" sözcükleri, sınıflı bir toplumda biraraya getirilemez.
Devlet, hükümeti denetimi altında bulunduran sınıfın kararlarını uygulamak için vardır. Kapitalist toplumda devlet, kapitalist sınıfın kararlarını, dayatarak yürütür. Bu kararlar, işçi sınıfının, üretim araçlarının sahiplerinin hizmetinde çalıştığı kapitalist sistemi sürdürmek için alınmıştır.

http://kutuphane.halkcephesi.net/Leo...b%20devlet.htm
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
ABD'deki 2. Gülen Protestosu osmanbucukoglu Politika 5 31-08-2013 01:08
TDK’deki gariplikler… irsArtvin Konu-dışı 6 23-09-2012 19:58
Hakkari'deki katliam 3.yol Politika 45 29-09-2010 04:59
kürt sorunu var mıdır varsa nasıl tanımlanmalı ve nasıl çözülmelidir.. faydasızım Politika 1 19-08-2010 00:51
Dna bu bilgiye nasıl ulaşmıştır. dna bunları nasıl biliyor. Aciz_bir_kul Evrim 21 05-10-2005 21:14

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:55 .