Orijinalini görmek için tıklayınız : Milletçe Alkışlıyoruz: AP'de Ermeni Soykırımı tasarısı kabul edildi!
http://upuaut.t15.org/Pics/MA_CHP.jpg
15.04.2015 20:37.
Avrupa Parlamentosu'nda "Ermeni soykırımı" tasarısının kabul edilmesinden sonra Dışişleri Bakanlığı'ndan jet yanıt geldi.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "kararı ciddiye almıyoruz" denildi.
Avrupa Parlamentosu'nun 'Ermeni Soykırımı' tasarısını kabul etmesinin ardından Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklama şöyle: "Avrupa Parlamentosu yeniden tarih yazmaya heveslendi. Bu kararı ciddiye almıyoruz. Avrupa Parlamentosu kabul ettiği kararla, zamanında uluslararası hukukla bağdaşmaz şekilde ve yetki alanını aşarak yapmış olduğu hatayı tekrarlamıştır"
spartacus
16-04-2015, 01:05
Sorun kabul etmemek olarak dayatılıyor. Bu kabul edilemez, sorun yapılan soykırımdır -ki kabul etmeyin-edin siyasetinin bir anlamı yok. Avrupada Birinci Dünya savaşında Türkler katledildi! Bu işlenen insanlık suçlarına nasıl katliam, soykırımlara soykırım diyorsak, aynı dönemlerde Osmanlı'da faal olan faşist(Hitler, Mussolini gibilerinde taktik babaları) İttihat Terakki vb yapılaşmanın siyasi önderliğiyle ve sarayın tutum, uygulama ve katliamların mahiyeti de soykırımdır. Hele darağaçlarında önce tecavüz edilip sonra da diri, diri çivilenen o kadınlar...
1915 Soykırımı adına, geçmişte yaşanmış vahim bir olay olarak değerlendirip, gelecekte yaşanmaması yolunda adım atması gerekirken, insanların insana değil bazı bezirganların siyasal, ekonomik çıkarları uğruna kamplaştırılıp, renk, din, mezhep, ırk vb ayrımlara dayalı sürülmelerini veyahut mümkün olduğunca yok edilmelerini savunabilen yapısıyla kökten sağ parti CHP'yide, ben alkışlıyorum(protesto alkışı). Birde kamplaştırmaların, o alevi, şu sünni, bu çerkes, bu Ermeni, şu Rum, bu Süryani, şu Kürt vb diye ayırıp, sonrada hepsine birden aleviler, sünnisiniz, diğer millet ya da kültürler sizlerde türksünüz diye dayatıp, yok emperyalistlerin oyunu vb. diyede perdeleyen akıl tutulmasına -sözümona sosyalist etiketli nasyonalistler de var ki, Hitler'e rahmet okutur cinslerden- akıl, sır erdirmek güç...
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/18/Armenian_Genocide_Map-tr.svg
Soykırım veya katliam veya her ne adsa elbette oldu fakat devletin bunu kabul etmesinin çok ağır maddi ve manevi getirisi var, özellikle maddi getirisi. Dolayısıyla öteleyip duruyorlar. O kdr insan buhar olup uçmadıysa ortada bir yok etme olduğu açık. Devletimiz dayanak olarak bunu biz değil sağda solda terör estiren çeteler yaptı diyor, tek dayanak bu. yani onların üzerinden bir aklanmaya gitmeye çalışıyorlar fakat o kdr insanı devlet desteği olmadan yoketmek kolay değil.
Natürelist
16-04-2015, 01:24
Ermeni soykirimi olmamistir demekle Türkiye'nin ne kadar bir ciddiyetlik sergiledigini görüyoruz, tarih gecmisi ile birlikte Ermeni soykirimi gercegi ortadir.
Israrci bir tutum sergileyerek yüzsüzlük ve arsizlik sinirlarini zorlayan Türkiye, üstüne ne kadar örtü cekerse ceksin, Alman kaynaklarinda tutanaklarin su götürmez bir gercek oldugunu bilmeyen yoktur, üstelik Almanlar kendi payina düsen bu suclamalarin bilincinde oldugu halde, Türkiye'nin hala tüm bu söylenenlere "yalan" demesine aklim almiyor...
Zamaninda Alman imparatorlugu, Osmanli imparatorlugu ile en yakin askeri müttefiki olarak ayni zamanda kismen suc ortagi da olmustur.
Natürelist
16-04-2015, 01:54
http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/WebStart-Tr?OpenFrameset
http://www.armenocide.net/
Baylar, gerçekleri bilmeden sallamak kolaydır ve çamur at izi kalsın mantığı ancak yapana bulaşır.
Atatürk, Çanakkale'den Ermeni Meselesi'ni nasıl görüyordu?
Şu tarihi bilgiye dikkat ediniz lütfen: Çanakkale'de 25 Nisan 1915'te denizden başarılı olamayan İngilizler'in Anzaklar ile birlikte karadan başladıkları bu ikinci deneme gününde Ermeniler de Doğu'da Ruslar'ın yardımıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nu arkadan vurmak için harekete geçer. O sırada Atatürk "Mustafa Kemal Paşa" olarak Çanakkale'dedir ama Doğu'daki Ermeni Kalkışması'ndan da haberdardır. Atatürk, Doğu'daki bu ayaklanmanın bir soykırım değil, bir kalkışma olduğunu farkındadır (ki bunun ne olduğunu tarihler ele veriyor) ve daha sonra yaptığı açıklamalarda bu sözde soykırımın emperyalist bir yalan olduğunu söyler.
Burada tarihlere dikkat ediniz, lütfen: 24 Nisan 1915, Ermeni Soykırımı'nın ilan edildiği tarih iken, 25 Nisan 1915 de, Çanakkale'de Kara Harekatı'nın başladığı tarihtir.
Şimdi size çok ilginç bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Arıburnu Çıkarmasında Bir Anzak Kahramanı: Charles Naulty.
25 Nisan sabahı Yarbay Şefik saat 2.30 sularında tatbikattan dönerken bir hareket olabileceğini sezinlemiş ve 2. bölük komutanını hazırlıklı olması için uyarmıştı ancak daha fazla bir önleme ihtiyaç duymamıştı. Sabah ilk haberlerle birlikte, Yarbay Şefik durumu 9. Tümen komutanı Albay Halil Sami'ye bildirmiş ancak hareket emrini 5.45'te alabilmişti. Bu kaçınılmaz bürokrasi bir saatlik bir gecikmeye malolmuştu. Yarbay Şefik 1 ve 3. Taburu'nu derhal Kanlı sırt yönüne hareketlendirmiş ve kendisi de saat 8.00'de Kemal yerinde (Bu isim bu noktaya daha sonra verilmiştir)olmuştu. Karşılıklı top atışı ve hücumlar başlamış, düşmanla Kanlısırt merkez tepe ekseninde çarpışma başlamıştı. Yarbay Şefik'i rahatsız eden Kuzey kanadıydı. Conkbayırı çevresi onun kontrolünde değildi, bu yüzden 19. Tümen komutanına bu yöreyi kontrol altına alması için hareket önerisinde bulunmuştu. Ancak 19. tümene bağlı 57. Alay çoktan harekete geçmiş ve duruma hakim olmak üzere çarpışmaktaydı.
http://www.canakkale1915.com/mkemalesat.jpg
Mustafa Kemal ve Esat Paşa diğer subaylar ile.
Yarbay Şefik'in merak ettiği Kuzey cephesi aslında çok emin ellerdeydi. Bigalı'da 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal Kabatepe kıyı bölgesinden gelen top seslerini duymuş ve düşmanın kendisinin daha önce tahmin ettiği gibi Kabatepe civarına çıkarma yaptığını anlamış ve komutanı Esat Paşa'ya saat 7.00 sularında bir not göndererek 57. Alay ve bir dağ bataryasını yanına düşmanın kuvvet ve durumunu anlamak üzere Kabatepe-Arıburnu yönüne acilen hareket etmekte olduğunu Tümen Kurmay başkanının karargahta bıraktığını bildirmiştir. Saat 8.00'de Bigalı deresini takiben (Bkz; Harita 2 (http://www.canakkale1915.com/anzak.htm)) Kocaçimen tepesine hareket etmiş. Saat 9.40'da Kocaçimentepesi'ne varmıştır. Asker yorulmuş olduğundan, varılan yerde 10 dakika mola vermiştir. Asker moladayken Mustafa Kemal durumu daha iyi değerlendirebileceğini düşündüğü Conkbayırı'na doğru birkaç subayıyla beraber hareket etmiş, Düz tepe yönünden (daha önce adı geçen 8. Bölük 1. Takım'dan geri kalan) 2 manga erin kaçmakta olduklarını ve hemen birkaç yüz metre arkalarından da Anzak askerlerinin kovalamakta olduğunu görmüş ve onları durdurmuştur. Erler cephaneleri bittiği için kaçmakta olduklarını söylemişler. Mustafa Kemal o an tarihi bir karar vererek erlere süngü takıp yere yatmalarını emretmiştir. Bunu gören Anzaklar da durup siper almışlar. Bu sırada Mustafa Kemal haber göndermiş ve 57. Alay yardıma yetişmişti. Askerlerimizi kovalayan Anzaklar 11. Tabur'dan idi ve komutanları Yüzbaşı Tulloch'du. Yüzbaşı Tulloch kendi günlüğünde o sabah Türk askerlerini kovalarken Conkbayırı tepesinde kurşun yağmuru altında dahi dimdik duran ve sağa sola emirler veren bir Türk subayı gördüğünü yazmıştır. Anlaşılacağı gibi, bu subay Mustafa Kemal'dir.
Gün içinde, Cesarettepe ve Kılıçbayır çevresinde cereyan eden çarpışmalarda Kılıçbayır (Baby 700) bir kaç kez el değiştirmişti. Mustafa Kemal 77. Arap Alayı'nı da yardıma çağırmış ve bu Alay Kavaktepe'ye yanaşmış muharebeye girmişti. Saat 13.30 civarında Mustafa Kemal Esat Paşa'dan izin alarak 27. Alayı da komutasına katmış ve tam koordinasyonu sağlamıştı.
25 Nisan akşamına kadar çok kanlı çarpışmalar oldu. 57. Alay saat 18 civarı Tüz tepeyi, 27. Alay Kanlısırtı, 77. Alay da Albayrak sırtını ele geçirdi. Bu çizgi Ağustos ayına kadar Müttefik kuvvetlerle Osmanlı kuvvetleri arasında sınır olarak kaldı.
Bilindiği üzere, her yıl 25 Nisan "Anzak Günü (Anzac Day)" olarak anılırken, 24 Nisan da "Ermeni Soykırımı Günü" olarak anılır.
Çok ilginçtir; 11. Tabur Batı Avustralya'dan gelen Anzaklar'dan oluşur ve muhtemelen 57. Alayımızı kovalayan bu taburdan birinin adı, Charles Naulty (https://www.aif.adfa.edu.au/showPerson?pid=220705) idi. Onun askeri kariyeri hakkında "ANZAC Heroes: Naulty, Charles (http://anzacheroes.com.au/anzac_heroes/naulty-charles/)" sayfasından bilgi alabilirsiniz.
Bir gün (21 Eylül 2014 Pazar, 03:06:02) Büyük Piramit'te çalışırken, Büyük Galeri'nin sonundaki Büyük Basamak üzerindeki Doğu duvarında onun adına rastladım (Not: Tam formatta görebilmek için resmin üzerine tıklayınız):
http://upuaut.t15.org/Pics/NC_1915.jpg (http://upuaut.t15.org/Pics/NC_FULL.jpg)
Tabii ki ben, bu ismi ilk gördüğümde hemen bu kişi olduğuna hükmetmedim; ancak uzun araştırmalar sonunda bulabildim. Yani ilk bakışta bu yazıttaki kişinin bir asker olduğu anlaşılıyordu ve Büyük Piramit'in tarihçesini bilenler için bu kişinin 11. Anzak Taburu'ndan olduğunu da hiç şüphe yoktu. Çünkü İngilizler, denizde başarılı olamamıştı ama kara savaşları için hani Mehmet Akif Ersoy'un "Çanakkale Şehitlerine (http://www.siir.gen.tr/siir/m/mehmet_akif_ersoy/canakkale_sehitlerine.htm)" şiirindeki,
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
pasajında dediği gibi, Gelibolu'ya dünyanın her tarafından asker taşıyordu. Şiirde geçen Ostralya (Avustralya) da bunlardan biri idi. Anlaşılan o ki, 11. Anzak Taburu hemen Gelibolu'ya sevkedilmemiş; Büyük Piramit (Kahire/Mısır) civarındaki bir kampta toplanma çalışması yapılmış ve oradan Gelibolu'ya sevk edilmişlerdir.
İşte 11. Anzak Taburu'ndan Charles Naulty de bu dinlenme esnasında adını yukarıda gördüğünüz şekilde adını ve orada bulunduğu yılı Büyük Piramit'in duvarına kazımış. Bu, tarihi bilmeyen ya da oyun sanan salaklara okkalı bir tokat niteliğinde bir cevaptır!
Baylar, bu iş biraz Çanakkale Savaşları'na kayacak gibi ama, 11. Anzak Taburu'nun, dolayısıyla Charles Naulty'nin Mısır'daki Hazırlık Kampı'ndayken ne yaptıklarını Charles Bean'in şu röportajında görebiliriz.
Bu askerler Avustralyalı’dır. (http://www.anzacsite.gov.au/2visiting/tr/trwalk_02ariburnu.html)
Çıkarma, Anzak Koyu, 25 Nisan 1915
http://www.anzacsite.gov.au/2visiting/images_walk/02_Image-001_lge.jpg
Anzak Koyu’daki çıkarmanın temsili versiyonu ilk defa Sydney Mail gazetesinde, 12 Mayıs 1915 günü yayımlandı. Bu, olayların Avustralya basınınında nasıl ele alındığını ortaya koyuyor. Ayrıca elde fotoğraf olmayışı sebebiyle, Avustralya basınının Gelibolu’nun arazisi hakkında arkadaşları ve aile fertleri orada savaşan okuyuculara nasıl fikir vermeye çalıştığını da gösteriyor. Bu çizim, tan vakti karaya çıkan Örtü Kuvvetleri’ni değil, gün boyu çoğunlukla Anzak Koyu’nda sahile çıkan takviye birliklerini temsil eder. Bunun beraberindeki başlıkta şunlar yazılıydı: “Gün boyu takviye birlikleri karaya çıktı (resimde gösterdiğimiz gibi) fakat koruyucu kuvvetlerin görevlerini mükemmel bir şekilde başarıya ulaşması, çıkarmanın iyi kamufle olmuş Türk keskin nişancılarının aralıksız ateşi dışında kesintiye uğramadan devam etmesine yol açtı.”, Çıkarma – Sydney Mail Gazetesi, 12 Mayıs 1915.
“Saat 07:17 – Birisi ufuk çizgisinde askerlerin olduğunu söylüyor ve ben teleskopumla onları görebiliyorum – bu noktada bir kaç ve biraz ileride ufuk çizgisi boyunca daha fazla asker var – vay canına, orada yığınla asker var. Bazıları ayakta duruyor, diğerleri tepenin üzerinde yürüyor, bazıları da oturuyor ve görünüşe göre konuşuyorlar. Bunlar Türk mü yoksa Avustralyalı mı? Türkler haki üniforma giyiyorlar, fakat bunların davranışları inanılmaz şekilde Avustralyalılara benziyor – sığır çobanları gibi rahat hareket ediyorlar. Onların ilerilerinde, sanırım daha yakında olan sırtta, uzun bir sıra halindeki askerler sessizce yakındaki tepede kazı yapıyorlar. Bir çok kere istihkamcıların Mena’daki çölde böyle bir sıra halinde kazdıklarını görmüştüm. Bunlar kesinlikle bizim askerlerin şapkalarının disk şeklindeki tepeleri. Hiç şüphem yok. Şimdi herkes biliyor. O askerler Avustralyalı, ve biz onları yakın sırtlarda, özellikle sağdaki plajdan yükselen dağ kolunda ararken, onlar ilerideki tepelerde ortaya çıktı. Omuzlarımızdan ne kadar yük kalktığını anlatamam. Bravo çocuklar, harika bir iş başardınız. Biz bu ferahlık ve coşkuyu daha önce de tattık, – Avustralya’nın, Sydney Kriket Saha’sındaki çok çekişmeli geçen bir maçı kazandığını gördüğümü hatırlamaktan kendimi alamıyorum. Sadece kesin olan şey – bu sefer zaferin sonuçlarının önemi çok daha büyük. Onlar, akşam gazetelerindeki tek bir yazıyla yenilgiye uğratılamayacaklar.
İşte oradalar! Askerlerimizin en uzaktaki tepedeki siluetleri ve işaretçilerin bayrakları plajın yukarısındaki tepeye çıkan yolun yarısında yoğun bir şekilde sallanıyor. Şimdi kıyıda hiç ateş edilmiyor. Burundaki toplar da ateş etmiyorlar. Görünüşe göre susturulmuşlar. O en sonuncusu bile. Hayır! Şu anda römorkör, bir dizi sandalı yedekte çekip, askerlerimizi önümüzdeki gemiye götürmek için kıyıya yaklaştığında köftehor tekrar ateş etti. Dört bacalı savaş gemisi hemen ona ateş açtı. Burundaki top sadece bir kez ateş edebildi. Şimdi bir başka dizi sandal yedekte çekilirken, yarı yolda top tekrar ateş etti. Dört bacalı savaş gemisi ateşiyle bu ateşi boğdu. Sadece bir kere ateş edip, top siperine çekilip fırtınanın dinmesini bekledikleri belli. Son mermileri, karaya çıkan bir grup askerin tam üzerine düştü gibi göründü. Acaba kimseye isabet ettirdiler mi? Diğer bir savaş gemisi, aynen dört bacalı savaş gemisinin kuzeyde yaptığı gibi burnun güney köşesinden kafasını çıkardı.
Sahilde ateş tekrar başladı. Askerlerimizin sırtın doruğunda, daha önce olmadıkları kadar sol tarafa ilerledikleri gözüküyor. Harika bir sabah, deniz çarşaf gibi ve güneş ışığında parlıyor. Uzakta, Gökçeada’nın ve Semadirek’in gri ve mavi kayalıkları ufuk çizgisinde asılı duruyor. Daha yakınında büyük gemiler ve pus örtüsünün dumanı duruyor [Charles Bean’in, 6 Temmuz 1915’te gönderdiği rapor, Commonwealth of Australia Gazette, sayfa.1281].
Burada kırmızı renkle vurguladığım yerde Charles Bean, istihkamcıların Mena'daki çölde çukur kazdıklarını söylerken, "Mena" dediği yer hemen Büyük Piramit'in yanındaki "Mena House" adı verilen büyük bir Hazırlık Kampı idi! Hatta bugün bile aynı adla bir Hotel vardır orada!
Arkadaşlar, önceki bir mesajımdaki Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale şiirinin bir kıtasındaki son mısrasının anlamı çok derin ve sitem doludur.
Sözkonusu bu mısraının Osmanlıcası şu şekildedir: "Hani, tâ'ûna'da züldür bu rezîl istîlâ!"
Sadeleştirilmiş şekli de şöyledir (1:41):
http://www.youtube.com/watch?v=5pKUCydr_s0 (http://www.youtube.com/watch?v=5pKUCydr_s0)
"Hani, veba mikrobunu bile utandırır bu rezil işgal!"
Burada "taun" veba hastalığı ve "zul" de alçalma ve alçalmaya layık olmak demektir. Açıktır ki, şair burada kinaye kullanmış. Yani bu sözü düşmana mı yoksa o anki Osmanlı yönetimine mi söylediğini meçhul hale getirerek büyük bir ustalıkla ifade etmiştir!
Bana sorarsanız, Vatan şairimiz,
http://www.youtube.com/watch?v=vXbKXqcmTSw
tartışmasından görüldüğü üzere, o anki Osmanlı yönetime göndermede bulunmuştur: Neden bu rezil işgale neden oldun, diye!
Aksi takdirde, Vatan şairimiz; "Hiç ibret alınsaydı Tarih tekerrür eder miydi?" sözünü boşuna söylemezdi!
Dialectics
16-04-2015, 08:29
Dün AP'den bir zat çıkmış "tarih, üzerine siyaset yapılacak bir alan degildir" diyor. Madem öyle Fransa da cezayir soykırımını kabul ettigini açıklasın. Ne bileyim ABD örnegin işlediği savaş suçları için kalksın japonya dahil tüm diğer mağdurlara tazminat ödesin. Yani Avrupa parlamentosunun tek yaptığı aslında tarih üzerinden siyaset. Maadem soykırım konusunda bu kadar hassastılar 100 yıldır neredeymis akılları. Bir seyin tarihsel gerçeklik olması için 100 yıl mı gerekiyor.
blackwater
16-04-2015, 08:57
Dünya kamuoyunun ve beyni olan herkesin geçmiş ile ilgilenmek yerine dünyanın güncel sorunlarıyla ilgilenmesi gerekiyor.
Tarih boyunca birileri birilerini katletmiş. Bugün bunun halen devam ediyor olmasıdır insanların sorunu.
varsa soyu kirilan 1.5 milyon ermeni!! suclusu donemin emperyal gucleri rusya ve fransadir.
hani bir soz vardir. ayaklanmacilar icin kullanilan
"mevcut rejimi degistirebilirsen devrimci, degistiemezsen terotist olursun.." gibi
bu ermeni sorunuda bunun gibi birsey. anadoludan turkleri sökup atip buyuk! ermenistani kurabilselerdi buyuk kahraman olacaklardi o sozde soykirima maruz kalmislar!! olmayinca soykirim teraneleri...
bu soykirim meseleside olmasa dunyada ermeni diye bir halk varmi ermenistan diye bir devlet varmi bilemeyecegiz!!
bu soykirim meselesini birazda reklam amacli kullaniyorlar diyede dusunuyorum...
Wikibedi.1948 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1948)’de Birleşmiş Milletler (http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler) Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS) (http://tr.wikipedia.org/wiki/Soyk%C4%B1r%C4%B1m_Su%C3%A7unun_%C3%96nlenmesi_ve_ Cezaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1_S%C3%B6zle%C5%9Fme si) hukuksal bir tanımı bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.” şeklinde tanımlar.[1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Soyk%C4%B1r%C4%B1m#cite_note-1)
Bu sözleşmenin 2. ci maddesine göre 3 soru sormak gerekir.
1- doğu ve güney doğu anadoluda yaşamış olan ermeniler nerde niçin yaşam alanlarını terk ettiler.
2- Bu bölgeleri terk etmek zorunda kalan ermeniler yaşadıkları zamanda hengi devletin vatandaşı idi.
3-Bu vatanı terk eden ermeni vatandaşların mülkleri nerden kimlerin eline geçmiştir.Bu mülkleri bu vatandaşlar kendi rızası ilemi değiştirdi (sattı) yoksa cebren el mi kondu kimler bu cebir işinin içinde.
Bu sorulara yanıt bulduğumuzda soy kırım mı değil mi cevaplarını bulmuş olacağız.
Mesele AP nin probaganda maksadı ile karar çıkarması değil bizim komşularımızın akıbetidir.
Yoksa bu karara imza atan Avrupalılar bu günahların 100 katı büyüklüğünde günahları var.
Vefik Sami
16-04-2015, 11:23
15.04.2015 20:37.
Avrupa Parlamentosu'nda "Ermeni soykırımı" tasarısının kabul edilmesinden sonra Dışişleri Bakanlığı'ndan jet yanıt geldi.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "kararı ciddiye almıyoruz" denildi.
Avrupa Parlamentosu'nun 'Ermeni Soykırımı' tasarısını kabul etmesinin ardından Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklama şöyle: "Avrupa Parlamentosu yeniden tarih yazmaya heveslendi. Bu kararı ciddiye almıyoruz. Avrupa Parlamentosu kabul ettiği kararla, zamanında uluslararası hukukla bağdaşmaz şekilde ve yetki alanını aşarak yapmış olduğu hatayı tekrarlamıştır"
1980'lerde eylemlerine yeni başlayan PKK da ciddiye alınmamış idi. Otuz küsür senedir süren adı konmamış savaşın açtığı yaraları - ölümler, acılar ve bu millete olan ekonomik mâliyet - görünce ben de "ciddiye almıyoruz" diye höykünenleri ciddiye almadım.
Bu ülkede insanlar ne çektiyse; çapsız, niteliksiz, basîretsiz, cukka'yı kapma dışında bir derdi olmayan siyâsetçi bozuntularından çekti. Bir otomobili yok etmenin çeşitli yolları var. Uçurumdan atarsın, yakarsın, bomba ile havaya uçurursun. Fakat en emin ve etkili yollardan birisi de, hiç otomobil kullanmamış, kullanmayı bilmeyen birine vermek. Ya bir süre sonra kaza yapar, ya da kıymetini bilmeyip, hor kullanır ve araç, araç olmaktan çıkar. Otomobil'in hıurdaya dönmesi noktasında hiç kimse de sizi suçlamaz.
623 yıl boyunca teokratik, mutlakiyet ile yönetilmiş bir halka "Egemenlik milletindir" dediğinizde, o halk 'sudan çıkmış balık" gibi olur. Devlet yöneteyim derken kendi kendini yemeye başlar.
***
Roma henüz bir şehir devleti iken barbarların saldırısına uğrar. Romalılar yüklü bir miktar servet ödeyip canlarını kurtarmak için anlaşma yaparlar. Ancak; barbarların komutanı Romadaki zenginliği görünce, başlangıçtaki anlaşmaya uymaz ve daha fazla ister. Romalılar itiraz edecek olurlar.
- Ama bu yaptığımız anlaşmada yoktu ?
Barbarların komutanu dünya durdukça hiç değişmeyecek bir kuralı haykırır; yenik/ezik Romalılara...
- Vay, mağlûpların hâline !...
***
Gâlipler aslâ hesap vermez.
Raymond Kevorkian, Ermeni Soykırımı
Pahalı değil, alın okuyun. "Adamın soy ismi beni kıllandırdı, tatmin olmadım" derseniz dipnotlardaki kaynakları da okumayı deneyin. Tabi ömrünüz yeterse.
Vefik Sami
16-04-2015, 13:27
Avrupa parlamentosunda kabul edilen "soykırım" tasarısı için hükûmet kanadından ilk açıklama gelir.
"Ciddiye almıyoruz."
*
Bir gazetenin internet sitesinde hem bu husus, hem de Etyen Mahçupyan'ın başbakanlık baş danışmanlığından "yaş haddi" sonrası "emekli" olması ile ilgili haberlere, bizim "Necip Millet"in 'güzide'(!) evlâtları şu yorumları yapar.
- Sahtekâr yalancılar. Biz soykırım yapmadık.
- Siz kendinize bakın. Yahudiler, Kızlderililer, köle ticâreti vs.
- Biz; Ermeniler ile 1000 yıldır kardeşçe yaşadık/yaşıyoruz.
Hemen akabinde, Hırant Dink ve Etyen Mahçupyan için şu "iltifat"lar sıralanır.
- Vatan hainleri.
- Ermeni tohumu.
- Uslu dur lan köpek vs. vs.
Sâdece iki Ermeni'nin "aykırı" sözlerine dayanamayıp, birini katleden; diğeri için ağıza alınmayacak hakaretler savuranları görünce, bu insanların soykırım yapacak kadar kaba/görgüsüz/hazımsız/zır câhil ve barbar olmadıklarına kanâ'at getiriyor insan.
Evet, evet.
Biz aslâ soykırım yapmadık.
Rahat durmayan Ermeni keferesine karşı "mücâdele" ettik.
*
Ulan vaktiyle bir halt yemişiz.
Hiç olmazsa, yaptığınız işi adam gibi savunun be !...
En azından gerekçeler üzerinde yoğunlaşın.
Yüzünüzü örtmeye çabalarken götünüzü açıyorsunuz.
Birinci paylaşım savaşını çıkarıp, menfa'atleri doğrultusunda, etnik kimlikleri bağlı oldukları devletlere karşı kışkırtanların hiç mi suçu yok ?
Vaktiyle çıkarları için milyonlarca insanın ölümüne ortam hazırlayanlar; şimdi çıkmışlar "âdil yargıç" pozunda sözüm ona adâlet istiyorlar.
*
Tutturmuşuz bir ezber.
"Binlerce yıllık devlet geleneği" vs. vs...
Hadi oradan !...
Binlerce yıl Türk toplumu hanedanlar tarafından yönetildi.
Osmanlı devrinde ise en mühim memuriyetler, devşirmelerin elinde idi.
Türkler devlet yönetmeye Gazi Paşa Hazretleri öncülüğünde başladı.
Ama O'nun da ömrü kısa oldu.
Devrimler tam temel bulamadan göçüp gitti.
Sonrası da ortada...
Ermeni Soykırımı, en haşmetli dönemlerinde İslamı referans alan bir devletin, seküler bir yapıya geçiş sürecinde yitirdiği insani ve vicdani değerlerinin yerine sekülerizmin öngördüğü kaba bir pragmatizm ve ırkçılığın entegre edilişinin bir sonucudur aslında...
Türkler, İslamiyet öncesi mensup bulundukları göçebe, vahşi ve ilkel hayat tarzlarını, Osmanlı Devleti'nde ki İslam karşıtı akımların güç kazanması ile birlikte yeniden benimseme eğilimi göstermişlerdir. Bu da İmparatorluktaki Türk olmayan Ermeni, Rum ve Arap gibi unsurlara yönelik baskı ve şiddet politikalarının bir devlet siyaseti olarak benimsenmesi sonucunu doğurmuştur. Bu siyasetin doruk noktası ise 1,5 milyon Ermeni'nin insanlık dışı bir şekilde katli olmuştur ki bu süreci planlayan ve bizzat uygulayanlarda bunu Türklük adına, onun çıkarları için yaptıklarını söylemişlerdir. Bu bakımdan Ermeni soykırımının asıl müsebbibi, Türk kimliğinin bizatihi kendisidir ki bu gerçek görmezden gelinerek sorunun çözümü asla mümkün olamayacaktır!
Vefik Sami
16-04-2015, 14:05
Bahadir91;
Hiç bir bilgi/belge ve kaynağa dayanmadan üfürüyorsun. Tam tâbiriyle "İşkembe-i Kübrâ" dan salllıyorsun. Osmanlı devletinin son döneminde yönetimde ittihaçlıların "hâkim" görünüyor olması, senin bu abuk-subuk iddiaların için gerekçe oluşturmaz. İttihatçılar, artık Ümmet ya da Osmanlıcılık gibi kavramlarla devletin ayakta kalamıyacağını görüp; devleti, yine devletin temeli/asli unsuru olan Türk kimliğine dayandırmaya çabalamışlar. Bunda, hem devlet yönetim mantığı, hem de o dönem konjonktür'ü açısından bir yanlışlık yok. Kaldı ki; ittihatçı fikirlerin devlet yönetiminde etkin olması, o dönem tüm Türk Milletinin de aynı bilinçte olduğu anlamına gelmiyor. Maalesef, Atatürk'ün tüm gayretlerine rağmenü biz henüz Millet olmayı başaramadık. O şuuara ulaşamadık. Millet olmak demek; Milliyetçi olduğu iddiasındaki parti ya da partilerin kuyruğuna takılıp, onların sözcülüğünü/borozanlığını yapmak demek değil.
Kerâmeti Wikipedia'dan menkûl, aslı-astarı olmayan uyduruk metinleri hareket noktası yapacağına, aç biraz tarih oku. Birinci paylaşım savaşı öncesi, İngiltere ve Rusya Osmanlı devletini kendi aralarında paylaşma noktasında anlaşır. Bunu iyi bilen Osmanlı, Rus oyununu bozmak ve İtilaf devletleri safında yer almak için çok uğraşır. Ama boğazlarda gözü olan ve İngiltere ile anlaşan Rusya'nın muhalefeti nedeniyle başarılı olamaz. Almanya'nın yanında savaşa katılması ise bir tercihten ziyâde mecbûriyettir.
I. Paylaşım savaşı dışında kalmış bile olsa, Osmanlı tek başına bu saldırılara muhatap olduğunda ne yapabilirdi ki ?
Eldeki tek çıkar yol; Almaya ile birlikte mücâdele etmekti.
1915 tehciri ve sonuçları bir "Türklük/Türk Milliyetçiliği" siyasetinin sonucu olmayıp, tamâmen savaş koşullarının dayattığı bir durumdur. Bunu Ermenilerin öldürülmesini "meşrû" gösterme adına yazmıyorum. Ölümler ile Türk Kimliği/Milliyetçiliği arasında bağ kurmaya çabalayan afâki, mesnedsiz hezeyanlarının saçmalığını gösterme adına yazıyorum.
Bu yazdıklarına eminim kendin de inanmıyorsun.
Çünki; üslûbun, cümle kuruş biçimin, kelime ve kavramlara, konuya olan hâkimiyetin, reelde bir baltaya sap olamayıp, sanalda "adamlık" taslamaya çabalayan lise terk/kifâyetsiz müsterih sokak kabadayılarının üslûbuna hiç benzemiyor.
Benzemiyor da;
Bütün bunları neden yazıyorsun; onu anlamıyorum.
Dialectics
16-04-2015, 14:05
E....
Türkler, İslamiyet öncesi mensup bulundukları göçebe, vahşi ve ilkel hayat tarzlarını, Osmanlı Devleti'nde ki İslam karşıtı akımların güç kazanması ile birlikte yeniden benimseme eğilimi göstermişlerdir. Bu da İmparatorluktaki Türk olmayan Ermeni, Rum ve Arap gibi unsurlara yönelik baskı ve şiddet politikalarının bir devlet siyaseti olarak benimsenmesi sonucunu doğurmuştur. B...
Yahu arkadaş, sen bilmiyor musun ki islâm'ın cihat felsefesi o zamanki yayılmacı politika güden Osmanlı'nın işine gelmiştir? Cennet ve huri vaadiyle güdülemek suretiyle yeni ecnebi toprakların fethinin yolu açılmıştır? Hatta ve hatta sırf sünniliğin aleviliğe karşı Yavuz döneminde desteklenmesi, alevilerin katli için fetva bile çıkarılması sırf sünniliğin yayılmacı, işgalci devlet politikasına daha uygun olmasındandır.
Israrla ikidir İslam sayesinde vahşi Türkler ılımanlaştı, yumuşadı vb. gibi abuk mesajlar veriyorsun. Nasıl ki bedevi, göçebe Araplar islamın cihat felsefesini başkalarının mallarını, kadınlarını vb. gasp etmek için hak olarak gördüyse, Osmanlı da İslam'ı aynı amaç için kullanmıştır. Yani İslâm devlet politikasına meşrutiyet kazandırma aracı olmaktan başka bir şeye hizmet etmemiştir. Barış filan sağladığı safsatası senin kendini kandırmandır.
spartacus
16-04-2015, 15:30
1915 tehciri ve sonuçları bir "Türklük/Türk Milliyetçiliği" siyasetinin sonucu olmayıp, tamâmen savaş koşullarının dayattığı bir durumdur. Bunu Ermenilerin öldürülmesini "meşrû" gösterme adına yazmıyorum. Ölümler ile Türk Kimliği/Milliyetçiliği arasında bağ kurmaya çabalayan afâki, mesnedsiz hezeyanlarının saçmalığını gösterme adına yazıyorum.
Savaş koşullarının dayattığı durum değildir. Sizin bu yaklaşımlarınız; Osmanlı'da alevilere zulmedilmedi, alevi katliamları hiç olmadı, bunlar dönemin koşullarının dayattığı durum denilen inkar politikası ile aynı düzlemde ve tiranların çıakarlarını savunmak, alet a da kurban olmak düzleminde.
Olayın iç yüzü, Osmanlı Balkan savaşlarını kaybetti. Ve o süreç sonrası ise Osmanlı'da 1908 Devrimi var. 1908 devrimi önderliğinde Ermeni ve Rumlar etkin, zira eğitim ve kültür yönünde olduğu kadar, gelişmekte olan kapitalizmi ve monarşiye karşı duruşuda ağırlıklı olarak bu kesimler temsil ediyordu.
Kısa süre sonra faşist İttihat Terakki darbe yaparak Meclisi bastı! (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bâb-ı_Âli_Baskını)
Bakın bakalım perde gerisinde kimler rol oynuyor ve Avrupa Maceralarıyla Osmanlıyı Avrupada bitiren İttihat Terakki nasıl güç kaybetmiş.
Tarihi objektif okumak gerekir. Nasıl ki Osmanlı'da alevi katliamları gün be gün ortada ise ve nasılki altında yatan gerçekler mezhep ya da şu bu ayrımı değil, egemen siyasetin çıakrları ise! ve nasıl ki asimilasyon süreci yüzyıllarca sürmüş ise ve nasıl ki Anadolu'da nüfus oranlarında çoğunluk alevi iken bu gün azınlık konumuna gelmiş ise(2/3 oranında yok etme, dağlara sürme sonra dağlarda insan avları, asmilasyon vb) temelde yatan asıl gerçek kırımlardır.
En basit dille ifade ediyorum, düdüğünün düdüğü dediğimiz, dolalının, dolaylısının, dolaylısının, dolaylılarını yazışmak pek bir anlam ifade etmiyor. Zira bu tür olayların temeli daima basit düşüncelerle atılır, perde gerisi çok basittir. Örneğin günümüzde iktidar partisi, seçimlerde Oy hırsızlığı yapmıyor mu? Trafolara kedi girmiyor mu? Seçim dönemlerinde milliyetçi oyları çekmek için bayrak provokasyonları, daha yeni Ağrı porvokasyonları gibi provakasyonlara imza atıp, ardından dör koldan TV ere çıkıp hamasi nutuklar atmıyorlar, yer yer kıyamet senaryoları yazarak kendilerini Mesih ilan etmiyorlar mı? Bu tür siyasi çıkar odaklı yapılan operasyonlar döneme, koşula göre mikrodan, makroya değin bir yelpazeyi kapsar.
İttihat Terakki 1908 devriminin ve Balkan yenilgisinin intikamını aldı, günden güne İttihat Terakkinin faşist politikaları sönümlenmeye, etkisini kaybetmeye başlamıştı, yeni kıyametler İttihat terakki'yi tekrar zorunlu/gerekli kılabilirdi(Bu gün PKK olmasın, kıyamet senaryoları ve PKK bağımlısı politikası olan MHP oylarının %70 civarını kaybeder). 1908 devrimi İttihat Terakki'nin monarşi koşullarını kullanarak sürdürdüğü tiranlığa darbe vurdu ve devamı İttihat terakkinin tiranlıkla yönetmesi koşullarını ortadan kaldıracaktı. Ayrıca Balkan savaşlarında malup olanlar, dönüp kendi yurttaşlarını coğrafyadan silerek sözde önlem aldı aslında bu önlem değil, siyasi çıkarları uğruna giriştikleri provakasyonlarla başladı/beslendi. Faşizm daima düşmana ihtiyaç duyar, daima kıyamet alametleriyle ayakta durur, yerlerini daima iç ve dış düşman edebiyatı, kendilerini ise -ki genelde kendileri de emperyalist ülkelerin köpekleridir, Enver Paşa-Almanya gibi- kahraman konumuna yerleştirirler(ne gariptir ki sözde anti-emperyalist olduğunu iddia edenler de bu köpeklerin siyasetini herkesten daha fazla savunurlar, ilk kurbanlardır, zira zayıf karınlarından, ırkçılık, mezhepçilik vb etiket siyasetinin köleliğinden vurulmuşlardır ve tam aksine emperyalistlere hizmet ederler(Türkiyede 1950 sonrası bu ve benzerlerinin Amerikaya olan kirli bağlılıkları ve sayelerinde üslerden, nükleeer füzelere, ülkenin sömürge haline gelmesine açtıkları yollar gibi)... Neyse
1. Dünya savaşı 1914'dür, İttihat Terakkinin faşist strateji ve taktikleri 1908-1911 dönemlerini kapsar, sonraki dönemler ise uygulama süreçleridir. Ermeni, Rum ve Süryanilerin coğrafyadan silinerek böylelikle İttihat Terakkinin nüfuz alanlarının ve hakim olduğu coğrafyanın homojenleştirilmesi, 1908 Devrimine karşı, karşı devrimin zaferi, meclisin işlevsizleştirilmesi ve tekrar işlev, örgütlülük zeminin yok edilmesi(daha aydın-bilinçli Ermeni, Rum toplumlarının sürülmesi-yo edilmesi-silinmesi), İttihat Terakkinin kaybettiği prestiji geri kazanması, konjonktürel olarak farklı mezhep ve ulusları öteden beri tehdit olarak görmeleri(bezirgan saltanatları homojenlik üzerine kurulu), kıyamet alametleri ve provakasyonlara olan gereksinimleri, Almanya ile girdikleri işbirlikçi ilişkilerin stratejisi(dikensiz sömürü bahçesi yaratak) vb.vb.
Tansu Çiller 1990'larda seçim yaklaştığında "Bayrak inmez Ezan susmaz!" diye bağırıyordu, bu provokasyonların başlatılmış ve düğmeye basılmışlığın göstergesi idi.. Halkı gaza getirerek bir anda gündemleri değiştirmek, kıyamet alametleri yaymak, ardından da korkmayın çünkü ben varım nutuklarıyla kitleyi çaresiz kendine bağlamak! Gayet basit taktikler ve tiranlar bu tür taktiklerde suya, sabuna bile dokunmaz, çünkü toplum içerisinde etiketle kölelştirilmiş binler, milyonlar vardır, 2-3 söz ile ayağa kaldırılabilir, kolaylıkla sevk edilebilir, güdülebilirler....
İttihat Terakki kendi varlığı için, Osmanlıyı bitirmiştir, kendi etkinliği için Coğrafyayı bitirmiştir, kan gölüne çevirmiştir, bunların savunulacak hiç bir politikası, eylemi, yanı, yönü yok. Ermeni soykırımı sürecide İttihat terakkinin intihar ya da parlak hegomanya-tiranlık adına işleyen sürecidir ki 1.Dünya savaşı İttihat Terakkiyi tiranlıktan etmiştir, lakin stratejik-taktik politikaları-darbecilik ise halen devranılan miras olarak sürmektedir... Örn: Teknoloji, basın-yayın çağında bile, Çarkın'ın itirafları da güncel olarak okunmalı.
Önemli Kaynak! Ne için?? Birileri çıkıp hamasi nutuklarla oy-güç toplasın, bu ve benzer hengamelerle ülkeyi fersah, fersah peşkeş çekebilsin, ekonomi-politik çıkarlar edinsin (http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=7352&haberBaslik=O+BEBEĞİ+BİZ+ÖLDÜRDÜK!&action=haber_detay&module=nuce)
Kaynak 1 (http://www.ensonhaber.com/ayhan-carkinin-itiraflari-tuyler-urpertici-2011-12-28.html)
Kaynak 2 (http://www.sabah.com.tr/gundem/2014/07/11/ayhan-carkindan-olay-yaratacak-aciklamalar)
Ve sorulmalı
Kimlerin işine yarıyor, kimlerin çıkarlarına hizmet ediyor? Bu politikalara kimler Kurban oluyor, nereleriyle(nerelerinden çengele asılıyorlar)?
Ermeni soykırımı yaşanmıştır, bunun reddi o gün olduğu gibi bu günde anlayışın birilerine teslimiyeti olur, kabulü ise zarar değil yarar sağlar ve heleki perde gerisinin aydınlatılması günümüz tiranlarını da deşifre eder! Osmanlı da alevi katliamlarının kabulü, nasıl ki günümüz insanlarına yaşanmış bir gerçeklik olarak yansır ve insanların birbirini anlamaları, birlikteliği güçlendirirse, tüm diğer kırım-soykırımların bilince edilmesi de aynı olumlu süreci işletir.(hala günümüzde Osmanlının alevi politikaları sürmektedir, değil mi!? Aleviler şöyledir, böyledir vs! (http://www.demokrathaber.net/genclik-egitim/din-ogretmeninden-cocuklara-banyoya-ciplak-girmeyin-cinler-musallat-olur-alevi-olan-el-kaldirsin-h47689.html), İttihat terakki'de günümüzde derin devletin ta kendisidir ve sürmektedir ki bu minvalde baktığımızda şu din öğretmeninden farklı olduğunu sanabilecek(!) kaç kişi var?!). Alman halkı şu anda Nazizme geçit vermemekle toplum sağlığına nasıl olumlu etki ediyorsa, aynısı başka coğrafyalardak toplumlar içinde geçerli.. Türkiyede Tiranlık direniyor, meselenin zöü bu ve direndikleri sürece bu tür aletleri, silahları çıkarları uğruna kullanabilecekler. Tiranlar için bölünmüşlük, düşmanlık, kin, nefret toplumları daim olmalı, diri olmalı -ki tiranlığı sürsün.
Yani inanılır gibi değilsin, spartacus!
Sana İttihat ve Terakki'nin nereden ve neden ortaya çıkmış olduğunu Mehmet Akif Ersoy anlatsın:
"Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdad (kirli istibdad devri)
Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd (kirli bir hatıra)
Diyor ecdadımız makberlerinden (kabirlerinden) Ey sefil ahfad (oğullar)
Niçin binlerce masum öldürürken her gelen cellad,
Huruç etmezdi (çıkmazdı) mezbûhane (ümitsiz bir çırpınışla da) olsun birferyad?
O birkaç hayme (çadır) halkından cihangirane (dünya çapında) bir devlet,
Çıkarmış, bir zaman dünyayı lerzân etmiş (titretmiş) millet;
Zaman gelsin de görsün böyle dünyalar kadar zillet,
Otuz üç yıl devam etsin, başından gitmesin nekbet (felaket)...
Bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!
Semâ peyma iken râyâtımız (gökte dalgalanırken bayraklarımız) tuttun zelil ettin;
Mefahir bekleyen abadan evladı hacil ettin (babalarından övülecek işler bekleyen çocukları utandırdın);
Ne âli (yüce) kavm idik; hayfâ (yazık) ki sen geldin sefil ettin;
Bütün ümmîd-i istikbali artık müstahîl ettin (bütün gelecek ümidini artık imkansızlaştırdın);
Rezîl olduk... Sen ey kâbus-i huni, sen rezîl ettin!
Hamiyyet gamz (gayret ifâde) eden bir pak alın her kimde gördünse,
"Bu bir cani" dedin sürdün, ya mahkum eyledin hapse.
Müvekkel eyleyip casusu (hafiyelerini vekil edip) her vicdana, her hisse.
Düşürdün milletin en kahraman evladını ye'se (ümitsizliğe)...
Ne mel'unsun (ne lanetlisin) ki rahmetler okuttun ruh-i İblis'e!
Değil kâbusun artık, devr-i devlet intibahındır. (Şimdi artık senin kabusun değil, uyanıklık devrindir)
Gel ey nazende (nazlı) hürriyet ki canlar ferş-ı râhındır (yoluna sergidir).
Emindir mevki'in: En pak vicdanlar penahındır (sığınağındır).
Serapa mülk-i Osmanî müeyyed taht-gâhındır (Bütün Osmanlı ülkesi senin sağlam tahtındır)
Serîr-ârâ-yı ikbâl ol ki: Bir millet sipahındır. (Yücelik tahtını süsle ki: bir millet askerindir)"
Burada açıktan olmasa da gizliden gizliye II. Abdülhamid'e çatan ve hürriyete çağrılar yapan Mehmet Akif, bir başka yerde de bu defa direkt hakaret yoluyla istibdadın sahibini eleştirmektedir:
"Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek.
Otuz üç yıl bizi korkuttu 'Şeriat' diyerek."
Bu son beyti tarihçimiz Sinan Meydan, yakın bir zamanda "Gizlenen Mehmet Akif Ersoy"u açığa çıkartmak, dolayısıyla Şekil A'da görüldüğü gibi,
http://www.youtube.com/watch?v=vXbKXqcmTSw
din kisvesi altında medyada atıp tutanlara hatırlatmıştır!
Bilirsiniz, Mehmet Akif Ersoy'un "Safahat" adlı bir şiir kitabı vardır ve bu şiirler orada yer alır. Ama kaç kişi bu kitaptaki Osmanlıca Türkçesiyle yazılmış bu şiirleri hakkıyla anlayabilmiş ve tartışabilmiştir?
İşte tarihçimiz Sinan Meydan'ın yaptığı şey, bu idi. Yani Mehmet Akif Ersoy'un gizlenen düşüncelerini ortaya çıkartmak ve yüzlerine vurmak idi!
Bu arada, aynı oyun (ayetlerin gerçek anlamları gizlenip parantezlerle sulandırmak ya da olduğundan farklı anlamlara büründürerek kafaları allak bullak etme oyunu) KURAN'da da oynanmaktadır ve saf halk gerçekler yerine zahirine itibar etmektedir.
spartacus
16-04-2015, 17:51
Upuaut ne demek istediğin, neye göre dediğin, ne anlattığın belli değil. Özü İttihadı Anasırdır o da üst kimlik olarak Osmanlıcılıktır ve bu yapı 1800 lü yıllarda Osmanlığı temsil eden belirli bir askeri vesayetle örgütlenen, temsil eden(kraldan ziyade kral!) bir yapı haline geldi(padişahlar ise bu yapıların kuklaları), açık siyasi tarafına ise zaten hiç girmedim. İttihadı Anasır Osmanlıyı daha doğrusu imparatorluğu kurtarma-işlevselleştirme projesi-stratejisi idi, lakin tipik Alman Nazi stratejisi, politikaları ile örtüşen türden taktiği ile başarılı olamadı.
İttihat Terakki öteden beri söz, yetki, karar organları oluşturmak için mücadele etmiş, kazanmış, ancak bir şartla, o kurumların başında yine kendilerinin bulunması koşuluyla(askeri-sivil yönetim, kısaca kendileri için kurumlar, organlar olması çerçevesinde). İttihat Terakki'nin stratejik olarak gerçekliğe tam anlamıyla ete kemiğe büründüğü ülke, görünürdeki dostları Almanya oldu.(Açık siyasete girmediğimi ise belirtmiştim).
Vefik Sami
16-04-2015, 18:14
Sn. spartacus;
Emeğinize acımıyor, epey detaylı yazıyorsunuz.
Yazarken detaylara inecek düzeyde gösterdiğiniz dikkati, umarım mesajları okurken de gösterirsiniz.
Osmanlının Aleviler üzerine geliştirdiği politikayı, Ermeni meselesi ile bağdaştırmak; hangi aklın, hangi tarihsel birikimin ürünüdür ? Bu işler, bir kitlenin karşısında geçip marksist nutuklar atmaya benzemez. Muhatabınızı kendi algı ve anlayışınız üzerinden "mahkûm" ediyorsunuz; dikkat edin lütfen !...
Benim "Ermeni soykırımı olmadı" şeklinde bir beyânım var mı ? Ermenilerin I. II. meşrutiyet içerisindeki pozisyonlarını gerekirse tartışırız. Benim itirazım; Ermeni katliamı arkasında bir "Türk milliyetçiliği" fikri yattığı şeklindeki hezeyanlaradır. Bunu iddia eden iddiasını ıspatı ile mükelleftir. Türk-Ermeni arasında, ucu soykırıma varacak kin, garez ve husûmetlerin pompaladığı terihsel bir birikim/gerçeklik yoktur. Katliam büyük ölçüde yağma-talan ve rant üzerine gerçekleşti. Ermenilerin terk etmek zorunda kaldıkları taşınmazlar bu gün Türkiyenin dış börçlarını dört-beş defa ödeyebilecek değerde.
Kendi adıma Ermenilere yapılanları inkâr ediyor değilim. Ama bunu bir kör Milliyetçilik üzerinden politik istismar malzemesi haline getirenler, tarihsel kanıtlarını da göstermeliler. Süslü cümleler ve afaki ithamlara karnımız tok.
1915 tehciri ve sonuçları bir "Türklük/Türk Milliyetçiliği" siyasetinin sonucu olmayıp, tamâmen savaş koşullarının dayattığı bir durumdur. Bunu Ermenilerin öldürülmesini "meşrû" gösterme adına yazmıyorum. Ölümler ile Türk Kimliği/Milliyetçiliği arasında bağ kurmaya çabalayan afâki, mesnedsiz hezeyanlarının saçmalığını gösterme adına yazıyorum.
Öncelikle bir hususu belirtmenin meselenin esasının anlaşılması bakımından fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum ki o da Ermeni milletinin, Osmanlı Devleti'nin yurttaşları olduğu ve söz konusu devletin, vatandaşları olan Ermeni halkına karşı sorumluluklar taşıdığıdır. Yani Ermeni ulusu, bir düşman ya da yabancı değil, bizzat Osmanlı devletinin vatandaşları konumundadır. Ayrıca Ermeniler, Anadolu'nun kadim bir halkıdır ki bu topraklar üzerindeki mazisi, 1071 ile Anadoluyu talan ve istila eden göçebe Türklerden eskiye dayanır.
Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı sırasında bir isyan halinde bulundukları ve silahlanarak Osmanlı Devleti'nin kolluk güçlerine karşı saldırılar düzenlediği iddiası ise herhangi bir gerçekliğe dayanmayan, Kemalist tarih yazıcılığının dezenformasyonudur sadece... Zaten 1914 Temmuz ayında Erzurum'da toplanan Taşnaksütyun kongresinde Osmanlı Ermenileri, ülkelerine yönelik vazifelerini yerine getirecekleri taahhütünü vermişlerdir ki bu doğrultuda yüz binlerce Ermeni gencide Osmanlı ordularına katılmıştır. Fakat bu zavallı gençler, Amele taburlarında insanlık dışı şartlarda çalışmak ve yaşamak zorunda kalmış, daha sonrada soykırım sürecinin bir safhası olarak toplu halde katledilmişlerdir. Zaten eğer Ermeniler silahlı olsalardı, tehcir maskesi altına gizlenen soykırım süreci bu kadar kolay bir şekilde tatbik edilemez, Ermeniler yaşadıkları topraklardan bu kadar kolay bir şekilde koparılarak, imha edilemezlerdi.
Sonuç olarak Ermeni soykırımı, Türklüğün mazisindeki insanlık dışı karanlık safhalardan sadece birini teşkil etmektedir ki buna benzer olayların pek çok misalini Türk'ün tarihinde görebilirsiniz. Bu bakımdan tüm bu trajedilere rağmen, bu suçların müsebbibi olan Türk kimliğini, önüne ''ne mutlu'' şeklinde ifadeler getirerek benimsemek, bir bakıma Ermeni soykırımı ve ona benzer trajedileri onaylamak, hatta bu olayların suç ortaklığını ve sorumluluğunu sahiplenmek anlamına gelmektedir.
''Ermenilere soykırım yapılmıştır''
''Ermenilere soykırım yapılmamıştır''
Bu iki cümle de dogmatiklik bakımından ve bilimsel bulgularla henüz kesin olarak doğrulanamamış olmak bakımından birbirinden altta kalmayacak cinsten cümlelerdir.
Tarihi olayları tarihçilere bırakalım.Devletlerin bu bağlamda tek vazifeleri,alanında uzmanlaşmış ve olaylara objektif bakabilen bilim insanlarının önünü açmak,serbest ve uygun bir çalışma zemini oluşturmaktır.
Bakalım, beğenecek misiniz?
İsmail Türüt, Feshane'den sesleniyor!
http://www.youtube.com/watch?v=ojJ5_Q4sDOk (https://www.youtube.com/watch?v=ojJ5_Q4sDOk)
spartacus
17-04-2015, 02:24
Kendi adıma Ermenilere yapılanları inkâr ediyor değilim. Ama bunu bir kör Milliyetçilik üzerinden politik istismar malzemesi haline getirenler, tarihsel kanıtlarını da göstermeliler. Süslü cümleler ve afaki ithamlara karnımız tok.
Kör milliyetçilik demedim, süslü kelimeleri de hiç kullanamdım, politik literaütürüdahi kullanmadım, gündelik konuşma diliyle kaba hatlarıyla yazdım, çünkü toplum olarak biz bilimsel ya da kültürel dilden anlamıyoruz, biz kaba, saba dilden anlıyoruz! Siz aynen şu ifadeye yer verdiniz; "1915 tehciri ve sonuçları bir "Türklük/Türk Milliyetçiliği" siyasetinin sonucu olmayıp, tamâmen savaş koşullarının dayattığı bir durumdur." Bende ifade ettim ki, süreç 1. Dünya savaşıyla başlamış ya da ilgili değil Tarihe bakınız! 1885, bundan sonra Osmanlı kendi içine operasyonlara yöneliyor... (Uzatmayacağım kısa geçtim)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Berlin_Konferansı
Feodalizmi, fetih ekonomilerini, kapitalizmi, emperyalizmi gerçekten kavramak, iyi okumak gerekir(sahtekarlara, bizleri kandıranlara rağmen). Hatta neo-liberallerin dünyayı, hayatı, her şeyi keselerine giren para ile değerlendirmeleri-yalanlarına ve bunların ve her şeyin sahibi konumunda %1'in(link vereceğim) ve bağıl dalkavuk kesimine(örnek vereceğim), muazzam basın, yayın, siyaset gücüne, perde gerisinde kalan asıl çıkarlarına rağmen..
Kısaca düşündüğünüz gibi 1915'de planlanmış, hayata geçirilmiş, savaş koşulları bahanesiyle gerçekleşmiş olaylar değil, burada bir cevapla ayrıntıya, detaylara girebileceğimiz konularda değil, kitap dolusu detay açıklamak gerekir. Aleviler neden önemli bu konuda? Çünkü nasıl ki Osmanlı Bizans sayesinde çok, hem de çok daha küçük kaldığı diğer beylikleri güdümüne katmışsa, içeride toplum yapısı, kültürü, yaşam-üretim-paylaşım anlayışı başlarına dert idi. Yine işin başında ÇIKARLAR vardı...
1.LİNK (http://www.zeit.de/feature/tuerkiye-sosyal-esitsizlik-recep-tayyip-erdogan-akp-zenginlik)
Aslında her bir şeyi belirleyenin kim ve kimler olduğu gerçeğinin grafiği(üstte) olarak şimdilik bir yerde dursun... Bu aşağıdaki de 2.Link
http://www.haberler.com/hakan-sukur-ak-partili-vekil-bana-akiyorken-7137754-haberi/
Osmanlı'da halk sömürü, sömürge ve haksızlık koşullarını kabul etmiyordu. Mezhep zırhı ile kendisini bir zamanlar Arap zulmünden koruyan Türkleri köleleştirmek için ise din kafi gelmiyordu, çünkü dinin baskın olduğu mezhep(sünnilik) azınlıktı (ki Yavuz zamanında Arabistandan sünniler getirtilip yerleştiriliyor-serpiştiriliyor, katliamlarla yok etmeye girişmişken, diğer yandan da baskın mezhebi oluşturmaya çalışıyor) Bu halde dinin efendilerin çıkarına kullanımı bir türlü hayata geçemiyor, onlara göre alevilik,,, toplumu esaret altına almak, köleleştirmek için kafi gelmiyor, hatta aksine rol oynuyordu! Nasıl hayvanlar ISLAH EDİLİR ve köleleştirilirse(evcilleştirme), toplumlarda işte o çok küçük pay var ya yukarıda(%1), onlar için din ile, başka tür etiketlerle ıslah edilir(halbuki hayvanlar ıslah edilir, insana boyun büktürülebilir, ya da farkına varmayacağı cehalet koşullarına itilir, ıslah edilemez)
Neyse Osmanlı Bizans sayesinde(Bizansın mezhep savaşalrında kaybetmesi ve 4 yüzyıl daha yaşamasını sağlayan araya türklerin yerleştirilmesi-güçlendirilmesi planı!) yükselen bir yapıdır, tüm diğer ve kendisinden her bakımdan daha büyük olan beylikleri haritadan silerken, diğer yandan da kurmaya çalıştıkları DÜZEN efendi-köle ilişkisine ve belirli bir soylu azınlığın, elitin servet gücü ve kazanımına dayanıyordu! Osmanlı halkı ise yapı ve kültür, inanç olarak bu durumla çelişiyordu! O nedenle toplum bir süre sonra dayatılan kölelik koşulları ve düzeni altında yaşamayı kabul etmedi. Bu efendilerin çıkarına ters bir durumdu! Milyonlarca insan, düşünün ki, bir kralın, padişahın ya da bezirganlarının, tiranlarının egemenliği altında yaşamak istemiyor! Bu suç mu? Kötü bir şey mi? HAK MI? HAK, bu bir tercih! , ama beri yanda iktidardakilerin ve temsil ettikleri o %1'in ÇIKARLARINA TERS! Milyonlarca insan gönül vermedikleri, istemedikleri bir boyunduruk altında yaşamak istemiyor, bundan daha onurlu ne olabilir, daha doğal, daha insani!! Peki, hangi HAK insanların, toplumalrın isteğine kılıçla, katliamla dönme hakkı verir? hangi çıkarlar?! KİMİN ÇIKARLARI?! katliamlar öyle bir anda işlenmiyor, uzun süre zemini hazırlanır, ÇARKIN'IN İTİRAFLARINI güncel,anlaşılır örnek olsun diye verdim, verdim ki geçmişe dair benzer zemin hazırlıkları sürecinin bir kaç değil on yıllarca işlediği anlaşılır olsun! Kısaca önce ayak oyunları, sonra suiakastler, hatta o derecededir ki, bu çıkar ehli kesimler yeri geldiğinde kullandıkları kişileri harcayıp, suçu ötekilerin üzerine atarlar! O derece hatta o dereceki ekonomi-politik çıkarların, servetin, sermayenin dini, mezhebi, milleti olmaz, hatta anası, babası dahi olmaz. Bakınız: Osmanlı padişahlarına yapılan suikastler, öldürülen vezirler, sultanlara değin, tümünde de ana, baba kardeş katili olmaklık durumu, yakın akrabalar çıkar!!!! Ekonomi-politik çıkarları uğruna kendi oğluna, kızına, anası, babasına, kardeşine acımayan, o %1 dilimi temsil eden,,,, elin oğluna -alevi, sünni, türk, ermeni ne olunduğunun hiç önemi yok- acır mı?! O günde yoktu, bu günde önemi yok, bu etiketlerin terazisi kurulur ve hangisi çıkarlara hizmet ediyor ve geniş bir alan sağlıyorsa aidiyet kullanımı yapılır o kadar! AKP dini kullanmasa oy alabilir miydi?
Neyse, konu kitaplar dolusu yer tutacak bir konu, kısaca ben milliyetçilik şu bu demedim, etiketlerin ekonomi-politik çıkarlar uğruna KULLANIMI! ve aidiyet temelli KURBANLARDAN bahsettim! Aynı şey değil.
Mahir Kaynak şöyle demişti "Bir provokasyonda ardında kimin olduğunu anlamak için, provokasyon kimin çıkakrına hizmet ediyor diye bakmak gerekir" demişti. Alevilerin yok edilmesi, sünnileştirilmesi kimin çıkarına yarıyordu ise katliamların sorumlusu da odur, Ermenilerin yok edilmesi, sindirilmesi kimlerin çıkarları içindi ise sorumluları da yine odur ve ben önceki yazımda Türk demedim, Kürt demedim, ekonomi-politik çerçeve de -askeri-politik yapıda ekonomi-politiğin içinde- küçük bir azınlıktan bahsetmiştim! Türkiye açısından da bir çok dünya ülkesi açısından da durum hala böyledir, yalnız yaşam standardı, kültür, anlayış farkı artık bazı ülkelerin toplumlarından saklanamaz haldedir, o derecede ki, daha dün Hitler Almanyasında bu gün etiket siyaseti yapan oy alıp bal yalayamaz, dalkavuklar bu derecede toplumu kölelik ve sefalet koşullarında cehaletle elinde tutamaz, avucunu yalar! Hitler Türkiyede olsaydı eminim şu konuda ve günümüzde Hitler savunuculuğu yapılırdı, aynı tür etiketler ve gerekçelerle ve aynı tarz siyasete oy avcılığı devam ederdi, toplumun düzeyi de, kültürel bilinç ve yapısıda belli ne yazık ki!...
Aleviler Osmanlı'dan ayrılsaydı-ki en doğal hakları- ayrı bir devlet kursaydı, nasıl ki ağalığa, sömürüye ya da efendilere sorgusuz köleliği dayatan koşulları ret etmeleri suç değil, hak, tercih ise, buda öyle bir hak/tercih kullanımı olurdu. Ya da iktidarda çıkarları için kardeşini, anasını, babasını, oğlunu boğazlayanlar-dan beklenir mi bilmem-insanların tercihlerine saygı duyup gönül birlikteliği sağlamalıydı(ama buda çıkarları, koca, koca servetlerin elde gitmesine yol açıyor, zedeliyordu, beri yanda %1 kalan %98 i kölesi, %1'ide dalkavuğu yapamayacaktı), onlar baskı, şiddet ile susturma, olmayınca da binbir türlü ayak oyunlarıyla zemini hazırlayıp yok etme yolunu seçtiler. Ermeniler açısından süreç aynen işledi, işletildi, tercih yok etmekti, günümüzde de farklı alanlarda(!), mezhebe değin süreç aynı biçimde işliyor-işletiliyor, miras sürüyor...
İlgili dönemler (18-20. yüzyıl arası), %1 süreğen kıyamet alametleriyle gidip-geliyor. Sarayda yüzyıllarca entrikaları, kardeşini, oğlunu öldürten o çıkarları düşünün, birde bunu tüm egemen sınıfa göre genişletin! Osmanlı'nın kaybettiği her bir karış toprak, beri yanda o %1'i ölüp, ölüp diriltiyor, yani bilmiyorum bu politik psikolojiyi hayal edebiliyor musunuz? Kullanılabilecek her şeyin artık birer silah haline geldiğini tahmin edebiliyor musunuz? Türkler azınlık, Ermeniler çoğunluk ve iktidar etiketi olsaydı, bu paşalar bu halde tam tersine girişecek, soykırım değişmeyecek, etiket değişecekti!? Dönemin çalkantılarını, bir karış toprak kaybeden bir padişahın hayatının, kaderinin dahi bilhassa 19.yüzyıl sonrası artık kimlerin elinde olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Devlet saraydan 19. Yüzyılda çıktı, %1 in yani asıl sahiplerinin eline geçti, iş artık sarayın serveti, çıkarıyla, temsiliyetiyle ölçülemiyordu, çıkarlar ve çıkar sahipleri sarayı fersah, fersah aşmış, bizzat dahil olmuşlardı, son 2 yüzyıl ise dün oğlunu, kardeşini öldürten, kan döken çıkarların ekonomi-politik çerçevede tüm ülke sathı, dünya coğrafyasına yayılmasına tanıklık etmiş oldu, her taraf kan gölüne döndü(Ermeniler açısından ise benim doğduğum yerde tanıklar var, şu ve bu dereler kan gölüne döndü diye(bıçakla kesim!), üstelik burası geçiş yeriydi asıl kırım yeri bir başka ilde şurası idi demişlerdi, ki verdiğim haritada bir yer. Hatta kadınların ayrı, ayrı götürülüp orada imha edildiği, 3.000 civarı erkeğin ise-muhtemel yolda zap edilemez korkusuyla, burada katledildiği ifade edilirdi. Benim doğduğum yer doğu da bir yer değil ve nereye kazma vursanız iskeletler çıkıyor, alevilere, ermenilere ait. benim doğduğum yer bir zamanlar her yanı çam ve meşe ormanıymış, hala çok eski yapılar çam ağaçlarından, lakin Osmanlı içindekilerle, sığınanlarla yakmak için ateşe vermiş! Bir zamanlar 3/4 ü sünni olmayan toplum şimdi 1/4 düzeyindedir, nasıl, neden? Olmayan sünniler mi yaptı? hayır, Ermenileri Türk halkı katletmedi, alevileri, sünniler katletmedi, katledenlerin ne milleti, ne mezhebi ne de dinleri var, onların mezhebi, dinleri her şeyi servetleri, günümüzdekilerin ise sermayeleridir(kendi çocuklarını Amerikalarda okutanlar, toplumu kandırıp, zoraki çıkarlarına hizmet edeceği için imam hatiplere sevk ederler ve yarın han-ı yağmalarının telaşına düşsünler her yanı ateşe verip, ardına bakmadan kaçabilirler de! Ve tarihin bir yerinde birileri, bir kaç dini söylev, bir kaç etiket ile bunları kahraman yapar, ya gerçekler ne olacak?..)..
spartacus
17-04-2015, 02:42
Bakalım, beğenecek misiniz?
İsmail Türüt, Feshane'den sesleniyor!
https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpt1/v/t1.0-9/10659139_698749220209182_6991413561840155246_n.png ?oh=122f663dcf13c6ec5db93f6ed060f346&oe=55ACAF5D&__gda__=1440720729_5ef606e230f3ec9fedf11e5f27ddf05 4
kafanda ne olduğunun önemi yok, içinde ne olduğu nasıl şekillendiği önemli! Feshanende yapılan yorumda tam olmuş, fese de, hanene de, şu alttaki resimin anlayışına uymuş! Hastane açılışı mıydı? :)
Müslümanım, Türküm Ve Rabbim'e şükür Karadenizliyim
Vefik Sami
17-04-2015, 11:21
Kör milliyetçilik demedim, süslü kelimeleri de hiç kullanamdım, politik literaütürüdahi kullanmadım, gündelik konuşma diliyle kaba hatlarıyla yazdım, çünkü toplum olarak biz bilimsel ya da kültürel dilden anlamıyoruz, biz kaba, saba dilden anlıyoruz!
Yazı tümüyle yabancı dil olmadığı müddetçe anlarım muhterem !... Akademik üslûp ve ağır feslsefi kavramlarla dolu olsa dahi. Aradaki fark, bu tarz bir yazıyı anlama-özümseme noktasında daha çok vakit harcamam gerekir. Hem iyi anlar, hem de çok iyi akademik üslup - gerekmedikçe kullanmam - kullanırım. Burası bir forum nihayetinde. Ünüversite hocalarının makale yayınladıkları bir alan değil.
Gene epey uzun yazmışsınız, Fakat; 'TürK ve Ermeni toplumları arasında sonu soykırım'a varacak düşmanlıklar olmuş mudur; varsa nelerdir ?' sorum önceki mesajda kalmış. Gene ezilen halklardan, sömürüden, Hakan ŞÜKÜR den bahsetmişsiniz. Demiştim; 'Marksist nutuklar bizim konumuz değil' diye.
Ama şu satırlarınız aslında mevzuya yaklaşım noktasınde temelde aramıızda bir düşünsel farklılık olmadığının ıspatıdır. Konu tarafımca anlaşılmıştır.
Neyse, konu kitaplar dolusu yer tutacak bir konu, kısaca ben milliyetçilik şu bu demedim, etiketlerin ekonomi-politik çıkarlar uğruna KULLANIMI! ve aidiyet temelli KURBANLARDAN bahsettim! Aynı şey değil.
Saygıyla.
Vefik Sami
17-04-2015, 11:33
Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı sırasında bir isyan halinde bulundukları ve silahlanarak Osmanlı Devleti'nin kolluk güçlerine karşı saldırılar düzenlediği iddiası ise herhangi bir gerçekliğe dayanmayan, Kemalist tarih yazıcılığının dezenformasyonudur sadece... Zaten 1914 Temmuz ayında Erzurum'da toplanan Taşnaksütyun kongresinde Osmanlı Ermenileri, ülkelerine yönelik vazifelerini yerine getirecekleri taahhütünü vermişlerdir ki bu doğrultuda yüz binlerce Ermeni gencide Osmanlı ordularına katılmıştır.
Kafkas Ermenilerinin örgütlenerek - Hınçak, Taşnak - Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu illerine sızdıkları, Rusların bu sızma hareketlerini destekledikleri, Osmanlı Ermenilerini ayalklandırmak için çaba harcadıkları da mı Kemâlist tarih dezenformasyonu ? Zeytun, Sason, Van, Adana İsyanları... II. Abdülhamit'e bombalı suikast girşimi vs.
Ha; bütün bunlar tehcir ve sonuçlarını haklı kılmıyor. Ama Osmanlının başında I. Cihan Harbi gibi büyük bir musibet varken, işi gücü bırakıp kendi halkını katle yönelmezdi değil mi ? Ben Çanakkale savaşında cephede ölen Arap-Ermeni gençlerini de, İstiklal savaşımızda ölen Osmanlı vatandaşı Rum Niko'ları da bilirim. Ama bunlar uluslararası siyasi konjonktürü ve devlet politikalarını belirleyen temel unsurlar değil.
Hikâye anlatma muhterem. Burada Adile teyze'nin "kuzucuk"ları yok Kaynak göster. İşin-gücün safsata. Zannımca olmadığın şekilde görünüp ironi yapıyor, aklın sıra muhataplarınla kafa buluyorsun.
Nevandaar
17-04-2015, 12:31
Pkk sempatizanı, sözde Türk ama insan haklarından dolayı, birçok konuda ülkenin karşısında yer alan üyeler yine dolup taşmışlar :)
Ermeni Soykırım iddiaları hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz?
Aramızda Rus, Fransız, İngiliz, Amerikan arşivlerini araştırmış olanımız var mı?
Hadi onları geçtim Türk arşivlerini etralıca araştıranımız var mı?
Bu soruyu son sorduğumda "Ermeni Soykırımı tarihsel bir gerçekliktir" iddialarındaki üyeler ölü taklidi yapmışlardı. Bu kadar kısa sürede azmedip araştırma yapmışlarımız yoktur herhalde değil mi?
Yani bu olay karşısındaki tutumumuz önümüze konan menüden ibaret biraz da değil mi?
Bu konu hakkında yıllarca, o ülke arşivleri senin bu ülke arşivleri benim araştırmış iki iki kişinin konu hakkındaki tartışmasına bakalım:
https://www.youtube.com/watch?v=7rfOWpqqn9o
Nevandaar
17-04-2015, 12:48
Bir zamalnarın Käpitanı günümüzün shibumisinin eski ve yeni yazısını karşılaştıralım.
Doğu Perinçek, Fatih Altaylı, Yusuf Halaçoğlu veya Sevan Nişanyan'ın Ermeni meselesi konusunda objektif kalabileceklerini düşünmüyorum. İsteseler de büyük ihtimalle önyargıları nedeniyle bunu yapamayacaklardır. Ermeni isyanları için Sevan Nişanyan'ın marksist teoriden temel bulan bir takım sosyalist tabanlı çıkarımları var. İmparatorluklar ve dağılan imparatorluklardan doğan ulus devletler tarihine bakarsak Sevan Nişanyan'ın çoğunlukla haklı çıkarımlarda bulunduğunu söylemek mümkün.
Türkiye'de bilim adamı veya değil, bir kişinin milli meseleleri açıkça tartışması veya bu konuda namuslu olmasını beklemek büyük bir gaflettir. Hele ki Ermeni diasporası ve diasporanın bu mevzudan beklentileri devam ederken bilimsel namus beklemek safdillikten başka bir şey değildir. Ki buna teşebbüs edenlerin nasıl afaroz edildiğini söylemeye gerek yoktur sanırım.
Üstüne üstlük Ermeni meselesi, Türkiye için diğer bir çok "milli" mesele gibi resmi ideolojinin at koşturduğu bir mesele.
Ne Ermeni tarafı için, ne de Türk tarafı için şimdiki durumda aklı selim bir şeyler söylemek veyahut oturup "hadi arşivlere bakalım" gibi şeyler demek mümkün değil.
Osmanlı arşivlerinin tümüyle açık olduğu ve o arşivlerin Türk'ler lehinde olduğu bir şehir efsanesidir. Devlet, Ermeni tarafı bir hamle yaptığında yeni argümanlar üretir ve bu artık bir korunma referansı halini alır.
Ancak Osmanlı'lının hem saltanat hem de İttihat ve Terakki eliyle aşağı yukarı 600 bin Ermeni insanını 20 ila 30 senelik bir sürede sürgün ettiği, bu insanların mallarına el koyduğu ve devam eden süreçte güçlü bir inkâr/yokçuluk poltikası yürüttüğü ortadadır. Bunun belgesini sormak, açıkça "ben gerizekalıyım" diye bağırmaktan farksız olmasa gerek. Ya da daha kibar diller rüşvete belge sormak gibidir. Ya da daha güncel bir ifadeyle; Recep Tayyip Erdoğan ve şürekasının "gezi parkı" olaylarını objektif bir açıdan değerlendirdiğini ve resmi tarihi objektif verilerle yazdırdığını sanmak gibidir...
Bugün Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesi şimdi artık Türk ve Kürt köyleri haline gelmiş binlerce eski Ermeni köyüne ev sahipliği yapmaktadır. Bu bile neyin ne olduğunu anlamak bakımından yeterdir.
Bu insanların çoğu diğer Anadolu toplulukları gibi fukara, düşkün kimselerden oluşmuyordu. Ermeni topluluğunun, batıya entegrasyon konusunda Türkiye'deki Türk'lerden ve diğer topluluklardan belki yirmi sene ilerde zengin bir topluluk olduğu, ticaret ve sanatta iyi oldukları bilinmektedir. Bu birikim, Cumhuriyet'nin ayaklanması için önemli idi elbette.
Tabii ki Ermeni'lerin tümüyle sütten çıkmış ak kaşık olması mümkün değil. Öyle de değil zaten. Dünya'nın hiç bir yerinde de bu işler öyle değildir. Ancak unutulmaması gereken şey Türkiye Cumhuriyet'i bir devlet iken karşısındakilerin etnik bir topluluk olduğu gerçeğidir. Kaldı ki bir kısım Ermeni Rus etkisiyle harekete geçmeden çok önce ve sonra devletin Türkiye'de yerli ve yerleşik zengin, ilerici Ermeni önderlerini yok ettiği bilinmektedir.
Bizzat Ermeni mallarının ve dahi kadınlarının üzerine konan benim yakın akrabam var. Adam zamanının çetecilerinden ve kendi köyüne komşu köydeki Ermeni bir aileyi kaçarken yakalamış, ortanca kızına ve adamın evine, malına el koymuş. Bunları anlatırken çekineceği bir durum yoktu, zira devletin kafa yapısı bir zamanlar bu idi, devletin gizli fermanı bu yönde idi. Bugün, gidin tüm Karadeniz boyunca buna benzer hikayeler duyarsınız. Ermeni, Rum papazlarının cinlediği hazineleri ise hiç saymayayım. Bunların olmadığını tartışmak ise ancak olayları kulaktan dolma bilgilerle duyup, hamasetle saldırganlaşan Türk "zenci" lerin işidir.
Kısası, bu iş öyle "Doğu Perinçek böyle anlatıyor", "Nişanyan pis patladı" ile çözülecek bir şey değil. Gayet derin, çalkantılı ve çok boyutlu bir süreçler topluluğu var önümüzde. İşe bu kadar siyasi çıkar karışmışken çözümü hala tarafların sunacağı yamultulmuş tarihi devlet belgelerinde aramak çocukluktur.
Raymond Kevorkian, Ermeni Soykırımı
Pahalı değil, alın okuyun. "Adamın soy ismi beni kıllandırdı, tatmin olmadım" derseniz dipnotlardaki kaynakları da okumayı deneyin. Tabi ömrünüz yeterse.
Raymond Kevorkian bu olayda taraf değil herhaldeki shibumi kendisini kaynak olarak göstermekte beis görmemiş.
Konuyla alakalı kitabı olan Ovannes Kaçaznuni benzeri isminde bir zat vardı. Şimdi çıkaramadım.
Ancak kendisi taraf olduğundan dolayı kitabını kaynak olarak görmek doğru olmaz sanırım :)
Bizim onlardan davacı olmamız gerekirken onlar bizden davacı oluyor. Güçsüz ve kendini korumaktan aciz olmak böyle bir şey olsa gerek.
Haklısın, o dönemde Ermeni diasporasının ve içeride bolca Türk sillesi yemiş Ermeni'lerin genellikle yanlı olabileceği gibi bir düşünce içerisindeydim. Daha evvelinde ise Ermeni Soykırımı'nın tümden bir dış güç oyunu olduğu gibi düşünceler içindeydim.
Diaspora Ermenilerinin büyük çoğunluğu için fikirlerim aynıdır, onların da buradaki pek çok Türk gibi iflah/islah olacağını sanmam.
Ancak Raymond Kevorkian'ın çalışması, yukarıdaki türde değerlendirmeye tabi tutulamayacak kadar açık ve birikimli bir kitap. Üzerine düşünerek okuduğunuzda, tarihsel tutarlılık ve belgesellik bakımından oldukça net noktaları aktardığını tüm belgeleri apaçık şekilde ortaya koyduğunu görebilirsiniz.
dipnotlardaki kaynakları da okumayı deneyin. Tabi ömrünüz yeterse.
Ben sana daha ilginç bulacağın eski bir iletimi göstereyim:
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=296692&postcount=453
spartacus
17-04-2015, 18:52
Yazı tümüyle yabancı dil olmadığı müddetçe anlarım muhterem !... Akademik üslûp ve ağır feslsefi kavramlarla dolu olsa dahi. Aradaki fark, bu tarz bir yazıyı anlama-özümseme noktasında daha çok vakit harcamam gerekir. Hem iyi anlar, hem de çok iyi akademik üslup - gerekmedikçe kullanmam - kullanırım. Burası bir forum nihayetinde. Ünüversite hocalarının makale yayınladıkları bir alan değil.
Gene epey uzun yazmışsınız, Fakat; 'TürK ve Ermeni toplumları arasında sonu soykırım'a varacak düşmanlıklar olmuş mudur; varsa nelerdir ?' sorum önceki mesajda kalmış. Gene ezilen halklardan, sömürüden, Hakan ŞÜKÜR den bahsetmişsiniz. Demiştim; 'Marksist nutuklar bizim konumuz değil' diye.
Ama şu satırlarınız aslında mevzuya yaklaşım noktasınde temelde aramıızda bir düşünsel farklılık olmadığının ıspatıdır. Konu tarafımca anlaşılmıştır.
Saygıyla.
Osmanlı padişah(kral), vezir kıyım merkezidir ve en yakın akrabalar yapar! Temelde yatan ekonomik-politik faktörleri dile getirmenin, analiz etmenin Marksizm ile ne alakası var, yazarken zaten en başında belirttim, literatüre girmeyeceğim, o dili de kullanmayacağım diye, kaldı ki sadece siz okumuyorsunuz ki, her görüşten insanla fikir alışverişi üzerine forum cevabı yazıyorum. Girsem diyalog kurma şansımız olabilir mi?(ne bileyim?)!? Haliyle Hakan Şükür'ü de, %1 in tüm mal varlığının %54 ünü elinde tutmasına dair örnekleri de elbette vereceğim, burada rakamlar değil çıkarlara atıftır önemli olan!. Literatüre girersek konu kitap dolusu tutar, bir kaç örnek kafi değil mi?
Sizce ekonomik, politik nedenler değilde, kişilerin kaşı, gözü müdür sebepler??? İstisna olarak kişisel problemler ise beni konu itibariyle ilgilendirmiyor, Antonius, Severus'u öldürmüş sebep Severus, Atoniusun aşkına göz koymuş. Ha bunlar ekonomik temelde ele alınmayabilir, ama politiktir yinede!. 2 yazıdır Marksist söylemden bahsediyorsunuz(haliyle kendi kendinize yanlış anlama, örnekleri amacıyla değilde, amaç dışı analiz etme durumlarına düşüyorsunuz), illa literatüre girmeye gerek yok, sebepler BASİT VE AÇIK.
Subjektif etiketlerin ya da sosyo-kültürel değerlerin SİYASALLAŞTIRILMASININ temeli-nedeni-faktörü EKONOMİ-POLİTİK'tir, ikisini birbirinden ayırt edemedikten sonra, ekonomi-politik, Marksist literatüre girmenin ne anlamı olabilir? 19. Yüzyıl tamda yeni türden siyasileştirmenin, yeni türden iktidar ve çıkar ilişkilerinin geliştiği ve startının verildiği bir dönem! Haliyle sosyo-kültürel değerlerden, subjektif etiketlere değin kullanılan bir dizi zemin var, ben ise diyorum ki, zeminin kendisi sosyo-kültürel! İttihat Terakki konusunda ise bazı yanlış bilgiler var onlara özellikle değindim, Milliyetçilik akımları Osmanlıyı yanına değil hedef alan bir akımdır, İttihat Terakkinin aslı, özü, tam aksine bu akımı durdurmak, ama siyasal boşluğu da Osmanlıcılık(İttihad-ı Anasır) üzerinden doldurma projesi, konsepti, strateji üzre tarih sahnesinde yer almış bir yapı! Lakin son bir kaç yılda Osmanlı'dan ümit kesilince(strateji pratik önünde çökünce), çıkarları uğruna çark etmiş, dün boşa çıkartmaya çalıştığı stratejik hattı, sonradan görme hatta metafiziğe de dayalı bir çerçevede(ırkçı-faşist), kendisi benimsemiş, bu çerçeve sayesinde diri(etiket ve düşman edebiyatı) ve bir süre ayakta-faal-silahlı(!) kalabilmiş...
Demek ki bazı çıkarlar uğruna bu değerler kullanmış, kullanıyor! Bunda anlaşılmayacak ne var? O halde çözüm demek ki etiketlere, şuna buna laf etmek, saldırmak, savunmak değil, sosyo-kültürel değerleri, çıkarları uğruna istismarın(!), ekonomi-politik zemine taşınmasının analizi ve bu duruma yol açan faktörlerin ortadan kaldırılmasıdır, sosyo-kültürel değerlerle, kişilerle uğraşmak çözüm-bilinç değildir! Çözüm bu değerleri siyasallaştırıp çıkarları uğruna kulanım sağlayan çarkı görmektir-> örnek verdiğim hakan Şükür de anlaşılması namına burası ile ilgiliydi(ama anlamanız için kafi olmamış!). İşin aslı, akarken dolduranın kabahati değildir(her an herkes o çıkarlara haşır neşir olabilir), aslolan, bunu sağlayan zemindir!! Kimmiş, kimdenmiş, hangi mezheptenmiş, millettenmiş bir önemi yok! ben bundan bahsediyorum, şu konuya girip anti Ermenicilik yapmanın, anti Türklük yapmanın ya da holiganlık yapmanın zerre değeri yok(çünkü bizler insanız herkes gibi), bu türden çıkışlar kullanımlık cehalettir ve bu sayede çark hala işliyor-bana göre-
Dilerseniz, o sevmediğiniz kelimenin(marksist) literatürüne siz girin(bana göre ise ekonomi-politik literatürdür aslı). Lakin marksist değilim(şu forumda defalarca dile getirmişimdir, sosyalistm ve Marks ile böylesi bir bağ kurulacaksa, bağım O'nunda sosyalist olmasıdır. Marks ile görüşlerim uyuşabilir, çelişebilir hatta çatışabilir, kendini kişilere dayalı ifade etme zaafı-aczi benim kitabımda bulunmaz, sosyalizm ekonomik bir sistemdir, kapitalizm gibi, bunları arzu edebilir ya da ret edebilirim, kişileri arzu edip, ret etme lüksünü -sosyal zemin dışında- anlamlı bulmam. Yani bu tür konularda marksist söylemler demeniz bana komik geliyor, sosyalist temelde çözümlemeler derseniz ya da Marks'ın bakışı derseniz anlarım, ama Einsteinist gibi bir lafzı nasıl ki anlamaz isem, kendi görüşümle eğildiğim konularda marksist lafzını da anlamlı bulmam. Şimdi gereksiz yere, bu açıklamaları, neyi neden, neye göre kullandığımı-üstelik cümlelerimde zaten açıkladığım halde!(marksist örnekler olmadığını, yaşanan-yaşayan örnekler(!)) açıklamak zorunda kaldım. Başından beri SÜSLÜ LAF ETMEK lafzını kullanıyorsunuz, bu hoş durmuyor ve açıkcası, sizin kolayına laf ettiğiniz şeyin, zoru-> açıklamak benim boynumun borcu oluyor!
http://devrimcidonusum.com/kitap/Engels_Ailenin_Ozel_Mulkiyetin_ve_Devletin_Kokeni. pdf
http://devrimcidonusum.com/kitap/Engels_Koyluler_Savasi.pdf
http://devrimcidonusum.com/kitap/fransasinifsavasimlari.pdf
Kafkas Ermenilerinin örgütlenerek - Hınçak, Taşnak - Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu illerine sızdıkları, Rusların bu sızma hareketlerini destekledikleri, Osmanlı Ermenilerini ayalklandırmak için çaba harcadıkları da mı Kemâlist tarih dezenformasyonu ? Zeytun, Sason, Van, Adana İsyanları... II. Abdülhamit'e bombalı suikast girşimi vs.
Konu Kafkasyalı Ermeniler değil, Osmanlı işgali altında bulunan Van, Bitlis ve Sivas gibi Batı Ermenistan coğrafyasındaki şehirlerde meskun bulunan ve Osmanlı'nın vatandaşı konumunda olan Ermenilerdir ki zaten soykırıma maruz kalanlarda bunlar olmuştur. Ayrıca 1914 Temmuz'unda Erzurum'da toplanan Taşnak-Sutyun kongresinde, Osmanlı devlet adamları da, Osmanlı Ermenilerinden benzer bir talepte bulunmuş ve Kafkasyalı Ermenilerin, Ruslara karşı kışkırtılması istenilmiştir. Hatta bu talep kabul edilmeyince kendisini tutamayan Bahattin Şakir, kongredeki Ermenilere ''vatan hainleri'' diyerek hakaret etmiş ve onları aşağılamıştır.
Van, Zeytun ve Sason'da ki olaylar ise Ermenilerin, saldırgan unsurlara karşı kendilerini ve topraklarını korumak amacıyla oluşturdukları öz savunma birimlerinin direnişleridir ki bir isyandan ziyade nefsi müdafaa niteliği taşımaktadır. Zaten bu olayların öncesinde imzalanan 1878 Berlin Antlaşmasında padişahın, Ermenileri, Kürt ve Türklerin saldırılarından koruyacağını taahhüt etmesi, bir bakıma Ermenilere yönelik saldırganlığın Osmanlı makamları tarafından da teyit edildiğinin bir göstergesidir.
Bu vak'alardan özellikle Van direnişi, zikredilmeye değerdir. Bu şehirde Ermenilerin gösterdiği yiğitçe direnişi kıramayan Türk orduları, Britanya konsolosluğunun da araya girmesi ve direnişçilerin teslim olmaları kaydıyla İran'a geçişlerine eman vereceklerini taahhüt etmişlerdir. Fakat teslim olan Ermeniler, Türk orduları tarafından katledilmiş, şehirdeki kadın ve çocuklara bile merhamet gösterilmemiştir.
Nikolay Hovannisyan'a göre 1894-96 yılları arası 300 bin Ermeni öldürülmüştür ki bu da soykırım sürecinin 1915'den öncesinde başladığının ve belkide bir tür provasının yapıldığını bizlere göstermektedir.
Vefik Sami
18-04-2015, 11:52
Van, Zeytun ve Sason'da ki olaylar ise Ermenilerin, saldırgan unsurlara karşı kendilerini ve topraklarını korumak amacıyla oluşturdukları öz savunma birimlerinin direnişleridir ki bir isyandan ziyade nefsi müdafaa niteliği taşımaktadır.
Şimdi; böyle bir cümleyi kurabilmek için ya ebleh olmak gerek, ya da ziyâdesiyle kurnaz.
Seni birinci ihtimal dâiresnde düşünmek zor.
Hatâ bizde ki; yazdıklarını ciddiye alıp cevap vermekteyiz.
Binlerce km uzaktaki Çin'i yağmalamaya giden Arap askerleri "Arap yiğitler"
Çin ile savaşan Türkler "yağma ve talancı"...
Zât- âli'nizin siyaseten T.C. vatandaşı olma dışında Türklükle uzak yakın ilgisi yok gibi. Muhtemelen Ermeni veya Rum'sun. Bize karşı hissettiğin kin ve öfke - ki; yaşananlar dikkate alındığında pek de haksız sayılmazsın - inceden dalga geçme moduna itiyor seni. Yazdıklarını ciddiye alıp cevap verdikçe, müthiş keyifleniyor olmalısın.
"Adam gibi tartışmak" için iki şart gerekir.
Birincisi: Tartışabilecek kapasitede olmak; yazılanı doğru okuyup, doğru anlamak.
Yâni; yazılandan kendi abuk-subuk algısını çıkarıp, bununla muhatabı mahkûm etmemek.
İkincisi: Ciddi olmak.
Sen her iki stratejiyi de "ustalık"la kullanmaktasın.
"Ayıptır" diyeceğim de...
Anlamak için, çaba harcayacağını zannetmiyorum.
İlahimasal
18-04-2015, 18:00
ermeni insanlara,dostlarımıza kabalık etmek istemem ama
biz kars ardahan bu günki adı ile otağlı köyünden rus ve ermeni komitacıların katliamlarından sebep sivas ın yıldızeli ilçesinin bir kõyüne ,göç etmişiz,kaçmışız artık adına ne derseniz..
büyüklerimizin anlatıklarından duyduklarımız pekde ,ermenilerin masum olmadığını
gõsteriyor.
kader bu ya bizi getirp yerleştirdikleri topraklarda ermeniler varmış..onlarıda oradan sürmüşler.bizi yerleştirmişler.
Şüpheci Dinsiz
20-04-2015, 20:15
Vakti olan arkadaşlar bu makaleyi okusun ve üzerinde düşünsün.
http://www.evrensel.net/haber/110769/artik-inkar-pozisyonunun-yapabilecegi-bir-sey-kalmadi
Tarih nedir? Birilerin yazdığı kitaplardan mı ibarettir? Eğer öyleyse, bu birilerinin tarafsız olduğuna güvenilebilir mi? Yok öyle değilse, tarihe tanıklıklar da dahil edilecekse, tanıkların tarafsızlığına güvenilir mi? Tarih nasıl yazılmalıydı? Peki öyle mi yazıldı?
Yoksa, tarih her gün yeniden yazılan bir gütme/manipülasyon aracı mı?
Asıl bilmek gereken şu:
Diyelim ki hayali bir ülkede, haksız bir şekilde göç ettirilmiş/ ölümlerine sebep olunmuş/katledilmiş halklar var olsun.
Milliyetçilik, bu ayıbı örtmeyi, veya örtmeyip kendisini haklı görmeyi içine sindirir mi?
-Özellikle göçmenlerin- aşırı milliyetçi olmalarının sebebi nedir?
İlahimasal
20-04-2015, 20:46
evet ben bir göçmenim ve makalede göçmenlerden bahsedilmiş.
tarihdeki tanıklardan bahsedilmiş.
ben kendi köyümdeki yaşlı bir ninemizle video kayıtlı bir soru cevap tarzında sohbet yapdık. ben bu ninemizin videosunu henüz bir yerde paylaşmadım.
ninemiz gayet samimi ve dürüstce sorularıma cevap verdi..
kesinlikle toplu zalimliklerden bahsetmedi.(baba ve annesinin ona anlatıklarından bilgiler verdi.)
özellikle vurguladığı şey hep rusların yaptıkları idi..ermenileri hiç ön plana koymadı .ama onlardanda bahsetti.
ona şöyle bir soru yönelttim.
zekine bibi biz buraya rus işgalinden sebep geldik. ama burda ermeniler yaşıyormuş.onları buradan osmanlı sürmüş ,bizleri yerleştirmiş...biz alevi türkemenleride buradan sürüp ,bu toparkları başkalarına verirlermi?
zekine bibim .biraz durakladı.
belki cevap vermek istemedi..belki anlamadı.
1950 deki yıldızelindeki(yenihan) daki ermeni kalaycı egiya ustadan bahsetmeye baş ladı.
egiya ustanın çocuklarının adlarının mustafa ve yusuf olduğunu duyunca şok oldum..bizim müslüman tayfa acaba çocuklarına egiya diye isim koyarmı.
onların güzel huylarından,dost dane davranışlarından bahsettikden sonra.
sözü bitince noldu onlara dediğimde...yezitler barındırmadılar dedi.
her bölgede bu tip yaşanmışlıklar vardır. bu sürgünler bu barındırmamalar bir gün başımıza gelirmi bilemem..
tanıdığım hiç bir ermeni kötü deildi.
ermeni tehcirinde kesinlile haksızlıklar olmuşdur ama ermeni õrgütletininde türk köylerine baskı ve zulmü olmuşdur. bu tüm türkleri ve ermenileri kötü yapmaz..
doğuda ermenileredaha çok zulum edenler..tehcir sırasında hamidiye (kürt askeri yapılanması) alayları ve kürt dinci faşitleridir....onların yağma ve talancılığı hala halk arasında anlatılır.
bu günki ermeni lere karşı duruşu, devlet refleksidir bu doğru.haklıdır,haksızdır tartışılır...
Nevandaar
20-04-2015, 21:32
Vakti olan arkadaşlar bu makaleyi okusun ve üzerinde düşünsün.
http://www.evrensel.net/haber/110769/artik-inkar-pozisyonunun-yapabilecegi-bir-sey-kalmadi
Tarih nedir? Birilerin yazdığı kitaplardan mı ibarettir? Eğer öyleyse, bu birilerinin tarafsız olduğuna güvenilebilir mi? Yok öyle değilse, tarihe tanıklıklar da dahil edilecekse, tanıkların tarafsızlığına güvenilir mi? Tarih nasıl yazılmalıydı? Peki öyle mi yazıldı?
Yoksa, tarih her gün yeniden yazılan bir gütme/manipülasyon aracı mı?
Asıl bilmek gereken şu:
Diyelim ki hayali bir ülkede, haksız bir şekilde göç ettirilmiş/ ölümlerine sebep olunmuş/katledilmiş halklar var olsun.
Milliyetçilik, bu ayıbı örtmeyi, veya örtmeyip kendisini haklı görmeyi içine sindirir mi?
-Özellikle göçmenlerin- aşırı milliyetçi olmalarının sebebi nedir?
Herşeyi bir kenara bırakalım ve Doğu Anadoluda, bir zamanlar Ermeniler ile dedeleri nineleri birlikte yaşamış insanlarla konuşalım. Onlar anlatsın ne olmuş ne bitmiş. Ataları onlara neleri aktarmış.
Ermenilere ermeni oldukları için planlı programlı bir soykırım uygulanmadı Nazilerin Yahudilere yaptıkları gibi. Ermeniler gündüzleri müslüman komşularının yüzlerine güler iken geceleri onları kesip biçmek için silahlandılar, çeteleştiler, Ruslar ile iş birliği yaptılar. Bir işe kalkıştılar ve başarısız oldular. Olayı nesnellikten çıkarıp vicdanlara seslenmeye çalışmanın manası yok.
Göçmenler konusu ilginç geçekten. Bilhassa Kürt ve Zaza isimli İrani iki göçmen halk var. Kendi milliyetçiliklerini perdeleyebilmek için her türlü yola başvuruyorlar. En çok başvurdukları yöntemler hümanizm, halkların kardeşliği gibi insan vicdanına seslenen söylemler.
O kadar ki Ayn el Arap isimli bir şehri ülkenin iç karışıklığından istifade edip silahlı birlikleri işgal ediyor. Bunun sonucunda Arap ağırlıklı başka bir grup burayı geri almak istiyor ve bu Kürt ve Zaza arkadaşlarımız insanlık adına adını Kobane olarak değiştirdikleri Ayn el Arap'ın düşmemesi için propaganda yapıyorlar.
Hele hele batı ile işbirlikleri var ki sormayın gitsin. Hayat çok garip.
Şüpheci Dinsiz
20-04-2015, 22:29
Bir küçücük ırkçı fıçıcık,
Bakın burada da bir yazı var. Sizin klasik argümanlarınız tek tek ele alınmış.
t24.com.tr
http://t24.com.tr/yazarlar/murat-paker/1915-ermeni-soykirimi-ile-yuzlesmek-neden-zor-ama-onemli,11709
‘Esas onlar ihanet edip bizi kesti’ veya ‘savaş koşullarında karşılıklı öldürmeler olmuş’
Birinci Dünya Savaşı sırasında silahlı kimi Ermeni örgütlerin Doğu Anadolu’da kimi yerlerde, özellikle 1915 Soykırımı sonrasında yoğunlaşmış biçimde misilleme olarak, Müslüman ahaliyi katlettikleri doğrudur. Bu katliamların da tabii ki savunulacak bir yanı olamaz ve kısmi / yerel etnik temizlik hamleleri olarak görülmeleri gerekir. Ancak 1915 Ermeni Soykırımı, bu tür şiddet hareketlerinden hem niteliksel hem de niceliksel olarak çok farklıdır. Yerel küçük grupların savaş bölgesindeki katliamlarından değil, merkezi Osmanlı hükümetinin aldığı kararlar ve koordinasyonuyla, savaş bölgesiyle ilgisi olmayan bölgeler dâhil bütün yurttan Ermenilerin, çoğunun öldürülmesi veya ölmesiyle sonuçlanacak bir şekilde, göçertilip yok edilmesi harekâtından söz ediyoruz. Dolayısıyla ortada iki eşit taraf eşzamanlı olarak birbirine katliam yapmış gibi bir durum yoktur. “İhanet edip katliamlar yapan kimi silahlı Ermeniler” var diye bütün Ermenileri hedef tahtasına koyamazsınız.
1915 Soykırımı, savaş koşullarını bahane ederek, Anadolu’nun etnik ve dini olarak homojenleştirilmesi derdi olan İttihat ve Terakki hükümetinin merkezi kliği tarafından gerçekleştirilmiştir.
Önceki yazıyı kesin okumamışsınızdır. Neden okumazsınız ki?
Malların geri iade meselesinde şu önemli; unutmayalım ki valiler, kaymakamlar, şehir eşrafı, ileri gelenleriyle birlikte çoğu soykırıma dâhil olmuş. Bunlara “malları iade edin” demek komik. Emirler gidiyor ama uygulanmıyor. Muhacirlere mesela, (onlar devlet tarafından yerleştirilmiş, dört yıldır oralarda yaşayan insanlar) çok büyük muhalefet yapıyorlar, “biz çıkmayız” diyorlar. Çıkartılanlar evlere zarar veriyor, yakıp yıkmaya başlıyorlar.
Muhacirler bu yüzden aşırı milliyetçi olmasın?
Size bunları anlatmak nafile, biliyorum.
Sorduğum soruya cevap verilmemiş gibi görünüyor. Ama vermiş de olabilirsiniz.
Diyelim ki hayali bir ülkede, haksız bir şekilde göç ettirilmiş/ ölümlerine sebep olunmuş/katledilmiş halklar var olsun.
Milliyetçilik, bu ayıbı örtmeyi, veya örtmeyip kendisini haklı görmeyi içine sindirir mi?
Sizi pek sindirmiş görüyorum.
Çocukça ad-hominem yapmayın, okuyun. Beni karalamayla elde edeceğiniz bir şey yok, ben size hoşgeldiniz diyen 1000 yıllık Anadolu sakiniyim. Siz, dağdan gelip bağdakini kovmaya hakkı olduğunu düşünen beyni kertilmiş bir mankurt.
Okuyun, canınız yanmayacak.
İlahimasal
20-04-2015, 22:49
meselenin õzü zaten bu .
malların geri iadesi..
kim iade etmek isterki.
kim malını geri almak istemezki..
nasıl çözülecekki bu sorun bilinmez.
ırkçılık demeyelimde,mal mülk davası diyelim.
Natürelist
25-04-2015, 04:21
Merhaba forumdaslar.
Burada bir cok katilimcilar kendi bildikleri yanlis/carpitma/ veya dogru doyurucu kaynaklar dogrultusunda hareket ederek bir takim aciklamalarda bulundugunu görüyorum.
Kayirmak ya da taraf tutmak gibi egilimleri bir tarafa birakmak gerekirse, olayin özeti cok aciktir, bunun aksini ileri sürmek kanimca yetersiz, hatta gülünc derece de oldugu kacinilmazdir.
Özellikle burada spartacus'un oldukca isabetli cok net bicimde yararli aciklamalari var, ve cok kisa olsa bile kayda deger bilgiler icermektedir...
Bazilarimizin milliyetci duygularina leke sürülebilinecegini göz önünde bulunduracak olursam, evet bunun kacis yolu yoktur! Evet bir soykirim söz konusudur! Evet Türkiye topraklarinda islenen hunharca bu katliamin sorumlusu yine Türkiye'yi o dönemde yöneten Fasist osmanli ve bunun üstünü örtmeye calisan sözde laik Türkiye Cumhuriyeti dir! Maalesef kanitlar agir basiyor.
Yapilan bu soykirimin ardindan tüm cabalar, ne yazik ki carpitilma ve unutturulma politikasindan ibarettir maalesef.
Willy Brandt'in 1970 de yaptigi jest'i, bugünün Türkiye'si yapabilmesi icin, hümanizm adina daha coook ekmek yemesi gerekir diye düsünüyorum.
Simdi ise Almanya Cumhurbaskani Joachim Gauck, acikca Osmanli Devleti tarafindan Ermenilere soykirim oldugunu acikladi. Tabii ki bu aciklama Ankara'yi oldukca da rahatsiz etmektedir.
Her ne olursa olsun, yapilan bu hunharca soykirimin sorumlulari ve bunun akabinde gün isigina cikmamasi icin Atatürk'ten günümüze kadar devam eden inkarci Devlet'i yönetenler kesimi, Dersim katliamlarinda da oldugu gibi tarihe damgalarini vurduklarini görmemek, bence insanligin bir utancidir! Yeter ki milliyetci duygular, insanin görme yetenegini kör etmesin! "Ön yargilari yikmak icin insanlar kendi bulunduklari kabuklarindan cikip nihayet aramizda hicbir farkin olmadigini görme firsatini bulacak olurlarsa eger, eminim ki Dünya daha iyi olurdu. "
"
Vefik Sami
25-04-2015, 11:25
meselenin õzü zaten bu .
malların geri iadesi..
kim iade etmek isterki.
kim malını geri almak istemezki..
nasıl çözülecekki bu sorun bilinmez.
ırkçılık demeyelimde,mal mülk davası diyelim.
1915 ve sonrasında Ermeni taşınmazlarını talan eden dönem "ağa"larının torunları, günümüz Türkiye'sinin en zengin 100 işadamı listesinde. Uluslararası konjonktür bizim aleyhimize dönse de Ermenilere tazminat ödemeye mahkûk edilsek; ödenecek miktar gene orta ve dar gelirlinin boynuna "vergi" olarak yüklenir.
Ekmek alırken, ilaç alırken, üzerimize elbise alırken Sabancı ve Koç mahdumları ile aynı vergiyi ödüyoruz.
Bunun adına da "Ekonomi" diyorlar.
*
60 küsur yaşımdayım.
Hâlen çocuklar gibi çizgi film izlerim.
Avrupadaki despot krallardan birinin hayatının canlandırıldığı çizgi filmde; mâliye açık verdiği için bakan kral'a durumu arz ediyor. Kral; 'Yeni vergi koyun' diyor. Bakan; 'Efenim her şeyden vergi alıyoruz. Artık vergi koyacak kalem yok' deyince kral; 'O zaman vergi vergisi koyun' diyor.
Vaktiyle Ermeniler bir acı yaşamış.
Ermeni'nin gözyaşları ve acılarını rant'a çevirip semirenler olmuş.
Muhtemelen, o semirenlerin sebep olduğu zararın bedelini,
Bu defa da gariban halk/insanlar ödeyecek.
Bütün dünya soykırımı -Ermeni propagandasını, yalanlarını- tanısa önemi yok...
Ermeni soykırımı yoktur, zorunlu olarak yaptırılan Ermeni göçü vardır.
Vatanımızı korumak zorundaydık; tehcir, milli çıkarlarımız için bir zorunluluktu.
Gerek görülürse aynı şey yine yapılır...
Ermenistan kendi kapısının önündeki pisliğini temizlesin önce!
Ermenistan'ın Hocali Katliamı gibi, çok yakın tarihli katliamları kanıtlı, belgeli duvarda asılı duruyorken, bizlerden lobicilerinin propagandasına boyun eğmemizi kimse beklemesin...
Elbette içimizden de çatlak sesler çıkacak, lobicilerin işbirlikçileri, şakşakçıları bizlerle aynı fikirde olmayacaktır; hiç sorun değil, umrumuzda değil açıkcası...
Ermeniler, çirkin propagandaları tarihi bir zeminde değil politik platformlarda dillendiriyorlar. Çünkü gerçekler ancak delille, belgelerle savunulabilir; kuru lafla, ağlak masallarla, mesnetsiz iddialarla değil...
Avrupa Parlamentosu'nda "Ermeni soykırımı" tasarısının kabul edilmesinden sonra Dışişleri Bakanlığı'ndan jet yanıt geldi.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "kararı ciddiye almıyoruz" denildi.
Oldukca komik bir aciklama, kilise acacagim derken cigir acmak..Akdamar kilisesini acacagiz vaatleri pahaliya patlamis olsa gerek.
Arkadaşlar, bu mesajımda size,
http://4.bp.blogspot.com/-DjXHXrBVLAc/VTtawWHbVzI/AAAAAAAALn0/sC0ah2-CI0g/s1600/1915.jpg (http://degirmendenmektupvar.blogspot.com.tr/2015/04/1915-1939-afisi.html)
afişine uygun düşen, birbirinin aynısı görünen Ahiret öncesi sırların ifşa edildiği 2 olay vereceğim. Ama analiz edildiğinde aynı gibi görünen bu olaylar arasında pek çok farkın olduğunu ve bunun bir salgına dönüştüğünü göreceksiniz!
1. Ateş Aramyan'a göre Ermeni anne ve babalar, torunlarına ve çocuklarına ancak son nefeslerinden önce "Ermeni" olduklarını söylüyorlarmış!
http://www.youtube.com/watch?v=zsjRanbZyt4 (http://www.youtube.com/watch?v=zsjRanbZyt4)
Erkam Tufan (9:30): Peki o gizli Ermeniler, kendi çocuklarına ne zaman söylüyorlar; aslında Ermeni ve Hristiyan olduklarını?
Aram Ateşyan: Son nefeslerini vermeden önce. Büyükanneler ve büyükbabalar, son günleri yaklaşınca torunlarına ve çocuklarına söylüyor; "Biliyor musun, ben de Ermeni'yim" diye!
Erkam Tufan: Ve bunlar halen yaşanıyor!
Aram Ateşyan: Tabii ki.
Erkam Tufan: Ve 100,000 (yüzbin) civarında dediniz!
Aram Ateşyan: Tabii ki.
2. "Salgın (Epidemic) (http://www.sinemafilm.org/salgin-epidemic-izle-1987/60955/2/)" filminden: Lars von Trier'in bu filminde benzer bir olay 46:24-52:16 bölümünde şöyle geçer (ki bunu linkteki sayfada "Altyazi (VK)" yazan taba tıklayarak izleyebilirsiniz):
Rudolf - Ben de seni bekliyordum Niels.
- Merhaba Lars. İçeri girin.
Rudolf - Şerefe!
-Cologne' de ne aradığını söyleyecek misin?
Niels - Şey, bir senaryo üzerinde çalışıyoruz.
Rudolf - Burada mı?
Niels - Yoo, buraya kısa bir süre için geldik.
-Sen nasılsın Rudolf?
Rudolf - Geçen hafta annemi kaybettim.
Niels - Ah, çok üzüldüm.
Rudolf - Bana daha önce hiç söylemediği şeylerden bahsetti.
Niels - Nasıl şeyler, nelerden bahsetti?
Rudolf - Dünyaya geldiğim hastane hakkında.
-Dediğim hastane Luftengorf'tu.
-Doğuma girdiğinde akşam saatiydi ve görevli hemşireler bebekleri annelerinden alıp o geceyi geçirecekleri odalara götürüyorlarmış.
- Annem de onları duvardaki camın ardından görebiliyormuş.
- Sonra bana söylediği tuğla duvarlardan biri birden yıkılmış ve hemşire elindeki bebeklerle birlikte öne hamle yapmış.
- Duvar üzerine çöktüğü için kanlar içinde yere düşmüş.
- Kafatası parçalandığı için de beyni dışarı fırlamış.
- Annem de yattığı köşede mahsur kalmış, dışarı çıkmanın imkanı yokmuş.
- Bana söylediği; kendine geldikten sonra elleriyle duvarda gedik açmaya çalışmış. En azından diğer insanlara sesini duyurabilecek kadar bir şey.
- Uzun sürmemiş ve onu çıkarmışlar... Ama bu olay onu çok etkileyen, çok yıkıcı bir şey olmuş.
- Duvarın çökmesinden kısa süre sonra büyük bir yangın çıkmış. Luftengorf eski bir hastane olduğu için elektrik tesisatından diye düşünmüşler.
- Dışarı çıkmaya çalışıyormuş, ama her şey yanıyormuş. Çünkü, aslında bu, Cologne'nin İngilizler tarafından ikinci defa bombalanmasıymış.
- Deney amacıyla fosfor bombalarının ilk kez kullanıldığı olaymış.
- Dışarı çıktığında hastaneye oldukça uzak bir yerde çok üzücü bir şey daha yaşamış.
- Ahnawaya nerede biliyorsun... biliyor olmalısın?
- Richard Wagner Sokağı'nın sonunda.
Niels - Evet, nerede olduğunu biliyorum.
Rudolf - Sağdan devam ettiğin zaman, nehir kenarına çıkar.
- Annem de o taraftaymış, bana söylediği, önce bazı sesler duymuş, yaklaştıkça insan çığlık, olduğunu fark etmiş. Ve orada, suyun içinde insanlar olduğunu görmüş.
- Hepsi içgüdüsel olarak suyun içine girmiş, büyük ihtimalle fosfor derilerini yaktığı için suyun altında kalma ihtiyacı hissetmişler. Sadece, nefes alabilmek için başlarını suyun üzerinde tutuyorlarmış. Ve sonra... annemin bana söylediği... hepsi korkunç şeyler.
- Bir tanesinin elinin suyun içinde eriyip aktığını görmüş. Bu onu çok etkilemiş çünkü çok yakın olduğu için net olarak görebiliyormuş. Sadece etten ibaretmiş, çünkü deri yandığı için yok olmuş.
- Ve bunları bana hayatım boyunca anlatmadı. Bu hikayeyi bana anlatmak için öleceği güne kadar beklemeyi tercih etti.
- Burası... burası Ahnawaya.
- Karşı sıradaki evler o sırada alevler içindeymiş, ve buradakiler de...
- Buradan pek iyi göremezsiniz. Şu tarafa geçelim, oradan daha iyi görebiliriz.
- Burası yüzlerce ve yüzlerce derisi yanan insanın suyun içinde durdukları yerdir. Tüm o insanlar bu gölün içinde çığlık çığlığa öldüler.
- Hiçbiri Nazi değildi. Annem de bir Nazi değildi.
Niels - Bu hastalığa ne diyeceğimi buldum sanırım!
Senaryo yazarı Niels Vorsel'in "buldum (keşfettim)" dediği şey, "SALGIN (http://www.izlebizle.net/epidemic-izle.html)" idi. Bizdeki de öyle!
spartacus
26-04-2015, 04:05
Hiç girmedik belki, lakin Ermeniler katliam yapmış vb sonra da bunlar, şunlar olmuş geçerli bir savunu arzetmiyor.
İşin özü taaa 19. Yüzyıllara gidiyor, ikincisi de Osmanlı, sınırları dışındaki Ermenileri Rusya'ya karşı kışkırtıyor. Yani açıktan siz Rusya içerisinde kalkışma yapacaksınız deniyor(bir savaş stratejisi, taktiği olarak). Rusya ermenileri(yani o dönemin, diyalog kurulan Ermeni örgüleri her ne ise) bunu ret ediyor, ilk kışkırtmalar o süreçte başlıyor. Ve aynı şekilde Rusya da Osmanlı topraklarındaki Ermenileri kışkırtıyor, istisnalar dışında Ermeniler her iki devletinde bu taktik oyununa gelmiyor!(ilk suçları bu!!!!!)(Kurtuluş savaşında cephelerde binlerce Ermeni öldü, öyle size anlatılan hikayeler gerçek değil, münferittir. Kurtuluş savaşına karşı örgütlenen örgütlerde, Türk örgütler(!!!!!) Ermeni örgütlerinden daha fazladır! Yekün değildirler, münferittirler!)....
Kısa geçiyorum yine...
Ermenilerin sürgün edilmesi için içeride bolca provokasyon gerekli olmalı, İttihat terakki ise şantajdan, darbeciliğe değin bu işin piridir! Osmanlı'da taa Bizanstan beridir entrikanın, darbeciliğin gelenek haline gelmişliği zaten bilinen bir gerçektir.
Çarkın'ın itiraflarını neden veriyorum? Yahuuuuuu, 20. Yüzyıldan, 21. Yüzyıldan, basın yayının, teknolojinin bu kadar geliştiği bir yıldan bahsediyorum. Daha sizler önünüzdekini okuyamıyorsunuz ki, tarihi okuyabilesiniz.
Ki asıl bu konularda çarkın'dan kat, kat daha fazlasına imza atan Yeşil denen birisidir, çıkıp neler yaptığını anlatmadı ki!
Çarkın, kamuoyunda "bebek katili" başlıklı haberlerde sıklıkla gösterilen ve simge haline getirilen kurşunlanmış bebek fotoğrafının çekildiği Pınarcık Köyü katliamı başta olmak üzere pek çok katliamı PKK örgütünün değil JİTEM tarafından gerçekleştirildiğini de söylüyor.
Başbağlar, Pınarcık, Perpa, Çiftehavuzlar, Gazi Mahallesi, Bolu-Sapanca-Düzce üçgeni ve daha pek çok katliamda yer aldığını itiraf eden Ayhan Çarkın, bir anısını Günlük Gazetesi'ne şöyle aktarıyor:
"Orada bir köy var, kurtarılması gerek' dediler. Gittik, insanların ölüsüne, dirisine yapmadığımızı bırakmadık. Biz orada insanların tırnaklarını çektik, bok yedirdik; bize evinde yemek veren teyzeyi öldürdük."
http://bianet.org/bianet/siyaset/128774-carkin-o-bebegi-pkk-degil-biz-oldurduk
Okuyamıyorsanız izleyin, devletin hangi örgütler içerisinde faal çalıştığı da görülsün, örneğin geçenlerde Savcının rehin alınması-katledilmesi ve içeridekilerin tamamen susturulması odaklı devlet operasyonu bizzat devletin örgütlediği ve sol bir örgütü kullandığı eylemdi. Devlet bu sol görünen örgütü geçmişte Karadeniz grubunun tasviyesi ile ele geçirdi, Bedri Yağan, Sinan Kukul gibi devletle işbirliği yapmayan örgüt içi ileri gelenler katledildi, yönetim bizzat derin devletin -ittihat terakki yöntemiyle çalışan- eline geçti, Dursun Karataş denen kişide örgütün tek lideri konumuyla, MİT, CIA ile çalışan, gerektiğinde paravan olan bir kimlikti(1 taşla 3-5 kuş vuruldu, hem bir örgüt çökertildi(ki 80 darbesiyle örgütlerin liderlikleri bir şekilde açığa çıkmıştı, bazıalrıyla pazarlık yapıldı!), hem devletin güdümüne alındı, hem de çeşitli provokasyonlar ve şantaj, öldürmelerde kullanıldı). Devletin Sabancı'yı susturma operasyonunda da bu yapı kullanıldı.. Kullanabiliyorlarsa kullanıyorlar, kullanamazlar ise bizzat devlet gizli örgütler kurup, bir doluda yetki vererek katliamlara, provokasyonlara başlıyor ve çeşitli örgütlerin üzerine atıyorlar(bir taşla 3 kuş! 1.Kuş toplum kandırılıyor böylelikle diledikleri gibi yönlendirip-yönetebiliyorlar, güdebiliyorlar, 2.Kuş öldürülenler susturuluyor, 3. Kuş ise suçu başkasına atmakla öldürenler aklanıyor, hatta kahraman ilan ediliyor!)., seçim zamanı yatırımı olarak insan kanına bulaşmaya, kitleleri diledikleri gibi dilleri ve dişleri arasında yönlendirmeye değin bir dolu amaç, çıkar maksatlı kullanıyorlar(bu yapılaşmaya örnek Çarkın, Yeşil, Şahin vb, verdikleri önemli açıkalrdan bir taneside Susurluk kazasıdır. Sabancı da Susurluk kazası nedeniyle öldürüldü, susması istenmişti, üzerine gitmemesi istenmişti!)
Kısaca kanı, kanla savunmanın, elleri kanlı olanların, katillerin yönettiği bir dünya da kimse boş, gereksiz, gerzek lafazanlık etmesin, kimseye de kulp olmamaya, kullanılmamaya, kendisini kullandırtmamaya, hele hele etiketlerin esiri olmamaya çalışsın. Kimin ne olduğu sadece 5 harftir, oda "insan" bu yoksa her şey olunabilir, insan olunamaz.
http://haber.sol.org.tr/turkiye/ayhan-carkindan-huseyin-aygune-yargisiz-infaz-itiraflari-perpada-catisma-susu-verdik-112168
Neyse yıllarca aktif siyasette idim, bildiğim, gördüğümün yanında Çarkın'ın itirafları, bir kova suda, 1 damla kalır... Bazılarınızı okudukça üzülüyorum, yazık diyebiliyorum en fazla...
MNRdgleib5I
Evet, yine bomba gibi bir mesaj. Ermeni diasporasının günümüzde mikro hikayelerle (ki arşivler sözkonusu olduğunda kaçacak delik ararlar) dünyayı aldatmaya çalıştığı Sözde Ermeni Soykırımı'nda ibre lehimize değişmeye başladı ve teker teker özür dilemeler başlandı!
Daniel Alves, Türkler'den özür diledi!
http://icube.milliyet.com.tr/Skorer600x298/2015/04/26/daniel-alves-turkiye-den-ozur-diledi--5565942.Jpeg (http://www.milliyet.com.tr/daniel-alves-turkiye-den-ozur---2049838-skorerhaber/)
Barcelona’nın dünyaca ünlü Brezilyalı yıldızı Daniel Alves dün açtığı "Türkiye, Ermeni soykırımını tanıyın!" pankart için özür diledi.
Türkiye’de ve dünyada tartışılan sözde ‘Ermeni Soykırımı’ için ‘Türkiye, Ermeni soykırımını tanıyın!’ pankartı açıp sosyal medyadan paylaşan Daniel Alves, tepkiler üzerine fotoğrafı hesabından kaldırıp Türk taraftarlardan özür diledi.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2015/04/26/fft16_mf5566308.Jpeg
Brezilyalı yıldız gelen büyük tepkiler üzerine geri adım atarak, "Türk hayranlarımdan milyonlarca kez özür diliyorum. Bu fotoğrafın birilerine zarar vereceğini ve onları üzeceğimi düşünmemiştim. İnsanları üzmeyi değil barışı istiyorum"
Sözkonusu bu açıklamalar insana Atatürk'ün bir sözünü hatırlatıyor ve şu sözü söyletiyor: "İşte benim anladığım futbolcu bu!"
Şimdi, mesajımın başında size Ermeni diasporasının mikro hikayelerle tüm dünyayı kandırmaya çalıştıklarını söylemiştim. Örneğin, ülkemizi tüm dünyada kötülemeye çalıştıkları 1978 yapımlı "Midnight Express" filmi onların eseridir.
Şu da Çanakkale Deniz Zaferimizi kutladığımız 18 Mart 2015 tarihinde Youtube'a koydukları "1915" adlı bir diğer saçmalıktır:
http://www.youtube.com/watch?v=gyo-G3dhMRM (http://www.youtube.com/watch?v=gyo-G3dhMRM)
Çünkü Serkan KOÇ'un Tarihi Belgeler ve Tarihçiler eşliğinde hazırladığı asıl "1915" belgeselinde,
http://www.youtube.com/watch?v=YRJl5dy0fpI (http://www.youtube.com/watch?v=YRJl5dy0fpI)
Ermeniler Doğu'da Churchill'in planında bir meze olmaktan öteye geçemiyor!
Not: Serkan KOÇ'un "1915" belgeseli hakkındaki daha geniş bilgiyi şu videodan edinebilirsiniz:
http://www.youtube.com/watch?v=fXfAJVFstvY (http://www.youtube.com/watch?v=fXfAJVFstvY)
spartacus
26-04-2015, 20:48
Upuaut ifadelerin konu dışı aslında. Tepkilerden dolayı özür ayrı bir şeydir, tepkiye neden olan düşüncenin kendisi ayrı.
Tepkiden dolayı özür dilemiş, sen ise öyle bir evirip, çevirmişsin ki!. İman, inanç, tabu gerçekten bir insanın tüm objektifliğini bu derece kaybettiriyor demek ki... Akıl sağlığı tamamen bozuluyor olmalı...
Yani şu kadarcık şeyi anlamamışsın... Konu bambaşka bir şey özünde. Şimdi ben çıkıp bir düşüncemi, görüşümü paylaşsam ve bundan insanlar rahatsız olup, tepki gösterse özür dilemem, bu paşa, içinde bulunduğu durum-koşullar nedeniyle dilemek zorunda kalmış olmalı. Ama rencide edici, hakaret ya da benzer hedefli sözlerim olursa o zaman da özür dilerim, dileyebilirim, ama görüş/fikir/düşünce ifadesinde, birileri beğenmiyor diye özür dilemem, aksine tepki verenler, verdikleri tepki ile ifade özgürlüğümü kısıtlamaya çalıştıkları için özür dilemeleri gerekir...
Ortada Osmanlı-İttihat terakki tarafından yapılmış planlı, bilinçli bir temizlik operasyonu var, bu Osmanlı tarafının stratejisi, taktiği olarak böyle, diğer taraftan Ermeniler, Suryaniler, Ezidiler açısından ise bir kıyım...
Bu tür konularda kimin ne dediği ÖLÇÜT değildir, esas teşkil etmez, şu Ermeni soykırımı yok dedi, bu var dedi, bunlar anlam taşımaz tüm nesnel olaylar için bu geçerlidir, önemli olan, olan, bitenin ne olduğudur, kimin ne dediği değil.
Senin kendine ait fikirlerin, görüşlerin, duruşun yok mudur, sürekli Hollywood filmlerini alıp her konuda bilmem kaçıncı dakikası diyorsun, bu kadar sanal mı yaşıyorsun hayatı anlamadım doğrusu, yani tartışma konuları açısından diyorum, muhtaplık çerçevesinde diyorum, yoksa elbette beni ilgilendirmez, konusunu da etmem :)