Orijinalini görmek için tıklayınız : Ayın Karanlık Yüzü
Ayın karanlık yüzünün fotoğrafı paylaşılmış Nasa tarafından...
Hani nerede uzaylı üsleri? Nerede melekler?
Diyorlar ya; ayın arkasında uzaylıların merkezleri var veya melekler ayın arkasında saklanıyor falan...
Hani yok işte... :)
Bir şey gözle gözükmedi mi, illa oraya gizemli varlıklar uyduruyorlar.
Aynı yatağın altında saklanan canavarlar gibi.
"Aslında varlar fakat, Nasa sansürledi" diye düşünüyorlardır muhtemelen şimdi.
http://edition.cnn.com/2015/08/06/us/moon-crossing-earth-dscovr-nasa-feat/index.html
http://cdn.rt.com/files/2015.08/original/55c2983dc46188954e8b4582.jpg
Dünya ve evren insan olmadan da güzel diyeceğim fakat, insan olmazsa da güzelliği kim yakıştırcak?
Böyle estetik değerlerin insanla birlikte var olabiliyor olması, belki insandan bağımsız estetik diye bir şey olmadığı sonucunu çıkarıyordur.
Bir bok parçasıyla, dünya aynı özelliklere sahip belki de.
Hani müminler tavus kuşu resimleri paylaşarak diyorlar ya;
"Bu güzelliği Allah'tan başka kimse yaratamaz" diye.
Sen olmasan güzellik de olmucak.
Aşık Veysel'in "Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa" dediği gibi.
https://www.youtube.com/watch?v=JaKTizSCR5A
Özneden bağımsız (nesnel) gerçeklik var mı yok mu? Filozofları çok uğraştırmış bu soru. Bugün hem filozofları hem de fizikçileri uğraştırmaya devam ediyor. Berkeley'in öznel idealizmi yanlışlanabilmiş değil bugüne kadar. Ancak hiçbir fizikçi böyle bir şeyi kabul etmeye de yanaşmıyor doğal olarak. Rabindranat Tagor ve Einstein bir araya gelip bu konuları konuşmuşlar. Tagor özneci, suje olmadan obje olmaz diyor, Aşık Veysel gibi düşünüyor yani :) Bertrand Russel ve Einstein bu düşünceye şiddetle karşı çıkmışlar. Ancak fikir ayrılıklarına rağmen Tagor ve Einstein'ın iyi arkadaş oldukları söylenir.
https://www.lbi.org/wp-content/uploads/2011/09/Einstein_Tagore_1.jpg
http://www.brainpickings.org/2012/04/27/when-einstein-met-tagore/
Bu arada uzaylıyı falan geçtim ayın karanlık yüzünde bi nane yokmuş. Krater bile yok lan. İyi ki bize kıçını dönmüş ay..
Düşündüm de, özne olmadan obje olur bence. Fakat estetik olur mu? Estetik duygulara ve ölçüye (ölçene) ihtiyaç duyuyor çünkü.
Estetiği düşünürsek Tagor, objenin özneye varoluşsal bağımlılığı konusunda ise Einstein haklı gibi geldi bana.
Çünkü biz doğmadan önce de bu dünya vardı, biz öldükten sonra da var olacak.
Bunu tüm insanlığa uyarlarsak, demek ki; tüm insanlık yok olsa dahi dünya var olacak fakat güzellik yok olacak.
Çünkü estetik de bireysel bir şey sonuçta.
Dünyanın tüm insanlara estetik açıdan güzel gelmesi, bunun bireyselliğini ortadan kaldırmaz bence.
Şu resim dünyanın en pahalı resmi diye yazıyor mesela (parayla ölçülebilenler içinde);
Pablo Picasso'nun Nude resmi.. Fiyatı 106.5 milyon dolara satılmış.
http://www.pablopicasso.org/images/paintings/nude-green-leaves-and-bust.jpg
Ben mesela buna en fazla 40 lira veririm.
Fakat birisine o kadar güzel gelmiş ki;
106 milyon dolar vermiş adam. Bunu satın alan adam öldükten sonra resme 106 milyon dolar biçen estetik anlayışı da yok olup gidecek.
spartacus
06-08-2015, 23:09
Demek ki karanlık değilmiş...
Sevgili Aleph, Berkeley ne yanlışlnabilir ne de doğrulanabilir. Sıkıntımız doğrulayıp, yanlışlayamamış olmak değilde, öne sürülen iddiaların subjektif olması yani objektif geçerlilik içermemesi, yöntemininde bilimsel olmaması...
Halbuki gerçek denilen şey iradelerden bağımsız olandır, aslında gerçek budur, nesnel gerçek ise iradelerden bağımsız ortada olan şeye denir.
Materyalizm açısından gerçeklik diye bir sorun yoktur, bilim açısından da. idealizme göre ise zaten nesneler dünyası gerçek değildir, sanaldır. Gerçek olan, nesneleri, nesnel gerçekliği(sanal dünyayı) yaratan idea, mutlak fikir, düşünce kısaca zihindir. İşte asıl gerçeklik sorunu orada başlar, o halde gerçek olan kim ya da gerçekliğin ölçütü ne? Berkeley, nesnelliği, ortada olanı(gerçeği) fikirlerin tertibi(idealizm) olarak yansıtıp, işlemekle bu işin içinden zaten çıkamaz. Gerçek olan kim, Berkeley mi, o halde şimdi biz neyiz? Gerçek mi? İşte paradoks başladı.... :)
Gerçek kavramı, felsefi bir kavram olarak, genel anlamda, düşüncede varolan ya da düşünülmüş şeylere karşıt anlamda varolan, düşünülmüş olanın dışında mevcut olan anlamındadır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ger%C3%A7ek
Aslı budur, iradeden bağımsız ortadalık, bir iradeye muhtaç olmayan.
Berkeley'e gelirsek, Berkeley ciddi bir yanlışa da imza atmış. hadi idealizm anlaşılabilir lakin Nesnel gerçekliği ya da nesne boyutunu(objektifi), öznenin(insanın) zevkleri veya renkleri dediğimiz çerçevede ele aldığı için baştan zaten falso vermiştir, belki bir yanıltmaca olarak başvurdu, ama tüm düşüncelerini neredeyse bu yanılsama üzerine kurmuş gibi.
Kısaca nedir bunlar;
İyi, kötü, güzel, çirkin..... vb... Tüm bunlar şeylerin algılanan nitelikleri üzerine, öznenin kendisini de dahil ettiği, tanımladığı-yakıştırdığı kavramlardır, gerçeklik sorununa konu edilemezler, çünkü özneye bağlı anlam kazanırlar, nesnel değil özneldir, öznel olan ise gerçek değildir....
Örneğin Dünyanın kendi etrafında dönmesi bir nesnel gerçekliktir, iradelerden bağımsızdır, elmayı seviyorum da, armutu tercih etmem der gibi, dünya hareket eder, canım istemiyorsa etmez denmesi, bu gerçeği değiştirmez. Olaylarda da böyledir, bir olaya kırmızıyı severim ama laciverti sevmem der gibi bakılamaz, olay hoşumuza gitsin veya gitmesin yaşanmış-gerçekleşmiştir, sonucu bizim açımızdan neye mal olursa olsun, beğenmiyorum demekle yok sayma şansımız yoktur... Kimsenin keyfiyetine göre(idealizm) kılık değiştirmez(Berkeley bile olsa)
Aşık Veysel'in ifadesi ise nesnel gerçeklik üzre değil, işte öznel seçicilik üzerinedir yani gönül işi, zevkler ve renkler tartışılmaz(gerçi Berkeley zevkler ve renkler üzerinden bir dolu kafa ütülemişsede, topu, kökünden yanlış) :)
Ozne-nesne ayrimi illuzyondur, filozoflari ugrastirmasi bir illuzyonun ('benlik') dayanak noktasi alinmasindan dolayi.
Mental kurgular (dusunsel dayanaklarin olusumu) doganin bir niteligi, fakat mental kurgularin dahili nicelikleri doganin kendisini yansitmaz. Doga sadece oldugu sey, tanimsiz/tanimlanamaz. Nevertheless, gercek dunyada butun olmadan parcalardan yahut parcalar olmadan butunden soz edemeyiz. Sozu edilebilir olan hareket, degisim, dinamik kosullara bagli tureme/cozulme.
Ondan sonra Budist Rahipler uçuyor diye söylentiler çıkıyor işte.
Bunları yazan/düşünen Budist'in uçma özelliği de vardır. :)
https://www.youtube.com/watch?v=WaE1ASWlbBY
Düşündüm de, özne olmadan obje olur bence.
Simülasyon teorisini duymuşsundur. Ya da en azından matrix filmini izlemişsindir. Fizik, matematik ve evrim beynimize yüklenmiş masallar olabilir mi sence? Ya da gerçekte olduğundan çok daha farklı gösteriliyor olabilirler mi bize?
https://www.youtube.com/watch?v=2oEnJfZ9joY
spactacus, felsefede idealizm ve materyalizm ikilemini nasıl açıklarsınız peki? Neden bir kısım insanlar idealist olurken diğer bir kısım insanlar materyalist oluyor? Ya da "neden bir kısım insanlar materyalist olmak yerine idealist oluyor" diye sormak daha mı mantıklı sizce?
Simülasyon teorisini duymuşsundur. Ya da en azından matrix filmini izlemişsindir. Fizik, matematik ve evrim beynimize yüklenmiş masallar olabilir mi sence? Ya da gerçekte olduğundan çok daha farklı gösteriliyor olabilirler mi bize?
Bunu ben şöyle düşünüyorum. Eğer evrim önceden yüklenmiş masal olsaydı, bunu çağımızdaki herkesin bilmesi lazımdı. Ayrıca evrimi gözlemle de görebiliyoruz.
Evrimi gözlemlediğimiz duyu organlarımız, mantıksal karşılaştırmalar, doğrusal ihtimal hesapları yaptığımız beynimiz de evrimle oluştuğu, ve işitme, görme, koklama gibi eylemler sonucunda bizden farklı hayvanların da benzer veriler elde ettiği düşünülürse.....
Madde vardır.
Çünkü madde bize göre değil, biz maddeyi algılayacak şekilde evrimleşmişiz.
Fakat maddenin bütün özellikleri %100 bizim algıladığımız şekilde olmayabilir.
Mesela;
Köpekler siyah beyaz görüyorlar çevrelerini. (İnsan'a kıyasla %20 kadar renkleri algılayabildiklerini okumuştum)
O halde bir insan için altın elementinin rengi sarı, bir köpek için ise gridir.
Peki altının gerçekten rengi var mı?
Olması lazım çünkü atomlar ışık fotonlarını yansıtıyorlar.
Altının gerçek rengi nedir?
İşte burada canlıya göre öznel bir durum var.
Fizik için bilmiyorum fakat matematik için belki şu çıkarımı yapabilirim.
Maddenin niteliklerinden değil de kendisinden yola çıkılarak türetildiği için matematik.
1 taş + 1 taş = 2 taş.
Taşın rengi, şekli, kokusu önemli değil, taşın kendisinden yola çıkıldığı için bir ilüzyon olduğunu sanmıyorum.
İnsan olarak bir benlik olmasa da (Boolean olmasa bile), maddeyi algılayıp hesap yapan bir organizma var sonuçta.
Felsefe konusunda cahil bir insan olduğum için, ancak sohbet şeklinde yazıyorum bunları da. Forumda karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi.
spartacus
07-08-2015, 00:57
spactacus, felsefede idealizm ve materyalizm ikilemini nasıl açıklarsınız peki? Neden bir kısım insanlar idealist olurken diğer bir kısım insanlar materyalist oluyor? Ya da "neden bir kısım insanlar materyalist olmak yerine idealist oluyor" diye sormak daha mı mantıklı sizce?
Sevgili Aleph, kabaca temeli bilgiye ulaştıracak yol ayrımından kaynaklı. Felsefe insanın öğrenme isteği-soran-sorgulayan, bilim ise cevaplayan-arayandır. Yani soran bilim değil felsefedir, cevabı bulmakla mükellef olan ise bilimdir(yani bu ikisi birlikte hayat kazanır ya da anlamlı hale gelir).
Materyalizm bilginin, nesnel zemin kaynaklı olduğunu ve nesnel gözlemlerle elde edilebileceğini ifade ederken, idealizmde bilginin fikri zeminde elde edilebilir olduğunu, gözlem nesnesi içermediği, ancak fikirlerin-düşünceler düzleminde(öznel alem) elde edilebileceğini ifade eder. materyalizme göre veri nesneden-özneye doğrudur, idealizmde ise özneden-nesneye doğru. yani masanızın üzerinde bir bardak varsa, materyalizme göre bunun bilgisi, bardağı algılamanıza bağlı, idealizmde ise masanızın üzerinde aslında bir bardak yok ama siz düşüncenizle, fikirle onu var kılmaktasını, bardak ise gerçekte yoktur, masada, tümüde sanaldır(zihne bağlıdır ve verileride fikirler yaratır) Kısaca materyalizme göre evren bizim bilincimizden bağımsızdır ve gözleme açıktır, idealizme göre ise evren fikirlerimizin tertibidir, tezahürüdür, gerçekte yoktur, ancak zihindedir...
İkincisi ise gerçeklik konusu. Materyalizme göre nesnel olan gerçektir, idealizme göre ise fikri olan gerçektir. yani idealizm nesnel gerçeklik diye bir gerçekliği kabul etmez, tek gerçek olanın düşünce, fikir olduğunu, düşünce dışında hiç bir maddi-fiziki gerçeğin olmadığını öne sürer. Kısaca gördüğünüz, algıladığınız, duyualdığınız NESNEL-FİZİK ne varsa, tümününde fikirlerin(fizik ötesi->metafizik!?) TERTİBİ, bir tezahürü olduğunu öne sürer, gerçek olan düşüncedir der gerisi ise düşüncenin senaryo-kurgu kahramanları... Bir rüya gibi, gerçek olan rüyayı görendir gibi ifade edersem anlaşılması daha kolay olur sanırım.
Üçüncüsü ise "Olaylar" düzlemidir. Örneğin materyalizm olaylar için NEDEN-NASIL sorusunu sorarken, idealizm ise KİM sorusunu sorar. Çünkü idealizme göre nesnel gerçek olmadığı gibi olaylarda nesnel ve gerçek değillerdir, o halde gerçek olan düşünce ise, bizim olay gibi gerçekleri sanal olarak yarattığımız düşünceyi hedef almamız gerekir, haliyle olayların ardında hangi düşünce, kimin düşüncesi-eylemi yatar diye yönelir, yani FAİLİ(ÖZNE'yi) arar, idealizm ÖZNELDİR, materyalizm ise Evren ve Dünyayı NESNEL çerçevede yorumlamayı tercih eder. İdealizm metafizik, fizik dışı, düşünce dahili sebepler-gaye arar, bu nedenle de idealizmde neden sorusu bir olayın nasılını öğrenmek için değil, olayı gerçekleştiren AKLIN-FİKRİN sahibinin kim(eylemin faili) olduğunu ve hangi AMAÇ-GAYE ile bu eylemi gerçekleştirdiğini öğrenmeye çalışır. idealizmde bu knuyla ilgili bilgi bu eylemi gerçekleştirenin KİM olduğu ve maksadının ne olduğunu öğrenmektir.
Materyalizmde ise olaylar nesneldir, gözlemlenebilir ve yorumlanabilirler. Gözlemleri yapılarak bir olayın kaynağına(faktörlerine) inilebilir ve izahı yapılabilir ve bilginin düzeyin de gözlem ve elde edilen verinin düzeyi önem arzeder.
Örneğin materyalizm yağmur için neden-nasıl sorusunu sorar, idealizm ise kim sorusunu. Çünkü materyalizme göre yağmur bir doğa olayıdır, nesneldir ve iradelerden bağımsız, herhangi bir metafizk gücün müdahalesi olmadan gelişen(bu nedenle doğal denir) olaydır, idealizm ise yağmuru YAĞMAK çerçevesinde değil YAĞDIRMAK çerçevesinde ele alır. Yani yağmaz, yağdırılır(fiil-fail) çünkü yağmur gerçek değildir. O halde "bu düşünce, fikir kime ait?, amacı ne?" gibi soruların yanıtı aranır, o halde arkasında KİM var ya da hangi düşüncenin(idea-fikrin) tertibi-yansıması(yansı) diye arar-sorar.
HAREKET-DEĞİŞİM, çerçevesinde materyalizm hareket ve değişimin gözlemlenebilir ve iradelerden bağımsız gerçek olduğunu ifade eder. İdealizm ise hareket ve değişimin bir yanılsama, aslında gerçekte olmadıkalrını, değişenin evren, dünya, doğa veya şeyler(nesneler) değil, aksine değişenin fikir(idea) olduğunu, aslında hareketin var olmadığı fakat yaratan fikrin böyle tezahür(!) ettiği için öyle görüldüğü(duyumlama yanılgısı) iddia eder. Bu konuda materyalizm Diyalektiği(materyalist diyalektik, nesnel hareket-değişim), idealizm ise metafiziği(fikre bağlılığı, fizik dışılığı) esas alır. İdealizm zaten fiziği kabule tmez, çünkü fizik şeylerin doğasını anlamak iken, idealizm şeylerin varlığını da, doğasının olduğunu da ret eder. İdealizme göre fizik yoktur, metafizik vardır...
örneğin gördüğümüz hiç bir şey aslında gerçek değil ve aslında yoklar, tümüde elektrik sinyali vb diye başlayan tüm ifadeler özünde idealizmdir, yani kişi kendi BEN'İ dışında hiç bir şeyin varlığını kabul etmiyor demektir, çünkü tümü de kişiye göre düşüncesinin yansımasından başka bir şey değildir. "Düşünüyorum o halde varım" idealizmle ilgili, materyalistler ise biraz değiştirdi, "Düşünüyorum o halde vurun" :)
Aslında çok kısa ele alınamaz ama bazı önemli başlık ve kıstaslarda karşılaştırmış olduk.
Yağmur neden yağar diye soruyorsanız ve neden sorunuz FAKTÖREL ise, materyalist bir sorudur, yağmuru yağdıran ne, kim gibi sorulara yönelmiş iseniz ve yağmurun ardında metafizik bir gücün ya da amaçlı, gayeli bir öznenin ya da düşüncenin, fikrin yattığını düşünüyorsanız idealizmdir, zeminde idealizmdir... Kısaca idealizme göre yağmur gerçekte yağmaz, siz bunu düşüncelerinizle yaratırsınız, aslında yağmur düşüncede bir şeydir(sanaldır), o halde kendiliğinden-doğal bir yağmurdan söz edilemez, ancak bir öznenin ya da bir düşüncenin ürünü olarak gerçekleşebilir ve gerçekleşme zeminide nesnel değil fikridir...
Bu gibi durumlarda felsefe bize yanlış sorulara cevap aramamayı da öğretir, disipline eder. Örneğin materyalizmde kaynak, veri, done, gözlem kısaca nesnel veri(aktı) olmadan bilgi elde edilemez... Hiç bir varsayım dayanksız ve objektif kaynaktan mahrum olamaz, illa nesnel(objektif) bir dayanağı olmalıdır. Hiç bir teori masabaşında üretilemez, mutlaka GERÇEK-FİİLİ-PRATİK nesnel koşullardan süzülmüş ve sınanmış olmalıdır. Gerçek ise kişilerin keyfiyeti ve iradesinden bağımsız olmalıdır ki sınama-sağlama ve irade dışı imkanı versin. keyfiyete bağlı gerçeklik olabilir mi? Olamaz, çünkü bu sadece matfizikte, metafizik ise sadece insanın hayal gücünde(masal alemleri) mümkün...
Bunu ben şöyle düşünüyorum. Eğer evrim önceden yüklenmiş masal olsaydı, bunu çağımızdaki herkesin bilmesi lazımdı.
Yerçekimini de bir zamanlar herkes bilmiyordu, ama şimdi herkes biliyor. Belki de süreç bu şekilde tasarlandı. Bir oyunda level atlar gibi ilerliyoruz..?
Ayrıca evrimi gözlemle de görebiliyoruz.
Ya da gözlemler, böyle düşünmemizi sağlayacak şekilde programlı.. ;)
Maddenin niteliklerinden değil de kendisinden yola çıkılarak türetildiği için matematik.
1 taş + 1 taş = 2 taş.
Nesneler olmasaydı sence yine de matematik olur muydu?
İnsan olarak bir benlik olmasa da (Boolean olmasa bile), maddeyi algılayıp hesap yapan bir organizma var sonuçta.
Cogito ergo sum.. :) Evet, düşünüyoruz o halde varız. Fakat gerçekte olduğumuz gibi miyiz. Zihinlerimiz tutsak mı yoksa özgür mü? Bundan emin olmanın sınanabilir bir yöntemi bulunabilir mi? Asıl mesele bu..
Felsefe konusunda cahil bir insan olduğum için, ancak sohbet şeklinde yazıyorum bunları da. Forumda karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi.
Ben de öyle yapıyorum zaten. Maymun bir iştahla sorular soruyorum cevaplar alırım diye. Başlıktan biraz sapıyoruz ama fena da olmuyor.. :thumb:
Çok teşekkürler spartacus, basit soruma son derece kapsamlı bir cevap verdiniz. Yalnız insanların bu iki ana yoldan birini seçerken bunu hangi saiklerle yaptıkları konusunda sizin fikrinizi yine de duymak isterim. Ben zihin yapısı ve mizacın önemli olduğunu düşünüyorum. Rasyonel düşünme eğilimli insanlar materyalist olurken, mistik yanı ağır basanlar idealist oluyor. Benim gözlemim bu. Bilmem siz ne düşünürsünüz? Bu soru, sanıyorum "neden bazı insanlar inanıyorken bazıları inanmıyor" sorusuyla eşdeğer bir soru.
spartacus
07-08-2015, 02:25
Yalnız insanların bu iki ana yoldan birini seçerken bunu hangi saiklerle yaptıkları konusunda sizin fikrinizi yine de duymak isterim.
İnsanlar seçim yapmadan önce felsefeye başlıyorlar. Hani 5-6 yaşlarında başlayan sorular var ya. İşte o anda felsefeye ilk adımı atıyorlar. Bu ne? uzaklık ne demek? Şu ne demek? O neden öyle? vb... İnsanların felsefeye adım attıklarında hangi yolun müptelası olacaklarını ise ne yazık ki ebeveynler belirliyor, ebeveynlerinkini ise iktidarlar, hakim siyaset ve ideolojiler. Bu böyle bir zincir oluşturuyor... Uzun zamandan beridir hakim olan teoloji. Teoloji ise idealizme izin verirken, materyalizmi yasakladı. Zaten bilimide yasakladı, geride Kiliselerde üretilen idealizm kaldı.
O nedenlerle günümüzde çoğumuz kendiliğinden bir teolojik, idealist-ideolojik ortamlar ve kurallar, kaideler, tanımlar, inançlar ortamına doğuyoruz... Haliyle daha 5-6 yaşlarında dumura uğratılan beyinlerimizle hayatın içinde sorgulamaya yönelsek dahi, elde olan teolojik ve idealist kavram-tanılar olduğu için uzun bir süre kişi idealist çerçevelere meylediyor. Zaten hazır inançalr gereğide, alternatif düşünme modeli konusunda kolayca fikir sahibi olamıyor...
Eğer insanlara teoloji, idealizm kadar materyalizmi alma serbstliği tanınsaydı ve ebeveynler çocuklarına hem hakim ideolojiden kaynaklı hem de gelenek diye gelen, ama özünde bağnaz miras ve alışkanlıkalrını aşılamasa, şırınga olmasaydı, işte o koşulda objektif bir analiz yapma şansımız olurdu... Şu koşulda ise yok, hakim olan teoloji ve onun da arka planı idealizmdir, kısaca ideaya(fikre "önce söz vardı!") dayalı evren, hayat ve dünya görüşü.
Ben zihin yapısı ve mizacın önemli olduğunu düşünüyorum. Rasyonel düşünme eğilimli insanlar materyalist olurken, mistik yanı ağır basanlar idealist oluyor. Benim gözlemim bu. Bilmem siz ne düşünürsünüz? Bu soru, sanıyorum "neden bazı insanlar inanıyorken bazıları inanmıyor" sorusuyla eşdeğer bir soru.
Mizactan ziyade bilinç faktörünün önemli olduğunu düşünüyorum. İdealizm ise zaten yukarıda değindiğim kaba ama önemli sebeplerden dolayı zaten kendiliğinden geliyor, insanalrın ikisi arasında tercih yapabilmesi için ne yazık ki kendiliğinden ve hazır gelen kalıp ve şablonların dışına çıkıp kıyas yapabilme olanağına sahip olması gerekiyor. Bunun içinde bilgi olmadan fikir de olmuyor, tabi seçimde. Birde zorunlu olarak formel mantığa dayalı bir mantığımız var(kendi ve ötekinin farkındalığı -> benlik -> öznel), bu da idealizmi kendiliğinden kabul edilesi bir potaya çekiyor...
Bilime yönelmiş insanlar, idealizmden de, metafizikten de(külliyen) uzaklaşır. Lakin yeterli temeli olmayanlar günümüz sözdebilim dediğimiz (https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%B6zdebilim) ama bilimden çok daha fazla yer tutan bir çok kir nedeniyle ve dahi alışılagelmiş şablonlar ve kişilerin teolojik, idealist şartlılıklarına yabancı gelmeyen(şartlandıkları için, NE DUYMAK İSTİYORLARSA, onu söyleyen - iksir) söylem-argümanlar nedenyle, birde bilim'in sade, cezbedici ve edebiyatvari dilden uzak olması gibi sebeplerle, öteki daha çekici, cezbedici geliyor. Bir diğeride SAVUNMA psikolojisidir, insan şartlandığı şeylerin aksini duymak istemez, duyarsa da ya burun kıvırır ya da karşı çıkar(neden karşı çıktığına dair ise aslında fikri bile yoktur)...
Zeka herkeste var, ama şu derece de, ama bu derecede, zihin, akıl herkeste var, aslında tercihlerimizde belirleyici olanın bilinç olduğunu düşünüyorum ve aklın da bilinç bankasında (zihin, dağarcık) elde olanlara göre hareket etme yetisi kazandığını...
Materyalizm özneyi ret etmez, zaten bilgi özne-nesne ilişkisinin ürünüdür(yorumlanmış veri üründür), idealizmden ekstra farkı, materyalizm nesnel ve öznel dünyayı kabul eder, idealizm ise nesnel dünyayı ret eder, lakin materyalizmde konular ve açı, neye görelik(öznel, nesnel) disipline edilir.
Örneğin bir insanın hangi rengi sevdiği görecelidir, bu özneldir, ama sıvıların akışkanlığı öznel değil nesneldir. Gerçeklik sorunsalı kimin hangi rengi sevdiğinin çerçevesinde ele alınamaz çünkü bu rölatiftir(göreceli, öznel, kişiye göre), sıvının akışkanlığı ise kişiye(özneye) göre değil, ilgili nesnenin hareketine ve yine nesnel koşula göredir... Bir kimsenin kırmızıyı sevmesi, kırmızıya gerçeklik vasfı vermez, lakin biz o kişinin o rengi sevdiğinin bilgisini edinmiş oluruz, buda bilgidir ve her insan hem kendisi ve başkasının öznesi hemde nesnesidir.. Kısaca materyalizm bir kişinin neyi sevdiğinin ya da düşündüğüne dair bilgi edinmekle, düşündüğü şeyin neye dair, neye göre olduğu çerçevesini ayrı ele alır. Birisi kişiye dair bilgidir, öteki görüşüne ve nesnesine dair...
Yerçekimini de bir zamanlar herkes bilmiyordu, ama şimdi herkes biliyor. Belki de süreç bu şekilde tasarlandı. Bir oyunda level atlar gibi ilerliyoruz..?
Level olarak da görebiliriz, bir yol olarak da görebiliriz. Çünkü bazen hatalı yollara sapıyoruz ya; Mesela evrenin statik olduğunu düşünüyorduk, sonra genişlediğinin ve hareket halinde olduğunu gördük, şimdi bu da hatalı bir yol olabilir pek muhtemel olmasa da.
"Uzun ince bir yol" :)
Ya da gözlemler, böyle düşünmemizi sağlayacak şekilde programlı..
Bu nerede programlı peki? İnsan DNA'sında mı? Mikropların değişim geçirdiği, daha dirençli hale geldiğini gözlemlemek programlı olabileceğini sanmıyorum.
Nesneler olmasaydı sence yine de matematik olur muydu?
Hımmm! Form lazım sonuçta ve rakamlar lazım. İşaretler. Yani bunları nereden tedarik edeceğiz? Onun için ilk olarak maddesel objeler olması lazım ki; onlara bakarak üçgen, I II III gibi sembolleri türetebilelim. Öyle değil mi? Sanki böyle gibi.
Zihinlerimiz tutsak mı yoksa özgür mü? Bundan emin olmanın sınanabilir bir yöntemi bulunabilir mi? Asıl mesele bu..
Bana göre doğanın istediği kadar özgür, istediği kadar da tutsak. %100 bir özgürlük yok bence. Yanlız ne kadar özgür, ne kadar tutsak onu bilmiyorum, çünkü %100 özgürlüğün potansiyelinde neler var, onu bilmiyorum. Zihnin oluşmasında önemli rol oynayan algılar sadece canlıya yetecek kadar evrimleşiyor sonuçta.
Bir balığın kulağa ihtiyacı olmadığından, kulak evrimleşmiyor.
Atıyorum;
x ışınlarını görmemiz gerekmediğinden görmüyoruz. Eğer x ışınlarını görmek canlıya ekstra bir avantaj sağlasaydı, bunun için de bir organ veya göz evrimleşecek ve bilinç buna göre daha değişik olacaktı.
Ayrıca şanslıyız ki; diğer hayvanları gözlemleyebiliyoruz. Tek tür olsaydık durum kötüydü.
Mesela ormandaki bir ayıya göre, insan türü düşüncesel olarak çok daha özgür.
Bunu yaratıcılıktan çıkarıyorum. Ürettiğimiz sanat eserlerinden falan.
Bu da demek oluyor ki;
Bizden aşağıda olan zihinler varsa, bizden yukarıda olan zihinler de olabilir.
Benim sınamam bu şekilde.
Bizden aşağıda olan zihinler varsa, bizden yukarıda olan zihinler de olabilir.
Evet var :)
ama insan türünün tek örneği değil mi ? Ayı ile insan aynı kefede değil, hiç bir dünyalı başka bir canlı ile yanı kefede de değil.
İnsan düşünen, düşüncesi ile teknoloji geliştiren bir tür. Bir başka böyle tür var mı ?
Yok..
İnsan diğer havvanları gözlemliyor, hiç bir hayvan başka bir türü incelemek maksatlı gözlemlemiş midir ? hayır...
Biz belgesel yapıyoruz :)
x ışınlarını görmemiz gerekmediğinden görmüyoruz. Eğer x ışınlarını görmek canlıya ekstra bir avantaj sağlasaydı, bunun için de bir organ veya göz evrimleşecek ve bilinç buna göre daha değişik olacaktı.
Biraz doğru, esasen genelde bu sitede kimileri bu yanlışı çok yapıyor "ateist"ler genel olarak, bu senin kaideni baz alsalar yapmıyacaklar ama, bu kaideyi unutuyorlar ve hatta sen bile bu yazdığın şeyi unutursun yeri geldiğinde eminin, bu da çifte std yapman demek.
ne mi ? örnek verim;
örneğin insan duyuyor ve Allah bu işlevi bize en mükemmel şekilde vermiş diyoruz, haa bi ateist'de diyorki ordan: "hayır, bak karıncaların ayak seslerini neden duyamıyoruz ki?"
hemen ona senin şu cevabını vermek gerek. bilmem anlatabildinmi...
bak kaideni çok beğendim koyu bile yaptım, güzelmiş...
----------------------------------------------------------------------