Orijinalini görmek için tıklayınız : Ya herşey bir rüyaysa?
Dialectics
06-02-2016, 00:24
Bu soru hiçbirinizi şaşırtmıyor mu? Rüya görmek kimseyi şaşırtmıyor mu? Ben bir rüyadan uyandığımda çoğu zaman şaşırıyorum. Gerçeklik ne peki diye şaşırıyorum.
Inception'dan kesitler:
RxabLA7UQ9k
Az önce beynim ya da kendim, işte her ne isem bambaşka bir gerçeklikteydim ve uyanana kadar bunun farkında bile değildim. İşte bütün kuşkum bundan doğuyor: uyanana kadar farkında bile değildim. Rüya gördüğüm esnada şu an yaşadığım dünyadan kopuktum ve şayet uyanmasan hiç de bunu farketmeyecek gibiydim, rüyada olduğumu...
O zaman diyorum, ya bu hayat da bir rüyaysa? Bundan şüphe edemez miyiz?
ckiNNgfMKcQ
spartacus
06-02-2016, 00:34
O zaman diyorum, ya bu hayat da bir rüyaysa? Bundan şüphe edemez miyiz?
Edemeyiz, edebilseydik, rüya gördüğümüzü iddia edemezdik...
Dialectics
06-02-2016, 00:37
Edemeyiz, edebilseydik, rüya gördüğümüzü iddia edemezdik...
Evet bunu da düşündüm ancak şu var, çok ender de olsa kimi zaman rüyadayken rüyada olduğumuzu ve uyanmamız gerektiğini hissettiğimiz oluyor.
Bazen öyle guzel ruyalar goruyorum ki! uyandigumda keske uyanmasaydim diyorum. gunlerce, aylarca ve hatta yillarca o ruyalari unutmuyorum. Beynim bu ruyalardaki goruntuleri veya senaryolari nasil olusturuyor veya uyduruyor!!?? İlginc..
Rüya olması için bizim olmamız şart , o halde biz gerçekte neredeyiz , neyle meşgulüz ya o da rüyaysa bunu sürdür sürdürebildiğin kadar sonu yok yani.Mantıklı değil bence bu söylemler.
Yıldıztozu
06-02-2016, 00:45
Rüya için hayal kurmak diyemez miyiz? Mesela şu an ben hayal kurarak kendimi bir dağın tepesinde hayal edebilirim. Rüya da bir hayal kurma yöntemi olabilir.
Rüyada olup olmadığımızı anlamanın tek bir yolu var bence. Rüya diye bir şeyin var olduğunun farkındalığına sahip olduğumuz anda rüya dışındayızdır. Şu an rüyada olmadığımı nereden biliyorum? çünkü geçmişte gördüğüm rüyaların bilincindeyim ve rüya denilen bir olayın varlığının da farkındayım. Yaptığım bu ilişkilendirme ve kıyas neticesinde şu an rüyada olmadığımı anlayabiliyorum.
Rüyamızın içindeyken ''rüya'' denilen bir eylemin var olduğunun farkında olduk mu hiç? Rüyanın içindeyken rüya ve gerçeklik ayırımı yaptınız mı hiç? Bende olmadı.
Merak ediyorum, rüyanın içerisinde başka bir rüya gören olmuş mudur? Konu açısından bu soru çok önemli.
Eğer rüyanın içinde rüya görmek mümkünse, bunu gören kişi rüyanın içindeki diğer 2. rüyadan uyanarak 1. rüyanın içerisinde kalır ve kendini rüyadan uyanmış zanneder. Fakat aslında hala 1. rüyanın içerisindedir.
Bazen öyle guzel ruyalar goruyorum ki! uyandigumda keske uyanmasaydim diyorum. gunlerce, aylarca ve hatta yillarca o ruyalari unutmuyorum. Beynim bu ruyalardaki goruntuleri veya senaryolari nasil olusturuyor veya uyduruyor!!?? İlginc..
Bencede çok ilginç , doğuştan görme engelli insanlar görsel rüyalar görmüyorlarmış ancak ses veya koku şeklinde rüyalar yaşıyorlarmış.Ben bazen rüyamda hiç tanımadığım kişileri görüyorum bu beyin nasıl o yüzleri , vücutları oluşturuyor gerçekten çok ilginç.Bazen düşünüyorum yaşadıklarım nereye gitti , hatırlayamadıklarım , nereye gitti bunlar , çoğu zaman davranışlarımı kontrol edemiyorum acaba diyorum yaşadıklarım mı şekillendiriyor davranışlarımı , hepsi beynin içinde bir yerlerde pusuya yatmış istediğim gibi hareket etmemi engelliyorlar.
Dialectics
06-02-2016, 00:58
Rüya için hayal kurmak diyemez miyiz? Mesela şu an ben hayal kurarak kendimi bir dağın tepesinde hayal edebilirim. Rüya da bir hayal kurma yöntemi olabilir.
Rüyada olup olmadığımızı anlamanın tek bir yolu var bence. Rüya diye bir şeyin var olduğunun farkındalığına sahip olduğumuz anda rüya dışındayızdır. Şu an rüyada olmadığımı nereden biliyorum? çünkü geçmişte gördüğüm rüyaların bilincindeyim ve rüya denilen bir olayın varlığının da farkındayım. Yaptığım bu ilişkilendirme ve kıyas neticesinde şu an rüyada olmadığımı anlayabiliyorum.
Rüyamızın içindeyken ''rüya'' denilen bir eylemin var olduğunun farkında olduk mu hiç? Rüyanın içindeyken rüya ve gerçeklik ayırımı yaptınız mı hiç? Bende olmadı.
Merak ediyorum, rüyanın içerisinde başka bir rüya gören olmuş mudur? Konu açısından bu soru çok önemli.
Eğer rüyanın içinde rüya görmek mümkünse, bunu gören kişi rüyanın içindeki diğer 2. rüyadan uyanarak 1. rüyanın içerisinde kalır ve kendini rüyadan uyanmış zanneder. Fakat aslında hala 1. rüyanın içerisindedir.
Rüyasında rüya gördüğünü gören birini dinlemistim ben. Neticede hayalinde hayal kurduğunu hayal edebilirsin.
Demişsin ki ruya diye bir şey gördügumüzun farkındalığına vardığımız an rüya dışındayızdır... Peki ancak benim bir şüphem var: ya ölüm bir rüyadan uyanış ise? Öldügümüzde bu hayatın bir rüya oldugunu farkedersek.... Evet çok bilimkurgu yaklaşım ama ya öldüğümüz anda kendimizi bambaşka bir galaksideki bambaşka bir gezegende uyanmış bulursak????
Yıldıztozu
06-02-2016, 01:07
Rüyasında rüya gördüğünü gören birini dinlemistim ben. Neticede hayalinde hayal kurduğunu hayal edebilirsin.
Demişsin ki ruya diye bir şey gördügumüzun farkındalığına vardığımız an rüya dışındayızdır... Peki ancak benim bir şüphem var: ya ölüm bir rüyadan uyanış ise? Öldügümüzde bu hayatın bir rüya oldugunu farkedersek.... Evet çok bilimkurgu yaklaşım ama ya öldüğümüz anda kendimizi bambaşka bir galaksideki bambaşka bir gezegende uyanmış bulursak????
Ölümün bir rüyadan uyanış olamayacağını şu şekilde anlayabiliriz sanırım. ''Ben'' dediğimiz şeyin tamamen fiziksel yapılardan oluştuğunu biliyoruz. E ölünce bu fiziksel materyal dağılarak ayrışıyor. Rüyada olan kim o halde? Madde dışında bir ruhumuz olsaydı rüyada olmamız mümkündü.
Yine de ortaya koyduğun iddia tamamen çürütülebilecek bir iddia değil. Fakat ona benzer şekilde şu iddiam da çürütelemez. Ya ben tanrıysam? ve tanrı olmaktan sıkılıp kendimi bir insan bedenine dönüştürdüysem ve tanrı olduğumu geçici bir süreliğine unutturduysam kendime? Bu da tanrının kendini bir rüyaya hapsetmesi olarak düşünülebilir. Senin iddian kadar geçerli bir iddiadır sanırım.
Dialectics
06-02-2016, 01:09
Yine de ortaya koyduğun iddia tamamen çürütülebilecek bir iddia değil. Fakat ona benzer şekilde şu iddiam da çürütelemez. Ya ben tanrıysam? ve tanrı olmaktan sıkılıp kendimi bir insan bedenine dönüştürdüysem ve tanrı olduğumu geçici bir süreliğine unutturduysam kendime? Bu da tanrının kendini bir rüyaya hapsetmesi olarak düşünülebilir. Senin iddian kadar geçerli bir iddiadır sanırım.
Zaten paylaştığim 2. video ki bu videoyu daha önce de paylastim tam da bu dedigini anlatiyor.
spartacus
06-02-2016, 01:17
Evet bunu da düşündüm ancak şu var, çok ender de olsa kimi zaman rüyadayken rüyada olduğumuzu ve uyanmamız gerektiğini hissettiğimiz oluyor.
Rüya ifadesine ancak nesnel gerçeklikte varabilirsin. Yani kısaca nasıl ifade edeyim, rüya gördüğün algısı, rüya görmediğinden gelir.
Aslında konuştuğumuz konu sanrı-zan düzeyinde gibi...
Ha rüyamda rüyada gördüğümü görürüm, hatta rüyamda ben kendimi de cepheden görürüm, sohbet de etmişliğimiz var, hatta bazı zamanlarda uykumda da yürürdüm :)
Uyanmak istiyorsan şu herzamanki mıncıklama olayı daha ağırı uçurumdan düşmektir( hol yok, yumrta yok hiç tecrübe ettiniz mi? -> ancak rüyanızda:) )...
Şaka bir yanada darılma, ama ciddiye alınacak bir konu olarak görmüyorum. Bu konuları Matrix safsatası üzerindende çok işledik...
Peki bu senin rüyan ise, ben kimim? Yok benim rüyam ise sen kimsin? Milyar insan neyin nesi, yani tek gerçek sen gerisi yalan mı? Olabilir mi?
Sonuç olarak rüyada mıyım ifadeleri geçerli değil, olsa olsa, metafizik bir üst benliğin rüyasıyız denebilir ki, bu daha üst düzey safsata-zanna ise hiç girmeyelim...:madgrin:
Matrix safsatası üzerinde çok işlediyseniz pekala Simulasyon Teorisi'nin gerçek olabileceğini teslim ediyorsunuzdur.. ;)
Size gördüğüm ilginç bir rüyayı anlatmak isterim:
Lise son sınıfta, üniversiteye hazırlanırken kendi evimizde balkonlu küçük bir odam vardı ve ben her zamanki gibi odamda uyuyordum. Gecenin bir yarısı balkon kapısının zorlanma sesiyle uyandım ve hemen kapıya doğru yöneldim. Balkon kapısına yaklaşınca eli bıçaklı bir adamla bir anda yüz yüze geldim. Korkuyla irkildim ve geriye doğru fırladım. Tam sırt üstü yere düşecekken kendimi yatağımda uykudan uyanmış halde buldum. Uyanır uyanmaz derin bir nefes aldım ve bunun bir rüya olmasına şükrettim. Tam kafayı yastığa gömüp huzur içinde uykuya dalacakken kapının tekrar zorlandığını hissettim. Üzerimdeki yorganı kenara katlayıp ürkek adımlarla tekrar balkonun kapısına doğru yöneldim. Bu sefer çok daha temkinli bir halde balkon camından dışarıya baktım. Görünürde kimse yoktu. Yalnız emin olamıyordum, balkonda gizlenmiş olabileceği ihtimalini düşünerek balkon camından balkonun içine doğru göz attım. Aynı adam, balkonda çömelmiş, elinde bıçak bana bakıyordu.. Korkudan kalbim duracakmış gibi oldu. Hayatımda kalp atışımı hiç bu kadar hissetmemiştim. Kalbim neredeyse göğüs kafesimden dışarı fırlayacaktı. Çığlık atıp evdekileri uyaracağım sırada yine yatakta irkilerek uyandım. Bu defa gerçekten uyandığımdan emin olmak için kendi bedenim üzerinde; dudağımı ısırmak, tenimi cımırmak gibi türlü işkenceler uyguladım. Gerçekten canımı acıttım, hatta dudağımı kanattım. Yine de uyandığımdan tam emin değildim. Göz ucuyla endişeli bir şekilde balkonun kapısına bakıyordum. Parmak uçlarıma basarak sessiz bir şekilde mutfağa yöneldim ve ekmek bıçağıyla geri döndüm. Tekrar uykuya dalmam zordu, balkonda kimsenin olmadığından emin olmam gerekiyordu. Yeniden balkonun kapısına yöneldim, camdan dışarı baktım, kimsecikler yoktu. Elimde bıçağı sıkıca kavramış halde kapıyı açıp balkona çıktım. Cırcır böceklerinin sesi, gecenin karanlığı ve soğuk esen rüzgar dışında hiçbir şey yoktu.. Daha fazla üşümemek için odama geri dönmek üzere kapıya yönelmişken balkon mermerine sürtünen bir bıçak sesi duydum. Hemen geriye dönüp baktım. Aynı adam elinde bıçakla balkona tırmanmaya çalışıyordu. Elimdeki bıçağı kaldırıp adama saplamaya çalıştım ama o kadar ağır hareket ediyordum ki ben bıçağı indirene kadar adam balkona tırmanmıştı bile. Bıçağı tuttuğum elimi bilekten kavradı ve kendi bıçağını havaya kaldırıp benim boynuma saplamak üzere hamle yaptı. Bıçağın bana doğru yöneldiğini ve birazdan boynuma saplanacağını görüyordum fakat engel olamıyordum. Hareketlerim bir tembel hayvanınkinden daha yavaştı. Bıçak boynuma tam saplanacağı sırada gözlerimi sıkıca yumdum ve benim için acı sonun geldiğini düşündüm. Aklımdan geçen tek düşünce acısız biçimde ölme arzusuydu. Fakat hiçbir şey olmadı. Birkaç saniye sonra gözlerimi açtığımda gördüğüm şey odanın kireçli, beyaz tavanıydı.. Artık iyice gerçeklik algımı yitirmiştim ve yataktan çıkmaya cesaret edemiyordum fakat dilim damağım fena halde kurmuştu. Mutfağa gittiğimde valideyle karşılaştım, içime su serpildi. Sabah vakti yaklaştığı için namaza kalkmıştı ve o da mutfağa su içmeye gelmişti. Beni görünce: "rengin pek soluk yavrum, iyi misin?" diye sordu. İyi olduğumu, uykumun kaçtığını ve karnımın da acıktığını söyledim. O bir yandan çay koyup bana kahvaltı hazırlarken ben de bir yandan hayatta olmanın hoşnutluğu ve anne sıcaklığının verdiği güven duygusuyla dünyaya yeniden merhaba diyordum.. :)
Gördüğüm benzer ilginç bir rüya daha var gerçeklik algımı sarsan.. Onu belki sonra anlatırım.. ;)
Rüyalar beyinde olup biten bir şey. Peki gerçek(!) yaşam? O da öyle değil mi? Hayatın rüyadan ne farkı var? İkisinde de özgür irademiz olduğunu ve nesnel gerçeklik olduğunu düşünerek hareket etmiyor muyuz?..
spartacus
06-02-2016, 06:29
Sevgili Aleph
Safsata demiştim :)
Açıkcası şu anda ister rüya, hatta kabus olsun ister korku filmi(ki komedi olarak izlerim), sadece gülüyorum -gerçekten gülüyorum- :)
Yatağıma yattığımda da endişe duyacağım tek şey vardır o da 2 ayaklı, etli, kanlı, canlı gerçek bir hayvan...
Çocukken uyur gezerdim, öyle böyle değil, evle de sınrılı değil, dışarı da dahil çıkar gezerdim, baş edemediğim bir hayal gücüm vardı, basit değil resmen dizi rüyalar görürdüm(kaldığı yerden devam), hatta ifade ettiğin tarz rüyaları defalarca kez görürdüm, o düzeydeki uyur gezer biçimde tuvalete gider ama asla yatağımda uyuyamazdım, çünkü yatağıma baktığımda zaten yatakta uyuyan birisi olurdu, eğildiğimde bana bakardı ki uyuyanda ben, bana yer kalmamış olurdu.. rüya algısını hayli bir taddım diyebilirim, eh çocukluk işte, korkardım da...
En büyük sorun uyku felcinde veya bir uzvun kan alamadığı durumlarda gerçekleşir, doğrusu endişe veren rüya değil, fiziksel hareketin kısıtlanmışlığıdır ve aslen ortada uyku durumu da yoktur...
Gerçeklik algısı kaybedilmişse(ki otlar, mantarlar da etkilidir), zaten rüya demenin de, gerçekliği sorgulamanında anlamı kalmaz, çünkü e göreliği, e dairliği, somut zemini kaybetmişsiniz demektir.
Efendim her şey bir rüya ise o halde hepiniz benim rüyamsınız, demek ki ben uyanacağım, ama siz nayır, dua edin ki uykudan kalkmayayım, gerçeğide fazla sorgulamayın, zira eşeğin aklına akrpuz kabuğunu getirmeyin(uyanrım ha!)...
Yok başkasının rüyasını yaşıyorsanız, yaşamaya bakın, zira hazreti rüya gören uyandığında siz yok olacaksınız, zaten yoksunuz, efendim rüya gördüğünüzü düşünmek haddinize mi? Aksine böyle düşünürsek rüya görmüyorsunuz, başkasının rüyasısınız sadece, dua edin hazretler uyanmasın.....
Görüldüğü üzere her halükarda başkasının rüyasısınız, rüya göremez, kendinizden bahsedemezsiniz(bunuda hissetmemelisiniz), ya benim rüyamdasınız ya da bir başkasının... O kadarrr...
Dialectics
06-02-2016, 11:27
Sn. Spartacus hocam,
Dediklerinde haklısın elbet, safsataya meyilli bir konu ancak ilk mesajimda koyu harflerle vurguladığım bir şey vardı: uyanana kadar rüyada olduğunuzun farkında olmamak. Misal Aleph buna güzel bir örnek vermiş, her defasında uyandım zannetmiş ve her uyandığında rüyadaymışım demiş.
Mesela ben uçak korkusu olan biriyim. O uçak yerden kmlerce yüksekte havada süzülerken kendimi çok tedirgin hissederim,sürekli içimde bir sıkıntı. Ancak bir şekilde uyumayı başarırsan bambaşka bir gerçeklikte gibisin. Ucakta oldugunu unutuyorsun, tüm o sıkıntılı hissiyatın yerini bambaska bir sey alıyor.Yani gerçek sandığın baska alakasız bir duruma giriyorsun.
Bir yerlerde aslında insanlarda uyku ve uyanıklik diye 2 ayrı durum olmadığını, bunun yerine uyku ve uyku+uyaniklik durumu olduguna dair bir seyler okumustum. Tabi ne kadar dogrudur detayli bilgim yok ancak uyaniklik durumu, uyku duruma üzerine eklenen bir takim ek fonksiyonlar seklinde aciklaniyordu.
Matrixte bilirsiniz cok meshur bir laf eder Morpheus: "Eger hic uyanamayacagin bir rüyaya dalsaydin, gercek dünya ile rüya dünyasi arasindaki farki nasil anlardin?" diye...
Ve hatta daha iyisi de sudur: "Eger gözlerinle gördüklerin, kulaginla duyduklarin, tadarak hissetiklerin, dokunduklarin yani velhasil 5 duyun ile algiladiklarin gercek ise o zaman gercek basitce beynin tarafindan yorumlanan elektrik sinyalleridir" der.
Bu arada bu konudan hoslananlar icin cok iyi bir bilimkurgu romani önereyim: Philip K. Dick: Ubik
Nana Buluku
06-02-2016, 12:51
Rüyamızın içindeyken ''rüya'' denilen bir eylemin var olduğunun farkında olduk mu hiç? Rüyanın içindeyken rüya ve gerçeklik ayırımı yaptınız mı hiç? Bende olmadı.
Bende bir çok defa oldu.
Rüyada iken rüyada olduğumun farkına vardığımda aslında gözlerimin kapalı olduğunu gördüklerimin hayal olduğunu kendi kendime söylüyorum. Bu hayalden kurtulmak için gözlerimi açmam gerektiğini düşünüyorum. Ardından bir anda uyanıyorum.
Bazende rüyada olduğumun farkında olsam da rüyaya devam ediyorum. Hatta kısmen rüyayı kontrol ediyorum.
Yıldıztozu
06-02-2016, 13:30
o kadar ağır hareket ediyordum ki hareketlerim bir tembel hayvanınkinden daha yavaştı.
Rüyada yavaş hareket etmek yaygın bir şey herhalde. Çünkü bende de defalarca oldu. Sanki ağır çekimde hareket ediyormuşum gibi ve kaslarım zayıflamış gibiydi.
Ayrıca rüyada geleceği görmek mümkün olabilir mi? Ben çocukken bir gün rüyamda okulun penceresini kırdığımı görmüştüm ve aynı gün uyanıp okula gidince okulun aynasını kırdım. Bilerek kırmadım tabiki. Rüyada bunun olacağını nasıl görmüş olabilirim hayret doğrusu. Belki de basit bir tesadüftür.
Belki de rüyada paralel evrenlere gidiyoruzdur, zamanda yolculuk yapıyoruzdur. Uzay-zaman gerçekliğinden kopuyor olabiliriz.
Küçükken peygamber hikayelerini bolca okurdum. Birçok peygamberi rüyamda gördüm. Musa'yı bir çöplüğün içinde gördüm, Muhammed'i uzun sakallı bir şekilde beni tutup havaya uçururken gördüm. Hepsi okuduğum kitapların etkisinde oluşturduğum zihinsel yanılsamalardı.
Dialectics
06-02-2016, 14:01
Rüya neticede beyinsel bir aktivitedir. Tıpkı uyanık iken yapılan fonksiyonlardaki gibi rüya görurken nöronlar aktifleşir. Ancak bir fark rüya görürken beyin tüm kasları baskılayan bir sinyal üretir. Böylelikle uyurken gördüğünüz rüya esnasında kollarınızı bacaklarınızı hareket ettirip kendinize zarar vermezsiniz. Aksi takdirde işte uyurgezer olabilirsiniz.
Bu baskı sinyali aktifken uyanırsanız da hiç bir kasınızı hareket ettiremezsiniz. Beyin uyandığınızı fark edip ilgili baskı sinyalini kaldırmaz ise halk arasında karabasan olarak bilinen durumu yaşarsınız.
Simbi burada ilginç sorular var. Neden uykuyu evrimlestirdik? Ne için uyku gerekliydi? Sadece beyni olan canlılar mı uyur? Madem uykuyu evrimlestirdik, rüya görmeye ne gerek vardı? Beyin sırf rüya görüyoruz diye bir de "baskı sinyali" gelistirmek durumunda kalmış... Demek ki bir dönem, henüz baskı sinyalinin gelismedigi ama rüya gören canlılar zombi misali etrafta geziniyordu...
Bir diger husus ise "uyanıklılık" nedir? Beyin uyanık olduguna dair bir sinyal de üretmeli ki bu "baskı sinyalini" pasif hale getirsin...
Aslında beynin tarihsel gelisim sürecindeki etkileri hakkinda ilginc iddialar var. Örnegin bir iddiaya göre sag ve sol loblar arasindaki iletisimi saglayan zar gelisirken, insanlar sürekli halüsünasyonlar görüyordu. Henuz bu iki kisim birbiriyle iletismedigi icin insanlar beyinlerinin icinde cesitli sesler duyuyor ve bunun Tanri oldugunu filan saniyorlardi. Bu iddiaya göre dinler de ve peygamberler de böyle ortaya cikti..
spartacus
06-02-2016, 15:04
Sn. Spartacus hocam,
Dediklerinde haklısın elbet, safsataya meyilli bir konu ancak ilk mesajimda koyu harflerle vurguladığım bir şey vardı: uyanana kadar rüyada olduğunuzun farkında olmamak. Misal Aleph buna güzel bir örnek vermiş, her defasında uyandım zannetmiş ve her uyandığında rüyadaymışım demiş.
Sevgili Dialectics
9D, 10D önerebilirim, bazı arkadaşlarımı özellikle götürürdüm ve kimisi ilk dakikalarda terler, koltuğundan kalkmaya, gözündeki gözlüğü atmaya kalkardı(çünkü duyularına etkiyen görüntü, koltuğunun hareketli olması, alnına rüzgarı vurması, gerçeklik algısını kaybederdi)...
Uyku ile uyanıklık arasında sinyalden ziyade, bilinç ve bilinçaltı faktörü var... Elbette rüyada olup, olmadığının ayırdımını uyurken yapmak zordur, yine de rüya gördüğümüzü anlayabiliyorsak, sorun şu ki, bilinçaltından çıkılıyor demektir, haliyle rüya aslında sekteye uğramış bir rüyadır. haliyle bilinçde bir biçimde devreye giriyor demektir, bu da o algı sorununa yolaçar çünkü bir EŞ ZAMAN sorunu yaşanır...
Bilinçaltı, insanın normal zihinsel faaliyetinden çok daha hızlıdır, çünkü duyulara bağlı değildir, eşleştirmelere, beklenen veya gelen etkilerin yorumuna da dolaysıyla da mantık süzgecine de açık değildir, kısaca sembolik dünyadır... Bilinçaltı, normal bilinçten onlarca kat daha hızlıdır, çünkü elinin altında milyonlarca veri mevcuttur ve hiç bir fiziksel etkinin engeli olmaksızın erişim sağlar(duyu kanalı beklenmez) ve yorumlar...
Birisi sembolik dünyadır(rüya), diğeri gerçek...
Beyinsel aktiviteleri nöron bazlı incelemeyi, daha doğrusu nöronlara indirgeyen bakış açısını mantıklı bulmayanlardanım, çünkü yanlış yorumlar yapılıyor. Oysa gözlemlenen her aktivite, duyum tabanlı ise elbette beyinde aktivite gözlemlenecek, nöron şu ya da bu, ortada bütünsel bir eylem durumu ve en önemlisi YORUM süreci vardır. Yorumu, yorumlanandan yalıtmak mantık dışıdır. O halde gerçek dünyada yorumlanan fiziksel etkiler iken, sembolik dünyada yorumlanan taranan sembollerdir, fark ciddidir.
Rüya da olduğunu düşünmek, izlediği bir belgeselde ekranda gördüğü hayvanların kendisini yiyeceğinden korkmak gibi bir şeye benziyor, çünkü ekranda olan görüntü, özünde tamamen semboliktir. Aslında bu örnek dahi yetersiz, daha net bir ifadeyle, izlediği belgeseldeki canlılardan birisi olduğunu sanmaktır(zan)...
Deli olarak nitelenen bazı insanların farkı, bilinçaltı aktivitesinin, uyanıkkende baskın gelebiliyor olmasıdır, özünde bu bir arızadır...
Tanrı ve peygamber olgusu da çok yakın bir tarihtir, loblarla ilgi kurulamaz. tanrı ve peygamberliğin altında yatan insanın doğa karşısında düştüğü acz ve bu aczi menfaatleri temelinde işlyen bir avuç uyanıkların oluşturduğu çıkar ilişkisidir. Diğer ifade ettiğin ise sanrıdır... Örneğin, bir insanın korkusunu kullanarak iş yaptırdığınızı düşünün -ki bu gün dünya zaten hem kaygıların yönettiği bir dünya, hem de o temelde yönetiliyor, tanrılı veya tanrısız(korku yönetimi deriz)...
Örneğin iş sorunsalını ele alalım, işin yok paran yok, ekmeğin yok, böyle bir dünyaya gelirsin, şanslı isen ki olasılık çok düşük, hazır ekmeğin içine doğarsın(bir avuç efendi veya kaderi onalrla birlikte olan 3-5 avuç), ya çoğunluğun içine doğmuşsan? Tüm hayatını çevre-koşullar yönlendirecek, bilincinden, inançlarına, korkularından sanrılarına, kaygılarından, zanlarına değin asli etkiyi oluşturacaktır, bilinçaltında bundan kaçamaz, onu da şekillendirecektir...
Salt iş sorunsalını ele alırsak KAYGI, seni teslim alacak ve tüm insani becerilerini, gönül rızasıyla kullanıma açacaksın, kendini bir başkasına kullandırtacaksın, çünkü kaygılarının kulu halindesindir(teslim olmuşsun, amentü).. İşte temelde yatan kaygı, fiiliyat kazanmış olan kaygı yönetimidir(kişi bu yönetimde hem yönetilen hemde yönetene paralel bir yönetici de olur, bu bir kölenin köle olduğunu bildiği halde, kölelikte kusur etmemesi gerektiği anlayışı ve kendisini bu temelde yönetmesi, yönlendirmesi, gütmesi örnek verilebilir)... Çetrefilleşirse korku yönetimi de devreye girer ki, kişi çileden çıkmış insana döner.
Ne nöronlarla ilgili ne de benzer düşüncelerle ne de zihinsel aktivitelerde ki arızalarla(gaiptens esler vs), aksine reel gerçek kendisini dayatır. Altında ezilen insan(yukarıda örnek verdim), psikolojik sağlığını da kaybeder, aslında psikolojik sağlığını, doğduğu sosyal çevre ölçeğinde zaten kaybetmiştir... Sağlıklı değildir, kaygı ve korkuların ve yine evrece kaygıların yönetiminin baskısı altındadır, gaipten sesler de duyar, uyku problemleri de olur, çeşitli arıza da verir... (Yani iki beyin arasındaki bağ ilişkisinde hiç bir sorun olmasa bile)...
İdrak edersek, bize nöron diye tutturanlar, rüya diye tutturanlar, -ya da kendimizin çeşitli sebeplerle yitirdiği gerçeklik algısıyla - bizlerin gerçeklik algısını kaybetmemize yol açtığı gibi, gerçekte yatan asli etkileri de silikleştirmekten öte gitmiyor. Aç ve susuz Afrikalı çocuk mutlu olabilir mi? Nöronsa, O'nda da nöron var ve madem her şeyi nöron belirliyorsa, buyursun belirlesin... Rüyaysa, rüyaya benezemeyen, şapkadan tavşanlar çıakrtmayan ve bir zincirleme bağı, zemini -süreklilik- olan durumunun sebebi ne? kader mi? (Rüyaların sembolik ifadesi kadar süreklilik arzetmediği de göz önüne alınmalı, kah çocuksundur, gelişigüzel bir ortamda başalrsın, süreklilik yoktur, kah genç, kah yaşlı, ortamalrda öyledir, süreklilik arzetmez, rüya şapkadan çıkar gibi çıkar)
Yani ne nörondur, ne rüya, bunlar belirleyici değil, bunlar HAMAL'dan, iş yükünü omuzlamaktan(faaliyetin kapasitesini -klasik enerji- açığa çıkartan faktörlerden) başka bir şey değil... İşi yapan değiller, işi bir bütün halinde organizma yapar, bunlar çeşitli organlarda, şu ya da bu işi yapmakla mükellef olan hamaldırlar, kısaca yüklenicidirler, yükleyici değil, yükleyen fizik ortamıdır, yükleyen o fizik ortamındaki fiziksel varlığımzıdır, etki, tepkidir, çevredir...
Kurdistannn
07-02-2016, 01:06
Ayrıca rüyada geleceği görmek mümkün olabilir mi? Ben çocukken bir gün rüyamda okulun penceresini kırdığımı görmüştüm ve aynı gün uyanıp okula gidince okulun aynasını kırdım. Bilerek kırmadım tabiki. Rüyada bunun olacağını nasıl görmüş olabilirim hayret doğrusu. Belki de basit bir tesadüftür.
Belki de rüyada paralel evrenlere gidiyoruzdur, zamanda yolculuk yapıyoruzdur. Uzay-zaman gerçekliğinden kopuyor olabiliriz.
Bazı şeyleri açıklamak çok güç. Rüya konusunda çalışan uzmanlar ileride bizi aydınlatır belki..
Bir arkadaşımın babası kanser hastasıydı.Son evrede idi.Terminal dönem diyorlardı sanırım.
Neyse, bu arkadaş birkaç gece rüyasında 3402 sayısını görüyor. Hatta babası sağken, evine ziyarete gittiğimde rüyalar üzerine söz açıldığında, bana söylemişti, 3402 sayısını birkaç defa gördüğünü. Anlam veremedik.
Neyse 3-4 hafta sonra babası vefat etti. Aynı gün defnettik.Mezar taşına verilen sayı 3402 idi.
Rüya konusunda araştırma yapmayı çok isterdim. Ama maalesef o alanda uzmanlaşmak benim için çok geç :)
Yıldıztozu
07-02-2016, 01:25
Bazı şeyleri açıklamak çok güç. Rüya konusunda çalışan uzmanlar ileride bizi aydınlatır belki..
Bir arkadaşımın babası kanser hastasıydı.Son evrede idi.Terminal dönem diyorlardı sanırım.
Neyse, bu arkadaş birkaç gece rüyasında 3402 sayısını görüyor. Hatta babası sağken, evine ziyarete gittiğimde rüyalar üzerine söz açıldığında, bana söylemişti, 3402 sayısını birkaç defa gördüğünü. Anlam veremedik.
Neyse 3-4 hafta sonra babası vefat etti. Aynı gün defnettik.Mezar taşına verilen sayı 3402 idi.
Rüya konusunda araştırma yapmayı çok isterdim. Ama maalesef o alanda uzmanlaşmak benim için çok geç :)
yok artık o kadar değildir yav:)
belki arkadaşın mezar numarasını öğrendikten sonra rüyasındaki sayıyı 3402 olarak anımsamıştır. Mezar numarası belli olmadan önce 3402 sayısından bahsetmiş miydi acaba?
Kurdistannn
07-02-2016, 01:39
yok artık o kadar değildir yav:)
belki arkadaşın mezar numarasını öğrendikten sonra rüyasındaki sayıyı 3402 olarak anımsamıştır. Mezar numarası belli olmadan önce 3402 sayısından bahsetmiş miydi acaba?
3402 olarak değil de, 34-02 olarak gördüğünü söylemişti.Aynı şey sayılır...
Sadece şaşırdık buna. Onu çok etkilemedi ama beni etkilemişti. Arkadaş ateist birisi...Ve doktor...
Sadece bana dönüp, nerede ise her gece rüya görüyoruz. Bazı geceler birden fazla rüya görüyoruz. Olasılık olarak çok düşükte olsa ilginç bir tesadüf demişti.
Bence de öyle.
Çok az kişinin başına gelebilecek bir tesadüf.
Ben de bir kere rüyada 6 tane sayı gördüm. Gidip şans oyunu oynadım, 3 ü tuttu 3 ü tutmadı. 6 sı da tutsa idi harika bir tesadüf olacaktı benim için:)
Normalde şans oyunu pek oynayan birisi de değilim ama rüyayı müjde olarak görüp oynamıştım:)
Yıldıztozu
07-02-2016, 01:44
Yani mezar taşından önce tam olarak 34-02 sayılarını gördüğünden bahsetmişse ilginçmiş.
Eğer mezar numarasını gördükten sonra rüyasını hatırladıysa bu durumda beynin bir aldatmacası olabilir.
Şizofreni hastalarında zaman algısı kaybolur genelde. Rüyadayken de zamanla ilgili bir şeyler olduğundan şüpheleniyorum. Teoride gelecek zamana yolculuk mümkün bir de. Beynimizde kuantum yasaları geçerliyse 'tersine nedensellik' ve tersine zaman bile mümkün.
Kurdistannn
07-02-2016, 01:50
Yani mezar taşından önce tam olarak 34-02 sayılarını gördüğünden bahsetmişse ilginçmiş.
Eğer mezar numarasını gördükten sonra rüyasını hatırladıysa bu durumda beynin bir aldatmacası olabilir.
Hayatta çok ender raslanan tesadüfler oluyor. Çok yüksek yerden denize atlayan ve ölmesi gereken birisinin yaşaması gibi.
Geçenlerde bir talihlinin başına gelen bir haber okudum. Sanırım sayısal loto tarzı bir şans oyunundan büyük ikramiye kazanmış.
Parasını almaya gittiği gün, gazeteciler biletle beraber resmini çekmek için çok ısrar edince adam bileti bozup parayı aldığı için, oracıkta gişede bir tane rasgele kupon oynuyor. Ve sanki kazandığı biletmiş gibi poz veriyor.
Aynı hafta büyük ikramiye yine ona, sırf bu pozu vermek için oynadığı kupona çıkıyor:)
Asparagas değil gerçek bir haber:)
Adamın ismini hatırlarsam yazayım. Düşünsene 2 hafta üst üste en büyük ikramiye sana çıkıyor. :)
Ben şans diye buna derim. :)
Dialectics
08-02-2016, 00:53
Şöyle bir tespitte bulunmak istiyorum: rüyalarda düşünmüyoruz, sadece gözlüyoruz ve hissediyoruz.
Neokorteks işlemiyor mu rüyada? Sadece beyin sapı ve limbik sistem mi dahil işe?
İlahimasal
08-02-2016, 01:19
Ruyasinda konuşan ve duyanlar varmı?
Bazen bende ruyada yaşadığımızı sanıyorum.
Ruyalarımızda görme organi kapalı iken beyin nasil oluyorda gormediği şeyleri görmüş gibi görüntuye çeviriyor.
Dialectics
08-02-2016, 09:25
...
Ruyalarımızda görme organi kapalı iken beyin nasil oluyorda gormediği şeyleri görmüş gibi görüntuye çeviriyor.
Bunu çevremizi nasıl algıladığımızla izah etmeye çalışabiliriz. Örneği bir şeye parmağının ucuyla dokunduğunda olan olay şu, parmak uçlarındaki hücreler sinir hücreleri bir sinyal algılıyor, bunu sinirler aracılığıyla beyne iletiyor, beyinde ilgili sinapslar, nöronlar ateşleniyor ve beynin ilgili merkezi bu sinyali yorumluyor. Burada görüldüğü gibi sıralı bir eylem var, ardışık olarak dizilmiş domino taşlarına benzetecek olursak, ilk sinyal domino taşlarını devirmeye başlıyor ve en sonunda devrilen taş da beynindeki yorum oluyor.
Ancak ya domino taşları başka bir sebepten ötürü orta yerden itibaren devrilmeye başlarsa? Örneğin şizofreni hastaları böyledir. Gerçekte olmayan sesler ve görüntüler duyup gördüklerini sanırlar. Beyinlerindeki bir arızadan ötürü nöronlar, herhangi bir dış uyaran olmadan ateşlenir.
Bunu ilk keşfeden de sanırım zaten şizofreni hastaları üzerine çalışan bir doktor idi. Beynin belli bir bölgesine elektrik verdiğinde, hastaların gerçekte olmayan görüntüler vb. görmeye başladıklarını keşfetmişti.
spartacus
08-02-2016, 23:35
Şöyle bir tespitte bulunmak istiyorum: rüyalarda düşünmüyoruz, sadece gözlüyoruz ve hissediyoruz.
Neokorteks işlemiyor mu rüyada? Sadece beyin sapı ve limbik sistem mi dahil işe?
Sevgili Dialectics
Bilinçaltı(Freud Bilinçdışı demişti), bizceside şuurdışı denebilir, o kadar basite alabileceğimiz bir zemin değil...
Kısaca bilinçaltı, 5 yaşında kaydedilmiş kayıtlarda da dolaşır, kısaca kaydedilmiş tüm kayıtlara, izlediğin bir filmdeki sahnelere değin..
Hani şu mantarlara, otlara övgü dizenler vardı ya, aslında orada sorun da aynıdır, kişiler aldıkları zehirle(!), organizma arızaya düşer, tüm normal fonksiyonlar kaybedilir ve şuur kapanır veya sarhoş gibidir, kendi bilinçaltı veya kayıtlarında dolanır :)
Rüyalara anlam vermek derin uykuyla değil, bir eşzamanlılık(bilinç, bilinçaltı) durumuyla ilgili olmalı, yoksa değil rüya gördüğünü bilmek, hatırlamak dahi imkansız...
Temelde olan biten ise, bana göre, kayıtlarda gezinti, belki düzenleme vs, haliyle sembolik bir dünya, eşzamanlılık ise ne yazık ki erişilmiş sembollerin, bilinç taraflıda yorumuna sebep oluyor olabilir...
Çoğu kişi aslında uyanmakla, uyku arasında bir kaç saniyede görür o rüyayı, sanki bir eşzaman problemi var gibi...
Bir kişi bizi uyatmak için 5 saniye seslenmiş olsun, o aşama da belkide hayli bir süreyi kapsadığını varsaydığımız bir rüyayı görmüşüzdür, çünkü orada fizik yasaları da, duyusal etkilerde geçerli değil, dışarıdan gelen veriler değil içeride milyonlarca sembolik veri -kayıt- yorumlanıyordur...
Bu konuyu bana anesteziyi düşündürdü.
Malum genel anestezide geçici olarak bilinç kaybı yaşanıyor, yaşam fonksiyonlarında bir değişiklik yok. Ölüme yakın ama ölümü tam olarak deneyimleyemediğimiz bir alan. Kendi ameliyatımdan hatırladıklarım rüya yok(haliyle). Fakat uyku hissiyatı da yok. Uykunun verdiği rahatlama, dinlenmişlik hissi söz konusu bile değil. Sadece ne kadar sürdüğünü tayin edemediğim bir zaman zarfında boşluk.
Öldüğümüzde de hem bilinç, hem de yaşam fonksiyonlarımız duracağından, bu dünyanın bir rüya olduğunu düşünmüyorum.
Ek olarak konuyla ilgili Amnesia isimli animeyi tavsiye ederim. Shoujo türünde ama, adını bile bilmediğimiz kahramanımız bir şekilde farklı dünyalarda aynı hayatı farklı biçimlerde deneyimliyor. Sonu da belirsiz.
Yıldıztozu
21-02-2016, 00:20
Aklıma geldi..
Rüyalarda doğa üstü olaylara şahit oluruz, örneğin uçan bir ejderhanın, ağzından ateş çıkartarak dünyayı yok ettiğini rüyamızda görmek mümkündür.
Ya da çok farklı doğa üstü olayları rüyada görmek mümkündür.
Fakat gerçeklik içerisindeyken doğa üstü şeylere şahit olmayız. Her şeyin doğal akışında olması, şu an rüyada olmadığımızı gösteriyor. Yıllardır hayattayız, hayat bir rüya olsaydı bu uzun yıllar içerisinde mutlaka doğaya aykırı bir şeyler gözlemlerdik. Ama olmadı. Demek ki rüya değil.
Rüya derken, kısıtlı gerçeklik algısını kast ediyorsak bu mümkün olabilir. Mesela etrafımızda göremediğimiz çeşitli dalga boyları veya ışımalar var. Bunların doğrudan farkında değiliz. Bu anlamda kısıtlı gerçeklik algısına sıkışmış durumdayız. Ancak bu anlamda rüya benzeri bir durum söz konusu olabilir.
Kurdistannn
21-02-2016, 00:31
Hepimiz rüyalarda ilginç şeyler görmüşüzdür ama sonuçta bu alan bilimin alanı değil. Yani en azından rüyalarla günlük yaşam arasındaki -gelecekle ilgili konular- bilimsel olarak kabul edilen şeyler değil.
Onun üzerine felsefi anlamda kafa yormak istemek, zaman kaybından başka bir şey değil.
Save The Day
21-02-2016, 01:08
Her şey rüyaysa dinler gerçek mi oluyor o zaman?
İlahimasal
02-08-2016, 21:39
Bu anlamsızlığın içerisindeki anlamlı fikrin ruya olduğunu düşünuyorum. Bu yaşadiklarımız başka bir yaşamın ruyası gibi duruyor.
Böyle deilse bile ruya gibi olan bu hayata nasıl geldiğimizi bilmiyorsak ,ölümden sonra olacak durumda aynısı .Asla bilemeyeceğiz.
Şöyle bir tespitte bulunmak istiyorum: rüyalarda düşünmüyoruz, sadece gözlüyoruz ve hissediyoruz.
Yorumluyorsun ama sevgili Dialectics.
Bazen sessizce, bazen de sesli, bazen aglayarak, bazen de kahkaha atarak, bazen yataga cis yaparak, hatta orgazm olarak vs..
Algi'yi nereye koydunuz bu arada?
Dialectics
14-09-2016, 22:55
Yorumluyorsun ama sevgili Dialectics.
Bazen sessizce, bazen de sesli, bazen aglayarak, bazen de kahkaha atarak, bazen yataga cis yaparak, hatta orgazm olarak vs..
Algi'yi nereye koydunuz bu arada?
Yorum nedir sevgili neva? Yorumlamak nedir? Ve "yorumlayan" nedir?
Felâsife
15-09-2016, 00:32
Zevkle takip edilecek güzel bir konu olmuş, tebrikler, güzel gidiyorsunuz. :tea:
Nuru irfan
15-09-2016, 14:47
Hadisi şerif :İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar
Yaşadığın hayatın Bir rüya olmadığını kendine kati olarak ispat edemezsin ben rüya derim sen değildir dersin bir dava ispat edemezsin
Rüyanın asgarisi 7-8 saniyedir.
İnsanlar o kısacak bir zaman için de uyandırıldıkların da saatlerce rüyalarını anlatırlar
Biriyle tanıştım evlendim çocuklarım oldu büyüdüler. ;) Allah uyku da verdiği bu ders ile zaman olmadığını gösteriyor
hatta bazen rüyada gördüklerini, Bu dünyada bir sene çalışsan yapamazsın, Allah benim için zaman yok diyor bir anda yaparım
Sen uyanıkken Birisi 100 lirana elini uzatsa ne oluyoruz dersin. Uyuduğunda herşeyini zevk ile terk ediyorsun ;)
Zümer 42: Ölürken ve uykuda iken Nefisleriniz (Şahıslarınızı) Allah alır.
İşin inceliği Ruh'u almıyor, Nefsini Ben bilirim yaparım aklımla zekamla yaparım ederim yahut ne aptal cahil yaratılmış dediğin enfsünü bütün iç alemini nefsini Allah alır. Ruhunu almaz uykuda iken Alemi misale gönderir, öldüğünde gireceği diğer vucuda gönderilir.
ya güzel bir beden ya çirkin bir beden
Yıldıztozu
11-07-2017, 15:56
Rüyadayken de uyanıkken de deneyimler kullanılır. Bu deneyimlerin kaydedildiği hafıza açık bir şekilde beyindedir. Uyanıkken yeni deneyimler edinilebilir ama rüyadayken sadece edinilmiş deneyimlerin parçaları biraraya getirilir. Yani rüyada görülen her şey uyanıkken kaydedilen verilerden oluşur. Buna karşı şöyle bir itirazda bulunulabilir: ''uyanıkken ağzından ateş çıkaran ejderha deneyimlemediğim halde rüyamda bunu görebiliyorum.'' Tamam ama görülen bu şey yine deneyimlerin farklı parçalarıdır aslında. Mesela uyanıkken bir timsah görülmüştür bir de ateş görülmüştür ve rüyada bu iki parça birleştirilip ateş püskürten ejderha şeklinde soyutlanmıştır.
Dolayısıyla rüya ve uyanıklık durumlarının her ikisinde de deneyim, hafıza ve beyin aktif olduğundan ve ölümle birlikte bunların işleyişi sonlandığından ölüm eylemi bir rüyadan uyanış olamaz.
Şu an rüyada olmadığımı nereden bilebilirim?
Rüya deneyimlerim ile ''uyanıklık'' deneyimlerim arasında ilişki kurup kıyaslamalar yaparak.
Rüyada doğaüstü sayılabilecek kurgularla karşılaşmak mümkünken uyanıkken her şeyin doğal ilerliyor olmasıyla.
Uyanıkken beynin daha aktif ve deneyime açık olmasıyla.
Her şey bir rüya değil, ama her şey bir illüzyon.
Rüyada gördüklerimiz farklı nedenlere bağlı olabilir. Bir kısmı haberci rüya olabilir. Bir kısmı bilinçaltının yansıttıkları olabilir. Bir kısmı da belden aşağısının açıkta kalmasından olabilir. :)
Hayat illüzyonu ise fizik gerçekliği algılama üzerine kuruludur. Maddenin göze göründüğü gibi olduğunu sanırız. Oysa gözle gördüklerimiz aldatıcıdır, akılla gördüklerimiz ise gerçekliğe uygundur.
Bir masaya bakıp bir masa gördüğümüzde orada bir masa olduğunu sanırız. Oysa bu bir görüntüdür. Masa diye gördüğümüz aslında masa görünümü oluşturan atomaltı parçacıklarıdır. Onları bu görünümü almaya yönelten şey acaba nedir? Neden bu parçacıklar başka nesnelerin, mesela sandalye görünümü almış atomaltı parçacıklarının içine karışmaz?
Her atomaltı parçacığı birbirine temas etmeden döner durur. Birbirine çok küçük mesafe kaldığında yön değiştirir. Böylece atomlar birbirine karışmaz. Böylece nesneler ayrı, bağımsız varlıklar gibi görünür.
Sandalyeye oturur, masada çalışabiliriz. Öyle algılıyoruz ve öyle müdahil oluyoruz. Oysa algımız bize oyun oynuyor. O masayı bir hayal gibi kabul edip içinden geçmeye kalksak, bunu yapamayız. Ona çarparız.
Çünkü onu sert bir nesne olarak kabul eden algılara sahibiz. Peki o gerçekten sert bir nesne mi?
Tekrar sorayım; ve önce hatırlayayım; madde dediğimiz şeyin içi büyük ölçüde boşluktur. Atomaltı parçacıkları toplasan geriye büyük bir boşluk kalır. Bir kasaba halkını bir kibrit kutusuna sığdırabiliriz.
Bu durumda masa sert mi? Atomaltı parçacıklar birbirine değmiyor ve onların dışında geri kalan her şey boşluk.
Masanın sertliğini biz nasıl algılıyoruz? Elimizi değdirdiğimizde sinir uçlarımız beynimize sert bir nesnenin bilgisini iletiyor. Daha doğrusu beynimiz o mesajı o bilgiye dönüştürüyor. Böylece karşımızda sert bir nesne olduğu algısına kavuşuyoruz.
İllüzyon da böyle oluşuyor.
Felâsife
11-07-2017, 20:01
Şu an rüyada olmadığımı nereden bilebilirim?
Normal şartlarda bunun bilinebilmesi mümkün değil, zira yaşadığımız hayata tam adapte olmuşuz, öyle ki rüyalarımız bile bu adaptasyondan etkilenmiyor. Yani insanlar rüyalarını önemsemiyorlar.
Oysa rüyalarda da ilginç bir şey yaşıyoruz, oraya da tam adapte oluyoruz, öyle bir adapte ki dünyayı unutuyoruz, sonra uyandığımızda buraya adapte olduğumuz bilinci, bu seferde rüyayı unutturuyor.
Özetle rüyada ne olduğumuzun, ne yaptığımızın aslında bir önemi yok, önemi olan oraya adapte miyiz değil miyiz?
Hasılı kusursuz bir biçimde bu "tam adaptasyon" olayımız olduğu sürece, dünyanın bir rüya olup olmadığını bilemeyeceğiz.
Anca şüphelenebiliriz ki zaten bu işin didikleyenlerde bu kusursuzluğu hedef almışlardır.
Neyse ilgini çekerse Çuang-Tzû, İbni Arabi arasında bir nevi karşılaştırma yapılan bir kitap var, oradan bir bölüm.
* Tao-culuk'daki Anahtar-Kavramlar (http://www.ozemre.com/sites/default/files/taoculuktakianahtarkavramlar.pdf)
2/III BÖLÜM - RÜYÂ VE GERÇEK
Önceki bölümde Evren'in başlangıcına takaddüm eden iptidâî farksızlık [lâtaayyün] hâline tekâbül eden Karmaşa (Kaos) efsânesi hakkında bilgi verdik. Şamanist şekliyle Karmaşa'nın "tasvîri mümkün olmayan bir ucûbe" olarak takdîm edilmesi tuhaf, ilkel ve de kaba görünmektedir. Bununla beraber, sembol olarak ele alındığında bu, büyük bir önemi haizdir; çünkü bunun remzettiği felsefî fikir Varlık realitesinin tam özüne de inmektedir.
Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'ya göre Varlığın realitesi Karmaşa'dır (Kaos'dur).
Onların ontolojisinin özü de işte burada yatmaktadır. Fakat bu beyân, içinde yaşamakta olduğumuz âlemin (gözlem ve deneye dayanan) bir olgu olarak karmaşa içinde düzensiz olduğu anlamında değildir. Çünkü her günkü gözlemlerimizin de göstermekte olduğu vechile, hislerimizle algıladığımız bu somut âlem Şan Hai Çing'in ucûbe kuşunun yüzüne benzer ekilde özelliksiz ve şekilsiz olmaktan uzaktır. Aksine bu, biribirinden faklı oldukları açıkça farkedilebilen, her birinin kendisine özgü bir "isim" sâhibi olduğu, ve her biri kesin bir biçimde târif edilmiş ve belirlenmiş olan pek çok şeyi müşâhede etmekte olduğumuz bir âlemdir. Bu âlemde her şey kendine mahsus bir yere sâhip olup nesneler de kesin bir silsile-i merâtibe [hiyerarşiye] göre sıralanmış bulunmaktadırlar. Biz işte böyle bir âlemde yaşamakta ve bu âlemi de böyle bir sezgiyle kavramaktayız. Tao'cu filozoflara göre Akl'ımızın hastalığı da işte tam budur. Ama sıradan bir akıl için bu âlemdeki farklılıkları "görmemek" o kadar zor bir şeydir ki! Kısacası, âlem karmaşa içinde (kaotik) değildir.
Çuang-Tzû gibi birinin birinci görevi de bizlere, Varlığın görünürde bu su geçirmez intibaını veren bölmelerini kırıp darmadağın ederek iptidaî Karmaşa'nın derinliğine göz atabileceğimiz bir budak deliği hazırlamak olacaktır. Bu ise, ne tarafından bakılırsa bakılsın, hiç de kolay bir iş değildir. Bu amaçla Çuang-Tzû pek çok farklı yaklaşım denemektedir. Bunların bizler için idrâk edilmesi muhtemelen en kolay olanı, onun "rüyâ" ve "gerçek"i "karmaşalaştırma" [kaosa dönüştürme] denemesidir. Çuang-Tzû görünürde çok basit bir tasvîrî ve masalvârî anlatım diliyle bizleri birden bire "rüyâ" ve "gerçek"in biribirinden farkedilebilir olmalarının ortadan kalktığı bir ontolojik düzeye yükseltmektedir
Aşağıya almış olduğumuz Çuang-Tzû'dan çok meşhur bir pasajdır ve burada bu bilge kişi bizlere, nesnelerin karmaşalaştırılmasının ne demek olduğunun anlık bir idrâkini tattırmayı denemektedir:
Ben, Çuang Çou (yâni gerçek ismiyle Çuang-Tzû) , günlerden bir gün rüyâmda bir kelebek olduğumu gördüm. Çevrede rahatça ve keyfimce dolaşırken gerçekten de bir kelebek idim. Mutluluk ve neş'e içinde, (aslâ) Çou olduğumun bilincinde değildim. Birden uyanıverdim.
Heyhât ki ben, meğer, Çou imişim!
Acaba rüyâsında kelebek olduğunu gören Çou muydu? Yoksa kelebek mi rüyâsında Çou olduğunu gördü? Bunu bilmek için ne yapabilirim ki?
Bununla birlikte Çou ile kelebek arasında reddi mümkün olmayan bir fark var. Ben bu durumu nesnelerin Transmütasyon'u [yâni birinden diğerine dönüşmesi] olarak isimlendiriyorum.
Bu pasajın son yarısı Çuang-Tzû'nun aslî konusuna değinmektedir. Tasvîr ettiği durumda o ve kelebek, kimliklerini kaybederek, biribirlerinden farkedilmez olmaktadırlar. Ama buna rağmen Çuang-Tzû: "Bununla birlikte Çou ile kelebek arasında reddi mümkün olmayan bir fark var" demektedir.
Bu ifâde kevnî [yâni olayların, oluşum ve bozulumun zuhur ettiği] âlemin, insanların genellikle "gerçeklik" [realite] dedikleri hâline dikkati çekmektedir. Varlığın bu "gerçek" ve "somut" idrâk düzeyinde ne "insan" "kelebek", ve ne de "kelebek" "insan" olabilir. Biribirlerinden kesinlikle farklı ve fark edilebilir olan bu iki nesne bu farklılıklarını ancak beşer idrâkinin belirli bir düzeyinde kaybedebilir ve farksızlık yâni karmaşa (Kaos) hâline gömülürler.
spartacus
12-07-2017, 04:51
Şu an rüyada olmadığımı nereden bilebilirim?
Rüya deneyimlerim ile ''uyanıklık'' deneyimlerim arasında ilişki kurup kıyaslamalar yaparak.
Rüyada doğaüstü sayılabilecek kurgularla karşılaşmak mümkünken uyanıkken her şeyin doğal ilerliyor olmasıyla.
Uyanıkken beynin daha aktif ve deneyime açık olmasıyla.
Evet. Şu an rüyada olmadığımı nereden bilebilirim? soruyu sormuşsanız böyle bir soruna sahip değilsiniz.
Gerçeklik algısını yitiren insanlar-ki malesef çokça rastalanabilir bir vaka, özünde ve öncelikle kıyas ve farkındalık algısını yitirirler... Ya her şey bir rüyaysa? diye sorabilirler O halde rüya ne? ->tanımsız, haliyle bu tarz boş, deforme edilen- cümlelerin anlamı ve bağlamı yoktur...
-------------------------
Algıladığın neyse gerçek odur, algıladığının gerçekliği başka bir konudur, efendim neye benzediği, rengi vb gibi görceli özellik, nitelik yansı-algılamalarına dair tartışma yürütmek başka bir konu-KARIŞTIRILMAMALI, rüya denmiş, ilizyon denmiş bu tarz keyfi, lakait söylemlerin değeri yok. bu tarz yargı mantığında kullanılan, kavramların değersiz->yüksüz, boş-hale getirilmesi, basit katakülle tarzı deformasyonlarla SAFSATACI mantığa kapı aralamasıyla ilgilidir.
Bir şeyin neye benzediğine dair karar vermek veya tartışmada bulunmak, o şeyin gerçekliğini ne belirler ne de sağlar, o halde gerçek nedir? İşte tüm bu iradi ve keyfiyetinizden bağımsız olan ne ise gerçek odur...
Bırakın o ilizyon, masal, matrix zırvalıklarını, kurgularınızı, iradenizden bağımsız, size rağmen, sizin dışınızda olan ne? Gerçek o. burada konu, şeyin neye benzeyip, benzemediği tartışması değil-gerçekliğin böyle bir ölçütü yok!-, gerçeğin kişi-keyfiyetine göre giydirilebilir kılığı, kıyafeti olmaz, basit ve sadedir...
"gerçek değilse" sorgulaması dahi özünde nasıl anlam kazanır gerçekle? Gerçek olanla, gerçek olan nasılmış algılanabilirmiş(kendinde özellik, nitelik gibi), algıyla-etki-tepki- bilince edilirmiş...
gerçek algılanabilirdir, bu niteliği, objektif zemini, iradelerden-keyfiyetten bağımsızlık taşımayan ne varsa ya bir yanılmasama, aldanış-inanç- ya da kuru bir yalandır ya da DÜZEMECEDİR-ilizyon- ama gerçeğe ilizyon-düzmece demek, bahsettiğim temellerden dolayıda, düpedüz yalana, mesnetsiz(safsata) atmasyona, keyfiyete dayalı-bağımlı lafızlardan öte geçmemesiyle de sorunludur, asıl düzmecedir, ilizyon-göz boyama, kandırma, yanılsama vb!..
Gerçek görüntü-yansıma demek değildir-bu tarz kelime, akıl oyunları da kişinin önce kendisini sonra çevresini kandırma umuduna dönüşür, öyle olsun ister, bir kişi gerçeklik sorunsalına "ama öyle olsun umuyorum-bekliyorum-istiyorum" diye yaklaştığı an o kişi kendine güvenini de kaybeder-, bu tarz yansımalara da indirgenemeyeceği gibi saltıklaştırılamaz da. gerçek nasıl ki nesnel gerçeklik iradelerinizden bağımsızdır, gerçekte iradelerinizin oyunlarından ibaret keyfi, subjektif, kurgularınızla oluşturduğunuz düzmeceler, ilizyonlardan da bağımsızdır... kaldı ki önce ilizyon-düzmece- tadındaki kelimelerin anlamına bakılmalı, bunlar öncülsüz -heleki iradi, failsiz! keyfiyetsiz!- ve kendi başına öncüle alınıp, dayanak, kaynak edilecek türden kelimeler değil, atıp, sarfedince anlam taşımış olmuyor.
Gerçek etkileşimdir, temastır-dokunuştur-Burada mevzu neye benzediği değildir! Matrix dümencilerin elinden bu basit çarpıtmaları alırsanız, iddilarına dair ellerinde ne kalır? Hiç, zaten iddialarının temeli neydi, hiç, boş kelimelerden kurguyla yığınak bir labirent gibi...
Ya her şey bir ayvaysa? :)