Orijinalini görmek için tıklayınız : Cemaat darbe ile mi tehdit etti?
http://c11.incisozluk.com.tr/res/incisozluk/11009/7/537767_o6b1e.jpg
Cemaat'in Zaman gazetesi yazarı Abdullah Aymaz'ın köşesinde, Fethullah Gülen'in 12 Eylül darbesinin arefesinde, yazdığı yazıyı paylaşması tartışma konusu oldu.
Cemaat'in Zaman gazetesi yazarı Abdullah Aymaz'ın köşesinde, Fethullah Gülen'in 12 Eylül darbesinin arefesinde, Haziran 1980'de Sızıntı dergisinde yazdığı yazıyı paylaşıp, sonuna "Şimdi de 36 sene sonra, diyorum ki: Yusuflara müjdeler olsun!.." yazması tartışma konusu oldu. Zira yazının birçok yerinde askeri darbe imasında bulunuluyor.
KIŞLADA UYKUDAN UYANANLAR
Aymaz, 2 gün önce Fethullah Gülen'in Haziran 1980'de yazdığı "Nevbahar mesajı" başlıklı yazısını aynen köşesine taşıdı. Yazıda "Mabed, mekteb ve kışlada letaif, derinliğince bir uykudan uyananlar gibi gerine gerine, esneye esneye de olsa silkinip kendine gelmektedir. Sanki tozu dumana katarak gelen biri var, müjdesini sağa sola mesajlar halinde tebliğ edip geçiyor; bahar müjdesi kulağına üflenmiş bülbüllerin, cırcır böceklerinin mukaddes vazifelerini durup dinlenme bilinmez bir şevkle eda etmeleri gibi... " ifadeleri dikkat çekerken, "Kapısında duramadığımız kalelerin içinde nutukhanlarımızın sadasını işitiyoruz. Andeliblerimiz sanki maristanda şakıyor. Ayak basamadığımız dikenlikte güllerimiz gülümsemeye başladı" satırları yer alıyor.
KIŞLADAKi DEFNEDEN HABER ALIYORUZ
"Siz hiç kış uykusundan kalkanları gördünüz mü?" sorusunu soran Gülen'in "Haberini kâh kırdaki bir çiçekten, kâh dehlizdeki bir çiğdemden, kâh kışladaki bir defneden, kâh mektebteki bir gülden bir nergizden kâh hastanedeki bir papatyadan alıyoruz" yanıtını vermesi dikkat çekiyor. Aymaz, Gülen'in yazısını yayınladıktan sonra "Şimdi de 36 sene sonra, diyorum ki: Yusuflara müjdeler olsun!.." mesajını yazdı.
36 YIL SONRA MESAJ MI
Söz konusu yazının yayınlanmasının ardından sosyal medyada bir tartışma başladı. Zira 12 Eylül arefesinde yazılan ve darbeyi adeta haber veren yazının bugün paylaşılması Erdoğan'a bir mesaj olarak algılandı.
Güzel, hemen cevap veriyorum. ABD başkanlığında Batı (AB-D) destek vermezse içimizdeki beyinsizler istedikleri kadar yırtsınlar, bu ülkede darbe marbe olmaz. Bunu kafalarının bir yerine yazsınlar!
Şimdi, 80 darbesine bakarsak; ülkede siyasi bir kaos ve bunun sonuncunda da iç karışıklık olduğunu biliyoruz. Fakat Batı iç savaşa dönüşmek üzere olan bu iç karışıklığı kendisine yontmaya kalktı ve TSK'daki adamlarını harekete geçirdiler. Örneğin, Kenan Evren Kara Kuvvetleri Komutanı iken tam emekli olacakken Batı TSK'ya elini soktu ve komutanların arka arkaya emekli edilmeleri sayesinde Genelkurmay Başkanlığı'na yükseltildi. Ondan sonra Kenan Evren, kendi ifadesine göre, son 1.5 yıldır darbe şartların oluşması yani meşruiyeti için beklediler ve 12 Eylül 1980'de de hoş geldin darbe!
Kimse kimseyi cin olmadan çarpmasın. Dün TSK'nın mevcut durumu bu iken bugün de aynıdır. Ama Batı olmadan kimse kendi kafasına göre salakça bir darbe yapamaz!
Burada şuna dikkat etmek gerekiyor: TSK'nın bilinen bu durumu ülkenin güneydoğusundaki bir kalkışmaya cesaret vermektedir. Yani bir yanlışı bir diğer yanlış izliyor ve bu, kartopu gibi yanlışlar silsilesine neden oluyor.
İşte memleketin mevcut durumu bundan ibarettir.
Bence, bugünkü İngiliz The Guardian gazetesindeki bir makalede yapılan şu tespit eksiktir:
http://www.gercekgundem.com/images/posts/201603/7b2662a62884ee00_480x270.jpg (http://www.gercekgundem.com/dunya/194916/avrupaya-erdogan-uyarisi)
Çünkü bu tespit bir kişiyi değil, herkesi kapsar!
Cemaat'in tek kurtuluşu: Darbe
Cemaat çok sıkışmış bir durumda, kendisini ve aynı zamanda ABD derin devletinin en önemli maşasını kurtarabilecek tek çare darbe gibi gözüküyor.
Türkiye’de siyaset 2013 yılına kadar Cemaat eliyle ABD tarafından şekillendirilebiliyordu. 2011 yılına kadar iktidardaki AKP Hükümeti ile Washington arasındaki ilişkiler çok iyiydi; iki tarafın da Türkiye açısından iç ve dış politikadaki hedefleri paralellik arz ediyordu. Bu yüzden AKP Hükümeti, Cemaat eliyle yapılan operasyonlara tam destek verdi. Bu dönemde Cemaat, AKP’yi iktidarda tutma adına muhalefeti dizayn etmeye çalışıyordu. Amaç;aslında birer Amerikan politikası olan Kürt açılımı ve ülkenin “ılımlı İslam” Cumhuriyetine dönüşmesi önünde engel teşkil eden, Atatürkçü, ulusalcı ve milliyetçi güç odaklarının tasfiye edilmesiydi.
2011 yılında Erdoğan Şangay İşbirliği Örgütüne üye olmaktan bahsetmeye başladığında, AKP ile Washington’un yolları da ayrılmaya başlamıştı. Doğal olarak bu ayrışmada Cemaat sahibinin yanında yer aldı. ABD derin devleti, Türkiye’nin Avrasya’ya kayan eksenini düzeltmek maksadıyla yine Cemaat vasıtasıyla bu sefer Erdoğan’aoperasyon yaptı. 17-25 Arılık operasyonu, çok gerçekçi ve gerçek verilerle tasarlanmasına rağmen şaşırtıcı bir şekilde başarısız olunca, Erdoğan ile Paralel Devlet Yapılanması arasında ölümüne bir kavga başladı.
Bu kavgada ABD, Türkiye’yi şekillendirmek için kullandığı, devletin her hücresine sızmayı başarmış en önemli aletini kaybetmek üzere. Çünkü hapse girme, hatta ölüm korkusu yaşayan Erdoğan,var gücüyle Cemaatin bütün kadrolarını devletten tasfiye etmeye çalışıyor. Dokunamadığı tek kurum, TSK. Size garip gelecek ama son aylarda tırmanan terör olayları ile TSK’daki Cemaatçiler arasında dolaylı bir bağ var.
KIŞLALARINDA UYANMAYI BEKLEYEN DEFNE YAPRAKLARI
25 bin civarında vatansever asker, kumpas davalarla ve daha çok emekliliğe teşvik edilip veya zorlanarak ordudan tasfiye edilirken, onların yerlerini Cemaat kadroları aldı. TSK’nın içerisinde tahminlerin çok çoküzerinde bir Cemaat yapılanması var. Cemaatin tek güvencesi işte TSK içindeki bu uyuyan kadrolar.
Cemaat çok sıkışmış bir durumda, kendisini ve aynı zamanda ABD derin devletinin en önemli maşasını kurtarabilecek tek çare darbe gibi gözüküyor. Darbe ile yönetime el konulmadığı takdirde zamanla Cemaat devlet içindeki etkinliğini tamamen yitirecektir. Türkiye’yi darbe ortamına sürükleyebilecek tek unsur ise PKK. Son aylarda yaşananları kısaca hatırlayalım:
7 Haziran seçimlerinden sonra PKK şehir ve hendek savaşlarını başlattı. Kandil, sürekli halkı ayaklanmaya çağırıyor. Başkanlık Konseyi Üyesi Duran Kalkan; “savaşı boyutlandıracaklarını, her tarafı savaş alanına çevireceklerini, bu savaşla 2016 baharının Kürdün baharı olacağını” söyledi.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise;"Yaza kadar PKK ve hükümet arasındaki gerginlik artabilir. Birçok Kürt ve Türk ölebilir ve bu etnik bir iç savaşı tetikleyebilir" diye açıklama yapıyor.
Her gün Güneydoğu’dan şehit cenazeleri gelmeye devam ederken,batı illerinde de kıpırdanmalar başladı. İstanbul’da bazı kahvehanelerin taranması, Akit ve Yeni Şafak gazetelerine yapılan saldırılar, Mersinde yaşanan kundaklama olayları, Ankara’da 28 vatandaşımızın şehit edildiği bombalı saldırı bu kötü gidişatın habercisi, ülkedeki tablo 12 Eylül 1980 öncesini hatırlatıyor.
DARBENİN AYAK SESLERİ
Bütün bu yaşananlara paralel olarak medyada bir darbe tartışması başladı. Cemaat'in Zaman gazetesi yazarı Abdullah Aymaz "Nevbahar mesajı" başlıklı yazısında Fethullah Gülen'in 12 Eylül darbesi öncesi, Sızıntı dergisinde yazdığı ve darbeyi çağıran yazısını paylaşıp, sonuna "Şimdi de 36 sene sonra, diyorum ki: Yusuflara müjdeler olsun!.." yazması TSK içindeki uyuyan hücrelere talimat olarak algılandı.
Yandaş medyada da darbe tartışmaları devam ediyor. Bazıları TSK içindeki uyuyan hücrelerinin çok acil ve her türlü risk alınarak, en sert ve en uç tedbirlerle çökertilmediği takdirde darbenin göstere göstere geleceğini iddia ediyor. Bazıları ise, şu anda çok sayıda kurmay albayın bu yapıdan olduğunu, alt ve orta düzey generaller içinde de hatırı sayılır sayıya ulaştıklarını, hatta bunların darbe için dış destek aradıklarını ama bulamadıklarını, ancak hepsinin teker teker kayıt altına alınmış olması sebebiyle organize hareket edemeyecekleri için darbe olmayacağı düşüncesinde.
Darbe mesajından sonra Zaman Gazetesine kayyum atandı. Bunun üzerine konuşan Fethullah Gülen,"Onlar bunu yıkmaya çalışsınlar. İki senedir yıkmaya çalıştılar, yıkamadılar. Bir tek taş düşüremediler Allah'ın izniyle. Burkuntu yaşıyorlar, paranoya yaşıyorlar. Korkuyla tir tir titriyorlar" dedi.
Bu arada hakkında Cemaatçi olduğu iddiaları bulunan Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Albay Muharrem Köse görevden alındı. Başbakan Davutoğlu, görevden almaya ilişkin,"Bürokraside paralel yapı ile mücadele her kurum gereğini yapıyor. Rasyonel hiyerarşide herkes hesap verme durumundadır" dedi.
HSYK Teftiş Kurulu'nun 680 hâkim ve savcı için "Terör örgütüne üye olmak ve örgütsel eylemde bulunmak" suçlarından soruşturma başlattığı medyaya yansıdı.
TSK’DA CEMAAT TASFİYESİ MECBUR HALE GELDİ
Anlaşılan o ki Cemaatin fazla zamanı kalmadı. Ne yapacaksa YAŞ kararları öncesi, Ağustos ayına kadar yapacak. Diğer yandan ülkede şehit cenazeleri ile birlikte her türlü terör olayının tırmanması ile birlikte AKP Hükümetinin de Ağustos ayını bekleyecek zamanı kalmadı. Önümüzdeki dönemde TSK içinde ciddi bir Cemaat tasfiyesi beklenmeli. Çünkü tırmanan terörü dizginlemenin yolu buradan geçiyor.
PKK’nın PYD adı altında ABD’den destek aldığı bir gerçek. Bir başka deyişle PKK terörü, sokak hareketliğini tırmandırması maksadıyla daha çok dışarıdan kışkırtılıyor. Senaryoya göre; “Güneydoğu’dan gelen şehit cenazelerine batıda yapılacak saldırılar, bombalamalar eklendiğinde, iç savaşın fitili ateşlenecek. Kürt-Türk sokaklarda birbirini kırmaya başlayacak. Zaten halkın bir kısmı Erdoğan’dan nefret ediyor. Onlar da Erdoğan devrilsin diye sokağa çıktığında bu sefer Erdoğan taraftarları da işe karışacak. Böylece sokaklar kan gölüne dönecek. Toplumda, “asker gelsin bizi kurtarsın” beklentisi yükselmeye başladığında, TSK içindeki uyuyan hücreler beklenen darbeyi yapacak.”
Eğer TSK içindeki uyuyan kadrolar temizlenebilirse, her hangi bir ayaklanma sonucu veya darbe ile Hükümet devrilse bile, ABD maşasını kaybetmiş olacağından, devrilen hükümetin yerine kimin geleceğini belirleyemez. Bu durumda, birçok Güney Amerika ülkesinde ve komşumuz Irak’ta olduğu gibi kendisine düşman yeni bir hükümet ve toplumla karşı karşıya kalabilir. Dolayısıyla boş yere Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak istemeyeceği için PKK’yı desteklemekten vaz geçebilir. Yani; Cemaatin darbe potansiyeli kalmadığında ABD, PKK’yı dürtmekten vaz geçecektir. Mevcut durumda TSK içindeki Cemaatçi kadrolar terörle mücadeleye katkıdan çok zarar vermektedir. İşte bu gerçeğin farkına varan Hükümetin, PKK terörünü bitirmek ve darbe tehlikesini önlemek amacıyla Ağustos ayı öncesi TSK’da paralel tasfiyesine başlayacağı gözüküyor. Tüm işaretler bu yönde. Sürpriz olmasın.
Osman Başıbüyük
Odatv.com
Ünlü yazardan iddia: Ankara saldırısı darbenin işaret fişeği.
Aydınlık gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar, bugünkü “Daha ne bekliyorsunuz” başlıklı yazısında “Ankara'da art arda yaşanan katliamlar darbenin işaret fişeğidir” dedi.
Aydınlık gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar, bugünkü “Daha ne bekliyorsunuz” başlıklı yazısında “Ankara'da art arda yaşanan katliamlar darbenin işaret fişeğidir” dedi.
“Darbeye davetiye!” diyen Önkibar köşesinde, “Tarih tekerrürden ibaret yani biz bu filmi daha önce gördük. Ankara'da art arda yaşanan katliamlar darbenin işaret fişeğidir. Mevcut yönetime karşı siyasi alternatif bulunamadığından Türkiye bir yerlere sürükleniyor ki ABD eski Ankara Büyükelçileri Edelman ile Abramowitz buna dair işaretleri üç gün vermişti” diye yazdı.
AKP’yi ABD’nin de Rusya’nın da istemediğini ifade eden Aydınlık yazarı Önkibar, “Endişem darbenin Kenan Evren misali Amerikancılar tarafından yapılması ve FETÖ'nün darbe sonrası gizli hükümranlık kurmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
odatv.com
Hüseyin Vodinalı yazdı: 12 Eylül Kızılay'da bombalar patladıktan sonra oldu
Ne zamanki Kızılay’da bombalar patlamaya başladı, 12 Eylül oldu. Maraş, Çorum, Sivas, Bahçelievler katliamları sonrası değil, Kızılay’da patlayan bombalar sonrası dikkat edin.
Bir yakınımız 90’lı yıllarda kendisine 12 Eylül darbesini soran oğluna, “Oğlum çok kötüydü, Kızılay’da her gün bombalar patlıyordu, evimize gidemiyorduk” diye anlatmıştı.
İşin özü oydu…
Ne zamanki Kızılay’da bombalar patlamaya başladı, 12 Eylül oldu.
Maraş, Çorum, Sivas, Bahçelievler katliamları sonrası değil, Kızılay’da patlayan bombalar sonrası dikkat edin.
Buradan da kimse askeri suçluyorum filan diye bir sonuç çıkarmasın.
Ben olayın nedenlerini değil, sonucunu tahlil ediyorum.
Çünkü şu aşamada elimde sadece sonuç var.
5 ayda üçüncü patlama ve yüzlerce ölü.
3 patlamada Ankara’nın kalbinde meydana geldi.
(Bu arada ‘gerçekleşti’ kalıbını kullanan spiker ve muhabirlerden gına geldi. Gerçekleşmek, yapmak, olmak anlamında kullanılıyor, midem kalkıyor artık. Bir cümlede 3 kez gerçekleşti fiilini kullanan muhabirler var. Gerçekleşme fiili büyük ve olumlu bir olay için kullanılır. Tuvalete gidip işeme eylemi gerçekleştirdim demek komik ve acıklıdır)
5 aydır Ankara’nın Emniyet Müdürü yok.
ABD Elçiliği bile uyarıyor, bizim istihbaratçılar, polisler bu elim olayı engelleyemiyor.
Kesinlikle devasa bir güvenlik zafiyeti var.
Ve kesinlikle PKK ve IŞİD ötesinde bir irade var bu terör eylemlerinin arkasında.
Ama bunu bilmek sorunu çözmüyor.
Efgan Ala, Hakan Fidan ve bilumum güvenlikten sorumlu isimler de biliyor bu bombaların arkasında kimin, kimlerin olduğunu.
Ve fakat bir işe yaramıyor.
Çünkü ellerinde devlet kalmadı.
Devletin bir an önce fabrika ayarlarına dönmesi gerek.
13 yılda yapılan kadrolaşma, önce F tipi örgütü devlete ve de yargıya hakim kıldı.
MİT, devlet olma ağırlığını siyasete, siyasi hesaplara yitirdi.
Ardından askerin beli kumpaslarla, tertiplerle kırıldı.
Askeri istihbarat diye bir şey kalmadı.
Şimdi F tipine karşı büyük bir harekat var ama, onların yerine konan isimler de yetersiz, parti referansıyla gelen kurum hafızası olmayan isimler.
Yandaş sendikaya üye olanlar yönetici yapıldı, sendika müdür ataması yapmaya başladı.
Diplomasi de benzer hasarı aldı.
Atatürk’ün bölge merkezli, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesini benimseyen dış politikası, yerini mezhepçi saldırgan siyasetlere bıraktı.
Liyakat denen şey unutuldu.
Devlete güven kalmadı, dolayısıyla güvenlik de.
Bu son olayın arkasında IŞİD mi, PKK mı?, Yoksa Rusya mı var? Ya daİsrail mi? Olağan şüpheli ABD mi? Yahut Suriye mi? Mısır mı? Suudi Arabistan mı? İran mı? Almanya mı? Yunanistan mı? Fransa olabilir mi?
Say sayabildiğin kadar.
Dostumuz yok, düşmanımız çok.
Bana göre bu (beklenen) terör dalgasının en büyük sebebi, Açılım süreci, Irak’ın işgaline verilen destek, Libya’ya operasyon, İran’a alınan tavır, Mısır’ın iç siyasetine karışma ve de tabii ki en önemlisi Suriye’de rejim ve toprak değişikliği için yapılan girişimdir.
Kısaca Büyük Ortadoğu Planı’dır.
Yani “Büyük Kürdistan”dır.
Bunların tamamı, ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda yapılan işlerdir.
Dolayısıyla kabaca bakarsak, terör eylemlerinin arka planında ABD ve İsrail politikaları yatıyor.
Bunu artık sokakta simit satan çocuklar bile biliyor.
Hal böyleyken, “Yeni Anayasa ve Başkanlık” hesapları, tartışmaları son derece anlamsız kalıyor.
Anlamsız kalmanın da ötesinde Devlet ve Millet güvenliği tehlikedeyken, terörle mücadele iradesini zayıflatıyor.
Şimdi yapılması gereken şey, önce çarpık Suriye politikasından başlayarak, BOP eşbaşkanlığından kesin istifa, IŞİD ve PKK’nın kökünün tamamen kazınması ve başta Rusya olmak üzere, bölgedeki tüm ülkelerle, dostluk ve işbirliği siyasetine geçiştir.
Laiklik ve yurttaşlık temelinde;ırk, mezhep ayrımı gütmeyen anayasanın güçlendirilmesi, devlette liyakata öncelik tanıyan, hukukun üstünlüğü zemininde suiistimale izin vermeyen bir yapının yeniden tesisidir.
Lider sultasını bitiren yeni Siyasi partiler yasası ve AYM ile HSYK’dan siyasetçiyi çıkarmak da esastır.
Türkiye; İran ve Rusya ile birlikte, bölgenin üç köklü devletinden biridir.
Devlet geleneği güçlüdür.
Hükümetler, kişiler gelip geçicidir ama devlette devamlılık esastır.
Devlet olmazsa güvenlik de olmaz, barış da, gelişme de.
Düşmanını ürküten, vatandaşını kucaklayan bir devletten söz ediyorum.
Sanki son dönemde bunun tersi yaşanıyor!
Bu yanlıştan acilen dönülmesi lazım.
Aksi takdirde, 2026’da, yine anneler çocuklarına durumu izah ederken, “Kızılay’da bombalar patlıyordu” diyecek.
Hüseyin Vodinalı
Odatv.com
İlahimasal
02-08-2016, 23:28
Deep öyle bir başlık açmışsınki 4 ay önce ,hani darbe olmasa ,komplo teorisi gibi durucakdı . Ama darbe oldu.
Oda tv bu konularda çok hassas. Tabiki Sende.
Upuaut hoca ise abd olmadan olmaz demiş .
Yıldıztozu
03-08-2016, 08:59
Anlaşılan o ki Cemaatin fazla zamanı kalmadı. Ne yapacaksa YAŞ kararları öncesi, Ağustos ayına kadar yapacak. Önümüzdeki dönemde TSK içinde ciddi bir Cemaat tasfiyesi beklenmeli.
Vay be, adam peygamber gibi öngörü yapmış:yo:
bilgivehis
03-08-2016, 14:27
Arkadaşlar darbe Tayyib'e karşı yapılmadı, tam tersi Tayyib'in daha çok yetki kazanmasını sağlamak ve BOP projesi hedefini daha kolaylaştırmak için ABD-Feto ve BOP eşbaşkanlığı ortaklığıyla danışıklı-dövüş şeklinde yapıldı.
Darbenin hemen ertesinde verilen kararlar ve uygulamaları toparlarsanız bunun bir öngörü veya tahmini sıradan bir iddia olmadığı anlaşılır.
Bundan sonra ayakta kalmayı bir şekilde başaran her türlü muhalif yapılanma ki, Turan Dursun siteleri de dahil, demokrasi-Feto avı ve terörist önlem adı altında çeşitli saldırılara uğraması büyük bir olasılık taşıyor...
aliyarasfal
03-08-2016, 18:06
Arkadaşlar darbe Tayyib'e karşı yapılmadı, tam tersi Tayyib'in daha çok yetki kazanmasını sağlamak ve BOP projesi hedefini daha kolaylaştırmak için ABD-Feto ve BOP eşbaşkanlığı ortaklığıyla danışıklı-dövüş şeklinde yapıldı.
Darbenin hemen ertesinde verilen kararlar ve uygulamaları toparlarsanız bunun bir öngörü veya tahmini sıradan bir iddia olmadığı anlaşılır.
Bundan sonra ayakta kalmayı bir şekilde başaran her türlü muhalif yapılanma ki, Turan Dursun siteleri de dahil, demokrasi-Feto avı ve terörist önlem adı altında çeşitli saldırılara uğraması büyük bir olasılık taşıyor...
Kaç gündür bu konuyu düşünüyordum, demekki böyle düşünen başkalarıda varmış, görünen köy klavuz istemez diyesim var. Kırk katır mı? Kırk satır mı? İşte bize kendi isteğimizle kasabın bıçağı altına yatma projesi.BOP diyorum dahada hiç bir şey demiyorum.
Ortalıkta sadece suriyeli mülteciler yok, bakıyorum her tarafta, afgan, kırgız, özbek vesaire tipler geziyor. Oralara doğru yayılıyor bob ve biz ileri karakol olduk muhalifler için(ABD destekli) gibi bir his var içimde.
Bu arada Arnavutluk tamamen fetonun(ABD nin) kontrolüne geçmiş haberleri geliyor, oradaki kimi gazeteciler feryat ediyor, bizimkiler Sudan Kenya Somalidekilere değilde buralardaki yapılanmaya dikkat ekseler daha inandırıcı olurlardı.
Şimdilik saygımla gittim...
spartacus
03-08-2016, 21:53
Şuna katılmıyorum;
"Darbeyi Erdoğan-Feto-ABD bir strateji namına birlikte yaptı"...
Kapitalizm koşullarında çıkar, klik vb çatışmaları, "su gibi" doğaldır.
Çatışmaların serpildiği dönem ise, eğer dikkat edilirse Suudi Arabistan, katar vb üzerinden gelen bol miktarda para, yine Zerrapla ve iranlı iş adamıyla da açığa çıkan savrulan paralar, bunların paylaşımı, bir çoğumuzun bilmediği, ama görmediği vahşi kapitalist paylaşımlar, ihalaler, ihalelere fesatlar, ileri itilen, geriye bırakılan sermayedarlar, aralarındaki çıakr çatışması, sürtüşme, savaş, şu ya da bu döneminin çalkantısında açık etti.
Erdoğan'ın şu an elinin güçlenmesi ABD'nin çıkarına değil zararınadır, bu süreçte Erdoğan'ın güçlenmesi sadece ama sadece Merkel'in(yani doğrusu Almanya'nın) yararına idi zira Suriye de Türkiye'nin koşumu, yani koşu atı durumu, Almanya'nın işine yarayacaktı(ABD-PYD, Rusya-Suriye üzerinden meşruiyet elde etti, Almanya ise işe Türkiye'nin stratejik-jeolojik vb çıkarları namına bir kanal aradı durdu)...
neyse uzun uzadıya konular.
darbe ayrı, girişmek ayrı konular.
Darbe ciddi, ciddi planlanmış ve ciddi, ciddi de Erdoğan'ın saf dışı bırakılmasına odaklanmış, lakin darbe yapmak heleki tepeden değil, yani emir-koumuta zincirinde resmi değil gayrı-resmi örgütleniyorsa çok zordur, çok, ama çok zor.
Görülmüş ki, darbe başlamadan, içerideki ajanlar vasıtasıyla boğulmuş, yani işin başında oluşacak her türlü yarıma darbeleri başarısız kılar...
Sonuç olarak öldürmeyen güçlendirir...
haliyle darbe başarısız da olsa başarılı oldu, yani ülkede darbe gerçekleşti, sadece darbeyi yapan-yürüten el ile darbeye kalkışan el farklı oldu, birisinin yenilmiş darbesi diğerinin kazanılmış darbesi haline geldi.
Şu andan itibaren Darbeyi Erdoğan planladı demek, at gözüğü takıp, Erdoğan her şeye kadir inancı-hipnozunu pekiştirmek, tabiri caizse darbeyi kutsamak ve tüm çıkış yollarını kapatmak anlamına geliyor(mevcut hegomanyanın darbe koşullarını kullanarak tam darbe yapması-polis-kolluk gücü darbesi ve orduyuda polis darbesine entegre hale getirmek- resmileştirmesi).
gerçi yıllar öncesinden bugünleri yazdık, en azından hatırlıyorum "Bazı şeyler" başlığında defalarca varılacak noktayı, bugün ve yarın üzerine tespit-tahminlerde bulundum.
BOP şu ya da bu, bu projede ABD'nin at başı şimdi Türkiye değil, zira ABD yıllar varki bunu denedi ama sonuca varamadı. Zira Erdoğan'ın etrafına çöreklenmiş o soyguncu-kaptı-kaçtı dediğimiz vahşi sermaye, Ortadoğuda ki emperyalist çıkarlara eşdeğer, kendi namlarına da çıkar dayatımında bulundular, bu ABD için pastanın daralması demekti...
Yine iyi bilinir ki bu gerici sermayenin temsil ettiği çıkar ve sahiplenme, hegomanya savaşı birebir Hitler dönemi Alman Sermayesinin şahinliği ve benzer siyasetini yansıtıyordu(hala da öyle)...
yani ortada ciddi bir cahil kapitalist sermaye var, ve her yana diklenmeye başladı, bu diklenmesini ise Osmanlıcılık(imparatorluk) ve saıh üzerinden epeyce dillendirdi... 1990'larda evlere girip, tencere-tava satıyorum ayağına yüklü miktar para toplayan, cami yaşatma derneği şu bu veya dini örgülenme namına 3-5 kuruşa insan çalıştıran, faizsiz kazanç adı altında paralar toplayıp cebe cukka eden, her tarafa bağış kutuları, yok zekat şu bu adına hırsızlık kutuları koyan, çalan, çırpan bir çarıklı-sarıklı-sümüklü sermayesi ortaya çıktı...
Bu sermaye tipi piranha sermayesi dediğimiz tipi yansıtır ve verili koşulda aslında kapitalizmin hakim burjuva kesimine de uzak, kültürüne yabancı ve kapitalist-burjuvaya da karşı bir güruh, yarı feodal-yarı kapitalist, kırma, kısaca soysuz bir sermaye serpilir. Korkunç cahildir, ne içinde olduğu sistemi bilir ne de diplomasiyi, tek bildiği daha çok ama daha çok et-kan isteğidir, süreğen büyük, en büyük olmak arsuzuyla yanar tutuşur, mileltin amına koyar. Ülkeleri bıırak gibi, fütursuz, hukuksuz, sınırı ve durağı olmayan bir başıbozuklukla sarar ve gözünü diğer ülkelere kuralsız-kaidesiz dikiverir ve yönetim erkine ultimatomlar, paralar verir, basın-yayın ağıyla baskı oluşturur ve geçerli siyaseti belirlemeye başlar-çalışır...
neyse bu tür dışavurumlar ise, emperyalist çıkar savaşımında da kendisini gösterir, herkes kozlarını oynar, elini açar, masaya koyar...
Bizim faşist Hitler kırması gerici sermayemiz bu oyunu kaybetti...
Gün geçtikçe daha saldırgan, daha agresif, daha bir cinnet ortamına doğru sürükleniyor, bu koşullarda, Erdoğan'ı da harcamaları an meselesi...
darbe bitmedi, bu darbe girişimi, darbeler silsilisenin yolunu açtı ki, durum çok vahim, durum çok kötüye gidebilir. İç savaş koşulları da bu sümüklü sermayenin iflah olmaz arzularıyla ateşlenip durmakta...
Neyse şimdilik bu kadarı yeterli, zira gelecek günler yoluna, yoluna çıplak kalmış bir tavuğun, orta yerde çaresiz durmasını, nereye kaçacağını şaşırmış hali andırır hale geldi.
Ciddi bir yarılma var ve görüntü hegomanyanın başındakileri ikna etmeye yetmiyor...
Çok kısa süre önce de Fettullah Gülen
"Erdoğan'ın 7 yıl eğitim almasını" vb açık etti. dediğim gibi kartlar karıldı, oynandı ve şimdi herkes kartlarını oynamıyor, artık açıyor.
http://www.halkmedia.com/2016/7/Fetullah-Gulenden-Tayyipe-Agir-Suclama_215.jpg
Sonuç
Tencere dibin kara, senin ki benden kara.
"Anlayana, sivrsinek saz, anlamayana davul, zurna az"
Kapitalizm belası değişmedikçe toplumların da kaderi değişmeyecek.
Avrupa da kapitalizm ise görece sosyalizme tavizler vererek bir nevi erteledi, lakin sömürge ülkelerde kaynaklar tükenmekte, nüfus artmakta ve pastaya ortak sayısı her geçen gün artmakta, dilimleri daralmaktadır.
Bu bağlamda kaynak sömürüsü coğrafyaları belirli bir istikrarsızlık ama o oranda da denge durumunda tutulmak zorunda, istikarsızlık da belirli bir normda, dengede tutulmalı, aksi taktirde istikrarsızlığın taştığı, kiyamet ortamlarının hayat kazandığı durumların kalıcılığı, sömürgenlerinde, sömürü koşul, istikrarını zedeliyor, bir kere sömürü için dahi belirli bir sömürge istikrarı gerekiyor. Emperyalistler için, tam bir istikrar-bağımsızlık olmamalı ama kıyameti andıran düzeyde istikrarsızlıkta olmamalı, sömürününde istikrarı sağlanmalı...
Örneğin(sadece bir alanda binlerce örnekten birisi) Suriye, Irak derken onca kaçak petrolü hangi sermaye grupları, hangi resmi kanalların manipüle edilmesiyle elde etti, bu emperyalistlerin de çıkarına mıydı? Ne kadar kaynak kaldırdılar, ne kadar götürdüler, nerele cukka ettiler, bunlar aydınlanmadıkça Türkiye durulmaz, durulamaz, zira toplumu yöneten de, yönlendiren de bu grup ve çıkarları. kapitalizmde basın yayın, kitle yönlendirme, kilesel psikoloji ve kitle hipnozu vb kapitalist sınıfların elindedir, çünkü kaptalizm koşullarında paran kadar var olabilir ve paran kadar hükmedebilir, paranla yönetebilir, yönlendirebilirsin...
Misal, facebook, buna benzer bir dolu yazılım yapıldı, hatta ondan önce davrananlarda vardı, bir çok üstün yazılımcı var ve bunu yapabilir lakin asıl sorun, yapmakla bitmiyor, trilyonluk reklam da yapabilmesi gerekir ki, kitleyi bağlayabilsin...
bilgivehis
03-08-2016, 23:01
@spartacus görüşlerinde dogruluk payını görmemezlikten gelemeyiz, ancak görüşlerini dogrulamak için şu soruları da dogrulamak gerekir diye düşünüyorum;
Kapitalizme hizmet eden ile kapitalizm için üretilmiş olanları bir defa ayıralım.
Kapitalizme hizmet edenler sıradan insanlardır, yönünü değiştirse de kapitalizm bundan etkilenmez. Kapitalizm için üretilenler ise makam-mevkisi yüksek olmayabilir ama onun emir kuludur, onun için özel seçilmiş ve özel yetiştirilmiştir. Kapitalizmin çıkarlarıyla çatışacak hiç bir düşünce veya yapıda değildir. Varsayalım ki, kapitalizmle çıkarları bir şekilde örtüşmedi, bu durumda onu yok etmek için riski büyük olan bir darbeye gerek yok, tarihde onlarca taraf veya karşıt liderlere yaptığı gibi bir ignenin başındadır. Ayrıca kapitalizm kendi güvenlik ve kontrol sistemini oturtmuştur, böyle bir durumda yok etmek istediğinin elini daha güçlendirecek riskli işlere girecek kadar 19yyılın sonlarındaki gibi çaylak değildir. Bir yandan Fettullah Gülen'i prensler gibi yaşatmaya devam ediiyor, bir yandan diğer hizmetlisinin konumu daha sağlamlaşıyor, bir taraftan da BOP projesinde hiç bir aksama olmuyor...
Bu durumda nasıl olur da darbe olayını kapitalist ve üretilmiş kullarının çıkar çatışmasına dayandırabiliriz?
spartacus
04-08-2016, 13:37
Kapitalizme hizmet eden ile kapitalizm için üretilmiş olanları bir defa ayıralım.
Kapitalizme hizmet edenler sıradan insanlardır, yönünü değiştirse de kapitalizm bundan etkilenmez.
Filler tepişir, karıncalar ezilir... Eğer bu kalkışma, sömürülenlerin, karıncaların kalkışması olsaydı, elbette meseleyi o yönüyle irdelerdik, ama konumuz bu değil. İkincisi kapitalistler arası çatışma ayrı, kapitalizme karşı çatışma ayrı kavramlar.
1. Dünya savaşı nedir?
2. Dünya savaşı?
Çatışmanın esası, kişilerin kapitalist olup, olmamasından değil, en temelde yatan ekonomi-politik çıkarlarıdır, sistemler ise bu çıkarlar eliyle örgütlenmiş hareket zemini, olanağı ve meşruiyeti sağlar.
Daha doğrusu sistemleri şekillendiren alt-yapı(üretim ilişkileri, üretim tarzı) iken bunun kurumsal ölçekte kurumsallaşması ise üst-yapıyı(siyaset, ekonomi, politik, kültürel, hukuki vb kurumlar) meydana getirir..
Neyse işin bu kısımları kısacık paragraflara detaylandırılacak kısımları değil, biz konumuza dönelim...
1. Dünya savaşının gerisinde yatan, egemen sınıfların daha fazla sömürü ama daha fazla alana hakimiyeti-hegomanyası ÇIKARLARINDAN böylece bu çıkarların çatışmasından filizlendi. Sanayi ve teknolojideki gelişmelerle birlikte, yeni tür kaynaklar, eski kaynaklar hakimiyetinin egemen burjuva sınıflarınca da tekrar gözden geçirilmesi, böylece eski üzerinde çıakr-hak iddiası olanlar, yeni kaynaklar üzerinden açılan fiili fırsatı da değerlendirmek istedi, bu halde eski, yeni kaynaklar, paylaşımı vb etrafında çıakrlar örüldü...
Çok basit bir örnek verelim, küçük balıktan.
Kapitalizm köylü sınıfına ihanet etmekle birlikte, ilk etapda yine de belirli bir mülkiyet paylaşımı gerçekleştirmiş, böylece yeni sistemin düşünme-çıakr modeline göre köylüler tarla sahibi olmuş ve tarlalar sınırlarla çevrilmişti.
2 Köylünün(küçük burjuva) çıkarı da, daha falza toprak ve daha fazla hasad, ürün elde etmekle kendisini dayatırken, birbirlerinin sınırlarını sürmeye başladılar. İşte size çok basit bir çıakr çatışması, bu çatışmaya dahil olanlar, efendim sistem feodalizm mi, kapitalizm mi diye bakmaz, zira zaten bunalr arası çatışmanın koşulunu, sistemin kendisi sağlar :)
neyse, kısaca kapitalizm sermayedarlar arası çatışmayı önleyen veya gerileten bir unsur değil, aksine çıkar çatışmalarını belirli bir rekabet koşulunda süreğenliğini sağlayıcı rolü oynar, zira sistemin esası zaten sınıf çıakrlarına dayalı, böylece üretim ilişkilerinin dolayısıyla çıkarlarının(siyaset) şekillendirdiği bir siteme dönüşür.
Bir yandan Fettullah Gülen'i prensler gibi yaşatmaya devam ediiyor, bir yandan diğer hizmetlisinin konumu daha sağlamlaşıyor, bir taraftan da BOP projesinde hiç bir aksama olmuyor...
hayır her projede olduğu gibi BOP projesinde de büyük aksamalar, yarılmalar meydana geldi. Ne demek olmuyor, çok farklı çıkar kesiminin alt zeminde savaştığı çıkar çatışmalarında, aksama olmaması imkansız...
BOP projesi yani STRATEJİ ayrı bir şeydir o stratejiye taşıyacak olan taktik, politik örgütlenme ve fiiliyat farklı... BOP PROJESİ, Stratejik olarak aksamaz ki...
Bu şuna benzer, 15 gün sonra denize gitmeye karar veren bir aileyizdir. Bizim bu kararımız değişmese bile koşullar değişebilir(o günün pazarı hava kapalı, rüzgarlı ve yağmurlu olabilir veya o günün pazarı en yakınından birisinin ölüm haberi, cenazeye katılım, aile fertlerinden birisinin yoğun diş, bş ağrısı, motor bozukluğu şu ya da bu olabilir), bu bağlamda biz o kararı değiştirmeyebiliriz(başka bir pazara erteleyebiliriz) ama bu demek değil ki, stratejimizin gerçekleştirilme zemininde aksama olmasın...
BOP projesi haddinden fazla aksadı, bunun gerisinde yatan faktörlerden bir tanesi, öngörülemeyen toplumsal çalkantılar, çıkar çatışmaları vb...
İkincisi BOP projesinde Rusya'nın, Çin ve İran'ın ortadoğu üzerindeki etkisi stratejik hedeflerde değil aksine karşısında olan rolü temsil eder. Bu kısımıda uzatmayayım zira çıakr çatışması ayrıdır, sisteme karşı olmak ayrı, çıakr çatışması ayrıdır, öngürlebilirlik, öngörüsüzlük vb koşulalrı ayrı.
Bu durumda nasıl olur da darbe olayını kapitalist ve üretilmiş kullarının çıkar çatışmasına dayandırabiliriz?
Koskoca 1. Dünya, 2. Dünya savaşlarını dayandırabilirken(ki öyleyken), küçük ölçekte ceryan eden çıkar-hegomanya çatışmalarını, nasıl olurda biz kapitalizme, sınıflara, bunalr arası rekabete, çatışmaya ve yansıyan siyasetine dayandırmayacağız? Birinci dünya savaşı bilançosu ortadadır, ikinciside, sonra ABD nin dünya jandarması olabilme namına giriştiği teslim alma ve teslim alınan bölgelerin en temelinde kaynak sömürüsü veya istisnai stratejik öneme sahip olduğunu nasıl görmeyiz? Kapitalizmde ister askeri, ister siyasi yarılmalar olsun, esası oluşturan ÇIKAR çatışmasıdır, zaten bunlar siyaseti bu temelden yapabilirler, yani insanın çıkarı, siyaseti koşullar hatta her canlının.
1.) sermaye sınıfının çıkar çatışması -> İşçi sınıfı, Orta, Küçük Burjuvazi(Köylü dahil) olarak sınfılar arası iken
2.) kendi içlerinde de ürün-hizmet-rekabet, sermaye, sermaye genişlemesi, kaynak vb işi alma vb olarakta devam eder.
her burjuva kendisiyle aynı kaynağa yönelmiş diğer burjuvanın fiiliyattan men edilmesi için çalışır, bu ister mikro, isterse emperyalistler arası makro ölçekte olsun, tabandan tavana, tavandan tabana yansır ve politikaya dönüşür. Ortak çıkarlar etrafında siyaset ayrıdır, sahadaki fiili çıkar çatışması ve siyaseti ayrı...
Meseleye konu olan AKP iktidarı ise, AKP yi iktidara taşıyan veya hiç olmazsa üst-yapı(devlet, basın-yayın, dini, kültrel eğitim) kurumalrında tutunması ve süreklilik sağlayan yapılardan biriside Gülen Cemaatidir. Bu iki ortak ama hasım oluşumun yarılma sürecine baktığımızda ise işin içinde ister ülke dahili ama isterse uluslararası kaynaklardan elde edilen kaynaklar, kara paralar vb olsun, bu esaslarda meydana geldiğini görüyoruz, bu çatışmanın ayyuka çıkmadığı veya fiiliyatda yaşanan ile stratejide olan uyumsuzluk, tarafalrı yeni konumlara doğru nakleder...
neyse uzatmayayım;
Bir alıntı yapayım, Hitler Kavgam giriş bölümü, bazı ifadeleri SAHTE-ŞİFRELİDİR, yani Alman halkını düşünür görünmek, oysa Hitler'e baskı yapan, O'nu oralara kadar çıkartan ve hem maddi, hemde manevi(basın, yayın, kişisel yüceltim, sembolik üstünlük verme vb) besleyen petrol, silah vb tekelleriydi, o günün Almanyası kendi halkını kat be kat doyurabilecek doğaya sahipti, şimdi de öyle ama bütün mesele sömürgenlerin, kaynağı kendilerine akıtması böylece üreten toplumun aç kalmasında düğümleniyordu;
Alman sınırları bütün Almanları ihtiva ettiği zaman bu nüfusu besleyemeyecek kadar güçsüz olduğunu tahakkuk ederse; bu kavmin hissedeceği gerek ve zorunlulukta yabancı topraklar elde etmek için hak sahibi olacaktır, işte o vakit, sapan yerini kılıca bırakacak ve temiz gözyaşları gelecekteki dünyanın ürünlerini hazırlayacaktır.
Şimdilik bu yeterli olsun zira daha detaylılarıda var...
Şimdi ise Türkiye'de palazlanan gerici sermaye, Hitler Almanyasında siyasetin kaderini belirlemek yönündeki başarısını, sağlama almış durumda ve hemen dibinde Irak ve Suriye'ye göz dikmiş bulunuyor, çünkü bedava balın kaynağını bulduğu gibi bal tuttuğu parmağıda yalamakta...
Uzun uzadıya yazmam çok zor ama Erdoğan'da cisimleştirilen aslında yanıltıcı, perde önü, sembolik siyasettir, asli olarak siyaseti belirleyen bugün muzaffer hale gelmiş, gerici burjuvazi, gerici sermayedir ki; "Milletin amına koyduk" Diyen kişi bu sermaye grubunun lider kadrosundan birisidir ve ÇIKAR ÇATIŞMASINDA RAKİPLERİNİ elemenin sevincini böyle yaşamaktadır...
AKP Darbe olmasa dahi, kısa sürede Gülen Cemaatinin üretim alanlarındaki satıhlarına yönelecek, ya kayyumlarla zenginliklerine el koyup pay edeceklerdi ya da sahadan tasfiye ederek, onlardan boşalan sömürü, kaynak sahasına kendileri geçecekti. mantıken meşru olmayan bir GASP ETME yolu, biçimi, meşru sınırlara çekilmiş olacaktı! İşte kapitalistler arası çıakr çatışması, asıl ve durmaksızın süren savaş budur, cephe savaşları ise süremkete olan savaşların son demidir, yani bir nevi binbir araçtan, yoldan, yöntemden sadece birisidir. yani savaş başkadır, cephede, basında, siyaset de yani bu tür taktik alanlarda sürdürülmesi veya alet-edevat değişimi başka
ha vay efendim Hoca mehdiyim demiş vay Erdoğan peygamberdir vb bunlar siyasetin tabana dayatılmış teslimiyet söylemleri, bir yönüyle kandırılmış kitle gücü, aslında özü kitle-İMHA silahı olan siyasete, toplumun bazı kof basit sembollerle birilerine kul-köle edilmişliğinin arka planına nasılına, niçinine şimdi girmeyelim...
Yine büyük sermaye alanındaki çatışmalara bakarsak, serpilip gelişen piranha(gerici) sermayesi, daha işin başında byük sermayeyei koltuğundan etmek böylece hegomanyanın başına geçme stratejisini başından belirlemişti.
Bu bağlamda Koç, Sabancı veya benzer alanlardaki bir yandan sınıfdaşı, ama diğer yandan da lav edilmesini, el çektirilmesi gerektiğini düşündükleri hasımları-rakipleri konumundaydı... Eğer incelenirse, Koç, Sabancı vb burjuva sınıfı temsil eden kuruluşlar, 10 yıldır yoğun baskı altına alınmakta, hatta yer, yer gerici sermayenin gazeteleri, Koç'u yahudi, islam düşmanı, nama zkıldırmayan vb olarak haber yapmaktadır.
Ali Koç'un geçen aylarda kapitalizme dair söylemleri şans eseri değildir, çünkü gelmekte olan ve etkili vuruşlara sahip hale gelen gerici-DİNCİ-sermaye, kapitalizmin en vahşi, en ilkel çağlardan kalma yönünü, en acımasız, ama toplumdan saklanmışlık vampirliğini hiçe sayan, açıkca vampirlik edebilen siyasi salaklığının etkilerini üzerinde hissetmekte...
yani, eğer bu gerici sermaye hakim olursa, bu ülke toplumu bir biçimde sisteme karşı ayaklanacaktır, korku bu ve hakim olanların politik uyanıklık yapmaması, akıllıca davranmamasının getirdiği kaygılardır.
Hitler zamanı gerici sermaye darbesini yaptığında Alman Toplumu her türlü sosyal demokrasiyi, bilimi, kısaca ileriye dönük yüzünü kaybetmişti, gerici sermayenin fütursuz ve akılsız işleri sonucu Alman kapitalizmi neredeyse eşikten döndü ve toplum yüz yılda elde edemeyecği ilerlemeyi, bilinçlenmeyi bir kaç on yılda elde etti ve ABD nin müdahalesiyle frenlenebildi...
neyse, görüldüğü gbi detaylara girersek konu bir kaç sayfalık yazı olmaktan çıkar, onlarca sayfalık diziye ve ayrı, ayrı üst, alt başlıklara doğru genişler ki, buna gerek yok, arzu eden net ortamında bir çok aydının, kapitalizme dair tespitler vb esasıyla kitaplarını okuyabilir....
En basit olarak son 50 yıllık Ortadoğu çatışmalarına, gerisinde Shell, BP vb konsosiyumlara, silah, petrol, gıda, sağlık tekellerinin sahte ülke siyaseti gösterisini bir yana koyarak, kaç ülkenin, kaç çeşit şirketin, hangi çıakrları ve aralarındaki hangi çatışmalara göre coğrafyanın şekillendiğine bakabilir.
Şimdi dahi Rusya'nın Suriye üzerinden kendine yer edinmesi, diğer taraftanda Ukrayna gerisinde kalan satıhta doğalgaza hakim olup Avrupayı frenlemesi, batının Ukrayna üzerinden oynadığı oyunlar ve ülkenin çatışmalı hali vb, sanılıyor ki bu çatışmalar siyasetçilerin masalarında filan örgütleniyor, hayır onlar sadece gelip-geçici postabaşı...
İlahimasal
04-08-2016, 21:52
Ön görüsüz DİNCİ! yazar.
Tarih : 08 10 2010
Bu yazar öldü, neden öldüğüde hepinizin malumu.
Milleti güya yönlendirdiği soylenen bu adam ölünce abimiz,fikir babamız gitti diye bir çok aynı kafa yaygara kopartmışdı.
Bu adam bu gün ayakda olsa ,çok sevdigi liderine öve ove bitiremediği darbeci general kadrosu DARBE yaptığı için ne derdi.
Bu tipler burnunun dibini bile göremezken millete aydinlatıcı olabilirmi?
Hasan Karakaya "TSK’da yeni dönem... Cunta kaybetti, demokrasi kazandı!"
Birkaç gün önceki bir yazımda; “Benim tanıdığım Tayyip Erdoğan, dayatmalara boyun eğmez... Çünkü, onun varlık sebeplerinden biri de, talimat, yasak ve dayatmalarla mücadele etmektir†demiştim... Evet, benim tanıdığım Erdoğan; “telkin†ve “tavsiyeâ€lere açıktır, “aklına yatan†bir teklif yapıldığında “Peki†demekten kaçınmaz... Ama bunu “emir†ve “talimat†tonunda söylerseniz, mümkün değil yaptıramazsınız!.. Boynunu kesseniz, kararından döndüremezsiniz... Ben Tayyip Erdoğan’ı böyle tanıdım, böyle bildim... Bunu bildiğim için de, “oldukça iddialı†sözler sarfettim... “Uzman†geçinenlerin, televizyon ekranlarında “Org. Hasan Iğsız’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirileceğini†söylediği günlerde; “Hayır†demiştim; “Benim bildiğim Erdoğan, Hasan Iğsız’ı kesinlikle Kara Kuvvetleri Komutanı yapmaz!â€
Açık söyleyeyim, bu öngörüm bir “bilgi†veya “duyumâ€a dayanmıyordu... Ben, Erdoğan’ı tanıyordum ve benim bildiğim Erdoğan, Iğsız’ı “veto†ederdi.
Nitekim, yanılmadım.
Tayyip Bey, beni yanıltmadı.
Demek ki;
“Benim tanıdığım Erdoğanâ€da bir “sapma†veya “kayma†yok... O, “doğru†bildiği yolda ilerlemeye devam ediyor... Çünkü o, “milletâ€i tanıyor, “milletin ne istediğini†biliyor ve de millete güveniyor... En önemlisi de, “kararâ€larını hayata geçirme konusunda “risk†alıyor...
SİYASETÇİ DEDİĞİN “RİSK†ALIR!
Bence, bir siyasetçinin en önemli vasfı, “risk†almaktır... Nice “siyasetçi†tanıyorum ki, bugün “çok iyi yerlerde†olmaları gerekirken, sırf “risk†almaya cesaret edemedikleri için “silik†kalmışlardır!
Tabiî, alınan “riskâ€in sonunda “kazanmak†da vardır, “kaybetmek†de...
Mesut Yılmaz gibi; “Siyasî hayatıma da mal olsa†deyip, “28 Şubat’çıların dayatmasıâ€na boyun eğer ve “İHL’lerin köküne kibrit suyu†dökerseniz, “siyasî mevta†olmaktan kurtulamazsınız!..
Dikkat edin; Tayyip Erdoğan da “siyasî hayatâ€ını ortaya koyuyor... Ama, bir farkla: “Ülkemin hayrı için†diyor Erdoğan; “Türkiye’nin hayrı için bu adımları atmaktan kaçınmam... Türkiye kazanacaksa, AK Parti kaybetsin, hiç dert değil!..â€
Tayyip Erdoğan, böyle bir insan!..
O “kişisel çıkarlar†veya “kaprislerini tatmin†için değil, “Türkiye’nin çıkarları†için koşturuyor...
“İstekli, heyecanlı ve hırslı!â€
8 GÜN SÜREN TAKTİK SAVAŞI
Hiç şüpheniz olmasın ki;
8 gün devam eden “YAŞ kriziâ€nde de, “Türkiye’nin çıkarlarıâ€nı dikkate almış ve bu kararlılıkla “teamül dayatmalarıâ€na direnmiştir!
Aslında, generallerin “teamül†dedikleri şey, “TSK yönetiminde kendi adamlarını tutmak ve borularını öttürmeye devam etmekâ€ten başka bir şey değildi.
Neydi teamül;
“Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Org. Hasan Iğsız getirilecek!â€
Tayyip Bey, Hasan Iğsız’ı “veto†edince “teamül†değişti ve şöyle oldu:
“Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Org. Necdet Özel getirilecek, Jandarma Genel Komutanlığı’na da Org. Aslan Güner atanacak!â€
“Org. İlker Başbuğ ve arkadaşlarının teamülleri†hayata geçirilirse, “Org. Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanı olmasının önü tıkanıyor†ve Org. Aslan Güner’in önü açılıyordu.
Bunu sağlamak için;
Org. Atila Işık bile gözden çıkarılmıştı... “Başbuğ-Iğsız-Güner†arasında yapılan “gizli toplantıâ€da; Org. Atila Işık, güya “kendi arzusu†ile “emekliliğini†isteyecek ve böylece Kara Kuvvetleri’ne Necdet Özel, Jandarma’ya da Aslan Güner getirilecekti!.. Böylece, Aslan Güner’in Genelkurmay Başkanı olmasının önü açılıyordu!..
Tabiî, “generallerin bir hesabı†varsa, “Hükümet’in de bir hesabı†vardı... Sonunda, Tayyip Erdoğan ve kurmayları, “teamülleri altüst eden†bir karar aldı... Başbuğ ve adamları “Org. Necdet Özel’in önünü kesmek†ve böylece “TSK’nın 11 yıllık geleceğine hükmetmek†isterken, Erdoğan ve kurmayları “oyunâ€u bozdu...
Önceki gecenin son dakikaları ve hatta dünün ilk saatlerinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmet Sever kameraların karşısına geçti ve “Gül’ün onayladığı listeâ€yi açıkladı:
“Genelkurmay Başkanlığı’na Org. Işık Koşaner’in, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na da Org. Erdal Ceylanoğlu’nun atandığına dair kararname, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmıştır.â€
İşte bu açıklama, “8 günlük krizâ€in ve “taktikler savaşıâ€nın sona erdiğini haber vermekle birlikte, “teamül dayatması dönemiâ€nin de kapandığını gösteriyordu... Sadece “teamülâ€ler değil, “hesapâ€lar ve “plânâ€lar da altüst olmuştu!..
BU, BİR “SİVİL DEVRİMâ€DİR!
Komuta, ilk defa “sivilâ€lerin eline geçmiş, boynunda “davulâ€un asılı bulunduğu siviller, “tokmağı†da ellerine almıştı!..
İşte, “demokrasi†buydu!..
Başbuğ ve adamları gördüler ki;
“Demokratik ülkelerde; askerler sivilleri değil, siviller askerleri yönetir!..â€
Bir “devrimâ€di bu... Vakit’in 5 Ağustos günkü manşetinde de gayet açık ifade edildiği gibi, bir “sivil devrimâ€di!..
Başbakan Tayyip Erdoğan; hem “Anayasaâ€dan, hem de “yasaâ€lardan doğan “yetkiâ€sini kullanmış ama “adaletâ€ten de ayrılmamıştı!..
Başbuğ ve adamlarının dediği olsaydı, Org. Necdet Özel Kara Kuvvetleri Komutanı olacak ama “Org. Işık Koşaner’in Genelkurmay Başkanlığı süresi 3 yıl olacağı†için, bu makama gelemeden “emekliâ€ye ayrılmak durumunda kalacaktı...
Oysa Hükümet, bu “üçlü oyunâ€u bozup, Org. Necdet Özel’i, “Jandarma Genel Komutanlığıâ€nda bıraktı... Org. Özel, bir yıl bu görevde kaldıktan sonra, önümüzdeki YAŞ toplantısında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanacak... Bu görevde de “2 yıl†kaldıktan sonra, 2012’de Koşaner’den boşalacak Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturacak!..
Önümüzdeki “3 yıl†çok önemli...
Öyle sanıyorum ki;
“Koşaner-Ceylanoğlu-Özel†yönetimindeki TSK, önümüzdeki 3 yılda, özellikle “terörle mücadele†konusunda “farklı yöntemler†izleyecekler ve TSK’yı “tartışılan bir kurum†olmaktan çıkaracaklardır...
Kısacası, bu yeni dönemde;
“Asker, askerliğini yapacakâ€tır!..
“Kışlaâ€sında kalacak, “sınırâ€ları koruyacak, “milletin sinirlerini bozan†icraatlardan uzak duracak, kısacası “ihanet gibi ihmallerâ€e fırsat vermeyecektir!..
KİMSENİN YANINA KÂR KALMIYOR!
Öyle umuyorum ki;
TSK’da, “yaptığım yanıma kâr kalır†dönemi de kapanmıştır!.. Çünkü “yanlışâ€ yapanlar, “yamuk†yapanlar, içindeki “çürük elmaâ€lara sahip çıkanlar, “yaptıklarının yanına kâr kalmadığını†görmüşlerdir!..
“Yaptıklarının faturasını†ödemişlerdir!..
Dilerim bu, yeni yönetime de “ders†olur!..
Dilerim;
Bu yeni dönem, “Türkiye’nin normalleşmeye†başladığı bir dönem olur... Bundan böyle, “asker ne dediâ€ye değil, “Hükümet ne dediâ€ye kulak verilir!..
Uzun lâfın kısası;
“Askerle boy ölçüşülmez†anlayışının hakim olduğu bir ülkede, Başbakan Tayyip Erdoğan, bir büyük “risk†almış ve sonunda “demokrasinin kazanmasını†sağlamıştır!..
“Cuntacı zihniyet†kaybetmiştir!..
İşin özü ve özeti budur!..
CHP’nin Erdem’i!
Aşağıda, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın; “Bağımsız, bağlantısız ve güdümsüz†olmanın rahatlığı ile “risk†aldığını ve “olayların üzerine kararlılıkla gittiğini†yazdım... “Kararlı†insan, “risk†alır... “Kararsız†insan ise, “rüzgârâ€a göre yön değiştirir!.. Böyle bir insan, “lider†olamaz!.. Böyle bir insan, “kukla†olmaktan kurtulamaz!..
Sözü, “Eşref Erdem’in istifasıâ€na getirmek istiyorum... Malûm; 12 Eylül’deki referandumda “evet†oyu kullanacağını açıkladığı için, “CHP’den geçici ihracı†istenen ve bu amaçla “Disiplin Kuruluâ€na sevkedilen Eşref Erdem, dün “istifaâ€sını açıkladı... Hem de, “CHP’de Genel Başkan değişti ama kadro aynı†diyerek!..
Düşünebiliyor musunuz; CHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturan Bay Kemal Kılıçdaroğlu; “Ben Eşref Erdem’in Disiplin Kurulu’na sevkedilmesini doğru bulmuyorum†diyor ama “Önder Sav ve ekibinin baskılarıâ€na direnemiyor!.. Eşref Erdem de, basıyor istifasını!..
Bu olay da gösteriyor ki; bir partiye “genel başkan†olabilirsiniz ama “lider†olamazsınız!.. Çünkü liderler “risk†alırlar ve “kararâ€larının arkasında dururlar... “Kuklaâ€lar ise, “ipi elinde tutanlarâ€ın oyuncağı olurlar!..
Kılıçdaroğlu’nun “lider†olabilmesi için “kırk fırın ekmek yemesi†lâzım!..
http://www.akpartiforum.com/hasan-karakaya-tsk-8217-da-yeni-donem-cunta-kaybetti-demokrasi-kazandi-t134168.html?
İlahimasal
04-08-2016, 22:01
Buyurun DİNCİDEN aydınlatıcı bir yazı daha.....icerisinde feto dan bir tek kelime yok.
Bu gün ogreniyoruzki bu yazarın tüm idaaları nı feto yapmış. Bu yazarda destek çıkmış.
Yazarın fetocu olma ihtimali varmi ,yokmu bilemeyiz... o öldü fetonun yüreğinde yaşıyor.
Aradan 5 yıl gecdı...TÜKÜRDÜĞÜNÜZÜ yalayın.....DARBE yaptılar.
http://www.haksozhaber.net/derdimiz-bagciyi-dovmek-degil-uzum-yemek-22194yy.htm
İlahimasal
04-08-2016, 22:54
Bunlar deilmiydi Turgut Özal'ı mezarından çıkartıp otopsi yapanlar. Hepiniz oradaydınız ULAN.
Mezarı niye açtıydınız?
Özal'in mezardan çıkartıldığı günki tüm gazete mansetlerini bulun bakalım fetocular ve yanındakiler kimmiş.
Hepiniz aynı manşetleri attınız ULAN.
İlahimasal
04-08-2016, 23:21
Türkan Saylan'a ,İlhan Selçuğ'a , feto ile birlikde saldırdılar.
“efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar din ve devlet düşmanı oldukları , selçuklu ve osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık.
çok değil yüzyıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki, bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir.
ayrıca unutmayın ki, o gün geldiğinde , her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır.â€
17 aralik 1927/ ankara
İlahimasal
05-08-2016, 17:57
Videodaki en sağda kafası kel tipsiz adam kim? Videoda kimler yokki! Fakat ben o kel kafa tipsiz takiyeciye takdım.
Konu : dinler arası dialog.
Bu gazetecilerin onursal başkanı kim ? Feto
http://www.youtube.com/watch?v=D52WrEt2oWc&feature=youtube_gdata_player
İlahimasal
06-08-2016, 01:30
19 04 2009 yılında sevgili TURKAN SAYLAN'A saldirı ve iftira yazısı yazıp onu darbecilikle suçlayan ak-it yazarı, fetoşun adeta tahretini diliyle yapıyor sanki.
Bu adamlar hakkaten şerefsiz.
19.04.2009 10:10
Abdurrahman Dilipak
abdurrahmandilipak@yeniakit.com.tr
Saylan bir terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanıyor.. Gülen sadece bir kanaat önderi.. Gülen düşüncelerini açıkladı diye halen yurtdışında. Gülen"in niçin ve nasıl yurtdışına çıkmak zorunda bırakıldığını size içinizden biri, Ergenekon savcılarına meydan okuyan, adı iddianamede geçti diye ortalığı birbirine karıştıran gazeteci dostlarına sorsunlar, o bilir..
Şeyh Erdebili hazretlerine yapılanlar karşısında bir saniye vicdanları sızladı mı aceba. O da yaşlı idi. Ayakta duracak mecali yoktu.. Hiçbir suçu yoktu..
İskiliblı Atıf, Müderristi. Şapka devriminden önce yazdığı, “Şapka risalesi†isimli bir makaleden dolayı önce beraat ettirilip sonra asıldı.. Mezarını bile yok ettiler. Ankara"da bir parkın kenarında bir yerde şimdi üzerinden yol geçiyor olması gerek..
“İrtica ile mücadele, istila ile mücadeleden daha zor ve elzem†bir hadisedir değil mi? Osmanlı"nın tarihine, eserine, düşüncesine, ölüsüne bile savaş ilan ettiler. Bursa kalesindeki utanç anıtı hâlâ orada duruyor. Hem de Osmanlıca harflerle..
Şimdi kalkmış bize ahlak dersi veriyorlar..
“Şeriatla savaşâ€ ne demek.. “Şeriat†bir dinin emir ve yasaklarını, meşruiyeti ifade eder.. Şeriat “Hukuk†demektir.. Şeriatın ne demek olduğunu bilmiyor olamazlar.. Darbeye de karşı imiş hanımefendi! Sanki Ergenekoncularla, Tuncay"larla Cumhuriyet gazetesinin öncülüğünde Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen bendim. Sanki “Ordu göreve†pankartını açan bendim. Sanki darbecilerin üniversitelerdeki adamlarını burs adı altına maaşa bağlayan bendim..
Türkan hanım hangi dine inanıyor bilmiyorum.. Anne tarafından Hıristiyan. Baba tarafın şu-bu olabilir.. Dinsiz de olabilir. O kendi meselesi. Ölünce göreceğiz nereye nasıl gömüleceğini.. Ama İslâm"a karşı “irtica†maskesi ile, bir zamanlar bir gazetenin manşetine yansıyan şekli ile, 28 Şubat"ın gölgesinde “topyekun bir savaşâ€ kampanyası içinde yer aldığını cümle alem gibi ben de biliyorum..
Türkan hanım ulusalcı ama AB"den de yardım alıyor.. İlginç ilişkileri var.. Misyoner örgütleri ile de yakın ilişki içinde olduğu iddia ediliyor.. Durun hele bir savcılık soruşturmasını tamamlasın göreceğiz neyin ne olduğunu!
Peki Saylan"ı savunanların Gülen"e karşı hıncı ne? Bu hınç nereden kaynaklanıyor?.. Hem başları İslâm"la belada, hem de Gülen"in “gerçek bir Müslüman olmadığını†söylemeye çalışıyorlar.. Hem İslâm"a karşılar, hem Müslümanları dini söylemlerle kışkırtmaya çalışıyorlar..
Fethullah efendi de yaşlı ve hasta..
Ona her şeyi söylemekte bir beis görmeyenler Türkan hanım eleştirilince mangalda kül bırakmıyorlar..
Kemoterapiye girdi diye herkesin susmasını istiyorlar.. O ise yapılanları darbe olarak görüyor ve direnme çağrısı yapıyor..
Darbecilikle suçlanan birine TSK"dan üst düzey ziyaretler gerçekleşiyor.
Türkan hanım “Beyaz Türk†ya! AB destekli, misyoner destekli ulusalcı! Gülen kim oluyor?
Yaşlı ve hasta diye merhamet istismarı ile bir yere varılamaz..
O zaman Kenan Evren"i de yargılamayalım..
Haberal ve Manisalı için “bilim adamı†etiketinin arkasına saklanıyorlar. Ötekiler “Paşaâ€. Öbürü sendikacı.. Herkesin bir sıfatı var..
Bilim adamı ise bilim adamlığını bilsin.. Bilim adamı suç işlemez diye bir şey yok ki! O zaman İmamlar da suç işlemez diyelim. Kim suç işler peki?!.
Gülen konusunda yargı kararı olmadan etik filan dinlemeyenler, Saylan için nasıl da seferber oldular..
Merak ediyorum, Üzmez için ileri sürülen iddialara nasıl bu kadar çabuk inandınız.. Henüz bir yargı kararı yok. O da yaşlı ve hasta bir adam. Savunmak için de söylemiyorum bütün bunları. Bakın öyle bir media terörü estirildi ki, Üzmez"i savunuyormuş gibi görünmekten bile korkuyor insanlar.. Tecavüz yok, tacizle ilgili bir bulgu elde edilemedi.. Peki Üzmez gerçekten bu olayda masumsa.. Sözleri ve kişiliğini bir kenara bırakalım, somut olaya bakalım.
Dün Üzmez"e karşı media linci kampanyası düzenleyenlerin büyük bir bölümünün bugün Saylan, Haberal, Manisalı safında saf tutmuş olması dikkatinizden kaçmış olamaz.. Kaldı ki, Üzmez"in de bu çevrelerden bir sürü özel ve yakın dostlukları olduğunu da not edeyim buraya.. Dün Üzmez"e saldıranların kastı Üzmez"in şahsında, İslâm"a, Müslümanlara, Vakit gazetesine zarar vermekti aslında.. Üzmez olayını bu maksat için kullandılar..
Basın, yargı, bürokrasi, siyaset ve kamuoyunu öyle bir baskı altına aldı ki, bu konuda herkes susturuldu.. Sanki Üzmez bu işte suçsuz demek imkansız hale getirildi.. Bunu yapanlar şimdi Saylan için ne yapıyorlar görüyorsunuz.. Biliyor musunuz davanın geldiği son aşamada Üzmez davasında şikâyetçi kimse de yok.. Olayın için de bir sürü karanlık nokta var.. Üzmez “yapmamıştır†da demiyorum, ama “sonucu bekleyelim†diyorum. Üzmez için yazılanlara söylenenlere bakın bir, bir de Saylan hakkındaki savcılık soruşturması aşamasında yapılan yayınlara. Ben burada sadece üç farklı olay karşısında medianın nasıl ön yargı ile hareket ettiğini göstermek istiyorum..
Saylan hiçbir kötülük yapamaz, Üzmez her kötülüğü yapabilir öyle mi? Dürüstlük şunu gerektirmez mi, bir adam 10 cinayet işlese bile, bir çocuğa tokat atıp atmaması konusunda yargılanırken, “bu 10 adam öldürmüş, bu çocuğa da tokat atmıştır†mı diyeceğiz, yoksa; “10 adam öldürse de, bu çocuğa tokat attığına dair bir kanıt yoksa, atmamıştır†mı diyeceğiz..
Saylan"ı sahiplenenleri, Gülen olayı karşısında kendilerini vicdan testine tabi tutmalarını teklif ediyorum..
Ben kendi hayatımdan biliyorum bazı şeyleri. Şu daha geçen gün icrada ev satışına konu olan dava. Aynı avukatlar, hem ceza hem tazminat davası açıyorlar. Tazminat davası Ankara"da, ceza İstanbul"da açılıyor. Ceza davası tebligatı bana ulaşıyor, mahkemeye katılıyorum, adresim açık. Yargıya karşı hileye bakar mısınız, tazminat davasında adresim bulunamadığı için ilanen tebliğ yapıyorlar, sonra kararı yine ilanen tebliğ yapıyorlar. Karar kesinleşince hemen adresi bulup hacze geliyorlar..
Bu avukatlar bilmiyor mu, Ceza davası, Hukuk davası için bekleme sebebidir.. Yani avukatlar, kanuna ve yargıya karşı hile yoluna başvuruyorlar. 28 Şubat hukuku bu. O günlerde malûm medianın gıkı çıkmadı. Barolara yazdım herkes sustu.. Yargıtay sustu.. Bu avukatlar, bu yargıçlar hâlâ görevde. Hiç ifadem alınmadan tazminata hükmediyorlar. Hem de benim gazete haberleri ve diğer yazarların yazıları ile ilgili sorumluluk tefrik edilip hükmedilen tazminatın kaçta kaçı bana ait olduğu belirtilmeden..
Soyadım Saylan olmadığı ve ben “Beyaz Türkâ€lerden olmadığım için malum media hukuk mücadelesi vermiyor..
Tolon paşa benim hakkımda dava açıp, mahkemeye kendi üye atarken de seslerini çıkarmadılar. Duruşmayı izlemeye gelen de yoktu.. Genelkurmay"dan geçmiş olsun dileyen de.. Yazmadığım bir yazıdan dolayı beni tazminata mahkûm ettiler, yazdığım söylenen yazıyı yazanı da, yazıya konu sözleri söyleyen hakkındaki davayı reddettirdiler.. Yargıtay da bu kararı onadı. İyi mi? Bu yargıçlar da hâlâ görevde.. 28 Şubat hukuku böyle bir şeydi. Çevik Bir suç duyurusunda bulunduğu davalarla ilgili doğrudan mahkemeye yazı yazıp gelişmeler hakkında bilgi istiyordu. Genelkurmay"ın bize ilgisi de bu yöndeydi. Anlat Başbuğ paşam anlat, bizim de geçmişte yaşadıklarımız canlanıyor, zihinlerimizde..
Selâm ve dua