Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrıların Vizyon Taklası!
Felâsife
23-12-2016, 03:17
Hangi tv kanalını açsanız, un, şeker, yağ yemeyin diyen bir şovmen illaki bulursunuz, durum öyle bir hal aldı ki o zararlı, o tehlikeli, aman onu yemeyin, bunları hiç yemeyin diye güya insanları bilinçlendirme adına bir furyadır koptu gidiyor.
Detaylara girmeye hiç gerek yok, medyalar aracılığıyla adeta bunların bombardımanı altındayız.
Neolitik devrim deyince çok bilinmez belki ama Tarım toplumu deyince az/çok herkes duymuştur, bundan 10bin yıl önceleri insanlar ilk tarımsal faaliyetlere başlıyorlar ve beslenme problemine uzun vadeli harika bir çözüm buluyorlar, öyleki bu çözümleri gelişerek bu güne kadar geldiği gibi, o günlerde de gerek stoklanması, gerek verdiği enerjileri, gereksede uzun süre dayanması gibi artıları ile Neolitik devrim bugün ki medeniyetin temelini oluşturuyor.
Bugün kimse diyemez ki Neolotik devrim yanlıştır, insanlar tarımla uğraşarak hata etmiştir, hepsi kanserden ölmüştür, diyabetten kırılmıştır, kilolardan yerlerinden kalkamamışlardır vs diyemez.
Derse bu anca "hayal" olur.
veya yok sayarak tezler sunarsa gene "hayal" kurmuş olur.
Ama tv lere çıkıp un, şeker, yağ yemeyin diyorlar.! Alın işte "ham-hayal" İnanmayınız !...
Bunuda neye göre diyorlar, vay efendim şöyle bir çalışma yapılmış, böyle çalışma yapılmış, bilmem kaç tane denek denenmiş, sonuçlar bu olmuş, filan dergide yayımlanmış!
Dünyanın kendinden daha büyük bir laboratuvar mı var? milyonlarca insan? binlerce yıllık bir deneyim ortada iken!...
Hangi bir sonuç 10 bin yıllık denenmiş, bu günlere gelerek güvenirliğini kanıtlamış, bu kadar kararlı, nüfusları da dengeli artırmış, bir sonuçtan daha doğru bir sonuç olabilir ki?
veya bütün bilim adamları bir araya gelseler ve deseler ki bu üçlü çok zararlı, yemeyin deseler, bu ne kadar doğru olur?
Birileri bilimi bahane edip, "hayal" kuruyorlarsa onlara itibar eden hata eder.
Az yiyebilirsiniz, öz yiyebilirsiniz, perhizler diyetler yapabilirsiniz, veya dokunabilir, veya sevmeyebilirsiniz de ama bu üçlüyü tamamen kara listeye alıp, birileri dedi diye zararlı derseniz, insanlık tarihini inceleme zamanınız gelmiştir.
Madem bilgi bilim çağında yaşıyoruz, bilgide bir tık uzaktaysa, işte bilgi...
Tarih gerçekleri verir... hayalleri vermez... inceleyin !...
Helede o tarihi "içselleştirip" onlar gibi görüp, onlar gibi duyup, onlar gibi hissettikçe, o tarih size asla yalan söylemez... söyleyemez !...
Yeter ki anlamaya çalışın, illaki anlarsınız... illaki hissedersiniz !...
Eğer bir şey geçmişi yok sayarak, yeni bir şeyler vaat ediyorsa, bilin ki o bir dindir... Dinler, geçmişi adam yerine koymazlar. Bilim de bu açıdan zaten çok farklı değildir...
Geçmişi yok sayarak, geleceğin inşâsı!... Nereye kadar!
TANRI PA-RA! 'NIN GİZLİ DİNİ
Tabi ne dersek diyelim o din vardır artık, adı; TIP 'tır.
TIP DİNİ uzay çağının yeni DİNİDİR, sağlık bunun en büyük mezhebidir. Bu dinin Tanrı'sı da her yerde olandır, yani PA-RA! 'dır. PA-RA! her yere hükmeder!
Bu dinin açıktan peygamberleri yoktur, gerekte yoktur çünkü gizlidir ama hizmetkârları rahipleri rahibeleri aşikâr çoktur, TIP dininin tapınakları büyük hastanelerdir, küçüğe doğru diğerleridir, buralara öbek öbek insanlar gelir, hiç boş bırakmazlar, İbadetlerini ifâ ederler. Rahipleri tarafından dertleri sıkıntıları giderilir, kutsanıp gönderilirler. Arada sırada gelerekte kontrol adı altında kutsanmalarının devamı istenir.
Yoksa Tanrı PA-RA! çok kızar!
Bu iş asla şakaya gelemez!
Bazen insan da kurban edilir bu tapınaklarda, PA-RA! kan ister ara sıra, TIP 'ba her şey fedâ olsun!
Bu tapınaklar da doğum yapmakta çok kutsaldır. Başka yerde doğum korkunçtur, risklidir, en GÜVENLİ yer, Tanrı'nın evi bu tapınaklardır.
Bir telefon yeterlidir, PA-RA! kendinden istenen her yardıma, birilerini görevlendirir ve en hızlı bir şekilde araba, uçak, gemi, nerede olursa olsun onu alırlar. PA-RA! kullarını çok sever, ilgilenilmesini ister. Çünkü onunda onlara ihtiyacı vardır.
PA-RA! insan olmadan hiç bir şey yapamaz!
Geçmişte tapınaklar ihtiyacın bir ürünüydü, Tanrılarda aynen öyleydi, TIP dini de aynen bu ihtiyaçlardan doğan mükemmel bir DİN oldu, insanlar kendi elleriyle ortaya çıkarttıkları bu DİNİ çok sevdiler, onsuz hayatı düşünemediler. Ve ona tapınmak yaşamlarının amacı oldu.
Artık bu dini insanlar mı istedi de böyle oldu, yoksa Tanrılar mı istedi de böyle oldu, orası meçhul!
Ama zaten gizli bir dindi bu, insanlar zorlasa bunu bilirlerdi belki ama bunun bir DİN olduğundan haberleri bile yoktu! Onlar istemiş olamazdı öyleyse, bu iş Tanrıların işine benziyor!
Sessiz sedasız, çaktırmadan, hiç bir ip ucu da vermeden, halklara hükmetmek anca Tanrıların işi olabilirdi.
Ey PA-RA! bizi koru! bizi bağışla! sen olmadan biz olmayız!
"Önce İNSAN" diyen sistem, aslında "önce PA-RA!" idi, ilk önce PA-RA! vardı. PA-RA! insanın olduğu her yerdeydi, PA-RA! bu GİZLİ dinini çok sevdi, onu insanlar için kutsadı, insanlara bu dinden ayrılmayın diye, beyinlerine yazdı ve mükemmelleştirdi. Bu DİNİN kuralları onun İBADETİYDİ, artık bu DİN yeryüzüne kendi eko sistemini çoktan kurmuştu ve neredeyse tüm dünyaya hükmeder oldu.
Kalan az sayıda ilkel insanlarda bir yekün tutmuyordu, önemli olan KALABALIKLARDI, ve kalabalık olan her yere bu TANRI ve DİNİ ulaştı, tabi tapınaklar ve Hizmetkârları, tüm imkanları ile birlikte.
Mükemmel bir vizyon, mükemmel bir misyonla birleşince, ortaya çıkan tablo, mükemmeli verir!
Tanrılardan korkmak gerek!
----- o -----
Gelecek dediğimiz şey biz ne kadar görsekte görmesekte, geçmişten ayrı değildir. Sadece VİZYON değişir, temel aynı kalır, geçmişte bu kadar Tanrılar, Tanrıçalar, tapınaklar, vardı bunlar sizce bu gün yok mu oldu?
Alakası yok, sadece VİZYON değişti !...
Kölelik kalktı mı? alakası yok! sadece vizyonu değişti.
Bunun gibi Tanrılar, Tanrıçalar, tapınaklar olayının da sadece VİZYONU değişti ve yeni VİZYON ile çoktan karşımızdalar.
YENİ bir vizyon altında, aslında aynı şeyler bu yaşlı dünya da gene oynanıyor, olay bu. Bizler şimdi geçmişe bakıp helede onları yargılarsak, Tanrılara, putlara tapmışlar dersek, küçümsersek, bu, bunu, bugün de bizim yaptığımız anlamına gelir.
Yani yargıladığımız şeyi, farkında olmadan bizde yapmış oluruz!
İnsan bilmediği bir şeyi bilemez, anca bildiği bir şeyi bilir ki, o da aslında çok iyi bildiği bir şeydir. Bugün TIP diye bir dinin GİZLİ olması, bizatihi onun İÇİNDE yaşıyor oluşumuzdandır.
Geçmişin halkları da Pagan, Putperest, Şaman vs.nin içindeydiler ama onlar onu çok bilmezlerdi(halende bilmezler), onlar için o ibadetler yapılması gereken SIRADAN ama KUTSAL bir görevdi, mecburiyetti. Anası, Atası, çevresi onu öyle yapmış o da onu öyle yapardı.
Olay bu kadar basitti.
Kısmen bilenler Rahipler, Rahibeler, Şamanlar, Gurular vs.lerdi, lakin onlarda bildiklerini HALKA açıklamazlardı, özel eğitilirlerdi. Şimdide özel eğitilirler hiç fark etmez.
BİLGİ, HALK İLE PAYLAŞILMAZ! Altın kural budur!
Tanrılar PAYLAŞIM işine, oldum olası hep kızmışlardır !!
Çünkü Tanrılar kendilerine tapılsa da GİZLİ kalmayı isterler, yani ona tapılacak ama halk KİME taptığını bilmeyecek!
Tanrıların olayı böyle idi, sırlarının ifşâ edilmesinden hoşlanmazlardı.
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.
(O balıklar ki denizin içindedir, denizi bilmezler)
Geçmişin insanı aynen böyleydi, şimdinin insanı da aynen böyledir.
İçinde olduğu şeyin boyutunu bilmez, ta ki dışına çıkana kadar !...
Bizlerden çok yüz yıl sonra gelenler, bugünün şeylerine ihtiyaçları kalmadığın da, bizler için diyecekleri aynen şu olacaktır;
Onlar TIP 'a tapıyorlardı !...
Tapınakları hastanelerdi !...
En büyük Tanrıları da PA-RA! idi !...
Tapınakları, sunakları, ibadetleri, rontgenleri, mr'ları, cihazları vs. vs. vs.
Geçmişin tılsım, muska, vs.leri gibi, bunlarda bugün bizim VİZYON kutsallarımızdır.
Tanrılar Vizyonik sihirbazlardır.
Her çağ farklı vizyona bürünürler.
Herkesi gizli olarak tapındırırlar.
O yüzden onlara, Tanrılar denmiştir.
Tanrılar laf olsun diye, Tanrı olmazlar!
Her devirde Tanrılığın hakkını verirler!
PA-RA! cümlemizi korusun!
(Lazım değil, almiim!)
----- o -----
Bir şehrin üstüne çökmüş karartı ve sisler gibi, düşüncelerin de üstüne sisler çöküyorsa, orada şundan da bahsedilmesi gerekir.
"Hayaller ve Hayaletler"
Medeniyetleri yöneten bunlardır.
Hayaletlerin yönetici, hayallerinde yönetilen olduğu bir yerde, aslında herkeste mutludur. Mutlu oldukları içinde hayallerin sunduğu çözümden başka bir çözüm yoluna da tevessül etmezler.
Hayalin gerçekleri de hayalin içeriğine göre olur ki, herkes aynı şeyleri yaptığında, kimse onun bir hayal olduğu bilincine eremez !...
Herkeste aynı şeyi yapıyorsa, o şey otomatikman doğrudur!!
Doğruyu herkes yapar çünkü !... bitti... bu kadar basit !...
Tanrıların istediği tam da budur!
Üzerinde şüphe bile duyulmayacak kadar DOĞRU olan herkesin, kabullendiği, destek verdiği, güç verdiği, içinde olduğu, basit ama asla YANLIŞ olmadığını düşündüğü şeydir.
O şeyin adı,
TIP!
Bundan daha doğru bir şey olabilir mi?
Herkes yapıyor, teşvik ediyor, burnu aksa koştuğu yegâne yer!
Doğru olmasını bile düşünmeye gerek kalmayacak kadar doğru, işte bu!
Kendi sorunlarınızla, kaprislerinizle, sanal ideolojilerinizle, bir birinizi suçlayarak boğuşun ki BİZLERİ UNUTUN!
İnsanın insanı suçladığı bir yerde, TANRILAR ZATEN SUÇLU DA OLAMAZ!
Helede onlar BİLİNMİYORLARSA, GİZLİLERSE, bu KAOS'tan ONLAR daha güçlenmiş olarak çıkarlar.
Tanrılar şöyle diyebilirler, "İtler ürüyor, kervanımız yürüyor!"
KAOS Tanrıların gücüne güç katar!
Sistemleri daha gelişir ve mükemmelleşir.
Ve en önemliside İnsanlar TANRILARA DAHA ÇOK MUHTAÇ OLURLAR.
Tanrılara koşarlar ama Tanrı olduğunu bilmezler!
Geçmişte Tapınaklara gitmek insanlara İYİ gelirdi, şimdi de en ufak bir sorunda zamane Tapınaklarına koşmak insanlara İYİ geliyor.
Ee! korku filan yüzünden de gidilir ki zaten hep bir endişe, panik hali olması normaldir, korku Tanrıların yegâne MİSYONUDUR
Amman! sabahlar olmasın!
Bu Muhabbet bâki kalsın!
Apollo, Ares, Artemis, Poseidon, Athena, Zeus, Hades, Hermes, Hygieia, Panakea, İştar, Afrodit, Venüs, Lilith, Sin, Selene, Lat, Uzza, VS.
Tarihin tozlu sayfalarının Mitolojik Tanrıları, VİZYONİK takla ile, Teknolojik Tanrılar olarak, tekrar aramızdalar mı?
Hiç bir zaman, hiç bir yere gitmediler mi?
Geçmişin başka bir boyutunu mu yaşıyoruz?
Yok artık !!...
Tabi istisnalar da yok değildir, herkesin yaptığı doğru değil diyenler/yazanlar her daim olacaktır/olmuştur.
Sonuç olarak
https://s28.postimg.org/g35rk7vwt/olmakyadaolmamak.jpg
NickMickyok
23-12-2016, 09:08
Kardeşim işin esası şu:
Evet, un-şeker-yağ geçmişte bol bol tüketilmiş.
Ama devir farklı.
Mesela sabah kahvaltısı gerekli bir öğün değildir. Özellikle sanayi devriminden sonra insanlık açısından evrensel nitelik kazanmaya başlamış olabilir. Ama bugün sabah kahvaltısı gerekli değildir dediğinde, bön bön suratımıza bakılıyor.
Halbuki, evrimsel süreç içinde olmayan bir şey.İnsanlar, acıkınca yermiş. Sabah şart değil. Zaten öyle bir kültüre de yokmuş.
Geçmişteki insanların beslenmesi(geriye doğru gittikçe), intetmittent fasting e yakın. Yani günün çoğu aç, kalan birkaç saatte avla beslenme şeklinde.
Tarım düzeninde de sürekli yemek yok sanırım.
Eğer günün çoğunu aç geçirir ve sadece belli saatlere yemek sığdırırsanız, un-şeker ve yağ zararlı olmaz.
Ama günümüz modern dünyası, genelde 3 öğünü(hatta 5-6 öğünü) dayatıyor adeta. Bu noktada, un-şeker ve yağ çok sağlıklı değil.
Özellikle şekerin vüduda hiç aça hiç yararı yok. Damak tadı sadece. Ama götürüsü fazla olabiliyor.
Yağ ise, vücut için elzemdir. Özellikle yağ kaybetmek için yağ almalısın ama bu sağlıklı yağlardan olursa çok daha faydalı.
Un ise(hamur işleri) kararında oldukça sorun yok.
NickMickyok
23-12-2016, 09:11
Bu yağ konusunda ben kuru yemişleri, hindistan cevizi yağını ve zeytinyağını tercih ediyorum genelde. Ama tereyağını da ara ara tüketirim, tavsiye ederim.
Ayçiçek yağı ve mısır yağından ise uzak durma eğilimindeyim.
bilgivehis
23-12-2016, 12:02
Tanrılara takla da attırdın sevgili üstadım:)
Sistem hakimleri yememize-içmemize varana kadar her şeyi tanrılaştırdı konusu için güzel bir anlatım olmuş, hatta her zaman olduğu gibi yine şiir tadında dalmışsın konuya.
Sizin de degindiğiniz gibi müritler olmazsa din de tanrı da olmaz. Onları yücelten, onlara ilahi kudret veren yine bizleriz. Zaten işin trajikomik tarafı da işte tam burası, hem her ihtiyacı tanrılaştırıyoruz, tanrılar bize vurduğu zamanda "Bana kim vurdu lan!" deyip yanımızdakine saldırıyoruz...
Felâsife
23-12-2016, 13:41
Sonuç olarak
Eyvallah. :thumb:
------------------------------------
Kardeşim işin esası şu:
Evet, un-şeker-yağ geçmişte bol bol tüketilmiş.
Ama devir farklı.
Sevgili NickMickyok,
İnsan ömrünü bu kadar uzatmaya başladıkları ve tabii caizse sineğin yağını hesap ettikleri için, kolayca bunları gözden çıkarttılar, oysa insanlık bugünlere bunlarla geldi ama bunlarla ileri gitmeyince, ömrü ne olacak bu meçhul aslında. Uzun vadede evrim denilen şey bile çökebilir, zira BAĞIŞIKLIK sitemi iptal gibi artık neredeyse, TIP ba iyice mahkum olan insanlar olarak ilerler anca, ki zaten bu şimdiden böyle oldu.
Tarım toplumundan, Kimyasal bir topluma göç ettik!
Mesela sabah kahvaltısı gerekli bir öğün değildir. Özellikle sanayi devriminden sonra insanlık açısından evrensel nitelik kazanmaya başlamış olabilir. Ama bugün sabah kahvaltısı gerekli değildir dediğinde, bön bön suratımıza bakılıyor.
Yani, illada gerekli olması gerekmiyor, eskiden adam tarla tapan sürecekse, evinden güçlü çıkmak için sabah yer bir şeyler, hemde sağlam yer ki akşama kadar idare etsin.
Yaşlılarla çok konuştum ben, eskiden bizler sabahları, çoğunca çorba ve akşamdan kalan yemek ne ise onu yerdik derlerdi, Çay bile mesela 60 lar içinde Rize de ilk başlıyor, ondan öncesinde çayda pek yok, olsa bile herkes alamıyor olsa gerek, ya da bu kadar sık tüketilmiyordur.
Geçmişteki insanların beslenmesi(geriye doğru gittikçe), intetmittent fasting e yakın. Yani günün çoğu aç, kalan birkaç saatte avla beslenme şeklinde.
Tarım düzeninde de sürekli yemek yok sanırım.
Eğer günün çoğunu aç geçirir ve sadece belli saatlere yemek sığdırırsanız, un-şeker ve yağ zararlı olmaz.
Eski insanların yemeden pek öyle uzun süre aç kalacaklarını aslında ben pek sanmıyorum, zira onları enerjiye bizden daha çok ihtiyaçları vardı, yemek yemekte enerji demekti zaten.
Günümüzde o kadar enerji gerekmiyor, doğrudur, o yüzden daha az yenebilir, lakin tümden "kara liste" işte buna ben karşıyım.
Özellikle şekerin vüduda hiç aça hiç yararı yok. Damak tadı sadece. Ama götürüsü fazla olabiliyor.
Şeker enerji demek, insanı canlandıran bir şey, öyle ki geçmişte "Nabza göre şerbet" deyimi bir tedavi şekliydi, insanlar adeta şeker ile de tedavi edilirlerdi.
Aslında şekerin bu kadar tukaka ilan edilmesi de tam da bu yüzden, zira kanser hücreleri de bu enerji ile besleniyorlar, o yüzden kanser tedavilerinde ilk şekeri kestiriyorlar.
Tabi şeker kesilince hastanın mecali de kalmayacaktır onuda vitamin hapları mineraller ile takviye edecekleridir. Sektör bunların çözümlerini paketleme yaparak, bünyesine çoktan kattı zaten.
Bu gün pekmez gibi bir şey bile yasaklanma derecesine geldi, geçmiş illaki un ve benzerlerini tüketmedi ki, meyveleri de kurutarak, kaynatarak çeşitli hallerde de kullandılar, ve bunları da yüzlerce yıllık bir gelenek ile yaptılar ama bu gün çıkıp birileri "çok zararlı" diyebiliyor.
3-5 kitap fazla satacam, bir kaç kişi fazla muayene edeceğim diye, geçmiş bu kadar kolay çöpe atılmamalı, yazıda da dediğim gibi PA-RA! hizmetkârı olunca böyle oluyor maalesef.
Yağ ise, vücut için elzemdir. Özellikle yağ kaybetmek için yağ almalısın ama bu sağlıklı yağlardan olursa çok daha faydalı.
Un ise(hamur işleri) kararında oldukça sorun yok.
Azı karar, çoğu zarar, ortası yarar! mesele zaten bu, lakin toptan yasaklamak çok faklı bir şey.
Geçen bir araştırma okudum, sanırım Hacettepe üniversitesi yapmış.
İnsanlar bu kadar uyarı ve ikazlara rağmen neden hâlâ ekmek yiyorlar diye, çıkan sonuç kısaca ekmek yerken "mutluluk hormonu" salgılanıyormuş, altta yatan sebep bu.
Çikolata mesela, 1900 lerin başlarına kadar trenlerde yüksek enerjisi yüzünden yakıt olarak kullanıyormuş. Onuda yiyince mutlu olan çok.
Açlıktan başı dönen, bir şeker çikolata ile hayata yeniden dönüyor adeta.
Geçmişi bu kadar kötülemek hakikaten çok yanlış, madem bu tohumlar filan değişmiş, ürünler eski ürünler değil, bunları iyileştirme yapsınlar, yok... illa kötülemek bu çok kolay, farklı konuşmakta marjinal bir görüntü oluyor, öyleyse devam.
------------------------------------
Tanrılara takla da attırdın sevgili üstadım:)
Ne mümkün onlar bize attırmış, taklaya gelen biziz, ben de dahil. :D
Sistem hakimleri yememize-içmemize varana kadar her şeyi tanrılaştırdı konusu için güzel bir anlatım olmuş, hatta her zaman olduğu gibi yine şiir tadında dalmışsın konuya.
Eyvallah.
Sizin de degindiğiniz gibi müritler olmazsa din de tanrı da olmaz. Onları yücelten, onlara ilahi kudret veren yine bizleriz. Zaten işin trajikomik tarafı da işte tam burası, hem her ihtiyacı tanrılaştırıyoruz, tanrılar bize vurduğu zamanda "Bana kim vurdu lan!" deyip yanımızdakine saldırıyoruz...
Yani böyle oluyor hep, görünen o, acı olanda bu.
NickMickyok
23-12-2016, 14:13
Benden aldığın son alıntıyı Pyrrhon´a atfetmişsin:)
Açıkçası ben çok yiyen bir insanım(Normal bir insanla kıyaslanmayacak kadar çok yiyorum). Ama çok ağır sporlar yapıyorum ve bu yüzden bana şart.
Ama şekeri hayatımdan çıkaralı yıllar oldu.
Un ve yağ ise, aynen devam ediyor. Sadece kızartmalarda, zeytinyağı yerine hindistan cevizi yağı kullanıyorum.
Ama doktorların, sırf para kazanmak uğruna saçma sapan reklamlara girdiği doğru. Kitapları satsın diye, 30 günde 10 yaş gençleşin, diye başlıklar atıyorlar.(Böyle bir başlığa sahip bir kitap var ve ayaküstü okumuştum:))
Yazdıkları da bildiğimiz şeyler. Omega 3 , zeytinyağı vs...
Hangi tv kanalını açsanız, un, şeker, yağ yemeyin diyen bir şovmen illaki bulursunuz, durum öyle bir hal aldı ki o zararlı, o tehlikeli, aman onu yemeyin, bunları hiç yemeyin diye güya insanları bilinçlendirme adına bir furyadır koptu gidiyor.
Detaylara girmeye hiç gerek yok, medyalar aracılığıyla adeta bunların bombardımanı altındayız.
Neolitik devrim deyince çok bilinmez belki ama Tarım toplumu deyince az/çok herkes duymuştur, bundan 10bin yıl önceleri insanlar ilk tarımsal faaliyetlere başlıyorlar ve beslenme problemine uzun vadeli harika bir çözüm buluyorlar, öyleki bu çözümleri gelişerek bu güne kadar geldiği gibi, o günlerde de gerek stoklanması, gerek verdiği enerjileri, gereksede uzun süre dayanması gibi artıları ile Neolitik devrim bugün ki medeniyetin temelini oluşturuyor.
Bugün kimse diyemez ki Neolotik devrim yanlıştır, insanlar tarımla uğraşarak hata etmiştir, hepsi kanserden ölmüştür, diyabetten kırılmıştır, kilolardan yerlerinden kalkamamışlardır vs diyemez.
Derse bu anca "hayal" olur.
veya yok sayarak tezler sunarsa gene "hayal" kurmuş olur.
Ama tv lere çıkıp un, şeker, yağ yemeyin diyorlar.! Alın işte "ham-hayal" İnanmayınız !...
Sevgili Felasife,
Pek bir dertli gordum seni.
Hayir ortalama zekaya sahip hic kimse, buna bilim de dahil, tarim devrimine yanlis demez. Tarimla ugrasmak da yanlis degildir ayrica. Ancak canli metabolizmasinin evrimi ortada. Mesela hicbir ebeveyn, kucuk cocugunun agzina hasbelkader kacan gazete, kagit vs. parcasini cikarmadan rahat edemez. Veya yetiskinler, tabagina iki cilt metin koyup, yemeye kalkmaz. Sunun surasinda iki-uc avuc leblebi tozunu farkli sayida insana yedirmeye kalksan, aralarinda yuzleri kirmizidan mor'a renkle suya kosturan, oksuren, tiksiran insanlar gorursun. Tarim devrimi insanlik icin onemli bir adimdir ve tarimla birlikte (urettigini tuketmesi sebebiyle) bircok sorun basgosterir. Bu yanlis midir? Tabi ki degildir. Saykil'in dogasi geregi.
Basit ornek verelim; bahsettigin donemlerde daha organik diyebilecegimiz (daha az ve dogal kirlenmis) topraktan cikan urunleri tuketiyorlardi. Buna karsilik agaclardaki meyvalar veya bir kisim sebzeler, daha cazipti, tatli, yumusak, sulu vs. olmasi sebebiyle. Hala da boyle.
Mesela Sokratesti(yanilmiyorsam), arpa ekmegini pek tatsiz, tutsuz, yavan vs. bulmustur ve domuz yiyecegine benzetmistir, dunya ekmek tarihcesine veya tahillarin tarihcesine bakarsan. Insanlik bir noktadan sonra, dogal halinden farkli kimyasal beyazlatilmis unlara donus yapmistir. Tam tahilli veya eski usul urunler klasik nostalji halini almistir neredeyse.
Bu bugun de boyledir degismez, yani filanca miktar islenmis undan elde edilmis ekmek tuketmek yerine, birkac haslanmis/kozlenmis patates ile de giderebilir bu sorunu insanlar. Ancak bahsettigin sekilde, un , seker, yag yemeyin gibi baskin propoganda varsa sayet ulkede, kuskusuz oraninda(abartmamak kosuluyla) yendigi surece sorun yok. Nedir ki cagin insani lavaboya dahi arabayla gider halde neredeyse.
Yani sitemini anliyorum, ancak burada sadece tip suclu olamaz, salt tibbi hedef almak tarafgirlik olur. Sen mesela, atiyorum Turkiye'den cikip yuruyerek, onlarca gun, hatta onlarca ay, baska bir ulkeye giden insan gorebiliyor musun? Ben goremiyorum. Demek ki tarim devrimi, beraberinde egitibilir hayvanlara yonelik evcillestirmeyi de paralelinde ongorur insanlik tarihinde.Mesela kopekleri evcillestirmeden once, eski tur domuzlari kullanmis insanlik. Bir benzeri atlarin, eseklerin vs. tasima, tarim vs. bakimindan evcillestirilmesi. Ardindan gelen insanliga iliskin devrimler ve urunleri.
Bugun din, tanri Allah,God, Yahve, Krisna, Budha vs. isimleri ile insanlari aldatip somurenler,deve, esek, at vb. mevcudiyetine ragmen, iki ayaginin ustunde yuruyup,luks arabalara, ucaklara, jetlere vs. binip gidiyor. Yok efendim peygamber efendimiz, yerde oturup bagdas kurar, elleriyle yemek yerdi deyip aglamasina(!) ragmen, parmak mevcudiyetine ragmen, bilmemne marka kasik catal takimi ile yemegini tuketiyor, bunu da yaparken bilmene marka masa, sandalye kullaniyor, yine bilmemne marka fabrika urunu halilarin uzerinde.
Tabi ki haklisin, kilolardan kiriliyorlardi, diyabete batmislardi falan filan diyemez, o zaman tarim yapiliyordu, insanlar hareket ediyordu dogada en azindan, henuz konserve kutusu misali apartmanlara tikilmamisti. Kalorifer, elektrikli klimalar, kombiler vs. yerine odun veya komur sobasi vs. vs.kullaniyordu. Sunun surasinda, eski insanlarin kullandigi bugunku modern adiyla somine, eski adiyla ocak bile luks kabul ediliyor mesela bina yapiminda. Dogal salgin hastaliklardan etkileniyorlardi daha ziyade.
Iste biz ulke olarak, kendi tibbimizi yeterince gelistirip, ciddi butce ayirip uretebilmis, kendi cografik ve demografik yapimiza iliskin belli bir seviyeye cekebilmis olsaydik, bugun disardan ithal filanca ulke vs. tipi saglik formulleri bombardimani altinda kalmazdik. Yoksa bizim ulkemizde de yuksek irtifada yeterince tuz vs. var, ama amac bilmemnereden tuz lambasi getirip satmak, pazarlamak olunca, bizim yuksek irtifadaki tuz'lar veya yakilip teneffus edilecekler listesi gume gidiyor.:biggrin1: Istisnalar disinda, immun sistem iptal etmez kendini uzulme, surekli gunceller ve evrime entegre olur. Besleniyorsun cunku kesintisiz sekilde. Hani, su bile icsem yariyor, hava alsam yariyor diyorlar ya o cinsten.
Kahvalti mesela, kahvalti insanlik tarihinde onemli bir ogun olmus hep. Ha eskiden corba icerken, sonradan hayvan urunleriyle zenginlestirilmis. Ama yok olmus degil hala, sabahin korunde gidilen corbacilar vs. Cay'in tarihcesi de oldukca eski, yalnizca kullanilan caylar farkli mesela bize ozgu olan klasik cay, nane/limon/mercankosk vb. lokal caylar.
Seker desen ona keza. Envayi cesit pekmez'in suyu mu cikmisti ki, islenmis sekere, yapay tatlandiricilara dondu insanlik? Hal boyle olunca fazla seker, fazla enerji demek ama ayni zamanda dikkat daginikligi da onemli bir sorun haline geliyor.
Felâsife
23-12-2016, 15:25
Sevgili Felasife,
Pek bir dertli gordum seni.
Doğru görmüşsün sevgili Neva, kesinlikle bu konuda çok dertliyim, ben 10 yıldan fazladır hastalığımla ile ilgili bir sitede biliyorsun, hem yönetici hemde üyesiyim, bu konularda öyle tartışmalarımız, öyle kafa patlatmalarımız oldu ki ne desem az olur.
Aslında olay korkunç tarafı hasta olmaktan ziyade, "Hastalık psikolojisinde" insanlar artık bu psikolojiye girdiler, hemen öleceğim, mahvolacağım vs. ler ile yaşıyorlar.
Hastalıksız, mikropsuz, bakterisiz bir dünya yok ki?
Lakin bu kadim değerlerle oynayıp, bilinç altına korkular yerleştirmek, konusunu çok iyi becerdiler, şimdi olay koptu gidiyor.
O yüzden dertliyim, doğru, çok mantıksız işler olmakta, devasa hastaneler açılmasından bahsediliyor ki zaten çoğuda böyle halı hazırda, insan ömrünü UZATMAK zaten matah bir şeymiş gibi, bunun için çalışıyorlar.
Hayir ortalama zekaya sahip hic kimse, buna bilim de dahil, tarim devrimine yanlis demez. Tarimla ugrasmak da yanlis degildir ayrica. Yani, insanlığın bulduğu en güzel çözüm, bence yazı kadar, matematik kadar önemli, hatta dahada önemli, çünkü hayatta kalma, üreme, nesil devamı ki bugünler, o günler olmasa mümkünde olmazdı.
Mesela Sokratesti(yanilmiyorsam), arpa ekmegini pek tatsiz, tutsuz, yavan vs. bulmustur ve domuz yiyecegine benzetmistir,
Eheh, beğenmemek her zaman geçerlidir, eyvallah.
Yani sitemini anliyorum, ancak burada sadece tip suclu olamaz, salt tibbi hedef almak tarafgirlik olur.
İllaki tarafgirlik, aslında hedef küçültme, mesela sistem suçlu dersen, bunu zaten herkes diyor, neticede dünya kötü, kocaman bir dünya, burada suç kavramı bu devasa yapı için de yok oluyor, adeta gizleniyor.
TIP o yüzden hedefi küçültme, hedefi belirleme için iyi, yoksa ben olayı çok daha devasa bir yapı içinde de alabilirdim ama bu okyanusta kaybolmak gibi, uzayda kaybolmak gibi bir şey olurdu/oluyor. Bunun anlatımı çok çok daha zor, anlaşılması da zor tabi.
O yüzden hiç uzaklara, sonsuzlara gitmeye gerek yok, zaten yıllardır da içinde olduğum bir yapı, işleyişi konusunda da bilgim var.
Hasılı böyle bir tablo olması, çokta masum olmadığı içindir.
Öte yandan kim masum ki denirsede zaten kimse de kalmıyor. Lakin işin içinde DOĞANIN ayarlarıyla da oynanması var ki, zaten meselenin diğer ayağıda budur, insan yaşamını uzatmak, başka bir cinayet işlemek ama gören yok.
Böyle bir "görmemezlikten" gelme olamaz.
Bugun din, tanri Allah,God, Yahve, Krisna, Budha vs. isimleri ile insanlari aldatip somurenler,deve, esek, at vb. mevcudiyetine ragmen, iki ayaginin ustunde yuruyup,luks arabalara, ucaklara, jetlere vs. binip gidiyor. Yok efendim peygamber efendimiz, yerde oturup bagdas kurar, elleriyle yemek yerdi deyip aglamasina(!) ragmen, parmak mevcudiyetine ragmen, bilmemne marka kasik catal takimi ile yemegini tuketiyor, bunu da yaparken bilmene marka masa, sandalye kullaniyor, yine bilmemne marka fabrika urunu halilarin uzerinde.
He, mukaddes insanlar mukaddes şeyler yerler (zıkkımın pekini yesinler :D)
Tabi ki haklisin, kilolardan kiriliyorlardi, diyabete batmislardi falan filan diyemez, o zaman tarim yapiliyordu, insanlar hareket ediyordu dogada en azindan, henuz konserve kutusu misali apartmanlara tikilmamisti. Kalorifer, elektrikli klimalar, kombiler vs. yerine odun veya komur sobasi vs. vs.kullaniyordu. Sunun surasinda, eski insanlarin kullandigi bugunku modern adiyla somine, eski adiyla ocak bile luks kabul ediliyor mesela bina yapiminda. Dogal salgin hastaliklardan etkileniyorlardi daha ziyade.
İşimiz zor vesselâm.
Yoksa bizim ulkemizde de yuksek irtifada yeterince tuz vs. var, ama amac bilmemnereden tuz lambasi getirip satmak, pazarlamak olunca, bizim yuksek irtifadaki tuz'lar veya yakilip teneffus edilecekler listesi gume gidiyor.:biggrin1: Ben artık Çankırı kaya tuzu kullanıyorum, deniz tuzuda iyi, market tuzları TUZ DEĞİL, başka bir şey olmuşlar artık.
Aynen, te Himalayaların tuzunu satmak için, kaya tuzlarını bile kötülemişler, yuh gerçekten. Ayrıca kaya tuzu lambası (bi türlü alamadım) çok daha hesaplı ve aşağı da değil.
Istisnalar disinda, immun sistem iptal etmez kendini uzulme, surekli gunceller ve evrime entegre olur. Besleniyorsun cunku kesintisiz sekilde. Hani, su bile icsem yariyor, hava alsam yariyor diyorlar ya o cinsten.
İş immun-sisteme kalsa iyide ona bırakmıyorlar ki derhal müdahale.
Mesela benim tansiyon ortalama 160-170 ler de bunun için hiç dr. da gitmedim.
Gitmeme de gerek yok zira vücut bu çıtayı yükseltmiş ve bende izin veriyorum, ellemiyorum.
Dr. a gitsem hemen ilaç ve 120 lere düşen bir tansiyor, ohh ne güzel diye bir düşünce.
Oysa en ufak bir eylemde vücut onu gene 160-170 lere hatta daha yukarısına çıkartacak, aslı bu çünkü, tabi birden 120 lerden 200 lere çıkan bir tansiyon kişide ŞOK yapıyor, sonrası zaten acil.
Diyabet meseleside böyle aslında, şok düşüş ve ardından şok yükseliş. Oysa bırak 200-300 ler de seyretsin, tek bir insan tip yok ki ama tek biri insan tipine göre değerlendiriliyor.
Kimse o insan çok merak ediyorum ben.
Diyeceğim iş İmmun-sisteme kalsa ama kalmayacak, onu bile baskılayan ilaçlar var, bizde kullanıyorlar mesela veya organ nakli yaparken vücut o organı reddetmesin diye anti-TNF çakıyorlar.
Sıfır bağışıklık sistemi, aslında sıfır bağışıklık sistemi ile de yaşanıyor, ona bile gerek görmezler ileride bu gidişle.
Kahvalti mesela, kahvalti insanlik tarihinde onemli bir ogun olmus hep. Ha eskiden corba icerken, sonradan hayvan urunleriyle zenginlestirilmis. Ama yok olmus degil hala, sabahin korunde gidilen corbacilar vs. Cay'in tarihcesi de oldukca eski, yalnizca kullanilan caylar farkli mesela bize ozgu olan klasik cay, nane/limon/mercankosk vb. lokal caylar.
Seker desen ona keza. Envayi cesit pekmez'in suyu mu cikmisti ki, islenmis sekere, yapay tatlandiricilara dondu insanlik? Hal boyle olunca fazla seker, fazla enerji demek ama ayni zamanda dikkat daginikligi da onemli bir sorun haline geliyor.
Eyvallah.
Gün boyu oturan birinin zaten fazla şekere de bir ihtiyacı olmaz, ama nedir, tamamen de kaldırıp atılmaz.
Felâsife
23-12-2016, 15:39
Benden aldığın son alıntıyı Pyrrhon´a atfetmişsin:)
evet sevgili Pyrrhon'un alıntısı karışmış, düzenleyemiyorum süre geçmiş anlaşılan.
Açıkçası ben çok yiyen bir insanım(Normal bir insanla kıyaslanmayacak kadar çok yiyorum). Ama çok ağır sporlar yapıyorum ve bu yüzden bana şart.
Ama şekeri hayatımdan çıkaralı yıllar oldu.
Un ve yağ ise, aynen devam ediyor. Sadece kızartmalarda, zeytinyağı yerine hindistan cevizi yağı kullanıyorum.
Birde bazıları hiç sevmez filan şekeri o yüzden doğrudur, içinizden geldiği gibi yapın. Ama zaten sporla da uğraşıyormuşsunuz ki size enerji daha fazla lazımdır. Yemeği kısıtlamayın tabi.
Ama doktorların, sırf para kazanmak uğruna saçma sapan reklamlara girdiği doğru. Kitapları satsın diye, 30 günde 10 yaş gençleşin, diye başlıklar atıyorlar.(Böyle bir başlığa sahip bir kitap var ve ayaküstü okumuştum:))
Yazdıkları da bildiğimiz şeyler. Omega 3 , zeytinyağı vs...
Yani değil mi sağlıkla yaşamak varken, kastırıp gençlik ile, rejimlerle yaşam dizayn eden genç olsa ne olur ki, hayatı kaçırmış adam, ayrıca yaşlanmak zaten doğal bir süreç, bununla savaşmak, hiç mantıklı değil bana göre.
Ondan sonra hijyen takıntıları, sağlık korkuları derken, ÇÖKÜK bir psikoloji kalıyor geriye.
Sevgiler
Felâsife
14-06-2017, 15:30
GİZLİ DİN !
Googlede "Gizli din" nedir diye baktımda, bir dine tabiyken, kendini başka bir dinden göstermek olarak vermiş çoğunca.
Bu benim en üstte yazdığım yazıya göre, gizli bile demek değil.
Gizli din o kadar gizli ki, insanlar onun bir din olduğunu bile bilmezler, gizli olduğunu ise hiç bilmezler anlamındadır.
Başka açıdan da insanlar DİN kelimesine GİZLİ anlamını yüklemezler, bu mantıksızdır, din zaten açık/aşikâr bir şeydir ki onlara öğretilen de budur, herkes ona tabi olabilsin.
O zaman niye gizli din?
Olayın güzelliği de buradadır zaten.
Bütün açık olan dinler, bu gizli dini örtmek için örtüdür, perdedir, yemdir, tuzaktır.
Çünkü insanlar bir şeyi bildikleri zaman onu değiştirirler, insanın yapısında bu vardır.
İnsan denilen canlı, bir şeyin tam boyutlarını ele geçirdiği, bildiği zaman ona hükmeder, onu ele geçirmeye çalışır. Sahibi olur.
Virüs, bakteri, mikrop keşfedildiği gün aynı zamanda yok edilmeye de başlandı. Aynı şekil DNA, hücre vb.leri de keşfedildikten sonra ayarlarıyla oynanmaya başlandı. Oysa bunlar doğaya zarar verecek bir şeyken bile bilede yapıldı. Zira insanın yapısında "SAHİPLENME" duygusu vardır ve kendini keşfettiği şeyin otomatikman sahibi yapar.
O artık onundur, istediğini yapar.
İnsanın bu özelliği bilinen bir şeydir, ona gerçek diye sunulan dinler, o yüzden sanal dinlerdir.
Ez-cümle Tanrılar kendilerinin BİLİNMESİNİ İSTEMİYORLAR olay bu kadar basittir. O yüzden bu Gizli Din'in de bilinmesini istemiyorlar.
Normalde bu gizli dinin bir adı bile yok, içeriğini ise bilen yok. Öyleki artık yaşam biçimi olmuş bir şeyden söz ediyoruz. Su içmek kadar doğal bir sistem, herkesçe kanıksanmış kabul görmüş, aksini kimse düşünemez!
Hiç bir din bu kadar özümsenmemiştir.
Bu kadar başarı sağlayamamıştır.
Sağlık en eski dindir. Tapınaklar ilk hastanelerdir. Şifâ için anca Tanrılara yalvarılır!
Sonuç; Tıkır tıkır işleyen bir sistem, tüm insanlarda bu gizli sisteme tabi, daha ne olsun.
Mükemmel bir vizyon, mükemmel bir misyonla birleşince, ortaya çıkan tablo, mükemmeli verir!
Tanrılardan korkmak gerek!
---
Kölelik kalktı mı? alakası yok! sadece vizyonu değişti.
Bunun gibi Tanrılar, Tanrıçalar, tapınaklar olayının da sadece VİZYONU değişti ve yeni VİZYON ile çoktan karşımızdalar.
YENİ bir vizyon altında, aslında aynı şeyler bu yaşlı dünya da gene oynanıyor, olay bu.
---
Amman! sabahlar olmasın!
Bu Muhabbet bâki kalsın!
Apollo, Ares, Artemis, Poseidon, Athena, Zeus, Hades, Hermes, Hygieia, Panakea, İştar, Afrodit, Venüs, Lilith, Sin, Selene, Lat, Uzza, VS.
Tarihin tozlu sayfalarının Mitolojik Tanrıları, VİZYONİK takla ile, Teknolojik Tanrılar olarak, tekrar aramızdalar mı?
Hiç bir zaman, hiç bir yere gitmediler mi?
Geçmişin başka bir boyutunu mu yaşıyoruz?
Yok artık !!...
Un ve şeker zararlıdır. Bu konuda Karatay'cıyım. :)
Un eski un değildir. Çünki onun da dediği gibi, genetiği değiştirilmiştir.
Şeker zaten vücut için zehirdir. Cazibesi yüksek zehir.
Karatay bu gıda dininin egemenlerine, para-tanrılarına karşı sesini yükselten bir hanım. Onun gibi birkaç kişi daha var.
Bu egemenler kollestrol hastalık diyor, bu cengaverler hayır diyor. Bu egemenlerin sözcüleri bir yığın ilacı bizlere dayatıyor, onlar karşı çıkıyor.
Sağlığımızı tehdit eden, ona zarar veren ne kadar deterjan, şampuan, temizlik malzemesi varsa bu değerli insanlar onların alternatifini sunuyor.
Şampuan kullanma, yeşil sabun kullan. Deterjan kullanma, ?..
Ekmek yeme, zeytin ye, ceviz ye, yumurta ye. Zeytinyağı kullan. Tatlı yeme, meyve ye. Kola, gazoz, meyve suyu içme, su, ayran iç.
Tabii meyveyi de az ye, suyu da sağlıklı olanından iç. Damacanadan, plastik kapdan içme, damıtılmış suyu cam şişeye koyup iç.
Az ye, iyi çiğne. Zaman zaman oruç tut. Mideni dinlendir.
Hazır, paket gıdaları hiç tüketme!
Tanrıların rafları dolu kalsın... :)
Felâsife
20-07-2017, 22:11
Tanrıların rafları dolu kalsın... :)
Merak etme, Tanrılar her halükârda işlerini bilirler, bu mesele bile onların ekmeğine yağ sürmek içindir.
Çünkü Tanrılar KAOS 'tan beslenirler.
İnsanların kafası karışacak, eline mikrofonu alan konuşacak, bilgi kirliliği had safhaya çıkacak, TV ler reyting peşinde bu meseleleri körükleyecek, halkta kime inanacağını bilemeyecek, lakin bilgi pompalanmaya devam edecek, ardı arkası kesilmeyecek.
Dün yumurta, tereyağı zararlı derken, bu gün birden bire yararlı olacak, gün gelecek fındık, fıstık, çerezlerde zararlı olacak, filanca besin hapları en iyisidir bunu yiyin denecek vs. vs. vs.
Bu KAOS hiç bitmeyecek, bitmediği sürecede Tanrılar hükmetmeye devam edecek. Tıp her gün değişecek :third:
Değişmeyen tek şey Tanrı PA-RA! nın Gizli dini olacak.
http://4.bp.blogspot.com/--eCDrv94tho/US1ZrhqWgCI/AAAAAAACIwM/sspID0V8dIA/s640/t%C4%B1p+her+gun+gelisiyor.jpg
Evet, kaos pa_ra tanrının peygamberidir. Ama Karatay da bizim rehberimizdir.
Netlik iyidir. Boşalan raflar kötü. Bilgi iyidir, bilgisayar destekli yönlendirme kötü. Allah yolumuzu açık, midemizi ferah etsin. Amin!? :)
Felâsife
20-07-2017, 22:35
Evet, kaos pa_ra tanrının peygamberidir. Ama Karatay da bizim rehberimizdir.
Klavuz karga olmasında, gerisi problem değil.
Tasavvufta ne var bilir misin?
Musa ve Firavun esasında SULH içindelerdi, onlarda ayrı gayrı yoktu... Fakat onlar halka bir oyun oynadılar ve olan da o halka oldu.
Halk zennetti ki Musa ve Firavun SAVAŞ halinde, oysa gerçekte onlar BARIŞ halindelerdi. :D
Hasılı rehberlere de, peygamberlere de, doğruculara da dikkat etmek gerekir. Büyük resim her zaman çok farklıdır çünkü.
Klavuz karga olmasında, gerisi problem değil.
Tasavvufta ne var bilir misin?
Musa ve Firavun esasında SULH içindelerdi, onlarda ayrı gayrı yoktu... Fakat onlar halka bir oyun oynadılar ve olan da o halka oldu.
Halk zennetti ki Musa ve Firavun SAVAŞ halinde, oysa gerçekte onlar BARIŞ halindelerdi. :D
Hasılı rehberlere de, peygamberlere de, doğruculara da dikkat etmek gerekir. Büyük resim her zaman çok farklıdır çünkü.
Musa karısını kardeşi diye tanıtıp sunduğuna göre ayrı gayrı olmadığı kesin? :)
Musa'nın aklını kertenkele varlıkların çeldiği söylenir? Onlar yanıltmış. Aslında Muhammed'in de aklına ve hırslarına müdahil olmuşlar. Vahyi bozmuşlar.
Klavuzumuz keşke karga olsa! :)
Felâsife
20-07-2017, 23:11
Musa karısını kardeşi diye tanıtıp sunduğuna göre ayrı gayrı olmadığı kesin? :)
İbo değil miydi o!
Musa'nın aklını kertenkele varlıkların çeldiği söylenir? Onlar yanıltmış. Aslında Muhammed'in de aklına ve hırslarına müdahil olmuşlar. Vahyi bozmuşlar.
Musa hiç ihtiyaç yokken, durduk yere halka liderliğe soyunuyor ve Firavun ile restleşerek ortamı geriyor, akabinde çöllere kadar düşüyorlar. Tevratta ilgili bölümleri okudumda, adamların isyanı bir bin paraya gidiyor "Biz ne güzel şimdi kazanların başında et yiyor olacaktık" diye adeta Firavunla niye bağlarının koptuğunu anlamıyorlar bile. Çünkü onların Fİravunla bir sorunları yoktu, Musaya uydukları için başlarına gelmeyen kalmadı.
Muhammed'de durum farklı değil, birden bire ortamı geriyor ve puta-taparlık kötü oluveriyor. Oysa İslam yeni bir dinden ziyade eskinin ver:2 sidir.
İslam, Puta-tapar Ver: II dir.
Hristiyanlık, Pagan Ver: II dir.
Yahudilik, Puta-tapar Ver: II dir.
Mevzuyu burada (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=605519&postcount=5) uzun uzadıya anlatmıştım.
Klavuzumuz keşke karga olsa! :)
Klavuzun gereği yok, yolun sonu görünüyor ♫ ♫ :evil:
Felâsife
04-08-2017, 19:37
Eski çağlarda insanlar, hastalıkların sebebini kötü ruhlardan, cinlere, perilere gibi bir takım isimlerle, bu gözle görülemeyen varlıkların yaptığına inanıyorlardı. Onlar da insanın içine girdikleri için, ya da musallat oldukları için, insanlar da hasta oluyorlardı.
İnanç bu şekildeydi...
Elbet işin içinde Tanrılar ve Tanrıların bir cezası şeklinde de olsa, hepside tam bu şekilde değildi, Şamanizm de mesela hastalık olayı, doğaya yapılan yanlışlara ve bilmeden, farkında olmadan yapılan hatalar şeklindeydi, uyulması gereken kurallar vardı vs.
Mevzu illa Tanrı/Tanrılar değildi yani, doğaya zarar verirseniz doğa sizi cezalandırırdı, temel mantık buydu.
Tabi şimdiden geriye doğru baktığımız da arada ki bu fark görülmez, geçmiş DÜZ bir hal alır, neticede insanın üstünde/altında ki göremediği/görülmeyen bir varlık cezalandırıyor mantığı devrededir.
Bunun da bir diyeti, adağı, kurbanı, vs. olduğu gibi, gönülden de hediye, sadaka gibide oluyordu insanlar için.
Tanrılar, Ruhlar illa ki DİYET istiyorlardı, olay BEDAVA değildi, bedeli vardı.
Şamanlar bu varlıkları gördükleri ve buna görede tedavi şekilleri geliştirdikleri de bir gerçek, ayrıca tapınaklarda da aynı şekil sağlık ve tedavi amaçlı bir sürü şeyler yapılıyordu.
Fakat HALKLAR görülmeyen bu şeyleri normalde göremiyorlardı, o yüzden de bunu görenlere inanıyorlardı.
Bu güne gelelim.
Hastalıkları yapan sebepler, mikroplar, bakteriler, virüsler de bugün gözle görülmüyor. Hatta bazı genetik, beyinsel durumlarda gözle görülmüyor. Bazı hastalıkların sebebi dahi bilinemiyor, teşhisi de yıllar boyu edilemiyor.
Bu minik dostlarımızı gözlemlemek, anca icat edilen makinelerin maharetiyle oluyor.
Peki gözlem yeterli mi?
Değil tabiki de bu konuda eğitim almadan, nasıl müdahale edileceği bilinmeden, bir kaç asrın birikimine sahip olmadan, mikroskopla gözle dur, bu bir şey değiştirmez, yeterli gelmez.
Gözlem + Bilgi + müdahale varsa, ehil bir el de müdahale ediyorsa, bu anlamlı olmaktadır.
Bilmek budur!
Bilmek, görmekten daha ötesidir, işleyişe de müdahale etmektir ki Bilim insanı ve doktorlar tam da buna uyarlar. Onlar bilirler ve müdahale de ederler.
Öteki türlü resmini görmek, varlığını duymak bilmek olmaz, anca inancı güçlendirir bu.
Hasılı şimdinin HALKLARI da hastalıklar konusunda görülmeyene inanmak durumundadırlar, mikrop, bakteri, virüsleri görmeleri bir şey değiştirmez, bu onları biliyorlar sayılmaz, bu onları BİLEN etmez. Eski inançlarda da bu şekil insanlar vardı, onlarda kötü ruhları, cinleri vs.leri gördüklerini iddia ederlerdi. Lakin bu ona müdahale edemedikten sonra, bu bir işe de yaramazdı.
Geçmişte kötü ruhlar, cinler, periler gibi gözle görülmeyen bu yapılar, bugün karşımıza vizyon değiştirip mikrop, virüs, bakteri olarak çıkmıştır. Halklar gene görülmeyen tehditler konusunda bu işin bilenlerine teslim olmak durumundadırlar. Bu Geçmişte de bu şekildeydi.
Bu işte Vizyonik takladır !...
İnsanlar gene taklalara gelmiştir, her devirde o devrin inancıyla yaşamak durumundadırlar. Halkları ayakta tutan bu inançtır.
Eğer geçmişe bakıp o insanları inanç içinde görüyorsanız, ve bunuda yadırgıyorsanız, bu bunun başka bir versiyonunun da bugün yapıldığı anlamına gelir.
Onlar ruhlara, cinlere vs.lere inanıyorlardı, bu ne kadar saçma! dendiği anda, bu bugünde otomatikman insanların BİLİMİN var dediklerine inanır hale getirir ki sonuçta bu da inançtır.
Fakat insanlar bu inanç meselesini fark edemezler, buna inanç bile diyemezler, o kadar içindedirler inancın. Ama bunun adı inanç değil tam göbeğinde yaşandığı için BİLMEKTİR!
BİLMEK denen o mucizevi şey, inancın izlerini siler!
Tabi bu Vizyonik takladan dolayı böyle olur, yoksa gerçekte İNANÇ hiç silinmez, o HALKLAR için sabittir.
Genlerinde bu vardır, nasıl silinecek ki?
Sadece eğitim alanlar bu işin dışında olurlar ki, bu GEÇMİŞTE de böyleydi, ŞİMDİDE de böyledir, bu ayrıdır.
GELECEK nasıl mı olacak?
Onu hayal bile edemiyorum, gelecek kendi inanırlarını İLLAKİ yaratacaktır.
İnsana inanacağı bilgisi, doneleri her zaman verilecektir!
Çünkü insan bildiği şeye inansın, inandığı şeyi de bilsin!
Fakat ona müdahale etmek bilgisi, işte o asla verilmeyecektir!
Bu şimdiye kadar böyle olmuş, herhalde şimdiden sonrada böyle olacaktır.
Vizyonik Takla her devirde, vizyon büyüleriyle insanları büyüleyecektir!
Tanrılar Vizyonik sihirbazlardır.
Her çağ farklı vizyona bürünürler.
Herkesi gizli olarak tapındırırlar.
O yüzden onlara, Tanrılar denmiştir.
Tanrılar laf olsun diye, Tanrı olmazlar!
Her devirde Tanrılığın hakkını verirler!
PA-RA! cümlemizi korusun!
(Lazım değil, almiim!)
Felâsife
07-12-2018, 13:52
OYUNUN KURALI
~ KADER ~
Kader de vizyonik taklaya uğramıştır!
Bugünden geleceğe doğru, o da en yeni haline "sessizce" taşınmıştır.
Bu taşımayı kimseler duymadı, kimseler bilemedi, kimseler göremedi.
Bu taşımada oldukça "gizli" bir biçimde gerçekleşti ki onu taşıtanlar neyin taşındığını bilinmesini istemedi-ki onu taşıyanlar da haliyle neyi taşıdıklarını bile bilemedi.
Böyle böyle geçmişten geleceğe çok şey taşıttılar!
Operasyon çok gizliydi, sessizlik içerisinde gerçekleşti.
Bu çok özel kargonun adı ise, "Kader"di!
Alıcısı ise tüm dünya modern insanlarıydı, medyalar vasıtasıyla her eve dağıtıldı.
Hani şu doğumdan ölüme her şeye etkileyen, insanların asla kabullenmediği, mistik, gizem dolu, inanılması güç şey mi?
Kaderin de yoksa, hiç bir silahın öldüremediği, eğer varsa da hiç kimsenin kurtaramadığı, o gizli güç mü?
Başka değişle de, ömürlerin koruyucsu olan ecel mi?
Yaşatan ve öldüren kader mi!
Tanrı gibi, isminden başka bir bilgisinin olmadığı, sadece ismî olan bir saklı bilgi!
Hepsi bu.
Bir isim.
Dinlerin içinde ismi geçsede, o dinler ile anılsada, dinlere kader inancı bir kaç beden büyük gelir.
Kader tam bir barış halidir.
Düzensizliğin, KAOS denilen karmaşanın bitiş halidir.
Kader SULH'tur.
Kader de suçta, suçlu da, masum da, kurban da bellidir, o insanın sırtından yükü almaktır. Kader insanın yitiğidir, kaybettiği diğer yarısıdır.
Onda savaşım yoktur, haliyle o insanı rahatlatan, bir sürü cevapsızlığına cevaptır.
Kader anlaşılmayı bekliyor!
Herkes hayatı düzeltmeye çalışıyor, oysa fark etmediği hayat zaten düzgündür, zaten düzenlenmiştir, o düzen neticesinde roller taksim de edilmiştir, rolüne de kendini fazla kaptıran insan, kaderi es geçiyor.
Bir şeyler yapmaya çalışmak, çırpınmaktan başka bir işe yaramıyor.
Doğa ne kadar acımasızsa, katı kuralları varsa, kader de o kadar kararlıdır, o anlaşılmayı bekler.
İnsanın yapacak bir şeyi olmadığı gerçeğini anlaması zaman alacaktır, iş kolay olsa kıymeti olmayacaktır, bu da Kader meselesinin zorlu bir bilmece olmasını sağlamıştır.
Ona ne kadar zor ulaşılırsa, o, o kadar kıymetli olacaktır.
Tanrıların burada bir bildiğimi var yoksa? Pek öyle zalim bir plana da benzemiyor, öyleyse eğer buna da saygı duyarım.
İnsana hak etmediği bir şey hemence verilirse, insan onun kıymetini bilmez.
Anlıyorum.
Kaderin geçmişi çok daha eski bir yapıya, yani Şamanlığa kadar dayanır, gelecekten haber alma, kehanet, falcılık gibi Şamanlıkta var olan, öğretisi olan bir şeydir Kader.
Bir Şamanın, Şamanlığını bile belirleyen kaderdir, Şamanlık böyle bakar meseleye.
Kader bir çizgidir, bu çizgide ileri giden ona ulaşabilir mantığını, Şamanlar sonuna kadar kullanılır. Kadere hükmedemezler ama kader de gezebilirler, tabii her yolculuğun bir bedeli, her bilginin bir diyeti vardır.
Bu işlerde genelde kan akar, insan hayvan fark etmez. Çünkü bu işler sıkıntılı işlerdir, çok Şaman geri dönemez, ruh bir yerlerde kaybolur gider.
İşin içine rüyalarda girer, fallarda girer, kehanetlerde girer, kendinden geçmeler esrimelerde girer, girer de girer.
Bazen bir ölüm haber verilir.
Bazen bir müjde haber verilir.
Bazen bir felaket haber verilir.
Bunların hepsi aslında "geleceğe" giderek olur, Şaman zamanda uçar, o bir zaman yolcusudur, üzerinde ki sembolik kanatlar bunun içindir, en sonra da geri döner.
Olay bir sahne, bir vizyon, ya da bizatihi onu yaşayarak olur, ama sembolikte olur, bazen de mücadele, o yüzden kader mevzusu her zaman zorlu olur.
Zorlu bir yolculuktur kader!
Uzun süre hazırlıklar gerektirir.
Gelecek mi?
Evet, gelecek!
O sırasını bekliyor!
Sırası gelince gelecek!
Gelecek illa gelecek!
Bilim kurgu filmlerinin hepsinde, zamanda seyahat olayı vardır, bir yerler de bir gelecek vardır, çünkü hayaller vardır, beklentiler vardır, bu da aslında geleceğin şimdiden varolduğu duygusundan kaynaklanır.
Bu duygu da kader inancından dolayı "his" olarak herkeste vardır, az çok bu herkeste olur ve kimseye bu "gelecek" meselesi yabancı gelmez, itici gelmez.
Tabii olay bilim açısından sunulduğu için, buna kimse kader de demez, (oysa o kaderdir!) Peki ya ne der?
O artık gelecektir, hayallerdir, arzular beklentilerdir, gelecek illa gelecektir-ki o ileri ki bir zamandır-Ona gidip gelmek hayalen de olsa çok mümkündür.
Bu sorunda değildir artık, zira hayal gücümüz artık hiç olmadığı kadar gelişti.
Ama "kader" dersem şimdi geldiği gibi itici gelecektir, lakin "gelecek" dersem, sıkıntı olmayacaktır.
Çünkü kader ismi eskidir, demode olmuştur, yanlış anlaşılmıştır, yanlış kullanılmıştır vs. lakin gelecek veya zaman yolculuğu denince, relaks durumu oluşacaktır.
Yeni dünyamızın, başka alemlere aralanan kapı aralığıdır o.
Kısacası Bilim kurgu denilen olay da, eskinin temelleri üzerinde yükselen bir olaydır, kader de bunun içindedir. Kader bilim kurgudan dışlanamaz, sadece ismi değişip, yeni bir misyona bürünmüştür.
Bu yeni misyonda ki görevi, geleceğin var olması, oraya gidilebilir olması hayalidir, yeni vizyonu ise gene bilinmezliğidir, ki bu eskiden de böyleydi, kader ismi dışında bir bilinmezdir.
O!
Öz!
Söz!
Yazı!
Yazgı!
Kader!
Gelecek!
İzafiyet!
Paralel dünya!
Geleceğe dönüş!
Zamanda yolculuk!
Boyutlardan atlayış!
Gelecek hep varolacak!
Kader sürekli yaşatılacak!
Lakin varlığı da bilinmeyecek!
Efsane her devirde yaşayacak!
Çünkü Tanrılar bunu böyle istedi!
Onlar isteyince, insan onu isteyecek!
Tanrılar bu konuda insana danışmayacak!
Onun fikrini sormayacak, tercih sunmayacak!
Her şeyin hazır olacak, oyunda roller dağılacak!
Bu Tanrıların oyunu, onların kuralına göre oynanacak!
Oynamıyorum bu oyunu diye bir seçenek, asla olmayacak!
İsminden büyük namı, namından daha büyük gizemleri var.
Tutması mümkün değil ki, yok desek her yanda imzası var.
Kâf dağının ardında mı? Zümrüt'ü Ânkâ'nın kanadında mı?
İnsanlığı takipte eder ki, gölgelerin ardına saklanması var.
Nesin sen! Seni kim yazdı alnımıza, biz onu okuyamıyoruz.
Hangi gizemsin ki ismin değişse de, cismini anlayamıyoruz.
Hani yoktun kader, insan yolunu iradesiyle kendisi çizerdi.
Geleceklerimizi kuşatmışsın, gene de seni var sayamıyoruz.
Fi zamanlarda vardın belki, seni de üstümüze almadıydık.
Geçmişin mistiğiydin, bizde seni tarihe bile yazmadıydık.
İrade elimizde, geleceğimizi inşâ ettik diye sevindiydik!
Heyhat! Gelecekten selam verince, onu da anlamalıydık!
Mükemmel vizyon, mükemmel misyonla birleşince, ortaya çıkan tablo, mükemmeli verir!
Tanrılar vizyonik sihirbazlardır.
Uzmanlık alanları insan, uygulama alanları şimdidir!
Şimdiyi geçmişten ve gelecekten farklı gösterirler.
Oysa "isimlerden" başka değişen bir şey yoktur.
Aslında isim de, değişir, gelişir, evrilir, o da yerinde durmaz.
Halden hâle geçer!
Her şey evrilir, harfler bile evrilir, değişir, gelişir.
O yüzden bugün ne varsa, o geçmişte de vardır.
Düşünceler evrilir, soyut kavramlarda evrilir. Evrilmeyen şey yoktur.
Tanrılar bile evrilir.
Tek farkla!
Onlar evrildiğini bilir, kabullenir.
İnsan bilmez, onu kabullenmez.
İnsan evrimi keşfetti ama onu bütün olarak kabullenemedi.
Haliyle onu henüz daha anlayamadı.
Sûfîler "Tecelli sonradan anlaşılır" derler.
Bu nasıl bir sonra ki, ona daha gelemedik!
« Sûfîce »
ForumKirpisi
07-12-2018, 14:24
din kur tapalım.
Şüpheci Dinsiz
07-12-2018, 14:49
NikolaTeslis,
Hoşuna gitmediyse veya ilgi alanın değilse okumazsın. Anlamadan yorum yapman çapsızlık, doktor veya psikiyatr değilken psikiyatra sevk etmen, hadi yalnızca hadsizlik diyeyim.
Forumda insanların ne düşündüğüne, (forum kuralları dahilinde) ne yazdığına karışmayız, içlerinden geldiği gibi yazmalarını yeğleriz.
Umarım sevgili Felasife'den özür dileme erdemliliğini gösterirsin.
ForumKirpisi
07-12-2018, 15:02
NikolaTeslis,
Hoşuna gitmediyse veya ilgi alanın değilse okumazsın. Anlamadan yorum yapman çapsızlık, doktor veya psikiyatr değilken psikiyatra sevk etmen, hadi yalnızca hadsizlik diyeyim.
Forumda insanların ne düşündüğüne, (forum kuralları dahilinde) ne yazdığına karışmayız, içlerinden geldiği gibi yazmalarını yeğleriz.
Umarım sevgili Felasife'den özür dileme erdemliliğini gösterirsin.
tam tersi manada yazdım ben onu hakaret olarak değil ki.
ermiş olarak. din kurarsa tapınmak istiyorum.
Felâsife
07-12-2018, 18:40
din kur tapalım.
Yargıladığım bir şeyi kendim yapmam, işim olmaz, dinden bol ne var, istemediğin kadar var, seç beğen al. :biggrin1:
Hem zaten her şeyden fazla fazla var, hayatta eksik yok, böyle olunca "alan da" yok demektir. :heh:
--
Eyvallah sevgili dostun Şüpheci Dinsiz, sağ olasın.
Sevgiler
ForumKirpisi
07-12-2018, 18:49
Dinden bol ne var, istemediğin kadar var zaten, seç beğen al.
Yargıladığım bir şeyi kendim yapmam, işim olmaz, dinden bol ne var, istemediğin kadar var, seç beğen al. :biggrin1:
Hem zaten her şeyden fazla fazla var, hayatta eksik yok, böyle olunca "alan da" yok demektir. :heh:
--
Eyvallah sevgili dostun Şüpheci Dinsiz, sağ olasın.
Sevgiler
ben psikiyatra git dedim başta o hakaret anlamış sonra yorumu sildim ondan dedi onu. benim senden yoga dersi aldığımı falan bilmiyor tabi :D sen o vakitler bana hocanım demiştin şimdi bıraktın biraz hayal kırıklığı oldu.
Felâsife
07-12-2018, 19:22
ben psikiyatra git dedim başta o hakaret anlamış sonra yorumu sildim ondan dedi onu.
Yani bunca zamandır forumdayız, insanın sevenleri olması, sevdiklerinin olması çok doğal, nihayetinde dostluklar da kurulabiliyor, ama daha öncesinde forumun da kuralları var ki, öyle bir uyarı almak durumunda kalmışsın. Onlar hepimizin için tabii.
benim senden yoga dersi aldığımı falan bilmiyor tabi :D sen o vakitler bana hocanım demiştin şimdi bıraktın biraz hayal kırıklığı oldu.
Yoga ve hocalık hemi, duyanlar da gerçek sanacak. :noidea:
Sende de kurgu yetenekleri görüyorum aslında, var bir şeyler, şiirsel yanında var, işlet bunu ufak ufak başla, emin ol yazdıkça gelişirsin, benim gibi ali mektepli de değilsindir, eser gürlersin valla :third:
Sevgiler
ForumKirpisi
07-12-2018, 19:43
çok şey bildiğimi düşünüyodum, şimdi baktım şu tasavvufa.
Tasavvuf insanın kendisini keşfetme yoludur. Dini kurallara bağlı, dogmaları esas alan bir olgu değildir. Tasavvuf ben kimim? Nerden geliyorum? Ve nereye gideceğim? sorularını soran kişilerin, sorularına sufizm yoluyla cevap bulabileceklerine inandıkları yoldur.
Madem tasavvuflar müslüman, nasıl tasavvuf olmuşlar... Hani dini kitaplara ve dogmalara beş para etmez diyen eski bilim adamlarına İslami bilim adamları yaftası yapıştırılması gibi. Tasavvuflara da İslam denmiş. Tasavvufun takım tutması olası değil bir kere.