
23-12-2016, 03:17
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Tanrıların Vizyon Taklası!
Hangi tv kanalını açsanız, un, şeker, yağ yemeyin diyen bir şovmen illaki bulursunuz, durum öyle bir hal aldı ki o zararlı, o tehlikeli, aman onu yemeyin, bunları hiç yemeyin diye güya insanları bilinçlendirme adına bir furyadır koptu gidiyor.
Detaylara girmeye hiç gerek yok, medyalar aracılığıyla adeta bunların bombardımanı altındayız.
Neolitik devrim deyince çok bilinmez belki ama Tarım toplumu deyince az/çok herkes duymuştur, bundan 10bin yıl önceleri insanlar ilk tarımsal faaliyetlere başlıyorlar ve beslenme problemine uzun vadeli harika bir çözüm buluyorlar, öyleki bu çözümleri gelişerek bu güne kadar geldiği gibi, o günlerde de gerek stoklanması, gerek verdiği enerjileri, gereksede uzun süre dayanması gibi artıları ile Neolitik devrim bugün ki medeniyetin temelini oluşturuyor.
Bugün kimse diyemez ki Neolotik devrim yanlıştır, insanlar tarımla uğraşarak hata etmiştir, hepsi kanserden ölmüştür, diyabetten kırılmıştır, kilolardan yerlerinden kalkamamışlardır vs diyemez.
Derse bu anca " hayal" olur.
veya yok sayarak tezler sunarsa gene " hayal" kurmuş olur.
Ama tv lere çıkıp un, şeker, yağ yemeyin diyorlar.! Alın işte " ham-hayal" İnanmayınız !...
Bunuda neye göre diyorlar, vay efendim şöyle bir çalışma yapılmış, böyle çalışma yapılmış, bilmem kaç tane denek denenmiş, sonuçlar bu olmuş, filan dergide yayımlanmış!
Dünyanın kendinden daha büyük bir laboratuvar mı var? milyonlarca insan? binlerce yıllık bir deneyim ortada iken!...
Hangi bir sonuç 10 bin yıllık denenmiş, bu günlere gelerek güvenirliğini kanıtlamış, bu kadar kararlı, nüfusları da dengeli artırmış, bir sonuçtan daha doğru bir sonuç olabilir ki?
veya bütün bilim adamları bir araya gelseler ve deseler ki bu üçlü çok zararlı, yemeyin deseler, bu ne kadar doğru olur?
Birileri bilimi bahane edip, " hayal" kuruyorlarsa onlara itibar eden hata eder.
Az yiyebilirsiniz, öz yiyebilirsiniz, perhizler diyetler yapabilirsiniz, veya dokunabilir, veya sevmeyebilirsiniz de ama bu üçlüyü tamamen kara listeye alıp, birileri dedi diye zararlı derseniz, insanlık tarihini inceleme zamanınız gelmiştir.
Madem bilgi bilim çağında yaşıyoruz, bilgide bir tık uzaktaysa, işte bilgi...
Tarih gerçekleri verir... hayalleri vermez... inceleyin !...
Helede o tarihi " içselleştirip" onlar gibi görüp, onlar gibi duyup, onlar gibi hissettikçe, o tarih size asla yalan söylemez... söyleyemez !...
Yeter ki anlamaya çalışın, illaki anlarsınız... illaki hissedersiniz !...
Eğer bir şey geçmişi yok sayarak, yeni bir şeyler vaat ediyorsa, bilin ki o bir dindir... Dinler, geçmişi adam yerine koymazlar. Bilim de bu açıdan zaten çok farklı değildir...
Geçmişi yok sayarak, geleceğin inşâsı!... Nereye kadar!
TANRI PA-RA! 'NIN GİZLİ DİNİ
Tabi ne dersek diyelim o din vardır artık, adı; TIP 'tır.
TIP DİNİ uzay çağının yeni DİNİDİR, sağlık bunun en büyük mezhebidir. Bu dinin Tanrı'sı da her yerde olandır, yani PA-RA! 'dır. PA-RA! her yere hükmeder!
Bu dinin açıktan peygamberleri yoktur, gerekte yoktur çünkü gizlidir ama hizmetkârları rahipleri rahibeleri aşikâr çoktur, TIP dininin tapınakları büyük hastanelerdir, küçüğe doğru diğerleridir, buralara öbek öbek insanlar gelir, hiç boş bırakmazlar, İbadetlerini ifâ ederler. Rahipleri tarafından dertleri sıkıntıları giderilir, kutsanıp gönderilirler. Arada sırada gelerekte kontrol adı altında kutsanmalarının devamı istenir.
Yoksa Tanrı PA-RA! çok kızar!
Bu iş asla şakaya gelemez!
Bazen insan da kurban edilir bu tapınaklarda, PA-RA! kan ister ara sıra, TIP 'ba her şey fedâ olsun!
Bu tapınaklar da doğum yapmakta çok kutsaldır. Başka yerde doğum korkunçtur, risklidir, en GÜVENLİ yer, Tanrı'nın evi bu tapınaklardır.
Bir telefon yeterlidir, PA-RA! kendinden istenen her yardıma, birilerini görevlendirir ve en hızlı bir şekilde araba, uçak, gemi, nerede olursa olsun onu alırlar. PA-RA! kullarını çok sever, ilgilenilmesini ister. Çünkü onunda onlara ihtiyacı vardır.
PA-RA! insan olmadan hiç bir şey yapamaz!
Geçmişte tapınaklar ihtiyacın bir ürünüydü, Tanrılarda aynen öyleydi, TIP dini de aynen bu ihtiyaçlardan doğan mükemmel bir DİN oldu, insanlar kendi elleriyle ortaya çıkarttıkları bu DİNİ çok sevdiler, onsuz hayatı düşünemediler. Ve ona tapınmak yaşamlarının amacı oldu.
Artık bu dini insanlar mı istedi de böyle oldu, yoksa Tanrılar mı istedi de böyle oldu, orası meçhul!
Ama zaten gizli bir dindi bu, insanlar zorlasa bunu bilirlerdi belki ama bunun bir DİN olduğundan haberleri bile yoktu! Onlar istemiş olamazdı öyleyse, bu iş Tanrıların işine benziyor!
Sessiz sedasız, çaktırmadan, hiç bir ip ucu da vermeden, halklara hükmetmek anca Tanrıların işi olabilirdi.
Ey PA-RA! bizi koru! bizi bağışla! sen olmadan biz olmayız!
" Önce İNSAN" diyen sistem, aslında " önce PA-RA!" idi, ilk önce PA-RA! vardı. PA-RA! insanın olduğu her yerdeydi, PA-RA! bu GİZLİ dinini çok sevdi, onu insanlar için kutsadı, insanlara bu dinden ayrılmayın diye, beyinlerine yazdı ve mükemmelleştirdi. Bu DİNİN kuralları onun İBADETİYDİ, artık bu DİN yeryüzüne kendi eko sistemini çoktan kurmuştu ve neredeyse tüm dünyaya hükmeder oldu.
Kalan az sayıda ilkel insanlarda bir yekün tutmuyordu, önemli olan KALABALIKLARDI, ve kalabalık olan her yere bu TANRI ve DİNİ ulaştı, tabi tapınaklar ve Hizmetkârları, tüm imkanları ile birlikte. Mükemmel bir vizyon, mükemmel bir misyonla birleşince, ortaya çıkan tablo, mükemmeli verir!
Tanrılardan korkmak gerek! ----- o -----
Gelecek dediğimiz şey biz ne kadar görsekte görmesekte, geçmişten ayrı değildir. Sadece VİZYON değişir, temel aynı kalır, geçmişte bu kadar Tanrılar, Tanrıçalar, tapınaklar, vardı bunlar sizce bu gün yok mu oldu?
Alakası yok, sadece VİZYON değişti !...
Kölelik kalktı mı? alakası yok! sadece vizyonu değişti.
Bunun gibi Tanrılar, Tanrıçalar, tapınaklar olayının da sadece VİZYONU değişti ve yeni VİZYON ile çoktan karşımızdalar.
YENİ bir vizyon altında, aslında aynı şeyler bu yaşlı dünya da gene oynanıyor, olay bu. Bizler şimdi geçmişe bakıp helede onları yargılarsak, Tanrılara, putlara tapmışlar dersek, küçümsersek, bu, bunu, bugün de bizim yaptığımız anlamına gelir.
Yani yargıladığımız şeyi, farkında olmadan bizde yapmış oluruz!
İnsan bilmediği bir şeyi bilemez, anca bildiği bir şeyi bilir ki, o da aslında çok iyi bildiği bir şeydir. Bugün TIP diye bir dinin GİZLİ olması, bizatihi onun İÇİNDE yaşıyor oluşumuzdandır.
Geçmişin halkları da Pagan, Putperest, Şaman vs.nin içindeydiler ama onlar onu çok bilmezlerdi( halende bilmezler), onlar için o ibadetler yapılması gereken SIRADAN ama KUTSAL bir görevdi, mecburiyetti. Anası, Atası, çevresi onu öyle yapmış o da onu öyle yapardı.
Olay bu kadar basitti.
Kısmen bilenler Rahipler, Rahibeler, Şamanlar, Gurular vs.lerdi, lakin onlarda bildiklerini HALKA açıklamazlardı, özel eğitilirlerdi. Şimdide özel eğitilirler hiç fark etmez. BİLGİ, HALK İLE PAYLAŞILMAZ! Altın kural budur!
Tanrılar PAYLAŞIM işine, oldum olası hep kızmışlardır !! Çünkü Tanrılar kendilerine tapılsa da GİZLİ kalmayı isterler, yani ona tapılacak ama halk KİME taptığını bilmeyecek!
Tanrıların olayı böyle idi, sırlarının ifşâ edilmesinden hoşlanmazlardı.
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.
(O balıklar ki denizin içindedir, denizi bilmezler)
Geçmişin insanı aynen böyleydi, şimdinin insanı da aynen böyledir.
İçinde olduğu şeyin boyutunu bilmez, ta ki dışına çıkana kadar !...
Bizlerden çok yüz yıl sonra gelenler, bugünün şeylerine ihtiyaçları kalmadığın da, bizler için diyecekleri aynen şu olacaktır; Onlar TIP 'a tapıyorlardı !...
Tapınakları hastanelerdi !...
En büyük Tanrıları da PA-RA! idi !... Tapınakları, sunakları, ibadetleri, rontgenleri, mr'ları, cihazları vs. vs. vs.
Geçmişin tılsım, muska, vs.leri gibi, bunlarda bugün bizim VİZYON kutsallarımızdır.Tanrılar Vizyonik sihirbazlardır.
Her çağ farklı vizyona bürünürler.
Herkesi gizli olarak tapındırırlar.
O yüzden onlara, Tanrılar denmiştir.
Tanrılar laf olsun diye, Tanrı olmazlar!
Her devirde Tanrılığın hakkını verirler! PA-RA! cümlemizi korusun!
( Lazım değil, almiim!)
----- o -----
Bir şehrin üstüne çökmüş karartı ve sisler gibi, düşüncelerin de üstüne sisler çöküyorsa, orada şundan da bahsedilmesi gerekir.
"Hayaller ve Hayaletler"
Medeniyetleri yöneten bunlardır.
Hayaletlerin yönetici, hayallerinde yönetilen olduğu bir yerde, aslında herkeste mutludur. Mutlu oldukları içinde hayallerin sunduğu çözümden başka bir çözüm yoluna da tevessül etmezler.
Hayalin gerçekleri de hayalin içeriğine göre olur ki, herkes aynı şeyleri yaptığında, kimse onun bir hayal olduğu bilincine eremez !...
Herkeste aynı şeyi yapıyorsa, o şey otomatikman doğrudur!!
Doğruyu herkes yapar çünkü !... bitti... bu kadar basit !...
Tanrıların istediği tam da budur!
Üzerinde şüphe bile duyulmayacak kadar DOĞRU olan herkesin, kabullendiği, destek verdiği, güç verdiği, içinde olduğu, basit ama asla YANLIŞ olmadığını düşündüğü şeydir. O şeyin adı,
TIP! Bundan daha doğru bir şey olabilir mi?
Herkes yapıyor, teşvik ediyor, burnu aksa koştuğu yegâne yer!
Doğru olmasını bile düşünmeye gerek kalmayacak kadar doğru, işte bu!
Kendi sorunlarınızla, kaprislerinizle, sanal ideolojilerinizle, bir birinizi suçlayarak boğuşun ki BİZLERİ UNUTUN!
İnsanın insanı suçladığı bir yerde, TANRILAR ZATEN SUÇLU DA OLAMAZ!
Helede onlar BİLİNMİYORLARSA, GİZLİLERSE, bu KAOS'tan ONLAR daha güçlenmiş olarak çıkarlar.
Tanrılar şöyle diyebilirler, " İtler ürüyor, kervanımız yürüyor!"
KAOS Tanrıların gücüne güç katar!
Sistemleri daha gelişir ve mükemmelleşir.
Ve en önemliside İnsanlar TANRILARA DAHA ÇOK MUHTAÇ OLURLAR.
Tanrılara koşarlar ama Tanrı olduğunu bilmezler!
Geçmişte Tapınaklara gitmek insanlara İYİ gelirdi, şimdi de en ufak bir sorunda zamane Tapınaklarına koşmak insanlara İYİ geliyor.
Ee! korku filan yüzünden de gidilir ki zaten hep bir endişe, panik hali olması normaldir, korku Tanrıların yegâne MİSYONUDUR
Amman! sabahlar olmasın!
Bu Muhabbet bâki kalsın!
Apollo, Ares, Artemis, Poseidon, Athena, Zeus, Hades, Hermes, Hygieia, Panakea, İştar, Afrodit, Venüs, Lilith, Sin, Selene, Lat, Uzza, VS. Tarihin tozlu sayfalarının Mitolojik Tanrıları, VİZYONİK takla ile, Teknolojik Tanrılar olarak, tekrar aramızdalar mı?
Hiç bir zaman, hiç bir yere gitmediler mi?
Geçmişin başka bir boyutunu mu yaşıyoruz?
Yok artık !!...
Tabi istisnalar da yok değildir, herkesin yaptığı doğru değil diyenler/yazanlar her daim olacaktır/olmuştur.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

23-12-2016, 04:22
|
 |
Super Moderator
|
|
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
|
|
Sonuç olarak
|

23-12-2016, 09:08
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 343
|
|
Kardeşim işin esası şu:
Evet, un-şeker-yağ geçmişte bol bol tüketilmiş.
Ama devir farklı.
Mesela sabah kahvaltısı gerekli bir öğün değildir. Özellikle sanayi devriminden sonra insanlık açısından evrensel nitelik kazanmaya başlamış olabilir. Ama bugün sabah kahvaltısı gerekli değildir dediğinde, bön bön suratımıza bakılıyor.
Halbuki, evrimsel süreç içinde olmayan bir şey.İnsanlar, acıkınca yermiş. Sabah şart değil. Zaten öyle bir kültüre de yokmuş.
Geçmişteki insanların beslenmesi(geriye doğru gittikçe), intetmittent fasting e yakın. Yani günün çoğu aç, kalan birkaç saatte avla beslenme şeklinde.
Tarım düzeninde de sürekli yemek yok sanırım.
Eğer günün çoğunu aç geçirir ve sadece belli saatlere yemek sığdırırsanız, un-şeker ve yağ zararlı olmaz.
Ama günümüz modern dünyası, genelde 3 öğünü(hatta 5-6 öğünü) dayatıyor adeta. Bu noktada, un-şeker ve yağ çok sağlıklı değil.
Özellikle şekerin vüduda hiç aça hiç yararı yok. Damak tadı sadece. Ama götürüsü fazla olabiliyor.
Yağ ise, vücut için elzemdir. Özellikle yağ kaybetmek için yağ almalısın ama bu sağlıklı yağlardan olursa çok daha faydalı.
Un ise(hamur işleri) kararında oldukça sorun yok.
|

23-12-2016, 09:11
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 343
|
|
Bu yağ konusunda ben kuru yemişleri, hindistan cevizi yağını ve zeytinyağını tercih ediyorum genelde. Ama tereyağını da ara ara tüketirim, tavsiye ederim.
Ayçiçek yağı ve mısır yağından ise uzak durma eğilimindeyim.
|

23-12-2016, 12:02
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.928
|
|
Tanrılara takla da attırdın sevgili üstadım 
Sistem hakimleri yememize-içmemize varana kadar her şeyi tanrılaştırdı konusu için güzel bir anlatım olmuş, hatta her zaman olduğu gibi yine şiir tadında dalmışsın konuya.
Sizin de degindiğiniz gibi müritler olmazsa din de tanrı da olmaz. Onları yücelten, onlara ilahi kudret veren yine bizleriz. Zaten işin trajikomik tarafı da işte tam burası, hem her ihtiyacı tanrılaştırıyoruz, tanrılar bize vurduğu zamanda "Bana kim vurdu lan!" deyip yanımızdakine saldırıyoruz...
|

23-12-2016, 13:41
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Pyrrhon´isimli üyeden Alıntı
Sonuç olarak
|
Eyvallah. 
------------------------------------
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Kardeşim işin esası şu:
Evet, un-şeker-yağ geçmişte bol bol tüketilmiş.
Ama devir farklı.
|
Sevgili NickMickyok,
İnsan ömrünü bu kadar uzatmaya başladıkları ve tabii caizse sineğin yağını hesap ettikleri için, kolayca bunları gözden çıkarttılar, oysa insanlık bugünlere bunlarla geldi ama bunlarla ileri gitmeyince, ömrü ne olacak bu meçhul aslında. Uzun vadede evrim denilen şey bile çökebilir, zira BAĞIŞIKLIK sitemi iptal gibi artık neredeyse, TIP ba iyice mahkum olan insanlar olarak ilerler anca, ki zaten bu şimdiden böyle oldu.
Tarım toplumundan, Kimyasal bir topluma göç ettik!
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Mesela sabah kahvaltısı gerekli bir öğün değildir. Özellikle sanayi devriminden sonra insanlık açısından evrensel nitelik kazanmaya başlamış olabilir. Ama bugün sabah kahvaltısı gerekli değildir dediğinde, bön bön suratımıza bakılıyor.
|
Yani, illada gerekli olması gerekmiyor, eskiden adam tarla tapan sürecekse, evinden güçlü çıkmak için sabah yer bir şeyler, hemde sağlam yer ki akşama kadar idare etsin.
Yaşlılarla çok konuştum ben, eskiden bizler sabahları, çoğunca çorba ve akşamdan kalan yemek ne ise onu yerdik derlerdi, Çay bile mesela 60 lar içinde Rize de ilk başlıyor, ondan öncesinde çayda pek yok, olsa bile herkes alamıyor olsa gerek, ya da bu kadar sık tüketilmiyordur.
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Geçmişteki insanların beslenmesi(geriye doğru gittikçe), intetmittent fasting e yakın. Yani günün çoğu aç, kalan birkaç saatte avla beslenme şeklinde.
Tarım düzeninde de sürekli yemek yok sanırım.
Eğer günün çoğunu aç geçirir ve sadece belli saatlere yemek sığdırırsanız, un-şeker ve yağ zararlı olmaz.
|
Eski insanların yemeden pek öyle uzun süre aç kalacaklarını aslında ben pek sanmıyorum, zira onları enerjiye bizden daha çok ihtiyaçları vardı, yemek yemekte enerji demekti zaten.
Günümüzde o kadar enerji gerekmiyor, doğrudur, o yüzden daha az yenebilir, lakin tümden "kara liste" işte buna ben karşıyım.
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Özellikle şekerin vüduda hiç aça hiç yararı yok. Damak tadı sadece. Ama götürüsü fazla olabiliyor.
|
Şeker enerji demek, insanı canlandıran bir şey, öyle ki geçmişte " Nabza göre şerbet" deyimi bir tedavi şekliydi, insanlar adeta şeker ile de tedavi edilirlerdi.
Aslında şekerin bu kadar tukaka ilan edilmesi de tam da bu yüzden, zira kanser hücreleri de bu enerji ile besleniyorlar, o yüzden kanser tedavilerinde ilk şekeri kestiriyorlar.
Tabi şeker kesilince hastanın mecali de kalmayacaktır onuda vitamin hapları mineraller ile takviye edecekleridir. Sektör bunların çözümlerini paketleme yaparak, bünyesine çoktan kattı zaten.
Bu gün pekmez gibi bir şey bile yasaklanma derecesine geldi, geçmiş illaki un ve benzerlerini tüketmedi ki, meyveleri de kurutarak, kaynatarak çeşitli hallerde de kullandılar, ve bunları da yüzlerce yıllık bir gelenek ile yaptılar ama bu gün çıkıp birileri "çok zararlı" diyebiliyor.
3-5 kitap fazla satacam, bir kaç kişi fazla muayene edeceğim diye, geçmiş bu kadar kolay çöpe atılmamalı, yazıda da dediğim gibi PA-RA! hizmetkârı olunca böyle oluyor maalesef.
Pyrrhon´isimli üyeden Alıntı
Yağ ise, vücut için elzemdir. Özellikle yağ kaybetmek için yağ almalısın ama bu sağlıklı yağlardan olursa çok daha faydalı.
Un ise(hamur işleri) kararında oldukça sorun yok.
|
Azı karar, çoğu zarar, ortası yarar! mesele zaten bu, lakin toptan yasaklamak çok faklı bir şey.
Geçen bir araştırma okudum, sanırım Hacettepe üniversitesi yapmış.
İnsanlar bu kadar uyarı ve ikazlara rağmen neden hâlâ ekmek yiyorlar diye, çıkan sonuç kısaca ekmek yerken " mutluluk hormonu" salgılanıyormuş, altta yatan sebep bu.
Çikolata mesela, 1900 lerin başlarına kadar trenlerde yüksek enerjisi yüzünden yakıt olarak kullanıyormuş. Onuda yiyince mutlu olan çok.
Açlıktan başı dönen, bir şeker çikolata ile hayata yeniden dönüyor adeta.
Geçmişi bu kadar kötülemek hakikaten çok yanlış, madem bu tohumlar filan değişmiş, ürünler eski ürünler değil, bunları iyileştirme yapsınlar, yok... illa kötülemek bu çok kolay, farklı konuşmakta marjinal bir görüntü oluyor, öyleyse devam.
------------------------------------
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Tanrılara takla da attırdın sevgili üstadım 
|
Ne mümkün onlar bize attırmış, taklaya gelen biziz, ben de dahil.
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Sistem hakimleri yememize-içmemize varana kadar her şeyi tanrılaştırdı konusu için güzel bir anlatım olmuş, hatta her zaman olduğu gibi yine şiir tadında dalmışsın konuya.
|
Eyvallah.
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Sizin de degindiğiniz gibi müritler olmazsa din de tanrı da olmaz. Onları yücelten, onlara ilahi kudret veren yine bizleriz. Zaten işin trajikomik tarafı da işte tam burası, hem her ihtiyacı tanrılaştırıyoruz, tanrılar bize vurduğu zamanda "Bana kim vurdu lan!" deyip yanımızdakine saldırıyoruz...
|
Yani böyle oluyor hep, görünen o, acı olanda bu.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

23-12-2016, 14:13
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 343
|
|
Benden aldığın son alıntıyı Pyrrhon´a atfetmişsin
Açıkçası ben çok yiyen bir insanım(Normal bir insanla kıyaslanmayacak kadar çok yiyorum). Ama çok ağır sporlar yapıyorum ve bu yüzden bana şart.
Ama şekeri hayatımdan çıkaralı yıllar oldu.
Un ve yağ ise, aynen devam ediyor. Sadece kızartmalarda, zeytinyağı yerine hindistan cevizi yağı kullanıyorum.
Ama doktorların, sırf para kazanmak uğruna saçma sapan reklamlara girdiği doğru. Kitapları satsın diye, 30 günde 10 yaş gençleşin, diye başlıklar atıyorlar.(Böyle bir başlığa sahip bir kitap var ve ayaküstü okumuştum  )
Yazdıkları da bildiğimiz şeyler. Omega 3 , zeytinyağı vs...
|

23-12-2016, 14:16
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
Hangi tv kanalını açsanız, un, şeker, yağ yemeyin diyen bir şovmen illaki bulursunuz, durum öyle bir hal aldı ki o zararlı, o tehlikeli, aman onu yemeyin, bunları hiç yemeyin diye güya insanları bilinçlendirme adına bir furyadır koptu gidiyor.
Detaylara girmeye hiç gerek yok, medyalar aracılığıyla adeta bunların bombardımanı altındayız.
Neolitik devrim deyince çok bilinmez belki ama Tarım toplumu deyince az/çok herkes duymuştur, bundan 10bin yıl önceleri insanlar ilk tarımsal faaliyetlere başlıyorlar ve beslenme problemine uzun vadeli harika bir çözüm buluyorlar, öyleki bu çözümleri gelişerek bu güne kadar geldiği gibi, o günlerde de gerek stoklanması, gerek verdiği enerjileri, gereksede uzun süre dayanması gibi artıları ile Neolitik devrim bugün ki medeniyetin temelini oluşturuyor.
Bugün kimse diyemez ki Neolotik devrim yanlıştır, insanlar tarımla uğraşarak hata etmiştir, hepsi kanserden ölmüştür, diyabetten kırılmıştır, kilolardan yerlerinden kalkamamışlardır vs diyemez.
Derse bu anca "hayal" olur.
veya yok sayarak tezler sunarsa gene "hayal" kurmuş olur.
Ama tv lere çıkıp un, şeker, yağ yemeyin diyorlar.! Alın işte "ham-hayal" İnanmayınız !...
|
Sevgili Felasife,
Pek bir dertli gordum seni.
Hayir ortalama zekaya sahip hic kimse, buna bilim de dahil, tarim devrimine yanlis demez. Tarimla ugrasmak da yanlis degildir ayrica. Ancak canli metabolizmasinin evrimi ortada. Mesela hicbir ebeveyn, kucuk cocugunun agzina hasbelkader kacan gazete, kagit vs. parcasini cikarmadan rahat edemez. Veya yetiskinler, tabagina iki cilt metin koyup, yemeye kalkmaz. Sunun surasinda iki-uc avuc leblebi tozunu farkli sayida insana yedirmeye kalksan, aralarinda yuzleri kirmizidan mor'a renkle suya kosturan, oksuren, tiksiran insanlar gorursun. Tarim devrimi insanlik icin onemli bir adimdir ve tarimla birlikte (urettigini tuketmesi sebebiyle) bircok sorun basgosterir. Bu yanlis midir? Tabi ki degildir. Saykil'in dogasi geregi.
Basit ornek verelim; bahsettigin donemlerde daha organik diyebilecegimiz (daha az ve dogal kirlenmis) topraktan cikan urunleri tuketiyorlardi. Buna karsilik agaclardaki meyvalar veya bir kisim sebzeler, daha cazipti, tatli, yumusak, sulu vs. olmasi sebebiyle. Hala da boyle.
Mesela Sokratesti(yanilmiyorsam), arpa ekmegini pek tatsiz, tutsuz, yavan vs. bulmustur ve domuz yiyecegine benzetmistir, dunya ekmek tarihcesine veya tahillarin tarihcesine bakarsan. Insanlik bir noktadan sonra, dogal halinden farkli kimyasal beyazlatilmis unlara donus yapmistir. Tam tahilli veya eski usul urunler klasik nostalji halini almistir neredeyse.
Bu bugun de boyledir degismez, yani filanca miktar islenmis undan elde edilmis ekmek tuketmek yerine, birkac haslanmis/kozlenmis patates ile de giderebilir bu sorunu insanlar. Ancak bahsettigin sekilde, un , seker, yag yemeyin gibi baskin propoganda varsa sayet ulkede, kuskusuz oraninda(abartmamak kosuluyla) yendigi surece sorun yok. Nedir ki cagin insani lavaboya dahi arabayla gider halde neredeyse.
Yani sitemini anliyorum, ancak burada sadece tip suclu olamaz, salt tibbi hedef almak tarafgirlik olur. Sen mesela, atiyorum Turkiye'den cikip yuruyerek, onlarca gun, hatta onlarca ay, baska bir ulkeye giden insan gorebiliyor musun? Ben goremiyorum. Demek ki tarim devrimi, beraberinde egitibilir hayvanlara yonelik evcillestirmeyi de paralelinde ongorur insanlik tarihinde.Mesela kopekleri evcillestirmeden once, eski tur domuzlari kullanmis insanlik. Bir benzeri atlarin, eseklerin vs. tasima, tarim vs. bakimindan evcillestirilmesi. Ardindan gelen insanliga iliskin devrimler ve urunleri.
Bugun din, tanri Allah,God, Yahve, Krisna, Budha vs. isimleri ile insanlari aldatip somurenler,deve, esek, at vb. mevcudiyetine ragmen, iki ayaginin ustunde yuruyup,luks arabalara, ucaklara, jetlere vs. binip gidiyor. Yok efendim peygamber efendimiz, yerde oturup bagdas kurar, elleriyle yemek yerdi deyip aglamasina(!) ragmen, parmak mevcudiyetine ragmen, bilmemne marka kasik catal takimi ile yemegini tuketiyor, bunu da yaparken bilmene marka masa, sandalye kullaniyor, yine bilmemne marka fabrika urunu halilarin uzerinde.
Tabi ki haklisin, kilolardan kiriliyorlardi, diyabete batmislardi falan filan diyemez, o zaman tarim yapiliyordu, insanlar hareket ediyordu dogada en azindan, henuz konserve kutusu misali apartmanlara tikilmamisti. Kalorifer, elektrikli klimalar, kombiler vs. yerine odun veya komur sobasi vs. vs.kullaniyordu. Sunun surasinda, eski insanlarin kullandigi bugunku modern adiyla somine, eski adiyla ocak bile luks kabul ediliyor mesela bina yapiminda. Dogal salgin hastaliklardan etkileniyorlardi daha ziyade.
Iste biz ulke olarak, kendi tibbimizi yeterince gelistirip, ciddi butce ayirip uretebilmis, kendi cografik ve demografik yapimiza iliskin belli bir seviyeye cekebilmis olsaydik, bugun disardan ithal filanca ulke vs. tipi saglik formulleri bombardimani altinda kalmazdik. Yoksa bizim ulkemizde de yuksek irtifada yeterince tuz vs. var, ama amac bilmemnereden tuz lambasi getirip satmak, pazarlamak olunca, bizim yuksek irtifadaki tuz'lar veya yakilip teneffus edilecekler listesi gume gidiyor.  Istisnalar disinda, immun sistem iptal etmez kendini uzulme, surekli gunceller ve evrime entegre olur. Besleniyorsun cunku kesintisiz sekilde. Hani, su bile icsem yariyor, hava alsam yariyor diyorlar ya o cinsten.
Kahvalti mesela, kahvalti insanlik tarihinde onemli bir ogun olmus hep. Ha eskiden corba icerken, sonradan hayvan urunleriyle zenginlestirilmis. Ama yok olmus degil hala, sabahin korunde gidilen corbacilar vs. Cay'in tarihcesi de oldukca eski, yalnizca kullanilan caylar farkli mesela bize ozgu olan klasik cay, nane/limon/mercankosk vb. lokal caylar.
Seker desen ona keza. Envayi cesit pekmez'in suyu mu cikmisti ki, islenmis sekere, yapay tatlandiricilara dondu insanlik? Hal boyle olunca fazla seker, fazla enerji demek ama ayni zamanda dikkat daginikligi da onemli bir sorun haline geliyor.
|

23-12-2016, 15:25
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Neva´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Felasife,
Pek bir dertli gordum seni.
|
Doğru görmüşsün sevgili Neva, kesinlikle bu konuda çok dertliyim, ben 10 yıldan fazladır hastalığımla ile ilgili bir sitede biliyorsun, hem yönetici hemde üyesiyim, bu konularda öyle tartışmalarımız, öyle kafa patlatmalarımız oldu ki ne desem az olur.
Aslında olay korkunç tarafı hasta olmaktan ziyade, " Hastalık psikolojisinde" insanlar artık bu psikolojiye girdiler, hemen öleceğim, mahvolacağım vs. ler ile yaşıyorlar.
Hastalıksız, mikropsuz, bakterisiz bir dünya yok ki?
Lakin bu kadim değerlerle oynayıp, bilinç altına korkular yerleştirmek, konusunu çok iyi becerdiler, şimdi olay koptu gidiyor.
O yüzden dertliyim, doğru, çok mantıksız işler olmakta, devasa hastaneler açılmasından bahsediliyor ki zaten çoğuda böyle halı hazırda, insan ömrünü UZATMAK zaten matah bir şeymiş gibi, bunun için çalışıyorlar.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Hayir ortalama zekaya sahip hic kimse, buna bilim de dahil, tarim devrimine yanlis demez. Tarimla ugrasmak da yanlis degildir ayrica.
|
Yani, insanlığın bulduğu en güzel çözüm, bence yazı kadar, matematik kadar önemli, hatta dahada önemli, çünkü hayatta kalma, üreme, nesil devamı ki bugünler, o günler olmasa mümkünde olmazdı.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Mesela Sokratesti(yanilmiyorsam), arpa ekmegini pek tatsiz, tutsuz, yavan vs. bulmustur ve domuz yiyecegine benzetmistir,
|
Eheh, beğenmemek her zaman geçerlidir, eyvallah.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Yani sitemini anliyorum, ancak burada sadece tip suclu olamaz, salt tibbi hedef almak tarafgirlik olur.
|
İllaki tarafgirlik, aslında hedef küçültme, mesela sistem suçlu dersen, bunu zaten herkes diyor, neticede dünya kötü, kocaman bir dünya, burada suç kavramı bu devasa yapı için de yok oluyor, adeta gizleniyor.
TIP o yüzden hedefi küçültme, hedefi belirleme için iyi, yoksa ben olayı çok daha devasa bir yapı içinde de alabilirdim ama bu okyanusta kaybolmak gibi, uzayda kaybolmak gibi bir şey olurdu/oluyor. Bunun anlatımı çok çok daha zor, anlaşılması da zor tabi.
O yüzden hiç uzaklara, sonsuzlara gitmeye gerek yok, zaten yıllardır da içinde olduğum bir yapı, işleyişi konusunda da bilgim var.
Hasılı böyle bir tablo olması, çokta masum olmadığı içindir.
Öte yandan kim masum ki denirsede zaten kimse de kalmıyor. Lakin işin içinde DOĞANIN ayarlarıyla da oynanması var ki, zaten meselenin diğer ayağıda budur, insan yaşamını uzatmak, başka bir cinayet işlemek ama gören yok.
Böyle bir "görmemezlikten" gelme olamaz.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Bugun din, tanri Allah,God, Yahve, Krisna, Budha vs. isimleri ile insanlari aldatip somurenler,deve, esek, at vb. mevcudiyetine ragmen, iki ayaginin ustunde yuruyup,luks arabalara, ucaklara, jetlere vs. binip gidiyor. Yok efendim peygamber efendimiz, yerde oturup bagdas kurar, elleriyle yemek yerdi deyip aglamasina(!) ragmen, parmak mevcudiyetine ragmen, bilmemne marka kasik catal takimi ile yemegini tuketiyor, bunu da yaparken bilmene marka masa, sandalye kullaniyor, yine bilmemne marka fabrika urunu halilarin uzerinde.
|
He, mukaddes insanlar mukaddes şeyler yerler (zıkkımın pekini yesinler  )
Neva´isimli üyeden Alıntı
Tabi ki haklisin, kilolardan kiriliyorlardi, diyabete batmislardi falan filan diyemez, o zaman tarim yapiliyordu, insanlar hareket ediyordu dogada en azindan, henuz konserve kutusu misali apartmanlara tikilmamisti. Kalorifer, elektrikli klimalar, kombiler vs. yerine odun veya komur sobasi vs. vs.kullaniyordu. Sunun surasinda, eski insanlarin kullandigi bugunku modern adiyla somine, eski adiyla ocak bile luks kabul ediliyor mesela bina yapiminda. Dogal salgin hastaliklardan etkileniyorlardi daha ziyade.
|
İşimiz zor vesselâm.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Yoksa bizim ulkemizde de yuksek irtifada yeterince tuz vs. var, ama amac bilmemnereden tuz lambasi getirip satmak, pazarlamak olunca, bizim yuksek irtifadaki tuz'lar veya yakilip teneffus edilecekler listesi gume gidiyor. 
|
Ben artık Çankırı kaya tuzu kullanıyorum, deniz tuzuda iyi, market tuzları TUZ DEĞİL, başka bir şey olmuşlar artık.
Aynen, te Himalayaların tuzunu satmak için, kaya tuzlarını bile kötülemişler, yuh gerçekten. Ayrıca kaya tuzu lambası (bi türlü alamadım) çok daha hesaplı ve aşağı da değil.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Istisnalar disinda, immun sistem iptal etmez kendini uzulme, surekli gunceller ve evrime entegre olur. Besleniyorsun cunku kesintisiz sekilde. Hani, su bile icsem yariyor, hava alsam yariyor diyorlar ya o cinsten.
|
İş immun-sisteme kalsa iyide ona bırakmıyorlar ki derhal müdahale.
Mesela benim tansiyon ortalama 160-170 ler de bunun için hiç dr. da gitmedim.
Gitmeme de gerek yok zira vücut bu çıtayı yükseltmiş ve bende izin veriyorum, ellemiyorum.
Dr. a gitsem hemen ilaç ve 120 lere düşen bir tansiyor, ohh ne güzel diye bir düşünce.
Oysa en ufak bir eylemde vücut onu gene 160-170 lere hatta daha yukarısına çıkartacak, aslı bu çünkü, tabi birden 120 lerden 200 lere çıkan bir tansiyon kişide ŞOK yapıyor, sonrası zaten acil.
Diyabet meseleside böyle aslında, şok düşüş ve ardından şok yükseliş. Oysa bırak 200-300 ler de seyretsin, tek bir insan tip yok ki ama tek biri insan tipine göre değerlendiriliyor.
Kimse o insan çok merak ediyorum ben.
Diyeceğim iş İmmun-sisteme kalsa ama kalmayacak, onu bile baskılayan ilaçlar var, bizde kullanıyorlar mesela veya organ nakli yaparken vücut o organı reddetmesin diye anti-TNF çakıyorlar.
Sıfır bağışıklık sistemi, aslında sıfır bağışıklık sistemi ile de yaşanıyor, ona bile gerek görmezler ileride bu gidişle.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Kahvalti mesela, kahvalti insanlik tarihinde onemli bir ogun olmus hep. Ha eskiden corba icerken, sonradan hayvan urunleriyle zenginlestirilmis. Ama yok olmus degil hala, sabahin korunde gidilen corbacilar vs. Cay'in tarihcesi de oldukca eski, yalnizca kullanilan caylar farkli mesela bize ozgu olan klasik cay, nane/limon/mercankosk vb. lokal caylar.
Seker desen ona keza. Envayi cesit pekmez'in suyu mu cikmisti ki, islenmis sekere, yapay tatlandiricilara dondu insanlik? Hal boyle olunca fazla seker, fazla enerji demek ama ayni zamanda dikkat daginikligi da onemli bir sorun haline geliyor.
|
Eyvallah.
Gün boyu oturan birinin zaten fazla şekere de bir ihtiyacı olmaz, ama nedir, tamamen de kaldırıp atılmaz.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

23-12-2016, 15:39
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Benden aldığın son alıntıyı Pyrrhon´a atfetmişsin 
|
evet sevgili Pyrrhon'un alıntısı karışmış, düzenleyemiyorum süre geçmiş anlaşılan.
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Açıkçası ben çok yiyen bir insanım(Normal bir insanla kıyaslanmayacak kadar çok yiyorum). Ama çok ağır sporlar yapıyorum ve bu yüzden bana şart.
Ama şekeri hayatımdan çıkaralı yıllar oldu.
Un ve yağ ise, aynen devam ediyor. Sadece kızartmalarda, zeytinyağı yerine hindistan cevizi yağı kullanıyorum.
|
Birde bazıları hiç sevmez filan şekeri o yüzden doğrudur, içinizden geldiği gibi yapın. Ama zaten sporla da uğraşıyormuşsunuz ki size enerji daha fazla lazımdır. Yemeği kısıtlamayın tabi.
NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Ama doktorların, sırf para kazanmak uğruna saçma sapan reklamlara girdiği doğru. Kitapları satsın diye, 30 günde 10 yaş gençleşin, diye başlıklar atıyorlar.(Böyle bir başlığa sahip bir kitap var ve ayaküstü okumuştum  )
Yazdıkları da bildiğimiz şeyler. Omega 3 , zeytinyağı vs...
|
Yani değil mi sağlıkla yaşamak varken, kastırıp gençlik ile, rejimlerle yaşam dizayn eden genç olsa ne olur ki, hayatı kaçırmış adam, ayrıca yaşlanmak zaten doğal bir süreç, bununla savaşmak, hiç mantıklı değil bana göre.
Ondan sonra hijyen takıntıları, sağlık korkuları derken, ÇÖKÜK bir psikoloji kalıyor geriye.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:58 .
|