Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrimi evirmek!
Felâsife
25-02-2017, 11:16
Bilim, Evrim'i sadece Keşfetmiştir, henüz onu anlayamamıştır!
Bu keşfettiği şeyin boyutlarını anlamadığı içindir ki neredeyse yaptığı tüm işleri Evrim'in aleyhine olmuştur.
Thomas Malthus'un An Essay on the Principle of the Population (Nüfus Prensibi Üzerine Deneme) adlı yazısı Darwin için önemli bir esin kaynağı oldu. Malthus bu yazısında insan nüfusunun aslında çok büyük bir hızla (her 25 yılda ikiye katlanarak) çoğalma potansiyeli olduğunu, ama hastalık, savaşlar ve açlık sayesinde nüfusun kontrol altında tutulduğunu anlatıyordu.
Darwin, aynı prensibin tüm organizmalara uygulanabileceğini farketti.
Tüm canlı türleri, mevcut kaynakların izin verdiğinden çok daha fazla yavru üretiyor, yavrular arasında "zayıf" olanlar çok geçmeden ölüyor, "güçlü" olanlar ise hayatta kalarak yeni yavrular meydana getiriyor ve kendilerini "güçlü" yapan özellikleri yavrularına aktarıyorlardı. Böylece türler nesilden nesile değişerek çevrelerine daha iyi uyum sağlıyorlardı.
Bu teorisini ilk defa 28 Eylül 1838'de günlüğüne yazdı.
Charles Darwin (https://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin)- Wiki
Evrim güçlü olanın hayatta kalmayı hak ettiği bir sistemdir, bu sistemi bozmaya çalışmak, herkese, özelikle de zayıf olana bile hayat hakkı tanımak, Evrim'i anlamamak demektir.
Evrimi anlayan insan, Evrim'i yok etmeye çalışmaz. Doğal seçilime müdahale etmez!
Her canlı türü, yaşaması mümkün olandan daha fazla birey doğurduğundan, ve bunun sonucu olarak sık sık tekerrür eden bir hayatta kalma savaşı mevcut olduğundan, yaşamın karmaşık ve zaman zaman değişen koşullarında kendisine fayda sağlayacak herhangi bir değişikliğe sahip olan her canlı, hayatta kalmada daha yüksek şansa sahip olacak ve doğal olarak seçilecektir. Kuvvetli kalıtım prensibi sayesinde, seçilen her cins kendi yeni ve değişik formunu yayma eğiliminde olacaktır.
Charles Darwin (https://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin) - Wiki
Artık ortada doğal bir seçilimde kalmamıştır, doğal bir şey kalmamıştır, doğal olarak seçilmeyen zayıf insanlarda, geleceğe bu zayıf genlerini taşımaktadırlar, bunun adı doğal seçilim zaten olamaz, olsa olsa suni seçilim olur. Bilim artık doğmayacak olanı doğurtuyor, ölecek olanı öldürtmüyor, zayıfı yaşatıyor, daha olmadı bu zayıf genleri geleceğe taşıtarak, nüfusları katlata katlata ilerliyor, ki dahada katlanacağı geridedir, ve tüm bu müdahaleleri de AŞK ile yapıyor.
Ne AŞK ama!
Modern bilim Evrime inanmıyor, onu tanımıyor, onu bilmiyor, eğer bilse idi Evrimle bu denli bir savaşa girmezdi.
Evet, Evrim yavaş ilerler, acımasızdır, herkese yaşam hakkı vermez, sadece güçlü olanın yaşama ve üreme hakkı verir ki, Evrim binlerce, milyonlarca yıldır bu şekilde bu günlere gelmiştir. Bu onun aslında ne kadar mükemmel olduğunu da gösterir.
Yeryüzünde başka hiç bir denenmişlik, hiç bir teori, hiç bir labaratuvar testi, onun bu mükemmelliğine karşı kullanılamaz, onu yanlışlayamaz.
Evrim, kararlılığını yaşayarak ispat etmiştir, bu mükemmeli veren bir sonuçtur.
Fakat insan bu mükemmelliği yanlışlamak için var gücü ile çalışıyor. Bunu da bizzat bilim ile yapıyor!
Darwin bu teorinin böyle yanlış kullanılacağını, ya da içinin boşaltılıp tamamen aleyhinde çalışılacağını bilseydi, acaba ömürünü gözlemlerle geçirir miydi?
Dr. olmuş içi rahat etmemiş, Teoloji okumuş içi rahat etmemiş ve kalbinin sesini dinleyerek, kendini doğaya vakfetmiş, doğayı gözlemlemiş.
Darwin yanlış bir şey yapmamış, dikkat çekmiş! "Güçlü olan hayatta kalır!" demiş, bu doğada böyle çünkü, Darwin görmüş bunu, gözlemiş bunu.
Fakat sonradan gelenler, hayır ne münasebet zayıf olan da hayatta kalır dercesine, önce İnsan demiş!
Thomas Robert Malthus 'ta yanlış bir şey dememiş, o da bu tehlikeli potansiyele dikkat çekmiş!
Uygun şartlarda herhangi bir kısıtlayıcı faktör (salgın vb.) yoksa, popülasyon geometrik dizi biçiminde artar (2, 4, 8, 16, 32, 64, ...),
Oysa besin maddeleri aritmetik dizi biçiminde artar (1, 2, 3, 4, 5, 6, ...).
Doğada aradaki bu fark, popülasyonda bazı bireylerin ölümlerine neden olur ve bir denge sağlanır.
Thomas Robert Malthus (https://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Robert_Malthus)- Wiki
Nerede denge?
Doğanın kaynakları kısıtlı, bu yüzden istese de herkese yaşam hakkı YOK demektir bu, kaynaklar sınırsız olsa bile, yaşam sadece GÜÇLÜ olanların hakkıdır. Bu güçte yanlış anlaşılmasın, genetik olarak size gelen mirasın verdiği güçtür bu, yoksa Bilimin müdahale ettiği kontrolsüz gücü kast etmiyorum.
Fakat insan ne yapmış, nüfusları katladığı gibi, bitkilerin ve hayvanların genleriyle de oynamış, onlara da ayar çekmiş. Çekmeye de devam ediyor.
Yiyecek yoksa yaşam yok!
Bunu çok iyi biliyorlar ama bile bile bununla da oynamışlar.
Her şey İNSANI çoğaltmak için, anlamsız bir şekilde çoğalmak, kontrol yok, ideal yok, amaç yok, çoğal da çoğal, kör bir istilâ bu.
Artık ortada bir denge kalmamış, Bilim adeta bu dengesizliği, nasıl daha dengesiz yaparım diye, doğa ile anlamsız bir yarışa girişmiştir.
Evrim yanlış yaptı, biz en doğrusunu yapacağız!
Sonuç;
Bir sonuç yok ortada, "Evrim evrilmiş, içi boşaltılmış" olan bu.
Bir zamanlar klasik bilim yapılıyormuş, güzelmiş ama sonradan modern bilim bunu, adeta elinin tersiyle itmiş. Evrim'i savunuyor görünmesi de bir kılıf, kamuflajdan başka bir şey değilmiş.
Böyle Evrimcilik olur mu?
Keşfettiğiniz, inandığınız, bildiğiniz şeyin aksine çalışma yapamazsınız! onu yanlışlayamazsınız! onu yıkmaya çalışmazsınız! bu kendinizi de inkar olur.
Sözün özü, Bilim, Evrimi keşfetmiş ama boyutlarını anlamadığı içindir ki doğala zarar vermiştir, eğer anlamış olsaydı aleyhte böyle çalışmalar yapmaz/yapamaz nüfusları da böyle katlamazdı.
Dini taraf meseleyi zaten hiç anlamamış, onlara göre Evrim zaten saçma bir şey ama Bilim, bunu sözde kabul ettiği halde, özünde asla kabullenememiştir.
Çok tuhaf gerçekten.
Bu konuya Tasavvufu katmak istemezdim ama mecuburen katacağım, Tasavvuf der ki; "Tecelli sonradan anlaşılır!"
Burada tecelliden kasıt Tanrı da değildir, Keşftir, zira Tasavvufun da kendine hâs Keşfî durumları vardır, ve ne keşfedersen keşfet, bunu sonradan anlayacaksın! der Tasavvuf.
Önce Keşf, sonra İspat gelir.
Bu Tasavvufî altın bir ölçüdür, Keşf ve İspat olmazsa olmazdır.
Bu bir insanda 3 günden 40 yıla kadar süren bir zamandır , bazı meseleler, keşfedilse bile geç anlaşılır. Çokları bu meselenin ne olduğunu bilmez bile, tasavvufçuyum deyi eser gürlerler.
İnsanlık Evrimi keşfetti, doğrudur ama henüz anlamadı (bunu çok rahat bir şekilde söyleyebilirim) neticede yapılanlar ortadadır.
----- 0 -----
Bir insan keşfettiğini ON yıllarla anlar! Bu hiç kolay değildir.
İnsanlık ise keşflerini YÜZ yıllarla anlar! Bu ise en zorlusudur.
Bir şeyi keşfetmekle, onu anlamak arasında ki fark, bu meselenin cevabıdır.
Keşfonulan bir şeyin boyutları ilk başta anlaşılmayabilir, normaldir ama anlaşılmış bir şey zaten keşfolmuş, hakkı da verilmiş demektir.
Umarım modern bilim bu KEŞFİ anlar, DOĞAL olanın, DOĞRU olduğunu kavrar, GÖZLEMİN hakkını verir.
----- 0 -----
C.R Darwin, T.R Malthus
Böyle kâşif, gözlemci bilim insanların önünde, ruhum anca saygı ile eğilir.
Yaşama müdahale etme !...
Kendinle çelişme !...
Evrimi evirme !...
...
..
.
Sevgiler
İnsan denilen varoluş biçiminin faâliyetleri evrimsel değiller mi ,sevgili Felâsife? Yani insanın, bedeninden ayrı bir öznesi mi var ki, evrimsel dinamiklerden kendini yalıtıp, ona zıt gidebilsin?
Ahlaksız
25-02-2017, 20:12
Güçlü olan değil,uyumlu olan hayatta kalır..Dinozorlar çok güçlüydü ama yok oldular..Demek ki güçlü olan hayatta kalamıyormuş:)
Bilim bağımsız değildir..Keşke bağımsız olsalar..
Bilim adamları bürokratlar gibidirler..Ne deniyorsa onu yaparlar..Bomba isteyen siyasetçiye bomba,uzaya turistik geziye çıkmak isteyene uzay gemisi yaparlar..Hem de yanı başlarında milyonlarca insan açlıktan ölürken..!
Vefik Sami
25-02-2017, 21:01
Güçlü olan değil,uyumlu olan hayatta kalır..Dinozorlar çok güçlüydü ama yok oldular..Demek ki güçlü olan hayatta kalamıyormuş:)
Bu durumda; egemenlere, kodamanlara, sermayeye, diktatörlere uşaklık edenler, sergiledikleri "uyum" nedeniyle evrim mantığına uygun davranmış mı oluyorlar ?
Misâl; Yavuz Sultan Selim Mısır seferine çıkınca memlûklerin Halep ve Şam valileri hayatta kalmaları karşılığında kendilerine emanet edilen şehirlerin anahtarlarını Yavuz'a teslim ettiler. Direnen Tomanbay ise, Kahirede yakalanıp asıldı.
Gerçi, evrimin siyasetle işi olmaz ama; bu "uyum" meselesi mide bulandırıcı.
Felâsife
25-02-2017, 21:54
İnsan denilen varoluş biçiminin faâliyetleri evrimsel değiller mi ,sevgili Felâsife? Yani insanın, bedeninden ayrı bir öznesi mi var ki, evrimsel dinamiklerden kendini yalıtıp, ona zıt gidebilsin?
Aslında oldukça ilginç bir bakış açısı olmuş, bunun için öncelikle teşekkürler sevgili Pyrrhon
Tabi bu zıt gidebilmesini evrimin içinden de çıkartabiliriz, bazı devasa hayvan sürüleri, devasa bir talan işine de girebiliyor, İnsan da bu açıdan dev bir sürüden faklı değil. Bencillik ve İhtiraslarını da katarsak, bunun da evrimsel bir cevabı olabilir. Lakin kitapların medeniyetlerin bahsettiği insan profili de bu değil.
Ama nedir, İnsan dediğimiz şey AKLI ile övündüğü için, kendi açısından bu meziyeti onu diğer canlılardan ayırdığı için, bu yaptıklarına ne denilebilir ki?
Evrim beni böyle etmiş, onun için bende böyle talan ediyorum, mantığını hiç kimse kabulde etmez, neticede irade de var.
Yani diyelim ki dediğin gibi oldu, meselenin gerçeği bu idi, ama bunu kim kabul edecek?
En fazla Darwin meselesinde olduğu gibi, kabul etmiş görünüp, genede bildiğini okur olsa gerektir, İnsan bu ne denilebilir ki.
Güçlü olan değil,uyumlu olan hayatta kalır..Dinozorlar çok güçlüydü ama yok oldular..Demek ki güçlü olan hayatta kalamıyormuş:)
İllaki kalamıyor, gücünde belli kısıtlamaları var. Neticede türleri tükenen nice soylar var, dinazorlar bile milyonlarca yıl hüküm sürüyorlar, gittikçede büyüyorlar filan ama devirleri bitiyor, bitmiş.
Güçlü derken de tabi doğadan daha güçlü olmak değil kast edilen, gerçi insan bunun hayaliyle yanıp tutuşuyor da bir yandan ama güçte kısıtlı neticede.
Bilim bağımsız değildir..Keşke bağımsız olsalar..
Bilim adamları bürokratlar gibidirler..Ne deniyorsa onu yaparlar..Bomba isteyen siyasetçiye bomba,uzaya turistik geziye çıkmak isteyene uzay gemisi yaparlar..Hem de yanı başlarında milyonlarca insan açlıktan ölürken..!
Bu dediklerinize göre bu bilim olmadığı gibi, bunları yapanlarda bilim insanı olmazlar, anca meslek sahibi olurlar ki adamlar mesleğini icra etmiş olur, hepsi o.
İnsan yaşamını uzatacağına, habire doğurtup duracağına, hayatta kalanlara daha iyi eğitim, öğretim gibi şeyler sunsalar, bence de çok iyi olur ama bugün bilim denilen şey, geçmişe bakınca o da istilâdan nasibini almış gibi duruyor.
Malthus'un dikkat çektiği şey ile bu yapılanlar tamamen zıt mesela, bunuda gözlemlemiş ki bu hesabı kitabını yapmış adam, fakat kimsede umursamamış, güme gitmiş mesele resmen.
Aslında oldukça ilginç bir bakış açısı olmuş, bunun için öncelikle teşekkürler sevgili Pyrrhon
Tabi bu zıt gidebilmesini evrimin içinden de çıkartabiliriz, bazı devasa hayvan sürüleri, devasa bir talan işine de girebiliyor, İnsan da bu açıdan dev bir sürüden faklı değil. Bencillik ve İhtiraslarını da katarsak, bunun da evrimsel bir cevabı olabilir. Lakin kitapların medeniyetlerin bahsettiği insan profili de bu değil.
Ama nedir, İnsan dediğimiz şey AKLI ile övündüğü için, kendi açısından bu meziyeti onu diğer canlılardan ayırdığı için, bu yaptıklarına ne denilebilir ki?
Evrim beni böyle etmiş, onun için bende böyle talan ediyorum, mantığını hiç kimse kabulde etmez, neticede irade de var.
Yani diyelim ki dediğin gibi oldu, meselenin gerçeği bu idi, ama bunu kim kabul edecek?
En fazla Darwin meselesinde olduğu gibi, kabul etmiş görünüp, genede bildiğini okur olsa gerektir, İnsan bu ne denilebilir ki.
Bu konu üzerine baya bir düşünüyorum sevgili Felâsife, fakat Kartezyen duâlizm devreden çıkınca diyecek bir şey bulamıyorum, "irade" sorusu yanıtlanamıyor, seçimi kimin yaptığı bilinemiyor, ortada bir "kim" kalmıyor.. Şu konuştuğumuz "dil" denen şeyin tek işlevi metafizik üretmek.
Sorun şu, eğer modern biyolojinin kabûlündeysem (aklımdaki kavramı bir söz-dizimiyle açıklamak gerekirse) "oluş, kendi meşruiyetinden ibarettir" demekten başka çarem kalmıyor, yani "doğanın rayından çıkması" kavramı da hatalı bu yüzden, öyle bir ray hiç yoktu ki, ya da bizim "raydan çıkış" sandığımız şey de tamamen "doğa-ldı", dolayısıyla doğanın bir doğası yok demek durumunda kalıyorum. Bu noktadan itibaren evrimi de teleolojik bir şey olarak görmediğimi ,ekleyebilirim..
Felâsife
26-02-2017, 00:01
Bu konu üzerine baya bir düşünüyorum sevgili Felâsife, fakat Kartezyen duâlizm devreden çıkınca diyecek bir şey bulamıyorum, "irade" sorusu yanıtlanamıyor, seçimi kimin yaptığı bilinemiyor, ortada bir "kim" kalmıyor.. Eyvallah.
Aslında olay suç/suçlu ayırımından ziyade insan dediğimiz bu şeyin, yarısı kötülük yarısı iyilik şeklinde, mesele kötülüğünü kabullenemesinde.
Yani yaptığı işlerde hep iyiyi göstermek gibi bir zaafiyeti var, ben iyyim, ben bilgiliyim vs. takıntıları var, oysa bir insan istesede hep iyilik edemez, hep bilgili olamaz, bu mümkün değil.
Bunu fark edemediği için "iyi" diye anılan bir işinde bile, "kötü" yü de fark etmeden ediveriyor.
İşte o fark edemediği şeyi konuşuyoruz aslında, irade de bunda ısrar etmesiyle alakalı.
Farkında değil.
Şu konuştuğumuz "dil" denen şeyin tek işlevi metafizik üretmek.
Güzel. :)
Sorun şu, eğer modern biyolojinin kabûlündeysem (aklımdaki kavramı bir söz-dizimiyle açıklamak gerekirse) "oluş, kendi meşruiyetinden ibarettir" demekten başka çarem kalmıyor, yani "doğanın rayından çıkması" kavramı da hatalı bu yüzden, öyle bir ray hiç yoktu ki, ya da bizim "raydan çıkış" sandığımız şey de tamamen "doğa-ldı", dolayısıyla doğanın bir doğası yok demek durumunda kalıyorum.
Kötüyüz !...
Bu da bizim doğamız ama bunu kabullenemediğimiz içinde, helede başkalarını kötüleyerek kendimizi es geçtiğimiz sürecede, raydan çıktığımızı da fark edemeyeceğiz, zaten de edememişiz, bu kadar nüfusun bir anlamı yok, ölçülerde koyulmuş ama aksi gibi hep tersi yönde de çalışma yapılmış, elan da yapılıyor zaten.
Ne yardan ne serden geçer hesabı olay birazda, insan doğruyu bilsede, eğriden de geri kalmıyor.
Yapısı bu.
İyi yapıyorum derken, kötüyü yapmak, tam da insana göre bir şey.
İnsan faktörü, başka bir şey değil.
Zayıf olana yaşam hakkı verildiği sürece, kadim düzen gittikçe çatırdayacak, zaten, enerjiden, yerleşime, yiyeceklerden içeceklere olay iyice raydan çıktı.
Tabi burada doğa zayıfa şans tanımazken, bu şansı elde eden insan, bunu nasıl elde etti? güzel soru.
İnsan bence bu doğanın bir parçası değil, uyumlu da değil, işgal ve istilâ köklerin de bulunan bir canlı türü gibiyiz, artık bunun cevabı nasıl verilir bilmiyorum ama görünen o.
Sevgiler
Bilim, Evrim'i sadece Keşfetmiştir, henüz onu anlayamamıştır!
Bu keşfettiği şeyin boyutlarını anlamadığı içindir ki neredeyse yaptığı tüm işleri Evrim'in aleyhine olmuştur.--/---
Evrim güçlü olanın hayatta kalmayı hak ettiği bir sistemdir, bu sistemi bozmaya çalışmak, herkese, özelikle de zayıf olana bile hayat hakkı tanımak, Evrim'i anlamamak demektir.
Evrimi anlayan insan, Evrim'i yok etmeye çalışmaz. Doğal seçilime müdahale etmez!---/---
Artık ortada doğal bir seçilimde kalmamıştır, doğal bir şey kalmamıştır, doğal olarak seçilmeyen zayıf insanlarda, geleceğe bu zayıf genlerini taşımaktadırlar, bunun adı doğal seçilim zaten olamaz, olsa olsa suni seçilim olur. Bilim artık doğmayacak olanı doğurtuyor, ölecek olanı öldürtmüyor, zayıfı yaşatıyor, daha olmadı bu zayıf genleri geleceğe taşıtarak, nüfusları katlata katlata ilerliyor, ki dahada katlanacağı geridedir, ve tüm bu müdahaleleri de AŞK ile yapıyor.
Ne AŞK ama!
Modern bilim Evrime inanmıyor, onu tanımıyor, onu bilmiyor, eğer bilse idi Evrimle bu denli bir savaşa girmezdi.
Evet, Evrim yavaş ilerler, acımasızdır, herkese yaşam hakkı vermez, sadece güçlü olanın yaşama ve üreme hakkı verir ki, Evrim binlerce, milyonlarca yıldır bu şekilde bu günlere gelmiştir. Bu onun aslında ne kadar mükemmel olduğunu da gösterir.
---/---
Fakat insan bu mükemmelliği yanlışlamak için var gücü ile çalışıyor. Bunu da bizzat bilim ile yapıyor!
Darwin bu teorinin böyle yanlış kullanılacağını, ya da içinin boşaltılıp tamamen aleyhinde çalışılacağını bilseydi, acaba ömürünü gözlemlerle geçirir miydi?
--/---
Nerede denge?
Doğanın kaynakları kısıtlı, bu yüzden istese de herkese yaşam hakkı YOK demektir bu, kaynaklar sınırsız olsa bile, yaşam sadece GÜÇLÜ olanların hakkıdır. Bu güçte yanlış anlaşılmasın, genetik olarak size gelen mirasın verdiği güçtür bu, yoksa Bilimin müdahale ettiği kontrolsüz gücü kast etmiyorum.
Fakat insan ne yapmış, nüfusları katladığı gibi, bitkilerin ve hayvanların genleriyle de oynamış, onlara da ayar çekmiş. Çekmeye de devam ediyor.
Yiyecek yoksa yaşam yok!
Bunu çok iyi biliyorlar ama bile bile bununla da oynamışlar.
Her şey İNSANI çoğaltmak için, anlamsız bir şekilde çoğalmak, kontrol yok, ideal yok, amaç yok, çoğal da çoğal, kör bir istilâ bu.
Artık ortada bir denge kalmamış, Bilim adeta bu dengesizliği, nasıl daha dengesiz yaparım diye, doğa ile anlamsız bir yarışa girişmiştir.
Evrim yanlış yaptı, biz en doğrusunu yapacağız!
Sonuç;
Bir sonuç yok ortada, "Evrim evrilmiş, içi boşaltılmış" olan bu.
Bir zamanlar klasik bilim yapılıyormuş, güzelmiş ama sonradan modern bilim bunu, adeta elinin tersiyle itmiş. Evrim'i savunuyor görünmesi de bir kılıf, kamuflajdan başka bir şey değilmiş.
Böyle Evrimcilik olur mu?
Keşfettiğiniz, inandığınız, bildiğiniz şeyin aksine çalışma yapamazsınız! onu yanlışlayamazsınız! onu yıkmaya çalışmazsınız! bu kendinizi de inkar olur.
Sevgili Felasife,
Guzel bir ic dokme olmus, ancak atladigin yerler var.
Bilim(bilmek) dogrulamaktir , dogrulayabildigin surece mevcuttur. Mesela gezegenimize iliskin yercekimi bir olgu, gayet nesnel, tartismasiz ortada. Iste bilim bunu bahsettigin acidanortada olan bir olguyu dogrular sadece. Bunu da anlatim babinda dil ile ifade etmek zorundadir. Bilmek veya inanmak veya anlamak bu sinirda ayrisir. Oyle boyutu filan falan yok pek.
Ornegin, sen simdi bilim yercekimini anlamamistir, lehine isler yapmaktadir deyip, bakin, ben hicbir arac gerec kullanmadan havada dusmeden durabiliyorum diyebilir misin? Bilim haliyle sana, bize sergile, gozlemleyelim diyecektir kendi acisindan.
Gayet sade ve basit oysa. Diyorum ya, basit dusuneceksin, evrime(olgu) iliskin lehine veya aleyhine gibi durum soz konusu degildir. Dolasiyla sen simdi burada bir olguyu tartismaktasin, lehine ve aleyhine babinda. Olgu'larin lehi veya aleyhi tartisilmaz, tartistikca dogrulamak zorunda kalirsin.
Ikinci bir sorun, guclu ve zayif deyince ne anliyorsun? Ornegin, aslan mi gucludur, karinca mi? -e gore cevap vereceksin mecburen.
Ucuncu bir sorun, ters koseden ele alarak, evrimi anlayan insan, evrimi yok etmez demissin, olgulari yok edemezsin sevgili felasife. Bu cikarim hatalidir. Gunes de isi, isik vs. bakimindan bir olgu ornegin, kalkip simdi gunesteki patlamalari yok ederim ben diyebilir misin? O zaman bilim sana der ki; buyur yok et bize goster, gozlem yapabilelim.
Dorduncu bir sorun, zayif genler veya guclu genler demissin farketmez, kalitsal gecisle aktarilir potansiyel sekilde. Yine konu doner dolasir, zayif ve guclu'den senin ne anladigina geliriz. Simdi soyle bana o halde, gunes mi guclu'dur, ay(moon) mi, hangisi zayif?
Besinci bir sorun, denge demissin, denge hep ikili dualist anlayisa gore ortaya konur. Peki nedensizlik bahsini cokca vurgulayan sen, nasil oluyor da, denge'de takilip kaliyorsun? Bu ikisi cakisir, celisir dusun babinda ki normal bir durum.
Ha dersen ki, soylemek istedigim baska, sayet soyle birsey mi;
http://www.academia.edu/27330268/KARTEZYEN_DUALIZMIN_DEMIR_KAFESI_VE_WEBERIN_ANLADI GI
Veya bunun islami vs. acidan ele alinmis sekli mi?
Bunlardan hangisi savunuyorsan belirt, biz seninle o konu iceriginde de konusup, yazisabiliriz, problem yok bu konuda.Sana daha once de yazmistik, nedensizligi pekala savunabilirsin, notr olabilirsin ve dahi bu da bir tarafliliktir.
Altinci bir sorun, doganin kaynaklari kisitli degil aslinda, canlinin evrime iliskin evrilisinde ortam faktorleri acisindan yapay bir dusun babinda kisitlilik soz konusu.Mesela, bilim dogmayacak olani dogurtuyor, olecek olani oldurmuyor demektesin, ama bunu derken sadece kendi cephenden bakarak soylemektesin, halbuki o saydigin ve senden bagimsiz sekilde ortamda bulunan diger insanlar da, en az senin kadar kendi yasamlarina iliskin soz sahibidir. Yani sen bu hakki kendine reva gorurken, onlara vermiyorsan, onlar da haliyle, biz gider tedavi oluruz vs. demek hakkina sahiptir. Bu noktada onlarin zayif ve guclu olmasinin bir onemi yok, ortamda senden bagimsiz sekilde mevcut olmalaridir aslolan. Ayni sekilde onlar da yasama asilmayi guc olarak algilayabilirler. Iste evrim sana basitce. Yok yanlis anlamiyorum, iste genetik direnci potansiyel mevcut oldugu icin asilir.
Evrim bahsi acisindan kac kere yazdik oysa, evrime inanilmaz, evrimi bilinir(bilmek) sadece.
Yedinci bir sorun, evrimi sadece insan acisindan yalitik(kendi mevcut dogasindan izole ve sterilmis gibi) bir sekilde ele aliyorsun, bu hatali. Sanki insan, yemez, icmez, uyumaz, seks yapmaz, uremez, urer, uretmez(orn; sanat), gormez, duymaz, dokunmaz, koklamaz vs.vs. sekilde. Bu da bir kesimin kakaladigi, sekizinci sinif bir komplo teorisinden ote gecmez.
Insan butun unsurlariyla birlikte evriliyor. Yiyecek yok, bu yuzden genetigiyle oynamislar diyorsun mesela, oysa gidaya iliskin genetikle oynamak, yiyecek yok demek degildir, yiyecek cesitliligi demektir. Bak sana diger basliginda demistim ki dusunmen acisindan, filanca, ben bu ekmegi begenmedim, sunu isterim demis zamaninda, demistin ki; bu en dogal hakkidir.
Sekizinci sorun, halbuki tarim vb. hareketlerden de evriliyor bahsettigin genetik, yani bahcene verdigin gubreden tut, sulama'ya kadar pek cok evresi var. Diyebilirsin ki, ben hayvan gubresi koyarim ne farkeder? E sen o hayvanin dogadan veya senden aldigi gidanin ne kadari genetikle oynanmis veya oynanmamis oldugunu nasil bileceksin, yani un'dan basla en basit, veya atiyorum guvercin besliyorsun guvercinin senden uzakta ictigi su'yun ne tur oldugunu biliyor musun? Veya tarlaya, bahcene ektigin de(her ne ise agac, tohum vs.) buyuyecek ki karnini doyurasin degil mi? Yoksa gokten yiyecek yagmiyor.
Dokuzuncu sorun, kaldi ki bereket denilen yagmur dahi, cok zaman yapay asit barindirabiliyor, ornegin petrol sirketleri depoladiklari dogalgaz,petrol vs. turevlerini toprak altinda depoladiklarindan, haliyle basitce anlasilmasi bakimindan duduklu tencere misali donem donem gazini almak durumunda, e bu gaz salimi esnasinda havaya yapilan salinimla haliyle asit yagmurlari olusuyor. Veya efendim bilmem hangi firma pirlanta vs. degerli tas cikaracak diye, bu materyaller direk topraktan geliyor cunku, kac islemden geciyor biliyor musun? Kac ton asit vb. cesitli kimyasallara maruz kaliyor fikrin var mi?
Pirlantadan vergi almayip, kitaptan vergi alan bir ulkede, pirlantanin da, tipki kitap gibi, dogadan elde edildigini bilmeyen kitleler var. Buna ne diyeceksin bilim(bilmek) acisindan?
Bu acidan/acilardan bakmadan yorum yapilirsa, haliyle evrim ici bosaltilmis bir bahis olup cikar, cunku kocaman bir yagliboya tabloda, atiyorum salt birkac unsuru ele alip, digerlerini koyver gitsin seklinde bakmak olur. Taraflilik olur. O yuzden diyoruz ya, notr olmak da bir tarafliliktir. Aksini iddia etmek, kendini inkar olur.
bilgivehis
26-02-2017, 04:43
Sevgili Felâsife yararlı bir konu açtıgın için teşekkür ederim.
Evrimi evirme olayına şöyle bir izahatta bulunayım.
Doğru bir tane mi birden çok mu noktası ezelden beri tartışılır.
Oysa kavramlara verilen değer sayısı insan sayısıyla aynıdır, ne kadar insan o kadar doğru vardır.
Bu yüzden kavramları genel bir tanımla tahlil etmek eksik kalacak ve kaç tane dogru sorusu sürüp gidecektir.
İnsanları yanıltan, değer-yargılarında benzerlik veya örtüşme olmasıdır.
Ne kadar örtüşme olursa olsun, her insanın farklı değer-yargısı vardır.
Örtüşmeler birliktelik için gerekli olan bir araçtır, asli unsur kişinin kendi doğrusudur...
Felâsife
26-02-2017, 07:10
Guzel bir ic dokme olmus, ancak atladigin yerler var.
Evet, iç dökme oldu ama altta yazanlara göre sanırım hepsini de atlamış görünüyorum, tabi bir konu ile çözülecek bir mesele de değil, ben sadece ana hattıyla geçtim üzerinden.
Bilim(bilmek) dogrulamaktir , dogrulayabildigin surece mevcuttur. Mesela gezegenimize iliskin yercekimi bir olgu, gayet nesnel, tartismasiz ortada. Iste bilim bunu bahsettigin acidanortada olan bir olguyu dogrular sadece. Bunu da anlatim babinda dil ile ifade etmek zorundadir. Bilmek veya inanmak veya anlamak bu sinirda ayrisir. Oyle boyutu filan falan yok pek. Bilim(bilmek) meselenin ilk ayağı elbet ama onu anlamak içinde zaman geçmesi gerekiyor, önce bilinecek, sonra anlaşılacak, zaten bu açıdan KEŞF tabirini kullanmıştım, Keşf, bilmek için ilk adım ama onun boyutları için anlaşılması zamanla belli olur, ya da anlaşılır, fark etmez.
Ornegin, sen simdi bilim yercekimini anlamamistir, lehine isler yapmaktadir deyip, bakin, ben hicbir arac gerec kullanmadan havada dusmeden durabiliyorum diyebilir misin? Bilim haliyle sana, bize sergile, gozlemleyelim diyecektir kendi acisindan. Yo ben böyle bir şey demiyorum, sadece zaten bilinen bir şeyin alyehinde iş yapılıyor diyorum. Tabi afaki bir şey desem, illaki gözlemleyelim diyecekler, haklılar.. Lakin zaten gözlemlenmiş tarihteki yerini de almış bir bilgiye, aleyhte iş yapılması tuhaf olan.
Gayet sade ve basit oysa. Diyorum ya, basit dusuneceksin, evrime(olgu) iliskin lehine veya aleyhine gibi durum soz konusu degildir. Dolasiyla sen simdi burada bir olguyu tartismaktasin, lehine ve aleyhine babinda. Olgu'larin lehi veya aleyhi tartisilmaz, tartistikca dogrulamak zorunda kalirsin. Ben evrimi veyahutta bilimi tartışsam, zaten Darwin yanlış yapmış anlamış derim, bilakis doğru yapmış dediğim gibi, bu Modernciler işin cılkını çıkartmışlar diyorum, Darwin adeta yalan söylemiş, boş kpnuşmuş, yanlış gözlemlemiş derlercesine bir gayret içerisindeler. Buna da olgu diyeceksek, o zaman Darwinin çıkarımları da hayal olmuş olur.
Yo ben bunu demiyorum.
Ha Modernciler derse ki Darwin zaten yanlış yapmış, insan her türlü iyiliği hak ediyor, doğanın ayarları zaten bozuk biz düzeltiyoruz derler ve bunuda ispat ederseler, eyvallah... Ortada tartışma filan kalmaz.
Ikinci bir sorun, guclu ve zayif deyince ne anliyorsun? Ornegin, aslan mi gucludur, karinca mi? -e gore cevap vereceksin mecburen.
Vereyim tabi, türler arasında güç değil zaten kast edilen, bir türün kendi içinde ki gücü, yaşamı hak eden.
Bir sürü yavru doğuyor ama bir kaçı hayatta kalmayı hak ediyor, Darwin amcamız bunada "doğal seçilim" demiş, tabi bu güç derken, buna tesadüften, şansa kadar başka faktörlerde eklenir, bir yavrunun iç güdülerinden başka ne gücü olacak, neticede 1 yavru her zaman diğerlerine yemdir, ama bir şekilde hayatta kalanlar yaşamı hak edenlerdir, geleceğe nesli taşıyanlarda onlardır.
İnsanın burada yaptığı tamamen "doğal seçilim" 'e müdahale etmesidir, artık o klasik eskisi gibi doğum olayları bitmiştir, tamamen iş teknolojiye binmiştir.
Ucuncu bir sorun, ters koseden ele alarak, evrimi anlayan insan, evrimi yok etmez demissin, olgulari yok edemezsin sevgili felasife. Bu cikarim hatalidir. İnsanın bu yaptıkları Evrimin bir sonucu ise sen haklısın tabi sevgili Neva, yani insan bunları zaten yapmak için doğdu, doğaya hükmetmesi kaderiydi veya hakkıydı gibi bakılırsa, benim çıkarım baştan hatalı. Bu tabi Darwin'i filan hatalı eder ki iş çok karışır.
Ama yok tersi uyum içinde olmasıysa mesele, insan yanlış kulvarda koşuyor demektir bu, ve bunu yaprkende belli başlı ilkeleri yıkmakta da sakınca görmüyor.
Gunes de isi, isik vs. bakimindan bir olgu ornegin, kalkip simdi gunesteki patlamalari yok ederim ben diyebilir misin? O zaman bilim sana der ki; buyur yok et bize goster, gozlem yapabilelim. Güçlü olan ayakta kalır meselesi kanıtlanmış bir şey, gözlenlenmişte, basit bakabilen herkeste görür, ama buna uymayan genede uymaz, uymuyorlar netekim.
Mesele aslında bir şeylerin ispatı, doğrusu, yanlışında değil, mesele hayat ne tarafa gidiyor, insanlar neden hoşnut kalıyorlar, insanlar doğaya hükmetmek istiyor mesele bu, uzun yaşamak, ölümsüzlük gibi hayalleri olduğu sürecede, bu suyun akışı değişmeyecek, ilkeleri, prensipleri zevkle çiğneyecekler.
Olan senin, benim, bizim gibi ilkeler, prensipler deyipte başka bir şey demeyenlere olacak.
İhtiraslar, ilkeleri yutacak!
Dorduncu bir sorun, zayif genler veya guclu genler demissin farketmez, kalitsal gecisle aktarilir potansiyel sekilde. Yine konu doner dolasir, zayif ve guclu'den senin ne anladigina geliriz. Genetik açıdan zayıfsan ölürsün, bu basit, elbette güçlü olanda ölür, lakin zayıf olan önce ölür, mesele orada ve geleceğe gen aktarma işi büyük oranda biter. Ama güçlü olan dediğimiz yani uzun yaşayan, geleceğe gen aktarma görevini görür.
Aslında sistem çok güzel, böylelikle geleceğe hep güçlüler gen aktardığı için, bir noktadan sonra zayıf gende kalmaz herhalde, tek faktör kalabilir o da şans/tesadüf faktörü kalır. Yani hayatta kalmayı daha çok bunlar belirler.
İnsana bakar mısınız? hala sakat, hastalıklı genleri taşıyor ki bunca sakatı özürlüsü var, ve habire geleceğe de taşınıyorlar, Evrimsel açıdan insanlık daha elenmemiş o anlaşılıyor, ha bu arada benimde engelli raporum vardır, bunu söylerken bende kendimi buna dahil ediyorum.
Simdi soyle bana o halde, gunes mi guclu'dur, ay(moon) mi, hangisi zayif?
Bilmem :D
Besinci bir sorun, denge demissin, denge hep ikili dualist anlayisa gore ortaya konur. Peki nedensizlik bahsini cokca vurgulayan sen, nasil oluyor da, denge'de takilip kaliyorsun? Bu ikisi cakisir, celisir dusun babinda ki normal bir durum.
Dengeyi zaten Malthus demiş, geometik ve aritmetik açıklamış, neticede gözlemlemiş, demek ki o zamanlar gözlemlenebiliyormuş, artık istesede gözlenlenemez, doğa bunu zaten dengeliyor demiş, ama kime demiş, adam söylediğiyle kalmış.
Sonradan gelenler var güçleriyle aritmetik üzerinde oynayarak, onuda geometrik seviyesine çekmişler.
Yaz kış ayırımı da ortadan kalkmış, Kışın domates? biz çocukken kimin aklına gelirdi, veya bilmem ne avokadosu, ananası kim bilirdi, dünyada mevsim diye bir şey kalmadı, tarla dediğimiz şeylerde bir nevi labaratuar gibi, veya seralar daha doğru olur, laboratuvar gibiler.
Nedensizliğe gelince, doğrudur ona savunurum, inanırım da ama her şeyi de bağlamam, zaten öyle olsa hiç bir şeyde dememem gerekir, haklısın, ama öyle değil. Nedenler olduğu kadar nedensizlikte var, nedensizlik olduğu kadar nedenlerde var. Sadece biri var değil.
Örn. insanlık bu sevdayı yaparken, işin sonu nereye varacak, bu sevda doğayı mı bitirecek, insanı mı bitirecek, yoksa doğa mı daha kazançlı olacak, buna bir nedenim yok, meçhıul çünkü, ama son hızlada gidiyor tren.
Öncesine de çok nedenim yok, yabandan ayrılanlar neden doğa ile bu kadar uğraşsın, bu cevapsız. Neticede onlarla aynı yapıda olanlar, yabanda kalırken, doğa ile savaşmazken, diğerleri yani şehirliler niye böyle bir telaş içine düşsünler.
Yani buna cevabı olanı dinlemek isterim.
Biz bunu şunun için yapıyoruz cevabını çok merak ederim, bilim için derseler bu cevap değil, o çoğunca bir bahane, gerçek sebebi bilmek ilginç olurdu.
Ha dersen ki, soylemek istedigim baska, sayet soyle birsey mi;
http://www.academia.edu/27330268/KAR...BERIN_ANLADIGI
Veya bunun islami vs. acidan ele alinmis sekli mi? Yo yazıyı okumadım, sakin bir zamanda bakarım.
Bunlardan hangisi savunuyorsan belirt, biz seninle o konu iceriginde de konusup, yazisabiliriz, problem yok bu konuda.Sana daha once de yazmistik, nedensizligi pekala savunabilirsin, notr olabilirsin ve dahi bu da bir tarafliliktir.
İllaki taraflılıktır, nötrden artı eksi azade olmaz, hayattan bağımsızda değildir, nedir çok bilinmez mesela bir çocuk anne babasından birini seviyorum demez, ikisini de sever, çünkü ikisindendir. İstisnai durumları vardır elbet ama çocuk ebeveynlerini ayıramaz. Ha büyür eder, şartlar bir tarafa göre değişir, onlar başka, genelde atsada, inkar etsede bağı vardır.
O yüzden nötr durumuda buna benzer, bir tarafı atıp diğer tarafı tutmak gibi derdimde yok, mesele gözlemlerimde.
Hani derlerya gözüm çıksaydı da görmeseydim, ben böyle görüyorum meseleyi.
Öte yandan Evrim zaten bana hiç terste bir şey değil, gerek tasavvufî yanım, gerek yaban yanım, onu zaten inkar etmiyor, bilim tarafında bu kadar atsam da aslında teknik biride sayılırım, ailede birinin bir şeyi bozulur eder, cep, pc, ya da alacak olur, illa sorarlar, teknik işlere zaten merakımda vardır.
Dediğim gibi "hayata yapılan müdahale" bunun bir mantığı yok, savunum bu.
Altinci bir sorun, doganin kaynaklari kisitli degil aslinda, canlinin evrime iliskin evrilisinde ortam faktorleri acisindan yapay bir dusun babinda kisitlilik soz konusu.Mesela, bilim dogmayacak olani dogurtuyor, olecek olani oldurmuyor demektesin, ama bunu derken sadece kendi cephenden bakarak soylemektesin, halbuki o saydigin ve senden bagimsiz sekilde ortamda bulunan diger insanlar da, en az senin kadar kendi yasamlarina iliskin soz sahibidir. Yani sen bu hakki kendine reva gorurken, onlara vermiyorsan, onlar da haliyle, biz gider tedavi oluruz vs. demek hakkina sahiptir. Hiç doğma şansı olamayan birinin, tedavi olma hakkı gibi oldu mesele.
Mesele zaten olanlardan ziyade, nasıl olduğunda, süreç doğal değil, dolayısıyla doğal seçilim diye bir şey zaten kafadan elenmiş.
Ben mesela evde doğmuşum, kızım hastanede erken doğum ile oldu, 6 aylık, 900gr. dı, 70 gün küvez de kaldıktan sora bize verdiler, öyle tüylüydü ki adeta maymun yavrusu gibiydi, sonradan o tüyler gitti, özel mamalar filan ilede büyüdü.
Tıbba göre mucize çocuk, Evrim açısından hiç olmaması gereken bir çocuk, hangisi doğru.
Ha biri derse ki Evrim, insanın bu yaptığı ile de Evrimdir, artık "zayıf olanda hayatta kalır", şartları insan değiştirmiştir derse eyvallah derim.
O zaman Darwin teorisi diye bir şeyde kalmaz, tarihte ki yerini alır, unutulur gider. Zaten mesele ona doğruda gidiyor.
Zayıf olan, cılız olan, hiç olmayacak olan, hayata geliyor... ötesi yok.
Doğa acımasız !...
Kimsenin gözünün yaşına bakmaz, hakmış, haksızlıkmış, dinlemez, zayıfsa fişini çeker, ha bu yanlışsa Darwin de zaten doğal seçilim derken, bir adalet, haktan filan bahsetmiyor, işleyiş bu demiş, bunu gözlemlemiş.
İnsan bunu değiştirecekse, buyursun değiştirsin, zaten ona uğraşıyor.
Kısıtlı kaynakları da suni yöntemlerle çoğaltıyor, meseleyi de çözmüş bir anlamda, zaten bu şehirler dahada kalabalıklaşacak, ona göre yiyecekler, enerjilerde gelecek, çözüm bulacak, buluyor.
Yedinci bir sorun, evrimi sadece insan acisindan yalitik(kendi mevcut dogasindan izole ve sterilmis gibi) bir sekilde ele aliyorsun, bu hatali. Sanki insan, yemez, icmez, uyumaz, seks yapmaz, uremez, urer, uretmez(orn; sanat), gormez, duymaz, dokunmaz, koklamaz vs.vs. sekilde. Bu da bir kesimin kakaladigi, sekizinci sinif bir komplo teorisinden ote gecmez.
Bunu örnekleyebilir misin, neden dolayı böyle dedin çok çıkartamadım.
Sekizinci sorun, halbuki tarim vb. hareketlerden de evriliyor bahsettigin genetik, yani bahcene verdigin gubreden tut, sulama'ya kadar pek cok evresi var.
Eskiler Tarımda da oynamalar yapmış lakin, bunlar genelde nüfusa etki etmemiş, hani tarım çok olunca nüfus artar meselesi yüzünden dikey bir artış olmamış.
Kara veba salgınını okudumda, Avrupa ve Osmanlı resmen kırılmış, bunlar çok eski zamanlarda değil, bayağı bayağı şehirleşen toplumlar ama salgın meselesi gibi meseleler de nüfusu hep alta çekmiş.
Tabi insan bunlarla mücadele ederken ederken, kötü komşu ev sahibi yapar misali, insan pek çok yöntem geliştirmiş, ve bunun son yüzyılda tavan yapmasıyla, ilginç bir noktaya gelmiş.
Öyleki geçmişin gözlemi olan bir mesele, zaten bu mantıkla gidildikçe yanlış denilecektir, bunuda modern bilim yapacaktır yani Darwin'in dediği "güçlü olan ayakta kalır" sözü, hayır zayıf olan ayakta kalır, insan bun müsade etmez noktasına gelecektir. Şimdi tam diyemiyorlar ama onu yapıyorlar. Sonrada bu dillenecektir.
Bunlar ilk kez olan şeyler değil.
Dokuzuncu sorun, kaldi ki bereket denilen yagmur dahi, cok zaman yapay asit barindirabiliyor, ornegin petrol sirketleri depoladiklari dogalgaz,petrol vs. turevlerini toprak altinda depoladiklarindan, haliyle basitce anlasilmasi bakimindan duduklu tencere misali donem donem gazini almak durumunda, e bu gaz salimi esnasinda havaya yapilan salinimla haliyle asit yagmurlari olusuyor. Veya efendim bilmem hangi firma pirlanta vs. degerli tas cikaracak diye, bu materyaller direk topraktan geliyor cunku, kac islemden geciyor biliyor musun? Kac ton asit vb. cesitli kimyasallara maruz kaliyor fikrin var mi?
Nüfus artışı sadece yiyecek içeceklerle alakalı değil ki her şeye etki ediyor, mutfaklarımzıdan banyolarımızdan giden sular bile çığ gibi büyüyor, enerji, barınma, giyim kuşam, süs vs.ler de tabi kirlilik tavan yapacak, nüfus arttıkça her türlü tüketim tavan yapması, gayet normal.
Neticede bu onların hakkı!
Pirlantadan vergi almayip, kitaptan vergi alan bir ulkede, pirlantanin da, tipki kitap gibi, dogadan elde edildigini bilmeyen kitleler var. Buna ne diyeceksin bilim(bilmek) acisindan?
Adeta bedavadan hayata gelen, hiç bir özelliği bulunmayan, genetik bir meziyeti olmayan, sadece kalabalıklarda koşturup duran, çevre bilinci sıfır, kalabalıklardan fazla ne beklenebilir ki?
Meselede orada zaten, hakkı olmayana hak verilince, getirisi budur.
Bu iyilik değil, insana da değil, doğaya da değil.
Bu acidan/acilardan bakmadan yorum yapilirsa, haliyle evrim ici bosaltilmis bir bahis olup cikar, cunku kocaman bir yagliboya tabloda, atiyorum salt birkac unsuru ele alip, digerlerini koyver gitsin seklinde bakmak olur. Taraflilik olur. O yuzden diyoruz ya, notr olmak da bir tarafliliktir. Aksini iddia etmek, kendini inkar olur.
Evrimin içini ben boşaltmıyorum, aksine ona karşı yapılan tutumu ortaya sermek için bu konuyu yazdım.
Sanırım sizde bilime atınca, neredeyse yazdıklarımın hepsi yanlış olduğunu yazdınız.
Bilime değil, bilimci geçinene, Evrime değil, evrimci geçinenedir bu sözler, bilimi bahane edip yaşama dinamit koymak, bilim olmasa gerektir.
Helede zayıfı böyle ite kaka, teknoloji ile ayakta tutmak, olmadı organ nakli, olmadı genlerle oynamak, olmadı kısıra tüp bebektir, suni döllemedir diye ortaya bebekler çıkartmak, sonrada bunu hakkıdır görüp doğal karşılamak, nasıl "doğal seçilim" olur ben anlayamadım. Hali hazırda teknoloji Evrimin önüne geçmiş durumda, Evrimi de bitirecektir emin olun, zira zayıf diye bir şey yok artık, bunu sadece ben görüyor olamam.
Dile getirmek istediğim budur.
Taraflılık konusunda din için kast ediyorsanız, bu nötr olmaz sevgili Neva, bir taraf olan bu dediklerimi de yazamaz emin olun. Hem dine atacak hem bilime atacak böyle bir şey olmaz, ben yanlış olana, yanlış gördüğüme atıyorum hepsi bu. Bilim dediysem tüm bilimciler değil elbet, böyle yapsam zaten haklısınız. Aynı şeyi din açısından da çok yaptım. Tuttuğum yönleri de oluyor, attığım yönleri de, bu da aynı şekil, sırf o olduğu için değil, doğru olduğu için tutarım. veya Ona atmam onu sildiğim anlamına da gelmez.
Tarafsızlığın güzel tarafı tabu denen şeyin olmaması, taraflarda tabu vardır, tarafsızlıkta tabu olmaz. Sanrım biraz tabulara geldi mesele ama ne yapabilirim, bannerin altında ki yazı gibi, mezara mı götüreyim bu meseleyi bilemedim.
Yaşama direk müdahaleler ediliyor, bunada kimseler ses çıkartmıyor, herkesin işinede geliyor durumdan o anlaşılıyor. Ama tabi meseleyi böyle düşünmedikleri içindir, sorun şu ki ben düşünüyorum, asla bana gösterilene değil, ben gördüğüme inanırım, onuda iyice incelerim öyle karar veririm.
Kararım da şu ki; doğal seçilim bitirilmeye çalışılıyor, güçlü olan ayakta kalır, artık başka bir şey olma yoluna girmiştir.
Geriye dönme şansı her zaman vardır, gerçi varsa bile bu yakın zamanda olacak bir şey de değildir.
Sevgiler
Felâsife
26-02-2017, 07:31
Doğru bir tane mi birden çok mu noktası ezelden beri tartışılır.
Oysa kavramlara verilen değer sayısı insan sayısıyla aynıdır, ne kadar insan o kadar doğru vardır.
Bu yüzden kavramları genel bir tanımla tahlil etmek eksik kalacak ve kaç tane dogru sorusu sürüp gidecektir..
Eyvallah, doğru söze anca şapka çıkartılır.
Tabi bu sözüne muhalefet olsun diye değil, ama bende bunu insan sayısı ile 3 'e çarpıp düşünürüm. Yani 3 doğru vardır her insan için.
İnsanın aklı bu doğrudur der.
Fakat gönlü ona karşı çıkar, hayır bu doğrudur der.
Öte yandan sezgileri çıkar, hayır ikiside yanlış doğru budur der.
Gel çık işin içinden.
Çokları bu durumun farkına varamaz, akıl ne, gönül ne, sezgi ne bunun ayırdın da olamaz.
Onun içindir ki aklı Evrimi tutarken, gönlü ile tamamen ona aykırı davranabilir,
bu tamamen tersi de olur tabi, hiç fark etmez, aklı ile karşı iken, gönlünde bunu ispat eder, bu yüzden ne kadar insan o kadar doğru vardır sözüne katlıyorum.
Tabi sezgi olayı daha fena, benim düşünce orucunda ki gibi düşüncenin kendini bile yanlış görür o, onun doğrusu hepten karışıktır. :D
İnsanları yanıltan, değer-yargılarında benzerlik veya örtüşme olmasıdır.
Ne kadar örtüşme olursa olsun, her insanın farklı değer-yargısı vardır.
Örtüşmeler birliktelik için gerekli olan bir araçtır, asli unsur kişinin kendi doğrusudur...
Eyvallah.
Felâsife
26-02-2017, 15:44
Ha dersen ki, soylemek istedigim baska, sayet soyle birsey mi;
http://www.academia.edu/27330268/KARTEZYEN_DUALIZMIN_DEMIR_KAFESI_VE_WEBERIN_ANLADI GI
Veya bunun islami vs. acidan ele alinmis sekli mi?
Bunlardan hangisi savunuyorsan belirt, biz seninle o konu iceriginde de konusup, yazisabiliriz, problem yok bu konuda.
Ben o yazıdan bir şey anlamadım sevgili Neva, ama başka yerlerden araştırdım Kartezyen felsefesini, lakin biraz okuyunca da neymiş belli oldu.
Descartes'a göre ruh, yalnızca insanlarda vardır. Zira insan, düşünen bir varlıktır. Düşünceyle ruh aynı anlamda olduğuna ve hayvanlar düşünemediğine göre, hayvanlarda ruh yoktur. Önceden de belirttiğimiz üzere akıl, ruh, zihin hep aynı anlamda kullanılmaktadır.
Öyleyse, hayvanlarda akıl da yoktur; hayvanların bir kısmı konuşmayı becerebilse bile, bunlar yalnızca düşünme olmaksızın yapılan şeylerdir. Bazı dilsiz ve sağır doğan kimseler, konuşamadıkları hâlde meramlarını anlatabilirler.
Oysa hayvanlarda böyle bir yetinin bulunmaması açıkça gösterir ki, hayvanlar insanlardan daha az akıllı değil, akılsızdırlar. Onların bir takım becerilerinin olması, hatta bazı şeyleri çok iyi yapabilmeleri, insanlar gibi akıllı olduklarını göstermez. Yoksa bize fikirlerini anlatabilirlerdi.
Kartezyen Düalizm ve Ruhun Kavramsal Değişimi - Iğdır Üniversitesi
(sosbilder.igdir.edu.tr/DergiPdfDetay.aspx?ID=114)
Şimdi böyle diyen bir düşünceyle benim aynı bir zeminde olmam zaten imkansız, hayvan konuşmuyor diye onu küçük görmek, yok saymak sözde ruhu savunan biri için kafadan çok saçma. Hatta ruhu savunmayan için bile çok saçma, DOĞA odaklı sistemlerde var, hatta Ateizm bile özünde sadece DÜNYA görüşüne sahip olduğu için, DOĞANIN kıymeti değeri var, zaten bu yüzden de esas eleştirileri almazlar mı? Hayvanlar bu kadar kolay göz ardı edilmez. Descartes amca etmiş.
Ruhu savunuyorsan onu küçük göremezsin, ona saygı duyarsın, seversin, ondan kendini asla üstünde görmezsin/göremezsin. Aynı doğada yaşıyorsun, ne üst ne alt, yan yanasındır.
Descartes ruhu bir yerlerden duymuş, almış, kafasına görede kullanmış, bunu zaten semavi dinlerde aynen böyle yapmışlar, Ruh denene inanıyorsanız, savunuyorsanız hayvanlık asla aşağı bir şey değildir, bunu anlamamışlar.
Tasavuftan örnekleyim, Hayvanât diye bir makam vardır, ve bunun da yaşanması gerekir, bu yaşamayan zaten tasavvufçu olamaz, havanda su döver, Hayvanlık ne demek onu anlaması gerekir! bitkiler, cansızlarda çok farklı değildir.
İbni Arabi "hayvaniyet makamında" bir süre kaldığını söyler, bunun alameti olarakta konuşamadığını ifade eder. Descartesin dediği gibi hayvanlar konuşamaz, lakin bu onları küçük görmeyi de gerektirmez, hayvan olamayan insanlığın ne demek olduğunu da bilemez, KIYAS ta edemez esasında, referans noktasıdır bir nevi hayvan olmak.
Tabi olay sadece konuşamamakta değil, insanî tüm özelliklerin hayvaniyette puff olması meselesidir mesele, yani konuşamamanın altında daha farklı faktörler vardır.
Hayvaniyet sadece ye, iç, sekslede ilişkilendirilemez, bunu böyle ilişkilendirenler açık söyleyim cehaletinden böyle söylerler.
Mesele Hayvanların insanların meselelerine, dertlerine İLGİSİZ kalmasıdır, öyle böyle ilgisizlikte değildir bu, TAM ilgisizliktir, Descartes bunu nasıl hazmedebilsin, elinden gelse hayvan diye bir şeye yaşama hakkıda vermezmiş, sanırım vermeyenler de olaya bu pencereden bakıyorlar.
Biz insanız, onlar hayvan!
Neticede İNSANI en üst tepeye oturtmuş bir anlayışa sahip düşünceyle alakam olmaz.
Dinlerde zaten İNSANI en tepeye oturtmazlar mı? hiç işim olmaz.
Aynı şey, ikisinden de tabandan ayrılmam söz konusudur. Asla aynı yolun yolcusu değilim.
Özetle sevgili Neva, bende hayvan oldum, bir hayvan ne hisseder onu biliyorum diyebilirim, mesele konuşamamaktan çok daha derinlerde, insanî hiç bir değerin, tanrı, bilim, ruh, vs. ne değer varsa, sevgi, şefkat, merhamet, adalet, alayının HAYVANLAR için bir anlamı yok! İnsanın anlamı yok! isimlerin bir anlamı yok! hatta ve hatta DÜŞÜNCENİN de anlamı yok! hayvan olmak böyle bir şey.
Bunu insan okuyarakta öğrenebilir lakin yaşayarak öğrenmek gibisi de yoktur. Bir kaç hafta hayvan olmak gerekir ki mesele anlaşılsın.
Düşünceyi en tepesine alan bir için bu aynı zamanda deliliktir, akıllılığı savunana HAYVAN dan daha kötü ne olabilir? olmadığını üstte okuduk neticede.
Hasılı aklı, düşünceyi savunmak trübünlere oynamaktır, neticede diğer insanların onuru, gurunu okşamaktır, alan memnun satan da memnundur.
Tabi bu insanın anlamak istediği doğa vudur, konuşamayanla benle konuşmadı diye onu dışlamak, aslında kendi süper zekasının hiçte süper olmadığının göstergesidir.
Madem o seni anlamıyor, kendini ifade edemiyor, sen onu anla!
Belkide insandan beklenen budur ama bu beklentiyi insan o hayvandır deyip geçiştirmiş gitmiş. Ona müdahaleyi de kendinde hak görmüş!
Ne de olsa hayvan!
Sanırım Descartes, Darwin'in söylediklerini duysa saç başta yolarmış, insanı en tepeye koyan hangi anlayış olursa olsun, Darwin'in söyledikleri onlara 5-10 beden büyük gelir.
Sevgiler
spartacus
26-02-2017, 16:05
Diğer zımbırtılar(senin ifadelerin değil, bilmem ne felsefesi şu bu ile ilgili) bir yana,
sevgili Felasife
hayvanlar da konuşur... Düşünür de...
gerçi Ruh diye, kerameti kendinden menkul bir şey de yok, hasılı şey bile değil ya, neyse...
Felâsife
26-02-2017, 18:06
Diğer zımbırtılar(senin ifadelerin değil, bilmem ne felsefesi şu bu ile ilgili) bir yana,
sevgili Felasife
hayvanlar da konuşur... Düşünür de...
Sevgili spartacus, o seviyeye gelememişiz henüz, tıkanmış yollar, açılmıyor. :)
Descartes, modern felsefenin babası olarakta anılıyormuş. Merak ettim googleye modern felsefenin babası yazdım, Descartes geliyor.
Hasılı baba öyle ederse, evlatlar böyle etmiş çok değil, tuhaf bir durum gerçekten.
Ahlaksız
26-02-2017, 20:07
Bu durumda; egemenlere, kodamanlara, sermayeye, diktatörlere uşaklık edenler, sergiledikleri "uyum" nedeniyle evrim mantığına uygun davranmış mı oluyorlar ?
Misâl; Yavuz Sultan Selim Mısır seferine çıkınca memlûklerin Halep ve Şam valileri hayatta kalmaları karşılığında kendilerine emanet edilen şehirlerin anahtarlarını Yavuz'a teslim ettiler. Direnen Tomanbay ise, Kahirede yakalanıp asıldı.
Gerçi, evrimin siyasetle işi olmaz ama; bu "uyum" meselesi mide bulandırıcı.
Sn.vefik sami;uyum çok önemli ama sadece uyumla açıklayamayız evrimi..Canlı öncelikle uyumlu olacak,sonrasında güçlü olacak,sonrasında ise şanslı olacak..
Uyumlu ve güçlü olmak bile sizi ileriye taşımayabilir..Şansta evrimde çok önemlidir..
Siz çok geriye gitmişsiniz..Ben günümüzden örnek veriyim..
Türkiye'de son 15 yıldır iktidarla uyum içerisinde olanlar ilerlemektedirler..Maddi olarak ilerliyorlar,nüfus olarak ilerliyorlar..
İktidarla uyumsuz olanlar ise,ihale alamıyorlar veya Gezi'de öldürülüyorlar..Yani uyumsuz olana müthiş bir baskı kuruluyor ve bu kesim,uyumlu kesime nazaran ilerleyememiş gibi görünüyor..
Peki güçlü olan kesim hangi tarafta veya bu ülkede gelecekte kim iktidar sahibi olacak?
Bunu bilemeyiz işte..Şu an iki tarafta birbirini tartıyor ve bir noktada kırılma yaşanacak,güçlü olan taraf üstünlüğünü ilan edecek..
Peki şans faktörü ne olacak?
Diyelim ki iktidar daha da güçlendi ve ülkeyi neredeyse komple akpli yaptı..Bu yeterli değildir..Birgün Trump'un canı sıkılıp Türkiye'ye savaş açmak istemesi durumunda,iktidar komple ortadan kaybolabilir..
Evrimi anlamak,toplumsal olaylara bakış açınızı da değiştirecektir..
Kesin olan şu ki;evrime bir yön veremezsiniz..Evrimi es geçip kazandım veya kaybettim diyemezsiniz..Gelecekte ne olacağını kimse bilemez..
Geçen diyanet bir açıklama yayınlamış..Demişler ki ''biz insanları dindar yapalım dedikçe,ahlaksızlık çoğalmaktadır..''
İktidar evrime yön vermek istiyor..İşte bu çok büyük bir hatadır..İnsanlara zorla birşeyleri empoze ederseniz,insanlar buna tepki verecektir..
spartacus
26-02-2017, 21:08
Sevgili spartacus, o seviyeye gelememişiz henüz, tıkanmış yollar, açılmıyor. :)
Descartes, modern felsefenin babası olarakta anılıyormuş. Merak ettim googleye modern felsefenin babası yazdım, Descartes geliyor.
Hasılı baba öyle ederse, evlatlar böyle etmiş çok değil, tuhaf bir durum gerçekten. :)
Aşağıdaki köpek yavrusu, yukarıdaki kedi...
1792765547653621
Yıldıztozu
26-02-2017, 23:51
:)
Aşağıdaki köpek yavrusu, yukarıdaki kedi...
1792765547653621
çok ilginç ve çok güzel..
ama kediye bu eylemi yaptıran sebep nedir?
bu eylemi yapmasının ona ve türüne bir katkısı olmayacak..
kedinin, bu yaptığı eylemin köpek açısından ''faydalı'' olduğuna dair bir farkındalığının olduğunu sanmıyorum.
hayvanlar bu farkındalığa sahip olsaydı birbirlerini çoğu zaman parçalıyor olmazlardı.
sanırım kedinin bu davranışının altında evrimsel programlar var, ama bu programlar köpeğe yardım etmesi için evrilmemişti, kendi türü için evrilmişti..
başka bir türe yardım etmesinin açıklaması o türün kendi türüne benziyor olması olabilir.
insanlar da öyle değil midir? sivrisineği rahatlıkla öldürebiliriz ama köpeği severiz..
türler arası yakınlık derecesi etkin olabilir.
insanları ''düşünen'' hayvanları da ''hiç düşünemeyen'' canlılar olarak görmüyorum.
düşünmek illaki ''ya hep var ya hiç yok'' şeklinde olmak zorunda değil.
100 üzerinden değerlendirirsek bir sineğin düşüncesi 5 puanlık ise, köpeğin 15 puanlık, ahtapotun 20 puanlık, aptal bir insanın 50 puanlık, akıllı bir insanın 80 puanlık olabilir..
hayvanlarla insanı ayırırken, insanlar da kendi içinde farklı kategorilere ayrılabilir.
dolayısıyla hayvanlar da en azından aptal insanlar kadar saygıyı hakeder.:)
İlahimasal
27-02-2017, 00:05
kedinin, bu yaptığı eylemin köpek açısından ''faydalı'' olduğuna dair bir farkındalığının olduğunu sanmıyorum.
Bu videoyu çeken İNSAN köpek açısından faydalı olduğuna dair farkındalığı varmıdır? Kedi videoyu çekenden daha faydalı görünüyor.
hayvanlar bu farkındalığa sahip olsaydı birbirlerini çoğu zaman parçalıyor olmazlardı
İnsanlar bu farkındalığından dolayımı birbirlerini sürekli parçalıyor? İnsanlar birbirlerini parçalarken alet edevat kullanıyor olması insanın daha gelişmiş bir hayvan olduğunu gösterir.
Biz insanlar hayvanın biraz önünde gideniz.
Yıldıztozu
27-02-2017, 00:25
Bu videoyu çeken İNSAN köpek açısından faydalı olduğuna dair farkındalığı varmıdır? İnsanlar bu farkındalığından dolayımı birbirlerini sürekli parçalıyor?
İnsanın faydaya dair farkındalığı vardır ama bencilliğe dair farkındalığı da vardır. Bu farkındalıklar birbiriyle çatışabilir.
Kedi videoyu çekenden daha faydalı görünüyor.
Evet, güzel yakalamışsın.
Ben ahlaki eylemleri 3 kategoriye ayırıyorum.
1- Dinin emirlerine göre ahlaki kurallarını belirleyenler.
2- Evrimin programlarına göre ahlaki eylemde bulunanlar.
3- Kendi iradesini ve aklını ortaya koyarak ahlaki eylemde bulunanlar.
Üçüncü maddeyi ''güç istenciyle'' ilişkili görüyorum. Birine iyilik yaptığımızda bizi güçlü hissettirir. Tanrısal bir histir bu.
Tanrının iyilik yapma gerekçesi neyse bu insanın da gerekçesi odur. Kendisi tanrıdır zaten. Tanrısal özelliğini ortaya koyarak doğadaki adaleti sağlamaya çalışır.
Bu da onu güçlü hissettirir.
Felâsife
01-03-2017, 04:09
çok ilginç ve çok güzel..
ama kediye bu eylemi yaptıran sebep nedir?
Bir kedi, bir köpek yavrusunu kurtarıyor, ona yardım ediyor, daha ne sebep olsun ki?
Zaten bir canlı olarak her türlü donanıma sahip, tek farkı bizle konuşmaması? ama hal lisanlarınıyla pek güzel de konuşabiliyorlar, tabi bizler hâl lisanından çok anlamayız, sebebi gördüğümüz halde sebep nedir deriz.
Çünkü alışmışız bir kere sebep/neden nedir demeye.
Sebep basit, yardım ediyor.
Tabi akılsız bir şey nasıl yardım eder, onu, onu da akılsız görenlere sormak lazım. :pop2:
Vefik Sami
04-03-2017, 12:15
İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler. Bunların hepsi kendi aralarında benzer veya aynı özelliklerle üremekte. İçlerinde, çevre koşullarına, dış etkenlere karşı daha dayanıksız olanlar yok oluyor; görece olarak "sağlam" duranlar, yaşamaya devam ediyor. İlk bakışta bu tesbit "doğru" gibi görünürken, gerçeğin tam da böyle olmadığını yeni fark ediyoruz. Eğer; güçlü olanın hayatta kaldığı tesbiti bir ilke olsa idi; dinazorlar ve mamutlar şimdi yaşıyor olurdu. Bu paradoks'u çözme adına yeni bir teori üretildi.
"Güçlü olan değil, uyumlu olan yaşar."
İyi de bu "uyum" denen şey, ne menem bir şey ?
Bâzen iri ve güçlü olmak işe yararken, bazen de daha küçük cüsseli varlıklar hayatta kalıyor; dinazorlar gibi dev cüsseler yok olup gidiyor.
Bu sürecin temel mantığı ne ?
Hristiyan papaz'ın "Tanrı, mantıklı olmak zorunda değil" dediği gibi, bizler de "Evrim mantıklı olmak zorunda değildir" mi demeliyiz ?
Misâl; kim güçlü ?
Arnold schwarzenegger mi ?
Raki Balboa mı ?
Naim Süleymanoğlu mu ?
Einstein mi ?
Stephen Hawking mi ?
Kim "uyum" lu ?
Kendi sefil çıkarı için milyonların sömürülmesine, ezilmesine "evet" diyen mi ?
Yoksa, o milyonlar için kendi hayatını hiçe sayıp yerine göre "Hayır" demesini bilen, hattâ bu uğurda ölüp giden mi ?
Evrim; ilkini "geçerli" kılıyorsa; ahlâk, erdem, şeref ve haysiyet gibi değer yargılarının evrim teorisindeki yeri ve anlamı nedir ?
"Adâlet ve merhamet" gibi kavramların, evrim içindeki dayanakları nedir ?
Evrim ve doğal seçilimi doğru anladıysak; bu işin, insan zekasını ka'ale aldığı söylenemez. Meselâ, hep ahmakların daha önce öldüğünü iddia edemeyiz. Hattâ; kafası pek çalışmayan, fazla soru sormayan, çevresindeki işleyiş, oluşum ve güce müdâhele aklı olmayan ebleh insanlar mevcut konjoktür'ün alelâde birer dişlisi olarak yaşamaya devam ederken, "Gerçek"in peşinde olduğu ileri sürülenler ezilip, yok edilebiliyor. Sn. Felâsife'nin de işâret ettiği gibi doğan her canlının yaşama hakkına sahip olduğu şeklinde bir şehir efsanesi üretip buna "Ahlâk-merhamet" demişiz. Ama; sinekleri, börtü-böcekleri de öldürmeye devam etmişiz. Kendi içimizde tutarlılığımız yok. Hayat bizi bencil ve riyâkar yapmış. Zekâ ve irade denen şey bencillerin ve riyâkârların elinde muazzam bir silaha dönüşerek,"doğal" evrimin "yapay" ajanı olmuş.
Beni bilen bilir.
"Evrim yok" diyemem, demiyorum.
Bunu iddia edecek evrim bilgisine sahip değilim.
"Bilim adamı" kılıklı kimi eyyamcılar gibi Yaratılış doktrini ile evrimi bağdaştırmaya da çalışmıyorum.
Çalışmam da hem bilimsel namus gereği, hem de şu anki evrim bilgim muvacehesinde mümkün görünmüyor.
Sorun şu ki; çevremizde olan-biteni anlamaya çabalarken, bu çevre koşullarına, o koşuların doğallığından kaynaklanmayan, kendi ürettiğimiz vehimleri de katıp teoriler üretiyoruz. Tıpkı dinler gibi bu teoriler de hâkim kültürün cenderesinde şekilleniyor. Yâni; sn Felâsife'nin konu başlığı gibi; "Evrim, evriliyor"
Ama nereye ?
Bu sürecin temel mantığı ne ?
(...)
Evrim ve doğal seçilimi doğru anladıysak; bu işin, insan zekasını ka'ale aldığı söylenemez.
Böyle görüyorum ben de.
Zâten bir öngörülebilirliği ya da amacı olsaydı, ona "evrim" demek de tutarsız hâle gelirdi.
Limitsiz fiziksel unsurların işleyişlerinden ibâret ,belirsiz bir etkileşim deryası olarak kabûl etmek makûl görünüyor..
Felâsife
04-03-2017, 13:54
İlk bakışta bu tesbit "doğru" gibi görünürken, gerçeğin tam da böyle olmadığını yeni fark ediyoruz. Eğer; güçlü olanın hayatta kaldığı tesbiti bir ilke olsa idi; dinazorlar ve mamutlar şimdi yaşıyor olurdu. Bu paradoks'u çözme adına yeni bir teori üretildi.
"Güçlü olan değil, uyumlu olan yaşar."
Güç burada çerçeve bir kavram, dediğiniz gibi olsaydı Dinazorlar elan hayatta olurdu ama öylede olmamış, haklısınız.
Zira işin içinde sadece kas/kemik/çene gücü değil, ŞANS gibi faktörlerde var.
Ölen bir canlı illa güçsüz olduğu için ölmüyor, başka bir canlı onu avlıyor veya küçücük bir diken ormanların kralının sonu olabiliyor.
Özetle devrede şans faktörü de var, elbette uyumda var.
Bunun başka bir açısıda tesadüf, yani canlılar tesadüfen yaşıyor veya ölüyorlar, bunun bu açıdan güç ile uyum ile bir alakası bile yok.
Ölenler güçsüz değiller miydi? illaki güçlülerdi, uyumlulardı, donanımlılardı ama ölüverdiler işte, ya da yaşayıveriyorlar.
Burada ki sorun, bu işleyişe direk müdahale edilmesi.
İnsan müdahalesi bu mekanizmayı bozuyor.
İnsanın bir çok hayali var, mikropsuz, bakterisiz, hastalıksız bir dünya inşâ etme peşinde.
Bu hakkı kendinde görüyor ve uyum meselesini kâle bile almıyor.
Başka bir açıdan da doğa bu noktada anladığımız anlamda hiç mükemmel de değil, acıma, merhamet gibi şeyler olmadığı gibi, olayı tesadüfler şekillendiriyor, bir şeyin hayatta kalması veya kalmamasını sağlayan yegâne şey TESADÜFLER.
İşin içinde bu kadar tesadüfler olması, insanın asla anlayamayacağı bir şey, insan bu tesadüfeyi LEHİNE çevirmek, kontrolüne almak istiyor. Bu da sorunların temelini oluşturuyor, ya yaşamın ne olduğunu hiç bilmiyoruz, ya da çok iyi biliyoruz ki müdahale ediyoruz.
Özetle, güç, uyum, şans gibi doğayı ayakta tutan, bu güne kadar gelmiş bu sistemde, İNSAN ciddi bir çatlak meydana getirdi.
Bunuda gene kendi içinde ki SAĞLAM ilkelere aykırı gelmek adına da yaptı.
Doğal seçilimi bile insan kendi açısından zaten lehine çevirdi, hayır ben seçerim demeye geldi iş.
O yüzden ortada ki esas sorun, ilkelerle, yapılan işler örtüşmüyor.
Başka başka şeyler yapılıyor. Haliyle evrimin evrilmesi, evresini çoktan geçtik, başka bir evredeyiz adı daha konulamadı, zamanla o da konulur herhalde.
Sevgiler
bilgivehis
04-03-2017, 15:53
Güç denince bahsedilen fiziksel güç değil, aynı zamanda uyum gücü anlayışı da yanlış.
Uyumu kalıcı güç olarak ele alırsak bu evrime de terstir. Uyum gücü şatafatlıdır ama geçicidir, kalıcı olan güç tam tersi UYUMSUZ GÜÇTÜR.
Evrim sana doğal olarak uymanı ister, sen evrimin yasalarına uydukça sorunsuz gibi görünür ancak bir yandan da evrim seni değişime zorlar işte o zaman sorunsuz gibi görünen uyum gücü yıkılmaya başlar.
İnsan zekası uyuma karşı mücadele ederek gelişti, hayvan olmayınca tahılı keşfetti, tahılın yetmedigi yerde teknolojiyi keşfetti.
İnsanlar çaresizlige boyun bükmedi, hayvan yoksa eyvallah demedi, tahıl yetmiyorsa sen bilirsin demedi, dolayısıyla başına gelene uymadı zorladı.
Bugün kapitalizmin ve dincilerin zorlamasına boyun büken dindarların yaptıgı uyum bahsettigim gibi binlerce yıl dahi sürse günü kurtarmaktan ibarettir, kalıcı değildir...
spartacus
04-03-2017, 17:29
"Güçlü olan değil, uyumlu olan yaşar."
İyi de bu "uyum" denen şey, ne menem bir şey ?
Bâzen iri ve güçlü olmak işe yararken, bazen de daha küçük cüsseli varlıklar hayatta kalıyor; dinazorlar gibi dev cüsseler yok olup gidiyor.
Bu sürecin temel mantığı ne ?
Hristiyan papaz'ın "Tanrı, mantıklı olmak zorunda değil" dediği gibi, bizler de "Evrim mantıklı olmak zorunda değildir" mi demeliyiz ?
Sevgili Vefik Sami
Bunu böyle cüsseli güç vb olarak yansıtma işi bildik soytarıların çarpıtması, her zamanki gibi, aslı uyum sağlamak, adaptasyon, avantaj ve bu kas gücü değil, ortama uyum sağlamak üzre...
Kaba bir metaforla, suya düşen kağıt ile naylon arasındaki fark gibi, mesele fiziki güç değil, form ve yapının verili ortamda korunup, korunamaması, sürdürülebilir, sürdüremezlik...
Misâl; kim güçlü ?
Arnold schwarzenegger mi ?
Raki Balboa mı ?
Naim Süleymanoğlu mu ?
Einstein mi ?
Stephen Hawking mi ?
Kim "uyum" lu ?
Haliyle dayanak sözde bir çarpıtma olunca, alakasız kıyaslarda ardından geliyor. Bir kez bir yalan ortaya atılıp, kitleler kandırıldı ve inandırıldı mı, artık söylemin dayanağı farazinin kendisi oluyor... Kendi, kendini dayanak eden farazi...
Kuşların 80 kanadı vardır...
Efendim kuşların 80 kanadı mı var, neye göre ifade ettiniz.
Tabi ki 80 kanadı var, çünkü orada kuşların 80 kanadı olduğu ifade ediliyor...
yağmurları Zeus yağdırır, ister yağdırır, ister yağdırmaz.
Yani yağmurların oluşmasının sebebi bu mu?
Tabi ki o.
Dayanağınız ne, yani nasıl sorunsalını çözüyor mu bu ifade, bir açıklık, açıklama getiriyor mu?
Tabi çözüyor, dayanağım mutlak doğru, tartışılamaz gerçektir.
Nedir?
yağmurları Zeus yağdırır. Deniyor işte bundan ala dayanak, kanıt mı olur.. O halde açıkla, yağmurları Zeus yağdırmıyor madem, o halde nasıl yağıyor?(nasıl yağdığını açıklamasını beklediğiniz ama açıklayamayan size bu soruyu soruyor, iyi mi!)... Demek ki yağmurun yağması, Zeus'un delilidir, yaaaa kapiş, mapiş... (herif kendi aklını, akılsız, mantıksız, asılsız, fasılsız -safsata- bir söylemle kapişliyor ama farkında bile değil, tek yapması gereken inanmak)
Evrim teorisine sözde karşıt soytarıların da genel taktiği budur, tamamen aynı safsata üzredir ve tabi ki bol, bol çarpıtma, insanları yalan-yanlış isnat, üfürklerle kandırma da işin diğer tarafı...
Düpedüz yalan söyleyen veya inanca başvurma safsatasına yönelen veya sahtekarlık yapan veya hiç bir bilimsel metoda dayanmayan, tamamen farazi, kurgu söylemlerle ilkelliğin, köhneliğin siyasetini yapanları ciddiye almamız bekleniyor, alıyoruzda, mesele kişileri ciddiye alıp, almamak değil ki, alakası bile olamaz, mesele ne dedikleri, neye dayanıp, dayanmadıkları..
Rüzgarlı bir havada, boğaz köprüsüne çıkıp, kendinizi aşağı atın, yarı yolda kanatlı bir dolu altın kasası sizi alacak ve kıyıya zengin olarak döneceksiniz dersem, sorun beni ciddiye alıp, almamanız mıdır yoksa söylemlerimin ciddiye alınır bir yanının olup, olmamasıyla mı ilgilidir. haydi bunuda geçtiniz ne diyeceksiniz ki? peki o halde bunu gözlem, deney tabanıyla gösterin demelisiniz, kabul, haydi atla da yarı yolda kanatlı altın kasası sizi alıp kıyıya taşısın bizde görelim denir. vay işte bilim böyle dinsiz, Allah'a küfrediyor, dinimize hakaret, bu bilim ve yöntemleri(?) var ya taamen idolojik vs, bu tür kıvırmalarada milyonalrca ahmak inanır mı, ne yazık ki inanmaya devam eder, afyon bir kez enjekte edilmiş, akıl, mantık sağlığı arızaya düşürülmüştür. İnsan pragmatist ve pratik yapısı gereği, önşartlar, önkabuller'e zaaflıdır, ne yazık ki önkabul, önşartlar bir kez saplanmış ve saplantı düzeyine gelmişse, kişiler irdeleme, sorgulama yetisini tamamen kaybederler, çünkü artık her şeyi önkabullerine göre değerlendirmeye başlarlar, ne kadar saçma, akılsız, mantıksız, ahmak yerine koyuyor olsa bile... bu soytarı kesimleri, insanların her tür zaaflarını kullanmakda ustalaşmış kesimlerdir ve bu ustalık binlerce yıllık birikimledir... İnanır da kendinizi atarsanız, elbette çakılacaksınız, bu durumda da cevap yine hazırdır, rüzgar yeterince esmiyordu, o esiyorsa hava açık değildi, kişi 2 rekat fazla namaz kılmalıydı vs, bunlarıda cevapmış gibi çakarlar olur biter, senaryo-kurgu, masal dünyasında işler bu kadar kolaydır...
İnsanlığın başına gelmiş en kötü felaket, ne yazık ki dinler, adilik, ikiyüzlülük, sahtekarlık, soytarılık, yalan, dolan, atmasyon, farazi nutuk, hamaset, istismar her şey meşru...
Uyumdan anlaşılması gereken nedir ki? Çok da çetrefilli bir kelime değil.
Eğer, çırılçıplak biçimde, yani en doğal halinizle Antarktikada olsaydınız, Penguenler yaşarken siz muhtemel yaşayamazdınız... penguenler sizden güçlü mü?
Arnold'mu güçlü, penguenler mi?
Çok kaba bir örnek seçtim anlaşılması namına, bu halde o iklime uyum sağayabilen Penguenler neslini devam ettirirken, siz neslinizi devam sorunu ile karşı, karşıya gelirsiniz. metabolizmanız belirli ısı ve atmosferik ortam farkına olumlu tepki veremezse, ortama uyum sağlamaması durumu doğar, burada ifade edilen uyum, ne iradi ne de keyfi bir kelime değil, hal ve duruma göredir. Ani değişimler felaket olur, ancak milyonalrca yıla yayılmış değişimlere ise organizma, metabolizma uyum sağlama şansını yakalar, hepsi bu...
Milyonlarca yıllık canlılar dünyasında, farklı ortamlar, farklı organizmaları, mekanizmaları anlamlı kılarken, diğer yandan da verili ortama uyum koşullarınıda dayatır. Ani değişimler veya değişken ortamlarda, refleks ve kaçıslar göçleri getirebilir, böylece aynı tür canlılar farklı iklim, coğrafyalara yayılım gösterir ki, buda bize değişen ortam ve adaptasyon konusunda, aynı türlerin farklı ortamlardaki değişkenliğinide kıyaslama şansı verir. bu bile evrim sürecinin kolay yoldan anlaşılmasını, verili durumda kıyas ve incelemeyi sağlayan örnektir, örneğin geniş bir alana yayılmış Tarantula ailesi, 900 farklı türüyle bu sürecin bir yansımasını sunar. Nesiller kapalı ve açık olarak farklı ortamlarda farklı gelişebilir, örneğin kendi türünün diğer üyelerinden ayrı, yalıtık bir grup yine yalıtık diğer gruplar, farklı koşullarda farklı form, yapı arzedebilir, çünkü farklı ortamlardaki görece farklı değişkenlik, farklı tepki ve etkileşimi getirir. Örneğin sıcak iklimlerdeki aynı tür böcek, soğuk iklimdekinden çok daha büyük olabilir, ikiside özünde aynı ailenin fertleridir ama binlerce yıllık ayrılık ve farklı iklim koşullarına, farklı uyum sağlarlar(bu kaçınılmazdır, değişen koşullara uyum sağlayamayan neslini sürdüreeyebilir-hayat da kalma koşuluna sahip olmamak-!). Sıcak iklimlerdekilerin organizma yapısına göre, enerji sarfiyatı, oksijen ihtiyacı daha fazla olabilir, bu durumdada hem enerji sarfiyatı namına daha büyük bir sindirim hem de okisjen namına daha büyük solunum sistemine şartlanır-bu durum ise aniden değil, milyonlarca yılda , birikimle, sürece yayılmış değişimlerle ve tabi ki böylece organizmanın da nihayetinde kimyasallardan meydana gelmişliği, ilgili maddelerin de değişik ortamlarda değişik hareketler sergilemesine yol açar, böylece toplamda organizmalar bir bütün halinde verili ortam değişkenlerinden olumlu, olumsuz etkilenir.
36 derece sıcağa, -20 derece soğuğa girdiğinizde, ne oluyor? Sebep? Allah öyle yaratmış da ondan demek, bir cevap niteliği taşımaz, açıklamazda hatta alakası bile yok, o halde nasıl açıklayacaksınız?
Vefik Sami
04-03-2017, 18:13
Evrim teorisine sözde karşıt soytarıların da genel taktiği budur, tamamen aynı safsata üzredir ve tabi ki bol, bol çarpıtma, insanları yalan-yanlış isnat, üfürklerle kandırma da işin diğer tarafı...
Düpedüz yalan söyleyen veya inanca başvura safsatası yapan, veya sahtekarlık yapan veya hiç bir bilimsel metoda dayanmayan, tamamen farazi, kurgu söylemlerle ilkelliğin, köhneliğin siyasetini yapanları ciddiye almamız bekleniyor, alıyoruzda, mesele kişileri ciddiye alıp, almamak değil ki, alakası bile olamaz, mesele ne dedikleri, neye dayanıp, dayanmadıkları..
Söylemediğim şeyleri bana atfederken, yaptığım kıyas ve akıl yürütmeleri "sözde" olarak niteleyip, yazdıklarımdan ötürü beni "soytarı-şarlatan" ilân etmişsiniz. Halbuki, "gerekçe" yaptığınız yazımda kendime göre tesbit ve düşüncelerim vardı. Ayrıca hiç bir grup, zümre, kişi veya "izm" hedef alınmamıştı. Eleştiri herkesin hakkıdır. Ama;cevap verirken "sözde" veya "şarlatan" gibi sıfatlarla muhatap aldığınız kişiyi aşağılamak; belki "hedef" alınan şahsı susturur da sâhibini haklı kılmaz. Hiç kimse, "soytarılık-şarlatanlık" yapmak için fikir üretmez. Anca bir çıkarı veya menfa'ati üzerinden demagoji, yapar. Yazdıklarım nedeniyle hakaret edeceğinize, neyin-neden yanlış olduğunu göstermeniz gerekmez miydi ? Sizler gibi "aydın, entellektüel" kimseler aşağılayıcı konuşurken, benim gibi "geri kafalı" ların sinkaf'a tenezzül etmemesi tuhaf değil mi ? Yoksa bu işler daha fazla "birikim"mi gerektiriyor ?
Ben zaten, kas gücü ile zekâ arasında bir kıyas yaptım; "kim güçlü" diye. Stephan Hawkingk'i muzdarip olduğu hastalığı nedeniyle bir çocuk bile öldürebilir. Ne var ki adamın zekâsı ve ürettikleri onu farklı bir konumda algılamamaza sebep olmakta. Neyi, neye uyduruyoruz ? Fikrimizi "haklı" çıkaracak örnekler bulup bunlar üzerinden "güzelleme" yapmak, mesaja "sevgili" diye başladıktan sonra muhatabı "şarlatan" ilân etmek, belki ego'yu tatmin eder de kimseleri "haklı" yapmaz.
Uyumdan anlaşılması gereken nedir ki? Çok da çetrefilli bir kelime değil.
Eğer, çırılçıplak biçimde, yani en doğal halinizle Antarktikada olsaydınız, Penguenler yaşarken siz muhtemel yaşayamazdınız... penguenler sizden güçlü mü?
Arnold'mu güçlü, penguenler mi?
Çok kaba bir örnek seçtim anlaşılması namına, bu halde o iklime uyum sağayabilen Penguenler neslini devam ettirirken, siz neslinizi devam sorunu ile karşı, karşıya gelirsiniz. metabolizmanız belirli ısı ve atmosferik ortam farkına olumlu tepki veremezse, ortama uyum sağlamaması durumu doğar, burada ifade edilen uyum, ne iradi ne de keyfi bir kelime değil, hal ve duruma göredir. Ani değişimler felaket olur, ancak milyonalrca yıla yayılmış değişimlere ise organizma, metabolizma uyum sağlama şansını yakalar, hepsi bu...
Eskimolar ile Ekvator kuşağında yaşayan insanlar aynı ortama sâhip değiller. Ama özünde hepsi insan. Belli ölçüde sıcak veya soğuğa dayanma yeteneği geliştirmişler.Birini kendi yaşam alanından çıkarıp diğerine koyarsanız , bir süre sonra o ölür. Ben, buna itiraz da etmedim, aksini de söylemedim. İşinize gelebilecek bir durumu yazdıklarıma karşı kullanıyor, "kaba bir örnek" seçtiğinizi söyleyip satır arasından beni de "anlamaz-andavallı" ilân ediyorsun. Sizi bu denli sinirlendirdiğime göre yazdıklarım epey etki yapmış olmalı. Çünki, ben dikkate almayacağım, "andavallı, şarlatan" biinin yazısına gülüp geçerim, ciddiye bile almam. Gerçekten andavallı ise, ne söylesem anlamayacağı, "şarlatan" ise söylediklerimi anladığı halde işine gelmediğinden aksini iddia edeceği için.
Ben hüküm vermiyor; "kim güçlü" diye soruyorum. Evrimde güç etken ise, güçlü olan hayatta kalıyorsa, "dinazorlar ve mamutlar nerede?" diyorum. Yok eğer, varlıkların yapısal özelikleri ile değişkenler arasıdaki bir "uyum"dan söz edilmekte ise tüm gerçek ve mantık bu mudur ? İnsan zekasının bu süreçteki yeri neresidir ?
Özelikle siyasette, güçlüye kodamana eklemlenip insanlarını, komşusunu arkadaşını satanlar da bahsettiğiniz "uyum" mantığının neresindeler ? Bu "uyum" da "Hak, adâlet, merhamet ve düsütlük" gibi değerlerin yeri var mıdır ?
Benim yazdıklarımda pek "kaba" ve ana hatlarıyla ele alınmış bir yazı oldu ama; sebep muhatap değil.
Siz benim câhilliğime verin.
spartacus
04-03-2017, 19:20
Söylemediğim şeyleri bana atfederken, yaptığım kıyas ve akıl yürütmeleri "sözde" olarak niteleyip, yazdıklarımdan ötürü beni "soytarı-şarlatan" ilân etmişsiniz. Halbuki, "gerekçe" yaptığınız yazımda kendime göre tesbit ve düşüncelerim vardı. Ayrıca hiç bir grup, zümre, kişi veya "izm" hedef alınmamıştı.
Sevgili Vefik Sami
yanlış anlamışsın, bildik soytarılar dedim, size herhangi bir hitapda bulunmadım. İlgili soytarıların da -tahmin edersiniz- nasıl bir yöntem izlediğini detaylandırdım...
İnsanların aczi, zaafları, bilinçsizliği, cehaletinden faydalanmak üzre oldukları içinde yapmaları gereken o ve benzer taktik-yöntemleri kullanmak, haliyle piyasada bolca yalan, yanlış propagandaları, sahtekarlıkları, yalan-yanlış çarpıtmaları kol geziyor üstelik güçlü olmak durumu, kol, kas gücüne indirgenmiş biçimde...
muhatap siz değilsiniz, en fazla sizinle birlikte irdeleriz.
Sevgili Vefik Sami
Bunu böyle cüsseli güç vb olarak yansıtma işi bildik soytarıların çarpıtması, her zamanki gibi, aslı uyum sağlamak, adaptasyon, avantaj ve bu kas gücü değil, ortama uyum sağlamak üzre...Bu tür sömürücülerin akşama kadar Kur'an satan, dua satan ve bol, bol ürün satıp, reklam yapan, kandırmacaya dayalı şifa satan sitelerinde arada bir belgeseller sunarlar. Çizgifilmler de, tümünde de sahtekarlık yaparlar.
Örneğin çizgi film yabancı menşeilidir ama çevirilerde adilik yapıp, senaryoya uymayan sözler eklerler, sanki öyleymiş gibi, Örneğin İsa'ya namaz kıldırıp, Muhammed adına salavat getirtiler vs... Yani düşünün ki bu türden insanlar ellerini her şeye atmış, her taşın altından çıkıyorlar... Düşünün ki o çizgi filmi izleyen İsa'nın namaz kıldığını, Muhammed adına and içtiğini sanıyor ve bu kitleler haline geliyor, net ortamında sağda, solda her tarafta kapanlar gibi kapılanlarda kir üretiyor, çarpıtmaları yayıyor...
Siz durumun farkındasınız ne derdiniz? Soytarı, sahtekar, adi, ne derseniz benzer her türlü vasıf üzerlerindedir, yani soytarı deseniz dahi bu bir itham, isnat değil, bir hitabet sözüde değil, sadece tespittir, davranışın, eylemin ne olduğudur değil mi?
Çizgi filmlerde yaptıkları sahtekarlıkları her alanda yapıyorlar, bilim, teknoloji, ekonomi, politika farketmiyor... Örneğin soytarı televizyonların birisinde "Evrim karşıtı" bir belgesel sunuyorlardı, konuları Evrim karşıtlığı. Normalde belgeseli çekenler yabancı, içeriğinde ise hiç bir şekilde ne Evrim Teorisi ne de aksini anlatmak gayesi var, sadece bir kaç çeşit canlının yaam mücadelesini kamerya almış ve sunuyorlardı(Kartal, aslan vb)...
Bunlar ise sözde çeviri yaptıkları görüntüsünde bir dolu yalan propagandası yapıyordu ve diyorlardı ki, kaplanı gördünüz mü, işte Evrim teorisi budur, kaplan, ceylanı yer, çünkü güçlü! Aynı belgeselde ise fiziki gücü daha güçlü olmasına rağmen, daha zayıf olan rakibine av olan bir başka av-avcı ortamını gösteriyorlardı, işte evrim teorisi çöktü! Zayıf olan güçlü olanı eledi! Kısaca uyum, adaptasyon konusu, canlılar arası rekabetdeki fizik-kas gücüne indirgeniyor ve bu biçimde de çarpıtılıyordu ve böylece kendi, kendilerine üfürdükleri tipde Evrim teorisini çökertiyorlardı...
Bugüne kadar, yalana, dolana, safsataya, kandırmacaya yönelmemiş, objektif, gözlem ve deneye dayalı, zemini farazi lafazanlık olmayan tek bir Evrim karşıtı kurum, kişi çık-a-mamıştır, bu konuda yapabildikleri, Ortaçağda olduğu gibi, dünya dönmüyor, evrenin merkezidir diye diretmektir-yaptıklarıda bu, bilim karşıtlığı ve hakimiyet koşulalrında yaşadıklarımızda benzer süreçler -değil mi?-..
Ortam bunların kirinden ve hakimiyetinden geçilmiyor ve ne zaman insanlar bilimsel bir alanda bilgi sahibi olmak istiyor, ne zaman arama motoruna kelimeler yazıyor, ne yazık ki bunların örümcek ağı gibi bol siteleriyle karşılaşıp, tuzağa düşüyorlar ve bilimsel her konuda yalan-yanlış şartlanıyorlar-demek istediğim bir yerde bu idi-...
Felâsife
06-03-2017, 21:15
İnsan zekası uyuma karşı mücadele ederek gelişti, hayvan olmayınca tahılı keşfetti, tahılın yetmedigi yerde teknolojiyi keşfetti.
İnsanlar çaresizlige boyun bükmedi, hayvan yoksa eyvallah demedi, tahıl yetmiyorsa sen bilirsin demedi, dolayısıyla başına gelene uymadı zorladı.
Sevgili bilgivehis
Doğrudur insan zorladı ama ilk başlarda ki zorlaması bile bir uyum içindeydi diyebiliriz, ne zaman ki insan virüstür, bakteridir, mikroptur bunları keşfetti ve keşfettiği gibide yok etmeye başladı. İşler tersine dönmeye başladı, tabi hastalıkları tedavi etmek adına da bunlar bir bir yok edilmeye başladı.
İnsana bu yetti mi yetmedi elbet, bu sefer genlerle de oynamaya başladı. Her şeyin genleriyle oynanabiliyor artık.
Dediğin gibi ilk başlarda bu iş, bir yaşam mücadelesiydi ama artık yaşama müdahale şeklinde evrildi.
İnsanlar bugün artık veba gibi bulaşıcı hastalıklardan kırılmıyor, bit pire gibi dertleri yok, veya başka hijyenden kaynaklı sorunlar yaşamıyor. Veya tarla tapan dertleri de yok. İnsan masa başında oturarak geçimi sağlıyor.
Kısaca insan artık yaşama mücadelesi vermiyor, pek çok şeyi otomatiğe bağlamış, sistem tıkır tıkır işliyor, verdiği tek mücadele olabilir, o da yaşama nasıl müdahale ederim o!
Geriye kalan mücadeleler ise, bu meselenin gündeme gelmemesini sağlamak için çıkartılmış, çok önemli gibi göstertilen önemsiz şeyler.
Sevgiler
bilgivehis
07-03-2017, 01:40
Sevgili bilgivehis
Doğrudur insan zorladı ama ilk başlarda ki zorlaması bile bir uyum içindeydi diyebiliriz, ne zaman ki insan virüstür, bakteridir, mikroptur bunları keşfetti ve keşfettiği gibide yok etmeye başladı. İşler tersine dönmeye başladı, tabi hastalıkları tedavi etmek adına da bunlar bir bir yok edilmeye başladı.
İnsana bu yetti mi yetmedi elbet, bu sefer genlerle de oynamaya başladı. Her şeyin genleriyle oynanabiliyor artık.
Dediğin gibi ilk başlarda bu iş, bir yaşam mücadelesiydi ama artık yaşama müdahale şeklinde evrildi.
İnsanlar bugün artık veba gibi bulaşıcı hastalıklardan kırılmıyor, bit pire gibi dertleri yok, veya başka hijyenden kaynaklı sorunlar yaşamıyor. Veya tarla tapan dertleri de yok. İnsan masa başında oturarak geçimi sağlıyor.
Kısaca insan artık yaşama mücadelesi vermiyor, pek çok şeyi otomatiğe bağlamış, sistem tıkır tıkır işliyor, verdiği tek mücadele olabilir, o da yaşama nasıl müdahale ederim o!
Geriye kalan mücadeleler ise, bu meselenin gündeme gelmemesini sağlamak için çıkartılmış, çok önemli gibi göstertilen önemsiz şeyler.
Sevgiler
Sevgili Felâsife, Yaşama müdahale içinde bir başka gizli ve sinsi müdahale daha var, o da dünyanın hakimlerinin insanları kendi çıkarlarına göre robotlaştırma müdahalesi.
Asıl sorunun kaynagı bu müdahalenin proje halinde uygulanıyor olmasıdır. Hatta evrimi evirme meselesinin kaynagı da budur.
Bugüne kadar insanlar doğal olarak evrildi, şimdi ise bahsettigim güçler bunu kendileri yapmak istiyor.
Bir örnek vereyim, bir insanın bir kolunu ölene kadar bağla, onun çocugunu, torununun da aynı kolunu bağla böyle 300-500 yıl sonra dogacak çocuklar o bağlanan kolları artık işlemez ve yok olmaya başlar. İşte evrimin bu özelliginin farkına varan sistem hakimleri buna benzer yollarla uzun bir süreçte tüm insanları kendilerine göre dizayn etmeye çalışıyorlar. Hatta Mars'ta falanda yaşam aramaları günü geldiginde kendileri için yaşam ortamı ayarlamak ve tüm insanları oradan yönetmek derdindeler. Bakma sen bilim adınaymış gibi göründüklerine...
Felâsife
07-03-2017, 02:16
Sevgili Felâsife, Yaşama müdahale içinde bir başka gizli ve sinsi müdahale daha var, o da dünyanın hakimlerinin insanları kendi çıkarlarına göre robotlaştırma müdahalesi.
Tabi canım, bu kadar doğaya hükmetme aşkının altında, doğanın içindekilere de hükmetme sevdası olmazsa olmaz.
Zaten mesele ona doğru gidiyor, sıkıntı orada, robot insan üretmeyi kim istemez, hem işini görür, hem isyan etmez, söz dinler vs.
Ki normalde insan aslında âsidir, söz dinlemez, babasını bile dinlemez, az/çok insan budur.
Ee buna ayar çekmeden olur mu? olmaz elbet!
Hasılı dediklerine aynen katılırım.
Felâsife
10-04-2017, 02:43
İnsanı bu kadar yerden yere vurduktan sonra, adeta "Sezar'ın hakkı Sezar'a" diyerek, insanın ilginç bir özelliğinden bahsetmek isterim.
Hep bu güne kadar insanın, doğada diğer canlılardan beyin/zeka olarak üstünlüğü vurgulanmıştır, niyeyse bu özellik hep en önde olmuştur.
Belkide bu hakikaten de böyledir ama başka enteresan bir özelliği de varmış insanın.
Dayanıklılık.
Socrates 'in "İnsan; iki ayaklı, tüysüz bir yaratıktır!" diyerek küçümsediği bu tüysüz varlık, bu tüysüzlüğü sayesin de bu günlere gelebilmiş.
Tüysüz insan, diğer tüylü dostlarına karşı , bu hali bir dezavantaj olsada, konu uzun mesafe koşu, dayanıklılık oldu muydu, onun en büyük avantajı olmuş.
Zira terleme ile vücut kendi kendini adeta klima misali dengelediği ve iç sıcaklığını kontrol ettiği için, uzun mesafeleri tempolu koşabilmiş.
Meksikalı Tarahumaralar 150-200 km koşabiliyorlarmış, Afrikalı Buşmanlar gibi kabileler, avları peşindeyken onlarca km koşuyorlarmış, tabi böyle bir tempoya hiç bir hayvan dayanamaz, çünkü nihayetinde onlarda terleme denen şey bizdeki gibi olmayınca, durup serinlemeleri gerekiyor.
Müthiş bir şey gerçekten.
Bugün bizler için bu tip bir şey ne kadar geçerlidir, orasını bilemem ama bu dayanıklılık meselesi aklımızın bir köşesinde durmalıdır.
Evrim iyice evrilmeden, ona da bir çare bulunmadan, bilmekte fayda var.
Zira TERLEMEKTE artık modern dünyada KÖTÜ algılanıyor, tamamen YOK etmenin yollarını arıyorlar.
Bkz. Hayvanlar Alemi'nin En Dayanıklı Koşucusu: İnsan (http://www.evrimagaci.org/fotograf/65/7258)
Tabi en dayanıklı demek biraz iddialı bir cümle, Ahal Teke atları da (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=37515) sırtından bir insan ile 150-200 km dört nala koşabilen, oldukça dayanıklı atlar mesela.
Neyse o kadar kusur kadı kızında da olur. :D
Felâsife
09-06-2017, 00:02
Cemadât - Cansızlar
Nebadât - Bitkiler
Hayvanât - Hayvanlar
İnsanât - İnsanlar
Bu mesele tasavvufta oldum olası hep vardır, laf olsun diye değildir, bilâkis öğreti olarak vardır, bunlar haller ve makamlar çerçevesinde ele alınırlar.
Dolayısıyla bir insanın hayvandan gelmesi, bitkiden gelmesi tasavvufa hiç yabancı bir kavram da değildir. Nihayetinde hayat dediğimiz şey zaten bunlarla bir bütündür ve tasavvufta BÜTÜNÜN bir parçasıdır.
Vahdet-i Vücut denilen şey de zaten BÜTÜNÜN hikayesidir, parçaların değil.
"Ben de cansız varlıktan öldüm, biten boy atıp gelişen nebat oldum; nebatken öldüm, hayvan şekliyle baş gösterdim.
Hayvanlıktan öldüm, insan oldum; artık ölüp azalmaktan, noksana düşmekten ne diye korkacakmışım?" (Mesnevi Cilt 3, sf 273)
"İnsan, önce cansızlar ülkesine gelmiştir, cansızlardan nebatlara düşmüştür. Yıllarca o nebatlarda ömür sürmüştür de cansızlardaki savaşını hatırına bile getirmemiştir. Nebattan canlılara düşünce de nebat olduğu zamanki hali hatırına gelmez.... Tekrar onu bilen Yaratıcı, onu tutar, hayvanlıktan insanlığa çekmeye başlar." (Mesnevi cilt 4, sf. 636)
Şimdi denilebilir ki, bunlar Sufilerin sözleridir, bağlayıcılığı yoktur. 1000 yıl öncesinin mistik sözleridir. Eyvallah.
Darwin'nin ortaya attığı teoriden asırlarca önce, bakın bazı İslam alimleri de neler demişler. (http://www.evrimagaci.org/makale/566) :)
Tarihlere dikkat ederseniz bunlar İslam'ın altın çağı denen çağlar genelde, bugünün biliminin temelinde de o devirler var. O zamanlar bazı İslam alimleri Darwin'den çok önce, evrim denen şeyi kendilerince aşama aşama anlatmışlar bile.
Batının bulduk dediği şeyi, Doğu çoktan bulmuş muydu yoksa !...
Fakat şimdi İslam coğrafyası böyle bir şeyi kabul etmiyor.
Sebep?
İslam'ın altın çağlarının artık çok gerilerde kalması olabilir mi?
Galiba öyle!
Çok ilginç gerçekten.
Bir zamanlar kabul ettiği bir şeyi, şimdilerde kabul edenin olmaması... çok ilginç!!
Ya şimdiki insanlar çok biliyorlar, ya da o zaman ki insanlar çok cahildiler!
Neyse, Erzurumlu İbrahim Hakkı'yı bu noktada ayırmakta gerek, neticede Anadolu'da ki Sufizm'inin köşe başlarından biridir kendisi, onun değişiyle;
Deme niçin şu şöyle
Yerindedir ol öyle
Bak sonunu seyreyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Bu mesele böyle olması gerekiyormuş ki böyle olmuş... Müthiş bir şey!
Anca seyreyleyebilene seyreylemek düşer.
Madem usta böyle şiirlemiş bu meseleyi, her şeyi olduğu gibi bırakmak en iyisi.
Nihayetinde olacak olan oluyor.