Orijinalini görmek için tıklayınız : Stalin'in zafer konuşması
gungormez
09-05-2017, 12:18
Faşizm zorlu bir savaşla yerle bir eden dünyanın ilk işçi devleti,kahraman rus halkının zaferini kutluyor anıları önünde saygı ile ceketimi ilikliyorum,
Stalinin önderliğinde kazanılan bu zafer sadece rus halkının değil insanlığın zaferidir.Faşistlerin gaz odalarını insanlığın kaderi olmaktan çıkarmıştır.Stalin insanlığın yoldaşı olmuştur.
Stalin'in zafer konuşması: Kızıl Ordumuzun kahramanca zaferine şan olsun!
İnsanlığın büyük zaferinin yıldönümünde, Stalin'in yaptığı zafer konuşmasını yeniden hatırlatıyoruz: Düşmana karşı mücadelede düşen kahramanların ve halkımızın özgürlüğü ve mutluluğu için canını verenlerin ebedi zaferine!
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/styles/newsimagestyle_615x410/public/stali_0.png?itok=30XDszOf
Çeviri: Kutlu Ozan Akalın
Salı, 09 Mayıs 2017 12:00
(http://twitter.com/share?text=Stalin%27in+zafer+konu%C5%9Fmas%C4%B1%3 A+K%C4%B1z%C4%B1l+Ordumuzun+kahramanca+zaferine+%C 5%9Fan+olsun%21&url=http://haber.sol.org.tr/toplum/stalinin-zafer-konusmasi-kizil-ordumuzun-kahramanca-zaferine-san-olsun-195742&via=solhaberportali) (https://www.facebook.com/sharer/sharer.php?u=http://haber.sol.org.tr/toplum/stalinin-zafer-konusmasi-kizil-ordumuzun-kahramanca-zaferine-san-olsun-195742) (https://plus.google.com/share?url=http://haber.sol.org.tr/toplum/stalinin-zafer-konusmasi-kizil-ordumuzun-kahramanca-zaferine-san-olsun-195742)
Nazilerin Sovyet askerleri tarafından kesin olarak mağlup edildiği günde, Zafer Günü'nde Kızıl Ordu Başkomutanı Josef Stalin'in zafer günü konuşmasını bir kez daha soL okurlarına sunuyoruz:
"Yoldaşlar! Kadın ve erkek yurttaşlar!
Almanya'ya karşı büyük zafer günümüz geldi. Kızıl Ordu'ya ve müttefiklerimizin kuvvetlerine diz çöktürmeye çalışan faşist Almanya, mağlup olduğunun farkına vardı ve koşulsuz teslim olduğunu ilan etti.
Mayıs'ın yedisinde ön protokol yapılarak Rheims şehrinde teslim olma anlaşması imzalandı. 8 Mayıs günü Alman Üst Komutası, Müttefik birlikler Sovyet başkomutanlık temsilcileri huzurunda 8 Mayıs saat 24:00'da yürürlüğe girmek üzere Berlin'de teslimiyet anlaşmasını imzaladı.
Alman elebaşlarının antlaşma ve mutabakatları paçavra olarak gören tutumlarından haberdar olarak, sözlerine güvenmek için hiçbir nedenimiz yoktu. Fakat, bu sabah, teslimiyet anlaşmasının baskısı altında, Alman güçleri silahlarını bırakmaya ve topluca teslim olmaya başladılar. Bu artık önemsiz bir kağıt parçası değildir. Bu Almanya'nın silahlı kuvvetlerinin hakiki teslimi oluşudur. Çekoslavakya'da hala bir Alman grubunun teslim olmaktan imtina ettiği doğrudur. Ama Kızıl Ordu'nun onları yola getireceğine güveniyorum.
Şimdi Almanya'nın nihai mağlubiyetinin bu tarihi gününde bütün haklılığımızla söylebiliriz ki, Alman emperyalizmine karşı halkmızın büyük zafer günü gelmiştir.
Anavatanımızın özgürlüğü ve bağımsızlığı adına yaptığımız büyük fedakarlıklar, savaş nedeniyle halkımızın maruz kaldığı sayılamayacak yoksunluklar, cephe gerisinde ve ötesindeki çarpıcı işler, anavatan sunağında yerini almış, beyhude olmadan, düşmana karşı kesin zaferle taçlanmıştır. Slav halklarının varoluşu için çağlardır sürdürdüğü mücadele Alman işgalciler ve Alman tiranlığına karşı zaferle sona ermiştir.
Bundan böyle halkların özgürlüğünün yüce sancağı ve halklar arasında barış Avrupa üzerinde dalgalanacaktır.
Üç yıl önce Hitler Sovyetler Birliği'nden Kafkasları, Ukrayna'yı, Belarusya'yı, Baltıkları ve başka bölgeleri kopararak onu parçalamayı da içeren emellerini herkese duyurmuştu. Açıkça "Rusya'yı bir daha asla doğrulamayacağı bir biçimde yok edeceğini" söylemişti. Bu üç yıl önceydi. Fakat, Hitler'in çılgınca fikirleri gerçekleşemedi- savaşın gelişimi bu fikirleri dört bir yana savurdu. Aksine Hitlerin deli saçmalarının tam tersi vuku buldu. Almanya tamamen yenildi. Alman güçleri teslim oluyor. Sovyetler Birliği ne parçalanmış ne de Almanya'nın mahvını seçmiş olsa da zaferi kutluyor.
Yoldaşlar! Büyük Yurtsever Savaş nihai zaferimizle sonuçlanmıştır. Avrupa'daki savaş süreci sona ermiştir. Barışçıl gelişim süreci başlamıştır.
Sevgili erkek ve kadın yurttaşlarım, sizi zaferimiz için kutluyorum.
Anavatanımızın bağımsızlığı ve düşmana karşı zaferimizi sağlayan Kızıl Ordumuzun kahramanca zaferine şan olsun!
Muzaffer halkımıza, büyük hallkımıza şan olsun.
Düşmana karşı mücadelede düşen kahramanların ve halkımızın özgürlüğü ve mutluğu için canını verenlerin ebedi zaferine!"
Sol haber.
Takiyiddin
09-05-2017, 14:53
Sosyalizm mücadelesini ulusal sınırlara hapseden, Lenin'in Devlet ve Devrim kitabında en çok üzerinde durduğu ve mahkum ettiği konulardan birisi olan bürokratizmi, Sovyetler Birliği'nde hakim kılan, Avrupa faşizminin öncüsü Hitler ile utanmadan anlaşmalar imzalayıp Polonya'yı istila eden, Bukharin-Zinovyev-Kamanev gibi Ekim devriminin öncüsü pek çok kişiyi katleden Stalin ve onun çarpık fikirlerinin propogandasını yapan SİP'liler...( TKP ismini kullanmıyorum. Çünkü, Kemalist cumhuriyete sahip çıkanlar, Kemalizm tarafından katledilen Mustafa Suphi'nin mirasına sahip çıkamazlar.)
Sosyalizm, ideolojik olarak kapitalist üretim ilişkilerini hedef alır. Bununla birlikte Kapitalizm, Lenin'in Emperyalizm kitabında özellikle belirttiği gibi günümüz dünyasında ulusal sınırlamaları aşıp, küresel sermaye egemenliği biçimini alarak, bütün dünyaya tahakkümünü yayma uğraşı içindedir. Dolayısıyla eğer bir Sosyalizm mücadelesi verilecekse bu ancak enternasyonal nitelikte, ulusal sınırları aşan karakterde bir mücadele olabilir ancak. Fakat Stalin, Sosyalizmi ulusal sınırlara hapsedip bir bürokratik diktatörlük kurdu ve 2. Dünya Savaşı sonrası istila ettiği Doğu Avrupa blokunuda bu bürokratik diktatörlüğün bir uydusu haline getirdi. Büyük devrimci teorisyen Trotsky'de bu konuya özellikle değinerek, Sosyalizmin, kapitalizmden daha yüksek bir üretim ve ekonomi aşamasını temsil ettiğini, bugün kapitalizm ulusal sınırları aşmışken, Sosyalizmi ''Tek ülkede sosyalizm'' teorileri adı altında ulusal sınırlara hapsetmenin, onu dünyadan soyutlamanın kapitalizmin gerisine düşmek olacağını özellikle belirtmiştir. Tarihte Trotsky'i haklı çıkarmış ve Lenin'in ölümü ile( ölmeden önce yazdığı ve Stalin'in görevinden azledilmesini söyleyen mektubuna rağmen) iktidarı gasp eden Stalin'in bürokratik diktatörlüğü(iddia ettiği gibi proleter değil!), yani insanları Berlin duvarı örneğinde olduğu gibi sanki bir hayvanmışcasına kafese kapatan bu yapı, arkasında milyonlarca katledilmiş insan ve Marksizm/Leninizm'in ideolojik olarak tahrif edilmiş bir modelini bırakarak tarihin çöplüğüne karışmıştır.
gungormez
09-05-2017, 16:52
Uçuşa geçmişsiniz,ne kadar kolay üfürüyorsunuz.
Stalinin devrimin öncülerinden olduğunu,unutuvermek,olağan üstü katkılarnı silmek.
Sizi dinleyen onun çar ajanı ,Hitlerin ortağı olduğunu düşünür.
Stalinin sosyalist sistemi korumak,emperyalist kuşatmalara karşı güçlü devlet çabası kolay anlaşılabilecekken.
Zorunluklarla, ideoloji bazan zorlanır bazan geri adımlar atılır.Stalin batıdaki Hitleri büyütme silahlandırma azmini görmemiş olabilirmi?
Sosyalizmi korumak için,zaman kazanmak,şeytanı uzak tutmak için bazı geri adımlar atmış olabilirmi?
Hatalar insanlar için.
Bunu Hitlerin adamı olduğu için yapmış olabilirmi?
Ve Batıyla ittifak kurmaklada suçlamanızı bekliyorum.
Bu kadar felsefi idealizmin içinde oluşunuz beni çok rahatsız etti,çürümüşsünüz adeta.
Materyalizm çok farklı bir şey.Nesnellik ister akıl ister
Stalin kim siz kim?biraz insaf biraz akıl, biraz vicdan.
Troçkiyi severim , Stalinide severim onların kavgasını sizin gibi özümseyemedim,kusura bakmayın.
Takiyiddin
09-05-2017, 17:53
Sosyalizmi korumak için,zaman kazanmak,şeytanı uzak tutmak için bazı geri adımlar atmış olabilirmi?
Eğer Stalin, Hitler ile işbirliği yaparken, Nazilerle olası bir savaş için hazırlık yapmak için zaman kazanma amacı gütseydi, Hitler'in 1941'de ki ani saldırısına karşı Sovyet ordusu hazırlıksız yakalanmazdı. Olası bir savaş için hazırlıklı ve tetikte olurdu. Halbuki Alman birlikleri Sovyet Rusya'ya saldırdığında Stalin şoka girmiştir ve Sovyet ordusu o kadar hazırlıksızdır ki ilk saldırıda 1 milyon Sovyet askeri anında kuşatılarak esir edilmiştir.
Bu kadar felsefi idealizmin içinde oluşunuz beni çok rahatsız etti,çürümüşsünüz adeta.
Materyalizm çok farklı bir şey.Nesnellik ister akıl ister
Stalin kim siz kim?biraz insaf biraz akıl, biraz vicdan.
Bunu daha önceki tartışmalarımızda da yapmıştınız. Herhangi bir bilgi ve birikiminiz olmadığı için çoğu konuda karşınızdakini sen şöylesin, sen böylesin diyerek itham ederek üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Yukarıdaki Stalin ve Stalinizm eleştirilerimle ilgili söyleyecek bir şeyiniz var ise buyur, dinleyelim. Yoksa üç kuruşluk bilginle tartışmayı kişisel tartışmalara çekerek cahilliğini perdelemeye çalışma, komik oluyorsun.
Troçkiyi severim , Stalinide severim
Troçki'yi katleden bizzat Stalin'in kendisidir. Ne saçmalıyorsunuz siz? Diğer yandan Troçkizmin bizathi kendisinin varlığı Stalin ve Stalizmin karşıtlığı üzerine kuruludur ve diyalektik olarak çelişkilerin özdeşliği kaidesi doğrultusunda Stalin ve Stalinizm karşıtlığı, Troçkizmin bir parçasıdır. Dolayısıyla hem Stalin'i, hem Troçki'yi seviyorum gibi bir cümle, hem kapitalist hem sosyalistim demek kadar saçmadır.
bilgivehis
09-05-2017, 18:07
Sosyalizm mücadelesini ulusal sınırlara hapseden, Lenin'in Devlet ve Devrim kitabında en çok üzerinde durduğu ve mahkum ettiği konulardan birisi olan bürokratizmi, Sovyetler Birliği'nde hakim kılan, Avrupa faşizminin öncüsü Hitler ile utanmadan anlaşmalar imzalayıp Polonya'yı istila eden, Bukharin-Zinovyev-Kamanev gibi Ekim devriminin öncüsü pek çok kişiyi katleden Stalin ve onun çarpık fikirlerinin propogandasını yapan SİP'liler...( TKP ismini kullanmıyorum. Çünkü, Kemalist cumhuriyete sahip çıkanlar, Kemalizm tarafından katledilen Mustafa Suphi'nin mirasına sahip çıkamazlar.)
Sosyalizm, ideolojik olarak kapitalist üretim ilişkilerini hedef alır. Bununla birlikte Kapitalizm, Lenin'in Emperyalizm kitabında özellikle belirttiği gibi günümüz dünyasında ulusal sınırlamaları aşıp, küresel sermaye egemenliği biçimini alarak, bütün dünyaya tahakkümünü yayma uğraşı içindedir. Dolayısıyla eğer bir Sosyalizm mücadelesi verilecekse bu ancak enternasyonal nitelikte, ulusal sınırları aşan karakterde bir mücadele olabilir ancak. Fakat Stalin, Sosyalizmi ulusal sınırlara hapsedip bir bürokratik diktatörlük kurdu ve 2. Dünya Savaşı sonrası istila ettiği Doğu Avrupa blokunuda bu bürokratik diktatörlüğün bir uydusu haline getirdi. Büyük devrimci teorisyen Trotsky'de bu konuya özellikle değinerek, Sosyalizmin, kapitalizmden daha yüksek bir üretim ve ekonomi aşamasını temsil ettiğini, bugün kapitalizm ulusal sınırları aşmışken, Sosyalizmi ''Tek ülkede sosyalizm'' teorileri adı altında ulusal sınırlara hapsetmenin, onu dünyadan soyutlamanın kapitalizmin gerisine düşmek olacağını özellikle belirtmiştir. Tarihte Trotsky'i haklı çıkarmış ve Lenin'in ölümü ile( ölmeden önce yazdığı ve Stalin'in görevinden azledilmesini söyleyen mektubuna rağmen) iktidarı gasp eden Stalin'in bürokratik diktatörlüğü(iddia ettiği gibi proleter değil!), yani insanları Berlin duvarı örneğinde olduğu gibi sanki bir hayvanmışcasına kafese kapatan bu yapı, arkasında milyonlarca katledilmiş insan ve Marksizm/Leninizm'in ideolojik olarak tahrif edilmiş bir modelini bırakarak tarihin çöplüğüne karışmıştır.
Siz tarihi okuyorsunuz, ben ise onu yaşıyorum.
Zaman, yer ve koşullar bir bütün olarak ele alınmadan her zaman yanılma payı yüksektir, çünkü doğru her zaman doğru değildir.
Atatürk şunu öldürdü, Stalin kapattı, Troçki açtı gibi sadece sonuçla değerlendirmek yargısız infazdan farksızdır.
Kapitalizmi anlamak için Marx-Lenin okumak sadece küçük bir bölümü oluşturur. Kapitalizmi yaşamadan kendini bir kapitalistin yerine koymadan onu tam olarak anlayamazsın.
Kuran kitabını okumadan ateist olamazsın, ateizmi eleştirmeden de kuran okuyamazsın.
Aynısı bütün ideoloji ve liderler için de geçerlidir.
Atatürk, Mustafa Suphi'yi öldürttü deniyor, eh o halde Atatürk katildir, tamam olay bitti. Ama bunun dogruluğu var mı, dogruysa neden gibi soruların önemi yok, öldürttüyse iş bitmiştir, zamanın, yerin ve koşulların ne önemi var.Sokakta tecavüz saldırısına uğrayan kadın saldırganı öldürdü, işte o katildir, neden öldürdüğünün önemi yok(?)
Maalesef dünyada genel olarak olaylara böyle bir bakış türedi.
Kapitalizmin düşman olduğu ne varsa yüz yıldır yaptığı kültürel operasyon ile amacına ulaştı. Bunlar da bu oprasyonun bir parçasıdır.
Bugün sadece Stalin-Atatürk değil, komünist olup da Marx-Lenin'i kötüleyenler, kapitalizmi öven komünistler çıktı meydana.
Bugün gelinen noktada koşullar Troçkiyi haklı çıkarmadı tam tersi yanlgı ve ihanet içinde olduğunu gösterdi.
Tüm dünyayı kendi hegemonyasına alan kapitalizm dört bir yandan psikolojik saldırı yaparken, akabinde dünyanın en güçlü ordusu doğrudan saldırırken Stalin'den ne bekliyordunuz, buyrun ülkemizin kapıları açık demesi mi gerekiyordu? Öyle bir zamanda Troçki'nin kalkıp da kapıları açın , daha fazla özgürlük, enternasyonel özgürlük demesi elbette bir ihanettir.
Zaman, yer ve koşulların uygun olmadığı bir zamanda düşmana fırsat veren böyle bir girişim kabullenemezdi.
Stalin oraya karğa-tulumba gelmedi hak ettide geldi, daha Lenin yokken Stalin orada devrimci mücadele veriyordu, örgütü hücrelerden yönetiyordu, hücrede kitap sayfalarına çöp ile yazdığı mesajlarla iletiyordu, doğrudan Çar ile karşı karşıya dövüşüyordu. İşçi sınıfı savaşını dünyada pratiğe döken ilk devrimcidir. Onun diktatörlüğü ikinci dünya savaşıylla zorunlu olarak başladı. Bir yandan Hitler saldırıyor, diğer yandan emperyalistler iç hainleri kışkırtıyor, 20 milyon ölü verdiği bir ortamda bazı bölgelerde ayaklanmalar baş gösteriyor. Stalin o dönemde sadece Hitler ile savaşmadı aynı zamanda emperyalizmin ajanlarıyla kışkırtılan ve bunu fırsat sayan iç hainlerle uğraştı. Stalin olmasaydı ve o 20 milyon insan hayatını feda etmeseydi belki de bugün dünyanın yarısı Hitler imparatorluğu altında olacaktı. Atatürk için de aynısı geçerli, yeni kurulan bir devlet ve yeni kurulan bir sistem karşısında gerekeni yaptı...
Komünistim ve Atatürkçüyüm, çünkü ben olaylara bir bütün olarak bakarım...
Takiyiddin
09-05-2017, 18:59
...................................
gungormez
09-05-2017, 19:11
Alman faşistleri Avrupa’daki ilerleyişlerini hız kesmeden sürdürüyorlardı. Bir çok ülke faşist iktidarlar ya da örgütlülükler aracılığıyla adeta hiçbir direniş göstermeden birbiri ardına düşüyordu.
1 Mart (http://tr.wikipedia.org/wiki/1_Mart)’ta Bulgaristan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bulgaristan), Miğfer Devletler (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mihver_Devletleri)’e katılma kararı aldı
9 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/9_Nisan)’da Danimarka (http://tr.wikipedia.org/wiki/Danimarka)ve Norveç’in istilasına başlandı.
17 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/17_Nisan)’da Yugoslavya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya)teslim oldu.
22 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/22_Nisan)’da Yunanistan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan)teslim oldu.
15 Mayıs (http://tr.wikipedia.org/wiki/15_May%C4%B1s)’ta Hollanda teslim oldu.
27 Mayıs (http://tr.wikipedia.org/wiki/27_May%C4%B1s)Belçika (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bel%C3%A7ika)ve Lüksemburg teslim oldu.
14 Haziran (http://tr.wikipedia.org/wiki/14_Haziran)’da Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris)düştü.
28 Ekim (http://tr.wikipedia.org/wiki/28_Ekim)’de İtalya (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya)n faşistleri Yunanistan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan)’a saldırdı.
1940 yılında kara Avrupa’sı büyük oranda faşizme teslim olmuştu. Alman faşizminin SSCB ile antlaşma imzalamasının arkasında, doğu cephesini açmadan önce tüm imkânların toparlanması, işgal için hem kendisinin hem de diğer faşist ülkelerin askerlerinin silahla donatılarak seferber edilmesi için bir mola dönemi ihtiyacı vardı. Faşizm işgal ettiği ülkelerin sanayini, işgücünü, askeri olanaklarını ve hammadde kaynaklarını kendi ihtiyaçları için kullandı. Fransa, Belçika, Hollanda, Çekoslavakya vb. sanayisi gelişmiş olan ülkelerin tank, uçak vb. fabrikaları ya da teknik elemanları faşizmin hizmetine sokuldu.
Birkaç ayda Almanya hiçdirenişle karşılaşmadan Avrupanın neredeyse tamamına sahip oldu dolayısıyla askeri sanayi ve tarım ve insan gücüne sahip oldu,SSCPye saldırı öncesi.SSCP'ye hazırlıksızdı diyorsanSovyet fırtınası belgeselinin bölümlerini izle.
Zıtların özdeşliği ! diyaletiktir demek zırva,safsata..Kursk savaşından önceki hazırlıkları bilsen zırvalamazdın.
Stalin Troçki özdeş demek ne akıl!
Ben ezber konuşmam.
Tüm batılı ülkeler Faşistlerle anlaştı,en son SSCP .anlaştı.
SSCP'nin faşizme karşı anlaşalım,ortak cephe kuralım önerileri reddedildikten sonra.
Siz resmen emperyalim cephesinden ortaya atılan yalanlara sarılıyorsunuz.midem bulandı.
Staline saldıracak zekanız ve beeckgraundunuz yok ,sadece cehaletiniz var ,haddini bilmemek var.
O devrimin sade bir önderi değil yaratıcısı.
Bana edebi demogoji yapma zır cahil.
Bu tartışmaya girmek istemem. Ama bunu bir de Nazım ustaya soralım. O ne diyecek görelim.
Nazım Hikmet'ten Stalin'e
taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.
yok oldu bir sabah!
yok oldu çizmesi meydanlardan,
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,
çorbamızdan bıyığı,
odalarımızdan gözleri,
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce taşın tuncun alçının ve kâadın
Nâzım Hikmet Ran, 1961, Moskova
Amon yarebbi
09-05-2017, 20:56
Cevaplarmısınız bilmiyorum.
Din ile inançla alakası olmayan insanlar KOMÜNİZM kelimesinden de , KOMÜNİZM in yapısından da hoşlanmıyorlar. Neden ?
Komünizm eleştirisi yaparken bile neden hoşlanmadıklarını ifade edemiyorlar.
Kısmen de olsa nedir yanlış olan açıklarmısınız. Komünist bir yönetim olsa nasıl sorunlar olurdu?
Cevaplarmısınız bilmiyorum.
Din ile inançla alakası olmayan insanlar KOMÜNİZM kelimesinden de , KOMÜNİZM in yapısından da hoşlanmıyorlar. Neden ?
Komünizm eleştirisi yaparken bile neden hoşlanmadıklarını ifade edemiyorlar.
Kısmen de olsa nedir yanlış olan açıklarmısınız. Komünist bir yönetim olsa nasıl sorunlar olurdu?
Komünizm ve sosyalizm destekçisi olmayan biri olarak kendimce yanıt véreyim. Komünizm, 100 ilâ 200 kişilik kabile toplulukları için mükemmel bir sistemdir kuşkusuz, ancak günümüzde, milyonlardan oluşan toplumlar komünizmle yönetilemez, olanak dışıdır.
Ben iktisattan çok da añlayan biri değilim açıkçası, ancak bildiğim kadarıyla olayı dallandırıp budaklandırmadan kısaca şöyle özetleyebiliriz. Çay demleyip satan bir adam var, bu adam semâveriniñ, çay bardaklarınıñ, çay tabaklarınıñ ve çay ocağınıñ sahibi olabilir mi olamaz mı? Olamayacağı görüşündeyseñiz komünist/solcu, olabilir görüşündeyseñiz kapitalist/liberalsiñiz démektir, ben bu durumda liberal oluyorum sanırım.
Takiyiddin
10-05-2017, 00:35
Ben iktisattan çok da añlayan biri değilim açıkçası, ancak bildiğim kadarıyla olayı dallandırıp budaklandırmadan kısaca şöyle özetleyebiliriz. Çay demleyip satan bir adam var, bu adam semâveriniñ, çay bardaklarınıñ, çay tabaklarınıñ ve çay ocağınıñ sahibi olabilir mi olamaz mı? Olamayacağı görüşündeyseñiz komünist/solcu, olabilir görüşündeyseñiz kapitalist/liberalsiñiz démektir, ben bu durumda liberal oluyorum sanırım.
Saçmalamışsınız. Bireysel olarak çay,kahve satışının yapıldığı kıraathaneler küçük burjuva türde bir mülkiyeti ifade eder. Komünistlerin bu tür mülkiyete karşı olmasına gerek yoktur. Zaten Starbucks ve benzeri küresel düzeyde faaliyet gösteren şirketler bunların ocağına incir ağacı dikmektedir. Komünistlerin karşı oldukları burjuva türü mülkiyettir. Yani toplumun aleyhine olacak şekilde, işçi sınıfının emeğinin sömürüsü üzerine kurulu mülkiyettir.
Kapitalist üretim biçimlerinde üretim, toplumsal olarak gerçekleştirilir. Bununla birlikte üretim araçları patronların bireysel mülkiyetindedir. Bu durum bir çelişki yaratır. Zira üretim kollektiftir ama mülkiyet bireysel. İşte Komünistlerin değiştirmek istedikleri temel mülkiyet biçimi budur. Bu mülkiyeti önce kamusal, sonra ise kollektif mülkiyet olacak şekilde değiştirerek, varolan üretim ile mülkiyet arasındaki bu çelişkiyi aşmayı hedeflerler.
gungormez
10-05-2017, 00:39
Komünizm ve sosyalizm destekçisi olmayan biri olarak kendimce yanıt véreyim. Komünizm, 100 ilâ 200 kişilik kabile toplulukları için mükemmel bir sistemdir kuşkusuz, ancak günümüzde, milyonlardan oluşan toplumlar komünizmle yönetilemez, olanak dışıdır.
Ben iktisattan çok da añlayan biri değilim açıkçası, ancak bildiğim kadarıyla olayı dallandırıp budaklandırmadan kısaca şöyle özetleyebiliriz. Çay demleyip satan bir adam var, bu adam semâveriniñ, çay bardaklarınıñ, çay tabaklarınıñ ve çay ocağınıñ sahibi olabilir mi olamaz mı? Olamayacağı görüşündeyseñiz komünist/solcu, olabilir görüşündeyseñiz kapitalist/liberalsiñiz démektir, ben bu durumda liberal oluyorum sanırım.
Sevgili ang üretimin toplumsallaştığı bir dönemde Payaşmın üretim araçlarının bireyselliği nedeniyle burjuvalarca belirlenmesi.Toplumsal yıkıma yol açıyor.Daha geçenerde 60 aile dünyanın sahip olduğu zenginliğn yarısına sahip olduğu yazıldı,sadece zengnliğe sahip değiller,pazar için,hammadde için zenginlik uğruna savaşlara yıkımlara yolaçıyorlar,diktatörlüklere oynuyorlar Açlıktan kırılanlar,çevre felaketleri,yok olan türler onların eseri,gdo'lu ürünler,hormonlu yiyecekler,uyuşturucu Vs.. onların eseri tüm bunlar liberal yüreğinizde nasıl bir iz bırakıyor? bilmek isterim.Üretim araçlarını çay bardağı,tabağı ve çaydanlığa ,çaycıyı Tekelci patronlara nasıl indirgediniz? bir başka akılcı çözümünüz varmı?
Saçmalamışsınız. Bireysel olarak çay,kahve satışının yapıldığı kıraathaneler küçük burjuva türde bir mülkiyeti ifade eder. Komünistlerin bu tür mülkiyete karşı olmasına gerek yoktur. Zaten Starbucks ve benzeri küresel düzeyde faaliyet gösteren şirketler bunların ocağına incir ağacı dikmektedir. Komünistlerin karşı oldukları burjuva türü mülkiyettir. Yani toplumun aleyhine olacak şekilde, işçi sınıfının emeğinin sömürüsü üzerine kurulu mülkiyettir.
Kapitalist üretim biçimlerinde üretim, toplumsal olarak gerçekleştirilir. Bununla birlikte üretim araçları patronların bireysel mülkiyetindedir. Bu durum bir çelişki yaratır. Zira üretim kollektiftir ama mülkiyet bireysel. İşte Komünistlerin değiştirmek istedikleri temel mülkiyet biçimi budur. Bu mülkiyeti önce kamusal, sonra ise kollektif mülkiyet olacak şekilde değiştirerek, varolan üretim ile mülkiyet arasındaki bu çelişkiyi aşmayı hedeflerler.
Saçmaladığımı düşünmüyorum, onu "örnek" olarak vérdim. İster çay ocağı olsun ister üretimévi (fabrika), bir kişi özel mülkiyete, özel üretim araçlarına sahip olabilir bence.
Sevgili ang üretimin toplumsallaştığı bir dönemde Payaşmın üretim araçlarının bireyselliği nedeniyle burjuvalarca belirlenmesi.Toplumsal yıkıma yol açıyor.Daha geçenerde 60 aile dünyanın sahip olduğu zenginliğn yarısına sahip olduğu yazıldı,sadece zengnliğe sahip değiller,pazar için,hammadde için zenginlik uğruna savaşlara yıkımlara yolaçıyorlar,diktatörlüklere oynuyorlar Açlıtan kırılanlar,çevre felaketleri,yok olan türler onların eseri,gdo'lu ürünler,hormonlu yiyecekler,uyuşturucu Vs.. onların eseri tüm bunlar liberal yüreğinizde nasıl bir iz bırakıyor? bilmek isterim.Üretim araçlarını çay bardağı,tabağı ve çaydanlığa ,çaycıyı Tekelci patronlara nasıl indirgediniz? bir başka akılcı çözümünüz varmı?
Çay ocağını örnek olarak vérdim, basit bir örnek olması açısından. Dünyadaki mevcut düzeni savunuyor değilim, sınırsız bir kapitalizmi savunmuyorum, kâr elde édilsin de ne olursa olsun görüşünde değilim. Bu vahşi kapitalizmiñ çözümü komünizm değildir diyorum kendimce. Komünist sistemlerde de tek parti diktası oluşur zaman içinde, parti yönetimi ve yöneticileriñ tanıdıkları, akrabaları arasında bölüştürülür servet, yine iş döner dolaşır ahbap çavuş alverine gelir. Ha komünist tek parti yöneticileri ve avâneleri sömürmüş ha tekelci patronlar ne farkı var? İşçi, emekçi açısından değişen bir şey olmaz. Çözüm özgürlükçü, liberal politikalardır. Bunuñ olabilmesiniñ de olmazsa olmazı öñce hukuğuñ tesis édildiği bir ülkedir. Hukuk yoksa, özgürlük yoktur, özgürlük yoksa liberal ortam da olmaz.
Takiyiddin
10-05-2017, 00:59
,pazar için,hammadde için zenginlik uğruna savaşlara yıkımlara yolaçıyorlar,
Niye Sovyetler Birliği Çekoslovakya'yı ve Afganistan'ı işgal etmedi mi?
diktatörlüklere oynuyorlar
Sovyet genel sekreterleri demokratik bir sürecin sonucunda mı seçiliyordu? Hepsi politbüro tarafından seçiliyordu ve halka kendilerini yönetecek insanlar üzerinde bir tercih hakkı verilmiyordu.
çevre felaketleri,yok olan türler onların eseri,
Şimdi ang tutup sana Çernobil dese ne diyeceksin? Dünyanın en büyük nükleer gücüydü Sovyetler Birliği...
Bak koçum, bu tür ideolojik tartışmalara girmek senin harcın değil. O yüzden haddini bil! Burada ben varken sana laf düşmez. Sen benim bulunduğum bir ortamda oturamaz, ayakta beklersin.
gungormez
10-05-2017, 01:20
Seinle tartışmıyacağım.
Felsefi bilgin fazla !Çelişkili-özdeşlik kuramınla yıktın beni.
"Koçum "falana diyrsun ,Derinlikli uslubun seviye yksekliğinde ortaya koymuşken ,senle konuşmak cahllik olur,Perinçek tayfasının bıraktığı 70 model sovyet düşman ağzın birikiminin çapını ! iyice ortaya koymuşken senle tartışmayı düşünmem bile... "sen çal sen oyna sıradan muziğinde,illede tef eşliğinde oyna ve mümkünse benim yakınımda olmamaya alış"(Yani konularımdan uzak ol.iyice uzağa.)
Cevaplarmısınız bilmiyorum.
Din ile inançla alakası olmayan insanlar KOMÜNİZM kelimesinden de , KOMÜNİZM in yapısından da hoşlanmıyorlar. Neden ?
Komünizm eleştirisi yaparken bile neden hoşlanmadıklarını ifade edemiyorlar.
Kısmen de olsa nedir yanlış olan açıklarmısınız. Komünist bir yönetim olsa nasıl sorunlar olurdu?
Komünizm karşıtı bir arkadaş cevaplamış. Komünizm taraftarı olarak ben cevap vereyim.
Önce Stephan Hawkıns e soralım şöyle diyor .Bu teknolojik rekabet insanlık için tehdit oluşturuyor dünya bir an önce bu rekabeti denetim altına almak için dünya merkezli tek hükümete geçmelidir. Bir dönem (1916) Kaustky (KOMÜNİST)de dünya devletinden söz etmişti. Hawkins 100 yıl gibi bir zamandan söz ediyor.
Şimdi Karl Marks a soralım Komünist Manifestoda (program) şöyle diyor İşçi sınıfı burjuva sınıfından kurtulmak ister Burjuva sınıfıda İşçi sınıfından kurtulmak ister Ama diyor Burjuva sınıfı bunu daha fazla ister.
Yani üretimin asli unsuru olan bu iki sınıfta birbirinden kurtulmak istiyor İşçi sınıfı bunu komünizmle yapacak peki burjuva sınıfı bunu nasıl yapacak.
İşte Hawnins burada devreye giriyor Tekonoloji ile yapacak Yani üretimde de dağıtımda teknoloji kullanarak yapacak İnsan yerine robot kullanacak
Peki işçi gibi çalışan ne olacak
Bunu da ben söyleyeyim ya dilenci ya hırsız yada zenginler için yedek (böbrek ciğer kalp damar gibi) parçacı
Şimdi soruyorum fakirsen ne hale düşeceğini gör sen yetişemezsen nesillerin ne hale düşeceğini düşün.
Bunu için bile komünizm için savaş vermekte haklı insanlık.
Bence Takiyiddin ve Güngörmez arkadaşlar arasındaki tartışma yanlış zeminde yapılıyor. Her insanın bir kapasitesi ve çapı var Stalin, Lenin kadar çaplı değil Ama Lenin ölmüştü yerine ya Stalin ya Troçki gelecekti ikiside birbirinden farklı değildi Troçki devrim ihracatından teorik olarak söz ediyordu bunu Stalin pratik olarak hayata geçir
Stalin 1933 te Sovyetler birliğinde burjuva sınıfı bitmiştir devlet artık halkın devleti olmuştur diyerek büyük bir idolojik yanlışa saplandı bu yanlışını düzeltmek için 1936 da komünist partisi devletten yavaş yavaş çekilmeli diyerek popilizm yapmak isterken daha büyük yanlış içine girdi.
İşte yanlış bir çıkış gelecekte daha büyük yanlışlar yapmaya gebedir.
Çünkü Stalin in çapı bu kadar.Bu güçsüz taktikler ve zeka seviyesi iktidarı ancak baskı ile koruyabilir o da onu yaptı.
Nazım hikmet bile şiirini ancak 1961 de yazabildi.
bilgivehis
10-05-2017, 12:42
Sayın gungormez, bazı tipler Stalin birilerini öldürdü denince aslan kesilirler ama onların sahibi Abd milyarlarca insanı öldürdü denince oralara demokrasi götürdü derler. Bu yüzden bu türlerle tartışmak trollere kapı aralar, boşuna zaman kaybı.
Bak kartopu arkadaşımız güzel izah etmiş, bu bir kapasite meselesi demiş, en azından tartışmaya değer...
gungormez
10-05-2017, 12:51
Stalin'in, hiçbir eşyaya, belki de dünya nimetlerinin hiçbirine bir tutkusu olmadı. Kendisi için yapılmış daçaların birinde yaşadı. Ama her yerinde değil, sadece bir katında, daha doğrusu bir odasında yaşadı.
Kızı Svetlana Alliluyeva babası ile ilgili şöyle yazdı: ”Babam alt katta yaşıyordu. Gerçekte bir odada, her şeyin içinde görüldüğü bir odada yaşadı. Geceleri yatak haline getirilen bir divanda uyuyordu, divanın bir ucundaki masada tekefonlar duruyordu. Büyük yemek masası, döküman, gazete ve kitaplarla doluydu. Yalnız olduğu zaman bu masanın bir ucunda yemek yiyordu. Odada içinde tabak-çanağın olduğu bir büfe vardı, bir gözünde de ilaçları. Doktor olarak, yılda bir iki kez göründüğü Vinogradov'dan başkasına güvenemediği için ilaçlarını kendisi alırdı. Büyük, yumuşak halı ve şömine, babamın aradığı tüm lüks idi.” (Svetlana Alliluyeva – Twenty Letters to a Friend)
Stalin Mart 1953 tarihinde burada öldü.
Gerçekten, şu sizin Anti-Stalinist humma hallerinize acıyorum; ama daha çok, hala bu ısrarlı düşmanlığınız, insanın fena halde midesini bulandırıyor!
Fikret Uzun
30-Kasım 2014
bilgivehis
10-05-2017, 12:58
Stalin geri döndü
Rusya'da Stalin'e destek yüzde 50'ye çıktı.
http://odatv.com/stalin-geri-dondu-1005171200.html
Takiyiddin
10-05-2017, 13:05
Stalin'in, hiçbir eşyaya, belki de dünya nimetlerinin hiçbirine bir tutkusu olmadı. Kendisi için yapılmış daçaların birinde yaşadı. Ama her yerinde değil, sadece bir katında, daha doğrusu bir odasında yaşadı.
Kızı Svetlana Alliluyeva babası ile ilgili şöyle yazdı: "Babam alt katta yaşıyordu. Gerçekte bir odada, her şeyin içinde görüldüğü bir odada yaşadı. Geceleri yatak haline getirilen bir divanda uyuyordu, divanın bir ucundaki masada tekefonlar duruyordu. Büyük yemek masası, döküman, gazete ve kitaplarla doluydu. Yalnız olduğu zaman bu masanın bir ucunda yemek yiyordu. Odada içinde tabak-çanağın olduğu bir büfe vardı, bir gözünde de ilaçları. Doktor olarak, yılda bir iki kez göründüğü Vinogradov'dan başkasına güvenemediği için ilaçlarını kendisi alırdı. Büyük, yumuşak halı ve şömine, babamın aradığı tüm lüks idi." (Svetlana Alliluyeva – Twenty Letters to a Friend)
Stalin Mart 1953 tarihinde burada öldü.
Gerçekten, şu sizin Anti-Stalinist humma hallerinize acıyorum; ama daha çok, hala bu ısrarlı düşmanlığınız, insanın fena halde midesini bulandırıyor!
Fikret Uzun
30-Kasım 2014
Anadolu'da ki dervişlerinde maddi dünyaya bir ilgileri yoktu. Bir lokma, bir hırkayla yaşıyorlardı. Komünist olmanın ölçütü bu mudur? Marksizm/Leninizm konusunda teorik ölçüde o kadar yetersizsiniz ki Komünizmin fakirliğin ya da fukaralığın değil, refahın bölüşümünü amaçladığını bile bilmiyorsunuz. Komünizm herkesin ihtiyacına göre ilkesini hayata geçirmeyi amaçlar. Refahın artışı ölçeğinde eşit dağılımı hedefler. Bir ekmeği on kişiye değil, on ekmeği on kişiye bölüştürmeyi amaçlar. Aksi takdirde bir köye yerleşilir, oradaki kısıtlı maddi olanaklar eşit olarak dağıtılırdı. Eğer Komünizm sadece eşitliği amaçlasaydı bu kadar basit bir şekilde erişilebilirdi ona... Fakat Komünizm üretimi geliştirme sonucu artacak refahı ve bolluğun eşit dağılımını hedefler.
Takiyiddin
10-05-2017, 13:10
Sayın gungormez, bazı tipler Stalin birilerini öldürdü denince aslan kesilirler ama onların sahibi Abd milyarlarca insanı öldürdü denince oralara demokrasi götürdü derler. Bu yüzden bu türlerle tartışmak trollere kapı aralar, boşuna zaman kaybı.
Bak kartopu arkadaşımız güzel izah etmiş, bu bir kapasite meselesi demiş, en azından tartışmaya değer...
Ben diyorum ki Stalin milyonlarca halkın katili, sayısız Marksist teorisyenin katledilmesinin sorumlusudur diyorum, verilen cevap; ''ABD'de milyonlarca kişiyi öldürmüştür''.
Evet,gerçekten çok mantıklı... Eğer ABD milyonlarca kişiyi öldürdüyse Stalin'de öldürebilir tabi ki...
gungormez
10-05-2017, 13:29
Stalin'inetbette hataları vardır ,hepimizin olduğu gibi.
Eleştirilmesinide anlıyorum.
Fakat vicdanlı ve mantıklı ele alınmalı.
Kartopu kardeşim ,şunu düşünmeni dilerim.
"Kapasitesi düşüktü" demek,Parti sekreteri olan biri için mümkünmü?
Asında bu yargı Lenini yok saymak olmazmı?
Stalini o noktaya taşıyan süreç nedir?Stalinin yaptığı insan üstü hizmetler nelerdi?
Senden rica ediyorum o süreci biraz araştırman.Devrimin üç efsanesi Lenin,Stalin,Trotski,bunlar zirve beyinler.
Stalini SSCnin başına getiren.Devrim yapmış komünist parti(RSDİP).Stalin yazı turayla gelmedi,her makro-mikro savaşımın önündeydi ve bu öz geçmişle geldi.
Sosyalzmin yaratıcısı.Kollektifeşme pratiğinin önderi.15 yıl içinde Bir köylü toplumunu 200yıllık emperyalizmin toplu saldırısını yenen sanayi toplumuna dönüştüren sosyalizmin Spartaküsü-kurucu babası için sözlerimizi insaflı seçersek sevinirim.Sovyetleri nükleer bir güç yapan,uzayı fetheden bir lider o her türlü övgüyü hak eden bir deha ve Gandi kadar sade ve halktan biri.
Baskı her devletin özüdür.Önemli olan sömürücülere karşı bu baskının uygulanmasıdır.Stalin unu yaptı
Stalin Faşist dünyanın düşmanı ,insanlığın dostudur.
Takiyiddin cahil bir trol İkimizin bir paydada ele alınması yanlıştır,çok değerli dost kardeşim.
Güngörmez den alıntı. Kartopu kardeşim ,şunu düşünmeni dilerim.
"Kapasitesi düşüktü" demek,Parti sekreteri olan biri için mümkünmü?
Asında bu yargı Lenini yok saymak olmazmı?
Mümkün güngörmez arkadaşım mümkün.
Bak sana bir anımı anlatayım 1976 dan 1998 e kadar bir parti üyesiydim ve 98 de ayrıldım parti üyesi olduğum dönemler çok saygı gösterdiğim bir arkadaşımla (o dönem yoldaşımdı) bir cenaze de tesadüfen 2005 te bir araya geldik bana sordu ne yapıyorsun bende Gurundrisse okuyorum dedim bana ne desin beğenirsin o ne be dedi .Bu arkadaş bir dönemler o partide türkiye sorumlusu olarak çalışıyordu. Yani genel sekreterliğe aday olacak seviyede partide görevli idi.
Bu konuda en büyük kanıt Stalin döneminde yazılmış olan parti tarihdir iyi okuduğunda Stalin Troçki rakabeti insanlarda ne gibi düşünce tahribatı yarattığını göreceksin.
Lenin bu işe keşke müdahil olabilse idi eğer müdahale edecek güçte olsa idi bana göre ,kişide genel sekreter olamazdı.Ne yazıkki evden çıkamayacak derecede hasta idi evi de abluka altına alınmış ziyaretçi sayısı bile denetim altında idi. Karısı can yoldaşı Nadejda Kurpskaya bile özgürce hareket edemiyor adeta ev hapsinde idi.
Bizler komünist yoldaşlarımıza söz söyletmeyiz elbette haklıyız ama bunu kendi aramızda medenice de tartışamazsak inan hiç bir toplumun karşısına çıkmaya yüzümüz olmaz.
Biz komünistler öz eleştiri yapmayı ilke edinmiş insanlarız medeni bir tartışmayı cesurca da yapabiliriz. Bizde kutsallar yoktur bilgi bilim bizim rehberimizdir.
Cesarette en çok kendimize itirafımızdır.
Ama devrimci değerlerimize hakaret etmeden eleştirmeyi becermemiz gerekir. Çünkü devrimcilik canı ile ödenebilecek bir uğraştır ve emek çok fazladır.
bilgivehis
11-05-2017, 10:41
Ben diyorum ki Stalin milyonlarca halkın katili, sayısız Marksist teorisyenin katledilmesinin sorumlusudur diyorum, verilen cevap; ''ABD'de milyonlarca kişiyi öldürmüştür''.
Evet,gerçekten çok mantıklı... Eğer ABD milyonlarca kişiyi öldürdüyse Stalin'de öldürebilir tabi ki...
Bu cümlemin cevabı olmadığı gibi kokuşmuş ve konuyu kaydırıcı bir cevap.
Stalin'in katil olmadığını burada iddia eden gördün mü ben görmedim.
Ne diyoruz, ülke henüz kurulmuşken ve savaş içindeyken bazı kesimler emperyalizmin de desteğini alarak, ortamı fırsata çevirmiş ve sisteme karşı ihanet içine girmişlerdir. Stalin'in katilliği bu iki noktaya dayanıyor.
Sizlerin iddiası ise kişisel hırs, egoistlik ve diktatörlük olarak ileri sürüyorsunuz.
Biz de diyoruz ki, madem Stalin katil, o halde Abd'nin milyarlarca insan öldürmesi nedir?
gungormez
11-05-2017, 11:44
Bu konuda en büyük kanıt Stalin döneminde yazılmış olan parti tarihdir iyi okuduğunda Stalin Troçki rakabeti insanlarda ne gibi düşünce tahribatı yarattığını göreceksin.
Lenin bu işe keşke müdahil olabilse idi eğer müdahale edecek güçte olsa idi bana göre
Sevgili dostum,Lenin çok yüksek bir değer,Stalin ve Troçkide öyle.
Leninin yokluğunda Troçki yönetseydi Hitler ezer geçerdi,Staln şartlara göre ,estetik değil ama gerekli olanı hep yaptı,Muhalifler temizlenmese iç kargaşa Hitleri zafere taşırdı.Stalin estetik olmasada köylüüğü kolhoz ve solhozlaştırdı.Estetik değil ama Sosyalizmi kurdu,ve Sosyalizmi Dünya ölçüsünde yaygınlaştırdı büyüttü,Onu Eleştiren ardılları yıkıma taşıdı.Staline laf söyletmek beni rahatsız eder.Ki tüm yanlışlarına rağmen Troçkide benim için değerdir.Reel sosyalizm Stalinin yaratısıydı.Stalinin namuslu ve dahi bir önder olduğunu düşünüyorum.
Ben daha acımasız olmasını isterdim.Emperyalizm acımaz.
Takiyiddin
11-05-2017, 12:14
Biz de diyoruz ki, madem Stalin katil, o halde Abd'nin milyarlarca insan öldürmesi nedir?
Konumuz Stalin ve işlediği cinayetler iken ''Ama Abd'de milyarlarca(!) insan öldürdü ama'' demek konuyla alakası bulunmayan, tartışmayı asıl mecrasından saptıran, alakasız bir söylemdir. Ayrıca ben ABD'yi olumlayan, işlediği insanlık suçlarını aklayan bir söylemde bulunduğumu hatırlamıyorum. Bu sebeple sorunun muhatabıda ben değilim.
Sonuç olarak teorik olarak oldukça yetersiz olduğunu düşünüyor ve Marx, Lenin ve hatta o savunusunu yaptığın Stalin üzerine bol bol okumalar yapmanı tavsiye ediyorum sana...
Takiyiddin
11-05-2017, 12:24
Aslında Stalin sadece Sovyetler Birliği'nde değil, Çin Devrimi sırasında da oldukça büyük tahribatlar yaratmıştır. 1920'li yıllarda Çin Komünist Partisine, burjuva demokrat Goumindang partisini destekleme politikasını dikte ettirmiştir. Sonuç olarak bu politikanın sonucu, 1927'de Guomindang tarafından bir karşı devrimi ile on binlerce Çinli Komünistin katli ve Çin Komünist partisinin aldığı büyük yenilgi olmuştur. Buna rağmen Stalin utanmazca ve aymazca yaşanılanlardaki payını inkar etmiş, Çinli Komünistleri suçlamıştır.
Daha sonraki süreçte Çin Devriminin başarıya ulaşmasıda Stalin'e ve onun hatalı fikirlerine rağmen olmuştur. Mao Zedong Mart 1958 Çengtu konferansında şöyle der; ''Stalin'in yöntemlerini izleseydik Çin Devrimi başarıya ulaşamazdı. Devrimimiz başarıya ulaştığında Stalin bunun sahte bir şey olduğunu söylemişti. Onunla tartışmaya girmedik. Amerika'ya karşı direnme ve Kore'ye yardım etme savaşını verdiğimizde ancak devrimimiz onun gözünde gerçeklik kazandı.'' ( Mao Zedong Seçme Eserler VI, syf:61,62)
gungormez
11-05-2017, 12:30
Aslında Stalin sadece Sovyetler Birliği'nde değil, Çin Devrimi sırasında da oldukça büyük tahribatlar yaratmıştır. 1920'li yıllarda Çin Komünist Partisine, burjuva demokrat Goumindang partisini destekleme politikasını dikte ettirmiştir. Sonuç olarak bu politikanın sonucu, 1927'de Guomindang tarafından bir karşı devrimi ile on binlerce Çinli Komünistin katli ve Çin Komünist partisinin aldığı büyük yenilgi olmuştur. Buna rağmen Stalin utanmazca ve aymazca yaşanılanlardaki payını inkar etmiş, Çinli Komünistleri suçlamıştır.
Daha sonraki süreçte Çin Devriminin başarıya ulaşmasıda Stalin'e ve onun hatalı fikirlerine rağmen olmuştur. Mao Zedong Mart 1958 Çengtu konferansında şöyle der; ''Stalin'in yöntemlerini izleseydik Çin Devrimi başarıya ulaşamazdı. Devrimimiz başarıya ulaştığında Stalin bunun sahte bir şey olduğunu söylemişti. Onunla tartışmaya girmedik. Amerika'ya karşı direnme ve Kore'ye yardım etme savaşını verdiğimizde ancak devrimimiz onun gözünde gerçeklik kazandı.'' ( Mao Zedong Seçme Eserler VI, syf:61,62)
Konumdan defolursan memnun olurum aptal adam ,sen felsefe bölümünde yaz."Özdeşlik" falan de hırt.Aynı Mao Kuruşçefe anti Stalinist diye savaş açtı!
Takiyiddin
11-05-2017, 12:48
Konumdan defolursan memnun olurum aptal adam ,sen felsefe bölümünde yaz."Özdeşlik" falan de hırt.Aynı Mao Kuruşçefe anti Stalinist diye savaş açtı!
Terbiyeni muhafaza edersen sevinirim.
Sevgili dostum,Lenin çok yüksek bir değer,Stalin ve Troçkide öyle.
.
Tarih bazen yazılmayanların içinde gizlidir Hep tarihleri iktidarlar yazmıştır ama halk o kendi tarihini nesilden nesile taşır.
Stalin en çok ikinci dünya savaşı kahramanı olarak bilinir halbuki Lenin döneminde birinci dünya savaşı vardı ama kimse Lenine savaş kahramanı demedi o hep devrim kahramanı oldu.
Biz tarihte ölçek olarak hep Marks ı Ve Lenin i gösterdik çünkü devrime ve devrimci programa katkıları vardı.
Stalin en çok eleştirilmesi gereken komünisttir dünyadaki bir komünist ülkenin önderi (yöneticisi ) olduğu için.Kimse onu ikinci dünya savaşında ne kadar faşist öldürdüğünün hesabını yapmıyor hesabı yapılan ne kadar komünist öldürdüğüdür.
Ben Stalin i de Troçki yide severim demek bizim dilimizde oportonizmdir. Niçin Stalin Troçki yi sevmedi veya Troçki Stalini .
Bu ayrımı yapamadığında zaten bir şey anlatamazsın.
ZORBA-Bizzat kendisi asıl ve gerçek milliyetçi sosyalist ve hatta kaba bir büyük -Rus zorbası olduğu halde Pervasız etrafa milliyetçi sosyalist suçlamaları yağdıran bu Gürcü özünde proleter sınıf dayanışmasının çıkarlarını ayaklar altına alıyor 31-12-1923.
Bu maviye boyayarak yazdıklarımı Lenin söylüyor hem de MK ya gönderdiği mektupta.
Bu sadece basit bir davranış hatasının eleştirisi değil Bu idolojik bir eleştiridir. Bu sosyalizm tehdit altında kaldığının uyarısıdır. Adamı bu suçtan dolayı partiden atarlar.
bilgivehis
11-05-2017, 13:13
Konumuz Stalin ve işlediği cinayetler iken ''Ama Abd'de milyarlarca(!) insan öldürdü ama'' demek konuyla alakası bulunmayan, tartışmayı asıl mecrasından saptıran, alakasız bir söylemdir. Ayrıca ben ABD'yi olumlayan, işlediği insanlık suçlarını aklayan bir söylemde bulunduğumu hatırlamıyorum. Bu sebeple sorunun muhatabıda ben değilim.
Sonuç olarak teorik olarak oldukça yetersiz olduğunu düşünüyor ve Marx, Lenin ve hatta o savunusunu yaptığın Stalin üzerine bol bol okumalar yapmanı tavsiye ediyorum sana...
Savunucusu olduğun Stalin sözü beni yansıtmıyor, o kendi uydurman.
Stalin'i katil yapan noktanın dayatmalar ve koşullar karşısında bir savunma olduğunu vurguluyorum.
Bu Stalin'in her şeyini savunduğum anlamı taşımaz.
Örneğin Abd'nin de haklı bulduğum bir noktası var, bu durum beni Abdci yapmaz.
Şimdi ben senin avatarına bakarak seni arapçı ilan edemem, belki de o tür giysiyi seviyorsundur, bilemem belki de her ikisi vardır ama ben konuya bakarım, bir şey bir noktada yanlış olunca her şey yanlış anlamı çıkmaz...
Benim teorik bilgimden sanane, önemli olan düzgün tartışmaktır.
Daha bir tane dahi kendi yorumunu görmedik, Marx, Lenin, Mao kopyala yapıştırla tartışma olmaz, kendi deneyimini katmalısın ki senin o kopyala-yapıştır yaptıklarını ben yüzlerce belki de binlerce kez okumuşum...
gungormez
11-05-2017, 13:24
"Bir devrim gerçekleştiğinde orada iktidar mücadeleleri olur. Bunu doğal karşılamak gerekir. Burjuva ideologlar sürekli olarak Stalin'in diktatörlüğünü öne çıkartır. Evet, Stalin devrimi geriye düşürecek her muhalefete karşı serttir. Ama konuya neden hep böyle, bir karşı devrimci gibi yaklaşıyorsunuz. Bu konularda epey kaynak var. Sanki parti içinde Stalin'den başka hiç bir karar verici bir organ yokmuş gibi yorum yapıyorsunuz. Bence uygun bir tavır değil. En azından sol bir tavır değil. Parti içinde bir konu tartışılıyor ve sonra karar alınıyordu. Bu kararlar çoğunlukla alınıyordu. Aklımda yanlış kalmadıysa 10-12 binlik bir oy oranı belirleyici oluyordu. Şimdi böyle bir sistemde partinin aldığı karara karşı yönde davranmak uygulamaları geciktiriyor, partiyi içe dönük ve bitmek bilmeyen tartışmalara sevk ediyordu. Alınan kararlara uyulmaması, itirazlar, aynı konuların yeniden partiye taşınmasına yol açıyordu. Bu tür oylamalarda kazanan hep Stalin'in görüşleri oluyordu. Bu tabloya bakarak hala Stalin'i suçlamak çok da doğru bir yaklaşım olmasa gerek."
Sevgili kartopu,"Yanlışlarına ,rağmen sevmek""Devrime katkısını göz ardı etmemektir." Bu beni oportinist yaparmı."Rağmen" size ne anlatıyor.
Troçki Nep projesne karşı çıkmıştır,yani Leninede karşı çıktı.
Leninn Troçki ilede ilgili sözleri çok.Bunlarıda ortaya koyun,daha doğru olur.
Bir devrim var,hatalar mutlaka olur,olmak zorunda.
Sosyalizm Proleteryanın diktatörlüğüdür,kibar olma zorunluğu yoktur.
"Bu kadar ön yargılı olmayın. Stalin'den sonra başa geçen Hruşçov köylü kökenlidir. Stalin döneminde yapılan çok şeyi değiştirmiştir. Sizi yukarıda verdiğiniz Lenin'in Stalin hk. değerlendirme de içeren parti merkez komitesine yazılmış mektubunu yayınlayan da Hruşçov. Stalin'den kalan çok şeyi değiştiren köylü Hruşçov'un dokunmadığı ve aynen sürdürdüğü şey Stalin'in tarım programı. Yani kollektifleştirme ve kamu çiftlikleri kurma. Neden acaba?"
bilgivehis
11-05-2017, 13:30
Aslında Stalin sadece Sovyetler Birliği'nde değil, Çin Devrimi sırasında da oldukça büyük tahribatlar yaratmıştır. 1920'li yıllarda Çin Komünist Partisine, burjuva demokrat Goumindang partisini destekleme politikasını dikte ettirmiştir. Sonuç olarak bu politikanın sonucu, 1927'de Guomindang tarafından bir karşı devrimi ile on binlerce Çinli Komünistin katli ve Çin Komünist partisinin aldığı büyük yenilgi olmuştur. Buna rağmen Stalin utanmazca ve aymazca yaşanılanlardaki payını inkar etmiş, Çinli Komünistleri suçlamıştır.
Daha sonraki süreçte Çin Devriminin başarıya ulaşmasıda Stalin'e ve onun hatalı fikirlerine rağmen olmuştur. Mao Zedong Mart 1958 Çengtu konferansında şöyle der; ''Stalin'in yöntemlerini izleseydik Çin Devrimi başarıya ulaşamazdı. Devrimimiz başarıya ulaştığında Stalin bunun sahte bir şey olduğunu söylemişti. Onunla tartışmaya girmedik. Amerika'ya karşı direnme ve Kore'ye yardım etme savaşını verdiğimizde ancak devrimimiz onun gözünde gerçeklik kazandı.'' ( Mao Zedong Seçme Eserler VI, syf:61,62)
Sevgili gungormez, maalesef bu takkiyeci arkadaşımızın bu alıntısı doğru.
Çin devrimi Stalin'in müdahelesi yüzünden en az yirmi yıl gecikmiştir.
Çin devrimine müdahale Stalin'in büyük bir yanlışıydı.
Güya yardım etmek istemişti ama Çin'e gönderdiği ekip tutucu bir politika izledi. Çin devriminin Sovyet devrimi gibi olacağını sanıyordu, oysa Çinde daha bir işçi sınıfı dahi yoktu. Mao bir yandan iç ve dış saldırılardan vuruşurken daha ziyade bir işçi sınıfı oluşması için uğraşmıştır. Örneğin yıllarca süren Uzun Yürüyüş Çin devrimi için zorunluydu, oysa Sovyetlerde böyle bir uygulamaya gerek yoktu. Eğer Mao'nun olayları çözümleme yeteneği olmasaydı belki de Stalin yüzünden devrim gerçekleşmeyebilirdi...
gungormez
11-05-2017, 13:37
Sevgili gungormez, maalesef bu takkiyeci arkadaşımızın bu alıntısı doğru.
Çin devrimi Stalin'in müdahelesi yüzünden en az yirmi yıl gecikmiştir.
Çin devrimine müdahale Stalin'in büyük bir yanlışıydı.
Güya yardım etmek istemişti ama Çin'e gönderdiği ekip tutucu bir politika izledi. Çin devriminin Sovyet devrimi gibi olacağını sanıyordu, oysa Çinde daha bir işçi sınıfı dahi yoktu. Mao bir yandan iç ve dış saldırılardan vuruşurken daha ziyade bir işçi sınıfı oluşması için uğraşmıştır. Örneğin yıllarca süren Uzun Yürüyüş Çin devrimi için zorunluydu, oysa Sovyetlerde böyle bir uygulamaya gerek yoktu. Eğer Mao'nun olayları çözümleme yeteneği olmasaydı belki de Stalin yüzünden devrim gerçekleşmeyebilirdi...
Yanlış demedim zaten sevgili kardeşim
Aynı Mao Kuruşçefe anti Stalinist diye savaş açtı!
Stalinin Çine muhteşem desteğide doğru.
tarihi objektif okumak bize ,gerisi trollere yakışır,yanlışmıyım.
Takiyiddin
11-05-2017, 13:51
Benim teorik bilgimden sanane, önemli olan düzgün tartışmaktır.
Daha bir tane dahi kendi yorumunu görmedik, Marx, Lenin, Mao kopyala yapıştırla tartışma olmaz, kendi deneyimini katmalısın ki senin o kopyala-yapıştır yaptıklarını ben yüzlerce belki de binlerce kez okumuşum...
Senin Marksizm-Leninizmin teorisi konusunda bir bilgi sahibi olabilmen, aramızda bir ''fikir teatisinin'' mümkün olabilmesi için bir ön koşuldur Zira aksi takdirde aramızdaki diyalog, karşılıklı bir tartışma değil, benim sana öğretmem şeklinde bir iletişim şekli olur ki şu an olanda zaten budur...
Ayrıca Marksizm/Leninizm'i konuşuyorsak tabi ki bu düşünürlerin söylem ve eylemlerine atıfla konuşacağım. Fakat iletilerimi temaşa edersen sadece bu düşünürlerin söylemlerini iktibas etmekle kalmayıp, bunlar üzerine derinlikli analizlerde bulunduğumu da görürsün. Ayrıca bunları kopyala-yapıştır şeklinde değil, geçmişte bir teorisyen olarak Marksist/Leninist fikriyata ilişkin derinlikli çalışmalarım sırasında ki notlarım üzerinden yapıyorum. Aslında benim burada bulunmamın sizin için oldukça değerli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede Marksist/Leninist fikriyat konusunda pek çok şeyi benden öğrenebilirsiniz. Aksi takdirde hem Atatürkçüyüm, hem Komünist, hem Stalin'i severim hem Troçki'yi gibi ne idüğü belirsiz, neyi savunduğundan bile habersiz öyle kendi kendine ortalarda dolaşan birikimsiz insanlar olarak kalmaya mahkum olursunuz.
Takiyiddin
11-05-2017, 14:04
Sevgili gungormez, maalesef bu takkiyeci arkadaşımızın bu alıntısı doğru.
Çin devrimi Stalin'in müdahelesi yüzünden en az yirmi yıl gecikmiştir.
Çin devrimine müdahale Stalin'in büyük bir yanlışıydı.
Güya yardım etmek istemişti ama Çin'e gönderdiği ekip tutucu bir politika izledi. Çin devriminin Sovyet devrimi gibi olacağını sanıyordu, oysa Çinde daha bir işçi sınıfı dahi yoktu. Mao bir yandan iç ve dış saldırılardan vuruşurken daha ziyade bir işçi sınıfı oluşması için uğraşmıştır. Örneğin yıllarca süren Uzun Yürüyüş Çin devrimi için zorunluydu, oysa Sovyetlerde böyle bir uygulamaya gerek yoktu. Eğer Mao'nun olayları çözümleme yeteneği olmasaydı belki de Stalin yüzünden devrim gerçekleşmeyebilirdi...
Sadece Çin Devrimi sırasında değil, sonrasında da Stalin'i eleştiren pek çok yazı kaleme almıştır Mao Zedong... Mesela 1958'de kaleme aldığı, Stalin'in yazdığı ''SSCB'de Sosyalizmin İktisadi Sorunları'' kitabı üzerine eleştirisi meşhurdur. Stalin öldükten sonraki değerlendirmesi de onun yaptıklarının ve düşüncelerinin yüzde 60'ının doğru, yüzde 40'ının ise yanlış olduğudur.
Ayrıca ''Uzun Yürüyüş'', Mao ile Stalin arasındaki görüş ayrılıkları ile Sovyet ve Çin devrimi arasındaki farklılıklarda bir belirleyici değil. Bu örneği vererek tam anlamıyla saçmalamışsın. Alakasız ve saçma olmuş.
Bence bu gibi boyunu aşan konulara girme, yoksa boğulursun.
bilgivehis
11-05-2017, 15:00
Ayrıca ''Uzun Yürüyüş'', Mao ile Stalin arasındaki görüş ayrılıkları ile Sovyet ve Çin devrimi arasındaki farklılıklarda bir belirleyici değil. Bu örneği vererek tam anlamıyla saçmalamışsın. Alakasız ve saçma olmuş.
İşte trol dediğim zamanda birilerinin zoruna gidiyor, konuyu anlamakta ya yetersizsin ya da harbiden trollük yapıyorsun.
Orada her iki devrim koşullarının birbirine benzemediğine örnek vermişim, oysa sen bunu Mao-Stalin eleştirisine çeviriverdin...
Üstelik Uzun Yürüyüş tam tersi en belirleyici bir oluşumdur.
Stalin kentlerde örgütlülüğü arz ediyordu, sırf bunun için ekip göndermişti, Mao ise oradaki savaşın koşullarında her iki bölgede hem kentte hem kırda olması gerektiğini görüyordu. Hatta bu ülkede de zamanında bu konu çok tartışıldı ve bazı 68'li liderler bunun için dağa çıktı, bazıları ise işçi sınıfından kopuk mücadele olamayacığı için kentlerde mücadele edyorlardı.
Bu konu halen tartışılır ki, gerçekten önemli bir konudur...
gungormez
11-05-2017, 15:06
Sadece Çin Devrimi sırasında değil, sonrasında da Stalin'i eleştiren pek çok yazı kaleme almıştır Mao Zedong... Mesela 1958'de kaleme aldığı, Stalin'in yazdığı ''SSCB'de Sosyalizmin İktisadi Sorunları'' kitabı üzerine eleştirisi meşhurdur. Stalin öldükten sonraki değerlendirmesi de onun yaptıklarının ve düşüncelerinin yüzde 60'ının doğru, yüzde 40'ının ise yanlış olduğudur.
Ayrıca ''Uzun Yürüyüş'', Mao ile Stalin arasındaki görüş ayrılıkları ile Sovyet ve Çin devrimi arasındaki farklılıklarda bir belirleyici değil. Bu örneği vererek tam anlamıyla saçmalamışsın. Alakasız ve saçma olmuş.
Bence bu gibi boyunu aşan konulara girme, yoksa boğulursun.
Git Mao ile ilgili bir başlık at konuyu kirletme.
Bu başlık Hitlerin SSCP kahramanları tarafından ezilmesi hakkında.
Staline saldıracaksan onunla ilgili başlık at.
Kirletme sırtlan,kirletme düşük kirletme.
Şizofren hezeyanları bu başlıkta tartışamazsın
K-İ-R-L-E-T-M-E.
Takiyiddin
11-05-2017, 15:47
İşte trol dediğim zamanda birilerinin zoruna gidiyor, konuyu anlamakta ya yetersizsin ya da harbiden trollük yapıyorsun.
Orada her iki devrim koşullarının birbirine benzemediğine örnek vermişim, oysa sen bunu Mao-Stalin eleştirisine çeviriverdin...
Üstelik Uzun Yürüyüş tam tersi en belirleyici bir oluşumdur.
Stalin kentlerde örgütlülüğü arz ediyordu, sırf bunun için ekip göndermişti, Mao ise oradaki savaşın koşullarında her iki bölgede hem kentte hem kırda olması gerektiğini görüyordu. Hatta bu ülkede de zamanında bu konu çok tartışıldı ve bazı 68'li liderler bunun için dağa çıktı, bazıları ise işçi sınıfından kopuk mücadele olamayacığı için kentlerde mücadele edyorlardı.
Bu konu halen tartışılır ki, gerçekten önemli bir konudur...
Bu konularda kayda değer bir bilgin ve birikimin yok. Neden ısrarla bilmediğin konularda fikir beyan edip, hatalı ve noksan bilgilerin teşhir edilince terbiyesizleşiyorsun ki. Şu ufacık yazında o kadar çok yanlış şeyler söylemişsin ki, madde madde cevap vereceğim.
1)Uzun yürüyüşün, Mao'nun kırdan kente savaş teorisi ile bir ilgisi yok. Uzun yürüyüş, Çan-Kay-Şek'in 1934'de ki Beşinci İmha Seferi sonrası, Kızıl ordunun batı ve kuzeydeki kurtarılmış bölgelere doğru gerçekleştirilen göçünü ifade eder. Amerikalı yazar Edgar Snow, bizzat bu yürüyüş içinde yer almış ve anılarını ''Çin Üzerinde Kızıl Yıldız'' kitabında anlatmıştır. Okumanı tavsiye ederim.
2)68 kuşağının silahlı terör faaliyetlerine girişmesininde Mao'nun kırdan kente savaş stratejisi ile ilgisi yoktur. O dönemde özellikle Mahir Çayan tarafından dile getirilen ''öncü savaş'' anlayışı doğrultusunda silaha sarılınmıştır. Buna göre bir grup öncü gücün silahlı mücadelesi vasıtası ile düzen sarsılacak ve işçi sınıfı silahlı mücadele vasıtası ile bilinçlendirilecektir. Fakat daha sonraki süreçlerde, özellikle 70'lerde devrimci hareketin yeni anlayışlara evrilmesi ile birlikte gerek THKO, gerek ise THKPC içinden içinden gelen pek çok hareket bu anlayışı mahkum etmiştir. Zira bu ''öncü savaş'' anlayışı kitlelerden kopuk bir mücadele anlayışını benimsemiştir. İşçi sınıfına dayanma gibi bir strateji gütmemiştir. Dev-Yol'un 1977'de ki Bildirgesi'ni oku. Orada bu konuya değinilir.
gungormez
11-05-2017, 15:51
Şizofren hezeyanları bu başlıkta tartışamazsın
K-İ-R-L-E-T-M-E.
Saint-Just
12-05-2017, 14:28
bugün, dünya'da ve özellikle bizim gibi nato ülkesi olan ülkelerde stalin'in ''katil'' veya ''cani'' şeklindeki tanınma şekli, ikinci dünya savaşının ardından, batı'da ve dünya'da yeni sosyalist devrimleri önlemek amacıyla abd'nin uyguladığı beş para etmez anti-komünist propaganda'nın sonuçlarından başka bir şey değildir.
robespierre, george washington veya oliver cromwell gibi devrimciler ne kadar ''katil'' se, stalin'de o kadar ''katil''dir.
bütün devrimler kuvvet ve şiddetle birlikte yürürler. hiçbir devrimci kendi ilerici iktidarını devirecek gericilerin bir karşı devrimi örgütlemesine fırsat veremez.
mustafa kemal'in, menemen olayı'nda veya dersim isyanı'nda, cumhuriyet karşıtı şeriatçılara ve feodallere karşı yaptığı budur.
robespierre'in monarşistlere karşı yaptığı budur.
stalin'in kapitalistlere ve emperyalistlere karşı yaptığı da budur.
bugün laiklik karşıtı şeriatçılar falan neden mustafa kemal'e sürekli kin kusarlar? neden o sürekli sözünü ettikleri asılan ''sakallı'' hoca ve şeyh takımı, işbirlikçi isyanlar çıkarıp yeni cumhuriyeti yıkmaya çalıştılar?
çünkü onların nemalandıkları düzen yıkılıyor ve yerine onları hiç edecek ,daha ileri ve daha iyi bir düzen getiriliyordur da o yüzden.
eğer dini ve feodal bir yönetimden laik bir cumhuriyete geçiş yapılıyorsa bu adamlar nasıl yaşayacaklardı? kuşkusuz bu savaş demektir.
biz de buna en genel anlamıyla tarihin motor gücü dediğimiz ''sınıf mücadelesi'' diyoruz.
fransız devrimi'nden sonra fransa'ya çoğu feodal ve monarşist avrupa devleti tarafından savaş açıldı. çünkü o ülkelerin egemen sınıfları için ''cumhuriyet'' demek tehdit demekti. devrimin kendi ülkelerine de sıçrayacağından korkuyolardı ve tehditi ortadan kaldırmak savaş ilan ettiler.
stalin'de benzer şekilde' daha iktidarlarını ilk yılından itibaren, sosyalist iktidarı ve sovyetler birliğini yıkmaya çalışan kapitalistlere ve emperyalistlere karşı zerre kadar acıma göstermedi. çünkü bütün devrimcilerin yaptığı ve yapması gereken budur. bunun aksi halinde zaten ortada ''devrim''den söz edemezsiniz. çünkü gericiler sizi çoktan yok etmiştir. çoğu zaman bu kadar keskindir sınıf mücadelesi.
tarihin troçki'yi haklı çıkardığı, lenin'in troçki'nin tarafını tuttuğu falan da bir yalandır. troçkizm benim gözümden ''züppe solculuğu'ndan başka bir şey değil.
troçki dediğiniz adam da kendini napolyon zanneden aklı bir karış havada bir kariyerist. ötesi değil. stalin'in rakibi olabilecek bir adam değil.
onun karşıtlığı stalin'e veya ''stalinizm''e de (ki tamamen kendi lenin karşıtlığını örtbas etmek amacıyla uydurmuştur.) değildir aslında. onun karşıtlığı tamamen lenin'e ve leninizm'e.
zaten kendisi parti'deki hayatında çoğunu menşevik olarak geçirmiştir ve son anlarında bolşevikliğe geçmiştir. araştırırsanız, lenine'e sövüp saydığı çoğu yazısını okuyabilirsiniz. stalin için bunu söylemek mümkün değil. başından itibaren bolşevikti ve hep lenin' e sadık kaldı. hatta neredeyse lenin'e tapar vaziyetteydi adam. sadece onun yolunu izlediğini defalarca belirtiyor.
stalin'e ''sosyalizm mücadelesini ulusal sınırlara hapsetti'' demek eski tip bir yalandır. çünkü tek ülkede sosyalizm, stalin'in değil lenin'İn ortaya attığı bir şeydir. zaten tek ülkede sosyalizm, sosyalizm'in tek ülkede kurduktan sonra bırakıp. uluslararası anlamda sosyalist devrim mücadelesini bırakmak anlamına gelmez. işçi sınıfının iktidara geldiği ülkede, bu iktidarı dahada güçlendirmek ve söz konusu iktidarın, sosyalizm henüz bütün dünyada yayılmamış olduğu halde ayakta kalabileceği düşüncesine dayanır. ülke işçi sınıfını iktidarını korur ve güçlendirken, sosyalizm'e geçiş hızlandırır ve daha da geliştirir. bir yandan da diğer ülkelerdeki devrimci mücadeleye emsal teşkil eder ve elinden geldiği kadar destek verir.
sosyalizm'i kurmak için illaki de bütün dünyada devrimlerin olup bitmesi gerekmez. bir ülkede burjuva devrimi yaşanıp kapitalizme doğru geçiş hızlanıp tamamlanır iken, diğer ülkelerin hala feodal dönemde olması onların kapitalist bir ülke olmasını değiştirmedi.
dünya'nın komünizm'e doğru ilerlemesi troçki'nin sandığı gibi ''tamam beyler bütün dünyada işcı sınıfı devrimi oldu. hade bakalım sosyalizm'e geçişe başlayabiliriz.'' şeklinde olmuyor.
stalin'in in tek ülkede politikası, izlediği leninizm siyasetinden dolayıdır. o döneminin tarihsel koşullarında sovyetler birliğinin izlemesi gereken politika da budur.
benim troçkistlere tek bir sorum var. diyelimki türkiye'de bir sosyalist devrim oldu ve türkiye'li devrimciler yunanistan'dan da aynı şekilde bir devrim bekliyor. bütün beklentinize ve desteğinize rağmen devrim olmadı. gerçekleşmedi. ne yapicaksiniz? sizi bekleyen bütün zorluklara rağmen, ülkede sosyalizmi kurmak için çaba harcamanız gerekir iken ''yok yok olmaz önce bütün dünyada bir devrimi yapalim da sonra sosyalizm'e bakarız'' diyip yunanistan'a derhal savaş mı ilan ediceksiniz? ondan sonra'da bütün avrupa'yı ele geçirirsiniz heralde.
''ahhh bir troçki başa geçseydi...'' hayallerinizi ben hemen cevaplayabilirim. beklenen alman devrimi başarısızlığa uğradıktan sonra. bizim kendini napolyon zanneden troçki, alacaktı kızıl ordu'yu doğu'dan başlayarak bütün avrupa'yı! işgale kalkacaktı. (hani sürekli devrim olması gerekiyor ya) dünyanın' gördüğü ilk sosyalist devleti de daha başlamadan çökertecekti. açın bakın yazdıklarına. tamamen buna niyetlendiğini kendisi söylüyor.
sürekli atıf yapılan lenin'in vasiyeti yada mektubu konusunda sadece şunu söyleyebilriim. eğer söz konusu vasiyeti dikkatle inceleseydiniz. lenin'in bütün mk'ya sövüp saydığınız görebilirdiniz. en hafif tabirleri de sadece ''çok kaba'' şeklinde stalin' e söylemiş ve genel sekreterliğe uygun görmediğini belirtmiştir. ancak söz konusu mektupta ''irademdir. benden sonra troçki başa geçmeli'' şeklinde bir sözü olmadığı gibi, sovyetler birliği lenin'in babasının çiftliği, lenin'de onun kralı değildir. bütün bir komünist parti defalarca stalin'i genel sekreter olarak başta görmek istedi. bu noktada lenin ancak tavsiye vererek görüş etkileyebilir o kadar.
stalin'in ne kadar komünist öldürdüğünden, buharin, zinovyev, kamenev'den falan dem vurulmuş ama bu isimler stalin'den önce lenin tarafından mahkum edilmiştir. üçü de bütünüyle sağ sapma içerisindeki kişiler. zinovyev ve kamenev ekim devrimi ayaklanlamasında karşı oy kullanan iki kişi oldukları ve buna tümden muhalif oldukları için lenin'in gözünden düşüyorlar ve lenin bu ikisi için ''artık onları yoldaş olarak görmem mümkün değil'' şeklinde bir yorumu var.
devrimler kendi çoçuklarını yer. maalesefki bütün devrimlerin sonuçlarından biridir bu. devrimcilerde oluşan karşı-devrim korkusu her zaman vardır ve ortamın sakinleşip, devrimin kalıcı olduğuna kanaat getirmeleri kolay kolay gerçekleşmez bu artık öyle bir noktaya ulaşır ki devrimi beraber yaptığın insanlara da artık paranoyakça kuşkuyla yaklaşılır ve en ufak bir şeyde gerekeni yaparlar.
stalin bir nevi ekim devrimi'nin robespierre'idir. nasıl fransız devrimin'de bu sonuçlar yaşandıysa, ekim devrimi'nde de aynı sonuçlar yaşandı. bu bütün devrimlerin doğal bir sonucu mudur? yoksa bu engellenebilirmi bilmiyorum. ancak en azından çoğu devrim'de böyle şeyler yaşandığını biliyorum o kadar. yani demek istediğim bunun üzerinden stalin'e yüklenmek yanlış bir çıkarım. çünkü stalin devrimin böyle sonuçlar yaşatmasına sebep olan tarihteki tek insan değildir.
Takiyiddin
12-05-2017, 16:23
bugün, dünya'da ve özellikle bizim gibi nato ülkesi olan ülkelerde stalin'in ''katil'' veya ''cani'' şeklindeki tanınma şekli, ikinci dünya savaşının ardından, batı'da ve dünya'da yeni sosyalist devrimleri önlemek amacıyla abd'nin uyguladığı beş para etmez anti-komünist propaganda'nın sonuçlarından başka bir şey değildir.robespierre, george washington veya oliver cromwell gibi devrimciler ne kadar ''katil'' se, stalin'de o kadar ''katil''dir. bütün devrimler kuvvet ve şiddetle birlikte yürürler. hiçbir devrimci kendi ilerici iktidarını devirecek gericilerin bir karşı devrimi örgütlemesine fırsat veremez.
finneas arkadaş,
Yıllarca 20. yüzyılın Sosyalizm deneyimlerine ilişkin her eleştiri, ''emperyalizmin oyunu'' iddiası ile üretilen komplo teorileri vasıtasıyla susturulmaya çalışıldı. Böylelikle özeleştiri mekanizması etksizleştirildi. Her eleştirirel tutum karşı devrimci suçlaması ile mahkum edildi. Eleştirinin olmadığı yerde de doğal olarak yozlaşma ve bürokratikleşme aldı başını gitti. Ortaya çıkan sonuç ise ya berlin duvarı gibi insanların bir hayvanmış gibi duvarlar arasında hapsedildiği diktatörlükler ya da Kuzey Kore gibi devrimci diktatörlük kavramlarının çarpıtılarak kurulan bir ruh hastası diktatörün kendi kişisel egemenliği oldu. 20. yüzyılın Sosyalizm deneyimlerindeki her arıziliği Amerika'ya ya da emperyalizme atıfla açıklayamazsınız. Böyle bir dünya yok! Doğru bir devrimci teori, ancak hatalı pratiklerin öz eleştirisi üzerine inşa edilebilir. Doğru, ancak yanlışa bakılarak, onun eleştirisi ve aşılması üzerine inşa edilebilir.
Ben devrimsel şiddeti reddetmiyorum ya da pasifizm çağrıları yapmıyorum. Fakat devrimsel şiddet söz konusu olduğunda meseleyi, kimin adına ve ne için sorularından ayırmıyorum. Ayrıca her devrimin salt iyi olduğuna, her devrimci şiddetin meşru olduğunada inanmıyorum. O zaman Hitler'de bir devrimciydi. Nasyonal Sosyalizm anlayışı doğrultusunda toplumu, şiddet vasıtası ile şekillendirdi. Üstelik Almanya'da ki küresel Yahudi sermayesinede ağır bir darbe vurdu. Ne yapacağız şimdi, tutup Yahudi soykırımını mı aklayacağız? Ya da İran İslam Devletinde yüz binlerce insan katledildi. O zaman birisi çıkıp Humeyni ne kadar katilse Stalin, Lenin, Robespierre'de o kadar katildir derse ne diyeceksiniz?
zaten kendisi parti'deki hayatında çoğunu menşevik olarak geçirmiştir ve son anlarında bolşevikliğe geçmiştir. araştırırsanız, lenine'e sövüp saydığı çoğu yazısını okuyabilirsiniz. stalin için bunu söylemek mümkün değil. başından itibaren bolşevikti ve hep lenin' e sadık kaldı. hatta neredeyse lenin'e tapar vaziyetteydi adam. sadece onun yolunu izlediğini defalarca belirtiyor.
Troçki'ye karşı en çok kullanılan argüman budur. Hatta daha ötesini de söyliyeyim, Troçki'nin 1910'larda Lenin aleyhinde yazdığı pek çok yazı vardır. Lenin'in ölümü sonrası Stalin tarafından kasıtlı olarak bu eski eski yazılar ortaya çıkartılmış, medyaya servis edilmiş ve kamuoyu nezdinde Troçki'nin itibarı yok edilmeye çalışılmıştır. Fakat bizzat Troçki'nin kendisi bu eski düşüncelerinin öz eleştirisini vermiştir. Bir insan hatasından dönmüşse, hatalarına ilişkin bir öz eleştiri verebilmişse bu bir erdemdir ve söylenecek bir şey kalmamıştır artık. Diğer yandan önemsiz biri olarak lanse ettiğiniz Troçki'nin bizzat kendisi Ekim devrim sırasında Kızıl Ordu'nun kurucusu ve komutanıdır. Kazanılan devrimde büyük bir payı vardır. Stalin bile ''Troçki devrimde iyi dövüşmüştür'' diyerek hakkını teslim etmiştir.
stalin'e ''sosyalizm mücadelesini ulusal sınırlara hapsetti'' demek eski tip bir yalandır. çünkü tek ülkede sosyalizm, stalin'in değil lenin'İn ortaya attığı bir şeydir.
Bu teoriyi ilk ortaya atan Bukharin'dir. Daha sonra bu teori Stalin tarafından da benimsenmiştir.
gungormez
12-05-2017, 16:35
Bu alıntı öğretici olur umarım,tabiki anlamaksa maksat,Stalinle savaş,sosyalizmle savaştır,işçisınıfına tersten saldırıdır.
""Stalin Raporu" ve Sonun Başlangıcı
Ali Yaşar tarafından yazıldı |
Tarihin belirli dönemeç noktaları vardır. İçinde yaşanılan anda bunlar kolayca farkedilemeyebilir. Ancak olayların gelişimi incelendiğinde, herhangi bir gelişmenin başlangıcı, ya tam, ya da yaklaşık olarak tespit edilebilir. Sosyalizmin tarihi bakımından da aynı durum geçerlidir. Geriye dönüş ve Stalin sorunlarında –ki, aralarında kopmaz bir bağ vardır– sağlıklı bir değerlendirme yapmak için, SBKP’nin 20. Kongresi tam bir dönemeç noktasıdır. Bu sorunların bugün hâlâ tartışılmakta oluşunun anahtarı da burada yatmaktadır. Geçtiğimiz aylar içerisinde, 1956’da, SBKP’nin 20. Parti Kongresi’ne Kruşçev tarafından sunulan Stalin karşıtı rapor yeniden gündeme geldi. Raporun gündeme geliş nedeni, üzerindeki “50 yıllık gizlilik”in kaldırılmasıydı. Rusya Federal Arşivi’nde bulunan rapor, Rusya Devlet Tarih Müzesi’nde açılan bir sergide yer aldı. Raporun üzerinde “50 yıl gizlidir” mührü bulunsa da, Kruşçev’in raporu okumasından daha bir kaç gün sonra, raporun genel içeriğinin emperyalist dünya tarafından bilindiğini, birkaç ay sonra, ABD basınında tam metninin yayınlandığını biliyoruz. Rapor, 20. Kongre’ye konuk olarak katılan diğer komünist partilerinin delegasyonlarına da –konuk delegasyonlar, “Stalin Raporu”nun okunduğu oturuma alınmamışlardı– dağıtılmıştı ve onlardan bazıları, bu raporu, Enver Hoca’nın deyimi ile “gericiliğe vermeye ve kitap sergilerinde kiloyla satmaya götürmüşlerdi.”
SBKP’nin 20. Kongresi, Kruşçev’in Stalin’i mahkum eden raporu ile ün kazandı ve öne çıktı. Kuşkusuz dünya gericiliği, “Stalin raporu”nda ve Kongre’ye sunulan raporda sosyalizmden uzaklaşmanın ilk belirtilerini buldu. Stalin sorunu öne çıktı, ancak Kongre Raporu’nda dile getirilen modern revizyonizme doğru sapmanın tezleri gölgede kaldı. Kuşkusuz Marksist-Leninistler bu durumun farkındaydı ve önceleri sosyalist dünyanın birliğini koruma kaygısı ve ilke nedeniyle açıktan karşı çıkmasalar da, daha sonra, işlerin susulmaması gereken bir noktaya gelmesiyle, açıktan mücadele bayrağı açtılar. ‘50’li yıllarda CIA Başkanı olan Allen Dalles, raporla ilgili yaptığı açıklamada, “Bu raporun metnine bir milyon dolar veriyorum. Bu, komünizmin tabutuna çakılan ilk çivi olacaktır” demişti. Gericilik kuşkusuz o günlerde çok sevinmiş ve ellerini ovuşturmuştu. Bugünden bakıldığında daha rahat görülebilmektedir ki, Gorbaçov’a giden yolun taşlarını Kruşçev döşemiştir ve Gorbaçov, ‘malum olanı ilan ederek’ perdeyi kapatmıştır.
Ancak vurgulamak gerekir ki, ne SSCB’de ve tek tek ülkelerde sosyalizmin yıkılması, ne de sosyalist bloğun dağılması komünizmin sonu olmadı, olamazdı da. Çünkü komünizm, işçi sınıfının sömürü ve yaşam koşullarından, insanlığın tüm olumlu mirası ve bunun bilimsel bilgi ile donatılmasından doğmuştur ve bu mücadelenin son bulması için, her şeyden önce, sınıfların ve sömürünün ortadan kalkmış olması gerekir. Bu da, kapitalist emperyalist sistemin doğasına, varoluş koşullarına aykırıdır. Emperyalist burjuvazi, bugün savaş, işgaller ve katliamlarla, işçi ve emekçi sınıfların yaşam ve çalışma koşullarını sürekli geriye götürmekle, insanlığın sosyalizme ve komünizme doğru ilerlemekten başka bir kurtuluşunun olmadığını zaten sürekli olarak kanıtlamaktadır.
Uluslararası burjuvazi ve emperyalist kapitalizm, önce sosyalizmin, ardından da sosyalizm görünümü altında devam eden “Doğu Bloku”nun yıkılması ile geçici bir zafer kazanmış, bu zaferin sarhoşluğu ile “tarihin sonu”nu ilan etmişti. Emperyalist burjuvazinin dünya halklarının önüne sunduğu sözde “yeni dünya düzeni”, daha ne olduğu anlaşılmadan tarih olmuş, bugün artık unutulmuştur. Ancak bugün emperyalist burjuvazinin dilinden ilan edilen her “yeni dünya ideali”nin, kapitalist emperyalist sistemin, sosyalizm ve sınıf mücadelesinin baskısıyla karanlıkta kalan tüm kötülüklerinin su yüzüne çıkması olduğu görülmektedir. Bugünün egemenlerinin dünya halklarına kandan, göz yaşından, sefaletten, savaş ve işgallerden, aşırı sömürü ve yoksulluktan başka verebilecekleri hiçbir şeyin olmadığını, günümüz gerçekleri açıkça ortaya koymaktadır.
Bütün bu gerçeklerin ışığında, kapitalizme rücu edip sosyalizmi satanların, Stalin’i mahkum edenlerin neye hizmet ettiklerini yeniden hatırlatmak zorunlu olmaktadır. Burada, kısaca ve ana çizgileri ile yapılmaya çalışılacak olan da budur.
STALİN RAPORU NEYDİ?
SBKP’nin 20. Kongresi’ne, dönemin parti sekreteri Kruşçev tarafından sunulan “Stalin Raporu”, Stalin’e yönelik bir dizi suçlamayı içeriyordu. Aslında bu suçlamaların her biri, dünya gericiliği tarafından, sosyalizmi yıkmak amacıyla, anti-komünist propagandanın malzemeleri olarak zaten kullanılmaktaydı. “Stalin’in despotluğu”, “tek adam diktatörlüğü”, “keyfi yönetimi”, “yargılamalar ve sürgünler”, dünya gericiliğinin sosyalizme karşı kullandığı “önemli” malzemelerdi. Kruşçev’in tüm yaptığı, bütün bu malzemeyi alıp sistemleştirmek, onu “içeriden” süslemekti. Raporun yarattığı etkinin büyük sırrı da burada yatmaktadır. Stalin’in yerine oturan, onu mahkum etmekte ve suçlamaktadır. Bu suçlama, geçmişte sınıf düşmanlarını bastırmak için belki aşırıya kaçmış şu ya da bu uygulamanın eleştirilmesinden öte, sosyalizmin “defterinin dürülmesi” açısından çok önemli ve stratejiktir. Bu yanıyla da, bir ilktir. Kapitalizmin yolunu tutmuş olan –bu süreç, giderek, Sovyetler’de tekelci devlet kapitalizminin egemen olduğu bir süreçtir– modern revizyonistler, –revizyonizm, bir burjuva ideolojisidir ve işçi sınıfının tarihsel amaçlarından kesin bir ayrılıştır– deyim uygun düşerse, “hançeri tam kalbe saplamışlardır.”
Dünya gericiliği tarafından alkışlarla karşılanan bu raporda, ilk olarak, Kruşçev, Stalin dönemini “facia” olarak nitelendiriyor ve şöyle devam ediyor: “Bu facianın suçlusu elbette Stalin’dir. Biz, yoldaş Lenin’in ölümünden az önce yazdığı yazıları yayımlamak istiyoruz. Bu yazılarda, yoldaş Lenin de, Stalin’in görevini suiistimal edebileceği uyarısında bulunarak, Stalin’in çok kaba biri olduğunu ve yoldaşlarla çalışamayacağını vurgulamıştı.” Raporda, Stalin’in “işlediği birçok suçu” açıklayan Kruşçev, “Stalin olmasaydı İkinci Dünya Savaşı da olmazdı” görüşünü de savunuyor.
“Facia” olarak adlandırılan dönemde ne olmuştur? Rusya gibi geri bir ülkede sosyalist inşa dev adımlarla ilerlemiş, Rusya 10 yılda dünyanın en ileri ülkelerinden birisi haline gelmişti. Tüm dünya halklarını umuda ve sevince boğan yeni sosyalist bir uygarlık yaratılmış, bu uygarlık, aynı zamanda, faşizm belasının insanlığın başından atılmasında belirleyici rol oynamıştı. Faşist saldırının tüm yıkımlarına ve tahribatlarına rağmen, ülke yeniden inşa edilmiş, sosyalizm, daha sonraları Kruşçevciler ve ardından gelenlerin mirasyedi gibi harcayacakları dev bir miras bırakmıştı. Öyle ki, bu miras, birikimleri üzerinde tepinen “mısır uzmanı” Kruşçev’e bile, döneminde, uzaya ilk insanı göndermeyi nasip etmişti! “Facia” olarak adlandırılan dönem, işte böyle bir dönemdi.
Lenin’in Stalin’i “kaba” olarak nitelemesi ise, ilk kez bu raporda yer almıyor ve tarihsel olarak da bulunmaz bir malzeme değil. Troçkistler, çok önceleri bu tartışmayı yapmışlardı. Burada önemli nokta şudur: Lenin’in ölümünden sonra, parti sekreterliği tartışmalarında, bu “sorun” partinin önüne bizzat Stalin tarafından getirilmiş, Stalin açıkça, “sınıf düşmanlarına karşı kaba olduğunu” ifade etmiş, partinin kendisini görevlendirmeyebileceğini, aday olmayacağını belirtmiştir. O dönemde, parti, buna rağmen, –Troçki’nin de bir itirazı olmadan!– Stalin’i Genel Sekreter seçmekte hiç tereddüt etmemiştir. Lenin’in söz konusu mektubundaki kısa bölüm, Stalin’in kaba yanları olabileceğini ifade etmekte, ancak Stalin’in kararlı ve sadık olduğuna dikkat çekmektedir. Lenin, Troçki’nin ise, sürekli yalpalayan durumuna vurgu yapmıştır.
Stalin’in, tüm görevi boyunca, görevlerini “suiistimal ettiği” tek örnek yoktur. Tüm yaşamı ortadadır ve sonradan ellerinde her türlü belge ve bilgi olanlar da, aksi bir kanıt ileri sürememişlerdir. “Stalin olmasaydı İkinci Dünya Savaşı olmazdı” iddiası ise, tam Kruşçevvari bir saçmadır. Ciddi bir eleştirinin konusu bile yapılamaz. Emperyalist ideologlar bile, o dönemde, –sonradan Hitler ve Stalin’e eşit sorumluluk yüklemelerine karşın– böyle bir iddia ileri sürmemişlerdi. Savaş emperyalistler arasında başlamış, Nazi saldırganlığı Sovyetler’e yönelmişti. Bu iddiaya, Kruşçev’in dünya emperyalizmine sunduğu adi bir hizmet deyip geçmek gerekiyor.
Stalin’i yakından tanıyan ve onunla bir çalışma içinde bulunanların genelde birleşen ortak bir değerlendirmesi vardır. Bu değerlendirme, onun içtenliği, mütevazı kişiliği, sade yaşamı, kolektif çalışmaya verdiği önem üzerinedir. Gerek savaş sırasında sosyalist anayurdun savunulması çalışmalarında, gerekse de sosyalist inşa sorunlarında, Stalin, birlikte çalıştığı kişilerin düşüncelerine son derece değer vermiş, ancak hatalarını ve eksikliklerini göstererek, onları ilerletmekten de hiç geri kalmamıştır. Özellikle 30’lu yılların ortalarından itibaren SSCB’de sınıf mücadelesi sertleşmiş, dünya gericiliğinden de destek alan pek çok eylem gündeme gelmiştir. Parti önderlerinden Kirov’un öldürülmesi, bunlardan sadece birisidir. Sosyalist devlet kendisini savunmakta tereddüt etmemiştir. Dönemin mahkemelerinde yapılan yargılamalar, sınıf düşmanlarına gerekli cezayı vermiştir. Bu arada, “kurunun yanında yaşın da yandığı” durumlara rastlanmıştır. Ancak bu hatalar ortaya çıktığında düzeltilmiş, sürgüne gönderilenlerin önemli bir kısmı suçsuz bulunarak serbest bırakılmış, içlerinden, daha sonraları, yine Stalin döneminde önemli görevler alanlar olmuştur. Mücadelenin büyüklüğü ve bir ölüm-kalım meselesi olduğu dikkate alındığında, bu konularda yapılan hataların, karşı devrimci pravokasyonlar da dikkate alındığında, büyük ve vahim olmadığı, büyük tarihsel ilerleyişin yanında ihmal edilebilir olaylar olarak karşılanması gerektiği açıktır. Ayrıca hatırlatmak gerekir ki, “yapılan bazı aşırılıklar”a, Stalin’in katıldığı son Kongre olan 19. Parti Kongresi’nde dikkat çekilmişti.
Kruşçev’in hazırladığı raporun sonunda da Stalin’in bir devrimci olmadığı savunularak, “O, her zaman takip edilme ve casus korkusuyla yaşayan biriydi” gibi ifadeler de kullanılıyor. Bu tür karalamalara ciddi bir yanıt vermek gerekmiyor. Stalin’in tüm yaşamı ve mücadelesi biliniyor. Devrimden önceki illegal mücadeleye katılımı ve yaşamı, yakalanmalar ve sürgüne –Stalin’in anlamı çelik adamdır ve tüm mücadelesi ve eylemi bunu doğrular niteliktedir– gönderilmeler, iç savaş sırasında görevlendirildiği cephelerdeki tutumu, Nazi ordularına karşı savaşın örgütlenmesinde büyük bir stratejist ve önder olarak önemi ve Nazi orduları Moskova’nın dibine kadar geldiğinde de Stalin’in Moskova’dan ayrılmadığı biliniyor. Dönemin İngiltere Başbakanı Churchill, savaş içerisindeki Sovyet stratejisinin doğruluğunu teslim etmekte, bu durumun ise, Stalin’in stratejik dehasının ürünü olduğunu kabul etmektedir. Troçkist tarihçi Isac Deucher de, 2 ciltlik Stalin adlı kitabında, Stalin’in kendi sınıfının en kararlı adamı olduğunu kabul eder. Stalin, o dönemde, sosyalizmin önderi ve sosyalist devletin en önemli yöneticidir. Bu devlet, elbette önderini korumak için karşı-devrimcilere ve casuslara karşı önlem alacaktır. Yaşananlar da öyle olması gerektiğini zaten ortaya koymaktadır.
Raporu, emperyalist dünya ve modern revizyonizm –o dönemde Titoculuk’ta simgelenen kapitalist ideoloji ki, sonradan, Kruşçevciler de böyle anıldılar– coşkuyla karşıladı. Ancak Marksist-Leninistler açısından durum oldukça farklıydı. O günleri, 20. Kongre sırasında Moskova’da bulunan Enver Hoca şöyle anlatmaktadır: “Kongreye katılan kardeş partilerin sadece birinci sekreterleri raporu okudu. Bütün gece raporu okudum, çok sarsılmıştım; okumaları için heyetin öteki iki üyesine de verdim. Kruşçev ve şürekasının Stalin’in şanlı eserine ve kişiliğine çizik çektiklerini zaten biliyorduk; adının hiç olumlu anılmadığı Kongre çalışmaları sırasında da bunu gördük. Ama Sovyet önderlerinin büyük, unutulmaz Stalin’e karşı bütün bu iğrenç suçlama ve iftiraları kağıda dökeceğini asla tahmin edemezdik. Yine de işte yazıya dökülmüştü. Kongre’ye delege olarak gelen Sovyet komünistlerine okunmuş, Kongre’ye katılan öteki partilerin temsilcilerine okumaları için verilmişti. Yüreğimize, beynimize derinden işleyen ağır bir darbe inmişti. Bunun bütün sınırları aşan, Sovyetler Birliği ve hareket için feci sonuçlar getirecek bir ihanet olduğunu ve bu trajik koşullarda partimizin görevinin, kendi Marksist-Leninist konumunda sımsıkı direnmek olduğunu kendi aramızda konuştuk.
“Okuduktan sonra bu korkunç raporu hemen sahiplerine geri verdik. Kruşçev’in düzdüğü bu tiksindirici suçlama lağımı neyimize gerekti ki. Gericiliğe vermeye ve kitap sergilerinde kâr için kiloyla satmaya götürenler öteki ‘komünistler’di.
“Lenin ve Stalin’in anayurdunda görüp duyduklarımızdan yüreğimiz ezik, ama Kruşçev ve Kruşçevcilerin faaliyet ve tutumlarına karşı daha uyanık, dikkatli olmamızı belirten çok öğretici bir dersle döndük Arnavutluğa.” (Enver Hoca, Kruşçevciler)
20. KONGRE’NİN ÖNEMİ
20. Kongre’de Stalin’in adı etrafında kaldırılan toz bulutu arasında kabul edilen kararlar, sonraki çöküşün başlangıcı niteliğindeki kararlardı. Sonrasında Kruşçev* tarih sahnesinden çekilse de, onu tasfiye eden Brejnev ekibi ve ardından gelenler, aynı yolda yürüdüler. Kruşçev, hem yıpranmış, hem de beceriksiz çıkmıştı. Sonradan gelenler, açıktan pek fazla Stalin’e saldırmadılar, çünkü bu, artık onlar için “çözülmüş” bir meseleydi. Ama Kruşçev’in açtığı kapitalist yolu sonuna kadar takip ettiler, dünya egemenliği için ayrı bir mihrak olarak mücadele ettiler. İçten içe çürüyen ve kapitalist niteliği artık gizlenemeyecek hale gelen sistemlerinin, Gorbaçov’la birlikte, üzerindeki “sosyalist” kabuğu atmasıyla, açıktan kapitalizme iltihak ettiler.
20. Kongre raporu ve kararları, Stalin’in ölümünden önce yapılan 19. Parti Kongresi kararlarını ve dolayısıyla Marksizm-Leninizmi başlıca şu alanlarda revize ediyordu: Çağımızın niteliği, barış içinde bir arada yaşama, sosyalizme geçiş sorunları, savaş ve barış sorunları, modern revizyonizme ve emperyalizme karşı tutum vb. Ayrıca sosyalizmin ekonomik yasaları ile oynanıyor, üretim araçların meta olmalarının ve değer yasasının etki alanının genişlemesinin yolu açılıyor, üretimin artışı için maddi teşvikler bütünüyle öne çıkarılıyordu. Sanayi ve öncelikler sorunu da çarpıtılıyor, ekonomik iflasa gidecek yol açılıyordu. Bu yazıda, bütün bu başlıklara ayrıntılı olarak girilmeyecektir. Ama hatırlatma amacıyla da olsa, önemli bazılarını, satır başları ile ele almaya çalışacağız.
Marksist-Leninistler, çağımızın “emperyalizm ve proleter devrimleri çağı” olduğunu hep vurguladılar. Bu tespit, uluslararası durumun tahlil edilmesi, anlaşılması, olayların gelişim yönünün öngörülmesi ve sınıf mücadelesi politikalarının geliştirilmesinde temel önemde bir rol oynadı. Çağımızın emperyalizm ve proleter devrimleri çağı olmasının anlamı şudur: Çağımıza emperyalizm ve proleterya damgasını vurmakta, emperyalizmde somutlaşan tekelci kapitalizm eskiyi ve çürüyen güçleri temsil ederken, proleterya yeniyi ve devrimi temsil etmekte, çağımıza buradan çıkan çelişki –burjuvazi-proleterya çelişkisi– damgasını vurmaktadır. Çağımız, bu yanıyla, tarihsel bir süreç boyunca devrime varacak olan, büyük nicel ve nitel dönüşümler çağıdır ve diğer tüm çelişkilerin –emperyalizm ve ezilen uluslar, emperyalist devletlerin kendi aralarındaki çelişkiler– nihai çözümü, anılan bu çelişkinin çözümüne bağlıdır.
Kruşçevciler kesin nitelikleri belli olmayan bir “yeni çağ” tespiti yapmakta, bu “yumuşama” çağında devrimler, savaşlar, emperyalist ülkelerle ilişkiler eski içeriklerinden soyulmakta, tüm bu tespitlere, sınıf işbirliği, uzlaşma, devrimden yüz çevirme çizgisi sinmektedir. Herşey bir “termonükleer savaşın önlenmesi” amacına bağlanmaktadır. Uluslararası ve ulusal düzeyde kapitalizm ve sosyalizm “barış içinde yarışacak”, sosyalizm üstün gelecektir. Tek tek ülkeler, devrimlerini yapmadan, sosyalizme, “kapitalist olmayan yoldan kalkınarak” geçeceklerdir. Nükleer silahların varlığı ve sosyalist sistem yeni bir savaş ihtimalini ortadan kaldırmakta, savaş sorunu, kapitalizm ve emperyalizmden, dünyanın paylaşılması sorunundan soyutlanmaktadır.
Emperyalist kapitalist sistem var olduğu sürece savaşlar hep olacaktır. Bunların bir dünya savaşına dönüşmesi elbette kaçınılmaz değildir ve barış yanlısı güçler böyle bir savaşı engelleyebilir veya geciktirebilir. Ancak Kruşçevciler, sorunu, bu bağlam içerisinde değil, artık kesin olarak emperyalist savaşların, dünya savaşlarının olmayacağı ilişkisi içerisinde koymakta, ulusal kurtuluş mücadelelerini görmezden gelmekte, halklar arasında boş hayaller yaygınlaştırma işini üstlenmektedirler. Bugün de dünya, emperyalist işgal ve savaşlarla sarsılıyor. Yeni kamplaşmalar belirginleşiyor. Dolu dizgin silahlanmaya gidiliyor, nufüz ve hegomonya mücadeleleri sertleşiyor.
Alınan kararlar, ülkelerdeki iç sınıf mücadelelerine ilişkin olarak da oldukça çarpıcı tespitler içermektedir. Örneğin 20. Kongre Raporu’nda yer alan tespitlerden birisi şudur: Rapor, Ekim Devrimi’nden bu yana, parlamento sorununa “yeni biçimde” yaklaşım için “esaslı değişiklikler” olduğundan söz etmekte, sorunu şöyle koymaktadır. “...Sağcı burjuva partileri ve onların oluşturduğu hükümetler sık sık iflasa uğruyorlar. İşçi sınıfı bu şartlarda, emekçi köylülüğü, aydınları ve yurtsever güçleri etrafında toplayıp, kapitalistlerle ve büyük toprak sahipleriyle anlaşma siyasetinden kopamayan oportünist unsurlara tayin edici darbe vurarak, gerici, halk düşmanı güçleri yenilgiye uğratabilir, parlamentoda sağlam bir çoğunluk kazanabilir ve parlamentoyu burjuva demokrasisinin organı olmaktan çıkarıp, halk iradesinin gerçek organı haline getirebilir.” (19. ve 20. Kongre Raporları, İnter Yayınları) Bu “tez”, nedense, Ekim Devrimi’ni yapan ve sosyalizmi kuranların ‘aklına gelmemiştir!’ Bu Kruşçevci tezde, parlamenter mücadeleden ve parlamentodan yararlanma taktiğinden değil, “parlamenter devrim”den söz edilmektedir. Bu, ham bir hayaldir ve tek bir örneği bulunmamaktadır. Sözde sosyalist hükümetlerin ise, kapitalizmin temel işleyiş yasalarına dokunmaları söz konusu bile olmamaktadır.
Barış içinde bir arada yaşama ise, farklı iki sistemin zorunlu olarak yan yana yaşaması taktik sorunundan, barış içinde yarışa dönüştürülmekte, bu sorun, ülke içerisindeki sınıf mücadelesinin yerini almaya doğru genişletilmektedir. Sınıf mücadelesini reddetme taktiğidir bu. 20. Kongre, parti ve devlet sorunlarında da, mevcut gerçekliği ve Marksist-Leninist teoriyi revizyona tabi tutmuş, işçi sınıfının partisi ilkesi “halkın yöneticisi” konumuna geriletilmiştir. Elbette bu “halk” sözcüğü de, Kruşçevcilerin iktidarını perdelemek amacıyla kullanılmakta, “halkın devleti” vb safsatalara yol açılmaktadır. 20. Kongre Raporu, bir yanıyla “Pandoranın kutusu”nu sonuna kadar açmıştır. Açılan bu kutudan, “Avrupa komünizmi” vb. burjuva ideolojileri çıkmakta gecikmemiştir. Kuşku yok ki, Togliattiler, Berlinguerler, Kruşçev’e çok şey borçludurlar.
SONUÇ
Diğer taraftan “Doğu Bloku”nun yıkılmasıyla gündeme gelen büyük dağılmanın ardından, bu gelenekten gelen ve o dönemde Kruşçevciliğe çark eden eski komünist partiler –revizyonist partiler– bugün toparlanmaya çalışmakta, ama Kruşçevcilikle ideolojik bir hesaplaşma yoluna girmemektedirler. Kruşçev, en fazla, olağan gidişten bir sapma olarak görülmekte, Brejnev’le işlerin yeniden düzeldiği kabul edilmektedir. Açıkça görülmektedir ki, bu partiler, bugün ideolojik olarak Brejnevciliği aşamamaktadırlar. Bunların içinde büyük ve ciddi partilerin olduğu da görülmektedir. Ancak geçmişle bu köklü hesaplaşma yapılmadan, işçi sınıfı ve sosyalizm adına varılabilecek hiçbir yer bulunmamaktadır ve proletaryanın sosyalizm bilinci, bu hesaplaşma yapılmadan ilerleyemez ve gerçek zeminine oturamaz. Geçmişi yeni koşullarda tekrar etme çabası, işçi sınıfının mücadelesine zarar verecek bir çabadır.
Özetle diyebiliriz ki, 20. Kongre Kararları ve “Stalin Raporu” sosyalist blokta kargaşa yaratmış, uluslararası proletaryayı ve onun partilerini bölmüş, emperyalist sisteme taze kan taşımış, kapitalizmin yolunu açmıştır. Bu niteliği ile çöküşün başlangıcı olmuştur. Kruşçev’in girdiği kapitalist yolu Gorbaçov tamamlamış, işi doğal sonucuna götürmüştür. Ancak tarih hükmünü sürdürmektedir. Emperyalist kapitalist sistem, bugün çürümenin ve kokuşmanın zirvesine doğru ilerlemektedir. Bu sistem, attığı her adımda insanlığı felakete doğru sürüklemektedir. Diğer yandan, bugün Rusya’da yapılan anketler, Stalin’in en sevilen lider olduğunu kanıtlamaktadır. Kruşçev, Gorbaçov vb. gibiler ise, en sevilmeyenler arasındadır. Kuşkusuz insanlık, sosyalizmin geçmiş kazanımlarını, sosyalist uygarlığın olağanüstü deneyimini ve Stalin’i sağduyuyla değerlendirebileceği bir yere doğru ilerlemektedir.
* Kruşçev üzerine birkaç şey söylemek gerekirse, kısaca şunları söylemek olanaklıdır: Stalin döneminde MK üyesi, ancak Parti’nin önde gelen önderlerinden birisi değildir. Stalin’in ölümünden sonra, parti, Malenkov, Molotov ve Voroşilov tarafından yönetilmiş, ’53-’56 arasında Kruşçev olağanüstü bir hızla yükselmiştir. Genel Sekreterliğe gelmiş, ancak ’57’de MK tarafından görevden alınmış, (bu görevden almanın, devrimci uyanıklık ve Kruşçev’in yapmak istediklerini farketmekten ziyade, klik çelişmesinin ürünü olduğunu vurgulamak gerekir) tarımla uğraşmakla görevlendirilmiştir. Ancak Savunma Bakanlığı’nın tankları ile, yeniden, bir darbe ile göreve getirilmiş, MK ve parti içerisinde büyük bir temizlik ve kıyım yapmıştır. Kruşçev’i tanklarıyla bu göreve yeniden getiren Savunma Bakanı Jukov’da bu arada kızağa çekilenler arasındadır! "
spartacus
12-05-2017, 16:40
Yazar ABd'li bir gazeteci, gözlemci olarak gittiği SSCB de gözlemlerini dile getiriyor.. Okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum çünkü yazar, dönemin, dışarıdan, ama içerideki tanığıdır.
https://issuu.com/hasanozturk1/docs/stalin_d__nemi_anna_louise_strong/1?ff=true
gungormez
12-05-2017, 18:01
Yazar ABd'li bir gazeteci, gözlemci olarak gittiği SSCB de gözlemlerini dile getiriyor.. Okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum çünkü yazar, dönemin, dışarıdan, ama içerideki tanığıdır.
https://issuu.com/hasanozturk1/docs/stalin_d__nemi_anna_louise_strong/1?ff=true
Sevgili dostum, yukaraki kitabı indirebilirmiyim?
İndirebilmek için ne yapmam gerek.
53 sayfa okudum yoruldum.
Çok güzel bir başucu kitabı.
Paylaşımına çok teşekür ederim.
Bizim meselemiz Stalin e vurmak değildir Stalin adı lie reel sosyalizmin eleştirisidir Benim amacım bu.
Bana göre Stalin in çapı yetmedi ve bu yetersizliği de baskı ve şiddet yolu ile bütün komünistleri etkisi altına almaktı.
Yoksa o yazılan Rapor da olduğu gibi Staline karşı Kruşçev i korumak değildir
Ne Staline karşı troçki den yanayım ne Staline karşı Kruşçevden.
Olması gereken SB de işçi sınıfı iktidarını güçlendirmek ve asıl amaç olan sınıflarla birlikte devleti sönümlendirmektir.İşte Stalin bu hatayı yaptı 1933 te burjuva bitmiştir artık SB halkın devleti olmuştur diyerek işçi sınıfı nı ve devletini yok saydı. Bu çok büyük siyasi ve idolojik yanlıştı bu yanlıştan dahada öteye giderek komünist partisi devletten çekilmelidir (1936) demesi ve bu sözünü hiç tutamaması daha büyük yanlışları getirdi.
Bu yanlışlar sosvyet devletini bürokrasinin egemenliğine soktu SB de egemen sınıf bürokrasi oldu ezilen sınıfta işçi sınıfı.
Mesele Stalinin katilliği değil elbette bu da tartışılacak bir konu Leninle görev yapmış bir çok komünist devrimci Stalin döneminde ya kaybedildi ya çok büyük cezalara çarptırıldı veya infaz edildi.
Leninin hazır bulunduğu 11.kongrede seçilen MK üyelerinin listesi
Andreyev.1972 de öldü---Buharin.1938 de idam edildi---Jerjinski.1927 de öldü---Yaroslavski.1938 de kayboldu---Kalinin.1946 da öldü---Kamenev.1936 da idam edildi---Kuybuşev.1935 de öldü---Korotkov.1937 de idam edildi---Lenin.1924 de öldü---Malotov.akibeti bilinmiyor---Orjonikidze.1937 de intihar etti---Petrovski.20 yıl hapse mahkum edildi---Radek.1937 de hapse atıldı---Rakovski.1937 de idam edildi---Rutzutak.1938 de idam edildi---Rikov.1938 de idam edildi---Sapranav.1937 e idam edildi---Smirnov.1938 de kayboldu---Sokolnikov.1938 de idam edildi---Stalin.1953 de öldü---Tomski.1936 da intihar etti---Chubar.1938 de idam edildi---Troçki.1940 ta suikast yapılarak öldürüldü---Voroşilov.1970 de öldü---Zelenski.1937 de idam edildi---Zinovyev.1936 da idam edildi.
Bunlardan daha büyüğü işçi sınıfı artık Sovyetler Birliğinde göstermelik ti Zaten 1945 ten sonra ordu ve istihbarat en çok içi meselelere eğildi.
Bu gün Stalinle eleştirilen şey reel sosyalizmdir Bu eleştiriye Kruşcev Gorbaçov Yetsin Çernenko Breznev de dahildir.
Biz sosyalizmi bu şekilde hayal etmedik bize göre sosyalim en gelişmiş kapitalizmden daha fazla demokratik olmalıydı özellikle işçi sınıfı için.
Ama bulamadık.
gungormez
12-05-2017, 19:53
---Lenin.1924 de öldü---
Bunuda Stalinle iliştirmeniz,tuhaf olmuş.
---Lenin.1924 de öldü---
Bunuda Stalinle iliştirmeniz,tuhaf olmuş.
Ne alaka anlayamadım.
Lenin 21 ocak 1924 te öldü. Aynı gün Stalin 21 ocak 1924 te genel sekreter seçildi.
gungormez
12-05-2017, 21:36
Stalinmi öldürdü-öldürttü?
Stalinmi öldürdü-öldürttü?
Öyle mi ? Onu bilmiyordum bir yerde okumadım.
gungormez
13-05-2017, 12:29
Stalin döneminde ,ölen siyasileri saymışsınız öldürülenleride.
Bu listede sapla saman karışmış,kimisi muhakeme edilerekyargılama sonucu,kimi karşı devrimci-gestapo işbirliğiyle suikasta uğradı kimi eceliyle öldü,içsavaş ve kargaşa çıkaranlarla Lenin( Lenin'in sağlığı, devrim ve savaşın getirdiği gerginlik sonucu oldukça zarar görmüş; suikast girişiminde aldığı yaralar sağlık durumunu daha da kötüye götürmüştü. Kurşun hâlâ boynunda idi ve omuriliğe yakın durduğu için, o günün tıp tekniğiyle çıkarılması mümkün değildi. 1922 Mayıs’ında ilk defa felç geçirerek sağ tarafı kısmen felçli kalan Lenin’in hükümetteki rolü giderek azaldı. Aynı yılın aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra aktif politikadan çekildi. 1923 Mart’ında geçirdiği üçüncü felcin sonrasında konuşma yeteneğini de yitirerek ölene kadar yatağa bağımlı kaldı.)ve Kirovu( 1 Aralık (https://tr.wikipedia.org/wiki/1_Aral%C4%B1k) 1934 (https://tr.wikipedia.org/wiki/1934) günü, Leningrad Komünist Partisi Merkezi’nde, Troçkist (https://tr.wikipedia.org/wiki/Tro%C3%A7kist) muhalefetin üyeleriden olan Leonid Nikolayev tarafından tabanca ile öldürüldü.)katmanız yakışıksız olmuş.
ozgur_beyin
13-05-2017, 22:15
ben frengiden öldüğünü biliyorum.
bir lider ve ideoloji niye bu kadar körü körüne kutsanır.. masumluk ve harikalık abidesi yapılır??? ha deseniz ki ideolojiyi ve iktidarını ayakta tutmak için astı kesti, bu yolda herşey mübahtır eyvallah derim ama tertemiz göstermekte neyin kafası. stalinin hitlerden bir farkı yoktu, demir yumrukla ve suikastlerle ülkeyi yönetti. boş boş seviciliğe gerek yok.
gungormez
14-05-2017, 03:12
bir lider ve ideoloji niye bu kadar körü körüne kutsanır.. masumluk ve harikalık abidesi yapılır??? ha deseniz ki ideolojiyi ve iktidarını ayakta tutmak için astı kesti, bu yolda herşey mübahtır eyvallah derim ama tertemiz göstermekte neyin kafası. stalinin hitlerden bir farkı yoktu, demir yumrukla ve suikastlerle ülkeyi yönetti. boş boş seviciliğe gerek yok.
Dünyada ilk kez sosyalizmi,kuran,ikinci kez yıkıntılarından,yine kuran,Bir köylü devletini 2 kez zirve sanayi devleti yapan bir lidere sevgi duymamak için kapitalist hırsız olmak gerekir,Dünyayı Faşizm belasından kurtaran bir lidere duyulan sevgi boş değil,insanidir.
Boş demek için faşist olmak şarttır.
Leninin hazır bulunduğu 11.kongrede seçilen MK üyelerinin listesi
Andreyev.1972 de öldü---Buharin.1938 de idam edildi---Jerjinski.1927 de öldü---Yaroslavski.1938 de kayboldu---Kalinin.1946 da öldü---Kamenev.1936 da idam edildi---Kuybuşev.1935 de öldü---Korotkov.1937 de idam edildi---Lenin.1924 de öldü---Malotov.akibeti bilinmiyor---Orjonikidze.1937 de intihar etti---Petrovski.20 yıl hapse mahkum edildi---Radek.1937 de hapse atıldı---Rakovski.1937 de idam edildi---Rutzutak.1938 de idam edildi---Rikov.1938 de idam edildi---Sapranav.1937 e idam edildi---Smirnov.1938 de kayboldu---Sokolnikov.1938 de idam edildi---Stalin.1953 de öldü---Tomski.1936 da intihar etti---Chubar.1938 de idam edildi---Troçki.1940 ta suikast yapılarak öldürüldü---Voroşilov.1970 de öldü---Zelenski.1937 de idam edildi---Zinovyev.1936 da idam edildi.
Sn Güngörmez
Yazdıklarımı yanlış anlamışsınız. Benim demek istediğim Lenin le çalışmış ve devrime katılmış bir çok komünistin Stalinle çalışamaması Daha doğrusu Stalin onlarla çalışamamış. Bazıları Stalin e teslim olmuş bazıları düşüncelerinde direnmiş işte direnenlerin akibeti teslim olanlarınsa ömrünün uzamasını anlattım.
Siz Stalin e sevgi besleyin biz gerçeklerle ilgilenmek zorundayız.
Konumuz Stalin hakkında dedi kodu yapmak değil Reel sosyalizmin eleştirisidir. Eğer biz olanları eleştirmezsek bu gün kapitalizm in bütün karanlık ilişkilerini savunanlardan farkımız kalmaz.Bu durumda başkasının canisi bizim canimiz diye topluma anlatamayacağımız bir çok sorunun karşısında cevapsız kalırız.
Yine konu kendi aramızdaki arınmadır. Kardeş.
Biz topluma cennet vaad etmiyoruz Toplum kendi eli ile cenneti kurabileceğini anlatıyoruz bu kurulum içinde bazı yanlışlar hatalar ve istenmeyen şeyler olacaktır bunu da açık yürekle kabulleniriz
Stalin de Lenin de bizim hatalarda zaferde bizim. Geriye kabullenmek kalıyor.
gungormez
14-05-2017, 09:31
Stalini eleştiri çizgisinin SSCB'yi taşıdığı yer kapitalizmin yeniden inşaası oldu.
Herkezin kafasında bir sosyalizm olabilir...
Bakışımızı belirleyenin ideallerimizden ziyade şartların öncelliği olması gerekmezmi?
Tek bir ülkede,üstelik emperyalist saldırı-kuşatma altında sosyalzm ne kadar zorluklar taşır.
Stalin içeride ve dışarıda karşı devrimcilere kibar değildi demek eleştiri insafını aşmaktır.
Saydığın isimlerin birkaçını zaten lenin yoldaşlıktan atmıştı.
Bazıları halka açık mahkemelerde ajanlık itirafı yapmış bazıları Sosalizme karşı gerilla hareketne girmişti.
Gestapoyla işbirliği yapanlar,oportinistler,karşı devrimciler.
Siz neyi Stalinden farklı yapardınız demiyeceğim.
Sadece Stalingrad savaşına bakın yeter.
Bir halk Staline inandı ve Stalingradı 2 milyon şehit verip korudu.25 milyon sovyet vatandaşı Sosyalizm uğruna öldü.
Onlar için ölümüne korunan Sistemi küçük görme hakkımız olamaz.
Sosyalizmi iki kere kuran dehadır ,Stalin.
Sovyet halkını özgür kılmış ,halkdüşmanlarına cehennemler yağdırmış.
Acımasız eleştirisi batıdan,hırsızlardan,faşistlerden.
Ben stalinin daha acımasız olmasını dilerdim.
Spartaküsün önerdiği kitabı oku lütfen rica ediyorum.
gungormez
14-05-2017, 12:28
Stalin Lenin’i zehirledi mi? -Ahmet Kaplan
Emperyalistler, solu değersizleştirme kampanyasında çoğu zaman solcuları kullanırlar
Geçenlerde hemen hemen tüm tekelci basında Lenin’in Stalin tarafından zehirlendiği haberi yeniden yer aldı. Yeniden diyorum, çünkü buna benzer haberler düzensiz periyotlarla tekelci medyada sürekli olarak yer almaktadır. Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir konferansa Dr Harry Vinters tarafından sunulan bir tebliğe göre, Lenin frengiden değil ama büyük ihtimalle stres kaynaklı damar sertliğinden ölmüş. Dr Vinters, Lenin’in zehirlenmiş de olabileceğini ama bu konuda delil olmadığını söylüyor. Dr Vinters’in Lenin’in zehirlendiğine ilişkin hiçbir delilin olmadığını açıklamasına rağmen, hemen tüm tekelci medya Lenin’in Stalin tarafından zehirlendiği tezini işledi. Tüm bu dezenformasyon kampanyasının kaynağı Troçki’nin bir yazısıdır.
Troçki, Liberty adlı liberal bir dergide 10 Ağustos 1940 tarihinde yayımlanan yazısında, Stalin’in Lenin’i zehirlemiş olduğunu iddia eder. Lenin’in Stalin tarafından zehirlendiği iddialarının temelini Troçki’nin öldürülmeden kısa bir süre önce yazdığı bu yazı oluşturur.
Troçki’ye göre Stalin 1923 Şubat’ının sonunda, kendisinin ve Kamenev ile Zinovyev’in de bulunduğu gayriresmi bir politbüro toplantısına gelmiş ve Lenin’in kendinden zehir istediğini iddia etmiştir.
İddia edilen şeyler oldukça ciddidir. Troçki, Lenin’in Stalin’den böyle bir talebi olup olmadığının gerçekte bilinmediğini söyler, çünkü hastalığı nedeni ile Lenin ile konuşmak ve bunu doğrulamak mümkün değildir, eğer Lenin’in böyle bir talebi olmuş ise bile, bunu Lenin ya Stalin’i denemek için böyle bir yöntem izlemiştir, ya da kendisini öldürmekte çıkarı olan tek kişinin Stalin olduğunu Lenin de bildiği için, Lenin zehiri ondan istemiştir. Troçki’ye göre Lenin ve Stalin düşmandırlar ve eğer Lenin ayağa kalkarsa Stalin’in işini politik olarak bitirecektir. Bu yüzden Lenin’in ölmesi Stalin’in çıkarına uygundur. Ayrıca diye devam eder Troçki, Lenin partiye yazdığı ve vasiyatnamesi olarak geçen son mektuba yaptığı bir ekle Stalin ile tüm ilişkilerini bitirdiğini ilan etmiştir. Bu olaydan iki hafta sonra Stalin politbüroya Lenin’in kendinden zehir istediğini söylemiştir.
Troçki’nin bu yazısından bu yana sürekli olarak Lenin’in Stalin tarafından öldürüldüğü ileri sürülür. Troçki’nin yazısının ingilizce metnine nette şu linkten ulaşabilirsiniz: http://www.libertymagazine.com/mysteries_trotsky.htm
Troçki, Yagoda’nın mahkum edilmesini de söylediklerine kanıt olarak gösterir. 1937 yılında Bukharin’in yargılandığı davada Bukharin ile beraber eski içişleri bakanlarından Genrikh Yagoda da yargılanmıştır. Yagoda birçok başka ciddi suçun yanısıra, eski içişleri bakanlarından Menzinsky, Maksim Gorki ve Gorki’nin oğlunu zehirleyerek öldürtmekle de suçlanmış ve suçlu bulunarak idam edilmiştir. Mahkeme de Yagoda kendisi aleyhindeki iddialardan Gorki’nin oğlunu zehirleyerek öldürttüğünü kabul eder ama Gorki’yi kabul etmez. Onun ölüm nedenini gizli oturumda açıklayacağını söyler. Ama dediğim gibi sonunda bu suçlardan (ve bir hayli başka suçlardan da) suçlu bulunur ve idam edilir. Yagoda’nın işlediği cinayetler o dönem Sovyet basınında parti içi muhalefetin Stalin ve diğer Bolşevik önderlere yönelik işlediği cinayetlerin bir parçası olarak kabul edilmiştir.
Bu arada parentez olarak açıklayalım 1906 yılından beri bolşevik olan Yagoda ilginç bağlantıları olan bir kişiliktir. İngiltere’de Liberal Parti Genel Başkanı ve hükümette Başbakan Yardımcısı olan Nick Glegg’in büyük halası Baroness Moura Budberg Yagoda’nın 1930’lı yıllardaki sevgililerinden birisi idi. Önemli bir Rus aristokratı olan bu kadın İngiliz Mata Hari olarak adlandırılır ve 1918 yılında ünlü İngiliz casusu Lockhard ile beraber Lenin suikastından tutuklanmış ve daha sonra serbest bırakılmıştır. Baroness Moura Budberg hakkındaki bilgilere ilişkin İngiltere’de hala gizlilik yasağı vardır. Yagoda ise mahkemede bu casuslar ile olan ilişkilerini görev gereği olarak savunmuş, açıklamalarını ise gizli bir celsede yapmak istemiştir. Ne yazık ki bu konuda Rus belgeleri de hala gizlidir. Yagoda aynı zamanda Çeka’nın başkanı olarak Kirov cinayetini kolaylaştırmaktan mahkum olmuştur.
Troçki işte bir dönem Çeka başkanı olan Yagoda’nın Gorki ve diğerlerini zehirlediğini kabul eder. Yazısında bunun doğru olduğunu söyler ama der, Yagoda tüm bu cinayetleri Stalin’in emri ile işlemiştir. Troçki’ye göre Yagoda Stalin’in has adamı idi ve mahkemede onu mahkum ettirerek Stalin her şeyi bilen birinden kurtulmuştur. Lenin’i zehirleyen zehiri Stalin Yagoda’dan almış olmalıdır Troçki’ye göre.
Burada ilginç olan nokta Troçki’nin Yagoda’nın cinayetlerini inkar etmemesi ve kabullenmesi. Ama bu cinayetleri bir kalem darbesi ile Stalin’in üzerine yıkıyor. On yedi seneye yakın bu konuda niye sustuğu ama birden 1940 yılında bu olayları niye hatırladığı konusunda da hiçbir açıklama getirmiyor. Troçki’nin bu yazısı elde hiçbir delil yok iken emperyalist propaganda çevrelerinde Kirov’u da aslında Stalin’in öldürttüğüne delil olarak sayıldı. Troçki’nin bu iddiaları emperyalistlerin solu, Sovyetler Birliği ve sosyalizmin tarihini değersizleştirme kampanyalarında kullanılan en önemli yazılardan biridir. Düzenli aralıklarla Stalin’in Lenin’i zehirlettiği, öldürdüğü haberlerinin dünyanın önemli tekelci medyasında yer almasının nedeni budur.
Ama yukarıda da belirtiğim gibi, Troçki birçok gerçeği ters yüz etmekte, bazı konuları saklamakta, bazı konularda da alenen yalan söylemektedir. Birincisi Yagoda, Bukharin ekibinin içindedir. Sadece Yagoda değil ama ondan sonra gelen Çeka başkanı Yezhov da Bukharin ekibinden olan bir kişidir. Bu konuda 1970’li yılarda Bukharin’in eşi tarafından yazılan anılarına bakılabilir. Öyle ki kocası Yezhov döneminde idam edildiği halde Anna Larina (Bukharin’in eşi) Yezhov’un ne kadar iyi bir adam olduğunu söyler durur. Ama Troçki’nin ters yüz ettiği tek şey Yagoda hakkındaki bilgiler değildir. Lenin’in ne zaman zehir istediği, ve kimlerden zehir istediği hakkında da yalan söylemektedir.
Troçki’nin verdiği bilgiler arasında bulunan tek doğru bilgi Lenin’in Stalin’den zehir istediğidir. Ama Troçki’nin iddia ettiği gibi 1923 Şubat’ında değil, çok daha önceleri, önce 1921-22’de daha sonra da 1922 Mayıs’ında Lenin Stalin’den zehir ister. Lenin hastadır, bir bitki gibi yaşamak istememektedir, artık sonunun geldiğini düşünmektedir. O psikoloji altında en yakını olarak gördüğü Stalin’den kendisine zehir getirmesini ister. Stalin ise bu isteği Lenin’i sakinleştirerek, ve doktorların hala umutlarını kesmediğini söyleyerek başından savar. Ve Lenin’in kızkardeşi Maria Ulyanova’nın ve karısı Krupskaya’nın mektuplarının gösterdiği gibi bunu Troçki de dahil tüm politbüro üyeleri bilmektedir.
1990’lardan sonra Sovyet arşivlerinde bazı belgelerin gizlilik kaydı kaldırıldı. Arşivlerde Lenin’in kızkardeşi Maria Ulyanova’nın parti merkez komitesine Lenin ölmeden önce yazdığı bir mektup var. Ulyanova bu mektupta “1921-22 kışında Lenin hasta düştü. O sıralarda, tam olarak ne zaman olduğunu hatırlamıyorum, Lenin, Stalin’e büyük ihtimalle felç olacağını söylemiş ve ondan eğer böyle bir şey olursa potasyum siyanür elde etmesi ve bunu kullanmasında yardım edeceği sözü vermesini istemiş. Stalin bu sözü vermiş. Bunun için Stalin’i seçmesinin nedeni onun gerçekten duygusallıktan uzak, sert ve çelikten bir insan olduğunu bilmesi idi. Bu tür bir şeyi isteyebileceği herhangi bir başkas
ı yoktu. Mayıs 1922’de olan ilk felçten sonra Lenin, Stalin’den aynı şeyi tekrar istedi. Lenin artık sonunun geldiğine karar vermişti ve Stalin’in yanına getirilmesini istedi. O kadar ısrar etmişti ki, onu kıramadılar. Stalin, Lenin ile beş dakika kadar bile olmayan kısa bir süre görüştü ve odadan dışarı çıktığında bana ve Bukharin’e Lenin’in ondan artık sözünü yerine getirme vakti geldiği için zehir istediğini söyledi. Stalin ona yapacağı sözünü vermiş, Lenin onunla kucaklaşmış ve Stalin odadan çıkmış. Hep beraber konuştuktan sonra biz Lenin’i teskin etmeye karar verdik ve Stalin tekrar odaya girdi ve doktorlarla konuştuğunu, onların hala ümitli olduklarını, ve Lenin’e verilen sözün yerine getirilme vaktinin daha gelmediğini söyledi. Lenin oldukça neşelenmişti ama yine de Stalin’e ‘beni kandırmıyorsun değil mi?’ diye sordu. Stalin ise ‘ben seni ne zaman kandırdım’ diye cevap verdi. Ayrıldılar ve birbirlerini Lenin kendini daha iyi hissedinceye kadar görmediler… O günlerde Stalin diğerlerinden daha fazla onun ile beraberdi.” Kremlin arşivlerinden aktaran, Edward Radzinsky, Stalin sayfa 184-185. (Anti komünist bir gazeteci olan Radzinsky 1991 yılında arşivler aşıldığında Kremlindeki arşivlere ilk girenler arasındadır ve Troçki’yi yalancı çıkaran yukarıdaki mektubun ve diğer belgelerin ortaya çıkmasından hiç de memnun değildir. O yüzden mektuptan sonraki birkaç sayfada aslında Stalin’in ne kadar karaktersiz bir adam olduğunu yeniden tekrarlar durur. Stalin hakkındaki birçok iddianın arşivlerde geçersizleştiğini görünce çok mutsuz olmaktadır ve bu da kitabına yansımaktadır.)
Aslında Lenin’in zehir istediği tek kişi Stalin değildir. Yine yeni çıkan arşiv belgelerine göre eşi Krupskaya 1923 17 Mart’ında gizli kalması kaydı ile Politbüroya gönderdiği bir mektupta Lenin’in ondan bir miktar potasyum siyanid bulmasını istediğini yazar. “Ama” der Krupskaya “ben bu ricayı yerine getirecek güçten yoksunum.” (Radzinsky, age, sayfa 196.) Ama Stalin Lenin’in ötenazi isteğine karşı çıkar ve politbüro da bu kararı alır. Ama bu sefer Radzinsky Stalin’in bu kararını eleştirir! Burjuvalara dönek olmadığınız sürece hiçbir zaman yaranamazsınız! Bu arada Krupskaya’nın mektubunun tarihine bakınız. Troçki’nin Stalin’in Lenin’in zehir istediğine ilişkin söylediği tarihler. Olayı gündeme getiren Stalin değil Krupskaya, üstelik sözlü değil yazılı bir mektup ile. Üstelik daha önceden benzer bir talep Maria Ulyanova’nın mektubu ile olay politbüroya bildirilmiş. Politbüroda Stalin’e zehirin verilmesine karşı çıkan kişi ise Stalin.
Yukarıdaki belgelerden de anlaşılacağı gibi Lenin hastalığının ilerlediği günlerde ve iyileşme umudunun kalmadığı anlarda çevresinde bulunan kişilerden, karısından ve arkadaşlarından ötenazi isteğinde bulunmuştur. Bu konuda Stalin’i seçme sebebi eşi Krupskaya’yı seçmesi ile aynıdır. Yakın ve güvendiği arkadaşıdır. Ama ikisi de bu isteğini onu teskin ederek savuşturmuşlardır. Üstelik Lenin’in ötenazi isteği gayriresmi bir politbüro toplantısında değil resmi bir politbüro toplantısında tartışılmıştır. Tüm bu kararlar ve mektuplar bir politbüro üyesi olan Troçki’nin bilgisi dahilinde idi ve Troçki bunlara rağmen politik çıkarları uğruna gerçekleri çarpıtmıştır.
Troçki’nin niye böyle bir yalan söylediğini anlamak için aslında 1940 yılı ağustosuna geri gitmekte fayda vardır. Troçki bu yazı öncesi ABD’de Komuüist Parti faaliyetlerini soruşturan Dies komitesine ifade vermeyi kabul etmiş ve bu durum kendi taraftarları arasında bile büyük tepki toplamıştı. Troçki daha sonra bu tepkiyi, Dies komitesini bir platform olarak kullanacağını iddia ederek yumuşatmak istemiştir. Başkanı olan Martin Dies adı ile anılan Dies komitesi daha sonra yine başkanı olan Mc Carthy adı ile anılan Mc Carthy komisyonunun öncelidir. Ancak faşist bir komisyonda Sovyetleri ve takipçilerini (yani ABD komünistlerini) eleştirmenin, onların faaliyeterini teşhir etmenin nasıl bir platform olacağı bellidir. O yüzden bu açıklama kendi taraftarlarını bile tatmin etmemiştir. Zaten bu yazının yayımlanmasından 20 gün sonra, 30 Ağustos 1940’ta Troçki’nin oldukça yakın çevresinden olan Jacques Monarc/Roman Mercader Troçki’yi kafasına bir çekiç ile vurarak öldürdüğünde gerekçe olarak onun Dies komitesine ifade vermek istemesini ve onun kız arkadaşı ile evlenmesine karşı çıkmasını gösterir. Troçki’nin sekreteri katilin birkaç yıllık kız arkadaşıdır ve Troçki ve katil iyi aile dostudurlar.
Emperyalistler, solu değersizleştirme kampanyasında çoğu zaman solcuları kullanırlar. Halil Berktay ve Gün Zileli gibilerin 35 yıl sonra 1 Mayıs katliamını tam da 12 Eylül iddianamesi açıklandığında solun üzerine yıkıp devleti ve 12 Mart darbecilerini aklamaya çalışması böyle bir çabanın ürünüdür.
Biz tarihe günümüzü aydınlatması açısından bakarız, geçmiş sosyalist devletler ve deneyimler de bu açıdan eleştirel bir gözle incelenmeli ve tartışılmalıdır. Ancak Soğuk Savaş propagandaları ile geçmişi anlamak mümkün değildir. Geçmişi anlayabilmek ve onun sağlıklı bir değerlendirmesini, eleştirisini yapabilmek için, önce dezenformasyon ile gerçeğin birbirinden ayrılması gereklidir.
gungormez
14-05-2017, 12:35
Candan Badem (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/candan-badem)
26/06/2013 Çarşamba
Kirov Cinayeti
Sergey Kirov SBKP Leningrad komitesinin başkanı ve Stalin'in yakın yoldaşlarından biriydi. 1934'te Leonid Nikolaev adında işsiz bir partili tarafından öldürüldü. Cinayetin ardından yürütülen soruşturma Nikolaev'in tek başına hareket etmediğini ve arkasında anti-Sovyetik bir örgüt olduğunu ortaya çıkardı. 1936 ve 1937'de yapılan yargılamalar ve Zinovyev, Kamenev, Radek, Tuhaçevskiy gibi tanınmış sanıkların itirafları parti ve devlette (ordu dahil) Sovyet rejimine karşı ciddi komplolar ve örgütler kurulmuş olduğunu gösterdi. Ancak antikomünist Batı'da ve Troçkist çevrelerde hakim olan paradigmaya göre bu mahkemeler düzmece idiler ve sanıkların itirafları işkence veya tehditle alınmıştı. Bu paradigmaya göre Kirov'u Stalin öldürtmüştü.
Stalin'in ardından iktidarı ele geçirmiş olan Nikita Hruşçov'un 1956'daki SBKP 20. kongresinde yaptığı “gizli” konuşma antikomünist kampa yeni bir sözde kanıt sunmuştu. Şimdiye değin Batılı sovyetologlar Hruşçov'un bu konuşmasındaki iddialarını sorgulamadan kabul ettiler. ABD Montclair State University'den Prof. Grover Furr 2007 yılında Rusça ve 2011 yılında İngilizce yayımlanan kitabında (Khrushchev Lied) Hruşçov'un konuşmasındaki bütün iddialarını tek tek ele aldı ve çürüttü. Kitap 2011 yılında Yordam Kitap tarafından Türkçeye çevrildi (Hruşçov'un Yalanları).
Bugünlerde Prof. Furr'ün yeni bir kitabı İngilizce ve Rusça yayımlandı. Furr bu kez Kirov cinayetini ele alıyor ve bu konuda çıkmış olan bütün eserleri ve kanıtları yeni arşiv belgleri ile birlikte gözden geçiriyor (The Murder of Sergei Kirov. History, Scholarship and the Anti-Stalin Paradigm, Ohio: Erythros Press and Media, 2013). Furr kitabında Kirov cinayeti konusunda en kapsamlı çalışmaları yapmış olan Matthew Lenoe ve Alla Kirilina'nın kitaplarını titiz bir incelemeden geçirerek Nikolaev'in yalnız başına hareket ettiği ve Stalin'in bu cinayeti kendi amaçları için kullandığı tezini çürütüyor. İngilizce bilen okurların kitabı okumalarını tavsiye ederim. (Bu arada yazarın dört önemli makalesi Yazılama Yayınları tarafından Türkçeye çevrilerek bir kitapta yayımlanmış bulunuyor: Stalin ve Demokrasi. Trotskiy ve Naziler). Yazılama veya Yordam yayınevinin Furr'ün bu yeni kitabının Türkçe basımını da yapacağını umuyorum.
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/kirovbook34534254.jpg
Bugün Sovyet arşivleri komünizme ve özellikle Stalin'e düşman bir rejimin elindedir ve Stalin aleyhine olabilecek her türlü gerçek ve düzmece belge seçilmiş “tarihçilere” servis edilmektedir. Oysa Kirov'u Stalin'in öldürttüğüne ve sanıkların itiraflarının gerçek olmadığına dair hiçbir kanıt sunulmamıştır. Tabii arşivler seçilmiş olmayan sıradan tarihçilere de bir ölçüde açılmıştır, her ne kadar tam olarak değilse de kapılar aralanmıştır. Sovyet arşivlerinden çıkan yeni belgeler Prof. Furr'ün Anti-Stalin Paradigma dediği paradigmayı her geçen gün daha fazla delmektedir. Kuhncu anlamda söylersek bir gün bilim camiasında bu paradigmanın iflası bilim insanlarının çoğunluğu tarafından görülecek ve bir bilimsel devrim gerçekleşmiş olacak.
Furr'ün kitaplarını tarihçilikte nesnellik nasıl olabilir, kanıtlara ve belgelere nasıl yaklaşmalıyız sorularına yanıt arayan akademik tarihçilere ve doktora öğrencilerine de özellikle öneriyorum.
Dünyada ilk kez sosyalizmi,kuran,ikinci kez yıkıntılarından,yine kuran,Bir köylü devletini 2 kez zirve sanayi devleti yapan bir lidere sevgi duymamak için kapitalist hırsız olmak gerekir,Dünyayı Faşizm belasından kurtaran bir lidere duyulan sevgi boş değil,insanidir.
Boş demek için faşist olmak şarttır.
köylü devletini zirve sanayi devleti yapmış diyorsun iyi hoşta köylüleri ne yapmış, kıtlık çıkartarak köylüleri açlığa mahkum edip yoketme projesi yok muydu?
spartacus
15-05-2017, 02:55
köylü devletini zirve sanayi devleti yapmış diyorsun iyi hoşta köylüleri ne yapmış, kıtlık çıkartarak köylüleri açlığa mahkum edip yoketme projesi yok muydu?
Dahil olmayı düşünmüyordum ama burayı anlamadım...
Geri sayfalarda bir kitap ismi verdim, gerçekten okunması gerekiyor... yani ne bileyim, Irağın petrolünü, konsorsiyumlara açmak için bütün dünya kamuoyuna kısa vadede bir dolu yalan propaganda üreten mekanizmaların söylemleri ne kadar anlam taşır, ama bir noktası önemlidir ki sığdırlar.. Döneme ilişkin eldeki propaganda külliyatın neredeyse tamamı Nazi Enformasyon Bürsounun hem ieçride hemde Dünya kamuoyuna karşı kullandığı 5. Kol faaliyetleri teşkil ediyor.
Örnek vermem gerekirse aynı merkezeler örneğin Çin ve Çinhindinde milyonalrca insanın mao tarafından kıtlıktan öldürüldüğünü yazar, ama herkes bilinçli ve tarihe vakıf olmadığı için, ilgili kıtlıkalrın daha Mao bile dünyaya gelmemişken, Çin İmparatorluğu döneminde yaşandığını bilmez..
Yine insanlar senin söylediğin şu keyfi kıtlık çıakrtma lafzının olduğu dönemde, kıtlığın muhasebesinin yapıldığı ABD'de tam 7.000.000 insanın kayıt dışı kaldığı-resmi olarak kayıp hale gedldiği, yani kıtlıktan ve getirdiği hastalıklardan kaybedildiği- durumunuda bilmez... Ama bir kötü propagandacı-ki Nazi tipi propagandadır- dönemin ABD başkanının ismini öne sürüp, bilmem kim, şu yılalrda kıtlık çıakrttı, ABD halkından 7.000.000 insanı katletti derse, aynı şeyi yapmış olur...
Öldür ama, sırtından bıçaklama...
Aynı dönemde o kıtlıklar yaşanıyor evet, ilk geçici kıtlıklar ise karşı-devrimin direnişiyle açığa çıkıyor ki, hayli etkili direnen eski krallık yanlısı egemen sınıflar-ağalar- ambarlarında depoladıkları servet tahıl stoğunu vermiyorlar bu olumsuz sonuçlar doğuruyor, orada da bırakmıyorlar, toprak reformu yapılan bölgelerde bilhassa hasada yakın halde kuru olan buğday tarlaları ateşe veriliyor... İlk dönemlerde sanayiye ağırlık verildiği için, köylü sorunu ve hakim ağaların durumu sürüncemeye düşüyor, yani ağaların etkisi, piyasadaki gücü kırılmamış oluyor... Bu ilk dönemlerle ilgili ve iç çatışmalar yaşanıyor... Monarşi taraftarları, eski çarlık yanlıları, eskiden kalan çarlık ordusu, bilhassa kiliseninde bel altı propagandalarıyla etkin bir karşı-savaş veriyorlar ve iç savaşta bir taraf haline geliyorlar, batıdan yoğun destek alıyorlar ve o dönemlerde diğer taraftanda Rusya 12 kapitalist ülke tarafından işgal ediliyor, yani 1924'e kadar süren, ama orada bitmeyen bir savaş...
Eğer 1. Düya savaşı ve kurtuluş savaşı olmasaydı, sınırları şimdiki Türkiye ölçekli almış olsaydık, bugün Türkiye nüfusu iki katı olurdu, savaş dönemlerinin kayıplarını bir çırpıda izah etmek çok zor.
Sonrasında ise o iç-savaş hayli zaman deva ettiriliyor ve sanayi kolunda, çarlık Rusyasından miras kalan teknolojik gelişim olmadığı için Almanyaya muhtaç olunuyor, ama ne yazık ki ilgili dönemlerde de Almanya Nazilerin eline geçiyor, en kolay 5. kol faaliyetlerini Fransa ve bilhassa Sovyetler Birliği üzerinde gerçekleştiriyorlar, çünkü yumuşak karınları teknolojik ilişki, mühendislik eksikleri... Neyse verdiğim ktiapda sadece 1 kişinin 5.. kol faaliyetiyle, nelere mal olduğuna dair örneklerde mevcut... Bir fabrikanın -ki o zamanalr- dev açrkları arasına demir talaşı atmak demek, bütün bir fabrikayı yok etmek demekti ama bunalr yapılıyor hatta trenler bile yanlış yollara sokulup, gitmesi gereken yerlerin yerine, ülkenin öbür ucuna avare ediliyor...
Stalin'e gelirsek, bana göre Stalin sağlam inançlı birisiydi, buda bize sosyalizmin nasıl kurulamayacağı ve nasıl yürümeyeceğinin pratiğini gösterdi. Stalin tek başına karar alan birisi değil, zaten o dönemlerin tanıkları hiç bir zaman bunu iddia etmez, hatta toplantılarda Stalin, en az konuşanlardan birisi, genelde dinleyici...
Savaş dönemleri, iç savaş dönemleri, dış basınç, içerideki basınç, savaşların getirdiği açlıklar, kıtlıklar, hastalıklar ile boğuşma dönemlerinde parayonaklaşmanın sonu, kıa sürede askeri, bürokrasiye evrilmiş, ve belirli bir merkez o düzeyde biz olmazsak sosyalizm çökecek inancına hapsolmuş ki, temelde hiç bir sosyalist kurumlaşma ve örgütlenme işlev kazanamamışken, yıkılmamak namına sembollerin etkileyiciliğine de yönelinmiş. Neyse bu kısımları uzatmayacağım, verili koşullarda 2 yol varmış, ya direk sosyalizmin gerektirdiği yapıya geçmek-ama bu yapı sekter değil çok daha geniş gönüllü-böylece süremekte olan savaş, iç savaşa kısa sürede ve oracıkta yenilmek, ya da durumun getirisi olan savaş halinde olmaklığı öncülleyip, henüz hiç doğmamış bebeği doğurabilmek adına, geniş gönüllülüğü bir yana bırakıp refleks göstermek, savaş koşullarına göre davranmak... ne yazık ki ikincinin seçimiyle yapılan hata ise, savaş koşulları gereği olan durumu, bir iktidar, hüküm, bir merkezden ve tepeden kurmak-yönetmek noktasına dnüştürmekle yapılmıştır ki, bu askeri bir bürokrasiyi doğurduğu gibi oluşan bürokratik keyfiyetinde süreğen savaş koşulları lafzını kendi ayrıcalıklı durumları adına istismarına dönüşmesidir. 15 Temmuz lafzının AKP ce nasılda istismar edilip, geride kalabilen ne kadar muhalif kesim varsa biçmesi gibi, örneğin Fetö ile bırakın alakasını, bizzat bu tür örgütlenmelere karşı olan sol-sosyalist-demokrat kesimlerdeki halkı hedef alması bir çok insanı işlerden atması, attırması veya polis baskınlarına maruz bırakması gibi... Bu örneği veriyorum, temelde uygun değil ama pratikte uygun bir örnek, kısaca bürkrasi bir kez oluşursa, bu da ülke yönetimini belirleyen bir iç kurula dönerse, orada sosyalist kurumsallaşmanın temelini atmak veya olanı sürdürebilmek imkansız hale gelir. Olanda bir yerde, bu yönüyle bu olmuştur ve tarih bize sosyalizmin nasıl kurulamayacağının ve ne olmadığının dersini vermiştir. Bu temelde Küba incelenebilir, en azından halk kongrelerine dayalı seçim sistemleri, İskandinav sosyalizmi incelenebilir...
lakin dönemin karaktersitiği o şekilde oluştu diye baştan verdiğim örnek gibi, bel altı sahte propaggandaların da bir değeri yok, eğriye eğri, doğruya doğru ve verdiğim kitabın, bu konuya dahil olan herkes tarafından ciddiyetle okunması gerektiğini düşünüyorum. benim eleştirim asla şahıs üzeri ve kapitalist proagandanın bilhassa Nazi türü rezil propagandaların kulvarına indirgenemez, o eleştiri değil bok atmaktır, özü budur, lakin yaşanmış pratikler ancak eleştirel gözle kacranabilir ve aşılabilir, bu bağlamda da kişileri ilah yapmak ne kadar yanlışsa, günah keçisi haline getirmek de o kadar yanlıştır, bu kafayla hiç bir anlamlı sonuç elde edilemez, bilgide elde edilemez... Boş anlamsız bir dezenformasyon..
Rusya da yapılan anketlerde insanların %51'i -ki yarım-yamalak kamu düzenli kapitalistmişliğine rağmen- eskinin daha iyi olduğunu ve eski hayatı özlediklerini beyan ediyorlar. Öyle oluyor çünkü eskiyi yaşayan insan sayısı gittikçe azalıyor.. Ve belirtiyorlar, bizi yıkan, Mc Donalds, filmlerde, şurda burda gördüğümüz kapitalizmdeki şatafatlı hayatlar, tatiller, eğlence ortamları vs, lakin gerçek şu ki, kapitalizmde halkın çok azı ona sahip olabiliyor, ama onlar bunu bilmiyordu, şimdi yaşıyorlar... Eskiden devlet bize barınak, iş veriyordu, ücretsiz eğitim, sağlık, ulaşım, gıda koşulları, şimdi ise lüksümüz var ama evimiz yok, işimiz yok-garantisi yok-, sağlık, eğitim, ulaşım her şey paralı, o lüksü satın alacak gücümüzde yok diyorlardı... ha Mc Donalds'dan şişme et yemekten ise mahrum değiller, o konuda haklarını yemeyelim...
Devletin barınağı, sağlığı, eğitimi, ulaşımı garanti ettiği, koşulların mahkum ettiği biçimde ona buna gidip, abi, efendim diye iş için boyun eğilmediği, üç kuruş para verilip, al sana para ama bu parayla kulübede bile yaşayamazsın diyen bir kapitalizme, can pazarına tercihe derim,kaç lüksüm var ki, hepsinden de vazgeçerim. İnsan için en güze lüks doğayla içiçelik bana göre, diğerinde ise, 6 saat çalışma, sonra spor,tiyatro alanları herkese açık ücretsiz ve katılımda... Kocaman şehirleri, üretsiz metro ile veya 1 kez ödemelik cüzi bir rakam gün boyu neye binersem bineyim ücretsiz gezebileceksem, lüks otomobilde olmasa eksikliği olmaz, bir bisiklet ve gezinebilecek bisiklet yolalrı olması daha anlamlı... kapitalizm sayesinde çok şeyden-zorunlu ihtiyaçlardan- mahrum olacağıma, az şeyden-lüksten- mahrum olurum daha iyi... Hala bile eski SSCB insanları, bir kaç üniversite bitirmiş, bir kaç dil bilen insanlardır, ya şimdiki çocuklar ne durumda, can pazarı...
Sosyalizmden her kes farklı şey anlıyor. Teorik olarak bu işe Marks-Engels el atmış Pratik olarak Lenin ve yoldaşları tarih sahnesine koymuş
Bizim anladığımız Sosyalizm iki ana nedene dayanıyor 1.Mülkiyetin toplumsallaşması 2 En iyi burjuva demokrasisinden daha fazla demokrasi olmasıdır.
Bu ana nedenler bizi daha ileriye götürür bu ana nedenler olmadığında ise kuşkuya düşürür.
Stalin bizi kuşkuya düşürmüştür bizde Sosyalizm bu olmamalı idi diye düşünüyoruz. Onun için Lenin çok az payda alsa Stalinle birlikte Reel sosyalizmin eleştirisini yapıyoruz.
Reel sosyalizm yıkılmıştır bunu çok farklı yorumlayanlar olsada bana göre derin çelişkileri yıkılmasında en büyük sebeptir Bu çelişkiler Stalin le başlamış Afkanistan işgali ile son bulmuştur. Polonya veya Valesa sadece işin aksesuarıdır.
Yani sovyetleri veya reel sosyalizmi yıkan nedenler Emperyalizmin uğraşları değildir kendi iç dinamiklerin yaşadığı çelişkileri çözememesi bu yıkımın gerçekleşmesine sebep olmuştur.
Bunu biz gözümüzle gördük ne Yetsin e müdahale edilebildi ne Sovyet parlementosu korunabildi Koca Sovyetler kağıttan kale gibi yıkıldı bizde seyrettik.
Suçlu bulmak kolay en zoru insanın kendini suçlamasıdır.
İkinci dünya savaşında 55 milyon insan ölüyor afrika asya ve avrupada bunun yarısı 25 milyon Sovyet vatandaşı bunda Stalin in hiç mi suçu yok. sadece Berlinin alınmasında 5 milyon Sovyet vatandaşı ölüyor 275 ABD vatandaşı bunu sormayacakmıyız.
Bence Stalin hiç insanı değerden saymamış insanı hiç önemsememiş Ama yapılan bütün zaferin üstüne oturmuş kendini kahraman ilan etmeyi bilmiş.
İşte Stalinden etkilenen bütün komünistlerde onun kahramanlıklarını Sovyet halkının çektiği tahribata üstün görmüş.
Hitlerden Staline kaz adımlarla askeri yürütmekte miras kalmış.
gungormez
15-05-2017, 12:02
Staline ,fiili saldıran dünyanın gördüğü en alçak faşist Hitler,Abd başta tüm emperyalistler,Troçki başta tüm hainler,Soşyalizmi yıkan ,başta Hurşov olmak üzere tüm karşı devrimciler.
Ve dünyayı idealist-metafizik okuyan ve hayati hata yapan,aydınlanamamış romantik sosyalistler cephesidir.
Hırsız sömürücüler,alçak faşistler haklıdır Staline vurmakta,namussuzlar haklıdır vurmakta.
Ama ,biraz düşünmeniz gerekmiyormu?
Sovyet halkı Stalin önderliğinde neden ölümüne sistemlerini korudular.Neydi bu sistem?SOSYALİZMDİ.
Stalingradda neyi savundular?SOSYALİZMİ.
Ya sosyalizmin cephesindesiniz yada Faşist dünyanın.
Reel sosyalizm diye Staline vurmak=Reel Faşizmdir.
Staline ,fiili saldıran dünyanın gördüğü en alçak faşist Hitler,Abd başta tüm emperyalistler,Troçki başta tüm hainler,Soşyalizmi yıkan ,başta Hurşov olmak üzere tüm karşı devrimciler.
Ve dünyayı idealist-metafizik okuyan ve hayati hata yapan,aydınlanamamış romantik sosyalistler cephesidir.
Hırsız sömürücüler,alçak faşistler haklıdır Staline vurmakta,namussuzlar haklıdır vurmakta.
Ama ,biraz düşünmeniz gerekmiyormu?
Sovyet halkı Stalin önderliğinde neden ölümüne sistemlerini korudular.Neydi bu sistem?SOSYALİZMDİ.
Stalingradda neyi savundular?SOSYALİZMİ.
Ya sosyalizmin cephesindesiniz yada Faşist dünyanın.
Reel sosyalizm diye Staline vurmak=Reel Faşizmdir.
tamamen propaganda içerikli sözler bunlar, ama biz gerçekleri konuşalım, ruslardan hariç diğer halklar islam halkları ve diğer rus olmayan halklar çoğunlukla almanların safındaydı yani anti komünisttiler, yani stalingrad sovyet dediğin o halkların pek umurunda değildi. ruslarda stalingradta ülkesi için savaştı stalin için değil sosyalizm için değil tıpkı bizim milli mücadelede anadolu halkının ülkesi için savaştığı gibi. radikal ideolojiler bir avuç insanının fikridir bir ulusu kapsamaz, sevmeselerde mecburen itaat ederler. Atatürk devrimleri halka sorsaydı yapamazdı.
gungormez
16-05-2017, 02:32
Alman Faşizmi bütün avrupayı işgal etti Hepsi teslim oldu vatan için savaş teorin çöküyor,tüm Sovyet halkları savaştı ,bu senin teorini çökertiyor.
Savaşta Azeriler çok kahramanca savaştı.İnsanlar kaybedecekleri çoksa savaşır.
Not;İslamdan halkta,haltta olmaz,emperyalizmin oyuncağı olur,ilkel ve vahşi,ve korkak çahil sürüsü,halk değildir.
Ülkemizin yağmalanmsı ve emperyalizme peşkeşi bunun kanıtıdır.
Padişahınız İngiliz gemileriyle kaçtı,Tütk kızlarına tecavüz eden yunanlıyı "Onlar misafirimiz dedi"ayran ikram ettiler,Kurtuluş savaşında 135 bin müslüman asker kaçağıyı,Düşmanı Sovyet silahlarıyla kovduk.
Kafanıza göre tarih olmaz.vicdan biraz.
savaştan önce türkistanda ruslara karşı halk silahlanıp özgürlüğünü istedi bu savaş yıllarca sürdü ve ruslar galip geldi boyun eğmek zorunda kaldılar, 2.dünya savaşında yüzbinlerce türkistanlı alman üniformasıyla sovyetlere karşı tekrar savaştı (almanları sevdiğinden değil sovyetlerden kurtulmak için), bütün kırım ahalisi ve kafkas ahalisi almanların tarafını tuttuğu için sibiryaya sürgün edildi, bu da senin teorini çökertiyor. sovyetlerin yanında savaşanlar da sosyalizm için değil alman işgalinden korktukları için savaştı yada zorla savaştırıldı. sonuçta sovyet rejimini ayakta tutan halklar değil onların tepesinde duran demir yumruktur.
gungormez
16-05-2017, 03:51
Müslüman emperyalizmn oyuncağıdır demiştim doğruladınız.Her hainlik beklenir ve yakışır.Alçaklık namussuzluk kanlarında var.
Çocuk düzmek,kadın satmak,yağma,talan yalan ,hırsızlık vatan satmak tespih çekmek,sarık takmak soydan gelir,Türkler kılıç zoruyla mülüman olmadımı?
Hertürlü cibiliyetsizlik,ensarcılık,feöcülük,götoculuk onlarda.Öyleolduğu için İsraail durmadan geçiriyor hırsız namussuzlara.
Sende tarih bilmiyosan yazma ,trolluk yapıyorsan hakkını veririm.
not düşmüşsünüz osmanlı padişahı nerden benim padişahım oluyor sayın güngörmez.. sosyalizmi ve stalini eleştirmek insanı padişahçı,osmanlıcı veya islamcı yapmaz, hemen düşman aramayın. cumhuriyet ve laiklik yanlısıyım, Atatürke de hayranım, yumruğunu iyi vurdu bu köhneleşmiş düzeni yıktı, türk insanına biraz çeki düzen verdi AMA MİLLİ MÜCADELE VERİLİRKEN HALK MUSTAFA KEMAL İÇİN YADA CUMHURİYET KURULSUN DİYE SAVAŞMADI, ÜLKESİ İÇİN SAVAŞTI... sen rejimi göklere çıkartıyorsun,toz kondurmuyorsun,herşey rejim için yapıldı diyorsun ben demiyorum, farkımız bu. eleştiri yapanıda faşistlikle itham ediyorsun, biraz vicdan..
islam şöyleymiş böyleymiş bana ne anlatıyorsun banane onlardan.. ben basit bir dille olaylara değindim hepsi bu, derin felsefik anlamlar arama. tarih senin tekelinde değil, bizde biraz okumuş etmişiz, tarafsız gözle bakmayı bilirim. trollük lafını saygısızlık olarak algılarım, bu konuda benden bu kadar. sana sosyalizm hülyanla mutluluklar.
gungormez
16-05-2017, 04:10
Stalinin zafer konuşmasını,eksikse ,tamamla.
Stalin ve Sovyet halkı Faşizmi yenmediyse onu belirt.Değilse ,konuya sıçmayı bırak.
Vicdan kim sen kim.
Sözümün arkasındayım,Staline emeryalizm,faşizm ve onların iti mertebesindeki cahililkeller sadırır.
İsteyerek,istemeyerek onlara hizmet edenler Faşisttir.
Konuyu kirletmezsen sevinirim.
Hitler seviciliğini başka alanlarda sürdür.
Başlığa bağlıyazarsan eyvallah,ye değilse gazla.
bakın sayın güngörmez, işiniz sadece saldırı, trol faşist hitlerci cahil mahil bir sürü laf sıralıyorsun eleştiriye tahammülün yok diyorum sen hala hakarete varıcı laflar ediyorsun. eleştiriye açık değilsen konu açmayacaksın o zaman. hem ben kahrolsun sosyalizm demiyorum, sovyetler nazileri yenmedi de demiyorum doğru yendiler yokettiler biliyorum, stalinin konuşmasına bişey demiyorum çıkmış zaferini kutluyor her lider gibi doğaldır hakkıdır. ben ideolojilerin ve kişilerin kötü yönlerini görmeyip kutsanmasına karşıyım ve olayları yorumluyorum hepsi bu. ideolojiler eleştiriye tahammül edemezse asla ayakta duramaz insanlar onları kusar, kusuyor da, bunu sende biliyorsundur.. şimdi gittim.
Staline ,fiili saldıran dünyanın gördüğü en alçak faşist Hitler,Abd başta tüm emperyalistler,Troçki başta tüm hainler,Soşyalizmi yıkan ,başta Hurşov olmak üzere tüm karşı devrimciler.
Ve dünyayı idealist-metafizik okuyan ve hayati hata yapan,aydınlanamamış romantik sosyalistler cephesidir.
Hırsız sömürücüler,alçak faşistler haklıdır Staline vurmakta,namussuzlar haklıdır vurmakta.
Ama ,biraz düşünmeniz gerekmiyormu?
Sovyet halkı Stalin önderliğinde neden ölümüne sistemlerini korudular.Neydi bu sistem?SOSYALİZMDİ.
Stalingradda neyi savundular?SOSYALİZMİ.
Ya sosyalizmin cephesindesiniz yada Faşist dünyanın.
Reel sosyalizm diye Staline vurmak=Reel Faşizmdir.
Eleştiriye tahammülü olmayanların, aynaya bakmaya cesareti olmayanların, İnsana tanrısal misyon yükleyenlerin, lidere tapınç derecede bağımlı olanların, İnsanı yok sayanların, Demokrasiyi sadece isteyenlerin ama hiç vermeyenlerin söyleyeceği son sözler bunlar.
Stalin de Tıpkı Sizin gibi idi Sn güngörmez.
Ama ,biraz düşünmeniz gerekmiyormu?
Sovyet halkı Stalin önderliğinde neden ölümüne sistemlerini korudular.Neydi bu sistem?SOSYALİZMDİ.
İşte yarattığı eseri Reel sosyalizm çöktü.Bu çöküşte o sovyet halkı parmağını bile kımıldatmadı. Şimdi 50 yaş üstü insanlar Stalin hayranı diye ortaya çıkıyor.
Geçti o günler İşte Stalin benzeri PUTİN orada.Emperyalist amaçları için büyük çaba harcamakta.
Putin e bak Stalin i gör.
gungormez
16-05-2017, 12:47
Eleştiriye tahammülü olmayanların, aynaya bakmaya cesareti olmayanların, İnsana tanrısal misyon yükleyenlerin, lidere tapınç derecede bağımlı olanların, İnsanı yok sayanların, Demokrasiyi sadece isteyenlerin ama hiç vermeyenlerin söyleyeceği son sözler bunlar.
Stalin de Tıpkı Sizin gibi idi Sn güngörmez.
Ama ,biraz düşünmeniz gerekmiyormu?
Sovyet halkı Stalin önderliğinde neden ölümüne sistemlerini korudular.Neydi bu sistem?SOSYALİZMDİ.
İşte yarattığı eseri Reel sosyalizm çöktü.Bu çöküşte o sovyet halkı parmağını bile kımıldatmadı. Şimdi 50 yaş üstü insanlar Stalin hayranı diye ortaya çıkıyor.
Geçti o günler İşte Stalin benzeri PUTİN orada.Emperyalist amaçları için büyük çaba harcamakta.
Putin e bak Stalin i gör.En başından beri Faşist saldırılar zaten vardı ,hep devam etti.
Stalinin ölümüyle .Yorgun sovyet halkı ,Yukarıdan,yönetimden başlıyan sinsi bir kuşatma altında yaşatıldı,yaşadığı sistem süreç halinde sosyalizmin dışına sürüklendi.Halkın özü,ruhu ,beyni çalındı,şaşırtıldı ve saptırıldı.Akrep gibi kendii soktu.
Geçen yılbşında Moskova halkına soruyorlar"Dileğiniz nedir?"
Yanıt"Stalin-sosyalizm"
Bunu anlamak için Türkiyeye bakın.Mustafa Kemal önderliğinde kazandığı her ne varsa halkın desteği ile elinden çalındı.
Allah allah diye Vatan satıldı,Laiklik çalındı.
Halk doğru önderlik yapılmadığında bindiği dalı keser,ilkeldir,cahildir.
Sosyaalizm için Stalinler üretmeliyiz.
Ben Stalinistim ,gurur duyarak söylüyorum.Staline saldırmak herkezi o uğursuz Faşim cephesinin bir parçası yapar.
Ülkemizde şimdi laikliğe doğru,cumhuriyete doğru,kamucu kalkınmaya doğru ,koşu nasıl başladıya Stalinizme-sosyalizme koşuda başladı.
Ben Stalinistim ,gurur duyarak söylüyorum.Staline saldırmak herkezi o uğursuz Faşim cephesinin bir parçası yapar.
Ülkemizde şimdi laikliğe doğru,cumhuriyete doğru,kamucu kalkınmaya doğru ,koşu nasıl başladıya Stalinizme-sosyalizme koşuda başladı
--------------------------------------
Bende Marksist.
Sermaye küreselleştiğinde işçi sınıfı da küreselleşir Onun için devrim Emperyalizmin zayıf halkalarında mümkünleşir.
Devrim için gerekli olan benim ülkem değildir devrim için gerekli olan kapitalizmi en derinden etkileyecek zayıf halkalardır.
Örnek devrim türkiyede olacağına Fransa Almanya veya ABD de olması beni daha çok memnun eder.
Tıpkı Lenin in tercihi gibi.
Stalin veya Polpot gibi cahil ve despotların toplum liderleri olmasını hiç istemem bence Rus halkıda istemez.
gungormez
17-05-2017, 11:51
Ben Stalinistim ,gurur duyarak söylüyorum.Staline saldırmak herkezi o uğursuz Faşim cephesinin bir parçası yapar.
Ülkemizde şimdi laikliğe doğru,cumhuriyete doğru,kamucu kalkınmaya doğru ,koşu nasıl başladıya Stalinizme-sosyalizme koşuda başladı
--------------------------------------
Bende Marksist.
Sermaye küreselleştiğinde işçi sınıfı da küreselleşir Onun için devrim Emperyalizmin zayıf halkalarında mümkünleşir.
Devrim için gerekli olan benim ülkem değildir devrim için gerekli olan kapitalizmi en derinden etkileyecek zayıf halkalardır.
Örnek devrim türkiyede olacağına Fransa Almanya veya ABD de olması beni daha çok memnun eder.
Tıpkı Lenin in tercihi gibi.
Stalin veya Polpot gibi cahil ve despotların toplum liderleri olmasını hiç istemem bence Rus halkıda istemez.
"Sermaye küreselleştiğinde işçi sınıfı da küreselleşir Onun için devrim Emperyalizmin zayıf halkalarında mümkünleşir."
Marksitsni! Marks yukardaki nitlikli çıkarımı nerede,hangi eserinde ,ne zaman yapmıştır?
Stalinizm(Marksizm-leninizmin pratiğe iz düşümüdür)
"Stalin cahil" öylemi?
SBKP'ye ve Lenine çok derin bir saygısızlık ve had bilmemek,ayıp.
Takiyiddin
17-05-2017, 13:37
Onun için devrim Emperyalizmin zayıf halkalarında mümkünleşir.
Bunu söyleyen Marx değil, Lenin'dir. Marx böyle bir söz söylemez. Çünkü; o, her zaman Almanya, Fransa, İngiltere gibi gelişmiş kapitalist ülkelerden devrim beklemiş ve onlarla ilgilenmiştir. Devrimin, emperyalizmin en zayıf halkasında gerçekleşeceği teorisi Lenin'e aittir. Kendisi bu teoriyi, Rusya'nın gelişmiş bir kapitalist ülke olmadığı, bu sebeple devrimin söz konusu olamayacağını savunanlara karşı geliştirmiştir.
Takiyiddin
17-05-2017, 13:47
[B]
Marksitsni! Marks yukardaki nitlikli çıkarımı nerede,hangi eserinde ,ne zaman yapmıştır?
Stalinizm(Marksizm-leninizmin pratiğe iz düşümüdür)
"Stalin cahil" öylemi?
SBKP'ye ve Lenine çok derin bir saygısızlık ve had bilmemek,ayıp.
Kartopu'nun işçi sınıfının küreselleşmesi ile ilgili tespiti doğru. Marx'ın Komünist Manifestoda dile getirdiği ve artık sloganlaşmış sözü nedir?''İşçi Sınıfının vatanı yoktur. Onun vatanı tüm dünyadır.'' Marx'ın bu sözleri hiç bir şüpheye mahal vermeksizin işçi sınıfına yüklediği enternasyonal niteliği ortaya koymaktadır.
gungormez
17-05-2017, 14:25
Küreselleşme ile alakalı bir yorumum olmadı.
Devrim ,hala en zayıf halkada olacak.Bunun istisnası Dünya savaşı veya emperyalizmin hiç hesap edilemeyecek çok derin bir krize girmesidir.Stalin Lenin'in Dahi bir öğrencisi ,Sıkı bir marksist leninisttir.
SBKP ve Lenin sırdan cahilleri öne çıkardı demek çok yanlıştır.Ülkesini(halkını) ve partisini tam destekle yönetmiştir.
http://2.bp.blogspot.com/-myhwUN1jsFg/UfDWWoDMKiI/AAAAAAAAA5Y/d6Eb9SgbM64/s1600/Stalin_wallpaper.jpg
http://cdn.images.express.co.uk/img/dynamic/78/590x/22f36stalin1-379414.jpg
gungormez
17-05-2017, 14:41
Kızıl Ordulu Pavlov ve Zafer Günü
Yiğit Günay
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/pavlovev_ic.jpg
Bugün 9 Mayıs. Bundan 69 yıl önce, dünya Kızıl Ordu ve anti-faşist mücadele sayesinde Hitler faşizminden kurtuldu. Kızıl Ordulu Pavlov ve 24 arkadaşının Stalingrad'da savundukları ev de, büyük Anayurt Savaşı'nın küçük bir parçasıydı. soL yazarı Yiğit Günay, Pavlov'un Evi'ni yazdı.
Faşizme karşı mücadele etmiş, isimli ve isimsiz tüm kahramanları saygıyla anıyoruz.
Ev değil aslında, dört katlı bir bina. Tam 9 Ocak Meydanı’nın karşısında. Meydan, 37 yıl önce Çarlık askerlerinin yüzlerce işçiyi öldürdüğü Kanlı Pazar’ın adını taşıyor. Bina, kendi adını tarihe yazmaya hazırlanıyor.
Volga nehrinin kıyısında, yükseliyor bina. Tepesine çıktın mı, dört yanına bak, bir kilometre ötede uçan kuşu görebiliyorsun.
İçinde bir müfreze. Birkaç kişiler. Üsteğmen ölmüş, astsubaylar ölmüş. Komuta, Çavuş Pavlov’da.
Fransa’da işbirlikçi hükümet ülkeyi Nazilere teslim etmiş, Kuzey Afrika İtalyan faşistlerinin çizmeleri altında inliyor, Polonya düşeli çok olmuş, Ukrayna’da partizanlar yeraltı direnişini örgütlemeye çabalıyor, Uzakdoğu’da Japon hava kuvvetleri birkaç ay önce ABD’nin Pearl Harbour limanına baskın yapmış, durdurulamaz görünüyor.
Karanlık, tüm dünyaya yayılıyor.
Tüm dünya, tek bir yere bakıyor.
Stalingrad.
Açın bakın dönemin New York Times, Washington Post nüshalarını... Manşetlerde hep Volga kıyısındaki o kent var. Düşerse, her şey bitecek.
Pavlov, o kentte bir binada. Cebinde, Stalin’in 227 No’lu Emri var: “Geri adım yok!”
Eylül 1942’de Nazi saldırısı başlıyor binaya. Pavlov ve yoldaşları, birkaç gün Almanları uzak tutmayı başarıyor. Ardından “destek” geliyor: Sayıları 25’e çıkıyor. Ellerine makineli tüfekler, anti-tank füzeleri ve el bombaları geçiyor.
Ev değil aslında, dört katlı bir bina. Ama Pavlov ve yoldaşlarına, 70 gün boyunca ev oluyor. Ev, vatan oluyor. Dört katlı binada, koca vatanı savunuyorlar.
Geri adım yok!
Çavuş Pavlov, binanın etrafını dört kat dikenli telle çeviriyor, mayın döşüyor.
Önce, çatıya yerleştirilen anti-tank füzesinin müthiş taktik üstünlüğünü keşfediyorlar. Alman tanklarının namluları, sokağa girdiklerinde binanın tepesine kadar yükselemiyor. Her gün tank avlamaya başlıyorlar.
Ardından binanın içindeki duvarları indiriyorlar. Her pencereye makineli tüfek yerleştirilmiş fakat başlarına geçecek kadar adam yok. Bir ona, bir diğerine koşturuyorlar.
Nazi saldırıları dinmiyor. Her gün yeniden. Binadakilerin direncini kırmak için, geceleri saat başı ateş açıyorlar. Pavlov ve yoldaşları, binanın su tesisat borularının etrafındaki izolasyon kumaşlarını koparıp yaptıkları yataklarında uyuyamıyor.
27 Eylül’den, 25 Kasım’a kadar sürüyor direniş. Pavlov’un Evi’nde, bir avuç Kızıl Ordu askeri. Sonunda Kızıl Ordu karşı saldırıya geçiyor, Pavlov ve yoldaşları kurtuluyor.
İkinci Dünya Savaşı’nda veya Sovyet halklarının deyişiyle Büyük Anayurt Savaşı’nda sayısız kahramanlık öyküsü var elbette. Pavlov’un Evi, bunlardan yalnızca biri. Simgesel bir anlam kazanıyor, çok ünlü oluyor, evet. Stalingrad’da 62. Ordu’nun başındaki Mareşal Vasili Çuykov, sonradan “Naziler, Pavlov’un Evi’ne saldırılarında, Paris’e saldırılarından daha fazla asker kaybettiler” diye dalga geçiyor.
Çavuş Yakov Pavlov ve 24 yoldaşının bir binada haftalarca haftalarca direnmelerini, “bir adım geri gitmemelerini” ne sağladı?
Her orduda emir komuta zinciri vardır. Kararlar alınır, uygulanır. Fakat kararların alınmasıyla, uygulanması arasında açı da vardır. İnsan nereye kadar dayanır? Hangi noktada teslim olur? Geri adım, ne zaman haklı görünmeye başlar?
Çavuş Pavlov’un cebindeki 227 No’lu Emir, yalnızca askeri bir talimat değildi. Bir evdi, bir kentti, bir ülkeydi... Ama aynı zamanda bir siyasetti: Pavlov, başka birçokları gibi “vatanını” korumakla kalmıyordu. O binadaki 25 asker, işçilerin iktidarını, sosyalizmi savunuyordu.
25 yılda inşa ettikleri o büyük binaya duydukları inanç olmasaydı, 25 kişi tıkışıp kaldıkları o dört katlı bina da ayakta kalamazdı.
gungormez
17-05-2017, 14:55
Kartopu ;Bu gözlerde cehalet görüyormusun?
http://www.whale.to/b/stalin22.gif
http://4.bp.blogspot.com/-oJDnGXA38iU/TcqWavVpOGI/AAAAAAAAAz0/8uohegtvShc/s1600/Lenin+and+Stalin.jpg
http://grafik.rp.pl/grafika2/888763,955050,16.jpg
http://gdb.rferl.org/30FA33D2-7E96-45B0-A8A9-B570E7CF11F7_mw1024_n_s.jpg
Takiyiddin
17-05-2017, 17:17
güngormez,
Burada ideolojileri tartışıyoruz, Stalin'in gözlerini değil! O yüzden bırak işin magazin faslınıda, sınırlı zeka seviyen ve kör cehaletin ile söyleyebileceğin bir şey varsa ortaya koyda cevabını vereyim. Yoksa daha fazla saçmalayarak hem beni uğraştırma, hemde gereksiz iletilerinle forumu meşgul etme...
gungormez
17-05-2017, 17:48
Sana embesil demeyeceğm, aşağılıkta demeyeceğim provokatörde,trolde,öküzde demiyeceğim adi ,ne kadar bilgisiz ne kadar birikimsiz,satılık bir şerefizde demiyeceğim,"Özdeşlik"! diyeceğim ve diğer katılımcılara bırakacağım sözü.
Güle güle git-asla dönme.
Dönme,dönme,dönme.
İnsanda bilginin yerini İnanç aldığında tartışmanın bir anlamı kalmaz. Ne işçi sınıfının küreselleştiğini ne reel sosyalizm in niçin çöktüğünü inanan kimse ile tartışamazsın.
Geçek ne kadar yalın ve net olsada inanan kimse ile tartışılmaz.
Stalin konusunda ne hissettiğini Nazım Hikmet 1961 de Moskova da yazdığı şiirde anlatıyor. Adam ne kadar korktuğunu ve Stalin insanların hayatında ne derece iz bıraktığını yazmış Özgürlüklerinin ne kadar ellerinden alındığından söz etmiş.
Stalin insanların içtiği çorbalarına yatak odalarına nasıl girdiğini anlatmaya çalışmış.
Ben başka söz bulamıyorum
tekrar şiiri asıyorum
Nazım Hikmet'ten Stalin'e
taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.
yok oldu bir sabah!
yok oldu çizmesi meydanlardan,
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,
çorbamızdan bıyığı,
odalarımızdan gözleri,
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce taşın tuncun alçının ve kâadın
Nâzım Hikmet Ran, 1961, Moskova
gungormez
18-05-2017, 12:40
23 nisan çocuk bayramında ,sosyalist rolü oynyan bir çocuk gibisin kartopu.
Sorduğum sorulara yanıt vereceksin, adhominem yapma.
Küreselleşmiş işçiyi anlatacaksın,önce konikmiydi'de küreselleşti?
Yarın küpleşecekmi,silindirleşecekmi?
Açıklayacaksın.Bir minik çocuk gibi.
"kahrol düşman,al sana bomba"edasıyla"Al sana Nazım şiiri"bu e sululuk yav.
Sorum ise" Marksizmde tek ülkede devrim"e aitti.
Tamam pes ettim.
Günlerce alay etsem(ki malzeme mevcut),yada kızsam,sonuç değişmiyecek,pes ettim.
Takiitdinle parkta "Stalini dövün"oynayın.Felsefe yapın.
Sn güngörmez. Ne o Nazım Hikmete söyleyecek sözün yok mu.?
Küresel işçiyi de konuşuruz Şu Stalin meselesini kapatalım bir.
Konu şudur eleştirilmeyecek insan yoktur sadece eleştirinin zamanını iyi ayarlamak vardır. Kutsal yoktur bilgi bilim vardır.
Tek ülkede devrimin şartları ortadan kalktı Marksizmde gelişmeye ayak uyduran bilimsel anlatım şeklidir.
Ekonomi teknolojik ilerleme koşullarına göre küreselleşti işçi sınıfı da buna uyum sağlayıp küresel nitelik kazandı.
Bankalar ekonominin motor gücü konumunda bankalarsa çok ortaklı şirketler durumunda. Dünya kapitailizm i artık yatay büyüyemiyor dikey büyüyor.
Senin anlayacağın ulusal devrimcilik tarih oldu.Bu konuda direnen ulusal burjuva veya ona takılıp kalmış konünistler.
Kafan karışacak biliyorum ama karışsada bir gün yaşamın gerçekleri idolojilerden daha güçlü olduğunu anlayacaksın.
gungormez
19-05-2017, 13:52
Sn güngörmez. Ne o Nazım Hikmete söyleyecek sözün yok mu.?
Küresel işçiyi de konuşuruz Şu Stalin meselesini kapatalım bir.
Konu şudur eleştirilmeyecek insan yoktur sadece eleştirinin zamanını iyi ayarlamak vardır. Kutsal yoktur bilgi bilim vardır.
Tek ülkede devrimin şartları ortadan kalktı Marksizmde gelişmeye ayak uyduran bilimsel anlatım şeklidir.
Ekonomi teknolojik ilerleme koşullarına göre küreselleşti işçi sınıfı da buna uyum sağlayıp küresel nitelik kazandı.
Bankalar ekonominin motor gücü konumunda bankalarsa çok ortaklı şirketler durumunda. Dünya kapitailizm i artık yatay büyüyemiyor dikey büyüyor.
Senin anlayacağın ulusal devrimcilik tarih oldu.Bu konuda direnen ulusal burjuva veya ona takılıp kalmış konünistler.
Kafan karışacak biliyorum ama karışsada bir gün yaşamın gerçekleri idolojilerden daha güçlü olduğunu anlayacaksın.
Yazınız Stalin düşmanlığının sizi götürdüğü hazin bir uğrak olmuş,Sadece Taki-it-dinle buluşmamışsınız,marksizmide terk etmişsiniz."yaşamın gerçekleri idolojilerden daha güçlü"
Yatay-dikey-düşey! her yönden Hitler'in tamda kucağına doğru bir navigasyon.
Üstü kalsın.Stalin meselesini kapatın artık.
bilgivehis
19-05-2017, 14:46
Sayın kartopu, küreselleşme diye tutturmuşsun ama onun vahşi kapitalizmin hedefi olduğunu unutuyorsun galiba.
Ezilen sınıfın öyle bir derdi yok, küreselleşme bir dayatmadır, bu ne ekonomik ne de doğa koşulları, resmen kapitalizmin etkisizleştirme projesidir. Sizin gibi tecrübeli insanlar da bu projeyi yutuyorsa gerçekten halimiz içler acısı.
Ayrıca ulusalcılık son durak değildir, kapitalist baskı sonucu zorunlu ve geçici olan bir anlayıştır.
Bugün kapitalizm ülkeleri bölmek, küçültmek ve etkisizleştirmek isterken sen kalkıp da ulusalcılığı modası geçmiş gösterirsen maalesef bu külü de yutmuşsun demektir.
Ulusalcılık bir yurt koruma anlayışıdır, yurt korunmadan dünyada devrim nutukları kapitalizmin ekmeğine yağ sürer sadece.
Dünyada devrim için önce emperyalizmin yenilmesi gerekir, bu da bölünmeyle değil aksine birleşmeyle mümkündür...
Sn bilgivehis.
Marksistlerin çok kullandığı bir söz vardır. İşçi sınıfının vatanı yoktur veya bütün dünyadır denir.yani işçi sınıfı doğuştan enternasyoneldir.
Küreselleşme işçi sınıfını rahatsız eden bir şey değildir. Bölünmede öyledir. İşçi sınıfı patronun hangi milletten olması ile ilgilenmez. Konu onu kimin sömürdüğüdür.
Zamanımızda egemen sermaye çok ortaklı ve küreseldir ve çok ortaklı küresel sermaye için bir sınır yoktur vatanda yoktur.İşçi sınıfıda ekmeği nerdede bulursa orada yaşamaktadır.Teknolojinin üretimi çok etkilediği çağımızda bu teknolojik aletleri kullanabilecek işçi sınıfı eğitimli ve çok dillidir bu aletleri kullanabilmek için en az ingilizce ve fazlasını bilmek gerekir.
Böyle çok ortaklı sermayenin olduğu çağımızda devrimler bir ülkede olmaz en azından bir çok ülkeyi içine alan bölgelerde olur.
Bu benim senin niyeti ile ilgili değildir.
Çağımızda egemen sermaye dev şirketlerin elindedir ve kriz sosyal politikaların iflas etmesi sonucunda patlamaya dönüşerek çıkacaktır
Bu gün dünyanın en zayıf halkası AB dediğimiz avrupa ülkeridir.Çünkü AB ülke devletleri çok borçludur ve bu borçlar şirketleredir. En çok tartışma konuları sosyal devlet statüleridir.Şirketler daha az vergi ödeyeceği ülkelere kaçarken devletler sosyal politikaları yüzünden ödeyemeyeceği porç altına girmektedir.
Bu durum gelecekte derin tartışma ve eylem sebebidir.
Bence dünya boyutunda kapitalizm açmazdadır.
Yazınız Stalin düşmanlığının sizi götürdüğü hazin bir uğrak olmuş,Sadece Taki-it-dinle buluşmamışsınız,marksizmide terk etmişsiniz."yaşamın gerçekleri idolojilerden daha güçlü"
Yatay-dikey-düşey! her yönden Hitler'in tamda kucağına doğru bir navigasyon.
Üstü kalsın.Stalin meselesini kapatın artık.
Sn güngörmez.
ben hiç cümlemde Stalin i Hitler benzetmesi yapmadım Ayrıca Stalin düşmanı olduğumu da söylemedim Sadece eleştiri hakkımı kullandığımı söyledim.
Felsefede bir görüş vardır zıtlar sıkıştıkça birbirine benzer denir.
Siz Stalin sevginizi bu noktaya taşımış gibisiniz Size göre Stalin e karşı isek Hitler hayranıyız.
Ve sizin gibi düşünmemişsem Marksizmden vaz geçmişim. Bu tür arkadaşları çok tanıdım kendilerini otarite sanırlar Bu bir hastalıktır.
Bana göre eleştirilmeyen hiç bir güç yoktur. yeni ancak eskinin eleştirisi sonucu kurgulanır.
Üstü kalmasın gerekli değl.
gungormez
19-05-2017, 23:50
Şu ana kadar Stalin'in Marksizm-Lennizmin özüne aykırı tek bir söylemm ve pratiğini ortaya koyamadınız.
Görüyorum ,tüm söylemlerinize,Burjuva propogandaları sinmiş,Trotski saçmalıkları sinmiş.
Sol iççinden bu liberalizm çıkartılmak zorunda.
Tüm bu teoriler.Oradan çıkmasalar dahi oraya destektir.
Staline hiç hatasız demiyorum,oda bir insan,kendini işçi sınıfına,büyük insanlığa adamış bir insan.
Büyük zaferinde-Sosyalizm pratiğininde patenti ondadır.
Evet ,tartışmalıyız,düşünmeliyiz daha üretken olmalıyızÜlkemizde ve dünyada Sosalizmi kurmak ve onu korumaya dair.
Bende takıntı oldu Diyalektik materyalizm konusu.
Onsuz Ne Stalin ne kuruşçef ne Gorbaçov Nede Putini anlıyamazssınız.Değişimi,değişm dinamiklri ,değişkenler,değişken koşullar ve ittifakarla anlamak.Zorunluklar-özgrlük çatışmasında evreni okumak.
Diyalektik önemlidir,Anlamak için(Geryi -ileriyi)yetmez,yollar bulmak yollar açmak ders alan bir gözle kenimizi okumak,yetmez,kenimizi arındıraak eveni arındırmak.,Görünmezi görmek ,bazan görünürü gizlemek.
Bu gün dünyanın üçte biri var elde ve kazanılacak üçte iki.
Ve Atlaslar var dünyayı sırtında taşıyan.
Bazan işçiyi burjuvalardan bazan işçiyi sebep olbileceği yıkımlardan koruyacak oladır diyalektik.
Biraz dağıttı konuyu sırf dağılma diye.
Bizler doğru çizgiyi ker türlü körlüğe karşı,kendi körlüğümüze rağmen aydınlık tutabilirsek Ne iyi.
Sn güngörmez .Tavsiyelerin için teşekkür ederim. Devrimcilik eleştiri hakkını sonuna kadar kullanmaktır. Bu eleştirilecek kişi ve kurum kendi örgütün veya yoldaşın olsa da.
Ben Marksizm i eleştiri olarak anlıyorum Leninizm i se kurulum yani idoloji.
Stalin i sadece kahraman, sosyalizm e başka katkısı olduğunu sanmıyorum. Troçki se bana göre Stalinden çok farklı değil.
Bu eleştirileri yapmadığımızda içinde yaşadığımız durumu açıklayamayız. Örnek SB ve reel sosyalizm niçin bir anda çöktü.Bunu düşmanlarımız bize karşı anti komünizm olarak kullanır bizse kendimizi ve hatalarımızı eleştirerek cevap veririz.
Temizlenmeden yeni elbise giyemezsin .
Sn Güngörmez biz dünyanın tümünü hedef olarak görüyoruz .
bilgivehis
20-05-2017, 16:23
Sn güngörmez .Tavsiyelerin için teşekkür ederim. Devrimcilik eleştiri hakkını sonuna kadar kullanmaktır. Bu eleştirilecek kişi ve kurum kendi örgütün veya yoldaşın olsa da.
Ben Marksizm i eleştiri olarak anlıyorum Leninizm i se kurulum yani idoloji.
Stalin i sadece kahraman, sosyalizm e başka katkısı olduğunu sanmıyorum. Troçki se bana göre Stalinden çok farklı değil.
Bu eleştirileri yapmadığımızda içinde yaşadığımız durumu açıklayamayız. Örnek SB ve reel sosyalizm niçin bir anda çöktü.Bunu düşmanlarımız bize karşı anti komünizm olarak kullanır bizse kendimizi ve hatalarımızı eleştirerek cevap veririz.
Temizlenmeden yeni elbise giyemezsin .
Sn Güngörmez biz dünyanın tümünü hedef olarak görüyoruz .
Sevgili kartopu, sorun nerede biliyor musun, 60'lı 70'li yıllarda tartışmak- eleştirmek doğru ve yanlışı bulmak için yapılırdı.
Günümüzde ise eleştiri, ideolojik, kültürel saldırı projesi haline getirildi.
Sırf bunun için maaşlı troller üretildi pazara sunuldu.
İnsanların kafasını karıştırmak ve hizmet ettikleri sahiplerinin çıkarı için örgütlü çalışıyorlar.
Eskiden sadece eleştiriye bakardık iş biterdi, artık eleştiriden ziyade kim ne için eleştirdi ye de bakmak durumuna geldik.
Yani sen-ben iyi niyetle yapıyor olabiliriz ama eleştiri artık saf-masum değil, tehlikeli bir proje halini aldı.
Bu yüzden eleştiri konusunda kimsenin kimseye güveni yok, en küçük bir eleştiride dahi kişinin niyetini sorgular duruma geldik.
Elimizde bir masum, saf, zevk aldığımız eleştiri olgusu vardı maalesef onu dahi at izi it izine karıştırılması için uğraşılıyor.
Farkındaysan farklı ve uygunsuz sözlerle insanların sabrı zorlanıyor, insanların sinirlenmesine ve yanlış yapmasına zorluyorlar.
Anlayacağın bu durumda eleştirmek ve eleştirilmek devrim yapmak kadar zor hale geldi...
Sn bilgivehis.
En zor olan insanın kendini eleştirmesidir. Biz bunu ancak 1989 lardan sonra yapabildik. O tarihte reel sosyalizm yıkılmıştı devrim ve ana yurt savunmasında ülkeleri, sistemleri için canından vaz geçen Sovyet halkı 1989 da yıkılan sosyalim için parmağını bile oynatmadı.
İşte bu durum bize kendimize sorulacak çok sorular olduğunu hatırlattı.
Bu gün bunu yapmaktayız çünkü yeni bir dünya kurulumu eskinin acımasız eleştirisinden çıkacağını öğrenmiş bulunuyoruz.
Ya tamamen vaz geçeceğiz ya eskiyi yıpranmışı üstümüzden atacağız.
Dünya üretim araçlarında ve üretim biçiminde 3 büyük devrim yaşadı Bunların birincisi buharlı makinaların bulunması 2.cisi mıknatıslı (elektirik) motorun bulunması 3.Bantlı sistemin bulunması Bu gün 4 üncü devrimden söz edilmekte Almanların 4.0 dedikleri dünya boyutunda insandan kurtularak işi robotlara yaptırmak.
Biz önümüze konulan bu yenilikleri göremezsek ancak muhafazakar kalırız.
Halbuki Marks manifestoda burjuvaların işçilerden kurtulmak için bunu hayal ettiklerini yazmıştı.
Eleştiriyi bunun için yapıyoruz kimseyi yıpratmak için değil.
Kenimiz eleştirmekten korkmamalıyız korkarsak düşmanımıza malzeme veririz ki bu bizim sonumuz olur.
Biz buharlı makinaların olduğu dönemde devrim diye bağırdığımızda haklıydık Bu robotlu sistemin var edileceği gündede devrim diye bağırmakta yine haklıyız.
Dün kapitalizm azgın rakabeti sonucunda insanı köle yapacaklar derken ne kadar haklı isek bu gün 4.0 robot teknolojisi ile insanı yok edecek diyerek haklı şekilde bağırıyoruz.
Bu robot teknolojisini öne sürenler dünya nufusunun çok fazla olduğunuda iddia ediyorlar.
Eğer sesimiz çıkmazsa dün bizi ve insanı köle görenler bu gün dünyada fazla olduğumuzu söyleyeceklerdir.
Eleşriri bir ağacın budanması gibidir meyve alacaksan budayacaksın eğer devrim yapacaksan eskimiş yapılanmaları atacaksın.kardeş.
Saint-Just
25-05-2017, 12:56
lenin'i okumadan ve anlamadan, marx'ı anlamanız çok zordur. marksizm'e en büyük katkılar lenin tarafından yapılmıştır.eşitsiz gelişim, öncü parti teorisi ve emperyalizm gibi vs vs. muazzam katkıları geçtim,
pratik olarak şu anda, dünyada sosyalist bir devrimi başaran, sosyalizmi kuran, bütün dünyaya tanıtan ve ondan sonraki devrimlere rehberlik eden ilk ve tek şey lenin'in öncülük ettiği ve geliştirdiği marksizm teorisi. yani marksizm-leninizm.
lenin'i veya leninizm'i, ''eleştirmeye değer'' bularak kayıtsız kalmak veya topyekün reddederek marksist olmanız demek sizin için bir yüktür. başka bir şey değil. bunun getirdiği yük lenin'den (özellikle pratik anlamda) daha fazlasını veya daha iyisi ortaya koymaktır. bunu yapamıyorsanız eğer sizin anarşist komünistler gibi marx'ı redderek komünist olmaya çalışanlardan farkınız kalmaz.
''ben komünistim ama marx'ı reddediyorum'' (evet olabilir) diyorsanız eğer sizin çoktan komünizm'e marx'tan daha fazla katkı yapmış ve gerçek bilimsel değerine kavuşturmuş olmanız gereklidir. (en azından fikir önderlerinizin).
''marx'ın şu şu yazdıkları komünizm için açısından çok yanlıştır. aslı şudur...'' diyip çatır çatır marx'a meydan okumanız ve mezarına tükürebilmeniz gerekir.
bütün bunları anlatmamın sebebi ise şu, benim açımdan ilk olarak açıklığa kavuşması gereken şey stalin gösterilerek ''eleştirilmeye'' çalışılan şeyin asıl olarak lenin ve leninizm olduğudur.
ister yeni bir şey bulamayan liberaller gibi sürekli bürokrasi'den söz et, ister bilmem kaç komünistin devrim sürecinde öldüğünden veya idam edildiğinden, ister afganistan'ın sözde işgalinden bahset ister hitler'den miras gördüğün ''kaz adımlarla yürüyen askerler''den veya valesa'dan gir prag baharı'nın müthiş ''özgürlükçü' veya ''demokratik'' yönünden çık. bunların hepsini kullanabilirsin. kullanırken de kendine ''süper marksist'' diyebilirsin. beni ilgilendirmez. ancak sen bunları kullanırken, ne kadar gözünde canlandırmaya çalışırsan canlandır, hedefinde stalin değil asıl olarak lenin ve leninizm var. onun getirdiği parti tipi ve onun politikası doğrusunda ilerleyen veya ilerlemeye çalışan bir reel sosyalizm. stalin ise klasik ve radikal bir marksist-leninist. bunun ülkedeki uygulayısıcı. anlatmaya çalıştıştığım şey işte bu.
kartopu gibiler yeni sanmayın. ''süreç değişti. marksizm'i sürece uyarlamak lazım'' gibi sahtekarca yöntemlerle marksizm'i ve sosyalist mücadeleyi çarpıtanlar kapitalizm'in ve emperyalizm'in en sevdiği ''marksist'' tipidir. ister bernstein olsun. ister erich fromm, adorno veya habermas. sosyal demokrasi diyebilirsiniz veya ''batı marksizm'i, veya ''new left''. ne derseniz diyin bunların hepsi revizyonizm veya sapma başlığı altında toplanır. çoğu da karşıtlarını ortodokslukla veya dogmatizm'le suçlar ve ''eleştirici'' olmakla övünürler.
not düşmek gerekirki çoğu da stalin'i ne kadar eleştirmeye çalışırsa çalışsın. en azından bu konuda az buçuk okumuş insanlar stalin'i ''çapsız'' veya ''cahil'' gibi çirkin şözlerle eleştirmeye çalışacak kadar ''cahil'' değildir. bunu söyleyelere karşı stalin'in teorik bilgisi de, devrimciliği de, tahsili de, kültürü de onları ona katlar..
neyse uzatmayayım. ben sadece tartışmadaki tarafları doğru olarak konunlandırmak istediğim için bunları söylüyorum. revizyonizm hakkında fazla konuşmaya gerek yok. geçmişten bugüne dünya sosyalist hareketine zarar vermekten başka bir şey yaptıkları yok. ama çok azı doğrudan marx'ı veya lenin'i hedef alarak konuşabilmiştir. en revizyonisti bile kendine marksist veya marksist-leninist demiştir. çünkü onlara aşmaya güçleri yetmiyor. (aştığını söyleyende ancak hobi olarak aşsın bir şey demiyorum çok kişi telef oldu bu yolda.) burada ayrıca bu kişilerin gücünü görüyoruz.
Saint-Just
25-05-2017, 13:23
stalin'le ilgili sevdiğim ve onun büyüklüğünü gösteren birkaç şeyden de paylaşmak istiyorum.
ikinci dünya savaşında oğlu yakov nazilere esir düştünde, naziler onların elindeki generale karşılık takas teklif eder. ancak stalin'in verdiği cevap onun halkını kendi ailesinden üstün tutmadığını ve nasıl tam anlamıyla bir eşitlikçi olduğunu gösterir.
''elinizde sadece oğlum yakov değil milyonlarca oğlum var. ya onları da bırakırsınız ya da oğlum onların kaderini paylaşır.''
sovyetler berlin'e girerken, stalin'in, kızıl ordu'ya 10 ıcak 1945 tarihli emri açıktır.
'' Kızıl Ordu'nun subayları ve askerleri! Düşmanın ülkesine giriyoruz. Özgürleştirilmiş bölgelerde yaşayan nüfus Alman, Çek veya Leh olup olmadıklarına bakılmaksızın şiddete maruz bırakılmamalıdır. Failler harp hukukuna göre cezalandırılacaktır. Özgürleştirilmiş topraklarda kadınlarla cinsel ilişki yasaktır. Şiddet ve ırza geçme failleri kurşuna dizilecektir.''
''Eğer sermaye, Sovyetler Cumhuriyeti'ni dağıtmakta başarılı olursa ne olacak? Bütün kapitalist ve koloni ülkelerde karanlık bir karşı saldırı çağı başlayacak, işçi sınıfının ve ezilenlerin boğazlarına yapışılacak ve uluslararası komünizmin bütün cepheleri kaybedilecektir.''
''O, Rusya'yı tahta sabanlarla çalışıyorken buldu ve atomik pillerle donattıktan sonra ayrıldı.''
[Encyclopaedia Britannica]
ve 1941 yılında yaptığı şu konuşmadan da ne kadar ileri görüşlü bir adam olduğu anlaşılabilir. kızıl ordu askerlerinin ona nasıl bir sevgi, heyecan ve bağlılıkla baktığını da görebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=RapR1ojnQJ0&t=303s
[QUOTE=finneas;601983]lenin'i okumadan ve anlamadan, marx'ı anlamanız çok zordur. marksizm'e en büyük katkılar lenin tarafından yapılmıştır.eşitsiz gelişim, öncü parti teorisi ve emperyalizm gibi vs vs. muazzam katkıları geçtim,
QUOTE]
Böyle düşünenlerin Lenin i de anladığını sanmıyorum Bu tür kişiler ancak Lenin ismini kullanarak kendi şoven duygularını tatmin etmeye çalışır.
Eğer Lenin okunmadan Marks anlaşılaşılmayacaksa o zaman Lenin de R.Lüxenburg da Marks ı anlamamışdı.
Marks değer teorisini bulup ortaya çıkardı sermeye birikimi ve sömürü Marks ın bu buluşu ile meydana çıktı. Marksın bu buluşu ile en alttaki sınıf işçi sınıfının siyasal savaşı gündeme geldi.
Bazı teoriler ona uygun şartlarda hayat bulur Rusya ve Çin gibi fedolizimden kurtulamamış ülkeler için o toplumlara has teori ve siyaset gerekir İşte bunu Lenin ve Mao o şartları değerlendirerek hayata geçirmştir.
Bazı insanlar Stalin e aşık olabilir bu aşk kişiye özeldir aynı aşkı herkes yaşayacak diye bir şey yoktur.
Bize düşün bu aşka engel olmamaktır.
gungormez
25-05-2017, 21:38
Bazı insanlar Stalin e aşık olabilir bu aşk kişiye özeldir aynı aşkı herkes yaşayacak diye bir şey yoktur.
Bize düşün bu aşka engel olmamaktır.
Kartopu Staline aşka biliçli indirgediğiniz şey"İnsanlığın her türlü sömürüden kurtulmasına duyulan soylu inançtır".
Böylesine derinlikli bir amacın.aşka,yatağa,pornoya ve daha düşük tanımlamalara evirtme çabanızın bilmsellikten ve en basit ahlaktan yoksunluk olduğunu söylememe hoşgörünü umuyorum.
Seni mat etmek,göt etmek değil maksadım.Ortadasın zaten.
Stalini sevmek zorunda değilsin,ama ona "çapsız" diyorsun.
Bunu söyleyebilmek için yeterli veri koymadın.
Bunu bekliyorum senden.
Sanki Stalin senin evlatlığın,öğrencin,arkadaşın.
Bu namussuzluk,bana göre.
Önce motivasyonunu neyin belirlediğini öğrenmek isterim.
Kartopu Staline aşka biliçli indirgediğiniz şey"İnsanlığın her türlü sömürüden kurtulmasına duyulan soylu inançtır".
.
Aşkı yatak olarak anlamak Anadoluda Yunusu, Aşık Veyseli, Şeh Bedrettini tanımamaktır.
İşte aşkı bu şekilde anlayanlar ancak Stalini kutsallaştırır.
Bilinç şudur sosyalizm en iyi burjuva demokrasisinden daha çok demokrasidir. Biz bunu Marktan Engelsten öğrendik. İşte bu öğrendiğmizi Stalinde görmedik Onun için bunu Sizin gibi Stalin de görmemiş ki yapmasını bilmemiş bizde bilmeyene çahil denir .
Tartışmasını bilmeyende Tıpkı Stalin kadar CAHİLDİR. terbiye insana ailesinden kalan mirasdır.Eleştiri insanı geliştirir ama insanı tabii.
Marksist sosyalizmde en iyi burjuva demokrasisinden daha çok demokrasi olmasını sağlayan teorik bir katkı pek yok. Aksine marksist sosyalizm, pratikte baskıcı bir karaktere bürünmesini kolaylaştıracak teorik bazı özelliklere sahip.
Mesela proletarya diktatörlüğü kavramı. Aslında keşke Marks bu kavramı daha iyi açıklayıp, gelecekte öngörülebilir tehlikelere karşı insanları uyarabilseymiş. Mesela bu kavramın tek partili, tek düşünceli bir devlet demek olmadığını söyleseymiş.
Proletarya kendi sınıf iktidarını sürdürebilmek için farklı sınıfların politik örgütlenmelerini yasaklama gereği duyuyorsa bu sadece zayıflık işaretidir. Burjuvazi artık bu gereği duymuyor. Bizde bile KP legal. Şiddete ve illegaliteye bulaşmamış her örgüte düzen tahammül edebiliyor. Ama eski sosyalist ülkeler edemediler. Bunu da proletaryanın zayıflığına ve binlerce yıllık aldatılmışlığının etkilerine bağlayarak açıkladılar.
Oysa kendi dar kadro iktidarlarını mazur göstermeye çalışıyorlardı. Proletaryanın öyle yasakçı bir tavrı yoktu. Proletaryanın bizzat kendisi o yasaklardan çekiyordu. O nedenledir ki kapitalist restorasyona böyle koşarak hevesle gittiler ve orada büyük bir hayalkırıklığıyla karşılaştılar.
Stalin pratiği kendi meşruiyetini Lenin pratiğinde buldu. O zamanlar birey hak ve özgürlüğü kavramı pek de gelişmiş değildi. Çar hanedanını çoluk çocuk kolayca katledebildiler. Halk oyuyla oluşmuş bir sovyeti kolayca feshedebildiler. Ama Stalin çok daha ileri gitti. Komünist kimse bırakmadı!
Lenin'in yine bir mazereti vardı. SSCB'nin Paris Komününden fazla bir gün daha yaşadığını görüp sevincinden takla attığı söylenir. O dönem zordu ve yine anlaşılabilirdi.
Stalin'in de kısmen mazereti vardı. Hitler faşizmi ile kaçınılmaz hesaplaşma gündemdeydi ve silahlanması gerekiyordu.
Peki ya sonra? Hitler faşizmi yenildi ve SSCB ayakta kaldı. Ondan sonraki baskıların, korku devleti uygulamalarının hiç bir mazereti yoktu.
Demir perde oluşturmayı başarmıştı "çelik adam". O halde neden devam edip en baskıcı diktatörlüğü kurdu? Kendisini engelleyecek pratik bir gücün kalmaması anlaşılır bir şey. Teorik bir engelin bulunmaması ise marksist teorinin zaafı.
NERO. Marksist sosyalizmde en iyi burjuva demokrasisinden daha çok demokrasi olmasını sağlayan teorik bir katkı pek yok. Aksine marksist sosyalizm, pratikte baskıcı bir karaktere bürünmesini kolaylaştıracak teorik bazı özelliklere sahip.
Mesela proletarya diktatörlüğü kavramı. Aslında keşke Marks bu kavramı daha iyi açıklayıp, gelecekte öngörülebilir tehlikelere karşı insanları uyarabilseymiş. Mesela bu kavramın tek partili, tek düşünceli bir devlet demek olmadığını söyleseymiş.
---------------------------
Sn Nero
Stalin kısmına ben cevap vermeyeyim ona cevap verecek arkadaşlar var.
Ama Burjuva demokrasisinden daha demokrat olacağı konusunda Engelsin yazdığı Anti Duhring kitabında çok açık yazmakta ayrıca Komünist manifestoda da çok uzunda olmasa söz etmektedir.
Gerekçesi şu. Toplumda burjuvazi nüfusun çok az kısmını temsil eder Ama işçi sınıfı nüfusun çok büyük kısmıdır. Sosyalizmde demokrasi nüfusun büyük kısmını içine aldığı için daha geniş topluluğun ilgi alanıdır.
Soyalizm de devlet sadece bürokrasiden ibaret değildir geniş bir sivil toplum örgütleri devleti denetim altında tutar. Zaten devletin sönümlenmesini de bu sivil toplum örgütlerinin daha geniş yetkilendirilmesi gerçekleştirir.
Proleterya sadece mülksüzleştiren sınıflara örgütlenme yasağı koyar, bunun dışında kalan sınıflar kendilerini temsil eden örgütler kurar.
Ne yazıkki bu teoriler reel sosyalim de görülmedi Lenin döneminde kısmende olsa vardı ama Lenin sonrası yok edildi
İşte bu eleştirileri ve sorgulamaları bunu için yapmaktayız.
Nero- Proletarya kendi sınıf iktidarını sürdürebilmek için farklı sınıfların politik örgütlenmelerini yasaklama gereği duyuyorsa bu sadece zayıflık işaretidir. Burjuvazi artık bu gereği duymuyor. Bizde bile KP legal. Şiddete ve illegaliteye bulaşmamış her örgüte düzen tahammül edebiliyor.
Bu soruları sormakta çok haklısın bizde aynı soruları soruyoruz. Halbuki bu sorular bu gün hiç sorulmamalı idi.
Demokrasi ile ilgili akıldan çıkarılmaması gereken bir husus var. Demokrasi çoğunluğun iradesini esas alan bir rejimdir, doğru; ama azınlığın da haklarını, özgürlüklerini güvence altına alan bir rejimdir. Çoğunluğun iradesini önemsemeliyiz, ama azınlığın haklarını da ihmal etmeden.
Sosyalizm kollektivizmi öne çıkaran ideolojilerden olduğu için azınlığın durumu pek önemsenmeyebiliyordu. Pratikte çoğunluğun iradesi de önemsenmedi bir süre sonra. Ama azınlık hiç önemsenmedi.
Bu da onun burjuva demokrasilerinden ileride olmasını engelleyen faktörlerden biri.
Bir sosyalist olarak bunları görüyor ve söylüyorum.
Soyalizmde demokrasi sırf çoğunluk haklarını korumaz azınlık haklarınıda korur. Sosyalizm milliyetçi toplumun örgütlenmesi değildir Bir sınıf iktidarının toplum iktidarına doğru ilerlemesini örgütler..
Bu konuda Stalinden çok güzel iki çıkış vardır ama ne yazık ki ikisi de sadece sözde kalmıştır.
1.1933 te. Sovyetler birliğinde burjuva bitti devlet halkın devleti konumuna yükseldi.
2.1936 da. Komünist partisi devletten yavaş yavaş çekilmeli
Bu iki görüşte çok doğru teori ama çok erken ve zamansız bir söylemdir ve onun için de hiç uygulanmamış bir teori olarak kalmıştır.
Evet sosyalist olarak çok eksikler ve yanlışlar görmekteyiz işte eleştirilerimiz de bunu içindir.Biz bu yanlışları göremez ve cesurca bunu söyleyemezsek düşmanlarımız bu yanlış hataları bize karşı kullanır.
Bazı arkadaşlar bu hataları söylediğimiz için bizi düşman belliyor ama yanılıyorlar. Kutsal yoktur sosyalizmde kutsallaştırmaya karşıdır.
Doğruyu savunacağız yanlışı da cesaretle söyleyeceğiz.
Saint-Just
06-06-2017, 15:31
Marksist sosyalizmde en iyi burjuva demokrasisinden daha çok demokrasi olmasını sağlayan teorik bir katkı pek yok. Aksine marksist sosyalizm, pratikte baskıcı bir karaktere bürünmesini kolaylaştıracak teorik bazı özelliklere sahip.
Mesela proletarya diktatörlüğü kavramı. Aslında keşke Marks bu kavramı daha iyi açıklayıp, gelecekte öngörülebilir tehlikelere karşı insanları uyarabilseymiş. Mesela bu kavramın tek partili, tek düşünceli bir devlet demek olmadığını söyleseymiş.
Proletarya kendi sınıf iktidarını sürdürebilmek için farklı sınıfların politik örgütlenmelerini yasaklama gereği duyuyorsa bu sadece zayıflık işaretidir. Burjuvazi artık bu gereği duymuyor. Bizde bile KP legal. Şiddete ve illegaliteye bulaşmamış her örgüte düzen tahammül edebiliyor. Ama eski sosyalist ülkeler edemediler. Bunu da proletaryanın zayıflığına ve binlerce yıllık aldatılmışlığının etkilerine bağlayarak açıkladılar.
Bana kalırsa ''marksist sosyalizm''den veya onun kusurlarından bahsedip de ''ben sosyalistim'' demek asıl zayıflık işareti. sosyalizm'i yetkin bir toplumsal düzenin düşşel seması yerine, diyalektik materyalizme dayanarak ayakları yerde bir toplumsal ilerleme teorisine, başka bir deyişle ütopya olmaktan çıkarıp bir bilim haline getiren kişidir karl marx. o yüzden biz marksizm'e aynı zamanda ''bilimsel sosyalizm'' diyoruz. marx'ı redderek sosyalist veya komünist olmaya çalışan kişi ancak kendi inancı ve küçük dünyası içinde bunu yapmaya çalışıyordur.
Biz burjuvazi ve proletarya'nın iki ana sınıf olduğunu biliyoruz. bir işçi sınıfı devrimi döneminde, burjuvazi ve onun müttefiki olan yan sınıfların politik örgütlenmelerinin üzerinde baskı kurulması, yok edilmesi veya yasaklanması bir zayıflık değil, sınıf mücadelesinin en doğal sonucudur. bunun aksi halinde paris komünü örneğinde de görüleceği üzere burjuvazinin karşı-devrimi yle sonuçlanan ve işçi sınıfı ile komünistlere yönelik bir katliamdan başka bir şey görmezsiniz.
Bütün bu ''baskı'', ''tek parti'' veya ''tek düşünce'' gibi söylemler devleti metafizik ve liberal bir biçimde okumaktan ve sınıf niteliğini anlamamaktan kaynaklanıyor. burjuvazi gerçekten baskıya artık gerek duymuyormu? olağan dönemlerde bir dereceye kadar serbestiye taviz verdikleri (daha doğrusu zorunda oldukları) doğrudur. ancak, işçi sınıfının bilincinin arttığı, sosyalist mücadelenin ve siyasetin iyice güç kazanmaya başladığı ve sınıf mücadelesinin giderek daha keskin bir hal aldığı bizim ''devrimci durum'' dediğimiz bunalım dönemlerinde, işte o zaman burjuvazi gerçek yüzünü gösterir ve genellikle yüksek ve iğrenç bir faşizm ile sonuçlanır. sayısız örneği vardır bunun. bizim ülkemizde meclise 2-3 tane sosyalist milletvekilinin girmesine bile tehlike gözüyle baktılar. (yüzde 10 barajı bu yüzden var zaten)
(Şu çok masum olarak gösterilmeye çalışılan romanov hanedanı'nın nasıl elinin kanlı olduğundan bir başlayarak)
Nazi Almanya'sına veya 80 darbesine bir bakın. zamanında abd'de komünistlere yapılan takip ve baskı siyasetine ve bugün kuzey kore'den çok daha ''özgürlükçü'' ve ''demokratik'' olarak gösterilen güney kore'de komünistlere yönelik yapılan yasaklamalara ve katliamlara bir bakın. gidin endonezya'daki komünistlerin nasıl bir akibeti olduğunu görün... dünya üzerinde işçi sınıfına, sosyalist ve komünist siyasete yapılan baskı ve katliam örneklerinden vermeye detaylı bir şekilde devam etsem buraya sayfalar yetmez. sadece soğuk savaş dönemini inceleseniz bile korkunç sonuçlarla karşılarşırsınız.
artık sovyetler birliği yok. kapitalizm ve emperyalizm karşısında artık onu korkutan ve onu bitirebilecek bir güç görmüyor. zaferlerini ilan ettiler. neden artık gerçekten serbest ve rahat davranmasınlarki? ama dediğim gibi bunlar sadece şimdilik ''olağan'' dönemler olduğu için böyle. bu olağan dönemlerden yavaş yavaş da olsa başka bir duruma geçiş başladığı zaman ''sonra''sını tahmin etmek, tarihi ve diyalektiği iyi okuyanlar için zor bir iş değildir. tam da bu yüzden komünistler, kapitalizm'den sosyalizm'e doğru geçişin barışçıl veya demokratik bir biçimde olmasını herkesten fazla istemelerine rağmen, bunun mümkün olamayacağını biliyorlar.
Bana kalırsa ''marksist sosyalizm''den veya onun kusurlarından bahsedip de ''ben sosyalistim'' demek asıl zayıflık işareti. sosyalizm'i yetkin bir toplumsal düzenin düşşel seması yerine, diyalektik materyalizme dayanarak ayakları yerde bir toplumsal ilerleme teorisine, başka bir deyişle ütopya olmaktan çıkarıp bir bilim haline getiren kişidir karl marx. o yüzden biz marksizm'e aynı zamanda ''bilimsel sosyalizm'' diyoruz. marx'ı redderek sosyalist veya komünist olmaya çalışan kişi ancak kendi inancı ve küçük dünyası içinde bunu yapmaya çalışıyordur.
Ben Marks'ı reddetmiyorum ki. Aksine, onun bilimsel sosyalizmi kuran kişi olarak önemini elbette kabul ediyorum. Ama Marks'ın teorisindeki bazı kısımları eleştirmek neden onu reddetmek olsun ki?
Marks şimdi yaşasaydı sence teorisini aynen devam ettirir miydi yoksa hatalı bulacağı bazı kısımlarını yeniden düzenler miydi?
Bilimsel olduğunu söylediğiniz bir teorinin tamamıyla doğru ve kesin olmasını ve hiç değişmeden kalmasını nasıl bekliyorsunuz ki?
Saint-Just
06-06-2017, 15:55
Böyle düşünenlerin Lenin i de anladığını sanmıyorum Bu tür kişiler ancak Lenin ismini kullanarak kendi şoven duygularını tatmin etmeye çalışır.
Eğer Lenin okunmadan Marks anlaşılaşılmayacaksa o zaman Lenin de R.Lüxenburg da Marks ı anlamamışdı.
Marks değer teorisini bulup ortaya çıkardı sermeye birikimi ve sömürü Marks ın bu buluşu ile meydana çıktı. Marksın bu buluşu ile en alttaki sınıf işçi sınıfının siyasal savaşı gündeme geldi.
Bazı teoriler ona uygun şartlarda hayat bulur Rusya ve Çin gibi fedolizimden kurtulamamış ülkeler için o toplumlara has teori ve siyaset gerekir İşte bunu Lenin ve Mao o şartları değerlendirerek hayata geçirmştir.
Bazı insanlar Stalin e aşık olabilir bu aşk kişiye özeldir aynı aşkı herkes yaşayacak diye bir şey yoktur.
Bize düşün bu aşka engel olmamaktır.
günümüz dünyasında lenin okunmadan, daha doğrusu leninist olunmadan veya lenin aşılamadan marksist olmaya çalışmanın sadece absürt bir mesele olduğunu anlatmaya çalışıyordum. ben marx'ın karşısına lenin'i koymaya çalışmıyorum. o yüzden bana marx'ın keşiflerinden bahsetmen anlamsız.
eleştiri ve özeleştiri bizim devrimci silahımızdır. ancak bana kalırsa senin sözde eleştirilerinin çoğu kapitalist basının dezanformasyonlarına dayanıyor. metafizik, revizyonist ve liberal etkiler taşıyor.
leninizm'in rusya'ya özgü olduğundan bahsediyorsun mesela. yada o dönem rusya'sının tamamen feodal bir ülke olduğunu sanıyorsun. devrim olması için işçi sınıfının illaki de çoğunluk olması gerektiğini düşünüyorsun. halbuki bu eski tip bir menşevik sanrısı. diyalektiği iyi okuyan insanlar sayıca az bile olsa, ilerici sınıfın git gide güçlendiğini ve her durumda bir devrim yapıp, kendi sınıf iktidarını kurabileceğini bilirler. bolşevikler o dönemde bunu iyi okuduğu için devrimi başarabildiler.
Biz burjuvazi ve proletarya'nın iki ana sınıf olduğunu biliyoruz. bir işçi sınıfı devrimi döneminde, burjuvazi ve onun müttefiki olan yan sınıfların politik örgütlenmelerinin üzerinde baskı kurulması, yok edilmesi veya yasaklanması bir zayıflık değil, sınıf mücadelesinin en doğal sonucudur. bunun aksi halinde paris komünü örneğinde de görüleceği üzere burjuvazinin karşı-devrimi yle sonuçlanan ve işçi sınıfı ile komünistlere yönelik bir katliamdan başka bir şey görmezsiniz.
Bütün bu ''baskı'', ''tek parti'' veya ''tek düşünce'' gibi söylemler devleti metafizik ve liberal bir biçimde okumaktan ve sınıf niteliğini anlamamaktan kaynaklanıyor. burjuvazi gerçekten baskıya artık gerek duymuyormu? olağan dönemlerde bir dereceye kadar serbestiye taviz verdikleri (daha doğrusu zorunda oldukları) doğrudur. ancak, işçi sınıfının bilincinin arttığı, sosyalist mücadelenin ve siyasetin iyice güç kazanmaya başladığı ve sınıf mücadelesinin giderek daha keskin bir hal aldığı bizim ''devrimci durum'' dediğimiz bunalım dönemlerinde, işte o zaman burjuvazi gerçek yüzünü gösterir ve genellikle yüksek ve iğrenç bir faşizm ile sonuçlanır. sayısız örneği vardır bunun. bizim ülkemizde meclise 2-3 tane sosyalist milletvekilinin girmesine bile tehlike gözüyle baktılar. (yüzde 10 barajı bu yüzden var zaten)
(Şu çok masum olarak gösterilmeye çalışılan romanov hanedanı'nın nasıl elinin kanlı olduğundan bir başlayarak)
Nazi Almanya'sına veya 80 darbesine bir bakın. zamanında abd'de komünistlere yapılan takip ve baskı siyasetine ve bugün kuzey kore'den çok daha ''özgürlükçü'' ve ''demokratik'' olarak gösterilen güney kore'de komünistlere yönelik yapılan yasaklamalara ve katliamlara bir bakın. gidin endonezya'daki komünistlerin nasıl bir akibeti olduğunu görün... dünya üzerinde işçi sınıfına, sosyalist ve komünist siyasete yapılan baskı ve katliam örneklerinden vermeye detaylı bir şekilde devam etsem buraya sayfalar yetmez. sadece soğuk savaş dönemini inceleseniz bile korkunç sonuçlarla karşılarşırsınız.
Bence burjuvazi senin örgütlenmelerini yasaklamıyorsa senin de bırjuvazinin örgütlenmelerini yasaklamaman gerekir. İdeolojik ve politik mücadele haklılık, meşruiyet ve kitleleri kazanma üzerinde verilmeli ve kazanılmalıdır.
SSCB tek partiliydi de ne oldu? Çift dinli, gizli anti komünist insanlar yetiştirdi. İlk çözülmede derhal gemiyi terk ettiler. Oysa işsizlik yoktu, temel ihtiyaçlar çok ucuzdu, sıkıcı ve lüksden uzak ama rahat bir hayatları vardı.
Neden Kuzey Kore'yi Güney'le ve Endonezya'yla kıyaslıyorsun? Sosyalizm en ileri burjuva demokrasisinden daha ileride değil mi? O halde neden en geri burjuva diktatörlükleriyle kıyaslıyorsun?
Çar ailesinin katline değinildiğinde neden çarın masum olmadığını söyleme gereği duyuyorsun? 3 yaşındaki çocuğu da mı masum değildi?
gungormez
06-06-2017, 19:20
Proleterya için demokrasi, burjuvazinin mülksüzleşmesi,ve herşeyden önemlisi güçlü bir üretim ve farkındalık kazanmış toplum(örgütlü-bilinçli) ve emperyalist sisteme karşı güvenlik Sosyalizmin görevi bunlar.
Bunların biri eksik olmayacak,işimiz gerçeklere göre yol tutmak.
Hayale kapılmadan.
Bunlar için güçlü devlet gereklilik.
Başıbozuk,hoşgörü sınırsızlığı ütopyadır.
Bir dönem sıkı bir toplum şart.
Proleterya için demokrasi, burjuvazinin mülksüzleşmesi,ve herşeyden önemlisi güçlü bir üretim ve farkındalık kazanmış toplum(örgütlü-bilinçli) ve emperyalist sisteme karşı güvenlik Sosyalizmin görevi bunlar.
Bunların biri eksik olmayacak,işimiz gerçeklere göre yol tutmak.
Hayale kapılmadan.
Bunlar için güçlü devlet gereklilik.
Başıbozuk,hoşgörü sınırsızlığı ütopyadır.
Bir dönem sıkı bir toplum şart.
Evet, sıkı toplumun şart olduğu dönemler olur, bu normaldir. Mesela genç SSCB emperyalist kamp tarafından dört tarafı kuşatılmışken sıkı toplumu kimse yadırgamadı, sorgulamadı.
Hitler faşizmine karşı direnirken de öyle. Elbette sıkılık olacaktı, kolay kazanılmayan bir zafer karşı devrim güçlerine kolayca teslim edilemezdi.
Ama kurulup başardıktan sonra bile bu sıkılığı, bu tek tipliği, tek partililiği kabul ettirmek zor olur. İnsanları tek partiyle yönetmeyi düşünmek, farklı eğilimleri bile karşı devrimcilikle suçlamak, bu nedenle pek çok önemli komünisti bile ölümle ortadan kaldırmak açıklanabilir şeyler değil.
Stalin'in bu tavrının proletaryanın çıkarlarıyla hiç bir ilgisi yoktu. Tıpkı şimdi Kuzey Kore liderinin yaptıklarının Kore halkının çıkarlarıyla ilgisi olmaması gibi.
Kendi diktatöryal icraatlarını sol adına kabul ettirmeye kalkmanın solculukla ilgisi yok.
günümüz dünyasında lenin okunmadan, daha doğrusu leninist olunmadan veya lenin aşılamadan marksist olmaya çalışmanın sadece absürt bir mesele olduğunu anlatmaya çalışıyordum. ben marx'ın karşısına lenin'i koymaya çalışmıyorum. o yüzden bana marx'ın keşiflerinden bahsetmen anlamsız.
eleştiri ve özeleştiri bizim devrimci silahımızdır. ancak bana kalırsa senin sözde eleştirilerinin çoğu kapitalist basının dezanformasyonlarına dayanıyor. metafizik, revizyonist ve liberal etkiler taşıyor.
leninizm'in rusya'ya özgü olduğundan bahsediyorsun mesela. yada o dönem rusya'sının tamamen feodal bir ülke olduğunu sanıyorsun. devrim olması için işçi sınıfının illaki de çoğunluk olması gerektiğini düşünüyorsun. halbuki bu eski tip bir menşevik sanrısı. diyalektiği iyi okuyan insanlar sayıca az bile olsa, ilerici sınıfın git gide güçlendiğini ve her durumda bir devrim yapıp, kendi sınıf iktidarını kurabileceğini bilirler. bolşevikler o dönemde bunu iyi okuduğu için devrimi başarabildiler.
Sn finneas.
Lenin e Niçin blanguist (Biz blankist deriz)derler bilirmisin. Lenin kendisi için ısrarla Marksist olduğunu söylemesine rahmen karşıtları ısrarla Blanguist demiştir. Bunu sebebi nedir sence.
Eleştiri öz eleştiri insanlık tarihi boyunca hep vardı bunu devrimci örgütler yaratmadı.
Benim Reel sosyalizm i ve Stalin eleştirisi Liberal ve benzerleri ile hiç alakası yok Bu eleştiriyi yapamayacak kadar korkak ve bilgisiz olanlar bu kılıfı uyduruyor sadece.
Bu eleştiriyi yapamayanlar bu gün reel sosyalizm niçin yıkıldı sorusuna da cevap veremiyor.
Bence burjuvazi senin örgütlenmelerini yasaklamıyorsa senin de bırjuvazinin örgütlenmelerini yasaklamaman gerekir. İdeolojik ve politik mücadele haklılık, meşruiyet ve kitleleri kazanma üzerinde verilmeli ve kazanılmalıdır.
SSCB tek partiliydi de ne oldu? Çift dinli, gizli anti komünist insanlar yetiştirdi. İlk çözülmede derhal gemiyi terk ettiler. Oysa işsizlik yoktu, temel ihtiyaçlar çok ucuzdu, sıkıcı ve lüksden uzak ama rahat bir hayatları vardı.
Neden Kuzey Kore'yi Güney'le ve Endonezya'yla kıyaslıyorsun? Sosyalizm en ileri burjuva demokrasisinden daha ileride değil mi? O halde neden en geri burjuva diktatörlükleriyle kıyaslıyorsun?
Çar ailesinin katline değinildiğinde neden çarın masum olmadığını söyleme gereği duyuyorsun? 3 yaşındaki çocuğu da mı masum değildi?
Bence söylediklerinde ve eleştirilerinde çok haklısın. Ama bu eleştirilere verecek cevabı olmayanlar ortalıkta komünistim diye geçinen çok insan var.
İşte bu eleştirilere verecek cevabı olmayanlar kendilerini Marksist-Leninist diye tanımlayıp. Tıpkı ortadoks hiristiyanlar gibi muhafazakar kalıyorlar.
Soru çok güzel Niçin burjuva rejiminde komünist partisi yasal da komünist rejimde burjuva partisi yasak.
Buna cevabı olan komünist var mı. Yoksa soru bana mı.
Bence söylediklerinde ve eleştirilerinde çok haklısın. Ama bu eleştirilere verecek cevabı olmayanlar ortalıkta komünistim diye geçinen çok insan var.
İşte bu eleştirilere verecek cevabı olmayanlar kendilerini Marksist-Leninist diye tanımlayıp. Tıpkı ortadoks hiristiyanlar gibi muhafazakar kalıyorlar.
Soru çok güzel Niçin burjuva rejiminde komünist partisi yasal da komünist rejimde burjuva partisi yasak.
Buna cevabı olan komünist var mı. Yoksa soru bana mı.
Hayır, özel olarak sana değil, aslında hepimize.
Madem sosyalizm en ileri burjuva demokrasisinden daha ileri, o halde neden en sıradan burjuva demokrasilerinde bile artık komünist parti serbetiyeti varken, başka partilerin varlığına izin vermiyor?
Üstelik burjuva partisi deyip kendisi dışında hiç bir partiye, sol, sosyalist partiye bile serbestlik tanımıyor. Hemen oportünist, revizyonist, karşı devrimci, vb deyip yasaklama yoluna gidiyor.
Ben bir çok komünistle aynı düşünmeyenlerdenim .Bana göre Sosyalizmde burjuva partileri olmalı bunu bir çok yerde savundum ne yazıkki anlayan hatta niçin diyen bile olmadı.
Dünyanın bir çok ülkesindeki komünistlerde Stalin etkisi çok fazla bu etki onlara Marks ı Engels i unutturmuş Bana göre sosyalizm sistem olarak tam oturduğunda İşçi sınıfı devleti denetlediğinde Burjuvazi tehdit olmaktan çıkar kuracağı partide çok etkin taraftar bulamaz.
Ayrıca işçi sınıfının entelektüel ve sosyal gelişimi burjuva gibi bir rakibin karşısında kedinin fare ile oynaması gibi oynar.
Ama buna cesaret edecek komünistler ve işçiler lazımdır. Yasaklarla yönetmek kolaydır ama tehlikeleri de büyüktür çünkü illegel örgütlenme olasılıkları vardır.
Bir söz vardır dostunu kendine yakın tutacaksın düşmanını daha da yakın denir.
Bu tür yasakçı anlayışlar komünist partilerine kadar sirayet etmiştir biri farklı düşündüğünde hemen aforoz edilir böyle olduğunda hatayı kusuru kimse korkusundan dolayı söyleyemez.
Ben bu konuda çok tartıştım ama gelenek hiç bozulmuyor.
Bir çok komünist partisinde yalnız siyah ve beyaz vardır farklı renklere tahammül yoktur.
Ama sosyalist sistem yıkıldıktan sonra bazı değişiklikler oldu birde teknoloji bir çok muhafazakar kültürü yok etti.
Hala muhafazakar olanlar var tabii ama taraftar bulmakta zorluk çekildiği de görülmekte.
Bu muhafazakar düşünceler geçmişte sol arasında kavgalara sebep olmuş yüzlerce can kayıpları yaşanmıştır
Ne yazık ki komünistler küçük düşünüyor halbuki işçi sınıfının vatanı bütün dünya demiştir. Marks Engels.
Bu konu daha derin tartışmalara açıktır.
Bir fikri ve onun örgütlenme hakkını yasaklarsanız, ona meşruiyet kazandırmış olursunuz.
O fikir başkalarına karşı açık nefret, hakaret, vb suçlar içeriyorsa o zaman tamam. Onu yasaklamakla meşruiyet kazandırmazsınız.
Ama onun dışında hiç bir fikre yasak, engel, kısıtlama vb getirmemek gerekir.
Fikre karşı fikirle mücadele edilmeli. Burjuvazinin fikri de olsa...
Bir fikri ve onun örgütlenme hakkını yasaklarsanız, ona meşruiyet kazandırmış olursunuz.
Fikre karşı fikirle mücadele edilmeli. Burjuvazinin fikri de olsa...
Devlet varsa kanunlar vardır kanunlar varsa yasaklar da vardır. Ama neyin yasak neyin hoş görülü olacağını zaman ve tarih belirler.
Sovyetler Birliğinde 1933 te Stalin tarafından çıkarılan bir yasaya göre Burjuva bitmiştir Devlet işçi sınıfının devleti değil halkın devletine yükselmiştir denir.
İşte soru Madem burjuva bitti niçin burjuvadan korkuluyor Niçin örgütlenme hakkı tanınmıyor.
Tanınsın katılımsız olduğundan bitsin.
Bu durumda 1933 te ya burjuva bitmedi halka yalan söylediler ya bitti halktan korktular.
İşte sorun yöneticilerin halka güvenmemesi ve korkmasıdır. Halktan korkan bir yönetim zor kullanır özgürlükleri yasaklar. Yasaklardan da demokrasi çıkmaz.
Bu gün hala o rejimi ve Stalin ,i savunanlarda o zihniyette insanlar yasakçı, zorba. Komünistlerin bile rahat eleştiremediği özgürce düşüncelerini anlatamadığı bir sistemde halka ne kadar demokrasi istemeye kalkabilir.
İnsan bu kadar emeğin ve verilen canların böyle yok olup gitmesine üzülüyor. Ama istenilende bu değildi.
Evet, istenilen bu değildi. Ama uygulamalar ortaya baskıcı, despotik, diktatöryal rejimler çıkardı. İşçiye, halka rağmen işçi ve halk iktidarları kuruldu. Tabii kağıt gibi de yıkıldı bunlar. Savunan işçi ve halk çıkmadı doğru düzgün.
SSCB yine neyse de, Çin, Kamboçya, Kuzey Kore gibi örnekleri çok daha traji-komikti. Ne saçmalıklar yaşandı oralarda!
şaka yapmıyorsanız çok naif olmalısınız.
devrim nedir.
dar anlamda üretim araçlarını üzerindeki iktidarın, geniş anlamda tüm iktidar biçimlerinin ortadan kalkması ise;
devrimden sonra proleteryadan da burjuvadan da bahsedilebilirmi ki burjuva partilerinden bahsedilebilsin.
proleterya emeğini (işgücü anlamında) faktör piyasasında satan ve aldığı ücretten başka hiçbirşeye sahip olmayan demektir.
burjuva ise üretim araçları üzerindeki mülkiyeti üzerinden faktör piyasında arz edilen işgücünü satın alıp üretim süreci sonunda artı değeri çalan sınıf olduğuna göre
devrim ise bu mekanizmanın dayanağı olan mülkiyeti kaldırdığına göre
devrimden sonra hangi sınıflardan bahsedilenebilir ki partilerinden bahsedilebiliniyor.
kavramları netleştirin.
hangi fikrin yasaklanmasına karşısınız.
melik ve malikin olmadığı bir toplumsal örgütlenme biçimi olan sovyette burjuva olmadığına göre
burjuvazinin fikri hangi tabanda kim eliyle temsil isteyecektir.
şaka yapmıyorsanız çok naif olmalısınız.
devrim nedir.
dar anlamda üretim araçlarını üzerindeki iktidarın, geniş anlamda tüm iktidar biçimlerinin ortadan kalkması ise;
devrimden sonra proleteryadan da burjuvadan da bahsedilebilirmi ki burjuva partilerinden bahsedilebilsin.
proleterya emeğini (işgücü anlamında) faktör piyasasında satan ve aldığı ücretten başka hiçbirşeye sahip olmayan demektir.
burjuva ise üretim araçları üzerindeki mülkiyeti üzerinden faktör piyasında arz edilen işgücünü satın alıp üretim süreci sonunda artı değeri çalan sınıf olduğuna göre
devrim ise bu mekanizmanın dayanağı olan mülkiyeti kaldırdığına göre
devrimden sonra hangi sınıflardan bahsedilenebilir ki partilerinden bahsedilebiliniyor.
kavramları netleştirin.
hangi fikrin yasaklanmasına karşısınız.
melik ve malikin olmadığı bir toplumsal örgütlenme biçimi olan sovyette burjuva olmadığına göre
burjuvazinin fikri hangi tabanda kim eliyle temsil isteyecektir.
Bir kere pratikte sosyalist ülkelerde şu süreç yaşandı: komünist partisi (veya iktidardaki çeşitli adlar altındaki sosyalist parti veya "halk partisi") dışındaki bütün partiler eninde sonunda yasaklandı. Gerekçe olarak da bunların "burjuva", "küçük burjuva", "karşı devrimci" vb olduğu söylendi. Yani "madem burjuvazi yok, partisi de olamaz" denmedi.
Devrimden sonra proleteryanın hemen kalkacağı savunulmuyor. Sosyalist sistem de sonuç olarak bir meta üretimi sistemidir. O nedenle proleterya yine vardır. Ama artı değerine "işçi devleti" el koyar. Tabii teori böyle söylüyor.
Proleteryanın ortadan kalkışı ancak sınıfsız toplumda olacak deniliyor.
devrim, iktidarın el değiştererek devamı ve devlet denilen örgütlenmenin yeniden üretimi olabilirmi de işçi devleti diye birşeyden bahsedebiliyorsunuz.
devrim iktidarın ele geçirilmesi değil, yokedilmesidir.
anlattığınız sosyalizm, komunizmin gerçek düşmanıdır.
pratikteki sözde sosyalist ülkelerde yaşananlar üzerinden ne komunizm eleştirisi ne de özeleştiri yapma gereğimiz ne diye olsun.
devletin yokedilmesi konseyler eliyle olur. ancak bu durumda devrim diye bir şeyden bahs açılabilir.
dolayısıyla devrimden sonra proleteryanın devamından bahsetmek hayatta karşılığı olmayan boş bir soyutlamadan farksızdır.
iktidar sovyetlere sloganı,
iktidarın devamına değil yokedilmesine atıf yapar.
Saint-Just
09-06-2017, 14:14
ben mi anlatamıyorum yoksa siz mi anlamak istemiyorsunuz cidden bilmiyorum.
bak diyorumki burjuvazinin (işçi sınıfının geçmişten beri gelen mücadelesi sayesinde) bir dereceye kadar vermek zorunda kaldığı bu serbestiyet yalnızca bir devrim tehditi görmedikleri için var ve hala tek tük devam ediyor. herhangi bir devrim tehlikesi hissettikleri zaman her şey ters yüz olur. bazen öyle bir noktaya ulaşır ki, nazi almanyasında ki gibi yüksek bir faşizm ile sonuçlanır. bu yüzden biz faşizm'e ''burjuvazinin en terörcü diktatörlüğü'' diyoruz.
yani burjuva demokrasisinin (veya liberal demokrasilerin) çok partili bir yapısı olması, onun çok ''özgürlükçü'' veya ''rekabetçi'' bir yapısı olduğuna yada demokrasi anlayışlarının en iyisi olduğu anlamına gelmiyor. bize göre bunlar tamamıyla safsata. bir gizleme taktiği. ne tür bir seçim olursa kazanan daima sermayedir. bütün medya, bütün maddi olanaklar, bütün bir devlet yönetimi sermayenin ve onların sınıf çıkarlarını savunan sistem partilerinin elinde olduğu sürecede öyle olacak. bu yüzden biz ''demokrasi'' denilince mutlaka ''hangi sınıf için?'' diye sorarız. bu yüzden onların rahat zamanlarında şu yada bu komünist partiye izin vermesi yalnızca sembolik bir zorunluluk olarak kaliyor.
başkalarını sömürmek ne zamandan beri bir hak olduki biz bu ''fikre'' karşı bir yasaklama getirmeyelim?
biz ''devrim''den bahsediyoruz. ''devrim'' denilince de bir sınıf iktidarından diğerine geçişte eski egemen sınıf üzerinde zorunlu bir baskı dönemininden söz ediyoruz.
yalnızca devletin sınıf niteliği hakkında hiç bir fikri olmayanlar ''niçin komünist rejimde burjuva partisi yasak?'' türü sorular sorabilir. henüz bu düzeyde olan sosyalistler ''grundrisse'' gibi kitaplardan değil, huberman kitaplarından başlamalı..
http://kutuphane.halkcephesi.net/Leo%20Huberman/bb%20devlet.htm
Saint-Just
09-06-2017, 14:51
Sn finneas.
Lenin e Niçin blanguist (Biz blankist deriz)derler bilirmisin. Lenin kendisi için ısrarla Marksist olduğunu söylemesine rahmen karşıtları ısrarla Blanguist demiştir. Bunu sebebi nedir sence.
Eleştiri öz eleştiri insanlık tarihi boyunca hep vardı bunu devrimci örgütler yaratmadı.
Benim Reel sosyalizm i ve Stalin eleştirisi Liberal ve benzerleri ile hiç alakası yok Bu eleştiriyi yapamayacak kadar korkak ve bilgisiz olanlar bu kılıfı uyduruyor sadece.
Bu eleştiriyi yapamayanlar bu gün reel sosyalizm niçin yıkıldı sorusuna da cevap veremiyor.
ben lenin'in jakobenizm'den oldukça fazla etkilendiğini düşünüyorum sadece. jakobenlerin partisi ile leninist parti arasında, ya da fransız devrimi ile ekim devrimi arasında çok benzerlik görürsünüz. peki sence blankizm ile jakobenizm'in farkı nedir?
eleştiri ve özeleleştiriyi devrimci partiler yarattı demiyorum. bu yöntem diyalektik bir bütün olduğu için bütün komünist partilerin ya da komünistlerin bunu benimsediğini söylüyorum.
stalin'inde eleştirilecek yanları var. reel sosyalizm'inde eleştirilecek yanları var. dünya komünistlerinin de eleştirilecek yanları var.
bende ''stalin despotu şunu öldürdü bunu öldürdü'' ''sosyalizm'de neden burjuva partileri yasak?'' türü benzeri ''eleştirilerin'' liberal etkiler taşıdığını ve metafizik olduğunu söylüyorum o kadar.
sürekli marx ve engels'in ''işçi sınıfının vatanı yoktur'' dediğini söylüyorsun mesela. evet manifestonun sonunda bunu söylüyorlar. ''vatanı ortadan kaldırmak ile suçlanıyoruz. işçi sınıfının vatanı yoktur. sahip olmadıkları bir şey alamayız onlardan'' diye devam ediyordu yanılmıyorsam. ancak burda anlatılmak istenen işçi sınıfının, yaşadıkları ülkede hiç bir şeye sahip olmadıklarından dolayı onlar için bir ''vatan'' dan söz edilemeyeceği. işçi sınıfının vatanı olamaz demiyor. ancak sosyalizm'in olduğu bir ülkede, oradaki işçiler için gerçek bir vatandan bahsedilebilir demek istiyor.
devrim, iktidarın el değiştererek devamı ve devlet denilen örgütlenmenin yeniden üretimi olabilirmi de işçi devleti diye birşeyden bahsedebiliyorsunuz.
devrim iktidarın ele geçirilmesi değil, yokedilmesidir.
anlattığınız sosyalizm, komunizmin gerçek düşmanıdır.
pratikteki sözde sosyalist ülkelerde yaşananlar üzerinden ne komunizm eleştirisi ne de özeleştiri yapma gereğimiz ne diye olsun.
devletin yokedilmesi konseyler eliyle olur. ancak bu durumda devrim diye bir şeyden bahs açılabilir.
dolayısıyla devrimden sonra proleteryanın devamından bahsetmek hayatta karşılığı olmayan boş bir soyutlamadan farksızdır.
iktidar sovyetlere sloganı,
iktidarın devamına değil yokedilmesine atıf yapar.
Dediklerini anlıyorum ve bazı kısımları hariç itiraz etmiyorum. Ama bu konu reel sosyalizmin ve Stalin'in eleştirisine dönmüş. O nedenle ondan söz ediyoruz.
Reel sosyalizm politik iktidarın ele geçirilmesi ve ekonomik sistemin değiştirilmeye başlanması olarak ele alınıyor burada. Yani önce politik, sonra ekonomik devrime yönelme.
Ama ekonomik devrime yönelme de kapitalist sistemden üretim ilişkisi anlamında çok da kopamaması yüzünden zaaflı. O da meta üretimini esas alıyor. Devletin temel ihtiyaç maddelerini çok ucuza karşılaması dışında kapitalist emek-değer yasası geçerli.
Komünizm ise marksizmde pek tanımlanmamış. Belirsiz tanımlarla bırakılmış.
İktidarın yok edilmesi komünizme ait bir olgu. Ama bu nasıl olacak? Senin benim istememizden öte nasıl maddî zemini olan bir olgu hâline gelecek? Bu önemli...
Mesela konseyler... Sovyetlerin içini ilk boşaltan, bolşevik yönetim olmuş. Önce seçim sonuçlarını tanımayarak, sonra tamamen kendine bağlayarak, adı kalmış, kendi gitmiş.
Öte yandan sondan bir önceki paragrafın... İktidarı hemen yok edecek bir devrimi yapabilsen bile, bir sınıf olarak proleteryayı hemen ortadan kaldıracak ekonomik dönüşümü nasıl yapacaksın? Sovyetler'in ilk yıllarında yaşanan büyük açlığı, kıtlığı hatırla. Sonra mecburen NEP'e dönüşü hatırla. Stalin'in Sovyet işçisini çalışmaya teşvik edebilmek için azalan ücret makasını mecburen açmasını hatırla.
Kalkınma olmasın demek kolay. Çöküşe nasıl karşı koyacaksın? Açlığı nasıl engelleyeceksin? Sistem o kadar yerleşmiş çünkü. Konseylerin kararları uygulanamaz olduğunda ne yapacaksın? Mecburen yine eski sisteme tavizler başlayacak.
Marks o konuda haklı; proleterya ancak maddî zemini ortadan kaldırıldığında ortadan kalkar.
ben mi anlatamıyorum yoksa siz mi anlamak istemiyorsunuz cidden bilmiyorum.
bak diyorumki burjuvazinin (işçi sınıfının geçmişten beri gelen mücadelesi sayesinde) bir dereceye kadar vermek zorunda kaldığı bu serbestiyet yalnızca bir devrim tehditi görmedikleri için var ve hala tek tük devam ediyor. herhangi bir devrim tehlikesi hissettikleri zaman her şey ters yüz olur. bazen öyle bir noktaya ulaşır ki, nazi almanyasında ki gibi yüksek bir faşizm ile sonuçlanır. bu yüzden biz faşizm'e ''burjuvazinin en terörcü diktatörlüğü'' diyoruz.
yani burjuva demokrasisinin (veya liberal demokrasilerin) çok partili bir yapısı olması, onun çok ''özgürlükçü'' veya ''rekabetçi'' bir yapısı olduğuna yada demokrasi anlayışlarının en iyisi olduğu anlamına gelmiyor. bize göre bunlar tamamıyla safsata. bir gizleme taktiği. ne tür bir seçim olursa kazanan daima sermayedir. bütün medya, bütün maddi olanaklar, bütün bir devlet yönetimi sermayenin ve onların sınıf çıkarlarını savunan sistem partilerinin elinde olduğu sürecede öyle olacak. bu yüzden biz ''demokrasi'' denilince mutlaka ''hangi sınıf için?'' diye sorarız. bu yüzden onların rahat zamanlarında şu yada bu komünist partiye izin vermesi yalnızca sembolik bir zorunluluk olarak kaliyor.
başkalarını sömürmek ne zamandan beri bir hak olduki biz bu ''fikre'' karşı bir yasaklama getirmeyelim?
biz ''devrim''den bahsediyoruz. ''devrim'' denilince de bir sınıf iktidarından diğerine geçişte eski egemen sınıf üzerinde zorunlu bir baskı dönemininden söz ediyoruz.
yalnızca devletin sınıf niteliği hakkında hiç bir fikri olmayanlar ''niçin komünist rejimde burjuva partisi yasak?'' türü sorular sorabilir. henüz bu düzeyde olan sosyalistler ''grundrisse'' gibi kitaplardan değil, huberman kitaplarından başlamalı..
Tamam işte, burjuvazi kendini güvende hissedip karşıt partilere serbestiyet tanıyabiliyor da sosyalizm neden kendini bir türlü güvende hissedip o serbestiyeti tanımadı? Üstelik bunu teorize etti reel sosyalizm. Üstelik Marks'da böyle bir şey olmamasına rağmen böyle yaptı. Marks bir demirperdeyi öngörmemişti.
Sosyalist sistem oluşmuştu. Dünyanın %40'ı o sistemin etki alanına girmişti. Neden kendine güvenip farklı partilere örgütlenme ve fikir ifade hürriyeti tanımadılar? Haydi diyelim burjuva partilerine karşılar, peki çiftçi, küçük burjuva, liberal vb partilere neden engel oldular? Onu da geçtik, sol, sosyalist olup da mevcut KP'lerden farklı olan gruplara bile tahammül edemediler. Onlara neden böyle kesin yasakçı ve tasfiyeci şekilde yaklaştılar?
Düşün ki Stalin bütün komünist muhaliflerini ortadan kaldırdı. Koskoca, anlı şanlı, devrimde isim yapmış komünist muhalifler ölüme gönderildi. Buharin bile kurtulamadı.
Bir silik şahsiyetli komünist prototipi yaratıldı. Stalin ne derse ve ne yaparsa onu alkışlayan küçük aparatçikler... O kadar ki, bunlar Stalin'le yakınken onunla aynı karede yer alan figürleri, Stalin'le zıtlaşıp istenmeyen kişi olduklarında fotoğraf karesinden çıkaran komikliklere imza atıyorlardı. Tabii o zamanlar fotoşop programı da yoktu. :)
Dediklerini anlıyorum ve bazı kısımları hariç itiraz etmiyorum. Ama bu konu reel sosyalizmin ve Stalin'in eleştirisine dönmüş. O nedenle ondan söz ediyoruz.
Reel sosyalizm politik iktidarın ele geçirilmesi ve ekonomik sistemin değiştirilmeye başlanması olarak ele alınıyor burada. Yani önce politik, sonra ekonomik devrime yönelme.
Ama ekonomik devrime yönelme de kapitalist sistemden üretim ilişkisi anlamında çok da kopamaması yüzünden zaaflı. O da meta üretimini esas alıyor. Devletin temel ihtiyaç maddelerini çok ucuza karşılaması dışında kapitalist emek-değer yasası geçerli.
Komünizm ise marksizmde pek tanımlanmamış. Belirsiz tanımlarla bırakılmış.
İktidarın yok edilmesi komünizme ait bir olgu. Ama bu nasıl olacak? Senin benim istememizden öte nasıl maddî zemini olan bir olgu hâline gelecek? Bu önemli...
Mesela konseyler... Sovyetlerin içini ilk boşaltan, bolşevik yönetim olmuş. Önce seçim sonuçlarını tanımayarak, sonra tamamen kendine bağlayarak, adı kalmış, kendi gitmiş.
Öte yandan sondan bir önceki paragrafın... İktidarı hemen yok edecek bir devrimi yapabilsen bile, bir sınıf olarak proleteryayı hemen ortadan kaldıracak ekonomik dönüşümü nasıl yapacaksın? Sovyetler'in ilk yıllarında yaşanan büyük açlığı, kıtlığı hatırla. Sonra mecburen NEP'e dönüşü hatırla. Stalin'in Sovyet işçisini çalışmaya teşvik edebilmek için azalan ücret makasını mecburen açmasını hatırla.
Kalkınma olmasın demek kolay. Çöküşe nasıl karşı koyacaksın? Açlığı nasıl engelleyeceksin? Sistem o kadar yerleşmiş çünkü. Konseylerin kararları uygulanamaz olduğunda ne yapacaksın? Mecburen yine eski sisteme tavizler başlayacak.
Marks o konuda haklı; proleterya ancak maddî zemini ortadan kaldırıldığında ortadan kalkar.
leninizm eleştirisi yaparken aslında leninist bir mantığa sahipsin.
şu kutsal programlardan biriyle ortaya çıkmamı falan bekliyor olmalısın.
reel sosyalizmin sorunu sovyetik olmamaktan ibarettir.
adına program denen bir sistematikle bu işlerin yürüyeceği varsayımı nedeniyle devleti yıkmak yerine yeniden üretir reel sosyalistler.
tüm bunları bir yandan eleştirip bir yandan alternatifsiz görüyor olduğuna göre stalinizmin neresini eleştiriyorsun o halde.
devrimci süreçte devrimci güçlerin örgütlenme biçimi ne ise,
devrimi belirleyen tam olarak odur.
eğer politik ve ekonomik devrim diye bir soyutlaman varsa,
eğer kitleye bilinç ancak dışarıdan verilebilir diyorsan
devrim ancak çekirdek kadronun işidir diyorsan
önce devlet ele geçirilmeli diyorsan leninist-stalinist çizgidesin.
bütün bunlar yerine gerçekten konseyler halinde örgütlenmeye
bu örgütlenme modelinin yeni bir bilincin yaratıcısı olacağına
dair bir öngörün varsa ancak stalinizm eleştirin haklı olabilir.
çünkü sen aslında stalin eleştirisi değil, reel sosyalizm üzerinden komünizm eleştirisi derdindeymişsin intibaı veriyorsun.
proleteryanın maddi zemini nedir.
proleterya sovyetik olarak örgütlendiği anda kendi, maddi zeminini yoketmenin ilk adımını atar.
ama bu işi çelik kadrolara devreder ve politik iktidar diye birşeyin ele geçirilmesi diye bir aşamanın zorunluluğuna inandığı anda stalinizm kaçınılmazdır.
tüm o nasıl çözüleceğini sorduğun soruların cevabı ortaktır.
proleterya konseyler olarak örgütlenir ve asla devrimi başkalarına emanet etmez. politik ve ekonomik devrim diye bir ayrıma inanmaz.
devleti ele geçirmez, devleti yokeder ve gündelik hayatın yeniden üretimini konseyler eliyle gerçekleştirir.
bu paris komününü kömün yapan ve reel sosyalizmlerden ayıran durumdur.
Evet, Leninist mantığa sahibim, çünkü o gelenekten geliyorum.
Şimdi ise eleştiriyorum. Ama kendimi tamamen dışında tutamamam doğal.
Proletaryanın maddî zemini artı değerdir. Meta üretimidir. Emek değer yasasıdır.
Konserler doğrudan demokrasinin yoludur. Ama her şeyin çözümü ve garantisi değildir.
Kitleler çokça yanılır ve sonunda iktidarı bırakır. Sovyetler gibi...
Zaten Sovyetleri yıkan da sonuçta kitleler olmadı mı? İktidarı almış olan Bolşeviklerin o koca sovyetleri kitle desteği olmadan dağıtması mümkün müydü?
Kitlelerin bilinç durumunu, özellikle günümüz Türkiye'sindeki kitleleri göz önüne alarak değerlendir.
Çoğunluğun ezici gücünün nasıl tahripkâr olabileceğini düşün.
Bolşeviklerin müdahalesi olmasaydı sovyetler nereye kadar gidebilirdi ve ne yapabilirdi? Mesela iktidar sonunda burjuva Kerenski'ye mi geçerdi? Burjuvazi toparlanıp iktidarı tekrar eline mı alırdı?
En önemlisi şu: konseyler emek değer yasasını nasıl ilga edecekti? İşçiyi proleter olmaktan nasıl çıkaracaktı?
proleteryanın maddi zemini üretim araçları üzerindeki mülkiyetdir ve siyasi otoritenin sınıfa (burjuvazi) dayalılığıdır.
söylediklerinizin tabanı budur.
sizin sözünü ettiklerinizin hepsi bu tabanın üzerinden gerçekliğe ulaşır.
konseyler bizzat mülkiyetin ikili yapısının birlikte yokedilmesini hedef alır.
(mülkiyet kavramını çok iyi algılayın.
arapçadır.
hem eşya üzerindeki hem de insan üzerindeki otoriteyi içerir.
melik ve malik aynı kökten gelir.)
hedefe yürürken teori ve pratiğini birlikte hem gerçekleştirir hem geliştirir.
bolşeviklerin müdahalesi olmasaydı diye başladığınız cümleyi ters de çevirebiliriz.
sovyetler olmasaydı bolşevikler ne yapabilirdi diye devam edebiliriz.
ama ekim devrimi analizi gibi bir derdim yok.
hayır,kitleler çokça yanılmaz.
devletin ideolojik aletlerle kitleri yanıltıp neler yapabildiğine dair olumsuz elbetteki birçok örnek var.
siz sorunsalı çözümsüzlük içerecek şekilde ortaya koyup kitlelere ve devrimci sınıfa güveni sarsmaya çalışırsanız karşı-devrimci olduğunuzu kendi ellerinizle bizzat deşifre edersiniz.
leninizmin alternatifsiz olduğu yanılsamasını üretip sonrada leninizmin nihai sonucu olan stalinizmi itibarsızlaştırmakla komünizmin imkansız olduğunu enjekte ediyorsunuz. gerçek niyetinizin ne olduğunu sadece siz bilebilirsiniz.
oysa çözümsüz değil.
çözüm konseylerin kendi ellerindedir.
kurtuluş sınıfın kendi eseri olacaktır.
ne benim ne de sizin gibilerin devrimcilik yapmalarının değil.
ne yazık ki düşman bir tane değil.
ve henüz anarşist-komünizm konuşmaya başlamadı.
ne varmış günümüz türkiyesinde.
umutsuzluğun şairliğine soyunmaya gerek yok.
bilinçaltınızda aynı güvensizlik o leninist güvensizlik varsa sorun sadece buysa sizde günü geldiğinde doğru yerde olursunuz.
ama derdiniz karşı-devrimcilikse buna kimsenin gücü yetmeyecek.
kapitalist iğrençlik çoktan çöktü ve ve dört elle ideolojik aygıtlarla ve düpedüz kabagüçle devam etmeye çalışıyor.
bunun sonu kaos ve kaosun bağrından doğacak olan komünist dünyadır.
alternatif yok.
homo sapiens yaşamak istiyorsa bu çözümü er-geç bulur ve hayata geçirir.
ya da yok olur gider.
çözüm örgütlenme biçimi tarafından belirlenecek.
ya aynı plak başa sarar,
ya bu defa sosyalizm batağına bulaşmadan
doğrudan devrime yönelen konseyler şeklinde sınıf kendi yolunu açar.
Anarşist komünizm en eski ideolojidir, bildiğin gibi. Marksizmden de öncedir.
Ama hiç reel bir güç olarak gündeme gelemedi.
Komun'de ve İspanya'da savaştı. Ama kalıcı olamadı. Hep iktidar adayları karşısında kaybetti.
İktidar adayları da iktidarı alınca hep kirlendi. İktidarın bozucu etkisine maruz kaldı.
Bak, sen bile, iktidara ve her türlü iktidara karşı olmana rağmen bende hemen niyet okuyuculuğa kalktın ve ithama başladın.
Konumuza denk bir örnek oldun. :)
Proleterya ürettiğini topluma karşılıksız veren ve toplumdan ihtiyacını karşılıksız alan bir konuma gelmedikçe proleterya olarak kalır.
Çünkü ürettiği metadır ve artı değerdir. Ona toplum el koyar ve ona bir ücret verir. Odenmemis emek olayı devam eder.
İnsanlık mutlaka kurtulacak diye bir garanti yok. Bu da marksist cennet algısının bir ürünü.
İçinden geçtiğimiz çağ, kaosa ve dev felaketlere geçiş çağı gibi görünüyor. Konseyler değil, barbarlaşan, vahşileşen kitleler görünüyor falımızda.
Anarşist komünizm en eski ideolojidir, bildiğin gibi. Marksizmden de öncedir.
Ama hiç reel bir güç olarak gündeme gelemedi.
Komun'de ve İspanya'da savaştı. Ama kalıcı olamadı. Hep iktidar adayları karşısında kaybetti.
İktidar adayları da iktidarı alınca hep kirlendi. İktidarın bozucu etkisine maruz kaldı.
Bak, sen bile, iktidara ve her türlü iktidara karşı olmana rağmen bende hemen niyet okuyuculuğa kalktın ve ithama başladın.
Konumuza denk bir örnek oldun. :)
Proleterya ürettiğini topluma karşılıksız veren ve toplumdan ihtiyacını karşılıksız alan bir konuma gelmedikçe proleterya olarak kalır.
Çünkü ürettiği metadır ve artı değerdir. Ona toplum el koyar ve ona bir ücret verir. Odenmemis emek olayı devam eder.
İnsanlık mutlaka kurtulacak diye bir garanti yok. Bu da marksist cennet algısının bir ürünü.
İçinden geçtiğimiz çağ, kaosa ve dev felaketlere geçiş çağı gibi görünüyor. Konseyler değil, barbarlaşan, vahşileşen kitleler görünüyor falımızda.
dikkat etmiş olsaydınız ben de yok olup gidebileceğini söyledim.
marksist cennet algım yok.
ispanya deneyimindeki hatalardan ders çıkarılacağına dair umudum var.
''Proleterya ürettiğini topluma karşılıksız veren ve toplumdan ihtiyacını karşılıksız alan bir konuma gelmedikçe proleterya olarak kalır.'' iddianızın cevabı zaten yukarda verilmişdi.
sosyalizm batağına bulaşmadan doğrudan devrime yönelmek derken ne kastetmiş olabilirim sizce.
sosyalizm batağına bulaşmadan doğrudan devrime yönelmek derken ne kastetmiş olabilirim sizce.
Bunu daha ilk günden başarabilirse dediğiniz gibi artık proleter olmaktan çıkar.
Ben buna inanmıyorum. Ama keşke öyle olsa!..
finneas-
stalin'inde eleştirilecek yanları var. reel sosyalizm'inde eleştirilecek yanları var. dünya komünistlerinin de eleştirilecek yanları var.
bende ''stalin despotu şunu öldürdü bunu öldürdü'' ''sosyalizm'de neden burjuva partileri yasak?'' türü benzeri ''eleştirilerin'' liberal etkiler taşıdığını ve metafizik olduğunu söylüyorum o kadar.
-------------------------------
Reel sosyalizm ve Stalin eleştirilebilir konusunda anlaştık sanırım Anlaşamadığımız nokta eleştirinin dozu oluyor.Stalin e eleştirinin dozunu biraz yükselttiğimizde Liberallerin bizim üzerimizde etkisi olduğunu düşünüyorsun.
Bence yanlış düşünüyorsun Eleştiri düşmanlık değildir eleştiri sapmalardan kurtulma yöntemidir. Biz Stalin i kendi sözlerinden yola çıkarak eleştiriyoruz birde Lenin e bakarak.
Lenin diyor ki Stalin Rus olmadığı halde Rus şovenist i Hatta görevden alınmasını istiyor.
Bir şoven kişiyi düşünün farklı halklara nasıl davranır farklı düşüncelere nasıl tepki verir.
Bir ülkede devrim yapılıp sistem oturduğunda o ülkede insanın gelişmesi ve mülkiyetin topluma yönelmesi düşünülür Stalin de böyle düşündü 1933-1936 da ama uygulamadı neyi uyguladı biliyormusun Lenin le beraber çalışmış MK yı tasfiye etmeyi uyguladı.
Bunun iki nedeni olabilir ya çapı yönetmeye yetmemiş ya kafasında sakladığı diktatörlüğü hayata geçirecek fırsatı bulmuş olmasıdır.
Hangisi olduğunu sen düşün.
Soyalizmde yasak olan iki şey vardır biri geri dönüşü örgütleyen örgütler ikincisi Mülksüzleştiren mülkiyet biçimini örgütleyen örgütler.
Burjuva çok kapsamlı bir sınıftır ve zaman zaman ilerici de olmuştur. Bir işçi çalıştıranda burjuvadır bin işçi çalıştıranda Küçük çaplı ticaret yapanda holding kuranda .
Onun için yasak yerine katılımcılığı örgütlemek devletin işidir.
NEP i (yeni ekonomik model)düşün daha uzun kalmasında ne sakınca vardı.
devletin yokedilmesi konseyler eliyle olur. ancak bu durumda devrim diye bir şeyden bahs açılabilir.
dolayısıyla devrimden sonra proleteryanın devamından bahsetmek hayatta karşılığı olmayan boş bir soyutlamadan farksızdır.
iktidar sovyetlere sloganı,
iktidarın devamına değil yokedilmesine atıf yapar.
Bence yanılıyorsun Sn Nihilist.
Devrim devrim devirmek fiilidir yani iktidarı devirmek yani egemen sınıfı devirmek. Devrilen sınıfın yerine yine bir sınıf gelecektir ama bu sınıf mülksüz bir sınıftır talebi de mülk değildir.
Mülkün toplumsallaşması.
İktidar Sovyetlere sloganıda senin söz ettiğin anlamda kullanılmadı İktidarın el değiştirmesi anlamında söylendi Sovyetler elbette sivil (bürokratik değil) örgütlenme zaten konuda devletin denetlenmesidir.
Farkındaysan İktidar diyor İktidar bir egemenlik biçimidir. Komünizm iktidarsızlıktır.
Sosyalizm bir bataklık değil teorisini yapanlarda bir kapı olarak söyler Komünizme giden kapı. Onun için devrimci dönüşümler denilen süreç komünizmin kurulum sürecidir.
Bence yanılıyorsun Sn Nihilist.
Devrim devrim devirmek fiilidir yani iktidarı devirmek yani egemen sınıfı devirmek. Devrilen sınıfın yerine yine bir sınıf gelecektir ama bu sınıf mülksüz bir sınıftır talebi de mülk değildir.
Mülkün toplumsallaşması.
İktidar Sovyetlere sloganıda senin söz ettiğin anlamda kullanılmadı İktidarın el değiştirmesi anlamında söylendi Sovyetler elbette sivil (bürokratik değil) örgütlenme zaten konuda devletin denetlenmesidir.
Farkındaysan İktidar diyor İktidar bir egemenlik biçimidir. Komünizm iktidarsızlıktır.
Sosyalizm bir bataklık değil teorisini yapanlarda bir kapı olarak söyler Komünizme giden kapı. Onun için devrimci dönüşümler denilen süreç komünizmin kurulum sürecidir.
sayın kartopu
kavramlar, kavramı kullanan tarafından içeriklendirilir
elimize sözlük alarak ya da gündelik dildeki karşılığından yola çıkılarak değil kavramı kullananın bakış açısı ile içeriklendirilmesidir bu.
sizin için devrim devirmek İKTİDARI ele geçirmek sınıfın yerine başka sınıf geçirmek olabilir.
benim için devrim iktidarı ele geçirmek değil onu yoketmektir.
iktidar sovyetlere demek muktedir bir sınıfın olmaması demektir.
cümlede iktidar kavramının varolması sizi şaşırtıyor.
sovyet iktidarında muktedir yoktur dolayısıyla iktidar yoktur.
burada paradoks yok.
iktidarın sovyetlerde olması komünizme giden yol değil, komünizmin kendisidir.
iktidarın sovyetlerde olmasının somut karşılığı yöneten-yönetilen ilişkisinin ortadan kalkmasıdır.
devrilen sınıfın yerine başka bir sınıfın gelmesi ve fakat talebinin mülk olmaması benim için yeterli olmaz. iktidar ilişkilerinin (yöneten-yönetilen bağlamında) devamı zaten bir çeşit mülkdür.
paradoksal olan sovyet değil sosyalizmdir.
sosyalizm komünizme geçişin kapısı değil engelidir.
devleti yeniden üretir.
devlet özü gereği mülkdür.
o kapıdan ancak stalinizme geçilir.
sovyet devleti denetlemez.
yokeder
ve gündelik hayatın devamını sağlayan faaliyeti tüm topluma devreder.
iktidar sovyetlere demek iktidarı yok et demektir.
bunlar benim içeriklerim.
bir anarşist-komünist olarak ancak böyle içeriklendirebilirim.
işçi sınıfı adına onu temsilen muktedir olacak parti şu bu gibi elitlerin varlığı durumu kabul edilebilir değil.
muktedirin kim adına yöneten olduğu beni bağlamaz ve onu da benim nazarımda meşru kılmaz.
an-archy budur
archy yönetme HAKKI ve meşruiyetidir.
an-archy ise her türlü archy'nin yani yönetme hak ve meşruiyetinin reddidir.
işçi sınıfı adına onu temsilen yöneten de kapitalizmde burjuvayı temsil eden de bu bağlamda aynıdır.
ha kapitalist ha sosyalist devlet.
her türlü iktidar gayrı-meşrudur ve tüm yönetenler/muktedirler de
son tahlilde aynıdır.
somut tarih bunu gösterir.
hiyerarşi varsa orda archy vardır ve anarşiste düşen muhalif olmaktır. hiyerarşinin ve archy'nin yokedilmesi ancak sovyetler eliyle mümkündür. doğa boşluk kabul etmez.
eğer gündelik hayat yeniden üretilmezse sovyet bu yükten kaçınır ve onu devrederse o zaman devralan kendi hiyerarşisini de dayatır.
ve bunun sosyalist olması ya da işçi sınıfı ADINA olması durumu benim açımdan başarı ve devrim olarak nitelendirilebilir kılmaz.
sovyet, gündelik hayatı yeniden üretecek koşulları geliştirebilecek yetenekte olduğunda, yani hiyerarşiyi ve ADINA yönetimi yokettiğinde gerçekleşen şeye ben devrim diyorum.
saygılarımla
Bu konular Marksistlerle Anarşistler arasında çok tartışıldı Hatta bu tartışmaların tarihi Anarşistler ve Marksistlerden de eski Onun için bilimsel ve ütopik ayrımı yapılmıştır.
Görülüyor ki hala tartışılacak.
İktidar kelimesi egemenliktir Bir egemenlik varsa karşıtı da vardır
. İktidar Sovyetlere demek her hangi sınıfı anlatmasa da bir egemenlik değişimini anlatır.
Devrim de öyle devirme fiilidir Sınıfların tasviyesi bir süreçtir elbette amaç budur.
İktidar Sovyetlere sloganı Lenin e aittir Lenin i takip ettiğinde devlet ve sınıf iktidar hedefini görürsün.
Bir konu sana göre bana göre olmaz. Lenin e göre baktığında İktidar Sovyetler ne demek anlaşılır.
Bu konular Marksistlerle Anarşistler arasında çok tartışıldı Hatta bu tartışmaların tarihi Anarşistler ve Marksistlerden de eski Onun için bilimsel ve ütopik ayrımı yapılmıştır.
Görülüyor ki hala tartışılacak.
İktidar kelimesi egemenliktir Bir egemenlik varsa karşıtı da vardır
. İktidar Sovyetlere demek her hangi sınıfı anlatmasa da bir egemenlik değişimini anlatır.
Devrim de öyle devirme fiilidir Sınıfların tasviyesi bir süreçtir elbette amaç budur.
İktidar Sovyetlere sloganı Lenin e aittir Lenin i takip ettiğinde devlet ve sınıf iktidar hedefini görürsün.
Bir konu sana göre bana göre olmaz. Lenin e göre baktığında İktidar Sovyetler ne demek anlaşılır.
sovyet iktidarında egemen kimdir, egemen olunan kimdir.
yöneten-yönetilen kimlerdir.
arche varmıdır, varsa kimdir ya da hangi sınıfdır yada hangi sınıf ADINA'dır.
bilimsel-ütopik kurnazlığı ile gerçeği tersyüz etmek- evet bunun tarihini zaten hepimiz biliyoruz.
devrimsel süreçteki örgütlenme biçimi devrimin karakterini belirleyecektir iddiamın karşı tezi nedir siz marksistlere göre.
sizin hiyerarşik/otoriter örgütlenme modelinizin ne yapmalı sorusuna verdiğiniz bu cevabın zorunlu sonucunun stalinizm olduğu gerçeği bilimsel değilmidir.
ütopik olan sizsiniz.
sosyalizmden komünizm çıkacağını zannediyorsunuz.
tarih tersini defalarca ha bire gösterdi.
ancak sovyetlerden komünizm çıkar.
lenine ait olan o söz kitleler tarafından niye lenine hatırlatıldı.
SOVYET İKTİDARINDA MUKTEDİR YOKTUR.
YÖNETEN-YÖNETİLEN YOKTUR.
DOLAYISIYLA ASLINDA İKTİDAR YOKTUR.
BU PARADOKS DEĞİL.
rahatsız edici olduğunu bilerek büyük harfle yazdım.
bu gerçeği satır aralarında lütfen boğmayın.
sovyet iktidarı bir iktidar biçimi değil
iktidarın yokedilmesidir.
Bu konular 150 yıldır tartışılıyor. Yeniden tartışmanın anlamı yok bence. Kelimeler ne anlama gelir sözlüklerde vardır.
Yazıların karartılması veya büyük harflerle yazılması beni rahatsız etmez.
Bir şeyi yok etmek için bile ele geçirmek gerekir. İktidarda öyledir.
Sovyetler'den niye komünizm çıkamadı? Niye sovyetler bolşeviklerin kararlı biçimde uyguladığı savaşı bitirme politikasını karar altına alıp uygulayamadı? Neden Kerenski'nin güçlenmesine yol açan gelişmeler yaşandı?
Çünkü o sovyetler de pek çok irili ufaklı partinin, iktidar mücadelesi veren örgütün birleşiminden oluşuyordu. Çünkü kitleler bir politik yönlendirici olmadan belli bir kararda birleşme iradesini kolayca gösteremez.
Bizdeki kitlelere bakalım. Bizdeki sol örgütlerin darmadağınık hallerine... Bu kitleden politika üretimi alanında bir netlik bekler miyiz? Yarın bekler miyiz?
Kitlelerin parçalanmışlığı, bölünmüşlüğü, dağılmışlığı gibi bir olgu var. Devrim diye yekpare bir programı uygulama şansın çok zayıf. İdeolojik bölünmüşlük kadar, fırsat ve çıkar farklılığı da bunda etken. Eskinin nispeten tek tip emekçi profili çoktan kalkmış.
Evet bu günün Türkiyesini konuştuğumuzda çok farklı sosyal sınıflarla karşılaşıyoruz. Geçmiş kolay ama gelecek belirsiz.
Türkiye de bu belirsizliğin içinde Tıpkı iktidar Sovyetlere denilen Rusya gibi.
Büyük şehirler çok göç aldı Anadolu adeta boşaldı anadoloda bir çok ürün ekilemez oldu Üretici güçler dünden bu yana çok gelişti Bir çok üretim alanında insan yerine robot çalıştırılıyor Sendikalar oldukça güçsüzleştirildi çocuk işçiler daha fazla alanlarda çalıştırılıyor
En önemlisi solcular devrimciler varoşları terk etti.
Bırak devrim hayallerini zamanı bile durduracak gücümüz kalmadı. Bir dönemler işçi sınıfı milli gelirden % 30 pay alırken bu günlerde % 7,2 ye düştü .Bunun üstüne bir de etrafımızdaki ülkelerden göç almaya başladık.
Yani kapitalizm top yekün çok büyük kriz yaşarken biz daha da derin yaşamaya başladık. Ama hala çözüm bulamıyor çözüme yaklaşamıyoruz.
Toplam işsizlik % 12 ilen yüksek okul okumuşlarda % 30 dur.
Biz tarihi nasıl anladığımızla uğraşmaktayız. Bize eskiden şöyle öğüt verirlerdi çok karşıya bakma önündeki taşı göremezsin Şimdi biz ileriye bakmayı bıraktık geri bakmaktan boynumuz öne dönmüyor.
Bence silkinip kendimize dönme zamanımız geldi.
Bence silkinip kendimize dönme zamanımız geldi.
Dediğin anlamda bu artık imkansız görünüyor. Yeni bir kuşak için belki... Ama baksana şu yeni TKP'lilerin isim kavgasına. Kendileri de başka bir partinin ismini izinsiz alıp kullandılar ve şimdi ikiye ayrıldıktan sonra birbirlerini isim çalmakla suçlayıp, işi adam bıçaklamaya kadar vardırıyorlar. :)
Belki de aslında kendimize dönmüşüzdür. Yani belki de sosyalist düşünce ve kültür üzerimize iliştirdiğimiz ve asla tam olarak benimsemediğimiz değerlerdi. Bu nedenle ilk ters durumda kolayca terk ettik ve özümüze uygun düşünce ve değerleri takındık.
Salonda ve meydanda keskin sloganlar atıp, ayakları havada öneriler ileri sürenlerin bir kısmı eve gelince karısına tipik bir Ortadoğu erkeği gibi davranabiliyor. Yahut bir zamanlar Deniz, Mahir edebiyatını çok tutmuş olanlar, bir zaman geliyor ki, ulusalcı-milliyetçi politikaları şehvetle benimseyebiliyor.
Dolayısıyla, bizim meselemiz öncü örgüt mü yoksa sovyetler-konseyler mi meselesi değil. Öyle olsa ne olur, öbürü olsa ne? Örgüt olunca ne matah bir performans sergileyebildiğini tüm örgüt pratiklerinde gördük. Konsey olacak, sovyetik kitle örgütlenmesi olacak bir durum zaten hiç gözükmüyor ama diyelim ki oldu; bin kafadan binbir sesin çıktığı, sonuçta hiç bir kararın alınamadığı bir kaotik durum oluşurdu.
Tamamen ayakları havada politikalar, söylemler, uçuk kaçık sloganlar bizim solumuzun ortak özelliğidir. Mesela solumuzun keskin kesimleri "x partisi saflarında örgütlenmeye" çağrısı yapmayı politika sayar. Gençlerine afişler astırır ve o afişlerde "devrime, mücadeleye katıl" şeklinde sloganlar yazar. Tabii bunların hiç bir etkisi yoktur. Ancak o da belki, birkaç iyi niyetli gencin ilgisini çeker, o kadar. Örgütleyici bir rolü yoktur ve olamaz bunların.
Elbette geçmişe özenen örgütler olacak ama o tür örgütlerin büyüyeceğini sanmıyorum. Ancak geçmişin eleştirisini yapabilen ve gelişmişlik seviyesi yüksek örgütler zafer kazanabilir.
Dün le bu gün arasında çok fark var. Dün en aktif üretim biçimi bantlı sistemdi Bu gün robotlu sistem Dün insanlar daha ulusaldı, bu gün daha fazla küresel, dün demokrasinin ne olduğu pek anlaşılmazdı bu gün olmazsa olmazlardan. Dün sadece köleliğe itiraz vardı bu gün tüm insanlığın geleceği tehdit altında.
Dünyada üretim biçimindeki değişiklik çok farklı sosyal sınıfları daha fazla devrimci olmasına sebep olacaktır. Ayrıca mülkiyet biçimleri de düne göre çok farklılaştı Şehirler daha kalabalıklaştı burjuva anlayışı bile değişti.
21 inci yüz yıl 20 inci yüzyıldan farklı.
Ancak bunu anlayabilen örgütler sonucu belirleyici olabilir. Türkiye cok farklı bir ülke ne Avrupalı ne asyalı arafta kalmış bir ülke halkına öyle onun için devrimci merkez olamaz. Bence devrimci merkez olmaya en yatkın ülke Avrupa ülkeleri.
Onun için umutlar genç insanlarda yaşlılar ortadan çekilmeli hele ki hala eskide kalan kafalar. Anılarını yazmaya başlasalar iyi ederler.
Bazı örnekler geleceği anlatır Bu ülkede de gezi olayları geleceği anlatmaktadır bana göre.
Lenin şunu der. Somut durumun somut tahlilleri devrimcidir. Onun için zamanı anlamayan hala eski idolojilerle davrananlar sadece devrimcilerin önünde engellerdir.
Deniz -Mahir -İbo .Farklı bir şey o isimler sadece slogan değil bir tarihi milad. Onlar hem devrimci hem modernizim in simgesi hem romantizim diler. Bu gün onların sadece isimleri var bu isimleri kullanan örgütler de hala var. Her ulusun tarihinde böyle kahramanlar vardır o kahramanlar daha genç insanların isimlerdirler.
Saint-Just
19-06-2017, 12:36
Reel sosyalizm ve Stalin eleştirilebilir konusunda anlaştık sanırım Anlaşamadığımız nokta eleştirinin dozu oluyor.Stalin e eleştirinin dozunu biraz yükselttiğimizde Liberallerin bizim üzerimizde etkisi olduğunu düşünüyorsun.
Bence yanlış düşünüyorsun Eleştiri düşmanlık değildir eleştiri sapmalardan kurtulma yöntemidir. Biz Stalin i kendi sözlerinden yola çıkarak eleştiriyoruz birde Lenin e bakarak.
Lenin diyor ki Stalin Rus olmadığı halde Rus şovenist i Hatta görevden alınmasını istiyor.
Bir şoven kişiyi düşünün farklı halklara nasıl davranır farklı düşüncelere nasıl tepki verir.
Bir ülkede devrim yapılıp sistem oturduğunda o ülkede insanın gelişmesi ve mülkiyetin topluma yönelmesi düşünülür Stalin de böyle düşündü 1933-1936 da ama uygulamadı neyi uyguladı biliyormusun Lenin le beraber çalışmış MK yı tasfiye etmeyi uyguladı.
Bunun iki nedeni olabilir ya çapı yönetmeye yetmemiş ya kafasında sakladığı diktatörlüğü hayata geçirecek fırsatı bulmuş olmasıdır.
Hangisi olduğunu sen düşün.
Soyalizmde yasak olan iki şey vardır biri geri dönüşü örgütleyen örgütler ikincisi Mülksüzleştiren mülkiyet biçimini örgütleyen örgütler.
Burjuva çok kapsamlı bir sınıftır ve zaman zaman ilerici de olmuştur. Bir işçi çalıştıranda burjuvadır bin işçi çalıştıranda Küçük çaplı ticaret yapanda holding kuranda .
Onun için yasak yerine katılımcılığı örgütlemek devletin işidir.
NEP i (yeni ekonomik model)düşün daha uzun kalmasında ne sakınca vardı.
kartopu, ısrarla yazılanları okumadan veya okuduğunu anlamadan sürekli aynı şeyleri tekrar edip, kendi bildiğini okuyorsun.
söylediklerinin çoğuna gerideki iletilerimde cevap vermiştim aslında.
lenin'in ilgili mektubunda stalin'e bazı suçlamalar getirmesinin sebebi igürcistan olayı. stalin, menşevik etkisindeki gürcistan'ın sovyetlere ve merkezi yönetime bağlanmasını istiyor ve bunun için kızıl ordu birlikleri ile zor kullanılıyor. ancak bunu sadece stalin değil komünist parti'nin çoğunluğu istiyor. lenin bu konuda çekingen olduğu ve zor kullanılmasını istemediği için stalin ve diğer bazı komünistleri de rus milliyetçiliği ile suçluyor ve evet stalin'i göreve uygun görmediğini de belirtiyor. ama buna rağmen komünist parti'nin seçimi yine stalin oluyor. çünkü en uygun ve en güçlü aday yine stalin'in kendisi.
kapitalist basının sana cımbızlayarak göstediği şekilde değilde lenin'in ilgili mektubunun tamamını incelersen göreceğin üzere, lenin bütün mk'ya ağır eleştiriler getiriyor. ısrarla diyorumki, her şeye rağmen mk içerisinden en hafif tabirleri stalin için kullanıyor.
tüm bunların değiştirmediği şey ise şu.lenin ile stalin arasında bir ayrım yok. stalin'in bütün yönetimi boyunca izlediği ve uyguladığı politika leninizm'den başka bir şey değil. kafanda kurduğun ''leninden sonrası yalaan'' veya ''her şey çok güzel giderken kötü adam stalin süper güçlerini kullanarak iktidar oldu ve ona karşı olan herkesi kesti. ahhh lenin'in gücü yeteydi de izin vermeyeydi'' inançlarını yıkmak istemiyor olabilirsin. ama somut gerçek bu.
ben hiç bir zaman stalin veya reel sosyalizm eleştirilemez diye bir şey söylemedim. benim takıldığım şey, eleştirinin dozu falan da değil, nasıl ve ne şekilde ''eleştiri'' getirilmeye çalışıldığı. eleştiri zannettiğin şeylerin çoğunu burjuva medyasından, revizyonistlerden ve şu ''yeni sol'' culardan bölük pörçük okuduğun çok belli.
nerden bulduysan sürekli astığın bir mk listesi var mesela. bir inceleyelim diyoruz. sadece bazıları yargılanarak idam edilmiş veya hapse atılmış. çoğunun ölümünün stalin ile bir ilgisi yok. adamlar hepsinin ölümünün stalin'in işi olduğu inancıyla listeyi öyle bir kabartmak istiyorlarki molotov, voroşilov ve orjonikidze gibi stalin'e en yakın isimleri bile yazmışlar. lenin de var ha unutmayalim. bir de parantez açarak yazmışlar yanına (1924'de öldü) diye. ama beni en çok güldüren molotov'un yanına yazılan (akibeti bilinmiyor) oldu.çok sağolsunlar.:pop2:
devrim koşulları, olağanüstü koşullardır ve dediğim gibi devrimler kendi çoçuklarını yer. buna benzer olaylar stalin'den de önce yaşanmış şeyler. ancak örneğin kimse kısıtlı bilgisiyle robespierre'i, hebert ve danton gibi isimler idama yollandı diye cahillikle çapsızlıkla falan suçlamıyor değil mi? okuyan insan bunu yapmaz zaten. işin arka yüzünü iyi inceler. bazı isimler neden partiden atıldı, veya hapse atıldı veya idam edildi. tarihsel olarak nasıl bir süreç yaşanıp hangi koşullarda o noktaya gelindi diye iyice bir düşünür.
beğen yada beğenme ve sürekli nazım hikmetin şiirinden falan bahset. dünya komünistlerinin ezici çoğunluğu stalin'i tarihsel olarak doğru konumlandırır ve takdir ederler.
kusura bakmayın ama stalin'i hitlerle falan eşitlemeye çalışmalar, cahillikten despotluktan falan dem vurmalar. lenin'i ve onun emperyalizm teorisini iyi okumamaktan kaynaklanan ''zayıf halka abd'' ve ''küreselleşme'' saçmalıkları. ''burjuva partileri niye yok'' türü abukluklardan vs vs. ben liberal etkiden ve revizyonizmden başka bir şey görmüyorum.
sovyetler birliği çöktükten sonra tarihin sonunun geldiğini ve sınıf mücadelesinin tarihe karıştığını ''elveda prolatarya'' gibi eserlerle ispatlamaya çalışan liberal saçmalıklardan bir tık altı bana göre böyle söylemler. ötesi değil.
Saint-Just
19-06-2017, 12:46
Tamam işte, burjuvazi kendini güvende hissedip karşıt partilere serbestiyet tanıyabiliyor da sosyalizm neden kendini bir türlü güvende hissedip o serbestiyeti tanımadı? Üstelik bunu teorize etti reel sosyalizm. Üstelik Marks'da böyle bir şey olmamasına rağmen böyle yaptı. Marks bir demirperdeyi öngörmemişti.
Sosyalist sistem oluşmuştu. Dünyanın %40'ı o sistemin etki alanına girmişti. Neden kendine güvenip farklı partilere örgütlenme ve fikir ifade hürriyeti tanımadılar? Haydi diyelim burjuva partilerine karşılar, peki çiftçi, küçük burjuva, liberal vb partilere neden engel oldular? Onu da geçtik, sol, sosyalist olup da mevcut KP'lerden farklı olan gruplara bile tahammül edemediler. Onlara neden böyle kesin yasakçı ve tasfiyeci şekilde yaklaştılar?
Düşün ki Stalin bütün komünist muhaliflerini ortadan kaldırdı. Koskoca, anlı şanlı, devrimde isim yapmış komünist muhalifler ölüme gönderildi. Buharin bile kurtulamadı.
Bir silik şahsiyetli komünist prototipi yaratıldı. Stalin ne derse ve ne yaparsa onu alkışlayan küçük aparatçikler... O kadar ki, bunlar Stalin'le yakınken onunla aynı karede yer alan figürleri, Stalin'le zıtlaşıp istenmeyen kişi olduklarında fotoğraf karesinden çıkaran komikliklere imza atıyorlardı. Tabii o zamanlar fotoşop programı da yoktu. :)
peki o halde. görüşlerimden bahsettim. sende bahsettin. ve ortak bir nokta bulamadık. bulmak zorunda da değiliz zaten.
görüşmek üzere..
finneas. devrim koşulları, olağanüstü koşullardır ve dediğim gibi devrimler kendi çoçuklarını yer
Bana liberal ve burjuva görüşünden etkilenerek eleştiri yaptığımı söyleyene bak Devrim kendi çocuklarını yermiş. Bu kimlerin sözü .
finneas. beğen yada beğenme ve sürekli nazım hikmetin şiirinden falan bahset. dünya komünistlerinin ezici çoğunluğu stalin'i tarihsel olarak doğru konumlandırır ve takdir ederler.
Çok haklısın çünkü reel sosyalizm Stalinci idi Stalini eleştiren zaten kazığa mahküm ediliyordu sovyetçi bir örgütte bulun Stalin i eleştir cezan ya atılmak ya ölüm olurdu.
finneas. kusura bakmayın ama stalin'i hitlerle falan eşitlemeye çalışmalar, cahillikten despotluktan falan dem vurmalar.
İşte ön yargılı yaklaşım Stalin i eleştirdinmi karşı devrimci olmak Stalin i eleştirmek Hitlerle eş anlama sokmak.
Bu düşünceler dünyayı anlayamadı ve büyük emeklerle bir yığın kanla elde edilen Sovyet devrimi ve sosyalizm niçin birden bire çöktü onu bile anlamayıp arkasında ta CIA aradı ya farklı istihbarat örgütleri.
Evet Stalin cahildi ölçü Lenin siyaseti despotluk olarak anladı yasaktan başka bir siyasi yöntemi yoktu. Eleştiri onun için düşmanlık demekti.
Nazım bile o eleştirel şiirini ancak 1962 de yazabildi Stalin 1953 te öldü ölsünden bile korktular. Biz kahramanları çocukluğumuzda masallarda dinledik bize gerçekler gerekiyor.
Nero. Tamam işte, burjuvazi kendini güvende hissedip karşıt partilere serbestiyet tanıyabiliyor da sosyalizm neden kendini bir türlü güvende hissedip o serbestiyeti tanımadı? Üstelik bunu teorize etti reel sosyalizm. Üstelik Marks'da böyle bir şey olmamasına rağmen böyle yaptı. Marks bir demirperdeyi öngörmemişti.
Sn Nero
Şunu iyi bilmek gerekir Sosyalizmde işçi sınıfı iktidarı vardır ve işçi sınıfı iktidarında burjuvaziye ihtiyaç yoktur ama işçi sınıfın burjuvazi tarafından eleştirisine ihtiyaç vardır. Çünkü işçi sınıfı iktidarı aynı zamanda işçi sınıfı demokrasisidir Demokrasi farklı sınıfların varlığıdır.
Ama burjuva iktidarı aynı değildir aralarında fark vardır Sosyalizmdeki demokrasinin karşıtı burjuva demokrasisi değildir
Burjuva mecburen işçi demokrasisini tanımak zorunda çünkü sermaye birikimi ve teknolojik ilerlemede işçilerin demokrasisine ihtiyacı vardır.
Örnek burjuva iktidarı sadece sömürüye dayanan iktidar değildir aynı zamanda kendi sınıfının servetine de göz diker onun için o orta ve az gelişmiş sermayeleri çalmak için işçileri kullanır.
Sosyalizm öyle değil burjuva olmasada olur çünkü sermaye birikimi gibi bir talep yoktur. Olması iyidir ama zorunlu değildir
İşte Marks ı hiç anlamayan sosyalistler burjuva örgütleri sosyalizmde ne yapacak diyor Kafaların Stalinin idolojisi ile dolu olanlar bu inceliği anlayamaz.
En iyi örnek yine Stalin. 1933 ve 1936 da Stalin in ne söylediğini niçin söylediklerini yapmadığını üst yazılarımda var.
Hadi o zaman bahaneleri (hitler faşizm)vardı 1945 ten sonraları niçin yapmadı. Hadi Stalin yapmadı veya yapamadı peki Stalin sonraki Stalinistler neden yapmadı.
Stalin icadı olan ML (Marksizm Leninizm) canla başla savunuyorlar niçin 1933 ü 1936 yı sormuyorlar.
İşte soru sormasını beceremedin mi gelişme ilerleme olmaz.
Sosyalizmde işçi sınıfı iktidarı vardır...
Kitabî olarak böyle. Yani teoride böyle. Ama pratikte bunu sağlayacak olan nedir? Proleteryaya, işçi sınıfına iktidarı veren, bunu garanti altında tutan unsur nedir? Kitabî cevabı biliyoruz: proleterya partisi...
Ama bu parti yeterli güvenceyi sağlayamadı. Bu parti giderek yöneticiler elinde azınlık yönetimine dönüştü. Onu denetlemekle, yöneticilerini geri almakla yetkili sayılan işçi sınıfı atıl ve pasif kaldı. Ortaya tek adam yönetimleri çıktı.
Kısacası işçi sınıfı partisi, işçi sınıfının iktidarını sağlamadı. İdeolojik olarak, politik olarak sağlar gibi oldu ama pratikte bir süre sonra ortaya azınlığın alıp dayattığı ekonomik, sosyal, politik, ideolojik kararlarla belirlenen ve geniş kitlelerin uymak zorunda kaldığı bir yönetim biçimi çıktı.
Üretim araçları devletleştirilince oralarda çalışan ve artı değer üreten işçi sınıfı, bu artı değerine kendisinden bağımsız olarak el koyan devletin çalışanı hâline dönüştü. Yine emek gücüne yabancılaştı. Bu da ilgisizlik, tembellik, işten kaytarma eğilimlerini doğurdu.
O artı değer işçi sınıfının ve halkın eşit yönetimine de harcandı ve devletçe sübvanse edilen çok ucuz temel ihtiyaç maddeleri olarak halka geri döndü ama genel olarak kitlelerin söz hakkı yoktu alınan kararlarda. Örnek olarak emperyalist devletlerle ekonomik rekabete ve silahlanma yarışına giden kaynaklar...
Saddam Hussein
19-06-2017, 17:22
Ama bu parti yeterli güvenceyi sağlayamadı. Bu parti giderek yöneticiler elinde azınlık yönetimine dönüştü.
Sanırım Sovyetler Birliğine ilişkin tartışmalarda sıkça dile getirilen bürokratikleşme sorununa dikkat çekmeye çalışıyorsun. Fakat bu iddia tümüyle mesnetsizdir. Sovyetler Birliği, Avrupa devletleri ile kıyaslandığında hiç bir zaman sayısal olarak daha kabarık bir yönetici ve memur kadrosuna sahip olmamıştır. İddia edildiği gibi kalabalık bir memur ordusu hakimiyeti söz konusu değildir. Zaten eğer böyle bir bürokratik güç olsaydı, hakim konumlarını yitirmemek için Sovyetler Birliği'nin dağılış aşamasında bir direnç ortaya koyarlardı. Mutlak iktidarlarını bu kadar kolay bir şekilde devretmeye yanaşmazlardı.
Sn Nero
Garanti yok zaten teori garanti değildir Teori denemek için en uygun olan düşüncedir. Zaten reel sosyalizmi eleştirirken teoriye uyulmadığından söz ediyoruz.
Bir garanti var aslında kapitalizmin kendisi. A.Simith kapitalizmin babası olarak bilinir onun yapıtları kapitalist ünversitelerde hala okutulur
A.Simith diyor ki bir gün işçilerden kurtulacağız makine yapan makinalar üreteceğiz. Biz diyoruz ki işte o gün batacaksınız. Çünkü işçi aynı zamanda kapitalizmin müşterisi.
Bu ekonomik model Keynes tarafından 1929 buhranını aşmak için kullanıldı İşçilere para dağıtılıp müşteri olmaları sağlandı. Birde bunun her zaman olması gerektiğini düşünün Ortada kapitalizm kalır mı.
Sn Nero Biz sosyalizmin yanlışlarını sınıfsal diktatörlük yerine oligarşik diktatörlükleri eleştiriyoruz bu eleştirimiz teoriye uyulmadığı için yapılıyor.
Birde teoriye uyulan bir uygulama görelim ki yanlışın hangi pratikte olduğunu anlayalım.
Şunu da hatırlatmak isterim sosyalizmde artık değer (sömürü) olmaz fazladan değer vardır. Tebellik veya az çalışma sosyalizmin karekteridir Sosyalimdeki amaç çalışmayı gönüllü yapmaktır insan yerine makinaları üretime sokmaktır.Marks ın damadı (Paul Lafargue ) tembellik hakkı nı anlatan küçük bir kitabı var ilgini çekerse oku.
Nero. Örnek olarak emperyalist devletlerle ekonomik rekabete ve silahlanma yarışına giden kaynaklar...
Çok haklısın bizde buna itiraz ediyoruz bu gereksiz yarış Sovyet halkını çok yordu Bundan başka daha çok hatalar var saya saya bitmez.
Saddam Hussein
19-06-2017, 20:48
Tebellik veya az çalışma sosyalizmin karekteridir Sosyalimdeki amaç çalışmayı gönüllü yapmaktır insan yerine makinaları üretime sokmaktır.
Yanlış! Marksizm, emeğin ve çalışmanın, geçimi sağlayan bir vasıta olarak taşıdığı ''zorunluluk'' vasfının yokoluşunu öngörür. Tembelliği veya hiç çalışmamayı değil! Komünizmde çalışmak artık bir zorunluluk değil, bir zevk olacaktır. Bunun yolu da marksizmin tasvir ettiği yabancılaşmanın aşılarak insanın kendisini gerçekleştirebilmesinin ve üretimin yoğunlaşmasının ortaya çıkaracağı refahın bir ürünü olacaktır. Komünizmin öngördüğü ''herkese ihtiyacı kadar'' ilkesi, çalışmayı bir gereklilik olmaktan çıkaracaktır. Fakat yabancılaşmanın aşımı ile birlikte ortaya çıkan yeni insan tipi, çalışmayı, hoşlandığı bir şeyi yapar gibi (kitap okur, film izler veya spor yapar gibi) bir zevk olarak görecektir.
Sn Saddam Hüseyin.
Sizin ve sizin gibilerin anlamadığı nokta Sosyalizm le Komünizm i birbirinden ayırarak anlatmaktır İşte Marks ve Engels i anlamayanlarda bu kusur oluyor.
Sosyalizm adı üstünde Toplumsal düzendir .
Marks Ve Engels Komünizmin ilk evresi veya kaba komünizm diye söz eder. Devrimle başlayan bu süreç çeşitli devrimlerle desteklenerek komünizm e ulaşır. Buna devrimci dönüşümler denir. Sosyalizmdeki amaç üretici güçleri geliştirerek insanı zorunlu çalışma süresinden çıkarmaktır. Komünizm sondur Komünizmde insanın insanla çelişkisi küçülür. İnsan doğayla çelişkisini sürdürür Komünizm i tarif edenler İnsanlaşmış doğa dağallaşmış insan diye anlatır.
Ben demişimki tembellik ve az çalışma İnsan yerine makinaları üretime sokmak. Birde çalışmayı gönüllü yapmak demişim. Sosyalizmin karekteri ve bunun sosyalizm de amaç olduğunu söylemişim. Peki sosyalim in insan üzerindeki amacı sizce nedir.?
Yanlış! Marksizm, emeğin ve çalışmanın, geçimi sağlayan bir vasıta olarak taşıdığı ''zorunluluk'' vasfının yokoluşunu öngörür. Tembelliği veya hiç çalışmamayı değil!
Bunu demişin, ikisinin farkını anlat bana.
Bence yanlış deyip ön yargı oluşturmadan cümleyi anlamaya çalış.
Sanırım Sovyetler Birliğine ilişkin tartışmalarda sıkça dile getirilen bürokratikleşme sorununa dikkat çekmeye çalışıyorsun. Fakat bu iddia tümüyle mesnetsizdir. Sovyetler Birliği, Avrupa devletleri ile kıyaslandığında hiç bir zaman sayısal olarak daha kabarık bir yönetici ve memur kadrosuna sahip olmamıştır. İddia edildiği gibi kalabalık bir memur ordusu hakimiyeti söz konusu değildir. Zaten eğer böyle bir bürokratik güç olsaydı, hakim konumlarını yitirmemek için Sovyetler Birliği'nin dağılış aşamasında bir direnç ortaya koyarlardı. Mutlak iktidarlarını bu kadar kolay bir şekilde devretmeye yanaşmazlardı.
Hayır, bürokratikleşmeyi değil, karar alma mekanizmasının az sayıdaki merkez komite eline geçmesini, giderek de tek adam (Stalin) yönetimine dönüşmesini kast ediyorum.
Bürokrasi sorunu da önemli. Ama bu yine de daha önemsiz. Tek adamlığa giden süreç çok daha vahimdi. Stalin etrafındaki eski Bolşevik kadroları birer birer hain, karşı devrimci, anti komünist vb diye tasfiye ederken tek adamlığa giden sürecin taşları döşeniyordu.
Bu süreç şöyle işlemiş: rakiplerini tasfiye ederken hep müttefikler bulmuş. Müttefikler kendi rakiplerinin de ortadan kaldırıldığını düşünerek ona destek vermiş. Zamanla rakipler kalmamış ama kendi güçleri de kalmamış. Stalin'e ya kayıtsız biat edip sıradanlaşmışlar, ya da tasfiye sırası kendilerine gelmiş.
Şimdilerde Kuzey Kore'de olan rejimin benzeri daha önce orada yaşanmış.
Şunu da hatırlatmak isterim sosyalizmde artık değer (sömürü) olmaz fazladan değer vardır. Tebellik veya az çalışma sosyalizmin karekteridir Sosyalimdeki amaç çalışmayı gönüllü yapmaktır insan yerine makinaları üretime sokmaktır.Marks ın damadı (Paul Lafargue ) tembellik hakkı nı anlatan küçük bir kitabı var ilgini çekerse oku.
O kitabı okudum ve sevdiğim kitaplardandır. Yine Bernard Russel'in benzer benzer görüşleri içeren yazıları vardır. Ancak Saadam Hussein'in de dediği gibi, çalışma sosyalizmde ve komünizmde gereksiz yere yüceltilir.
İnsanlar neden çalışmaktan zevk alsınlar ki? İnsan ancak yapmaktan hoşlandığı işleri yaparken zevk alır.
Bir sanat eseri üretirken zevk alırsınız. Bir değer ortaya koyarken zevk alırsınız. Bir sorunu çözüme kavuştururken, bir bilmeceyi çözerken zevk alırsınız. Onun dışında düşünün, sürekli aynı cıvatayı sıkmayı, yahut sürekli aynı işyerinde servis yapmayı kim sever?
Bu sorunu aşmanın yolu olarak dönüşümlü, nöbetleşe çalışma önerisi vardır. Zaten ağır ve sevimsiz işleri robotlar yapacaktır; kalanları ise insanlar günde 2-4 saati aşmamak kaydıyla nöbetleşe yapacaktır.
Tabii bu gelecekteki komünist toplumda olabilir. İşlerin tıkır tıkır işlediği, sorunsuz bir toplumda mümkün olabilir.
Onun dışında "sosyalizmde artık değer (sömürü) olmaz fazladan değer vardır" demişsin ama artı değer zaten fazla değer demektir. Eskiden "fazla-i kıymet" denirmiş.
Sömürü artı değer değildir, sömürü bu artı değere kapitalistin karşılıksız el koymasıdır.
Sosyalist düzenlerde bu artı değere devlet el koyar. O artı değeri toplum yararına değerlendirdiğini iddia eder. Bu iddia her zaman doğru olmayabilir.
İşçiler ve emekçi halk için çok ucuz temel ihtiyaç maddeleri ve herkese ev, ücretsiz kreş, sağlık hizmeti vb bu artı değerin halk için kullanılmasının yollarındandır.
Ama silahlanma, parti yöneticileri için özel ve ayrıcalıklı yazlıklar ve otomobiller, bu artı değerin kötüye kullanımına örneklerdir.
Sovyeler konusunda bir şey anlatayım Haydar Aliyev den söz edeceğim.
Haydar Aliyev Sovyetler döneminde polit büro PB)da bulunan adam 1990 larda Sovyet sistemi yıkıldığında şöyle diyor Biz halka zırhlı arabalarda renkli camların arkasından bakmışız.
Bu devletin halktan ne kadar kopuk olduğunu anlatır. Halbuki sosyalizmde devlet halkın içinde olmalı heleki komünist parti.
Bu insanlar SBKP de PB üyesi halk nerde bunlar nerde Birde bürokrasinin AB ülkelerinden az olduğu söylenecek kim inanır. Bürokrasinin etkinliği rakamla (ayrıca rakamda öyle sanıldığı gibi küçük te değil) ölçülmez halka ne kadar yakın olmakla ölçülür.
Bu gün Çin de, komünist partisi iktidarda komünist gençlik oldukça güçlü Hiç duydunuz mu Çin komünist partisi ve gençliği işçilerin ücretlerini yükseltmek için işçilerin yanında devlete karşı mücadele verdiğini.
İşte Sovyetlerde böyle idi.
Sn Nero fazla değer diye söz ettiğim sermaye birikiminde özelleşme olmamasıdır. birde birikimin pazar değeri (değişim değeri)taşımaması.İhtiyaçtan fazla değer toplumun kullanımına yaraması için çalışmadır.
Bu ne şekilde kullanıldı bunu nu ancak reel durum belirler. Gereksiz silahlanma ve uzaya ayrılan fazla harcamamalar elbette eleştiriye tabidir.
Ben teoriden söz ettim.
Saddam Hussein
20-06-2017, 19:48
Sn Saddam Hüseyin.
Sizin ve sizin gibilerin anlamadığı nokta Sosyalizm le Komünizm i birbirinden ayırarak anlatmaktır İşte Marks ve Engels i anlamayanlarda bu kusur oluyor.
Sosyalizm adı üstünde Toplumsal düzendir .
Marks Ve Engels Komünizmin ilk evresi veya kaba komünizm diye söz eder. Devrimle başlayan bu süreç çeşitli devrimlerle desteklenerek komünizm e ulaşır. Buna devrimci dönüşümler denir. Sosyalizmdeki amaç üretici güçleri geliştirerek insanı zorunlu çalışma süresinden çıkarmaktır. Komünizm sondur Komünizmde insanın insanla çelişkisi küçülür. İnsan doğayla çelişkisini sürdürür Komünizm i tarif edenler İnsanlaşmış doğa dağallaşmış insan diye anlatır.
Ben demişimki tembellik ve az çalışma İnsan yerine makinaları üretime sokmak. Birde çalışmayı gönüllü yapmak demişim. Sosyalizmin karekteri ve bunun sosyalizm de amaç olduğunu söylemişim. Peki sosyalim in insan üzerindeki amacı sizce nedir.?
Yanlış! Marksizm, emeğin ve çalışmanın, geçimi sağlayan bir vasıta olarak taşıdığı ''zorunluluk'' vasfının yokoluşunu öngörür. Tembelliği veya hiç çalışmamayı değil!
Bunu demişin, ikisinin farkını anlat bana.
Bence yanlış deyip ön yargı oluşturmadan cümleyi anlamaya çalış.
Şimdi laf karıştırma! Sen bir önceki yazında tembellik kavramını kullandın. Halbuki çalışmanın bir zorunluluk olmaktan çıkışı, çalışma saatlerinin kısaltılması ve kişinin çalışmayı bir zevk olarak görmesinin tembellik ile bir alakası yoktur. Marx'ın Komünist toplumda öngördüğü yeni insan tipi tembel ve asalak değil, üretken ve kendisini gerçekleştirebilmiş bir insandır. Zaten buna paralel olarakta komünist toplumu, sadece eşit bölüşümü değil, ''refahın'' eşit bölümünü gerçekleştirebilmiş bir toplum olarak tasvir eder.
Bu sebeple bir daha kavramları kullanırken, bu kavramların neyi ima ettiğine dikkat etmeye çalış!
Saddam Hussein
20-06-2017, 20:08
Sovyeler konusunda bir şey anlatayım Haydar Aliyev den söz edeceğim.
Haydar Aliyev Sovyetler döneminde polit büro PB)da bulunan adam 1990 larda Sovyet sistemi yıkıldığında şöyle diyor Biz halka zırhlı arabalarda renkli camların arkasından bakmışız.
Bu devletin halktan ne kadar kopuk olduğunu anlatır. Halbuki sosyalizmde devlet halkın içinde olmalı heleki komünist parti.
Bu insanlar SBKP de PB üyesi halk nerde bunlar nerde Birde bürokrasinin AB ülkelerinden az olduğu söylenecek kim inanır. Bürokrasinin etkinliği rakamla (ayrıca rakamda öyle sanıldığı gibi küçük te değil) ölçülmez halka ne kadar yakın olmakla ölçülür.
Bu gün Çin de, komünist partisi iktidarda komünist gençlik oldukça güçlü Hiç duydunuz mu Çin komünist partisi ve gençliği işçilerin ücretlerini yükseltmek için işçilerin yanında devlete karşı mücadele verdiğini.
İşte Sovyetlerde böyle idi.
Tanık olarak gösterdiğiniz kişiye bakın! Haydar Aliyev! Azerbaycan'ı bir devletten ziyade bir aile şirketi haline dönüştüren kişi... Demek bu kişi Sovyetler Birliği dönemindeki bürokratikleşmeden, halkın yönetime olan uzaklığından yakınıyor. Çok duygulandım.
Diğer yandan sizin anlayamadığınız şey, bürokratikleşme olarak lanse ettiğiniz olgunun, bir yönetme/yönetilme meselesi olduğudur. Bu ayrım kalktığında siyasetin bizatihi kendisi ortadan kalkar. Dolayısıyla yönetenlerin olmadığı bir siyasetten zaten söz edilemez. Ayrıca amprik olarakta öne sürdüğünüz savın gerçek olmadığı, bu sözde bürokratik aygıtın, Sovyetler Birliği'nin dağılış aşamasındaki pasifliği ve iktidarını koruma yönünde bir refleks gösterememesi ile kanıtlanmıştır.
Ayrıca geniş halk katılımı, hiç bir zaman liderlik mekanizmasını gereksizleştirebilecek ve önemsizleştirebilecek bir unsur değildir. Bunun kanıtı, dünyanın en örgütlü proleteryasının, Castro'nun liderlik vasfının oldukça etkin olduğu Küba'da mevcut bulunması göstermektedir. Dile getirdiğiniz bu gibi aşkın demokrasi, geniş katılım gibi liberal sol duyarlılıklar Marksist/ Leninistlerin önceliği de değildir!
Sn Saddam Hüseyin
H.Aliyev o zaman Sovyetler birliği komünist partisinde Polit Büro üyesi idi Polit büro üyeliği ne demek bilirsin.
Ayrıca devlet varsa bürokrasi vardır ama, komünist partisi bürokraştı mı halkı da devrimi de unutur SB de öyle olmuştur.
Şimde sen benim fikirlerimi eleştirmiş mi oluyorsun.
Kastro dünyada komünistler için verilecek en iyi örneklerdendir. Çünkü Kastro hep halkın içinde idi hem yaşamı ile hem pratiği ile.
Sen benim yazdıklarımı okumadan yazmışsın eleştirilerini.
Şimdi laf karıştırma! Sen bir önceki yazında tembellik kavramını kullandın. Halbuki çalışmanın bir zorunluluk olmaktan çıkışı, çalışma saatlerinin kısaltılması ve kişinin çalışmayı bir zevk olarak görmesinin tembellik ile bir alakası yoktur. Marx'ın Komünist toplumda öngördüğü yeni insan tipi tembel ve asalak değil, üretken ve kendisini gerçekleştirebilmiş bir insandır. Zaten buna paralel olarakta komünist toplumu, sadece eşit bölüşümü değil, ''refahın'' eşit bölümünü gerçekleştirebilmiş bir toplum olarak tasvir eder.
Bu sebeple bir daha kavramları kullanırken, bu kavramların neyi ima ettiğine dikkat etmeye çalış!
Sn Saddam Hüseyin ,
Özgürlüğü savunmadan özgür olamazsın Tembelliği savunmadan çalışmanın zorunluluktan çıkmasını savunamazsın. Örnek kendin olmadan iyi örnek savunamazsın.
Tembellik hakkı çalışmamak hakkıdır işi makinaların yapmasını savunmaktır.