Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyal Demokrasi Neden Kemalizm Değildir?
. Sosyal demokraside din serbestliği vardır. Bu din ve vicdan özürlüğünden farklı olarak tekke zaviye gibi türevlere serbestlik tanır.Kemalizm tekke ve zaviyelere, tarikatlara karşıdır.
. Sosyal Demokrasi enternasyoneldir sosyalist enternasyonel kararlarına bağlıdır.Latin Amerika'daki sosyal demokratlar bundanf arklı olarak devletçidir.Batı Tipi sosyal demokrat olan CHP ise devletçi falan değildir Kemalist hiç değildir.
.Sosyal Demokrasi ulusalcılık kaygısı taşımaz. Önemli olan sosyal demokrat düzendir bağımsızlık anlayışı yoktur sosyal demokraside Kemalizmse ulusalcıdır ve ulusal bağımsızlığı karakteri bilmiştir.
-Sosyal Demokrasi azınlığın kendi dilinde konuşması eğitim alması hatta eyalet kurmasına karşı değildir. Kemalizm'se bağımsızlık savaşı vermiş her bir bireyi aynı idealler, aynı dil, aynı ülkü, aynı coğrafya altında tutmaya çalışır.
-Sosyal Demokrasinin köklerine bakarsanız PKK gibi örgütler asla terör örgütü değildir onlar devletin baskısı altında inleyen bir azınlığın gerillaları özgürlük savaşçılarıdır. Kemalizmse ulusa karşı silah kaldıranı dışardan veya içerden hiç farketmez misliyle cezalandırır.
Kısacası CHP'li arkadaşlar ben de CHP'ye oy veriyorum baraj yüzünden ama şunu bilin CHP kurumsal olarak sosyal demokrattır o yüzden Kemal Kılıçdaroğlu Sezgin Tanrıkulu gibileri partide tutmuş o yüzden Tuncay Özkan Selahattin Demirtaş'ı övmüş o yüzden CHP Dersim harekatı için özür dilemiştir o yüzden CHP'nin kanalı Halk Tv'de bugün HDP'liler İslamcılar cirit atmaktadır.
Uyanın artık CHP'ye vercekseniz dahi gerçeği bilerek verin ben böyle yapıyorum. Ya siz Abdullah Gül'ü CB adaylığı için öneren, ve geçmişte çarşaflılara CHP rozeti takan Baykal'ı nasıl Atatürkçü gçrürsünüz? CHP kurumsal olarak %100 sosyal demokrattır 6 oku sadece simge olarak kullanmaktadır bu 1965'te Sosyal Demokrat Parti CHP ile birleştiğinden beri böyledir. Sıtkı Ulay'ı ve 1965'i araştırın gerçekleri bilelim tartışalım ,neden CHP tıkandı görelim.
Takiyiddin
18-05-2017, 20:22
Yukarıdaki saydıkların Sosyal Demokrasiye ilişkin, onu belirleyen, içeriğini ve sınırlarını ihtiva eden özellikler ve ilkeler değildir. Belirttiğin konularda Sosyal Demokratların salt ve ortak bir mutabakatı yoktur. Bir Sosyal Demokrat parti yukarıda yazdığın hususlarda farklı bir tavır alırken, bir diğeri daha farklı bir tutum takınabilir.
Mesela Yunanistan'da bir dönem fırtına gibi esen, Genelbaşkanı Sosyalist Enternasyonal'e Başkanlık eden Sosyaldemokrat PASOK, yukarıda yazdığın hususlarda söylediğinden farklı bir tutum takınmıştır. Örneğin, 80'lerde Türkiye ile ilişkilerde yaşanılan krizlerde oldukça radikal ve ulusalcı politikaları savunmuştur. Ege'de ki petrol arama krizinde Türk gemilerinin vurulması gerektiğini da hi dile getirmiş, bunu yapmayan iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi lideri Karamanlis'i sert bir şekilde eleştirmiştir. Yine aynı şekilde Kıbrıs Rum Kesimi, Avrupa Birliği'ne girdiğinde, PASOK Genel Başkanı ve dönemin Yunanistan Başbakanı olan Simitis, Kıbrıs Rum Kesimi'ne giderek, AB çatısı altında Enosis'i gerçekleştirdik demiştir. Bu arada partinin isminin açılımı da ''Panhellenik'' Sosyalist Partidir. Demek ki her Sosyaldemokrat parti senin iddia ettiğin gibi ulusalcı eğilimlerden kopuk değildir.
Yine azınlık sorunlarında da aynı şey geçerli... PASOK, Batı Trakya'da ki Türk azınlığın kimliklerini ifadesi noktasında elle tutulur bir politika hiç bir zamanizlememiştir. Sadece bir kaç Türk vekili Batı Trakya'da aday olarak göstermiştir ama bu da azınlık hakları konusundaki hassasiyetlerinden değil, kalabalık Türk cemaatinden oy almak için yapılmıştır. Yunanistan'da Türk ismi taşıyan azınlık dernekleri yasaklıdır. Türk cemaatinden kendilerini Müslüman olarak tanımlamaları istenmiştir. PASOK iktidardaykende Yunan Devleti'nin Türk azınlığı karşısındaki bu tutumu değişmemiştir.
Özetle, bu tür müphem ve bir partiden diğerine göre zaman ve mekan şartları içinde değişebilecek politikalar ile Sosyaldemokrasi tanımlanamaz. Aynı şekilde Kemalizmde tanımlanamaz!
Sosyaldemokrasi (Günümüzdeki şeklini anlatıyorum. Geçmişte çeşitli zamanlarda faaliyet gösteren, aynı ismi kullanan farklı grupları değil.), eşitlik ile özgürlük arasındaki çelişkide bir orta yoldur. Bireysel özgürlüğe vurgu yapan, eşitliği ikinci plana atan Liberalizm ile refah devleti savunan, eşitliliğe vurgu yapan ve bireysel özgürlüğü ikinci plana atan Sosyalizm arasında bir uzlaşma noktasıdır. Bu doğrultuda Sosyal demokrasi, serbest piyasa ekonomisini savunur. Sosyalizmin öngördüğü refah devlet modelini ve planlı, merkezi ekonomiyi reddeder. Fakat serbest piyasa ekonomisini, emeğin hakları doğrultusunda sınırlar. Bireysel çıkar ve kamu çıkarı eşit bir şekilde vurgulanır ve savunulur. Liberalizm ve Sosyalizmde olduğu gibi bunlardan birisi, diğerine tercih edilmez. Mesela İskandinav ülkeleri, uzun süre Sosyal demokrat iktidarlara ev sahipliği yapmıştır. Bu ülkelerde işçi hakları konusunda önemli haklar elde edilmiştir. Fakat hiç bir zaman Sosyalizmin öngördüğü şekilde bir Proleter iktidarı kurulmamıştır. Kamu çıkarı ile sınırlanan bir piyasa ekonomisi varlığını sürdürmüştür.
Sosyaldemokrasi, bu adı taşıyan partilerin günlük politikaları üzerinden değil, tarihsel ve ideolojik kökleri üzerinden değerlendirilebilir ancak...
Yukarıdaki saydıkların Sosyal Demokrasiye ilişkin, onu belirleyen, içeriğini ve sınırlarını ihtiva eden özellikler ve ilkeler değildir. Yukarıda yazdığın konularda Sosyal Demokratların salt ve ortak bir mutabakatı yoktur. Bir Sosyal Demokrat parti yukarıda yazdığın hususlarda farklı bir tavır alırken, bir diğeri daha farklı bir tutum takınabilir.
Mesela Yunanistan'da bir dönem fırtına gibi esen, Genelbaşkanı Sosyalist Enternasyonal'e Başkanlık eden Sosyaldemokrat PASOK, yukarıda yazdığın hususlarda söylediğinden farklı bir tutum takınmıştır. Örneğin, 80'lerde Türkiye ile ilişkilerde yaşanılan krizlerde oldukça radikal ve ulusalcı politikaları savunmuştur. Ege'de ki petrol arama krizinde Türk gemilerinin vurulması gerektiğini da hi dile getirmiş, bunu yapmayan iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi lideri Karamanlis'i sert bir şekilde eleştirmiştir. Yine aynı şekilde Kıbrıs Rum Kesimi, Avrupa Birliği'ne girdiğinde, PASOK Genel Başkanı ve dönemin Yunanistan Başbakanı olan Simitis, Kıbrıs Rum Kesimi'ne giderek, AB çatısı altında Enosis'i gerçekleştirdik demiştir. Bu arada partinin isminin açılımı da ''Panhellenik'' Sosyalist Partidir. Demek ki her Sosyaldemokrat parti senin iddia ettiğin gibi ulusalcı eğilimlerden kopuk değildir.
Yine azınlık sorunlarında da aynı şey geçerli... PASOK, Batı Trakya'da ki Türk azınlığın kimliklerini ifadesi noktasında elle tutulur bir politika hiç bir zamanizlememiştir. Sadece bir kaç Türk vekili Batı Trakya'da aday olarak göstermiştir ama bu da azınlık hakları konusundaki hassasiyetlerinden değil, kalabalık Türk cemaatinden oy almak için yapılmıştır. Yunanistan'da Türk ismi taşıyan azınlık dernekleri yasaklıdır. Türk cemaatinden kendilerini Müslüman olarak tanımlamaları istenmiştir. PASOK iktidardaykende Yunan Devleti'nin Türk azınlığı karşısındaki bu tutumu değişmemiştir.
Özetle, bu tür müphem ve bir partiden diğerine göre zaman ve mekan şartları içinde değişebilecek politikalar ile Sosyaldemokrasi tanımlanamaz. Aynı şekilde Kemalizmde tanımlanamaz!
Sosyaldemokrasi (Günümüzdeki şeklini anlatıyorum. Geçmişte çeşitli zamanlarda faaliyet gösteren, aynı ismi kullanan farklı grupları değil.), eşitlik ile özgürlük arasındaki çelişkide bir orta yoldur. Liberalizm gibi özgürlüğe vurgu yapan, eşitliği ikinci plana atan bir ideoloji ile refah devleti ve merkezi planlamayı savunan, eşitlikçi olan ve bu doğrultuda bireysel özgürlüğü ikinci plana atan Sosyalizm arasında bir uzlaşma noktasıdır. Bu doğrultuda Sosyal demokrasi, serbest piyasa ekonomisini savunur. Sosyalizmin öngördüğü refah devlet modelini ve planlı, merkezi ekonomiyi reddeder. Fakat serbest piyasa ekonomisini, emeğin hakları doğrultusunda sınırlar. Bireysel çıkar ve kamu çıkarı eşit bir şekilde vurgulanmıştır. Liberalizm ve Sosyalizmde olduğu gibi birisi, diğerine tercih edilmemiştir. Mesela İskandinav ülkeleri, uzun süre Sosyal demokrat iktidarlara ev sahipliği yapmıştır. Bu ülkelerde işçi hakları konusunda önemli haklar elde edilmiştir. Fakat hiç bir zaman Sosyalizmin öngördüğü şekilde bir Proleter iktidarı kurulmamıştır.
Sosyaldemokrasi, bu adı taşıyan partilerin günlük politikaları üzerinden değil, tarihsel ve ideolojik kökleri üzerinden değerlendirilebilir ancak...
CHP'den bahsediyorux Türkiye örneğinden ve Kemalizm'den bahsediyoruz CHP'nin Sosyal Demokrasi anlayışı batı tipi ve enternasyoneldir diyoruz bundan örnek verip Kemal Kılıçdaroğlu Deniz Baykal,Sezgin Tanrıkulu icraatlerini gösteriyoruz ve Kemalizm bunu yapmazdı diyoruz. Yani dediklerinin Türkiye örneğinde bir geçerliliği yok mesela Türkiye'de kurulan Sosyal Demokrat Parti 1964'te yeniden açılmadan önce Atatürk döneminde vardır ve Atatürk'ü Sosyalist Enternasyonele baskıcı olması nedeniyle şikayet etmişir Atatürk de bu partiyi kapattırmıştır. Çünkü Sosyal Demokrat Parti Türkiye hükümetini istibdat yönetimi, faşist, sosyalist enternasyonel değerere aykırı görmektedir. Bu anlayış 1964'te açılan ve sonra CHP ile birleşen partide de mevcuttu. Farkındaysanız bugün birçok CHP'li CHP'nin yönetimini sevdiği için değil seçenek olmadığı için baraj yüzünden oy vermektedir Yılmaz Özdil gibiler dahil bu şekilde düşünür. İşte bu sebepledir.
Vefik Sami
18-05-2017, 20:34
. Sosyal demokraside din serbestliği vardır. Bu dib ve vicdan özürlüğünden farklı olarak tekke zaviye gibi türevlere serbestlik tanır.Kemalizm tekke ve zaviyelere, tarikatlara karşıdır.
Yazınızın tamâmını okudum. Neden söz ettiğinizi biliyorum. Ancak; beni bu mesajınıza cevap yazmaya yönlendiren CHP'nin siyâsi çizgisi değil. Yukarıda alınıtladığım "Kemâlizm" ile ilgili tesbitinize katılmadığımı belirtmek isterim.
Atatürk'ün kültür devrimleriyle neleri amaçladığını iyi bilmek için I. Cihan Harbi sonrası Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını, eğitim durumunu iyi bilmek şarttır. Gâzi Paşa'nın hedeflediği "muasır medeniyet seviyesi" için, Osmanlı toplumunun kültürel harcı olan "ümmet" yapsından en kısa sürede kurtulmak gerekiyordu. Din'in toplum üzerindeki birleştirici rolünü ortadan kaldırdığınızda, oluşan boşluğu başka bir bir toplumsal dinamik ile doldurmak gerekiyordu. Bu dinamik, Türk Milliyetçiliği olacaktı.
Mustafa Kemâl, Tekke ve zâviyelere karşı değildir. Bunlar İslâmın toplum üzerinde hakimiyet kurmasını sağlayan kurumsal araçlardır. Bilindiği üzere İslâm, devleti yönetmek ister. İslâmi klurumlara, güçlenerek devlete müdâhele edecek fırsatı verirseniz, muasırlaşma amacınız için bir "el-fâtiha" deyip, üzerine bir bardak soğuk su içmeniz gerekebilir. Mustafa Kemâl dinlere değil, devleti kontrolü altında tutmak isteyen dinci anlayışa karşı idi. Bu nüansı hatırdan uzak tutmamak gerek.
Yazınızın tamâmını okudum. Neden söz ettiğinizi biliyorum. Ancak; beni bu mesajınıza cevap yazmaya yönlendiren CHP'nin siyâsi çizgisi değil. Yukarıda alınıtladığım "Kemâlizm" ile ilgili tesbitinize katılmadığımı belirtmek isterim.
Atatürk'ün kültür devrimleriyle neleri amaçladığını iyi bilmek için I. Cihan Harbi sonrası Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını, eğitim durumunu iyi bilmek şarttır. Gâzi Paşa'nın hedeflediği "muasır medeniyet seviyesi" için, Osmanlı toplumunun kültürel harcı olan "ümmet" yapsından en kısa sürede kurtulmak gerekiyordu. Din'in toplum üzerindeki birleştirici rolünü ortadan kaldırdığınızda oluşan boşluğu başka bir bir toplumsal dinamik ile doldurmak gerekiyordu. Bu dinamik, Türk Milliyetçiliği olacaktı.
Mustafa Kemâl, Tekke ve zâviyelere karşı değildir. Bunlar İslâmın toplum üzerinde hakimiyet kurmasını sağlayan kurumsal araçlardır. Bilindiği üzere İslâm, devleti yönetmek ister. İslâmi klurumlara, güçlenerek devlete müdâhele edecek fırsatı verirseniz, muasırlaşma amacınız için bir "el-fâtiha" deyip, üzerine bir bardak soğuk su içmeniz gerekebilir. Mustafa Kemâl dinlere değil, devleti kontrolü altında tutmak isteyen dinci anlayışa karşı idi. Bu nüansı hatırdan uzak tutmamak gerek.
Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler meczuplar ülkesi olamaz demişti Mustafa Kemal Atatürk ve Diyanet şleri dışında hiçbir dini örgütlenmeye veya kuruma izin vermemişti. Mustafa Kemal elbette dinlere karşı değildi o aydınlanmacıydı aydınlanmacı devlet adamları dinlerin bir anda kalkmayacağını yok olmayacağını bilir onun amacı dinin etkisini olabildiğince devletten çekmektir.
Takiyiddin
18-05-2017, 21:19
CHP'den bahsediyorux Türkiye örneğinden ve Kemalizm'den bahsediyoruz CHP'nin Sosyal Demokrasi anlayışı batı tipi ve enternasyoneldir diyoruz bundan örnek verip Kemal Kılıçdaroğlu Deniz Baykal,Sezgin Tanrıkulu icraatlerini gösteriyoruz ve Kemalizm bunu yapmazdı diyoruz. Yani dediklerinin Türkiye örneğinde bir geçerliliği yok mesela Türkiye'de kurulan Sosyal Demokrat Parti 1964'te yeniden açılmadan önce Atatürk döneminde vardır ve Atatürk'ü Sosyalist Enternasyonele baskıcı olması nedeniyle şikayet etmişir Atatürk de bu partiyi kapattırmıştır. Çünkü Sosyal Demokrat Parti Türkiye hükümetini istibdat yönetimi, faşist, sosyalist enternasyonel değerere aykırı görmektedir. Bu anlayış 1964'te açılan ve sonra CHP ile birleşen partide de mevcuttu. Farkındaysanız bugün birçok CHP'li CHP'nin yönetimini sevdiği için değil seçenek olmadığı için baraj yüzünden oy vermektedir Yılmaz Özdil gibiler dahil bu şekilde düşünür. İşte bu sebepledir.
Bu bir şeyi değiştirmez. CHP'nin politikalarını hatalı bulabilirsin ama bunu yaparken bu politikaları, Sosyaldemokrasinin temel ilkeleriymiş gibi gösteremezsin. Çünkü, öyle değil! Ayrıca ilk iletinde Sosyaldemokrasi hakkında yaptığın tanımlamalar bir hayli hatalı ve noksan.
Diğer yandan CHP'nin tarihi boyunca kazandığı tek seçim zaferi, Bülent Ecevit zamanında, Orta'nın Solu sloganı ile kazanılmıştır. Bu dönemde sadece merkez sol değil, Sosyalist sol da hi CHP'yi desteklemiştir. Demek ki CHP Sola yaklaştıkça hem daha modern bir siyaset anlayışı kazanıyor, hemde kitleler ile daha iyi bir iletişim kurabiliyor. Ayrıca çeşitli Sol fraksiyonları etrafında toplayarak siyasette hakim olan muhafazakar ve milliyetçi tahakküme karşı etkili ve ilerici bir muhalefet odağı haline gelebiliyor.
Yılmaz Özdil'ler ile, Müjdat Gezen'ler ile olmaz bu iş....
bilgivehis
18-05-2017, 21:25
Sosyal demokrasi kapitalizmin kendisidir.
Sömürünün sürdürülmesi için diğer ideoloji ve dinlerle uzlaşı sistemidir, yani faşizmin alenen değil de yasal halidir. Derin devlet sözünün en çok geçerli olduğu sistemlerin başında gelir. Bir taraftan özgürlük yağmurları yağdırır gibi görünür, diğer taraftan sistemine dokunana fırtına-kar yağdırır.
Örneğin sokakta kahrolsun kapitalizm diye bağırmana seslenmeyebilir, hatta yardımcı olmaya çalışır görünür ama sistemini tehdit ediyorsan vay haline.
İşte bu ülkede bugüne kadar olan buydu, hangi iktidar geldiyse birilerine şirin görünüp sistemi koruma altına aldı. Tabi sosyal demokrasi kalıcı bir sistem değildir, her an patlak verebilir, bu yüzden altmış yıldan beri şeriatçı, kindar ve dindar bir nesil alt yapısı sürüyordu, bugünkü durum da malümunuz...
Takiyiddin
18-05-2017, 21:27
Mustafa Kemâl dinlere değil, devleti kontrolü altında tutmak isteyen dinci anlayışa karşı idi. Bu nüansı hatırdan uzak tutmamak gerek.
Buna katılmıyorum. Bence bilakis Kemalistler dine karşı bir hayli sert bir tutum almışlardır. Dinin rolünü fazlasıyla abartmışlardır. Bu doğrultuda bazen bilimsel bir düzlemden çıkarak idealizme savrulmuşlardır. Mesela şeyhlik, ağalık, padişahlık gibi hakim sınıfların varlığını dinle ile açıklamışlardır. Halbuki sınıfların ortaya çıkışı üretimin toplumsallaşması ile birlikte ortaya çıkan artı değerin bir sonucudur. Belki dinler bu sınıfsal sistemin muhafazası adına bir zırh işlevi görebilir ama başlı başına bir sebep değildir. Diğer yandan İslamiyetin konargöçer Türkleri yerleşik hayata geçirmesi ve özel mülkiyeti ortaya çıkarması gibi olumlu etkenleri göz ardı ederek, onun Türk tarihi bağlamında oynadığı ilerletici rol anlaşılamamıştır. Güneş Dil Teorisi örneğinde olduğu gibi İslamiyet öncesi Türk tarihine, olduğundan daha büyük bir önem ve rol atfetmişlerdir.
bilgivehis
18-05-2017, 21:33
Buna katılmıyorum. Bence bilakis Kemalistler dine karşı bir hayli sert bir tutum almışlardır. Dinin rolünü fazlasıyla abartmışlardır. Bu doğrultuda bazen bilimsel bir düzlemden çıkarak idealizme savrulmuşlardır. Mesela şeyhlik, ağalık, padişahlık gibi hakim sınıfların varlığını dinle ile açıklamışlardır. Halbuki sınıfların ortaya çıkışı üretimin toplumsallaşması ile birlikte ortaya çıkan artı değerin bir sonucudur. Belki dinler bu sınıfsal sistemin muhafazası adına bir zırh işlevi görebilir ama başlı başına bir sebep değildir. Diğer yandan İslamiyetin konargöçer Türkleri yerleşik hayata geçirmesi ve özel mülkiyeti ortaya çıkarması gibi olumlu etkenleri göz ardı ederek, onun Türk tarihi bağlamında oynadığı ilerletici rol gözardı edilmiştir. Güneş Dil Teorisi örneğinde olduğu gibi İslamiyet öncesi Türk tarihine, olduğundan daha büyük bir önem ve rol atfetmişlerdir.
O aldığın alıntıda kemalistler dememiş, Mustafa Kemal demiş, her ikisi aynı şey değildir...
Sosyal demokrasi kapitalizmin kendisidir.
Sömürünün sürdürülmesi için diğer ideoloji ve dinlerle uzlaşı sistemidir, yani faşizmin alenen değil de yasal halidir. Derin devlet sözünün en çok geçerli olduğu sistemlerin başında gelir. Bir taraftan özgürlük yağmurları yağdırır gibi görünür, diğer taraftan sistemine dokunana fırtına-kar yağdırır.
Örneğin sokakta kahrolsun kapitalizm diye bağırmana seslenmeyebilir, hatta yardımcı olmaya çalışır görünür ama sistemini tehdit ediyorsan vay haline.
İşte bu ülkede bugüne kadar olan buydu, hangi iktidar geldiyse birilerine şirin görünüp sistemi koruma altına aldı. Tabi sosyal demokrasi kalıcı bir sistem değildir, her an patlak verebilir, bu yüzden altmış yıldan beri şeriatçı, kindar ve dindar bir nesil alt yapısı sürüyordu, bugünkü durum da malümunuz...
Bu konuda seni destekleyen bir video var Liberaller hazırlamış benzerliği vurguluyor:
https://www.youtube.com/watch?v=dqrToyXOU9Q
spartacus
18-05-2017, 21:43
. Sosyal demokraside din serbestliği vardır. Bu din ve vicdan özürlüğünden farklı olarak tekke zaviye gibi türevlere serbestlik tanır.Kemalizm tekke ve zaviyelere, tarikatlara karşıdır.
İnanç serbestliği vardır, ama Türkiye oldumolası dinin siyaseten kullanıldığı bir ülkedir. Bir yerde bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu... Tabi ki bunda uzun vadeli yanlış siyasetlerinde etkisi olmuştur, din ayrı, bir inanca mensup olan insana dini üzerinden baskı ayrıdır, orada yapılması gereken hukuki çerçeveyi net biçimde belirlemek olmalıdır, o işler siyasete ve adamına göreye devredilemez(Türkiye'de tersi oldu ne yazık ki)...
. Sosyal Demokrasi enternasyoneldir sosyalist enternasyonel kararlarına bağlıdır.Latin Amerika'daki sosyal demokratlar bundanf arklı olarak devletçidir.Batı Tipi sosyal demokrat olan CHP ise devletçi falan değildir Kemalist hiç değildir.
Kötürümleştirilmiş de olsa, o bir gelişme.. Demokrasi bir yönetim biçimidir, siz hangisini tercih ediyorsunuz? Sosyal demokrasi, demagograt demokrasi-roma-konsül-, doğrudan demokrasi, yerinde-katılımcı demokrasi? (eğer bilmediğim başka varsa eklenebilir)... ya da sizin demokrasi öneriniz nedir? nasıl bir yönetim olmalı, CHP nasıl bir demokrasi mücadelesi vermeli?
Sosyal Demokrasi ulusalcılık kaygısı taşımaz. Önemli olan sosyal demokrat düzendir bağımsızlık anlayışı yoktur sosyal demokraside Kemalizmse ulusalcıdır ve ulusal bağımsızlığı karakteri bilmiştir.
Sosyal demokrasinin iyi kötü işlediği ülkeler Türkiye gibi, bir kaç kutsal-dokunulmazın anti-laik siyaseti üzerine bürokratik ve tepeden boş-kof siyasetle, bağımlı değillerdir. Bağımsızlığın ölçütü inanç, etnik subjektif siyasileştirilmiş terimler, EGO siyaseti değil, aksine ekonomi-politiktir. Türkiye toplumunun bilinçlenmesinde en büyük engeli, ne yazık ki kavramları, terimleri çarpıtıp, aksine malı alan götürüyor tarzı kutsal-tabu siyasetinden beslenen sürü psikolojisine dayalı, topluma, hayata, insana yabancı boya-cila siyaseti-hakimiyeti sağlamıştır.
haydi bana bir etiket tak, bende sokaklara çıkıp, laylaylom, loylam, lammm, world bana etiket taktı, gözlerimi, kulağımı kapatayım, yaşşşa etiketim diye dolaşayım, ne anlamı var?
Sosyal Demokrasi azınlığın kendi dilinde konuşması eğitim alması hatta eyalet kurmasına karşı değildir. Kemalizm'se bağımsızlık savaşı vermiş her bir bireyi aynı idealler, aynı dil, aynı ülkü, aynı coğrafya altında tutmaya çalışır.
Böylece ve böyle olduğu sürece ilgili coğrafyalar Ortadoğu olmaktan öte gitmeyecek, çünkü elde olan 5 misketi, teke indirgemek, 4 misketi dışlamak hem fiili hemde siyasi olarak 5 ayrı parçaya bölmek demektir, birlik demek tek tip demek değildir, aksine farklı olanların birliği olur. Kof ve boya-cila idealler ekonomi-politik temelinde olmadığı sürece dönüp, dolaşacağı yer subjektif abartılar, boş subjektif, köhne siyasetler toplumları kendisine yabancı birer sürüye dönüştüreceğidir. Erdoğan bilmem kaç bin odalı saray yaptırdı diye Türkiye yaşanabilir bir ülke olmuyor... Osmanlı kıtaları talan etti diye halk bir dirhem daha iyi yaşamış olmuyor, onlar adına orada, burada can vermeleri ise cabası!
Sosyal Demokrasinin köklerine bakarsanız PKK gibi örgütler asla terör örgütü değildir onlar devletin baskısı altında inleyen bir azınlığın gerillaları özgürlük savaşçılarıdır. Kemalizmse ulusa karşı silah kaldıranı dışardan veya içerden hiç farketmez misliyle cezalandırır.
Bel altı söylem olmuş, bu durumda da Kemalizme göre kurtuluş savaşıda teröristtir. Tanımlar nalına, mıhına olmamalı, terör bir yöntemdir, taktirtir ve en çok devletler ve elbette toplumsal korku psikolojisinin getirisi namına çeşitli örgütler başvuruyor, bilhassa Türkiye ve İsrail gibi devletler, balık baştan kokuyor. yani her eline silah alan terörist olmuyor ve evet, biz bir halkı diliyle, kültürüyle yok sayar ve kültürel olana, siyasi olarak baskı yaprsak, bu insana baskıya-teröre- döner ve egri tepmeside farklı olmaz. Eğer ben Türk olduğum için bir coğrafyada yok sayılsaydım ve baskılanıp, şiddete maruz bırakılsaydım-40-50 yıl hemde-, elbette yapmam gereken kurtuluşun savaşını vermek olurdu, bu özgürlük mücadelesidir, herhangi bir örgüt, sonuç almaka dına terörü kullanıyor diye benim bu tutumum terörize edilemez. Eğer Türkiyede yaşadığım coğrafya, Fransız işgalidne kalsaydı, elbette bende Fransız olma dayatımını ret edecektim, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma, kendine yapıldığında gösterdiğin tavrı başaksına çok görme... Ya da bu tür duyguların tatmin olacağı alan MHP tarzı siyasettir hazır MHP de çökmüşken boşluğu doldurmalı.
CHP'nin kanalı Halk Tv'de bugün HDP'liler İslamcılar cirit atmaktadır.
Öyle ya siz Erdoğan'ın selefileşmiş, sünni Türkiyesini istiyorsunuz, tamamen aynı ideolojik zemin ve malzemelere sahip, tek farkı onlar mezhep ayrımını, diğeri de sözde ırk ayrımını istismar ederek boya-cila siyaseti yapıyor.
Uyanın artık CHP'ye vercekseniz dahi gerçeği bilerek verin ben böyle yapıyorum. Ya siz Abdullah Gül'ü CB adaylığı için öneren, ve geçmişte çarşaflılara CHP rozeti takan Baykal'ı nasıl Atatürkçü gçrürsünüz? CHP kurumsal olarak %100 sosyal demokrattır 6 oku sadece simge olarak kullanmaktadır bu 1965'te Sosyal Demokrat Parti CHP ile birleştiğinden beri böyledir. Sıtkı Ulay'ı ve 1965'i araştırın gerçekleri bilelim tartışalım ,neden CHP tıkandı görelim.
CHP Sosyal demokrat bir yapı değildir(hiç bir zaman da olmadı, CHP 200 yıl eskide kalmış, 18. Yüzyıl Fransız tarzı siyasetle, 2. dünya savaşı sonrası Avrupada gelişen mutant sosyal demokrat siyaset arasında sıkışıp kaldı), bağlı olduğu birlikte hareket ettiği partilerde aslında sosyal demokrat değiller, özünde çürümüşlüğün partileri... CHP muhafazakar bir partidir.
Kaldı ki, domatesin bile 10 TL olduğu halkın yarısının evine ancak 1 kez et girdiği bir ülkedir -ki boya-cila üzre analizler yaptığınız.
Kaldı ki anladığım şu;
CHP ne zaman toplumun gerçek(SOSYAL) sorunlarına yönelir, bunu kabul edilemez görmekte, ama ne zaman kof-subjektif, içinde insan öznesi taşımayan etiket-siyaset yapar baş tacıdır.
Türkiyenin en ama en kısa vadede varması gereken sosyal-devlet olmalı, bu ne kadar süre gecikir ve ne kadar süre subjektif boş, insan-yaşam namına bir anlam ifade etmez süsrleştiric siyasetin hakimiyeti sürmeye devam eder, tam bir Ortadoğu olunur.
Türkiye bir can pazarı ve isteniyor ki bu hiç değişmesin... Hiç bir zaman insan ve hayat önemsenmesin, yaşam koşulları da, sadece şişme osmanlı torunluğu, bilmem ne dinliği bilmem ne ırklığı, takım siyasetinin dahi gerisinde-ayranımız yok içmeye- başımız dik olsun çünkü gırtlağımıza kadar boka batmış olalım...
Bu ister kapitalizmin askeri-bürokratik tür egemenliği üzre olsun-belirtmeyi gerekli görmüyorum-, ister sözde sosyalistinin inanç eksenli, kutsallı-tabulu aynı sbjektif tarz ayet-slogan siyaseti olsun, diri değil ölüdür ve bütün işleri güçleri, birbiriyle kutsala daha az tapıyorsun, ben daha çok tapıyorum, kutsal böyle buyuruyor sen bilimd iyorsun, yok ben daha inançlıyım, ben sadığım(neyse sadıklık köpek gibi) sen değilsin, onlar kemalsit olamaz, bunalr sosyalist olamaz, şunlar troçkist, bunlar bilmem neci... 100 Yıl geçer dünya 100 kez döner, ama bunların gündemi hep aynıdır, DİNSEL cila, dini daha fazla yüceltmek, neye yarayacak, neye çözüm olacak, neyi anlamamızı sağlayacaksa, kısaca bildiğimiz Afganistan modelinin, farklı görüşlerdeki bin-bir parça-paçavra yansıması.
Neyse asgari ücretin yoksulluk sınırının 4 kat altında, çalışma saatlerin kağıt üstü 8 fiiliyatda 10-12 saat, sanayisi olmayan, işbirlikçi kolay para babalarının risksiz montaj-ithal siyasetiyle birde onlara kapitalizm gereği ha bire, yoksul milyonalrdan vergi diye alınıp onlara devlet desteği, teşviklerinin açılıp, saçılmakta, yönetiminin bürokratik bir garip soy-yağmala egemenlik sistemi olan, sosyal değil-dolayısıya hukuku da yok, içler acısı- kutsal devlet, vatan diye sınır fetişzmi içinde durmadan, o dinin, o sözde ırkın, milletin lafızlarıyla kolayca sürüleştiren %1-2 dilimce soyulmakta olduğu bir ülkede yaptığımız siyasetler içler acısı, aman insan demeyin, hayat demeyin, aman sosyal olmayın, ki bu can pazarı süregitsin...
uzatmayayım, kaba, saba oradan buradan lakin az buçuk aydınlanmış insan adına, FETİŞZM siyasetinin kabul edilebilir hiç bir bilimsel, akıl, mantık yönü yoktur. Nesnel koşullar nedir bu görülmeli ve siyaset buna göre üretilmeli, öznel-subjektif gerekçelerle siyaset olmaz. Siyasetde fetişzme yer yoktur -elbette değerlere saygı duymak ayrı, fetişzmi üzerinden sürüleştirici hastalıklı siyaset ayrı!- çünkü dünya dönmekte, her gün milyarlarca ilişki, etkileşimle yaşam anlam kazanmaktadır...
İnanç serbestliği vardır, ama Türkiye oldumolası dinin siyaseten kullanıldığı bir ülkedir. Bir yerde bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu... Tabi ki bunda uzun vadeli yanlış siyasetlerinde etkisi olmuştur, din ayrı, bir inanca mensup olan insana dini üzerinden baskı ayrıdır, orada yapılması gereken hukuki çerçeveyi net biçimde belirlemek olmalıdır, o işler siyasete ve adamına göreye devredilemez(Türkiye'de tersi oldu ne yazık ki)...
Kötürümleştirilmiş de olsa, o bir gelişme.. Demokrasi bir yönetim biçimidir, siz hangisini tercih ediyorsunuz? Sosyal demokrasi, demagograt demokrasi-roma-konsül-, doğrudan demokrasi, yerinde-katılımcı demokrasi? (eğer bilmediğim başka varsa eklenebilir)... ya da sizin demokrasi öneriniz nedir? nasıl bir yönetim olmalı, CHP nasıl bir demokrasi mücadelesi vermeli?
Sosyal demokrasinin iyi kötü işlediği ülkeler Türkiye gibi, bir kaç kutsal-dokunulmazın anti-laik siyaseti üzerine bürokratik ve tepeden boş-kof siyasetle, bağımlı değillerdir. Bağımsızlığın ölçütü inanç, etnik subjektif siyasileştirilmiş terimler, EGO siyaseti değil, aksine ekonomi-politiktir. Türkiye toplumunun bilinçlenmesinde en büyük engeli, ne yazık ki kavramları, terimleri çarpıtıp, aksine malı alan götürüyor tarzı kutsal-tabu siyasetinden beslenen sürü psikolojisine dayalı, topluma, hayata, insana yabancı boya-cila siyaseti-hakimiyeti sağlamıştır.
haydi bana bir etiket tak, bende sokaklara çıkıp, laylaylom, loylam, lammm, world bana etiket taktı, gözlerimi, kulağımı kapatayım, yaşşşa etiketim diye dolaşayım, ne anlamı var?
Böylece ve böyle olduğu sürece ilgili coğrafyalar Ortadoğu olmaktan öte gitmeyecek, çünkü elde olan 5 misketi, teke indirgemek, 4 misketi dışlamak hem fiili hemde siyasi olarak 5 ayrı parçaya bölmek demektir, birlik demek tek tip demek değildir, aksine farklı olanların birliği olur. Kof ve boya-cila idealler ekonomi-politik temelinde olmadığı sürece dönüp, dolaşacağı yer subjektif abartılar, boş subjektif, köhne siyasetler toplumları kendisine yabancı birer sürüye dönüştüreceğidir. Erdoğan bilmem kaç bin odalı saray yaptırdı diye Türkiye yaşanabilir bir ülke olmuyor... Osmanlı kıtaları talan etti diye halk bir dirhem daha iyi yaşamış olmuyor, onlar adına orada, burada can vermeleri ise cabası!
Bel altı söylem olmuş, bu durumda da Kemalizme göre kurtuluş savaşıda teröristtir. Tanımlar nalına, mıhına olmamalı, terör bir yöntemdir, taktirtir ve en çok devletler ve elbette toplumsal korku psikolojisinin getirisi namına çeşitli örgütler başvuruyor, bilhassa Türkiye ve İsrail gibi devletler, balık baştan kokuyor. yani her eline silah alan terörist olmuyor ve evet, biz bir halkı diliyle, kültürüyle yok sayar ve kültürel olana, siyasi olarak baskı yaprsak, bu insana baskıya-teröre- döner ve egri tepmeside farklı olmaz. Eğer ben Türk olduğum için bir coğrafyada yok sayılsaydım ve baskılanıp, şiddete maruz bırakılsaydım-40-50 yıl hemde-, elbette yapmam gereken kurtuluşun savaşını vermek olurdu, bu özgürlük mücadelesidir, herhangi bir örgüt, sonuç almaka dına terörü kullanıyor diye benim bu tutumum terörize edilemez. Eğer Türkiyede yaşadığım coğrafya, Fransız işgalidne kalsaydı, elbette bende Fransız olma dayatımını ret edecektim, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma, kendine yapıldığında gösterdiğin tavrı başaksına çok görme... Ya da bu tür duyguların tatmin olacağı alan MHP tarzı siyasettir hazır MHP de çökmüşken boşluğu doldurmalı.
Öyle ya siz Erdoğan'ın selefileşmiş, sünni Türkiyesini istiyorsunuz, tamamen aynı ideolojik zemin ve malzemelere sahip, tek farkı onlar mezhep ayrımını, diğeri de sözde ırk ayrımını istismar ederek boya-cila siyaseti yapıyor.
CHP Sosyal demokrat bir yapı değildir(hiç bir zaman da olmadı, CHP 200 yıl eskide kalmış, 18. Yüzyıl Fransız tarzı siyasetle, 2. dünya savaşı sonrası Avrupada gelişen mutant sosyal demokrat siyaset arasında sıkışıp kaldı), bağlı olduğu birlikte hareket ettiği partilerde aslında sosyal demokrat değiller, özünde çürümüşlüğün partileri... CHP muhafazakar bir partidir.
Kaldı ki, domatesin bile 10 TL olduğu halkın yarısının evine ancak 1 kez et girdiği bir ülkedir -ki boya-cila üzre analizler yaptığınız.
Kaldı ki anladığım şu;
CHP ne zaman toplumun gerçek(SOSYAL) sorunlarına yönelir, bunu kabul edilemez görmekte, ama ne zaman kof-subjektif, içinde insan öznesi taşımayan etiket-siyaset yapar baş tacıdır.
Türkiyenin en ama en kısa vadede varması gereken sosyal-devlet olmalı, bu ne kadar süre gecikir ve ne kadar süre subjektif boş, insan-yaşam namına bir anlam ifade etmez süsrleştiric siyasetin hakimiyeti sürmeye devam eder, tam bir Ortadoğu olunur.
Türkiye bir can pazarı ve isteniyor ki bu hiç değişmesin... Hiç bir zaman insan ve hayat önemsenmesin, yaşam koşulları da, sadece şişme osmanlı torunluğu, bilmem ne dinliği bilmem ne ırklığı, takım siyasetinin dahi gerisinde-ayranımız yok içmeye- başımız dik olsun çünkü gırtlağımıza kadar boka batmış olalım...
Bu ister kapitalizmin askeri-bürokratik tür egemenliği üzre olsun-belirtmeyi gerekli görmüyorum-, ister sözde sosyalistinin inanç eksenli, kutsallı-tabulu aynı sbjektif tarz ayet-slogan siyaseti olsun, diri değil ölüdür ve bütün işleri güçleri, birbiriyle kutsala daha az tapıyorsun, ben daha çok tapıyorum, kutsal böyle buyuruyor sen bilimd iyorsun, yok ben daha inançlıyım, ben sadığım(neyse sadıklık köpek gibi) sen değilsin, onlar kemalsit olamaz, bunalr sosyalist olamaz, şunlar troçkist, bunlar bilmem neci... 100 Yıl geçer dünya 100 kez döner, ama bunların gündemi hep aynıdır, DİNSEL cila, dini daha fazla yüceltmek, neye yarayacak, neye çözüm olacak, neyi anlamamızı sağlayacaksa, kısaca bildiğimiz Afganistan modelinin, farklı görüşlerdeki bin-bir parça-paçavra yansıması.
Neyse asgari ücretin yoksulluk sınırının 4 kat altında, çalışma saatlerin kağıt üstü 8 fiiliyatda 10-12 saat, sanayisi olmayan, işbirlikçi kolay para babalarının risksiz montaj-ithal siyasetiyle birde onlara kapitalizm gereği ha bire, yoksul milyonalrdan vergi diye alınıp onlara devlet desteği, teşviklerinin açılıp, saçılmakta, yönetiminin bürokratik bir garip soy-yağmala egemenlik sistemi olan, sosyal değil-dolayısıya hukuku da yok, içler acısı- kutsal devlet, vatan diye sınır fetişzmi içinde durmadan, o dinin, o sözde ırkın, milletin lafızlarıyla kolayca sürüleştiren %1-2 dilimce soyulmakta olduğu bir ülkede yaptığımız siyasetler içler acısı, aman insan demeyin, hayat demeyin, aman sosyal olmayın, ki bu can pazarı süregitsin...
uzatmayayım, kaba, saba oradan buradan lakin az buçuk aydınlanmış insan adına, FETİŞZM siyasetinin kabul edilebilir hiç bir bilimsel, akıl, mantık yönü yoktur. Nesnel koşullar nedir bu görülmeli ve siyaset buna göre üretilmeli, öznel-subjektif gerekçelerle siyaset olmaz. Siyasetde fetişzme yer yoktur -elbette değerlere saygı duymak ayrı, fetişzmi üzerinden sürüleştirici hastalıklı siyaset ayrı!- çünkü dünya dönmekte, her gün milyarlarca ilişki, etkileşimle yaşam anlam kazanmaktadır...
Sevgili spartacus yazdıklarıma katılmayabilirsin ama şuna katılıyorsun sanırım CHP'nin gerçek ideolojisiyle bugün sahip olduğunu iddia ettiği sosyal demokrasi aynı şey değil. En azından bu konuda hemfikiriz.
Takiyiddin
18-05-2017, 21:56
Bu konuda seni destekleyen bir video var Liberaller hazırlamış benzerliği vurguluyor:
Liberalizmin Birleşik Devletler'de içerdiği anlam, Kıta Avrupası ve Türkiye'de ki anlamından içerik olarak farklıdır. Liberalizmin öngördüğü serbest piyasa ekonomisi ve liberal demokrasi zaten Amerikan Devleti'nin ideolojik temellerini oluşturur. Bu sebeple bu değerleri savunanlar Birleşik Devletler'de muhafazakar olarak tanımlanır. Bu değerleri sosyal haklar yönünde geliştirmek isteyenler, yani bugünkü Sosyal demokrasi değerlerini savunanlar ise Liberal olarak tanımlanır. Bu sebeple Türkiye'de Liberal denildiğinde ifade ettiği anlam ile Amerika'da ifade ettiği anlam farklıdır.
spartacus
18-05-2017, 22:31
Sevgili spartacus yazdıklarıma katılmayabilirsin ama şuna katılıyorsun sanırım CHP'nin gerçek ideolojisiyle bugün sahip olduğunu iddia ettiği sosyal demokrasi aynı şey değil. En azından bu konuda hemfikiriz.
Evet...
CHP senin belirttiğin temelde siyaset yapamadığı gibi, sözde atıf yaptığı sosyal lafızlarıyla ilgilide siyasete sahip değil yani adını bile koyma şansı yok ve sen bir tarafıyla ziyanını ifade ediyorsun ya, aslında her iki taraftan da zarar veriyor. CHP'nin yaptığı siyaset Erdoğanın gölgesinde ve tepede birey siyaseti, yani nerddeyse Erdoğan olmasa CHP koca ülkede siyaset yapabilecek bir şey bulamayacak...
CHP yok, lider sultasında sözde liderin monarşisi var...
Türkiye'nin ileri, aydın, müreffeh bir ülke olabilmesi ideali bir yana, daha sözde partiler monarşiyi aşmış değil, belki babadan-oğula geçmiyor-geçiyor, ama fiiliyatda işleyiş monarşi ve bu tür yapıların topluma katacağı, verebileceği bir şey yok, hep alacaklar. Bu tür siyasetlerle milyonlar, doğasının-yurdunun talan edilmesi, ardının oyulmasına rağmen afyonlanmış bir garip mest durumu, mutluluktan öte bir anlam bulamayacak ve CHP gibi bir yapı bu tür mest siyaseti lafızları bir yana bırakıp, hayatın gerçeklerine yönelmedikçe, Erdoğan'ın gölgesinde siyasetden öte gitmeyecek ve bunun adına da muhalefet denmemeli, tam tersine Erdoğan'ı güçlendiren bir dayanak rolünü oynadı.
CHP gibi lafızlarına bakılacak bir parti, şimdiye 100 kez bu ülkede sokakları ayağa kaldırmış olmalıydı-neler yaşanmadı ki!-, ama yok, Kılıçdaroğlu çıkacak grup toplantısına, kendi grup üyelerine Erdoğan karşıtı ajitasyon yapacak veya yasaya aykırı, ama evet diyeceğiz diyecek, bize güvenin diyecek kaç bin adet sandıkta CHP temsilcisi olmayacak, kısaca orada burada yersiz nutuk atacaklar, milyonlarda izleyip, oh be diyerek deşarj olacak(ne değişiyorsa), oldu, bitti, hasılı bu uzamda bir kabullenme-kabullendirme, olağanlaşma-olağanlaştırma siyaseti olarak işlev görecek(bu nokta önemli işte). İşte bir örnek, dün bir bugün iki, Afrika ülkelerinin dahi bildiği referandum yolsuzluğunda CHP sibop vazifesini gördü ve olağanlaştırıp çıktı, öteden beridir bu siyaseti yapıyor, örneğin Atatürk'e hakaret üzerinden kendi hukuksuzluğuna ve kolay sömürü koşulları(din baskın zırh, talan, dokunulmazlık, çalsın, çırpsın kimse din kutsalını aşıp hesap soramasın) meşruiyet sağlama, arada bir yoklama derdinde olan bir yağma-talan çetesi-hükümetine karşı dahi, sokağa çıkmıyor, çıkılsın istemiyor, iyi de, kapitalizmde olsa, bir parti yeri geldiğinde seçmen kitlesinin hakkınıen demokratik yollarla aramayacak, sözde de olsa liderlik etmeyecekse, hangi yüzle o kitleden oy isteyecekler?... Bu partinin orada dur, bizde varız demesi için daha kaç 15 yıl ve yaşanmış binlerce facia olması gerekiyor? Daha o kasetler piyasaya sürüldüğünde bile CHP milyonalrı sokağa döküp, hırsız hükümetin istifasını istemesi, öncülüke tmesi gerekirdi. İşte belki bana katılmıyorsun ama bu ülkede Kutsal Devlet, önce devlet, devletin çıkarı her şeyden üstündür, insan aşağıdır anlayışı değişmedikçe, CHP gibi muhafazkar yapılardan bu tür çıkışları -istisnai veya yerellikler dışında- beklemek hayal olur(15 yıl dile kolay)... Sosyal demokrasi olarak belki bir zayıflık olarak düşündüğün, ama bazı ifadelerini fiili durumun onaylamamasına, aksine bir sonuç doğurduğu ortada olmasına rağmen, Avrupa da, Erdoğanvari cahil aldatan ve AKP siyasetine yer yok, hele ki öyle bir yolsuzluk durumu doğsun, bak gör ikinci gün o hükümet düşürülmüyor mu? develt kutsaldır, oraya o makama(bildiğiniz kral tahtı! anlayışı) gelende kutsaldır, böyüktür ne derse boynumuz kıldan incedir anlayışı siyasetten men edilmedikçe-ki detay girmeyeceğim- CHP hiç bir zaman ne Cumhuriyetin ne de sözde sosyal demokrasinin partisi olamayacak. Sürekli Atatürk istismarı, bunlar iş yapmayacak, çalışmayacak, politika üretmeyecek, Atatürk o günleri değilde, gelip birde bunalrın bugünlerini kurtaracak, alışmışlar başkasının omzunda yürümeye, başkasına sorumluluk yıkmaya... ama Atatürk bir sınıfa girdiğinde kıyıda, köşede bir kenara çöküp öğretmeni izlerken, CHP AKP'liler tarafından sırf vekilin, bakanın karşısında ayağa kalkmadı diye dövülen, asker anne, babasına alçak vs diyen, yakınını kaybeden madenciyi tekmeleyen bir AKP iktidarına(sayamam AKP faşizmi saymakla bitmiyor), işten atma zoruyla AKP savurganlıklarına(miting) zorla götürülenlerin olduğu bir ülkede, bırakın sokakları ayağa kaldırmayı-ayağa kalkmayı!- soruşturma-araştırma bile yapmadı, yapmıyor, mecliste her şey kolay, çık soru, sor cevap bekle-sanki cevap alınca değişecekmiş gibi-, bu da siyaset değil, siyaset, lutfederseniz cevaplayın efendim diye soru sormakla değil, hesap sormakla olur ve meclisler siyaset alanı değildir, bir nevi verili durumun demokratik temelde kabullenildiği gündemli yürütme alanıdır, envai türden politikanın aktarılacağı siyasetin yeri halktır, sokaktır. Çare arayan bir insan düşünün nere gidecek?(Bırakalım halk içinde siyaseti, CHP ayağıyla kapısına gelene dahi sırtını dönen bir yapı ve seçmenlerinin %90'ı kendini yetim-öksüz, yalnız hissetmekte, ister öl, ister geber ama 4-5 yılda bir git oy at, bu senin kutsal bilmem ne için görevin, başka bir şey beklenmiyor)
Vefik Sami
18-05-2017, 22:52
Buna katılmıyorum. Bence bilakis Kemalistler dine karşı bir hayli sert bir tutum almışlardır. Dinin rolünü fazlasıyla abartmışlardır. Bu doğrultuda bazen bilimsel bir düzlemden çıkarak idealizme savrulmuşlardır.
Kültür devrimlerinin sâdece siyasi ve hukûki bir üst yapı olarak kalması, anaysaya, hukuk sistemine teorik düzlemde girip, pratikte esâmesinin okunmaması kimseye bir şey kazandırmazdı. Devrimlerin toplum hayatında etkili olabilmesi için, bu devrimlere direnen cenahın pazifize edilmesi şarttı. Doğrudur; uygulamada sert ve acımasız pratikler görülmüştür. Fakat, takdir edilmelidir ki bizde batılılaşma hareketleri Tanzimattan itibaren hep bir grup aydının çabalarıyla gerçekleşti. Aydınlanma isteği, toplumsal bir tabana hiç sahip olmadı. Bu cümleden olarak kültür devrimleri; toplum için ve fakat ma'alesef topluma karşı yapılmış oldu
Mesela şeyhlik, ağalık, padişahlık gibi hakim sınıfların varlığını dinle ile açıklamışlardır.
Ben bu tip bir "açıklama"ya rastlamadım şimdiye kadar. Bilmiyorum; atlamış da olabilirim. Osmanlıda Türkler genellikle reayadır. Devlet yönetiminde yer alan üst düzey bürokrasi genel olarak Enderundan yetişme devşirmelerden oluşmuştur. Tanzimattan itibaren ortaya çıkan aydınların asker kökenli olma sebebi de batılılaşma hareketlerine evvelâ askeri okullardan başlanmış olmasıyla açıklanabilir. Kurtuluş savaşının lider kadrosu da daha çok askeri bürokrasiden gelme idi. Bu kadro, İslâm'ın batılılaşma önünde engel teşkil ettiğini düşünüyordu. Toplumun tamamını bir anda "ateist" yapamayacaklarına veya başka bir dine geçmeye zorlayamayacaklarına göre, en uygun çözüm lâiklik olmalıydı. Bu şekilde İslâmın ve din sınıfının devlet üzerindeki etkinliği ortadan kaldırılmış olacaktı.
Diğer yandan İslamiyetin konargöçer Türkleri yerleşik hayata geçirmesi ve özel mülkiyeti ortaya çıkarması gibi olumlu etkenleri göz ardı ederek, onun Türk tarihi bağlamında oynadığı ilerletici rol anlaşılamamıştır.
İslâm'ın, varlığını günümüze kadar sürdürebilmesinde en büyük etken, Türklerin müslüman olmasıdır. Bu itibarla, Türkler İslâm'a uzun bir süre "asker" olarak hizmet ettiler. Ama; yapılan bu hizmetin karşılığı ne oldu; onu da tarih okuyarak öğrenmemiz mümkün. Ben, İslamın Türklere herhangi bir getirisinin olduğunu düşünmüyorum. Bu gün Hun kökenli Macarlar, Orta Avrupada bizden çok daha medeni ve demokrat bir toplumu oluşturabilmişler. Bizler ise alevi-sünni, sağcı-solcu muhabbeti ile birbirimizi kırıp geçiriyoruz.
Türkler Anadoluya ilk ayak bastıklarında müslüman idiler. Ama hayvancılıkla uğraşıyor ve göçebe yaşantılarına da devam ediyorlardı. Yerleşik hayatı Anadaoluya kendilerinden önce gelip yerleşmiş Rum ve Ermenilerden öğrendiler. Yerleşikliğin İslâm ile bir ilgisi yoktur.
https://www.youtube.com/watch?v=NdIu8fUV5K8
Alın size sözde Kemalist CHP
Dnyada sosyal demokrasi de çöküyor. Bu günlerede dünyada yapılan eylemlere baktığımızda insanları sosyal yaşamda zorla aldığı haklar ellerinden alınmak istediği için yapılmaktadır.
Devletler çok porçlu onun için sosyal haklar budanmak isteniyor. Böyle durumlarda devletler küçülmelidir ama küçülmüyor daha büyümek için uğraşıyorlar.
Aslımda devletler küçülerek yerini Sivil toplum örgütlerine devir etmelidir ama yapmıyor yapamıyorlar.
Bu da toplum la devlet arasında keskin kavgalara sebep oluyor.
Dünya daha fazal radikalleşmekte. Sosyal projeler çöküyor sosyal devletlerde sıkıntı yaşıyor.Dünyada ters işleyen bir şeyler var.
Egemen sınıflar yeni kölecilik sistemi dayatırken halklardan itirazlar yükseliyor.
Dünya daha keskin geçecek halk direnişlerine gebe gibi görünüyor.
Ayrıca dünya teknoloji ve buna uyum sağlayan ekonomik şartlardan dolayı sınırların pek işlevi kalmadı insanda bu teknolojik uyumdan ötürü küresel bir biçim aldı .Çok dillilk ve eğitim şartlarının gelişmesi insanı küreseleştirdi istenmesede dünya ingilizcede tek dünya diline doğru yol alıyor.
Bazı ulusal diller yok olabilir veye etkisini kaybeder.
Bence gelecek devrimler çağı olacaktır.Ya kölelik düzeni ya devrim dayatması insanı biçmlendirecek gibi görünüyor.
Sosyal demokrasi 1914 .2005 arası ekonomik ve sosyal modeldi bitiyor daha radikal bir dünyaya hazır olmak gerekir.
Amon yarebbi
19-05-2017, 13:32
En altta ki Bu yazı ,
Perinçek grubunun gazetesi olan aydınlık da yazan Önkibar ın yorumundan etkilenerek üyemiz tarafından yazılmış tır.
Şu bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti VATANDAŞI her insan sesini duyurabilmek için bi kanal bulup oradan fikrini söylemelidir. Aksi taktirde insan çatlar. Daha da ötesi kötü işler yapabilir.
Bizlerde bu forum aracılığı ile fikirlerimizi beyan ediyoruz öyle değil mi? Forum yöneticileri insanları ayırt etse konuşturmasa ne olur ÇATLARIZ dimi. Kaldı ki forumumuz öyle bir yer değil.
Perinçek bu halk için bir şey ifade etmez. Yazarları için aynı şeyi söylemem. Ancak önkibar gazeteciliği tetikçiliğe dönüştürürse durum vahim.
Kısacası CHP'li arkadaşlar ben de CHP'ye oy veriyorum baraj yüzünden ama şunu bilin CHP kurumsal olarak sosyal demokrattır o yüzden Kemal Kılıçdaroğlu Sezgin Tanrıkulu gibileri partide tutmuş o yüzden Tuncay Özkan Selahattin Demirtaş'ı övmüş o yüzden CHP Dersim harekatı için özür dilemiştir o yüzden CHP'nin kanalı Halk Tv'de bugün HDP'liler İslamcılar cirit atmaktadır
En altta ki Bu yazı ,
Perinçek grubunun gazetesi olan aydınlık da yazan Önkibar ın yorumundan etkilenerek üyemiz tarafından yazılmış tır.
Şu bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti VATANDAŞI her insan sesini duyurabilmek için bi kanal bulup oradan fikrini söylemelidir. Aksi taktirde insan çatlar. Daha da ötesi kötü işler yapabilir.
Bizlerde bu forum aracılığı ile fikirlerimizi beyan ediyoruz öyle değil mi? Forum yöneticileri insanları ayırt etse konuşturmasa ne olur ÇATLARIZ dimi. Kaldı ki forumumuz öyle bir yer değil.
Perinçek bu halk için bir şey ifade etmez. Yazarları için aynı şeyi söylemem. Ancak önkibar gazeteciliği tetikçiliğe dönüştürürse durum vahim.
Sabahattin Önkibar'ın yazısını görmedim dahi benim etkilendiğim biri varsa o Hasan İleri'dir
https://www.youtube.com/watch?v=O0JPEezZ7HU
ben en tav olduğum nokta solcuların kendilerinin Atatürkçü olduğunu sanmasıdır, bugün chp'nin en az yarısı böyledir, devrim marşları söylerler nazımın şiirlerini okurlar, özgürlük ve demokrasi çığırtkanlığı yaparlar, hümanist fikirleri anlatırlar chp çatısı altında ama Atatürkün kurduğu ve fikirlerinin hayat bulduğu chp öyle değildir. dün sosyalist olan adam bugün evrim geçirerek sosyal demokrat diye bir akım yaratarak Atatürkçülük çatısına girmiştir, kasıtlı veya kasıtsız düşünceyle Atatürkü de öyle düşünmüştür. sorsan bu ülkede sağcısı solcusu liberali milliyetçisi hepsi Atatürkçü kesilmiştir, herkes biryere çekiyor naparsın.