. Sosyal demokraside din serbestliği vardır. Bu din ve vicdan özürlüğünden farklı olarak tekke zaviye gibi türevlere serbestlik tanır.Kemalizm tekke ve zaviyelere, tarikatlara karşıdır.
. Sosyal Demokrasi enternasyoneldir sosyalist enternasyonel kararlarına bağlıdır.Latin Amerika'daki sosyal demokratlar bundanf arklı olarak devletçidir.Batı Tipi sosyal demokrat olan CHP ise devletçi falan değildir Kemalist hiç değildir.
.Sosyal Demokrasi ulusalcılık kaygısı taşımaz. Önemli olan sosyal demokrat düzendir bağımsızlık anlayışı yoktur sosyal demokraside Kemalizmse ulusalcıdır ve ulusal bağımsızlığı karakteri bilmiştir.
-Sosyal Demokrasi azınlığın kendi dilinde konuşması eğitim alması hatta eyalet kurmasına karşı değildir. Kemalizm'se bağımsızlık savaşı vermiş her bir bireyi aynı idealler, aynı dil, aynı ülkü, aynı coğrafya altında tutmaya çalışır.
-Sosyal Demokrasinin köklerine bakarsanız PKK gibi örgütler asla terör örgütü değildir onlar devletin baskısı altında inleyen bir azınlığın gerillaları özgürlük savaşçılarıdır. Kemalizmse ulusa karşı silah kaldıranı dışardan veya içerden hiç farketmez misliyle cezalandırır.
Kısacası CHP'li arkadaşlar ben de CHP'ye oy veriyorum baraj yüzünden ama şunu bilin CHP kurumsal olarak sosyal demokrattır o yüzden Kemal Kılıçdaroğlu Sezgin Tanrıkulu gibileri partide tutmuş o yüzden Tuncay Özkan Selahattin Demirtaş'ı övmüş o yüzden CHP Dersim harekatı için özür dilemiştir o yüzden CHP'nin kanalı Halk Tv'de bugün HDP'liler İslamcılar cirit atmaktadır.
Uyanın artık CHP'ye vercekseniz dahi gerçeği bilerek verin ben böyle yapıyorum. Ya siz Abdullah Gül'ü CB adaylığı için öneren, ve geçmişte çarşaflılara CHP rozeti takan Baykal'ı nasıl Atatürkçü gçrürsünüz? CHP kurumsal olarak %100 sosyal demokrattır 6 oku sadece simge olarak kullanmaktadır bu 1965'te Sosyal Demokrat Parti CHP ile birleştiğinden beri böyledir. Sıtkı Ulay'ı ve 1965'i araştırın gerçekleri bilelim tartışalım ,neden CHP tıkandı görelim.
Yukarıdaki saydıkların Sosyal Demokrasiye ilişkin, onu belirleyen, içeriğini ve sınırlarını ihtiva eden özellikler ve ilkeler değildir. Belirttiğin konularda Sosyal Demokratların salt ve ortak bir mutabakatı yoktur. Bir Sosyal Demokrat parti yukarıda yazdığın hususlarda farklı bir tavır alırken, bir diğeri daha farklı bir tutum takınabilir.
Mesela Yunanistan'da bir dönem fırtına gibi esen, Genelbaşkanı Sosyalist Enternasyonal'e Başkanlık eden Sosyaldemokrat PASOK, yukarıda yazdığın hususlarda söylediğinden farklı bir tutum takınmıştır. Örneğin, 80'lerde Türkiye ile ilişkilerde yaşanılan krizlerde oldukça radikal ve ulusalcı politikaları savunmuştur. Ege'de ki petrol arama krizinde Türk gemilerinin vurulması gerektiğini da hi dile getirmiş, bunu yapmayan iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi lideri Karamanlis'i sert bir şekilde eleştirmiştir. Yine aynı şekilde Kıbrıs Rum Kesimi, Avrupa Birliği'ne girdiğinde, PASOK Genel Başkanı ve dönemin Yunanistan Başbakanı olan Simitis, Kıbrıs Rum Kesimi'ne giderek, AB çatısı altında Enosis'i gerçekleştirdik demiştir. Bu arada partinin isminin açılımı da ''Panhellenik'' Sosyalist Partidir. Demek ki her Sosyaldemokrat parti senin iddia ettiğin gibi ulusalcı eğilimlerden kopuk değildir.
Yine azınlık sorunlarında da aynı şey geçerli... PASOK, Batı Trakya'da ki Türk azınlığın kimliklerini ifadesi noktasında elle tutulur bir politika hiç bir zamanizlememiştir. Sadece bir kaç Türk vekili Batı Trakya'da aday olarak göstermiştir ama bu da azınlık hakları konusundaki hassasiyetlerinden değil, kalabalık Türk cemaatinden oy almak için yapılmıştır. Yunanistan'da Türk ismi taşıyan azınlık dernekleri yasaklıdır. Türk cemaatinden kendilerini Müslüman olarak tanımlamaları istenmiştir. PASOK iktidardaykende Yunan Devleti'nin Türk azınlığı karşısındaki bu tutumu değişmemiştir.
Özetle, bu tür müphem ve bir partiden diğerine göre zaman ve mekan şartları içinde değişebilecek politikalar ile Sosyaldemokrasi tanımlanamaz. Aynı şekilde Kemalizmde tanımlanamaz!
Sosyaldemokrasi (Günümüzdeki şeklini anlatıyorum. Geçmişte çeşitli zamanlarda faaliyet gösteren, aynı ismi kullanan farklı grupları değil.), eşitlik ile özgürlük arasındaki çelişkide bir orta yoldur. Bireysel özgürlüğe vurgu yapan, eşitliği ikinci plana atan Liberalizm ile refah devleti savunan, eşitliliğe vurgu yapan ve bireysel özgürlüğü ikinci plana atan Sosyalizm arasında bir uzlaşma noktasıdır. Bu doğrultuda Sosyal demokrasi, serbest piyasa ekonomisini savunur. Sosyalizmin öngördüğü refah devlet modelini ve planlı, merkezi ekonomiyi reddeder. Fakat serbest piyasa ekonomisini, emeğin hakları doğrultusunda sınırlar. Bireysel çıkar ve kamu çıkarı eşit bir şekilde vurgulanır ve savunulur. Liberalizm ve Sosyalizmde olduğu gibi bunlardan birisi, diğerine tercih edilmez. Mesela İskandinav ülkeleri, uzun süre Sosyal demokrat iktidarlara ev sahipliği yapmıştır. Bu ülkelerde işçi hakları konusunda önemli haklar elde edilmiştir. Fakat hiç bir zaman Sosyalizmin öngördüğü şekilde bir Proleter iktidarı kurulmamıştır. Kamu çıkarı ile sınırlanan bir piyasa ekonomisi varlığını sürdürmüştür.
Sosyaldemokrasi, bu adı taşıyan partilerin günlük politikaları üzerinden değil, tarihsel ve ideolojik kökleri üzerinden değerlendirilebilir ancak...
Yukarıdaki saydıkların Sosyal Demokrasiye ilişkin, onu belirleyen, içeriğini ve sınırlarını ihtiva eden özellikler ve ilkeler değildir. Yukarıda yazdığın konularda Sosyal Demokratların salt ve ortak bir mutabakatı yoktur. Bir Sosyal Demokrat parti yukarıda yazdığın hususlarda farklı bir tavır alırken, bir diğeri daha farklı bir tutum takınabilir.
Mesela Yunanistan'da bir dönem fırtına gibi esen, Genelbaşkanı Sosyalist Enternasyonal'e Başkanlık eden Sosyaldemokrat PASOK, yukarıda yazdığın hususlarda söylediğinden farklı bir tutum takınmıştır. Örneğin, 80'lerde Türkiye ile ilişkilerde yaşanılan krizlerde oldukça radikal ve ulusalcı politikaları savunmuştur. Ege'de ki petrol arama krizinde Türk gemilerinin vurulması gerektiğini da hi dile getirmiş, bunu yapmayan iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi lideri Karamanlis'i sert bir şekilde eleştirmiştir. Yine aynı şekilde Kıbrıs Rum Kesimi, Avrupa Birliği'ne girdiğinde, PASOK Genel Başkanı ve dönemin Yunanistan Başbakanı olan Simitis, Kıbrıs Rum Kesimi'ne giderek, AB çatısı altında Enosis'i gerçekleştirdik demiştir. Bu arada partinin isminin açılımı da ''Panhellenik'' Sosyalist Partidir. Demek ki her Sosyaldemokrat parti senin iddia ettiğin gibi ulusalcı eğilimlerden kopuk değildir.
Yine azınlık sorunlarında da aynı şey geçerli... PASOK, Batı Trakya'da ki Türk azınlığın kimliklerini ifadesi noktasında elle tutulur bir politika hiç bir zamanizlememiştir. Sadece bir kaç Türk vekili Batı Trakya'da aday olarak göstermiştir ama bu da azınlık hakları konusundaki hassasiyetlerinden değil, kalabalık Türk cemaatinden oy almak için yapılmıştır. Yunanistan'da Türk ismi taşıyan azınlık dernekleri yasaklıdır. Türk cemaatinden kendilerini Müslüman olarak tanımlamaları istenmiştir. PASOK iktidardaykende Yunan Devleti'nin Türk azınlığı karşısındaki bu tutumu değişmemiştir.
Özetle, bu tür müphem ve bir partiden diğerine göre zaman ve mekan şartları içinde değişebilecek politikalar ile Sosyaldemokrasi tanımlanamaz. Aynı şekilde Kemalizmde tanımlanamaz!
Sosyaldemokrasi (Günümüzdeki şeklini anlatıyorum. Geçmişte çeşitli zamanlarda faaliyet gösteren, aynı ismi kullanan farklı grupları değil.), eşitlik ile özgürlük arasındaki çelişkide bir orta yoldur. Liberalizm gibi özgürlüğe vurgu yapan, eşitliği ikinci plana atan bir ideoloji ile refah devleti ve merkezi planlamayı savunan, eşitlikçi olan ve bu doğrultuda bireysel özgürlüğü ikinci plana atan Sosyalizm arasında bir uzlaşma noktasıdır. Bu doğrultuda Sosyal demokrasi, serbest piyasa ekonomisini savunur. Sosyalizmin öngördüğü refah devlet modelini ve planlı, merkezi ekonomiyi reddeder. Fakat serbest piyasa ekonomisini, emeğin hakları doğrultusunda sınırlar. Bireysel çıkar ve kamu çıkarı eşit bir şekilde vurgulanmıştır. Liberalizm ve Sosyalizmde olduğu gibi birisi, diğerine tercih edilmemiştir. Mesela İskandinav ülkeleri, uzun süre Sosyal demokrat iktidarlara ev sahipliği yapmıştır. Bu ülkelerde işçi hakları konusunda önemli haklar elde edilmiştir. Fakat hiç bir zaman Sosyalizmin öngördüğü şekilde bir Proleter iktidarı kurulmamıştır.
Sosyaldemokrasi, bu adı taşıyan partilerin günlük politikaları üzerinden değil, tarihsel ve ideolojik kökleri üzerinden değerlendirilebilir ancak...
CHP'den bahsediyorux Türkiye örneğinden ve Kemalizm'den bahsediyoruz CHP'nin Sosyal Demokrasi anlayışı batı tipi ve enternasyoneldir diyoruz bundan örnek verip Kemal Kılıçdaroğlu Deniz Baykal,Sezgin Tanrıkulu icraatlerini gösteriyoruz ve Kemalizm bunu yapmazdı diyoruz. Yani dediklerinin Türkiye örneğinde bir geçerliliği yok mesela Türkiye'de kurulan Sosyal Demokrat Parti 1964'te yeniden açılmadan önce Atatürk döneminde vardır ve Atatürk'ü Sosyalist Enternasyonele baskıcı olması nedeniyle şikayet etmişir Atatürk de bu partiyi kapattırmıştır. Çünkü Sosyal Demokrat Parti Türkiye hükümetini istibdat yönetimi, faşist, sosyalist enternasyonel değerere aykırı görmektedir. Bu anlayış 1964'te açılan ve sonra CHP ile birleşen partide de mevcuttu. Farkındaysanız bugün birçok CHP'li CHP'nin yönetimini sevdiği için değil seçenek olmadığı için baraj yüzünden oy vermektedir Yılmaz Özdil gibiler dahil bu şekilde düşünür. İşte bu sebepledir.
. Sosyal demokraside din serbestliği vardır. Bu dib ve vicdan özürlüğünden farklı olarak tekke zaviye gibi türevlere serbestlik tanır.Kemalizm tekke ve zaviyelere, tarikatlara karşıdır.
Yazınızın tamâmını okudum. Neden söz ettiğinizi biliyorum. Ancak; beni bu mesajınıza cevap yazmaya yönlendiren CHP'nin siyâsi çizgisi değil. Yukarıda alınıtladığım "Kemâlizm" ile ilgili tesbitinize katılmadığımı belirtmek isterim.
Atatürk'ün kültür devrimleriyle neleri amaçladığını iyi bilmek için I. Cihan Harbi sonrası Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını, eğitim durumunu iyi bilmek şarttır. Gâzi Paşa'nın hedeflediği "muasır medeniyet seviyesi" için, Osmanlı toplumunun kültürel harcı olan "ümmet" yapsından en kısa sürede kurtulmak gerekiyordu. Din'in toplum üzerindeki birleştirici rolünü ortadan kaldırdığınızda, oluşan boşluğu başka bir bir toplumsal dinamik ile doldurmak gerekiyordu. Bu dinamik, Türk Milliyetçiliği olacaktı.
Mustafa Kemâl, Tekke ve zâviyelere karşı değildir. Bunlar İslâmın toplum üzerinde hakimiyet kurmasını sağlayan kurumsal araçlardır. Bilindiği üzere İslâm, devleti yönetmek ister. İslâmi klurumlara, güçlenerek devlete müdâhele edecek fırsatı verirseniz, muasırlaşma amacınız için bir "el-fâtiha" deyip, üzerine bir bardak soğuk su içmeniz gerekebilir. Mustafa Kemâl dinlere değil, devleti kontrolü altında tutmak isteyen dinci anlayışa karşı idi. Bu nüansı hatırdan uzak tutmamak gerek.
Yazınızın tamâmını okudum. Neden söz ettiğinizi biliyorum. Ancak; beni bu mesajınıza cevap yazmaya yönlendiren CHP'nin siyâsi çizgisi değil. Yukarıda alınıtladığım "Kemâlizm" ile ilgili tesbitinize katılmadığımı belirtmek isterim.
Atatürk'ün kültür devrimleriyle neleri amaçladığını iyi bilmek için I. Cihan Harbi sonrası Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını, eğitim durumunu iyi bilmek şarttır. Gâzi Paşa'nın hedeflediği "muasır medeniyet seviyesi" için, Osmanlı toplumunun kültürel harcı olan "ümmet" yapsından en kısa sürede kurtulmak gerekiyordu. Din'in toplum üzerindeki birleştirici rolünü ortadan kaldırdığınızda oluşan boşluğu başka bir bir toplumsal dinamik ile doldurmak gerekiyordu. Bu dinamik, Türk Milliyetçiliği olacaktı.
Mustafa Kemâl, Tekke ve zâviyelere karşı değildir. Bunlar İslâmın toplum üzerinde hakimiyet kurmasını sağlayan kurumsal araçlardır. Bilindiği üzere İslâm, devleti yönetmek ister. İslâmi klurumlara, güçlenerek devlete müdâhele edecek fırsatı verirseniz, muasırlaşma amacınız için bir "el-fâtiha" deyip, üzerine bir bardak soğuk su içmeniz gerekebilir. Mustafa Kemâl dinlere değil, devleti kontrolü altında tutmak isteyen dinci anlayışa karşı idi. Bu nüansı hatırdan uzak tutmamak gerek.
Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler meczuplar ülkesi olamaz demişti Mustafa Kemal Atatürk ve Diyanet şleri dışında hiçbir dini örgütlenmeye veya kuruma izin vermemişti. Mustafa Kemal elbette dinlere karşı değildi o aydınlanmacıydı aydınlanmacı devlet adamları dinlerin bir anda kalkmayacağını yok olmayacağını bilir onun amacı dinin etkisini olabildiğince devletten çekmektir.
CHP'den bahsediyorux Türkiye örneğinden ve Kemalizm'den bahsediyoruz CHP'nin Sosyal Demokrasi anlayışı batı tipi ve enternasyoneldir diyoruz bundan örnek verip Kemal Kılıçdaroğlu Deniz Baykal,Sezgin Tanrıkulu icraatlerini gösteriyoruz ve Kemalizm bunu yapmazdı diyoruz. Yani dediklerinin Türkiye örneğinde bir geçerliliği yok mesela Türkiye'de kurulan Sosyal Demokrat Parti 1964'te yeniden açılmadan önce Atatürk döneminde vardır ve Atatürk'ü Sosyalist Enternasyonele baskıcı olması nedeniyle şikayet etmişir Atatürk de bu partiyi kapattırmıştır. Çünkü Sosyal Demokrat Parti Türkiye hükümetini istibdat yönetimi, faşist, sosyalist enternasyonel değerere aykırı görmektedir. Bu anlayış 1964'te açılan ve sonra CHP ile birleşen partide de mevcuttu. Farkındaysanız bugün birçok CHP'li CHP'nin yönetimini sevdiği için değil seçenek olmadığı için baraj yüzünden oy vermektedir Yılmaz Özdil gibiler dahil bu şekilde düşünür. İşte bu sebepledir.
Bu bir şeyi değiştirmez. CHP'nin politikalarını hatalı bulabilirsin ama bunu yaparken bu politikaları, Sosyaldemokrasinin temel ilkeleriymiş gibi gösteremezsin. Çünkü, öyle değil! Ayrıca ilk iletinde Sosyaldemokrasi hakkında yaptığın tanımlamalar bir hayli hatalı ve noksan.
Diğer yandan CHP'nin tarihi boyunca kazandığı tek seçim zaferi, Bülent Ecevit zamanında, Orta'nın Solu sloganı ile kazanılmıştır. Bu dönemde sadece merkez sol değil, Sosyalist sol da hi CHP'yi desteklemiştir. Demek ki CHP Sola yaklaştıkça hem daha modern bir siyaset anlayışı kazanıyor, hemde kitleler ile daha iyi bir iletişim kurabiliyor. Ayrıca çeşitli Sol fraksiyonları etrafında toplayarak siyasette hakim olan muhafazakar ve milliyetçi tahakküme karşı etkili ve ilerici bir muhalefet odağı haline gelebiliyor.
Yılmaz Özdil'ler ile, Müjdat Gezen'ler ile olmaz bu iş....
Sosyal demokrasi kapitalizmin kendisidir.
Sömürünün sürdürülmesi için diğer ideoloji ve dinlerle uzlaşı sistemidir, yani faşizmin alenen değil de yasal halidir. Derin devlet sözünün en çok geçerli olduğu sistemlerin başında gelir. Bir taraftan özgürlük yağmurları yağdırır gibi görünür, diğer taraftan sistemine dokunana fırtına-kar yağdırır.
Örneğin sokakta kahrolsun kapitalizm diye bağırmana seslenmeyebilir, hatta yardımcı olmaya çalışır görünür ama sistemini tehdit ediyorsan vay haline.
İşte bu ülkede bugüne kadar olan buydu, hangi iktidar geldiyse birilerine şirin görünüp sistemi koruma altına aldı. Tabi sosyal demokrasi kalıcı bir sistem değildir, her an patlak verebilir, bu yüzden altmış yıldan beri şeriatçı, kindar ve dindar bir nesil alt yapısı sürüyordu, bugünkü durum da malümunuz...
Mustafa Kemâl dinlere değil, devleti kontrolü altında tutmak isteyen dinci anlayışa karşı idi. Bu nüansı hatırdan uzak tutmamak gerek.
Buna katılmıyorum. Bence bilakis Kemalistler dine karşı bir hayli sert bir tutum almışlardır. Dinin rolünü fazlasıyla abartmışlardır. Bu doğrultuda bazen bilimsel bir düzlemden çıkarak idealizme savrulmuşlardır. Mesela şeyhlik, ağalık, padişahlık gibi hakim sınıfların varlığını dinle ile açıklamışlardır. Halbuki sınıfların ortaya çıkışı üretimin toplumsallaşması ile birlikte ortaya çıkan artı değerin bir sonucudur. Belki dinler bu sınıfsal sistemin muhafazası adına bir zırh işlevi görebilir ama başlı başına bir sebep değildir. Diğer yandan İslamiyetin konargöçer Türkleri yerleşik hayata geçirmesi ve özel mülkiyeti ortaya çıkarması gibi olumlu etkenleri göz ardı ederek, onun Türk tarihi bağlamında oynadığı ilerletici rol anlaşılamamıştır. Güneş Dil Teorisi örneğinde olduğu gibi İslamiyet öncesi Türk tarihine, olduğundan daha büyük bir önem ve rol atfetmişlerdir.
Buna katılmıyorum. Bence bilakis Kemalistler dine karşı bir hayli sert bir tutum almışlardır. Dinin rolünü fazlasıyla abartmışlardır. Bu doğrultuda bazen bilimsel bir düzlemden çıkarak idealizme savrulmuşlardır. Mesela şeyhlik, ağalık, padişahlık gibi hakim sınıfların varlığını dinle ile açıklamışlardır. Halbuki sınıfların ortaya çıkışı üretimin toplumsallaşması ile birlikte ortaya çıkan artı değerin bir sonucudur. Belki dinler bu sınıfsal sistemin muhafazası adına bir zırh işlevi görebilir ama başlı başına bir sebep değildir. Diğer yandan İslamiyetin konargöçer Türkleri yerleşik hayata geçirmesi ve özel mülkiyeti ortaya çıkarması gibi olumlu etkenleri göz ardı ederek, onun Türk tarihi bağlamında oynadığı ilerletici rol gözardı edilmiştir. Güneş Dil Teorisi örneğinde olduğu gibi İslamiyet öncesi Türk tarihine, olduğundan daha büyük bir önem ve rol atfetmişlerdir.
O aldığın alıntıda kemalistler dememiş, Mustafa Kemal demiş, her ikisi aynı şey değildir...
Sosyal demokrasi kapitalizmin kendisidir.
Sömürünün sürdürülmesi için diğer ideoloji ve dinlerle uzlaşı sistemidir, yani faşizmin alenen değil de yasal halidir. Derin devlet sözünün en çok geçerli olduğu sistemlerin başında gelir. Bir taraftan özgürlük yağmurları yağdırır gibi görünür, diğer taraftan sistemine dokunana fırtına-kar yağdırır.
Örneğin sokakta kahrolsun kapitalizm diye bağırmana seslenmeyebilir, hatta yardımcı olmaya çalışır görünür ama sistemini tehdit ediyorsan vay haline.
İşte bu ülkede bugüne kadar olan buydu, hangi iktidar geldiyse birilerine şirin görünüp sistemi koruma altına aldı. Tabi sosyal demokrasi kalıcı bir sistem değildir, her an patlak verebilir, bu yüzden altmış yıldan beri şeriatçı, kindar ve dindar bir nesil alt yapısı sürüyordu, bugünkü durum da malümunuz...
Bu konuda seni destekleyen bir video var Liberaller hazırlamış benzerliği vurguluyor: