PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dünyaya 1 kez mi geliyoruz?


Nero
21-06-2017, 14:54
Eğer öyleyse 1 kez gelip, muhtemelen 70-80 veya 100 yıl kadar yaşayıp gidiyoruz demektir. Belki de 2 aylıkken de gidiyoruzdur. Burada bir sorun görünmüyor. Yani öyle veya böyle gelip gidiyoruz. Sonunda bir şey hatırlamıyoruz.

Yaşadığımızı da... Mutluluklarımızı, sevinçlerimizi, acılarımızı da...

Hiç bir şey hatırlayacak durumda olmadan yokluğa karışıyoruz.

Ama eğer öyle değilse, pek çok kez dünyaya gelip gidiyorsak, her gelip gidişimizde pek çok ders öğreniyorsak, bu dersler bize bir şekilde öbür hayatlarımızda aktarılıyorsa, o zaman dersimize iyi çalışmamızda fayda var demektir.

Paraları Leyla'ya basmak mı iyi, yoksa "Leyladan geçme faslındayım,
Mevlayı bulma yollarında" olmak mı iyi?

Dünyaya bir kez gelip gitme algısının arka planındaki estetik ve etik değerler yığınağı aslında çok az. Onu fazlalaştıran bizleriz. Biz olmasak mesele "bi daha mı gelecen dünyaya, bas bas paraları Leyla'ya" kıvamında olacak.

İyi ama, paraları "Leyla"ya basmak bir yaşın ve belli bir kültürün ürünü. O yaşta ve o kültürde hep kalmıyoruz ki. Zamanla büyüyor ve gelişiyoruz. O zaman ne yapacağız? Sadece o kültürü küçümseyip, algıyı aynen sürdürecek miyiz?

Algıda sorun yok mu?..

Daha derinlikli bir algıya yönelince, "mevlayı bulma yollarında" olunca ne yapacağız?

Algı aynı ama bizim gelişimimiz ilerliyor. Bu durumda algıda inat etmekle nereye kadar?

Bu çelişkiyi anlamaya yakın mısınız?

Felâsife
21-06-2017, 15:52
1 kere veya 100 kere, ne fark eder ki?
Nasıl olsa 1 kere geldiğimizi hatırlamıyoruz, öylesine gelivermişiz!
Nasıl olsa gideceğimiz de hatırlamayacağız, öylesine gidivereceğiz!
Yaşamayı düşünmeyede gerek kalmıyor aslında, yaşayıp duracağız.

Diğer canlılar gibiyiz ne yapmamız gerekiyorsa onu yapıyoruz.
Ama tabi olayı kaotik hale getirmek konusunda üstümüze yok.

Hasılı bir şey yapmamıza gerek yok, nasıl ki gelirken ve giderken bir şey yapmamız gerekmedi, gerekmeyecek, yaşarken bir şeyler yapmak, daha doğrusu, onu düşünüp durmak, gereksizdir.
Yapmamız gerekeni otomatikman yapıyoruz...

Paraları Leyla'ya basmaya gelince, parası olan tabiki de basabilir, bir daha gelmeyebiliriz, gelsekte görmeyebiliriz, görsekte züğürt olabiliriz vs. :D

Nero
21-06-2017, 15:56
Hatırlamıyoruz ama bizde yine de etkisi oluyor. Bu nedenle her yeni gelişimizde eski hatalarımızı tekrarlamayıp, daha iyi, daha olgun, daha gelişmiş hayatlar sürdürmeye çalışıyoruz.

Önceki hayatımında hayvanlara zulmeden bir sapık, yeni hayatında belki de hayvanlara hizmet etmekten kendi hayatını yaşayamayan bir hayvansever oluyor.

"Karma" dedikleri...

Neden düne kadar Leyla'dan başkasını görmeyen gözlerimiz, gün geliyor ki "mevla"yı görmeye başlıyor acaba?.. :)

Felâsife
21-06-2017, 16:14
Karmasını bilmem, onlardan uzağım işim olmaz ama her şeyin hazır olduğu bir hayata gelmek, ve burada kaybolmak, insanlığın bir başarısı olsa gerektir. :D

Oysa her şey hazır ve bir şey yapmaya gerek yok.

İnsan bu basitliği kaldıramıyor ve ara babam ara, ya Mevlayı ara, ya Leyla'yı ara. yeter ki ara!

Her şey hazırsa ne aranacak ki?
Yaşa ve git!
Bu kadar basit esasında, lakin bir o kadar da zor. Daha doğrusu zorlaştırılmış.

Şairin dediği gibi

... "Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak."...

Aramak olmayacak, yaşamak olacak! mevzu bu.

Bu insanlara öğretilmedi, aramak öğretildi, neymiş geçmiş yaşamlarmış, çok komik gerçekten. Veya ölümden sonrası bu da komik, ciddiyetle yaşamak varken kafayı bir yerlere takmak, yaşamı incitiyor da bir yandan.

stendhal
21-06-2017, 16:16
Nero

artik neye inaniyorsan soyle hepimiz kurtulalim :)

Nero
21-06-2017, 16:21
Karmasını bilmem, onlardan uzağım işim olmaz ama her şeyin hazır olduğu bir hayata gelmek, ve burada kaybolmak, insanlığın bir başarısı olsa gerektir. :D

Oysa her şey hazır ve bir şey yapmaya gerek yok.

İnsan bu basitliği kaldıramıyor ve ara babam ara, ya Mevlayı ara, ya Leyla'yı ara. yeter ki ara!

Her şey hazırsa ne aranacak ki?
Yaşa ve git!
Bu kadar basit esasında, lakin bir o kadar da zor. Daha doğrusu zorlaştırılmış.

Şairin dediği gibi

... "Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak."...

Aramak olmayacak, yaşamak olacak! mevzu bu.

Bu insanlara öğretilmedi, aramak öğretildi, neymiş geçmiş yaşamlarmış, çok komik gerçekten. Veya ölümden sonrası bu da komik, ciddiyetle yaşamak varken kafayı bir yerlere takmak, yaşamı incitiyor da bir yandan.

Her şey hazır değil. Her şey ders...

Evet, şairin dediği doğru, ciddiyetle yaşayacaksın, bir sincap gibi.

Bir kedi gibi veya, bir köpek gibi yahut.

Ciddiyetten anladığımız ne? Ben onlardaki ciddiyeti seviyorum.

Bir sincap yaşadıklarından ders alır, bir dahaki sefere daha iyi yakalar, daha iyi kaçar. Bir kedi de...

Bir insan da öyle... ama insanlar bu dersi önyargılarıyla çarpıtıyor.

Felâsife
21-06-2017, 16:28
Ciddiyetten anladığımız ne? Ben onlardaki ciddiyeti seviyorum.

Ne yapması gerektiğini ÇOK İYİ biliyorlar! ve yapıyorlar.

Aslında insan da yapıyor gerekenleri ama kafası karışık insanın, yaptığının bilincinde değil. Arayış içinde.

Neyse bu kadar söz yeter, fazla söz bu BASİT meseleyi zorlaştırır.

Sevgiler

Nero
21-06-2017, 16:36
Ne yapması gerektiğini ÇOK İYİ biliyorlar! ve yapıyorlar.

Aslında insan da yapıyor gerekenleri ama kafası karışık insanın, yaptığının bilincinde değil. Arayış içinde.

Neyse bu kadar söz yeter, fazla söz bu BASİT meseleyi zorlaştırır.

Sevgiler

Evet! İşte anahtar söz bu: "çok iyi biliyorlar! ve yapıyorlar."

Devamındakiler de çok doğru...

marcos
23-06-2017, 18:14
2.kez dünyaya gelmek için önce dünyadan gitmek gerekir.Oysa bir yere gittiğimiz yok.Zaten dünyadayız.İnanmayan eline kazma kürek alıp mezarları kazsın baksın bir yere gitmişler mi?

Nero
23-06-2017, 21:20
2.kez dünyaya gelmek için önce dünyadan gitmek gerekir.Oysa bir yere gittiğimiz yok.Zaten dünyadayız.İnanmayan eline kazma kürek alıp mezarları kazsın baksın bir yere gitmişler mi?

Kalan ve çürüyen bedenlerden söz etmiyorum ki. "Biz" derken kast ettiğim geçici bedenlerimiz değil. Onu çok aşan bir şeyden söz ediyorum. Kalıcı bir şeyden...

marcos
26-06-2017, 18:22
Kalan ve çürüyen bedenlerden söz etmiyorum ki. "Biz" derken kast ettiğim geçici bedenlerimiz değil. Onu çok aşan bir şeyden söz ediyorum. Kalıcı bir şeyden...

Bedeni aşan nedir.Geçici beden nedir.

Örneğin arabaların hızını arabadan başka bir şey mi sağlıyor.Araba yoksa hızda olmaz beden olmazsa bedensel faaliyette olmaz.

İnsanın ölüsü görüyorsunuz orada durduğunu görüyorsunuz ama kabullenemiyorsunuz.Bu durum sadece psikolojiktir arkadaşım.

spartacus
26-06-2017, 19:46
Kalan ve çürüyen bedenlerden söz etmiyorum ki. "Biz" derken kast ettiğim geçici bedenlerimiz değil. Onu çok aşan bir şeyden söz ediyorum. Kalıcı bir şeyden...
Muhteva değilde iradi biçim de ise, yok öyle bir şey, reenkarne olan sen değilsin, muhtevadır, seninde içerdiğin o muhtevayla başka formların doğumudur, karma, reenkarnasyon derseniz, iyi çalışmalısınız, ilk kural nedir? BEN'in gelip, geçiciliği, kabulü, EGO'nun eritilmesi. biz dediğin, ben dediğin o geçici formdur zaten ve hayat formların dönüşümüyle anlam kazanır, illa her dönüşen form sen olmak zorunda değilsin, hatta bir kaç gün önceki formun bile sen değildir özünde, senin orada benlediğin hafıza ettiğinle ilgili sanaldır, şimdi hafızan silinse ilk soracağın soru ben kimim olacaktır, hafıza-tecrübe ettiğin neyse osun, yok öyle ötesinde bir şeyler. Zaten öyle, seni, mutlak kılan bir öte durum olsa senden de söz etme şansı olmazdı, benliğinin değeri, gelip-geçiciliğiyle anlam-hayat kazanır, gelip-geçici formu dışladığınızda sizden-senden- eser olmaz! detaya girmeyeceğim, ama bu yaman bir çelişkidir özünde, gelip-geçici olduğun için hayat kazanıyorsun, gelip-geçicilikle kaybediyorsun, döngü... Kaba bir metaforla bir okyanus altında oluşan köpükler gibi, hiç birisi diğeri olmayacak bu sayede ben faktörü her bir köpük şahsında anlam kazanırken, her bir köpüğün kaybolmasıyla da kaybolacak-daha doğrusu muhtevaya karışacak-, ardından gelen, önünde giden diğer benleri, köpükleri kendi şahsına münhasırlaştırıp, onlarda ben'im deme şansın yok-aynen benim namıma yapamadığın gibi- ama formu çıktığında kalıcı olan muhteva, o zaman BEN faktörünü aşacaksın, muhtevaya karışacaksın bu durumda da böyle benci, egoist, kişisel, iradi şeylerin olmayacak...

Öyle sordun, öyle cevap verilebilir, "Dünyaya bir kez geliyorsun, benzerlerinden söz etmiyoruz, uzamda yüzlerce benzerin olabilir, ama hiç birisi sen olmayacak, onlar kendi şahsına münhasır benliğe sahip olacak" ve dünya'da sonsuz, mutlak değil... ha siz sonsuz hayat istersiniz, o ayrı, ama bu istemektir, arzudur, arzularınız içinde masal dünyasında karakterler üretirsiniz, kabul, ama yeri, yurdu hayal dünyanız, masaldır. Ninemin sakalı, bıyığı, çıkığı olsa dedem olurdu, manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü? vs...

Bununla birlikte eğer mümkün olursa, yani beden+beyin nakli ve tabi o beyininde miadını doldurmasına engel olunursa-başka bir beyin olduğu gibi boşaltılıp, veriler nakledilebilirse, ne ala, zenginler insan çiftliği kurar, muhtemel sende o çiflikte makineye bağlanmış yaşamayan ve benliğininde farkında olmayan embriyo olursun, ki gerçi bu ayrı, alakasız bir konu...

Sonsuz hayat istiyorsunuz, anlıyorum, inanç, dogmatik kurgular çare oluyor mu? Olur mu?

Gelip-gitmek yok, sen dünyaya gelmiyorsun, OLANDAN(gelip, gitmeyenden) DÖNÜŞÜYORSUN ve olana dönüşüyorsun, gelip, gitmek diye bir şey yok-bu formlar, dönüşümler arası kıyasınla edindiğin bir kavram, olana değil olanın hallerine dair ve yukarıda hafıza ve sanala örnek verdim-, dönüşmek var, olanın dönüşümleri ve benlediğin ancak o gelip-geçici olan dönüşüme-forma dairdir, o form başka formlara dönüşene kadardır...

Nero
03-07-2017, 11:17
Bedeni aşan nedir.Geçici beden nedir.

Örneğin arabaların hızını arabadan başka bir şey mi sağlıyor.Araba yoksa hızda olmaz beden olmazsa bedensel faaliyette olmaz.

İnsanın ölüsü görüyorsunuz orada durduğunu görüyorsunuz ama kabullenemiyorsunuz.Bu durum sadece psikolojiktir arkadaşım.

Hayır, düne kadar ben de aynen bu yaklaşımı benimsediğime göre demek ki psikolojik değil. Psikolojimde bir değişim yok. Demek ki şimdi farklı düşünmeye başlamamın nedeni psikolojik değil, felsefî.

Bedenin faaliyeti dışında bir de ruhun faaliyeti var, ki asıl olan da bu. Bedene takılıp kalmak hatalı. Beden çürüyüp gidiyor, ama ruhun yaşı yok ve sadece yolculuğu var.

Nero
03-07-2017, 11:26
Muhteva değilde iradi biçim de ise, yok öyle bir şey, reenkarne olan sen değilsin, muhtevadır, seninde içerdiğin o muhtevayla başka formların doğumudur, karma, reenkarnasyon derseniz, iyi çalışmalısınız, ilk kural nedir? BEN'in gelip, geçiciliği, kabulü, EGO'nun eritilmesi. biz dediğin, ben dediğin o geçici formdur zaten ve hayat formların dönüşümüyle anlam kazanır, illa her dönüşen form sen olmak zorunda değilsin, hatta bir kaç gün önceki formun bile sen değildir özünde, senin orada benlediğin hafıza ettiğinle ilgili sanaldır, şimdi hafızan silinse ilk soracağın soru ben kimim olacaktır, hafıza-tecrübe ettiğin neyse osun, yok öyle ötesinde bir şeyler. Zaten öyle, seni, mutlak kılan bir öte durum olsa senden de söz etme şansı olmazdı, benliğinin değeri, gelip-geçiciliğiyle anlam-hayat kazanır, gelip-geçici formu dışladığınızda sizden-senden- eser olmaz! detaya girmeyeceğim, ama bu yaman bir çelişkidir özünde, gelip-geçici olduğun için hayat kazanıyorsun, gelip-geçicilikle kaybediyorsun, döngü... Kaba bir metaforla bir okyanus altında oluşan köpükler gibi, hiç birisi diğeri olmayacak bu sayede ben faktörü her bir köpük şahsında anlam kazanırken, her bir köpüğün kaybolmasıyla da kaybolacak-daha doğrusu muhtevaya karışacak-, ardından gelen, önünde giden diğer benleri, köpükleri kendi şahsına münhasırlaştırıp, onlarda ben'im deme şansın yok-aynen benim namıma yapamadığın gibi- ama formu çıktığında kalıcı olan muhteva, o zaman BEN faktörünü aşacaksın, muhtevaya karışacaksın bu durumda da böyle benci, egoist, kişisel, iradi şeylerin olmayacak...

Öyle sordun, öyle cevap verilebilir, "Dünyaya bir kez geliyorsun, benzerlerinden söz etmiyoruz, uzamda yüzlerce benzerin olabilir, ama hiç birisi sen olmayacak, onlar kendi şahsına münhasır benliğe sahip olacak" ve dünya'da sonsuz, mutlak değil... ha siz sonsuz hayat istersiniz, o ayrı, ama bu istemektir, arzudur, arzularınız içinde masal dünyasında karakterler üretirsiniz, kabul, ama yeri, yurdu hayal dünyanız, masaldır. Ninemin sakalı, bıyığı, çıkığı olsa dedem olurdu, manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü? vs...

Bununla birlikte eğer mümkün olursa, yani beden+beyin nakli ve tabi o beyininde miadını doldurmasına engel olunursa-başka bir beyin olduğu gibi boşaltılıp, veriler nakledilebilirse, ne ala, zenginler insan çiftliği kurar, muhtemel sende o çiflikte makineye bağlanmış yaşamayan ve benliğininde farkında olmayan embriyo olursun, ki gerçi bu ayrı, alakasız bir konu...

Sonsuz hayat istiyorsunuz, anlıyorum, inanç, dogmatik kurgular çare oluyor mu? Olur mu?

Gelip-gitmek yok, sen dünyaya gelmiyorsun, OLANDAN(gelip, gitmeyenden) DÖNÜŞÜYORSUN ve olana dönüşüyorsun, gelip, gitmek diye bir şey yok-bu formlar, dönüşümler arası kıyasınla edindiğin bir kavram, olana değil olanın hallerine dair ve yukarıda hafıza ve sanala örnek verdim-, dönüşmek var, olanın dönüşümleri ve benlediğin ancak o gelip-geçici olan dönüşüme-forma dairdir, o form başka formlara dönüşene kadardır...

Farklı dillerden konuşuyoruz ve öyle anlaşmaya çalışıyoruz. Bu da körler-sağırlar birbirini ağırlar düzeyinde kalıyor. "Form" derken fizik formlardan söz etmiş oluyorsun ve kendini sadece orayla kısıtlamış oluyorsun. Onu aşmalısın.

Fizik formlar dönüşür, doğru. Ben onu değil, onun ötesindeki kalıcı olanı anlatmaya çalışıyorum.

Ben sonsuz hayat istiyor değilim. Aksine, ben öyle bir yapıya sahibim ki, birazdan hayatımın biteceğini bilsem bunu pek de umursamam. Umursadığım kadarı da yakınlarım açısından olur. Onlar ne yapar, ne hisseder, falan...

Bir çok benzer vaka vardır; birisinin başından bir olay geçer, bir kaza, bir elektrik çarpması, yıldırım düşmesi, vb; o olaydan sonra daha önce hiç bilmediği bir dili şakır şakır konuşmaya başlar.

Bunun açıklamasını klasik bilim şöyle yapar: daha önce mesela dadısı o yabancı dili biliyordur da, ondan duymuştur da... Oysa bir dilden birkaç cümle duymakla o dili yıllar sonra ana dili gibi konuşabilmek olacak şey değil.

Demek ki daha önceki hayatında o dili konuşuyormuş. Bu kadar açık.

spartacus
03-07-2017, 12:30
Fizik formlar dönüşür, doğru. Ben onu değil, onun ötesindeki kalıcı olanı anlatmaya çalışıyorum.
Bırakın körler, sağırlar meselesini, önce muğlak ifadeleri aşmalıyız. "Ötesinde bir şey" Ne? Böyle muğlak biçimde kelimeyi, öncüle almış bir ifadenin de anlamı yok! Ötesi dediğin içeriğini yine formlar arası kıyasla belirlediğin bir kelime, öncüle koyunca ötesini var etmiş olmuyorsun, ama saçmalamış oluyorsun. Neyin, neye göre ötesi? Bu kelimeyi öncüle alamazsın, çünkü bu kelime öncül olabilecek işarete sahip değil, buradan önerme, yargı çıkmaz(değil mi ama!), formlar-nitelikler arası kıyastan öteye gitmemiş olursun.

Doğada öteleyebileceğin ne var ki, öte deyip duruyorsun? Birde form denince fiziki düşünmeyecekmişim, aşacak mışım, bahse konu olan fiziki form-yapıdır. -ki üst paragrafta basitçe dile getirdim, ciddi bir mantık hatası. Dünya düzdür dersen düz olur mu? daireyi aşın, düz kabul edin dersen konuyla ilgili bir şeyi aşmış olur muyuz? bütün mesele kabulümüz mü, bu mudur belirleyici ölçüt? Ötesinde değil, temelindedir, ona da madde diyoruz, hareket, değişim, ilişkilerle formlar meydana gelir ve kaybolur, ötesi, mötesi yok, muğlak ifadelere ihtiyacın yok. Hasılı formlar arası kıyas kelimesi olan, ötelik kelimesini kullanmanız dahi yanlış, "temelinde" diye bakmak gerekir. Gelip geçici olan formdur ve ötesilik formlar arası kıyastır-faraziye bindirilmiş biçimde uzaysallaştırılmış yanlış zaman kullanımıyla, uzamsal bir kıyas değil. Gelip, geçici olan egodur ve doğu felsefesini çarpık biçimde işine geldiği gibi kullanmaya da çalıştın.

Fiziğin, uzayın, ötesi, mötesi yok-hangi kavramınla fiziğin ötesine çıkıyorsun, öteden söz ediyorsun, fiziğin ne ötesi ne berisi yok, ortada deviniyor-hareketli, bu sebeple de o kavramlara sahip oluyorsun-, neyse o'dur, değişen formlar-yapılar ve bu form yapıların sunduğu gelip, geçici nitelik, niceliklerdir, öte dediğin kelime dahi forma dair kıyasla anlam bulan bir kelimedir. Ötelik diye kastetmeye, zorlamaya çalıştığın "ruh" dogması, farazisi, yalanı, dolanı ise, sözde maddeden, temelinden(!), fizikten bağımsız, kerameti kendinden menkul ruh diye bir şey yok, gelip, geçici egonuz var, fizik dahilinde fiziğin ötesi dediğin anda ciddiye alınacak durumun yok demektir. Artık sana kalan iyi-kötü masal edebiyatıdır ki, seni tutabilene aşk olsun.

Daim yaşamak istiyorsunuz, ölümsüz olmak istiyorsunuz, anlıyorum, anlamıyor değilim ki, ama nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır, istemekle olmuyor dahi iradeniz namına, öldükten sonrası diye bir şey yok, deliksiz uykudan hiç uyanmadığınızı düşünün, formunuz değişti, yapınız değişti ve artık gamı, kederi, iradeyi sağlamıyor, öznel zamana dair bir kaygınız da yok, bu mesele ölümle değil ancak yaşamla ilgili, dahili meseledir, formunuz yaşam dahili olduğu-kaldığı sürece meseleniz olacak ve elbette psikolojik bir sorun da teşkil edecek...

Hasılı iddian namına artık, ne körler ne de sağırlar meselemiz yok. Efendim yağmur yağıyorsa ötesinde bir yağdıran olmalı, o emretmeli, oluş buhar, yoğunlaş, birleş vs demeli kafasının asıl sorunu, doğadaki hareket-değişimin, forma-yapıya(nitelik içinde) nazaran açığa çıkarttığı devinimi, oluşumları bir türlü anlmamak, kabullenememektir, yani ne varsa fiziktir ve fizikle ve eğer konu bilinç faktörü ise temelde öncelikle etki-tepki prensibiyle açıklanabilir.

Yaptığın 1300 yıl önce islam yazarlarının yaptığına benziyor, her sabah Allah buyuruyormuş da, yeryüzüne güneş doğuyormuş, girdiği balçıktan çıkıyormuş, yani o zamanın yetersiz gözlem, bilimi, bilinciyle fizikle açıklanamazlık durumu, o gün öyleydi, yetersiz gözlem-bilinç sorunuydu peki, ama bu gün de öyle mi? Bugün bilincimizi en temelde beyinle ve etki-tepki üzre duyularla, organizma ile rahatlıkla ilişkilendirebiliyoruz ve organizmanın en ufak arızalanması dahi bilinci etkiliyor ve dahi gözlemliyoruz ki, benlik, bilinç sonradan, milyarlarca etki-tepki toplamı tecrübesinden ve hafıza üzre oluşuyor. yetmiyor en basit bayıltma operasyonunda dahi bilinç kayboluyor, yani neyin, nelere bağlı olduğu, işlediğine dair hayli veri-gözlem elde etmiş durumdayız ve fizikle açıklanabiliyor.

Nero
03-07-2017, 13:32
Tartışmamıza engel olan iki farklı dil durumu yetmiyormuş gibi, bir de benim yazdıklarımı (artık kasten veya farkında olmadan) yanlış anlamlar yükleyerek cevaplama adetin de var. Ben senin uzun uzun yazdıklarını anlamaya çalışıp (bu sırada saçımı başımı yolup! :)) cevaplamaya kalkıyorum ama sen bunları çarpıtarak alıp anlamından uzaklaştırma hakkını(!) her defasında kullanıyorsun.

Bu da bu forumda bana zaman zaman itham olarak dillendirilen trollük kavramının içeriğine son derece uygun bir davranış oluyor.

Bu nedenle, bu kısır döngüye düşmemek için sadece ucundan yakalayabildiğim çelişkilerine cevap vermek istiyorum. Sıraya uymayacağım ve gözüme çarpanları ele alacağım.

"Daim yaşamak istiyorsunuz, ölümsüz olmak istiyorsunuz, anlıyorum, anlamıyor değilim ki, ama nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır, istemekle olmuyor dahi iradeniz namına, öldükten sonrası diye bir şey yok..."

Hayır, birkaç kez belirttim; benim için hemen ölmekle birkaç yüzyıl yaşamak arasında duygusal bir fark yok. Hemen ölebilirim de, çok uzun yıllar yaşayabilirim de. Hatta belki, sıkıcı olacağı için çok yaşamak istemem bile.

Yani meseleyi böyle bir hissiyata bağlamaya çalışman yanlış. En azından bana uymuyor. Zaten uysaydı, çok önceden bunu seçerdim. Oysa ben çok uzun yıllar ateist kaldığımı daha önce de belirttim.

Ayrıca neden "nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır, istemekle olmuyor dahi iradeniz namına, öldükten sonrası diye bir şey yok" olabiliyor da, "nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır, istemekle olmuyor dahi iradeniz namına, öldükten sonrası diye bir şey var" olmuyor?

Öyle ya, madem "nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır..."

Bu nasıl bir nesnel gerçek ki, hep sizin öznel tercihinize yarıyor? :)

Öldükten sonrası diye bir şey olmadığını hangi nesnel gerçekliği inceleyerek belirlediniz?

Bedene bakıp da belirlediyseniz, ben de diyorum ki, ona takılmayın, o geçici, ama ruhumuz kalıcı.

Ben bunu hangi nesnel gerçekliğe bakarak belirlediğimi defalarca yazdım. Ruhsal varlıklarla kurulan çok ciddi irtibatlardan söz ettim. Örnekler verdim.

Eski SSCB'de parapsikoloji alanında incelemeler ve çalışmalar yapan devlet kurumu olduğunu bile yazdım.

Size "nesnel gerçek" diye yutturulan kaba bilim olmasın sakın?

"Bugün bilincimizi en temelde beyinle ve etki-tepki üzre duyularla, organizma ile rahatlıkla ilişkilendirebiliyoruz ve organizmanın en ufak arızalanması dahi bilinci etkiliyor ve dahi gözlemliyoruz ki, benlik, bilinç sonradan, milyarlarca etki-tepki toplamı tecrübesinden ve hafıza üzre oluşuyor. yetmiyor en basit bayıltma operasyonunda dahi bilinç kayboluyor, yani neyin, nelere bağlı olduğu, işlediğine dair hayli veri-gözlem elde etmiş durumdayız ve fizikle açıklanabiliyor."

Açıklanabiliyor da, bu açıklamalar tüm vakaların hepsinde maddenin belirleyici olduğunu mu söylüyor? Aynı maddî koşullar altında iki farklı kişinin, hatta tek bir kişinin bile kısa aralıklarla farklı ruh hâline girip çıktığını maddî etkiye mi bağlamamız gerekiyor? Hiç bir "şey" yokken ve çok iyi hissederken birden kendimizi kötü hissetmemizi falan?.. Bilincimizi etkileyen madde ötesinde başka etkenler olmadığını düşünmemiz için bize materyalist önyargılarınızdan başka somut bir veri sunabilir misiniz?

Oysa aksi yönde çok örnek var. Halk arasında "nazar değmesi" olgusunu nasıl açıklayacaksınız?

Suyu bile etkileyen, sudaki kristalizasyonu biçimlendiren bir bilinç enerjisi (negatif ve pozitif) olabiliyor. Suya karşı söylenen iyi sözler onu olumlu etkilerken, negatif duygular içeren sözler kristalizasyonu bozuyor.

"Ötelik diye kastetmeye, zorlamaya çalıştığın "ruh" dogması, farazisi, yalanı, dolanı ise, sözde maddeden, temelinden(!), fizikten bağımsız, kerameti kendinden menkul ruh diye bir şey yok, gelip, geçici egonuz var, fizik dahilinde fiziğin ötesi dediğin anda ciddiye alınacak durumun yok demektir. Artık sana kalan iyi-kötü masal edebiyatıdır ki, seni tutabilene aşk olsun."

"Maddeden bağımsız ruh diye bir şey" neden olmasın? Olursa ne olur, hatrınız mı kalır? Madde dediğimiz şeyin enerji titreşimlerinden ibaret olduğu anlaşılmışken hele... Oysa bizim bilincimiz hiç de öyle geçici görülmüyor.

Ya bu dünya matriks filmindeki gibi bir ilüzyonsa?..

Derslerimizi bu sayısız ilüzyonlar yoluyla alıp öğrenen varlıklarsak?..

Bu evren bir oyunsa?..

O zaman geçici sıkıntılar, acılar, dünyevî zevkler ve hırslar ne kadar da basitleşiyor, önemsizleşiyor, değil mi? Asıl büyüyen, önem kazanan başka bir şey oluyor. Doğu felsefesinin, İnzivadaki Tibet rahiplerinin, Anadolu erenlerinin, Dağların doruklarındeki manastırlarda yaşayan Hristiyan keşişlerin, aç ve susuz yaşamayı başaran Hintli dervişlerin keşfedip yürümeye çalıştıkları yol. Küçümseme! Senin madde temelli evren ilüzyonundan çok daha heyecan verici! :)

Kendi önyargılarına ve seçimlerine aykırı duran tüm felsefeleri küçümseme, onları hafife alma! Onlarda da bir derinlik, bir yol, bir seçim, bir iradî kararlılık olabileceği ihtimalini yabana atma!

Bir tek sen çok bilgili, çok bilimsel, çok mantıklısın da diğer felsefelerdeki insanlar 2 kere 2'yi toplamaktan aciz, masallara inanacak kadar da saf, zavallı varlıklarmış gibi yaklaşma sevdasından vazgeç!

Belki sen maddeye takılıp kalmışsındır da, onlar o görüntüyü aşmışlardır.

Yoksa herkes bilemez mi, bir maddî evren var, bir de o maddî evrenin bizlere yansımaları. Bu kadarını herkes bilir ve görür.

Ama daha ötesi de var. Bunu siz göremiyorsunuz diye neden görebilenlere kibirli bir küçümsemeyle yaklaşıyorsunuz?

Sen insanın ruh varlığını organik bir robotun türevi düzeyine indirgeyince bu bilimsel oluyor da, bu mekanik yaklaşımı kabul etmek istemeyenlerinki mi bilim dışı oluyor?!

Bilim yeni bir engizisyon mahkemesi mi, "Dünya ilüzyon" diyenleri afaroz eden?..

Beni "madde büyük ölçüde boşluktan ibarettir" dediğim için kendinden başkasının gerçek olmadığına inanan bir şizofren ilan ettin. Buna cevap verdim; kendi bedenimi de o ilüzyonun bir parçası olarak görmeseydim haklı olabilirdin. Ruhun ve reenkarnasyonun varlığını savunduğum için de sonsuza dek yaşamak istediğimi ileri sürüyorsun. Buna da cevap verdim yukarıda.

Kısacası hakim bey, gördüğünüz gibi yüce bilimsel engizisyon mahkemenizin iddialarını çürütebiliyorum ve tüm tehditlerinize karşı diyorum ki "dünya hâlâ bir ilüzyon." :)

Felâsife
03-07-2017, 15:27
... "dünya hâlâ bir ilüzyon." :)

Hahaha :third:
Bir insan hem dünya bir illüzyondur diyecek, buna inanacak! hemde dünya illüzyon değil diyenlerle tartışmaya girecek! bu zaten illüzyonu inkardır.
Yok böyle bir illüzyon!
Nero hakikaten ilginçsin. :confused:
Adı üstünde illüzyon, anca seyretmelik bir şey, onunla kavga etmelik değil.

İllüzyona inanan iyi bir gözcüdür, gözlemcidir, seyircidir. Ötesi laf-ı güzâftır.
Bir şeyi duymakla, olmak arasında ki fark böyle olsa gerektir.

Kırk küpü yerden göğe dizseler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü.
Yunus Emre

Nero
03-07-2017, 15:42
Hahaha :third:
Bir insan hem dünya bir illüzyondur diyecek, buna inanacak! hemde dünya illüzyon değil diyenlerle tartışmaya girecek! bu zaten illüzyonu inkardır.
Yok böyle bir illüzyon!
Nero hakikaten ilginçsin. :confused:
Adı üstünde illüzyon, anca seyretmelik bir şey, onunla kavga etmelik değil.

İllüzyona inanan iyi bir gözcüdür, gözlemcidir, seyircidir. Ötesi laf-ı güzâftır.
Bir şeyi duymakla, olmak arasında ki fark böyle olsa gerektir.

Kırk küpü yerden göğe dizseler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü.
Yunus Emre

Kavga etmiyorum ki...

Ancak amaç seyretmek de değil, öğrenmek ve ders almak. Amaç budur. Öğrenmek, ders almak, bilmek, bunlar eğlencelidir.

İlüzyon olan bizler değiliz ayrıca, dünya, madde...

Bizler gerçeğiz. Ben de bizlerle tartışıyorum. :)

Felâsife
03-07-2017, 17:23
İlüzyon olan bizler değiliz ayrıca, dünya, madde...

Bu cevaptan sonra, ben çekileyim köşeme, madde nasıl hokus pokus oluyor, seyreylemek acayip olacaktır muhakkak.
Ömürsün valla :third:

Nero
03-07-2017, 19:18
Bu cevaptan sonra, ben çekileyim köşeme, madde nasıl hokus pokus oluyor, seyreylemek acayip olacaktır muhakkak.
Ömürsün valla :third:

O zaman sana imzamı hatırlatayım ve susayım ben de... :)

spartacus
04-07-2017, 00:34
Tartışmamıza engel olan iki farklı dil durumu yetmiyormuş gibi, bir de benim yazdıklarımı (artık kasten veya farkında olmadan) yanlış anlamlar yükleyerek cevaplama adetin de var. Ben senin uzun uzun yazdıklarını anlamaya çalışıp (bu sırada saçımı başımı yolup! :)) cevaplamaya kalkıyorum ama sen bunları çarpıtarak alıp anlamından uzaklaştırma hakkını(!) her defasında kullanıyorsun.
Ötekilik, formlar arası kıyasla ilgili bir kavramdır, yanlış kurgulanmış biçimde zamanı uzaysallaştıran türden uzamsal değildir. Kullanıyorsan ve öncüle alıyorsan elbette yanlış, bu tür kelimeler, kavramlardan önerme de yargı da çıkmaz. Bu bir çarpıtma değil Nero, yaptığın çarpıtmanın düzeltilmesidir.
"nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır, istemekle olmuyor dahi iradeniz namına, öldükten sonrası diye bir şey var" olmuyor?
iradeniz yaşarken(formun bozulmamış hali) anlam taşıyor da o yüzden, çünkü o işlevler de o form-yapıya bağlıydı, form-yapı değişti, artık işlevleri temsil etmez, başka bir şeye dönüşmüştür.
Suyu bile etkileyen, sudaki kristalizasyonu biçimlendiren bir bilinç enerjisi (negatif ve pozitif) olabiliyor. Suya karşı söylenen iyi sözler onu olumlu etkilerken, negatif duygular içeren sözler kristalizasyonu bozuyor.
Enerji, bir sistemin, maddenin, iş kapasitesidir ve değerler nitelik bazlı değil nicelik bazlıdır. örneğin bir aracın hızı, hareketini belirlemez, ama hız aracın hareketine bağlı olarak soyutlanan bir niceliktir. Orada kullanılan bilinç enerjisi falan değil, söylemde duygu-duruma bağlı gırtlaktan çıkan maddi etkileşim-frekanslailgili... İlla gerek yok, davulda çalabilirsin...
"Maddeden bağımsız ruh diye bir şey" neden olmasın? Olursa ne olur, hatrınız mı kalır?
neden olsun? Zaten böyle bir soru sorduysan yok hükmündedir. olmazsa senin hatrın mı kalıyor, illa safsatalarla uydurmak zorunda mısın?
Ya bu dünya matriks filmindeki gibi bir ilüzyonsa?..
Aksine, ilizyon Matrix filmi ve söylemlerin...
Bu evren bir oyunsa?..
hayır, oyun dediğin an sözde bir faili öne sürüyorsun. Kendisi ve akıl sağlığıyla oynayan, oynatan kim? Sen olmalısın...
Küçümseme! Senin madde temelli evren ilüzyonundan çok daha heyecan verici! :)
Küçümsemedim, bilerek yaptığın sahteliği düzelttim, yanlışlarını düzeltirsem kimseyi küçümsemiş olmuyorum. madem doğu felsefesinden söz ettiniz, imzama bakın, sonda, Lao Tzu ne diyor? Evren yerine ben'i mi geçiriyor, yoksa aksine yanlışlığınızı mı dile getiriyor?
Sen insanın ruh varlığını organik bir robotun türevi düzeyine indirgeyince bu bilimsel oluyor da, bu mekanik yaklaşımı kabul etmek istemeyenlerinki mi bilim dışı oluyor?!Madde ve bilinç ve yaklaşım mekanik değil dinamiktir!.. Evet bilinç, beğensen de, beğenmesende ve bunun salt mekanikle alakası yok, aksine dinamik süreçlerin ürünü ve deneyleri basittir. Neyle etkileşiyorsanız, anlamlı sonuçları oradan çıkartabilirsiniz ve bilinç, irade dediğiniz, temelde(ötesinde değil! doğru kelime temel) maddi etkileşimlere göre seçim şansı üzerinden anlam kazanır, bilgi, yorumlanan etkidir, bilinç ise etkileşimin ve etkileşenlerin farkındalığı. Hasılı biz ötesinde madde var demedik-ötelenemez-, temelinde madde ve maddi ilişkiler dedik, çarpıtılmasın.

Bir engzisyon durumu yok, dilerseniz kıçınıza tapın, kıç sizin, tapınmak sizin kime ne, ama fikir alışverişine dahil olursan, herkes fikrini söylemekte özgürdür, ciddiyetsiz atmasyon, masal-safsatalarınızı olumlamıyor veya eleştiriyor diye engizisyon makemesi kurmuş olmaz, burada sorgu, yargılamak namına değil, irdelemek namınadır. Ninemin bıyığı, çıkıntısı olsa dedem olurdu, hem neden olmasın, ya öyleyse türünde yazıyorsun, olanı, olduğu gibi kabullenmemek namına binbir dereden su getirmeye kalkıyorsun.

Siz bize BİLGİ olmayan, temelinde veri yatmayan, salt kendi keyfiyetinizi esas ölçüt yaptığınız, akıl, mantık, bilim dışı yollarla, garip, guraba lafızlar ediyorsunuz. Buyur bende diyorum ki, evren Alice'in gözbebeğidir, sihirli bir cinin ilizyonudur, Nero'nun gördüğü düştür.... neden olmasın, buyur neden olacağı-olmayacağını sen anlat, neyi ölçüt, esas alacaksın? Böyle bir yargıya varmamı hangi verilerin sağladığını, ölçütümü sormayacak mısın? Bu nasıl bir akıl, mantık dışı yargı biçimidir?.

Böyle atıp, bir kaç cümlelik atmasyon yazarsam kısa yazmış olmaz mıyım! Nasılsa sunman, yorumlaman gereken veri, yorum, içerik de yok, kısaca teneke boş!. ne gözlemliyorsan bilgide ona göredir, elbette kıyasımızın ölçütü, gözlem ve verilerimizle, sözde farazi, absürt tanı ve yargılarınızın uyuşup, uyuşmadığı üzerine olacak ve bırakın uyuşmasını sizinkisi ciddi mantık hatalarına dayalı safsatalar ve zoraki saçmalık... Bu klavyem(tanılanan form-yapı) bir ördek ise, olamaz mı neden olmasın?klavyeyi neden olduğu gibi kabullenmeyim de, illa olmadığı gibi alakasız absürt başa şeyler-uydurmalar, tanılar yükleme peşine düşeyim? Klavye dediğin nedir? gerçekten ördek değil, klavye ise(sence ne olabilir, bu klavye ördek midir?).

bilinç, maddenin, fiziğin haricinde değil aksine maddi, dinamik süreçlerin bir ürünü, dahili ve gerçek bu-ki gözlemlerin ve verilerin desteklediği de, uyuşan da bu. kaldı ki öte kavramı, formlar arasındaki birbirine nazaran şu ya da bu özelliğine, niteliğine, farkına dayandırılan bir kıyas kavramıdır. fizik ise form değil, aksine formlara ve o kavramınıza ve elbette zaman kavramınız içinde zemindir, bu kavramnlarca belirlenmez, aksine bu kavramlar fiziğin hal hareket, form-yapıca yansıttığı farklılıklara göre hayat-anlam kazanır-Z.E.M.İ.N. neyle kıyaslıyorsun da bir öteden söz ediyorsun?... Göster, seni tutan yok ki, neyle, neyin, nesiyle kıyasladın da, öte kavramına sahip oldun?

Yine basit elementler kullanılarak yapılan deneyler vardır ki, 4-5 çeşit elementin etkileşime dahil edildiği deneylerde organik maddeye dönüşüm tespit edildiği gibi ilgili form-yapıya kavuşan madde, kalıtsallığada geçmiş, kendisini kopyalayarak(abiyogenez) form-yapısını, farklı bireyler üzerinden devam ettirebilmiştir, böylece uzamda, milyonlarca yılda o madde, gelişime açık ve etkiye, belirli oranda tepki vermek süreciyle, bilinç faktörü katlanarak ve form-yapıda gelişime açık biçimde ilerleyecektir. Burada garip, olağan dışı, anlaşılmaz bir durum veya ilziyon sözkonusu değil, gereği de yok.

Doğada organik maddeler inorganiğe, inorganik maddelerde organiğe dönüşür, burada ölçüt organik kavramının kökenidir ki, organize(örgütlü) hareket edebilen demektir. yani ayrımı oluşturan birisinden birisinin madde olup, olmaması değil, organize hareket edebilirlik ve edemezlik üzerinedir, yani boşuna form-YAPIDAN söz etmiyoruz, -ki bilinç faktörününde temelinde yatan budur, etki/tepki ve etkinin yorumlanabilmesi, ölçülebilmesi(tepki sayesinde böylece etkileşim anlam kazanır)...

Az miktarda morfin alıyorsunuz ve ayıldığınızda bilincinizin nereye gittiğini-tabi bilinç bir yerelere gidip, gelen bir şeyse- açıklamak sizin işiniz, peki neden öyle oldu? Çünkü morfin, ilgili formun sağlıklı, organize işleyişini bir süreliğine bozdu, kimyasal etkileşim ve reaksiyonlar formu çeşitli alanlarda-bilinç örneğin- işlevsiz kıldı, temelde yaşanan yine maddi etkileşimdir ve bir şey neyden etkileniyorsa-maddi etkileşim-, temelinde de o yatar.

SelGom
04-07-2017, 00:55
Yine basit elementler kullanılarak yapılan deneyler vardır ki, 4-5 çeşit elementin etkileşime dahil edildiği deneylerde organik maddeye dönüşüm tespit edildiği gibi ilgili form-yapıya kavuşan madde, kalıtsallığada geçmiş, kendisini kopyalayarak(abiyogenez) form-yapısını, farklı bireyler üzerinden devam ettirebilmiştir, böylece uzamda, milyonlarca yılda o madde, gelişime açık ve etkiye, belirli oranda tepki vermek süreciyle, bilinç faktörü katlanarak ve form-yapıda gelişime açık biçimde ilerleyecektir. Burada garip, olağan dışı, anlaşılmaz bir durum veya ilziyon sözkonusu değil, gereği de yok.


Hocam organik madde derken canlı organizmadan mı bahsediyorsunuz? Yani cansız maddeler biraraya gelmiş de canlı bir organizma mı olmuş? Deneylerde bu mu olmuş? Kalıtsallık dediğinize göre kendini kopyalabilme yetisinden bahsediyorsunuz ki bu canlılığın niteliklerindendir. Siz deneylerde bu görülüyor diyorsunuz ama bazıları da o deneylerde hiçbir şey oluşamıyor diyorlar, milyarlarca yıl deney yapsak yine de oluşamaz diyenler var. Hangisine inanacağız?

Nero
04-07-2017, 09:48
"iradeniz yaşarken(formun bozulmamış hali) anlam taşıyor da o yüzden, çünkü o işlevler de o form-yapıya bağlıydı, form-yapı değişti, artık işlevleri temsil etmez, başka bir şeye dönüşmüştür." spartacus

İşte biz de burada o işlevlerin o yapıya bağlı olup olmadığını tartışıyoruz. O işlevlerin o yapıya bağlı olduğunu sen varsayıyorsun. Nesnel gerçek diye bunu ileri sürüyorsun. Ama nesnel gerçek bu değil.

Ruh değil, bilincimizin bazı unsurları o form-yapıya bağlı. O form-yapı değişip bozulunca ve başka bir yapıya dönüşünce eski işlerler de bitti. Mesela beynimiz faaliyetini durdurunca o faaliyetin ürünü olan işlevler de sona eriyor. Beynin içindeki faaliyetler, yani sinirlerle iletilen elektrik sinyallerinin beyinde işlemden geçirilip bizlere görme, duyma, koklama, tatma, dokunma, uzaklığı ve zamanı algılama şeklinde yansıyan işlevler bitiyor. Buraya kadar tamam.

İyi ama o işlevler bitince biz de bitmiyoruz ki! Mesele de burada. Biz başka bir gerçekliğin içinde yolumuza devam ediyoruz. Görmek, tatmak, işitmek vb için beynin gerekli olmadığı, fiziğin gerekli olmadığı bir alemde...

Kısacası sen bu fizik evrenimizdeki form-yapının değişmesi sonucu ona ait işlevlerin biteceğini doğru olarak söylerken, o işlevlerin arasına ruhumuzu-bilincimizi de katıyorsun. Ruhu-bilinci de beynin işlevlerinden biri sanıyorsun.

Oysa beynin faaliyeti geçici olarak durduğunda beynin faaliyetine ait olmayan ruh ve bilincimizin çalışmaya devam ettiğini görüyoruz. ÖYD (ölüme yakın deneyim) anlatımları bunun kanıtıdır. Mesela ameliyat olurken geçici olarak hayatiyeti duranların yaşama döndürüldükten sonraki anlattıkları var. Bunlar ortak özellikler taşıyorlar. Buna beynin faaliyetinin işlevi diyebilir miyiz? Beyin o sırada kısa süreliğine zaten faaliyetini durdurmuş. Bilinç kaybolmuş gözüküyor. O halde o hatırlanan şey ne?

Sonra reenkarnasyon hikayeleri var. Adam eski hayatlarını hatırlayıp anlatabiliyor. Verdiği çok özel bilgiler de doğru çıkıyor. Bunları biz hayal ürünü diye kolayca reddedebilir miyiz?

Ruh çağırma seansları var. Bunlarda gerçekten de gelen bir şey oluyor. Bu şey, fincanı hareket ettirip harflerin önünde durarak sorulara cevap da veriyor. Cevapların bir kısmı doğru da çıkıyor. (Neden tamamının doğru çıkmadığı ayrı konu.)

Bunların tamamını beyin faaliyetlerinin işlevi gibi görmek, kumdan yapılmış bir manzara resmini küçük bir şişenin içine yerleştirmeye benziyor. :)

Gördüğün gibi ben sana "BİLGİ olmayan, temelinde veri yatmayan, salt kendi keyfiyetinizi esas ölçüt yaptığınız, akıl, mantık, bilim dışı yollarla, garip, guraba lafızlar"da bulunmuyorum. Veriler sunuyorum. Bu veriler tek tük de değil. İnternette "ÖYD" yaz ve çıkan sonuçları gör. Bunları "beynin oyunu" olarak niteleme kolaycılığı da artık rağbet bulmuyor.