Orijinalini görmek için tıklayınız : Celal Şengör Din Bilim ve Darwin
https://www.youtube.com/watch?v=zALMPfp0C6I
Programı izlediniz mi? Program hakkında konuşabiliriz. Bence Celal hoca çok yetersiz kalmış, evrimi ve ateizmi anlatamamış. İlahiyat öğrencileri epey zorlamışlar Celal hocayı. Celal hocanın argümanları oldukça basit idi, balığın yüzlerce yumurtasından bi kaçı hayatta kalıyor ve canlılar birbirini yiyor ve tesadüftür, yaratıcı yoktur dedi. Argümanları bu seviyedeydi hocanın. Tatmin edici izahlar kesinlikle değildi, ilahiyat öğrencileri ve ilahiyat profesörleri de anında itiraz etti zaten. Düzen, ölçü falan dedi ilahiyatçılar. Bir de Abdülaziz Bayındır bu evrimi nasıl ispat edeceksiniz diye sormuştu. Celal hoca da milyonlarca yıl önceki fosillere bakıyoruz ve günümüzdekilere bakıyoruz ve beyin kapasitesi artıyor diye örnek vermişti, onları ölçüyoruz yaşını buluyoruz ve değiştiğini tespit ediyoruz gibi bir şey dedi. Abdülaziz hoca da hemen dedi ki bu varsayımdır, tahmindir nerden bileceksiniz falan dedi. Siz ne düşünüyorsunuz bilebilir miyiz? Yani bu tahmin ve varsayımı da konuşmak lazım. Evrim tarihsel bir süreç olduğu için mecburen hepsini göremiyoruz, fosillere bakmak gerekiyor günümüz gözlemleri yetersiz olduğu için. Yani işin içinde milyonlarca sene var. Milyonlarca sene der demez hemen karşı taraf, o halde bilinemez ve varsayımdır diyor. Beynin evrimini düşünün, beyin kapasitesi şöyle değişti beyin böyle oldu diye ispat etmek zor mu? Veyahut şu tür şöyle değişti ve şuna dönüştü demek zor mu? Programdaki Celal hoca yetersiz kaldı mı sizce? Evrim örneği sorulduğunda konuklardan biri olan ilahiyatçı düşüncelerimiz değişiyor manevi olarak değişiyoruz demişti. Abülazüz bey ve Celal hoca da öyle evrim değil, biyolojik evrim diye düzeltmişti. Yani düşüncelerimizin değiştiği veyahut büyüyüp yaşlandığımız konusunda şüphe yok zaten. Fakat bu milyonlarca sene süren biyolojik evrimi ispat etme konusunda tarihsel süreç işin içine girdiği için doğrudan göremiyoruz, fosillere gidiyoruz ve o zaman da karşı taraf tahmin ve yorum diyor, şurda şu eksik var ve bilinemez diyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Program hakkındaki yorumlarınızı da alalım.
Af edersin ama bu programı birkaç kez izledim hepsini de gözümle izlemiştim ve Celal Hoca mort etmişti sen acaba göz deki son harfi mi karıştırdın?
Yıldıztozu
22-06-2017, 22:46
Şu seviyenin olduğu ortamda Celal Şengörün de seviyesini yüksek tutmamasını normal karşılıyorum. Fazlaca bilimsel açıklamalar yapsa kimse anlamayacaktı zaten.
https://www.youtube.com/watch?v=ImH0J2QfGvg
Şu seviyenin olduğu ortamda Celal Şengörün de seviyesini yüksek tutmamasını normal karşılıyorum. Fazlaca bilimsel açıklamalar yapsa kimse anlamayacaktı zaten.
https://www.youtube.com/watch?v=ImH0J2QfGvg
Tek öğrenciye neden indirgiyorsun ki? Program bu öğrenciden ibaret değil. Yanında 2 ilahiyat profu vardı celal hocanın, ayrıca salonda daha birsürü ilahiyat öğrencisi vardı ve Celal hocaya itiraz etti birçoğu. Celal hoca tesadüf ve canlıların birbirini yemesini anlatırken onlar da düzenin parçası diye itiraz edip tartışma başlattı proflar. Ordan biraz tartışma sürdü ve sonra sorulara geçildi. İşte Celal hoca kesinlikle yeterli bir açıklama yapamadı. Seviyeyi düşürmek için önce yüksek seviye lazım, yani yüksek seviye bir açıklama görmedik ki düşürsün. Proflara izah etseydi tesadüf meselesini. Yahu bu forumdaki filozof arkadaşlar emin ol bu meseleleri Celal beyden çok daha iyi izah ediyor yahu. Gerçekten programı izlerken üzüldüm, yeterli açıklamalar bulamadım Celal beyden. Mesela Celal bey etki tepki ve burdan değişim çıktığını anlatmadı, düzensizliğin içinde geçici düzen oluşması ve büyük resimden bakmamız gerektiği ve tek düzenli ortama indirgemememiz gerektiği anlatılmadı. Yani spartacus'un rutin olarak yaptığı açıklamaların hiçbirisine yaklaşamadı ki Celal hoca. Herkes Celal hoca şöyle yaptı böyle yaptı diyor ama gerçekten yanlı bir yorum bu. Celal hocanın yetersiz kaldığını görmek zor değil.
Af edersin ama bu programı birkaç kez izledim hepsini de gözümle izlemiştim ve Celal Hoca mort etmişti sen acaba göz deki son harfi mi karıştırdın?
Abdülaziz hoca epey zorladı aslında Celal hocayı. 'Her şeyi siz mi biliyorsunuz Celal bey', 7 milyon yıl önceyi nerden bileceksiniz varsayımdır' falan yorumlarla geldi. Celal hoca ölçüyorumdan başka bir yorum yapmadı maalesef. Düzen ve tesadüf konusunda da Celal hocanın zorlandığını görebilirsin. 2 ilahiyatçı hoca oldukça zorladı Celal hocayı. Soru soran öğrenciler evrime ve ateizme itiraz etmişlerdi, Celal hocanın söylemlerine itiraz ettiler. Ayetler var ayetler diyen kişiden başkasını düşünemiyorsunuz yahu, diğerlerini de görün. Diğer itirazları görmeyip sadece sanki ayet var diyen itirazı varmış gibi davranmaya gerek yok ki.
Bu arkadaş Bedevi mi ?
Herkese de aynı şeyi söylüyorsun yapma yahu. Ben burda evrime ve ateizme itiraz etmiyorum, evrim ve ateizmin mantıklı izahları var ama Celal hoca hiç bunlardan bahsetmedi, aşırı basit anlattı ve haliyle de itiraz edildi diyorum. İtiraza yer bırakmayacak şekilde gerekli izahları yapamadı diye düşünüyorum. Yani ünvanların yanıltıcı olduğu görülüyor videodan.
Herkese de aynı şeyi söylüyorsun yapma yahu. Ben burda evrime ve ateizme itiraz etmiyorum, evrim ve ateizmin mantıklı izahları var ama Celal hoca hiç bunlardan bahsetmedi, aşırı basit anlattı ve haliyle de itiraz edildi diyorum. İtiraza yer bırakmayacak şekilde gerekli izahları yapamadı diye düşünüyorum. Yani ünvanların yanıltıcı olduğu görülüyor videodan.
Senin hala troll olduğuna inanıyorum bu programda Celal Hoca'ya ne güzel itirazlar yapmışlar diyen biri ya aşırı şeriatçı bir Müslüman'dır ya da trolldür.
Senin hala troll olduğuna inanıyorum bu programda Celal Hoca'ya ne güzel itirazlar yapmışlar diyen biri ya aşırı şeriatçı bir Müslüman'dır ya da trolldür.
Ad hominem yapman çok bunaltıcı ve sıkıcı, fikir paylaşamayacak mıyız yahu şurda. Düzgünce fikrimizi paylaşalım işte. Burda şeriattan da bahsetmedim, bir dayatma yapmadım. Sadece Celal hocanın yetersiz kaldığını düşündüğümü söyledim. Çok basit şeyler anlatıyor hoca, bunun için prof olmaya gerek yok. Sade vatandaş da aynı şeyleri söyleyebilir, çok bilinen ve yetersiz argümanlar. Gerekli izah yok orda. Burdaki filozof arkadaşlar çok daha iyi izah ediyorlardı, programdakilerle forumu kıyaslayınca programdaki profların çok yetersiz kaldığını görerek üniversitelerin haline acıyorum ve üzülüyorum. Bunu birçok kişi fark etmiştir, fark etmemek zor. Forum ile profların seviye farkını farkettin mi mesela sen? Proflar çok basit anlatıyor, tartışmalara baksan dahi kendi görüşünü savunamıyor ve karşı tezi çürütemiyor. Fakat çok daha ileri seviyesini bu forumda bulabilirsin. Bunda bir tezatlık yok mu?
Ad hominem yapman çok bunaltıcı ve sıkıcı, fikir paylaşamayacak mıyız yahu şurda. Düzgünce fikrimizi paylaşalım işte. Burda şeriattan da bahsetmedim, bir dayatma yapmadım. Sadece Celal hocanın yetersiz kaldığını düşündüğümü söyledim. Çok basit şeyler anlatıyor hoca, bunun için prof olmaya gerek yok. Sade vatandaş da aynı şeyleri söyleyebilir, çok bilinen ve yetersiz argümanlar. Gerekli izah yok orda. Burdaki filozof arkadaşlar çok daha iyi izah ediyorlardı, programdakilerle forumu kıyaslayınca programdaki profların çok yetersiz kaldığını görerek üniversitelerin haline acıyorum ve üzülüyorum. Bunu birçok kişi fark etmiştir, fark etmemek zor. Forum ile profların seviye farkını farkettin mi mesela sen? Proflar çok basit anlatıyor, tartışmalara baksan dahi kendi görüşünü savunamıyor ve karşı tezi çürütemiyor. Fakat çok daha ileri seviyesini bu forumda bulabilirsin. Bunda bir tezatlık yok mu?
Taslaman ne ufuk açıcı şeyler söylüyor değil mi sana göre hiç öyle değil deme taslaman sana göre bir deha önceki mesajlarından biliyoruz.
Celal Hoca Pavlus'un deyimiyle ''bebeğe katı yiyecek değil süt veriyor.'' 632'de kalmış bir topluma Hardy-Weinberg Dengesi'ni anlatacak hali yok. Celal Hoca bu programda gereken izahları ve ayarları yapmıştır Taslamancılar ağızlarından köpükler saçarak hocaya laf attıkça hoca büyüyor farkında değiller.
Taslaman ne ufuk açıcı şeyler söylüyor değil mi sana göre hiç öyle değil deme taslaman sana göre bir deha önceki mesajlarından biliyoruz.
Celal Hoca Pavlus'un deyimiyle ''bebeğe katı yiyecek değil süt veriyor.'' 632'de kalmış bir topluma Hardy-Weinberg Dengesi'ni anlatacak hali yok. Celal Hoca bu programda gereken izahları ve ayarları yapmıştır Taslamancılar ağızlarından köpükler saçarak hocaya laf attıkça hoca büyüyor farkında değiller.
Taslaman'a değinmişken onu da açıklığa kavuşturayım. Taslaman'a katılır veya katılmazsın ama adam kendi görüşünü çok iyi savunuyor ve karşı tezlerle iyi tartışıyor. Zaten bu yüzden bu kadar popüler oldu. Ben de o yüzden ondan örnekler verdim zaman zaman. İşte karşıdaki proflar çok yetersiz, Taslaman da kendi görüşünde baya iyi olduğu için karşıdaki ateist profesörler yetersiz kalıyor ve Taslaman ders vermiş gibi oluyor. Yani karşıdaki kem küm ediyor ve cevapsız kalıyor veya tatmin edici olmayan cevap veriyor, bunun birçok örneğini fizik profesörlerinden bile görebilirsin. Fakat forumda Taslaman'ın argümanlarına birçok sağlam karşıt argüman sunuluyor, işte proflar bunu yapamıyor. İşte Taslaman o yüzden ünlendi, çok iyi savunuyor görüşünü.
Seviyeyi düşürerek anlattı demişsin de yüksek seviye göremedim ki neyi düşürüyor? Celal hoca çok basit izahlar yaptı ve karşı taraf anında itiraz etti, Celal hoca yine basit şeylerle tartışmaya çalıştı ve yetersiz kaldı. Gizlediği efsanevi ve yüksek seviyeli süper bilimsel argümanlarını nedense hiç sunmadı. İtiraz geldiğinde neyin ne olduğunu düzgünce anlatması lazımdı, demekki seviyeyi düşürmekle alakası yok, adamın bilgisi o kadar. Yani bilgi kadarını anlatıyor, bildiğinden fazla bir şey veremez. İşte verdiği bilgiler çok basit ve yetersiz diyorum, bu forumdaki açıklamalar çok daha tatmin edici diyorum. Sen bu forumda benden önce de bulunuyorsundur, yani benden daha uzun süredir bu forumdasın tahminimce. Forum ve profların farkını görmedin mi gerçekten? Yoksa görmezden mi geliyorsun? İlk başta ben de görmezden gelmek istedim ama kendimi kandırmaya gerek yok. Güce ve otoriteye tapma içgüdüsünden geliyor hepsi bu. Profların ünvanı olduğu için yetersiz olabileceklerini kabul etmek istemiyoruz, en bilgilisi ve en üstünü onlar sanıyoruz. O yüzden bilerek düşük seviyeli anlattı diye kendimizi kandırmış oluyoruz. Yüksek seviye ve süper bilimsel argümanları nedense hiç sunmuyorlar, yoksa bilmiyor olmasınlar?
Taslaman'a değinmişken onu da açıklığa kavuşturayım. Taslaman'a katılır veya katılmazsın ama adam kendi görüşünü çok iyi savunuyor ve karşı tezlerle iyi tartışıyor. Zaten bu yüzden bu kadar popüler oldu. Ben de o yüzden ondan örnekler verdim zaman zaman. İşte karşıdaki proflar çok yetersiz, Taslaman da kendi görüşünde baya iyi olduğu için karşıdaki ateist profesörler yetersiz kalıyor ve Taslaman ders vermiş gibi oluyor. Yani karşıdaki kem küm ediyor ve cevapsız kalıyor veya tatmin edici olmayan cevap veriyor, bunun birçok örneğini fizik profesörlerinden bile görebilirsin. Fakat forumda Taslaman'ın argümanlarına birçok sağlam karşıt argüman sunuluyor, işte proflar bunu yapamıyor. İşte Taslaman o yüzden ünlendi, çok iyi savunuyor görüşünü.
Seviyeyi düşürerek anlattı demişsin de yüksek seviye göremedim ki neyi düşürüyor? Celal hoca çok basit izahlar yaptı ve karşı taraf anında itiraz etti, Celal hoca yine basit şeylerle tartışmaya çalıştı ve yetersiz kaldı. Gizlediği efsanevi ve yüksek seviyeli süper bilimsel argümanlarını nedense hiç sunmadı. İtiraz geldiğinde neyin ne olduğunu düzgünce anlatması lazımdı, demekki seviyeyi düşürmekle alakası yok, adamın bilgisi o kadar. Yani bilgi kadarını anlatıyor, bildiğinden fazla bir şey veremez. İşte verdiği bilgiler çok basit ve yetersiz diyorum, bu forumdaki açıklamalar çok daha tatmin edici diyorum. Sen bu forumda benden önce de bulunuyorsundur, yani benden daha uzun süredir bu forumdasın tahminimce. Forum ve profların farkını görmedin mi gerçekten? Yoksa görmezden mi geliyorsun? İlk başta ben de görmezden gelmek istedim ama kendimi kandırmaya gerek yok. Güce ve otoriteye tapma içgüdüsünden geliyor hepsi bu. Profların ünvanı olduğu için yetersiz olabileceklerini kabul etmek istemiyoruz, en bilgilisi ve en üstünü onlar sanıyoruz. O yüzden bilerek düşük seviyeli anlattı diye kendimizi kandırmış oluyoruz. Yüksek seviye ve süper bilimsel argümanları nedense hiç sunmuyorlar, yoksa bilmiyor olmasınlar?
Boldladığım yere dayanarak seninle tartışmanın zaman kaybı olduğunu herkese kanıtlamış bulunuyorum burdaki insanlar Taslaman gibileri çoktan aştı sen hala kripto Taslamancılık oynuyorsun.
Boldladığım yere dayanarak seninle tartışmanın zaman kaybı olduğunu herkese kanıtlamış bulunuyorum burdaki insanlar Taslaman gibileri çoktan aştı sen hala kripto Taslamancılık oynuyorsun.
Böyle yapacağın belliydi senle tartışmama gerek yok. Daha ciddi yorumlar yazacak olanlarla bu konu konuşulabilir.
Ekleme: Burdakiler aşmadı falan demedim zaten. Ben de burdakiler aşmış ama proflar bu aşmayı yapamadı ve tıkanıp kalıyorlar, izah edemiyorlar ve bilgi sunamıyorlar diyorum. Örnek olarak da din bilim ve darwin programını verip bunun üzerine konu açtım. İşte proflar bunu yapamıyor, forumdakiler aşmış diyorum. Celal bey de aşmamış, yetersiz izahlar yaptı diyorum. Taslaman'ın karşısına bu forumdaki felsefeci arkadaşlar değil de aşmamış proflar çıktığı için bu kadar ünlendi ve popüler oldu diyorum. Taslaman konusunu açan sensin sonra böyle demagoji yapıyorsun. Benle muhattap olmana gerek yok, yazmak zorunda değilsin.
Demagoji memagoji falan değil aklın sıra bizle dalga geçiyorsun bizle de değil zekamızla ben çıkıp ''Kadir Mısıroğlu İlber Ortaylı'dan daha iyi tarihçi değil mi sizce İlber Ortaylı hiç anlatamıyor'' diyor muyum demem çünkü burdakilere saygım var zekalarına saygım var ama senin yok belli ki zekamızla alay ediyorsun.
disbelief
22-06-2017, 23:53
http://i.imgur.com/CttN7Fy.jpg
Evrim yok diyeni allah çarpar.
Demagoji memagoji falan değil aklın sıra bizle dalga geçiyorsun bizle de değil zekamızla ben çıkıp ''Kadir Mısıroğlu İlber Ortaylı'dan daha iyi tarihçi değil mi sizce İlber Ortaylı hiç anlatamıyor'' diyor muyum demem çünkü burdakilere saygım var zekalarına saygım var ama senin yok belli ki zekamızla alay ediyorsun.
Ezberden konuşuyorsun. Kadir bey İlber hocadan daha iyi anlatıyorsa anlatıyor dersin tabi. Ünvanlara kanıp ezberlerini söylemene gerek yok. Celal Şengör'ün de CV'si baya bi iyi yani sadece prof değil, geçmişi çok sağlam. O yüzden bu adam süper bilgilidir diye bir yanılgı oluşuyor. O kağıt üzerindeki ünvanlar yanıltıcı olabiliyor ve olduğunu da görüyoruz. Forumdakiler İlber hocadan iyi anlatıplarsa ve İlber hoca yetersiz gelirse bunu da ifade etmek lazım, gördüğün halde ifade etmezsen o zaman zekaya saygın olmamış olur. Ben gördüğümü söylüyorum, sen saçma sapan suçlamalar yapıyorsun. Sürekli suçluyorsun, sen şöylesin sen trolsün yok bilmemnesin diye suçluyorsun. Bu demagojileri yapacaksan konuşmanın anlamı yok, fikrini paylaşacaksan paylaşabilirsin. Birbirimize bu suçlamaları yaparak bir yere varamayız, asıl o zaman zekaya saygı duymamış ve trollük yapmış oluruz. O yüzden fikir paylaş.
İlber Ortaylı ve Kadir Mısıroğlu konusunda yine ünvanlar var. İlber bey çok ünlü ve tanınmış olduğu için gözünde büyütüyorsun tıpkı Celal Şengör gibi. Celal Şengör'ün de CV'si çok iyi olduğu için fazla abartılıyor. Yetersiz kaldığı bir durum olursa tabi ki belirteceksin yoksa asıl o zaman saygı duymamış olursun. İlber Ortaylı hocayı pek takip edip de izlemem, o yüzden onun hakkında yorum yapmadım. Celal hocayı da zaman zaman izliyorum, forumla kıyas ediyorum ve tatmin edici izahlar göremiyorum. Yani ne gördüğümü söyleyerek saygı duymuş oluyorum, ezberlediğim şeyleri söylemiyorum. Prof ünvanlı insanlar çok abartılıyor çünkü insanın doğasında güce tapma eğilimi vardır ve bu çok sık yapılmaktadır. Neyse konuyu uzatmayım, programda Celal hocanın evrim ve ateizm gibi konularda yeterli izah yapamadığını düşünüyorum. Gerekli izahı ben yaparım gibi iddiam yok, forumdaki arkadaşlar çok daha iyi izah yapıyorlar diyorum.
http://i.imgur.com/CttN7Fy.jpg
Evrim yok diyeni allah çarpar.
Bu konu evrimden ziyade ilgili programda Celal hocanın yetersiz kalışı idi. Ama genel olarak akademisyenler televizyon programlarında yetersiz kalıyorlar ve basit açıklamalar yapıyorlar, hiç de tatmin edici olmayan izahlar. Genel olarak bunu konuşabiliriz. Forumdaki filozof arkadaşlar çok daha iyi izahlar yapıyorlar, Celal bey yapamadı diyorum.
disbelief
23-06-2017, 00:00
Bu konu evrimden ziyade ilgili programda Celal hocanın yetersiz kalışı idi. Ama genel olarak akademisyenler televizyon programlarında yetersiz kalıyorlar ve basit açıklamalar yapıyorlar, hiç de tatmin edici olmayan izahlar. Genel olarak bunu konuşabiliriz. Forumdaki filozof arkadaşlar çok daha iyi izahlar yapıyorlar, Celal bey yapamadı diyorum.
Haklısınız. Proflar yetersiz kalıyor. Akademisyenler ülkemizde çok kötü. Caner Taslaman baya bilgili ve hepsini ezip geçiyor. Hep duymak istediğiniz şeyler bunlar. Tamam hepsi kabul.
Ama evrim yok diyeni de allah çarpar.
http://i.imgur.com/XegE4Ce.jpg
Not: bu bir ayaktır.
Haklısınız. Proflar yetersiz kalıyor. Akademisyenler ülkemizde çok kötü. Caner Taslaman baya bilgili ve hepsini ezip geçiyor. Hep duymak istediğiniz şeyler bunlar. Tamam hepsi kabul.
Ama evrim yok diyeni de allah çarpar.
http://i.imgur.com/XegE4Ce.jpg
Not: bu bir ayaktır.
Espriyle karışık olarak bahsetmişsiniz ama bunu sizin farketmiş olmanız lazım. Bu forumdaki izahları okuyorum, bir de tv'deki profları izliyorum ve profların çok yetersiz açıklamalar yaptıklarını görüyorum. Ünvanların yanıltıcı olduğunu burdan görebiliyorum. Çünkü sınav endeksli işliyor sistem, kim iyi ezberlerse o yüksek puan alıyor. Yani tezleri tartıştırarak forum usulü bir ünvan verilmiyor. Ama dediğim yetersizlik ülkemizle sınırlı değil. Örneğin Celal Şengör dünya çapında bir akademisyendir, sadece ülkemizle sınırlı değil. Hatta yurtdışındaki bilim akademilerine bile üye. Yani uluslararası bir akademisyen fakat ona rağmen yeterli izahlar göremedim, bu forumdaki felsefeci arkadaşları programa çıkarsalar çok daha iyi açıklamalar yaparlardı fakat ünvanlıları çıkarıyorlar işte.
Amon yarebbi
23-06-2017, 00:31
Birilerini itibarsızlaştırmak için bu forumu kullanman beni rahatsız ediyor.
Durumun farkında değiliz sanma . Üyeler tarafından uyarılıyorsun. Modlar takip ediyordur . Umarım.
Övdüğünüz o şaklabanı ( taslamanmıydı?) Burada reklam etmen bizde bilinç altı yapmaz. Boşuna çabalama. Ancak birilerinde burda itibarsızlaştırmak için ince çakmalar da yapmaman gerekir.
Dikkat ediyorum da sende düşünecek bir beyin yok. Sende ki beyin kayıt alıp , başka bir yerde tekrarlamak için var gibi.papağan mı diyorlardı halk arasında ?
Sende kesinlikle fikir beyan edecek bir beyin yok. Düşünüp kendinden bir şeyler koyamıyorsun ortaya. Hatta kullanılmaya da müsaitsin. Sana kayıt yükleyen haricinde buradaki bağzı unsurlarda , kendi menfaatleri için seni kullanıyorlar. Kullanılmaya müsait bir varlıksın.
Save uyanık olduğunu sanma . Kayıtların bile çok kalitesiz ve acemice.
disbelief
23-06-2017, 00:38
Espriyle karışık olarak bahsetmişsiniz ama bunu sizin farketmiş olmanız lazım. Bu forumdaki izahları okuyorum, bir de tv'deki profları izliyorum ve profların çok yetersiz açıklamalar yaptıklarını görüyorum. Ünvanların yanıltıcı olduğunu burdan görebiliyorum. Çünkü sınav endeksli işliyor sistem, kim iyi ezberlerse o yüksek puan alıyor. Yani tezleri tartıştırarak forum usulü bir ünvan verilmiyor. Ama dediğim yetersizlik ülkemizle sınırlı değil. Örneğin Celal Şengör dünya çapında bir akademisyendir, sadece ülkemizle sınırlı değil. Hatta yurtdışındaki bilim akademilerine bile üye. Yani uluslararası bir akademisyen fakat ona rağmen yeterli izahlar göremedim, bu forumdaki felsefeci arkadaşları programa çıkarsalar çok daha iyi açıklamalar yaparlardı fakat ünvanlıları çıkarıyorlar işte.
Hocam bence bu sorunun cevabı açık. Celal Çengör bir jeolog, bir evrim uzmanı değil. Evrim uzmanı olsa bile bir insanın tartışmalarda başarılı olması için apolohjist olması gerekir. Bu ayrı bir uzmanlıktır. Yani o cenahtan gelen eleştirileri itirazları biliyor olması lazım. Yoksa adam hayatı boyunca bilmemne hayvanının bilmemneresinin detaylarında boğulmuş, uzmanlaşmış, birisi gelip ona evrimin geneline dair veya başka bir alanına dair yaratılışçı bir soru sorunca hazırlıklı olmayabilir.
Biyologlar içersinde evrim karşıtlarının itirazları konusunda kendini yetiştirmiş olanlar var. Bu konularda akademik kitaplar var. Daha önce değindiğim gibi Dennett Darwin'in Tehlikeli Fikri kitabının ilk sayfasında, dipnotta bu tip bir iki kitabın ismini veriyor. Zannederim bu kitapların yazarları her türlü itiraza daha hazırlıklıdır.
Talk.origins adlı Usenet grubunun arşiv websitesinin hazırlamış olduğu bir itrazlar ve cevapları sayfası vardır. Burda karşılaştıkları her türlü itirazı kataloglamışlar. Buna da bakılabilir: http://www.talkorigins.org/indexcc/list.html
Proflar apolojist değildir. Taslaman bir apolojisttir. Herkes kendi alanında uzmandır. Tartışmalarda apolojist olarak kendini yetiştirmiş biri, karşısındaki saftiriği her türlü yener. Retorik işi biraz da. Seyirci de senden yana olunca çok daha kolay oluyor işler.
Hocam bence bu sorunun cevabı açık. Celal Çengör bir jeolog, bir evrim uzmanı değil. Evrim uzmanı olsa bile bir insanın tartışmalarda başarılı olması için apolohjist olması gerekir. Bu ayrı bir uzmanlıktır. Yani o cenahtan gelen eleştirileri itirazları biliyor olması lazım. Yoksa adam hayatı boyunca bilmemne hayvanının bilmemneresinin detaylarında boğulmuş, uzmanlaşmış, birisi gelip ona evrimin geneline dair veya başka bir alanına dair yaratılışçı bir soru sorunca hazırlıklı olmayabilir.
Biyologlar içersinde evrim karşıtlarının itirazları konusunda kendini yetiştirmiş olanlar var. Bu konularda akademik kitaplar var. Daha önce değindiğim gibi Dennett Darwin'in Tehlikeli Fikri kitabının ilk sayfasında, dipnotta bu tip bir iki kitabın ismini veriyor. Zannederim bu kitapların yazarları her türlü itiraza daha hazırlıklıdır.
Talk.origins adlı Usenet grubunun arşiv websitesinin hazırlamış olduğu bir itrazlar ve cevapları sayfası vardır. Burda karşılaştıkları her türlü itirazı kataloglamışlar. Buna da bakılabilir: http://www.talkorigins.org/indexcc/list.html
Proflar apolojist değildir. Taslaman bir apolojisttir. Herkes kendi alanında uzmandır. Tartışmalarda apolojist olarak kendini yetiştirmiş biri, karşısındaki saftiriği her türlü yener. Retorik işi biraz da. Seyirci de senden yana olunca çok daha kolay oluyor işler.
Hocam tamam Celal Şengör jeolog ama jeoloji evrimle alakasız bir alan değil, hatta alakalı olduğu için kendisini çağırıp evrimi anlatmasını istiyorlar zaten. Hatta genetikçi yerine jeologun çağrılmasının daha uygun düşeceğini söyleyenler var, yani jeoloji evrimle alakasızdır diye düşünemeyiz. Tam tersine evrimle oldukça alakalıdır, hatta paleontolojiyi bile içerisinde barındırıyor jeoloji. Evrim teorisi için paleontoloji biliminin yani fosil biliminin ne kadar önemli olduğunu düşünerek jeoloji ile evrimin alakasını anlayabilirsiniz. Ama sadece jeoloji için geçerli değil, evrim biyoloğu olarak programa çıkan akademisyenlerin de evrim konusunda yetersiz kaldığını gördüm. Hatta ilahiyatçı bile biyoloğu zorlayabiliyor evrim ve akıllı tasarım konularında. Yani konuyla ilgili lisansı dahi olmayan forumdaşlar izah edebiliyorlar da akademisyen olan adam mı izah edemeyecek diye şaşırıyor insan. Farklı alandır falanla alakası yok, yahu forumdaşların o zaman hiç izah edememesi lazım. Forumdaki adam bile izah edip de prof izah edemiyorsa burda bir sorun var demektir.
Şöyle diyelim; 4 sene biyoloji veyahut felsefe okuyan birisi, bu alanlarda lisans bile yapmayan ve kendi başına kendini geliştiren vatandaşlardan binlerce kat daha yetkin olması gerekir ilgili alanlarda. Bırakın lisansı, profların bile bu yetkinliğe erişemediği programlarda görülüyor. Yani şu alan bu alan diye ayırmak bence yersiz. Ona bakarsanız forumdakilerin hiçbir ünvanı yok ama çok daha iyi izah edebiliyorlar onu söylüyorum. 4 sene üni okuyan birisi bile forumdakilerden kat kat daha bilgili olması lazım, kaldı ki profların kaç kat daha bilgili olması gerektiğini düşünün. Fakat teoride böyle ama pratikte böyle olmuyor. Yani ne kadar zorlarsak zorlayalım profların yetersiz olmasından kaçamıyoruz. Bu noktada söylediğiniz diğer şeye geliyoruz, apolojistlik.
Apolojist kelime anlamı olarak savunma yapan kişidir. Güzel Türkçe'mizde bu kelime pek kullanılmaz, fakat anlamı bu şekilde. Ama akademisyenlikten bağımsız bir apolojistlik var mı bilmiyorum. Yani proflar çok spesifik bir konuda çok teknik detay çalışır ve bu yüzden çok temel konularda (evrim, yaratılış, tesadüf, düzen vs) soru gelince hazırlıklı olmayabilir diye düşünüyorsunuz. Halbuki bence burda yanlış düşünüyorsunuz. Prof olan kişi o kadar teknik bilgiye sahip birisi olmalı ki o basit ve temel konuları gözü kapalı anlatması lazım. Yani o kadar rahat bir şekilde ve olması gereken en iyi şekilde izah etmesi lazım ki ağzımızın açık kalması lazım. Fakat forumdaki arkadaşlardan daha iyi izah yapamıyorlar, yani forumdaki vatandaşlar bile daha iyi izah yapıyor diyorum. Halbuki o teknik detaya boğulan proflar bu konularda çok rahat izah yapabilmesi lazım, ama dediğim gibi teori pratiğe uymuyor ve ünvanlar yanıltıcı oluyor. Apolojistlik iddianıza tekrar gelelim. Proflar memur gibi bir alanda çalışır ve tartışmalara giremez sadece işini yapar diye düşünelim, fakat bu tartışmaları apolojistler takip eder ve asıl onlara sormak lazım bu konuları diye düşünelim. Sanırım siz böyle düşünüyorsunuz, en azından ben böyle anladım. Fakat apoloistlik, profluktan ve akademisyenlikten bağımsız olarak var mı? Mesela üniversitelerde böyle bir şey yok bildiğim kadarıyla. Yani apolojist ünvanı verilmiyor. Bu apolojistlik ünvan şu bunla değil de kendini geliştirip yetiştirmeyle mi alakalı yoksa? Yani forumdaki vatandaşlar proflardan daha iyi izah ediyor diyorumya, yoksa forumdaki vatandaşlar kendini çok iyi yetiştirdiği için apolojist midir? Apolojistlikten biraz bahseder misiniz, kelime manası yetmiyor.
Taslaman apolojisttir fakat proflar apolojist değildir diyorsunuz. Taslaman da bir prof ama profluğundan bağımsız olarak kendini yetiştirdiği için mi apolojist mi olmuş? Bu apolojistliği biraz daha somutlaştıralım. Mesela proflar boks antrenörü gibidir, apolojistler de boksör gibidir ve onlar mı ringe çıkar? Yani apolojistler kendini yetiştirir ve tartışırlar, fakat proflar da antretör gibi olayın arkasında mı kalırlar? Nedir bu iş? Kim apolojisttir kim değildir nerden bileceğiz? Bir de madem apolojistler bu konuları yalayıp yutmuş, o zaman neden proflar çağırılıyor da apolojistler çağırılmıyor? Ayrıca Taslaman apolojist dediniz, hakkaten de Taslaman her alanda konuşup ayar verebiliyor. İlgili alanın profuna bile nerdeyse ders veriyor Taslaman. Yani bu işlerin alanla o kadar alakası yok, öyle olsa Taslaman veyahut forum üyeleri tek kelime edemezdi. Fakat proftan iyi izah ediyorlar gördüğünüz gibi. Yani asıl mesela akademisyen ve prof olmak değil de apolojist olmak mı? Boksta yumrukların yarıştırıldığı gibi bunda da laf ve argümanlar mı yarıştırılıp çarpıştırılıyor? Kim apolojisttir kim değildir, kriterleri var mı? Apolojistler birçok alana proflardan bile iyi hakim olup efsane bir şekilde tartışıyorsa profluğa ne gerek var? Üniversiteler neden en iyi apolojisti yetiştirmek için çalışmıyor da prof yetiştiriyor? Sisteme apolojist yaramıyor da memur gibi proflar mı yarıyor yoksa?
Neden bu adamın her mesajında Taslaman yalanıyor, göklere çıkarılıyor, bir admin artık ilgilenebilir mi?
disbelief
23-06-2017, 01:17
Taslaman apolojisttir fakat proflar apolojist değildir diyorsunuz. Taslaman da bir prof ama profluğundan bağımsız olarak kendini yetiştirdiği için mi apolojist mi olmuş? Bu apolojistliği biraz daha somutlaştıralım. Mesela proflar boks antrenörü gibidir, apolojistler de boksör gibidir ve onlar mı ringe çıkar? Yani apolojistler kendini yetiştirir ve tartışırlar, fakat proflar da antretör gibi olayın arkasında mı kalırlar?
Taslaman kendini apololjist olarak yetiştirmiştir evet. Ta ilk günden amacı materyalizmi ateizmi çürütmek, dindarlığı entelektüel sahada savunmaktır.
William Lane Craig gibi. Adamın daha ilk günden amacı buymuş. Zaten anlatıyor. Önce gittim kozmolojik argümanda uzmanlaştım, sonra Tarihsel İsa konusunda, dirilmesi konusunda uzmanlaştım diyor. Tüm amacı daha baştan ateizme karşı entelektüel bir apolojist olmak.
Proflar ise sizin benzetmenizdeki antrenör bile değildir. Çünkü profların amacı bilimdışı fikirlerle çarpışacak öğnreciler, boksörler yetiştirmek değildir. Geleceğin proflarını yetiştirmektir. Sadece bilim dahlinde düşünürler.
Neden bu adamın her mesajında Taslaman yalanıyor, göklere çıkarılıyor, bir admin artık ilgilenebilir mi?
Ben gözlediklerimi ve fikirlerimi paylaşıyorum, bu seni veya bir başkasını alakadar etmez istediğim gibi paylaşırım. Rahatsız oluyorsan okumazsın veya muhattap olmazsın. Fakat ısrarla bu yaklaşımını sürdürüyorsun ve konuyu saptırıyorsun. Neden illa cevap hakkı doğuruyorsun? Konuyla alakalı cevap veren 1 arkadaş oldu şu ana kadar, o arkadaş da apolojistlikten falan bahsetti ve akla yatıyor düşününce. Lütfen konuyu sulandırma ve konuyu çarpıtma, bırak da konu devam etsin düzgünce. Seni alakadar eden bir şey yok, rayından çıkartma şu konuyu. Türkçe olarak anlatıyorum ama daha başka ne yapabilirim inan ki bilmiyorum. Ama gereksiz polemiklere de girmek istemiyorum, lütfen konunun gidişatını bozma ve konu ilerlesin özgürce.
disbelief
23-06-2017, 01:20
Ben gözlediklerimi ve fikirlerimi paylaşıyorum, bu seni veya bir başkasını alakadar etmez istediğim gibi paylaşırım. Rahatsız oluyorsan okumazsın veya muhattap olmazsın. Fakat ısrarla bu yaklaşımını sürdürüyorsun ve konuyu saptırıyorsun. Neden illa cevap hakkı doğuruyorsun? Konuyla alakalı cevap veren 1 arkadaş oldu şu ana kadar, o arkadaş da apolojistlikten falan bahsetti ve akla yatıyor düşününce. Lütfen konuyu sulandırma ve konuyu çarpıtma, bırak da konu devam etsin düzgünce. Seni alakadar eden bir şey yok, rayından çıkartma şu konuyu. Türkçe olarak anlatıyorum ama daha başka ne yapabilirim inan ki bilmiyorum. Ama gereksiz polemiklere de girmek istemiyorum, lütfen konunun gidişatını bozma ve konu ilerlesin özgürce.
Hocam şu trolle cevap vermeyelim. Sırf alakayı üstüne çekmek için kavgacı bir üslupla her tarafa bok atan bir adamdır. "Dersimde katliamı yapanları selamlıyorum" diye başlık açan bir adam bu. Değmez.
Amon yarebbi
23-06-2017, 01:31
O videoda sadece Şengör mü var ?
Başlığı Şengörü itibarsızlaştırmak için açılmış belli. Şengörün siyasi tarafı eleştirilebilir ancak konuya dair görüşleri gayet yerinde ve ikna edici. Allah var diyen adamın derdi ne hiç anlam veremedim. Allah ne yahu. Şu allah ve cansız topraktan içine su katıp sonrada üfürme yöntemi ile canlı yaratması nedir ki?
Bu konu hakkında bir tek program yapıp tartışan gördünüz mü ? Allah var , itiraz etmeyin den öte ne var.
Önce tanrınızı varlayın. Sonra evrim tartışması yapın.
Şengörün karşısına iki tane ne dediği anlaşılmayan adam koyup sonuç aldık naraları atmayın.
Tv de Allah neyin nesidir programları yapın diyeceğim de , böyle yobazların içinde imkansız.
İkili iyi anlaşıyor ordu göreve diyen 27 Mayıs 1960 Taraftarı bir Türk vatandaşı gibi ''yöneticiler göreve'' dedim ben gerisi yöneticilere kalmış.
Taslaman kendini apololjist olarak yetiştirmiştir evet. Ta ilk günden amacı materyalizmi ateizmi çürütmek, dindarlığı entelektüel sahada savunmaktır.
William Lane Craig gibi. Adamın daha ilk günden amacı buymuş. Zaten anlatıyor. Önce gittim kozmolojik argümanda uzmanlaştım, sonra Tarihsel İsa konusunda, dirilmesi konusunda uzmanlaştım diyor. Tüm amacı daha baştan ateizme karşı entelektüel bir apolojist olmak.
Proflar ise sizin benzetmenizdeki antrenör bile değildir. Çünkü profların amacı bilimdışı fikirlerle çarpışacak öğnreciler, boksörler yetiştirmek değildir. Geleceğin proflarını yetiştirmektir. Sadece bilim dahlinde düşünürler.
O zaman anlaşılıyor ki akademik kurumlarla apolojistliğin pek alakası yok. Akademik kurumlar çok iyi savunan ve tartışan birini aramıyorlar, kitaptakini kim iyi ezberlerse ve sınavda kim iyi yaparsa onu arıyor ve onu alıyor. Fakat tartışma ezberle olmaz, pratik edilerek yapılan bir şeydir. O yüzden apolojistlik farklı bir şeydir ve profluk da farklı bir şeydir. Bu farkı belirttiğiniz için teşekkür ederim, konuyla ilgili tek yorum sizden geldi.
Peki apolojistler genelde ilgili alan hakkında akademik kurumlarda çalışma yapmıştır diyebilir miyiz? Taslaman ve Craig de akademisyendir. Fakat hiç akademisyen olmayan veyahut alakasız alanlarda lisans yapmış olan yani kısaca akademiyle pek alakası olmayanlar da apolojist olabiliyor mu, olan var mı? Mesela örnek olarak bu forumdaki spartacus sizce bir apolojist midir? Diyalektik materyalizmi oldukça iyi savunuyor, tıpkı Taslaman gibi her alanda ders verebiliyor. Apolojist gibi de çok iyi tartışıyor. Yani akademiyle pek alakası olmayan veyahut alakasız alanarda lisans yapmış olanlar da apolojist oluyor mu bunu merak ediyorum. Yoksa akademide çalışıp da sonra bu konunun savunucusu olmak isteyerek mi apolojist oluyorlar? Akademik ortamı da görüyüm ve bilgime bilgi katayım diye mi üniversite kurumlarına gidip deneyim kazanıyorlar ve ondan sınra mı apolojist oluyorlar?
Peki apolojistler ilgili alanı yalayıp yutuyorlar ve tıpkı boksör gibiler o zaman. Peki o zaman akademisyenlik ve profluğa ne gerek var? Sonuçta proflar antretör bile değil, kendi alanını bile tartışıp izah edemeyen kimseler. Onun yerine literatürü, o alanı, itirazları ve kanıtları yalayıp yutan ve çok iyi tartışan apolojistlere ihtiyaç yok mu? Yani bilimde ve felsefede hatta dinde tartışma olması lazım, bunun için apolojistlere ihtiyaç var. Bence akademisyenlik ve profluk belirlenirken apolojistliğe önem verilmeli. Yani apolojistlik ve akademisyenlik birbirinden bağımsız olmak yerine birleştirilse bu kadar kafalar karışmazdı ve programdakilerin neden yetersiz kaldığı ortaya çıkardı. Ama düşünmeden edemiyorum, akademisyenler sonuçta üniversitede derslere girip ders anlatan insanlar. Onların da apolojistler gibi kendi alanlarına hakim olup tartışabilmeleri gerekmez mi? Yani derste öğrencilere kitapta yazanı aynen anlatıp, soru ve itiraz gelirse geçiştirmek ve bu ezber bilgileri üzerinden sınav yapmak mıdır akademisyenlik? Akademisyen ve profların da tıpkı apolojistler gibi tartışabilmeleri ve soruları cevaplayabilmeleri gerekmez mi? Yani prof veya akademisyen denilen kişi o alanın uzmanı olmalıdır ve çok dikkatli seçilmelidir. O alandaki kanıtları, literatürü, itirazları ve tezleri çok iyi bilmeli ve apolojist gibi tartışabilmelidir ve hangi alan olduğu fark etmez her alanda böyle olmalıdır. Yoksa apolojist bilim dışı konulardaki tartışmacı diye mi düşünüyorsunuz? Profların görevi bilim dışı boksörler yetiştirmek değil diyorsunuz. İyi ama bilimsel bilgilere dayanarak da bilimciler izah edebilir, neden apolojistlik bilim dışı olsun ki? Yani bilim adamları bilim dışını izah edemez, apolojistler izah eder diye mi düşünüyorsunuz? Halbuki bilimcilerin alanları ve yakın alanlarla ilgili çok temel konularda bile soru ve itiraz yapılsa tıkandıkları görülüyor. Yani sadece bilim harici konular değil, bilim ve kendi alanlarında da tıkandıkları görülüyor. İşte apolojistler bilim olsun veya olmasın herhangi bir alan veya disiplinde bir görüşün savunucusu mudur? O zaman bilim dışı diye ayırmak yanlış olmaz mı? Yani bilim adamları bilime dair konuları anlatıp tartışır ama harici konularla da apolojistler ilgilenir diye düşünüyorsanız bence yanlış düşünüyorsunuz. Çünkü bilime dair tartışmalarda zaten kendi alanlarında yetersiz kaldıkları görülüyor profların. Yani bilime dair konular ve tartışmalarda da yetersiz kalıyorlar, sadece bilim harici tartışmalarda değil. Ki bilim ve felsefe sınırını çizmek bu noktada kolay değil, profların ne olursa olsun kendi alanını savunabilmesini beklerdim. Fakat bilim harici olsun olmasın herhangi alanda apolojistler savunur di mi bir görüşü? Bilim de olamaz mı bu? Bilim dışı dediğiniz için yanlış olduğunu savunuyorum. Mesela apolojist denilen Taslaman bilim ve felsefe hatta dini konularda ayar verebiliyor ilgili alanın profuna. Yani sadece bilim dışı konularda değil, bizzat bilimsel konu ve argüman hususlarında da çok iyi tartışıp ders verebiliyor. Yani apolojistlik bilimle alakasız alanlarda at koşturur, bilimciler de bilimi çok iyi savunur anlayışı bence bu bakımdan yanlıştır çünkü bilimciler bilimi de tartışamamaktalar. Yani apolojist insanlar hangi alanlara çalıştıysa çok iyi tartışabilmekteler ama bilimciler bilimi dahi iyi tartışıp anlatamamaktalar.
O zaman bilimcilerin yani akademisyen ve profların görevi ne? Robot gibi uygulama yapmak mı? Devletin ihtiyaçları için teknoloji üretmek mi? Mesela sizin dediğiniz bir şeyi hatırlayalım. Bir futbolcu free kick çekerken gol atıyor ama nasıl yapıldığı sorulunca kaleye bakıp vuruyorum der diyordunuz. İşte bilimci kaleye bakıp vurur ve bunu izah edemez, fakat apolojist bir futbolcudan daha iyi mi futbolu izah edip tartışabilir? Ama bu noktada benim boks ve antretör benzetmem ile sizin futbol benzetmeniz çelişiyor gibi. Sizin benzetmenizde bilimciler bizzat uygulayıcı idi yani icraat yapıyor fakat lafla izah edemiyordu. Benim örneğimde icraati yapan apolojistler yani tartışıp mücadele eden onlar fakat proflar işin arkasında bulunan ve öylece takılan kimseler idi. Hangisi doğru sizce? Yani bu iş neyin nesidir? Sanırım konu iyice karıştı. Kısaca dememiz gereken proflar üniversitede ders anlatıp maaş alırlar ve uzman oldukları söylenemez fakat apolojistler de asıl uzmanlardır ve onlar tartışır mı demek lazım?
disbelief
23-06-2017, 01:42
İkili iyi anlaşıyor ordu göreve diyen 27 Mayıs 1960 Taraftarı bir Türk vatandaşı gibi ''yöneticiler göreve'' dedim ben gerisi yöneticilere kalmış.
Burası solcu devrimci forumu değil. Burası özgür düşünce forumu. Turan Dursun "tabuları olmayan bir toplum" demişti. Herşey tartışılacak. İslamın kutsalları burda eleştiriliyorsa senin kutsalın da eleştirilecek. Tahammül edemiyorsan defol git.
disbelief
23-06-2017, 01:48
Sn Selgom, haklı olabilirsiniz bilmiyorum. Bu arada sizinki (Taslaman) şu an TV8'de canlı yayında.
Sn Selgom, haklı olabilirsiniz bilmiyorum. Bu arada sizinki (Taslaman) şu an TV8'de canlı yayında.
Canlı yayında Taslaman din dersi hocaları ve ateist öğrencilerle ilgili bir şey dedi az önce. Din dersi hocalarının ateist öğrencilerin soruları karşısında ezilmesine yüreğim dayanmaz, gönlüm kabul etmez gibisinden bir şey dedi. Bilim ve felsefe ve hatta akademisyenlerin yetersiz kalmasıyla doğrudan alakalı bir şey dedi aslında. Mesela düşünecek olursak bir insan gidiyor akademisyen veya öğretmen oluyor fakat bir öğrenci bile sorularıyla sıkıştırabiliyor, veya sade vatandaş sorular ve itirazlarla sıkıştırıyor. Taslaman da kendimizi geliştirmemiz lazım diye anlatıyor, cevap verilemiyor gibi bir izlenim oluşmasın diyor. Çok güzel şeyler anlatıyor, sizin de dinlemenizi tavsiye ederim.
Apolojist olarak konuda uzmanlaşmak ve tartışmak en iyisi gibi, ya da apolojistler takip edilebilir. Yani Taslaman'ın dediği doğru, itirazlar karşısında ezilmemek lazım. Yani akademisyenlerin, sade vatandaşların basit itirazları karşısında tıkanmasına üzülüyorum ben de. Foruma gidip bakıyorum ki burdaki felsefeci apolojistler çok rahat cevabı vermiş, ama akademik ünvanı olan akademisyenler de tıkanıyor. İşte bu üzücü durumdur. Yani bu tartışmaların ve uzmanlığın ünvanla alakası yok, kişinin kendisini yetiştirip ne kadar iyi apolojist olduğuyla alakalıdır demek gerekir mi? Ama apolojistliği de laf cambazlığı olarak algılamamak lazım öyle di mi? Laf oyunu değil de düzgünce tezi savunma ve karşı tezi çürütme girişimlerinden mi söz ediyoruz apolojistlik derken yoksa demagogdan mı bahsediyoruz? Taslaman apolojiste güzel bir örnek, Craig de iyi bir örnektir. Hatta bana göre spartacus da iyi bir örnek, o da kendi görüşünü çok çok iyi savunuyor. Yani prof ve akademisyenlere sormak yerine apolojistlere mi danışmak lazım? Asıl uzmanlar onlar değil mi? Siz ne düşünüyorsunuz? Profluk ve akademisyenlik tıpkı memurluk gibidir ve uzmanlık değildir, fakat asıl uzmanlar apolojistlerdir diyemez miyiz?
Ben trollsem bu forumun hali yaman demektir zira troll olmayan sizlerin hali içler acısı .Neyse ateistforumda da vardı böyle gizli Taslamancılar gelirler tebliğ yaparlar ateizmin çıkmazı işte ne biliyim Ateistlerin Yobazı gibi şeyler söylerler sonra herkesin sabrını taşırdıktan sonra giderlerdi ilerde bunu defalarca tekrarlamışlardı. Celal Şengör'e ''yetersiz argüman sunuyor'', Taslaman'a ''görüşünü müthiş savunuyor'' diyecek kadar uçmuş birini bir zahmet alaya alıcam kimse kusura bakmasın. :)
disbelief
23-06-2017, 02:09
Canlı yayında Taslaman din dersi hocaları ve ateist öğrencilerle ilgili bir şey dedi az önce. Din dersi hocalarının ateist öğrencilerin soruları karşısında ezilmesine yüreğim dayanmaz, gönlüm kabul etmez gibisinden bir şey dedi. Bilim ve felsefe ve hatta akademisyenlerin yetersiz kalmasıyla doğrudan alakalı bir şey dedi aslında. Mesela düşünecek olursak bir insan gidiyor akademisyen veya öğretmen oluyor fakat bir öğrenci bile sorularıyla sıkıştırabiliyor, veya sade vatandaş sorular ve itirazlarla sıkıştırıyor. Taslaman da kendimizi geliştirmemiz lazım diye anlatıyor, cevap verilemiyor gibi bir izlenim oluşmasın diyor. Çok güzel şeyler anlatıyor, sizin de dinlemenizi tavsiye ederim.
Apolojist olarak konuda uzmanlaşmak ve tartışmak en iyisi gibi, ya da apolojistler takip edilebilir. Yani Taslaman'ın dediği doğru, itirazlar karşısında ezilmemek lazım. Yani akademisyenlerin, sade vatandaşların basit itirazları karşısında tıkanmasına üzülüyorum ben de. Foruma gidip bakıyorum ki burdaki felsefeci apolojistler çok rahat cevabı vermiş, ama akademik ünvanı olan akademisyenler de tıkanıyor. İşte bu üzücü durumdur. Yani bu tartışmaların ve uzmanlığın ünvanla alakası yok, kişinin kendisini yetiştirip ne kadar iyi apolojist olduğuyla alakalıdır demek gerekir mi? Ama apolojistliği de laf cambazlığı olarak algılamamak lazım öyle di mi? Laf oyunu değil de düzgünce tezi savunma ve karşı tezi çürütme girişimlerinden mi söz ediyoruz apolojistlik derken yoksa demagogdan mı bahsediyoruz? Taslaman apolojiste güzel bir örnek, Craig de iyi bir örnektir. Hatta bana göre spartacus da iyi bir örnek, o da kendi görüşünü çok çok iyi savunuyor. Yani prof ve akademisyenlere sormak yerine apolojistlere mi danışmak lazım? Asıl uzmanlar onlar değil mi? Siz ne düşünüyorsunuz? Profluk ve akademisyenlik tıpkı memurluk gibidir ve uzmanlık değildir, fakat asıl uzmanlar apolojistlerdir diyemez miyiz?
Bence iki farklı dünyagörüşünün çatıştığı yerdeki tartışmaları takip etmek insana daha çok şey öğretebilir. Bu tartışmalarda genel bakış açılarından hareketle eleştiriler yapılıyor. Konuya meraklı birinsan için iki dünyagörüşünün de zayıf güçlü tarafları ortaya çıkıyor.
Amon yarebbi
23-06-2017, 02:16
☺ taslaman neyi savunuyor ki ? Olmayanı mı ? Olmayanı savunmak ?
Akademide böyle bir bölüm var mı ? Yok tabiki de. Cami , kilise, Havra ve mahalle kahvesinde var.
Bence iki farklı dünyagörüşünün çatıştığı yerdeki tartışmaları takip etmek insana daha çok şey öğretebilir. Bu tartışmalarda genel bakış açılarından hareketle eleştiriler yapılıyor. Konuya meraklı birinsan için iki dünyagörüşünün de zayıf güçlü tarafları ortaya çıkıyor.
Elbette çatışan görüşlerin tartışmasına bakmak önemli. Ama burda apolojistlerin ve akademisyenlerin konumu bence çok mühim. Siz de akademisyenlerin tartışmalardaki yetersizliğini fark etmişsiniz ve apolojistler asıl bu tartışma konusunda uzmandır diye ifade etmiştiniz ve farklı alanlar gibisinden bir şey demiştiniz. Akademisyenler uygulayıcı ama lafzi olarak izah edip tartışamayanlar mıdır yoksa derse girip ders anlatıp memur gibi maaş alan kimseler midir? Apolojistler ise o alanın uzmanı ve o alanın tartışmacıları mıdır? Yani bu ikisini konumlandırmak çok çok mühim. Apolojistler meydanlara çıkıp tartışıyor, akademisyenler ise çıktığında tıkanıyorlar. Üniversitelerin tartışmacı yetiştirme gibi bir uğraşı olmadığı çok rahat görülüyor. Kendi bünyesinde çalışacak eleman ve devlete faydası olacak memur yetiştirmeye çalışıyor üniversiteler. Yani ünvanlı kişilerin doğrudan uzman olduğunu söylemek o zaman yanlış olmuş olur bence. Ünvandan ziyade o kişi kendini geliştirip apolojist olmuşsa ve iyi tartışabiliyorsa o zaman o konunun uzmanıdır demek gerekir. Ama burda üniversitelerin ve ülkelerin tercihi yanlış. Ünvan verdiği ve uzman ilan ettiği kişiler apolojistler olmalıydı, derse girip ders anlatan memurlar değil. Yani çok iyi tartışan gerçek apolojistler yetiştirmeliydi üniversiteler. O zaman profların yetersiz kalması gibi bir durum olamazdı, zaten yetersiz kalan çok rahat elenirdi ve iyi tartışan seçilmiş olurdu. Fakat üniversiteler başka kriterlere göre seçtiği için ve tartışmalar da ezberden çok farklı olduğu için profların yetersiz kalışını görüyoruz. Ama bu noktada profluğun gereksiz olduğunu söylemek gerekmez mi? Sonuçta tartışamıyor ve izah edemiyorlar. Onun yerine apolojistler uzmandır demek lazım diye düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz doğru değil mi?
Caner Taslaman TRT Belgesel'deki Kuantum Fiziği ile ilgili belgeselde konuşuyordu o zaten bu ülkenin halini ortaya seren net tablolardan biri. Kuantum fiziğini Caner Taslaman anlatıyor, sanırım daha kötüsü de yok.
disbelief
23-06-2017, 02:20
Sn Selgom. Profların işi bilimdışı şeylerle tartışmak değil. Bunlar öğretmen. Üniversitede bir sonraki nesil bilimadamlarını yetiştirmek dışında bir görevleri yok.
Amon yarebbi
23-06-2017, 02:28
........☺........
Sn Selgom. Profların işi bilimdışı şeylerle tartışmak değil. Bunlar öğretmen. Üniversitede bir sonraki nesil bilimadamlarını yetiştirmek dışında bir görevleri yok.
Ama işte bilimin sınırı, bilimsel olan veya olmayan veyahut geçersiz önermenin ne olduğunu ve neden geçersiz olduğunu bilimciler izah edemiyor. Yani bilimci derken de akademisyen ve profları kast ediyorum, Celal Şengör'ü de örnek olarak vermiştim. Bilimci olarak oraya çıktı ama çok yetersiz kaldı bence. Hatta ilahiyat öğrencileri koskoca profesörü zorladı diye düşünüyorum. Ama bakacak olursak din dersi öğretmenleri ve akademisyenler de var, ilgili örnekte ateist öğrenciler bu öğretmenleri sıkıştırıp zorluyor idiler. Aynısı bilim ve felsefe alanındaki akademisyenlerin başına geliyor, hatta dünyanın sayılı bilim adamlarından olduğu söylenen Celal Şengör'ün tartışmada zorlandığını ve yetersiz izahlar yaptığını görüyoruz, programı izlediyseniz görürsünüz. Celal Şengör düzen olmadığını ve her şeyin tesadüf olduğu gibi argümanlar sunmuştu ama saniyesinde ilahiyatçı hocalardan ve öğrencilerden itiraz geldi, düzenin bir parçası tadında itiraz ettiler. Celal bey yetersiz kaldı maalesef. Oysa bu forumdaki materyalist ateistler çok daha iyi izah yapabiliyorlardı. Demekki bilimcilik ve akademisyenlikle alakası yok, daha doğrusu yanlış kişiler bilimci ve akademisyen kimliğine bürünüyor, yanlış kişilere bu kimlik veriliyor. Apolojistlere verilmeliydi. Yani bu konuları yalayıp yutan ve çok iyi tartışanlar akademisyen olarak seçilmeliydi ama üniversitelerin öyle bir niyeti var gibi görünmüyor.
Amon yarebbi
23-06-2017, 02:31
Tanrı inancı olan insanlar cami , kilise, Havra ve mahalle bakkalın da fikirlerini beyan etmeliler.
Akademisyenler ise bilgilerini akademilerde beyan etmeliler.
Fatiha okuyan bir adamla , evreni , kimyayı , biyolojiyi , matematiği konuşmak anlamsızdır.
Kafası secdede duran bir adama yer çekimini anlatsan neye yarar.
Tanrı şah damarımda diyen dincinin kalp damarı tıkanınca , allahından önce Akademik eğitim görmüş tıp doktoru araması ilginçtir.
Akademisyen ler savunma yapmaz icraat yapar.
Celal Şengör: Düzen müzen yok ve herşey tesadüf. (Yetersiz argüman)
Hocalar: Var hocam düzen , tesadüf dediğin şeyler düzenin parçası (İyi itiraz)
:)
Celal Şengör'ün tesadüften kastı aslında tamamen düzensiz işleyen bir sistem değil ki rastgele işleyen bir sistem . Ayrıca tesadüfen işleyen sistemlerin Tanrı'nın imtihanı içinde anlamlı bir rol oynadığı yönündeki açıklama kanıtsız içi boş ve mesnetsizdir. Nedir yok olan onlarca türün imtihan için önemi ya da milyonlarca ışık yılı ötedeki iki gezegenin çarpışması olmasa bu imtihan dünyası(!) ne kaybeder? Eğer bir şey kaybedecekse Tanrı böyle imtihanı ilgilendirmeyen boş şeylerle imtihan dünyasını etkileyeceğine hiç bunlara gerek duymadan yapmak istediğini yapsa ya . Şengör'ün deyimiyle:Zırva
Caner Taslaman TRT Belgesel'deki Kuantum Fiziği ile ilgili belgeselde konuşuyordu o zaten bu ülkenin halini ortaya seren net tablolardan biri. Kuantum fiziğini Caner Taslaman anlatıyor, sanırım daha kötüsü de yok.
İşte burdaki hikmeti görmüyorsun. Taslaman halbuki fizikçi değil, fakat görüyorsun fizik anlatıyor. Hatta programda fizikçilere fizik dersi verecek izahatlarda bulunuyor, onlarla tartışmalara giriyor. Bakacak olduğumuzda fizik ile ilgili lisans bitirmemiş Taslaman, veya biyoloji okumamış üniversitede. Sosyoloji okuyup ordan yola devam etmiş. Demekki üniversitede o bölümü okumakla o kadar ilgisi yok tartışmaların. Tartışmak ayrı bir sanat, ayrı bir uzmanlık alanı. Apolojistlik deniyor bu uzmanlığa. Taslaman bir apolojist ve kendi görüşünü çok iyi bir şekilde savunuyor. Apolojistler o alanın proflarına ders verecek izahatlarda bulunabilirler ve bulunuyorlar da. Demekki tartışmacılar ile proflar farklı. Proflar tartışamıyor, fizik proflarıyla Taslaman'ın tartışmasında bile bu görülüyordu. Yani üniversiteler nasıl tartışıyorsun diye seçmiyor, sınavda ne kadar iyi ezberledin ve yaptın diye alıyorlar. Demekki üniversiteler tartışmaya göre almıyor, almadığı için de prof olup o sistemden geçenler tartışmada tıkanabiliyorlar çünkü ezberi bozuluyor. Yani ezberlemediği bir yerden bir soru veya itiraz gelince tıkanma oluyor. Ama apolojistler kolay kolay tıkanmıyor, zaten uzmanlık alanları tartışmak ve kendi görüşlerini savunmak. O yüzden kendi görüşlerini alakadar eden alanları oldukça iyi biliyorlar ve o alanların proflarına ders verebiliyorlar, çünkü prof olmak ile tartışmak ayrı bir şey bunu görüyoruz. Yani fizik okumamak, fizik anlatmamaya gerektirmez, kişi apolojist olmuşsa her şeyi anlatabilir.
''Fizik dersi verecek...''
Tövbe tövbe. Taslaman kendisini bu kadar sevmiyordur.
Amon yarebbi
23-06-2017, 02:40
Akademisyenlerin kunut duasını ezbere bilenlerle , camide sağ ayağının başparmağını ileri büktüren insanla, şuursuzca elindeki taşı , dikilmiş bir taşa atan adamla , biyoloji, matematik konuşması olmamalı.
Celal Şengör: Düzen müzen yok ve herşey tesadüf. (Yetersiz argüman)
Hocalar: Var hocam düzen , tesadüf dediğin şeyler düzenin parçası (İyi itiraz)
:)
Celal Şengör'ün tesadüften kastı aslında tamamen düzensiz işleyen bir sistem değil ki rastgele işleyen bir sistem . Ayrıca tesadüfen işleyen sistemlerin Tanrı'nın imtihanı içinde anlamlı bir rol oynadığı yönündeki açıklama kanıtsız içi boş ve mesnetsizdir. Nedir yok olan onlarca türün imtihan için önemi ya da milyonlarca ışık yılı ötedeki iki gezegenin çarpışması olmasa bu imtihan dünyası(!) ne kaybeder? Eğer bir şey kaybedecekse Tanrı böyle imtihanı ilgilendirmeyen boş şeylerle imtihan dünyasını etkileyeceğine hiç bunlara gerek duymadan yapmak istediğini yapsa ya . Şengör'ün deyimiyle:Zırva
Rastgele işleyen sistemde düzen olmaz, demekki belli bir işleyiş ve düzen var. Zaten rastgelikle düzenli varlıklar oluşamaz, sanatlı varlıklar oluşamaz şeklinde argümanlar duymuşsunuzdur. Yani şansla olacak iş değil, düzen ve işleyiş gerekiyor. Şansla gidip bir canlı yaratamıyoruz, parçaları biraraya getirerek bir canlı oluşturamıyoruz. Yahu bir organımız hasar aldığında bilim gitsin daha iyisini üretsin, eskisinden daha iyisi olsun. Robotik bacak falan takılıyor ama gerçeğinin yerini tutmuyor tabi. 3 boyutlu yazıcı falan bişeyler söyleniyor ama onlar da daha deneme aşamasında. Yani bir bilgi, düzen gerekiyor. Rastgelelikle ve şansla olmuyor, bir işleyiş gerekiyor. Yaratılışçılar tesadüfen sistem işliyor demezler ki. Düzenli ve planın bir parçası olduğunu söylerler, hatta Abdülaziz hoca Celal Şengör'ün tesadüf olarak gördüğü şeylerin hikmetini o programda anlatmıştı, demekki gözünden kaçmış. Yani tanrı şunlarla ilgilenmez, bunlarla ilgilenmez demek çok saçma. Bir tanrı yaratıp sınav yapıyorsa her şeyle ilgilenir, her şeyin yaratıcısı diye iddia ediliyor çünkü. Bu ateistik argümanlar o yüzden çok yetersizdir. Tanrı şöyle yapsa ya, bilmemnerdeki gezegen çarpışmasın gibi argümanlar da çok sığ ve basit argümanlar. Her şey planın bir parçası dedikten sonra o dediklerin de planın ve sanatın bir parçası denilmiş olunur. Yani onlar sanattır, ki tanrı hiçbir şeye ihtiyaç duymadan keyfince zaten yaratır. Yok şöyle böyle diye insani kalıplara kendini neden soksun. Yani tanrı bunlarla ilgilenmez, yok büyük evren yaratmaz gibi düşünceler çok sığ argümanlar. Teistik iddialara karşı argüman dahi değil. Yahu sen spartacus'un yazdıklarını hiç okumuyor musun? Ben kendisiyle birçok kez tartıştım ve karşı argümanlarını her seferinde de sundu, çok sağlam argümanlar sundu. Argüman dediğin böyle olur diyorum, Celal hocanın argümanları tatmin edici değil ve yetersiz. Okumadıysan gidip tekrar oku spartacus'un karşı argümanlarını. Ben öyle argümanlar beklerken çok yetersiz argümanlar geliyor Celal bey'den.
Amon yarebbi
23-06-2017, 02:44
Sakalını bismilLAH diye sıvazlayıp daha sonra başka bir uzvunu hem burda hem hayal aleminde ( cennet diyorlar ) sıvazlamaya yönelmiş birisi ile bilim konuşulmaz.
Şansla oluşmuyor zaten maddenin darvanış biçimleri vardır evrende. Maddenin farklı davranış biçimlerine tekrarlayan ve sürekli davranış biçimlerine yasa denir. Bu yasalarla rastgele (bizim kestiremediğimiz,örüntüsünü anlayamadığımız) genlerden hangisinin gen havuzuna katılacağı gibi durumlar da rol oynar. Mesela mutasyonlar rastgeledir ama yararlı mutasyonların seçilmesi doğal seçilim yasası iledir. Mesela göz rengimiz rastgeledir ama hangi göz renginin eş bulmakta daha faydalı olduğu doğal seçilim yasası kontrolündedir. Rastgelelik gen havuzunu belirler doğal seçilim gen havuzunu sınırlar. Düzenli yapılar random(rastgele kestirelemeyen şekilde) oluşan gen havuzundan doğal seçilim yasasının zorunlu seçmesiyle evrile evrile gelen karmaşık yapılardır.
Amon yarebbi
23-06-2017, 02:55
Adamın internet sitesine baktım , Peygamber aşşağı, Peygamber yukarı , Allah demiş kine , gibi akademik bilgiler var. Birazda peygamber sözleri , aha dedim kainatın sırları burada. Birde ne göreyim. Şu duayı okursan bu derde iyi gelir , bu dua yı okursan şu derde iyi gelir. Dahada derin konular olduğunu düşünerek devam ettim aaa o da ne , sol tarafta bir tesbih ve takke , sağ da bir cüpe .
Hah dedim bilimin kitabı burada yazılmış.
Hz taslaman hoca efendi hazretleri. Onun dergahında bulunmak ve onun dergahına yani internet sitesine eğri olmayan mesajlar atmak ve onun bir sadık müridi olmak isterdim . Kim bilir belki de beni kendine damat yapardı .
Taslaman hoca efendimizin uçtuğuna şahitlik ederim.
Şansla oluşmuyor zaten maddenin darvanış biçimleri vardır evrende. Maddenin farklı davranış biçimlerine tekrarlayan ve sürekli davranış biçimlerine yasa denir. Bu yasalarla rastgele (bizim kestiremediğimiz,örüntüsünü anlayamadığımız) genlerden hangisinin gen havuzuna katılacağı gibi durumlar da rol oynar. Mesela mutasyonlar rastgeledir ama yararlı mutasyonların seçilmesi doğal seçilim yasası iledir. Mesela göz rengimiz rastgeledir ama hangi göz renginin eş bulmakta daha faydalı olduğu doğal seçilim yasası kontrolündedir. Rastgelelik gen havuzunu belirler doğal seçilim gen havuzunu sınırlar. Düzenli yapılar random(rastgele kestirelemeyen şekilde) oluşan gen havuzundan doğal seçilim yasasının zorunlu seçmesiyle evrile evrile gelen karmaşık yapılardır.
Dikkat ettiysen yaratılışçılar düzeni ve yasayı savunuyor zaten, tesadüf diyen Celal şengör gibi düşünen hocalardır. Bak nasıl da şansla olmuyor kısmına geldin. Yani maddenin davranış karakteri var, yasalar var yani işleyiş var. Bu da planın bir parçası olarak savunuluyor, çünkü burda işleyen bir sistem var. Mesela bir saate bile baktığında burda işleyen sistem var, saati insan kuruyor ama sanki insan kurmamış gibi kendi kendine çalışıyor. Yani bu kendi kendine çalışmak çok yanıltabilir, öyle görünmesi yanıltıcı olabilir. İşte evrendeki bu yasalar ve düzenin de bir düzenleyicisi ve planlayıcısı olduğunu savunur teistler. Sen de şansla değil, yasalarla oluyor demişsin. Celal Şengör ise tesadüfen olduğunu savunuyor, yasalardan söz etmedi. İşte tesadüfen olmayacağını zaten yaratılışçılar da dile getirirler. Yasalar ve düzeni savunduğumuzda zaten plana doğru gidiyor iş. Senin rastgelelik dediğin aslında rastgelelik değil, spartacus'un tesadüf dediği yere geliyoruz. Yani sayısal loto birine çıkacak ama kime çıktığı tesadüftür kısmına gelmiş oluyoruz. Yani yasalar işler şöyle böyle olur ama yani canlılar oluşur evrimleşir ama o canlının insan olması tesadüftür şeklinde bakılıyor. İşte Celal Bey'den böyle bir tesadüf açıklaması lazımdı, her şey tesadüf diye topu taca attı ve açıklamasız bıraktı konuları. Halbuki materyalistlerin de kabul edeceği üzere bir işleyiş ve sistem var, fakat kaçınılmaz olarak tesadüfler de icra ediliyor çünkü bir şeyin şahsında tesadüften bahsedebiliyoruz. Yani işleyiş yok da her şey rastgele oluyor değil, işleyiş var fakat bunun neticesinde bir şeyin şahsında tesadüfler kaçınılmaz oluyor. İşte her şey tesadüftür yerine etki tepki ilişkisi ve burdan değişimin doğması, ardından da bir formun değişerek başka formu meydana getirmesi, sonra zaten bu süreçte bir şeyler oluşacaktı fakat oluşacak şeyin spesifik bişey olması tesadüftür diye izah gerekirdi. Yani Celal Bey dediğim gibi her şey tesadüftür diye tesadüf meselesinin özünü kaçırıyor ve izah etmiyor. Mutasyonların rastgeleliğinde ise genelin oranı düşük. Yani faydalı mutasyonların oranı %1 gibi bir şey. Çoğu nötrdür. Faydalı özellikler çıkacak ki bunları doğal seçilim yasası seçecek. Doğal seçilim aslında seçilim değildir, hangi canlı hayatta kalıyorsa doğal seçilme uğramuştır denir. Aslında orda seçilim yoktur, hayatta kalmak ve çevreye uyum vardır ve metaforik olarak buna doğal seçilim denir. Tabi bazı özelliklerin abartı gibi görünmesi ile doğal seçilime itiraz da yapılabiliniyordu, çünkü doğal seçilimde en uyumlu olan değil uyumlu olan hayatta kalır. O zaman yalnızca olmazsa olmaz özelliğe sahip olanlar hayatta olmalıdır, eksta lüks özellikler gerekmez. Yani bizim 5 parmak değil de 6 veya başka sayıda parmağımız olsa kesin olarak öleceğimiz ve hayatta kalamayacağımız, fakat mutasyonla 5 parmağımızın çıkıp zar zor hayatta kalabildiğimizin gösterilmesi önem arz eder. Sahip olduğumuz özellikler evrimsel süreçte seçilmiştir çünkü teoriye göre. Ama bu seçilim iradi olmadığı için sadece hayatta kalıp kalmamaya göre belirlenir, yani sadece hayatta kalmaya yönelik olmazsa olmaz özellikler gereklidir. İşte bütün özelliklerimizin böyle olduğu ve akti takdirde kesinlikle hayatta kalamayacağımız ve zorunlu olarak bu halde olduğumuzun da ispatı gerekir tabiki. Neyse burda amaç evrim tartışmak değil idi, akademisyenlerin yetersizliğini dile getirmek isterim. Celal bey basit ve yetersiz argümanlar sundu ve izah edemedi maalesef. İlahiyat profesörü Abdülaziz Bayındır 7 milyon önceyi nerden bileceksiniz varsayımdır gibi açıklamalarda bulundu. Celal bey ölçerimden başka bir açıklama yapamadı. Tesadüfü de açıklayamadı zaten. Yani genel olarak açıklayamadı, yetersiz şeyler söyledi Celal hoca.
Celal Şengör'ün şanstan tesadüften kastı emin ol halk dilindeki gibi değil. Bilimin kestiremediği yapılara işaret ediyor.Yumurta örneği mesela diyelim 200 taneden 5 tanesi hayatta kalıyor hangisinin hayatta kalacağı bize göre nedir rastgele tesadüf neden çünkü tüm koşulları bilmiyoruz bilseydik rastgele olmazdı. Rastgelelik budur kestirilemezliktir Şengör de bunu örnek verip: Nerde Allah'ın düzeni ölen onlarca doğmamış bebek bu düzende neye hizmet ediyor diyor.Yani dindeki düzen anlayışını eleştiriyor amaç yok diyor doğrudur amaç yok yasalara uyan ve rastgele belirlenen süreçler var.
Celal Şengör'ün şanstan tesadüften kastı emin ol halk dilindeki gibi değil. Bilimin kestiremediği yapılara işaret ediyor.Yumurta örneği mesela diyelim 200 taneden 5 tanesi hayatta kalıyor hangisinin hayatta kalacağı bize göre nedir rastgele tesadüf neden çünkü tüm koşulları bilmiyoruz bilseydik rastgele olmazdı. Rastgelelik budur kestirilemezliktir Şengör de bunu örnek verip: Nerde Allah'ın düzeni ölen onlarca doğmamış bebek bu düzende neye hizmet ediyor diyor.Yani dindeki düzen anlayışını eleştiriyor amaç yok diyor doğrudur amaç yok yasalara uyan ve rastgele belirlenen süreçler var.
Evet koşulları bilmediğimiz için rastgele diyoruz, halbuki her şeyi bilen yaratıcı için rastgelelik yoktur. Yani orda rastgelelik yok, işleyen sistem var. Celal bey evet yüzlerce yumurta içinden çok azının hayatta kalmasına bakarak bu tesadüftür falan diyordu. Fakat Celal bey bize göre tesadüf, şunları bilsek aslında orda sistem işliyor demiyor, tesadüf deyip geçiştiriyor. Fakat yumurtaları bırakmanın ve canlıların ortaya çıkmasının da düzenin bir parçası olduğunu savunuyordu ilahiyatçılar. Yani tıpkı canlıların birbirini yemesi gibi, o yumurtadaki canlıların yaşam mücadelesi vermesi, bazılarının yenip de bazılarının hayatta kalması sistemin ve mücadelenin bir parçası. İşleyen bir sistem var, bir besin zinciri var ve bunlar dengelenmiş. Ordan ufak bir şeyi çeksen besin zinciri dengesini kaybediyor, bu kendi içinde sistemli ve düzenli. Yani Celal Şengör'ün dediği gibi tesadüf değil ilahiyatçılara göre. Orda işleyen bir besin zinciri ve mücadele var, bu da planın bir parçası olarak görüyorlar. Celal bey'in dediğini söylediğiniz bebeklerin ölü doğması sistemden bağımsız bir şey değil ki. Yaratılışçılar hepsini sistemin ve planın bir parçası olarak görüyorlar, sistemden bağımsız olgular değil. Yani yaşam olacak ki ölüme anlam verecek, ölüm olacak ki yaşama anlam verecek. Ölümü saltıklaştırıp burdan eleştirmeniz yersiz. Hepsi bir bütün olarak sistemi ve düzeni temsil ediyor zaten, sistemin yalnızca bir kısmına odaklanarak ve indirgeme yaparak eleştirmek doğru değil. Yani hala Celal bey'in eleştirileri yetersiz diye düşünüyorum. Halbuki diyalektik ilişkilerle izah etseydi kendi görüşünü daha iyi savunmuş olurdu.
Yani Celal bey şöyle bir savunma yapmalıydı. ''Varlık, madde ortada deviniyor, zıt kuvvetler birbiriyle çelişiyor ve bundan değişim ve gelişimler doğuyor. Düzensizliğin içinde geçici düzen, düzenin içinde geçici düzensizlik oluşuyor, düzen ve düzensizlik bir bütün olarak birbirini koşulluyor ve var ediyor. Varlık başlayıp bitmiyor, formlar bu diyalektik süreçlere göre var oluyorlar ve kayboluyorlar, sonra tekrar var oluyorlar. Dinamik olarak süreç devam ediyor, bizim kavramlarımız da formların ilişki ve kıyaslarından elde ediliyor. İlk diye bir şey yok, her şey bir bütün olarak değişiyor ve dönüşüyor. Bu sürelerde elbette bir şeyin şahsında spesifik olarak tesadüflerin denk gelmesi kaçınılmazdır, çünkü varlık deviniyor ve bu devinimlerden de oluşlar meydana geliyor. Bu oluşların falanca bir şey olması kaçınılmazdır ve tesadüftür denir. Dolayısıyle yalnızca düzen yoktur, düzen ve düzensizlik bir bütündür ve saltıklaştırılamazlar, bir büün olarak birbirini var ederler ve bunlar asla mutlak değildir geçicidir ve devinime, sürece dahildir. Dolayısıyle bir tasarım ve plan söz konusu değildir, varlığın devinimi sonucu her şey olur, neden sonuç bile burdan meydana gelir ve olgudur. Varlığın nedeni yoktur, etki tepkinin nedeni yoktur, neden sonuç burdan sonra meydana gelir. Dolayısıyle bir yaratıcıya gerek yok, etki tepki sürecinde kendiliğinden her şey meydana geliyor zaten.'' böyle bir açıklama beklerdim. Spartacus'un yazılarını okuduysan buna benzer açıklamalar yapıyor. İşte Celal hoca ateizmi ve evrimi bence yeterli olarak izah edemedi.
Evet koşulları bilmediğimiz için rastgele diyoruz, halbuki her şeyi bilen yaratıcı için rastgelelik yoktur. Yani orda rastgelelik yok, işleyen sistem var. Celal bey evet yüzlerce yumurta içinden çok azının hayatta kalmasına bakarak bu tesadüftür falan diyordu. Fakat Celal bey bize göre tesadüf, şunları bilsek aslında orda sistem işliyor demiyor, tesadüf deyip geçiştiriyor. Fakat yumurtaları bırakmanın ve canlıların ortaya çıkmasının da düzenin bir parçası olduğunu savunuyordu ilahiyatçılar. Yani tıpkı canlıların birbirini yemesi gibi, o yumurtadaki canlıların yaşam mücadelesi vermesi, bazılarının yenip de bazılarının hayatta kalması sistemin ve mücadelenin bir parçası. İşleyen bir sistem var, bir besin zinciri var ve bunlar dengelenmiş. Ordan ufak bir şeyi çeksen besin zinciri dengesini kaybediyor, bu kendi içinde sistemli ve düzenli. Yani Celal Şengör'ün dediği gibi tesadüf değil ilahiyatçılara göre. Orda işleyen bir besin zinciri ve mücadele var, bu da planın bir parçası olarak görüyorlar. Celal bey'in dediğini söylediğiniz bebeklerin ölü doğması sistemden bağımsız bir şey değil ki. Yaratılışçılar hepsini sistemin ve planın bir parçası olarak görüyorlar, sistemden bağımsız olgular değil. Yani yaşam olacak ki ölüme anlam verecek, ölüm olacak ki yaşama anlam verecek. Ölümü saltıklaştırıp burdan eleştirmeniz yersiz. Hepsi bir bütün olarak sistemi ve düzeni temsil ediyor zaten, sistemin yalnızca bir kısmına odaklanarak ve indirgeme yaparak eleştirmek doğru değil. Yani hala Celal bey'in eleştirileri yetersiz diye düşünüyorum. Halbuki diyalektik ilişkilerle izah etseydi kendi görüşünü daha iyi savunmuş olurdu.
Yani Celal bey şöyle bir savunma yapmalıydı. ''Varlık, madde ortada deviniyor, zıt kuvvetler birbiriyle çelişiyor ve bundan değişim ve gelişimler doğuyor. Düzensizliğin içinde geçici düzen, düzenin içinde geçici düzensizlik oluşuyor, düzen ve düzensizlik bir bütün olarak birbirini koşulluyor ve var ediyor. Varlık başlayıp bitmiyor, formlar bu diyalektik süreçlere göre var oluyorlar ve kayboluyorlar, sonra tekrar var oluyorlar. Dinamik olarak süreç devam ediyor, bizim kavramlarımız da formların ilişki ve kıyaslarından elde ediliyor. İlk diye bir şey yok, her şey bir bütün olarak değişiyor ve dönüşüyor. Bu sürelerde elbette bir şeyin şahsında spesifik olarak tesadüflerin denk gelmesi kaçınılmazdır, çünkü varlık deviniyor ve bu devinimlerden de oluşlar meydana geliyor. Bu oluşların falanca bir şey olması kaçınılmazdır ve tesadüftür denir. Dolayısıyle yalnızca düzen yoktur, düzen ve düzensizlik bir bütündür ve saltıklaştırılamazlar, bir büün olarak birbirini var ederler ve bunlar asla mutlak değildir geçicidir ve devinime, sürece dahildir. Dolayısıyle bir tasarım ve plan söz konusu değildir, varlığın devinimi sonucu her şey olur, neden sonuç bile burdan meydana gelir ve olgudur. Varlığın nedeni yoktur, etki tepkinin nedeni yoktur, neden sonuç burdan sonra meydana gelir. Dolayısıyle bir yaratıcıya gerek yok, etki tepki sürecinde kendiliğinden her şey meydana geliyor zaten.'' böyle bir açıklama beklerdim. Spartacus'un yazılarını okuduysan buna benzer açıklamalar yapıyor. İşte Celal hoca ateizmi ve evrimi bence yeterli olarak izah edemedi.
Bu hocalar ve sen Nihai düzen anlayışını savunuyorsanız yanlış dedim ya zaten. O boşa giden yumurtalar besin zincirinde faydalıysa ,bu faydalı oldukları için boşa gitti demek değildir, boşa gittikleri için besin zincirinde yer aldılar demektir. Nedenler ve sonuçları karıştırmışsın. Biz var olalım diye Dünya var değildir Dünya var olduğu için uygun koşullar oluştuğu için biz varız. Bir karınca topluluğu düşün kendi ortamında kumlu-çamurlu bir alanda yaşıyor ve kendi içlerinden diyorlar ki: Burası ne kadar mükemmel sanki her şey biz var olalım diye rahat yaşayalım diye yaratılmış.
Oysaki bu mantık yanlıştır nedenler sonuçlarla yer değiştirilip nihai amaca bağlanırsa her türlü şey nihai amaca bağlanabilir. Oysaki nihai amaçla da açıklanamıyor, açıkladım ,imtihan dünyasında boşu boşuna olan bizi zerre kadar etkilemeyen uzak diyarlarda meydana gelen olaylar neden gerçekleşiyor? Etkiliyorsa dahi ne gerek var böyle bir uzak etkileşimler ağına? İmtihan dünyası dediğiniz basit bir oyun bahçesi ,olacak olan o küçük yerde olsun ne gerek var karmakarışık eciğinin cücüğünün cücüğü ilişkilere.
Yumurtaların boşa gitmesi benim imtihanımı hangi dar ölçüde etkiliyor sırf bu küçücük etki için canlıların yok olması ve acı çekmesi neye hizmet ediyor? Onlarca canlı türünün tarih sahnesinden silinmesi imtihana etki ediyor olduğu varsayılsa bile o etki için bu kadar yok oluşa ne gerek vardı ?
Her şeye kadir, her şeyi bilen Tanrı'nın yapabileceği yaratabileceği en iyi mümkün imtihan dünyası bu mu? Böyleyse o Tanrı'nın öldüğünü söyleyen daha birçok kişi çıkacaktır.
Yazacağın cevaba yarın cevap yazabilirim. Yatacağım.
Bu hocalar ve sen Nihai düzen anlayışını savunuyorsanız yanlış dedim ya zaten. O boşa giden yumurtalar besin zincirinde faydalıysa ,bu faydalı oldukları için boşa gitti demek değildir, boşa gittikleri için besin zincirinde yer aldılar demektir. Nedenler ve sonuçları karıştırmışsın. Biz var olalım diye Dünya var değildir Dünya var olduğu için uygun koşullar oluştuğu için biz varız. Bir karınca topluluğu düşün kendi ortamında kumlu-çamurlu bir alanda yaşıyor ve kendi içlerinden diyorlar ki: Burası ne kadar mükemmel sanki her şey biz var olalım diye rahat yaşayalım diye yaratılmış.
Oysaki bu mantık yanlıştır nedenler sonuçlarla yer değiştirilip nihai amaca bağlanırsa her türlü şey nihai amaca bağlanabilir. Oysaki nihai amaçla da açıklanamıyor, açıkladım ,imtihan dünyasında boşu boşuna olan bizi zerre kadar etkilemeyen uzak diyarlarda meydana gelen olaylar neden gerçekleşiyor? Etkiliyorsa dahi ne gerek var böyle bir uzak etkileşimler ağına? İmtihan dünyası dediğiniz basit bir oyun bahçesi ,olacak olan o küçük yerde olsun ne gerek var karmakarışık eciğinin cücüğünün cücüğü ilişkilere.
Yumurtaların boşa gitmesi benim imtihanımı hangi dar ölçüde etkiliyor sırf bu küçücük etki için canlıların yok olması ve acı çekmesi neye hizmet ediyor? Onlarca canlı türünün tarih sahnesinden silinmesi imtihana etki ediyor olduğu varsayılsa bile o etki için bu kadar yok oluşa ne gerek vardı ?
Her şeye kadir, her şeyi bilen Tanrı'nın yapabileceği yaratabileceği en iyi mümkün imtihan dünyası bu mu? Böyleyse o Tanrı'nın öldüğünü söyleyen daha birçok kişi çıkacaktır.
Neden sonuçların yerini değiştirsen yine benzer bir tablo uygulanabilir. Aslında bu neden ve sonuçlar birbirleriyle iç içe gibi görünüyorlar. Yumurta hem faydalı olduğu için besin zincirinde yer alıyor hem yer aldığı için faydalı. Faydalı olmasa zaten besin zincirinde yer alamaz, besin zincirinde besin zincirine uygun şeyler yer alır. Demekki besin zincirini destekliyor ki yer alıyor. Koşulların uygun olduğu için biz çıktık desek bile bizim için yaratılmadığı anlamına gelmez, tasarım ve yaratılmayı olumsuzlamaz. Çünkü yaratıcı evrende sebeplerle yaratıyor, koşulları ayarlıyor ve düzenliyor denebilir. Yani bu argümanların yaratıcının varlığını olumsuzlamıyor, planı ve düzeni olumsuzlamıyor. Bizim oluşmamızı da birçok keskin nişancının bir adama ateş etmesi ama hiçbirinin vurmaması gibi olasılıkla izah edenler oluyordu. Yani o kadar keskin nişancı bir sabit duran adamı vurmadıysa demekki bilerek vurmadı, hepsi sıktı da ıskaladı değil. Yani bilinçli seçim vardı orda, şansa işini bırakmadı. Yain o koşulların meydana gelmesi ve düzenlenmesinde de iradi müdahaleden bahsedilebilir yani hassas ayar meselesi. Yaratılışçıların burda dediği şey kendi kendine olamaz demesidir. Kendi kendine uygun koşullar nasıl olacak ki? Evren yoktan ortaya çıkıp kendi kendini işletir diye mi düşünüyorsun? Hiç bir şey kendi kendini işletebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Hadi öyle desen bile yani saat kendi kendine işliyor gibi gözükse bile onu kuran var. Yani sistem kurulmuş. Karınca örneğinde ise karıncanın oluşabilmesi için belli koşulllar var yani belli hassas ayarlar gerekiyor, yoksa evrende canlı bile oluşamazdı diyor yaratılışçılar. İşte bunların düzenlenip ayarlanması lazım ki bu canlılar ortaya çıksın. Çok hassas bir aralıkta imiş bu sabite ve ayarlar, o ayardan biraz sekse hiçbiri oluşamayacak. Böyle diyenler var. Yani o koşulların olması ve bizim çıkmamız da planın bir parçası. Biz çıkmışız ve şaşırmaya gerek yok der ateistler. Burda önemli olan o işleyişi ortaya koymak, kendi kendine olabiliyor demektir. Tesadüfe işi vererek olmaz, çünkü tesadüfle işlemez bişeyler. Tesadüfle bir şeyler oluşmaz. Bir sistem ve düzen gerekir. Kendi kendine de bir sistem yoktan oluşmaz, kendi kendini var edemez. Yani bir plancı, düzenleyici ve tasarımcı gerekiyor denebilir.
Uzak diyarlarda olan olaylara bakıp yanılgıya düşmemek gerekir. Tanrı her şeyin yaratıcısıdır, sadece dünyanın yaratıcısı değildir. Evrene belli kurallar koymuştur, belli ölçüye göre yaratmıştır. Saati kurmak gibi düşün, saati kuruyor ve her an müdahale de edebilir. Uzak diyarları sen yakın diyarları referans alarak yani kıyas ederek varıyorsun. Sadece yakın diyar değil, bütün diyarlarla ilgilenir ve yaratır tanrı. Yani her an yaratır diyenler de var, dolayısıyle spesifik bir şeyle ilgilenemsini beklemeyezsin ve böyle olumsuzlayamazsın. Evreni kuruş koyduğu ölçü ve yasalar dahilinde zaten uzak olsun yakın olsun farketmez kainatta birsürü olay gerçekleşecektir, bu gerçekleşecek olayları söyleyip de gereksiz görmek insanın eksikliğidir. Halbuki o da planın bir parçası idi, plan yalnızca dünyayı içermiyor, bütün kainati yani her şey içeriyor. O yüzcen yakın uzak demeden, büyük küçük demeden her şeyin yaratıcısı tanrı dendiği için zaten her şeyi yaratması beklenir, her şeyi yaratıcısı denip de her şeyi yaratmıyorsa zaten burda bir çelişki yakalanabilir. Demekki senin itirazın yaratcının varlığını olumsuzlamıyor. Yaratıcı gerek ve ihtiyaca göre iş yapmaz. Çünkü kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur denir. Yani muhtaç olduğu için varlıkları yaratmadı, varlıkları da düşünüp ve plan neticesinde yarattı. Yani zihninde plan vardı, zihnindeki planı uyguladı denebilir. Yani bir şeye gerek duyup, ihtiyacından değil, sanatını ortaya koymak veyahut nedensiz olarak veyahut sınav dünyası için ve canlılar, varlıklar kısaca her şey için sanatını konuşturdu ve varlığını bildirdi diyebiliriz. Senin söylediğin şeyler yaratıcıyı olumsuzlayan şeyler değil, sadece sistemin içerisinden bir kaç kesit alıp gerisini yok sayıyorsun, indirgemeci mantıkla mantıksızlık yapıyorsun.
İnsanın bu planda rolü farklı, hayvanların rolü farklı. Hepsine aynı rol verilecek diye bir şey yok tabiki. Bi hayvan öbürünü yer, öbürü gelir bunu yer, insan gelir şunu yer ve kullanır hatta medeniyet kurar, sonra öbürü gelip diğerinin yumurtasını yer ve böyle besin zinciri bir denge halinde seyrine devam eder. Senin küçücük etki dediğin çok büyük olabilir. Çünkü bir şeylere göre bir şey küçüktür veyahut büyüktür, bu insanı bir kıyastır ve buna göre küçük ve büyük diyoruz. Yani bir şey kendi başına küçük veya büyük değildir, diğer şeylere kıyasla büyük veya küçüktür. Tanrı ise küçük veya büyüklerin yaratıcısı değil, her şeyin yaratıcısıdır denmektedir. Dolayısıyle küçük büyük ayırt etmeden her şeyi yaratıp düzenleyip tasarlamaktadır denir. Canlıların acı çekmesi veya mutlu olması da plana dahil. Neden fakirler var da herkes zengin değil gibi bir soru bu. Yani kötülük probleminden bahsediyorsun. Kötülük ve iyiliği de yaratıcı yaratıyor ki birbirini var etsin ve değeri anlaşılsın. Yani iyiliğin değerli anlaşılsın diye kötülük yaratıldı denilebilir. Yani birbirine hayat versin diye denebilir. Ama her şeyin zıttıyla var olması değil de neyin zıttıyla var olup olmama hususunda tabi inceleme yapmak gerekebilir. Dediğim gibi canlıların yok olması veya doğması hepsi bu sistemin bir parçası ve işleyişe dahil. İnsanlar tabi imtihan olduklarını düşünüyorlar, hayvanlar da farklı şekilde imtihan ediliyor olabilir. Ama bunu plan olarak görüyorsak zaten ortada bir sanat ve sanatçı vardır, plan ve tasarım vardır. Buna imtihan diyelim veya demeyelim kurulmuş sistem belli ölçü ve kurallara göre işlemektedir. Tabi din inanırları burada imtihan falan der, deistler demez ama ortada sistem olduğuna hem fikirdir teistler ve deistler. İmtihan dünyası denilen kainatta zaten her şeyin bir etkisi olabiliyor, canlıların tarih sahnesinden yok olması diğer canlılara yer açmasına ön ayak da olabiliyor. Yani mesela dinozor yok oluyor ki diğer türlere yer açıyor ve insan çıkıyor mesela. Yani hepsinin hikmeti var şeklinde düşünüyor teistler. Yani hepsinin bir hikmeti ve sistemde yeri var diye düşünüyorlar, hiçbiri yaratıcıyı ve planı olumsuzlamıyor. Hepsinin sistem içerisinde bir açıklaması var şeklinde düşünülmektedir.
Tanrının yapabileceklerini sınamıyoruz biz. Var olan kainatın sistemine odaklanmış durumdayız. Fakat tabi her şeye kadir dedikten sonra bir anda pat diye de yaratabilirdi, süreçli de yaratabilir, belli ölçülere göre de yaratabilir. Yani iradesine bağlı olarak istediği gibi yaratabilir. En iyi en kötü diye biz sınırlayamayız, zaten bizim basit beynimizin her şeyi anlamasına imkan yok. Sadece içinde olduğumuz sistemin hikmetini anlamak yeterlidir bile denebilir. Ki zaten ayrıntı sorular ise öncül değil ardıldır. Yani temel aksiyom ve öncüller ayrıdır, bir de dıdığının dıdığı vardır. Her şey yaratılmıştır, her şey düzenin ve sistemin, planın bir parçasıdır diye düşünüyor teistler ve yaratan da tanrıdır diyorlar. Tabi dini kitap göndermesi daha başka bir konu ama bir düzen ve sistemden bahsediliyor. İşte Celal hoca bunları olumsuzlayamadı, yanlışlayamadı, hatasını gösteremedi. Ki bu arada konu da nerelere kaydı, ateizm teizm tartışmasına döndü resmen.
İşte bu yüzden felsefi tartışmalardan hoşlanmıyorum. Benim dediklerime elle tutulur hiçbir itiraz verememiş önceki mesajını tekrarlamışsın. O yüzden Kutsal Kitap'ınızın yaptığı yanlış alıntıları, tarih sürçmelerini açıklamak daha güzel itiraz dahi edemiyorsunuz.
Felâsife
24-06-2017, 14:04
İşte bu yüzden felsefi tartışmalardan hoşlanmıyorum.
Söyleyeceklerim bu konu ile ilgili değil, yazılanların çoğunu okumadım bile.
Ama sırf bu söz için diyebilirim ki "felsefi tartışmalar iyidir."
Eğer bir şey tartışılamıyorsa, o şey ya kutsaldır, ya tabudur, ya inançtır, ya da o kişinin doğrusudur.
Doğru da çokları için tartışılamazdır.
Oysa doğrularda değişkendir, hiç bir şey şey taşa kazınmışçasına sabit değildir.
Hal böyle olunca devrede felsefenin her daim olması gerekir ki mevzu tabu olmaktan çıksın.
Hasılı tartışma iyidir, karşı katılır katılmaz bu önemli de değildir. Önemli olan kişinin fikirsel esnekliğidir, karşısını anlayabilmesidir, aynasına ne kadar süre bakabildiğidir. :)
Bu da bir fırsattır.
Sevgiler
Celal Şengör: "Ayetler var ayetler" diyen çapsız ilahiyat öğrencisiyle tartışırım ama Caner Taslaman cahildir, onunla tartışmak zaman kaybı.
Celal hocanın kitlesi: Ooooo Celal hocaaaaaaa!
Hakikaten harika bir cevap, hemen İslam'ı terk edip ateist olmalıyız. Ne yeni bir felsefi argüman ne yeni bir delil var ama harika cevap. Yerseniz.
Konuya dönecek olursak;
Celal hocanın bilgi seviyesini, kariyerini anlatmaya gerek bile yok zira adam hem çok zeki, hem bilim adamı hemde entelektüel birikimi olan birisi. Hatta kendisinin entelektüel birikimine hayran bir insanım. Geçen gün İlber Ortaylı ile olan "Bilim Tarihi" adlı programlarını izledim, hayran olmamak elde değil.
Adamlar kendi aralarında latince espiri yaparak anlaşıyorlar. Dahası söyle diyalogları var;
-Biliyorsunuz; Exactiside meraklıları Karl Popper'a bayılırlar
-Biliyorsunuz; ilk çağ lafı Marksistlerde hatta pozitivistlerde ve bir çok tarihçide kahvehane tipi bir terminolojidir
-Biliyorsunuz; Antikite denildiğinde Yunan Roma'yı anlıyoruz.
Adamlar kendi aralarında böyle anlaşıyorlar. Biz nereden bilicez bunları, bizim o kadar bilgi birikimimiz yok ki.
Dediğim gibi adamı methetmeye gerek dahi yok. Ancak söyle bir nokta var ki göz ardı edilemez;
Celal hocanın her türlü "saçmalık" yada "zırva" iddası hem kendisi hem kendi takipçileri tarafından kariyeri ve bilgi seviyesiyle örtülüyor, hatta örtülmekle kalmıyor yerlere göklere çıkarılıyor.
Bakın buna mantıkta "Apreal to Prestige Fallacy" denir. Yani kişinin prestijine sığınma hatası. Ki çok popüler, sık rastlanan bir hatadır.
Mesela Celal Şengör kendi ideolojisini savunmak için bilimi ve bilim adamlığını kullanmaktan hiç çekinmiyor. Celal Şengör darbe zamanı yapılan işkencelerden biri olan dışkı yedirmeyi son derece normal bişey olarak görmüştür. Bunu da ne var yani primatlar dışkı yiyor, bizde primatlardan geldik şeklinde savunur.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/armagan-caglayan/diski-yedirmek-iskence-degildir-1477196/
İyide hocam bana ne primatlardan? Ben tamamen farklı bir türüm değil mi? Ancak yine bu konu Celal Şengör'ün bilim adamlığıyla geçiştirilmiştir.
Mesela Celal hoca kendi ideolojisini savunmak için Evrim Teorisini sürekli olarak dile getirir ancak nedense iş Big Bang'e gelince o sadece bir teori der.
İyide hocam Evrim sadece teori diyince "Ufff cahil o şekilde teori değil" demiyormuyduk?
Programda açıkca ben tanrıya inanmadığım için Big Bang'i kabul etmiyorum dedi.
Neden?
Çünkü Celal hoca; Big Bang'in tanrının varlığının delili olduğunu, maddemi ezelidir yoksa tanrımı ezelidir tarşmasının son bulduğunu, kuantum vakumu gibi saçmalıkların sadece maddeye ezeliyet verme çabası olduğunu bilecek, görecek kadar akıllı ve dürüst bir insandır.
Bu sebepten Big Bang'i kabul edemez. Ama bu açıkça benim ideolojim bilimden önce gelir demektir.
Caner Taslaman; Celal Şengör'ü tartışmaya davet etmiştir. Siz Celal hocanın prestijine sığınabilirsiniz ama objektif bir insan rahatlıkla görecektir ki Caner hoca felsefenin her alanında Celal hocayı ezer geçer.
Çoğunluğun derdi bilim falan değil. Bilimi kendi ideolojileri için delil olarak göstermek.
Aynı şekilde sizinde derdiniz bilim insanlara ulaşsın, insanlar aydınlansın ilim, irfan çiçekler böcekler falan değil. Kendi ideolojinize bilimi alet ediyorsunuz.
Tıpkı katıldığı tartışma programlarında tartışırken bakın ne güzel yeni bir şey öğrendik derken ki bunu Abdülaziz Bayındırla olan programında söylemiştir, iş Caner Taslamanla tartışmaya gelince ya bırakın o cahili diyen Celal Şengör gibi.
Celal Şengör: "Ayetler var ayetler" diyen çapsız ilahiyat öğrencisiyle tartışırım ama Caner Taslaman cahildir, onunla tartışmak zaman kaybı.
Celal hocanın kitlesi: Ooooo Celal hocaaaaaaa!
Hakikaten harika bir cevap, hemen İslam'ı terk edip ateist olmalıyız. Ne yeni bir felsefi argüman ne yeni bir delil var ama harika cevap. Yerseniz.
Konuya dönecek olursak;
Celal hocanın bilgi seviyesini, kariyerini anlatmaya gerek bile yok zira adam hem çok zeki, hem bilim adamı hemde entelektüel birikimi olan birisi. Hatta kendisinin entelektüel birikimine hayran bir insanım. Geçen gün İlber Ortaylı ile olan "Bilim Tarihi" adlı programlarını izledim, hayran olmamak elde değil.
Adamlar kendi aralarında latince espiri yaparak anlaşıyorlar. Dahası söyle diyalogları var;
-Biliyorsunuz; Exactiside meraklıları Karl Popper'a bayılırlar
-Biliyorsunuz; ilk çağ lafı Marksistlerde hatta pozitivistlerde ve bir çok tarihçide kahvehane tipi bir terminolojidir
-Biliyorsunuz; Antikite denildiğinde Yunan Roma'yı anlıyoruz.
Adamlar kendi aralarında böyle anlaşıyorlar. Biz nereden bilicez bunları, bizim o kadar bilgi birikimimiz yok ki.
Dediğim gibi adamı methetmeye gerek dahi yok. Ancak söyle bir nokta var ki göz ardı edilemez;
Celal hocanın her türlü "saçmalık" yada "zırva" iddası hem kendisi hem kendi takipçileri tarafından kariyeri ve bilgi seviyesiyle örtülüyor, hatta örtülmekle kalmıyor yerlere göklere çıkarılıyor.
Bakın buna mantıkta "Apreal to Prestige Fallacy" denir. Yani kişinin prestijine sığınma hatası. Ki çok popüler, sık rastlanan bir hatadır.
Mesela Celal Şengör kendi ideolojisini savunmak için bilimi ve bilim adamlığını kullanmaktan hiç çekinmiyor. Celal Şengör darbe zamanı yapılan işkencelerden biri olan dışkı yedirmeyi son derece normal bişey olarak görmüştür. Bunu da ne var yani primatlar dışkı yiyor, bizde primatlardan geldik şeklinde savunur.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/armagan-caglayan/diski-yedirmek-iskence-degildir-1477196/
İyide hocam bana ne primatlardan? Ben tamamen farklı bir türüm değil mi? Ancak yine bu konu Celal Şengör'ün bilim adamlığıyla geçiştirilmiştir.
Mesela Celal hoca kendi ideolojisini savunmak için Evrim Teorisini sürekli olarak dile getirir ancak nedense iş Big Bang'e gelince o sadece bir teori der.
İyide hocam Evrim sadece teori diyince "Ufff cahil o şekilde teori değil" demiyormuyduk?
Programda açıkca ben tanrıya inanmadığım için Big Bang'i kabul etmiyorum dedi.
Neden?
Çünkü Celal hoca; Big Bang'in tanrının varlığının delili olduğunu, maddemi ezelidir yoksa tanrımı ezelidir tarşmasının son bulduğunu, kuantum vakumu gibi saçmalıkların sadece maddeye ezeliyet verme çabası olduğunu bilecek, görecek kadar akıllı ve dürüst bir insandır.
Bu sebepten Big Bang'i kabul edemez. Ama bu açıkça benim ideolojim bilimden önce gelir demektir.
Caner Taslaman; Celal Şengör'ü tartışmaya davet etmiştir. Siz Celal hocanın prestijine sığınabilirsiniz ama objektif bir insan rahatlıkla görecektir ki Caner hoca felsefenin her alanında Celal hocayı ezer geçer.
Çoğunluğun derdi bilim falan değil. Bilimi kendi ideolojileri için delil olarak göstermek.
Aynı şekilde sizinde derdiniz bilim insanlara ulaşsın, insanlar aydınlansın ilim, irfan çiçekler böcekler falan değil. Kendi ideolojinize bilimi alet ediyorsunuz.
Tıpkı katıldığı tartışma programlarında tartışırken bakın ne güzel yeni bir şey öğrendik derken ki bunu Abdülaziz Bayındırla olan programında söylemiştir, iş Caner Taslamanla tartışmaya gelince ya bırakın o cahili diyen Celal Şengör gibi.
Celal Şengör'ün bilgisi sanırım ezber bilgisi. Yani çok kitap okuyup içinde yazanları ezberlemiş ve hafızasında tutuyor. Ama asıl önemli olan ezberlemek değil, o görüşü savunmak ve karşı görüşü çürütmeye çalışmaktır. Yani asıl mesele tartışmaktır. Prof olup programlarda tıkanan insanları görmek mümkün çünkü ezberleye ezberleye oralara gelmişler, tartışmak ayrı bir şey. Celal Şengör tartışma konusunda o kadar iyi değil diye düşünüyorum. İlahiyat öğrencileri ve ilahiyat proflarının karşısına çıktığında kendi felsefi görüşünü maalesef savunamadı, aşırı basit ve ve çok rahat karşı çıkılabilecek yetersiz argümanlar sunmuştu. Mesela çoğu kişi pilot kalemle ateizmi çökerten kişilerin yetersiz olduğunu söyler. Ama Celal Şengör o pilot kalemle ateizmi çökerten kişilere karşı kendi felsefesini savunamaz, çünkü yeterli bir argümanı yok. İşin bi uzmanlık kısmı olması lazım yani insanlar prof olmuş ama sade vatandaştan farkı yok, bilmediğimiz bir şey duyamıyoruz. Bu forumdaki ateistler Celal Şengör'den çok çok daha yetkindirler her iddiasına varım. Celal Şengör Caner Taslaman ile tartışmayı kabul etmedi çünkü yeterli olacağını düşünmüyor. Yani iyi tartışabileceğini sanmadığından tartışmamıştır. Caner Taslaman kendi felsefesini iyi savunan birisi, fakat Celal Şengör aynı şekilde savunamadığı için tartışma gerçekleşmiyor. Yok onu dikkate almadı gibi açıklamalar çok basit ve teselli açıklamalardır. Profluk ve akademik kimliğe olan güvenim kalmıyor maalesef. Profların uzman olmasını görmek istiyorum.
Bu forumdaki arkadaşları Caner Taslaman'ın karşısına çıkarsak çok iyi tartışma gerçekleşecektir. Big bang'i çok sağlam yorumluyor bu forumdakiler. Hatta bi konuda big bang ve tanrı konusunu tartışmıştınız forumdakilerle. Spartacus, aliyarasfal çok iyi izahlar yapmışlardı. Caner Taslaman'ın karşısına böyle izahlar çıkmıyor, yetersiz proflar çıkıyor. Çünkü yeterli prof pek yok. Varsa da programlarda göremiyoruz. Hiçbir akademik kimliği olmayan forumdaşlar çok iyi meseleyi izah ediyorlar, nerdeyse noktayı koyuyorlar ama akademisyen olan kişi çok basit ve yetersiz açıklamalar yapıyor. Yani ünvanlar yanıltıcı maalesef. Sadece iş proflukta bitmiyor. Mesela Taslaman salt prof olsa tamam o da yetersiz olurdu. Ama kendini geliştirmiş, apolojist olmuş. Yani kendini yetiştirerek teizmi ispat etmeye ve ateizmi çökertmeye çalışıyor, hayatını nerdeyse buna adamış. Birsürü kitap yazmış. Profluk ve tartışmacılık başka şeyler. Bu forumdaki vatandaşlar da kendini geliştirmiş. Taslaman ile tartışsalar baya iyi tartışma çıkardı ama hiçbir zaman öyle bir tartışma olmayacak. Herkes kendi köşesinden konuşacak ve hiçbir zaman böyle sağlam bir tartışma yaşanmayacak.
Amon yarebbi
02-07-2017, 18:27
Celal Şengör ün , taslamanı ciddiye almamasının sebebi , taslamanın seviyesiz din hocası olmasıdır. taslaman bilimsel tartışma yapamaz .
taslamanın yokluk ve hiçlik ile alakalı konuda bilgisiz olması buna kanıttır. Kendisine felsefeci etiketi dahi koymuşken , bundan habersiz olması , felsefede de seviyesiz olduğu anlamına gelir.
taslamana hoca efendi hazretleri diyip , altına iki minder verip vaaz vermesi en doğru olandır. Hoca olarak da dipte olmasına karşın , ilahiyatcılardan alacağı derslerle muhterem hoca olma konusunda yukarılara çıkması zorda olsa , ihtimal dahilindedir. İleride kendi cemaatini kurup paraya para demeyebilir.