PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Zaman üzerine denemeler


Nero
06-07-2017, 15:13
Materyalist bakışımla eskiden zamanı, maddenin varlığıyla ilişkilendirip, maddedeki hareketin, maddedeki değişimin kaçınılmaz sonucu olarak görürdüm.

Madde olmasa zaman da olmazdı. Madde değişmese ve hareket etmese zaman da olmazdı. Ama maddenin en temel özelliği de değişimdi, hareketti. Dolayısıyla zaman da kaçınılmazdı.

Bu basit ve kişisel materyalist zaman anlayışımım doğal bir sonucu da, zamanı doğrusal, lineer olarak algılamamdı. Yani zaman geçmişden geleceğe, düz bir çizgi olarak ilerliyordu.

Zaman yolculuğu diye bir şey ancak Uzay Yolu, Uzay1999 gibi dizi filmlerin fantezileriydi.

Sonra kuantum fiziğinin zamana ilişkin zihin zorlayan önermeleri geldi. Zamanın doğrusal olmadığı, dairesel olduğu, geçmişin, geleceğin ve şimdinin birlikte var olabileceği yorumları yapıldı.

Bu tabii beni aşıyordu. Aslında zamanı basit materyalist yaklaşımıma göre doğrusal olarak ele alırken de kendi içimde çelişkideydim. Madde öncesi zaman yoktu. Bunu açıklayamıyordum, tıpkı madde öncesini açıklayamadığım gibi.

Şimdi günümüzde bu konuyu nasıl ele aldığıma geleyim.

Einstein zamanın izafiyetine örnek olarak biraz da espriyle sıcak sobaya dokunan adamın zamanı algılayışıyla, güzel bir kadının yanındaki adamın zamanı algılayışı arasındaki farkı verir. Tabii ki sobaya dokunan adam zamanı çok daha uzun algılayacaktır ve güzel kadının yanında hoş vakit geçiren adama zaman çok kısa gelecektir.

Tabii güzel kadın çok sıkıcı ve bön bir kişi değilse... :)

Mutlu olduğumuzda zamanı düşünmeyiz, ânı yaşarız. Mutluyken zaman bizler için yoktur, ân vardır. Mutsuzsak zaman vardır, zamanı bol bol düşünürüz. Geçmişi düşünürüz, geleceğe dâir planlar yaparız, şimdiyi düşünürüz. Ama ânı yaşamayız.

Demek ki zaman, mutluyken ve ânı yaşıyorken yok gibi, ama mutlu değilken zamanı algılamak ve hissetmek söz konusu oluyor.

Demek ki o güzel kadının yanındayken kendimizi iyi hissediyoruz ve zaman çabucak geçiyor; daha da ilerletip işi mutluluk derecesine vardırabilirsek, zaman hepten kalkıyor! :)

Bizlere zaman fizikselliğe sahip olduğumuzda geldi. Yani "cennet"den kovulup, dünyevî varlıklar olduğumuzda. Düşüşle birlikte zamanı algılamaya başladık. Ondan önce "cennet"de, cennet gibi bir âlemde, mutlu yaşıyorduk ve mutluluktan zamanı algılamıyorduk.

Mutlu olup da ânı yaşayanların zamanı hissetmemesi, algılamaması ile ilgili olarak şunu da ekleyeyim: bulmacalarda ân, zamanın en kısa birimi olarak sorulur. Oysa ân, zamanın tümünü içine alan bir sonsuzluk mu oluyor bu durumda acaba?

hutame
06-07-2017, 16:07
ALLAH dilerse bu kainatta herşeyi bir ölçüyle yarattığı gibi o ölçüyü değiştirmeye yada tamamen kaldırmayada kadirdir, Cennet'de mutluluk zamanı diye birşey yoktur çünkü Cennet'ın bir başlangıcı vardır ama sonu yoktur, ALLAH O'nu ebedi olarak yaratmıştır ve orada zaman kavramını (adı üstünde ebedi diyoruz) kaldırmıştır. kendi kendinize felsefe yaparak boğuluyorsunuz, sizin kompozisyon gibi hazırladığınız metinlere 10 yaşındaki çocuk bir iki cümleyle daha kolay cevap verir.

zaman şüphesiz ALLAH'ın kudretindedir ve bu kainatta yarattığı ölçüyledir. Ahiret hayatı zamanın kaldırıldığı sonsuzluk kelimesiyle belirtilip hakkındaki ihtilaflı düşüncelerin son bulduğu yerdir sonsuzun ifadesini açıklamasını ALLAH'dan başka hiçkimse yapamaz.

Nero
06-07-2017, 16:18
ALLAH dilerse bu kainatta herşeyi bir ölçüyle yarattığı gibi o ölçüyü değiştirmeye yada tamamen kaldırmayada kadirdir, Cennet'de mutluluk zamanı diye birşey yoktur çünkü Cennet'ın bir başlangıcı vardır ama sonu yoktur, ALLAH O'nu ebedi olarak yaratmıştır ve orada zaman kavramını (adı üstünde ebedi diyoruz) kaldırmıştır. kendi kendinize felsefe yaparak boğuluyorsunuz, sizin kompozisyon gibi hazırladığınız metinlere 10 yaşındaki çocuk bir iki cümleyle daha kolay cevap verir.

zaman şüphesiz ALLAH'ın kudretindedir ve bu kainatta yarattığı ölçüyledir. Ahiret hayatı zamanın kaldırıldığı sonsuzluk kelimesiyle belirtilip hakkındaki ihtilaflı düşüncelerin son bulduğu yerdir sonsuzun ifadesini açıklamasını ALLAH'dan başka hiçkimse yapamaz.

"10 yaşındaki çocuk iki cümleyle cevap verebilir" dediğinizde kendinize haksızlık etmiş oluyorsunuz. Siz derdinizi anlatabilmek için 10 yaşındaki çocuktan daha çok cümle kurmak zorunda kalmışsınız demek ki... :)

Kuran'daki ve diğer kitaplardaki cennet kavramı sembolik bir kavramdır ve dünyadaki düşüş öncesi hayatımızı anlatmaktadır. Adem ve Havva da semboliktir. Kuran'ı ve diğer dinî kitapları böyle anlamamız gerekmektedir.

Aksi halde Kuran'ın, onca derinliği ve yüksek vasıfları yanında, bütün insanlığı sadece 2 kişiden türetmek ve ensest ilişkiyi imâ etmek gibi bir hata yaptığı yanlış anlayışına sürüklenmek kaçınılmaz oluyor.

Oysa bu doğru değil. Evrene dâir önemli bilgilerin ve derin yaklaşımların yer aldığı Kuran gibi bir kaynak, herhalde bütün insanlığın iki kişiden türediğini ileri sürecek bir basitliğe gitmiş olamaz.

"Cennetten kovulma" biz insanlığın fizik aleme düşüşünün anlatımıdır. Ondan öncesi insanlık gerçekten cennetsi bir durumda yaşıyordu.

Bugün ilkel komünal toplumların bâzılarının dillerinde hâlâ geçmiş-gelecek zaman fiilleri ve fiil çekimleri yoktur.

Zaman algısı ve zamanın doğrusal olarak algılanması bu fizik dünyaya düşürülmüş insanlığın yanılgısıdır.

Daha önce sadece an vardı. Şimdi sadece mutlu insanların ânı var.

Amon yarebbi
06-07-2017, 16:21
Materyalist bakışımla eskiden zamanı, maddenin varlığıyla ilişkilendirip, maddedeki hareketin, maddedeki değişimin kaçınılmaz sonucu olarak görürdüm.

Madde olmasa zaman da olmazdı. Madde değişmese ve hareket etmese zaman da olmazdı. Ama maddenin en temel özelliği de değişimdi, hareketti. Dolayısıyla zaman da kaçınılmazdı.

Bu basit ve kişisel materyalist zaman anlayışımım doğal bir sonucu da, zamanı doğrusal, lineer olarak algılamamdı. Yani zaman geçmişden geleceğe, düz bir çizgi olarak ilerliyordu.

Zaman yolculuğu diye bir şey ancak Uzay Yolu, Uzay1999 gibi dizi filmlerin fantezileriydi.

Sonra kuantum fiziğinin zamana ilişkin zihin zorlayan önermeleri geldi. Zamanın doğrusal olmadığı, dairesel olduğu, geçmişin, geleceğin ve şimdinin birlikte var olabileceği yorumları yapıldı.

Bu tabii beni aşıyordu. Aslında zamanı basit materyalist yaklaşımıma göre doğrusal olarak ele alırken de kendi içimde çelişkideydim. Madde öncesi zaman yoktu. Bunu açıklayamıyordum, tıpkı madde öncesini açıklayamadığım gibi.

Şimdi günümüzde bu konuyu nasıl ele aldığıma geleyim.

Einstein zamanın izafiyetine örnek olarak biraz da espriyle sıcak sobaya dokunan adamın zamanı algılayışıyla, güzel bir kadının yanındaki adamın zamanı algılayışı arasındaki farkı verir. Tabii ki sobaya dokunan adam zamanı çok daha uzun algılayacaktır ve güzel kadının yanında hoş vakit geçiren adama zaman çok kısa gelecektir.

Tabii güzel kadın çok sıkıcı ve bön bir kişi değilse... :)

Mutlu olduğumuzda zamanı düşünmeyiz, ânı yaşarız. Mutluyken zaman bizler için yoktur, ân vardır. Mutsuzsak zaman vardır, zamanı bol bol düşünürüz. Geçmişi düşünürüz, geleceğe dâir planlar yaparız, şimdiyi düşünürüz. Ama ânı yaşamayız.

Demek ki zaman, mutluyken ve ânı yaşıyorken yok gibi, ama mutlu değilken zamanı algılamak ve hissetmek söz konusu oluyor.

Demek ki o güzel kadının yanındayken kendimizi iyi hissediyoruz ve zaman çabucak geçiyor; daha da ilerletip işi mutluluk derecesine vardırabilirsek, zaman hepten kalkıyor! :)

Bizlere zaman fizikselliğe sahip olduğumuzda geldi. Yani "cennet"den kovulup, dünyevî varlıklar olduğumuzda. Düşüşle birlikte zamanı algılamaya başladık. Ondan önce "cennet"de, cennet gibi bir âlemde, mutlu yaşıyorduk ve mutluluktan zamanı algılamıyorduk.

Mutlu olup da ânı yaşayanların zamanı hissetmemesi, algılamaması ile ilgili olarak şunu da ekleyeyim: bulmacalarda ân, zamanın en kısa birimi olarak sorulur. Oysa ân, zamanın tümünü içine alan bir sonsuzluk mu oluyor bu durumda acaba?

Anlattıklarının hepsi insan için , ya diğerleri!, bu kainatta bir tek biz mi varız ? Canlı , cansız.

Nero
06-07-2017, 16:25
Anlattıklarının hepsi insan için , ya diğerleri!, bu kainatta bir tek biz mi varız ? Canlı , cansız.

Aslında demin yazacaktım ama sonra, fazla dağıtmamak için sildim. Hayvanların zaman algısı olmadığını varsayıyorum. Onlar sadece ânı yaşıyor olmalılar. Bitkiler de öyle.

Cansız varlıklar için ise zaten herhangi bir algı söz konusu değil.

Bu arada evrende farklı yoğunluklarda yaşayan başka akıllı canlıların zamanı bizim zamanımıza göre daha yavaş olabiliyor. Bizim atıyorum, 1000 yılımız onların mesela 50 yılına denk gelebiliyor.

Amon yarebbi
06-07-2017, 16:37
Aslında demin yazacaktım ama sonra, fazla dağıtmamak için sildim. Hayvanların zaman algısı olmadığını varsayıyorum. Onlar sadece ânı yaşıyor olmalılar. Bitkiler de öyle.

Cansız varlıklar için ise zaten herhangi bir algı söz konusu değil.

Bu arada evrende farklı yoğunluklarda yaşayan başka akıllı canlıların zamanı bizim zamanımıza göre daha yavaş olabiliyor. Bizim atıyorum, 1000 yılımız onların mesela 50 yılına denk gelebiliyor.

Diğerleri için ,Yine kendiniz merkeze alarak yazmışsınız.

Neden sürekli merkezde kendinizi görüyorsunuz ki ?

Nero
06-07-2017, 16:39
Diğerleri için ,Yine kendiniz merkeze alarak yazmışsınız.

Neden sürekli merkezde kendinizi görüyorsunuz ki ?

Hayır, kendimizi merkezde görerek yazmadım. Merkez diye bir şey olsa bile en azından biz merkezde değiliz.

Amon yarebbi
06-07-2017, 16:43
Hayır, kendimizi merkezde görerek yazmadım. Merkez diye bir şey olsa bile en azından biz merkezde değiliz.

Madem öyle , diğerlerinin olduğu taraftan bak.

Zaman ve tanrın onlar için neden birşey ifade etmiyor , bunun cevabını ver.

Zaman ve tanrı diye insandan başka kıvranan yok.

Nero
06-07-2017, 16:52
Madem öyle , diğerlerinin olduğu taraftan bak.

Zaman ve tanrın onlar için neden birşey ifade etmiyor , bunun cevabını ver.

Zaman ve tanrı diye insandan başka kıvranan yok.

Başka akıllı canlılar için de zaman var, ama onların zamanı bizden farklı. Bize göre daha yavaş. Bizim birkaç yılımız, onların birkaç ayı... gibi.

Kuran ve diğer kitaplarda geçen 900 küsur yaşındaki Nuh vb kişilerin durumu bununla ilgili olabilir.

Kuran'da bir de mağarada uyuyan ve bir gün uyandığıklarında çok uzun bir zamanın geçtiğini anlayan gençlerle ilgili Kehf suresi vardır.

Buradaki gençler belirsiz bir süre uyuyup uyandıklarında ceplerindeki paranın artık geçmediğini görüp, çok uzun bir süre sonra uyanmış olduklarını anlarlar.

Tanrı olgusuna başka varlıkların yaklaşımıyla ilgili bilgi sahibi değiliz. Ancak bizden ayrı bir varlık olarak monoteist tanrı yanılgısı sanırım biz insanlara dışarıdan empoze edilmiş bir algı.

Amon yarebbi
06-07-2017, 16:58
Başka akıllı canlılar için de zaman var, ama onların zamanı bizden farklı. Bize göre daha yavaş. Bizim birkaç yılımız, onların birkaç ayı... gibi.

Kuran ve diğer kitaplarda geçen 900 küsur yaşındaki Nuh vb kişilerin durumu bununla ilgili olabilir.

Kuran'da bir de mağarada uyuyan ve bir gün uyandığıklarında çok uzun bir zamanın geçtiğini anlayan gençlerle ilgili Kehf suresi vardır.

Buradaki gençler belirsiz bir süre uyuyup uyandıklarında ceplerindeki paranın artık geçmediğini görüp, çok uzun bir süre sonra uyanmış olduklarını anlarlar.

Tanrı olgusuna başka varlıkların yaklaşımıyla ilgili bilgi sahibi değiliz. Ancak bizden ayrı bir varlık olarak monoteist tanrı yanılgısı sanırım biz insanlara dışarıdan empoze edilmiş bir algı.


Bak yine aynı hatayı yapıyorsun. İnsanın ürettiği kavramları , digerlerine yükleyip BEN merkezli CEVAP üretiyorsun.

Nero
06-07-2017, 17:04
Bak yine aynı hatayı yapıyorsun. İnsanın ürettiği kavramları , digerlerine yükleyip BEN merkezli CEVAP üretiyorsun.

Belki öyledir ama bu biraz doğal değil mi? Sonuçta ben merkezli algılıyoruz ve yaşıyoruz. Bunun dile yansıması da normal.

Amon yarebbi
06-07-2017, 17:16
Belki öyledir ama bu biraz doğal değil mi? Sonuçta ben merkezli algılıyoruz ve yaşıyoruz. Bunun dile yansıması da normal.

Sana göre normal. Diğerleri için neden kendi ürettiğin kavramlarla cevaplar arıyorsun ?

Jüpiter , insan denen varlık daha ortaya çıkmadan önce de , daha sonra da , insanın ürettigi TANRI ve ZAMAN ismi olmadanda hareket ve değişimine devam ediyordu.

Jüpiter , zaman ve tanrı isimleri ortaya çıkmadan öncede vardı diyebiliriz.

Nero
06-07-2017, 17:19
Sana göre normal. Diğerleri için neden kendi ürettiğin kavramlarla cevaplar arıyorsun ?

Jüpiter , insan denen varlık daha ortaya çıkmadan önce de , daha sonra da , insanın ürettigi TANRI ve ZAMAN ismi olmadanda hareket ve değişimine devam ediyordu.

Jüpiter , zaman ve tanrı isimleri ortaya çıkmadan öncede vardı diyebiliriz.

Deneme türü yazılar bunlar. Ayrıca kaçınılmaz olarak kendi ürettiğim(iz) kavramlarla cevap aramak durumundayım.

Jüpiter daha önce vardı. Peki bu benim yazdıklarımı nasıl değiştirir?

Amon yarebbi
06-07-2017, 17:24
Deneme türü yazılar bunlar. Ayrıca kaçınılmaz olarak kendi ürettiğim(iz) kavramlarla cevap aramak durumundayım.

Jüpiter daha önce vardı. Peki bu benim yazdıklarımı nasıl değiştirir?

Jüpiter , sen tanrı kelimesini üretmeden önce de vardı.

Jüpiter , sen zaman kelimesini üretmeden öncede hareket ediyordu .

İnsan zaman kavramını üretmeden önce , kaç ( x) bilmem nede dönüyorum hesabı da yapmıyordu.

Hoş halende yapmıyor .

Nero
06-07-2017, 17:27
Jüpiter , sen tanrı kelimesini üretmeden önce de vardı.

Jüpiter , sen zaman kelimesini üretmeden öncede hareket ediyordu .

İnsan zaman kavramını üretmeden önce , kaç ( x) bilmem nede dönüyorum hesabı da yapmıyordu.

Evet ama kavramlar var olan şeyleri karşılamak için üretilir.

Jüpiter biz tanrı ve zaman kavramını ürertmeden önce vardı tabii ki. Ama Jüpiter varken de zaman ve tanrı vardı.

Zaman vardı ama bizim anladığımız gibi doğrusal değil, tanrı vardı ama bizim sandığımız gibi monoteist değil.

Felâsife
06-07-2017, 19:18
Einstein zamanın izafiyetine örnek olarak biraz da espriyle sıcak sobaya dokunan adamın zamanı algılayışıyla, güzel bir kadının yanındaki adamın zamanı algılayışı arasındaki farkı verir. Tabii ki sobaya dokunan adam zamanı çok daha uzun algılayacaktır ve güzel kadının yanında hoş vakit geçiren adama zaman çok kısa gelecektir.

Zaman denen kavram bence çok teknik bir şey, insana dair bir şeyleri de açıklamaya yetmiyor, saat, tarih gibi kendi içinde şaşmaz bir ölçüyü veriyor.
Oysa insan şaşar beşer :D
Yani insan böyle değil, makine hiç değil, dediğiniz gibi farkları oluşturan da zaman değil, içinde bulunulan HÂLdir, halin kapsamıdır.
Hâllerin de bir ölçüsü yoktur, ölçüsüzdür.

Çok sıkta hâllerden hâllere geçişte olur. Bir halin iptali anca diğer hâle geçişle mümkündür. Aslında hâl melesi insanı daha iyi tanımlar ama ben Tasavvuftan başka, buna önem vereni de duymadım.

"Hükmü altındayız hâllerin!" derim vesselâm :heh:

Amon yarebbi
06-07-2017, 19:30
Çok sıkta hâllerden hâllere geçişte olur. Bir halin iptali anca diğer hâle geçişle mümkündür. Aslında hâl melesi insanı daha iyi tanımlar ama ben Tasavvuftan başka, buna önem vereni de duymadım

Sevgili felasife burda kişisel olarak bir çok üye halden hale geçişi önem VERMEDEN söyledi. Siz okumuyorsunuz gibime geldi.

ÖNEM VERMEK , YÜCELTMEK nedir ki ?

Tasavvuf dediğinizi bu kadar övüp yüceltmek için sadece onlar demeniz beni şaşırttı.

Tassavuf denilenin , islamın en karanlık noktalarını perdeleyen olduğunu biliyorum.

Tasavvuf için halden hale geçiş , tanrı ile ilintilidir. İşin içine tanrı girince hal belli oluyor.

Felâsife
06-07-2017, 19:58
Sevgili felasife burda kişisel olarak bir çok üye halden hale geçişi önem VERMEDEN söyledi. Siz okumuyorsunuz gibime geldi..
Okumam olur mu? Sevgili Postalabd önem de veririm elbet, çünkü önemlidir, zaman kavramını çokta kullanmam, dediğim gibi insana dair bir şeyleri açıklamak için yetmiyor.

Tasavvuf dediğinizi bu kadar övüp yüceltmek için sadece onlar demeniz beni şaşırttı.
Bunu başka öğreti olarak ele alan yok, varsa söyler misiniz? bakmak isterim.

Haller ve makamlar
Bunlar başlı başına tasavvufta ki sistemlerdir, kuralları kaideleri vardır. O yüzden hâlleri her zaman savunmuşumdur. Doğrudur, genede savunurum.
Zira bizi bağlarlar.


Tassavuf denilenin , islamın en karanlık noktalarını perdeleyen olduğunu biliyorum.
Bildiğinize bir şey diyemem, saygı duyarım, lakin gerçekte bu hiçte böyle değildir diyebilirim.


Tasavvuf için halden hale geçiş , tanrı ile ilintilidir. İşin içine tanrı girince hal belli oluyor.
Tanrı meselesi tasavvufun dıştan görünüşüdür, insanlar öyle zannederler.
Birisi mesela demiş ki "Allahı ararken kendimi buldum!"
Dediğiniz gibi olsaydı Allah bulunurdu ama bu dediğim gibi dıştan bakanın zannıdır ve öyledir zanneder. Bu insanlara iyi gelir.

Mesela Yunus meşhur şiirinde;
Unuttum din diyânet kaldi bende
Bu ne mezhebdürür dinden içeri

Dinin terkedenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri

Hasılı tasavvufu dıştan herkes bilir ama içini yaşamaz!
Yaşamadığı içinde o kapalı kalır. Gerçi böyle olmasıda yerindedir.

SelGom
06-07-2017, 21:46
Sevgili Felasife diyari ruh aleminden yaptığınız ve çeşitli kanallar aracılığı ile yayınladığınız sohbetleriniz varsa dinlemek isterim. Saygı ve sevgiler

Amon yarebbi
06-07-2017, 22:17
Bunu başka öğreti olarak ele alan yok, varsa söyler misiniz? bakmak isterim

Tasavufcuların etkilendiği batı( bulunduğumuz konuma göre) felsefecileri

Felasife biz insanlar kendimizi doğadan üstün gördüğümüz için , kendimiz doğanın dışında gördüğümüz için kendi ürettiğimiz kavramları yüceltip duruyoruz.

Soru soruyoruz ama üstünüz gibi soru soruyoruz. Halden hale geçişimizi fark ediyoruz ancak onda bir İLK hastalığına tutuluyoruz.

Batı felsefecileri değişimi fark etmelerine rağmen hareketi sürekli tanrı dediklerinde sonlandırıyorlardı. Tanrı dedikleride , cevabını bulamadıkları her şeye koydukları isimden ibaret. " İsmi var cismi yok " da diyorlar tasavufcular.

Hareket durmuyor , değişim durmuyor dedikden sonra, İLK ve SON hastalığına tutulmak da nedir.

Tasavvufun hastalığıda işde bu ; harekket ve değişimi tanrı dediklerinde SONLANDIRMAK.

Nero
07-07-2017, 09:58
Zamanın doğrusal olmamasına dâir basit ama açıklayıcı bir örnek... Dünya'nın farklı yerlerinde günün farklı evreleri yaşanır. Aynı anda günün bütün saatleri bir aradadır. Burada öğlenken, başka bir yerde gece, bir başkasında ise gündüzdür.

Burada internetten sipariş verip geceyi yaşayan Çin'den veya ABD'den ürün satın alabilir, oradaki tandığımızla sohbet edebiliriz. Bir anlamda geçmişten veya gelecekten işlem yapıyor oluruz. Burada ayın 7'siyken, öbüründe 6'sı veya 8'idir. Yani geçmiş, şimdi ve gelecek aynı düzlemdedir.

Biz yine kendi zamanımızı yaşıyoruzdur, onlar da kendi zamanlarını. Ama hepsi aynı yerde ve bir aradadır. Uçağa binip öbür zamana geçebiliriz.

NickMickyok
07-07-2017, 11:09
Klasik manada, bize öğretildiği gibi bir zamanın olmadığını düşünüyorum.
Geçenlerde bir Fizik konferansına dinleyici olarak katılmıştım. Konferans sonrası birisi ile bu konuyu tartışıyorduk. Ben, anlatıldığı gibi bir zamanın olmadığını söyledim, o da, geçmiş zaman ya da gelecek zaman yoktur ama şu an, içinde bulunduğumuz "an" a ait zaman vardır dedi.
Ben de dedim ki, o "an" ne kadarlık bir süredir?
Ayrıca, saat,saniye gibi kavramlar zamanı göstermez. Evrensel olarak sezyum atomunun titreşimine bağlı olarak bir zaman ölçüsü ortaya konulmuş. Saat,saniye,dakika gibi kavramlar, öyle akan bir zamanı göstermez. Pekala başka bir ölçüde insanlar tarafından ortaya konabilirdi.

Neyse, zaman konusu hakikaten derin bir konu. Ama akıp giden ve dalgasına kapıldığımız bir zamandan ziyade olay ve olgulara göre bir zaman çizgisi var gibi...

Karanlıktan aydınlığa
07-07-2017, 13:49
zamanda kilitlenmek mümkün mü ? anı yaşarken o anda kilitli kalmak ve bunu süresiz yaşamak. süresiz orgazm yaşamak gibi.veya bir kaç sene gibi uzun süre anda kilitlenmek..
derler ki cennette insana benzersiz bir sevinç verilecek ve bu giderek katlanarak büyüyecek , anda kilitli kalmak gibi ama sürekli artıyor.

Felâsife
07-07-2017, 13:58
Sevgili Felasife diyari ruh aleminden yaptığınız ve çeşitli kanallar aracılığı ile yayınladığınız sohbetleriniz varsa dinlemek isterim. Saygı ve sevgiler
Sevgili SelGom
Buradan başka bir yerde, bu çeşit bir aktivitem yok, bir blogumda var ama pasiftir, depo amaçlıdır, iki sitem daha var, teknik ve hastalık üzerinedir, fakat orada da tamamen farklıyımdır.
Gerçek hayata gelincede burada yazdığımın yüzde birini bile konuşman. Çevremdeki insanlar bu özelliklerimi hiç bilmezler.
Tasavvuftan kalma sessizlik ilkesine sadığımdır.
Çünkü satacak, pazarlayacak hiç bir şeyim yok, birilerini düzelteyim, yola getireyim gibi bir amaç asla amacım da değildir.

Yeri gelmişken bu sessizlik ilkesini açayım. Tasavvuf bir öğretidir deriz, detayına inmeyen ne tür bir öğreti olduğunu bilmez.
Soru sormayacaksın, cevap aramayacaksın, acele etmeyeceksin.
Soru şüpheye, cevap benliğe, acelede sabırsızlığı işarettir.

Nasıl bir öğreti soru sormayı yasaklar, cevap aramayı men eder.
İşte püf nokta burasıdır. Zira tasavvuf bir şey olmak için değil, elde olanıda almak içindir.

Elde olan nedir?
İnsan!
ve onun hayalleri!

Tasavvuf bu insan olmayı alır ve sizi "Hayvaniyet makamına" davet eder. Bunuda asla açıktan yapmaz, adete şifreli mesaj gibi kişi zamanla anlar, o da anlarsa tabi. Kısaca hayvan ol, hayvan gibi yaşa, onlar gibi düşün der Tasavvuf.
O yüzden soru sordurmaz, cevap arattırmaz.
O yüzden de sessizliği benimser ve konuşmayı hoş karşılamaz.

Hayvan olmak insanlar için tabudur, hakaret yöntemidir lakin Sufizm de değildir.
Hayvanların en büyük özelliği de konuşmamalarıdır.
İnsanların dertleriyle dertlenmemeleridir. O kadar olay olur, skandallar kopar, hangisine hangi bir hayvan tepki verir!
Hayvaniyet makamı da böyledir. Oraya inildiğinde bazı etki/tepki gibi İNSANÎ özellikler kalmaz, kalmışsa bu kişinin "hayvaniyet makamına" geçemediğini gösterir.
Yani olmamıştır, hamdır.

Hasılı tasavvuf bu noktada tersine bir yolculuktur. İnsandan hayvana, oradan bitkiye, oradan da cansızlığa diye gider.

Şimdi böyle bir öğretinin adamı diğerleri gibi, ateşli konuşmalar yapsın, toplumlara önderler olsun, birilerini peşine taksın, pazarlama yapsın, yapmaz yapamaz.
Bizimkiler konuşmayı sevmezler :D
Lakin konu yazmak oldu muydu, o zaman iş değişir. Çünkü bu durum adeta o kimliğine büründüğü hayvanın rüyası gibidir.
Hayvanlarda rüya görürler ve bir Sufi de bu meyanda hayvanın rüyasını yaşar.

Sevgiler
Tasavufcuların etkilendiği batı( bulunduğumuz konuma göre) felsefecileri
O felsefecilere sorsak onlarda İslam derler, İslamcılara sorsak Batı der. Zaten böyle deniyorda.

Fakat gerçekte etkilendiği yer, ya da devraldığı miras diyeyim, Şamanizmdir. Onun devamıdır.
Üste mesela hayvanat makamından bahsettim, Hayvan olmak Şamanizm'de de esastır. Bir Şaman'ın ana hayvan ruhları ile yardımcı hayvan ruhları vs. leri olur, üzerinde ki boynuz, tüyler, deri vb. leri parçalar asla süs amaçlı değildir. Bunlar o Şamanın o hayvanı olduğunu gösterir. Onunla da anılırlar.
Dün bir yazı astım mesela İbni Arabi de Şamanik biriydi diye, çünkü Tasavvuf ve Şamanizm pek çok yönüyle pişti olurlar.

Diyeceğim Batının da güzel şeyleri vardır, okuyoruz ediyoruz illaki ama Tasavvufun esini onlar değildir.
Tabi ben anca yaşadığıma göre böyle diyebilirim, tasavvuf diye ortada alakasız pek çok şeyde var, zaten olaylarda en çok buralardan karışıyor.


Hareket durmuyor , değişim durmuyor dedikden sonra, İLK ve SON hastalığına tutulmak da nedir.

Tasavvufun hastalığıda işde bu ; harekket ve değişimi tanrı dediklerinde SONLANDIRMAK.

Sevgili Postalabd
İlk ve son olayı çok güzel, sanırım en çokta ben bu forumda bahsetmişimdir, daireyi tamamlamaktır aslolan. Bunun diğer ismide makamlardan kurtuluştur.
Haller ve Makamlar olduğu gibi birde bunların bitimi vardır.
Bu açıdan başlangıç (ilk) bitiş (son) ölçüdür, doğrudur.

Lakin görüyorum ki başlangıca Tanrıyı koymuşsun, haliyle bitişede Tanrıyı koymuşsun, sona gelende başta duranda aynı. Bu da daireyi küçük tutmandan kaynaklanmış birazda.
Senin dediğin gibi olsa haklısın fakat bu dairenin başlangıcı ta bebekliğe kadar iniyor. Ve o bebeklikte kim Tanrı bilincindeydi, veya Tanrıyı biliyordu?
Bu noktada sona gelen Tanrıyı bulsun!
Daire çok daha büyük.
İşte tasavvuf ta doğumdan başlayan bir daire çizer ve sona geldiğinde başa bırakıyorsa, bu yeni doğmuş sıfır bir bebek demektir.

Hasılı böyle bir ilk ve sonda Tanrı zaten yok.
Ha aralarda vardır, yol uzun nihayetinde, lakin genede bir Tabu değildir bu, herkesin öğrendiği bildiği kadardır. İman ve inkar meseleleri de böyledir. Bunlar Sufi için tabu değildir, başka bir şey olmuştur artık.

Sevgiler

Amon yarebbi
07-07-2017, 15:36
Lakin görüyorum ki başlangıca Tanrıyı koymuşsun, haliyle bitişede Tanrıyı koymuşsun

Sevgili felasife benim böyle bir düşüncem yok. Yanlış anlamışsın.

Ben dedim ki ;

Tasavufcuların İLK ve SON hastalığı var .Bu durumuda , hareket ve değişimi fark edip bildikleri halde , bildiklerinin sınırına gelince , her bilinmezliği , tanrı dediklerine bağlamaları.

Benim başa ve sona tanrı koymam mümkün mü ? ☺

Tasavufcuların hepsi benim anladığım kadarı ile , islamdan bi haber olan hatta diğer monoteist dinlerden bi haber olan aristotolesin fikirlerinden aşama aşama etkilenmişler. O kadar ki , Gazali denen bile etki alanına girmiş.

Muhakkak ki , asyada oluşan şamanizmin de etkisi var, arabistanda oluşan islam başda olmak üzere diğer dinlerinde etkisinde kalmışlar.

Benim açımdan tasavvucuların ana etki alanı aristotolesin fikirleridir.

Sevgi ve saygı ile

SelGom
07-07-2017, 18:06
Sevgili Felasife

Tasavvuf nedir bilir misiniz? Tasavvuf aşktır, candır her şeydir. Her şey tasavvuftur, tasavvuf da her şeydir. Bu noktada ontik açılımsal düzlemlerdeki fillerin varyasyonları olumsal ve yansınmasal olarak açılıp kapanırlar. Buna açılıp kapanma ilkesi nedir. Bu ilke tasavvufun baş ilkesidir. Her ilke bu ilkeden gücünü alır. Tasavvuf ilkeler bütünüdür, ilke yoksa tasavvuf ölüdür. Ve en önemlisi tasavvuf sinapslerin içindeki bilgi kutucuklarından nöronlara taşınarak insanı acıtır yakar! Çünkü insan yanmaya mecbur mudur yoksa mecburiyetten kaynaklı bir varyasyondaki seçilime tabi midir? Hangisi hangisini öncelemektedir? Buralar incelendiğinde görülür ki tasavvuf insana ZARARLIDIR!!

Her şey acıdan ve zarardan doğar sevgili felasife. Zarar olmayan hiçbir şey yoktur. Acıdan doğup zarara taşınmak yerine acıya dönüş vardır. Bu reenkarne olmaya benzetilebilir. Geçici mutluluk durumları tamamen yanıltıcıdır. Her şeyin temelinde acı vardır, bu acıya yol açabilecek dönüklükteki eylemler, olaylar şunlar bunlar zarardır, kötüdür! Bu zararlar acıya yol açabilecekken zıtların savaşımı ile ters yola girip nöronlara ulaşacak gibi gözükür. Bu büyük bir YANILGIDIR. Bu yanılgı aslında yanılsama ile YANILGInın arasındaki farkın çoklarınca anlaşılamadığını ortaya da koymaktadır. Çünkü bu iki kavramlardan bir zincirsel olarak bakamamaktansa güneşe bakarız! Bunun kanıtı da hergün güneşe bakmamızdır çünkü bu yanılgısal ve yanılsamasal varyasyonlardır! Bu varyasyonlar acıya dönmek uğruna zarara katlanırlar. Bu da tasavvufun en büyük sıkıntısıdır. Tasavvuf yapılmaması gerekir, büyük zarar ve acılar barındırır bünyesinde. Tasavvuf ölçüye kendini kaptırır, çok ölçülü olmayı idealist metafizik düzlemde soyutlamaya kalkıp hatalara düşer. Bu hatalar aynı zamanda düşerkenki versiyonlardan kaçıncısı olursa olsun olmak fiilindeki oluşumsal prensiplerden doğar. Bu doğuş aslında ölümün bitiş noktasıdır çünkü bitişte ölüm vardır, ölümdeki bitiş ise ACIDIR. Bu acı her şeyi silip süpürmeye değil varlıklaştırmaya yaramaya çalışırken çalışmama noktasına taşınarak ÖLÜR. Bu ölüm aslında insanın ölümü değildir, şeylerin ölümüdür. Şey aslında şeyleşmekteki ontik koşulların pratiğe dökülüp teorikleşmesiyle ortaya konabilir. Fakat bu kimilerince doğru görülmez. Çünkü ahlak aşktan doğup aşka dönecek gibi gözükür. Aslında her şeyin temeli acıdır. Zevk, haz, fantezi bunlar en büyük YALANLARDIR! Bu yalanları doğa uydurur. Aslında tanrılar kendi doğalarından kaynaklı yepyeni bir doğa açılımı üzerinde bir koyutlama ve soyutlama girişimlerinde kaybolur giderler. İşte tam da bu yüzden bu vay vaylık dediğimiz şaşırma eğilim özünde hiçbir noktadan kurtulamamıştır. Bu noktalar da geometrinin özündeki derişimi etkilememektedir ve fiilimsilerden türemez! Bu insanı yer bitirir. İnsan insandan türemek isterken insani YANILGILARA düşmekten kaçınarak yanılsama düzlemine ve delusif açılım ve etkilere maruz kalır. Burda özellik ve niteliklerimiz aslında yansıyan etkiler ve durgun gözüken oluşsal özelleştiren vurgu ve dizgelerdir. Bunlar bitiştedir. Her şey acıdır. Tasavvuf o yüzden komple yanlıştır ve insanı daha da batırır.

Felâsife
07-07-2017, 21:02
Sevgili felasife benim böyle bir düşüncem yok. Yanlış anlamışsın.
Sanrım öyle olmuş sevgili Postalabd, kusuruma bakma.
Ama tabi ben ilk ve son derken genede anlamış değilim, bilinmezleri Tanrıya bağlamak aslını sorarsan teknik olarakta zordur.
Ha yapılamaz mı yapılır, yapanıda var mıdır vardır.
"Soru sorma, cevap arama" diyen bir yapıda her bilinmezi Tanrıya bağlamak, zaten cevabı bilmek olmaz mı? Daha doğrusu cevabı bulunmuş olur. Oysa cevap aramak yolları kapalıyken, cevap bulmak kopya çekmek gibidir.

Böyle uyanıklar varsa, bunların fazla ileriye de gidemezler zaten,
Terk-i Dünya --> Terk-i Ukbâ --> Terk-i Terk!
Böyle bir problem karşısında çuvallarlar kalırlar.


Benim açımdan tasavvufcuların ana etki alanı aristotolesin fikirleridir.
Akılcılığın tasavvuf ile asla kimyası uyuşmaz, zira Akıl ötesi (Keşfi akıl) denen şey zaten Akılcılığı karşı idi. Tasavvufta zaten bu açıdan akıl ötesini savunuyordu ki Akıl ötesi --> deliliktir.
Akıl deliliği asla kabullenmez.

İbn-i Rüşd derseniz o olur, zira kendisine aynı zamanda Aristo'nun çocuğu da derler, adeta Batıya Aristo'yu sevdiren kişi olmuş. Fakat İbn-i Rüşd'de Sufi değildir.
Aslında yeri gelmişken söylemek gerek, Arabi ve Rüşd felsefesi tam da bu noktada yol ayırımıdırlar.
Biri Akılcılığı savunur, bugün ki din anlayışı da Rüşdün çizgisini takip etmiştir.
Diğeri de Akıl ötesini savunur ki Sufi dediğimiz takım da bu yolu takip etmiştir.

Sevgiler

Felâsife
07-07-2017, 21:35
Sevgili Felasife

Tasavvuf nedir bilir misiniz? Tasavvuf aşktır, candır her şeydir. Her şey tasavvuftur, tasavvuf da her şeydir. Bu noktada ontik açılımsal düzlemlerdeki fillerin varyasyonları olumsal ve yansınmasal olarak açılıp kapanırlar. Buna açılıp kapanma ilkesi nedir. Bu ilke tasavvufun baş ilkesidir. Her ilke bu ilkeden gücünü alır. Tasavvuf ilkeler bütünüdür, ilke yoksa tasavvuf ölüdür.

Ölsün sevgili SelGom sıkıntı yok.
Tasavvufu kurtarmaya çalışmak, onu ihya etmek kimsenin harcı değildir. Zaten Tasavvuf mektep, medrese, takke vs.ler ile ayakta kalan bir şey de değildir!
O olay adeta asırlar önce bitti ve yer altına çoktan çekildi, bu açıdan ölüdür zaten.
Lakin genede o kendi içinde devam da etti.

Bahsettiğiniz baş ilke denen şeyi anlamadım.
Tabi tasavvuf herkese uymaz, o yüzden bahsettiğiniz, aşktır, candır meselesi başkaları için değildir, kendi içinde geçerlidir.

İlkeler başlangıçta ve bitişe kadar önemlidir, doğrudur, lakin bittikten sonra elzem bir durumu kalmaz, şartta değildir, lakin genede nezaketen devam ettirilir.
Dediğim boyutta biri ilke milke dinlemez, serbesttir.


Buralar incelendiğinde görülür ki tasavvuf insana ZARARLIDIR!!
:D :D
Eyvallah,
Bu hep böyledir zaten, insana zararlıdır ama bir hayvana zarar vermez.
Ya da hayvan bilincine eren, insanlığın acılarına tatlılarına güler geçer.
Zaten tasavvufun burada ki amacıda kişinin elinde ki kendi oluşturduğu o kişiliği, alıp başka bir şey etmektir.
Bu da o insanın yaşarken ölümüdür. Ölümde zaten bu anlamda yaşamın dışına çıkıştır. Hayvan olmak bile, İnsan olmanın dışına çıkıştır.
Normalde insan kendi dışına çıkamaz. Nasıl çıksın, hep insan kalmıştır. İnsan gibi düşünmek, insan gibi hissetmek vs.

Sevgiler

SelGom
07-07-2017, 22:04
Tasavvufun kurtarılmaya ihtiyacı olabilir de olmayabilir de aslında sevgili üstadım Felasife. Bakacak olursak tasavvuf hayalperestliktir, aşkın derinliklerine dalmaktır. Bu yanılgı ve yanılsamalar üreterek bu şartlar altındaki koyutlama ve soyutlamalara olanak vererek olumsuzlamayı olumsuzlayarak bir şeyler çıkarmaya çalışsa bile çıkaramaz. Çünkü hayalden hayal çıkabiliyor. Ama bir yandan da bakıyoruz ki hayal ediyor sonra gerçekleştiriyor. Hayal bazen yalandır bazense gerçekleşebilir. Bu düzlemlerdeki ontik koşulların dinamizmiyle fenomolojik ilgiye sahiptir denebilir. Bu yüzden hayalperestlik aşkı öldürmez! AŞK tatlı bir söz gibi görünür. İnsanı mahveder, kör eder. Acıya karşı direnç kazandırmaya da çalışır çünkü aşktan sonra insan körleşir! Şiş saplasalar hissetmeyecekmiş gibi görünse bile maalesef acıyı derinlerde hisseder insan.Tasavvuf koşullu bir fenomendir, bir formdur. Bu fenomolojik düzlemde varlıksal tabana intikal etmeyecekse felsefi açıdan çeşitli durumsallar ile ilişkilendirilmesindeki servetler dökülür oraya. Bu tasavvufu bitirir. Bitmemesi için aşk lazım. Bunu aşk yanılsama ve yanılgısıyla yapmaya çalışır, o yüzden tasavvuf aşktır diyorum. Tasavvuf yeni kapılara el açıp yağmur duasına da çıkabilir. Tasavvuf aşık insanın el kitabının önsözü gibidir, önden sözleri verip yolu insana bırakmaya gayret gösterir. Bu yol uzun mudur bilinmez, belki de uzun ince bir yoldur.

TAsavvuf bir kapıyı açar öbürünü kapattırır, hatta bazen kapı mapı kalmaz ortada ve yalnızca ACI vardır. Bu acının ilahi olduğu zannedilir, o yüzden acıya aşk için katlanılır. Aşk insanı köreltir ve körleştirir, insanı tehlikeye sürükler ve insanı kandırır. O yüzden aşka bulaşmamak en güzeli gibi görünür. Aşık insan ateşler içerisinde yansa bu ateşi zevke çevirmek ister, hatta yanarken zevk alacağını düşünür. Ama maalesef zevk alamaz, çünkü zihnin gücü buna yetmemiştir, fiziksel acının önüne geçilememiştir. Ateşte yanmaya zevk duyulamıyor ne hayal edersek edelim. Tasavvufa bir mekanizma ekleyebilsek de acıları yok edip yerine aşkı getirse. Fakat tasavvuf bunu beceremez, tasavvuf insanı durgunlaştırmaya çalışır. İnsan durgunluklar arasında durağını arayan bir yolcu gibidir, durağa oturayım da otobüse bineyim der. Ama aynı zamanda telaşlıdır ve bu telaşın nerden geldiğini bilemez. Otobüsün altında kalma tehlikesi vardır, bütün organlar parçalanabilir. Otobüsün altındayken maalesef AŞK biter ve yine ACI başlar. Bu acı insanı parçalayana kadar devam eder, hatta hiç bitmeyebilir de. Tasavvuf da bu acıların önüne geçmek isteyen bir sistem. İnsani ilahi yola göndermek ister tasavvuf, insana yol reçetesini ve gereksinimleri söyler. İnsan da aşk uğruna yollara dökülür. Ama bu yollar insanı bitirebilir, yok edebilir. İnsan için bir son olabilir, bu sondan da yeni şeyler doğar mı bilinmez. Belki insanı söndürüp durgunlaştırmak öldürmek demektir, çünkü ölüm bir son ise insanın sonu getirildiğinde artık başka boyutlara gitmiştir. İnsan insan olarak hayata baktığında insan penceresinden kurtulamaz, fakat eğer bedenin dışından bakma imkanına sahip olursa ve bu yolda korkusuzca ilerlemeyi görev edinmişse tasavvuf baş yardımcıdır. Tasavvu insanı boyutlar arası yolculuğa çıkarmak ister ve aşk yolculuğudur bu. Bu aşk yolculuğu tasavvufun ana planıdır, ana misyonudur. İşte o yüzden insan öldü denir tasavvufta. Çünkü bu bir son idi, fakat başka hallere bir geçiş olduğundan önceki halin sonu ve ölümü idi, yeni bir boyut ve halin de başlangıcı. O yüzden tasavvuf sonsuza kadar insanla devam etmek isteyen bir ekol gibidir ve felsefi açıdan bunu yapmak ister.

Felâsife
07-07-2017, 23:34
Tasavvufun kurtarılmaya ihtiyacı olabilir de olmayabilir de aslında sevgili üstadım Felasife. Bakacak olursak tasavvuf hayalperestliktir, aşkın derinliklerine dalmaktır.
Yani bu sözler üzerine daha fazlada bir şeyde söylememek gerekiyor, dediğin gibi bu iş hayaller ve aşk arasında ki git gellerden oluşan bir yolculuk. Ve bu yolculuktan herkeste nasibine ne düşerse adeta onu çıkartıyor ki bende zaten bu meyanda Düşünce Orucu (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39098) dediğim bir yazı ile, kendi hayatımı bu mesele üzerinde ki yansılmalarını anlatmıştım.
Aslında olayımda benim açımdan çok ilginç bir şekilde sonuçlandı, ne sevinmek ne de üzülmek, sadece şaşırmak!

Neyse konu ZAMAN olduğuna göre, Olacak Olan Olur (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36545) diye bir çalışma vardı, bir kısmını asayım buraya.

Olacak Olan Olur
Ne geçen bir zaman, ne gelen bir zaman var.
Ne geçmiş bir gün, nede gelecek bir gün var.
Dünya üzerinde asırlar geçmiş derler amma.
Sanma ki tek bir günden, başka bir gün var.

Güneşin doğuşu batışı tekrardan başka bir şey değil.
O tekrarlar tek'i anlatır, maksatıysa teferruat değil.
Sen o tekrarlarla hayalinde garip bir hesap tutarsın.
O tuttuğun hesap dahi, tek bir günü unutturası değil.

O tek bir gün bugündür, yani şimdi, yani şu an.
Hergün bugün, bugünde hergün, yok başka an.
Zamanın en kısa birimini anlasan, ah bir anlasan.
Onda hayal yoktur, gerçek vardır hemde her an.

Ben zamanın içinde değilmişim o benim içimdeymiş.
Bir yanılgıya düşmüşüm, o hayaller gerçek değilmiş.
Zaman dedikleri mefhum, meğer geçmez akçeymiş.
Bugün doğup bugün öleceğim, ömrüm düşüncemmiş.

Bugün doğan bir İnsan, olmayan yarında nasıl ölsün.
Dünü yarını boş verelim, Bugün doğan bugün ölsün.
Birilerinin hesabı kitabıda, senin felâsife'n olmasın.
Zamansızlık gerçektir, hayalde ki zaman şimdi ölsün.