Orijinalini görmek için tıklayınız : Ölen bir çocuk ve takdiri ilah
Sabah sabah duyduğum bir haberle altüst oldum. 15 yaşında bir çocuk kanserden ölmüş günlerce acılar çekerek.. Haberi veren kişinin arkadaşının çocuğuymuş. Biraz lafladık. Takdiri ilahiymiş, günahsız ölmüş, cennetlikmiş, allah bazılarını ölümle imtihan edermiş falan filan teselli sözler avuntu...
Üzüntüyle çıkıştım, böyle takdir olmaz olsun. Bu adalet değil. Allah kendi yarattıklarıyla niye oynuyor acı veriyor. Annesi için evlat acısının imtihanı mı olur. Bazısına bolluk bereket bazısına acılı imtihan... Bunun neresi adalet.
Yok yok dedim bu imtihan değil, allah insanı kusursuz yaratamıyor, insanlarda bunu örtbas etmek için bilerek bazılarını imtihan için kusur veriyor.
Ömrü bu kadarmış de geç ne diye allah bizimle oynuyor der gibi konuşuyorsun. Ölümün sebebini allaha bağlayıp bilmeden kendi ilahını kötülüyorsun.
Ulan bu tanrı denilen Akıllı bilince bende inanırım ama tanrı insanlarla kedi fare gibi oynamaz istesede oynayamaz. O yaşamın önünü açmıştır, gerisini insanoğlu kendi yapar doğa yapar savaşları da hastalıkları da.. Neyse bir çocuk gitti aramızdan.. Kalanlar yola devam ediyor.
Bunun allah la ne ilgisi var. Allah soyut bir kavram onu somut yapan insan Allah kendiliğinden veya herhangi bir eyleminden ötürü somut olmuyor ki. İnsan ona bazı şeyleri yüklüyor.
İşte taktiri İlahi .Aslında o kişi o genç çocuğu unutmak istiyor ve bir sebep yaratması gerekiyor onu da ilahi güce havale ediyor.
Belki ölümü kabullenmese kafayı yiyecek.
Bizim gibi inanmamışlarda ters yönden onlar gibi düşünüp Tanrıyı suçluyoruz bir de olmadığını iddia ediyoruz. Bütün mesele tanrının olup olmaması değil İnsan niçin böyle bir şeye ihtiyaç duyup beyninde yaratmış olması.
Tanrı olgusu, güçsüzün baş edemediği güç karşısında var olan durumunu kabullenmesidir. Bir noktada kölenin köleliğini kabullenmesi gibi.
Kartopu, inanmayanların tanrıyı suçlaması kadar bir absürtlük olamaz zaten. Sende biliyorsun ki inananların nazarında olayı değerlendiriyoruz, onların inancında ki mantığını sorguluyoruz. Biz ölen veya acı çeken kişiyi tanrıya bağlamayız dimi. Eğer dinlerde ki bahsedilen tanrı olduğuna bir an için inanılsa bile tanrı kimseyi böyle süründürmez dünyada çarpıklıkları yaşatmaz diye düşünülür.
Hoş ben tanrıya -adına ne derseniz deyin- inanan biri olsam da dinlerin ilahlarına inanmıyorum.
al maarri
12-07-2017, 13:13
Her gün bu şekilde pek çok insan acılar içinde ölüyor bu çocukların annesi babası dualar ediyor ama nafile sonra çocuk öldüğünde hayırlısı buymuş vadesi dolmuş deniliyor böyle teselli bulunuyor.Aslında insanın bu kaderciliği yüzünden özellikle islam ülkelerinde bu daha fazla bir tembellik bir boşvermişlik oluşuyor günümüzde ölümcül hastaların yaşama süresi bilim sayesinde uzatıldı bugün down sendromlu birisi 60 yıl yaşayabilmektir önceden sadece 12 sene yaşayabiliyorlardı o da en fazla ama bu gelişme de tanrıya mal ediliyor bu Allahın bir lütfu deniliyor insan psikolojisi buna odaklanmış kendisini ne olursa olsun her olayı Tanrıya veya Tanrılara mal etmek kolaylığına gidiyor
O çocuk yerleşik dindeki "Allah'ın takdiri" ile değil, ama bir kader sonucu o şekilde öldü.
Tekrar gelecek. Tekrar ve tekrar...
Biz de öyle...
2 aylıkken tecavüze uğrayıp ölen bebek de öyle...
Burada kader kavramı var. Bu kaderin de karma yasası ile ilgisi var. Bu da bizlerin önceki hayatlarında yaptıkları iyilikler ve kötülüklerle ilgili. Karma bu. Karşılığını görüyoruz. Ama bu hayatımızda, ama sonrakilerde...
O çocukla "Allah" özel olarak ilgileniyor değil. O çocuk gibi hepimiz varız ve iluzyondan ibaret olan bu fizik evrene derslerimizi almak ve öğrenmek için gelip gidiyoruz. Yasa ve düzen bu şekilde işliyor.
O çocuğa ve küçükken işkenceyle öldürülen minik kediciğe ve diğerlerine sadece bu hayatıyla sınırlı gibi bakmayın. Hepsi ders. Bizler de o dersleri aldık. Kiminde zalimdik, kiminde mazlum...
Aynı anda hem zalimiz, hem de mazlum...
dine mine ne
12-07-2017, 15:46
O yaşamın önünü açmıştır, gerisini insanoğlu kendi yapar doğa yapar savaşları da hastalıkları da.
Aynen katiliyorum usta.
Kartopu, inanmayanların tanrıyı suçlaması kadar bir absürtlük olamaz zaten. Sende biliyorsun ki inananların nazarında olayı değerlendiriyoruz, onların inancında ki mantığını sorguluyoruz. Biz ölen veya acı çeken kişiyi tanrıya bağlamayız dimi. Eğer dinlerde ki bahsedilen tanrı olduğuna bir an için inanılsa bile tanrı kimseyi böyle süründürmez dünyada çarpıklıkları yaşatmaz diye düşünülür.
Hoş ben tanrıya -adına ne derseniz deyin- inanan biri olsam da dinlerin ilahlarına inanmıyorum.
Sn Manas bende olayı inanmayanlar yönünde bakmadım İnananlar için kendilerini kolay ve kötüyü arkada bırakmak için izlenen yol dan söz etmekteyim.
Örnek. Askerde 20 yaşında bir genç ölür devlet yetkilileri bir iki nutuktan sonra Allahtan geldi allah günahlarını Affetsin mekanı cennet olsun der ve giderler Ama bu söyleyenin hiç birinin oğlu askerde ölmez.
İşte biri inanmak isteyen diğeri inandırandır.
Bütün olaylar böyledir unut gitsin bir de geride kalanlara uzun ömür dilenir. Yani o gitti gerisi ile yetin gibi.
Hassan Sabahla Bir tapınak Şovalyesi arasında geçen tanrı ili ilgili bir konuşmayı buraya yazmıştım. Bu iki kişide inançlı. Ama amaçları yaşadıkları dünyaya hükmetmek. Onun için Tanrı İnsan kulda insan diyorum.
Bu insanlarda öyle. Bir inanlar var birde inandıranlar bu iki insan türü birbirinden çok farklı. İnandıranların Tanrı ve öbür dünya ile hiç işi yok ama inanların var. Diğerleri (inandıranlar)var olmasını istiyor.
Dusunen adam
22-07-2017, 20:23
O çocuk yerleşik dindeki "Allah'ın takdiri" ile değil, ama bir kader sonucu o şekilde öldü.
Tekrar gelecek. Tekrar ve tekrar...
Biz de öyle...
2 aylıkken tecavüze uğrayıp ölen bebek de öyle...
Burada kader kavramı var. Bu kaderin de karma yasası ile ilgisi var. Bu da bizlerin önceki hayatlarında yaptıkları iyilikler ve kötülüklerle ilgili. Karma bu. Karşılığını görüyoruz. Ama bu hayatımızda, ama sonrakilerde...
O çocukla "Allah" özel olarak ilgileniyor değil. O çocuk gibi hepimiz varız ve iluzyondan ibaret olan bu fizik evrene derslerimizi almak ve öğrenmek için gelip gidiyoruz. Yasa ve düzen bu şekilde işliyor.
O çocuğa ve küçükken işkenceyle öldürülen minik kediciğe ve diğerlerine sadece bu hayatıyla sınırlı gibi bakmayın. Hepsi ders. Bizler de o dersleri aldık. Kiminde zalimdik, kiminde mazlum...
Aynı anda hem zalimiz, hem de mazlum...
Neye göre inanmaktasin bütün bunlara, herhangi bir kanitin var mi?
Neye göre inanmaktasin bütün bunlara, herhangi bir kanitin var mi?
Bunları, fizik evreni değil, ruhu esas aldığımızda zaten az çok görebiliyoruz. Ruh esas ve kalıcı ise fizik bedenler ve fizik hayatlar önemini biraz kaybediyor. Her yeni hayat birer ders hâlini alıyor.
Bizlerle irtibat kurup insanlara bu konuda bilgi veren ileri seviye varlıkların bu konudaki anlattıklarını okuyunca da bunları öğreniyoruz. İnternette Ra Bilgileri, Kasyopya Celseleri, Pleiades Öğretileri diye aradığımızda bunlara ulaşabilirsiniz.
Gelip de yaşayacağımız hayatı önceden biz seçiyoruz. Her şey ders.
Vefik Sami
23-07-2017, 12:27
Bizlere merhametsizlik, haksızlık ve zulüm gibi görünen mevzûlarda işin aslını bilen kim ? Bu kavramları kendimiz üretmişiz. Diğer canlılarda böyle algı-düşünce yok. Merhametli bir aslan, kaplan ya da leopar düşünebilir misiniz ? Bâzen bir köpeğin kedi yavrusuna annelik ettiği haberlerini okuyoruz. Ama; bunlar birer istisnâ. Kural veya hayâtın kendisi değil.
Eğer bir Tanrı yoksa, "Vahşet" olarak algıladığımız şeyler de aslında evrenin varlık ve işleyişinin doğal bir parçası. Acımak, merhamet duymak görece kavramlar. Çünki, her insanda bu hislerden belli düzeyde olmasına karşın, teoriden pratik'e dönüşmesi benzer veyâ aynı değil. Üstelik; maddenin yapısında olmayan duygusallığın insanda neden var olduğunu açıklayabilmek de eldeki bilgilerle pek mümkün görünmüyor. Tabii, bazı kimselerin bu noktada düşünceleri, kanâ'atleri olabilir. Ne var ki benim sözünü ettiğim husus, kişisel yorumlar değil.
Kanıtlanmış bilgi.
İslâm'ın bu husûsa bakışı çok sığdır. Her şeyi "imtihan"a bağlar. Ama; bu öyle bir imtihan ki kimilerinin bir eli yağda bir eli balda... Kimilerinin açlıktan nefesi kokmakta. Kimisi var; zekâ, sağlık, güç-kuvvet hepsi mevcut. Kimisi var; fiziği ve cinsiyeti müsait olmadığından kadın, gücü ve cesâreti yeterli olmadığından erkek olamıyor. Bu dünya ile öte dünya arasında "âraf"ta kalanlar gibi ortada kalmış. İslam "Her işte orta yolu tutun" der de bu garipler için öngörüsü "Lûtilik" ve dahi âkibet "Cehennem" dir. Tuhaftır; hepimiz, bizde olmayan hususları yorulamada yol-yordam göstermede birer "üstad" modunda ahkâm keseriz. Ama; "akıl" verdiğimiz durumlarla kendimiz karşılaştığımızda akıl yürtüme, yorum yapma gibi meziyetler, yerini tepki ve isyana bırakır.
Ben, 1-1.5 ay müddetle ders işleyip de ilk sınavı yaptığımda öğrencilerime ne vermişsem onlardan sorumlu tutardım. Aslâ vermediğim bilgiyi istemezdim. Şimdi müselmanların "imtihan" dediği hayâta bakıyorum da Şeytan'ın bile aklına gelmeyecek şeyler garibin-mazlumun başına geliyor. Ayrıca, tuvalette dünyaya gelip çöpe atılan bebekler, Kur'an Kursları veya kiliselerde tâcize uğrayan çocuklar ne tür bir "imtihan"a tâbî tutulmaktalar; anlamak mümkün değil.
Tanrı yok" dendiğinde acıma-merhamet gibi kavramların evrenin işleyişinde bulunmadığını düşünüp, kendimizce bir "cevap" üretiyoruz.
Fakat; "Tanrı var" dediğimizde olan-biteni açıklamak epey müşkil görünüyor.