Orijinalini görmek için tıklayınız : İmlâ
İmlâ sorunları ile cebelleşen bir milletiz. Tabii bunun baş sorumlusu, dilimizin imlâsını ikide bir keyfe keder değiştiren dil kurumumuz.
Ama bizde de kusur çok. En basit imlâ kurallarını bile uygulamıyoruz.
Mesela:
İsmin de, da hâli olan de, da'lar ayrı değil, bitişik yazılır.
Aidiyet anlamına gelen ki'ler de öyle.
Soru eki olan mi, mı'lar ayrı yazılır.
Dâhi anlamındaki de, da'lar da öyle.
Örnek:
Arabanın anahtarı sende mi?
Sen de mi Bürütüs?
Seninki geldi.
Bilmem ki...
Geliyor musunuz?
Bir de cümle sonuna nokta konulur. :)
Bazı birleşik kelimeleri ayrı yazıyorsunuz, ayırmayın.
Mesela herkesi her kes şeklinde yazan bile var.
Yer yüzü olmaz, yeryüzü olur.
Göz yaşı olmaz, gözyaşı olur.
Özel isimleri de apostrofla, üstten virgülle ayırın.
"Neron'u" gibi...
İnceltme işâretlerini koymanız şık olur. Karışıklıklara da sebebiyet vermemiş olursunuz. Mesela kar ile kâr, haya ile hayâ karışmamış olur. :)
Konuşma dili başkadır, yazı dili başka. Konuşur gibi yazmayın. Gelecem, gidecem diye değil, geleceğim, gideceğim diye yazın.
Ayşecim yanlış, Ayşe'ciğim doğru.
İmlâ uzun yıllar boyunca korunmalıdır. Öyle zırt pırt değiştirilmemelidir. Ama bizde öyle olmadı. Bu nedenle bizde marifetmiş gibi, "okunduğu gibi yazılıp yazıldığı gibi okunan dil" denir. Oysa tüm dillerde zamanla yazma ile okuma arasında farklılık oluşur.
Kaat diye okuyabiliriz ama kağıt diye yazmalıyız. Arkaş ve abi diyebiliriz ama arkadaş ve ağabey diye yazmalıyız.
Yabancı dillerden yakın dönemde dilimize girmiş olan kelimeleri orijjnal hâliyle yazmalıyız. Ama kelime ek alacaksa o zaman üstten virgülle ayırıp eki getirebiliriz.
Ama bu dil kurumunun kararı mı, bilmiyorum. Dil kurumu ne yapıyor, bilmiyorum.
Vefik Sami
04-09-2017, 16:03
Bir toplum kollektif şuurdan nasiplenmemiş, bireysellik ön plâna çıkmış, "köşe" dönme esas gâye olmuşsa bu "köşe"leri dönme adına; riyâ, yalan-dolan, kalleşlik, merhametsizlik, 'düşene bir tekme de sen vur' anlayışı o kültürde "yaşamsal ilke" hâline gelmişse orada insana saygı ve değer kalmamıştır.
Böyle bir ortamda insana hitap edilirken:
"Ülen senin ananı si.keyim"
demekle
"Pek muhterem vâlidenizin gayr-ı meşrû dest-i izdivâcını talep ederim efendim"
demek arasında ilkesel ve ahlâki açıdan hiç bir fark yoktur.
İkisi de aynı kapıya çıkar.
Kelimelerden evvel, insanların bir "düzen"e sokulması gerekiyor.
Bu itibarla bizler, diğer insanlara faydalı olmak istiyorsak; öğüt-akıl vererek değil - ki genelikle bu gayretler hep ters teper - söz, yazı ve davranışlarımızla örnek olmamız iktizâ eder !..
"Ülen senin ananı si.keyim"
demekle
"Pek muhterem vâlidenizin gayr-ı meşrû dest-i izdivâcını talep ederim efendim"
demek arasında ilkesel ve ahlâki açıdan hiç bir fark yoktur.
İkisi de aynı kapıya çıkar.
Kelimelerden evvel, insanların bir "düzen"e sokulması gerekiyor.
Bu itibarla bizler, diğer insanlara faydalı olmak istiyorsak; öğüt-akıl vererek değil - ki genelikle bu gayretler hep ters teper - söz, yazı ve davranışlarımızla örnek olmamız iktizâ eder !..
Türkçede "dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı" diye bir deyiş vardır. Hatta bir ara bunun yerine çocukça bir espriyle "sak üstünde damdağan, kaz beline vurmayı" da denirdi. :)
Sizin bu mesajınız da aynen öyle olmuş. Kel alâka bir yazı yazmışsınız.
Beyefendi, bu başlık edepli yazmak ile ilgili değil ki... Bu başlık, adından da anlaşılacağı gibi, imlâyla ilgili. Yâni kurallı yazma, yazım kurallarına uygun yazma.
İçerikle değil, şekille ilgili bu başlık. İçerik ayrı mesele. İsterseniz o konuda da siz bir başlık açın. Edepli yazı nasıl olur, edepsiz yazı nasıl olur, örneklerle tartışalım. Bu forumdan da örnekler verelim. Edepsiz yazıya bolca örnek çıkacağını garanti edebilirim.
Analarımızla ilgili olduğu kadar, babalarımızla ilgili de edepsiz mesaj var. Türkçesiyle küfür yâni...
Gerçi siliniyor bunlar ama belleklerimizden silinmedi henüz.
Ben burada öğüt veya akıl vermiyorum beyefendi. Ben burada bilgi veriyorum. Üstelik bunu kendi mesajlarımda uygulayarak örnek de oluşturuyorum. Yâni imlâ konusunda sizin deyiminizle söz, yazı ve davranışımla örnek oluşturuyorum.
İmlâ pek de umurunuzda değil, değil mi? "Laf ola, beri gele, içinizdeki eski bir yara belki iyileşe" kâbilinden yazdınız bunları.
İyi ama o yarayı ben açmadım. Sizde zaten var olanı, size yansıttım. Bu sizi sevindirmeliydi aslında.
Evet bu ülkede sorun çok kendi dilini bile kullanamıyor dualarını bile kendi dili ile yapamıyor inandığı tanrıya bile kendi dili ile hitap edemiyor.
Kendi dili ile inanamayan bir toplum gelişimini nasıl tamamlasın. Araya ruhban sınıf sokmadan tanrısına yaklaşamayan insan gelişimini nasıl tamamlasın.
Önce eğitim önce kendi dilini her koşulda kullanma hakkı.
Vefik Sami
04-09-2017, 17:05
Türkçede "dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı" diye bir deyiş vardır. Hatta bir ara bunun yerine çocukça bir espriyle "sak üstünde damdağan, kaz beline vurmayı" da denirdi. :)
Sizin bu mesajınız da aynen öyle olmuş. Kel alâka bir yazı yazmışsınız.
Beyefendi, bu başlık edepli yazmak ile ilgili değil ki... Bu başlık, adından da anlaşılacağı gibi, imlâyla ilgili. Yâni kurallı yazma, yazım kurallarına uygun yazma.
Görüyorum muhterem, başlığın ne olduğunu.
Anladım da.
Amma velâkin ya siz anlamadınız;
Ya da anlamak istemediniz.
Bizde tıp tahsili yapıp da TSM solisti, hakem vs. olan epey kişi var.
Bu adamlar neden tıp yahsil etmiş olabilirler sizce ?
Veyâ aldıkları eğitim ile uğraşmayacaklarsa o "eğitim"in kime, ne faydası oldu ?
Diyorum ki; ahlâklı olamamışsak gramer kurallarını sular-selller gibi bilmemizin bir anlamı yok.
Müslüman tabiriyle yazayım.
'Farz'dan önce FARZ var !..
Yâni imlânın faydası yok, öyle mi?
Oysa ben toplum olarak anlaşamamamızın sebeplerinden birini de bu yazım hatalarında, bu kötü Türkçede görüyorum.
İmlâyı faydasız gören insanların bunu çekinmeden, güvenle ifade edebildikleri bir ülkeyiz. Aman ne hoş!!! :(
Vefik Sami
04-09-2017, 17:44
Yâni imlânın faydası yok, öyle mi?
Oysa ben toplum olarak anlaşamamamızın sebeplerinden birini de bu yazım hatalarında, bu kötü Türkçede görüyorum.
İmlâyı faydasız gören insanların bunu çekinmeden, güvenle ifade edebildikleri bir ülkeyiz. Aman ne hoş!!! :(
Efendim, bu başlıkta harcadığınız çabayı küçümseme adına yazmadım.
Ne böyle bir haddim, ne de niyetim var.
Tâbir-i âmiyâne ile yazayım.
Haybeye kürek çekiyorsunuz.
Forumda yazdığım, belli bir esâsa, mantığa ve kaynağa dayanan eleştirilerimi okuyup da sırf çevresinden edindiği ezberine "aykırı" gördüğü için, eleştiri konusunu bırakıp, bodoslama anama-avradıma küfreden biri, özel isim yazarken kesme işâreti/apostrof koysa ne olur, koymasa ne olur ?
Ben orta tahsilim yaparken başarısızlık yaşadığım iki ders vardı.
1 - Matematik
2 - Dil bilgisi-Gramer
Birincisindeki eksiğimi kendi çabamala telâfi etmem mümkün değil. Yaş da epey geçtiğinden, artık herşeyi eskisi kadar kolay-rahat öğrenemiyorum. Bu nedenle matematik hususunda "Berber koltuğundaki kel" misâli 'Bırak dağınık kalsın' dedim. Ama; gramer konusunda kendi çabalarımla eksiklerimi gidermek için uğraştım. Halen eksiklerim de var.
Diyeceğim o ki insanlar, sizin anlatmaya çalıştığınız şeylere karşı ilgi duymuyorsa - ki duydukları kanâ'atinde değilim - yazılarınıza pek iltifat eden olmayacaktır.
"Haybeye kürek çekiyorsunuz." Vefik Sami
Biliyorum, ama kürek çekmek spordur, kanatları geliştirir. :)
Hem, kimbilir, belki bir gün gelişmeye, öğrenmeye, incelmeye açık birisi foruma gelir ve görürse işe yarar bu çabalarım.
"anama-avradıma küfreden biri, özel isim yazarken kesme işâreti/apostrof koysa ne olur, koymasa ne olur ?"
Bu olaya çok takılmayın, benim de 2000 yıl önce vefat etmiş olan rahmetli babama küfretti birisi, üstelik kemiklerini bile fantazisine alet etti. Ben güldüm, geçtim.
Tabii ki küfreden birisi apostroflu yazsa ne olur, yazmasa ne. Ama zaten o tür kişiler buna bakmaz. Kaç yıldır forumlardsyım, hiç apostroflu küfreden birini görmedim. :)
"Diyeceğim o ki insanlar, sizin anlatmaya çalıştığınız şeylere karşı ilgi duymuyorsa - ki duydukları kanâ'atinde değilim - yazılarınıza pek iltifat eden olmayacaktır."
Burada farklı bir konuya geçmişsiniz. Benim yazdıklarıma ve anlatmaya çalıştıklarıma ilgi duymuyorlar mı, ben pek emin değilim. Ayrıca şimdiye dek pek çok forumda çokça ilgiyle okunan birisi olmayı başardım. Ben bile ilgiyle okurum yazdıklarımı. :)
Vefik Sami
05-09-2017, 14:30
...benim de 2000 yıl önce vefat etmiş olan rahmetli babama küfretti birisi...
:confused: :twitch: :yield:
:confused: :twitch: :yield:
Ben Neron'um ya, o bakımdan... :)
Şüpheci Dinsiz
05-09-2017, 15:17
Şu var ki cepten bağlanan üyeler imla kurallarını uygulamakta zorlanıyorlar. Cep telefonunun tuşlu veya dokunmatik klavyesi buna hiç uygun değil. Telefon kendiliğinden kelimeler uyduruyor, uydurduğu kelime çoğunlukla yazmak istediğinizden farklı oluyor, ekini ekleyeyim, ayırayım, virgülünü takayım derken hakikaten eziyetli oluyor.
Çok takılmamak lazım.
Şu var ki cepten bağlanan üyeler imla kurallarını uygulamakta zorlanıyorlar. Cep telefonunun tuşlu veya dokunmatik klavyesi buna hiç uygun değil. Telefon kendiliğinden kelimeler uyduruyor, uydurduğu kelime çoğunlukla yazmak istediğinizden farklı oluyor, ekini ekleyeyim, ayırayım, virgülünü takayım derken hakikaten eziyetli oluyor.
Çok takılmamak lazım.
Tabii doğrudur. Ben ben de cep telefonundan girebilsem belki ben de çok hata yaparım. Ama ben nedense cep telefonundan giremiyorum. Tabletten bile, şansım varsa, bazan çevrimiçi olabiliyorum. :(
Sorun şu ki, insanlar imlâya da, ifade biçimine de artık pek dikkat etmiyorlar. Zamanları yok veya önemsemiyorlar.
İmlâ uzun yıllar boyunca korunmalıdır. Öyle zırt pırt değiştirilmemelidir. Ama bizde öyle olmadı. Bu nedenle bizde marifetmiş gibi, "okunduğu gibi yazılıp yazıldığı gibi okunan dil" denir. Oysa tüm dillerde zamanla yazma ile okuma arasında farklılık oluşur.
Kaat diye okuyabiliriz ama kağıt diye yazmalıyız. Arkaş ve abi diyebiliriz ama arkadaş ve ağabey diye yazmalıyız.
Yabancı dillerden yakın dönemde dilimize girmiş olan kelimeleri orijjnal hâliyle yazmalıyız. Ama kelime ek alacaksa o zaman üstten virgülle ayırıp eki getirebiliriz.
Ama bu dil kurumunun kararı mı, bilmiyorum. Dil kurumu ne yapıyor, bilmiyorum.
Bunu yazdıktan bir süre sonra TDK sitesine baktım, gerçekten de bu konuda bir açıklama getirmemişler. Yani dilimize giren yabancı kelimelerin nasıl yazılacağı, çekimlerinin nasıl yapılacağı bizlerin sağduyusuna bırakılmış!
Mesela trade yazdık. Bunu ismin hallerinde yazmak gerekince nasıl yazmamız gerektiğini bize dil kurumumuz söylemiyor. Trade'i mi dememiz gerekir, "trade"i mi, yoksa "trade"'yi mi, veyahut trade'i mi, nasıl?
Türkçesini kullanmamız iyi okur elbette. Ama kullanamadığımız durumlarda ne yapacağız, bunu bize dil kurumumuz kendi sitesindeki imlâ klavuzunda göstermiyor.
Ama selfie için özçekim garabetini sunuyor bize. Böyle kötü bir dil kurumu işte. Dile ıdeolojik yaklaşımın sonucu ve ürünü bir dil kurumu. Hâlâ toparlayamamış...
İnceltme ve uzatma işâreti olan ^ şapkayı nerede kullanmalıyız? Gerçi artık nokta bile kullanılmıyor ama biz bu soruya cevap verelim yine de.
Bu ^ işâreti günümüzde hiç olmazsa, kullanılmadığı zaman anlam karışıklığına yol açacak durumlarda kullanılmalı. "Haya" ile "hayâ", "kar" ile "kâr", "milli" ile "millî" gibi kelimeler için ayırdedici bir özellik olarak şapkayı kullanmak yararlı.
Ama bir zamanların Türkçesinde bütün uzatma ve inceltme sesleri için şapka kullanılırdı. Bizim dilde bir zamanlar inceltme ve uzatma sesleri içeren kelimeler de fazlaydı. Meselâ, cevâben, esâsen, ihtiyârî, lâkin, yâni, gûya, kâğıt, mecbûrî, zarûret, cânân, ... Bunlar şimdi inceltmesiz ve uzatmasız konuşulur oldu maalesef.
Dil değişir. Bu nedenle bunu çok yadırgamamak gerek. Geçmişe takılıp kalmamak gerek. Ama bütünüyle dili esen rüzgarın insafına bırakmak da doğru olmaz. Biraz akıntıya karşı kürek çekmek kâbilinden olsa da, doğrusunda ısrar etmek gerekir. Bu kürek çekme işi babında, günümüzde de bu tür kelimelere şapka koyanlar var. Bu daha hoş bir hava veriyor yazıya.
Yağmur Atsız, imlâmızın sürekli ve zırt pırt değiştirilmesine tepki olarak, kendi makalelerini 1930'ların yazım şekliyle yazıyordu. İnternetten bulunup incelenebilir. Kitapları da okunabilir. Günümüz yazımından epey farklıymış. Mesela o devirde d'ler henüz t'leşmemiş. Dolayısıyla, gelmekde, gitmekde, yapmakda, bakdı, açdı şeklinde yazılıyormuş. Yâni ismin de hâli, olması gerektiği gibi, d harfiyle yazılıyormuş. Sonradan bunu bozup t ile yazar olmuşlar. Nereden icâb etmişse...
Söylerken t ile söylemek olabilir, bu yüzden yazımı değiştirmek gerekmiyordu. Ama dil kurumu hemen imlâyı da değiştirme yoluna gitdi.
Felâsife
13-09-2017, 12:59
Mesela o devirde d'ler henüz t'leşmemiş. Dolayısıyla, gelmekde, gitmekde, yapmakda, bakdı, açdı şeklinde yazılıyormuş. Yâni ismin de hâli, olması gerektiği gibi, d harfiyle yazılıyormuş. Sonradan bunu bozup t ile yazar olmuşlar. Nereden icâb etmişse...
Söylerken t ile söylemek olabilir, bu yüzden yazımı değiştirmek gerekmiyordu. Ama dil kurumu hemen imlâyı da değiştirme yoluna gitdi.
Bu sanırım dilde ki Arapça etkisini azaltmak için böyle oldu, t ler isabetli olmuş gibi ama şapkalı harflerde halk olarak çok kabul görmedi, bir şeyler illaki eksik kalıyor şapkasız olunca.
Bu sanırım dilde ki Arapça etkisini azaltmak için böyle oldu, t ler isabetli olmuş gibi ama şapkalı harflerde halk olarak çok kabul görmedi, bir şeyler illaki eksik kalıyor şapkasız olunca.
Evet, Arapça etkisini azaltmak gerekçesiyle de böyle yapmış olabilirler, ama yanlış oldu bu. Hem imlâ sık sık değişmez kuralı uyarınca yanlış oldu, hem de d'lerin t'leşmesi çok sayıda yazım farklılığına yol açtı.
Mesela ismin de hâli dışında, bir de dâhi anlamında de, da'lar var. Artık kimileri onları da te, ta olarak yazıyor ki bu bir facia!
Yani dil kurumu sadece kendinden önceki ünsüz sessizse d'yi t yapma kararı almıştı ama giderek neredeyse bütün d'ler t'leşir olmaya başladı.
İmlâ zırt pırt değişirse böyle olur. Bakın İngilizce imlâsı kaç yüzyıldır kullanılıyor.
Yazıldığı gibi okunuyor olmak marifet değildir. Bütün diller zamanla farklı yazılıp farklı okunur hâle gelir; imlâsı konuşmaya göre ikide bir değişen diller hâriç!
Osmanlı yazı dilinde, yazım kolaylığı olması için -di'li geçmiş zamanlar hep sabit olarak -di biçiminde yazılırdı, örneğin: gitdi, aldi, urdi (vurdu), atdi vb. ancak okunurken böyle okunmaz, gitti, aldı, urdu, attı biçiminde okunurdu.
Bu durum bütün ekler için geçerliydi, söz gelimi -çı, -çi, -çu, -çü eki de sabit olarak -ci biçiminde yazılırdı, o, ö, u, ü ile v harfleri de yalnızca "vav" ile yazılırdı, örnek: swtci, yoğurtci, ekmekci, kılıçci vb. ancak bunlar da okunurken: sütçü, yoğurtçu, ekmekçi, kılıççı biçiminde okunurdu. Osmanlı yazı dilinde tüm ekler için geçerliydi bu, -lık, -lik eki de sabi olarak -lik yazılırdı vb. Ancak tüm bunlar Türkçe açısından yanlış şeylerdi. Türkçede ses uyumu vardır, yani Türkçede gitdi giye bir şey olmaz, yanlıştır, ses uyumu gereği gitti yazılır ve okunur. Türkçenin günümüze ulaşabilmiş en eski yazılı örnekleri olan Orhun Yazıtlarında da böyledir, yerine göre -di, yerine göre -ti yazılır geçmiş zaman eki.
Zeki Müren Türkçesi denen şey başta aşağı yanlıştır yani :) gitdi, unutdu vb. olmaz Türkçede. Sert sessizlerden sonraki ekler de sert sessizle başlar: gitti, unuttu gibi. Zaten konuşurken de insanı zorlar bu türlü yanlışlar, unutdu demek yerine zaten diliniz sizi unuttu demeye iter.
Osmanlı yazısındaki Türkçe adına tek doğru şey geniz n'lerinin yerli yerinde kullanılmasıdır > ñ (üç noktalı kef). Bunun dışında Osmanlı yazımı, Türkçe açısından baştan aşağı yanlış ve eksiktir.
Latin tabanlı yazıya yeni geçildiği yıllarda bir tür oturmamışlık olduğu için ilk başlarda eski yazıdaki gibi gitdi, atdı, yapmağa, görmeğe gibi yanlış yazımlar yapılmıştır, ancak oturduktan sonra bu yanlışlardan dönülmüştür.
Bizler Latin tabanlı yazıya çok geç bir dönemde geçtik bu nedenle yazımımız ancak oturdu, İngilizler, Fransızlar ise 1000'li yılların başlarından beri Latin yazısı kullanıyorlar, bu nedenle imlaları bizden daha önce oturdu doğal olarak. Ancak onlarda da imla ve hatta alfabe dahi ciddi değişiklikler göstermiştir.
Örneğin şu videoda Eski İngilizce bir metin örneği var, gerek alfabe (çoğu harf artık kullanılmıyor), gerek imla, gerekse telaffuz bambaşka. Videoyu çeken kişi önce kısa bilgiler sunuyor, okumaya başladığı bölüm 2:55
https://www.youtube.com/watch?v=RLJGTYkEKLI
Kimi meraklılar Eski İngilizce sayfalar da yayımlıyorlar, örneğin şurada Shakespeare hakkındaki eski İngilizce bir sayfa var. Bakınız Shakespeare'in adı dahi farklı yazılıyor => https://ang.wikipedia.org/wiki/Willelm_Scacaspere
Sayfadan kısa bir alıntı
Willelm Scacaspere (Nīwenglisc: William Shakespeare; Ēastermōnaþ 1564[1] - 23 Ēastermōnaþ 1616) wæs Englisc scop and plegwyrhta, gesēon swā þæs Engliscan gereordes grietsta wrītere and þære worulde fyrmest wæferstōwcræftiga.
Oft hēt man Shakespeare Engla lēodscop, and man him nemnaþ The Bard ("Se Scop").
His ābīdende weorc onstendeþ 38 plegas, 154 sonnetas, twā langa leōþgiddinga, and missenlicu ōðru lēoþ. Man hæfþ āwended his plegas in ǣlcre micelre sprǣce, and sind geplegda oftost on eall plegwyrhtum.
İlk bakışta bile, konudan hiç anlamayan biri dahi bugün artık İngiliz imlasında > ē, ā, æ, þ gibi harflerin kullanılmadığını, yani bir tür alfabe devrimi/değişikliği yapıldığını, dilin ne denli değiştiğini, sözcüklerin yazımlarının bile değiştiğini fark edebilir => nīw = new, scaca = shake, spere = speare, Willelm = William, līf = life vb. Bunlar bugün de kullanılan sözcükler, bir de tümüyle farklı olan ve artık kullanılmayan nice sözcük var, metni okuyunuz, İngilizce bilenleriniz bakalım yüzde kaç anlayacaklar :)
Özetle, bizdeki gerek yazı değişikliği, gerek dildeki zaman içinde gerçekleşen değişiklik diğer dillere göre çok çok azdır. Bakınız bugün bir Yunan'a eski Yunanca bir metni okutmaya kalksanız tek kelimesini bile anlayamaz, üstelik hâlâ aynı topraklarda yaşadıkları hâlde, alfabe de hayli farklıdır. Bir Türk'e ise ta 1400 yıl önce ve orta asya'da yazılmış, üstelik Oğuzca dahi olmayan (dilimizle akraba ancak Karluk ailesinden olan) Göktürkçe bir metni okutsanız, Yunan'ın eski Yunancayı anladığından (daha doğrusu anlamadığından) çok daha fazla anlar.
"Üze kök Tengri, asra yağız yér kılundukta, ikin ara kişi oğlu kılınmış".
Bakınız bu dil eski Oğuzca bile değil, eski Karlukça. Yani bu 1400 küsür yıllık cümleye bakan bir Oğuz şuna benzer: Bir Kürt'ün eski Norveççeye bakması gibidir (biri İranic, Diğeri Cermenik aileden), bizde de durum budur, biri Oğuz diğeri Karluk ailesinden. Ancak tüm bunlara rağmen bir Oğuz, bu metni iyi kötü anlayabilir, bu durum çoğu dilde yoktur. Günümüz Oğuzcası ile:
"Üstte gök Tanrı, asta (altta) yağız yer kılınanda (kılındığında), ikisi ara(sında) kişi oğlu kılınmış".
Yani bakmayın siz Türklük ve Türkçe düşmanı Arapçıların palavralarına, Türkçe gibi neredeyse değişmeyen bir dil daha çok azdır yeryüzünde. Biz, dilimizden falan kopmadık, Osmanlı'nın kullandığı ucube dil bizim değildi, kendi uydurdukları karman çorman bir yazı diliydi. Tam aksine, bizler öz dilimize yakınlaştık. Kanıtı yukarıdadır, 1400 küsür yıllık olan ve Oğuzca dahi olmayan bir dili bile neredeyse tam olarak anlıyoruz, neden? Çünkü Türkçe. Açıp 100 yıllık bir Osmanlı yazı dilini okuyun bakalım ne anlayacaksınız? Şuçu bizim değil, Türkçe yazmayan uydurukçuların.
Türkçe yazmayan adam benim atam değildir, ne yazdığı da önemli değildir. Türkçe yazsalardı, onları ata bilir yazdıklarını da önemser ve okurduk, Osmanlı benim atam değil, kimse kusura bakmasın.
Kurtuluş savaşı yıllarında çıkan ve günümüz harflerine çevrilerek bugün tekrar basılan bir dergi var elimde. Orada gitdi, yapdı şeklinde yazıyor. Sanırım 1930'lara kadar böyle yazılmış. Sonra bir gün bir emir gelmiş, d'ler t olmuş.
Bunun hoş bir öyküsünü de okumuştum. Şair Abdülhak Hâmid ile müderris Ferid bey o olaydan sonra aralarında nükteli şekilde konuşurlar. Hamid bey Ferid beye "nihâyet senin de kuyruğuna bir it taktılar" der. Ferid beyin cevabı: "evet ama benim hiç olmazsa feri kaldı, senin adın hem ham, hem it."
Bu d'lerin t'leşmesi o kadar kötü bir duruma geldi ki dahi anlamındaki de, da'yı bile te, ta olarak yazanlar çıkıyor. Daha geçen gün Kılıçdaroğlu'nun adını kendi partilileri Kılıçtaroğlu olarak yanlış yazdılar. Hata son anda fark edildi de değiştirildi.
Bu içinde bulunduğumuz feci durumu yeterince açık göstermiyor mu? Bunda dil kurumunun suçu yok mu?
Kurtuluş savaşı yıllarında çıkan ve günümüz harflerine çevrilerek bugün tekrar basılan bir dergi var elimde. Orada gitdi, yapdı şeklinde yazıyor. Sanırım 1930'lara kadar böyle yazılmış. Sonra bir gün bir emir gelmiş, d'ler t olmuş.
Bunun hoş bir öyküsünü de okumuştum. Şair Abdülhak Hâmid ile müderris Ferid bey o olaydan sonra aralarında nükteli şekilde konuşurlar. Hamid bey Ferid beye "nihâyet senin de kuyruğuna bir it taktılar" der. Ferid beyin cevabı: "evet ama benim hiç olmazsa feri kaldı, senin adın hem ham, hem it."
Bu d'lerin t'leşmesi o kadar kötü bir duruma geldi ki dahi anlamındaki de, da'yı bile te, ta olarak yazanlar çıkıyor. Daha geçen gün Kılıçdaroğlu'nun adını kendi partilileri Kılıçtaroğlu olarak yanlış yazdılar. Hata son anda fark edildi de değiştirildi.
Bu içinde bulunduğumuz feci durumu yeterince açık göstermiyor mu? Bunda dil kurumunun suçu yok mu?
Yukarıdaki iletimi okumadınız sanırım :) asıl olan Türkçedeki ses uyumudur, Türkçenin yaklaşık 1500 yıllık yazılı tarihinde de hep ses uyumu gözetilerek yazılagelinmiştir, bunu bozan Osmanlıdır. Türkçede yapdı, gitdi olmaz. Yukarıda da dediğim gibi, Osmanlıca da yapdi, okudi yazılırdı, bugün de böyle mi yazalım? :) Kuşkusuz ki hayır, bu düzgün Türkçe değildir, yanlış Türkçedir, doğrusu yaptı (t ile, çünkü "p" sert sessiz), okudu yazımıdır.
Hâmid, Ferid gibi Arapça kökenli adlarda sondaki -d'ler korunabilir, çünkü özel addır, ancak Türkçeleşme gereği buralarda da t kullanılmış zaman içinde, bunda da bir sakınca yok, çünkü biz Arapçayı değil Türkçeyi gözetmeliyiz. Ona bakarsanız Arapça hiçbir adı doğru yazamayız, söz gelimi Ali adındaki ilk harf "ayn" harfidir, biz ise normal a ile yazıp okuyoruz, Hâmid, Ferid yazmak gerekir ise Ali'yi de ayn ile yazmak gerekir, bu durumda oldu olacak doğrudan Arapça konuşalım bari :)
Her dil, yabancı kökenli adları da kendi diline uyarlar ve öyle kullanır. Söz gelimi İbranca kökenli bir ad olan Ya'aqov /יַעֲקֹב/, Arapçada Ya'qûb /يعقوب/, Yunancada Iakôbos /Ιακωβος/, Hırvatçada Jakov, Çekçede Jakub, İtaluancada Giacobbe, Estoncada Jaagup, İngilizcede Jaycob, Ukraynacada Yakiv , Ermenicede Hakob /Հակոբ/ olduğu gibi, Türkçede de Yakup olmuştur. Bu adı Arapçada "p" harfi olmadığı için "b" ile seslendiriyorlar ve biz de Arapçadan aldık diye ille de Yakub biçiminde yazmak zorunda değiliz, madem öyle kök dile saygı duyup, İbrancadaki gibi Yaakov yazalım oldu olacak :)
Ben Türk çocuklarına yabancı dilde ad konulmasına sıcak bakan biri değilim, ancak isteyen istediği adı koyabilir tabii ki, ancak yabancı kökenli adların Türkçeleşmiş biçimleri konmalı, Yakup, Ferit, Hamit, Ali gibi. İnatla Yakub yazmak bilgisizliktir, hiçbir İngiliz Jaycop'u kalkıp da Ya'aqov diye yazmaz :) Arapçılar adına üzgünüm ancak Yakup Arapça değil, Araplar da dillerinde "p" sesi olmadığı için bu adı dillerine uyarlamışlar.
Hâmid, Ferid gibi Arapça kökenli adlarda sondaki -d'ler korunabilir, çünkü özel addır, ancak Türkçeleşme gereği buralarda da t kullanılmış zaman içinde, bunda da bir sakınca yok, çünkü biz Arapçayı değil Türkçeyi gözetmeliyiz. Ona bakarsanız Arapça hiçbir adı doğru yazamayız, söz gelimi Ali adındaki ilk harf "ayn" harfidir, biz ise normal a ile yazıp okuyoruz, Hâmid, Ferid yazmak gerekir ise Ali'yi de ayn ile yazmak gerekir, bu durumda oldu olacak doğrudan Arapça konuşalım bari :)...
Sanırım anahtar cümleyi bu satırın sonuna koymuşsun. Arapça konuşmak olarak görüyorsun meseleyi. Arap düşmanlığı ve nefreti açığa burada çıkmış.
Oysa o isimleri sana bana senin benim atalarımız koymuş. Koyduğu zaman arap ismi diye değil, dinî isim diye, islamî isim diye koymuşlar. Ben de kendimi o dine mensup görmüyorum ama toplumsal bir olgu olarak kabul ettiğim için sizler gibi tepkili de yaklaşmıyorum.
Biz Yakub'a "Yakub" der, "Yakup diye söylerdik. Sonra bir sertleştirme modası başladı ve Şimdi konuştuğumuz gibi yazıyoruz. Bunu da matah bir şeymiş gibi övünerek söylüyoruz.
Sen dilinin imlâsını zırt pırt değiştirirsen tabii ki söylendiği gibi yazılan, yazıldığı gibi konuşulan bir dilin olur. Ama bu hiç de olumlu bir şey değildir. Çünki imlâ dilin yasası gibidir.
1930'lardaki gibi kalabilirdi imlâ. O zaman dilimiz şimdiki anarşik durumda olmazdı. Kaos bundan dolayı geldi. Bundan dolayı devam ediyor.
Bak sen bile ne diyorsun; sert ünsüzden sonra gelen d'lerin t'leşmesini savunmadan yumuşak ünsüzlerin ve hatta ünlülerin de ardından gelen d'lerin bile t'leşmesini savunmaya geçtin. Niye? Sırf arapça ve arap nefreti yüzünden...
Ben mi? Merak etme, ben "öz" Türk'üm. Arap hayranı da değilim. Ama arap nefreti de yok bende. Çünki ben "öz" Türk'üm.
Bu başka kavimlere düşmanlık ve aşırı milliyetçilik hep öz olmayanların, sonradan olanların işi oluyor. Bunu da anlayabiliyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk kendi adındaki "Kemal"i "Kamal" yaptı bir ara. İyi mi oldu? Hayır, sadece komik oldu. Sonra vageçti. Ama sizler vazgeçemiyorsunuz.
Bende Arap nefreti falan yok, çalıştığım yerde bir Suriyeli bir de Ürdünlü iki Arap var, daha bugün Ürdünlü ile birlikteydik :) gerçek Araplarla hiçbir sorunum yok, zaten gerçek Araplarda da Türk ve Türkçe nefreti yok. Benin kızdığım bizdeki çakma Araplar, hadi isteyen Arap da olsun, ona da itirazım olmaz, ancak Türkçe nefreti var bu kişilerde, iş o noktaya geldi mi tepkim bellidir.
Yazdıklarımı okumuyorsunuz sanırım. Her dilde yabancı adlar o dilin yapısına göre biçim alır, Osmanlı yazısı baz alınarak bir imla oluşturulamaz, çünkü yanlıştır. Osmanlıcada okudi hatta daha doğrusu ile wqudi yazılırdı, bugün de böyle mi yazalım? Bu mudur düzgün Türkçe? Yapti, aldi, swtci mi yazalım? Hatta Türk de trk olarak yazılırdı Osmanlıcada, Türkçe yerine de trkch yazalım o zaman Osmanlı'daki gibi :)
Türkçe, kılıç zoruyla Arap alfabesine geçirildiğimiz günden 1928'e dek hep eksik ve yanlış yazıldı. Siz eksik ve yanlışı baz alalım diyorsunuz. Bu, isteseniz de olamayacak bir şey. Osmanlı zamanında da yapdi yazılırdı ancak yaptı okunurdu, telaffuz yazıldığı gibi değildi. Yukarıda belirttim Türk de trk diye yazılıyordu, okurken de trk mi diyorlardı sizce? :) Tabii ki hayır, Türk diyorlardı.
Osmanlı yazısını keyfimizden değiştirmedik ki, o yazı daha fazla devam edemezdi zaten. 600 yıl önce yazı, bu denli hayatımızın içinde değildi, o nedenle o eksik gedik yazı %3 okuryazarın elinde iyi kötü idare ediyordu, ancak günümüzde kullanılması imkansızdır. Şu anda bu ekranda yazı var, telefonunuza bakın yazı var, sokakta adım başı tabela var, evinize fatura geliyor yanlış okumamanız gerekir vb. Osmanlı yazısı kullanılırken bunların hiçbiri yoktu, bugün o yazı asla kullanılamazdı. Onlu, unlu, ünlü bakın bugün hepsi ayrı yazılıyor, Osmanlı yazısında ise tümü اونلى biçiminde aynı yazılır. Yani o yazıyı kullansak, unlu mamüller satan bir dükkanın çıkardığı ürünleri anlayamayız: Ünlü unlu mamüller mi, onlu unlu mamüller mi (belki onlu paketlerde bir tür kurabiye çıkardılar), unlu ünlü mamüller mi, ünlü onlu mamüller mi hiçbiri Osmanlı yazısında anlaşılamaz :)
Cumhuriyetimizin başlarındaki imlâyı esas alalım. Hatta 1930'lardakini esas alalım. Olur mu?
Haydi yaptı, etti olsun, ama yapmakdadır diyelim, etmekdedir diyelim. İsmin de hâlini koruyalım bâri, olur mu?
Ben konuşurken nasıl söyleneceğinden söz etmiyorum, yine yapmaktadır denecek ama yazarken yapmakdadır yazılacak. Öyle olmalı. Doğrusu bu.
İmlâ sık sık değişmez. Bunu kaçıncı defadır söylüyorum. Buna hiç değinmiyorsunuz.
Cumhuriyetimizin başlarındaki imlâyı esas alalım. Hatta 1930'lardakini esas alalım. Olur mu?
Haydi yaptı, etti olsun, ama yapmakdadır diyelim, etmekdedir diyelim. İsmin de hâlini koruyalım bâri, olur mu?
Ben konuşurken nasıl söyleneceğinden söz etmiyorum, yine yapmaktadır denecek ama yazarken yapmakdadır yazılacak. Öyle olmalı. Doğrusu bu.
İmlâ sık sık değişmez. Bunu kaçıncı defadır söylüyorum. Buna hiç değinmiyorsunuz.
Dediğinizi anlıyorum, ancak benim dediğim de şu: yapmak- fiili "k" ile yani sert sessizle bitiyor, dolayısıyla Türkçe kuralları gereği burada lokatif ek -da değil -ta olur, dolayısıyla yapmaktadır yazılır. Siz imlâyı Türkçenin kurallarına aykırı olarak belirleyip yapmakdadır yazarsanız, bu durum zaman içinde doğrusu ile değiştirilip yapmaktadır'a evrilir.
Neden imlâyı Türkçeye aykırı belirleyelim ki? Yapmaktadır olarak, Türkçe kurallara uygun belirleyelim imlâyı, bir daha da değişmesin ki zaten değişmez, doğrusu bu çünkü.
Bizim imlâmız sık sık değişmiyor ki, Latin alfabesine daha dün geçtik sayılır, imlâmız da oturdu, bu saatten sonra değişmez. İngilizcenin geçirdiği imlâ değişikliklerine değinmiştim önceki iletimde, onun yanında bizimki hiçtir.
Bizim 30'laraki imla yanlıştı, bozuk Osmanlı imlâsına dayanıyordu, sonra yavaş yavaş değişti, düzeldi. Meselâ bakın düzelti mi yazayım? :) Olmaz, düzel- fiili "l" ile biter, "l" yumuşak bir sestir, bu nedenle geçmiş zaman eki burada -di olarak gelir > düzeldi, gayet kolay. İmlâyı doğru Türkçe üstüne kuralım bir daha da değiştirmeyelim. Sizin değişti dediğiniz imlâ yanlıştı, yani imlâmız değişmedi düzeldi.
Bastı derken s sert ünsüz mü ki orada bile t kullanılıyor?
Kısacası durumumuz rezalet! İmlamız yerlerde sürünüyor. Herkes bir başka telden çalıp yazıyor. Dahi anlamındaki de-da'lar bile birilerince te-ta olarak yazılabiliyor. Ama bu düzelmiş hâli, öyle mi?!
Tad derdik eskiden, şimdi tat diyoruz. Bu mu düzelmiş hâl?!
Bastı derken s sert ünsüz mü ki orada bile t kullanılıyor?
Kısacası durumumuz rezalet! İmlamız yerlerde sürünüyor. Herkes bir başka telden çalıp yazıyor. Dahi anlamındaki de-da'lar bile birilerince te-ta olarak yazılabiliyor. Ama bu düzelmiş hâli, öyle mi?!
Tad derdik eskiden, şimdi tat diyoruz. Bu mu düzelmiş hâl?!
Sizin niyetinizi anlar gibiyim, bu nedenle tartışmayı uzatmayacağım. Bastı derken elbette -tı eki gelir, konuşurken deneyin basdı mı kolay söyleniyor bastı mı?
Yeryüzünde 42 Türk Dili var, tümünde bastı denir, yaptı denir ve böyle yazılır, uyduruk ve Türkçeye aykırı Osmanlıcayı mı baz alacağız 1500 yıllık yazılı dilimizi ve 42 Türkî dili mi?
Bağlaç olan de'leri te yazanlar bilgisizdir, imlamızda bağlaçları te yazın diyen yok ki, değil yerine deyil yazan da var, bu yazanların sorunu, imla ile ilgili değil bu konu.
Tad demezdik eskiden, bu durum Proto-Türkçedeki uzun seslilerin zaman içinde yitmesiyle ilgili bir durum. Proto-Türkçede tât uzun a ile söylenirdi. O dönemlerde uzun sesler içeren sözcüklerdeki uzun sesler, eski Türkçeye geliş sürecinde kısaldı, kısalan uzun ünlü ardındaki sert sessizi yumuşattı. Eski Türkçede uzun a ile ât "isim" demek iken kısa a ile at "beygir" demekti örneğin, ancak uzun a kısalınca biri ad oldu diğğeri hâlâ at. Bizim Türkçemizde, kimi sözcükler yalın yazılırken bu yumuşama durumu, ad örneğinde olduğu gibi yazımda gösterilmiyor, ancak sözcük ek aldığında ortaya çıkıyor. Örnek: yalınken tat > ancak ek alınca > tadı, tada, yalınken gök > ek alınca göğü, göğe çünkü Proto-Türkçede köök... Siz yalınken de tad yazalım diyorsanız, imla bu şekilde biçimlendirilebilir. Mesela Azerbaycan Türkçesinde böyledir, yalınken de yumuşak yazılır, ad gibi, od, süd, göy (gök), ağ (ak, beyaz), güc, tad vb.
İşte yine benim dediğim yere geldiniz fark etmeden :) bana göre de Türkçe kurallarına uygun yazım/imla olmalı, yani tıpkı ad yazdığımız gibi, Proto-Türkçede uzun iken, bugün kısalmış tüm sözcükler bu kurala uygun yazılmalı, Azerbaycan Türkçesindeki gibi. Bence de sözcük yalınken tad, göğ, ağ, güc yazılmalı... Bakın, doğrusun nasıl sezgiyle buldunuz. Türkçe size nasıl konuşulup yazılması gerektiğini sezdiren bir dildir, basdı dedirtmez size, zorlar, isteseniz de istemeseniz de size bastı dedirtir. Yalınken sözcüğü gök yazarsınız belki, ancak ek alınca Türkçe size der ki: "Hayır, o sözün yazılması gereken biçimi göğ", bu nedenle isteseniz de istemeseniz de göğü yazarsınız. Siz güç yazarsınız, ancak Türkçe size, "Yalınken güç yazıyorsun ama, benim kurallarım gereği o bugünkü Batı Oğuz dilinde güc olmalıdır" der, ve siz de ek alınca mecburen gücü yazarsınız... Yalınken git- dersiniz ancak ek almış türemesinde gidiş oluverir, çünkü < Ana Türçede kéét- kapalı e ile ve uzun seslidir, yalınken yut- dersiniz ancak ek alınca yudum olur, çünkü < Ana Türkçede yuut- uzun u iledir. Tüm bunları bilmeden yaparsınız, Türkçe size sezdirir korkmayın... Neden kök sözü ek alınca değişmez > kökü olarak kalır da, gök sözü ek alınca > göğü olur? Çünkü Ana Türkçede biri kısa ö ile kök (root), diğeri ise uzun ö ile köök (sky 2. blue) biçimindeydi, siz bunu bilmeseniz de göğü dersiniz konuşurken. Ana Türkçede yaat (yabancı) sözünün uzun a ile olduğunu bilmezsiniz belki ancak yadırga- (yabancılamak, yabancı hissetmek) fiilini kullanırken farkında bile olmadan yaat- > kural gereği olur yad-...
Yani, kendinizi Türkçenin emin ellerine bırakın, o sizi doğu yola ulaştırır :)
Sizin niyetinizi anlar gibiyim, bu nedenle tartışmayı uzatmayacağım. Bastı derken elbette -tı eki gelir, konuşurken deneyin basdı mı kolay söyleniyor bastı mı?
Bunları yazdığına inanamadım. Ben defalarca konuşurken farklı söyleyebileceğimizi belirttiğim hâlde bunu yazmış olman hayal kırıcı.
Konuşurken tabii ki "bastı" diyeceğiz. Biz burada konuşmayı değil, yazmayı tartışıyoruz.
Niyetimin ne olduğunu bana da anlatır mısın lütfen, ben de öğrenmiş olurum. :)
Yeryüzünde 42 Türk Dili var, tümünde bastı denir, yaptı denir ve böyle yazılır, uyduruk ve Türkçeye aykırı Osmanlıcayı mı baz alacağız 1500 yıllık yazılı dilimizi ve 42 Türkî dili mi?
Şimdiye dek senin bu sözünü doğru kabul ediyordum. Ama şimdi google translate'den birkaç kelimeyi denedim. Azerbaycan Türkçesinde, Özbek ve Kızgız Türkçelerinde baktım; senin yazdıklarını pek de doğrulamıyor. Sadece Kırgız Türkçesinde tatlı tattu olarak geçiyor. Onun dışında d-t konusu hep benim savunduğum ve Osmanlı ve 1930'lara kadar olan Türkiye Türkçesi imlâsında olduğu gibi. Mesela Özbek türkçesinde ketdi diyor, gitti için. Azerbaycan Türkçesinde yaptı için etdi, baktı karşılığı da baxdı demiş. Azerbaycan Türkçesinde ayrıca bakmaktadır için de baxmaqdadır diyor, google translate'e göre.
Senin dediğin gibi olan sadece Kırgız Türkçesi galiba. Orada t harfi kullanılıyor.
Demek ki bu konuda yazdıkların gerçeği pek de yansıtmıyor. Sanırım sen onu esas alarak yazıyorsun. Aslında esas almaktan çok tek veri olarak onu alıyorsun demek belki de daha doğru olur.
Türkçeyi ben de senin kadar seviyorum ama sanırım senin gibi sevmiyorum. İkimizin Türkçe sevgisi biraz farklı. Ben Türkçeyi nostaljik bir anı olarak değil, yaşayan bir dil olarak anlayıp seviyorum. Kendimi Türkçenin emin ellerine bırakıyorum ve emini de Türkçenin emin ellerindeki güzel kelimelerden biri olarak bilip benimsiyorum. :)
Yeryüzünde 42 Türk Dili var, tümünde bastı denir, yaptı denir ve böyle yazılır, uyduruk ve Türkçeye aykırı Osmanlıcayı mı baz alacağız 1500 yıllık yazılı dilimizi ve 42 Türkî dili mi?
Şimdi de bastıya baktım; Azerbaycan Türkçesinde basdı olarak geçiyor.
Demek ki Azerbaycan Türkleri de Osmanlı'ya uymuş! :)
Belki Google Translate'i kusurlu bulursun, ben de buluyorum, o nedenle Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış metin sunuyorum önüne:
"Çəvəl baldızım içəri girdi, məni süzdü, iri dişlərini nazik dodaqlarıyla güclə örtüb, başının işarəsiylə bibimi çölə cağırdı. Bibim sürgünə gedirmiş kimi ayaqlarını sürüyə-sürüyə onun dalınca bayıra çıxdı, bir az ləngiyəndən sonra otağa qayıtdı. Mən dözülməz həyəcanla Telli mamanın üzünə baxdım. Bibim birdən özünü üstümə atdı, məni ehmalca qucaqlayıb bağrına basdı"
http://kulis.lent.az/news/17589
Şimdi de bastıya baktım; Azerbaycan Türkçesinde basdı olarak geçiyor.
Demek ki Azerbaycan Türkleri de Osmanlı'ya uymuş! :)
Belki Google Translate'i kusurlu bulursun, ben de buluyorum, o nedenle Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış metin sunuyorum önüne:
"Çəvəl baldızım içəri girdi, məni süzdü, iri dişlərini nazik dodaqlarıyla güclə örtüb, başının işarəsiylə bibimi çölə cağırdı. Bibim sürgünə gedirmiş kimi ayaqlarını sürüyə-sürüyə onun dalınca bayıra çıxdı, bir az ləngiyəndən sonra otağa qayıtdı. Mən dözülməz həyəcanla Telli mamanın üzünə baxdım. Bibim birdən özünü üstümə atdı, məni ehmalca qucaqlayıb bağrına basdı"
http://kulis.lent.az/news/17589
Yazdıkların ve verdiğin bağlantılar doğru. Açıkçası gerek zaman azlığından gerekse biraz üstünkörü yazdığımdan çok ayrıntıya girmeden yazmışım. Konuyu uzatmak istememiştim. Doğrudur, Azerbaycanca (dilin resmî adı budur), Özbekçe gibi diller, yoğun Fars etkisi altında kalmış olan dillerdir. Örneğin Özbekçe bir konuşma dinleyiniz, ardından bir de Farsça bir konuşma dinleyiniz, Özbekçenin tınısının Farsçaya benzediğini fark edeceksiniz. Özbekçe ile Uygurca (yani Karluklar) üzerindeki İranî etki o denli fazladır ki (Uygurcada bir miktar Çince etkisi de söz konusudur ayrıca) bu dillerdeki ünlü uyumu tümüyle ortadan kalkmıştır, hatta Türkçenin alâmet-i fârikası diyebileceğimiz /ı/ harfi dahi bu dillerde ortadan kalkmıştır. Yani bu denli bozulmuş dillerin (Uygurca ve Özbekçe) imlâlarını "doğru Türkçe imlâ" olarak baz alamayız. Uygurca ile Özbekçede de öz Türkçede olmayan x (kh) sesi, hayli yoğun kullanılır, bu etki İranîdir.
Azerbaycanca üzerindeki Farsça etkisi de öylesine fazladır ki, yukarıdaki metin örneğinde de gördüğünüz gibi öz Türkçe fiilleri, sözcükleri bile, Türkçede olmayan x (kh) harfi ile yazmaktalar. Türkçedeki fiil çıkmak'tır /k/ ile, ancak bu öz Türkçe fiili bile sanki Farsçaymış gibi ve Farsçaya özgü bir ses olan x (kh) ile çıxmaq biçiminde, yine öz Türkçe olan ve bakmak biçiminde söylenmesi ve yazılması gereken fiili sanki Farsçaymış gibi baxmaq biçimlerinde yazan bir dilin de imlâsını "Doğru Türkçe imlâ" olarak baz alamayız. Yine Azerbaycandaki Fars etsikinden dolayı, bu dilde hiçbir sözcük öz Türkçede başlaması gerektiği gibi /ı/ ile başlamaz, örneğin Azerbaycanda ışık sözü işıq olarak /i/ ile yazılır ve söylenir, yıldırım ya da ıldırım olması gereken öz Türkçe söz ildirim, yıl olması gereken öz Türkçe söz il biçimlerinde yazılır. Tüm bu yazımlar (imlâ) açıkça Türkçe dışı yazımlardır.
Önceki iletimde uzamasın diye değinmediğim konular bunlar, yani özetle ben aslında, Türkçeyi yazılması gerektiği gibi yazan dilleri kast ettim ve bu nedenle 42 Türk dili dedim, yoksa iri ufaklı dil ve lehçelerle toplam Türkî dil sayısı 60'ı aşar, yabancı etkilerden dolayı yazımı bozuk olanları (Azerbaycanca, Uygurca, Özbekçe, Gagauzca) gibi dilleri kast etmemiştim alsında, ancak bunu belirtmediğim için bilmeniz mümkün değildi tabii :) şimdi belirtmiş oldum.
Üzerinde hiçbir yabancı etki olmayan, en pür Türk lehçesi Ege yörüklerinin şivesidir. Ben bunu dediğimde kimileri karşı çıkıyor, oysa bu ideolojik bir söylem değil, dilbilimsel bir gerçek. Söz gelimi, Anadolu'da bile doğuya gidildikçe ağızlar üzerinde Kürt ve Ermeni etkisi görülmeye başlanır. Örneğin İç Anadolu şivesinde, tıpkı Ermenice ve Kürtçede olduğu gibi, Türkçenin simge seslerinden olan /ö/ ile /ü/ yoktur. Söz gelimi bir İç Anadolulu gördüm değil hafif yumuşak bir "o" ve "u" ile > gôrdûm der. Yine Kürtçe ve Ermenice etkisinden dolayı Türkçede "olmayan" sesleri, öz Türkçe fiil ve sözcüklere bile katarlar. Örneğin bakmak yerine bahmah/bahmak derler, bakıyorum, ya da Yörük şivesiyle bakyorun demek yerine bahıyom ya da bağıyom derler. Tüm bu Türkçe dışı değişimler, yabancı etkiden dolayıdır. Şimdi birileri kalkıp da İç Anadolu şiveli bir imlâ ile bir yazı dili geliştirse, ona da itiraz ederim, "bu doğru Türkçe değil" derim.
Trakya'ya doğru çıkılınca, oralarda da hafif Balkan etkisi başlar ve yine Türkçedeki ses uyumu, telaffuz vb. bozulmaya başlar. Karadeniz'de Pontus Rum ve Laz/Gürcü etkisinden ötürü, Türkçe telaffuz yine bozuktur, celeyrum, cideyrum , pagayrum (bakıyorum), nereyesun? (neredesin? hem gramer açısından hem uyum açısından Türkçeye uygun değil) biçimindedir. Birileri bu şiveye dayalı bir imlâ gelitirse, ona da "doğru Türkçe bu değil" derim.
Dediğim gibi, en has Oğuz şivesi Ege Yörüklerindedir. Üzerinde en ufak bir Rum etkisi yoktur, olsaydı, Ege yörüklerinde de "ç"ler, "ş"ler, "ı"lar, "ö"ler, "ü"ler yiterdi, ancak yitmemiş, olduğu gibi duruyor. Çünkü Rumcada/Yunancada bu sesler yok, zaten Rumlar bu sesleri telaffuz da edemezler, yapacağım yerine yapacayim derler örneğin, ışıklı yerine isikli, saç yerine sas, çatı yerine tsati falan derler. Ege şivesi, en has Oğuzca olarak korunmuştur. İstanbul Türkçesi de genizden çıkan n (ñ) sesini yitirmesi dışında, yine korunmuş, doğrulukları fazla bir şivedir. Yani yazı dilimize bir geniz n'si (ñ), bir de belki kapalı e (é ya da ê) eklenirse sorun kalmaz. İstanbul şivesi de gayet iyi durumdadır, yalnızca bu iki sesi yitirmiş, bunları da eklersek eksiği kalmaz.
Osmanlı yazı dilinin "bir tek" doğrusu varsa, o da geniz n'sini kullanmasıdır. Günümüzde de bu ses yazımda kullanılmalıdır, telaffuzda sesletilmese de yazıda olmalı, çünkü Türkçenin zengin anlam alanını daraltıyor. Söz gelimi "geldiğiñi gördüm" (ikinci tekil kişinin geldiği görülmüş, "seniñ geldiğiñi"), "geldiğini gördüm" (üçüncü tekil kişinin geldiği görülmüş, "onuñ geldiğini"), eviñi (seniñ), evini (onuñ) vb.
Ayrıca sözcüklerde de anlam ayrımı vardır, eñ (abartı için kullanılan, "eñ büyük", "eñ çok" vb.), en (genişlik), oñ (sağ, sâlim), on (sayı "10"), ben (birinci tekil kişi), beñ (vücuttaki kara noktalar), biñ (sayı "1000"), bin- (fiil, binmek) vb.
Eskiden bu duruma uygun yazıyordum, kimi üyeler okuma zorluğu çıkartıyor deyince bıraktım, mevcut olan eksik alfabemizle yazıyorum.
Ben dil konusuna ideolojik değil, dilbilim açısından bakıyorum. İdeolojik baksaydım Osmanlı yazı dilinin "doğrusu"nu, günümüz yazı dilinin "eksiklerini" söylemez, körü körüne militanlık yapardım, körü körüne Osmanlı ya da Cumhuriyet düşmanlığı yapanlar gibi. Eğriye eğri, doğruya doğru diyorum yalnızca ve bunu yaparken de kullandığım ölçüt dilbilim, Türkçenin en eski kaynakları vb. atmıyorum yani :)
Sevgili Ang, güzel bilgiler veriyorsun ve doğru sözler ediyorsun ama üzerinde tartıştığımız konuda ikna olmuş değilim. Bir kere senin dediğine göre etki altında kalmamış Türkçe olarak elimizde bir Kırgızca kalıyor, bir de belki Kazakça. Bunları belirtmediğin için tahminle ve yine Google translate yoluyla bakarak söylüyorum. Bu iki dilde çeviri yapıp ek olarak t sesini almasına bakarak söylüyorum.
Bu iki dil etki altında kalmamış ve bozulmamış diyorsun sanırım ama Google Translate ile çevirdiğim cümlelerin Kızgızcalarını ve Kazakçalarını hiç anlayamadım. Etki altında kalmış olanları anlayabiliyorum ama bunları anlayamıyorum. Neyse...
Ayrıca şu da kafama takıldı: Başka dillerden etkilenmekle ismin de hâlini de-da diye yazmanın ne gibi bir ilgisi olabilir? Bu zaten bizim dil kuralımız değil mi? Doğrusu o değil mi? "Baxtı" örneğinde haklısın, ama ismin de-da hâli olan d'nin d olarak kalmasını yabancı etkiye bağlaman yanlış.
Bütün diller etki altında kalır ve etki altında kalması kötü bir şey değildir. Dillerin gelişimi biraz da etki altında kalmasıyla olur. Özellikle kelime alışverişi bu açıdan iyidir. Alınan kelimenin dilin ses yapısına ve kurallarına uygun bir dönüşümden geçerek dile yerleşmesine dikkat edilmeli diyebiliriz ancak. Bizde de uzun zaman boyunca öyle oldu. Aldığımız kelimeleri ses rötuşundan geçirerek alıyorduk. Tabii bu doğal olarak ve kendiliğinden oluyordu; birisi gümrük kapısında bekleyip yapmıyordu. :)
Sen tabii ki dilbilim ve dil konusundaki bilgiler temelinde bakıyorsun ve anlatıyorsun. İdeolojik bakmaktan kastım, mesela bu d'lerin t'leşmesine dildeki Arap etkisini yok etme gerekçesini de sunarak onay vermendi. İdeolojik bakmamayı başarmış olsaydın böyle bir gerekçeyi söylemezdin. Dilbilim ölçütlerine göre "yabancı etki" denilebilir ama bunu Arap, Fars, Batı dilleri diye ayırıp seçici olmaya başlandığında bu ideolojinin alanına giriyor tabii ki. :)
Alfabemize geniz n'si ve açık ve kapalı e harflerinin girmesi iyi olurdu. Bir de q harfinin girmesi iyi olabilirdi sanırım. Bu harf alınacakmış ama son anda çıkarılmış alfabenin oluşturulması çalışmalarında.
Aslında olan olmuş, bitmiş. Burada teorik tartışma yapıyoruz. Pratiğe dönme ihtimali ve şansı zayıf, neredeyse imkansız. Üstelik kim, hangi bilgi ve birikimle yapacak? Dil kurumu elimizdekileri koruyacak ve geliştirecek adımlar atsa yine iyi. Oysa çok yetersizler.
D'lerin t'leşmesi olgusu bir realite. Buradan geriye dönüş imkansıza yakın. Dahi anlamındaki de-da'lar düzgün yazılsa ona da râzıyım. Ama onu da te-ta şeklinde yazanlar çok var. Neden böyle? Çünki söylenirken te-ta diye çıkıyor da ondan. "Mesela Ahmet de geliyor" derken aslında "Ahmet te geliyor" diyoruz. Evet, konuşma dili daha hızlı değişiyor ve artık d harfini özellikle sert ünsüzlerin ardından t diye seslendiriyoruz. Ama bu durumda yazıyı da ona mı uyduracağız? Sizin dedikleriniz buraya gelip çatıyor. Artık "yaptık da ne oldu?" diye yazılan cümleyi "yaptık ta ne oldu?" şeklinde söylüyoruz. Bu durumda dahi anlamındaki de-da'ları da te-ta diye mi yazmalıyız?! Tabii ki hayır!..
"İmlâ kolay kolay değişmemelidir" derken işte bundan dolayı diyoruz. Aksi halde her gün değişen konuşma dilinin peşinden sürüklenen bir kuru yaprak misali savrulur gider.
Felâsife
22-09-2017, 01:14
"İmlâ kolay kolay değişmemelidir" derken işte bundan dolayı diyoruz. Aksi halde her gün değişen konuşma dilinin peşinden sürüklenen bir kuru yaprak misali savrulur gider.
Konuşma dilini küçümsüyorsun :)
Yazı dili, konuşma dilini değiştiremez ama konuşma dili, yazım dilini pekâlâ değiştirir, zaten değiştirmişte. :pop2:
Konuşma dilini küçümsüyorsun :)
Yazı dili, konuşma dilini değiştiremez ama konuşma dili, yazım dilini pekâlâ değiştirir, zaten değiştirmişte. :pop2:
Evet ama işte bu kötüdür, iyi bir şey değildir, dildeki problemlerimizin bir kısmı bundan dolayıdır.
Konuşma dili bazan günden güne, aydan aya değişir; yazı dili yüzyıllardan yüzyıla. Böyle olmalıdır. Doğrusu budur. Aksi hâlde dilin iskeleti çöker. Dilin kimliği ciddi yaralar alır.
Neden? Tüm dillerde çok sayıda şive farkı vardır. Bizde de öyle. Yine tüm dillerde bu şive farkları içinden ülkenin en gelişmiş, en medenî, en elit kesimin konuştuğu şiveyi seçip ulusal dil yapma anlayışı vardır. Bu bizde İstanbul şivesi idi. En güzel Türkçe eskiden İstanbul'lu varlıklı hanımların konuştuğu Türkçe idi.
Mesela "sola dön" demeyi basitlik sayar, "sol tarafa dönünüz" derlermiş. :)
Dile özen, bilince özenin ürünü ve gereğidir.
Yazı dili konuşma dilinin peşinden sürüklenirse düşünebiliyor musun ne olacağını? Her şiveye göre ülkenin her yerinde ayrı bir yazı dili çıkar. Şive dili çıkar daha doğrusu. Askerliğimi yaparken eğitim düzeyi düşük gençlerin konuştuğu gibi yazmalarına şahit olmuştum. Bir "celeyrum" diyordu, öbürü "gelirem", vb...
Bu sence iyi bir şey mi? :)
Felâsife
23-09-2017, 00:07
Evet ama işte bu kötüdür, iyi bir şey değildir, dildeki problemlerimizin bir kısmı bundan dolayıdır.
Buna problem diyen sensin, fazla bir problem yok ortada, sanırım bu aralar Arapça da çalışıyorsun, haliyle t lerin d olmasına takıldın, zaten biraz Arapça çalışanın bu noktada kafasının karışmaması elde değildir. Sonunu t yapamazsın müennes olur :D Türkçede ise oluyor işte, d kullanımı zaten asalak bir kullanımmış, yoksa Anadolu halkı Osmanlı zamanında imlâ bilmezdi, şimdide bilmez aslında, sonuç Murat'a Murad demez, Mehmet'e Mehmed demez, yazmazda. Yazıyorsa da Arapça yüzündendir, kırsal kesimde din eğitimi vardır, elanda vardır.
TDK bu konuda doğrusunu yapmıştır bencede, halkın doğru kullanımı ise imlâ hatası da olabiliyormuş ki bu da çok ilginçmiş.
Sevgiler
Sevgili Ang, güzel bilgiler veriyorsun ve doğru sözler ediyorsun ama üzerinde tartıştığımız konuda ikna olmuş değilim. Bir kere senin dediğine göre etki altında kalmamış Türkçe olarak elimizde bir Kırgızca kalıyor, bir de belki Kazakça. Bunları belirtmediğin için tahminle ve yine Google translate yoluyla bakarak söylüyorum. Bu iki dilde çeviri yapıp ek olarak t sesini almasına bakarak söylüyorum.
Bu iki dil etki altında kalmamış ve bozulmamış diyorsun sanırım ama Google Translate ile çevirdiğim cümlelerin Kızgızcalarını ve Kazakçalarını hiç anlayamadım. Etki altında kalmış olanları anlayabiliyorum ama bunları anlayamıyorum. Neyse...
Kazakça ile Kırgızcada da etki vardır, Moğol ve Rus etkisi :) ancak bu etki dildeki sesleri değiştirecek kadar değildir. Dildeki sesler açısından hiç etki görmemiş tek Türkî dil Türkçedir. Yani dilimizde olan sesler yitmemiş (Özbekçe ve Uygurcada /ı/ların yitmesi gibi), ya da dilimizde olmayan sesler, dilimize eklenmemiş (Azerbaycan dilindeki /x/ler gibi) vb.
Ayrıca şu da kafama takıldı: Başka dillerden etkilenmekle ismin de hâlini de-da diye yazmanın ne gibi bir ilgisi olabilir? Bu zaten bizim dil kuralımız değil mi? Doğrusu o değil mi? "Baxtı" örneğinde haklısın, ama ismin de-da hâli olan d'nin d olarak kalmasını yabancı etkiye bağlaman yanlış.
Yer eki (lokatif ek) olan -de/-da'lar ses uyumu durumuna göre -te/-ta olabilmektedir, bunu Türkçenin günümüze ulaşabilmiş en eski yazılı örnekleri olan Orhun Yazıtlarında da görmekteyiz.
Örnek: Bilge Kağan Yazıtı - Doğu Yüzü (2. satır)
𐰇𐰕𐰀:𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰢: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰸𐰢𐰀: 𐰇𐰠𐱅𐰲𐰃𐰲𐰀: 𐰽𐰴𐰣𐰍𐰢𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰋𐰏𐰠𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰏𐰼𐰯: 𐰾𐰋𐰤𐰯: 𐱃𐰆𐰭𐱃𐰢𐱁: 𐰚𐰇𐰕𐰃: 𐰘𐰇𐰏𐰼𐰚𐰇𐰼𐱅𐰃: 𐰋𐰇𐰓𐰚𐰀: 𐰇𐰕𐰢: 𐰆𐰞𐰺𐰯: 𐰉𐰆𐰨𐰀: 𐰍𐰺: 𐱅𐰇𐰼𐰏: 𐱅𐰇𐰼𐱅: 𐰉𐰆𐰞𐰭𐰑𐰴𐰃: 𐰃𐱅𐰓𐰢: 𐰇𐰕𐰀: 𐰚𐰇𐰚: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰽𐰺𐰀: 𐰖𐰍𐰕: 𐰘𐰺: 𐰴𐰃𐰞𐰦𐰸𐰑𐰀: 𐰚𐰃𐰤: 𐰺𐰀: 𐰚𐰃𐰾𐰃: 𐰆𐰍𐰞𐰃: 𐰴𐰃𐰞𐰣𐰢𐰾:
...üze kağan olurtum. Olurtukuma ölteçiçe sakınığma Türk begler budun ögirip sebinip torigtamış közi yügerü körti. Bödke özüm olurup bunca ağır törüg tört bulungdakı...
Olurtum "oturdum" ile körti "gördü" sözlerinde, gördüğünüz gibi yer ekleri /t/li biçimlerde yazılmış.
22. satır ise şöyle
𐰲𐰢𐰕: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰾: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱃𐰃: 𐰚𐰇𐰾𐰃: 𐰖𐰸: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰕𐰆𐰤: 𐱅𐰃𐰘𐰤: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐱅𐰇𐰤: 𐰆𐰑𐰢𐰑𐰢: 𐰚𐰇𐰤𐱅𐰕: 𐰆𐰞𐰺𐰢𐰑𐰢: 𐰃𐰤𐰢: 𐰚𐰇𐰠𐱅𐰃𐰏𐰤: 𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀: 𐰚𐰃: 𐱁𐰑: 𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀: 𐰇𐰠𐰇: 𐰘𐰃𐱅𐰇: 𐰴𐰕𐰍𐰦𐰢: 𐰨𐰀: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰯: 𐰋𐰃𐰼𐰚𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰆𐱃: 𐰽𐰆𐰉: 𐰴𐰃𐰞𐰢𐰑𐰢: 𐰢𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰸𐰢𐰀: 𐰘𐰃𐰼: 𐰽𐰖𐰆: 𐰉𐰺𐰢𐱁: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰠𐰇: 𐰘𐰃𐱅𐰇: 𐰖𐰑𐰍𐰣: 𐰖𐰞𐰭𐰣: 𐰖𐰣𐰀:
...eçimiz kazğanmış budun atı küsi yok bolmazun tiyin, Türk budun üçün tün udımadım. Küntüz olurmadım. İnim birle ölü yitü kazğandım. Anca kazğanıp biriki budunuğ ot sub kılmadım...
Burada da udımadım "uyumadım", olurmadım "oturmadım" ve kazğandım "kazandım" sözlerinde yer ekleri /d/li biçimlerde geçmekte.
Yani, yerine göre, ses uyumu gereği yer ekleri t-d olarak değişebilmekte.
Sen tabii ki dilbilim ve dil konusundaki bilgiler temelinde bakıyorsun ve anlatıyorsun. İdeolojik bakmaktan kastım, mesela bu d'lerin t'leşmesine dildeki Arap etkisini yok etme gerekçesini de sunarak onay vermendi. İdeolojik bakmamayı başarmış olsaydın böyle bir gerekçeyi söylemezdin. Dilbilim ölçütlerine göre "yabancı etki" denilebilir ama bunu Arap, Fars, Batı dilleri diye ayırıp seçici olmaya başlandığında bu ideolojinin alanına giriyor tabii ki.
Yer eklerinin d-t olabilmesinin yabancı etkisiyle ilgisi yok, Türkçe içi bir durum. Senin söz ettiğin, özellikle Arapça adlardaki sonda bulunan d'lerin t'leştirilmesi olayı. Örneğin Ahmed adının > Ahmet yazılması, Yâkub adının > Yakup yazılması gibi. Bu konuda senin dediğin olabilir, yani Ahmed, Yâkub yazılabilir, özel ad çünkü. Ancak daha önce de söz ettiğim gibi, yabancı kökenli adları da Türkçeleşmiş biçimleriyle yazsak yanlış yapmış olmayız, tüm dillerde yabancı kökenli adlar ilgili dildeki dönüşmüş biçimleriyle yazılırlar. Arapçadaki Ya'akub biçimi de Arapçalaşmış hâli zaten, adın aslı İbranca Ya'akov.
Alfabemize geniz n'si ve açık ve kapalı e harflerinin girmesi iyi olurdu. Bir de q harfinin girmesi iyi olabilirdi sanırım. Bu harf alınacakmış ama son anda çıkarılmış alfabenin oluşturulması çalışmalarında.
Anlam ayrımı bakımından açık-kapalı e'ler ve ñ önemlidir, ancak q için böyle bir durum söz konusu değil. Örneğin ét- İnglizcesiyle "to make", demek iken, et "meat" demektir, él "diyar, memleket 2. devlet" demek iken, el İngilizce "hand" demektir, yani aslında önemli, ñ için yukarıda örnekler vermişim zaten yinelemeye gerek yok. Ancak bizim Batı Oğuzcasında yani Türkçe dediğimi dilde q-k ayrımı yok. Söz gelimi Kazakçada q vardır, çünkü bu ses gırtlaktan çıkarılır, k ise daha yumuşak söylenir, bu nedenle alfabede ayırmışlar. Azerbaycan dilinde de q'lar bizdeki "ga" gibi kalın söylenirken, k'ler daha ince söylenir. Biz, alfabeye q'yı alsak da yine "k" gibi okuyacağız, bir katkısı olmayacak yani.
Aslında olan olmuş, bitmiş. Burada teorik tartışma yapıyoruz. Pratiğe dönme ihtimali ve şansı zayıf, neredeyse imkansız. Üstelik kim, hangi bilgi ve birikimle yapacak? Dil kurumu elimizdekileri koruyacak ve geliştirecek adımlar atsa yine iyi. Oysa çok yetersizler.
Doğru, ancak halk olarak da kimi şeyleri yapabiliriz, her şeyi devletten beklememek gerekiyor :) meselâ Romencede de bizdeki /ı/ sesi var, ancak eskiden (80'lere değin) î biçiminde yazılıyordu, nedense halk bunu bir türlü benimsemedi, bu harf yerine â tercih ediliyordu, halkın zorlamasıyla 80'leren sonra î ortadan kalktı > â oldu. Bunun gibi nice örnek var, mesela Azerbaycancada da illkin açık e sesi için /ä/ harfi kullanılıyordu, ancak dilde zaten ö ile ü olduğu için, bu kadar çok çift noktalı harfi halk istemedi, halk eski Kiril alfabesindeki harfleri olan ters e'leri kullanmayı sürdürdü, devlet de mecburen direnmedi ve Azerbaycancada bugün açık e'ler ters e :)
Tabii bu işler kültür işi, bizim gibi insanların geçim derdinde olduğu ve birçok sorunun olduğu bir ülkede sıra bu konulara gelmez. İzlanda gibi, olmadı Polonya gibi bir ülke olursak ilerde, sıra o zaman bu işlere gelebilir belki :) ancak bizler umudumuzu yitirmeyelim, senin gibi benim gibi birileri bu işlere kafa yorsun ki günü geldiğinde trak diye harekete geçebilelim :) boşa zaman yitirmeyelim o günler gelince...
D'lerin t'leşmesi olgusu bir realite. Buradan geriye dönüş imkansıza yakın. Dahi anlamındaki de-da'lar düzgün yazılsa ona da râzıyım. Ama onu da te-ta şeklinde yazanlar çok var. Neden böyle? Çünki söylenirken te-ta diye çıkıyor da ondan. "Mesela Ahmet de geliyor" derken aslında "Ahmet te geliyor" diyoruz. Evet, konuşma dili daha hızlı değişiyor ve artık d harfini özellikle sert ünsüzlerin ardından t diye seslendiriyoruz. Ama bu durumda yazıyı da ona mı uyduracağız? Sizin dedikleriniz buraya gelip çatıyor. Artık "yaptık da ne oldu?" diye yazılan cümleyi "yaptık ta ne oldu?" şeklinde söylüyoruz. Bu durumda dahi anlamındaki de-da'ları da te-ta diye mi yazmalıyız?! Tabii ki hayır!..
"İmlâ kolay kolay değişmemelidir" derken işte bundan dolayı diyoruz. Aksi halde her gün değişen konuşma dilinin peşinden sürüklenen bir kuru yaprak misali savrulur gider.
Bağlaç olanlar de ve da'dır, orada sorun yok, te-ta biçiminde yazanlar değil yerine deyil, herkes yerine herkez yazanlar gibidir, bireysel hatadır, imlâda yeri yok zaten bu gibi yazımların.
Dediğini anlıyorum ve katılıyorum. İmlâ bir kere sabitlenir ve bir daha da oynanmaz. Daha önce de dediğim gibi, biz Latin alfabesine çok geç geçtik, bu nedenle imlânın oturması uzun sürdü, ancak bu tür oturma süreçleri diğer dillerde de oldu, önceki iletilerimde İngilizceden örnekler vermiştim.
Şu noktada bir video paylaşmak istiyorum, videodaki kişi Mustafa Çalık, Ülkücü bir ağabeyimiz ve dolayısıyla Türk-İslamcı (İslamcı kısmı daha önemlidir Ülkücülerde) bakınız ne diyor
https://www.youtube.com/watch?v=DGxp4W5Plsw
Mustafa Bey, tipik bir İslamcı gibi abartılı ve bilgi eksikliği olan biçimde konuşuyor. Robespierre her şeye dokundu ama Académie Française'e dokunmadı diyor. Harf İnkılâbı çok zararlı oldu diyor vb.
Birinci soru, Académie Française hangi yılda kuruldu? Yanıt, 1635. Peki neden Osmanlı, aynı devirde bir Türk Dil Kurulgası (ya da kurumu, kurultayı) vb. kurmadı? Demek ki Türkçeye, Fransızların dillerine önem verdikleri kadar önem vermedi, zaten bu nedenle alfabe değiştirmek zorunda kaldık ya, sanki keyfimizden alfabe değiştirdik. Osmanlı bir dil kurumu kursa dahi adı bile Türkçe olmazdı muhtemelen, Cemiyet-i Lisâniyat falan der, Arapçayı, Farsçası yüceltirdi. Ancak Fransızlar öyle yapmadılar, bu nedenle Mustafa Bey'in verdiği örnek bizle örtüşmüyor. Ayrıca Fransızlar, dillerini yazmakta eksiklik gösteren, Fransızcaya uygun olmayan bir yazı kullanmıyorlardı ki, neden dokunsun Robespierre Fransız Dil Kurumu'na? Senin kullandığın yazıda Türk bile trk olarak yazılıyor, Türkçe dahi trkch biçiminde yazılıyordu, oldu mu öldü mü, unlu mu onlu mu belli değil, böylesine Türkçeye uygun olmayan bir alfabe elbette değiştirilecekti, Robespierre zamanında Fransızca için kullanılan alfabe de böylesine yetersiz olsaydı, emin olun Robespierre ilkin alfabeye dokunurdu.
Sevgili Ang, buradayken sana x harfinin farklı okunuşunu sormak istiyorum. Mesela sözünü ettiğin "baxtı"da "bahtı" diye, kalın h sesi olarak çıkıyor, ama harfin ingilizce okunusu iks.
Bu farklılığın sebebi ne olabilir? Hangi dillerde iks, hangi dillerde hı sesini karşılıyor?
Sevgili Ang, buradayken sana x harfinin farklı okunuşunu sormak istiyorum. Mesela sözünü ettiğin "baxtı"da "bahtı" diye, kalın h sesi olarak çıkıyor, ama harfin ingilizce okunusu iks.
Bu farklılığın sebebi ne olabilir? Hangi dillerde iks, hangi dillerde hı sesini karşılıyor?
Bu harfin okunuşu hırıltılı h (kh). Bu sesin kökeni eski Yunanca, bugün Yunancada hâlâ x harfi "kh" okunur. Buradan esinle Rusçada, Azerbaycancada, Kürtçede, Zazacada, Lazcada da bu harf aynı sesi verir. Latincede "ks" okunuyor yalnızca, İngilizceye de Latince etkisiyle alınmış.
Bu harfin okunuşu hırıltılı h (kh). Bu sesin kökeni eski Yunanca, bugün Yunancada hâlâ x harfi "kh" okunur. Buradan esinle Rusçada, Azerbaycancada, Kürtçede, Zazacada, Lazcada da bu harf aynı sesi verir. Latincede "ks" okunuyor yalnızca, İngilizceye de Latince etkisiyle alınmış.
Teşekkürler...
Teşekkürler...
Ricâ ederim. Bu konulara ilgi duyan birini bulmuşken tüm soruları bildiğimiz kadarıyla yanıtlarız :)
Yer eki -de/-da'ya takıldık daha önemli konuları atladık :) öncelikle şunu belirtelim, yeryüzündeki hiçbir dil yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz, çünkü konuşma dili zaman içinde değişir, ancak yazı dili belli bir dönemde sabitlenmelidir.
Türkçe de, yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz. Örneğin gideceğim yazılır, ilelebet de böyle yazılmalıdır, bu yazım/imlâ değiştirilmemelidir, ancak okunuş değişmiştir, günümüzde gidiceem biçiminde okunur, yazacağım yazılır, yazıcaam okunur vb. Gitmeyeceğim yazılır gitmiyceem, yazmayacağım yazılır yazmıycaam okunur vb. İlerde, söz gelimi 100 yıl sonra belki gidiciim, yazıciim okunacak, ancak yazılışı aynı kalmalıdır, işte o zaman bizdeki durum da bugünkü İngilizcenin, Fransızcanın durumu gibi olacak, bu zaten kaçınılmaz, ancak yazı dili sabit kalmalıdır.
Yer eki -de/-da'ya takıldık daha önemli konuları atladık :) öncelikle şunu belirtelim, yeryüzündeki hiçbir dil yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz, çünkü konuşma dili zaman içinde değişir, ancak yazı dili belli bir dönemde sabitlenmelidir.
Türkçe de, yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz. Örneğin gideceğim yazılır, ilelebet de böyle yazılmalıdır, bu yazım/imlâ değiştirilmemelidir, ancak okunuş değişmiştir, günümüzde gidiceem biçiminde okunur, yazacağım yazılır, yazıcaam okunur vb. Gitmeyeceğim yazılır gitmiyceem, yazmayacağım yazılır yazmıycaam okunur vb. İlerde, söz gelimi 100 yıl sonra belki gidiciim, yazıciim okunacak, ancak yazılışı aynı kalmalıdır, işte o zaman bizdeki durum da bugünkü İngilizcenin, Fransızcanın durumu gibi olacak, bu zaten kaçınılmaz, ancak yazı dili sabit kalmalıdır.
Çok doğru... Bunları dile getiriyordum ben de. Sonunda sen de bana katıldın. :)
Mesela "abi" deriz ama "ağabey" yazilması lazım, degil mi? Ama maalesef artık bunu da kaçırdık. Diyemeyiz, desek de sen ben bizim oğlan deriz.
İmlâmızı kaybettik artık derken biraz da bunlardan dolayı diyordum.
Çok doğru... Bunları dile getiriyordum ben de. Sonunda sen de bana katıldın. :)
Mesela "abi" deriz ama "ağabey" yazilması lazım, degil mi? Ama maalesef artık bunu da kaçırdık. Diyemeyiz, desek de sen ben bizim oğlan deriz.
İmlâmızı kaybettik artık derken biraz da bunlardan dolayı diyordum.
Evet, ağabey yazılmalı, okurken "abi" denebilir. Çoğu kişi imlâyı bilmediği için yanlış yazıyor, bir kısmı da, "nasıl olsa internet ortamı, boş ver yea" diye düşünüp konuştukları gibi yazıyor insanlar. Bu durumlar tüm dillerde var, İngilizcede de for yazmak yerine, sesletimi benzediği için kısaca 4 yazanlar var :) to yerine 2 vb. Tonight yazacağı yerde 2ngt, to you yazmak yerine > 2 u yazıyor gençler, see you later yazacağı yerde kısaca > c u ltr yazıyorlar. Bunlar, internet ortamında oluyor, ancak iş ciddi bir yazıma geldiğinde böyle yapmıyorlar, bizde de insanlar, ciddi bir yazı yazacakları zaman imlâyı bilmeli ve doğru yazmalılar.
Evet, ağabey yazılmalı, okurken "abi" denebilir. Çoğu kişi imlâyı bilmediği için yanlış yazıyor, bir kısmı da, "nasıl olsa internet ortamı, boş ver yea" diye düşünüp konuştukları gibi yazıyor insanlar. Bu durumlar tüm dillerde var, İngilizcede de for yazmak yerine, sesletimi benzediği için kısaca 4 yazanlar var :) to yerine 2 vb. Tonight yazacağı yerde 2ngt, to you yazmak yerine > 2 u yazıyor gençler, see you later yazacağı yerde kısaca > c u ltr yazıyorlar. Bunlar, internet ortamında oluyor, ancak iş ciddi bir yazıma geldiğinde böyle yapmıyorlar, bizde de insanlar, ciddi bir yazı yazacakları zaman imlâyı bilmeli ve doğru yazmalılar.
Dilimize yabancı dillerden geçen ve kullanılan kelimeler artık ait oldukları dillerde yazıldığı gibi yazılıyor. Eskiden aut yazardık, şimdi demode anlamındaki out'u out diye yazıyoruz.
Bunları kullanmak zorunda kaldığımızda ismin halleri gelince nasıl yazmalı sence? Mesela trade'i mi, "trade"i mi, veya nasıl?
Malum, dil kurumumuz bu konuda sessiz, tepkisiz... :)
rainfall38
27-09-2017, 22:18
benim yazım şeklim nasıl bir hata yazım yanlışı varmı?gariplik gibi birşey.
benim yazım şeklim nasıl bir hata yazım yanlışı varmı?gariplik gibi birşey.
Herkes kadar... Mesela "varmı" değil, "var mı" yazmalıydın. Noktalama işaretleri hatalı, vb...
rainfall38
27-09-2017, 22:41
Herkes kadar... Mesela "varmı" değil, "var mı" yazmalıydın. Noktalama işaretleri hatalı, vb...
Dikkat ederim.
Felâsife
28-09-2017, 03:16
Türkçe de, yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz. Örneğin gideceğim yazılır, ilelebet de böyle yazılmalıdır, bu yazım/imlâ değiştirilmemelidir, ancak okunuş değişmiştir, günümüzde gidiceem biçiminde okunur, yazacağım yazılır, yazıcaam okunur vb. Gitmeyeceğim yazılır gitmiyceem, yazmayacağım yazılır yazmıycaam okunur vb.
Ben buna pek katılmayacağım yani, yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz kısmına.
Birileri böyle cem/cam çem/çam lı konuştu diye, Türkçe bozulmuş olmasa gerek, bu böyle yapanın sorunudur, bir nevi buda şehirli şivesi oluyor, yaşantı dili/konuşuğu etkiliyor.
Bozukluk dediğimiz şey şivedir bana göre, bu bozukluk ise tüm şiveler bozukluk demek gerekir ki, sanırım bu da olayı bam başka boyutlara çeker.
Biz çocukken cem/cam çem/çam lı konuşuk hiç duymazdık, çoklu kanallar çıktı, olay reytiglere binince kuşum Aydın filan böyle şeyler derdi, derken IRC, MSN, girdi bunlar çıktı, ve dahada çıkıyor.
Ama genede Türkçe yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz demek olmasa gerek bu. Kim bilir belki ileride yazı/yazım diye bir şey bile kalmayacak, telepatik bir dünyada kim ne eder yazıyı mesela.
Yada ileri düzey teknolojik iletişimler geliştiğinde, yazı tarih bile olabilir.
Dokunduğun şey lisanıyla kendini anlatırsa mesela, bir tek eşya, bir mendil, bir çiçek çok şeyler söylerse, yazıyı komple at çöpe gitsin.
Tabi sizler daha iyi bilirsiniz harf/yazının daha öncesi bir takım damga/tamga simge ve şekillerden ibaretmiş, onlar bile çok şey anlatırken, geleceği yazının ASLA değiştirelemez kurallarına göre ipoteklemek bana göre mantıklı değil.
Tüm kurallar bir gün yıkılmak için vardır. :evil:
Birileri böyle cem/cam çem/çam lı konuştu diye, Türkçe bozulmuş olmasa gerek, bu böyle yapanın sorunudur, ...
Ang öyle bir şey demedi ki...
-cem, -cam'lı veya -yom'lu konuşmak sorun değil ki... hata da değil, kusur da değil.
Ang başka bir şey dedi... :)
Felâsife
30-09-2017, 02:49
Ang başka bir şey dedi... :)
Ne dedi diye demicem :D çünkü ne okuduğumu biliyorum, yazı dili sabitlenmelidir diyor, değişmemeli diyor, bende bu değişme ile Türkçe bozulmuş olmasa gerek dedim.
Nihayetinde etten kandan olmasada CANLI bir şeyden söz ediyoruz. Dil gerek konuşma gereksede yazı olsun, canlı bir yapı, en azından canlı bir yapıdan ortaya çıkmış bir yapı.
Şimdi insandan çıkan bu şey insanı kontrol ederse, bunun mantığı yok. İnsan bunu kontrol ettiği sürece insandır.
Dediğim gibi gelecekte yazıyı komple insan hayatından bile çıkartabilir. Yaban insanları yazı ile mi iletişiyorlardı? Bu bugün bile vardır.
Ha nedir; Yazı güzel bir iletişim aracıdır, ama her zamanda böyle değildir, bazende iğrenç bir iletişim sağlar. Örneklemeye gerek olmasa gerek. :)
Ne dedi diye demicem :D çünkü ne okuduğumu biliyorum, yazı dili sabitlenmelidir diyor, değişmemeli diyor, bende bu değişme ile Türkçe bozulmuş olmasa gerek dedim.
Öyle demedin işte, bak ne demişsin:
Ben buna pek katılmayacağım yani, yazıldığı gibi okunmaz, okunduğu gibi yazılmaz kısmına.
Birileri böyle cem/cam çem/çam lı konuştu diye, Türkçe bozulmuş olmasa gerek, bu böyle yapanın sorunudur, ...
"İmlâ sürekli değişirse bu sorun olmamalı" demiş olsaydın ona da itiraz ederdim tabii. Ama sen önceki mesajında "konuştu diye" demişsin.
Bizim millette bir de farklı düşünüp farklı yazma adeti var. Maalesef Türkçe düşünüldüğü gibi de yazılmayan bir dil oldu. :)
Felâsife
30-09-2017, 12:44
Öyle demedin işte, bak ne demişsin:
Ne diyeyim bilemiyorum ki algın öyle hassaslaşmış ki seçiyorda seçiyor. Dolayısıyla her şeyi imlâya göre değerlendiriyorsun. Varsada yoksada imlâ!
Konuştu, konuşuk, konuşmak hepside konuşma ile ilgili, Türkçe dediğimde illada imlâ demiyorum, demiş olsam sizle paralel giderim.
Türkçe demek illada imlâ mı demektir?
Mesela Seda'nın söylediği şu şarkı, söylendiği gibi mi yazılmamış veya yazıldığı gibi mi söylenmemiş. Hangi kurala ters?
https://www.youtube.com/watch?v=Vez02Aw6FFw
Amannn...
Bu sabah erken uyandım işe gitmicem..
Manyadın mı uykumda var ama yatmıcam..
Küveti su dolduracam yıkanmıcam..
Kahvaltımı hazırlıcam ama etmicem..
Niye biliyon mu ?
Çok derdim var çok
Çok derdim var çok (2x)
Amannn...
Bu sabah erken uyandım işe gitmicem..
Annem başımın etini yicek hastayım dicem
Televizyonu açıcam ama radyo dinlicem
Bütün gün mızmızlancam veryansın edicem
Niye biliyon mu ?
Çok derdim var çok
Çok derdim var çok (2x)
Bizim millette bir de farklı düşünüp farklı yazma adeti var. Maalesef Türkçe düşünüldüğü gibi de yazılmayan bir dil oldu. :)
Bizim millette âdet çok, illa odunum parası diyende çok olur. :)
Hayır Felâsife, burada konuyu bence kasten çarpıtıyorsun... :)
Son mesajımda senin imkâna söz etmedim, senin anlatımına söz ettim.
Kafandan geçeni anlayacağınızı düşünerek öyle yazmışsın. Bazan öyle olur. Ama karşındaki doğal olarak kafana değil, yazdıklarına bakar.
Anlam incelikleri çok önemlidir. Algı hassaslığı önemlidir. Ama burada çok da incelik ve hassasiyet gerektirmiyor senin ifade hatanı yakalamak için. :)
Felâsife
30-09-2017, 21:18
Hayır Felâsife, burada konuyu bence kasten çarpıtıyorsun... :)
Senin dediğini onaylamadığım için, doğrudur demediğim için mi çarpıtıyorum.
Bir robot yaratacaksın ve o robot gelsin beni yönetsin diyeceksin, gelişimi engelleyeceksin, bu mantıklı bir şey mi?
İmla dediğinde son kertede aynen böyle bir şey benim için, insanın yarattığı bir şey bu.
Neyse demirin plastiği yemesi gibi, canlı olanda cansızı yer, kural bu.