Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkçe karşıtlarının savlarına yanıtlar
Bu başlık altında, genellikle İslamcı, kimileyin Batıcı, Kürtçü ve Solcuların, özetle Türkçe/Türklük karşıtı kesimlerin türlü asılsız iddialarına, çarpıtmalarına yanıtlar vereceğim.
Geçenlerde facebook'da düşgeldiğim, büyük olasılıkla bir İslamcı tarafından hazırlanmış şu paylaşımla başlamak isterim
https://pbs.twimg.com/media/B4sAObgCEAAoRU7.jpg
Bu paylaşımda, bilinçli olarak, ikincil, üçüncül anlamları arasında "neden"in de olduğu sözler seçilmiş, arka arkaya dizilmiş ki sözüm ona Türkçesi "neden neden neden" olsun diye :) Hayret, başlıkta Lisân-u Köhne, Lisân-u Cedîd dememişler, Eski Dil, Yeni Dil demişler, Konfüçyüs'ün dediği gibi "Lisân-u Köhne"yi bozmuşlar...
Öncelikle bu Arapça sözlerin anlamlarına bakalım, hangi köklerden nasıl türetilmişler.
sâik "güden, güdücü 2. süren, sürücü" < sâka "gütmek" (sevk "gütme 2. sürme")
âmil "eden, işleyen 2. işçi" < amala "etmek 2. işlemek" (amele "işçiler, âmil'in çoğulu", amel "iş, ediş, eylem")
illet "bozulma, sapma 2. hastalık" < 'alla "sapmak 2. bozulmak"
müessir "iz bırakan" < asara "iz bırakmak" (eser "iz" > "lekeden eser kalmadı" = "lekeden iz kalmadı")
sebep "ip 2. urgan 3. yol, rota"
Görüldüğü gibi bu Arapça sözlerin hiçbiri aslında "neden" anlamına gelmeyip, farklı köklerden türetilmişler, "neden" anlamı hep ikincil ya da üçüncül...
Ayrıca bu Arapça sözler için Türkçede yalnızca neden kullanılmaz, sâik için felsefe ile toplumbilimde güdü kullanılır, âmil için etmen kullanılır, illet için bozukluk, bu sözün 1900'lerin sonunda türetilen illiyet biçimi içinse bağ yerine göre nedensellik kullanılır, müessir için etkili yerine göre etken, sebep içinse neden kullanılabileceği gibi yerine göre gerekçe de kullanılmaktadır.
Şimdi gelin, akıllarınca arka arkaya "neden neden neden" sözlerini dizebilmek için bilinçlice oluşturulmuş bu gülünç cümlenin Türkçesine bakalım: "Bu işin güdüsünü, etmenini, bağını, bir etkene bağlayamamamın gerekçesi nedir?". Tuhaf bir cümle değil mi? Tuhaf çünkü bilerek bu biçimde oluşturulmuş, Arapça lakırdıları nasıl olsa anlayan yok diye arka arkaya diz gitsin, aynı cümleyi İngilizceye çevirip de bakabilirsiniz, nasıl bir saçmalık olduğunu daha iyi anlarsınız...
Örnek biraz karikatürize bir kurgu olmuş. Ama daha düzgün örnekler de verilebilir. Mesela bizim biraz önceki link ve bağlantı muhabbetimizi ele alalım.
"Ahmet ile Mehmet arasındaki bağlantıyı, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak görebilirsiniz."
Bu hiç de karikatürize bir örnek değil. Böyle bir cümle kurmak gerekebilir. Sen link yerine bağlantıyı yeğliyorsun. O zaman yukarıdaki gibi bir cümleye râzısın demektir. :)
Kısacası "neden, neden, neden" örneği karikatürize bir örnek ama, özünde haklı.
İslamcılar ile Batıcılar, Türkçede bir sözün birden çok anlamı olduğunda bu durumu "Türkçenin kıt bir dil" oluşuna bağlarlarken, aynı durum Arapça ya da bir başka dilde olduğunda ise aynı durumu ilgili dilin "zenginliğine" bağlarlar.
Söz gelimi, dilimizdeki Arapça kökenli sözlerden biri olan dâire hem "değirme, çember, halka", hem de "apartman katı, İng. flat" anlamında kullanılır, ancak hiçbir İslamcı ve Batıcı bu durumu dilde bir "kıtlık" olarak görmez nedense. Bir diğer örnek Fransızcadan aldığımız döviz sözcüğü hem "yabancı para", hem de "üzerine yazı yazılmış bez veya karton" anlamında kullanılır, ancak bu durum da dilde bir "kıtlık" olarak görülmez ilgili kesimlerce. "Yeni bir dâire aldım" diyen birine, "Hayırlı olsun, demek ki yeni bir halka aldın" denmez :), ya da "Göstericiler ellerinde döviz ve pankartlarla yürüdüler" dendiğinde, "Vay göstericiler vay, demek ellerinde Avrolarla, Dolarlarla yürüdüler" denmez :) İslamcılar ve Batıcılar nedense bu gibi örneklere hiç değinmezler. Sinema deyince örneğin, hem gidilen yer'in adıdır, hem izlenen şey'in adıdır, hem de ilgili sanat dalının adı'dır, ancak tüm bunlar da dilde bir "kıtlık" olarak görülmez. Oysa biz Türkçe savunucuları tüm bunlara ayrı ayrı Türkçe karşılıklar öneririz, örnek olsun diye yazıyorum *gösterimevi "sinema", görüldüğü gibi bu gidilen yer'in adı olur, sanat dalına da söz gelimi *izleti denebilir....
Bir de şöyle bir sorun var, bu tür kişiler, Türkçeyi kendi bildiklerinden ibâret sanıyorlar, bu tıpkı bir denizden gidip bir kova su alıp, "İşte denizdeki su bu kadardır" demek gibidir. Ayrıca algıda seçicilik örnekleri de yapıyorlar, örneğin "Falanca dilde x kavramı için 3 sözcük varken Türkçede hepsi için 1 sözcük var" demek gibi. Oysa onların 1 sözcük sandığının dışında da bir sürü sözcük olabiliyor, eski Tükçede ya da halk dilinde. Ya da diğer dillerde tersi bir durum olduğunda ise o konuya hiç girmiyorlar bile, en basiti Türkçede sen ile siz iki ayrı zamirken İngilizcede ikisi de you'dur ancak hiçbir Batıcı buna değinmez. Türkçede masa eski'dir, adam yaşlı'dır, İngilizcede ikisi de old'dur, Batıcılar bu konuya da hiç girmezler mesela :)
Türkçede günlük, güncül > güncel, gündelik üç ayrı sözcük iken, Arapçada hepsi yewmî'dir örneğin, ancak hiçbir Arapçı bu konuya değinmez, değinemez. Söz gelimi Türkçede un konan yere un-luk, un içeren şeye un-lu, una ilişkin şeye de un-cul, denir, tümü için üç ayrı ek kullanılır, Arapçada hepsi için bir tek ek vardır > /-î/ eki, tümüne tahinî denir...
Yani, bu gibi cımbızla seçilmiş örnekleri yalnızca Türkçenin aleyhine kullanmak ve algıda seçicilik yapmak bilinçli bir saptırmadır, istenen her dili "kıtmış gibi" gösterebilecek örnekler aranırsa bulunabilir.
Bu konudan sürdüreceğim, iletiyi fazla uzatmayalım.
Örnek biraz karikatürize bir kurgu olmuş. Ama daha düzgün örnekler de verilebilir. Mesela bizim biraz önceki link ve bağlantı muhabbetimizi ele alalım.
"Ahmet ile Mehmet arasındaki bağlantıyı, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak görebilirsiniz."
Bu hiç de karikatürize bir örnek değil. Böyle bir cümle kurmak gerekebilir. Sen link yerine bağlantıyı yeğliyorsun. O zaman yukarıdaki gibi bir cümleye râzısın demektir. :)
Kısacası "neden, neden, neden" örneği karikatürize bir örnek ama, özünde haklı.
Verdiğin örnek, Türkçe söz dağarcığını iyi kullanmama olarak da değerlendirilebilir, aynı cümle: "Ahmet ile Mehmet arasındaki ilintiyi, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak görebilirsiniz" biçiminde de kurulabilir.
Türk dilini küçümseyenler başkası değil yine türkler.. nedeni çok belli : dini mesele! islamın dili arapça diye türkçeye saldırırlar. özellikle de hiç sevmedikleri cumhuriyetle birlikte dil devrimi tuz biber ekti. sanki önceden türkçe diye bir dil yoktu da cumhuriyetle icat edilmiş gibi karşı çıktılar. elbette ki dilimize girmiş ve yerleşmiş ister arapça ister farsça ister latince kelimeleri yok sayamayız, ne varsa söküp atalım diyemez ama zamanla unutulmuş ve sonradan dilimize sokulmuş öz türkçe kelimelere de ve öz türkçenin kendisine de düşman olmak ta neyin nesidir anlamak güç.
ilahimasal
03-11-2017, 12:54
Sn Ang
Konfüçyüs devletten değil miletten bahis etmiş ! Eklenti resim devlet diyor.
Şayet bir milleti yok etmek istiyorsan dilini yok edersin demen gerekirdi.Yapılmayan işlerde değil.
Birtek Türk için değil , her millet için geçerlidir bu durum. Türk için Örnek verdiğin durum Kürt içinde geçerli oluyor.
Zaten mesajda ki , "ülkeyi "diyerek başlanmasının nedeni , kürtlerin ülkesi mi var savunmasına açık kapı bırakmak için Konfüçyüsün millet kelimesinin yerine " ülke " olarak kasıtlı olarak değişiklik yapılmış.
Solcular , batıcılar , araplar filan diyerekde ayıp etmişsiniz.
Bende bir Türküm ancak bu durum bana artı bir değer katmıyor. Artı değerim olmasını istiyorsam ? Başka milletlerin yok olmaması için dillerini bir Türk olarak korumam gerekir.
Örneğin , Kürt, Çerkez, Ermeni , Gürcü,Zaza v.b gibi .
Verdiğin örnek, Türkçe söz dağarcığını iyi kullanmama olarak da değerlendirilebilir, aynı cümle: "Ahmet ile Mehmet arasındaki ilintiyi, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak görebilirsiniz" biçiminde de kurulabilir.
İlinti bağlantıyı pek karşılamiyor. Üstelik böyle bir kelime yaygın degil.
Link var işte. Herkes anlıyor. Neden ilinti olsun? Neden ileride yine anlam değişimine uğrayacak bir kelime daha sürelim ki piyasaya? Iletişim gibi... haberleşme karşıliğı önerildi, ama çoğu zaman irtibat anlamını aldı.
Diğer mesajında daire sadece bizde, türkçede apartman dairesi anlamına kullanılıyor. Sinema da öyle. İngilizcede sinema sadece binanın adı. Sinema filmi için movie denir. Sinemayı ikisi için de kullanan biz Türk'leriz. :)
Sıklıkla yakınılan bir durumda şu: "300 kelimelik bir dil kullanıyoruz". Doğrudur, ancak günlük dil dünyanın her yerinde 200-300 kelimeyi geçmez zaten, bu yalnızca Türkçeye özgü bir durum değil. Japonya'daki fırıncı Yamato da günde 200 kelimeyle yaşar, Fransa'daki taksici Jerom da :) ancak bizdeki fark şu, Japonya'da, Fransa'da yayımlanan gazetelerde, dergilerde, tv yayınlarında, radyo yayınlarında, kitaplarda vb. kullanılan dilde, işlenen konunun derinliğine göre kullanılan kelime sayısı 1000'lere, 2000'lere çıkar. Yamato ve Jerom, bunları okurken bilmedikleri sözcüklere mutlaka denk gelirler ve açıp "sözlüğe bakarlar", bunu birkaç kez yaptıklarında ilgili sözcükleri "öğrenmiş" olurlar. Yine günlük yaşamlarında o sözcükleri kullanmazlar ancak artık bilirler. Bizde ise bir fırıncı ya da taksici şu görüştedir: "Ben zaten Türk'üm neden sözlüğe bakayım ki?". Evet, Türkçe sözlükler zaten Çinliler ve Finliler için basılıyor :)
Bizdeki zihniyet işte budur ve bizde yayınlarda da halkın diliyle yayın yapılmakta, yani halkı yukarı çekecekleri yerde halkın bilgi düzeyine inen dille yayın yapılıyor ve böylece bizdeki basın-yayında da 300 kelimelik bir dil oluşuyor, yani bu durum Türkçeden değil, Türkçeyi kullananların bilgisizliğinden ve umursamazlığından kaynaklanan bir durum.
Çok basit birkaç örnek vereceğim. Söz gelimi Türkçede, yani Türkçenin mantığında, yapısında saç kesilmez. Kesmek fiili, ekmek, elma, tahta vb. katı ya da görece katı nesneler için kullanılır. Saç, kıl, tüy, yün gibi şeyler Türkçede kırkılır. Sakal ise yülünür, hatta halk ağızlarında ustura'ya yülgü denir. Saçlarını kazıtmış, ya da sakallarını iyice sinekkaydı yapmış kişilere de yülük denir. Ot, dal vb. şeyle ise biçilir. Daha bunlar gibi nice ayrıntılı fiil vardır, dilmek, ormak (orak buradan gelir), yarmak, kırpmak (kağıt vb.), yırmak, deşmek vb. Ancak Türkçeyi kendi bildiğinden ibâret sanan kalabalık kitle bunca nüansa iye fiil dururken, hepsi için kesmek diyor, ekmeği de kesiyor, saçı da, otu da, kağıdı da. Burada kıtlık Türkçede mi sizce yoksa Türkçeyi kullananların bilgisinde mi?
Ayrıca nice unuttuğumuz (bir biçimde bizlere unutturulmuş olan) fiillerimiz, sözlerimiz de var. Bir örnek de buna vereyim. Örneğin bugün yalnızca dönmek fiilini kullanıyoruz, her şey dönüyor... Söz gelimi dünya kendi ekseni etrafında dönüyor, güneşin etrafında da dönüyor :) oysa bu iki eylemin aynı olmadığı âşikâr...
Halbuki, Türkçenin mantığına ve yapısına göre dünya kendi ekseni etrafında evrilir/eğrilir ya da değirir, güneşin etrafında ise dolanır ya da yörenir (yöre, yörünge gibi sözler de buradan gelir). Halk ağızlarında örneğin eğrim "su döngüsü, girdâb" demektir ki Farsça gird "dönen", âb "su" demektir zaten. Yine meselâ yün eğirilir, bu işte kullanılan aygıta da eğirmeç denir. Yani, bir eksen/mil/dingil etrafında ya da kendi ekseninde yapılan eyleme eğirmek/eğrilmek denir.
Bir şeyin çevresinde yapılan eyleme: dolanmak, yörenmek, aylanmak denir, aylak meselâ ayla- "çevresinde dönmek 2. boşa dolaşmak" fiilinden kalma bir sözdür. Hatta bu fiil bizlere eski Türklerin, ay'ın dünyanın çevresinde yörendiğini/aylandığını bildiklerini de gösterir, çünkü ayla- fiilinin kökü ay'dır.
Yine bir mil/dingil etrafında, sabit olan dönüşe değirmek denir, ki değirmen buradan gelir. Teger > teker sözü de.
Örneğin, belli bir istikâmette ilerleyip, o güzergâhı bozmadan yapılan geri gelişe de kaytmak denir. Meselâ Azerbaycancada sıkça kullanılır, "Türkiye'ye géden İlham Aliyev yurdumuza qayttı". Çünkü aynı hat üzerinden gider gelir. Dönmek, daha çok "u" biçimi yaparak geri gitmek demektir, yani söz gelimi İstanbul'dan kalkan bir uçak batıya doğru gitse ve yurda dönse İstanbul'a değil Çanakkale ya da aldığı ivmeye göre Ukrayna'ya, olmadı Muğla'ya falan "döner", İstanbul'dan kalkan uçak aynı hattı izleyerek geri geliyorsa dönmez, kayıtır... Ya da ettirgen biçimiyle kaytarır (işten kaytarmak, işe gitmeden aynı yoldan geri gitmek demektir).
Bir diğer geri gelme bildiren fiil de yan- fiilidir, yankı, yansıma vb. buradan gelir.
Daha nice fiilimiz var, evirmek, çevirmek, yuvmak... Şimdi bunca fiil varken her yerde dönmek, döndürmek demek Türkçenin kıtlığı mıdır, yoksa Türkçeyi kullananların bilgi kıtlığı mıdır? İngilizce kullanırken yerine göre spin, yerine göre rotate, yerine göre turn diyen adam Türkçe kullanırken hepsi için dön diyor, neden? Çünkü Türkçelerini bilmiyor. Değirme fiilini duymamış ki adam, sadece değirmen'i biliyor onun da kökeninden haberi yok, yörenmek nedir haberi yok, "ecdâdımızın dili" deyince aklına yalnızca 1800'lerin sonu, 1900'lerin başındaki, o Türkçe demeye bin şahit gerektirecek karman çorman dil geliyor, 1400'ler, 1500'lerdeki yörenme'li, değürme'li dili beğenmiyor, çünkü fazla Türkçeli, bu nedenle "yok" sayıyor.
Şüpheci Dinsiz
03-11-2017, 13:29
ang,
Mesele bir dilin kıt olması değil, o dili kullanan insanların üretken olmamasıdır. Anadolu insanı, yağmacı işgallerinden sonraki tarihi boyunca pek üretken olmadı. Bir şey üretmezseniz ona isim de aramanız gerekmez. Bir şey yazmazsanız, bir durumu-duyguyu-olguyu anlatacak kelime üretmeniz de gerekmez. Yazılı bir şey olmayınca okuyacak bir şey de, okuyucu da olmaz. Böylece dil de gelişmez. Gelişmediği gibi gittikçe bozulur, olan kelimelerin yerini üretenlerin dilindeki kelimeler doldurur.
Anadolu'da da, Türki Cumhuriyetlerde de durum böyle. Dil gelişsin isteniyorsa, önce bilimi-hukuku geliştireceksiniz, insanlar bedavacılığı bırakıp üretmek zorunda kalacaklar, üretmeyi öğrenecekler, üretmek için okumak-yazmak zorunda kalacaklar, işte bundan sonra dil gelişir. Halk arasında kullanılacağı için kalıcı da olur. TDK'nın veya sizin yaptığınız gibi ısmarlama kelime üretmekle olmaz, ve olmadı.
Türkçe kıt değil, Türkçe konuşan insanlar kıt.
Sn Ang
Konfüçyüs devletten değil miletten bahis etmiş ! Eklenti resim devlet diyor.
Şayet bir milleti yok etmek istiyorsan dilini yok edersin demen gerekirdi.Yapılmayan işlerde değil.
Birtek Türk için değil , her millet için geçerlidir bu durum. Türk için Örnek verdiğin durum Kürt içinde geçerli oluyor.
Zaten mesajda ki , "ülkeyi "diyerek başlanmasının nedeni , kürtlerin ülkesi mi var savunmasına açık kapı bırakmak için Konfüçyüsün millet kelimesinin yerine " ülke " olarak kasıtlı olarak değişiklik yapılmış.
Solcular , batıcılar , araplar filan diyerekde ayıp etmişsiniz.
Bende bir Türküm ancak bu durum bana artı bir değer katmıyor. Artı değerim olmasını istiyorsam ? Başka milletlerin yok olmaması için dillerini bir Türk olarak korumam gerekir.
Örneğin , Kürt, Çerkez, Ermeni , Gürcü,Zaza v.b gibi .
Paylaşımı hazırlayan kişi muhtemelen İslamcı-Arapçı kitleden biri, çarpıtma ve saptırma bu kesimin tek sermâyesidir, bu nedenle dediğiniz gibi "halk"ı, "ülke" yapmış olabilir, doğrudur.
Solcular, Batıcılar, Araplar demedim, Arapçılar dedim, gerçek Araplarla bir derdim yok, bizdeki Arapçıları kast ediyorum.
Türk olmak bir kişiye artı bir değer katmaz, aynı görüşteyim, eksi bir değer de katmaz. Etnik kimliği ne olursa olsun tüm insanlar eşittir, yazdıklarımda buna aykırı bir görüş sunmadım. Elbette Türkiye yurttaşı olan Gürcü, Kürt, Zaza, Ermeni vb. tüm halkların dilleri korunmalıdır, ancak daha kendi dilini korumayan bir milletten böyle bir şey beklemek boştur.
İlinti bağlantıyı pek karşılamiyor. Üstelik böyle bir kelime yaygın degil.
Link var işte. Herkes anlıyor. Neden ilinti olsun? Neden ileride yine anlam değişimine uğrayacak bir kelime daha sürelim ki piyasaya? Iletişim gibi... haberleşme karşıliğı önerildi, ama çoğu zaman irtibat anlamını aldı.
Diğer mesajında daire sadece bizde, türkçede apartman dairesi anlamına kullanılıyor. Sinema da öyle. İngilizcede sinema sadece binanın adı. Sinema filmi için movie denir. Sinemayı ikisi için de kullanan biz Türk'leriz.
İlinti pek yaygın olmayabilir evet, ancak link de pek yaygın değil, ben günlük yaşamda pek link diyen duymuyorum, genede bağlantı diyorlar, ya da benim çevrem böyle olabilir :)
İletişim "komünikasyon" için türetildi, irtibat için türetilen kelime bağlantı, ecnebicesiyle link :) yani karıştırıyorsunuz sanırım.
İlinti'nin anlamı neden değişsin ki? Ağaç'ın, su'yun anlamı değişmiş mi 5000 yıldır? Yerli yerinde kullanılırsa değişmez. Hem ilinti çok güzel bir sözcük bence, unutulmuş olan il- kökünü barındırıyor, ilik, ilmek, ilgeç (çengel, kanca), ildirme (zincir) gibi halk ağızlarında yaşayan nice sözcükle akraba. "İler tutar yanı yok" deyiminde de var, ilişmek fiilinde de, ilk duyan bile anlar ilinti'nin ne demek olduğunu, ancak link'i Anadolu'da kimse anlamaz.
Daire ve sinema örneklerini bizden verdim zaten, diğer dilleri kast etmedim. Movie "kıpırtı" sözü < kinema-graph "kımıltı/hareket-yazar"dan kısaltılan kinema/sinema'nın birebir çevirisidir bu arada.
ang,
Mesele bir dilin kıt olması değil, o dili kullanan insanların üretken olmamasıdır. Anadolu insanı, yağmacı işgallerinden sonraki tarihi boyunca pek üretken olmadı. Bir şey üretmezseniz ona isim de aramanız gerekmez. Bir şey yazmazsanız, bir durumu-duyguyu-olguyu anlatacak kelime üretmeniz de gerekmez. Yazılı bir şey olmayınca okuyacak bir şey de, okuyucu da olmaz. Böylece dil de gelişmez. Gelişmediği gibi gittikçe bozulur, olan kelimelerin yerini üretenlerin dilindeki kelimeler doldurur.
Anadolu'da da, Türki Cumhuriyetlerde de durum böyle. Dil gelişsin isteniyorsa, önce bilimi-hukuku geliştireceksiniz, insanlar bedavacılığı bırakıp üretmek zorunda kalacaklar, üretmeyi öğrenecekler, üretmek için okumak-yazmak zorunda kalacaklar, işte bundan sonra dil gelişir. Halk arasında kullanılacağı için kalıcı da olur. TDK'nın veya sizin yaptığınız gibi ısmarlama kelime üretmekle olmaz, ve olmadı.
Türkçe kıt değil, Türkçe konuşan insanlar kıt.
Doğrudur, her şeyin başı üretim. Ancak bizdeki sıkıntı, bir şeyi kendimiz üretsek de gidip başka dilden ad koyuyoruz, Osmanlı'da çok örneği var.
Zaten benim gibi kişiler sadece dil konusuna kafayı takmış manyaklar değiliz :) aslında her alanda üretmeyi, gelişmeyi savunuyoruz zaten, ancak Nero ile genelde dil konusunda yazışageldik.
Dil alanında gelişmeye en güzel örnek eski Yunanlardır. Eski Yunan'da her alanda üretkenlik vardı, felsefede, sanatta, bilimde vb. dediğiniz gibi sözcükleri de kavramlarla birlikte türetiyorlardı. Zaman içinde türetilen sözcükler ikincil, üçüncül anlamlar da kazanıyor ve dil ile birlikte tüm kültür gelişiyordu. Buna sadece bir örnek verip geçeyim, meselâ Yunanlar "belli bir konuda akıl yürütme, bir konu hakkında söz söyleme" anlamında bir kavram türettiler, adına da logike tekhne "söz sanatı" dediler. Zaman içinde bu terim kısaldı ve logike oldu, Fransızca söylenişiyle "lojik". Şimdi tüm bu ilerleyişte bir zaman var, bir birikim var, bir süreç var. Oysa üçkağıtçı Araplar ne yaptılar? Eski Yunan eserlerini çevirirken ilk kez bu kavramla karşılaştılar, baktılar ki Yunanlar bu kavramı logos "söylemek" kökünden türetmişler, kendileri de kalkıp ntq "söylemek" kökünden > mantiq dediler, nutuk "söylem" vb. bu buradan gelir. Şimdi Arapların yaptığı şeyde bir birikim yok, bir yaşanmışlık yok, bir kök yok, masa başında uydurma var, Yunancadan "çeviri" var. İslamcılar bilmez, Arapçanın aşağı yukarı yarısı (belki daha fazlası) aslında Yunanca'dır, ancak Araplar üçkağıtçılıkta usta bir kavim olduklarından Yunanca sözcükleri doğrudan almayıp, Arap kılığına sokarak almışlar, bizim İslamcılar da bu gibi Arapça sözcükleri binlerce yıllık öz Arapça sözler sanırlar, oysa Yunanca çeviridir tümü, merkez < Yunanca kentron çevirisi meselâ...
Benim dediğim şey, Arapların yaptığı gibi üçkağıtçılık yapalım değil, masa başında sözcük uyduralım da değil. Ben eski Türçedeki sözleri yeniden kullanalım diyorum, tabi bu benim görüşüm, çoğu kişi katılmayabilir. Arapçada marqaz diye bir sözcük, böyle bir kavram yoktu, Yunancadaki kentron'u görene dek, baktılar ki bu sözcük kenteo- "saplamak, batırmak" kökünden türetilmiş (çünkü aslında pergelin sabit ayağı demek, zaman içinde kazandığı ikincil anlam "merkez"), kalkmışlar kendi dillerinde de rqz "saplamak"tan > marqaz demişler, işte bu Arap üçkağıdıdır, çünkü bir geçmişi yok, masa başı uydurması.
Oysa eski Türkçede "merkez" kavramı için üç adet sözcük var: orta, göbek ve özek. Ben bunları bugün de kullanalım diyorum, üstelik anlam ayrımları var. Orta, çizgi gibi, düz bir şeyin merkezi demek. Göbek, geniş bir alanın, düzlemin merkezi demek, vücuttaki göbeğe göbek denmesi de bu nedenle yoka onun asıl adı karın. Hamamlarda "göbek taşı" vardır meselâ, "merkez taşı" demek, "merkezde bulunan taş". Örneğin "Şehrin Göbeği" deriz, "Şehrin Merkezi" demektir. Özek ise, yoğun nesnelerin tam merkezi demektir, mesela dünyanın özeğinde mağma vardır, elmanın özeğinde çekirdek vb.
Benim savunduğum şey ile hileci Arapların ya da taklitçi Latinlerin, Almanların yaptığı şey aynı değil. Tıpkı Araplar gibi Latinler de Yunancadan çeviri yaptılar yığınla, Almanlar da Latinceden...
Birebir çeviri yapacağına ilgili yabancı sözü aynen al daha iyi, hiç olmazsa madara olmazsın.
İlinti pek yaygın olmayabilir evet, ancak link de pek yaygın değil, ben günlük yaşamda pek link diyen duymuyorum, genede bağlantı diyorlar, ya da benim çevrem böyle olabilir :)
İletişim "komünikasyon" için türetildi, irtibat için türetilen kelime bağlantı, ecnebicesiyle link :) yani karıştırıyorsunuz sanırım.
İlinti'nin anlamı neden değişsin ki? Ağaç'ın, su'yun anlamı değişmiş mi 5000 yıldır? Yerli yerinde kullanılırsa değişmez. Hem ilinti çok güzel bir sözcük bence, unutulmuş olan il- kökünü barındırıyor, ilik, ilmek, ilgeç (çengel, kanca), ildirme (zincir) gibi halk ağızlarında yaşayan nice sözcükle akraba. "İler tutar yanı yok" deyiminde de var, ilişmek fiilinde de, ilk duyan bile anlar ilinti'nin ne demek olduğunu, ancak link'i Anadolu'da kimse anlamaz.
Daire ve sinema örneklerini bizden verdim zaten, diğer dilleri kast etmedim. Movie "kıpırtı" sözü < kinema-graph "kımıltı/hareket-yazar"dan kısaltılan kinema/sinema'nın birebir çevirisidir bu arada.
Hayır ang, hatalısın. Link, internet kullananan herkesin bildiği bir kelime. Çok yaygın yâni. Ama ilinti hemen hemen hiç bilinmiyor. Gündelik hayatta bir karşılığı yok.
Komünikasyon ve haberleşme aynı zaten, iletişim bunlara karşılık ònerildi. Pratikteki kullanımı ise irtibat şeklinde oldu.
"İletişimi kaybetmeyelim..." "tamam şekerim..." :)