Orijinalini görmek için tıklayınız : Karl Marx yetersiz olabilir mi?
spartacus
21-01-2019, 20:31
Dediğim gibi, ben şüphelendim şimdi. Bugüne kadar karşılaştığım hiçbir solcu kızıl-terörü yalanlamadı. Sen niye yalanlıyorsun onu anlamadım.
Bir de Erdoğan nereden çıktı? Çok alakasız.
okumadan mı yazıyorsun? :) neyi yalanadıysam onlara ilgisizsin. Bırak Stalin hikayelerini, hiç bir bağlayıcılığı yok, konuyla ilgisi yok. %99,9 u yalan diyorum, Nazi tabalı veya CIA tabalı veya kapitalist propagandalar gerçeği yansıtmıyor. Verdiğim kitabı da okumayacaksın biliyorum...
Stalin ilgili dönemde demokratik reformaların yapılması için çalıştı desem ne dünüşürdün? Garip değil mi, ama gerçek. Nazi propagandalarından edindiğiniz gibi değil, aksine o dönemlerde demokratik reform talep eden Stalin, Merkez Komitesinde kabul ettiremiyor, muhtemel komite savaş koşullarından dolayı öyle davranıyor. hani Stalin tek adamdı, oysa arşivleri ve kongreleri inceleyenler hiçte öyle olmadığını görüyor. Hatta o dönemde Nazi Almanyasının propagandaları, daha 10 yıl önce işgal ettikleri Sovyetler için, batı kapitalizmine dahi inandırıcı gelmiyor... Nazi Almanyası, yandaş edinmek için, bu tür savaş propagandalarına gereksinim duyduğu gibi, Ukrayna, Polonya vb çevre ülkeleri de teslim almak için, bu tür propagandalara gereksinim duyuyor vb... Çoğu savaş stratejsi için üretilmiş hurafeler, propagandalar, taktik yalanlar, mekanizmaları. Kaynak dahi olamazlarken sözde birileri kaynakmış gibi gösteriyor sizde inanıyorsunuz.
Bir kaç link daha. (daha Kanadalı gazetecinin belgeli resimleri var onlar da sonraya kalsın)
http://www.muasir.org/2017/12/15/solzhenitsynin-sactigi-yalanlar-salih-tufekcioglu/
https://www.evrensel.net/haber/353927/abdli-tarihci-grover-furr-stalin-bir-diktator-degildi
Okumayacaksın, ama aslında bu yazarlar ilgili makale veya kitaplarında kanıtlar sunuyorlar, arşivlere artık eşilebiliyor ve dürüst hiç bir tarihçi sözde iddiların doğru olmadığını görebiliyor.
Kızıl Terör konusunda ise, Wiki den dahi link verdim, RESMİ OLARAK İLAN edilmiş olduğu orada açık ve belirttim bu resmiyet, 1 AY, 1 AY sonra ise resmi sonlandırılıyor. Nesini yalanlayacağım, nasıl bu kadar kolay çatpıtıp, muhatabını, O'nun adına karakterize edebiliyorsun? O zamanlar Terör kavramı-tanımı doğru kullanılıyor yani bugün kullanıldığı gibi bir kavram değil, gerçek anlamıyla kullanılıyor. defalarca açıkladım, bu gün medyadan edindiğiniz terör kavramının, terörün ne tanımıyla ne de gerçek anlamıyla zerre alakası yok. Bu gün Türkiye terör ile yönetilen bir ülke, terörün ne olduğunu öğrenmelisin. Terör=şiddet demek değildir, bunlar farklı kavramlar, şiddete başvurabileceğini veya özelde yapılan bir eylemin, genele yayılabileceği hissiyatını yaratmak da terördür, caydırmak için şantaj, tehdit yollarına başvurmak da, en ufak bir basın açıklamasını bastırmak için başvurulan fiziki saldırılar da, topluluğa karşı gaz kullanmak da.... terör yöntemine başvurmaktır. (peki hepsin mi, illa hepsi mi terör yöntemi, işte bunu da koşullar belirler, her çatışma terör değildir, ama her sistematik, yıldırma, caydırma politikasının esas alındığı türlerde, yöntem terör yöntemi olur vb.)
İktidar sovyetlerin olunca seçim yapılmadığını mı sanıyorsun? Aksine gerçek demokrasilerde ve sosyalizmde esas olan seçim, KONGREDİR, ve KONGRE en üst kurumdur, seçimler birimlerce(konsey birilerince) FİİLİ yapılır ve delegeler de orada SEÇİLİR. GERÇEK demokrasi budur ve Küba'da seçim yapılır.
Peki kapitalist partiler neden Konre yapıyorlar? Ve bunun demokrasinin gereği, parti içi demokrasi olduğunu söylüyorlar da, konu ülke olduğunda sirk cambazları gibi çıkıp, halka göstermelik olan bir seçimi dayatıyorlar? Neden halk kongre yapamıyor ve madem demokrasinin gereği, bizzat seçimlerin bir bileşeni, taliplisi olamıyorlar? Kaç seçim gördün Leanordu? Peki hangi seçimde senin fikrin alındı ve senin fkrin doğrultusunda kendi delegeni kendin seçebildin? Hangi seçimde sorunlarını masaya yatırıp, tartışabildin? Hangi seçimde kongre üyesi olabildin, insan yerine kondun
Sosyalizmde ise, seçimlere partiler girmez, KONGREYİ işçi-emekçi, o bütünlüğün tabiriyle, halk yapar, gerçek demokrasi odur, demokrasinin gereği de odur, Küba'da olan da, yapılmaya çalışılanda bu. Daha gözümüzün önünde Küba'da konreler yapılıyor; kapitalist medya şöyle yazıyor;
Küba'da yine tek parti iktidarı seçime girdi! Tek parti seçimi yapıldı vs.
Bu denli çarpıtan kapitalist-yandaş medya, tarih ve sosyalizm konunusunda kaynak alınabilir mi? Nesi doğru olabilir ki? Hiç bir şeyi doğru değil. Dediğim gibi arsız güçlü olunca haklı suçlu olurmuş. Küba'da son seçimde olan ne? Önceki seçimleri araştır, şaşıracaksın, dürüst isen ne kadar yanlış bildiğini görürsün, milyonlarca insan FİKRİNİ SÖYLÜYOR KONGRELERDE ve delegelerini kendisi seçiyor, kanıt mı, Küba'nın kendisi, Castro defalarca aday değilim diyor, çok mu ilgilisin, Küba orada, seçim arşivleri de, belgeleri de oradadır... Yalanlara kanmaya neden bu kadar meyillsiniz, doğrular karşısında ise böyle kabullenmez, bilinç altınıza kadar gitmelisiniz, sorun aldığınız enjeksiyonda, sorun bilmediğinizi, bilmemekte, cehalette...
http://haber.sol.org.tr/sol-ceviri/kubadaki-secimler-hakkinda-10-gercek-218467
12,000'den fazla koltuk için 27,000'in (ilk listede 60,800 aday mevcuttu) üzerinde aday yarışacak. Seçimlere katılan adayların %65'i hali hazırda meclislerde görevi bulunmayan adaylardan, %35'i de kadınlardan oluşuyor.[/I]
Aşağıda, Küba'da yaşayan İrlandalı Sean J Clancy, medya ve eleştirmenlerin sürekli dile getirdiği Küba hakkındaki bazı hurafeleri ortadan kaldırıyor.
1) Küba seçimleri genellikle iddia edildiği şekilde "Tek Parti" sistemine dayanmıyor ve "hiçbir partinin dahil olmadığı" iki aşamalı bir seçim sistemi olarak örgütleniyor.
Küba Komünist Partisi (PCC), parti kavramının genelde çağrıştırdığı şekilde bir politik parti değil. PCC'nin (veya başka bir partinin) adayları seçimlere katılmıyor.
Oysa bak bu bir haber
http://arsiv.ntv.com.tr/news/198082.asp
Küba'da ‘tek parti'li seçimi Komünist Parti kazandı,
NTV, bıraktım abuk-subuk diğerlerini, sen bu tür medya ile, ancak böyle bilgi ediniyor, bunları da bilgi ve gerçek sanıyorsun. hadi hepsini geçtim kandırılmak hoşuna gidiyor, kandırılmaya karşı dahi bir tutumun yok, kendine olan saygını kaybediyorsun. oysa, gözümde cehalettir sergilediğin. Yandaş medya, Erdoğan meselesini anlıyor musun? kendini AKP kitlesinin yerine koy, işte aynı duruma düşüyorsun. Erdoğan mı ne alaka, yandaş medya mı ne alaka, işte bu alaka. Ne onlara anlatabiliriz ne de sana, çünkü sen öğrenmek, anlamak, bilgi edinmek istemiyorsun, önyargılarının sloganik propagandasını aşamıyorsun... Şimdi ne yapacağız Leanorda? Ne yapmalıyız? nasıl diyalog kuracağız, kurabilriz?
Sosyalizmde gerçek demokrasinin olduğunu, kapitalizmde olanın demokrasi olmadığını düzinilerce yazsam - ki yazdım da- anlatamazken, ön-yargılarını oluşturan kapitalist ve yandaş medya enjeksiyonlarını, bildiğini sandığın, ama aslında bilmediğini aşamazken, nasıl olurda sana gerçeği izah etmeyi veya görmeni sağlamayı mümkün kılabiliriz? İşte bana göre farklı bir tutum sergilemiyorsun Ne diyeyim? Her cevabında bir laf vurma çabası ve her yaptığında batıyorsun. Dediğim gibi boşverdim, çok da önemsemiyorum. Doğru bilgi ile, objektif, dürüst gel, her konuya derinlemesine girebiliriz, ama önce dediğim gibi...
Bakınız, basit bir Küba Seçimi haberinde dahi, şuracıkta, yalan haberin yapıldığını kanıtlıyorum, bunu yapabiliyorum... Kapitalizmdeki seçimler demokrasi değildir, demagograsidir, esasında çarpıtılmış demokrasi, veya demokrasi gerçeğinin halklar tarafından yaşanmasının önüne çekilmiş bir ilizyon, manipülasyon işidir.
Daha önce de yazdım; Kişiler üzerinden sistem eleştirisi yapmak, kişi üzerinden alakasız bin-bir konuyu evirip çevirmek safsata ve boş, amaçsız ve ahmakça bir yöntemdir. Bir otomobilin, motor sistemini öğrenmek için, şoförü evirip-çevirmeye benzer bu ve senin ve bazı arkaşalarımızın bu veya başka konularda yaptığı da başından beridir bu(ki daha önce de, bu konuda defalarca eleştirdim seni). Oysa gayet basit ifade ediyorum, örnekliyorum.
- Sosyalist enternasyonal bana daha yakın. En azından komünistler kendilerine çei-düzen verinceye kadar :)
Olabilir kendini sosyalist Enternasyonelde daha güvende hissedebilirsin.
Bu biraz dini daha insancıl biçimde açıklayan İslamcılara benziyor onlarda bağnaz dincilere karşı Ateistleri kendilerine daha yakın hissediyorlar.
Mesele yaşam araçlarını nasıl temin ediyorsun hangi sınıftansın. Sermayeni mi, yoksa emek gücünü mü kullanıyorsun yaşamını sürdürebilmek için.
Leonardo
22-01-2019, 16:51
okumadan mı yazıyorsun? neyi yalanadıysam onlara ilgisizsin. Bırak Stalin hikayelerini, hiç bir bağlayıcılığı yok, konuyla ilgisi yok. %99,9 u yalan diyorum, Nazi tabalı veya CIA tabalı veya kapitalist propagandalar gerçeği yansıtmıyor. Verdiğim kitabı da okumayacaksın biliyorum...
- Gönderdiğin iyi oldu. Bir ara bakmaya çalışacağım.
Ama Böyle bir şeye %99'u yalan diyemezsin. Bunlar tarihsel gerçekler. Nazilerle de alakası yok. O dönemi yaşayan Ruslar filan var.
Stalin ilgili dönemde demokratik reformaların yapılması için çalıştı desem ne dünüşürdün? Garip değil mi, ama gerçek. Nazi propagandalarından edindiğiniz gibi değil, aksine o dönemlerde demokratik reform talep eden Stalin, Merkez Komitesinde kabul ettiremiyor, muhtemel komite savaş koşullarından dolayı öyle davranıyor. hani Stalin tek adamdı, oysa arşivleri ve kongreleri inceleyenler hiçte öyle olmadığını görüyor. Hatta o dönemde Nazi Almanyasının propagandaları, daha 10 yıl önce işgal ettikleri Sovyetler için, batı kapitalizmine dahi inandırıcı gelmiyor... Nazi Almanyası, yandaş edinmek için, bu tür savaş propagandalarına gereksinim duyduğu gibi, Ukrayna, Polonya vb çevre ülkeleri de teslim almak için, bu tür propagandalara gereksinim duyuyor vb... Çoğu savaş stratejsi için üretilmiş hurafeler, propagandalar, taktik yalanlar, mekanizmaları. Kaynak dahi olamazlarken sözde birileri kaynakmış gibi gösteriyor sizde inanıyorsunuz.
- Hitler Polonya'nın paylaşımı konusunda Stalin ile anlaşmaya bile varmıştı. Sonra kolayca alt edeceğini zannederek (Napolyon gibi) Rusya'ya saldırdı ve yenildi.
- Linklere baktım. Tarihte karşı iddialar olmaz demiyorum. Ama bugünün ansiklopedilerinde öyle yazıyor. Yani bilemezsin.
İktidar sovyetlerin olunca seçim yapılmadığını mı sanıyorsun? Aksine gerçek demokrasilerde ve sosyalizmde esas olan seçim, KONGREDİR, ve KONGRE en üst kurumdur, seçimler birimlerce(konsey birilerince) FİİLİ yapılır ve delegeler de orada SEÇİLİR. GERÇEK demokrasi budur ve Küba'da seçim yapılır.
- Olabilir. Buna itiraz etmiyorum. Ama geleneksel cumhuriyet anlayışı şu an için daha işlevsel.
Peki kapitalist partiler neden Konre yapıyorlar? Ve bunun demokrasinin gereği, parti içi demokrasi olduğunu söylüyorlar da, konu ülke olduğunda sirk cambazları gibi çıkıp, halka göstermelik olan bir seçimi dayatıyorlar? Neden halk kongre yapamıyor ve madem demokrasinin gereği, bizzat seçimlerin bir bileşeni, taliplisi olamıyorlar? Kaç seçim gördün Leanordu? Peki hangi seçimde senin fikrin alındı ve senin fkrin doğrultusunda kendi delegeni kendin seçebildin? Hangi seçimde sorunlarını masaya yatırıp, tartışabildin? Hangi seçimde kongre üyesi olabildin, insan yerine kondun
- Şu anda Türkiye'de benim oy vermek istediğim gibi bir parti bile yok. Mesela Sosyalist / komünist partimiz yok. Çünkü sınıf bilinci yok. Etnik Kürt partileri de benim ilgimi çekmiyor. Popülizmin yükselişi, Güney Amerika gibi, Kilisenin ya da inancın seçimlerde rol oynaması. Ondan önce Demirel'in / Özal'ın kültür partisi eylemleri, tüm bunlar ciddi eksiklikler.
Onun için. Mesela birçok ülkede özel okul yoktur. Özel üniversite yoktur. basın ve ifade özgürlüğü vardır. Halk şaklabanlara inanmasın diye. Bizde AKP'li olana Cuma namazına gelene iş bile buluyorlar. tarikat tarikat ile mücadele ediyor. Küba tarzı komünizm gelse şu anki durumdan iyidir. Ama o bile belli bir zeka gerektirir. O yüzden o da çok zor :)
Sosyalizmde ise, seçimlere partiler girmez, KONGREYİ işçi-emekçi, o bütünlüğün tabiriyle, halk yapar, gerçek demokrasi odur, demokrasinin gereği de odur, Küba'da olan da, yapılmaya çalışılanda bu. Daha gözümüzün önünde Küba'da konreler yapılıyor; kapitalist medya şöyle yazıyor;
Küba'da yine tek parti iktidarı seçime girdi! Tek parti seçimi yapıldı vs.
- BUna ben de inanıyorum. Mesela Afrikalı / Suriyeli / Meksikalı göçmen Ege'de Akdenizde boğuluyor. Öteki yürüyerek gelse bile sınıra asker konulup bunlara "vur" emri veriliyor.
Ama Küba'dan kaçan adamı "vay bu özgürlük istiyor" deyip kabul ediyorlar. Doğu Alman filan olunca da öyle. Ama aç adamı almıyorlar.
Yani kapitalizm tabi ki kendini savunuyor. Ama unutmayalım, Tüm dünyaya komünizmi yaymaya bunlar karar verdiler. 1800'lerde monarşilerin bitmesi gibi, bu sefer kapitalizmin biteceğine inandılar. Çok saldırganca ideolojilerini yaymaya giriştiler. Birçok insan buna inandı. Mesela Kastro "kapitalizm bitince sakalımı keseceğim" demiş. Ama kesemedi. Kastro şimdi 20 yaşında olsa, yine kesemeyecek.
Bir de Kongreler diyorsunuz. Ama Kongre'de kalkıp Kastro'ya Che'ye küfür etsem bana ne olur? Ben mesela sokakta AKP'ye küfür edebiliyorum en azından. Burada ne istersem yazıyorum. Kapıma gizli servisler gelmiyor (Şimdilik).
Bunları da bilmek gerekiyor. Liberal demokrasi, bütün eşitsizliğe rağmen daha iyi. Ama Liberal demokrasi, sosyalizm olmadan ayakta kalamaz. Kanıt olarak da modern siyasete bakabilirsiniz. Adam Smith'in savunduğu türden liberalizm de artık mümkün değil.
Bu denli çarpıtan kapitalist-yandaş medya, tarih ve sosyalizm konunusunda kaynak alınabilir mi? Nesi doğru olabilir ki? Hiç bir şeyi doğru değil. Dediğim gibi arsız güçlü olunca haklı suçlu olurmuş. Küba'da son seçimde olan ne? Önceki seçimleri araştır, şaşıracaksın, dürüst isen ne kadar yanlış bildiğini görürsün, milyonlarca insan FİKRİNİ SÖYLÜYOR KONGRELERDE ve delegelerini kendisi seçiyor, kanıt mı, Küba'nın kendisi, Castro defalarca aday değilim diyor, çok mu ilgilisin, Küba orada, seçim arşivleri de, belgeleri de oradadır... Yalanlara kanmaya neden bu kadar meyillsiniz, doğrular karşısında ise böyle kabullenmez, bilinç altınıza kadar gitmelisiniz, sorun aldığınız enjeksiyonda, sorun bilmediğinizi, bilmemekte, cehalette...
- İşte bu konuyu anlayabilmek gerekiyor. Benim İşçi Partili arkadaşım da vardı. Ama asla "Aydınlık" okumadım. Kafam çekmiyor. Kötü niyet meselesi değil. Ama her türdü basın konusuna ben şüpheci / Kartezyen yaklaşırım. Mesela Bilim-teknik dergisinde bile, çarpıcı bir şey okumuşsam, gidip ikinci kaynaktan teyit ederim.
Sen inandığın / sevdiğin haber kaynağını okuyorsun. Tamam. Ben daha çok bilimselliğe, dürüstlüğü ile kendini kanıtlamış, prestijli haber kaynağına bakarım.
Batı'da öyle propaganda olmaz. Bir şey önde gelen Avrupa yayın kuruluşlarında geçiyorsa, o vardır.
Ama Hüriyette / Sabahta geçiyorsa, tamamen kurgu bile olabilir.
Sol yayınları, yurt dışında olsam okurdum (internetten okuyorum). Ama yerel basılı sol basını ben okumuyorum. İsteyen okusun. Ben nadiren bakarım çünkü anlamıyorum.
- Küba makalesi ilginçmiş. Birazdan okuyacağım.
NTV, bıraktım abuk-subuk diğerlerini, sen bu tür medya ile, ancak böyle bilgi ediniyor, bunları da bilgi ve gerçek sanıyorsun. hadi hepsini geçtim kandırılmak hoşuna gidiyor, kandırılmaya karşı dahi bir tutumun yok, kendine olan saygını kaybediyorsun. oysa, gözümde cehalettir sergilediğin. Yandaş medya, Erdoğan meselesini anlıyor musun? kendini AKP kitlesinin yerine koy, işte aynı duruma düşüyorsun. Erdoğan mı ne alaka, yandaş medya mı ne alaka, işte bu alaka. Ne onlara anlatabiliriz ne de sana, çünkü sen öğrenmek, anlamak, bilgi edinmek istemiyorsun, önyargılarının sloganik propagandasını aşamıyorsun... Şimdi ne yapacağız Leanorda? Ne yapmalıyız? nasıl diyalog kuracağız, kurabilriz?
- Kızacak bir şey yok. Sol bile olsa yerel basına güvenmiyorum o kadar. :)
Bakınız, basit bir Küba Seçimi haberinde dahi, şuracıkta, yalan haberin yapıldığını kanıtlıyorum, bunu yapabiliyorum... Kapitalizmdeki seçimler demokrasi değildir, demagograsidir, esasında çarpıtılmış demokrasi, veya demokrasi gerçeğinin halklar tarafından yaşanmasının önüne çekilmiş bir ilizyon, manipülasyon işidir.
Daha önce de yazdım; Kişiler üzerinden sistem eleştirisi yapmak, kişi üzerinden alakasız bin-bir konuyu evirip çevirmek safsata ve boş, amaçsız ve ahmakça bir yöntemdir. Bir otomobilin, motor sistemini öğrenmek için, şoförü evirip-çevirmeye benzer bu ve senin ve bazı arkaşalarımızın bu veya başka konularda yaptığı da başından beridir bu(ki daha önce de, bu konuda defalarca eleştirdim seni). Oysa gayet basit ifade ediyorum, örnekliyorum.
- Ben Küba konusunda önyargılı değilim. O ülkede iyi yapılan birçok şey var. Kastro öldü ama rejim devam ediyor. Boş bir rejim olsa (ki 5 sene önce herkeste öyle bir beklenti vardı) rejim çökerdi. Ama rejim şu anda hem dışa açılıyor, hem sistemi ayakta tutuyor, hem de (belki) Venezüelaya filan yayılmaya çalışıyor.
Bu konu daha da tartışılır.
/Ama Batı demokrasileri böyle işleyemez. Mesela eğitim sistemin "eleştirisel zihin" ve "bilimsel düşünce" öne çıkartılır. Yani "Türküm, doğruyum, çalışkanım yok" onun yerine "Kim dedi?" "Ne zaman dedi?" "dayanağı ne?" "hedefi ne?" vs. gibi. Mesela dış basında Twitter'deki fake haberlerle ilgili yazılar / programlar bile var.
Türk halkı, Amerikan halkı, senin dediğin şekilde güme gidiyor. Çünkü test çözmeye // ezbere dayalı kimsenin bir şeyi sorgulamadığı eğitim sistemi var. Ya da parası olmayan okula gidemiyor. O yüzden bu ülkelerde GDO'lu tarımı savunan dernek bile var.
Ama Kuzey Avrupa'da, mesela Çiller gibi birinin oy alması çok zor. Ancak işte AFD filan gibi partiler var. Onlar da %10 filan ve geri kalanlar bunlara fırat vermiyor. BHu da eğitim düzeyi ile alakalı. Halkın eğitimsizliği demokrasi açısından zorluktur. Bunu da konuşabiliriz.
Şu küba şeysini okuyacağım :)
Leonardo
22-01-2019, 17:08
Olabilir kendini sosyalist Enternasyonelde daha güvende hissedebilirsin.
Bu biraz dini daha insancıl biçimde açıklayan İslamcılara benziyor onlarda bağnaz dincilere karşı Ateistleri kendilerine daha yakın hissediyorlar.
Mesele yaşam araçlarını nasıl temin ediyorsun hangi sınıftansın. Sermayeni mi, yoksa emek gücünü mü kullanıyorsun yaşamını sürdürebilmek için.
- Daha önce de söyledim. Marks ve Engels döneminin aristokratları artık hemen hemen bittiler. Ben Burjuva değilim. Ama "Burjuva" zaten kalmadı (AKP'nin rant ile zengin olmuş seçmen kitlesini ya da İran'ın Molla sınıfını filan saymazsan).
Yani Şirketin varsa, yine de çok çalışman gerekiyor.
Ama Sınıf bilinci tabi ki önemli.
Sol'un Küba ile ilgili yukarıdaki makalesi de ilginç. Bakabilirsiniz.
ilahimasal
22-01-2019, 17:11
Leanordo
Senin sorunun ne biliyormusun?
Sevmediğin adamların düğününde hem baş köse masa arıyorsun hemde halayda onlarla el ele tutuşmak istiyorsun. Rahat durmuyor düğün sahibine kara çalan kişilerin laflarını alıp düğün sahibine iteklemeye çalışıyorsun.
Yani , boş boş yazıyorsun.
Sovyetler hakkında üretilen yalan yanlış propagandalar var deniyor sana ve uyanman için çimdikte atılıyor.
Sovyet bolşevikler hatalarda yapmıştır deniliyor sana ama adice yapılan propagandalar gibi değil denilip bir çimdik daha atılıyor.
Sen ne yapıyorsun. Ukala ve ezberci bakışınla hem düğünde olurum. Hem düğün sahibine atlarım diyorsun.
Ve bunu yazıyorsun
Ama Böyle bir şeye %99'u yalan diyemezsin. Bunlar tarihsel gerçekler. Nazilerle de alakası yok. O dönemi yaşayan Ruslar filan var
Bu tip konularda burası kayıt belge ister. Senin gibi dedikodu yapmaz.
Sen ne bilgi verebiliyorsun nede elestirebiliyorsun.
Bilenler renkli bir sekilde anlaşılacak kıvamda , kaynaklı , belgeli yazıyor .
Hariçten gazel okuma . Çapsız liboş.
Enternasyonel sosyalistime kurban olayım.
Halay cekmeyi bilmiyon , halay başı olayım diyon.
- Daha önce de söyledim. Marks ve Engels döneminin aristokratları artık hemen hemen bittiler. Ben Burjuva değilim. Ama "Burjuva" zaten kalmadı (AKP'nin rant ile zengin olmuş seçmen kitlesini ya da İran'ın Molla sınıfını filan saymazsan).
Yani Şirketin varsa, yine de çok çalışman gerekiyor. .
Leonardo Biliyormusun bir çok liberal senin gibi düşünüyor. Her şeyi dönemine göre değerlendiriyor Sanki onu doğuran şartlar ortadan kalktı..
Bir felsefe düşünün ta orta çağda yapılmış bu gün geçersiz midir.Bir şiir düşünün yine orta çağda yazılmış bu gün geçersizmidir.
Din mesela.
İşte eleştiride aynı felsefe şiir gibidir. şartlar birbirine benziyorsa geçersizliği yoktur.
Özel mülkiyet varsa Marks ın söyledikleri hala geçerlidir Pazar varsa yine geçerlidir Sınıflar varsa geçerlidir.
Her ne kadar bazı şeyler deyişse de öz aynı kaldığı sürece geçerliliğini korur.
Aristo ile başlayan felsefe Kant Hegel Feuerbach la birlikte günümüze kadar gelip köle efendi diyalektiği (ücretli köle ) felsefesi geçerliliğini hala koruyor.
Sen söyleyebilirmisin ücret tamamen kalktı sen söyleyebilirmisin sermaye birikimi yok artık.
İşte bu Liberallerin yanılgıları Marks ı Engels i eskimiş düşünce gibi görürken onun parmak bastığı sorunları unutmaları.
spartacus
22-01-2019, 18:24
Ama Böyle bir şeye %99'u yalan diyemezsin. Bunlar tarihsel gerçekler. Nazilerle de alakası yok. O dönemi yaşayan Ruslar filan var.
Öyle bir şeye %99 yalan demedim. Kızıl Terör %100 doğru, linki verip, izah eden benim, RESMEN İLAN EDİLDİ diyorum, yalan dediklerim başka, açıkca da belli oysa :)
Kızıl Terör konsunda yapmadığımı bana yaptırdın. Adıma bu uygulamayı ret ettiğim sonucunu çıkarttın. RESMİ bir uygulama olduğunu dile getiriyordum, ilan ediliyor, ilanından 1 ay sonra da son verildiği ilanı yapılıyor. O zaman TERÖR tanımı doğru biliniyor ve yapılıyor o sebeple kimse o zamanlarda terör lafzını gizlemeye kalkmıyor, orada saf bir tutum var, açık. Yönteme başvuruluyor, aynı yöntem evveli olarak, kapitalist devletlerce, beyaz ordualrca, Sovyetlere akrşı kullanılıyor.
%99 Yalan dediğim öne sürdüğün diğer söylemler ve gerçekten de onların tümünün kaynağı da ilk önce dediğim gibi Nazi Enformasyon bürosu.
Örneğin o zamanlar hapishanerde MİLYONLARCA insanın olduğu öne sürülür. Halbuki o dönemde dahi SSCB tutuklu sayısı ABD den pek de farklı değildir(üstelik ABD savaş, iç savaş yaşamadığı halde). Öyle iddia edildiği gibi, onmilyonlarca insan tutuklu değildir, bunlarında 1/4 ü siyasidir. Savaş ve iç savaş döneminde oluşan bir süreç ve siyasilerin çoğunu da çarlık ve Beyaz Rusya(burjuva) taraftarlarının oluşturduğunu anlamak zor değildir. Oysa buna rağmen ilgili dönemde onmilyonlarca insanın mahkum edildiği yazılır, kaynak ne? Andığım nazı Enformasyon bürosu.
Öyle yalanlar var ki, azıcık aklı başında her insan yalan olduğunu anlar. Örneğin Türkiye'nin nüfüs geçmişine hiç baktınız mı?
https://www.google.com/search?q=t%C3%BCrkiye+n%C3%BCfusu&ie=utf-8&oe=utf-8
Bakınız 1960'lı yıllarda, 20.000.000
Peki birisi çıkarda size 14.000.000 nüfusun olduğu 1910-20 arasında, Türkiye'de 10.000.000 kişinin mahkum edildiği(toplumun 2/3'ü), 30.000.000 insanın katledildiği(toplumun 2 katı), 5.000.000 insanın bilinçli çıkartılmış kıtlıkla yok edildiği(1/3), yine aynı dönemde çıkan savaşta 40.000.000 insanın katlediğini iddia ederse, aklınız nerededir?
SSCB hukuk konusunda, o dönemde en ileri ülkelerden birisi. Şu anda dahi ABD'de mahkumların koşulları, daha iyi sayılmaz, hatta Türkiye'de siyasi mahkumalra nasıl davranıldığı bilinir, tümü de önce işkencelerden geçmiştir aynen çarlık Rüsyasında işkencelerden geçen sosyalistler gibi, sonrasında ise sosyalistler yine de içerideki mahkumları serbest bırakmışlar. Bakınız Çek Lejyonu var, bir araştırın gerçeği ne? Bu lejyon, devrim sonrası serbest bırkalın mahkumlardan oluşturuluyor ve garabet şu ki, kendilerin affeden Sovyet iktidarına karşı savaşmak için silahlandırılıyorlar,koşullar ortada...
SSCB tarihinde mahkum sayıları yıl, yıl bulunabiliyor, bunların çoğu kısa vadeli yıllara mahkum edilmişler, öyle Türkiye'de olduğu gibi duvara bir yazı yazmanın cezası 18 yıldan başlamıyor. Bir ülkede iç savaş gibi birde aynı zamanda dış savaş koşullarını düşünün, herrkese propaganda çıkar... SSCB o dönemde affedilmeyen 2 önemli konu var.
1.) Tecavüz, çocuk istismarı, bu tarz şiddet
2.) Savaş koşullarından dolayı işbirlikçi-ajanlık bu temelde kundaklama.
Bunları neden anlatıyorum, sağdan soldan Harun Yahya misali propagandalar duyup ardından inanıp, yazıyorsun. Harun yahyanın evrim karşıtı kitaplarını okudun mu? Materyazlim ne demekmiş, Darwin neymiş, bir oku, sonra, objektif olarak gerçek bilgiye eriş karşılaştır birde iktiardakilerin bu tür propagandaları yapanalr veya aynı düşüncede oldukalrı ülkeleri düşün. Öye sürdüğün bir çok itham, propagandalar da tamamen aynı tür propagandaların ürünü.
Geçmiş konusunda biz, bu tür propandalarla yol alamayız, dediğim gibi, eğer bir insan, bir otomobildeki motor sistemi ele aldığını iddia edip, şoförün kılığı, kıyafeti, tipi, cinsiyeti, yaşı, davranışlarıyla yol almaya kalkıyorsa, sistemi bunun belirlediğini iddia ediyorsa, öncelikle ya o kişi bir ahmaktır(safsata kurbanı) ya da art niyetli. Yalnış anlama, kendimi saksıda yetişrimedim, hani önemsemediğin o felsefe derinliği vardı ya, işte o felsefe, yakıt misali... Şu paragrafta güncel medya, sosyal medya, ülke ve toplumu ahmaklaştıran br çok propagandanın da(güncel siyasi sosyal her ne ise) nasıl bir yanlışa, bir temele dayandığını da özetler, illa bu konu olmak zorunda değil. Konualrı ele alırken, sfsatdan uzak durmaya çalışın, iddialarınızı çarpık, ne idüğü belirsiz, biçimsiz, üçkağıtçı, temelsiz safsatalarla, dolambaçlarla kanıtlamaya çalışmayın. İddia ederseniz, söylemle değil, kanıtla mükellef olduğunuzu da unutmayın.
Hiç bir zaman o dönemlerin 4/4 lük olduğunu iddia etmedim(benim de eleştirilerim vardır ama burada yürütülen safsataların konuyla alaksı yok), savaş koşullarının nasıl ve ne demek olduğumu hepimizin iyi biliyor olması lazım. O koşullarda, stratejiler dahi uygulanamaz hale gelebilir, şaşkınlıklar yaşanabilir, yanlışlar, hatalar yağılabilir, tecrübe eksikliği ciddi sorunlar doğurabilir, elverişsiz koşullar, teknik, donanım, kapasite, envanter yetersiz olabilir, bir çok ödünler verilebilir, bir sürü öncelik, öncelik olmasına rağmen istemsizce sonraya ertelenebilir, başka koşullarda gayet masum karşılanan davranışlar, o koşullarda affdeilemez görülebilir. o koşullarda toplumda hayli bir kesim şikayet edebilir, sanki savaş ve olumsuz koşulları yaşanmıyormuş gibi, olağan koşullardaymış gibi düşünüp şikayetçi olabilir, propagandalara inanabilir, gerçekten arzu ettiği hayatı yaşamıyordur. Bir önemli konu da lojistiktir. Savaşı sadece güç, silah kazanmaz, savaşta en önemli faktörün başında lojistik gelir, lojistik ise, gıdadan, mühimmata en büyük sorun ve ekonomik maaliyettir.
https://tr.sputniknews.com/rusya/201708281029914986-Mikis-Theodorakis-stalin-hitler/
- Daha önce de söyledim. Marks ve Engels döneminin aristokratları artık hemen hemen bittiler. Ben Burjuva değilim. Ama "Burjuva" zaten kalmadı (AKP'nin rant ile zengin olmuş seçmen kitlesini ya da İran'ın Molla sınıfını filan saymazsan).
Yani Şirketin varsa, yine de çok çalışman gerekiyor.
Ama Sınıf bilinci tabi ki önemli.
Sol'un Küba ile ilgili yukarıdaki makalesi de ilginç. Bakabilirsiniz.
bu forumda senin gibi aptalların adam yerine konup muhatap alınması ne ilk ne de son olacak.
bana oku demişsin; lisans/y.lisans bitireli 25 seneden fazla oldu.
bir de 5.baskısını yapmış bi kitap önerebilmişsin.
spartacus'e 90'lardan dem vurup 'genç olmalısın' demişsin.
hadi bunları geçtik.
marks ve engels döneminin aristokratları bitmişmiş.
aptal adam aristokrasiyi sanayi toplumu ve onun üretim biçiminin egemeni olan burjuva bitirdi.
marks ve engels aristokrasi üzerine değil, onu bitiren ve egemenliğini kuran adına da kapitalizm denen üretim biçimi üzerine tahlil yaptılar.
artık burjuva kalmadı demişsin.
başlıkla ironi, tam da marksın öngördüğü şey olmuş.
burjuva kendi içinde hiyerarşik katmanlaştı.
klasik sanayi-burjuva halen var. ticari burjuva da var.
komprador olan biçimi de var.
ve bir de finans-kapital var.
burjuva sınıfı homojen değil.
kapitalizmin emperyal-kapitalizm evresiyle burjuva sınıfının kendi içinde heterojenleşmesi arasındaki doğrusal korelasyon da marks'ın öngörüsüydü.
tipik bir cahil liboşsun.
kapitalizmin ne olduğundan haberin olmadığı gibi,
sömürü mekanizması üzerine yazdığım temel tespitleri eskimiş ilan ederken cehaletini deşifre etmiştin.
şu anda ise yaptığın şey kuzu postu giymiş kurt olan liberal zırvalar üzerinden dmn'nin yaptığı işe soyunup transformasyonunu tamamlayıp trole dönüşmüşsün.
daha aristokrasi, burjuvazi kapitalizm artı değer sanayi toplumu hiçbirine dair en küçük ne bilgin ne perspektifin yok.
öğrenmeye niyetin olduğu da palavra.
dmn'yi ağzı burnu kan içinde grogi durumda bıraktım.
dizlerinde ayakta duracak hal kalmamıştı.
kendini yere atıp hiç olmazsa nakavt olmanın onurunu bile ona bahşetmedim.
son çırpınışla çok basit bi ajitasyon denedi.
benim anarşist değil marksist olduğumu söylerken
ona anarşist olduğumu ispat edebilmek adına marksistlere saldırmam için beni manipüle edebileceğini zannedecek kadar küçük akıllı olduğunu ortaya koydu.
onun ne olduğunu biliyorum ya sen nesin, senin motivasyonun ne demiştim.
kartopu da senin sınıfsal durumunu açıkça sordu.
ama iki soruyu da çarpıtmaya kalktın.
bunların farkedilmediğini zannediyorsan çok aptal bi adam olmalısın.
cehaletinle maskelemeye kalkıştığın trollemelerinin sonunu sana haber vereyim.
aynen dmn gibi grogi durumda bi tane daha vurda kendimi yere atıp hiç olmazsa nakavt olma onuru yaşayım diye yalvarırken o halde bırakılacaksın.
kapitalizm güzellemesi yapanlara karşı spartacus'un gösterdiği merhameti bende göremezsin.
burjuva devam ediyor, çünkü artı-değer sömürüsü devam ediyor.
farklılaşan o artı-değeri paylaşan sınıfın kendi içinde katmanlaşmasıdır.
bunu farkedemeyip trolluk yapmaya devam edersen
seni dmn'ye çeviririm.
adam ol aklını başına devşir.
Spartakus: Ben dinlenmek ve sohbet etmek için yazıyorum. Siyaseti seviyorum. Kimseyi ikna etmek gibi bir derdim de yok. O yüzden kaymalar olabilir.
Neyse:
Lenin Kızıl terör dediğimiz şeyi kurmuştur. Yani Troçky'yi öldüren, soğuk svaşa neden olan "komünist" devletin temelini o attı. + kendi de bu sistemin kurbanı oldu (Lenin'e göre Stalin Aşırı uçtu ve halefi olara Troçky gelsin istiyordu, Ama kendi kurduğu sistemin kurbanı oldu)
Stalin Demir Adamdır. Che Gevara gibi bir ikondur + Che'nin Stalin'in mezarında çekilmiş fotoğrafları vardır.
Stalin toprak politikaları sırasında 10 milyon kişinin filan ölümüne sebep oldu diye hatırlıyorum. Yani Mao gibi, çok sert politikalara girişmiş (İtiraz eden de soluğu sibiryada almış)
Ama o zaman 21 yy değil. 1950'lerde hatta ikinci dünya savaşı sırasında oluyor. İkinci dünya savaşında da çok ölümler oluyor. yıkım oluyor. Neyse Stalin 68 kuşağının idollerindendir. Benim idolüm değil sadece onu söylüyorum :)
- Nazileri öven hiç kimse yok. Ama Stalinizm, Nazizmin anti-tezi gibi bir şey. Biri bitince bence diğeri de bitti.
Bilgivehis:
İşte adam "örgütlenin" diyor. "soğuk savaş sırasında birbirinizi katledin, baş kaldıran ülkeleri ezin, casusluk yapın, dünyayı ele geçirin, birbirinizi kırın" demiyor. Bu yüzden bizler daha yeni başlamış da olabiliriz.
Yani diyorsun ki, Lenin cicekciden cicek alip, karsitlara iliskin cicekle protesto yapmaliydi oyle mi? Yahu sol bile kendi arasinda Lenin Trocki'nin katilidir gibi sacma sapan bir yorum yapmaz.
Hala komunist devlet diyorsun farkinda misin?
Her turlu kapitalist iliskinin sirtini dondugu (eko politik)surecten haliyle icerinin imkanlariyla ayakta kalma savasi verecekti Stalin olsun, Lenin olsun.
Bunu gorebilmek icin, sagci solcu vs. olmaya da gerek yok, tarih objektif ve karsilastirmali olarak degerlendirilir. Oyle fil,in bir kulagini tutup, aha fil budur denmez.
Nazizmi ovemessin zaten kendi gorunur dusuncelerinle celisirsin. Liberalism savas ekonomisi olmadan ayakta kalamaz ki!? Bir ucndan kapitalizme bagli cunku.
O yuzden cocuk isci vs.orneklerin hic tutarli degil.
Dunyadaki cocuk isci oranindan haberin var mi senin? Yoksa izole edilmis kutupta arastirma bolgesinde mi yasiyorsun?
Elbette Stalin senin degil, bir kesim 68 kusaginin da idoluydu. Ama bu Stalin uzerinden komunizm , sosyalizm karalamasi yapmani gerektirmez. Sitede yapilmisi var, vereyim istersen linkini oku.
Bak baska konulara, dunyaya filan...
https://globalnews.ca/news/4846869/alberta-resources-oil-rally-convoy-ottawa-cancelled/
Marx "Örgütlenin" diyor.
Örgütlenme yoksa devrim de yok.
Elimizdeki tek silah, örgütlenmek.
O halde ben ezilen bir sınıf üyesi olarak elimdeki tek silaha dayanarak örgütlenmem lazım.
Bunu nasıl yapacağım?
İşçileri uyaracağım, işçileri bilinçlendireceğim, sendikalı olmalarına çalışacağım, bir örgüt çatısı altında toplanmalarını sağlayacağım. Yürüyüş, miting, sosyal, kültürel etkinliklerle onların direniş gücünü artıracağım.
Böylece kapitalizme karşı devrime hazır dayanıklı bir örgüt konumuna getireceğim.
Ne dedik, örgütlenme yoksa devrimde yok, elimizdeki tek silah, örgütlenmek.
İşte işçi sınıfı bunu yapmıyorsa, aksine kapitalizme sarılıyorsa, Marks'ı aşan bir sorun var demektir.
200 yıldır dünyada, 100 yıldır Türkiye'de iyi kötü, kuru-yavan bir devrim mücadelesi verilmiş, feodalizm süreci tamamlanmış, dünyaya kapitalizm hakim olmuş, bu uğurda milyonlarca devrimci önderler bedel ödemiş. Ama gel gör ki, işçi sınıfından tık yok.
Bugün antikapitalist olduğunu söyleyen veya antikapitalist mücadele içinde olan hiçbir örgütü destekleyen işçi sınıfı yoktur.
Bugün kendi örgütünü oluşturan veya oluşturmaya meyilli bir işçi sınıfı da yoktur.
O halde Marks'ı aşan bir sorun var demektir...
-------------------------------------------
Dünyada hiç bir zaman sosyalist deney olmadı, Sovyetler, Çin ve Küba da dahil sosyalist girişim oldu.
Kapitalizmi yenilgiye uğratan devrim aynı zamanda sosyalizmi getiremez. Uzun sayılabilecek sosyalizme hazırlık süreci yaşanmadan sosyalist sistemi oturtmak mümkün değildir. Üstelik dünyaya kapitalizm hakim iken kendini dünyayla soyutlayamazsın. Ya kendine yeten ülke olman gerekir (ki, günümüzde mümkün değil) ya da dışarıyla bir şekilde entegre olman gerekir.
-----------------------------------------
Sovyetlerin doğumu ve ölümü çok tartışılıyor, gördüğüm görüşler içerisinde benim görüşümle maalesef pek örtüşen yok.
Sovyetler sosyalizme girişim aşamasındayken ABD'nin saldırısına uğradı. Bu saldırı ister-istemez soğuk savaşı getirdi.
Bu süreçte Sovyetler bir çok sorunla boğuşmak zorunda kaldı.
ABD bir yandan, içerideki fırsatçılar bir yandan, Hitler faşizmi bir yandan ve kendi ekonomisi bir yandan derken sosyalizm askıda kaldı.
Böyle bir ortamda Stalin'e katliam yapmaya zorlayan yine ABD olmuştu, zira Hitler'e de katliam yaptıran ABD bu konuda deneyimliydi.
Kapitalizm millete Sovyetler'i komünizm olduğuna inandırdı.
Komünizm ve Stalin katliamı çok iyi bir propaganda aracıydı.
Oysa Sovyetler komünist olmadığı gibi orada işlenen katliamın gerçek sahibi bizzat ABD'ydi.
Marx'i asan bir sorun yok, ancak Marx'in astigi sorunlar var. Mesela Marx'in fikirleri, Talmadge tarzi fikirlerin alasagi olmasini saglamistir.
1934 isci protestosunu bilir misiniz? (Amerika'da)
Bunun disinda Marx,in arti deger'e iliskin gorusleri var. Siz hangi amacla acmistiniz bu basligi?
Arti deger bahsi, yoksa baska bir konuda eksiklik mi?
Hangisi?
Veya iscilerin orgutlenmeyisini Marx'a nasil yikmaliyiz konulu bir tartisma mi?
Bugün kendi örgütünü oluşturan veya oluşturmaya meyilli bir işçi sınıfı da yoktur.
O halde Marks'ı aşan bir sorun var demektir...
Sn bilgivehis Ne mesela Marks aşan sorun ?
Bir dönemler Rosa Lüxenburg Sermaye birikimi (Tarihini şimdi hatırlamadığım) adı altında Marks ın da kapitist birikim yasasını eleştiren bir kitap yazdı. Ona göre artık değer marks ın söz ettiğinden kat kat fazla .Ama sonra kendi de hatasını anlayıp öz eleştiri yaptı.
Çok öfkeli bir yazı olmuş evet haklı da olabilirsin
Bu ülkede 1973-1980 arası işçi sınıfı meydanları doldurur işverenleri korkutur du. Milli gelirden % 35 e varan pay alırdı her yer grev gözcüleri ile dolu idi. Bunu da işçi sınıfı yaptı. Hatta 1990 da Zonguldak Maden işçileri hükümeti salladı Ankara yürüyüşünde. Şemsi Denizer i kahraman olarak yarattı.
Bu ülkede devrimciler işçi sınıfını yaratmadı İşçi sınıfı o devrimcileri yarattı Bu bedeli sadece devrimciler ödemedi İşçi sınıfı da ağır bedeller ödedi. Şimdi bile ödemektedirler.
Belki bazılarını sıkacak ama yine Marks tan söz edeceğim.
Devrimcilerin yaşayacağı bataklık işçi sınıfıdır onlara başka alanda yaşam hakkı yoktur.İşçi sınıfı meydanlarda yoksa Devrimciler o bataklığı terk etmiş kendilerine başka yaşam alanları aramaya çalışıyor demektir.
Marks Manifestoda İşçilerle komünistlerin (devrimcilerin) davası aynıdır. der.
Yani İşçiler meydanlarda yoksa devrimciler evlerine kapanmış demektir. Onun için iksini birbirinden ayırdığımızda eylem yoktur.
Sadece işçileri suçlamak la sorun ne anlaşılır ne çözümlenir.
O zamanda marks aşan sorun aranır Artı değer çalışıyorsa sermaye birikimi devam ediyorsa Marks aşan sorun yoktur.
Leonardo
24-01-2019, 19:14
Türkü: Ben kendimi "Liberal" olarak tanımlamıyorum. O yüzden "Liboş" gibi lafları kendine saklarsan sevinirim.
- Ben Mesela Wikipedia'dan bakabileceğiniz şeyleri yazıyorum. Ve komünistler benim dediklerini inkar etmezler. "O dönemde yapılması gerekiyordu" filan derler. Bizde "darbe gerekliydi" dedikleri gibi. Anladın?
Leonardo Biliyormusun bir çok liberal senin gibi düşünüyor. Her şeyi dönemine göre değerlendiriyor Sanki onu doğuran şartlar ortadan kalktı..
Bir felsefe düşünün ta orta çağda yapılmış bu gün geçersiz midir.Bir şiir düşünün yine orta çağda yazılmış bu gün geçersizmidir.
Din mesela.
İşte eleştiride aynı felsefe şiir gibidir. şartlar birbirine benziyorsa geçersizliği yoktur.
Özel mülkiyet varsa Marks ın söyledikleri hala geçerlidir Pazar varsa yine geçerlidir Sınıflar varsa geçerlidir.
Her ne kadar bazı şeyler deyişse de öz aynı kaldığı sürece geçerliliğini korur.
Aristo ile başlayan felsefe Kant Hegel Feuerbach la birlikte günümüze kadar gelip köle efendi diyalektiği (ücretli köle ) felsefesi geçerliliğini hala koruyor.
Sen söyleyebilirmisin ücret tamamen kalktı sen söyleyebilirmisin sermaye birikimi yok artık.
İşte bu Liberallerin yanılgıları Marks ı Engels i eskimiş düşünce gibi görürken onun parmak bastığı sorunları unutmaları.
- Ben böyle düşündüğüm için buraya yazıyorum. Karakediyi kızdırmak için filan değil :)
Sosyalizm / Komünizm / Anarşizm denince, önemli fesefi / siyasi tartışmalara gireriz. Ben böyle düşünüyorum.
Ben sadece dogmatik yaklaşıma karşıyım (ben öyleyim). Daha eylemci sosyalistler, tabi ki tartışmayı kısa tutmak için bazı unsurlar "gerçek" kabul etmek isterler ve bu tür şeyleri tartışmak istemezler.
Bu onların yaklaşımı. Ama artık 70'lerde değiliz. 90'larda bile değiliz. "21 yy sosyalizmi nasıl olacak?" konusunu düşünmek durumundayız. Eskisi gibi şarkılarla, marşlarla devrim yapamayız, çünkü devrimler çağını aşmışız.
Ben öyle görüyorum.
O yüzden neredeye? Hangi oranda? Hangi durumda? Marks'ın hangi fikirleri? sorusunu sormak durumundayız.
Mesela Benim belki otomatikman Maduro'nun arkasında durmam gerekiyor. Ama duramam. gelinen noktada liberal bir yönetim Venezüella halkı için Maduro'dan daha iyi olurdu.
Bu yani benim tartıştığım :)
Öyle bir şeye %99 yalan demedim. Kızıl Terör %100 doğru, linki verip, izah eden benim, RESMEN İLAN EDİLDİ diyorum, yalan dediklerim başka, açıkca da belli oysa
Kızıl Terör konsunda yapmadığımı bana yaptırdın. Adıma bu uygulamayı ret ettiğim sonucunu çıkarttın. RESMİ bir uygulama olduğunu dile getiriyordum, ilan ediliyor, ilanından 1 ay sonra da son verildiği ilanı yapılıyor. O zaman TERÖR tanımı doğru biliniyor ve yapılıyor o sebeple kimse o zamanlarda terör lafzını gizlemeye kalkmıyor, orada saf bir tutum var, açık. Yönteme başvuruluyor, aynı yöntem evveli olarak, kapitalist devletlerce, beyaz ordualrca, Sovyetlere akrşı kullanılıyor.
- Doğru. Tarih bilgim biraz eski. Sonra Lenin "halk biraz rahatlasın" diyerek NEP (Kısmi liberalleşme) filan getiriyor. Tabi o da geçici.
Ben yanlış ifade ettim. O dönemin gizli servisinin de adı farklı.
Ama kurduğu devlet sistemi kalıyor ve kendisi de buna kurban gidiyor diyorum. Lenin Stalin'in aşırı uç olduğu düşünüyordu. Troçky'yi tercih ediyordu. Troçky ise kaçmasına rağmen gizli servis tarafından öldürülmüştür. Bu dediklerimi de belgeselde filan izledim. Arasam Wikipedia'dan çıkar.
(...)
- Nazilere bakmak zorunlu değil. Soğuk savaşta tabi ki propaganda - karşı-propaganda var.
20 yy'dan söz ediyorum. ABD'de 2000'li yıllarda bile "Müzik indirmeyin, müzik indirmek komünizmdir" diye afişler vardı. ABD'de cahil birinden dayak yemek istiyorsan "ben komünistim" de. Öyle bir propaganda sisteminden geçmişler. Tabi ki bazı şeyler çarpıtılmış, bazı şeyler abartılmış. Bilmenin tek yolu bir şeyi kendin araştırmak.
Senin Küba'da seçim sistemi gibi düşünelim. Yani bir sistem var. Bazısı bunu tercih ediyor.
Ama İran'da da iyi şeyler oluyor. Mesela buradaki gibi sağlık meselelerine çok para harcamıyorsun. Kürtler filan dişlerini yaptırmaya İran'a giderler örneğin. Şeriat sayesinde daha ucuz.
Küba konusunu da bilmiyorum. Latin Amerika hakları komünizm konusunu iyi anlıyorlar gibi görünüyor. En azından Küba'da, öyle hemen yıkılmayı hak eden bir rejim yok. gerçek bu. Komşusu Haiti'ye / Jamaica'ya filan bak, bir de Küba'Ya bak.
Sovyet modeli ayrı bir tartışma konusu. Nazi rejimi gibi lanetlediğim bir rejim değil. Ama Çin Halk Cumhuriyeti gibi, çok da övgüyle söz etmediğim bir sistem (bunlar hep kişisel görüşüm)
- Nihilist, "Liboş" lafını sevmiyorum. Kimseyi de doğrudan göremiyorum. evet Genç olduğunu varsaydım. Yanıldım belki. Kusura bakma.
Yani diyorsun ki, Lenin cicekciden cicek alip, karsitlara iliskin cicekle protesto yapmaliydi oyle mi? Yahu sol bile kendi arasinda Lenin Trocki'nin katilidir gibi sacma sapan bir yorum yapmaz.
- Lenin Almanya'da sevgilisiyle beraberken "Şu müziği çalmasınlar, bana korkunç şeyler yapmak zorunda olduğumu unutturuyor" demiştir. Kendi sözleri.
Lenin "Komünizmi getirmek için" aşırı politikalar izlemek zorunda olduğunu düşünüyordu.
Troçky'yi ben daha "demokrat" biliyorum. Stalin yerine, Lenin'den sonra o gelse daha iyi olabilirdi.
Neticede Stalin geldi. Tarihi de biliyorsunuz. Ben tarihi anlatıyorum :)
Hala komunist devlet diyorsun farkinda misin?
Her turlu kapitalist iliskinin sirtini dondugu (eko politik)surecten haliyle icerinin imkanlariyla ayakta kalma savasi verecekti Stalin olsun, Lenin olsun.
Bunu gorebilmek icin, sagci solcu vs. olmaya da gerek yok, tarih objektif ve karsilastirmali olarak degerlendirilir. Oyle fil,in bir kulagini tutup, aha fil budur denmez.
- Tarihsel olarak: -Evet. Komünizm = Sovyetler birliği tarihi. (Tarihsel olarak diyorum).
"Rusya komünist miydi?" o daha felsefi bir konu.
Neyse: bu forumda bu konuyu benden daha iyi bilen arkadaşlar var. Her şeyi bana sormayın :)
Nazizmi ovemessin zaten kendi gorunur dusuncelerinle celisirsin. Liberalism savas ekonomisi olmadan ayakta kalamaz ki!? Bir ucndan kapitalizme bagli cunku.
O yuzden cocuk isci vs.orneklerin hic tutarli degil.
Dunyadaki cocuk isci oranindan haberin var mi senin? Yoksa izole edilmis kutupta arastirma bolgesinde mi yasiyorsun?
Elbette Stalin senin degil, bir kesim 68 kusaginin da idoluydu. Ama bu Stalin uzerinden komunizm , sosyalizm karalamasi yapmani gerektirmez. Sitede yapilmisi var, vereyim istersen linkini oku.
Bak baska konulara, dunyaya filan...
- İşte ben bunları tartışan bir insanım. Afrika'nın her yeri iç savaş. Çocuk işçiden geçtim, çocuk asker var. Yani kapitalist sistemin aşırılıkları var. Yani "liboş" kelimesi benimle için kısaltma olarak kullanılıyorsa, bu arkadaşlar salaklık ediyorlar.
Neyse: Siyaset değişen bir şey. Ben ülkeler arasında, bireyler arasında, "sosyalizm" olarak adlandırdığım, dengeleyici bir yaklaşıma inanıyorum.
Ama Stalin'e inanmıyorum, Maoist filan da değilim. Yani 21 yy'a özgü, daha demokratik bir "sol" anlayışa inanıyorum.
"Liberal" derseniz. Beni mesela aldınız Donald Trump'un yanına koydunuz. Ki en çok eleştirdiğim şey.
Konuşacaksak bunu konuşalım.
bilgivehis
24-01-2019, 21:24
Marx'i asan bir sorun yok, ancak Marx'in astigi sorunlar var. Mesela Marx'in fikirleri, Talmadge tarzi fikirlerin alasagi olmasini saglamistir.
1934 isci protestosunu bilir misiniz? (Amerika'da)
Bunun disinda Marx,in arti deger'e iliskin gorusleri var. Siz hangi amacla acmistiniz bu basligi?
Arti deger bahsi, yoksa baska bir konuda eksiklik mi?
Hangisi?
Veya iscilerin orgutlenmeyisini Marx'a nasil yikmaliyiz konulu bir tartisma mi?
İşçilerin örgütlenmeyişi ve kapitalizme daha çok yakınlaşması günümüz sorunudur.
Böyle bir sorunun tahlili ve çözümü için Marx tek başına yetersiz görünüyor, Marx'ı destekleyen, ona ek anlamında bir çözüm teorisi gerekiyor. Buna gelişmiş Marksizm de denebilir. Zaten bu Marksizme aykırı da değildir, nihayetinde arayış içinde olduğumuz konu, gelişimle ilgilidir. Günümüz koşulları için Marksizmi geliştirmek gerektiği görüşündeyim.
Örneğin bir devrim safhası yaşamış, devrimci bilinç geçmişi olan bir ülkenin işçileri ezilip-sömürüldükçe kapitalizme daha çok bağlı oluyorsa Marksizmden ayrı olmayan onu destekleyen ek teoriler elzem duruma gelmiştir.
Yani Marx kapitalizme karşı örgütlenin diyor, işçi sınıfı ise aksi yönde kapitalizm saflarında örgütleniyor. Buna bir çözüm teorisi gerektiğini düşünmek Marksizmden kopmak anlamı taşımaz, aksine Marx'a daha çok ihtiyacımız olduğu ama onu çözüm teorileriyle geliştirmek-desteklemek gerektiği anlamı taşır.
Bu anlamda Marx'tan sonra bu konuda herhangi bir çözüm teorisi üreten olmamış, Marx yetersiz olabilir mi derken bu noktayı baz aldım. Ama galiba ben anlatmakta yetersiz kalıyor gibiyim, ya da öyle görünüyor, bilemiyorum.
- Bi de ben yüzeysel, sohbet amaçlı yazıyorum. Aşırı heyecan yapanlar olmuş. İsterseniz artık buraya yazmayayım, siz kendi aranızda yazışın :)
demek, liboş denilmesinden haz etmiyorsun.
biz sana komünizm bir devlet biçimi değildir, devletsiz toplumdur
sovyetler reel sosyalizm denemesidir komünizm değildir derken
kulağının üzerine yattın ya.
liberalizmin tarihsel bir geçmişi bağlamı vardır, tabanı bir iktisat teorisi olmasıdır, dayanağı tam rekabet piyasasıdır ve fos çıkmıştır, sermayeye her türlü devlet müdahalesine karşı olmaktan ibarettir derken bu defa döndün öbür kulağının üzerine yattın.
artı-değeri anlatırken bunlar eskidi diye zırva bi argüman ancak ortaya koyabildin, anti-tez yerine ise dedikodu yapabildin.
stalinden daha demokrat ilan ettiğin troçki; kızılordu topçu birliklerini kronşdantda konumlandırıp çarın belini kıran ve devrime katkısı tartışılmaz denizcilerin ölüm emrini verdiğinde kendi kızıl ordusu ateş emrine uymadı ve tek top patlamadı.
senin demokrat troçkin kırım tatarlarından parayla lejyoner satın alıp
kızıl ordu üniforması giydirip katliam yapan, lenin'i bile yataklara düşüren adam.
o da yetmezmiş gibi 30'lu yıllarda fabrikalarda madenlerde onlarca sabotaj örgütleyip bi ton işçinin katili olan adam.
stalini mumla aratacak işbirlikçi ve katil.
sana tüm yapısal reformlara ve yasalara rağmen tekelleşme ve finans-kapitalin dikey büyümesi engellenemiyorken senin liberalizmin ne menem bişey dedik.
gak dedin sonra da guk diyebildin.
yine döndün stalin üzerinden komünizmi itibarsızlaştırmanın trollemesine kalkıştın.
bunca şeyi yap
ama liboş denilmesinden haz etme
yapma ya
senin nelerden haz ettiğin kimin umurunda
burda gerçek ve yalan savaşıyor
senin keyfini mi düşüneceğiz sohbetini mi düşüneceğiz.
önce bi ne olduğuna karar ver
bakarız sonra sana nası hitap edeceğimize.
karakedi
25-01-2019, 09:20
İşçilerin örgütlenmeyişi ve kapitalizme daha çok yakınlaşması günümüz sorunudur.
Böyle bir sorunun tahlili ve çözümü için Marx tek başına yetersiz görünüyor, Marx'ı destekleyen, ona ek anlamında bir çözüm teorisi gerekiyor. Buna gelişmiş Marksizm de denebilir. Zaten bu Marksizme aykırı da değildir, nihayetinde arayış içinde olduğumuz konu, gelişimle ilgilidir. Günümüz koşulları için Marksizmi geliştirmek gerektiği görüşündeyim.
Örneğin bir devrim safhası yaşamış, devrimci bilinç geçmişi olan bir ülkenin işçileri ezilip-sömürüldükçe kapitalizme daha çok bağlı oluyorsa Marksizmden ayrı olmayan onu destekleyen ek teoriler elzem duruma gelmiştir.
Yani Marx kapitalizme karşı örgütlenin diyor, işçi sınıfı ise aksi yönde kapitalizm saflarında örgütleniyor. Buna bir çözüm teorisi gerektiğini düşünmek Marksizmden kopmak anlamı taşımaz, aksine Marx'a daha çok ihtiyacımız olduğu ama onu çözüm teorileriyle geliştirmek-desteklemek gerektiği anlamı taşır.
Bu anlamda Marx'tan sonra bu konuda herhangi bir çözüm teorisi üreten olmamış, Marx yetersiz olabilir mi derken bu noktayı baz aldım. Ama galiba ben anlatmakta yetersiz kalıyor gibiyim, ya da öyle görünüyor, bilemiyorum.
peki sorunun teorik olduğunu nereden biliyorsunuz? belki teori yeterli fakat örgütsel yada siyasi bir tıkanıklık var?
bir de bu iddiada bulunurken zamanlamayla ilgili standart getirmemiz gerekir mi? yani sınıflı toplumlar 5500 yıldır, feodalizm 1500 yıldır, kapitalizm 200-250 yıldır var. belki yeni bir devrim dalgası için şartlar henüz olgunlaşmamıştır. siyasi bir olgunluk gerekiyordur. devrimin bizim yaşadığımız kuşakta gerçekleşmesi gibi bir zorunluluk yok. kapitalizm yeni olmasına rağmen belki sosyalizmin yerleşmesi daha uzun sürecek.
bir de buna da bir kriter getirmek lazım. diyelim ki bu kuşakta marksist teoriye eklenti yapıldı. atıyorum 25 yıl geçti devrim olmadı, kitleler marksist partilere katılmadı. ne yapacağız yeni bir teori daha mı yazacağız?
teoride tıkanan nedir? bunu tespit etmemiz gerekir o zaman. mesela şu cümlenizde Marx'tan sonra bu konuda herhangi bir çözüm teorisi üreten olmamış, demişsiniz. biliyorsunuz leninizmin marksizm ile beraber anılmaya değer bir teori olduğunu düşünen önemli sayıda grup var. leninin bir eklentisi olarak emperyalizm teorisini sayarsak, diğeri de devrimci örgüt teorisidir. bunu bildiğinizi düşünüyorum. bunları yetersiz mi görüyorsunuz?
İşçilerin örgütlenmeyişi ve kapitalizme daha çok yakınlaşması günümüz sorunudur.
Böyle bir sorunun tahlili ve çözümü için Marx tek başına yetersiz görünüyor, Marx'ı destekleyen, ona ek anlamında bir çözüm teorisi gerekiyor. Buna gelişmiş Marksizm de denebilir. Zaten bu Marksizme aykırı da değildir, .
Bilgivehis Arkadaşım
Senin samimi olduğunu ve bu çözümlenme anlayışının da samimiyetinden kaynaklandığını biliyoruz.
Ama Marks bir teori değil. Ayrıca onu destekleyen bir teori var Leninizm.
Leninizm i yabana atma zor koşullarda ve üretim araçlarının yeterli gelişmediği bir ülkede devrim yaptı.
Lenindeki bu zeka ve fırsatı iyi kullanma anlayış olmayacak şeyi oldurdu. =Evet ne Lenin ne ondan sonrakiler komünizm e yürüyemedi=Bu farklı bir tartışma biliyorum.
Bu bir şeylerin ters gittiği belli ama bunun suçlusu ne Marks ne İşçi sınıfı Bunun suçlusu günümüzün komünist partileri, devrimci değiller devrim diye bir dertleri yok.
Senin de söz ettiğin ama tam olarak anlatamadığı şey bu olsa gerek. Bununda en büyük günahı Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve o anlayış . Bu gün hala bu anlayış devam ediyor.
Dünya kapitalist sistemi bitmeyen krizler yaşıyor Bir çok kapitalist entelektüel kapitalist sistemin çökmekte olduğunu söylüyor Ama komünist partilerinden çıt çıkmıyor En gerçekçi eylem Fransadaki sarı yelekliler eylemi ama içlerinde komünist parti yok. 2008 de ABD de bankalar çöktü yine ortada komünist parti yoktu.
Senin sorularının cevabı yeniden devrimci komünist örgütlerinin yaratılması olacak.
bilgivehis
25-01-2019, 10:14
bunları yetersiz mi görüyorsunuz?
Yetersiz gören ben değilim, ezilen sınıfın duruşu bir yetersizlik olduğunu söylüyor.
Etki-tepki olayı ters işliyor, etkinin tepkisi kapitalizme köle olmak değildir.
Açıkça bir sorun var ama bunu anlamakta ve fikir üretmekte zorlanıyoruz.
Ayrıca kapitalizme karşı örgütlenmekle öyle devrim gelmez, bugün örgütlensen belki elli-yüz sene sürer.
Bizim sorunumuz ise devrimden önce ezilen sınıfın bugünkü etki-tepkiye ters orantılı çelişki içeren duruşudur.
kartopu Sovyetlerin yıkılmasında bunun çok rolü olduğunu söylüyor ama bu derece olması mümkün değil. Çünkü ne kadar olumsuz etkilerse etkilesin koşullar diye bir şey var. Bizim bildiğimiz koşullar dayattığında ona göre de tepkisi olur. Günümüzde ise ezilen sınıf daha çok koyunlaşıyor ve kapağı kapitalizme atmakta buluyor. Oysa bundan yüz yıl önce daha kapitalizm emekleme aşamasındayken dahi tepkiler çığ gibi büyüyordu, şimdi daha çok olması gerekirken ölü bir ezilen sınıf görüyoruz.
Kapitalizm ise dünyanın her yerinde her istediğini rahatça yapıyor, halktan ise ne ses var ne seda.
Halkı uyutan din, sosyal platformlar ve kültürel yıkımlar dahi günümüzün ağır koşulları karşısında bu derece tepkisiz toplumlar oluşturamaz.
Kısaca bu konuya kafamızı yoruyorsak yeni fikirler, teoriler ve çözümler de üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Örneğin etkiye karşı tepki olmamasını şu soruları kendimize sorarak başlayabiliriz.
1-Kapitalizmin uyuşturma metotları tek başına, toplumları bu derece pasif yapacak güçte mi?
2-Perişan bırakılan toplumlar sığınacak bir örgüt bulamayınca çareyi kapitalizme kölelikte mi arıyor?
3-Kapitalizmin silah ve bilimde çok ilerlemesi karşısında ümitsizlik ve korku mu hakim oluyor?
Bu gibi sorulara ve daha fazlasına verilecek olumlu yanıtlar en azından fikir verecektir.
ilahimasal
25-01-2019, 10:54
Türkü: Ben kendimi "Liberal" olarak tanımlamıyorum. O yüzden "Liboş" gibi lafları kendine saklarsan sevinirim..
Libenardo
Sen kendin bu forumda açıkca ifade ettin BEN LİBERALİM dedin. Bu dedigin forumda kayıtlı . Bulup getirtme bana.
Hafızan mı kilitli yoksa aklınca kafamı buluyorsun bizle.
Belkide dogru yolu buldun !?!? liberalligi terk ettin. Çünkü insanlık için zararlı bir yasam sekli diye düşündün ve "kendimi liberal olarak tanımlamıyorum " dedin. Durumun Böyleyse açıkca yaz . Kimse seni kınamaz.
Ama lafa laf katıp
Demokrat sol - sosyal demokratım dedin. Sen sürekli renk mi degiştirirsin? Hem senin ne olduğun yada olacağın bizi ilgilendirmez.
Bizi ilgilendiren tarafın , Dürüst ve taraflı olmayacak objektif yorumlarındır.
abd ve faşizm için , komunizmi kötülemek attıgın her taşın onları güzellemek için taraf oldugun belli olmuyormu sanıyorsun.
Ha sizin bir gazetenizde vardı ! TARAF gazetesimiydi o ?
Bak sana spartaküs ayrı caktı anlamadın , nihilist ayrı caktı anlamadın.
Sovyetlere bakıp komunizm açıklaması yapma dediler. Komunizmde DEVLET OLMAZ diyorlar. Sen halen komunizme ulaşamamış ve adı üzerinde sovyet Devletine komunist kötülemesi yapıyorsun.
sovyetlerde elbetteki devrim sancıları oldu , sanki baska yerlerde olmadı.
Faşizmi , abd yi , temize çıkarmak için ugraşma , sovyetlerde ne olduğunu yazdığın zaman , almanyada ve abd de hatta başka yerlerde neler duğunuda yazacaksın ki DÜRÜST yazar oldugunu bilelim.
Bahsettiğin konular bir çok kitapta anlatılıyor. Bunları digerleri ile kıyaslamalı yorumlarsan anlaşılır. Aksi durumda taraf olursun.
Eşek kadar adama akıl veriyoruz.
Leonardo
25-01-2019, 14:50
Yazma o zaman. Senin sohbet amacli yazmadigini biliyorum. Artniyetle yaziyorsun. Sosyalizmi bilmiyormus gibi yapiyorsun. Sonra da leninin vasiyet mektubundan bahsediyorsun. Sohbet amacli yaziyorsan boyle dusunuyorum dersin. Lenin stalini varis birakmadi diyorsun. Cocuk mu kandiriyorsun?
Iyi niyetle yazacaksan yaz. soguk savas propagandasi agziyla konusacaksan baska yere yaz.
- Vasiyet mektubu yazmış demedim. Bir yerde Troçky'yi Staline tercih ettiğini okumuştum o kadar. Git araştır.
İşçilerin örgütlenmeyişi ve kapitalizme daha çok yakınlaşması günümüz sorunudur.
Böyle bir sorunun tahlili ve çözümü için Marx tek başına yetersiz görünüyor, Marx'ı destekleyen, ona ek anlamında bir çözüm teorisi gerekiyor. Buna gelişmiş Marksizm de denebilir. Zaten bu Marksizme aykırı da değildir, nihayetinde arayış içinde olduğumuz konu, gelişimle ilgilidir. Günümüz koşulları için Marksizmi geliştirmek gerektiği görüşündeyim.
Örneğin bir devrim safhası yaşamış, devrimci bilinç geçmişi olan bir ülkenin işçileri ezilip-sömürüldükçe kapitalizme daha çok bağlı oluyorsa Marksizmden ayrı olmayan onu destekleyen ek teoriler elzem duruma gelmiştir.
Yani Marx kapitalizme karşı örgütlenin diyor, işçi sınıfı ise aksi yönde kapitalizm saflarında örgütleniyor. Buna bir çözüm teorisi gerektiğini düşünmek Marksizmden kopmak anlamı taşımaz, aksine Marx'a daha çok ihtiyacımız olduğu ama onu çözüm teorileriyle geliştirmek-desteklemek gerektiği anlamı taşır.
Bu anlamda Marx'tan sonra bu konuda herhangi bir çözüm teorisi üreten olmamış, Marx yetersiz olabilir mi derken bu noktayı baz aldım. Ama galiba ben anlatmakta yetersiz kalıyor gibiyim, ya da öyle görünüyor, bilemiyorum.
- Şu anda Fransa'da yaşanan sarı-yelekliler hareketi de bir çeşit Marksizm. Marksizmin özü bence halkın sisteme karşı kendi haklarını savunmasıdır. Bunun üzerinde durulabilir.
Ama modern Marksistler her zaman bunu yapmıyorlar. Ben de bunu aşırı dogmatik yaklaşıma bağlıyorum.
demek, liboş denilmesinden haz etmiyorsun.
biz sana komünizm bir devlet biçimi değildir, devletsiz toplumdur
sovyetler reel sosyalizm denemesidir komünizm değildir derken
kulağının üzerine yattın ya.
liberalizmin tarihsel bir geçmişi bağlamı vardır, tabanı bir iktisat teorisi olmasıdır, dayanağı tam rekabet piyasasıdır ve fos çıkmıştır, sermayeye her türlü devlet müdahalesine karşı olmaktan ibarettir derken bu defa döndün öbür kulağının üzerine yattın.
artı-değeri anlatırken bunlar eskidi diye zırva bi argüman ancak ortaya koyabildin, anti-tez yerine ise dedikodu yapabildin.
stalinden daha demokrat ilan ettiğin troçki; kızılordu topçu birliklerini kronşdantda konumlandırıp çarın belini kıran ve devrime katkısı tartışılmaz denizcilerin ölüm emrini verdiğinde kendi kızıl ordusu ateş emrine uymadı ve tek top patlamadı.
senin demokrat troçkin kırım tatarlarından parayla lejyoner satın alıp
kızıl ordu üniforması giydirip katliam yapan, lenin'i bile yataklara düşüren adam.
o da yetmezmiş gibi 30'lu yıllarda fabrikalarda madenlerde onlarca sabotaj örgütleyip bi ton işçinin katili olan adam.
stalini mumla aratacak işbirlikçi ve katil.
sana tüm yapısal reformlara ve yasalara rağmen tekelleşme ve finans-kapitalin dikey büyümesi engellenemiyorken senin liberalizmin ne menem bişey dedik.
gak dedin sonra da guk diyebildin.
yine döndün stalin üzerinden komünizmi itibarsızlaştırmanın trollemesine kalkıştın.
bunca şeyi yap
ama liboş denilmesinden haz etme
yapma ya
senin nelerden haz ettiğin kimin umurunda
burda gerçek ve yalan savaşıyor
senin keyfini mi düşüneceğiz sohbetini mi düşüneceğiz.
önce bi ne olduğuna karar ver
bakarız sonra sana nası hitap edeceğimize.
- Hayır ama sen kokteyl yapıyorsun. Mesajın başlarında Troçky hakkında yazmışsın. "Stalin'den beterdi" demişsin. Sonunda da orta-okul çocukları gibi isim takmışsın. Ben böyle tartışamam ki. Mesajın başında, genel bilgiye tamamen ters bir şey yazıyorsun. Sonunda da hakaret ediyorsun.
Yüz yüze değiliz. Bir şey anlamıyorum. Kendi kendine yazacaksan yaz o zaman. :)
- Avrupa + Kanada'yı pek bilmiyor gibisiniz. Ben Marks'ı önce bir filozof olarak görüyorum. Felsefe de de şu önemlidir: Mesel Satre'In bütün kitaplarını ezbere bilme zorunluluğun yok. Ama o düşünürden az da olsa bir şeyler öğrenebilmiş misin? Bu önemli.
Mesela Kanada'da sokaktaki alkolikleri alıyorlar, bunlara ücretsiz kalacak oda + yemek veriyorlar. Bir süre sonra, yaklaşık yarısı iş bulmaya ve alkolü bırakmaya başlıyor.
Bu da bir çeşit Marksizm. Tabi ki Marks ve Engels ciddi ekonomik teorisyenler aynı zamanda. Bu noktada da ben, bunların 19 yy'ın ortalarında yaşadıklarını hatırlatıyorum. Yani doğru tespitleri, halen geçerli olan tespitleri mutlaka var. Ama 200 yıl sonra, artık öyle olmayan tespitleri de olabilir. Bunu demek istiyorum.
Libenardo
Sen kendin bu forumda açıkca ifade ettin BEN LİBERALİM dedin. Bu dedigin forumda kayıtlı . Bulup getirtme bana.
Hafızan mı kilitli yoksa aklınca kafamı buluyorsun bizle.
- Buradaki bazıları gibi katı devrimci değilim. Kapitalizmi 100% ilet olarak görmüyorum (artık görmüyorum).
Ama sosyal devlet, eğitim / sağlık hizmeti, Avrupa modelinde bireysel hakların olması, evsizlere yardım edilmesi, vs. bunlara inanıyorum.
Bu beni "liberal görüşlü" yapmaz. Liberal görüşlü "halk ezilsin" der, "ekonomiye müdahele etme" der, "senin çocuğunun eğitim masrafını devlet niye ödesin?" der
Yani beni beni çıldırtma :)
Belkide dogru yolu buldun !?!? liberalligi terk ettin. Çünkü insanlık için zararlı bir yasam sekli diye düşündün ve "kendimi liberal olarak tanımlamıyorum " dedin. Durumun Böyleyse açıkca yaz . Kimse seni kınamaz.
- Hayır ben hepten sol görüşlüyüm. Geçken daha anarşist filan takılırdım. Şimdi daha gerçekçi bir insan oldum ve her türlü sol teoriyi ilgiyle dinlerim. Da mesela ANAP'lı / DYP'li değilim. Yani öyle olsa da sen tanımlama hatası yapıyorsun :)
Demokrat sol - sosyal demokratım dedin. Sen sürekli renk mi degiştirirsin? Hem senin ne olduğun yada olacağın bizi ilgilendirmez.
- Zamanla o hale geldim. Ama ben milletvekili miyim? Siyasetçi miyim? "sosyal-demokratım" diye de gezemem. Ben kendimi sosyalist olarak tanımlıyorum.
abd ve faşizm için , komunizmi kötülemek attıgın her taşın onları güzellemek için taraf oldugun belli olmuyormu sanıyorsun.
Ha sizin bir gazetenizde vardı ! TARAF gazetesimiydi o ?
- Tarihsel olarak ABD ve Faşizm aynı şey değil. Mesela Spartakus Küba rejiminin olumlu yanlarını sayıyor. Ben ABD rejiminin olumlu yanlarını sayabilirim. Demokrasinin / toplumsal sözleşmenin önemine inanan biriyim. Sovyet tarzı demokrasi konusunu anladım. Ama toplumsal sözleşme benim için daha önemli.
- Taraf okumuyorum. Bilimsel bir eğitimim oldu. O yüzden yerel gazete neredeyse hiç okumuyorum.
Bak sana spartaküs ayrı caktı anlamadın , nihilist ayrı caktı anlamadın.
Sovyetlere bakıp komunizm açıklaması yapma dediler. Komunizmde DEVLET OLMAZ diyorlar. Sen halen komunizme ulaşamamış ve adı üzerinde sovyet Devletine komunist kötülemesi yapıyorsun.
- İşte böyle heyecan yapıyorsun. Şu anda sizin beden dilinizi filan göremiyorum. O yüzden çaktılı / maktılı konuşma diyorum.
Bu dediğin de tamam. Ama bu dediğin anarko-sosyalizm. yani gerçek komünizm. Anladım. Ben de biliyorum.
Faşizmi , abd yi , temize çıkarmak için ugraşma , sovyetlerde ne olduğunu yazdığın zaman , almanyada ve abd de hatta başka yerlerde neler duğunuda yazacaksın ki DÜRÜST yazar oldugunu bilelim.
- ama Bu konuda ayrım yapmak zorundasın. ABD'nin anayasası insan hakları beyannamesidir. Orada insanların hakları var. ülke gelişiyor. Mesela 1960'larda renk ile ilgili sorunları vardı, bugün de var, ama sorunu ele alıp yol alıyorlar filan. Faşizm ile aynı kefeye koyamazsın.
Emperyalizm konusu da konuşulmalı. Mesela Avrupalılara artık hop diye emperyalist diyemezsin. 1960'lardan beri o da çok değişti.
Yani bana biraz ezberci görünüyorsun. Bugünün şartlarını anlamadan Ortodoks komünist ağzıyla bence bir yere varamayız.
ABD'de de ay sonunda güçlük çeken, Avrupa'daki sosyal haklardan faydalanamayan, yine de emeği ile geçinmeye çalışan insan var.
Yani 20 yy sol hareketi neyse oydu. da 21 yy da biz bunu geliştirmek zorundayız. onu demek istiyorum.
bilgivehis
25-01-2019, 15:38
Arkadaşlar Leonardo'nun bu duruşu onun yapısıdır, geniş görüşlülüğe takılıyor, bizim bir çok değerlerimizi doğma olarak görüyor, her türlü ideoloji ve dine tolerans verilmesinden yana, diğer forumda da aynen böyleydi. Yani yanlış, doğru veya eksik ama olduğu gibi yazıyor, ne yapalım, onun da huyu böyleymiş. Ama bu başlık için yeterli olduğunu sanmıyorum, çünkü bilgi eksikliği var, kapitalist propagandalı kaynakları essahi kaynak zanediyor. Bu durum da haliyle bildiği kadar yanılmasına neden oluyor.
Oysa geniş görüşlülük daha bir ciddi araştırma gerektirir, salt kapitalist kaynaklarla geniş görüşlülük olmaz. İşte böyle tutarsız ve gerçek olmayan sonuçlar çıkar.
Leonardo
26-01-2019, 00:17
- Hayır daha karmaşık.
Yani bloklar olduğunu ve tarafımızı seçmemiz gerektiğine ben de inanıyorum. Ama taraflar artık 70'li yıllardaki gibi net değil.
Mesela interneti ele alalım. Gidin Ateist Foruma. Adam ateist, ama aynı zamanda ırkçı, faşist, üç-hilalci, bozkurt. Ama ateist.
Yine aynı forum, Veya Twitter, veya Facebook. Hatta Watsup dahil bütün sosyal paylaşım uygulamaları buna karşı önlem alıyorlar.
Adam şu veya bu meseleyi savunuyor görünüyor. Ama araştırsan Türkçe bilip Moskova'dan mesaj atan biri çıkıyor. Moskovalı bir gencin yürüttüğü 10 -20 tane robot hesap oluyor. Ama robot hesaplar Atatürk'ü savunan ama Tayyibi de çok seven tipler olarak gösteriliyor. Ya da başörtülü olup cinsel özgürlüğü / eşcinsel haklarını filan savunuyor.
Yani Spartakus ile çelişir göründüğümüz nokta bu. Modern dünya 40 sene öncesinin dünyası değil.
Daha da ileri gideyim. Düşman illa ki "emperyalist" değil. Gidin Cezayire bakın. İslamcılar yüzünden Fransızları mumla arayacak hale geldiler.
Ya da El-Kaide de emperyalist dinlemiyor.
7 Ocak 2015, Charlie Hebdo saldırısı. Bunun neresi emperyalizm. Millet birbirini sebepsiz yere öldürmeye filan başlamış.
Sonra modern faşizm meselesi var. Maduro, Tayyyip, Putin, Esat, Trump, İran rejimi vs.
bunlar hep kaybeden taraf. Ama ortalığı da bunlar karıştırıyor.
O yüzden, Mesela gezide, Ya da Fransa'daki olaylarda. Bi bakmışın, liberal görüşlü ile yan yanasın. Ya da bir bakmışın, Milliyetçisi, ya da uzak bir sol görüşlü senin yanı başında.
Benim algı biçimim böyle.
Yalnız en sevmediğim şey: Ciddi bir şey anlatırken, çoluk çocuğun olayı küfürleşmeye filan götürmesi. Bunlar bence gelsin. özelden yazsınlar. Küfrümüzü edelim. Sonra buraya yazsınlar. Çünkü kafayı toplayamıyorum. Mesela Spartakus Link gönderiyor. Okuyasım olmuyor. seviyeyi düşürmeyin.
Türkü: Ben kendimi "Liberal" olarak tanımlamıyorum. O yüzden "Liboş" gibi lafları kendine saklarsan sevinirim.
- Ben Mesela Wikipedia'dan bakabileceğiniz şeyleri yazıyorum. Ve komünistler benim dediklerini inkar etmezler. "O dönemde yapılması gerekiyordu" filan derler. Bizde "darbe gerekliydi" dedikleri gibi. Anladın?
- Ben böyle düşündüğüm için buraya yazıyorum. Karakediyi kızdırmak için filan değil :)
Sosyalizm / Komünizm / Anarşizm denince, önemli fesefi / siyasi tartışmalara gireriz. Ben böyle düşünüyorum.
Ben sadece dogmatik yaklaşıma karşıyım (ben öyleyim). Daha eylemci sosyalistler, tabi ki tartışmayı kısa tutmak için bazı unsurlar "gerçek" kabul etmek isterler ve bu tür şeyleri tartışmak istemezler.
Bu onların yaklaşımı. Ama artık 70'lerde değiliz. 90'larda bile değiliz. "21 yy sosyalizmi nasıl olacak?" konusunu düşünmek durumundayız. Eskisi gibi şarkılarla, marşlarla devrim yapamayız, çünkü devrimler çağını aşmışız.
Ben öyle görüyorum.
O yüzden neredeye? Hangi oranda? Hangi durumda? Marks'ın hangi fikirleri? sorusunu sormak durumundayız.
Mesela Benim belki otomatikman Maduro'nun arkasında durmam gerekiyor. Ama duramam. gelinen noktada liberal bir yönetim Venezüella halkı için Maduro'dan daha iyi olurdu.
Bu yani benim tartıştığım :)
- Doğru. Tarih bilgim biraz eski. Sonra Lenin "halk biraz rahatlasın" diyerek NEP (Kısmi liberalleşme) filan getiriyor. Tabi o da geçici.
Ben yanlış ifade ettim. O dönemin gizli servisinin de adı farklı.
Ama kurduğu devlet sistemi kalıyor ve kendisi de buna kurban gidiyor diyorum. Lenin Stalin'in aşırı uç olduğu düşünüyordu. Troçky'yi tercih ediyordu. Troçky ise kaçmasına rağmen gizli servis tarafından öldürülmüştür. Bu dediklerimi de belgeselde filan izledim. Arasam Wikipedia'dan çıkar.
- Nazilere bakmak zorunlu değil. Soğuk savaşta tabi ki propaganda - karşı-propaganda var.
20 yy'dan söz ediyorum. ABD'de 2000'li yıllarda bile "Müzik indirmeyin, müzik indirmek komünizmdir" diye afişler vardı. ABD'de cahil birinden dayak yemek istiyorsan "ben komünistim" de. Öyle bir propaganda sisteminden geçmişler. Tabi ki bazı şeyler çarpıtılmış, bazı şeyler abartılmış. Bilmenin tek yolu bir şeyi kendin araştırmak.
Senin Küba'da seçim sistemi gibi düşünelim. Yani bir sistem var. Bazısı bunu tercih ediyor.
Ama İran'da da iyi şeyler oluyor. Mesela buradaki gibi sağlık meselelerine çok para harcamıyorsun. Kürtler filan dişlerini yaptırmaya İran'a giderler örneğin. Şeriat sayesinde daha ucuz.
Küba konusunu da bilmiyorum. Latin Amerika hakları komünizm konusunu iyi anlıyorlar gibi görünüyor. En azından Küba'da, öyle hemen yıkılmayı hak eden bir rejim yok. gerçek bu. Komşusu Haiti'ye / Jamaica'ya filan bak, bir de Küba'Ya bak.
Sovyet modeli ayrı bir tartışma konusu. Nazi rejimi gibi lanetlediğim bir rejim değil. Ama Çin Halk Cumhuriyeti gibi, çok da övgüyle söz etmediğim bir sistem (bunlar hep kişisel görüşüm)
- Nihilist, "Liboş" lafını sevmiyorum. Kimseyi de doğrudan göremiyorum. evet Genç olduğunu varsaydım. Yanıldım belki. Kusura bakma.
- Lenin Almanya'da sevgilisiyle beraberken "Şu müziği çalmasınlar, bana korkunç şeyler yapmak zorunda olduğumu unutturuyor" demiştir. Kendi sözleri.
Lenin "Komünizmi getirmek için" aşırı politikalar izlemek zorunda olduğunu düşünüyordu.
Troçky'yi ben daha "demokrat" biliyorum. Stalin yerine, Lenin'den sonra o gelse daha iyi olabilirdi.
Neticede Stalin geldi. Tarihi de biliyorsunuz. Ben tarihi anlatıyorum :)
- Tarihsel olarak: -Evet. Komünizm = Sovyetler birliği tarihi. (Tarihsel olarak diyorum).
"Rusya komünist miydi?" o daha felsefi bir konu.
Neyse: bu forumda bu konuyu benden daha iyi bilen arkadaşlar var. Her şeyi bana sormayın :)
- İşte ben bunları tartışan bir insanım. Afrika'nın her yeri iç savaş. Çocuk işçiden geçtim, çocuk asker var. Yani kapitalist sistemin aşırılıkları var. Yani "liboş" kelimesi benimle için kısaltma olarak kullanılıyorsa, bu arkadaşlar salaklık ediyorlar.
Neyse: Siyaset değişen bir şey. Ben ülkeler arasında, bireyler arasında, "sosyalizm" olarak adlandırdığım, dengeleyici bir yaklaşıma inanıyorum.
Ama Stalin'e inanmıyorum, Maoist filan da değilim. Yani 21 yy'a özgü, daha demokratik bir "sol" anlayışa inanıyorum.
"Liberal" derseniz. Beni mesela aldınız Donald Trump'un yanına koydunuz. Ki en çok eleştirdiğim şey.
Konuşacaksak bunu konuşalım.
Yok seni neden Trump'in Yanina koyalim ki? Bir sebep goster koymamiz icin!?
Karma ekonomi demek istedin herhalde? Liberalism ile karma ekonomi birebir ayni degildir.
Lenin ve sevgilisi geyigini islemeden once, o donem yukselen Dadaizm'i unutma. Voltaire Cabaret'i ben anlatmayayim sana, ayip olur degil mi?
Kaldi ki Kiel'deki denizcileri, Rosa'yi, Clara'yi vs.
Dogmatik yaklasirsan, objektif'i yakalayamassin. 21.yuzyil sosyalizmini islemek istiyorsan, once dogmalarindan kurtulmalisin. Yukarda yazmistim, fil ve kulagi uzerinden bu yu yilin sosyalizmi islenmez.
Maduro'nun yaninda durmak zorunda degilsin, bununla birlikte Venezuela petrollerine liberaller vs. coksun, ambargo uygulansin dersen nasil olacak?
O petroller Venezuela halkinin.
Bunu desteklemeyi dene bir bakayim, nasil destekleyeceksin?
Yoksa liberal olmussun, sosyalist vs. olmussun etiketlerin onemi yok, insan olusunun onemi var ama.
https://youtu.be/ZXeWiixwEz4
İşçilerin örgütlenmeyişi ve kapitalizme daha çok yakınlaşması günümüz sorunudur.
Böyle bir sorunun tahlili ve çözümü için Marx tek başına yetersiz görünüyor, Marx'ı destekleyen, ona ek anlamında bir çözüm teorisi gerekiyor. Buna gelişmiş Marksizm de denebilir. Zaten bu Marksizme aykırı da değildir, nihayetinde arayış içinde olduğumuz konu, gelişimle ilgilidir. Günümüz koşulları için Marksizmi geliştirmek gerektiği görüşündeyim.
Örneğin bir devrim safhası yaşamış, devrimci bilinç geçmişi olan bir ülkenin işçileri ezilip-sömürüldükçe kapitalizme daha çok bağlı oluyorsa Marksizmden ayrı olmayan onu destekleyen ek teoriler elzem duruma gelmiştir.
Yani Marx kapitalizme karşı örgütlenin diyor, işçi sınıfı ise aksi yönde kapitalizm saflarında örgütleniyor. Buna bir çözüm teorisi gerektiğini düşünmek Marksizmden kopmak anlamı taşımaz, aksine Marx'a daha çok ihtiyacımız olduğu ama onu çözüm teorileriyle geliştirmek-desteklemek gerektiği anlamı taşır.
Bu anlamda Marx'tan sonra bu konuda herhangi bir çözüm teorisi üreten olmamış, Marx yetersiz olabilir mi derken bu noktayı baz aldım. Ama galiba ben anlatmakta yetersiz kalıyor gibiyim, ya da öyle görünüyor, bilemiyorum.
Evet ama kapitalizm su an genel verili sistem, iscileri nasil olacak da izole edeceksiniz?
Bunun icin cozumunuz nedir?
Hayır daha karmaşık.
Yani bloklar olduğunu ve tarafımızı seçmemiz gerektiğine ben de inanıyorum. Ama taraflar artık 70'li yıllardaki gibi net değil.
Mesela interneti ele alalım. Gidin Ateist Foruma. Adam ateist, ama aynı zamanda ırkçı, faşist, üç-hilalci, bozkurt. Ama ateist.
Bende bazı dindarlar tanıdım Komünist, hem de dinsizden daha Komünist.
bilgivehis
İşçilerin örgütlenmeyişi ve kapitalizme daha çok yakınlaşması günümüz sorunudur.
Böyle bir sorunun tahlili ve çözümü için Marx tek başına yetersiz görünüyor, Marx'ı destekleyen, ona ek anlamında bir çözüm teorisi gerekiyor. Buna gelişmiş Marksizm de denebilir. Zaten bu Marksizme aykırı da değildir, nihayetinde arayış içinde olduğumuz konu, gelişimle ilgilidir. Günümüz koşulları için Marksizmi geliştirmek gerektiği görüşündeyim.
-----------------------------------
Arkadaşımız günümüzde gördüğü bazı sorunların cevabını arıyor. Bunun içinde Marksizm in yetersiz olduğunu onu geliştirmek gerektiğini düşünüyor.
Gerekçesi bu kadar derin sorunların cevapsız kaldığını düşünüyor.
Haksız da sayılmaz sorunlar çok derin sorunların çözümü ya eski ya belirsiz.
Marks izm (izim) çok sevmediğim bir anlatım ama yerine koyacağım şey yok. Marks her hastalığın ilacı değil her sorununda çaresi değil onun için şöyle der Bütün filozoflar dünyayı çeşitli biçimde yorumladı biz onu devrimci yöntemlerle değiştireceğiz.
Konu bu değiştirmek ve devrimci yöntemler. Bunun için her sıkıntıda Marks a bakmak gerekmiyor sadece devrimci yöntem ve akıl gerekiyor.
İşte Sn bilgivehis arkadaşımızda bu aklı çalıştırarak günün sorunlarını ve çözümlerini üretmek için sorular sormuş hem kendine hem bize.
Bana göre günümüz kapitalizminin tahlilinden başlamak gerekiyor Hani Lenin derya teori gridir pratik yeşil yani canlı. Önce günümüz kapitalizmin tahlili, sonra çözümü, sonra çözümün özneleri.
İşçi sınıfı zamanımızın hala öznesi mi ? İşçi sınıfının yol arkadaşları kimler ? İşçi sınıfı ve yol arkadaşları hangi şartlarda devrim i tek hedefe koyar ? Bunlara cevap bulduğumuzda sorularımızda cevap bulacaktır.
Bu çok uzun bir yazı olacağı için kısa tutacağım.
Günümüzde kapitalizm Yatay değil dikey büyüyor. Yani kapitalizm genişleyerek bütün toplumu içine almıyor daha çok sermayeler daha az ellerde ve yükselerek büyüyor. Bu durumda kar oranlarını düşmesine sebep oluyor o zaman ortaya hırsızlık ve soygun çıkıyor bazı sektörler egemen sermaye oluyor reklamcılık, bankacılık, moda turizm gibi Bu sektörler son günlerde daha çok kredi sistemi ile ilişkilendiriliyor halbuki kapitalizm in tüketim için kredi vermesi kapitalist ruha aykırı. Kredi ancak üretime verilir. Bu durum kapitalizmin açmazlarından. ama bu açmaz kapitalizmin altartatiflerinin de açmaza düşürüyor.
Borçlu işçi sınıfı daha çok boynunda iple geziyor aynı zamanda onları sisteme daha çok bağlıyor.
Daha fazla uzatmayacağım katılımı veya aksi fikirleri bekliyorum
Saint-Just
26-01-2019, 21:54
Trocki'ye bu kadar yuklenmeyin. Fikirlerini absürd ve sapma olarak görüyor ve benimsemiyorum. Ancak kendisi büyük bir devrimcidir. Devrime hizmetleri de büyüktür. İç savaş sırasında beyaz it surusunun ve karşı devrimcilerin en çok korktuğu adamlardan biriydi trocki. O sıralar zaten kızıl ordu'nun baskomutaniydı. Kan kusturdu o itlere. Halk Komiserligi, Petrograd Sovyeti Başkanlığı gibi bir çok önemli görevler de yapmıştır. Kapitalistlerle işbirliği yapacak bir adam da değildir. Kendini "trockist" addeden ajanlarla yada bilincsizll bazi trockistlerle, trockiyi karistirmayin. Sadece o dönem en büyük hatasi Sovyetler, faşist isgalcilerle bogusurken hala daha "yıkılması gereken stalinist iktidar"dan falan bahsetmesiydi..
Hala Sovyetler birligindeyken stalin'le olan mücadelesinde zinovyev ve kamenev gibi o da az pis oynamamistir. Sabatojlar, Komplolar, dalavereler.. neyse geçiyorum, ama bu "kapitalistlerle işbirliği"nden cok farkli bir şey.
Leninizm'e tamamiyle uzaktı ve parti kurallarına uymuyordu. Eğer bir ihtimal Sovyetlerin başına gecseydi salak saçma maceralara atılacak ve çöküşü getirecekti.
Ayrıca kendisi stalin'den belki daha da katı ve acimasizdi. Dünyayi sarsan 10 gün kitabını bir okuyun mesela daha devrimin ilk zamanları direkt "öldürülen her devrimciye karşılık 5 karsidevrimci oldurucez" diye dalıyor. Kitaptan bir iki pasaj daha gostereyim.
"Sabahın saat 2:30 unda gergin bir sessizlik çökmüştü ortalığa. Kamanev iktidarın anayasasini okuyordu.
(Kurucu meclisin toplanmasına kadar bir geçici işçi ve köylü hükümeti kurulmuştur. Adı halk Komiserleri konseyidir. Çeşitli kollarda devlet işlerinin yürütülmesi Komisyonları birakilmistir. Bu komisyonların kuruluşu, kongre programının uygulanmasını işçilerin, çalışan kadınların,* bahriyelilerin, askerlerin, koylulerin ve memurların örgütleri ile birlikte çalışmasını sağlayacak biçimde olacaktir. Devler iktidarını bu komisyonların başkanlarından oluşan bir kolegyum yani Halk Komiserleri Konseyi temsil edecektir.
Halk komiserlerinin çalışmalarını denetleme ve yerlerine başkalarını geçirme hakkı Rusya işçi köylü ve asker delegeleri Kongresi ile merkez komitesine ait olacaktir.)
Hala sessizlik devam ediyor. Kamenev komiserler listesindeki adları okudukça alkışlar kopuyordu. Hele Lenin ve Trocki'nin adları geçince ortalık sanki yıkıldı.
Konsey başkanı:Vladimir Ulyanov (Lenin)
Icisleri: Rikov
Tarim: Miliutin
Calisma: Siliyapnikov
Askerlik ve donanma: Antonov, Krilenko, Dibenko'dan kurulu bir komite
Ticaret ve sanayi: Nogin
Halk egitimi: Lunacarski
Maliye: Stepanov
Disisleri: Trocki
Adalet: Lomov
Levazim: Teodorovic
Posta Telgraf: Gliyebov
Milliyetler Başkanı: Stalin
Demiryollari: ileride atanacak
Salonun kenarında sunguler görünüyordu. Delegeler arasında da sungululer vardı. Askeri devrimci komite herkesi silahlandiriyordu. Bolsevizm, Kerenski ile yapacağı kesin savaş için silahlaniyordu."
Trocki ve Stalin arasındaki mücadele biraz Danton ve Robespierre arasındaki mücadeleye benzer. Aralarındaki fark danton gerçekten rüşvet yemisken ve devrime ihanetten söz edilebilecekken trocki için bunu soyleyemeyiz.
Tabi bir de Stalin, Robespierre ile ayni sonu paylasmamistir.
Ayrıca yanlış anlaşılmasın, Stalin de en az trocki kadar büyük bir devrimci onderdir. Ancak onun aksine o tam bir Leninist ve bolsevikti ve ekim devrimine sadakati daha fazlaydı..
Yani özetle şu, öldür ama sırtından da bıçaklama. Buharin'de parti onu(maalesef haklı sebeplerle) ölüme gonderirken, "Yoldaşlar unutmayinizki komunizm'e doğru ilerlediğiniz bu Muzaffer davada benimde bir damla kanım vardır."
Bunlar trocki içinde geçerli..
Yahu yazmiyicaktim ve forumu ara sıra uzaktan takip edecektim o yuzden de üyeliğimi sildime kararı almıştım ama dayanamadım gercekten.
Bana bile trocki'yi savundurdunuz yatacak yeriniz yok yeminle. :)
Leonardo'ya da bu kadar yüklenmeye gerek yok. Ben samimi olduğunu dusunuyorum. En azından kendini sol veya sosyal demokrat olarak tanımlıyor. Katıksız bir liberal olsa daha mı iyiydi? Sola ondan çok daha zararli ve firsatci insanlar var bu forumda inanin..
Mesela kimler sola daha zararlı. Sol geniş bir yelpaze Ecevitten başlayıp sana kadar ulaşıyor.
bilgivehis
27-01-2019, 11:20
70'li yıllara kadar bir tane sol vardı, tek amaçları devrim yapmaktı.
Şimdi ise sol mozaik adı altında tamamen yozlaştı, proleter devrim hedefleyen sol artık yok. Kapitalizme bağımlı 20. yüzyıl sosyalistliği icat ettiler, örneğin Venezuella gibi. Yani hem kendine sosyalist diyeceksin hem de Kapitalizm ile gerdeğe gireceksin.
Troçki hakkında yeterli bilgim yok, ancak kapitalist propaganda araçları onu öve öve bitiremiyorsa dürüst bir devrimci olduğu şüphelidir.
Saint-Just
27-01-2019, 12:54
Mesela kimler sola daha zararlı. Sol geniş bir yelpaze Ecevitten başlayıp sana kadar ulaşıyor.
Kartopu bu aralar hayret ediyorum gerçekten solcu ve komünist gibi yazıyorsun. Zamanla olacaksın gibime geliyor.
O yüzden sana yoldaşca bir tüyo vereyim: Ecevit solcu değildi. :)
Saint-Just
27-01-2019, 13:07
70'li yıllara kadar bir tane sol vardı, tek amaçları devrim yapmaktı.
Şimdi ise sol mozaik adı altında tamamen yozlaştı, proleter devrim hedefleyen sol artık yok. Kapitalizme bağımlı 20. yüzyıl sosyalistliği icat ettiler, örneğin Venezuella gibi. Yani hem kendine sosyalist diyeceksin hem de Kapitalizm ile gerdeğe gireceksin.
Troçki hakkında yeterli bilgim yok, ancak kapitalist propaganda araçları onu öve öve bitiremiyorsa dürüst bir devrimci olduğu şüphelidir.
Bilgivehis basligi başından beri takip ediyorum. Her ne kadar aydinlikcilar'dan ayrildigini söylesende etkisinden kurtulamamissin.
Onlarda benzer şekilde Marx, Engels, Lenin falan serpistirirler söylemlerine ama sonra onların "hatalarindan" ya da "yetersizliklerinden" dem vurup çareyi ataturk'e baglarlar. :)
Bahsettiğin proleter devrimi hedeflemeyle alakalari yok yalnız onların. Çoğu zaman nerdeyse nazizme ulasiyorlar söylemlerinde.
Biz bunlara "mao'cu bozkurtlar" derdik eskiden. Tabi bunun mao'yla alakası yok o ayrı konu.
Perincek ve tayfasinin zihniyetinden hiçbir Hayır gelmez inan.
Marx'in yetersiz kaldığı bir konu yoktur. Söylendiği gibi onu asan sorunlar değil onun aştığı sorunlar vardir.
Konuyla ilgili olarak "sınıf bilinci" ya da "dışarıdan bilinç götürme" olguları üzerine okuma yapmalisin bence.
Yinede günümüz solunun sorunları hakkında bazı soylediklerinde haklısın. (Proleter sosyalist devrimi hedeflememe gibi).
Saint-Just
27-01-2019, 15:11
Oha yeni fark ettim, adam açıkça Guaido'yu falan desteklemiş lan. Vazgeçtim vurun Leonardo'ya! :heh:
O yüzden sana yoldaşca bir tüyo vereyim: Ecevit solcu değildi. :)
Kim diyor Ecevit solcu değil. Hatta sol İ.İnönü ile başlıyor 1973, İsmet İnönü ortanın solu tezini atmadı mı.Yani sol benden başlar dedi. Sen İ.İnönüye ne kadar uzaksın onu merak ettim.
Ayrıca yoldaş ! çok değerli bir tanımlama, seninle hangi yola çıktık ta yoldaş olalım.
Dün Liberal diyordun ne oldu kafana tuğla mı düştü.
Saint-Just
27-01-2019, 18:49
Kim diyor Ecevit solcu değil. Hatta sol İ.İnönü ile başlıyor 1973, İsmet İnönü ortanın solu tezini atmadı mı.Yani sol benden başlar dedi. Sen İ.İnönüye ne kadar uzaksın onu merak ettim.
Ayrıca yoldaş ! çok değerli bir tanımlama, seninle hangi yola çıktık ta yoldaş olalım.
Dün Liberal diyordun ne oldu kafana tuğla mı düştü.
Kinaye lan ahmak.
Dün nato'ya, emperyalizme güzelleme yapıp Sovyet devrimcilere küfür eden adam bugün nasıl oldu da Venezuela ya destek mesajı falan atip abd'yi yeriyor diye dusunup "yavaş yavas gercekten solcu oluyor galiba bu" diye dalga geçiyorum.
Herhalde okuma onerilerimiz etkili olmaya başladı ondan diye düşündüm ama yine gram ilerleme yok.
Gerizekali ülke sol tarihine dair acıpta iki satır okudun mu ki hiç "sol inönü ile başlamıştır" diye cahilce bir laf edebiliyosun?
"Ortanın solu" tabirinin o dönem yükselişte olan devrimci solu torpulemek, manipüle etmek ve kontrol altina almak icin olduğunu da mi bilmiyorsun bilader?
Yahu ben bunun safligindan ve gerizekaliligindan dolayı chp'ye oy verdiğini zannediyorum. ama bu baya kendince "sol" takılan bir chp'li.
Sol örgütlere yapmadığı katliam kalmamis, İşçi dusmani ve sermaye yalamasi, amerikanci eceviti "solcu" zanneden bir tipi hakkaten kendi haline bırakin.
Şu ülkede adam gibi sosyal demokrasi bile yok.
Marx reddedilerek sosyal demokrat olunamaz diyoruz. Marx'a küfür eden milliyetçi abuk bir "sosyal demokrat" parti var karşımızda. Ki dunyada sosyal demokrasinin cenazesi defnedileli yıllar oldu artık. Sosyal demokrasinin içerikten yana yoksullugu, bilimselligi, isbirlikciligi ve firsatciligi yada işlevselliği bile ayrı bir tartışma konusu.
Ciddi soruyorum sen hayatında sola dair ne okudun ya? Manifesto'nun bile kapağına bile baktinmi?
sn karakedi
venezuela meselesi zaten başka bir başlıkda tartışılıyor.
troller bir başlığı değil bazan başlıkları da birbirleriyle karıştırıp gerçekleri örtbas eder.
bu tuzağa düşmeyelim.
laf arasında sanayi 4.versiyona atıf yaparak - ne olduğunu bildiğini de pek sanmıyorum-
bilgiçlik taslayanlara birkaç şey hatırlatmak gerekli.
1971 de abd doları altından bağımsız hale geldi.
2008 krizinde fed tarihi boyunca bastığı paranın 5 katını 10 yıl içinde basmak zorunda kaldı.
sebebi açık. para piyasası temelli dünya batmak üzereydi.
marksın küresel kriz öngörüsü tutmak üzere.
son ulusal güvenlik ve pentagon raporları abd'nin eko-politik ve askeri açıdan konsept olarak rusya ve çinin gerisine düştüğünü alenen
kabul etti. reyizz bedavaya rusyanın dümeni suyuna takılmadı. bi daha dönüp abd dümen suyuna gireceğini de hiç sanmam.
hala abd seviciliği, abd=demokrasi teranesi okuyanlar bi bokun farkında değil.
parasal ekonomi yeniden krizin eşiğinde.
bizde ise olay ulusal krizle ve reyizzle birlikte anılıyor.
hala küresel olanı ulusal olan üzerinden değerleme ve konum alma telaşındayız.
ötesi var.
kapitalizmin küresel ölçekli yapısal krizleri var.
ciddi felaket senaryoları komplo teorileri dile getiriliyor.
diğer yandan abd askeri gücü konvansiyonel olarak hala yerinde ve sağlam gibi bir yanılsama var
çin tarafından muhimmat listesine çoktan dahil edilen hipersonik füze denen şeyi abd ancak 2025 lerde üretebilecek.
tabi 2025'i görebilirse. artık okyanuslar Nimitz uçak gemilerinin kontrol edebileceği yerler falan değil.
bu gemilere artık yüzen mezarlık deniliyor.
sn. bilgivehis
üstyapının koşullayıcılığı da marksın bi öngörüsüydü. son yüzyıldır üstel foksiyon gibi bu alana yatırım yapıldı.
bir sistem kendi dinamiklerine değil de kitlelerin aptallaştırılmasına bel bağlamışsa artık başka kelimeye gerek kalmamıştır.
niceliğin niteliğe dönüşme anının sıçramalı olması ve liner olmaması da benim küçük hatırlatmam olsun.
marks bu konuda biraz ingiliz tedricisidir.
hazırlıksız yakalanacağız.
komünistler devrim koşullarına hazırlıksız yakalanırsa vahşet kaçınılmaz olur.
devrimin ve barışın teminatı komünistlerdir.
örgütlenin
ama kapitalizmden devşirilmiş, hiyerarşik, devleti somutda ve bilinçlerde yeniden üreten ve ona olmayan görevler üzerinden meşruiyet sağlayan teorilere/modellere göre değil.
amaçladığınız toplumu yansıtan ve onun mikro düzlemdeki prototipi ve yegane temsilcisi olan konseyler şeklinde.
örgütlenme biçiminiz yarın kuracağınız toplumun yapıtaşları olacak.
parti/devlet ideolojisi bitti.
her alanda konseyleri hayata geçirecek enerji bilinç kararlılıkla örgütlenmek lenini aşmak gerekiyor.
kapitalizm çöktü.
roma çökmüş ama yıkılması 2 yy sürmüştü.
ya komünizm ya vahşet sloganı boş değil
çok yakın .
fırtına öncesi sessizliğe teslim olma zamanı değil.
bu bir bayrak yarışı
marks bayrağı taşıdı
teslim alanlar koşmayı bıraktı yürüyo
ya devrime hazırlanın
yada insanların yarın şurayı burayı talan etmek zorunda kalabileceğini hesap edip hiç olmazsa bi çakı bi bıçak sahibi falan olun.
abd öyle venezuelaya falan çökmekle bu işin altından kalkamaz.
abd'nin bölünmesi bile bi komplo olarak şu an gündemde.
ki venezuela sandığından çok dişli de çıkabilir.
açık rus desteğini hafife almak ancak salaklıktır.
emperyalistler arası savaş artık sistemin rutin atlatabileceği bi durum değil.
hem engelleyemediği hem de bu defa tam olarak iki de değil çok kutupluluğa ve kaosa sebep olacak boyutta.
daha kötü senaryoları ise hiç dile getirmiyorum.
Ciddi soruyorum sen hayatında sola dair ne okudun ya? Manifesto'nun bile kapağına bile baktinmi?
Ben sola dair çok şey okudum da sen kendine bile komünist deme cesareti bulamıyorsun. SOL, ne cıvık tanımlama nerden çeksen uzar da uzar. Tam bir oportonist tanım sana yakışacak ölçekte.
Sahi sen ara sıra neden kayboluyorsun kal da kafa bulalım. Eğlenceli oluyor bak.
Hep ciddi konuları konuşacak değiliz ya.
Sahi sen hiç MARKS ın kitaplarında sol diye bir şeyden bahsettiğini okudun mu hani biz kaçırmış olabiliriz adres verde bir bakalım ne demiş.
Sol nerden başlayıp nerde bitmiş.
bilgivehis
28-01-2019, 10:25
Bilgivehis basligi başından beri takip ediyorum. Her ne kadar aydinlikcilar'dan ayrildigini söylesende etkisinden kurtulamamissin.
Aydınlıkçı dönemim kendi düşüncelerimi herhangibir örgütte sürdürmek içindi. 80 öncesi sıcak mücadeleye alışmış biri olarak büyük bir boşluk vardı, başvurabileceğim bir örgüt yoktu, reel anlamda hiç bir zaman aydınlıkçı olmadım.
Zaten örgüt yöneticileriyle yaptığım tartışmalar yüzünden safımı biliyorlardı. Öne sürdüğüm kanıtlı iddialara "O zaman öyle gerekiyordu" gibi kaçamak cevaplar dışında olumlu cevapları olmamıştı.
O örgütün içinde bulunmuş olmama rağmen benimsememiş olmamla daha sonra gurur duydum. Kendi doğrumu bir kez daha onaylamış oldum.
Onlarda benzer şekilde Marx, Engels, Lenin falan serpistirirler söylemlerine ama sonra onların "hatalarindan" ya da "yetersizliklerinden" dem vurup çareyi ataturk'e baglarlar. :)
Evet iyi tespit etmişsin, ancak bir eksik var, Atatürk de onlar için dönem aracıdır. Onlar da artık Atatürk yok, şimdi tayyip var, yarın da herhalde menzilci olurlar.
Bahsettiğin proleter devrimi hedeflemeyle alakalari yok yalnız onların. Çoğu zaman nerdeyse nazizme ulasiyorlar söylemlerinde.
Daha o tarihlerde merkezden gelen emirle aynen şunu söylemişlerdi "Bundan sonra sosyalizm-komünizm kelimesini kullanmayacağız".
Bunu söylediklerinde ne ilginçtir ki, benden başka hiç kimse oralı dahi olmamıştı.
Neredeyse nazizme ulaşmıyorlar, zaten hep oradalar.
80 öncesi bu örgütten nefret etmem de buna dayanıyordu.
Başından beri bildiğim bu örgütten etkilenmiş olmam elbette mümkün değil.
Bu işi şöyle değerlendirmemiz daha doğru olacaktır.
Halk yoksa devrim de yoktur, örgüt yoksa devrimci de yoktur, benim anlayışım bu.
Marx'in yetersiz kaldığı bir konu yoktur. Söylendiği gibi onu asan sorunlar değil onun aştığı sorunlar vardir.
Marx'a göre kapitalizmde devrimin alt yapısını oluşturan koşullar şunlardır, sömürü-baskı-sıfır ekonomi.
Bunlar devrimi yapmazsa dahi en azından alt yapısını oluşturur.
Bu süreçte neler olur?
Etkisiz de olsa mitingler, grevler, yürüyüşler ve örgütlenmeler olur.
Bugün ise ne oluyor?
Şeker var (sömürü), su var (baskı), un var (malum ekonomi) ama ezilen sınıf helvayı kapitalizmin kucağında yapıyor.
19., 20. asırda yaşanmayan böyle bir çelişkiye Marx'ın teorisi veya çözümü olmamıştır.
Marx'a ek teoriler-çözümler gerekiyor dediğimde bu gerçek yokmuş gibi Marx bir doğmaymış gibi davranarak bir yere varılmaz. Marx yeterli demeyle çözüm olmuyor, yeni ve ek fikirler üretme durumundayız.
Bilgivehis
Arkadaşım sen takma finneas ı Sen Marks ı anlamadın da o anladı mı Sen Kemalist sinde o değil mi.
Sovyetler Birliğine sosyalist (komünist ) diyen biri Marks ı anlamamıştır Sosyalizm le Komünizm i ayrı gösterenlerde Marks anlamamıştır.
Onun ahkam kestiğine bakma o da anlamaz. Marks ı okudu mu bilmiyorum ama anlamadığı kesin.
Şovenist sekterin biri.
19-20 inci yüz yıla Marks çözümde kendine Marksist diyenler çözüm değil. Sorunu Marks da değil Marksistlerde ara bence.
Bilgivehis
Arkadaşım sen takma finneas ı Sen Marks ı anlamadın da o anladı mı Sen Kemalist sinde o değil mi.
Sovyetler Birliğine sosyalist (komünist ) diyen biri Marks ı anlamamıştır Sosyalizm le Komünizm i ayrı gösterenlerde Marks anlamamıştır.
Onun ahkam kestiğine bakma o da anlamaz. Marks ı okudu mu bilmiyorum ama anlamadığı kesin.
Şovenist sekterin biri.
19-20 inci yüz yıla Marks çözümde kendine Marksist diyenler çözüm değil. Sorunu Marks da değil Marksistlerde ara bence.
leninizm, marks'a teorik bir katkı değildir.
marksda zaten içkindir.
bunu anlayabilmek için marksın aşamadığı ingiliz lineer ilerlemeciliğini anlamak gerekir.
marks, proleterya diktatörlüğünü zoraki bir aşama olarak önkabul ettiğinde lenin'i varetmiş ve sosyalizmle komünizmi artık kendisi ayırmış oldu.
bu iki kelimeyi marksın aynı anlamda kullanması bu gerçeği değiştirmez.
proleterya diktatörlüğü zoraki aşamasının aksiyomatik önkabülü bazı şeyleri koşullar.
marksın temel yanılgısı budur.
marks kapitalizmi doğru tahlil etse de devleti/iktidarı ve devrimci süreci doğru kavramsallaştıramamıştır.
marksın kafasında kurup bir takım görevler atfettiği proleterya diktatörlüğü/demokrasisi somutda devletin yeniden üretimidir.
marks kendisiyle tutarsızlığı burda yaşamışdır.
devlet sönümlenmez. doğasına aykırıdır.
proleterya diktatörlüğünde de proleterya ADINA birileri diktatörlük yapar/yapmak zorundadır.
çözüm ise daha basittir.
proleterya, marks tarafından bir geçiş dönemine yüklenen tüm görevleri devrim sürecinde bizzat üstlenir.
devretmez.
ve bu görevleri devlet değil konsey eliyle yerine getirir.
o nedenle devrimci süreç devletin ele geçirilmesi değil, sermayenin üretim faktörlerini biraraya getirme fonksiyonunun tamamen kırılması sözde geçiş dönemi yerine devrimci mücadele dönemi yaşanması ve sonunda da komünizme varılması esasdır.
leninizm ya da stalizm bi sapma değildir.
marksizmin özüdür.
o nedenle de marks kapitalizmi teşhir eden adam olarak her zaman değerliyken
komünizme ulaşacak yol haritasını yanlış çizerek başımıza reel sosyalizm belasını saran adam olarak anılacaktır.
Leonardo
28-01-2019, 12:21
diyecek bir şey yok. onu sen kendin diyeceksin. tartıştıkça amerikan liboşu olduğun ortaya çıktı. utanmasan trumpı savunacaksın amerikan yalakası.
venezüela'daki darbecileri savunacağına sıkıyorsa kendi ülkendeki darbecileri savun?
Karakedi ciddi saçmalıyorsun. Sen diğerleri ile konuş o zaman. Niye benle konuşuyorsun. Ben ciddi anlamıyorum. Benim ülkemdeki darbeci nereden çıktı? Ne alakası var?
- Geçmiş forum dediğin Ateist Forumdan atıldım. Sebebini de bilmiyorum. :)
elalemin ülkesindeki darbecileri savunup, bir de utanmadan sol görüşlüyüm diyorsun. guido'nun trump yönetiminden 30 milyon dolar aldığı ortaya çıktı. hala saçma sapan insanları savunuyorsun.
sen sol görüşlü olsaydın gerçek halk politikasının halkın parçası olan askerlerle yapıldığını bilirdin, generallerle değil. madem bu guido pisliği halkçı. neden maduro 70% oy alıyor. halk ordu arkasında. ve bu pislik generallerden ve trump'tan medet umuyor.
senin nefret ettiğin sovyet devrimcileri devrimi generallerle mi yaptı? kalkmış bir de sol görüşlüyüm diyorsun. senin soldan anladığın liboşluk yapmak.
defol git bu başlıktan. sen sol görüşlü falan değilsin. sen solcu düşmanı bir amerikan yalakasısın. forumda bir sürü başlık var. böyle marksizm sosyalizm başlıklarına bakma.
- Putin de %95 oy alıyor. Tayyip de %50 oy alıyor.
Sen asıl (sizler) "solcuyuz" diyorsunuz ama bazı meselelerde bağlantı kuramıyorsunuz.
Ben Venezüella halkından yanayım. Dediğin gibiyse Halkın niye 3 milyonu ülkeden kaçmış? Hastanelerde iye doktor yok? Yalan haber mi bu söylediklerim?
hala abd seviciliği, abd=demokrasi teranesi okuyanlar bi bokun farkında değil.
parasal ekonomi yeniden krizin eşiğinde.
bizde ise olay ulusal krizle ve reyizzle birlikte anılıyor.
hala küresel olanı ulusal olan üzerinden değerleme ve konum alma telaşındayız.
- Peki Putinizm, AKP diktası veya Maduro örneği ABD modelinden daha mı iyi. ABD modelini tercih edersem bu beni ABD hayranı mı yapar? Bu konuda yanlışsınız. Basın özgürlüğünü, seçme-seçilme özgürlüğünü, demokrasiyi seçmek kimseyi anti-solcu yapmaz. Bu konuda yanlışsınız.
ciddi felaket senaryoları komplo teorileri dile getiriliyor.
diğer yandan abd askeri gücü konvansiyonel olarak hala yerinde ve sağlam gibi bir yanılsama var
çin tarafından muhimmat listesine çoktan dahil edilen hipersonik füze denen şeyi abd ancak 2025 lerde üretebilecek.
tabi 2025'i görebilirse. artık okyanuslar Nimitz uçak gemilerinin kontrol edebileceği yerler falan değil.
bu gemilere artık yüzen mezarlık deniliyor.
- Ben halen süpersonik füze peşinde olan zihniyete de karşıyım. Gezegen ısınıyor şu anda. Küresel ısınmanın etkilerini tersine çevirmek için çok az vakit kaldı. + Çin bile yenilenebilir enerjiye çok miktarda yatırım yapıyor, siz hala füze peşindesiniz. Ne yapacaksınız Süper-sonik füzeyi? atabilecek misiniz?
[B][/Nihilist, Son Kısım:B] Bunun böyle olabileceğini ben de düşünüyorum. Mantıklı.
Marx'a göre kapitalizmde devrimin alt yapısını oluşturan koşullar şunlardır, sömürü-baskı-sıfır ekonomi.
Bunlar devrimi yapmazsa dahi en azından alt yapısını oluşturur.
Bu süreçte neler olur?
Etkisiz de olsa mitingler, grevler, yürüyüşler ve örgütlenmeler olur.
Bugün ise ne oluyor?
Şeker var (sömürü), su var (baskı), un var (malum ekonomi) ama ezilen sınıf helvayı kapitalizmin kucağında yapıyor.
19., 20. asırda yaşanmayan böyle bir çelişkiye Marx'ın teorisi veya çözümü olmamıştır.
Marx'a ek teoriler-çözümler gerekiyor dediğimde bu gerçek yokmuş gibi Marx bir doğmaymış gibi davranarak bir yere varılmaz. Marx yeterli demeyle çözüm olmuyor, yeni ve ek fikirler üretme durumundayız.
- İlk etapta demokratik örgütlenme, Avrupa'daki gibi örgütlü toplum lazım. Ki 12 Eylül'de onu bitirdiler. O yüzden Türkiye'deki Marksistler hep aşırı uçlara kaydılar. Oysa ki daha demokratik bir örgütlenme mümkün. Ayrıca, güçsüzlerin haklarını savunmaları için zorunluluk. Türkiye'de insanlar kendilerini güçlüye karşı savunamadıkları için sonunda AKP vs. gibi örgütlenmelerin eline düşüyorlar. Bu da o darbeleri yapanların ileri görüşlü olmamalarından kaynaklanıyor.
[B][/Nihilist:B]
- Bunları eskiden biz de tartışırdık. Ama bu "komünizmde devlet yok" anlayışı bir bakıma anarşizmi çağrıştırıyor. Bu da bugünün insanına ütopik geliyor. Tartışılır tabi.
leonardo
şaka mı yapıyosun
yoksa okuduğunu anlamakdan mı acizsin
durum tespiti yaptığım cümlelerden taraf lduğum sonucunu ne çeşit bi mantık kullanarak çıkarabildin . bravo
küresel sorun diyorum sen putinizm önerisi olarak algılayabiliyorsun
çin konsept değiştirdi diyorum sen süpersonik füze peşinde olunmalı diye algılıyorsun
sen abd modeli taraftarısın ama ben putin modeli taraftarı değilim
bi bakıma anarşizmi çağrıştırmak da ne ola ki
bi anarşistin söylediği neyi çağrıştıracak
zeus aşkına ya
sende idrak yolları enfeksiyonu falan var galiba
tmm benle artık tartışma
git ne olduğuna karar ver
o kararı bana bırakma
yoksa ben ne olduğuna çoktan karar verdim.
marks kapitalizmi doğru tahlil etse de devleti/iktidarı ve devrimci süreci doğru kavramsallaştıramamıştır.
marksın kafasında kurup bir takım görevler atfettiği proleterya diktatörlüğü/demokrasisi somutda devletin yeniden üretimidir.
marks kendisiyle tutarsızlığı burda yaşamışdır.
Sn Nihilist
Sen bu tartışmaya girme istersen. Biliyorum sen Anarşist sin. Benimle (Marksist ) senin (anaşist) düşünce fakların var bu bu gün oluşan şey değil.
Bir ara bunu da tartışırız.
Devlet nedir ne zaman ve hangi ihtiyacı karşılamak için oluştu, İnsan nedir yabancılaşma nedir doğasına yabancılaşan insan geri dönüşü hangi koşullardadır.
Mülkiyetle devletin bağı nelerdir ilk kopuş ne gibi durumlarda olur.Ne zaman yok olur, onu besleyen nesnel şartlar nelerdir. Bu şartlar hangi durumda kalkar sönümlenir mi. yoksa buhar olur uçar mı bunları konuşur tartışırız.
Ama şimdi değil
Şu an şovenist solcu var karşımda daha kendini bile komünist olarak söylemeye cesaret edemeyen Kemalizm le Stalinizm arasına sıkışmış biri dünyada değişimi gerçekleştirecek. bizi de sibiryaya sürecek biri.
Artık onun gibilerine kibar davranmayacağım.
Sn Nihilist
Sen bu tartışmaya girme istersen.
seni mi kırıcam
seni mi kırıcam
Sağ ol Arkadaşım .
.
Defol git baska yerde yap. Senin gibi solcu gorunup sosyalizme kufreden insanlari istemiyoruz.
Karakedi sen kimi nerden kovuyorsun. Her kes düşüncesini açıklayacak saçmalasa bile.
Hem demokrasi savun hem yasaklar koy ayıptır. Tartışmalar insanı geliştirir eleştiri de yanlışı gösterir.
Bence saygılı ol eğer saygı görmek istiyorsan. Ayrıca Marksizm eleştiriye açıktır kendisi eleştiri zaten.
karakedi
28-01-2019, 17:03
Ben artniyetli insanlarla tartismam. Once samimiyet olmali. Adam acik bir marksizm dusmani. Buraya tartismak icin degil bos vaktinde gevezelik ve dusmanlik yapmak icin yaziyor. Insan gibi yazacaksa yazsin. Dusmanlik yapacaksa gitsin.
Kendisi diyor baska forumlardan da atilmis. Demek ki bu tavri her yerde sergiliyor. Gittigi her forumdan atilmis. Bu forumda dikkatli davranmaya calisiyor. Vikipediada yazi buldum diyor. Halbuki hepsini ezbere biliyor. 15 yildir forumlarda solcu dusmanligi yapmis. Kendisi soyledi.
Boyle artniyetli bir insanin dusmanca tavirlarindan ogrenebilecegimiz birsey yok.
Siz de rica ediyorum bu adami savunmayin.
Sn Karakedi
Alevi Bektaşilikte bir cezalandırma yöntemi vardır. Yol düşkünlerine uygulanır Kimse onunla konuşmaz, selam vermez ,alış veriş yapmaz, yani uzaklaşırlar kendilerinde uzaklaştırırlar ama onu kovmazlar. Bu karar bir mecliste alınır.
Bu yol düşkününün geri dönüşü çok ağır bedel karşılığıdır. Dara çekilir verilen cezaya razı gelir.
Sen de öyle yap cevap verme, karşılık yazı yazma, sil kafandan. Yol düşkünü kabul et.
Marksizm konusunda bir çok yazı yazan var eğrisi doğrusu konuşuluyor onlarla ilgilen. Ben olsam öyle yapardım.
karakedi
28-01-2019, 18:06
Sn kartopu
Belki de onerdiginiz yontemi forum uyeleri olarak biz topluca Leonardo'ya karsi uygulamaliyiz.
Kendisi dedi. 15 yil once bir forumdaymis. Muhtemelen orada da bu dusmanca tavirlarindan dolayi atildi. Ateistforum'dan da atilmis. Gittigi her yerden atilmis bir kisiden bahsediyoruz. Burada daha dikkatli davranmaya calisiyor ama siritiyor.
Benim bu forumda katilimim sizler kadar eski olmasa da saygisizlik yaptigimi gordunuz mu? Bazen ben kizarim siz idare edersiniz. Bazen ben sizi idare ederim. Forumlar boyle oluyor.
Ama bu insanin niyeti farkli. Burada acikca dusmanlik yapiyor. Artniyetli. Artniyetli bir insanla tartisamazsin. Insanlar burada 10 sayfa yazi yaziyor. Bir cumlesini bile okumadan hala ayni masallari anlatiyor. Onun zaten maksadi da bu. Ortaligi karistirip kendine aksam eglencesi cikarmak.
Buna acikca troll'lük yapmak deniyor. Belki de bizlerin degil yonetimin almasi gereken bir karar var.
Saint-Just
29-01-2019, 09:16
Zannedersem bu zatin herhalde bilgisayar başında çok durmaktan psikolojik problemleri var. Kaç kez maskara oldu karşımda hatırlamıyorum, yinede samimi söylüyorum hep iyi niyetle ve sabırla yaklaşmaya çalıştım ve fazla üstüne gitmedim. "iyi niyetli" oldugunu, ve devrimci mücadeleye cekebilecegimi umduğumdan dolayi.
Genelde ya heyecanlı bir kaç cümle ve hakaretle yada "kardeşim" ayağına yapılan yalakaliklarla sonuçlandı.
Sumuklu çocuklar gibi beni başkalarına şikayet eden ve onlara yalakalik yapan kisi "omurgasiz" dan öte bir şey değil gözümde.
Ben tıpkı lenin gibi marx'in ogrencisiyim. Ustanın isminin ve ogretilerinin bunun gibi cahil embesillerin elinde oyuncak olması ve tahrif edilip yanlış tanıtılması da içimi acıtıyor.
Aslinda normalde bunlarla ugrasmaya sadece usenirim ve vakit kaybı olarak görürüm. Cunku bu forum ve genel olarak sosyal medya bunlarla mücadele etmek için iyi bir yer değildir. Üyelik sildirme kararımi biraz da bu yüzden almıştım.
Gordugum ironik manzara su, burda kendini anarşist olarak tanımlayan bir adam bile lenin'i bir şekilde tarihsel olarak doğru konumlandırmiya çalışıyor. Romantik, bilim dışı ve idealist görüşleri olsa bile kısmen de olsa marksizm-leninizm'i doğru kavramis diyebiliriz.
Fakat buna rağmen lenin ve stalin gibi devrimcilere "zorba", "katil", "diktatör" gibi sifatlari ekleyip nato'ya "medeniyet olusumu" ve anti emperyalizm'e "gericilik" diyen bu soytari bunlar hatırlatılinca yüzü bile kizarmadan "marksistim ben heyoo yabancilasma falan" diye şebek gibi geziyor hala.
Bunun gibi burjuva soytarilarinin bana "sovenist" falan demesi bende "puahaha" efektinden öte onurlandirabilir ancak.
Ancak şu bir gerçek. Gerçekten sol kavramının içi boşaltıldı. Özellikle de ülkemizde sınıf siyaseti yapması gerekirken kimlik siyasetine savruldu.
Peki nedir solculuk? Bize göre siyaset neyse odur. Siyaset, sınıf mücadelesinde taraf tutmaktır. Solculukta en genel haliyle emek-sermaye çelişkisinde emekten yana olmaktir.
Ilericilik, kadın hakları, etnik haklar, demokrasi, barış, insan hakları, ozgurluk vs vs. Bunların hepsi biz solcuların sahip çıktığı kavramlar. Ancak hiç biri emekten, emeğin iktidarından ve onun somuttaki biçimi sosyalizm ve komunizm'den ayrilamaz. Bütün mesele bu ince diyalektik ayrıntıyı kavrayabilmekte.
Örneğin bir feminist tek başına "solcu" olarak etiketlenebilirmi? Sadece erkeklerin cinsiyetci küfurleri sorunu ile ilgilenen gerizekalı "feminist"lerde var. Fakat kadin sorunu, kapitalizm'den yalıtık bir sorun olarak ele alinabilirmi? Yada emek ve sınıf mucadelesinden ayrı dusunebilirmi?
Sosyalizmi saglamadan yani emek-sermaye celiskisinde emeğin zaferini ve iktidarini kurmadan nasıl gercekten kadın-erkek esitligi sagliyacaksiniz?
Nasıl daha ileri bu toplum düzeni kuracaksiniz? Nasıl demokrasiyi sagliyacaksiniz? Nasıl eşcinselleri ve lgbt leri topluma kazandıracaksiniz? Nasıl barışı sagliyacaksiniz?
Buna benzer onlarca ornek verebilirim. Bütün bu sorular daha da cogaltilabilir. Olayın özü şu; bunların hepsi aynı zamanda emek mucadelesidir.
Mesela "milliyetci sol" yada "milliyetçi sosyalizm" diye bir şey olabilirmi. Hayır, en başta bilim disi ve paradoksal bir kavram.
Cunku "milliyetcilik" dediginiz zaman otomatikman bir ekonomik program veriyorsunuz.
Millliyetcilik ekonomik olarak en basit haliyle emek-sermaye uzlasmasına dayanır. Bunlara göre işveren ve işçi ulus olarak bir "butun"dur ve ortak hareket etmelidir. Çıkarları bir şekilde denklestirilebilir ve ortak bir paydada mutlu olabilirler.
Halbuki bunun gerçek karşılığı emeğin baskı altına alınması ve sermayenin mutlak kontroludur. Faşizm bu yüzden zaten "sermayenin en terörcü diktatorlugu" olarak tanımlanır. Çünkü gerici bir burjuva ideolojisi olan milliyetciligin eb terorcu-gerici ve en yuksek dönemini ifade eder.
Bütün bunlar çok detaylı konular aslında (dimitrov'a falan ayip olmasın) daha çok ozetinin de özeti şeklinde yaklasiyorum.
Yani hem milliyetçi olup hem solcu olamazsın. Çünkü dediğim gibi sen milliyetçi olduktan sonra sınıf mücadelesinde (ve emek-sermaye celiskisinde) tarafını belirliyosun. Bunların sözde uzlasmasini ve devam etmesini savunarak bir sermaye diktatörlüğu kuruyorsun yada emeğin zaferini engelleyerek ve baskı altına alarak devam ettiriyorsun. Sonra ne oluyorsun peki? Çok basit bir sağcı. Yani gerici.
Bu aynı şekilde sosyal demokrasi için de geçerli. Emeğin yanında gözüküyor* ama gerçekte o da sermaye iktidarını mesrulastirdigi ve devrim mucadelesini dolayısıyla emeğin zaferini engelledigi için sağcı bir konumda oluyor.
Bu yüzden solcu olmayan herkes ama herkes gericidir ki sanırım ustalar da böyle olmadigindan gencliklerinde "sol-hegelciler" diye bir örgüte katılıp kitaplarında onlarca kez "sol" kelimesini kullandilar bazı soytarilarin bilmediği üzere.
Maalesef insanlar milliyetciligi metafizik bir şekilde kavradigindan bunu "vatanıni sevmek" "bağımsızlık sevdasi" olarak falan olarak anliyorlar. Halbuki bunlar çok ayrı şeyler.* Çünkü milliyetçilik ve yurtseverlik ayrı şeyler.
Topraklarini, ülkesini ve üzerinde yaşayan bütün insanları komünistler kadar seven insanlar var mıdır? Kimin iktidarı için savaşıyoruz biz? asalaklari indirelim, kimseyi aç bırakmayalım. Biz uretiyorsak biz yonetelim ve biz denetleyelimki bagimsizligimizi saglayalim diyoruz.
Biz vatanımızi ve kim yada nerden olursa olsun insanımızı seviyoruz ki sosyalizm istiyoruz.
Bütün dünya komünistleri de aynısını düşünüyor ve kendi ülkelerinde aynı mücadeleyi veriyor. Hepimiz teker teker kendi ülkemizeki burjuvazi ile hesaplaşacagiz. Emekciler cumhuriyeti diyoruz biz buna. Bu sayede komünist dünya ya doğru ilerlemeye calisiyoruz.
"Proletarya, önce siyasal iktidarı ele geçirmek, kendini ulusal sınıf düzeyine getirmek, kendini ulus yapmak durumunda olduğu için, kendisi de ulusaldır hâlâ, ama asla burjuva anlamda değil." Marx-Engels
"Biz, dilimizi ve ülkemizi seviyoruz, ve onun emekçi yığınlarını demokratik ve sosyalist bilinç seviyesine yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz."
"Biz devlet dediğimizde, devlet biziz, o biziz, o proleterya, o işçi sınıfının öncü muhafızi" Lenin
Tabi bu soyledigim solculuk tanımı şimdiki kapitalist toplum içerisinde bir kavram. Örneğin feodal toplumlardan kapitalist toplumlara kadarki geçiş suresinde liberaller ve milliyetciler o dönemin solculari sayilabilir. Çünkü o zamanlarda burjuvazi devrimciydi ve en dinamik sınıfti. Sınıf mucadelesinde aristokrasiye karşı her yonuyle ilerici tarafı temsil ediyordu.Tam da şimdi bu ideolojiler bir burjuva ideolojisini temsil ettiği için gerici goruslerdir.
Ayrıca "şu sosyalistti yok şu sosyalist degildi, sen kenarda bekle" salakligini millet bırakmalı artık. Sosyalizm kimsenin kafasındaki cennet bahçesi değildir. belli maddi temelleri ve kriterleri olan belli bir toplumsal ve ekonomik bir duzendir.
Ülkede üretim araçları kamulastirilmissa, merkezi planlama ve merkeziyetcilik on plandaysa, sosyalist planlı ekonomi uygulanıyorsa, iktidarda komünist parti ve dolayısıyla işçi sınıfı, emekçi halk varsa ve kapitalist-emperyalist dünyaya karşı komünizm mücadelesi veriliyorsa o ülke sosyalisttir.
Sovyetler Birliğinl'nde sistem böyleydi. Doğu Avrupa ve Demokratik Almanyada' da böyleydi ve bugün Küba'da da sistem tam olarak böyledir.
Hatta ve hatta benimde elestirdigim hatalı taraflarina rağmen Kuzey Kore'de de böyledir. Bu ülke hakkında "sosyalist değil! " türküsünu tutturan geri zekalilara bakmayin. İyi de ne ima ediyorsun arkadaşım? Su anki günümüz dünyasında kapitalizm ve sosyalizm dışında ekonomik sistem olamayacagina göre kapitalist mi şimdi kuzey kore? akıl fikir..
Örneğin Çin hiç bir zaman sosyalist olamadı. Çünkü bunların cogunu karsilayamadi.
Sosyalizm ve Komünizm aynıdır ancak sosyalizm bir alt aşamadır ve komünist toplumun hazirlayacisidir. Bir bakıma komünizm, sosyalizmin en yüksek asamasidir.
Bu "sosyalist degil" sakızıni hele hele sovyetler birliği için kullananlar kanıt sunmak ve bunun ekonomik ve toplumsal maddi temellerini açıklamak zorundadır diyicem.
Saint-Just
29-01-2019, 09:40
Ne zamandir eklemek istediğim bir şey daha var. Emperyalizm meselesi ile ilgili lenin'in veya leninizm'in "gelişmiş emperyalist ülkelerde devrim olmaz" tezi doğru değildir. Lenin böyle bir şey soylememistir. Zayıf halka dediği sey sınıfsal çelişkinin en çok keskinleştigi ve devrimci durumun tam olgunlaştigi ulkelerdir. Yani abd de dahil bu koşulların olduğu her ülkede devrim olabilir. Devrimci durum da öncü parti hazır bulunur ve işçi sinifinin siyasal mücadele aracı olarak devrimini yapar. Zaten görevi budur.
Dunyayi sarsan on gun kitabindan bir bolum daha gostericem ki kitabin etkileyici bolumudur. Ayrica bizim siyasetimizin ozunu kapsar.
Bolsevikleri kiskanmamak elde değil. İşçi sınıfına dışarıdan bilinç götürme dediğimiz şey budur. Sosyalist teoriyi güncel meselelere cok iyi aktarmışlar. Daha doğrusu güncel siyasette iyi var etmişler Marksizmi.
Şehre çıktık. İstasyon kapısında tüfekleri sungulu iki asker duruyor. İki yüz kadar memur, öğrenci, tüccar cevrelerini sarmislar, bağıra bağıra askerlerle tartisiyorlar. Askerler haksız yere azarlanan çocuklar gibi sinirli ve küskün.
Uzun boylu bir genç, üzerinde öğrenci uniformasi, kaslarını çatmis askerlere yapilan saldiriyi yönetiyor.
Azarlayan bir sesle "kendi kardeslerinize karşı silaha sarilmakla" dedi. "Katillerin ve hainlerin elinde oyuncak oldugunuzu heralde anliyorsunuz."
Asker ciddi ciddi "bana bak kardes" dedi. "Anlamıyorsun, iki sınıf var, gormuyormusun? Proletarya ile Burjuvazi. Biz..."
"Ha, evet, biliyorum bu lafları merak etme" diye atildi öğrenci kaba kaba. "Sizin gibi cahil köylüler bir kaç hazır laf ogrenmeyegorsun. Bunların anlamını biliyorsunuz bile. Yalnız papağan gibi ezberlesmissiniz." Kalabalık güldü. "Ben Marksist bir öğrenciyim. Ve sana şu kadarını söyleyim. Uğruna savaşın şey sosyalizm değil. Yalnız almanlara yarayan bir anarşi!"
"Ha, evet, biliyorum" diye cevap verdi asker. Alnından terler akiyordu. "Siz okumuş bir insansiniz belli. Ben basit bir adamım. Ama bana öyle geliyorki..."
Öteki kızarak askerin sözünü kesti "Sen Lenin'in gerçekten proleter dostu olduğuna inaniyormusun?"
Asker canı sikilarak "Evet inaniyorum" diye cevap verdi.
.
"Peki dostum Lenin'in Almanya'dan kapalı bir vagon içerisinde gonderildigini de biliyormusun? Almanya'dan para aldığını biliyormusun?"
Asker "Orasını bilmiyorum" diye inatla cevap verdi. "Ama Lenin ben ve benim gibi basit insanların istediği şeyleri söylüyor. Bak: iki sınıf var, biri burjuvazi, öteki proletarya...,"
"Siz aptalsiniz! Bak arkadaş ben devrimcilikten iki yıl sluselburg hapishanesinde yatarken siz daha o zaman devrimcileri öldürüyor ve "tanrı cari korusun" diye şarkı soyluyordunuz. Benim adım Vasili Georgevic Panyin. Hiç isittinmi adımı?"
"Kusura bakma hiç isitmedim." Diye saflikla cevap verdi asker "Ama ben okumuş bir adam değilim. Siz belki büyük bir kahramansinizdir."
Öğrenci büyük bir güvenle "Oyle" dedi. "Ve ben Rusya'yı yıkan ve özgür devrimimizi yok eden Bolseviklere karşıyım. Buna ne dersin?"
Asker başını kasidi "Ne diyeyim bilmem ki" dedi. Kafasından geçenlerin tatsızligi yüzünden belliydi. "Bana göre is çok basit... Ama ben ne bileyim okumuş bir adam değilim ki! Bana göre iki sınıf var: Proletarya ile burjuvazi..."
"Yine başladın o aptalca formülü okumaya!" diye bağırdı öğrenci.
"...Yalnız iki sınıf var." diye devam etti asker. "Bir yandan olmayan, öte yandandir..."
bak finneas
senin muhatabın kartopu
ona yazdığın iletide bana da giydirmeye kalkışarak
şark kurnazlığı yapmışsın.
bi şekilde beni, kartopu ile birlikte senin karşında mevzilenmeye
manipule etmek gibi basit köylü kurnazlığı yapman hiç hoş olmadı.
romantik kelimesini hiç bir zaman incitici bulmadım.
ama şimdilerde yanına bir de idealist yaftası yakıştırmışsın.
o yaftayı sana yediririm.
siz şematikçiler birbirinizle işinizi bi bitirin de ben kimseyle aynı safı paylaşmadan
seni elime bi alayım .
kendin kaşındın sonuçlarına da katlanacaksın
bilgivehis
29-01-2019, 09:48
bugün Küba'da da sistem tam olarak böyledir.
Küba, komünizmi yeni anayasasından kaldırdığını resmi olarak duyurdu.
Küba, ABD'li diplomatlarla resmi olarak görüşmelere başladı.
Küba, ithal edilecek otomobiller için yeni yolların çalışmasına başladı.
Çin'den aldığım örnek vesilesiyle Fidel'den sonra böyle bir geri dönüşün olacağına büyük ihtimal vermiştim, maalesef çok uzun sürmeden bu resmi duyurular peşpeşe gelmeye başladı.
Günümüz yüz yılında kapitalizmle gerdeğe giren sadece ezilen sınıf değil, malum devletler de ufaktan evlilik hazırlığı yapıyorlar.
Artık şunu anlamalısınız, Marx'a ilave fikirler eklenmedikçe kendi kendimizle devrimcilik oynarız.
Bu yüzden yapılması gereken DEĞİŞMEK değil, GELİŞMEK'tir
Saint-Just
29-01-2019, 10:14
bak finneas
senin muhatabın kartopu
ona yazdığın iletide bana da giydirmeye kalkışarak
şark kurnazlığı yapmışsın.
bi şekilde beni, kartopu ile birlikte senin karşında mevzilenmeye
manipule etmek gibi basit köylü kurnazlığı yapman hiç hoş olmadı.
romantik kelimesini hiç bir zaman incitici bulmadım.
ama şimdilerde yanına bir de idealist yaftası yakıştırmışsın.
o yaftayı sana yediririm.
siz şematikçiler birbirinizle işinizi bi bitirin de ben kimseyle aynı safı paylaşmadan
seni elime bi alayım .
kendin kaşındın sonuçlarına da katlanacaksın
Kimseyi karşımda mevzilenmeye çalışmadım.
Bence bu kadar kişiselleştirmeye de gerek yok.
Ben anarsizm'i yetersiz, utopik ve idealist olarak görüyorum. Bu benim görüşüm. Sana veya başkasına yeni veya simdi soyledigim bir şey de değil.
Sadece ben de değilim. Marx-Engels, Lenin bütün bir Marksizm okulu bu şekilde görüyor.
Alınacaksan bütün bir okula alınman gerekir.
finneas
Yine bir sürü demogojik lafla bana saldırmış senden korktuğumu sanıyorsun ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın.
Şimdi yine söylüyorum Sovyetler Birliği sosyalist (komünist ) değildi Komünizm de özellik değer tasasının çalışmamasıdır. Komünizmde (proleterya Diktatörlüğü) profesyonel askerliğin olmamasıdır. En alttakilerle en üsttekiler arasından geçim (ücret maaş ) hakkının eşit olmasıdır. Sovyetlerde bu altı kat fazla idi.
Çin ne ise Sovyetlerde aynı idi.
Seninle her alanda boy ölçüşürüm.
Lenin e bir laf etmedim, zeki, kurnaz, samimi ve fırsatçı bir kişiliğe sahip bir insandı Ama Marks istemeden de olsa zarar verdi. Kendi itirafı da var Devlet Ve devrimde ÇARDAN DEVLETİ ALDIK diyor
Yani çarda devlet ne ise bizde de o demek istiyor. Bence samimi ve cesur bir itiraf .
Proleterya devlet erkini ele geçirir ve üretim araçlarını önce devlet mülkiyeti durumuna dönüştürür ama bunu yapmakla proleterya kendi kendini ortadan kaldırır bütün sınıf farkları ile sınıf karşıtlarını ve aynı biçimde devlet olarak devleti de ortadan kaldırır. Engels Anti duhrıng sol yay sy 400 bölüm TEORİK BİLGİLER ikinci Bölüm
Bunu belki 10 defa yazdım ama senin kaz kafan bir türlü almıyor.
Takılmışın Stalin in kahramanlığına kalmışın orada.
Şimdi yukarda alıntıladığım yazıya bak bir de Sovyet iktidarındaki devlet yapılanmasına tabbi şartlanmış beynin algılayabilmişse.
Sana daha çok alıntı yapabilirim. Örnek Alman idolojisinden de Ama anlayacağını sanmıyorum sen önce kafanı duvara vur ki yüklenmiş olan yazılımların bozulsun. Belki beynin çalışır.
Artık şunu anlamalısınız, Marx'a ilave fikirler eklenmedikçe kendi kendimizle devrimcilik oynarız.
Bu yüzden yapılması gereken DEĞİŞMEK değil, GELİŞMEK'tir
bilgivehis arkadaşım Bu yazı bana yazılmasa da bir Marksist olarak cevap verme gereği duyuyorum
Bay finneas Markist değil o kendini ML kabul ediyor bana göre ML Stalinist liğin idolojik adıdır.
Bu konuda o sana cevap veremez verdiği cevapta seni tatmin etmez çünkü kalıp fikirlere sahip bir kişiliktir.
Siz Marks ı anlamadığınız için böyle konuşuyorsunuz Mark bir teori bir idoloji değil zamana ve üretici güçlerin gelişimine göre çözümleri zamanın devrimcilerine bırakmıştır
Yani bu günkü durumun çözümü bu gün yaşayan devrimcilere aittir.
Küba ve ABD ilişkilerine biz kendi aklımızla mantığımızla cevap vereceğiz. Bizim kabemiz insan ve üretim tüketim ilişkileri. Onun için zamanı anlaması gereken Marks değil biz Marksistlerdir. Ne ilave edilecekse ne çıkarılacaksa bunu biz yapacağız.
Saint-Just
30-01-2019, 17:24
Küba, komünizmi yeni anayasasından kaldırdığını resmi olarak duyurdu.
Küba, ABD'li diplomatlarla resmi olarak görüşmelere başladı.
Küba, ithal edilecek otomobiller için yeni yolların çalışmasına başladı.
Çin'den aldığım örnek vesilesiyle Fidel'den sonra böyle bir geri dönüşün olacağına büyük ihtimal vermiştim, maalesef çok uzun sürmeden bu resmi duyurular peşpeşe gelmeye başladı.
Günümüz yüz yılında kapitalizmle gerdeğe giren sadece ezilen sınıf değil, malum devletler de ufaktan evlilik hazırlığı yapıyorlar.
Artık şunu anlamalısınız, Marx'a ilave fikirler eklenmedikçe kendi kendimizle devrimcilik oynarız.
Bu yüzden yapılması gereken DEĞİŞMEK değil, GELİŞMEK'tir
Bilgivehis kusura bakma ama neyi savunduğun bile belli değil. Ortada net ve tutarlı bir elestırı veya tartışma konusu yok.
Ortada geriye donus veya komunizm'den vazgecme gibi bir durum da yok. Küba hakkında çıkan asılsız haberlere inanmayın.
Yeni Küba Anayasası: Sosyalist bir anayasa tartışması
Küba'da seçimlerin ardından yeni göreve gelen meclis, geçtiğimiz haftasonu olağan toplantısını yaptı. Küba'da meclis, pek bizim buralardaki gibi işlemiyor: Vekillerin hepsi normal işlerini sürdüren emekçiler, yılda iki defa, bir yaz başı, bir de Aralık'ta toplanıyor meclis. Yaz toplantısının gündemi olası yasa değişiklikleri ve önceki yılın bütçesinin değerlendirilmesi, kış toplantısının gündemiyse yeni yılın gündeminin hazırlanması.
Fakat bu yıl meclisin önemli bir gündemi vardı: Yeni Anayasa Taslağı'nın tartışılması.
Cuma günü başlayan ve Pazar günü biten oturumların ardından hem Türk basınında hem uluslararası basında çıkan haberler, genellikle taslağın bir iki detayına odaklanıyordu: "Komünizm çıkarıldı", "özel mülkiyet tanındı", "eşcinsel evlilik yasallaştı"... Bunlara geleceğiz. Fakat, bu kısa, "çarpıcı" haberler, olan bitenin geniş çerçevesini tümüyle atlıyordu. Buradan başlamamız gerek.
İlki, bu sürecin ne zaman başladığı... Sağda solda çıkan haberler, genelgeçer Küba bilgisiyle birlikte değerlendirildiğinde, Fidel ve Raúl Castro'dan sonra seçilen yeni başkan Miguel Díaz-Canel ve yeni meclisin hemen Anayasa'yı değiştirmeye giriştiği izlenimine kapılmak kaçınılmaz. Oysa, süreç aslında 2012'de başladı. Raúl'ün devlet başkanlığı döneminde ekonomi alanında yeni ilkeler ortaya konulduğunda, Küba Komünist Partisi toplumsal yapıdaki tüm bu değişiklikleri karşılamak ve zamana ayak uydurmak üzere yeni bir anayasa çalışması başlatılması için bir adım attı ve parti politbürosu tarafından belirlenen bir çalışma grubu oluşturdu. Grubun başında bizzat Raúl vardı. Bir başka deyişle, bu haftasonu meclis önüne gelen taslak, yaklaşık altı yıldır partinin üzerinde çalıştığı bir metin. Raúl, 2012'de bu konuya değindiği konuşmasında, çalışmanın amacını, "devrimci sürecimizin ideolojik temelini oluşturan Martí'ci miras ve marksizm-leninizm doktrininden bir an bile ayrılmaksızın, eski anlayışın üzerimize yıktığı yükten kurtulmak, vatanın bugününe ve geleceğine dönük bir bakışı dönüştürücü bir niyet ve büyük bir siyasi hassasiyetle güçlendirmek" olarak özetliyordu.
Denebilir ki, "Peki niye şimdi gündeme geldi anayasayı değiştirmek"... Fakat, bu soru iki farklı motivasyonla sorulabilir. İlki, Küba'da sosyalizmi kurma çabalarına şüpheyle bakanlar, her adımı "teoriden uzaklaşma" olarak yorumlayanlarca dile getirilebilecek, "zaten giderek piyasaya açılıyorlardı, şimdi de anayasayı değiştiriyorlar" düşüncesi. Oysa, tam tersi soru daha meşru: Niye bu kadar geç değiştiriyorlar? Çünkü Küba, şu an 1976 Anayasası'nı kullanıyor. 1976 Anayasası, halen sosyalist blokun, çok gelişmiş bir ülkenin başını çektiği güçlü bir sosyalist dayanışma ağının varlığı koşullarında, Küba'nın da Sovyet toplumlarında var olan sisteme entegre olduğu bir dönemde, bu örneklere bakılarak hazırlanmış bir anayasaydı. O dönemde Kübalılar, görece küçük ve ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olduğu için Bulgaristan anayasasını kendilerine ilham almışlar, buna dayanarak 76 Anayasası'nı oluşturmuşlardı. Tam 42 yıldır, birçok bakımdan geri kalmış ve Küba'nın var olan toplumsal gerçekliğine uymayan bir anayasayla idare ediyor olmaları asıl sorgulanması gereken durumdu.
76 ANAYASASI BAZ ALINARAK HAZIRLANDI
Mecliste tartışılan anayasa taslağı, 76 Anayasası baz alınarak ve hem Latin Amerika'daki Bolivya, Venezuela gibi ilerici hükümetlerin yeni anayasaları hem de Vietnam ve Çin anayasalarıyla kıyaslama içinde hazırlandı. Fakat taslak, 76 Anayasası'na kıyasla epey farklı: 76 Anayasası'ndaki yalnızca 11 madde olduğu haliyle yeni taslakta da yer alıyor. 13 madde tamamen kaldırılıyor. 113 maddeyse yeniden düzenleniyor. Bunun üzerine, yürürlükteki anayasada yer almayan 87 yeni madde ekleniyor.
Nedir bu "toplumsal gerçekliğe uymamak"? Bir örnek verelim, şu "özel mülkiyet tanındı" meselesi... 76 Anayasası, berber, araba tamircisi gibi neredeyse her türlü şahsa ait girişimin ortadan kaldırıldığı, özel mülkiyetin tanınmadığı bir anayasaydı. Oysa Küba'da 90'ların başlarından beri bu modelden tamamen uzaklaşıldı, birçok ufak çaplı şahsa ait girişim var. Yabancılara satış yasak olmakla birlikte Kübalılar kendi içlerinde evlerini serbest emlak piyasasında alıp satabiliyorlar. Devrimden hemen sonra yapılan toprak reformunda arsa tahsis edilen köylüler bunları çocuklarına miras bırakıyor. Anayasa, tamamen geride kalmış bu başlıkta, var olan mülkiyet ilişkilerini düzene sokuyor.
Şimdi, yeni anayasa sürecinin geniş çerçevesiyle ilgili ikinci bir başlığa değinmemiz gerek: Süreç yeni başladı, ortada henüz yeni anayasa yok. Hatta taslak metni bile tam metin olarak basılmış değil (en azından bu yazıyı yazdığımız sırada)... Süreç yeni başlıyor, çünkü çalışma grubunun ortaya çıkardığı taslak metin mecliste tartışıldı, birçok değişiklik önerisi dile getirildi, bu öneriler ışığında değiştirilen taslak bu defa 13 Ağustos'tan 15 Kasım'a kadar tüm Kübalılar'ın tartışmasına açılacak: Mahallelerde, parti birimlerinde, işyerlerinde, meslek örgütlerinde tartışılacak anayasa ve her bir Kübalı, kişisel olarak önerilerini anayasa komisyonuna iletecek. Tüm halkça yürütülecek tartışmanın ve gelen değişikliklerin değerlendirilmesinin ardından taslak, halk oylamasına götürülecek. Tüm Kübalılar oy kullandıktan sonra anayasa kabul veya ret edilecek. Bu yüzden de şimdiden yazılan heyecanlı "şu girdi, bu çıktı" haberleri pek doğru değil.
SİYASİ SİSTEME DAİR DEĞİŞİKLİKLER VE 'KOMÜNİZMİN ÇIKARTILMASI' MESELESİ
Burada en dikkat çekici değişiklik, Küba devletine dair yapılan yeni tanım: Taslak, Küba devletini bir "sosyalist hukuk devleti" olarak tanımlıyor. Zaten tüm Anayasa değişiklik sürecinde, uzun süre Fidel'in kişisel liderlik kabiliyetine dayanmış, güvenmiş ve bundan güç almış devrimci sürecin kurumsallaştırılması ve düzenin oturtulması niyeti hissediliyor. Hukuk vurgusu, bununla ilgili. Yine taslak, önceki anayasaya göre "anayasanın ve hukukun üstünlüğü ve tüm kişi, kurum ve şirketlerin buna bağlılığını" daha güçlü bir şekilde ifade ediyor.
76 Anayasası'nın üçüncü maddesi, Küba Komünist Partisi'nin rolünü şöyle tanımlıyordu: "Martí'ci ve marksist-leninist Küba Komünist Partisi, Küba ulusunun örgütlü öncüsü olarak, toplumun ortak çabalarını, sosyalizmin kurulması ve komünist topluma ilerleme yüksek hedefleri doğrultusunda örgütleyen ve yönlendiren, toplum ve devletin en üst yönetici gücüdür." Vekillere sunulan taslak metinde bu tanıma "Fidel'ci" ibaresi eklendi, "komünist topluma ilerleme" ibaresiyse çıkarıldı. Haftasonu yapılan tartışmada bir vekil yeni tanıma "sosyalizmin kurulması ve savunulması" ibaresinin eklenmesini önerdi, bir diğer vekilse anayasa taslağının büyük bir dönüşüm olduğunu, yasal çerçeveyi zamana uydurarak "gerçek bir politika yürüttüklerini" belirttikten sonra, "Önsöz Anayasa'nın yüzü olduğu için, burada Küba halkının komünist bir topluma duyduğu meşru arzunun yeni metinde de tutulması gerektiği düşüncesindeyim" dedi.
"Komünist topluma ilerleme" ibaresi, tarihsel olarak Sovyetler Birliği'nde de anayasaya konulduğunda, "artık sosyalizmi kurduk, komünist topluma ilerliyoruz" şeklinde bir formülasyonun parçası olarak, hem teorik olarak hem de Sovyet toplumunun henüz sınıf çelişkilerini tamamen aşmamış olmasına rağmen bu iddia ortaya atıldığı için pratik olarak eleştirilmişti. Çalışma grubunun taslak metinde bu ifadeyi kaldırmayı önermesi, dünyanın ve Küba'nın gerçekliğinde "komünist toplum"un henüz Anayasa'da yer verilecek gerçek bir hedef olarak görülmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Nitekim, haftasonu yapılan meclis oturumundan sonra partinin resmi yayın organı Granma'da çıkan çeşitli makalelerde "komünist topluma ilerleme" ifadesinin tekrar tekrar geçmesi, "Bunun yeri anayasa değil" benzeri bir düşünceyle değişikliğin önerildiğini düşündürüyor.
Aynen korunan önemli bir madde, "sosyalizmin değiştirilemezliği" maddesi. Bu madde, 76 Anayasası'nda yoktu. 2002 yılında, "teröre karşı savaş" doktrininin ilan edildiği, Afganistan'ın işgal edildiği ve yeni işgallerin planlandığı dönemde George W. Bush, Kübalı karşıdevrimcilerin yuvası Miami'de çok provokatif bir konuşma yapmış, "Küba'nın yeni bir Anayasa kabul edip sosyalizmi Anayasa'dan çıkarması gerek" demişti. Bush'un bu konuşması üzerine önce Küba genelinde milyonlarca kişinin katıldığı protesto mitingleri düzenlendi, ardından da Fidel'in önerisiyle, Anayasa'ya "sosyalizmin değiştirilemez karakteri ve yabancı bir gücün saldırganlık, tehdit ve şiddetleri karşısında pazarlık yapılmasının yasaklanması" yönünde bir madde eklenmesi için referanduma gidildi ve halk oyuyla bu madde eklendi. Madde taslakta da aynı şekilde yer alıyor.
Taslakta devletin temel görevleri ulusal birliği güçlendirmek, ulusal güvenliği sağlamak, bireysel ve kolektif refahı güvence altına alacak sürdürülebilir bir gelişmeyi teşvik etmek, daha üst düzey eşitlik ve sosyal adalete ulaşmak için çabalamak, devrimin kazanımlarını korumak ve çoğaltmak, sosyalist Küba toplumuna içkin ideoloji ve etiği pekiştirmek ve ulusun doğal, tarihsel ve kültürel mirasını korumak olarak sıralanıyor.
Dış politika alanında anayasa emperyalizm, faşizm, sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin her türü ve veçhesine karşı mücadele gibi başlıkları korumakla birlikte, uluslararası insan haklarının üstünlüğü, başta devlet terörizmi olmak üzere terörizmin her türüne karşı kınama, çevrenin korunması ve iklim değişikliğine karşı mücadele gibi kimi yeni başlıkları da hüküm altına alıyor.
EKONOMİ ALANINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER: VAR OLAN DURUMU DÜZENE SOKMA ÇABASI
Taslak, ekonomik modelin temel ilkeleri olarak temel üretim araçları üzerinde tüm halkın sosyalist mülkiyeti ve ekonominin planlı yönetimini koruyor. Buna, önceki anayasada tanınmayan fakat halihazırda Küba toplumunda var olan farklı mülkiyet biçimleri tanımı ekleniyor: sosyalist mülkiyet, kooperatif mülkiyet, karma mülkiyet, kitle örgütleri ve toplumsal örgütlerin mülkiyeti, özel mülkiyet ve kişisel mülkiyet. Taslak bu farklı mülkiyet biçimleri arasında devletin toplumsal mülkiyet biçimlerini teşvik etmesi ödevini dile getiriyor. Benzer şekilde, piyasanın devlet tarafından, eşitsizlikleri önlemek ve toplumun çıkarlarını gözetmek ilkeleri ışığında tanınması ve düzenlenmesi de bir ödev olarak dile getiriliyor. Devlet dışı öznelerin elinde mülkiyet birikiminin önlenmesi de Küba sosyalist sisteminin temellerinden biri olarak taslakta yer alıyor.
Devletin zorla el koyma/kamulaştırma hakkı taslakta korunuyor, fakat buna "kamu kullanımı ya da toplumsal çıkarlar" şartı ve zararın tazmini koşulu getiriliyor. Planlama ekonominin en temel ilkesi olarak tekrar edilirken, ekonomik faaliyetin yönetimi, yürütülmesi ve denetiminde işçilerin katılımına atıfta bulunuluyor. Yabancı yatırımlar devlet garantisi altına alınırken, burada Küba'nın egemenliğine saygı ve ulusal kaynakların akılcı kullanımına dikkat çekiliyor.
VATANDAŞLIK TANIMI VE 'VATAN HAİNLİĞİ' TARTIŞMASI
Yürürlükteki 76 Anayasası, "çifte vatandaşlık" durumunu tanımıyordu. Dolayısıyla başka bir ülkenin pasaportuna da sahip olan Küba vatandaşlarının diğer vatandaşlıkları Küba yasaları nezdinde bir anlam taşımıyordu. Taslak, kişilerin birden fazla vatandaşlıkları olabileceğini kabul ediyor, ancak Küba vatandaşlarının ülke sınırları içinde "yalnızca Küba vatandaşı" olarak tanınacağını dile getiriyor. Bir diğer deyişle: Herhangi bir Kübalı, başka ülke pasaportuyla değil Küba pasaportuyla ülkeye giriş yapmak ve ülkede bir yabancı değil, Küba vatandaşı olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmek zorunda.
Bu başlıkta meclisteki görüşmelerde ilginç bir tartışma yaşandığını da ekleyebiliriz. On yıllardır ABD'nin, Kübalıların ülkelerinden kaçması için kurduğu baskı rejimi nedeniyle Küba yurtdışına çıkışları devlet iznine tabi kılmak zorunda kalmıştı. 2011'de Raúl döneminde bu zorunluluk kaldırıldı; şu an Kübalılar Türkiye'dekine benzer şekilde pasaporta ve gidilecek ülkenin vizesine sahip oldukları durumda dilediklerince ülke dışına çıkabiliyorlar. Ancak iki yıl içinde ülkeye tekrar giriş yapmadıkları takdirde vatandaşlık haklarını kaybediyorlardı; bu yaptırım da 2016'da hafifletildi ve yıllardır yurtdışında yaşıyor olmalarına rağmen yeniden Küba vatandaşlığına dönmek isteyenlerin önü açıldı. Son yıllarda bu yönde açık bir eğilim var: 25 bin civarında Kübalı, uzun yıllar sonra vatandaşlığa geri döndü.
Fakat bunun bir istisnası var: Bir yurtdışı misyonunda görevliyken kaçan doktorlar, sanatçılar ve sporcular, yasa gereği "vatan haini" ilan ediliyor ve sekiz yıl boyunca ülkeye girişleri yasaklanıyor. Küba Yazar ve Sanatçılar Birliği Başkanı ve aynı zamanda milletvekili olan Miguel Barnet, haftasonu yapılan oturumda, "Bunu değiştirmemiz lazım çünkü hain olarak sınıflandırdığımız çok sayıda insan ülkeye döndü, yerleşti ve bizle birlikte hayatı paylaşıyor" dedi. Ancak Barnet'nin önerisi, Devlet Konseyi Sekreteri Homero Acosta tarafından "hainlik tanımının bir politik söylem değil yasalarla düzenlenmiş bir suç olduğu, burada istisnalar yapılması durumunda halkta daha fazla kafa karışıklığına yol açacağı" uyarısıyla karşılandı.
BİREYSEL HAKLAR VE ÖDEVLER: HUKUK DEVLETİ GEREKLİLİKLERİ
Taslağın insan hakları kısmında, eğitim, sağlık ve kültüre erişimin her vatandaşın doğal hakkı olması ve eğitim ve sağlığın ücretsiz olması hali korunuyor, fakat -haklı- bir istisnayla: Şimdiye dek Küba'da sağlıkla ilgili her şey ücretsizdi, taslak kabul edilirse, tıbbi zorunluluk olmayan, kişinin isteğine bağlı, estetik cerrahi benzeri operasyonlar ücrete tabi olacak.
Taslağın bu alanda getirdiği yenilikler, hukuk devleti temel ilkeleri ve Küba'nın 70'lerden bu yana imzacısı olduğu uluslararası anlaşmalarla ilgili. Uluslararası anlaşmalarla tanınan haklar yeni taslakta kendine yer bulurken, aynı zamanda yürürlükteki anayasada geçmeyen kimi kavramlara da taslakta yer verildi: Habeas corpus (hukuki güvenlik hakkı), gözaltı veya hapislik süresinde birey hakları, vatandaşların bilgiye ulaşım hakkı, kişilerin kamu arşivlerinde yer alan kendilerine dair bilgilere erişim hakkı, denetimli serbestlik gibi kimi yaptırımların düzenlenmesi vb..
CİNSİYET EŞİTLİĞİ, AİLE VE EVLİLİK KURUMU
Yeni anayasa taslağında en fazla ses getiren yeniliklerden biri, eşcinsel evliliklerin önünün açılması oldu. Uzun yıllardır Küba Ulusal Cinsellik Eğitimi Merkezi'nin başında bulunan ve Raúl Castro ile Vilma Espín'in kızı olan milletvekili Mariela Castro, meclisteki oturumda, kişilerin cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlerine dair bütünlüklü bir koruyucu bakış açısıyla Küba'nın dünyada insan hakları konusunda öncü ülkelerden biri olduğunu vurgulayarak, "Bu koruyuculuk, devrimci sürecin geldiği olgunluğun bir sonucu. Bu olgunluk farklı tipte ailelerin ortaya çıkışını meşrulaştırıyor, devlet bunlara karşı ayrımcılık yapmak bir yana, bunları korumalı" dedi.
76 Anayasası, evliliği, bir kadın ve bir erkek arasındaki gönüllü birliktelik olarak tanımlıyordu. Taslak, bunu "iki kişi" olarak düzenliyor. Küba Kadınlar Federasyonu Başkanı Teresa Amarelle Boué, tartışmaya katkısında, "kadın ve erkek" yerine "iki kişi" denilmesinin ileri bir adım olmakla birlikte, taslaktaki tarifin "evlat edinme hakkı" konusunda halihazırdaki yasalarla birlikte düşününce boşluklar barındırdığını, anayasanın kabulü sonrasında yasaların da gerekli şekilde düzenlenmesi gerektiğini belirtti.
Yeni anayasanın eşcinsel evlilikleri tanıması hemen herkesçe bekleniyordu. Öyle ki, bu başlık, uzun süre sonra ilk kez Küba'da dinci gericiliğin siyasi bir konuda kampanya yürütme girişimini tetikledi: Son iki aydır Küba Metodist Kilisesi'nin başını çektiği ve diğer kimi Hristiyan kiliselerinin de destek verdiği, eşcinsel evliliğine karşı bir kampanya yürütülüyordu. Taslağın ortaya çıkışının ardından, 15 Kasım'a kadarki süreçte bu kiliselerin aldıkları siyasi tavrı sokağa döküp dökmeyecekleri merak konusu.
DEVLET MEKANİZMASI: BİREYSEL LİDERLİKTEN ZİYADE SÜREKLİLİK
Taslak, devlet mekanizmasında da kimi değişiklikler öngörüyor. "Halk İktidarı Ulusal Meclisi", yani parlamento, en yüce yasama organı olarak yerini koruyor. Devlet başkanlığında, Raúl Castro döneminde getirilen "beş yıllık iki dönem" kuralına bir de yaş sınırı ekleniyor: Devlet başkanı en az 35, en fazla 60 yaşında olmak zorunda. Üst yaş sınırı, yalnızca ilk dönem seçimi için geçerli: Yani, örneğin bu yıl seçilen devlet başkanı Miguel Díaz-Canel, şu an 58 yaşında. Fakat ikinci dönemi için 63 yaşında olmasına rağmen aday gösterilebilecek.
Taslak, 76 Anayasası'yla birlikte kaldırılan Başbakanlık konumunu da geri getiriyor. 76 Anayasası'na kadar sanılanın aksine Fidel Castro devlet başkanı değil, devrimin ilk yıllarındaki kısa istisna dönemler dışında, başbakanlık görevini üstlenmişti. Taslakta başbakan, en yüce yürütme organı olan bakanlar konseyinin başkanı olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla halihazırdaki devlet başkanı yetkileri, farklı pozisyonlar arasında bölüştürülmüş oluyor.
Halihazırda bir çeşit kolektif önderlik mekanizması olan Devlet Konseyi, taslağın bu haline göre başkan, başkan yardımcısı ve meclis sekreterinden oluşmak üzere varlığını sürdürüyor. Küba'da devlet başkanlarına değil devlet konseyine ait olan kanun hükmünde kararnameler konusunda ise, bu kararnamelerin meclisin ilk oturumunda oylamaya sunulması zorunluluğu getiriliyor.
Yerel yönetimler alanında, ilçe meclislerinin özerkliği daha da artırılıyor. Küba'da yerel yönetimlerin yetkisi 76 Anayasası'nda da epey genişti: Eğitim ve sağlık gibi alanlar dahil olmak üzere bütçe planlaması merkez hükümete ait olmakla birlikte, bu paraların kullanımı yerel yönetimlerin, yani il ve ilçe meclislerinin inisiyatifine bırakılıyordu. Taslak, sistemin temel birimi olarak ilçeleri işaret ediyor ve bu yerel birimle merkez arasındaki ara kademelerde eksiltmeye gidiyor: Yürürlükteki modelde her ilin başında, Türkiye'de hem büyükşehir belediye başkanı hem valinin çoğu yetkisini kendisinde toplayan ve halk oyuyla seçilen bir başkan bulunuyordu. Taslakta bu pozisyon kaldırılıyor, bunun yerine her ile ulusal meclis tarafından atanacak bir vali tayini öngörülüyor, eski il başkanlarının yetkilerinin büyük kısmıysa ilçe yönetimlerine aktarılıyor. Valinin rolü, ilin genel kalkınma planı doğrultusunda merkezle ilçeler arasında ve ilçelerin kendileri arasındaki koordinasyonu sağlamak olarak tarif ediliyor.
http://haber.sol.org.tr/dunya/yeni-kuba-anayasasi-sosyalist-bir-anayasa-tartismasi-244264
Küba, komünizmi yeni anayasasından kaldırdığını resmi olarak duyurdu.
Küba, ABD'li diplomatlarla resmi olarak görüşmelere başladı.
Küba, ithal edilecek otomobiller için yeni yolların çalışmasına başladı.
Çin'den aldığım örnek vesilesiyle Fidel'den sonra böyle bir geri dönüşün olacağına büyük ihtimal vermiştim, maalesef çok uzun sürmeden bu resmi duyurular peşpeşe gelmeye başladı.
Günümüz yüz yılında kapitalizmle gerdeğe giren sadece ezilen sınıf değil, malum devletler de ufaktan evlilik hazırlığı yapıyorlar.
Artık şunu anlamalısınız, Marx'a ilave fikirler eklenmedikçe kendi kendimizle devrimcilik oynarız.
Bu yüzden yapılması gereken DEĞİŞMEK değil, GELİŞMEK'tir
Eksik bir tespit bilgivehis,
Fidel'den sonra bir geri donus filan yok. Kuba Fidel zamaninda da araba,yedek parca vb. Ithal etti, hatta kendi montaj yapilarini kurdular cok onceden.
Bu ulkenin potansiyellerine iliskin bir durum, turizm baslica unsurlardan biri zira.
Hem diyorsunuz ki gelistirelim, gelistirene de yoldan cikti demektesiniz,celiski olur bu. Iste kendi icine yonelik sosyalist oturmus bir sistem.
https://atlas.media.mit.edu/en/profile/country/cub/
https://www.nordeatrade.com/en/explore-new-market/cuba/trade-profile
https://tradingeconomics.com/cuba/imports
Yani bakis aciniz, kapitalizmle gerdege girdi, zina yapiyor tarzi birsey. Nasil kalkindiracak peki ulkesini?
Marx yazdiklarinda nerede, ima etmek babinda dahi olsa, sosyalist veya komunist ulkeler, disariyla baglanti kurmasin, demis?
Şüpheci Dinsiz
30-01-2019, 21:43
Kişisel sataşmalar silinene dek başlık kilitlenmiştir.
İki noktayı hatırlatmakta fayda var;
- Kimsenin kimseyi kovma hakkı yok.
- Kişisel sataşmalarla-hakaretlerle seviyeyi düşürmemek gerek.
ilahimasal
30-01-2019, 23:47
Esasında , islamcı olan işci emekcileri uyaran bir söz var kitaplarında.
Şeytan sizi fakirlikle korkutur.
Bu sözü söyleyenin , o dönemki gerekçesi neydi ? Bunu bilemesemde , sözün kendisinin , bu günkü islamcı olan isci ve emekciler için bir anlamı olmalı.
Hepinizin şahit olduğu bir durumdur.
Bir iş yerinde , patron denilenin , işcinin emeğinin tam karşılığını vermediğini , o işyerinin emekcileri , kuytuda , gizlide kendi aralarında dedikodu seviyesinde konuşurlar. Bu insanlara hakkınızı aramak için gidin , sizden çaldığını düşündüğünüz hakkınızı
patrondan yüzüne karşı söyleyerek isteyin dendiğinde , garip bir içine çekilme ve korku ile sessizleşirler.
Bilirimki , bu kişi( ler ) yerine yeni birisinin alınacağı , ekmeğinden olacağı bilinci ve korkusuyla buna asla teşebbus edemez. Kaldı ki bir sendikaya üye olsun yada toplu bir şekilde patrona dirensin.
Bu tipte olan işci ve emekci olan insanlar çoğinluktadır. Çünkü , ŞEYTAN onu Ekmeğini almakla yani fakirlikle korkutmuştur.
İşin garip tarafı ise patron ve isci aynı kıbleye dönüp , aynı tapınakta , inandıkları tanrıya tapınıp bu ayetin belki farkındalığında belkide farkında olmadan , tapınaktan çıkar çıkmaz , birisi dedikoduya diğeri onun emeğini çalmak için gerçekliğe dönerler.
Bu durumun farkındamıdırlar bilemem ancak dinlerine ve inançlarına karşı olanlara karşı bir olduklarını söylerlerler. Ve yine patron işciden elde ettiği paranın gücü ile işcisini o savaşta piyon olarak kullanıp ŞEHIT oldun yada olacaksın diyerek TEPE TEPE yine kullanır..
İşci EMEKCİ
Ne zaman ki uyanır da hakkını isterse Patron onları , HAIN , TERÖRIST , BÖLÜCÜ diyerek suçlayıp kurulan sistemin çarklarında ezer ve yok eder. FAKIR EDER , AÇ BIRAKIR da diyebiliriz.
Şimdi EMEKCI , şeytanın kendisini fakirlikle korkutması hususunda , TANRISINA mı , PATRONUNA mı uymalı ?
Tanrısı uyandıramıyorsa ! MARX mı uyandıracak.
dine mine ne
31-01-2019, 18:57
finneas arkadasdan alinti
"""""Haydaa.
Ya usta, ben kiminle anarsizm/marksizm tartışması yapacağım gidersen?
Kim burada kapitalistlerin iktisadi safsatalarini onlara yedirecek? ya da idealizmi mahkum edip dm"yi savunacak?
Çok iyi felsefe ve özellikle iktisat bilgin var (okulunu okumuşsun zaten sanırım). Gidersen meydan bu dmn gibilere kalır. Bizim de iktisat bilgimiz sınırlı. """""
İdealizmi zamansal olarak ele alırsanız onu dışlayamazsınız. Buradaki diyalektiği kapatırsanız saygınlığınızı kaybeder.. robot olur gider ve tarihdeki canilerin özgürlük katlıyamlarını, sovyetlerin hiçbir zaman sovyet (konsey) olamadığını ve yalnızca benim dünya görüşüm doğru.. seninkinin canı cehenemme .. (emekçi olan anarşitleri) öldüren, dışlayan ve hice sayan diktatörlerin maşası olur gidersiniz. Açıkçası, bu diyalektik olmadan, özgürlüğünüzü bile (tek başına) tanımlayamazdınız.
İkincisi, daha düne kadar cebinizde onu bunu bulundurun, pes etmeyin diyen bir adamın bu kararı niye aldığınıda tam anlamış değilim. Nihilist elbette ki kendi dünyasına yönelik iyi bir düşünürdür. Fakat düşünme sanatı kendi özgürlüğüdür ve bu kimseyi bağlamaz. Bunun üzerine, onsuzda bu forum iyi bir düşünür kadrosuna sahip. Eğer ki, artık zamanı geldi demekle de kaçınılmaz olanı kast ediyorsa... ne her, nede şey olan sözde canlandığında bizleri üzeceği kesindir, fakat konu bu değilse, canı cehenemme ...nin. Kapitalizmin pılavından dönenin kaşığı kopsun, kaşığıda yoksa çakısiyla gelsin diyorum.:heh:
Leonardo
01-02-2019, 21:11
Gelinen düzeyde benim en çok sormak istediğim, sol görüşlü kimselerin mevcut kazanımlarla ilgili düşünceleridir.
Yani toplumsal sözleşme, yargı bağımsızlığı, düşünce / vicdan hürriyetti, cinsiyet eşitliği / özgürlüğü, insan hakları evrensel beyannamesinin uygulanması (keyfi tutuklama, kanıtsız hapis cezası, sorgulama sırasında insanların darp edilmesi / işkence edilmesi yasak).
Yani burada 1500 - 2000, neredeyse 500 yıllık bir gelişim. ABD bağımsızlık savaşı, Fransız devrimi ve Paris komünü var.
/Benim okuduğum anarşist düşünürler bunu "burjuva devrimi" olarak tanımlarlar ve "devrim halka inmeliydi" diyerek anarşizmi savunurlar.
Mesela Spartakus bana biraz Sovyet anayasasını ve Küba tarzı demokrasi anlayışını anlattı.
O yüzden konuyu buraya getirmek istedim.
Mesela Yargı bağımsızlı veya ifade özgürlüğünü atalım gitsin mi? Ne düşünüyorsunuz?
Ya da şöyle soralım:
Komünizm veya sosyalizm, bu 400 - 500 sene boyunca aşama aşama gerçekleşmiş olan kazanımların bir anda yerine geçip onların başaramadığını bir anda mı başaracak?
/Ya da bunların hepsi yalan mı? Mesela ABD'de sivil haklar, Mandela'Nın Güney-Afrika'da elde ettiği haklar vs. hepsi yalan mı?
ilahimasal
01-02-2019, 21:26
Leanardo
Maddi ve manevi eşitliğin olduğu yerde
Yargı
Mahkeme
Suç
Hapishane
Nedir diye sorulur.
Maddi ve manevi eşitligin olacağı tek sistem komunizm dir.
Devlette yok. Devletin baskı ve terörüde.
Devlette yok. Devletin seçkin zenginleride
Sen şu yukarıda istedigin şeyler sistemi kuranların havuçları olduğunu halen anlayamadınmı ?
karakedi
01-02-2019, 21:33
Bunda soracak bir sey yok. Devrimden sonra ezilen siniflarin cikarina olan seyler korunur, gelistirilir. Digerleri atilir. Gelismeye hizmet eden fikirler ozgurce ifade edilir. Gericiligi, karsi-devrimciligi amac edinen fikirlerle mucadele edilir. Bu mucadelenin siddetini, muhalefet edenlerin siddeti belirler.
Sosyalizm sucun insanlarin kisiliklerinden, bir anlik cinnetlerinden, hatalarindan falan degil, icinde yasadiklari ekonomik sartlardan kaynaklandigini dusunur. Insanlarin refah duzeyi iyilestirilmeden suclarin niteligi ve sayisi da degistirilemez. Bugun haberde okudum. Amerikada sokakta yasayan 10 kisi soguktan ölmüs. Hirsizlik yapsaydi olmeyecekti.
Mevcut kubada hapisaneler ile ilgili bir yazi okumustum. Bizim bugun turkiye sartlarinda hayal edemeyecegimiz yaklasimlar var. Simdi kubami kaldi lan dersiniz diye bahsetmeyecegim.
Bu konularda sosyalizmin bakis acisi kapitalizme karsi farklidir. Fakat tabii ki burjuva devrimlerinin kazanimlarindan geriye gidilmesi soz konusu olamaz. Oy hakki mesela... devrim caginda emekci siniflarin yonetime katilmasinin bir yoluydu. O zaman siniflarin cok daha politik oldugunu, sokaklarda cayir cayir gazete okundugunu, sokakta kursu kurulup yoneticilerin elestirildigini, her yerde siyaset tartisildigi bir ortamda oy hakki koparilmis bir hakti. Ek olarak burjuvazi, feodal duzenden kalma soylulari isci sinifini yanina alarak tarihten kazidi.
O zaman bunlar kazanimdi. Fakat gunumuzde garip bir sekilde çark tersine dondu. Artik oy atma ve parlamenter demokrasi. Bu ikisi yan yana getirilince kitlelerin aslinda siyasetin disina atildigi bir dalavereye donustu. Bugun sokakra teyzeye soruyorsun. Oyunu hangi partiye atacaksin diye. Erdogana diyor. Ekonomiden memnunmusun diye soruyor. Memnunun diyor. Peki pazar fiyatlarindan memnunmusun diye soruyir. Allah belasini versin patlican 20 tl olmus diyor. Yani patlican gercek fakat "ekonomi" soyut. Burjuvazi de bunu tepe tepe kullaniyor. Bu durumda artik genel oy hakkinin halen daha ilerici ozellik tasidigini soyleyemeyiz.
Not- eger sacma sapan argumanlarla tekrar sol dusmanligi yapmaya baslarsaniz, ayni seviyede size cevap verecegim.
Leonardo
01-02-2019, 21:39
Leanardo
Maddi ve manevi eşitliğin olduğu yerde
Yargı
Mahkeme
Suç
Hapishane
Nedir diye sorulur.
Maddi ve manevi eşitligin olacağı tek sistem komunizm dir.
Devlette yok. Devletin baskı ve terörüde.
Devlette yok. Devletin seçkin zenginleride
Sen şu yukarıda istedigin şeyler sistemi kuranların havuçları olduğunu halen anlayamadınmı ?
- Bu tür cevaplar bekliyorum evet.
Herkese sordum.
K.K.:
Tartışmaya katıl istiyorsan, da senli-benli olmayalım lütfen :)
ilahimasal
01-02-2019, 22:28
- Bu tür cevaplar bekliyorum evet.
Herkese sordum.
K.K.:
Tartışmaya katıl istiyorsan, da senli-benli olmayalım lütfen :)
Bunlar sana cevap değil. Senin savundularını çürütme. Anlarsanda uyarı.
Senin savunduğun şeyler , bizim için
karşıdan ne talep edilen ,nede alınıp şükredilen sadakalar değil. Senin için olabilir.
Serbest piyasa ekonomisi diye hem sarılıp hem yirilen sizler değilmisiniz?
Bak bu sorunlardan kurtulmak istiyorsan. Önüne uzatılan , özgürlüktü , demokrasiydi ,insan haklarıydı , çevreydi HAVUÇLARINA kazanım diye zıplama.
Dunyada milyonlarca insan bir parça ekmegi hayatı ile öderken , şanslı olanları bir barınak için hayatını tüketiyor.
Ve bu kaosta birileri bize demokrasi özgürlük kazanım diye kendi sistemlerine çark olmamızı tavsiye ediyor.
Bir avuç it oğlu itin dedikleri ve dayattıkları özgürlük değil.
Leonardo
02-02-2019, 15:12
Bunlar sana cevap değil. Senin savundularını çürütme. Anlarsanda uyarı.
Senin savunduğun şeyler , bizim için
karşıdan ne talep edilen ,nede alınıp şükredilen sadakalar değil. Senin için olabilir.
Serbest piyasa ekonomisi diye hem sarılıp hem yirilen sizler değilmisiniz?
Bak bu sorunlardan kurtulmak istiyorsan. Önüne uzatılan , özgürlüktü , demokrasiydi ,insan haklarıydı , çevreydi HAVUÇLARINA kazanım diye zıplama.
Dunyada milyonlarca insan bir parça ekmegi hayatı ile öderken , şanslı olanları bir barınak için hayatını tüketiyor.
Ve bu kaosta birileri bize demokrasi özgürlük kazanım diye kendi sistemlerine çark olmamızı tavsiye ediyor.
Bir avuç it oğlu itin dedikleri ve dayattıkları özgürlük değil.
- Böyle deyince, ben "bunlar genç arkadaşlar olabilir mi?" diye düşünüyorum. Çünkü farkında değilsin ama aşırı uç bir fikir beyan ediyorsun.
Toplumsal sözleşme olmadan, mesela burada konuşamazsın. Ben konuşamıyorum örneğin. Fikrimi dürüstçe söyledim diye adam bağırmaya, hakaret etmeye başlıyor.
Yani ya yalan söyleyip "evet haklısın" diyeceğim. Ya da buradan gideceğim (başka seçenek bırakmıyor).
Yani "havuçlar" dediğin şey, en temel şey. Havuç olmadan, örneğin burası da olamaz.
2) Evet devrim yaparak o insanlara yardım edebilirsin (belki).
Ama toplumsal sözleşme yoluyla gücü halka verirsen, o zaman da yardım edebilirsin.
Yani "inanmıyorum" deyip geçtiğin, toplumun bel kemiği ve yüzyıllar süren mücadelenin ürünü. O olmasa, başımızda padişah filan olacaktı.
karakedi
02-02-2019, 15:30
Genclik zamaninda 3-5 tane kitap okumussun. Hala onlarin havasini atip duruyorsun. Senin toplumsal sozlesme dedigin sey kucuk napolyon imparatorlugunu dogurdu. Elmayla armutlari karistirma. Sonra sana armut deyince kiziyorsun ama armut gibi adamsin. Sacmaliyorsun.
Leonardo
02-02-2019, 16:55
- Tamam da niye üstüne alınıyorsun?
karakedi
02-02-2019, 16:57
Cunku armut gibi tahlil yapiyorsun.
Leonardo
02-02-2019, 17:43
- "Bir cisim yaklaşıyor" diyorsun yani.
https://youtu.be/xUTLmCMQCQ4?t=1
karakedi
02-02-2019, 18:27
- "Bir cisim yaklaşıyor" diyorsun yani.
hayır cisim yaklaşıyor demiyorum. o zaman bilale anlatır gibi anlatıyorum dinle.
Leonardo- Toplumsal sözleşme olmadan, mesela burada konuşamazsın.
karakedi- doğrudur. burjuva devrimlerinin kazanımları var. marksizm bu kazanımlardan daha geriye gidemez. lakin günümüzde bu devrimler devam etmiyor. burjuvazi artık tutucu, sistemi muhafaza etmeye odaklanmış bir sınıf. tarihin ilerlemesini yavaşlatıyor diyebiliriz. mesela fransada "sarı yelekli"ler olarak ortaya çıkan ayaklanma bölücü, terörist özellikte olmayan saf bir halk ayaklanması. burjuvazi en fazla ne yapıyor? zammı geri çekiyor, protestoculara politikacı gönderiyor. "ben de sarı yelekliyim, bakın ciddiye alıp sizle konuşuyorum" diyor. siz de diyorsunuz ki "işte çağdaş demokrasi budur". yani nedir? eşitsizliği çözmek yerine oturup gevezelik yapmak.
Leonardo- Ama toplumsal sözleşme yoluyla gücü halka verirsen, o zaman da yardım edebilirsin.
karakedi- edemezsin işte. ruso'nun toplum sözleşmesi fransız devriminde fikir babalığı yaptı. onun fikirlerinden çokça faydalanıldı. bu fikirler de napolyon imparatorluğunu doğurdu. o defter kapandı. sen marksizmin karşısına ruso'nun fikirlerini çıkarıp diyorsun ki marksizmin yapacağını ruso'nun toplum sözleşmesi de yapabilir. bu yüzden saçmalıyorsun.
ilahimasal
03-02-2019, 10:37
Marx muhammed i devrimci mi yapmış.?
https://www.aydinlik.com.tr/marx-in-ovdugu-muhammed-in-evlatlari-kimlerdi-dogu-perincek-kose-yazilari-subat-2019
ForumKirpisi
03-02-2019, 11:01
Marx muhammed i devrimci mi yapmış.?
https://www.aydinlik.com.tr/marx-in-ovdugu-muhammed-in-evlatlari-kimlerdi-dogu-perincek-kose-yazilari-subat-2019
piripiriden din güzellemelerine doğru. babamın telefonda da geçen yerel seçimde chpden aday olan bir arkadaşı atatürk türk bayrağı falan koyarken bu sene akpden oldu resmini kaldırıp yerine allah yazısı koymuş. yine yenilcek.
bilgivehis
03-02-2019, 11:17
Marx muhammed i devrimci mi yapmış.?
https://www.aydinlik.com.tr/marx-in-ovdugu-muhammed-in-evlatlari-kimlerdi-dogu-perincek-kose-yazilari-subat-2019
Perinçek ve müritleri laf cambazlığında ustadır, herhangi bir konuyu önce çorba yaparlar sonra kendilerine göre uyarlarlar.
Oysa muhammedi 70'li yıllardan bu yana devrimci gösteren bizzat kendileridir.
Hatta buna çok kişiyi inandırmışlardır.
Şimdi de AKP'nin çanağını yalamak için "Bakın Marx da muhammedi övüyordu ha" safsatasına başvurdular.
Marx bir komünisttir, reel komünizmin babasıdır, ateisttir, böyle birinin ağzından devrimci muhammed çıkaracak kadar adiler.
Bu soytarı takımına göre kapitalizmin ne kadar sac ayağı varsa hepsi devrimcidir.
Yakında Marx müslümandı-Türktü gibi yalanlara başvururlarsa şaşırmayın.
Bu kadar iki yüzlü ve çarpıtma ustalarıdır.
Dinci diktatörlüğün ve faşizmin zirveye çıktığı bir ortamda "Türk yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor" diyenlerden ancak bu beklenir.
ilahimasal
03-02-2019, 16:54
Perinçek ve müritleri laf cambazlığında ustadır, herhangi bir konuyu önce çorba yaparlar sonra kendilerine göre uyarlarlar.
Oysa muhammedi 70'li yıllardan bu yana devrimci gösteren bizzat kendileridir.
Hatta buna çok kişiyi inandırmışlardır.
Şimdi de AKP'nin çanağını yalamak için "Bakın Marx da muhammedi övüyordu ha" safsatasına başvurdular.
Marx bir komünisttir, reel komünizmin babasıdır, ateisttir, böyle birinin ağzından devrimci muhammed çıkaracak kadar adiler.
Bu soytarı takımına göre kapitalizmin ne kadar sac ayağı varsa hepsi devrimcidir.
Yakında Marx müslümandı-Türktü gibi yalanlara başvururlarsa şaşırmayın.
Bu kadar iki yüzlü ve çarpıtma ustalarıdır.
Dinci diktatörlüğün ve faşizmin zirveye çıktığı bir ortamda "Türk yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor" diyenlerden ancak bu beklenir.
Sevgili bilgivehis
Şayet marx ın mektubunda muhammed için dediği doğruysa , perinçek ve eşinin ne dediğinin hiç bir önemi yok.
Marx muhammed e devrimci diye bakıyor mu bakmıyormu ?
Hatta bu mektup ve marx ın eşinin dedikleri doğrumu ?
Mesele bu.
Marx ın muhammed gibi bir masal kahramanına devrimci demesi bile midemi alt üst etti.
Materyalist birisi nasıl olurda hakkındaki bilgilerin uydurulduğu ve temeli olmayan bu adamdan etkenip devrimci diye bahis edebilir.
Muhammed in uydurulan hikayelerini bilemi okumadı marx ? Okuduysa nasıl devrimci der?
Marx şayet böyle dediyse.
Nesnel bir yargımı
Öznel bir yargı mı üretti.
Masal ( fabl) kahramanından nesnel sonuç çıkaran bir materyalist MARX olamaz.
bilgivehis
03-02-2019, 18:05
Sevgili bilgivehis
Şayet marx ın mektubunda muhammed için dediği doğruysa , perinçek ve eşinin ne dediğinin hiç bir önemi yok.
Bunun her iki taraftan da önemi çok büyüktür.
Marx, Asya ve Orta Doğu'ya göre katbekat ilerde olan Avrupa halkına yarı sitem yarı serzenişte bulunarak, hem Avrupa'ya hakim olan Hristiyanlardan hem de Müslümanlardan dalga geçmiştir.
Hani biz de bazen kendimize yakın bulduklarımıza sevmediklerimiz için "Bakın o bile yaptı" deriz, bu da böyledir.
"Din bir afyondur" sloganını tüm dünya komünistlerine benimseten Marksın, o afyonu icat edene devrimci demesi mümkün müdür?
Elbette mümkün değildir ve muhammedi veya bir başka dinciyi övücü bir söz kullanmamıştır.
Bu önemin birinci tarafıdır.
İkinci önemli yanı ise Perinçeklerin bu yalanı günümüzde ortaya atması tamamen bilinçli olarak planlanmıştır.
Çünkü Perinçek bu yalanı yetmişlerde de yumurtluyordu, bir çokları da buna inanmıştı, sanki yeni öğrenmiş gibi bir hava yaratmaya çalışıyor.
Yetmişlerde yaptığı bu propaganda ne oldu da şimdi bir anda yeni öğrenmiş havasına girdi?
Yenileri ve müslümleri belki etkileyebilir ama bunların tarihini canlı olarak gözlemleyen biri olarak bende yemez.
Bu yüzden her iki türlü öneme sahip bir Perinçek ajitasyonuyla karşı karşıyayız.
Bu gerçekler olmasaydı böyle bir yalanı masum sayabilirdim ama bunların ne yapmaya çalıştıklarını iyi bildiğim için konu bahsettiğim gibidir.
ilahimasal
03-02-2019, 18:45
Bunun her iki taraftan da önemi çok büyüktür.
Ben marx ın ağzından böylebir cümle çıktımı çıkmadımı bunun peşindeyim.
Yani mektup doğrumu.
Marx ın avrupadaki din karşıtlığı hristiyanlık üzerine kurgulanmış bir düşüncedir. İslama yada başka dinleri burada ön plana çıkardığını sanmıyorum.
Burada bizler nasıl siyasal islamdan midemiz bulanıyorsa marx ta avrupada kilise hristiyanlığından midesi bulanarak din afyon demiştir.
Bunları demesi , materyalist olması , isci ye köylüye akıl vermesi şayet muhammed gibi üretilmiş masalı devrimci diye yutturması ile nasıl biçimlenecek.
Muhammedi ve masalını okumaması mümkün degil. Masaldaki muhammedin ne olduğu belli. Devrimci demesi mümkün değil. Adam subyancı , serii katil , talancı , hırsız ve yalancı.
Eeee nasıl olucak ?
Marx ın mektubu diyen marx ın eşi.
Bunu google amcadan baya bir araştırdım ama kaynaklı bir bilgi çıkmıyor. Bilse bilse bizim sert marxsist üyeler bilir diyorum ama onlarda ya forumu terk etti , olanlarda pek bilmiyor galiba.
Muhammed gibi bir masal kahramanına ve hakkında uydurularak yazılanlara bile bakıp ben dahi devrimci demem. Marx mı diyecek ! Diyorum ama !! Der mi der.
Bu mektubu bilen varsa evet var yada yok desin. Bende üfürüp uzatmayım.
Devrimci muhammed . Ahahaha.
karakedi
12-03-2019, 12:34
Eski bir tartışmayı hareketlendireyim :)
İşçi sınıfı eziliyor da, esnaf sınıfı ezilmiyor mu mesela? Bir esnaf olarak söylüyorum, eziliyoruz. Özellikle büyük sermaye karşısında.
Devrim neden işçi sınıfı önderliğinde olur diyoruz, bunun iki nedeni var biri ezilen sınıfın içinde örgütlü olmaya uygun en başta onlar geliyor ikincisi emeğinden başka hiç bir şeyi olmadığı için.
tabii esnaf da eziliyor. fakat marksizm ezilenlerin hakkını arama teorisi değil. sömürünün olmadığı bir dünyada yaşama teorisi. bu da ancak herkesin eşitliği ile olur.
siz esnaf olarak, mülksüz bir işçi ile eşit yaşamak istiyorsanız sorun yok. yani işçiyi bir mülksüz olarak mı görüyorsunuz; yoksa çıkarlarınızın kesiştiği arkadaşınız, kapı komşunuz olarak mı. önemli olan bu. böyle düşünüyorsanız marksizm sizin de teorinizdir. yani karl marks'lık bir şey yok, olay sizin hangi tarafı seçeceğinizde bitiyor. çünkü ara sınıf olarak çıkarlarınız her iki tarafla da kesişiyor. her iki sınıfın da kesişim kümesisiniz. bir esnaf olarak büyük sermayenin baskısı altındasınız. her an batabilir ve dükkanı kapatıp işçi gibi çalışmaya başlayabilirsiniz. yada işinizi büyütebilir, yıllardır dişinizden tırnağınızdan artırdığınız, tatil yapmadan biriktirdiğiniz sermayeniz ile yeni dükkana geçip yeni çıraklar, kalfalar tutabilirsiniz. sonra yeni bir kriz dalgası gelene kadar sermaye biriktirirsiniz.
yani markslık bir şey yok çünkü marksın teorisi işçi sınıfının ezilmesine değil, burjuva sınıfının ezmesine dayanıyor. en ünlü eseri Kapital'de marks'ın tek yaptığı şey eşitsizliğin nereden geldiğini bulmak ve nasıl işlediğini tespit etmek. bu kadar. bu 2 bin sayfalık zahmetli tespiti neden yapıyor? eşitsizliğe sebep olan burjuva sınıfının özel mülkiyetçi düzenini yıkmanın ve eşitlikçi bir düzen kurmanın gerekliğini göstermek için. gerçekten marksizm dediğimiz şey bu kadar.
marks kapitali yazmaya başlamadan önce yöntemi hakkında çok düşünmüş. giriş kısmını bir kaç defa yazmış silmiş, yazmış silmiş. marks şahıs olarak mükemmeliyetçi bir insan. düşünce tarihinin en önemli eserini yazdığını düşünen bir insanın konuya rastgele giriş yapacağını düşünmemek lazım. marks hesap defterini şöyle açıyor:
Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği, "muazzam bir meta yığını" olarak görünür; bunun basit biçimi tek bir metadır. Bu nedenle, incelememiz, metanın analiziyle başlıyor.
sonra uzun bir bölüm geliyor kapitalizmin nasıl işlediğini anlatan. o dönem işçi sınıfı o kadar çok eziliyor ki, okusanız gözünüzden yaş gelir. sizi o döneme ışınlasak acıdan 2 gün sonra nalları dikersiniz. ama marks sayfalarca kapitalizmi anlatıyor.
yani amaç sadece işçi sınıfını acılarından kurtarmak değil, tüm insanlığı kurtarmak. o yüzden incelemesine tüm insanların esaret altına alan kapitalizmin tahlili ile başlıyor.
işçi sınıfına önem verilmesinin sebebi, işçilerin en çok ezilen sınıf olması değil; ezen sınıf burjuvaziye karşı en çok tutarlı mücadele gösterecek kesim olması. marksın kitaplarında bir çok yerde burjuvazinin kendi mezar kazıcılarını yarattığı ifadesi geçer. burjuvazinin elinde tuttuğu özel mülkiyet toplumun geneline yayılmadan sömürü mekanizmalarını kaldırmak da mümkün değil. burjuvazi ve proletarya arasında organik bir bağ var. yani devrim yaptık, bir çelik boru fabrikasındayız. bu fabrika nasıl işletilecek? olay bu. işçi koluyla çalışır, mühendis kafasıyla. işçi sınıfı gelişip kolu ve kafasıyla beraber çalışacak seviyeye gelmezse bu sefer de mülkiyetin yönetimi zamanla mühendislere, yöneticilere, bürokratlara geçer. ki sovyet rusyada yaşanan bu oldu. eşitsizlik. eşitsizliğin yıkılmadığı yerde mülkiyet kendini sahiplendiriyor. kafa-kol, işçi-köylü, şehir-köy arasındaki eşitsizlik yok olmadan cacık olmaz.
işte işçi sınıfının örgütlenmeye müsait sınıf olması vs... bunların hepsi detay. ve bunların hepsi de burjuva sınıfının işleyiş mekanizmalarının sonucu. bu yüzden bir marksistin amacı olamaz. amaç özel mülkiyeti ortadan kaldırmak. çünkü bütün eşitsizliğin, sömürünün, yoksulluğun, suçların kaynağı bu.
daha da karikatürize edersek... amaç kapitalizmi yıkmak. siz bir esnaf olarak devrim için mülkiyetinizi feda edebiliyor, kapitalizmin yıkılması için emekçi sınıfların yanında yer alabiliyorsanız. amenna sadakna. marksizme hoş geldiniz. olay bu şekilde.
"ictenlik"
12-03-2019, 20:24
Ben marx ın ağzından böylebir cümle çıktımı çıkmadımı bunun peşindeyim.
Yani mektup doğrumu..
Bunu google amcadan baya bir araştırdım ama kaynaklı bir bilgi çıkmıyor. Bilse bilse bizim sert marxsist .....
Bunu bulduk....
https://odatv.com/markstan-muhammedin-evlatlarina-ovgu-02021957_m.html
Yani benim anladığım Muhammed'e devrimci denmiyor. 1876 Kanuni Esasi şahsında Türk işçi emekçi sınıfı köylüsü ve aydınına bir gönderme sanırım. Yanlış mı anlıyorum ve okuyoruz. Muhammed'in Torunları kuşakları gibi bir ifade sanırım geçiyor orda...
Yani bunu bir işçi emekçi köylü hareketi, devrimci hareket ve uyanış olarak görmüş ele almış sanırım...
ForumKirpisi
12-03-2019, 21:00
Uydurma olab.
Marx eğer böyle bir şey yazmışsa bu konuda çok cahilmiş, Muhammed'in torunu ne demek?
Kureyş kabilesi miyiz biz? Osmanlı karışık desen padişah sülalesinin icraati de değil.
ilahimasal
12-03-2019, 21:50
Bunu bulduk....
https://odatv.com/markstan-muhammedin-evlatlarina-ovgu-02021957_m.html
Yani benim anladığım Muhammed'e devrimci denmiyor. 1876 Kanuni Esasi şahsında Türk işçi emekçi sınıfı köylüsü ve aydınına bir gönderme sanırım. Yanlış mı anlıyorum ve okuyoruz. Muhammed'in Torunları kuşakları gibi bir ifade sanırım geçiyor orda...
Yani bunu bir işçi emekçi köylü hareketi, devrimci hareket ve uyanış olarak görmüş ele almış sanırım...
Saol "ictenlik"
Sen diyince fark ettim. Muhammede degil evlatları diye nitelendirdiği kişilere diye bakmak daha doğru.
Marx bu insanlara ( jön türklere ) meclis seçim demokrasi gibi seyleri talep edip mucadele ediyor diye devrimci diyorsa !! Orada garip bir durum oluşuyor.
Jön türklerden ne işci olur nede köylü.
Oda tv , aydınlık ( perinçek) bu konulara , nasıl desem bilemiyorum ama ideolojik bakıp kendi açısından yorum yapıyorlar.
Hepimiz oda tv yide aydınlık grubunuda biliyor. Haber verme biçimleri genelde ittihat teraki gibi. Yada bildiğin islamı çıkart içinden Türkçülük.
Marx işci köylü emek devriminden bahsederken o dönem ulusalcı akıma kapılan insanlara devrimci diyorsa en basitinden ben marx ı anlayamamış olurum.
Evet monarşiye karşı direnip onu o dönemde dizginlemek için direnip bilinçli bir muhalefet ortaya çıkartmak takdir edilebilir.
Genç osmanlıların zoruyla kanuni esasi çıktıysa , kanuni esasi monarşiye perçin atmış da diyebiliriz. Kanuni esasiye uyanda olmamış , uygulamaya zamanda.
Onun ( kanuni esasi ) içerisinde ne işci varr. Ne emekci zaten .
Marx bu konuda sayet muhammedin devrimci evlatları diye ulusalcı genç osmanlıları isaret ettiyse EVET YANILMIS.
Osmanlı da köylü vardı da İSCI uzaylı gibi bir şeydi. Evet köylüde isci gibi ama bilinen işci degil.
Bunların ikiside varsa işci ve olan köylününde ne marx dan ne fikrinden ne genç osmanlının ne yapmaya çalıştığından haberi falanda yoktur.
Oda tv de
Aydınlıkta
Marx da yanılmış diyebiliriz.( şayet mektup doğru ve mektupta işaret ettikleri dogru kişilerse )
Atatürk e sevgim degişmez.
Devrimci diyebileceğim nadir insanlardan birisidir.
ForumKirpisi
12-03-2019, 22:05
türkü beğ, bi anda nası olcak bu işler.
bu jön türkler fransa'da ne gördüyse tabi getirmiş,
iyisi kötüsü. zannetmişler ki fransa o hale bu akımlarla geldi.
19. yy'dan bahsetmekteyiz.
biraz yümüşak olunuz.
kimisi atatürke falan kızıyör, napsın 19. yy. bok gibi halk bok gibi ülkeler. bok gibi dış iç ilişkiler. kimin eli kimin cebinde belli değil. milleti toplamak için oyunlar vs. vs. akımlardan etkilenmeden olur mu olmaz.
üstelik cahıl halkı gazlamak için de din millet beyrag felan kullanılır.
olcek o kadar. adamlar bi nevi paralel devlet kürmüş Yön diye. Onları da o göreve getiren batılılaşma yanlıları. ne olursa olsun halledin deye.
messelam amarkada da iç savaş oleyör.
spartacus
12-03-2019, 22:44
Saol "ictenlik"
Sen diyince fark ettim. Muhammede degil evlatları diye nitelendirdiği kişilere diye bakmak daha doğru.
Marx bu insanlara ( jön türklere ) meclis seçim demokrasi gibi seyleri talep edip mucadele ediyor diye devrimci diyorsa !! Orada garip bir durum oluşuyor.
Jön türklerden ne işci olur nede köylü.
Marx işci köylü emek devriminden bahsederken o dönem ulusalcı akıma kapılan insanlara devrimci diyorsa en basitinden ben marx ı anlayamamış olurum.
Burjuva devrimi. feodalizme karşı kapitalist devrim. Elbette milliyetçi olacaktı, milliyetçiliği kitle gücü ve örgütlenme temelinde idi. İktiadarı akdıklarında, milliyetçilik aynen feodalitedeki ümmetçilik gibi, stotüko ve sürü piskolojisi, elde tutma, siyasetine, çıkarlarına bağlama temelli vb kullanır hale geldi. bildiğimiz gerçekler.
Feodalizm ümmeti kullanıyordu, böylece egemenler kendi çıkarları ve siyasetine, kitleleri kolayca adapte ederek, yönlendirebiliyordu(bu tür istismar siyasetinin içi boş olmasına rağmen nasılda yüksek ses getirdiği, etki oluşturduğu açısından, AKP ve Türkiye açık bir örnek), kendi çıkar ve siyasetine motive(güdü-m-lemek, gütmek, güdümlü kitle(mermi) ediyordu, elinde tutuyor ve kolayca kendisine bağlayabiliyordu. Bu etki nasıl kırılabilirdi? Burjuvaziden açıkca sınıf teorisi ve siyaseti belirtmesini beklemek nafiledir, fiili anlamda sınıf savaşı yürütse dahi, işin siyasetini farklı alanlar üzerinden yaparlar. Sömürüyü ve sııfları gizlemek durumundalardı, ama sosyal, ekonomik ezilmeyi öne çıkartabilirlerdi, bunun için hem mülkiyet temelli ezilmişliği(derebeyi-köylü) hemde topluluk olarak(millet kavramıyla) ezilmişliği, dışlanmışlığı ve bağımsızlığı öncülleyebilirlerdi. Bağımsızlık vurgusuna dikkat edilmelidir.
O sebeple burjuvazi köylü sınıfını ayaklandırmış ve onlara, özgürlük, marabalıktan çıkış, ağalığın, mafya koruyuculuğunun(feodal koruyuculuk üzernden ayrıca sömürüye karşı) tasviye edileceği, toprak vaad etmiş(toprak reformu ve paylaşımları) vs. Burada burjuvazi önderlik etmekte, lakin devrimin esası "köylü devrimidir"
Burjuva devrimi, fedodalizme göre değerlendirilmeli. Elbette gerçekleşen devrimdir, feodal alt-yapı, üst-yapı, üretim-tarzı, ilişkileri, toplum, yönetim biçimi ... değişmektedir.
Fransız devrimi ve etkileri(Jön Türkler de dahil), gerçekleşen değişim örnek verilebilir. Bu devrimdir, devrimi belirleyen milliyetçi olup, olunmadığı değil, hangi sınıfların gittiği, hangilerinin geldiği, alt-yapı, üst-yapı, üretim-ilişkileri ve buna bağlı üst-yapı örgütlenmesinin niteliği(devlet, iktidar ve biçimi, hukuk, din, bilim, siyaset, eğitim, gelenek, görenek vs üst-yapı kurumları)
Jön Türkler başarı olsa, hangi sınıfı iktidara taşırdı? Bu, doğru sorulardan birisi.
bilgivehis
13-03-2019, 00:10
Oda tv de
Aydınlıkta
Marx da yanılmış diyebiliriz.( şayet mektup doğru ve mektupta işaret ettikleri dogru kişilerse )
Aydınlık'ın yaptığı bir yanılma değil, kasıtlı propagandadır.
Aydınlıkçılar her zaman için softalara göz kırpmış, onlara hep cazip görünmeye çalışmıştır. Aynısını MHP ve ülkücülere de yapmıştır. Günümüzde ise AKP için aynısını uygulamaktadır.
Bu cazip görünme işini yobazlara, ülkücülere, diktatörlere karşı yapan aynı Aydınlıkçılar sola karşı ise her zaman ispiyoncu olmuş, solu her zaman hedef göstermiş ve hatta bir çoklarının ölümüne neden olmuştur.
Demem o ki, Aydınlık'ı değerlendirirken bu gerçekleri göz önüne alarak değerlendirin, aksi halde onların asıl yapmak istediği işte şimdiki gibi kafa karışıklığına maruz kalırsınız.
tolonbey
13-03-2019, 01:09
İşte böyleee,
Aslında vatan partisinin gazatası AYDINLIK yanlış ad almış.O gazata ad olarak AYDINLIK degil KARANLIĞI almalılardı.Ben o partiye üyydim.Parti PKKK cı AKP ye sırt verince partiyi resmen BOŞADIM.Bu adam kuzey ırakta,KANDİLDE PKKCILARLA çok samımı bir şekilde bir zamanlar TOKALAŞMIŞLARDI .Aynan AKPLİLERİN PKKLILARA KIRMIZI halı serdirdigi gibi.
Zaten Türk milletide bu partiye deger vermemektedir.Gittikcede oyları düşecektir.
Dedeniz Tolonbey
Ah ah şu MARKS yok mu ya burjuvayı bile devrimci yapmıştı.
"ictenlik"
31-03-2019, 00:36
Şimdi ben bir çok analiz yaptım.
Bir çokta yazı karaladım. Buraya vermediğim yazılarda oldu. (Yazdıklarımın tuhaf bulunacağı endişesiyle ben kendini sınırlayan ve çok ölçen biriyim. Bir de topluma uymaz diye bazı şeyleri söyleyemeyen biriyim. Ya da zor söyleyen diyelim..)
Şunu yazmak istedim.
Bence Kapitalizm bir Kast ve Hiyeralşi toplumu. Sınırlama toplumu.
Komünizm bunun antitezi
Bence Mars şunu yapabilirdi.
Bu antitezi özgürce ortaya koyup ortada bırakabilirdi.
Yani başka bir dünya mümkün deyip çekilebilirdi..
Yani Komünizme geçiş aşaması denileni hiç tanımlamayabilirdi.
İkincisi Komünizme geçiş aşaması olasılıkları deyip A,BC... ya da 1,2,3... cinsinden geniş bir olasılık çemberi sunabilirdi.
Üçüncüsü benim fikrim ve önermem deyip bir olasılık çemberi sunup yine okuyucuya ve tarihsel sorumluya boş bir alan ve ek önerme açıklığı bırakabilirdi..
Yani bütünüyle bir yol haritası vermek yerine ya da alternatifleri sınırlamak yerine...
Zaten yapıyor ve yapmışta da olabilir. Marks'ı okumadığımı itiraf etmeliyim...
Ben bir çok analiz yaptım. Bugünkü üretim toplumlarına, modern yaşama -kültüre benim analizlerim uyarlanmıyor. Belki de görmek istemediğimiz bu. Hem özgürlükleri, hem bireysel yalnızlığı ve özelliği hem Kapitalizmi -Modernizmi , üretim toplumunu hem de Komünizmi bir arada istiyoruz. Bir tür suç bastırma ya da kaçış gibi. Ya da bir yadsıma mekanizması...
Benim modellemelerime göre en saf Komünizm doğa da... Yine doğa izlenmeli.. Doğa da her avcı kendi avını yakalayabiliyor. Bunu öğrenemezse ayakta ve hayatta kalamaz. Komünizmin inmesi gereken rasyonel taban bence bu...
Çıplak ayakları yere basan çocuklar. Okulla sınırlanmmış çocuklar. Ne yapılacağına karışılmayan çocuklar... Yani gidip özgür doğa da et toplamak ve yemek istersem de toplumum bana saygı göstermeli, alan açmalı...
Belki karma modeller denenebilir.. Çapraz toplumlar örnek pilot komünler kurulabilir.
Bir neşe, keyif, eğlence, güle oynaya, eğlence toplumu düşünülebilir. Ben kişisel hayalimi açıyorum. Müzik, eğlence, tiyatro, neşeli bir toplum...
Ağır, kasvetli, boğucu bir üretim planı ve metaforu düşünülüyor. Bu yine Kapitalizmin kendini veriyor...
Neşe içinde basitçe/grupça yaşayıp ölmek. Belki de Komünizm budur.
Bir de biz bilimsel gizem-fenomenoloji adı altında uçsuz bucaksız bir varoluş metaforu düşünüyoruz. Bunun mümkünlüğünü henüz bilmiyoruz ancak biz inanıyoruz.
Bu anlamda örneğin bizim gerçek Komünizm düşümüz gerçeküstücü sanat gibi bir şeyin dış gerçeğimiz olması..
Buna inanıyoruz diyoruz.
Tanımlayamıyor olsam bile kesinlikle düşümdeki imgeyi biliyorum. Yüksüz bir özgürlük diyebiliyorum... Gerçeküstücü gerçeklik diyebiliyorum....
Eğer bu mümkün değilse de ya da ölümse de o olsun...
Bir de Komünizm için açılması gereken antialan bence şu. Bir ülkeyi Komünist yapmak değil. Dünyada anti alan açmak. Özgür alan açmak. Ülkesiz sınırsız bölge. Doğa bölgesi. İsteyenin taşınıp iltica edebildiği Komünizm bölgesi. Ülkesiz bölge.. Bunu kendi özlemini çektiğim şeyden dayanarak söylüyorum. Çekip gidecek yeri olmamanın karşılığı. İşi gücü olmamanın karşılığı. Yeri yurdu olmamanın karşılığı..
Toprağın ve doğanın kendine, bağrına iltica edebilme hakkı. Dünyadaki boş araziye/mülke iltica hakkı.. Modern toplumdan ve onun yasalarından kopabilme hakkı. Toplumu reddetme/feshetme hakkı ve bilinci. Bireyci manyaklar hepsi.
Temel özgürlük alanı ve özgürlük saygısı yasası bilinci.
Hayvan gibi yaşamak istiyorum kime ne? Sana ne? Sen kimsin ben özgürüm
Gidip hayvan gibi yaşamak istiyorum ama yine de yalnız yaşamak istemiyorum belki bunu isteyenler vardır...
Toprağımı nasıl çevirirsin bu doğa tek senin mi?
Ölüm mü dayatıyorsun bana açlık mı sefalet mi?
Dünya benim bizim ve benim de malım bana yerimi göster
Açsam bana yemeğimi göster hadi nereden toplayacağım
İşsizsem bana işimi göster hadi! Senini niye var? Utanmıyor musun?
Ben senin kölen değilim devletinin kölesi hiç olmayacağım
Bilinci
Belki de Komünist ülkelerin dünya komünistlerine koşulsuz iltica hakkı (bilinci) vermesi
Komünist göç
Hak
Özgürlük
Temel
Uluslararası bir yasa ile temel hal ve özgürlük güvencesi olarak bu sağlanmalı. Bir devlete bağlı yaşamak istemeyen birey ve vatandaşlık hakkı ve ödevini feshetme gibi hak. Bir ülkenin vatandaşlığından çıkma hakkı. Milliyet feshi. Özgür dünya vatandaşlığı/hayvanlığı/insanlığı..
Bütün topraklar işgal edilmiş hiç bir özgür alan yok. Bireysel özgür alan yok. Her yer devletin malı, bir devletin malı...
Değil. Benim de malım..
Kamu mülkü.mülkiyeti. Sen benim sahibim misin? 80 milyona tek tek sorsam beni özgür bırakmayanlar kim olacak? Adları ne olacak?
Hakimiyet arzusu taşıyan bireyci çıkarcı manyaklar mı? Can mal düşmanları mı?
Toplumun emrettiği şudur. Git iş bul çalış. Başka bir şey yap. İstemiyorum.
Beni istemiyorsan ve bunu istemiyorsan buna saygın yoksa ben de seni çevremde istemiyorum. Bana yer göster. Hak gaspetme. Sen benim sahibim otoritem değilsin. Kendine hükmet..
Gidip bir toprak parçasına ,doğaya, çevrilmemiş bir alana özgürce oturmak istiyorum ya da böyle yaşayan ve boş yeri olan insanların yanına.
Başımda devlet başımda buyruk istemiyorum.
Herkes yeteri kadar arazi alsın. Boş kamu mülkü var.
İstemeyene yer göster, özgürlük alanı. Bireysel iradeye saygı..
İstediğim insan toplumuyla yaşamak istiyorum.
Saygı göster..
-devam edecek-
"ictenlik"
02-04-2019, 16:51
Benim çözümlemem kesinlikle avcı toplayıcı bir Komünizmi işaret ediyor
Bunun dışında neredeyse hiç bir şey benim çözümlememe göre gerçek Komünizmi vermiyor-işaret etmiyor gibi
Ya da bunun dışında her şey ya doğayı atıllaştırıyor ya insan doğasını köreltiyor ve sınıflar ve atalet denene gebe..,
Seçkin ya da güçlüleri, üretim sınıflarını ve sonra diğer sınıfları doğal olarak oluşturur ve belirtir/içerir
İnsan doğayı kendi emrine amade kullanmaya ve doğayı köleleştirmeye başladığı an da kendini köleleştiriyor ya da kendi ve doğa ile çatışıyor.
Örneğin hayvanları evcilleştirmeye, köleleştirmeye başladığımız an da (doğal) serbestlik bitiyor ve köleleştirme başlıyor
Biri başkasının işini yaptığı, bir insan bir insanı kullandığı ya da tahakküm ettiği an da Komünizm serbestisi (doğal anlaşma) bozuluyor..
Tarımı direkt insan beslenme faaliyeti olarak görmüyoruz.
Hayvancılığı ise hayvan ve doğa köleleştirme kısırlaştırma, serbest doğayı -doğal akışı bozma olarak görüyoruz. Doğal düzenin bozulması..
Açıkçası hayvancılığı hayvan köle edinme olarak görüyoruz-tanıyoruz-tanımlıyoruz. Bu çok net. Daha bu an da Komünizm çöker.
Bir hayvan sınıfı edindiğiniz ve kendi safınıza kattığınız an da bu gebelik başlıyor...
Yani en basiti bir kır-kent ya da toplum/topluluk kurduğunuz da bir avcı sınıfı ,yiyecek toplama sınıfı üretmelisiniz. Burada da denge bozulur. Sınıf güçlenir asker sınıfı üretir. Güç sınıfı üretir.
İnsanın yapabileceği ;
Elindeki bu kadar teknolojik güç ve imkanla birlikte doğal hayvan sınıflarını av ve besin kaynağı olarak yaygınlaştırmak, taşımak, çoğaltmak vb. olabilir.
Yani ben olsam hayvan-doğa denilenle uğraşır 3-5 nesle doğal olarak yetecek kadar doğal ortam ve hayvan popülasyonu çoğaltmak üretmek işi ile ilgilenirdim. Bilimimi buraya kurar getirirdim ilk olarak. Yani doğadan en özgür besin edinimini ve serbest doğayı düşünür kuramlaştırdım...
Komünizmi de belki modern imkanlardan sıyrılmış ve taban-doğum olarak doğaya inmiş yerli yeni bir nesil kendi kurabilir, kendi imkanlarıyla getirebilir, geliştirebilir ya da onlar karar vermeli..
Şu an ki mevcut durumun iç koşullarından durumu görüş sorunları ve açmazlar olabileceğini varsayıyoruz.
Atalet (uyuşukluk,kolaycılık,tembelcilik,başkasına iş gördürme vb.) denilenle kölelik denilen kolkoladır.
Tanrı-toplum-(sahip),kral (yönetici) ve üst denenden hazır isteme ve doyumlanma, kolaycılık-hazırcılık bilinci yaygın
Herşeyi, rahatı konforu dahil hazır verili istiyoruz
Yani mevcut durumda biz kendi imkan ve toplumlarımızın çöküşünü, değişimini deneyimlemedikçe zor gözüküyor...
Tek bir yasa olabilir. Her birey yiyecek sağlama ve avlanma sürecine döngülerle iştirak etmelidir. Bu hastalanma, sakatlanma, ölme, becerememe, canı acıma ne pahasına olrsa olsun. Her birey eşit geliştirilmelidir ve bunu mutlaka öğrenmelidir. Bir gün biri yiyecek sağlıyorsa diğer gün diğeri gitmelidir.
Süreç bozulduğunda Komünizm biter. (Yasa delindiğidne işletilmediğinde) Acıma başladığında Komünizm biter. Güçlüler, acizler-cılızlar (koruma) geliştiğinde Komünizm tükenir.
Her birey eşit güçlenmelidir/güçlendirilmelidir. Eşit sorumluluk ve güç taşımalı almalıdır. Denge bozulduğu an da Komünizm biter-işlemez.
Bir kaç nesil de (nesil sonra) kadın erkek bedeni (güçlülüğü güçsüzlüğü) farkı da kalmayacaktır.
"ictenlik"
02-04-2019, 19:56
Bir iç yorum;
Benim kaba Marksizm tanımım şu;
Köleler olamayan, (bununla doğal çatışık) asla bununla yüzleşemeyecek bir grubun (ve bununla sonsuza kadar doğal çatışacak bir grubun) doğal olarak yönetimi istemesi_devralması
Toplumun en bilinçli grubunun doğal olarak yönetime talip olması ve güç kastlarını bilgi kastlarına d_evirmek istemesi
Toplumsal seçkinliği bu grubun istemesi
Köle ol-a-mayan (olamaz olan) sınıfın yöneticilik istemesi...
Siz kendinizi yönetimiyorsunuz, elinize yüzünüze bulaştırıyorsunuz ve sonsuza dek bulaştıracaksınız bu gidişle zaten (bizsiz yönetmezsiniz) yönetimi bize devredin. Doğal olanı görün. Biz size olası en optimum biçimi sunalım gibi bir şey...
Yönetimi bilgiye bırakmak, devretmek... Yönetimi bilgiye ve erdeme ve bilince bırakmak.
Yönetimi güç ya da doğal karmaşa yerine, dengesiz iktidarsızlar yerine, erdemli bir üst gruba -en bilinçlilere- -en güvenilirlere- devretmek
Güç kastlarını bilgi-bilinç kastlarına ve kastsız kuşak, doğal bir otoritesizliğe ç_evirmek...
Köleliksiz yaşam, kastsız yaşam.bilgi toplumu.
Yani Marksizmi sonuçta Kapitalizmin en uç, en olası ve en optimum, optimize edilmiş nihai/optimum biçimi, optimum Kapitalizm olarak tanımlıyor gibiyim...
Yani güç elde etmiş, yönetimi ve bilgiyi paylaşmayan, herşeyi eline yüzüne bulaştırmış, kendi politik kirliliğinden asla sıyrılamayacak (bulaştıkça daha bulaşacak -içine giren herkesi de bulaşıklaştıracak) bir siyasi elit ve grup yerine, bilgi elde etmiş ve bunu paylaşacak bir gruba yönetim teslim etmek/devretmek ve yine bu grup eliyle/tarafında gücün imhasını sağlamak..Aşama aşama tüm toplumun gelişimini sağlamak...geleceğin mümkünlüğünü çatışkısızlığını üretmek...
Bir de bizim doğal kolektif bilinç yapılandırması, kuşakları dediğimiz bir şey var.
Şimdi her birey, birey olarak tanrı ve otonom tekil varlık ve kendinin (tüm) sahibi ilan edilmiş durumda. Hiç bir kolektif algı yok-yadsınmış ya da yadsıtılmış...
İnsanlık tanrılarını yine kendi içinde bulacak..
Yani insanlık şu an da/aşamada kendi içinden evridiği/doğurduğu tepe bireyi -ergen bireyi- yadsıyor ve yönetici yetisini daha dış uzaya tanrı bireye (dış tanrıya) atıyor ya da cılız (kendini yönetemez) kendine alıyor ya da (daha kendini) idaresizlere teslim ediyor. Doğal bir çelişki...
Arı kolonisi "Ana Birey" üretir. Bunun gibi bir doğal tedavi...yönetim....
Kolektif bir çelişki...
Doğal bir gelişimdir ya da aşamadır çünkü en azından bunda çoklu ve kolektif şuur var. Grup/Parti örgütlenmesi şuuru var.
Diğeri tek adam, tek devlet, tek otorite, devleti temsil eden tek başkan, tek kişi tek sorumlu bilinci. Bureda ortaklaşma var. Dağılma var-yayılma genişleme var. En azından bilgi dahil, bilinç dahil tabana dağılıyor/yayılıyor ve iniyor. ve iniliyor. Her bireye ulaşıyor. Toplum doğal bilinçlenir .yapılanır. Her bireyi.
Bir anda herkesi mutlu edemezsiniz..
Yemek dilenmek, çöp olmak ve acuze görülmek -tutulmak yerine, diğerlerinin kölesi olmak ya da bir kast köle sınıfına dahil edilmek yerine bu tercih edilebilir.
İnsalığın seçimi insalığın seçimidir.
Kapitalizmde herkes birbirinin ya da bir üst sınıfın yarı kölesidir, altıdır,
Diğerinin köle ya da alt gözlemindedir. Hiyeralşi ve himayeler toplumu..
Doğal olarak bu kasttan sıyrılanın sığınabileceği tek toplumsal sosyolojik sınıf ve yapı ve biliş olarak durmakta haliyle
Yönetimi bir gruba devrenebilmek/verebilmek/geçirebilmek en azından bir Komünizmdir. ya da adımıdır.. Tek adamın temsil etmediği. İlk aşamada budur.
Gerçekten otonom liderinin ve tek liderinin olmadığı bir grup. Grup bilinci.
Grup bilincine/ortaklığına yönetim vermek, kolektif ilke, ilk aşamada Sosyalizm-Komünizm
Gerçekten tek bir kişinin temsil etmediği asla tek bir baskını, kendi içinde himaye edeni olmayan, gütme, yöntem alma anlayışı olmayan bir grup. Grup olabilmiş bir tür grup.... Gruplşaabilmeiş gurup. Birbirini basmayan ezmeyen grup. Bir görüşü tek'i üstünlemeyen ve içinden sıyrıltmayan.. Dağılmış kolektivite.
Niye?
Kontrol alamıyor, himaye alamıyor, kast sınıfına giremiyor, köle olamıyor ve toplumunu yıkmaya -değişime- zorluyor.
Emir alamıyor- alamayana veremezsin.. Ancak öldürür zulmedersin: Bundan da ylmaz. En son bir sosyolojik sınıfı içedersin ve kendi geleceğini durdursun... Sosyal şımarıklıktır. Yeni bir bilinç grubu sosyolojisi evirmek içinde çırpınır durursun...
Bilincin evrimi bu...yadsıyamazsın...
Yönetici sınıfı-bilgi sınıfı, kuşağı evirip örgütleyip döllüyorsun.. Sosyoloji bunu döllüyor. Sonra tepeye attığını ulaştırdığını dibe alıyorsun görmezden geliyorsun çünkü önceyi ve koalyı/rahatı/konforu tehdit ediyor.. Bilgi çatışkısı...
Doğal toplumu tehdit ediyor. Kurdun sürüyü tehdit edişi gibi. Sonsuz çatışkı.
Kuzular kurt devşirmeye kalkarsa köle olurlar ve tersi olur. Er geç görülecektir.
Ölüşlerden korkmayan kim? ve kimler?
O halde ölür ölür dururlar siz de bunu görürsünüz sonsuza dek.
Bu sınıf olmazsa-olmadan siz toplumsal çatışkı gelişim bile üretemezsiniz. Doğal sınıf..
Sosyoloji bunu üretiyor. Sosyolojik evrim. Ne istiyorsanız onu görün...
?
Bilinç evrimi olarak insanlığın tepesinde kim varsa onlar.
Zaten şu an da da onlar yönetiyor.
Eğer alternatif bir sosyoloji ve gelecek varsa (üretiliyorsa) emin olun ki yönetmese de onlar yönetiyor. (ve üretiyor?)
Güç tiranları? Tanrı sanılanlar?
hariç
Kendini yönetemeyen-zavallı- bir orta sınıf, sosyolojik sınıf atlamaya , bilinç-biliş geliştirmeye değiştirmeye, kusak bilinci artırmaya geliştirmeye çalıştığında ne oluyor? Kimi buluyor karşısında. Hangi sosyolojk sınıf ve kütleyi. Hangi kültürel ikilemleri. Hangi değerleri?
Yeni kölelik mi seçiyor?
Ya eski sınıfına geri dönüyor ya da özgür çatışanlara geçişiyor değil mi?
Sınıfları görüyor musunuz?
"ictenlik"
02-04-2019, 23:35
Şimdi yukarıda açtığım şu. Yine tam bir çerçeve oluşturabilir miyim bilmiyorum ancak serbest ve çok yönlü bir yazı yazmayı deneyeceğim.
İnsanlar arasında bir bilinç kuşağı varsayımı oluşturalım. Kiminin çevresel farkındalığı bir hayvan kadar. Bunun bir de tersi tavanı var diyelim. Bu tavan da bireyin her ne kadar birey ve ego olsa da artık oldukça toplumsal bir birey olduğundan, toplumsallaştığından sözetmeliyiz. Şimdi bu bireyin toplumsal, bireyci çıkarcı kastlara girmesini istediğimizi düşünelim. Hepsiyle çatışacaktır. Toplumsal bilgi algı yapılarıyla da çelişecektir. Marksizm buradaki örgütlü kurumlardan biri.
Şimdi bir de bu bireye ve bireylere ne olacağını, başlarına ne geleceğini düşünelim.
Toplumun bunlara yer açıp açmadığını konuşalım. ya da nasıl bir alan?
Git çalış, git iş bul dediniz bu bireye. Dışarıya bir bakalım...
Bir de bir bilinçsel ergime ve öğrenmeden sözedelim. En son ne ve kim olabiliriz? Toplumu ve insanlığı nasıl görürüz?_
Hepimiz kişisel gelişim ve insansal ya da bilgisel artma ve kolektif bekliyoruz ve istiyoruz. Evrensel bir düşünce ve kimlik kazandığımızı düşünelim. Yine de yarın bir işe gitmelisin. Toplumsal kastlara girmelisin. Ya da gidip iş bulacaksın... Varsa da ne yaşayacaksın ona da gelelim.
Bir de şöyle bakalım...
Sosyolojik uyanışa sevkedilen ve yine toplum tarafından uyarılan uyandırılan bir kitle düşünelim. Sosyolojik birey. Yine değişimin, dönüşümün ya da sosyolojik uyanışların, bilginin motoru olması için toplum tarafından içsel/bilinçaltısal indükleniyor ya da kurgulanıyor.
Diyelim..
Toplum bunu kullanıyor mu? Yoksa toplumsal trollük ve ikilemlerle geri devşirmeye mi çalışıyor/çatışıyor?
ve kişi toplumla yüzyüze geldiğinde toplum tarafından düşürülüp çatıştırılıyor mu?
Burada ego genel çerçeveyi anlamıyor olabilir mi?. Bir ego ve tavan ya da alçaklık yükselik üstünlük; alçaklık kompleksi ve savaşına çarpışımına kişi sokuluyor mu?
Bunlar resmi modern yapılar da değil... Hepsi öteki adı aldırılıyor...
Toplumsal dölleme, sosyolojik döllleme ya da indükleme denen şu..
Nasıl (varsa) alt sınıfın işçi olması beklenirse en bilgili sınıfın ve olanların yönetici ya da bürokrat teknokrat olması beklenir.
İşçi kastına mı sokacaksın?
Toplum bunu ters devşirmeye, çıkarcı kullanmaya ve bu doğal kast ve örgüleri, sosyolojik zımni/perdeli (ve bize göre aslında bilinçsel-bilinçaltısal) anlaşmaları bozmaya başladığında ne olur?
Toplumsal dölleme, sosyolojik döllleme ya da indükleme denen şu..
Sen benim peygamberim ol, sen benim şairim ol. Biri de çıkıp kurtarıcı ya da kurtarıcılar olsun. Sen benim bilgi sınıfım ol...
Toplum kendi belleğinden, kendi içinden ürettiğine/yoğurduğuna-yoğuşturduğuna ve yükselttiğine ve içerdiğine indüklediğine (bilgisel hamisine) uygun sosyolojik/sosyopolitik konumunu vermiyor, dış muamalesi yapıyor. Kırıp geçiyor.
Yine kendi içinde ürettiği alternatif sosyal görüşlere ve kişilere, tabanlara yer açmıyor.
Üstte kilitlenmiş bir gizli bilgi algı sınıfı ve gizli kuşatmış yöneten sınıf olacak görülecek bakacaksınız. Tanrıdan daha tanrı bir tanrı bulacaksınız tıpış tıpış tek tek...
Bilgiyi almak için tıpış tıpış gelecekler... Gelişmek için...
Sosyal başarısızlar olarak, adlandırılmamışlar olarak, tanınmayanlar olarak, bir yöneten, hiç bilinmeyen, asıl gerçek yapan-üreten bilinmeyen sosyolojik sınıf olacaklar..
Marksist bir sınıf olmasa Marksizim'in neyi konuşulacaktır. Marksistte en çok onun altındaki kendine devşirelen uyarılan kitleyle, sosyolojik kitleyle ilişkili...
Kendinden bilgiliyi kimse sevmez. Sadece bilgisini almak çalmak isteyecektir. Ego konfor kapışması gelişir.
Bireysel çıkarlarını konforunu ve rahatını tehdit eden bireyi de pek kimse sevmez. Her şeyi bildiğini sanırsın. Toplumsal geçmiş boş büyüklerin ve kuramların vardır. A egosuna ya da B egosuna bunu yakıştırmazsın. Onu tarihte bulmalısın. Çağına yakıştırmazsın. Yöneticilerin vardır. Tarihini çöplüğe çeviren bir adamı sevmezsin. Bilgini çöpe atan birini sevmezsin.
Hiç bir şey bilmediğini elindekinin boş olacağını söyleyen birini de...
Toplumu hızla değişime indükleyen bireyi de kmse sevmez. Gerçeklerle çok açık ve sarsıcı yüzleşen ya da aynı ölçü de yüzleştirme potansiyeli olan birey de toplumuyla çatışır.
Şimdi toplum bu yukarıda köle olamayan dediğim bu sınıfa, bilince ya orta sınıf kamusal, özel yöneticilik teklif ediliyor ya da bu da uymuyor ve onu düşürüyor, devşiriyor, dışlıyor. ya da tekrardan devşirmeye yoketmeye girişiyor onu...
Ortak yasa hariç hiç bir bilinçten emir alamayan bireysel kontrolörlüğü kabul etmeyen bir bilinç erginliği düşünün. Kisisel fetva yazmayanı düşünün. Yalan bilgiyi duyatmayanı buyurmayanı düşünün. Toplumu önemseyen bunu bireyciliğin önüne koymuş ahlakı gözetin. Ona toplumda ne oluyor?
Yasa ,ortak yasalar, kişisel emirler ve kontrolörden önce geliyor.
Adı terorist olur, anarşik olur, öteki olur, karşıt olur vb. olur...
Kişi yönetici yapılıyor diyelim. Yapıldı. Partonundan emir ya da kontrolörlük alamaz. Yarı denetim-uyum konumunda olmalıdır.
Şimdi diyelim ki Mali Müşavirsin, işini sen bilirsin. Biri çıkıp diyor ki sen benim bu işimi kılıfına uydur. Yasal kamusal ahlakla bireysel otorite arasında kalırsın. Bu arada kalma sonucu bir yerden sonra artık kamusal bilinç taşıyan kimseye ne oluyor?
Kamusal yasa ile çelişir. Düşürülür. Toplum ne halde?
Kamusal bürokrat yapıldı diyelim. Kontrolör otoriteden ve başkandan, devlet başkanından ve bakandan emir göremez, otorite alamaz. Yasa ikisi arasında set olmalıdır.
Fetva yazamaz. Yasal bilişsel tabana uyar çünkü.. ;O düzgün değilse onunla da çelişir... Düzeltmeden duramaz.
Bir çok şey oluyor.
Toplumsal dışlama başlıyor.
Mobbing, delileştirme, toplumsal tımar, uyuşturma ve toplumsal taciz başlıyor. Adının kim ve ne olduğu önemli değil.
Mevcut sistemi sorgulayan, bilinçlenen uyanan herkese, çevreyi az çok görmeye başlayan her yönden baskı oluşur. Örneğin deli -akıl hastası, sosyolojik uç fikirlilik vb. etiketi konur.
Sağlık ve biliş sorunları yaşadığı ya da ruhsal sorunlar yaşadığı duyulması, ya da kişinin kendinin de bunu düşünmesi böyle adlandırması istenir, beklenir hatta ite ite dayatılır. Emin olun. Bir ilaç hastane tımarından geçer. Ya da başka toplumsal tımarlar.
Redderse en son dağ ya da terorist sistem dışı/düşmanı sıfatına kadar mücadele etmelidir. Eğer özgürlüğünü gerçeğini bilgisini hala savunuyorsa..
Tüm yaşam boyu bu böyledir. Kişinin çevresindeki herkes ve bir çokları az çok bir sosyal gardiyana gönüşebilir. Rahat ve kolay ego dahil. Kendi konforu tehdit edilen ego kontrolorün kendi olur.
Marksizm burada devreye bir çok koldan giriyor. Kişiyi korursa koruyor. İçselleyebilirse. Bir altyapı taban. Kişi daha geniş bir çerçeve değilse..
Kendi içinde sorunları da ve çelişkileri de olabilir-ayrıca tartışılabilir...
Birincisi yukarıdaki uyanış/dönüşüm çoğu zaman sesler, sanrılar ya da mistik-metafizik inançsal adlandırmalar da alabiliyor. Marksizm bu açıdan da iyi bir yol.. Kişiyi bulunamayacak kavramaycak genişlikte ve derinlikte bir gerçekte dağıtmıyor ve kaybetmiyor.
Bu adlandırmalar varsa da yoksa da Marksizm daha yere oturan bir taban olarak kişiyi kollayabiliyor ya da bir topluma , birilerine, diğerlerine benzer özdeş ait hisettirebiliyor, toplusmallaştırıyor-benzerleştiriyor. Kendince bir tampon görevi görüyor ve bir bilgi işlevi de var:
Topluma geri dönüp bilgi ya da biliş açmak içinde, elindekini yani "toplumun berbat demeyi" ve ben/biz onun içinde bu haliyle yaşayamıyoruz'u demeyi sağlayan bir taban. Bunu açmak içinde az çok resmi kabul gören bir taban .. Ama Marksizm şunu demeli. İleri gideceksin ve en son bize benzeyeceksin ona göre karar ver ve düşün:..
İçselle. Yer aç...
İş bul emirini veren (ki birinin, bir işin hükümranlığına gir demektir , sen kendi başınasın köle ol demektir) toplumdan sözediyorum...
Kendi gelişimcisini ve ilerisini -öncüsünü- tanımayan (pataklayan) toplumdan sözediyorum...
Kendi geleceğinin topuğuna sıkan toplumdan sözediyorum.
Kendini iyice düşüren alt eden...
Kendi kişisel grupsal ileri gittiğinde, olduğunda aynı ikilemi deneyecek görecek toplumdan...
Kendisini indükleme, dönüştürme yetkisi verdiği halde, bilinç/biliş ve geliştirme ya da sosyolojik uyarış yetkisi verdiği halde verdiği sosyolojik ödevi verdiğini inkar eden kendi kendini yalnız bırakan ,düşüren-alçaltan ,bir türlü kabuk değiştirmeyen birey yetiştirmeyen ve indüklemeyen toplumdan sözediyorum. Herkes sosyolojik düşünsel biçim ve konforunun sonsuza kadar sürmesini umuyor.
Kişi Marksizm'in kapısına dayanmışsa bazı şeyleri görmeli.
Sosyolojik sıkışmaları görüyoruz-gözlemliyoruz...
Marksistler de (bu eğer varsa tabi ) daha öte bilgi ya da sınıf ya da öte düşünce gözlemi aradığında ya da açmazsal çözümlerini aradığında, gözlemek istediğinde kime gelecek, onu da biz göreceğiz..,
Marks'ı tarihin toplumun en zeki insanlarında biri görüyoruz değil mi?
Diyelim ki bu toplum olası yüzbin tane Marks üretti ve barındırıyor. Kim olurlardı?
Bu kitlesel pisişeye ne yapılır bu toplumda...
Bana sorulursa iki tane üst sınıf var.
Bunların birinin elinde para yok bilgi var. Birinin elinde de bilgi yok, para güç ve otorite var.
Bir de toplumsal orta ve alt sınıf var. Bunlara evriliyor ya da bu orta ve alt sınıflar kendilerini yönettiklerini ve yönetebileceklerini sanıyorlar. Ortada kaçamak oynuyorlar..
Zaten bu para olan sınıfın ilk çatıştığı kendi seçkini düşmanı ve itibarsızlaştıracağı o bilgi olan sınıf. Ya da ele geçirmek isteyeceği de. Kontrolörü olmak isteyeceği de. Himaye etmek isteyeceği de. Diğerine egemenlik sağlamıştır zaten... Üzerinde egemenlik kurmak isteyeceği ve sonsuza kadar da kuramayacağı.
Yapı ile bağ kurmaz.
Orta ve alt sınıfla hiç ilgilenmiyor.
Doğalı güçlü yapılar, bellekler, güçlü iradelililer-bilgililer ya da kolektifçilerle, kolektif biliş sağlamış yapı ve toplumlarla özel ilgilenilir... Özel kırıma ve ötekileştirilmeye girişilir.
Bir de paralı güçcü seçkinlikle ilgilenilmiyorsa ve ya da toplumsal düzen ileri ya da ikilemlerle ilgileniyorsa bir kaç bilgi algı kapısı ve yapısı kalıyor gelir yüz dönülecek -gidilecek
Ne kadar özgür olunsa da, özgür bellekli olunsa da belli kapılar/yapılar var...
Orta sınıfın atlayacağı neresi? Sonsuz orta sınıf??
"ictenlik"
03-04-2019, 01:40
Bir atı bir kez uysallaştırdığında, dizginleştirdiğinde ve özgürlük direncini kırdığında ona artık sonsuza kadar binersin ve bir daha seni sırtından kolay kolay atmaz... Özgürlüğü bilir hatırlar ama bir şeyler olmuştur..
Kapitalizmin temel olarak yaptığı budur. En temel uğraşı da bu kırma işi denen....
Bir de özgürlüğe en yakın olan bu toplumsal kırımsal dizgini yememiş ya da az yemiş-yeni yemiş olan..
Özgürlüğe en uzak olanın bakışında bir problem var mı?
Özgürlük anlaşılmadan bu kavramın anlaşılacağını sanmıyorum ya da tutsaklık denene dair sancı duyumsamadan
--
Marksizm hiç bir şey yapamasa ve üretemese bile zorunlu olarak bir tersine kalkışma ve buna her zaman hazır olanlar bilinci üretiyor. Kendince bir kutup, bunu bekleyenler bilinci ve kütlesi üretiyor. Buna hazır olanların yakın yerini işaretliyor ve gösteriyor.
Bu süreçte yine dayanışılacak ya da yardım alınacak olan bu özgürlük direnç deneni duyumsamış biraz zorlamış ya da yakınsamış olan olabilir mi? ya da içimizde dışımızda en özgürü ve özgürlerimiz?
Marksizm tartışılırken de bu en dışlanan en ötekileştirilen, kopuk uzak görülen kütle bunlar olabilir mi?
Özgürlüğü uğruna savaşmış birini-birilerini hiçe sayıp kendi köle erdemini ve tutsaklığını kutsayan ve kölelik içinden özgürlük dilenen erdem...
Marksizm teorisine bakılıyor ancak ? özgürlük denenin kendi yüzüne, bilincine ihtimaline ve savaşına bakılıyor mu?
---
Marksizm hiç bir şey yapamasa ve üretemese bile zorunlu Varoluşçuluk üretiyor ve indüklüyor.
Marksizm'in hemen ardında Varoluşçuluğun nasıl piyasaya sürüldüğüne bakın.
Avrupa da Marks nesnel bir felsefe ürettiğinde, nesnel özdeşimin, birleşimin ya da tarihsel kimi doğruların gücünü keşfettiğinde ve gösterdiğinde hızlı bir biçimde tersi Varoluşçuşuk (özel bireyicilik) üretildi ve devreye sokuldu ve hızlı bir özel bireycilik/seçkincilik sağladılar.
Anladığımız o ki; Durun size seçkin haklar verelim kölecikler Marks'ı görmezden dediler.
Yani Komünizm teorisi ya da bunun açık savaşı Komünizmi üretemese bile genişlemiş hakları ve bencilliği üretiyor.
Bugünkü Avrupayı üreten de Marksizm mi değil mi? Çin'i ya da Rusyayı üreten
Herkesin tutunduğu ve yücelttiği Batı Modernizmini ve bireyciliğini getirip Avrupa'ya ulaştıran/veren nedir?
Demokrasi ve insan haklarının gelişimi mi?
Marksizmin saran kuşatan korkusu mu?
O halde bunun sonu-sonucu nedir?
Bu gün köyler boşaldı ama tarım da dev çiftlikler oluştu GDO lü üretimlerle kıtlık olma olasılıkları ortadan kalktı İnsanlar şehirlere aktı ama sorun orada da insanların karşısına çıktı yazılım teknoloji insansız üretim insanları üretim sektöründen attı bu sefer hizmet sektörü de denilen artık değer üretilmeyen ama sermaye üretilen sektörler yaygınlaştı Buralarda da teknoloji kullanılmaya başladı insan oralardan da dışlanmakta.
Bu sefer yeni bir sorun çıktı bu dünyaya bu kadar nüfus çok.
İnsanın aklına gayri ihtiyari Marks ve Alman idolojisi geliyor
Üretici güçler öyle bir aşamaya gelir ki Burjuvalar köleleri tarafından beslenmesi gerekirken Kölelerinin beslamak durumunda kalır diyor O sakallı.
Ne olacak kölesini besleyen burjuva ne kadar besleyecek niçin besleyecek .
İnsanı köleliğe alıştırırsın ama ona kölelik durumunda yaşam sağlamak zorundasın ya sağlayamazsan ya azat edeceksin ya işe yaramıyor diye katledeceksin.
İşte bu duruma çözüm bulan bilgiler dolaşıyor ortada Bu dünyaya bu kadar insan fazla 350-500 milyon yeter beki geri kalan 7 milyar insan ne olacak.
Azat etsen nereye salacaksın yeni bir gezegen bulunmadı hala o zaman tek alternatif kalıyor infaz.
Günümüzde kredi verilerek tüketim yapmak diye bir ekonomik tedbir var bu sadece Türkiyede değil dünyada böyle Kapitalizm de kredi üretime verilir tüketime kredi kapitalizm in te teorisinde var ne iktisat bllimininde ama bu gün var İnsan geleceğini harcıyor .Beki bu borçları ödeyebilecek koşulları garanti ediyor mu kapitalizm bu mümkün değil.
Olacak şu borçları sil yenden borçlandır. Yani kölesine bakacak kapitalizm i yarat. Bu da geçici Hadi bu yöntemle orta ve küçük kapitalistlerin elindeki sermayeleri aldın o bittiğinde ne yapacak.
Bu su bu değirmeni döndüremez. Bu kapitalizm bu toplumu yönetemez.