PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ekonomi ve Sosyal Yaşantı Üzerine Notlar Değerlendirmeler ve Gözlemler


"ictenlik"
21-01-2019, 19:11
Ekonomi Üzerine Yapısalcı Analizler ve Çözümlemeler

Krizden bir Çıkış Umudu Olarak;
Süper Gelir Teorisi
ya da Süper/Artırılmış Ekonomi (Harcama ve Gelirler) ve Süper Asgari Ücret Teorisi

Burada ekonomi kavramı iktisat, alışveriş (almak vermek) değiş tokuş, bunun bilimi , yordamı ve uygulamaları, düzenlemeleri anlamında içerilmiştir.

Ekonomi kavramını en yakın olarak matematik kavramına yakınlaştırabiliriz.

Türk dil kurumu tarafından ekonomiyle eş anlamlı olarak ifade edilen İktisat , Arapça kökenli "kasıtlı, bilinçli, ılımlı hareket" anlamına gelir.

İktisat teorisinin sınırlı kaynağın optimum dağıtımı organizasyonu işiyle ilgilendiği varsayılır. Biz beslenme, barınma gibi imkan ve kaynakların sınırsız oluşunu, üretimin sınırsız oluşunu (insanın her zaman kendine yetecek kadar üretebilecek oluşu ve hiç kimsenin aç açık kalmayacağı anlamında) önereceğiz. Karınca kolonisi için yiyecek sınırsız ve sonsuzdur. Birileri aç ve birileri tok olmak zorunda değil yani birimiz açken tok uyumak zorunda değiliz. Meselenin ve sorunun, bu işleri kimin nasıl yapacağı ama özellikle kimin yapacağı ve yapması gerektiği ve başkalarının yapacağı ve yapması gerektiği, birilerimizin refahı gibi konularda uzlaşmakta olduğunu önereceğiz. Meselenin uygun organizasyon becerisi olduğunu çok kabaca tanıtlama yoluna giedeceğiz ya da buna dair bir önermeyi ortada bırakacağız.

Sonsuz, sınırsız vb. kavramının metasal sayısal bir sonsuzluk ifade etmesi gerekmiyor. Örneğin içilecek/içilebilecek su sonsuzdur ya da sınırsızdır dersem. Yeryüzündeki tüm suları içip bitiremem, içmem de gerekmez. Ben bir su içerim ve içebilirim. İktisat teorisi bize bunu gösterir.
İhtiyaç denilen burada ana kavram. İhtiyacı karşılıyorsa o sınırsızdır. Bunu uzun uzadıya tartışmayacağız. Herkese yetecek kadar yemek barınak ve giysi ortaklaşa el birliğiyle sağlanabilir ve bunun neredeyse mutlak uyumu tesis edilebilir. Bu mevcut piyasa koşullarında da rahat yaşam lüks ve konfor tüketme alışkanlığında da ille sosyalizm vb. denilen bir içeriğe ve bize göre şimdilik sınırlamaya geçmeden de oldukça temin edilebilir.

İhtiyaç kavramıyla istek kavramı ayrıca analiz edilebilir ancak açlık denen, kıtlık, düzenli beslenmeme vb. sonucu ortaya çıkar. İstek açlığını da buna dair doyumsuzluk ve kısıtlama (alıkoyma yoksunluk) ortaya koyuyor. İhtiyaç denilen kontrollü sürdürüldüğünde ve giderildiğinde istek denen şiddetini kaybeder, biçim değiştirir. İşin aslı ihtiyaç ve istek eşittir. Kavramlara derinlemesine girmeyeceğiz.

İktisat kavramı geçim, geçinme, idare, bulup buluşturma yapıp yakıştırma ve eldeki kaynağı ya da erişileni saçıp savurmadan kullanma vb.anlamı taşıyor.
İşin aslı biz iktisat teorisindeki sınırlı kaynak ve kıt kaynakların kontrolü/denetimi ve bunun paylaşılması sorunu referansının/ilkesinin kökünden dinamitlenmesini ve bu anlayışın yıkılmasını öneriyoruz.

Eskiden avcı toplayıcıydık. Sonra üretip stoklamaya başladık. Çevresi asker ve savaşçı ırklarca kuşatılmış bir kale de yaşamıyoruz. Çiftçilerden ürün çalıp askerlik yapmıyoruz. Beslememiz gereken aç bir ordu yok. Yemek bulmak için ve yemeğimizi başkalarına kaptırmamak için silahlanmak zorunda değiliz. Yasa ve organizasyon denilenin bunları bizim adımıza yapmasını sağlamalıyız.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:22
Bundan önce, burada vereceğim son sonucu açıklayayım. "Asgari ücret denilenin yaklaşık olarak Avrupa ülkeleri denilenler seviyesine çekilmesi. savına yürüyeceğim..."

Yapısal diyebileceğimiz kimi sorunların çözümsel yeniden yapılandırmasını dışında tutarak, güncel ekonomi denilen ya da sosyal hayat denilen için en acil, en hızlı ve en geçerli çözümün bu olacağı ekonomi ya da diğerlerini bunun kurtaracağı, üretim denileni bunun sağlayacağı savımı kendimce geçerli ve matematiksel tabanlı olduğunu düşündüğüm yine düşünsel nedenlerimle birlikte sıralayacağım ve kabaca açmaya çalışacağım...

Burada ekonominin yapısal sorunları ve sosyal yaşamın yapısal karmaşası ile de birleşik kendimce gözlemlere de değinerek ve dayanarak kısa-basit çözümlemeler de üreteceğim ve göstereceğiz.

Bu arada oldukça uzun ve parçalı bir yazım içeriği olacağını belirterek okuyucudan sabır bekliyoruz ve denilenin denilmesi ya da genel yazım içeriğini ana hatlarıyla asılması aşamasına kadar yazım sürecine ilişkin yorum, öneri ve eleştirilerin bekletilmesi ve ertelenmesi anlamında yazım bütünlüğünün bölünmemesi katkısını da rica ediyoruz..

Konuşmamı ve içeriği açmak ve derinleştirmek ya da bazı kavramlara öntaban almak için aşağıdaki alıntıyı kullanacağız.

Tüsiad Başkanı İle -Bir- Röportaj

"Bazınız düşükse TL bazındaysa yüzdeniz ne kadar olursa olsun.."
˜2 BİN TL ASGARİ ÜCRET TABİİ Kİ YETMEZ'

Olumlu bir gelişme. Asgari ücret meselesi Türkiye'nin büyük bir bölümünü ilgilendiriyor. Yüzde 26 olarak baktığımız zaman çok uygun görünüyor ancak miktar olarak bakıldığı zaman, 2 bin TL tabi ki yetmez. "Bazınız düşükse ve TL bazındaysa yüzdeniz ne kadar olursa olsun.."

(Asgari ücret için) İlk günden beri bastırdığımız konu verginin yaratmış olduğu yüklerin OECD seviyesine inmesi. Esas kalkınma için birlik beraberliğe daha çok ihtiyacımız var.

2018 özellikle iş dünyasını yoran bir yıl oldu. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. 2019'a aktardığımız negatif değerler var. Örneğin enflasyon. 2018'de aşırı kur dalgaları ve negatif resimler bankaların da bilançosunu düşürmesine neden oldu. Reel sektör bir nakit sıkıntısı yaşıyor. 2019'da ittihatlı bir iyimserlik içinde olmalıyız.

350 BİN İŞLETMEYE KAYNAK (aktarılması hakkındaki yorum)

Böyle bir aksiyonu aldığınız zaman bunlar kısa vadede inanılmaz olumlu. Kamuoyunda sanki nefes alıyor gibi görünüyor. Daha önceki seçim dönemlerinde de bunu söylemiştik. Ancak orta ve uzun vade de bunlar ekonomiye er geç olumsuz maalesef yansıyacak.
Geçtiğimiz seçim dönemlerindeki seçim ekonomisi başlığı altındaki bazı uygulamalar belki bugün yaşadığımız sorunların ön-habercisi ve nedenleri oldular.

˜AB İLE OLUMLU ÇİZGİNİN YÜKSEK OLMASI LAZIM'

Ekonomide ön görünürlülüğün sağlanması için iki çok önemli iki şey var. Güçlü kurullar ve kural temelli politikalar. Yapısal reformlar ile beraber ekonominiz daha rekabetçi olur. AB ile olumlu çizginin çok yüksek seviyeye çekilmesi gerek.

Konuşmamız gereken istikrar. Ekonomik olarak başarıyı biraz daha bağımsız yargıda demokrasi de aramamız gerek. Kutuplaştırmayı keskinleştirecek yapı saygı ve barış çizgisine girmeli. Bu hoşumuza gitmeyen tablolardan bir tanesi. (Not: Burada beyin göçü konuşuluyor-soruluyor.) Biz bunun şiddetle önlenmesinden yanayız. İyi eğitilmiş insan gücüne ihtiyacımız var. Yeni jenerasyonun yeşereceği zemini bizim genişletmemiz gerek. ˜Fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller ister' bizde var.

.
Tüsiad Başkanı İle İsmail Küçükkaya Röportajı
Video da 20:35 ve sonrası Asgari Ücrete ilişkindir.
https://www.youtube.com/watch?v=6aBgy9m8PW8

Tüsiad Ekonomi Forumu
https://www.youtube.com/watch?v=YGOMLVD97Fo

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:29
Geçtiğimiz haftalar da nur topu iki tane alışveriş fişim oldu. Yazımı bunlara ithaf edebiliriz..

'O gece' gözüme uyku girmedi ve sabaha kadar hesap yaptık..

Bu arada eğer gelecekte öksüz ve yetim kalması da olası zor sahiplendiğim ya da belki de istemeye istemeye sahibi olduğum nurtopu gibi alışveriş fişlerimi sahiplenmek , evlat edinmek, bakmak geçindirmek isteyen olursa ?

Biz gelecekte üçüncüyü yapmayı düşünüyoruz/değerlendiriyoruz ama bir daha alışveriş yapıp yapmamak konusunda da kararsızız/çekimseriz.

---


Bu arada yazacaklarımın benim tarafımda hiçbir hakkı saklı değil. İzinsiz mizinsiz kopyalanabilir, çoğaltılabilir, araklanabilir üzerinden her türlü uyum yasası çalışılabilir ve değişiklik yapılıp bunu kendi yazmış gibi nakledilebilir, cümleleri birebir kopyalanabilir. buna seviniriz. haberleştirilebilir ve uygun görülen yerlere asılabilir.. Tweetleşilebilir...

Arkadaşlar bu konularda etkin/yetkin bilirkişi ve görürkişi vb. olmasam da kendimce sözüm var. Bunun altını doldurabiliriz. Belki de ekonomi okuryazarlığım diğer referanslarımdan -biraz- iyi olabilir. Kimbilir?

Tabi ki, daha iyi toparlayıcı bunu şu an okuyorsa ateşini/ateşimi alsın ve eline geçtiyse tutup düzeltsin ya da daha iyisini kaleme alsın bir zahmet, ona hediyemdir.

Teknik terminolojilerde takılabiliriz ancak sosyal gözleme indiğimiz de diyeceklerimiz olacağı kesin...

-sürecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:34
-Sosyal vicdana ve kamu etiğine-'

İşçi Örgütleri ve Örgütlenmelerine;

---

Tarihsel -Karşı- Savunmam

Giriş;

İlk günden beri bastırdığımız konu verginin yaratmış olduğu yüklerin OECD seviyesine inmesi.
-Erol Bilecik- TÜSİAD Başkanı

İlk günden beri bastırdığımız konu Asgari Ücretin OECD seviyesine çıkması
-Anonim Yazar- Birey, Kendinin Sosyal/Sanal Temsilcisi ve Başkanı/Başbakanı ve BaşTemsilcisi

Erol Bilecik'e ait röportajın tamamını izlemedim ama Sayın Erol Bilecik: "2.000 lira asgari ücret tabi ki yetmez ve baz alınan rakam düşükse ve TL bazındaysa yüzde 26 büyük zam rakamı olarak görülebilir ancak ..." derken ve bunun beraberinde beyin göçü, toplumsal ayrışma-kutuplaşma ve toplumun iyice akılsızlaşması ve hissizleşmesi gibi sorunlar da konuşulurken ve bunlara da uzun zamandır tanık olurken farketmiş olacak ki; Evet parasız toplum (kıt paralı ve düşük gelirli toplum) düşük beslenen, eğitimsiz ve düşük eğitimli toplumu da beraberinde getiriyor. Bir süre sonra da sanırım uygun işgücü bulamayacaklar ya da tüketecek tüketici ve birlikte yaşayacak düzgün insan da bulamayacaklar ya da istila ve yer değişimi denilen kavramlar da ortaya çıkacaktı. Belki bunları da farkediyorlar artık.

Bir Patron ya da Patronları ve üreticileri temsil eden bir kurumun başkanı Cumhurbaşkanına ve Devlet Başkanına asgari ücretin nerdeyse beklenilenin üzerinde ve yüksek açıklanması nedeniyle teşekkür etmiş ve bundan da memnun ve mutlu olduğunu göstermiş sanırım. Hani bize hep deniyordu ya: Patronlar bu işe çok kızar, işçi atar/çıkarırlar o paraya işçi çalıştıramazlar -bıdı bıdı. Ne oldu da bunlar oldu ve oluyor?

Herhangi bir toplumsal çatışmadan mı korkuyordu, milletin cebini ve refahınımı düşünüyor ve umursuyor bunları bilemem, insancıllığını bilemem. Yukarıda benim yazığım cümleyi de o söylemeli değil ancak onun cümlesi karşı tarafta yani işçi tarafında bu anlama geliyor, yani gelmeli ve bunun bilincinde tabi ki olunmalı... Yani işveren OECD ülkelerini baz alan yaklaşımlarla bastırırken işçiler ve sendikalar da hükümete ve işverene tabi ki bu yönde bastırmalı ...

"ictenlik"
21-01-2019, 19:36
Ücretteki Vergi Yükü OECD Ülkeleri Seviyesine Çekilmeli Sözü/Söylevi Üzerine Düşünceler, Düşünmeler Ve Önermeler 1

Ücretteki ya da Asgari ücretteki vergi yükü OECD ülkeleri seviyelerine çekilmeli dedi Tüsiad başbaşı
Bir sabah röportajında TV de söyledi bunları
Ücretin tabanı OECD ülkeleri seviyesine çekilmeli dedi 'Birey'
Kimse duymadı
Bir internet köşeciğinde sözetti bunları

Emperyalizmin yarı sömürgesiyiz demiş Nazım
O halde bu naif ve enteresan gerçek 21. asırda da realite olmaya devam ediyor hala!


Bu konuda ne diyeceğimi nerden başlayıp nasıl derleyeceğimi inanın bilmiyorum. Eskizlerim var oysa karmakarışıklıklar. Hem okuyucuyu sıkmadan teknik bilgi vermeli hem de bunu bir modern/naif masal formuna sokmalı ve öyle anlatmalıyım.

Ücret Konusu;

Diyelim A işyerindeki X bir çalışan, 4.000 lira maaş alıyor ve bu ücret için "İşveren", belirlenmiş yasal oranlarda da ek bir vergi ve Sigorta (SGK yani Sosyal Güvenlik) primi ödüyor. Bunun SGK kısmının için de yaşlılık, hastalık payları gibi kalemler var, yani bildiğimiz emekli olunca devletten maaş alınabilmesi için bir birikim payı var ve ayrıca hastanelerden yararlanabilmesi için bir katkı tutarı var ve bunlara ilişkin belirlenmiş yüzdelik dilimler var. (Örneğin bunu sigortacılık mantığıyla, hayat ve hastalık sigortası mantığıyla düşünebiliriz. Aynı ve benzer şeydir.). Ayrıca da bir gelir/kazanç vergisi var. Peşin vergi var. Ve kişi tüketirken ve satın alırken de tekrar vergi ödeyecek... Ücret dediğimiz şey sadece çalışanın eline geçen tutar yani net ücret değildir. Vergi ve SGK kalemlerinin içinde olduğu ücrete biz brüt ücret deriz. Olayın işvereni ilgilendiren boyutu bu boyutudur çünkü işçiliğin ya da ücretin işverene gerçek maliyetini bu brüt tutar oluşturur. Yani İşveren için ücret hem işçiye ödenen ve ayrıca hem işçi ve hem kendi adına devlete ödenen tutardır. Bunun içinde ayrı ayrı işçi ve işveren payları (ve işçinin eline geçen net kazancına ek kazancı da) olacağı (ve bunun işçi adına devlete yatırıldığı) varsayılır ancak tamamı sonuçta işverenin elinden geçer ve çıkar. Biliyorsunuz bizim işverenler eski tüccarlar...

Türkiye de ücret gelirlerindeki vergi yükü yüzde 15 ten başlayıp gelir artışına göre yüzde 35 e kadar çıkıyor. Toplam SGK yükü yüzde 36,5 ve üzerindedir. Bu ikisi birleşince yüzde 50 ve 70 bandında bir toplam vergi SGK yükü gözüküyor. Yani brüt ücret denen net ücretin bu kadar üstündedir. OECD ülkeleri için bu rakamlar internetten araştırılabilir. Söylemde kıyaslanılan rakam bu rakamdır. Bunlara da birazdan değineceğim..

Sonuç olarak Asgari Ücreti için Vergi/SGK yükü yüzde 50 dolayındadır ve OECD ülkelerine ilişkin bu tabloları incelediğimizde tepe ülkelerde bu oranları da görüyoruz. Bunları da biraz açacağız.
Öte yandan ülkemizde işsizleşmenin azaltılması ya da istihdama katkı görünümünde ve adında İşverene uygulanan bir çok vergi indirimi, yatırım teşviki, Sigorta Primi indirimi vb. uygulama var .Asgari ücret düzeyinde bu teşvikler daha yoğun. Özellikle yeni yatırım teşviklerinde, ek istihdamlar da bunlar daha da çok. Bunların bir çoğu seçim yatırımı ya da geçici düzenlemeler olabilir. Bunların (başka şeylerle de birleşerek) ekonomiyi nasıl batırdığını ya da talan ettiğini Tüsiad yukarıda sunulan videolarda üstü örtük anlatıyor. Az söylemişler bunu biliyoruz. Bunlar hiçbir durumda çözüm değildir. Göz boyama, ekonominin içini oyma, ekonomi bilmeme, devlet yönetimi bilmemedir. Bunlarda azıcık değineceğiz.

Ama asıl açılması gereken konu tabi ki ülkemizde, "ücreti devlete düşük bildirmek ve ücretin muhasebe kaydının asgari sınırdan yapılması" geleneği denilendir. Bunu da anlatacağız.

Tüm bu yukarıda sayılan teşvik-indirim vb. uygulamalardan sonra bazı durumlarda aslında asgari ücret denilen de neredeyse vergi ve sigorta kaldığını bile söyleyemeyeceğimiz olgular var. Ben buradan kendimi savunacağım ama şu var. Tabi ki; Tüsiad'ın temsil ettiği kurumsal denilen işletmelerde büyük oranda işler böyle yürümüyor ve (yukarıda bahsettiğim gelenek onlar için tam geçerli değil) yasal hadlere azami uyum gösteriliyor. Bunun çarpıklığına ve ekonomik/toplumsal ikiliğine de, fiyat ikiliğine de, düşük fiyat ve gizli enflasyon/deflasyon ikilemine de diğer sorunlara da biz sizler adına da değineceğiz. Bunun çözümlerini ve sorunlarını açıyor olacağız.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:37
Ücretteki Vergi Yükü OECD Ülkeleri Seviyesine Çekilmeli Sözü/Söylevi Üzerine Düşünceler, Düşünmeler Ve Önermeler 2

Vergi Muamması,
Vergi Kaçırma ya da Ziyanı Denilenin De-Facto Durumu ve Yapısal Reform Denilenler Üzerine 1

Yukarıdaki örnek işçimiz için 4.000 liraya dair ödenmesi gereken vergiyi ve sigorta pirimini hesapladığımızda oldukça yüksek bir rakam bulduğumuz varsayılır. Yani işveren tarafında olay şudur. Ben bu adama 4.000 lira ödüyorum ya da 4.000 liraya anlaştım oysa devlet benden 2-3.000 lira daha üste istiyor ve bu adam bana 6-7.00 liraya geliyor. Evet öyledir. Gelişmiş ülkelerde de öyledir. Yukarıda açıklandığı gibi aslında bunlar ücretin bir parçasıdır, içindedir ve ücret denilen aslında bunlarla bir bütündür.
Kurumsallaşmamış bir yapı da bunu bir işverene ve yöneticiye anlatamazsınız. Bu parayı her zaman içselleme peşindedir. Eski tüccar zihniyeti gibi bir şeydir bu, yerleşiktir. Bu durumda ne yapılır. Kağıt üzerinde ve muhasebe kayıtlarında bu ücret işçiye ödenebilecek yasal hadlerin en düşüğü olan asgari ücretten gösterilir ve böylece aradaki vergi ve sigorta farkının işletmenin kasasında kalması sağlanır. (Tabi Tüsiad'lı denilen işletmeler hariç..) Bu gizli bir vergi ziyanı ya da vergi kaçırma olarakta yorumlanabilir. Bu aslında iyi bakılırsa gizli düşük ücret maliyeti ve buna bağımlı gizli enflasyon farkını ve bunlar bağlı fiyat farkını da bünyesinde taşır. Bu yapılan vergi istismarı çocukken toplu dersi kırmak gibi bir toplu muhasebe kıvraklığıdır. Bizim neredeyse genlerimize işlemiş. Piyasa bunu içselledi ya da bu var ve realite. Bunun bir ikilik ve yapısal sorun doğurduğu ve işin içinden bir delinin kuyuya taş atması misali yıllardır çıkılamadığı ve bu çarpıklığın piyasadan arındırılamadığı ya da herhangi hükümetin buna el atmaya oy kaygısı piyasa refleksi vb. nedenlerle korkup çekineceği de çünkü laf anlatacağının Türk insanı denen olacağı da kesindir. Burada Türk insanı ifadesi 'ırksal köken değilde' Aziz Nesin'in kullandığı anlamda önerilmiştir. Yapısal reform denilenler tüm bunlara el atmayı ve Türk İnsanı denilenin uyumunu ya da bilgi bilinçlendirilmesi deneni de kapsıyor bir kere.

Tüm bunlar açıkça konuşulamıyor bile. Neden? Başka sorunlarla da birleşip yapısal reform gibi tuhaf etiketlere satılıyorlar.
Bir de şu var. İşveren patrondur, babadır, ekmek verir , diğer türlü bunu tam öde dersek adamı batırırız, işçi çıkartırırız. Evet batırırız Eski fiyattan ürün sat dersek onu batırırız... İşverenin yapılandıracağı yeni fiyattan tüketiciye ürün al dersekte tüketiciyi batırırız. Yani ne yapmalı? Yani hem ücretleri ve gelirleri yükseltmeli hem de bu reformu düzenleyip uygulayıp ilgiliye de bilgi vererek bak vergi kaçırma ha tüm maliyetini lütfen hesapla ve tamamen fiyatın içine koy ve fiyatını yeniden güncelle aman vergi kaçırma demeliyiz. Türk işi mantıklama da bu bilgilendirme ve bildirim hatta yaptırım olarak hükümet devlet eliyle ve tarafından yapılmalı. Bunun esrarını anlamalıyız.

Biz de böyle bir refleks var. Para veren el kutsaldır. İşveren -himayesinde- işçi bakmaktadır ve ekmek vermektedir. Milleti ekmek ve iş sahibi yapmaktadır. Bunlar ne kadar çarpık algılar ve bu kadar basit-bozuk yapısallarsa bile dokunulamıyor ve tersi anlatılamıyor ve yıllardır bunu geveleyip duruyorlar...
Bunları ne kadar anlatsak az. Ayrı bir tartışma konusu. Ben yukarıdaki sorunun nasıl çözüleceğine daha doğrusu çözümlenebileceğine ise az sonra yeniden döneceğim.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:37
Vergi Bilmecesi,
Vergi Kaçırma ya da Ziyanı Denilenin De-Facto Durumu ve Yapısal Reform Denilenler Üzerine 2

Yukarıda demiştik ki ücretlerdeki sigorta pirimi paylarını sigortacılık mantığıyla, hatta hayat ve hastalık sigortası, kasko vb. mantığıyla düşünebiliriz.

Kaldı ki devlette zarar etmemek ve gelecek nesillerini zarar ettirmemek için için konu da bir sigortacı ve baba titizliğiyle çalışmalıdır. Diğer türlü kırk sene sonra emekli olacak çalışanın bugünkü teminatını biz yiyor oluruz..Bu da oluyor zaten .

Ama bunu, yani sigortacı titizliği dediğimizi ve bunun matematiğini bizim ülkemizde işletmeye kalkacağınız an da şu oluyor. Bu halka bilgi verilemez, yumuşak karınlıdır, kolaycıdır-kolaya kaçar, fazla düzen istikrar sevmez, gider A ya oy atar, B oy çalar, seçim malzemesi olur- oy ve seçim kaybederiz, bunu toparlayamaıyız gibi mistik öyküler buna eşlik eder. Bu doğrudur da. Bir ölçüde de bunlar doğrudur. Doğru ve yanlıştır. Zor ve kolaydır. Yapısalcı bir ekip ve ne dediğini yaptığını bilen, ayakları yere basan ve matematiği kullanan bir ekip bunu yapabilirdi.

Yani kamu/halk tarafında bir devletin nasıl işletildiğinden habersiz oy atma sorumluluğuyla her şey çözüldü ve onlar yapsın ve devlet parayı nerden bulursa bulsun ve devlet nasıl işletilirse işletilsin benim sorunumu çözsün bunun için ona oy atıyorum durumu var. .

Bunlar hep dürüst özeleştiri , tarihsel birleşme, kaynaşma, soumluluk alma denilenlerle çözülecek dokuya işlemiş yapısal sorunlar. Bu soru-n-ların çözümü tarihsel tabakaların kaynaşmasını da içerir-bir çok şey içerir.

Biri bana yapısal reformun nasıl yapılacağını anlatsın.
Tüm bu yükleri sırtlanan biri ve bir ekip tabi ki çözebilir. Yeterli halk desteğini almış uygun siyasi kadro ya da tersinde yöneten uyumunu almış bir teknokrat grubu ya da ne yapıyor olduğunu bilen ve bildiğinden emin uygun teknik kadro ile bu çözülür. Matematik bildiğinden anladığından emin olmalısınız.

Yani ya dış akılları ve girdileri kullanıp sonunda/sonuçta Yunanistan gibi ülkeyi Sosyalistlerin kucağına atıp tüm bunların bıçak kesiği nasıl bir anda halledilebileceğini -dışarıdan izleyerek- göreceksiniz ya da aktör olup yavaş yavaş ve adım adım diğer yolları izleyeceksiniz ve anlatılacağı gibi siz yapacaksınız. Başka çözümcülerin ağzına bakın. Dönüp dolaşıp gelinecek mutlak çıkmaz ve yol kavşağı ya da kürkçü dükkanı ise ülkede şimdilik 1.000-1.500 Eurolar ve dolarlar bandında bir asgari ücret geçerliliği yaratmakta yatıyor olacaktır. Bunu da daha sonra yeniden uzunca açacağım ben..

Şimdi biliyoruz ki çalışanın sigortasını ve vergisini asgari ücretten bildirme ve ödeme (yani vergi kaçırma) yani ücreti düşük göstererek az sigorta ve vergi ödeme denen durum var. Buna iki yönden bu ülkede göz yumulur. Birincisi gerçekten yasal sınırlar çok yüksektir ve çoğu işvereni gerçekten zorlar. İkincisi zaten piyasa da buna daha önceden her türden gözyumularak zaten uyum sağlanmıştır ve dolaylı olarak zoraki de artık gözyumulur. Tabiri caizse " 'yasa' denilen" düşük yapmıştır ve bu sorun/durum görmezden gelinmektedir. Yürürlükteki yasa, buna tabi olan ve kurumsal denilen bir takım işletmeler için geçerlidir.

Yukarıdaki durumun yolaçtığı görmezden gelinen bir çok sorun var.. Bir kere düşük ödenen vergi ve SGK payları , düşük mal ve hizmet fiyatı olarak piyasaya zaten yansımıştır. Yani bu paranın artık işverenin kasasında kaldığı da artık meçhuldür. Rekabetçi piyasa zaten bunu iç etmiştir. Bunun yasal olarakta üzerine artık gidilemez .Aksi taktirde bu hem artan işçilik maliyeti hem de piyasa da mal ve hizmet fiyatı yükselmesine ve dolayısıyla işverenin işçi çıkarmasına neden olur. Bu çıkara çıkara bitmedi. Bu işveren hep işçi atıyor. Hiç mal ve hizmet fiyatını yükselt-e-miyor ve güncelleyemiyor. Örneğin hükümet gibi gerektiğinde fiyat güncellemesi ayarı çekemiyorlar. Yani işveren yeni maliyet oluştuğunda neden fiyatını oluşturamıyor da hemen hep kaçırıyor, katakulli arıyor ve ya da işçi atıyor? Bu tarihsel bir refleks mi? nedir?
Neden önceden 3 e sattığını artık 4 e ve 5 e satıpta işçisinin sigorta ve vergisini tam ödemiyor. Neden mal ve hizmet fiyatını yükseltmiyor? Biri buna geçit vermiyor mu? Bu kamunun da kaybı değil mi?
Artan fiyatlar artan enflasyon demek. Piyasadaki bu ikili durum ve sakatlık kabul edilmiş ve içsellenmiştir. Buna da bunu nedenlerine de tekrar döneceğiz ve bunu yeniden analiz edeceğiz.

Yukarıda sayılanlar bilgisizlik temelli ve tabanlı (ya da Türk halkının tabiyatı denilen tabanlı) basit sorunlardır. Aslında çözümü de bir o kadar basittir. Bu halkın refleksini ve vicdanını çözmek, dilini çözmek okumak ya da ne yapıyor olduğunu bilmek ve tepeden dayatarak bu böyle olacak diye direterek ve demir yumrukla buyurarak gibi yollarla bunu çözmek gibi bir çok ekstra ve alternatifte yorumu ve çözümü var bu konunun...

Piyasa yeniden yapılandırılırsa;
Vergi ve SSK yı tam ödemekten sanılanın aksine ve sanıldığı gibi işverenin bir zararı ziyanı yoktur. İşveren belli kar aralığında ve kar marjıyla çalışır ve hep aynı kazanır ve kazanabilir. İşverenin tek yapması gereken, yani yüksek vergiye vermesi gereken asıl tepki yeni fiyat belirlemek, fiyatını artırmak ve bu arada kar marjını korumak olmalıdır. Eğer piyasa da geçerli bir ikili yasa uygulaması olmasaydı ve gelirler de eşzamanlı yüksetilseydi ve bu konu halka açılsaydı pek tabi ki bu başarılabilirdi.

Görüleceği üzere, kamusal bilgisizlikle birlikte tüm bunların ilgilerine anlatılamaması ve yapılandırılamaması ve bu arada bunları düzenleyen yasalarında hızlıca kağıt üstünde yapılması ve kağıt üstünde yapılan bir yasanın hızlıca toplumca delinmesi ve bunun önüne geçememe var.

Türkiye ülkesinde zaten yasaların zaten gönülsüz ve topluma uygun yapılmaması, çalma çırpma derme çatma yasa bilinci, topluma bilgi vermeden ve gereken uyum sağlanmadan yasa üretme, siyasi bilinçsizlik, aklın dışarda ve başka yerde aranması ve sanılması, bizler de akıl yok yok sanılması, bizim teknokratların bilmiyor olması, bilenin dinlenmemesi ve aklının fikrinin karmaşık bulunması, yasa yapıcıya (uygun teknokrata) güvenmeme, uygun teknik kadroya yasa yazdırmama gibi uzayan ve daha da sayılmayan pek çok sorun düğümü var.

Yasa ve kural demenin ne demek olduğunu bilmiyoruz. Bir evdeki düzensizlik kadar basit indirgenmiş sorun ve çözümlerden sözediyorum. Çocuğuna söz dinletemeyen, geçiremeyen ve evde uygun düzeni sağlayamayan bir aileden ve burada basit ortaklaşa kurallar oluşturmaktan ve bunu uygulamaktan sözediyorum. Bu kadar basit şeyler. Teknik laflarla kafa dolandırmaya gerek yok.

(Bir kere ülkeyi yöneten sahiplenilmiyor. (diyorsan/diyorsak eğer) Bu ayrı bir teknik analizin konusu ve uzun bir detay olarak durmakta.. Teknokrasi ve bürokrasi denilen işletilmeli ve yöneten denilen ve yönetme denilen sanıldığı şey de olmamalı ikilemine gebe bir sorun.. Ama yukarıda/o denilen var ve yok .. ve ayrıca önce yasama denilenin tanımlanması ve bilinci gerekiyor. Yürütmeden önce yasama var. Meclis önce yasamadır. )

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:38
Bizde devletten/kamudan çalmanın (hırs-ıslılık değil!) mübah ve geçerli olduğunu, Muhasebecilerin işverene bağlı ve bağımlı taşeronlar olacağını, kamusal doku olmadığını ve Muhasebecilik mesleğinin saymanlıktan ve hesaptarlıktan öte işverene kar ettirme amaçlı sitemde delik ve açık kollama ve üretme yanında kolay yoldan sorun çözme makamı vb. olduğunu artık biliyor olmalıyız.

Tüm bunlar bize bir şey anlatıyor mu? ya da kulağa hoş geliyor mu?
Tüm bunlar sanırım geçmiş bir İmparatorluğun izleri ve kalıntıları gibi mi?

Vergi Bilmecesi ve Diğer Bilmeceler 3
Tüketim Üretim ya da Üretim Tüketim Diyalektiği ve Bereberliği
Nasreddin Hocanın Kazan-ç/Kazanç Hikayesi ve Vergi Maummasının Asıl Aslı

Yukarıdan anladık ki ; Aslında tüm işverenler sigortasını ve vergisini tam da ödese piyasa da bir sorun yok gibi.
Peki neden bu sorun yine de bu yolla giderilemez ya da giderilemiyor?
Adam varyemez devlete para vermek istemiyor. Devleti sömürme bilinci. (Sistem -burda tıkanıyor.) Biri buna yasanın ne demek olduğunu, verginin ne demek olduğunu, yasanın bizi bir arada tutan şey olduğunu ve bunun böyle olması gerektiğini ve böyle olursa da onun zarar görmeyeceğini, buna mutlaka ve gerekirse zor yolla uyması gerekeceğini, aynı parayı yine de kazanacağını ama bunun yine de çok önemli olduğunu lisanı münasiple anlatmalı. Ya da diğer teknikle, eğer öbürüyle anlamıyorsa ikinci -üçüncü- yol...

Aslında devletin nasıl vergi topladığı hangi kalemden ne aldığı önemli değildir. Dürüst vergi toplayıp toplamadığı önemli ama vergi konusunda bir çok alternatif kuram oluşturabilir ve öne sürülebilir. Yapısal reform denilen anlamda binbir biçimde yeni yeni vergi yasası yazılabilir. . Ücretten vergi tamamen kaldırılabilir de. Sonuçta bu kuramsal bir yaklaşımdır .
Anlaşılıyor ki öyle de yapılmalı. Yani işveren bu paranın işçiden çıktığını sanmalı... O brüt denilen tutarın tamamı işçiye ödenmeli ve tüm SSK ve Vergi farkı işçi hesabına yatırılmalı ve sonra işçi gidip güvenle tekrar bunu devlete geri ödemeli ve yatırmalı .
Bu da mı olmadı ve tutmadı... Ve işçi de mi bu parayı ödemez ve kendi hesabında tutmak ister. İşçinin maaşını kendi bildirmesini de işveren kısıtlayabilir. Asgar ücretten götürüp öde lan diyebilir.

Yani işçiye parayı bol vermeli ve işçi gidip vergisini ve sigortasını kendi adına devlete yatırmalı ama yatırmaz dedik.
Tamam yatırmasın peki...

Peki bu devlet nasıl vergi alacak ve vergi barışı kuracak/kurulacak?

-Siz bir yol bulun değerli okuyucum artık- Türk milleti ve halkına yakışan. Bu Türk ifadesi de etnik köken değil hicivdir. Bu laf denildiği gibi (etnik köken olarak değil de) Sizin Köyde Eşek Yok Mu? nun yazarının dediği gibi ele alınmalıdır.

Biz vergiyi bir haraç olarak görüyoruz neden?
Tarihsel gelenek
Eşit vergi alınacağına inanmıyoruz.
Vergiyi azınlıklar ödemeli, sonrakiler/dışardakiler/ötekiler ödemeli, kıdemi düşükler ödemeli. Birileri haraca bağlanmalı

Uyanıklar var.
Saf kalmak itemiyoruz
Bu iş herkese eşit yapılamaz mı?
Yine de soytarılar olacaktır biz milleti biliyoruz, diğeri çıkar sağlarken ben avanak gibi ödemem, ödeyemem bu ülke de düzen yok, olmadı...
Bakın biz de bu refleks-ler var
O ödemezse ben de ödemem

Tamam devlet işverenden vergi/öşür alamadı. İşçiden de alamadı o halde ne yapmalı? Bu paralar harcanacak en iyisi biz alış satıştan pay alalım ve vergi toplayalım. Geldik KDV' ye..., (Ortadirek düşünsün KDV. Onun uyanık Pederi Hıyar mı ki ödesin KDV... Kemal Sunal'ın bir filmine gönderme...)

Yani vergi toplama için son seçeneğimiz de para harcanırken vergi almak ve toplamak. Aslında bu vergi toplama yollarının üçü arasında hiçbir teknik fark yok. Bu vergiyi ödeyen de yok. Bu (vergi toplama denilen aslında iyi bakarsak) su yoluna değirmen kurmak misalidir. O su ne eksilir azalır ne de artar. Para meta değildir. Unutun artık şunu...
Para -kendi- meta ve varlık değildir. Nokta. Altın gibi yerden çıkmaz...

Yine de işçiye parayı bol bol vermeli ve işçi bol bol rahatça harcamalı ve vergi SSK onun içinde olmalı ve bu para piyasada aktifçe dönmeli. Ve para dolaşımdayken Hükümet ağını dükkanlara kurmalı, çöreklenmeli. Oralardan balık avlasın bakalım... Yani devlet bu sefer de harcamalardan bol bol vergicik toplamalı ve kazanmalı.
Iı -Cık .. o da vermez..
Kim bu metanın sahibi, yöneticisi?

Aslına bakarsak para ya da bunlar kolaylıkla kontrol edilebilir şeylerdir dikkat edersek. Almanya gibi bir kamu ve polis devleti ve işbirlikçi muhbir devleti. Eşit hakka sahip vatandaş. Kamuyu ve yasayı koruyarak kendi hakkını özümseme ve koruma bilinci... Yasa koruyan toplum bilinci.
Acaba bu çözüm bu ve bunlar mı? Bizim millet uyar mı buna
Biz de olur mu? Bin yıl geçer .Öğren öğrenebilirsen. Daha çok yol var..

Peki; İşveren işçi-si ve kendi-si adına gidip bu parayı devlete yatırmak istemedi ve onu kasasında tutmak istedi ya da eksik ödedi. Ve İşveren, Devlete yalvarıp duruyor bana yardım et diye. Oysa tek yapması gereken fiyat güncellemekti.
İşçiye bu hakkı (kendi vergini kendin öde desek ve)sunsak belki de o da ödemeyecek ya da piyasa refleksleri bunu içe edecek. Her halükarda devlet bunu bir yolla toplayabilir ve toplamalı. Kamusal bir devletten sözediyorum...

Burda ne yaparsanız yapın ve yaparsak yapalım her sonuçta o yük işverene binecek!! sanıyoruz... Aslında tam olarak öyle değil çünkü aslında o yük işverenin yeni mal ve hizmet fiyatına binecek ve binmeli. Bunu anlamıyoruz..
Vergi yükü yüzde 200 de olabilir. İşverenin karlılığı aynı olabilir. Bir diğer örnekte ise değirmen misali bu bir çarktır. Devletin buradan ne kadar nemalandığı inanın iç piyasa da ve kapalı piyasa da sıfır önem ve hiç önemli değil. Bu sadece uluslarası piyasalarla, fiyatlarla ve uluslarası mal emek fiyatlarıyla gözleşirken sadece önem kazanır.

Son sonuçta yapısal sorun denilenlerin de nedeni yukarıda sayılanlarla bereber başta para kıtlığı sanısı, parayı mal meta sanma ve buna bağlı parayı ve gücü elde tutma vermeme/bırakmanın zaten güçsüz işçinin gelirini iyice daraltması ve bunlara bağlı;
düşük ücret ve kıt ücret, kıt gelir ve gelir azlığının tüketimsizliği/üretimsizliği tıkanması ile beraber-para kıtlığı sanısı vb. krizi denilebilecek olan neden tüm bunların ana nedenidir.
Amiyane cimrilik vb. nin ürettiği tıkanma ve bunun refleksini piyasa deneyimliyor ve piyasayı bu sürüklüyor..

Gelir azsa tüketim de olmaz. Tüketim olmazsa çark dönmez ve yani üretim de olmaz. Çark dönmelidir. Para bu sefer dışarıdan girer ve aranır. Yani gelirin kıt ve düşük tutulmasına bağlı para azlığı deneyimlenirken paranın kendi ve varlığı da aranır...

Tüketim Üretim ya da Üretim Tüketim Diyalektiği ve Bereberliği diyebileceğimiz bir şey var aşağıda açıklayacağız.
Tüketim üretimi artırır ve sağlar.Ters çevirin. Gelirin artırılması bu ikisini de artırır yani üretimin kökü tüketim ve gelirdedir. Yani artan gelir (ki artan çoğalan para demektir eşit) üretim sağlar-tetikler. Gelir artışı-gelir artışı-gelir artışı nokta... Gelir azlığı/düşüklüğü üretimsizliktir. nokta...
Arabayı marabayı bundan üretmiyorlar ve üretmezler. Açıklayacağız.
Tüketici yok gelir yok para yok eşit...
Gelirler ne kadar artarsa üretim o kadar artar. Diyalektik ters çevirme.. Bunun yadsınması dış piyasa denilene ilişkin. ya da harcama çalışma ateletine ilişkin. dengenin aranması gerekir.

Bir kere tüketici sınıfın büyümesi/büyütülemsi ve paralaştırılması gerekiyor. Bunu er-geç keşfedecekler.(dir göreceklerdir.) Yani daha çok elde daha çok para olması. Daha geniş bir çok paralı/tüketici sınıfı ya da toplumsal tabana yayılan...

Ne kadar felsefe ve ekonomik terminoloji devindirilerse devindirsinler.

Vergiyi kim öderse Devletin kendi çarkını döndürecek herhangi düzenli bir yolla vergi toplaması ve bunun çarkını bir biçimde kurması ve o çarkı döndürmesi önemlidir.

Yani vergi verme borcunu işverenden alıp işçiye ödetsin ya da olmadı işçiden alıp o harcadığında bu harcaması aracılığıyla vergi alsın. Yani son harcama noktasına o vergiyi ödetin. Bu devletin görevi ya da yaşamsal çıkarı için gerekli değil mi? Bakın çark sözcüğü.. herkesin karlılığı optimize edilebilir ve doğru kavram budur...

Ne yaparsanız yapın taşlar yerinde durur ve ne işveren kazanır ne işçi. Bu vergiyi kim ödüyor niye anlamıyorsunuz. Vergi ekstra yük değil.

Yapısal reform diyorlar. Yapamazlar ,yapamayacaklar. Bu ülkenin belli yapısal sorunlarına/taşlarına el atmak oy kaybına gebe ya da böyle anlaşılıyor. Çözüm süreci deneni bir hatırlayın-hatırlayalım. Dürüst bir girişim miydi? Ekonomik kalkınma hamlesi ve refleksi ve çıkar hamlesi miydi? Belki de kimi bağlamda kendi bağlamında da dürüsttü... Ya da ekonomik reformuna ve kazanıcına karşı..

Süren bir sorun örüntüsü olarak gelen yapısal sorunlar var-
ve aslında hükümet -doğru bilgilendirilse ya da uygun bürokrat ve teknokrat takımı ile çalışsa bunlar üzerine gidebilecek ya da üstesinden gelinebilecek sorunlar iken (ve hükümet bu güçte idi sanırım ) çözülmüyor ya da bilgisizlik süreğen ya da belki bu düşünüldü tartışıldı anlaşılmadı bilmiyorum/bilemem...

Halk bilgilendirilemez ve sosyal reform yapılamaz bu kanunlar yenilenemez değiştirilemez piyasa akışına ve mevcut duruma müdahale edilemez, tüm bunlar ırgalanamaz ve değiştirilemez sanılıyor. Sanırsın bunlar Tanrı yapısı/tapısı..
Sanki sihirli bi el ve kılıç deyip bunu yapacak.

Seçimden seçime zıplıyoruz... Bir kere kim gelirse gelsin bunla boğuşacak ve bunu devralacaktır.

Açık bir şekilde piyasalara bilgi vereceksiniz, herkese bilgi vereceksiniz. Biz bunların üstüne gideceğiz ve çözeceğiz üstesinden geleceğiz diyeceksiniz. ;Ve bunu göstereceksiniz. Bu ülke çıkıp sorunlarıyla yüzleşecek. Bu ülke de vergi ikiliği var ve bunun üstesinden gelmek istiyoruz ve gelmemizde gerekir herkesin geleceği ve refahı için önemli ve şu yolu izleyeceğiz denecek. (Demokrasinin ya da bir tiranın kılıcı eşit bu yolda)

Bir kere esnafa sen vergini ve sigortanı tam öde ve mevcut rakam üzerinden bildir demek, kârlılığını yeniden yapılandır ve ürün fiyatını güncelle demektir. Bunu da açıkça söyleyeceksiniz. Tüm piyasa da tam eşitlikçi rekabet olacak ve bu kurala herkes uyacak dolayısıyla başkası 3 e üretir 4 e satarken ilgili bu konu da zorlanmaz.
Ama sonuçta bu istendiğinde ve piyasada fiyatlar arttığında tüketicinin bunu alacak/karşılaycak yeni gücü olmalı. Bunu da beraberinde getirdiğiniz de bu reformu yapabilirdiniz.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:39
.
Ve Türkiye Ülkesinin Ücret Denilenden Reelde Aslında OECD Ülkeleri Kadar Vergi ve Sigorta Primi Toplayıp Toplayamadığı Sorunsalına Bakış 1

(Bu arada zaman zaman kendimi tekrarlıyor olabilirim ancak daha önce aldığım notların yayımlanması ve konunun/sorunun genişletilmesidir. Bu akademik bir çalışma değil.)

Sözde Asgari Ücret ve Teşvikleri-

Tüsiad Başkan Erol Bilecik: “Ücretteki vergi ve SGK yükü OECD ülkeleri seviyelerine çekilmeli dedi. "Oran konuşamayız ancak vergi/SGK yükleri OECD seviyesine gerilerse asgari ücret belirli oranda yükselir" dedi.
Size ne kadar yükseleceğini de gösterebilirdim. Küçük İşletmeler için şu anki konjonktür de hayır ya da bu fiyat etiketleri ve beklentileri ve piyasa koşulları ile ne yazık ki mümkün değil. Bu yasama/yürütme sorunu da öncelikle ne yazık ki.
İşçiliğin birincil gider olduğu küçük işletmeleri ele alalım. Asgari ücreti şu ya da bu yolla yükseltmek denilen işçiyi taciz etmekten ücret ve gider kısıntısandan ve işçi çıkarmaktan başka refleks üretmez. İşçinin eline geçenle, net ücretle boğuşmalı, net ne, bürüt ne hesap bilmeyen özellikle küçük işverenden sözediyoruz.
Bilgilendirme uygulanmalı, önhazırlık yapılmalı, yasal taban uygulanmalı ve neyin ne olduğu tane tane satır satır anlatılmalı. Tabi ki yapısal toplumsal reform denilenlerle bu içiçe yürümeli.. Yasamanın yapacağı yasanın korunması ve uygulanması ve piyasaya uyarlanması bilinci burada esas konu..
Ayrıca yukarıda da anlattığımız gibi işverene, artan asgari ücret/ücret sonucunda yeni üretim maliyeti ne olursa olsun üste kar marjını koyarak sadece ve sadece fiyat etiketini yenilemesi ve gerisini piyasaya bırakması gerektiğini ve duruma yalnızca böyle tepki vermesi gerektiğini sıkı bir anlatmak gerekiyor..
Yasamanın/yasanın ve hukukun ne olduğunun bilinci gerekiyor..

İşçi atma/çıkarma denilen refleks ve diğer benzer reflekslerinse sosyodinamiği ve psikodinamiği İşveren-İşçi ilişkisi vb.konuların yapısal durumu ayrıca incelebilir/belirlenebilir..

Yürütülmeyen Yasama, Emekleyen Yasama, Abidik Gubidik Yasama

Özellikle Küçük İşletmeler ve Kurumsallaşmamış İşletmelerdeki Yüksek Ücretlerin Asgari Ücretten Yani Düşük Bildirilmesi ve Buna Devletin Gözyumulması Sorunsalının Kimi Boyutları

Bu sorun var. Diğer sorunlar da var. Bu nedir? Ne kadar bir tutardır ki denilebilir. Bunlar zaten küçük işletme ve kendi yağıyla kavruluyor hem buralarda kaç kişiye asgari ücret üzerinde ödeme yapılıyor ki denilebilir. Piyasadan biliyoruz ki yüzlerce işçi çalıştıran KOBİ'ler ve binlerce işçi çalıştıran Holdingler var. Geçmiş dönemlerden biliyorum ki 200-300 aralığında işçi çalıştıran ve işçisinin yüzde 25 i kadarı asgari ücret üzeri ücret alan bir işletmeye Vergi ve Sigorta Primlerini gerçek rakamları üzerinden bildirmenin maliyetini hesaplayan bir çalışma yapmıştık. Bunun bir yıllık maliyetinin bir kaç milyon/milyonlar olacağını görmüştük..

(Burada akademik bir çıktı gibi tüm sonuçları sıralama gayretinde değiliz. Biz kendi sonucumuza yürüyoruz o halde diyeceğimizi içeren belirlemeleri araştırıyoruz.)

Gerçek Ücretin Asgari Ücret Üzerinden Bildirimi Denilenin Ürettiği Kimi Yapısal Sorunlar

Bunun işçi tarafını ve işçinin emeklilik payı dahil diğer zedelenmelerini bir an bir kenara bırakalım.
Bunun ikili bir piyasa yapısı oluşturacağından sözedebilirdik. Hani bir marka yağ 40 liradan satılırken diğer bir marka yağ 32,5 liradan satılıyor. Ucuzluk marketleri dediklerimiz var. Tıpkı bunun gibi işçiyi zorlu koşullarda çalıştıran ucuzluk üretimcileri var. Ucuz üretim yapma telaşı ya da piyasanın ucuz ve düşük ücrete ve alt/dip fiyatlandırmaya sıkıştırılmasının zorunlu çıktısı ve dar gelir anlayışı da bunları üretiyor.

İşçi işveren ilişkilendimesi psikodinamiği/sosyodinamiği denilen burada ayrıca genişçe incelenebilir.

Bu anlamda bunun piyasa da ikili ücret yapısı ve düşük mal ve ürün-hizmet fiyatlandırma sorunu üreteceğini söyleyebiliriz. İşin aslı düşük fiyatlandırma da bir sorundur ve belirtileceği gibi gizli fiyat ve enflasyondur. Ücrete uygulanan teşvikler bile gizli fiyat ekleridir.

Bu anlamda piyasanın bir ürün için geçerli reel fiyat belirleyememesi.
Ya da A cinsinden firmalar ve B cinsinden firmalar fiyatları ve iki türlü rekabetçilik vb. oluşturmasından sözedebiliriz. Örneğin tutup bankacılık sektörünü ele alırsak böyle bir sorundan sözedemeyiz ancak yukarıdaki yağ örneklemesini iyi incelersek ve benzer ürünler için genişletirsek bu söylediğimizde pekte hatalı olmadığımız sanırım anlaşılabilir.

Dikkat edilirse buradaki düşük fiyatın da aslında bir çeşit gizli enflasyon ya da yansımamış ürün fiyatı eki olması ve aynı zamanda gerçek maliyetlerle üretim yapan ve bunun üzerinden fiyat belirleyen üreticiye de zarar vermesi ve ikili üretici tabanı oluşturması gibi bir durumdan sözedebiliriz...

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:40
.

Devletin Ücret Denilenden Reelde Aslında OECD Ülkeleri Kadar Vergi ve Sigorta Primi Toplayıp Toplayamadığı Sorunsalına Bakış 2

Yapısal Bir Çözüm Olarak Süper Asgari Ücret Konusuna Bir Bakış]

Asgari Ücrete Uygulanan Teşvikler

Zaten işçiliğe dair sigorta ve vergisini en alt kalemden hesaplayan ve bildiren işveren aslında bir çokta teşvik görüyor.

Türkiye de ücret üzerindeki yüklere ( biraz da seçim ve işsizleşmenin önüne geçeceğini sanmanın yatırımı olarak ve ya da bu nedenlerle işe yerleştirme ve işsizlik rakamlarının düşürülmesi girişimi olarak) bir çok teşvik zaten uygulanıyor.

Bunların genel rakamlarını bilmiyorum ancak benim Türkiye de ücretten genel olarak OECD ülkeleri seviyesinde bile vergi ve sigorta toplanamadığı savımı çürütebilecek kadar düşük olduğunu sanmıyorum.

Bu rakamların kayıtdışı olmayan bölümü vergi ve sigorta prim bildirgelerinden kolayca alınabilir. Ben bu konuda bir araştırma yapmadım ya da buna gerek bile duymadım. Çalıştığım coğrafi bölge de son birkaç yıldır çalıştığım bütün işletmelerde (diğer teşvik kalemleri hariç olmak üzere) sadece toplamı yüzde 36,5 dediğimiz sigorta prim oranında bile yüzde 5+6/11 teşvik uygulandığını ve bunun yıllardır uzatılıp durduğunu biliyoruz.. Ben burada bunlarla ilgili rakamlar ve veriler alıntılamaya ya da ilgili içerik vb. linklemeye hesap tutmaya gerek bile duymuyorum.

Ücretteki gelir vergisinin, gelir artışıyla paralel artan oranı (yani yüzde 15 le başlayıp 35 e çıkması) ya da toplam sigorta prim yükü (36,5) ayrıca incelenebilir ya da bunların bağımsız olarak birbiri cinsinden OECD kıyaslaması sunulabilir ancak dediğimiz gibi realitede bu rakamlar zaten örtüşmüyor ya da kurumdan kuruma durumdan duruma değişiyor. Bu araştırmaların yanında, bu alanlar da düzenlemelerinse zaten yapılması gerekeceğini ise açıkça biliyoruz. Yasalar Tüsiad için de ve bir Tüsiad uysun diye de yapılmıyor ve yasal zemin zaten tam bir muamma....

Diğer taraftan dediğimiz gibi zaten bir çok işveren sigortalılarını asgari ücretten devlete bildiriyor. Burada otomatik bir kayıp ve eksi var ve sözkonusu ve bu hesabın içinden nasıl ve hangi ölçüt ve rakamlar baz alınarak çıkılabileceği de ayrı bir tartışma konusu . Burada piyasayı ya da onun ruhunu zedeleyen ya da yasa/yasama yürütme denileni delip geçen bir kayıtdışı alan ya da ikidurumluluk zaten var.

Hatırlarsak: Bahçeli ‘başkanlık’ için referandum ya da yasa dedi: Fiili duruma hukuki yol aranmalı. demiş

Sanırız Bahçeli ya da diğerleri bu gibi durumlarda ise fiili duruma hukuki yol aramıyor...

Bu konuya derince girmeyeceğim ancak Asgari Ücrette ve ya da ücrette de bir çok teşvik var. Yatırım yapılan bölgelere ve yatırım-istihdam durumuna göre ve bir çok başka ölçüte göre değişiyor ancak belli vergi ve sigorta indirimlerini kapsayan teşvikler sanıyoruz ki her dönemde mevcuttu. Hatta geçen yıllarda bir ek istihdam paketiyle birlikte tabiri caizse önceki işçi sayısının üzerine ilave edilen her işçiye 1-2 yıl nerdeyse hiç sigorta ve vergi ödenmemiş gibi oldu. İş başı Eğitim Programı denilen ve işsizlik rakamlarını düşük göstermekten başka hiçbir gerçek sonucu/mahareti olmayan işverenin zaten çalıştıracağı işçinin ücretini devletin sırtına yıkan uygulamalarla bunlar birleştiğinde vergi ve sigorta sistemindeki delikleri/düşükleri daha iyi görebiliriz. Zaten KOBİ vs. denilenler yüksek ücretli çalışanı düşük ücretten bildiriyor. Bunların o KOBi ye de faydası yok. Bunu asıl sonucu piyasa da mal ve hizmet fiyatlarını düşük tutmak ve göstermek sanırız.. Burada ders vermeyeceğim.

Yani sonuç olarak, başlangıç bölümünde önerdiğimiz asgari ücretin yükseltilmesi ve bunun sürdürülebilirliği denilen hem tüm bu sor-u-nların çözümü hem de devletin düzgün ve sağlıklı vergi kazancı ve sigorta geliri artışı ve bunu da toplayabilmesi anlamına da geliyor. Buna geleceğim: Bunu biliyoruz
Tüm bunları anlatma ve açma nedenimiz amaç sonuç cümlem de aslında budur.
Düşük gelir/düşük ücret sorunu ya da asgari ücretin gerçekten de dünya gerçeklerinin çok çok altında ve kıt olması denilen sorun; sayılan diğer tüm yapısal sorunların hem nedeni hem kaynağı ve hem de bu sorunları ve ve onların aşılması sorunu denilen tüm süreçleri de besliyor . Catch 22 gibi . Tamamen bir yumak ve düğüm... Ve asgari ücretin yükseltilmesi ipinin ucunu açmadan tutmadan bu düğüm ve yumak çözümlenemez. Bunun çok net olarak anlaşılmasını öneriyorum. Ekonomist misiniz? Akademik kariyeriniz mi var. Buyrun bana anlatın.. Matematiksel bir saptama hatası var mı ya da mantıksal bir saptama hatası ve ben yanılıyor muyum? Yanılıyorsam nerede ve nasıl yanılıyorum?

Yazımcı olarak bu konunun açılımlanmasını destekleyen alternatif yazımlar üretme konusunda çaba sarfedeceğiz.

Yani sonuç olarak aslına bakarsak devlet yüksek görülen vergi rakamlarına ve oranlarına rağmen reelde bir çok işletmeden bırakın OECD seviyesinde bir vergi ve SGK geri bildirimi alabiliyor mu? Bir çok işletmeden? Hangi işletmeden? Bunların tüm ekonomi de ki payı nedir? Devlet gerçekte tüm ücret gelirlerinden ve bu dağıtımdan ne pay alabiliyor.

Oranların şu an düzenlenmesi tek başına tüm sorunları çözer mi şu an da? Ya küçük işletmeler de... Tüm herkesten tüm vergi ve sigortaları buna dayanarak yani sigorta ve vergi rakamlarının düşürülmesine dayanarak isteyebilir misiniz? Aynı an da asgari ücretin muhtemelen tam yaklaşık bu tutarlardaki indirim oranın da artışını konuşuyor oluruz.

Ben oranların düşürülmesini de sözederek ve buna ek ve bağlı olarakta ya da bunun sonrasında asgari ücretin sanılacağı gibi yüzde 5-10-20 değil daha artan katlarla sürekli güncel tutulması gibi bir içerikten sözedeceğim... Rakam değil bakın belirli alım gücüne ve endeksine mutlaka yaslanmış ve endeklenmiş/çıpalanmış asgari ücret


Asgari ücretin artışı tüm piyasalarda fiyat artışı ve fiyat belirleme konusunda serbesti sağlayacak bunu anlatıyoruz. Fiyatlar yükselecekte yükselecek sonuçta bunu anlatıyoruz. Çok çok yükselmeye rağmen hala alım gücü yüksek bir süperasgari ücretten sözediyorum bunu anlatıyorum. Gerçek bir maliyetlendirme artı fiyatlandırmadan sözediyoruz asgari ücret kaç lira olursa olsun, vergi ne olursa olsun . Bunun sonucunda Ekmek 3 lirayı mı yenir 5 liraya mı ben bilmem. Bunu dert etmeyecek bir yeni asgari ücret yaratmaktan (7-11.000 aralığını zorlamaktan ve üretmekten ve bir süre artan ama sonra tam bir dengeye oturacak enflasyondan ve tü mbu şeylerin tam bir gazını şişini almaktan sözediyorum. Piyasa koşullarının da bunu dert etmeyeceği herkesin cebinin dolacağı bir döngü-ler ekonomisi.
Kuramlanabilir.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:41
Daha postu yazmaya girişirken ülkenin adının bile bir yapısal sorun ve kargaşa olduğunu görüyoruz. Bundan sonra Muz Cumhuriyeti diye bahsedebilir miydik? Kavramlar insanları yaralıyor...

Ülkedeki Yapısal -Asıl- Sorun

Bu örneklemeyi daha önce de kullandık. Elimde bir mal var ve buna para cinsinden bir kıymet biçiyorum. Elimdeki malın ne olduğunun hiçbir önemi yok. Diyorum ki bu 10 para. 10 adet para. Sonra piyasaya her hangi bir biçimde para sürüyorum ya da şunu yapıyorum. 5 kişiye 1 para veriyorum ve hadi bunu alın diyorum. 5 i parasını birleştirse onu alamıyor. Sonra şu oluyor. Amerika ülkesinden biri çıkıp bende üzerinde 100 yazan bir kağıt parçacığı var. Sen bana ondan 10 tane versene/gönder diyor. Katar adında bir ülke de diyor ki: Aa ben de üzerinde sayılar yazan o kağıtlardan çok var sana biraz vereyim mi? ya da onu ben alayım bari? Kağıt sorunu mu çekiyorsun? Sayılarla aran iyi mi değil?

İç piyasa denilende ki asıl sorun yapısal kargaşa budur. Tam olarak budur. Bir de (çözümleme ve çarpıklığın gerçek boyutunu/oranını görmek ve kavramak için) emeğin değer kuru ve uluslararası emek değer endeksi ve kuru gibi bir tanım ve tabir öneriyoruz.

Uluslararası Emek Endeksi/Kuru
Ya da Uluslararası Emek Yemek ve Ekmek (Kavgası) Endeksi

Son sonuçta acilen ülkedeki emeğin değer fiyatının nazari yükselmesi/yükseltilmesi ve uluslararası piyasalara eriştirilmesi/eşitlenmesi ve bu arada bol bol piyasaya para sürülmesi satınalma-aldırma yaratılmasını öneriyoruz. Buradaki matematiksel bir değer atama düzeltme ve uygun çarpanla yükseltme yenileştirme gibi . Ya da sayının orjinal değerinin geçerli/nominal değerinin kullanılması gibi.

Uluslarası 5 i bu ülke de 1 olarak kullanmak sorunsalına bakış çözüm

Birileri bu ülkeye gelince 5 in değerinin 1 olduğunu iddia ediyor. Bunu düzeltmekten söz ediyorum.
Bir matematik hatası var bu giderilecek..

Buradaki emek değer farkına eşit yeniden üretilecek (piyasa tabiriyle piyasa sürülecek yani basılacak ek) paranın karşılıksız üretilen ve basılan bir para olup olmayacağını ise tartışmaya gerek görmemekle birlikte ayrıca tartışacağız ve ele alacağız.
Beni Başkan yapın ben basarım bakın nasıl da basıyoruz ya da düzeltiyoruz mu denmeli?
...

"ictenlik"
21-01-2019, 19:43
Yukarıda anlatılan şeyi anlamadıysak daha Türkçesi

Emeğin alımgücü ya da değerleme karmaşası denilen de emek aktörü olarak benzer başka ülkelerin de bulunması ve bu ülkelerde emeğin pahalı satılması nedeniyle onların emeğinin çok satınlaması ve dolayısıyla bizim ülkemize emek bozdurmaya ve harcamaya geldiklerinde çok kazanmaları

ya da

Emeğin alımgücü ya da değerleme karmaşası denilen piyasa da dış emek aktörü olarak benzer başka benzer ülkelerin piyasalarında bulunması ve (bunların etkileşmesi ve) bu ülkelerde emeğin (başka paraya ve başka bir sayıya ve sayısal değere yani) farklı değerden satılması (ya da nominal referans değer farkları/sayı değeri farkları) nedeniyle (dışardan çok sayı ve sayısal değer getirenin) onların emeğinin (içerde) çok satınlaması ve dolayısıyla bizim ülkemize dışarıdan emek (ya da emeğin sayısal değerini) bozdurmaya ve (değiştirmeye) harcamaya geldiklerinde çok kazanmaları...

"Beni ülkemde 60 birim emek yetmiş birim karmaşa alıyor /70 birim karmaşa satın alıyor.."

Peki daha da Türkçesi;

Senin ülkene geldiğimde de benim param geçiyor ama nerdeyse hiç bir şey almıyor ama sen benim ülkeme geldiğinde ve kendi paranı ve yani örneğin bir aylık birim emek kazancını benim ülkeme getirdiğinde ve benim paramla yani benim emek kazanç endeksimle/piyasamla değiştokuş ettiğin de benim en az 3-4 aylık birim emeğimi ya da onun karşılığını satın alabiliyorsun (ben bu para bozdurma ülkeler arası para değiştokuşturma işini anlamıyorum-sevmiyorum niye bunlar böyle) sonra buna dünya diyorlar, biz insanız biz kardeşiz diyorlar , ekonomi diyorlar, nominal ve likidite diyorlar anlamıyorum.. Bunlar ne diyor ya kim bunlar!!
Bunu adam gibi yapsalar ya!!

-Yapısal 1-

Ülkenin en burkuk ve en bozuk yapısalı..

-

Bu örneklemenin altını ise şuradan dolduracağım.

Örneğin Türkiye de Asgari ücret 10.000-12.000 lira civarı olsaydı ama yine de aynı şeyleri satın alsaydı . Yani ekmek 5 lira 10 lira , Pirinç 10-15 lira ,Bir ev en 1-2- milyon ve bir araba da aynı paraya olsaydı..

İkinci örnekleme de ise Asgari ücret yine 2.000 lira olsaydı ama ekmek 0,50 kuruş ile 1 lira aralığı olsaydı. ve dolar 1,5 ila 2 lira aralığında olsaydı...

Bunlar sadece parasal ya da sayısal değerle ve referanslar . Bunları belirleyen ne ? düzenleyen ne kim?

Bir ülkedeki en büyük ve önemli piyasa aktörü ya da yasa koyucu ve yönetici ya da piyasa yöneticisi ve ya da bu işlerle ilgilenen şey/kurum devlet mi?
Peki ülke tek başına değil diğerleri buna izin vermiyor ve manipüle ediyor ya da yanlış bilgi pompalıyor ..

Peki ben başkanım ve ülkedeki direkt dışarıdan ithal edilmeyen ya da birincil girdisi dışa bağımlı olmayan her şeyi beş kat ucuzlattım dışa bağımlı ürünleri girdi referanslarıyla yeniden kendim fiyatladım ya da devlet olarak tüm bunları ben satın alıyorum ve dediğim istediğim ve işime gelen fiyata satıyorum ya da işime ne gelirse onu yapıyorum diyelim...

(ondan sonra piyasayı serbest bırakacağım merak etmeyin ayarımı çektikten sonra bırakacağım)
Serbest piyasaya müdahale etmiyorum bu arada yapısal ayar veriyorum
...

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:43
Vergi ve Sigorta Denenin Hesabına Dair Kimi Kavramlar

Ücretteki Verginin Artan oranı ya da Değişkenliği Denilene Dair -Kaba- Bir Örnekleme

Biliyoruz ki, Türkiye de ücret üzerindeki gelir vergisi yükü değişkendir ve yıllık gelir toplamına göre vergi kademeli olarak artar. Bir üst kademeye geçildiğinde ise dolayısıyla işçinin maliyeti de değişir ve brüt ücreti artar.

Ben örneğin az önce internete netten brüte ücret hesabı yazarak 4.000 lira alan örnek işçimiz için bir hesaplama yaptım. Ocak ayında bu işçi 700 lira gelir vergisi ödüyorken yıl sonunda bu rakam 1.500 liraya çıkıyor. İşveren buna uyum sağlayamıyor. Bunu saçma buluyor. Aslında bakın bu verginin işçinin vergisi mi işverenin mi olduğu belli değil. Öte yandan net ücret alan bir işçini geliri yıl içinde hiç artmayacak. Yani 4.000 alan işçi hep 4.000 alıp iki katı ödenecek... Burada gelir artışı denilen şu. Örneğin yıllık kazancın "X" liradan fazlasını (farazi örneğin 30.000 lira) üzerini şu yüzdeden vergilendiririm diyor devlet.

Yukarıdaki ücret değişkenliği aslına bakarsak maliyetlendirme fiyatlandırma deneni de aydan aya etkiliyor. Örneğin restorancılık yapan 30-40 kişi çalışan bir işletmenin Ocak ve Aralık ayı aralığındaki ücret hariç tüm diğer giderlerinin sabit olacağını varsayalım. Bu böylesi bir işletme de işçi gideri en önemli kalemlerden biri. Oysa Ocak ayındaki işçi gideri ile Aralık ayındaki işçi gideri arasında oldukça yüksek bir fark rakamı buluruz. Gerçekten işveren bunu anlamıyor ve saçma buluyor. Bu işletme sattığı ürüne Ocakta başka Haziran da başka Aralıkta başka fiyat uygulamıyor.

(Ayrıca yine de yukarıda bahsettiğimiz gibi bir çok işveren ücrete ilişkin vergilerini zaten alt sınırdan gösterip ödüyor.. İyi bakarsak alt sınırdan ödeme denilen buradaki karmaşayı da biraz hafifletiyor..)

Ücretteki Sigortanın Değişkenliği Denilene Dair

Ücretteki sigorta primine gelelim. Bu aydan değişmiyor. Oransal olarak sabit diyoruz ancak iyi bakarsak bu da değişiyor. Gelir vergisi kademesi artarak brüt ücreti değiştirdiğinde haliyle ücretteki sigorta rakamı da artıyor. Ben yine örnek işçimiz için internet üzerinde yaptığım hesaplama tablosuna göre söyleyebilirim ki; 4.000 lira alan örnek işçimiz için Ocak ayında yaklaşık 1.800 TL SGK ödenirken bu rakam yıl sonunda 2.300 lira oluyor.
Yani ortada (1800+1500) neredeyse ek bir 4.000 lira daha var.
Yani yüce devlet sonuçta Ocakta 6.500 liranın 2.500 lirasını ve Aralıkta ise 7.800 liranın 3.800 lirasını istiyor.

Bunun ürettiği çok ciddi yapısallardan biri de şudur. Yüksek ücretli çalışan azlığı. Ara ücret azlığı. Yani asgari ücretin hesabını yaparken ve yapıyorken şunu da gözden kaçırıyoruz bu alan düzeltildiğinde yüksek ücretli ya da ara ücretli çalışan oranı da mutlaka artacaktır.
Yani şöyle düşünelim . Burada 10-20 kişi çalışıyor ve bu ofiste bir müdür bir de şef yüksek ücret alır. 1 ya da 2 kişi. Belirtilen sorun düzenlendiğin de (tabi artık bunlar yerleşmiş reflekslere dönmezse umarım) o ofiste bir çok ara ücret çeşitlemesi esnekçe gelişebilirdi.

Normalde ücret anlaşmasının brüt ücretten yapılabilmesi gibi bir kavram da var. Aslında ücret brüttür de yani brüt denendir. Yani örneğin işçiyle 4.000 lira net ücrete anlaşmak yerine Ocakta 6.000 lira brüt ücrete anlaşılabilir. Bu seferde aydan aya işçinin ücreti düşecektir.. Örneğin örnek işçimiz Ocakta 4.000 alıyorsa haliyle Aralıkta 3.000 alabilirse iyi... Buna rağmen hala Ekim Aralık ayında vergi artacak...

Bizim ülkemizde muhasebecilk mesleği de tüccara yapışıktır. Kavramsal detaylara giremiyorum ancak laf lafı da açıyor ya da konu konuyu kovalıyor

Bir de bir şey daha söyleyeyim. Burada tüm bunlardan dolayı iki arada bir derede kalıp saç baş yolan ve gerçekten çok sıkıntı çeken/çektirilen meslek elemanları var.

Ücretteki SGK yükü evet oldukça yüksek gözüküyor ancak bir de gerçek sağlık harcamalarına ve emeklilik maaşı denilene bir bakalım.

Bir çalışanın geçmiş prim ödemelerinden oluşturalacak bir emeklilik planında A gelişmiş ülkesinde bu kişi kaç maaş alırdı bir bakalım... Bunu Sn. Bilecik hesaplamalı değil. bu Sn. Bilecik'in sorunu değil.

Şu referansı öneriyorum. OECD ülkelerinde ücretteki emeklilik ve yani yaşlılık ve malüllük aylığı vb.nin prim paylarını ve bir işçinin tüm çalışma süresince birikimini hesaba katalım.

Sonuçta;
Bakalım Sn. Bilecik yine de haklı mı? Sn. Bilecik kağıt üzerinde haklı ya da Tüsiad halkı için haklı...Devletin kasası için hiç haklı değil

Bir not ve düzeltme için;
Şimdi teknik detay açmak istemiyorum ancak brüt ücret ve maliyet rakamları (ben yukarıda yanlış söylemiş olabilirim) farklı şeyler.. ,bunun düzelmesi için yazıyorum
İşçinin payına düşen işçinin ödemesi gereken sigorta payı ve işverenin payına düşen işverenin ödemesi gereken sigorta payı gibi ayrımlar ve haliyle burada işverenin payı denilen hala brüt denilen ücrette de gözükmüyor olabilir.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:44
Sağlık Sektörü Denilenin Soygunu/Vurgunu ve Giderleri

Birincisi ilaç hastane tröstleri tarafından hortumlanıyoruz, sömürülüyorsunuz. Sağlık sektörü bir turizm sektörüne ve bir rahatçılık sektörüne ve bir karın okşama ve oy toplama sektörüne dönüştürülüyor. Bu belki bir çok ülke içinde böyle bilmiyoruz ancak

Ücrette hep bunun/bunların payı (yani ön ödemesi) var. Bunu devlet ödemiyor. Devletin ödemesi ne demek? Bunu kim ödüyor ya da kime ödetiliyor bu?

Sigorta sigorta gibi işletilmelidir. Ne devlet zarar edecek ne kamu. Sağlık harcaması ne ise ücrete toplam sağlık primi olarak o binecek-binmeli. Bu elektrik faturası gibi gerçek yüklerle hesaplanmalı ve yıldan yıla gerekirse aydan aya da güncellenmelidir. Bunun kararını bulunca-bulunursa oranlanmalıdır. Bak o zaman millet nasıl hesabının peşine düşüyor ve iki ilaç yazdıranı ve hastaneye gideni de nasıl kovalıyor ve kendi kendine iyileştiriyor.

SGK yükü düşürülecek mi? Önce sağlık harcamaları ve hastane giderleri düşürülecek, el birliğiyle düşürülecek
Ya da bunun nasıl düşürüleceğine dair bir çözümleme sunacağız ..

İlaç sanayinin refleksi sorgulanmalıdır. Sonuçta Kapitalizmin en gelişmiş en çok kazandıran sanayi uçlarında biridir ve bu arkadaşlarda hep daha fazla kazanma refleksi her zaman vardır. Çok geniş uçlu bir tartma konusudur. OECD denilen ülkeler de neler olduğuna bakılabilir. Alternatif olarak Çin, Küba örneği ve bir çok başka örnek incelenebilir ancak bir Kuzey Avrupa ülkesinde ya da bilmiyoruz belki Japonya da bir otu size reçete edebiliyorlar bunu biliyor muydunuz?
Doktor karın ağrısına Zencefil yazsa reçete etse ne yapardın. Bunu yaşlı babannene ve annene yapsa ne yapardın? 4 sinir hapı 3 diyalektik kullanıyor
Doktorum sinir hapımı değiştirdi uyuyamıyorum.. Babaanne senin bir şeyin yok eski topraksın cebinden/cebimizden paramızı çalıyorlar soysuzlar.. Dediğim gibi buralarda laf lafı kovalıyor ve açıyor

OECD ülkelerinde bu katılımlarla Sağlık hizmeti almaya kalksak ne olurdu?

O ülke batardı. Yo Tüsiad düzeyinde değil ancak -reel- piyasa düzeyinde KOBİ denenin refleksi ve de teşvikler denen sonrası ücretten toplanan gerçek hastane ve sağlık paylarının sağlık sektörünü ne kadar finanse ettiğine bakın/bakalım. Bunu bir kaç gelişmiş sayılan ülke ile kıyaslayalım..

Sigorta paylarının düşük olduğu varsayılan bir çok ülke de TR vatandaşı sağlık hizmeti almaya kalksa sanırım kıyameti koparırdı ve hükümeti suçlardı. Bu ülkelerin kimisinde sağlık hizmetlerini sınırlandığını, özel sigortalar olduğunu bunların dengelemeye girişildiğini hatta ek ve komşu ülkelerle sağlık ziyareti ve ticareti olduğunu ve kiminin bu işin içinden çıkamadıklarını da biliyor musunuz? Bunun tersi olan ülkelerde yüksek..

Devlet sigortası denilen tamamen kaldırılabilir kurumlaştırılabilir. Bu alanda tamamen özel sigortacılık bile işletilebilir. Bunu sadece kuramsal olarak (yan i düşünce açıcı ufuk açıcı olarak) yazdık -belirttik

Biz de TV de bir haber yayınlanıyor ve ertesi gün'e 15 binde bir görülen bir hastalığın 75 bine özel üretilmiş özel ilacı adrese sipariş hemen ödeniyor.

Bir de düzgün beslenme ve fizik aktivasyon konusu var. Sağlık hizmetlerini azaltmanın gidermenin en iyi iki yolu bu yol. Bunun yolu da yine eğitimden (ama aslında öğre-n-imden) bilinçlendirmeden ve milleti doğru düzgün beslemeden geçiyor. Doğru düzgün beslenme denilen para kazanmadan o da artan gelirden geçiyor. İyi gelir iyi eğitimdir. Tüm bunlarsa yine gelirden ve dolayısıyla gelir artışından geçiyor

Bu yukarıda sayılan bir kaç sorun Hükümetçe (birilerinden) brifingler alınıp farkedildiğin de ekmeğe kepek mi katsak, tuzu mu azaltsak, ekmekten katkıyı kaldıralım gibi refleksler oldu gördük. Hatta bir ara hükümet tarafından kaya tuzu kullandırma girişimi oldu. Kalp sorunlarında dünyada lidermişiz. Sigara avcısı devlet otoritesi bir şeyler denedi sanırım. (Aslında nikotinin nikotin bazında yani sigaradan hariç nikotin ve ürün bazında yani saf nikotin olarak faydaları var ha! araştırılabilirdi)

Canan Hocanın bir birifingi bunlarda etkili oldu sanırım. Restoranlara kadar tuz girişimi oldu. Ekmek katkıları gibi şeylerle ve ekmekteki kepek oranıyla uğraşıldı, et ithal edildi. Hepsi dolaylı iyiniyet girişimleriydi belki ya da ekonomik kazan kazanın denenmesi.. Ama kalan kaldığı yerde kalıyor... Ucuz et sat diye baskı yaparak sanırım et ucuzlatılmaz. Milletin cebini para doldur önce.
Sonuçta bir Kurban bayramı döneminde artan şarbon söylencesi marketlerden ucuz eti de ne yazık ki az çok rafa kaldırıldı.. Millet hala nitelikli proteinsizlikten ve hayvansal yağsızlıktan akılsızlık/can çekişiyor.
Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek hem ciddi bir problem hem uyuşukluk hem de sağlıksızlık. Zihinsel dinçliğin olmaması ya da toplumun ve milletin aklen/zihnen de şöyle böyle denmesinin az-çok nedenlerinde biri de belki bu...

Sonuçta sağlık harcamalarının gelir gruplarına göre dağılımı incelenebilir. Artan gelir ve refahın sağlık giderlerini nasıl etkileyeceği de çözümlenebilirdi.

Gelir artışı ve gelir artışı denilen (aslında çok iyi bakacak ve analiz edecek olursak son sonuçta ) sadece bir sayısal tabana ve dolayısıyla sayısal yükseltme girişimine dayanıyor.. Yasamanın ve yürütmenin uygun eylemiyle
...

"ictenlik"
21-01-2019, 19:45
Asgari ücretin 1300 TL geçişinden önce 6 ay da bir zamlanması hadisesi

Yanlış mı hatırlıyorum?
Evet asgari Ücret 6 ay da bir zamlanıyordu . Son bir kaç yıldır ise 12 ay da bir zamlanıyor.
Bu -çok- iyi baklılırsa -çok uzun vadede- bileşik faiz hesabında asgari ücretin değerini zamanla eritiyor? 900 lerden 1.300 lere seçim yatırımı olarak birden artırdıklarını düşündüler oysa piyasa da bekleyen birikmişlik sanırım bunu geri emdi/emiyor ya da zaten ücret gelirlerinin artışı ki emeğin kendinin en büyük üretim maliyetlerinden biri oluşunun sonucu olarak fiyatları geri yükseltiyor. Aslında buradaki fiyat yükselmesini ücrette ve gelirde gerçekte bir değer artışı varsa enflasyon olarak almamak lazım. Bu ikisi arasındaki farkı belki bulmalı ama sonuçta asgari ücreti sayısal olarak gözle görülür artırmak onu gerçekte de artırmış mıydı?
Şu an bugün o günkü 900 lere göre artmış bir gücü ve satınalması olan bir asgari ücret var mı?

Bu 12 aylık geçiş neden yapıldı_? Bir devletten çok işveren mantığı burada uygulanıyordu.
Bakın yüzde 26 yı sonuçta bir bindirmeye bindirdiler ve işveren hemen işçi attı oysa 13-13 düşünün 14-12 düşünün .Böyle mi olurdu? Hep tarihsel hata-lar. Hemen buna tepki verebilirlerdi...
Eylülde yasa çıkarıp bir ara zam ve iyileştirme yapabilirlerdi ya da yine ikiye üçe bölebilirlerdi.

Zammın 2 ye bölünmeden yapılmasının ve gelişinin şokunu bu yıl başında gördüğümüzü ve henüz görmediysekte ay sonlarında olması ilerleyen dönemlerde göreceğimizi düşünüyoruz. Enflasyon rakamları bu seviyelerde iken Asgari ücret güncellemelerinin bırakın 12 aya çıkarılması 3 aya felan düşürülmesi gerekmez miydi ki işveren aşamalı olarakta buna uyarlansın . Hangi işveren ek işçilik maliyetini doğru düzgün hesaplayıp Ocak Nisan aralığı denilen bu süreçte hele bir de seçim döneminde, bir de üzerinde bu kadar fiyat baskısı (seçime kadar aman zam yapma ayarı) varken doğru düzgün fiyat zammı uygulayabilecek. Tepkisini size İş-Kurda ki yeni sayılardan gösterecektir.

Bekleyen/beklemiş bir enflasyon mu var ? demek oluyor bu?

"ictenlik"
21-01-2019, 19:46
Emek fiyatının +yüzde 26 yeniden değerlemesi sonucu piyasa da bekleyen bir yeniden değerleme/enflasyon var mı ve olacak mı sorunsalı?

Emek neyin göstergesi?,,

Bunun için şu örneği kullanacağım. Bir ev kirası o evi 10 ile 15 yılda satınalıyor diyelim ve bu bir göstergedir diyelim. Benzer bir gösterge üretebiliyor muyuz -bir- bakalım...

Bitmemiş (yüzde seksen denilen) bir evim bir de aracım var. Dünyalık.
Yani satıp savsam ihtiyaç olsa ve bunu tüketsem anlamında hesaplıyorum.
Geçen yıl bu ev nerdeyse 12 yıllık asgari ücrete tekabül ediyormuş sanırım. Biraz önce hesapladım.. Şu an 9 yıllık asgari ücret ediyor sanırım. Ölsem onu bir önce ki değerine gelmeden ya da bir evle takas etmeden ya da aynı anda başabaş bir ev felan alamdan satmak istemezdim bu konjonktür de.....

Bir ay da ev fiyatları yüzde 26 artmıyor.. Ev fiyatlarıyla asgari ücretin ne mi işi var? var mı?

Ben bunu ne vererek kazandım? Kaç yıllık ya da aylık emeğimi ona yatırdım?
Ben bunun tam değerini isterim ve beklerim. 10 yıllık kazancıma eş bir evi 5 yıllık kazancıma eş satar mıyım? Satmak ister miyim?

Yani ev fiyatlarını sadece aradaki üretim işçilik maliyeti farkı mı etkileyecektir. Piyasada iki ev satıcısı var. Biri ev sahibi diğeri de müteahhit. Müteahhit kazanç payına göre/oranla ev satar ve fiyat belirler ya ev sahibi? Müteahhitte ev şu an ucuz sanırım alabilirseniz iyi de yatırım olur? mu?acaba?

Aracım ise yaklaşık 1.5 yıllık asgari ücret ediyordu ve sanırım şu anda yaklaşık 1.2 yıllık asgari ücret ediyor.Bundan emin değilim bu yanlış olabilir. Değişen dolar kuru vb. bir çok etken var.

Aslında ben bu hesabı şundan yaptım. Dara düşüp bunları satsam/satmış olsam (geçen yıl) nerdeyse 10 yıl beni bakar diyordum. Geçen yıl bunu diyebiliyordum. Köye köşke gitsem beni emekliliğe atmasa da yaklaşık yaklaştırır diyebiliyordum (biraz daha dişimi sıkar bir şeyler buluştururum) idare ederiz diyordum. Bu ekonomi de şu andaki güncel fiyatlarla 5-7 yılda o para erir, farkettim ki ya da belirsizlik var.
Yukarıdaki sorular ve sorunlar için tam bu cümlenin etkisini düşünmeyi öneriyorum...

Bu yüzde 26 denilenin etkisi fiyatlara yeniden yayılmayacak mı ve fiyatları yeniden değerlemeyecek midir?

900 - 1.300 geçişinde neler olmuştur?

Yüksek ücretliler yani asgari üzeri yüksek ücretliler de yakın benzer ve yaklaşık oran da bir zam almışsa ve alıyorsa?
ya da almıyorsa?

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:47
İşçi Kazancına Asgari Ücret Düzeyinin Üstünde SGK ve Vergi Ödemeyen Kurumlar ve Ucuzluk Marketleri, Piyasa Örneklemesi

Piyasaya Yapılan Müdahaleler

Ben bu konuyu incelemeyeceğim. Kendimce kenarından geçiyorum... Bir çoğu daha önce aldığım notlarımı da veriyorum ve herkese açık bir alanda da görünür ve yayınlanmış oluyor. Bu anlamda başlıkları m parçalı ve kendi içeriğini vermiyor ya da her başlığımın içi dolu değil biliyorum. Kayıtlama mantığı.. Kişisel şeyler ve izlerde içeren bir yazım ve ...Yayınlama/verme mantığı da içeren notlardır hem de kendi sonucuna yürüyor sonuçta yazımlama mantığım...

Bilmeyenler için yeniden hatırlatalım. Türkiye de Kurumsal dediğimiz kimi ticari yapıların haricinde neredeyse hemen her ticari kuruluş işçilerinin Gelir Vergisi ve Sosyal Güvenlik Sigorta Paylarını işçi yüksek gelirli olsa bile Asgari Ücret rakamları üzerinden bildirir ve öder. Bu bir çok yapısal sorun ve karmaşaya fiyat rekabet karmaşası ve ikilemi/ikiliğine de neden olmaktadır. İşçiye de yüktür. Örneğin daha sonra oluşacak alacak davalarında aldığı ücreti iddia edemez. Emeklilik payı ve ücreti geriler. Yıllardır ne el atılıyor ne de düzenlenip düzeltiliyor. Yukarıdaki yazımlarda parça parça olarak bunu değerlendirdik.

Biz bunu ucuzluk marketlerinde ucuzluğun nasıl yaratıldığından tutalım da hızlı zenginleşme ve piyasa koşullarında rekabetin biraz hızlıca aşılarak küçüklerin büyümesi ya da zenginleşme sağlama, piyasaya yeni yerleşen henüz ticari refleksi tam anlamayan küçük esnafın ve küçük balıkların düşük fiyatlarla daha makul koşullarda üretim geliştirebilmesi ve devletin buradaki çıktıdan daha az nemalanması, düşük fiyatlı mal hizmet üretebilme ve sunabilme vb. olarak bir çok bakımdan yorumlayabiliriz.

Serbest Piyasa da Neler Oluyor ki 1

Sayın Erol Bilecik: "Serbest piyasaya baskı yapmayalım, herkes parasının hesabını ve neyi nerden alacağını ya da ne alacağını zaten biliyor demiş."

Serbest piyasayı biz de biliyoruz.
İki marka yağ arasında yüzde yirmiye yakın fark var. Yüzde yirmi ucuz üretilen yağ bir ucuzluk marketin de satılıyor. Belki fason üretim ve arkasında kendi markasıyla yüzde 15-20 daha pahalıya yağ satan bir üretici de duruyor ve pahalı sattığına yakın kalite de ve içerikte bir yağ ya da tam aynı ürün. Hızlı ve sıcak para nedeniyle ya da iyi bir iş anlaşması olarak görerek bir çok küçük yatırımcı bunlara üretim yapmak için can atıyor. Aşağıda ne olduğunu iyi biliyoruz.

Bir çoğumuz ucuzluk marketlerinin kalitesinden ya da ürün hilesinden endişe ediyoruz. Ben başlangıçta kuruyemiş vb. belirli ürünler ya da bilindik markalar hariç bu marketlerden alışveriş yapmazdım. Şimdi ise biraz değişti. Hem ekonomik gerekçelerle hem de sosyal-sosyolojik kimi gerekçeler sanırım.
Aslında bilindik markalar bu marketler hep sonradan girdi biliyoruz. Başlangıçta belli bir gruba özgü market etiketi taşırdı ve öyle bilirdik onları. Kendi markaları vardı. Eskiden belki buraya giden profil etiketi ikilemi vardı değil mi? Bu sonradan değişiyor 5 yıldızlı bir market oluveriyorlar sizin için.. Bunu akıl da tutun.

Bu marketlerin de kendince kalite kontrol güvence süreçleri var sanırız. Bunlar da işvereni ucuzu üretmeye (ve kendileri en ucuzu almaya bulmaya ürettirmeye) zorlarken ve preslerken sonuçta bunun için de belli yollar kullanılıyor. Bunlardan biri birkaçı ucuz işgücü, ucuz hammadde arayışı (düşük ya da uygun kalite alternatif hammadde kullanma vb. ) ve ambalaja kadar her şeyden kısılır sanırım. Olası her kalem hesaplanır.
A ve B Markası o fiyattan satamıyor.

Şimdi bu kriz döneminde piyasa da bir algı oluştu. Sosyal medya da ürün fiyatları dönmeye başladı ve marketler suçlandı... Bunlar 1 e 500 alan tüccarlar değiller. Çoğu gıda ve rekabetçi sektörler ne yapmaya çalışıyorsunuz? Suçlu bulundu ve hedef gösterildi. Siyasi iradenin bir anlık refleksi. Berbat bir refleks ama... Psikoloji de savunma mekanizmaları vardır bunun aynısı. Siyasi irade bir an da üzerinde oluşan baskıyı geçiştirmek için tabanını oyalıyor ...

Sanki üretici yüzde 300 kazanıyor ve bu karından vazgeçecek. Hala bunun aynısı sürüyor. Bu temel gıda benzeri özelilkle rekabetçi üretim ve düşük gelirlinin asgari ve temel harcaması ve tüketimine yönelik kalemlerindeki üretim öyle bir şey ki fiyatlar indirgenmiş zaten. Dip zaten.
Daha önce de piyasalar da oluşan, oluşturulan bu baskılarla kar marjları üretim hadleri bunların hepsi denetlenmiş sıkıştırılmış, her yönden optimize edilmiş ve rekabetçilik vb. nedenlerle fiyatlar olası en optimum düşüğe adeta çekilmiş zaten biliyoruz. Market işi özellikle pek kıyafet ,takı ya da beyaz eşya işi gibi değil sanırım bunu biliyoruz.

Burada yukarılarda tekrar tekrar inceden dokunulduğu için "işçi at" refleksine girmeyeceğim.

..Toplumun ...laştırılması denilene dönelim isterseniz... Bunu herkese zararı var mı yok mu? ve bunu bilen biz ya da diğer aktörler ne durumdayız bakalım.

http://arsiv.ntv.com.tr/news/114806.asp

Bu haberle yaklaşık olarak aynı dönem de bir facebook grubunda üreticilerin piyasayı bahane edip çıkarcı bir bir biçimde fiyat yükselltiğini ima eden bir görsel ve içerik görmüştüm. T. marka ve P. marka iki yağ görseli ve yanında 40 TL yazıyordu... P. markayı geçtim de hadi T. markaya da giydirilmesini pek hazmedemedim. Eski bir Tarım Kredi Kuruluşu ya da Tarım Satış Kooperatifiydi bu.
Bir piyasa da rekabetçilik varsa ve çoğu üründe eski bir Tarım Satış Kooperatifi gibi gelenekçi ve kamucul ahlaklı zihniyetli bir kurumsal yapı varsa orada fiyat manipülasyonu yapabilecek aktör olur mu? var mıdır?

Peki bu arkadaş ne yapıyordu. Bir ucuzluk marketin de yüzde 20 ucuza yağ bulduğu için mi bunu yapıyor...

Yukarıdan verdiğim linkten kaba bir hesap yapılabilir. Daha rafinasyona ya da pakete ve bir işletmenin üretim sürecine girmemiş ve işlenmemiş yağdan sözediyoruz. Neden bu arkadaş bakmıyor ve bunları düşünmüyor? Siyasi irade onu o hedefe yöneltti. Bu çok ...ydı... Bunu geçelim mi_?

İşin aslı ucuzluk marketleri denilenler piyasayı da kastırıp ters yüz ediyorlar.

Bir işletmedeki çalışma koşullarını ve kalite süreçlerini bir market organizasyonu değil de devlet denetlemelidir ancak ucuza üretim denilen her zaman zorlu çalışma koşullarına gebedir sanıyoruz ki. Bu anlamda olumsuz cümleler vermek ve irdelemek, kurcalamakta istemedim..

Ucuzluk üretme sürecinin bu kadar ucuz olmamasını istiyoruz ve umardık...
Temiz bir ucuz üretme süreci, tertemiz ve tam yasal zeminine ve tam bir yasal zemine oturmuş bir süreç kim ummaz..

---

Satın alırken A markası ve B markasında, fazla çalışma yapılıp yapılmadığı, ne oranda yapıldığı ve bunun ne oranda karşılandığını, belirli esneklikler sağlansa da genel anlamda iş hadlerine azami uyulup uyulmadığı, işçinin izin kullanıp kullanmadığı gibi .. konuları bilmek istiyoruz ve bu bir etikette yazmıyor. Devlet bu işlevi icra etmiyor. Sanırım serbest piyasaya müdahale etmemekten bunu anlıyorsunuz. Ya Yürütme işlevsiz ya da Yürütme Yasama bağı. Birini giderin...

Dar gelirle yukarıda dediğim seçimi yapamam sanırım ya da diğeri bunun onaylaması mı_?

Temelde işçi örgütlenmesi gerekiyor ama işçi örgütlenmeyi öğrenene kadar devletin koruması kollaması gerekiyor.
Devlet işçiyi değilde/değilse hadi onu geçtik yasayı korusun. Yasasını korusun. Devlet devletse yasasını bari korusun kollasın. Korumayacağı yasayı niye yapıyor.
Devlet devletse yaptığı yasayı korusun. o yasayı o yapmadı mı?
O yasa o devletin çocuğu...değil mi?
Burada yasamanın ne olduğunu/olmadığını ne demek olduğunu anlatamayacağım.açmayacağım bunu kitaplar yazıyor
Aşağılarda ilişkin bir yazım gelecek/verilecek. Kitapların yazmayacağı.. Okuyanlar bunu iyi okusun...
Benim 15 yıldır gezdiğim aynı çarkın içinde gezmek ister miydik?

"Devlet yasanın tarafında durmalı. Devletin tek tarafı bu..."
.,
-devam ediyor-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:48
Asgari Ücrette OECD ülkeleri oranında olmalıdır. Olmalı mıdır? Nasıl olur?/olmaz ya da ya doğru 1

Burada yazım hazırlarken OECD baz rakamlarını kurcalarken ve araştırırken bazı haber sitelerinde Almanya için Asgari Ücret-in 1000-1200 Euro yazdığını gördüm. Haber yazımcısından Almanyadaki saatlik çalışma ücretini/koşullarını/biçimlerini öğrenmesini ve araştırmasını ve bu yazımını düzeltmesini hatta tekzipini rica edeceğim. Biri bana hesaplasın Almanya da 45 saat çalışma kaç para ediyor;? 45+ saat çalışma ise kaç para ediyor?

Türkiye de hafta da 45 saat çalışılıyor ve aylık çalışma süresi 225 saatten hesaplanır. Ben bu rakamlarla Almanya da asgari Ücretin 2.000 Euro kadar olacağını yani bu kadar çalışmanın bedelinin bu olacağını söyleyebilirim ki hesabı iyi ve doğru bilmiyorsam ya da bu yanlışsa ve eksikse sadece çalışılmış gibi sayılan haller denilen bir hafta tatilini ve aktif çalışılan 45 haricini de bu hesaptan düşelim. Yine de sanırım 1700-1800 Euro gibi bir rakam bulurduk... Dediğim gibi Almanya da ki hesabı bilmiyorum...

Almanlar Almanca çalışıyor ve Almanya da Almanca çalışılıyor

Türkiye de çalışma saatleri ve koşulları 45 saatinde çoğu zaman üzerine çıkmaktadır. Serbest zaman denilenler bağımsız değildir yutulur işçi izin kullandırılmaz. Tabi bunu Almanya gibi bir ülke ile kıyasladığınızda çalışmanın çok otonomlaşması ve insanın makinalaşması/makinalaştırılmsı gibi durumlarla kıyaslayıp bazen gözardı ediyoruz.

Öte yandan Asgari Ücret denilen amiyane basit ücrettir ki vasıfsız yeni iş başı yapan tecrübesiz vb. çalışana uygulanması gereken bir basit ücrettir

İşsizlik Ücreti/Ödeneği ya da İşsizlik Nafakası

Bu sosyal devletin bir gereğidir. Ancak konu bu değil. Elzemdir.
Bugünkü piyasa dengesizliği/güvensizliği denilenin de bir nedeni ve olmaması zaten çürümenin gereği mi?
Bu çok önemli gerekli ve hızlı eklemlenmesi gereken bir yapısal . Hem tüm sorunların çözümü için görmüyor musunuz?
Tüm tüketici reflekslerini özellikle biriktirmeci korumacı yastık altına sokmacı tüm tüketici reflekslerini de giderebilir ...akar

Niye biriktiriliyor? Kıtlık mı görüldü çekildi. Cimrilik nasıl gelişir mesela..

Su akmıyorsa depolarım, akıyorsa başında içerim ya da ordan oraya taşırım ve ama taşıma amaçlı su depolarım . Saklama (geleceğe saklama) amaçlı su kullanımı ben duymadım. Su kıtlığı için su depolayan gördün mü?
Bu su para oluyor. Su döngüsü gibi para döngüsü var hiç eksilmez, döner döner sadece piyasa da döner durur....
Para için döngü yaratın ve döngü (dolaşım-akış vb.) tabirini kullanın lütfen doğru iyileştirme de..

Hala yaya ve kabile devleti olduğumuzu gösteriyor. Dörtte bir asgari ücret bile olsa sosyal hayat nafakalanması
Gidip belediye kapıları çalıp dilenmeden ve makarna ve kömür için kuyruğa girmeden ve bir sürü sosyal yardım kapısı aşındırmadan, kaymakam huzuruna çıkmadan, ve diğer yardımlar...

Ya da devleti onu yürütebilene vereceğiz ve bütün açları nasıl doyurduğunu ve dilendirmeden bunu nasıl yaptığını en azından denediğini ve bunun için çalıştığını göreceğiz ya da diğeri.

Niye Almanya yapmıyor mu? Türkiye demekle Almanya demek arasındaki fark ne?

Kullarını, aç ve aciz kullarını doyuran büyük organizasyon

Bu (işsizlik nafakası, sosyal nafaka benzeri) çok önemli gerekli ve hızlı eklemlenmesi gereken bir yapısal .
Niye eklenemiyor?

Türk Halkı/Milleti bunu kötüye kullanır? Çalışmaz yatar para bekler
Eşine dostuna ahbabına sigorta yaptırır kendini attırır ücret alır..

Peki işten atılmasa da herkese verilince de bu olur mu?
Peki çalışırsa eğer 4 katı 5 katı ücret kazanabilirse ,iş bulma kolay olsa, piyasa kolay olsa ve bolca da alternatif iş olsa yine de bu olur mu?
Peki bu sorun nasıl çözülür o halde bana mantıklı bir yol bulun-bulalım...

İşsizlik fonunda ne kadar para birikti? Bu fon neden kuruldu kurulurken amacı neydi? Bunu kim yaptı yapıştırdı?

Fonda para biriktiği ve yıllar geçtiği halde halde neden hala aynı yasa. O para ücretlerden kesile kesile ve damlatıla damlatıla o fonda birikmedi mi? Para nereye harcanıyor? Ne yapılıyor? Bunu yapanların yaptıranların da mı vicdanı/kemikleri sızlamıyor?
Saçın onu geri yatırana saçın o halde... Bire bir pay saçın/geri saçın ya da olmadı eskiye göre 2 pay işveren 1 pay işçiye geri verin...

Hükümetler devrolunurken ibra oluyor mu? Ya da ibra isteniyor mu?

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:48
.
"Devletin yasası olur tebaası değil!"

(Bence eğlenceli bir yazım oldu. Bu doğal haliyle kalmalı! ve verilmeli. Bu akademik bir şey değil sonuçta ,arayışlar)

Neden Asgari Ücretin OECD Seviyesinde Olması'na Gelirken

Bu kendini açıklıyor ama bilmeyen için ve aşina olmayan için

Tüketici Yaratmak,Tüketici Yaratmak,Tüketici Yaratmak

Piyasanın gerçek potansiyeli__??
ya da

1-Tüketici Yaratmak 2-Tüketici Yaratmak 3- Tüketici Yaratmak

Matematiksel ya da Düşünsel Üretimler,

Neden -yüksek ve artan ve sürekli de artan asgari ücret çünkü

Üretim yapmak/yaratmak için tüketimi desteklemek
Üretim için tüketimin önünü açmak.

Tüketim yapmak böylece de üretim yapmak, sağlamak. Tüketim bitince üretim devam eder artar ya da başlar. Para artarsa tüketim artar. Gelir hem para artar hem paranın dolaşımı hızlanır. Harcama hızı da artar. Piyasa hızlanır-işler.

Üretim yapmak için bol bol tüketim yapmak/artırmak gerekiyor. Bol bol üretim yapmak için da bol bol tüketim sağlamak yapmak gerekiyor...

Üretim artırmak/sağlamak için tüketim artırmak/sağlamak gerekiyor. Bunun için de -eşit- para ve gelir sağlamak gerekiyor. eşit.hepsi birbirine eşit. başka sorun yok. döngü..

Üretim Tüketim Kabızlığı bir arada. Yeme-Boşaltım gibi bu ikisi bir

Tüketilemediği ya da hızla tükettirilemediği için ürettirilmiyor
Bu da uygun gelir ve yeterli para sağlanmadığı için oluyor.. Yani gelir azlığı ve düşüklüğü üretimsizlik ve düşük üretimdir, sınırlı üretimdir. Gelirler üretimi de artırır.

Üreticiyi desteklemek ve geri beslemek için tüketiciyi destekleyin..
Önce tüketiciyi besleyin ve destekleyin, o üretim besler ve destekler, böylece de üretim artar. kolay

Çalışan aynı zamanda tüketendir ve müşteridir.
Alıcı yine çalışan. Piyasada ki tüm,hizmet, ürün alıcıları yani müşteriler yine çalışanlardan oluşuyor.

Üreticinin cebine de tüketiciden geliyor ve akıyor. Bu ikisi arasında dönüyor .döngü..

Üreticiye para veren tüketicidir. Tıpkı maaş verme gibi bu ikisi aynı şey...
Satınalma işlevi ve maaş ödeme. bunlar aynı şeyler.
İşveren de emek satın alıyor ve o emek için bir müşteri,alıcı..

Üretilen tüketilebilir ve tüketilen üretilebilir

Üretim yokluğu (ya da azlığı (tüketim yokluğu ;(yoksunluğunu ya da azlığını) gösteriyor. Bu da para ve gelir azlığını, sirkülasyonsuzluğu, işaret eder.

Sirküle olması için sürekli harcanması gerekir, sürekli harcanması için birikmemesi/tıkanmaması ve paranın da kıt olmaması gerekir. bunun için gelirin de az olmaması gerekir. Artan gelirin korunması gerekir. Artan gelir çok para ve çok harcama. hızlı para kolay para .
Çok tüketim çok üretimdir.

Parayı nerden bulacağız?
Parayı bulmayacağız. Geliri artıracağız bu para sağlayacaktır.. eşit..kuramsal/nazari

Tüketim yaratmak ve böylece de üretim yaratmak,
ve yani (gelir artırarak çok ama çok) kolayca Tüketici Yaratmak ve Ve Tüketici ve tüketim-gücü Artışına bağlı Üretici ve Üretim Yaratmak. Bu ikisi de bir/beraber.. olurdu.. Güçlü para-kolay para...

Neden -yüksek ve artan ve sürekli de artan asgari ücret çünkü

üretimi teşvik etmek için..asgari ücreti yükseltin daha da yükseltin daha da yükseltin ne kadar üretilirse o kadar yükselir...
denge aranır dalgalanır aranır
uluslararası piyasalarla da eş-rekabetin dengesi aranır. piyasa bunu kurar aranır bulunur kurulur -kendinden.. açıklıyor
bu haliyle rekabet edebiliyor musunuz?
kendini açıklıyor..,
Üretimi döndüren tüketim mi ?
Üretimi getiren tüketim mi?

Üretileni kim tüketecek? Tüketiciye para verin ve alsın kendini açıklıyor.
Artan gelir artan tüketim o da eder artan üretim... O da eder azalan işsizlik. Artan para eder.. Bunda bir yanılgı var mı?

(Aradaki para devletin icra göreviyle ilişkili.Devlet icra edecek.İşini yapacak yani. Para sağlayacak. bildiğim kadarıyla para basma yetkisi sadece devlete verilmiş o halde ben basamam tabi ki devlet basacak. Aradaki parayı devlet basacak..)

Üretilene eşit tüketiciye para verin. Tüketiciye üretilecek'e eşit ön para yansıtın/sağlayın. ne kadar ve ne hızla üretilmesini ve ne kadar çok üretim istiyorsanız o kadar gelir artışlı denk para sağlayın..
Ne kadar az işsizlik istiyorsanız o kadar çok üretin, yani o kadar para üretin yani o kadar gelir artışı üretin

Ne kadar üretim istiyorsanız o kadar tüketim hacmi (bu da) eşittir gelir hacmi yaratın.. Ne kadar istiyorsanız o kadar

Gelir hacmi eşittir üretim hacmi

tabi gelir tek elde depolanmıyorsa/sınırlı ellerde sınırlanmıyorsa ve yaygınsa ve dışa kaçmıyorsa vb. 1 -

Her üretilen eşit her tüketen ve tüketilen buna dikkat edin buna eşitte para ve tüketici gerekir.
Her üretileni alacak eşitlikte tüketici ve para-sı gerekir. Aksi taktirde üretilemez.
Daha çok satmak ve üretmek için daha çok satın alacak parası olan tüketici gerekir bunu dışarıda aramayın içerde var...

=Tüketiciye para sağlanırsa üretim artar. Denklemde hata var mı şimdilik

Tüketim döngülerini üretim ve üretim döngülerini tüketim

Tüketim döngülerini üretin ve üretim döngülerini tüketin bunu neden anlamıyorsunuz?
Üretileni tüketin ve tüketileni üretin.Piyasa Ekonomisi..
Üretileni tüketin tüketileni yeniden üretin
ve tekrar tüketin
-çözümleme-

Bunu anlatmaya gerek yok. açmaya

tüketin..artan tüketin diğer durumda para bir elde birikirse kısıtlanırsa bu tüm üretilen tüketilir mi? bakın üretilemez bile. Ne kadar tüketilecek para varsa o kadar üretim olur.
Bunu bir kaç kişi mi tüketecek bunları neden anlamıyor sun?

Para ne kadar varsa o kadar tüketilecek
Gelirler ne kadar yüksekse para o kadar çok olur

(Ev alır araba alırlar diyorsak çözümlenebilir denge noktası aranabilir. Ev fiyatları yükselebilir ,piyasa doygunluğu aranır bunlar çözümlenebilir. Dışa para akışı olur bunlar çözümlenebilir denge noktası ve diğer dinamikler aranır.
Mütayit çok kazanır diyorsan piyasa/ekonomi dengedir. İnşaat işçiliği 15 bin felan olur ağır iş olur. Sonra artar. Kaçak işçi göçmen işçi izin vermezsin..)

Tüketicide de para çok olmalı ki daha çok harcasın ve daha çok kazan..

Artmış gelirde araba da üretirsin
Dışa satma ya da dıştan alma denileni şimdilik işin içine sokmayalım

Sınırlı tüketici sınırlı tüketim dolayısıyla üretim sınırlı mı?
Sınırlı elde para varsa sınırlı tüketici var sınırlı tüketim var ve dolayısıyla da sınırlı üretim var

-Dış satış, dışa satış artırma refleksleri 80'ler inceleyin.. Dışarıdan içeriye para girişi için..

Herşeyi dışa satmıyoruz. Hiç bir şeyi dışa satmıyoruz. Dışa ne satıyoruz ki....

Üretim ve tüketim birbiri ucuna bağlı şeyler. Birbiri ucuna eklemlenmiş örülü şeyler . Biri başı biri sonu gibi. Gelir bununla ilgili. Ne kadar gelir varsa, para var o kadar tüketim hacmi olur. Ne kadar tüketim hacmi olursa da o kadar üretim hacmi olur değil mi? Bu yanlış mı? bu teorik yanlış mı? Eksik mi?
Ama ..
Bu amaları alacağız...duyacağız...

Toplam gelir kadar toplam para ve üretim tüketim ve hacmi var mı yok mu? olur mu olmaz mı?
Ama dış piyasa
Peki ya iç piyasa

ya da
1- Üretimi Teşvik Emek
2- Üretim Yaratmak
3- Hükümet-ler-in yıllardır yaptığı bütün hatalardan dönüp bunun işe yarayacağı görmek ya da aslında çözümün bu olduğunu farketme..

Düzen Yaratmak
Ülke Yaratmak
Ekonomi ve Üretim ve Güç-İstikrar Yaratmak
daha sayalım mı?
İnsangücü ve güven yaratmak
Hukukun üstünlüğü Yaratmak
ve Hukuk Devletini korumak ve ya da Varetmek
iç-dış eşit ve eşitlikçi gerçel rekabet

Türkiye de bu söylenmiyor ayıp.
Yok piyasa uymazmış millet işten çıkarılmış işinden olurmuş. Olurmuymuş öyle şey
Tüm bu dedikleriniz saçmalık ve saçmalığın daniskası

Matematiğin ruhu ve vicdanıyla yazıyorum. Öyle sanıyoruz..

Neden Asgari Ücretin OECD Seviyesinde Olması Gerekir?

Yani üretimi artırmak amaçlanıyor
daha da yani ; üretimi ve tüketimi artırmak amaç sonuçlanıyor. bu ikisi bir ve elele::

"ictenlik"
21-01-2019, 19:49
SGK sı, İş-Kur'u ,Vergi Dairesi ve Defterdarlığı, Nüfus Müdürlüğü, Tapu Dairesi

e-devlet olabildiniz mi?

Bunların her ilde ayrı ayrı ofisi var. Örneğin ayrı bir bina yerine bu İş-Kur arkadaşa bunların çatısı altında bir iki oda verilemez mi_?
Küçük bir kurum bu. Bir iş görmüyor zaten. Sahi İş-Kur kime iş kurmuş ya da iş ve işçi bulmuş...

İş-Kur'un Ne işe Yaradığı İşe Yarayıp İşe Yaramadığı

Bir ara piyasadaki kariyer siteleri bir arayüzle web'e yan internet dünyasına uzandılar. Oradan özgeçmiş oluşturup işverenle buluşma sağlanacaktı sanırım. Sonra bu kaldırıldı sanıyorum. Açık özgeçmiş database'i sorun olmuş olmalı. Burada ne oldu. Mahrem ve özel haklar mı? Kariyer siteleri baskısı mı?

Bir Kariyer sitesine özgeçmiş yükelemişseniz para-sı olan herkes isterse görüntülebiliyor zaten ..

Kişi bunun nasıl ve hangi koşullar altında kim ve kimler tarafında görüntüleneceğini belirleyebilirdi. Buna ilişkin ön tanımlar ve seçenekler oluşturuldu. Örneğin çalışırken görüntülenmek istenmiyorsa, A İşvereni görmesin istiyorsa , şu ilde olanlar görmesin istiyorsa gibi vb. bunlar seçilebilirdi.

Hacker ilanı veren devlet bunları mı yapamıyor?

Kayıtlı bir işsize pinti bir işverenenin kolayca ulaşmasında ne var. Çok yüksek ücretli bir beyaz yaka hariç hiç bir ilan sitesine beş parayla da olsa ilan vermek istemez.

Şuna benzer bir şeye hayatında bir kez olsun herkesin tanık olmasını isterdim. X kariyer sitesi bir ilan yayınlamış ve sen sevinerek iş arıyor başvuru yapıyorsun. Bir de karşı da olduğunu düşün. Bir bilgisayarın başında biri oturuyor ve bir ekran açmış. Ekran da verdiği iş ilanına başvuru yapanlar ve onların profilleri var. Bu size ilginç gelmeyebilir (burda ilginç olan ne? diyebilirsiniz) ancak oradan bakınca bu şey oldukça ilginç ve farklı gözüküyor.
Ağa düşmüş balıklar gibi mi desem?

İş-Kur'un artık ücretsiz bir kariyer ya da ücretsiz bir ilan sitesi gibi olduğu kesin ve eğer bir işverenseniz oradan ücretsiz ilan yayınlayabiliyorsunuz.

Peki bunu kim görüntülüyor?
Üye girişi yapmadan şirket adı vermeyen bu site de ne? Hangi kariyer sitesinde iş ilanları açık değil ya da firma adları bilmem ne gizli ?

İş-Kur'un Kariyer ilanları google'ın kaçıncı sayfasında çıkıyor. ?

"is ve kurs" yani isvekurs.com diye bir site var bakın o değil. O bir ilan yayınlama ve kariyer sitelerinden ilan derleme sitesi.

Tüm bu işleri kim koordine ediyor? İşişleri Bakanı mı?
İşsizliği Düşürün Talimatı Bakanlığı mı?

ve İşBaşı Eğitim Programı Saçmalığı ya da Kursiyer İşçilik ya da Benzeri

Şimdi bunu nasıl anlatmalı bilmiyorum. İşverene işçi lazımsa bulur. Ben devlet olarak sana adam göndereyim sen seç beğendiklerini al diyemezsin. Kadro böyle açılmaz ve oluşmaz. Bu doğal süreç. Oraya insan eklemleyemezsin, orada ek iş oluşturamazsın, bunu yaparak oraya aslında fazladan adam çekemez ve yerleştiremezsin/sokamazsın. Devlet bunu yapmamalı. Bunu durdurun. Bu ticaretin mantığına ters.

Bu Tekstil gibi bazı sektörler de çok kısmen işe yarıyor çünkü dikiş zamanla öğrenilen bir şey mesela ama onlar için de yapmayın başlarının çaresine baksınlar-bunlara güvenmesinler..
Yurtdışında millet ucuz entari giyecek diye yapılıyor bunlar ve tekstil de yaşam ortalaması 12 saat. İş yetiştirme maratonu var. Tam bir bilgisayar oyunu . Öyle bir şey görmedim. Biri yukarda bizi kompütüre takmış oynuyor olmalı...

Bir kere İşBaşı Eğitim Programı ya da İş-Kur Kursları ya da Kursiyer İşçi ve Meslek Kursu ya da Meslek Edindirme Kursu nedir?

önce onu anlatalım..

Bunun ne olduğu internetten de araştırılabilir. Ben bir tanımlama veremedim. Devlete göre mi? işverene göre mi? işçiye göre mi?
Bir de kime yazayım İşverene mi? devlete karşı mı? Yani lafı kime anlatayım o da önemli..

Peki yukarıdaki cümleyi bir şöyle açalım.
İşverene işçi lazımsa bulur. İşveren işçi bulamıyorsa ve uygun meslek elemanına ulaşamıyorsa bunun için İş-Kur var zaten, işlet. Ben devlet olarak sana adam göndereyim ,adamı ben yetiştireyim, yetişirken ben finanse edeyim, sen sonra çalıştır ya da sen seç beğendiklerini al ya da en az yüzde şu kadarını şu kadar ay boyunca çalıştır da bana o da yeter diyemezsin. Dememelisin. (Yasa koy otur oturduğun yerde)

Uygun Meslek Elemanı yoksa?
Bakın devleti işlevsizleştirmeyin. Peçete tutucu gibi..

Devlet bunun için Kurs açar ya da örgün eğitim var, teknik üniversiteler var.

(Bugünkü Eğitim Sisteminin Sanayi Devrimi Sonrası buraya işgücü yetiştirmek üzerine tasarlanması üzerine bir yazı yorum ya da kitap benzeri olmalı onu hatırladım)

Okullar Sanayi için meslek kurslarıdır zaten.. ya da onun sitemi için
Okullar evet Sanayi sistemi için meslek edindirme kurslarıdır. başlı başına bu tartışılabilir. Orda okul yok. Orda bir şey öğretmiyorlar. İtiş kakış eleme seçme ve devirme, devşirme ,evirme çevirme uyumlaştırma her şey var

Sonuçta devlet "Meslek Edindirme Kursu ve Kursiyeri" adı altında piyasa da işveren eliyle işçi çalıştırıyor. Bu cümle olmadıysa şöyle yazalım. İşveren devlet eliyle iççi çalıştırıyor. Parasını da bir güzel finanse ediyor ve veriyor.

Devlet ama işsizlik rakamlarını düşük göstermek için bunları kursiyer işçi gösteriyor ve bunun refleksinde
ama devlet iyiniyetli farketmez.. bu ikisi bir. sonucu bir


Devlet bu yolla Asgari Ücretin altında düşük ücretle vergisiz sigortasız insan çalıştırılmasın kendi aracılık ediyor ve çanak tutuyor

Bunu yapmayın. Onlar kursiyer değil çatır çatır çalışıyorlar ve çalıştırılıyorlar
Parayı devlet veriyor diye öyle olmuyor piyasa da. okullarda ve berberlerde bile o kağıtlardan var. Bu işyerinde İş-Kur İşbaşı Eğitim Programı ...

Adamın sigortası yok. Devlet devlete vergi mi verecek. Kazancın vergisi var ve yok

İşleme maliyetini düşürüyorlar ve sonra bunlar çıktıklarında ters yüz oluyorlar
Diğer taraftan kırk kişi çıkarıp kırk kişi alanı mı istersin. Bir çok il de suistimal nedeniyle bu kurslar sonra iptal edildi. Suistimal özünde var. Amacı sahte..
Bunun yorumu inanın çok uzun.

Küçük (Büyük orta da var kimi) İşletmelere yapılan bu yardım (kıyak) sonrası bu yardımlar durduğunda bu yapılar oldukça bocalıyor. Bu yapıların getirdiği ek kazanımlar hariç maliyetlendirme yapmayı bilmedikleri için bu düşük düşük fiyat gibi avantajları beraberinde getiriyor gibi gözüküyor oysa piyasayı geçici sürdürüyor. Ya da getirdiği gibi bu kurs bitince geri götürüyor.

Örneğin Almanya da ki gibi bir kamu çalışanını ve kamu denetmeninin/gözetmenini düşünün. O işyerini bir ziyaret eder. Gerçekten orada ihiyaç var mı bakar (kamu gözyüle bakar) Bir rapor yazar üstüne postalar..

Örn. Tekstil üreticisi bunu henüz dikiş bilmeyen elemanın yetiştirme sürecinde kullanbilir dedik ancak yine de maliyetlendirmesine bu yansıyor. Küçük üretici bu yolla ucuz satabilir ancak İşbaşı eğitimden aldığı ve parası devletçe verilen 40 kişi için kurs bittiğinde malını pahalı maledecek.

-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 19:51
İki kardeş biri kamudan kadro almış evlenmiş rahat evinde oturuyor?

Aynı boyda iki can-ciğer arkadaş, birlikte yetişmiş, yakın benzer zihinde zeka da. Biri A adında biri de B adında bir eğitim almış.
Biri devletten kadro ç_almış. Bu kadroyu ne karşılığında ç_almış?
Ne ödüyor? Statüko hizmetçiliği ve sistem bekçiliği mi? alttakilerin küçükleştirilmesi ve devşirilmesi işlemi mi?
çocuk zihni uyuşturması işlevi mi? ve sistemin jandarmalığı, otoriterliğin geçiştirilmesi propagandası mı? ve sistemin gardiyanlığı mı? buna ve tüm bunlara uymuyorsa ve ciğeri el vermiyorsa diğer ad da din bekçiliği mi? Din ve sistem trollüğü mü? Ne -alt- iş yapıyor ? fetö metö ne? kim ne?
_ara işi ve hatta henüz kendi bile henüz bilmediği ve keşfetmediği dış işi ne? trollük mü?

Tüm bunlar ne karşılığında nasıl oluyor?_
gülümseyen çocuk yetiştirme mi?

İki kardeş biri kamudan kadro almış evlenmiş rahat evinde oturuyor?
Asgari denilenin 2,5-3 katını alıyor. Bu böyle miydi? ?
Diğeri?
Diğeri, lanet okuyor vatanına.. sen buna vatan mı diyorsun bunu açayım mı?
.. etmeye başladı vatanına, başlıyor vatanına ,yavaş yavaş

A partisi B Partisi oluyor. Onun tabanı buna kayıyor. Z, C ye kayıyor...

Tüm bunlar da ne oluyor?
.
-devam edecek-

"ictenlik"
21-01-2019, 20:02
Arkadaşlar; ben bu Ekonomi, işsizlik, asgari ücret rakamı ve benzer sorunlar üzerine, geçenler de TÜSİAD başkanın bir röportajın da, "yapısal reform" ve İşveren için "ücretteki vergi yükünün gelişmiş (OECD) ülkeler seviyesine çekilmesi" gibi ifadelerini ve kendilerince ekonomik çözüm/çözümlemelerini de alarak kendi kaşıntımı da buna ekleyerek, kendimce bölük pörçük çözümlemeler ve karşılıklar yazmaya/üretmeye girişmiştim.

Yani; İşvereni temsil edenler konuşuyor, Piyasayı ve Devleti Temsil edenler konuşuyor. (Kendi nezdimde ve kendi üzerimden) Kamu/Halk ve İşçiyi ya da amiyane Bireyi temsil eden -geçerli- bir geri bildirim-i üretmeyi denedim. Umarım bunları biraz da olsa toparlayabilir ve geçerli bir kılığa büründürebilirim..

Duyarlar duymazlar onların problemi.. -Bilgi- benim problemim değil! -;?kime lazımsa?artık?

Biliyorum yazımlarım biraz dağınık. Okunması zor ve bölük pörçük geliyor mu?. Kafam böyle oldu benim yaşantım sonucu. Bir süre sonra böyle oldu, sonradan gelişen/değişen sağlık sorunu ve zihin durumu gibi bir şey..
. Eğer beni 5-10 yıl 15 yıl önce tanısaydınız (akademik düzeyde olmasa bile) yukarıda dediklerimi daha derli toplu ve daha açık biçimde yazabildiğimi ve kendimi ya da diyeceğimi çok net olarak, keskin ifadelerle ,başı olan bir bütünlüğü olarak ve hiç bir detayı atlamadan nasıl kurguladığımı ve yazabildiğimi ve kendimi bütünüyle nasıl anlatabildiğimi de görebilirdiniz.

Yazımlarımın her nasıl olursa olsun filozofik değeri olabileceğini çünkü sosyal gözlem tadında olduğunu ya da objektif tarih kayıtçılığı nüansı arayışını denediğini düşünüyoruz.

Son sonuçta ve özetle dediklerim modern çağcıl sosyal hukuk devleti ya da azıcık sosyalizm kamuculuk ve devletçilik demeye geliyor ve getiriliyor olabilir. Benden önce bu söylenmiş -açık- olabilir. Tersinden söylüyoruz o halde...

"ictenlik"
21-01-2019, 20:11
Yabancı Sermaye

Yabancı sermaye ya da yabancı yatırımcı deneni ben anlamıyorum. Sömürününün uygarlaştırılmış biçimi mi?

Hiç bir zamanda anlamayacağım anlatmayın. Vermeye mi geliyor. Almaya geliyor. Bir (1) koyup 1,+ herşeyi almaya ve kendi ölçütünde parasını ve gücünü artırmaya, kazanmaya, geliyor. Küresel tefecilik ya da küresel tefeci ya da küresel tüccardan sözediyoruz

Yani 3-5-10 giriş oldu. Aynı oranda çıkış olacak hatta daha yüksek oranlarda çıkış olacak...
Bu bilim, teknoloji ve sanayi üretilmesi gerekeceğinin ya da her türden üretim gereğinin üstünü mü örtüyor? ya da diğer yapısalların ve sorunların...

-Matematik kullanın ve sadece matematik kullanın ve matematik bu işe çözer
Problemi bir matematikçiye verin. Ekonomiyi oturun -baştan sona- anlatın ve ondan geçerli bir çözüm rica edin ..

Ekonomi değil Matematik Bakanlığı kurun diyorum ya da tersinde Ekonomi Bakanlığını ülkedeki en iyi Matematikçilere verin diyoruz..

Bir Senfoni

Piyasa da nakit sıkışıklığı var
Likidite darlığı var
Yabancı sermaye girişi

Hayır hayır tüketici de para yok
Gelir azılığı ve kıtlığı var
Paranın kendinin kıtlaştırılması ya da gelir denilenin baz ve çıpa cinsinden düşük tutulması sorunu var..

Bunu anlatmıyor muyum?
Bunu nasıl anlatacağım sana ve çağıma

"ictenlik"
21-01-2019, 20:11
Asgari Ücret, Ekonomi vb. Üzerine Yapısal/Yapısalcı İnceleme Çözümleme ve Gözlemler ve Notlarla İlgili Ek Notlar;

2019 asgari ücretinin açıklanması, ekonomik kriz söylenceleri ve TÜSİAD gibi kurumların acil yapısal reformlar gerektiği gibi söylenceleri üzerine kendi çapımızda notlar almaya başlamıştık.

Yapısal Sorunlar Denilenlerin İncelenmesi

Yapısal sorunlar dediğimizde, muhtemelen yasal düzenlemelerden ve piyasa uygulamalarından ya da bunların birbirine uyumundan vb. den (piyasa gerçeklerinden ve bunun düzenlenmesinden) bahsediyoruz. Yapıdan sözediyoruz..

Daha önceki yazılarımızda da bahsetmiştik. Sanırım TÜSİAD ya da işveren yapısal reform derken, ilk etapta ücretteki vergi ve sosyal güvencelerin rakamsal yükünün yüksek oluşundan ve bunun aşağı çekilmesinden öncelikli olarak bahsediyor. Piyasa koşullarındaki çarpıklık ve uyumsuzluktan sözediyor. Bozuk yasamadan sözediyor. Daha sonra ise, piyasalara müdahale edilmesi ve bunun biçimi, diğer yasal mevzuat, örn. ticaret hukuku, gümrük hukuku, (bunun yanında yine demokrasi denilenin içsellenmesi, sosyal kamusal haklar, sosyal hukuk devletinin, yani yasal kamusal bir düzenin ve zeminin kurulması işletilmesi ve bunların dünya ve uygar ülkeler seviyesine geliştirilerek piyasalara güven verilmesi) vb. bir çok şeyi de bunun içine katıyor olabilir. Tüm bunlar ve fazlası da yapısallar evet ve yapısal sorunlardır.
Biz ise daha çok işçi ya da birey temelli olarak kendi gözlem noktamızdan kendi gördüklerimizi ekleyeceğiz.

Yapısal reform derken örneğin bu ülke de Muhasebeci, Personel ve İnsan Kaynakları Elemanı, çözümcüsü vb. bir pozisyon da işgörmüş ve çalışmışsak ve ilgili yasalara aşinaysak "bu ülke de nasıl yasa yapıldığını ve bunlara uyum sağlanıp sağlanmadığını ve bu yasaların nasıl gün be gün değiştiğini ve eklemlendiğini biliyoruz." Muhasebeci ya da Mali Müşavir her gün ve her an sirküler ve yasa takipçisidir, takip etmelidir.

Bu ülke de yasalara piyasaların ya da kamunun verdiği bir refleks var. Uyup uymama ve işine geleceği biçimde yasayı delme refleksi. Gelişmiş bir Avrupa ülkesinde bunu göremeyebilirsiniz. Yasanın deliği aranır, gediği aranır ve açığı mutlaka aranır. Türkiye de piyasalar işine gelmiyorsa o yasayı kullanmak istemez. Ya da cümle şu. Türkiye de piyasalar işine gelmiyorsa (ya da on da eşitlik adalet görmüyorsa ve kendince bir uygunluk bulmuyorsa ya da muhasebecisi o yasayı kullanmayacaksa ve bozuk buluyorsa) o yasayı kullanmak istemez. Yani ya yasa koyucu da, ya yasa yazıcı da, ya da tüm bunların bağında da problemler olduğunu görüyoruz.
bu sorunu çöz yasası yapılıyor ve isteniyor sanırım...yani örneğin iş yasası değil de işsizliği azaltan yasa isteniyor. Daha fazla vergi geliri üreten yasa isteniyor sanırım..

Öte yandan "yasa koyucu da yasa yazma bilinci ve bu konuda yerleşik bir anlayış yoktur." Yasayı kullanacak ve uygulayacak tabanla da bilgisel erişim sorunları vardır. Yasalar sorun çözmek için son an da üretilir. Ya da burada bir yazılmışı var dursun mantığıyla yasa yapılır. Hep bunları biliyoruz zaten.

Hükümet, Meclis Parlamento vb. denilenlerin yasama işlevi henüz çözülememiştir ve keşfedilememiştir. Meclisin başlı başına yasama demek olacağı anlaşılamamıştır. Tüm bunların uyumu ve ahengi ve nasıl çalışacağı yani aslıdna modern devletin ne olduğu ve devlet kuramı bilnmiyor/çalışılmamıştır. Kabile devletiyle krallık arası yönetim biçimi ve erki:: Demokrasi kültürü içselleştirilememiştir denilebilir ama meclis denenin bir yasama organı oluşu ve yasamanın ne demek oluşu bilinmemektedir/çözülememiştir dersek hiç yanlış olmaz. Bu konu başlı başına bir inceleme ve yazım konusu da olabilir.

Modern devlet kuramı ve siyasi düşünce tarihi/geçmişi dediğimiz bir şey var:
bunun bir temel eğitiminin vizyonu bu siyasetçi denen de olmalı-sağlanmalı..

Toplumda yerleşik olarakta yasaya uyma bilinci, yasa koruma uygulama bilinci yoktur. Yasa yazıcı kadro olmadığından sözetmeyeceğiz. Bu konu da oldukça yetkin ve donanımlı beyingücü orada duruyorken işletilemez. Tüm bunlar siyasi idarenin kontrolündedir ya da günübirlik geçiştirici yönetimine tabidir. Burada bilmediğimiz bir şey olduğunu sanmıyorum-belgiliyoruz ve kaydediyoruz sadece üstünden geçiyoruz.

Burada yasa kavramının felsefi incelemesinden de sözediyoruz. Toplumsal belleğin bunu kabulünden, bunun topluma anlatımından ve içsellenmesinden sözediyoruz. Kurallar koymanın ne demek olduğuna inelim... Yine açması geniş bir konu ve zemindir. Asıl yapısal denilen budur. Konunun asıl zemini ise tam burası.

Yasa herşeyin arasındaki set gibi. Ya da çözüm noktalarına çekilen set bariyer gibi. İki şeyi birbirine bağlayan. Seni ve bir arada tutan yasadır. Yasa herşeyi birarada tutan şey.. Yasa olmasa dağılırdık...

Bu meclis çatısı altına girenlere, Anayasa vb. bile okutmadan önce yasamanın, modern devlet kuramının ne olduğu, ve ya da çok kısa bir siyasal-kuramsal düşünce tarihi gibi bir temel eğitim verilebilir. Ellerine anayasa kitapçığı tutuşturmadan önce bununla birlikte küçük bir temel eğitim kitapçığı tutuşturulmalı ya da bunların kısa bir kursu olmalı
Yani kursiyer vekil adayı...

Vekil Sunucu denilen bir şey var mesela. bunu geçelim de;

MilletVekili/UlusalTemsilci ya da Halk Temsilcisi/Sözcüsü denilebilenin yeminin ilk harfi bir kere; "yasamanın ne demek olduğunu araştıracağıma" diye başlayıp/başlamalı ve namusum üzerime yemin ederim diye devam etmeli ve o yeminin ne demek olduğu, ne ortaya koyduğu da bir hatırlanmalı/hatırlatılmalı....

İkinci olarak örneğin;
ve topluluğumu/toplumumu bana kendilerini temsil ödevi yükleyenleri temsil edeceğime...

Eğer teknotratlar tüm işi yapacaksa ve bürokratlar tüm işi yapacaksa da emir buyurmak değilde teknokrat ve bürokrat lafı dinlemek (ve podyum olmak) denilen bir öğrenilmeli... Saygı öğrenilmeli. Kimin nasıl sayılacağı...

Yönetme erki diye bir erk var mı bilmiyorum. kökünde yön ve etmek ifadeleri var bunun. Kanun koyma ve kanun yürütme var..
İdare kavramımız var. durumu idare etmek. İdare geniş bir kavram.

Yani yasal vb. yapısal reformlardan önce zihinlerde bir yapısal dönüşüm ve toplumun bilinçlendirilmesi, bilgilendirmesi, demokrasi vb. denilenlerin içsellenmesi gibi süreçlerin yapısal kabulü ve anlayışı gerekiyor... Birinci-l yapısal reform tabi ki buralardadır.

Bu ülkede yasalar derme çatma yapılıyor ve yapılır. Sonra yapboz. Yapılıp bozulur, ucuna ve sonuna eklemlenilir. Eski metinler pek kurcalanmaz ve düzeltilmez. İşin aslına bakarsak örneğin İş kanunu gibi bir Kanunla sanki o mecliste ve hükümette de kimsenin neredeyse işi yoktur ya da pek ilgilenilmez. Diğer siyasi kargaşadan kendine yer de bulamaz zavalllıcık.
Yasalar durumlar/sorunlar birbiri üstüne binince ve meslek odaları bastırınca düzeliyor sanırım sadece...

Kaç yıllık İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu gibi kanunlar piyasalar ve ilgililer bilgililer ordayken, yıllardır işletiliyorken ve bu yasanın tüm açık ve delikleri bu anlamda ilgililerce bilinirken bu yasayı yenileyebilecek bir çok aklı evvel varken düzeltilemez değiştirilemez ve yıldan yıldan tuhaf eklemelemelere/geçiştirmelere tabi tutulur. Burada bilgi akışı kanalları tabi ki önemli. Meslek kuruluşları ve odalarının sanırım sınırlı baskıları olabilir.
Örneğin İş Kanununun yıllardır Yargıtay kararlarıyla yamanan boşlukları zahmet edilip o boşluklara yamanmış Yargıtay kararlarının yasaya geri yamanmasıyla doldurulmaz..

Aslındaki yukarıdaki paragraftan bu ülkenin daha önce ya da tümden çözmesi ve gözetmesi gereken yapısal sorunları olduğunu buluyoruz. Ekonomik, kimliksel, toplumsal, dinsel, ırksal mezhepsel, siyasal vb. ayrışmışlık, demokrasi kültürünün, seçim kültürünün işletilememesi, devletin tabanı olmaması, modern devlet kuramının bilinmemesi, toplumculuk anlayışı, bu uzar gider böyle... (otokrat yoksunluğu mu denmeli bilmiyoruz...)

2004-2010 aralığında piyasalardaydık ve çalışıyorduk. İşimi gücümüz gereği bir çok Yasa, Yönetmelik, Yargıtay kararı vb. okuyorduk. Ben belki binlerce Yargıtay Kararı (Üst Kurul Kararı) okuduğumu söyleyebilirim. Ve ben de bu üst kurula (Yargıtay'a) karşı neredeyse şaşmaz bir güven geliştiğini söyleyebilirim. Kendimi de iyi bir yasa yorumcusu ve okuyucusu olarak ele alırsam Yargıtay kararları ve yorumları konusunda çelişkili ya da bulanık bir yargı kararı pek hatırlayamıyorum... Son noktayı koyma anlamında. Ki burada yapılması gereken evet sadece yasal tabanın incelenmesi ve uygulanmasıdır. Yerel mahkemeler ve hakimler bunu pek yapamıyor. Bir çok çelişkili ve hatalı karar ürettiklerini biliyoruz. Bunu bilseydiniz ne oluyor bu ülke de ya da ne yapıyorlar ki bunlar diyebilirdiniz. Yani bir Zanaatçılıkta örneğin bir dişliden çarktan geçmeden meslek erbabı olunmuyor. Eğer bu hatalı karar üretme dediğimi aynı şeyi başka bir mesleğe uygulasaydım eğer, örneğin doktorlara uygulasaydım vay halimize diyebilirdik. Örneğin bir doktorlar üst kurulu ve tanı doğrulatma/sorgulatma üst kurumu var mı?

Bu ülke de eğitim olduğundan sözediyoruz. Yazılı yasayı yorumlayamayan ve okuyamayan hakimlerimiz var ve bu kişiler yanlış karar verdikleri halde bir şey yapılmaz örneğin. Yani Yargıtay git kendini düzelt yasa oku demez hakime. Kararı düzeltir geçer. Yargıtay'ın tek işi budur. Yanlış bir karar verilmesi, bunun sorumluluğu kamusal değildir. Bu iş zaten bir üst kurula atılmıştır. Bugün bu üst kurullarında artık eski güveni vermediğini biliyoruz

İyi düşünürsek tek bir üst kurul tüm diğer hakimlerin işini yapıyor ya da yanlışını düzeltiyor. Diğer taraftan hakimde de yanlış karar vermeye dair net bir algı da yok sanırım çünkü nasıl olsa Yargıtay bunu karara bağlayacak ya da düzeltecek.
Ben şunu biliyorum. Ben iş hakimi değilim gibi bir algı vardı. Yani ilgili Hakim yok ve bir hakim iş davasına atanır. ve 50-100 sayfalık bir kitapçığı inceleyerek bir sorunu çözümleyemez. Biraz hukuk okuyuculuğu olan biri ya da herkes bilebilir. Eğer hakim davasına bir kaç gece çalışmış olsa yanlış karar üretebilmesi pekte muhtemel değil bu konu da...
Bunları da kişisel gözlemler olarak ekledim.

Dediğim gibi 2004 sonrasında bu yana bu konularla dolaylı bir ilgili olarak piyasa da çalışıyordum. 2011-2012 yıllarında sonra okuduğumuz yasal içeriklerde ve metinlerde tuhaflıklar oluşmaya başladığını biliyoruz. 6331 denilen bir İş Güvenliği Kanunu okuduğumu hatırlıyorum. Kanun yazımcılığı ve metin yazımcılığı anlamında yaşadığım şoku unutamam. Ne dediğimi anlamak isteyen biri bu metni biraz kurcayabilir. Eğer kanun yazımcılığı konusunda fikri yoksa da bir metni derlemek toplamak ve açmak ya da diyeceğini demek konusunda fikri olan biri ya da kimin gözünden nasıl neden yazıldığını ve yazar kalibresini/refleksini yorumlayabilecek biri..

Belki de ülkede tüm yasalar oturup bir bilinçle yeniden yazılmalı ve hatta ve adeta sıfırdan oluşturulmalı... Bu kolay. Meslek elemanları, akademisyenler ve diğer ilgililer/bilgililer toplanıp (sözde derme çatma görsel temsilciler yerine bellekli bilirkişi yöneltip tabi) özellikle de yetişmiş ve alanında uzman meslek elemanlarından da yararlanarak yasalar yeniden oluşturabilir.

Kaçak kat çıkıyoruz. Yasalara kaçak kıt çıkıyoruz Yıkıp bıkıp yeniden yapıyoruz. Siz bilirsiniz.

Belki tüm erkte ve erk kullanımı da gözden geçirilmeli, Ama bunlar sayılmaya başlanınca düğümlenen uzayan bir halat gibi uzuyor...

Sonuç olarak çok kısa şunu diyebiliriz. İşte ekonomik gelir ve refah artışı denen (toplumsal ayrışmanın dini tahakkümün önüne durulması gibi bir kaç ekle birlikte) artan eğitim ve iyi beslenme, toplumsallanma dahil bir çok ek getiriyle birlikte tüm bu sorunları çözecektir.

Gelir artışı refah artışıdır ama aynı zamanda eğitim kondüsyonu, temel hak ve özgürlükler bir çok şeyin çıpasını/çıtasını da dolaylı yükseltir. Bir kere asgari ve iyi bir beslenme olmaksızın?? Bunu düşünmelisiniz... Diğer durumda şunu demeliyiz bakın. Eğitim şart. Öğrenim -bilgi...

Yani sadece asgari ücret tabanı sorununa el atarak bir çok sorunda dolaylı çözülebilir. Bunu yadsımayın ve yavana atmayın...

Yani bu, bu hamle (asgari ücret değerleme/çıpalama) yapısal sorun denilenlerin çoğunu giderebilir, üstünü de örtebilir. Bu yapısal bozuklukları büyük ölçü de kendinden iyileştirebilir.

"ictenlik"
21-01-2019, 20:12
Devletin Anonimleşmesi ya da Yapısallaşması/Kurumsallaşması (Genişlemesi vb.) Süreci Serüveni

Otoriter, Otokrat Devletin Dönüşümü

[B]Modern devlet kuramı ve siyasi düşünce tarihi/geçmişi dediğimiz bir şey var:
bunun bir temel eğitiminin vizyonu bu siyasetçi denen de olmalı-sağlanmalı..
.

Bunun üzerinden gidelim ve bir örnekleme sunalım.

Bir tüccar başlar. Ya varyemezdir cimridir ya da sıkı ,kılı kırk yaran, hesapçıdır.
O çocuklarına devreder. Bu mistik yeteneği de devreder.
Çocuklar bunu alır bir aile şirketi yapar. Anonimleştirir, genişletir ve geliştirir. Bunlar olur. Limited A.Ş. olur. A.Ş. kurumsallaşma süreci/serüveni yaşar.

Hep bunlar olur-tekrarlar durur bu...
Altta ya da alttan böyle evrilir, devrilir..

hisse senetleri borsaya açılır, halka açılır genişler durur. Başka şirketler satın alır , başka ailelerle ve şirketlerle birleşir ve ortalık kurar Holding olur..

Şirketlerin, aile şirketlerinin, kurumsallaşması denilen bir süreç var. Gelenekçi etkilerin yıkılması, azalması. zaman alır.. Tüm bunlar daha geniş açılabilir .Sadece başlıklar veriyorum.izler..

Bu süreçte bunlar kırk muhasebeci çatlatır-lar. Tıpkı katır çatlatmak gibi.. Akıl ararlar.. Yavaş yavaş olur...

Tıpkı bunun gibi devletlerin de (modern devletinde) benzer dönüşümü ve evrimi var, süreci var.

İmparatorluk vb. devleti izi taşıyan bir devletin dönüşümü ya da modernleşmesini ya da bunu yapıp yapamayacağını, neyin nasıl yapılacağını hep bilikte izliyoruz. izliyor olacağız ...

Anonim kavramı anonymus..
Kuranı belli olmayan , Kuranı/yapıcısı kayıp yapı ve yaşayan

Devlet en sonunda anonoymusa, kırklara, karışır/karışacak...
Bunu gibi bir şey...

İmparatorluk tebaası izi taşıyan da bir toplum var ..ancak...
.

"ictenlik"
21-01-2019, 20:13
İşsizlik Sigortası ya da İşsizlik Nafakası ve Toplumsal Nafaka/Güvence

"Herkese yetecek iş her zaman yoksa işsizlik hep birilerinin dolaylı kaderidir. İşsizlik Nafakası/Geçimliği denilen sadece bunun farkedilmesidir. İş için sıra bekleme denilen boşlukta sosyal güvence yaratılması ve böylece toplumun bu süreci anlamasıdır/kabulüdür..

Sigorta Kavramının (Etimolojik/Anlamsal) İncelenmesi

Sigorta güven/güvence, teminat. ön koruma, güvenlik tedbiri ve önceden alınmış önlem vb. anlamına geliyor. Bunu biri hükümete ve diğerlerine anlatsın, o sözcüğün ne demek olduğunu anlatsın. Bunun niye yapıldığını anlatsın.

Güvende huzurda hissetme ve korunma anlamına geliyor. Bir barınağın en güvenli ve dayanıklı biçimde inşa edilmesi benzeri bir şeyi düşünün. Tersinde ise bir bina yıkılacak olursa bir yere önceden hazırda tuğla bırakmış olmayı düşünelim.

Up In The Air diye bir var. Orda tam şöyle bir cümle geçiyor. Amerikan Psikoloji Derneğine göre; İşini kaybetmenin travması tam olarak çok yakın bir aile bireyinin kaybının travmasına eşitmiş.
Aslında toplumun gözyumduğu da bu. Umursamadığı da bu.

Evine güvenmezsen huzursuz olursun yada orada uyumak istemezsin ve gönül rahatlığıyla uyuyamazsın, tedirgin olursun. Mutluluk tedirginliğin yokluğu ve bertarafıdır diyen Stoacı bir içerik vardır.

Bir devreye fazla elektirik akımı geldiğinde sigorta devreye girer.
Arabanı sigorta yaptırırsın böylece bir hasar oluştuğunda daha önce tüm araç kullanan herkesin ortaklaşa doldurduğu bir toplu bir havuzdan karşılanır.

Bu kavramı açmaya gerek olmadığını, kavramın aslının ne dediğinin anlaşılamadığını ya da anlamının çarpıtıldığını düşünüyoruz
Kavramın gereği henüz kavranmış değil.

Bir kere kişi çalışmaya hazır ve işsiz. Çalışmayı istediği halde hala işsiz . Nafaka/sigorta anlamını buradan öneriyorum. İş istediği halde iş bulamıyor ya da toplum kişiye uygun aracı sunmuyor. Şöyle düşünün bir Tiyatro salonu var 20 kişilik yer var ama 30 kişilik bir toplum var. Ya toplum 30 kişilik bir salon inşa edecek ya da o her zaman ayakta kalacak olan 10 kişi ile bir yolla barışacak.
Toplum bu sirkülasyon da arada ayakta kalanları çözümleyecek. Bir sonraki oturuma onları almalı değil mi?
Her sonuçta birileri ayakta kalacak. Bu sorun bireye ve onun kaderine indirgeniyor. Daniel Blake örneğini okuyun. bu öyküyü aşağıda açabilir, alıntılayabiliriz.
http://sendika63.org/2017/07/suruden-ayrilmiyorum-haklarimi-istiyorum-ben-daniel-blake-fatma-karakus-kacmaz-434794/
(Metin iyi bir çeviri uyarlaması istiyor. Örneğin sürüden ayrılmıyorum derken, "Bana bu senin sorununun ve kendi başının çaresine bak" diyorlar. Bu benim bireysel sorunum/hatam değil, toplumsal bir sorun ve kendi başımın çaresine bakmak istemiyorum ya da bakacak durumda değilim görmüyor musun?, bu senin de sorunun ve herkesin sorunu demek istiyor ve toplumsallıktan, toplumsal korunmadan ve vesayetten hatta toplumun vasilik görevinden ve ödevlerinden sözediyor.)

Piyasalarda güven refleksi diye bir söz ve tabir kullanıyorlar. Modern dünya bunu çözmüş. Biz bunu (yani işsize daha önce ödenmiş bir sigorta hazvuzundan geçimlik nafaka ödemeyi) karşılıksız para görüyoruz sanıyoruz ve emeksiz karşılık bağışlamak formunda alıyoruz. Bu bir yanılgılatma.

20 yıl boyunca hiç kaza yapmadan araç kullandınız ancak Taşıt ve kaza sigortası ödediniz . Sizce birilerine karşılıksız para verdiniz mi?

İşsizlik Sigortası demek bu araç sigortası gibi, bunu gibi bir şeydir.
Toplumun, insanın belirli asgari koşullarla yaşama hakkını temin etmiş, bunu önceden güvence almış, garanti etmiş ve bunu kutsamış olduğunu varsayalım ve buradan geri yürüyelim. bu herkese gerekli ve herkes için... Bu diğerinin başına da gelebilir. Bu senin de ve çocuğunun da başına da gelebilir.. Gemisini kurtaran kaptan değil! Hiç bir fırtına da batmayacak bir gemi..

İkinci bir örnekleme de ise askerlik ödevi gibi herkese çalışma ödevi ve borcu yükleyelim ve buradan gidelim. Toplum herkesi çalıştırıyor ve herkese de eşit para veriyor. Bunu istemiyorsanız diğerini düşünün... Çok geç olmadan..

Üçüncü örnekleme de ise, rastgele bir işsiz havuzundan işverenin seçim şansı olmaksızın işçi teminini yasalaştırın ve burdan gidin.. Bu dönsün... Sırası gelen işçi olsun iş bulsun... Diğerlerini yenen, ezen ve üstüne basıp çiğneyebilen değil...

Sigorta Kelime Kökeni
~ Ven sicurtà 1. güvenlik, emniyet, 2. kaza veya kayıp ihtimaline karşı ayrılan emniyet akçesi ~ Lat securitas güvenlik, emniyet < Lat sÄ"cÅ«rus endişesiz, kaygısız, güvenli < Lat se+ cura endişe, dikkat, kaygı, gözkulak olma â†' kür

Tarihte En Eski Kaynak
sikurta [ Bianchi, Dictionnaire Turc-Français (1851) ]
sikurita/sigurita [ Sultan ve Kamuoyu: Osmanlı Modernleşme Sürecinde.. (1840) ]
Önemli Not: Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.
Kelime Kökeni
Venedikçe sicurtà "1. güvenlik, emniyet, 2. kaza veya kayıp ihtimaline karşı ayrılan emniyet akçesi" sözcüğünden alıntıdır. Venedikçe sözcük Latince securitas "güvenlik, emniyet" sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince sÄ"cÅ«rus "endişesiz, kaygısız, güvenli" sözcüğünden türetilmiştir. Latince sözcük Latince cura "endişe, dikkat, kaygı, gözkulak olma" sözcüğünden se+ önekiyle türetilmiştir. Daha fazla bilgi için kür maddesine bakınız.


Geçici Köylülük, Geçici Ortak Mülkiyet Alanları vb. Önermesi

Biz bu konu da başka bir öneri olarakta doğaya dönüş ve geçici toprak-arazi mülkiyeti vb. kavramını hatta bunun kooperatifçileştirilmrsini ve bir işsiz korporasyonunu ve işbirliği modelini önerdik/önermiştik.

Kişi bir şehrin göbeğinde birden ebş parasız aç,açık ,evsiz işsiz kaldı. Bir sürü kamu arasizi var. Yaylalar, ovalar boş alanlar var . Nasıl düzenlendiği önemli değil. Nası lypaıldığı önemli değil. Her sonuçta kişiyi böylesine çaresiz hissettirmemekten ve buna dair bir düzenlemden sözediyoruz.

Evsiz barksız kalmış birine: "git orada bir boş ev var bir süre otur" demek gibi. Bu, toplumun önceden evsiz kalanlar burayı kullanabilir ve kullanacak üzerine teminatı ve bir anlaşması gibi. Anlıyor musunuz?
Orada kamunun bir sürü arazisi var uygun yeri kullan bir şeyler yap bakalım yapabiliyor musun demek ya da bunun güven sıcağına sığınmak.
Kişinin tümden mülkiyetsiz hissetmemesi, topluma bağsız hissetmemesi, toplumu mutlak ilgisiz, ve mutlak kötü addetmemesi ve karamsar hissetmemesi. bunu yorumlamıştık. Bunu şuradan yorumlamıştık
Benim baba toprağım var, köyüm var ben çökmem. Alır kendimi ve bohçamı köye giderim. Toprak kazarım, kuş tutarım, ot çiğner bir şey yaparım. Orda başımı sokacak bir yer her zaman iyi kötü var. Benim sigortam var. İşsizlik parasızlık ve diğer şeyler beni ne kadar ezse de, yorsa da tam anlamda belki yıkamaz/yıldıramaz ve incitemez çünkü dediğim gibi be nzor koşulalr dayanır ve savaşırım, bir köyüm var.
Bunun benzeri bir ortak köy kamusal köy, herkese ait köy ve mülkiyet ya da işsizlere ait mülk/mülkiyet öneriyorum...

Paranıza da kazandığınıza da diğerine lanet okutmayın. Eşit, yordamlı ilkeli adaletli bölüşün paylaşın yiyin.

"Kendi değerler yanıgınım için savaşıyorum" /savaş veriyorum/vereceğim.."..

Neyzen'in
Felsefemdir kitab-ı imanım, Taparım kendi ruhumun sesine, Secde eyler hakikatim her an, Kalbimin ateş-i mukaddesine
deyişi gibi...

"ictenlik"
21-01-2019, 20:14
Yukarıdaki Yazı Bağlamında Daniel Blake Örneklemesi

Daniel Blake öznesinde, günümüz dünyasında sıradan bir vatandaşın sosyal devletle imtihanı sayılabilecek bu hikayede başka bir coğrafyada da olsa hepimizin maruz kaldığı/kalacağı haksızlıklar gözler önüne seriliyor:

Ken Loach tarafından 2016 yılında çekilen “I, Daniel Blake†filminde; çalıştığı sırada ciddi bir kalp krizi geçirerek neredeyse iskeleden düşme tehlikesi atlatan marangoz Daniel Blake’in işe geri dönmek için verdiği mücadele anlatılıyor. Blake’in kalp krizi ardından işe geri dönmek için tamamlamaya çalıştığı bürokratik işlemler ise onun için tam bir ömür törpüsü.

Blake tedavi sürecinde çalışamadığı için, ülkesindeki sosyal güvenlik kurumları ile iletişime geçiyor. Onun hikayesi, İngiltere’de Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına İstihdam ve Destek Ödeneği işlemlerini yürüten bir şirket çalışanı ile doldurduğu standart bir form ile başlıyor. Kendi doktorunun aksine sağlık bakım uzmanının değerlendirmesi ile Blake’e istihdam ve destek ödeneği alamayacağı bildirildiğinde, hikayesi, her aşamasında ona kendini kötü hissettirecek bir dizi olayla devam ediyor.

(Alıntı yaptığımız orjinal metinlerdeki "sürüden ayrılın" ifadeleri tarafımızdan "bireyselleşin", "bireysel sorunlaştırın/içselleştirin"
"bu toplumun ve devletin sorunu değil senin sorunun" vb. şeklinde değiştirilmiştir. Biri bunu o yazının yazarına ve çevirmenine de söylemeli.)


Yaşamsal hakları koruma, sağlama ve güvence altına almak ödevini, bizatihi kendisi hukuki bir varlık olan devletten başka kurumsal yapıttan beklemek pek de mümkün görülmüyor. "Her bir bireye/insana eşit mesafede durarak tüm toplumun ortak hoşnutluğunu ve gelişimini odak almayan bir devlet ve siyasi iradenin varlığı ise tartışmaya açıktır. Otoriteler tarafından, her birimize grupluluktan/toplumluluktan bölünün ve bireyselleşin diye salık verilerek işgücü piyasasında rekabet kültürü kanıksatılmaktadır. Oysa devlet ve onun dönemsel yöneticileri olarak siyasi irade (ya da onu temsil eden) toplumun çobanı değildir; insanlar da sürü değildir.

"İşsizlik Sorumluluğunun Bireye Yüklenmesi"

Piyasa sisteminde istihdam yaratan iş yokluğu, günümüzde pek çok sosyal sorunun kaynağını oluşturmaktadır.

Vatandaşlarının vergileriyle finanse olan ve onları yönetme (sorunlarını çözme) erkini onlar adına kullanan devlet ve siyasi irade, bu çıkmaz karşısında "işsizliği" bireye indirgeyerek onu bir kamu sorunu olmaktan çıkarmakta; "Kendi başının çaresine bakmayı beceremeyenlerin kişisel sorunu" olarak görmeyi yeğlemektedir. Hâl böyle olunca devletler şirketleşmiş, şirketler devletleşmiştir; insanların işsizliği, açlığı, faturalarını ödeyememeleri, üşümeleri ya da hastalanmaları önemini kaybetmiştir.

Bu sorunların çoğu yüzeysel olan çözümleri ve bu çözümlere ulaşmak için insanları yıldıran bir dizi prosedürün varlığı ile -prosedür çerçevesinde "yapılacak ne varsa yapıldı" rahatlığıyla- insana dair çözümsüzlüğün kurumsallaşması sağlanmaktadır. Piyasada kıt olan işlere girme yarışında, herkes kendi başını kurtarma derdine düşmekte; bu konuda başarılı olamadıkça da yalnızlaşmaktadır.

Daniel Blake'in ifade etme fırsatı bulamadığı savunmasında dile getirdiği gibi:

"Ben bir müşteri, bir alıcı ya da hizmet kullanıcı değilim,
Ben bir kaytarıcı, bir beleşçi, bir dilenci ya da bir hırsız değilim,
Ben bir sosyal güvenlik numarası ya da ekranda yanıp sönen bir ışık değilim,
Faturalarımı, vergilerimi zamanında ve son kuruşuna kadar ödedim ve bununla da gurur duyuyorum,
Kimseye boyun eğmem, ama elimden gelirse komşumun gözünün içine bakarak ona yardım ederim.
Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum. Benim adım Daniel Blake,
Ben bir insanım, bir köpek değilim. Bu sıfatla haklarımı talep ediyorum.

Benim adım Daniel Blake, bir vatandaşım, ne bir eksik ne de bir fazlası…""

Tamamı ve Devamı için
.
http://sendika63.org/2017/07/suruden-ayrilmiyorum-haklarimi-istiyorum-ben-daniel-blake-fatma-karakus-kacmaz-434794/
http://cagandikenelli.blogspot.com/2017/07/issizlik-sorumlulugunun-bireye.html

"ictenlik"
21-01-2019, 20:15
.
İşsizlik ve İş-Kur İşsizlik Paket Programları Üzerine Daha Önce Karalanmış Bir Güzelleme


İşsizlik ve İşlilik (Üzerine L_aforizmalar)

İşlilik evde oturmamaktır.!

Şu yapılıyor.. (işsizlik rakamlarını düşürmek için) devlet taşeron olarak işçi çalıştırdı.
ya da devlet işverenin yanına adam verdi/soktu/koydu-yerleştirdi.
buna işsizlik programı diyorlar.
Bunu mu istiyordunuz? bekliyordunuz?
Devletiniz sizi işe koyuyor daha ne istiyorsunuz?
Devletiniz ne güzel de koyuyor

Adam vermek/işe koymak, sokmak ve yerleştirmek gibi kavramlar var piyasada .
İfadelere dikkat edin. "Koymak", "sokmak", "yerleştirmek" .. Ne yapıldığına bir bakın...
Koyulup sokulup yerleştirildi...

Devlet -işverene- dedi ki; Bunların parasını ben ödeyeyim sen çalıştır (Ben işe k.oyayım ve) daha sonra da yüzde X ini belirli bir süre zorunlu istihdam et.

İş-Kur'un, "İşbaşı Eğitim Programı" denilen zırvalıkla birlikte devlet asgari ücretin altında sosyal güvencesiz işçi çalıştırılmasına kendi birinci elden alet ve aracı olurken ve buna kendi çanak tutarken bu durumda kendi de çürütmüyor muydu?

İşsizlik rakamlarını düşük gösterme amacına gebe devlet yatırımı ile devlet kendi taşeron firma oluverdi. Devlet işveren taşeronuydu. Devlet devlet (senin Devlet-in) işverenin alt iş yüklenicisiydi...

İstihdam edilmeyi ve olunmayı hala bir işverenin yanına adam sokmak (bir yere adam koymak) zanneden piyasa aklıyla ve ahlakıyla devlet yöneten ve idame ettiren zeka sürüsü; ücret gelirlerini artırmanın, düşük gelirleri yükseltmenin ya da sosyal devlete adımların/iş güvencesinin ve işsizlik fonunun güçlenmesinin ve işssizin sosyal nafakalanmasının, işçinin güçlenmesinin/örgütlenmesinin, işçinin söz sahibi olması ve işvrerenle çatışacak (ve pazarlık edecek vs. -iş bırakacak, rekabetçi) güce gelmesi gibi gerçekçi faktörlerin aslında piyasa istihdamını gerçekte körükleyebilecek ve artırabilecek gerçekçi faktörler olduğunu ne zaman keşfedecektir?

---
Şu anda ise işsizlik rakamlarını düşürmek için kayıtlı işsizlerin neredeyse tüm sosyal güvenlik ve vergi masrafları düşülerek uygulanan sözde bir teşvikle sistem çürütülüyor.

Sonuçta -işsizlik daha da artacak /ya da sorun kendi içine çökecektir.

Diyorlarmış ki; düşünüyorlarmış ki; Bu iş ve çalışma saatlerini azaltsak istihdamı artırabilir miyiz? vs.vs...
Aklı nerden alıyorlar ..
----

Biraz da Matematikyos'u ve Denklemlerikos'u dinleyelim

Aslında;
dar gelir nedeniyle, dar tüketim ve bu nedenle dar üretim ve dar harcama ve bu nedenle de geniş işsizlik var...
ve
piyasa da ki işgücü, harcama koşulları, üretim gibi faaliyetleri belirleyen tüketim etkinliğini canladırmak'ın (artırmakın) yolu; para arzını para gücünü ya da gelirleri yükseltmek,ve geniş esnek gelir dağılımı iken; kısıtlı para kısıtlı elde hissiyle yönetilen azınlıklı çoğunluka para dağıtmaktan ve piyasadaki parayı (gelire endeksli çapsal) artırmaktan çekinen ya da bunu bilmeyen anlamayan millet-i ahali ve devlet-işsiz t_üretir...

geniş ve artmış gelir "İşli" t_üretir/tüketim t_üretir..
Tüketim iş ve işli t_üretir.

"Daha fazla gelir/para, daha fazla harcama ve dolayısıyla daha fazla tüketim ve dolayısıyla daha fazla iş-üretim ve dolayısıyla daha fazla işli türetir.

Artmış düzenli, güvenli (akarlı) ve statik para/gelir ile birlikte; para harcama güveni, harcamaları artırır ve tüketim türetir ve bu da üretim türetir. Bu da işli türetir.

Sonuçta matematik ekonomi ve gözlem ya da yönetim-organizasyon bilmeyen ahali/devlet/millet işsiz türetir...

---
Devletin/devlet denen kurumun ve devlet denilenin (ki gönüllere kerhane kuran kahpe viranenin! bir şarkı sözüne gönderme içerir)
İşsizlik rakamlarına vurabileceği en nitelikli darbe ne yazık ki; ücret gelirlerini kat be kat artırmak, örneğin asgari ücretin ikibuçuk katı gücünde satınalma gücü olan güçlü asgari ücret yaratmaktır..

Bir ikincisi ve devamında ise piyasa koşullarını canlandırmak/güçlendirmek , harcama yaratmak-harcama yaratmak ve sosyal devlete adımlar atmak, işçi hukuku güçlendirmek ,işsiz nafakasifaskayonu/işsiz koruması-güvencesi ve iş gücü kondisyonu gibi aşamalardan geçer. nokta!

Devlet ya da yönetimsel azınlık ya da her kimse; Bu ve bunları öğrenmediği sürece kötü piyasa koşullarına mahkumsunuz. ya da seçen azınlık çoğunluk farketmez...

işsizlik paylaşmamak mıdır? İşsizlik çalışmamak mıdır? işsizlik sende olup onda olmaması mıdır?
herkese yetecek iş yoktur neden?
piyasa koşulları düzensizdir

(İşsizlik teknik bir bilgisizliktir.
Yönetimsizlik, toplum organizasyonsuzluğu, iyi organize olamamamış toplum ve bilgisiz toplum ve toplum düzeni eksikliği ve bilgi eksikliğidir.)

Her şeyden yönetim/yönetenler sorumlu iken işsizliği yaratan toplumsal koşulları düzenlemekle sorumlu yönetimsel kudret neden işsizlikten sorumlu ve bu koşulları düzenlemekten sorumlu değildir?
O yönetmekten sorumludur...
kimi? bireyi mi? bireyi mi yönetiyor? bireyleri mi yönetiyor o?
O yönetmekten ve sadece yönetmekten aslında bireyi yönetmekten diğerlerini diğerlerinin işine geleceği gibi yönetmekten sorumludur...

biz devlete bireylerin yönetimini mi devrettik işlerin organizasyonunu mu?

Devlet bir diğer grubu diğerlerinin istediği gibi yönetmeye çabalıyor.

İşsizlikten yönetim/devlet denilen birincil elden sorumlu değilken ve sayılmazken neden birey denilen kendi işsizliğinden birincil elden sorumludur?.
çünkü onun/bireyin yaşamını etkiliyor
ve sanırım devlete devredilen yetki aslında azınlıkları yönetmek

Birey denilenden devlet ve toplumsal organizasyon (bireyden/kendinden daha önce) sorumlu değil midir? O halde devletler niye var?
İşsizlik bireyin konusudur ancak devlet yönetimi devletin sorunudur?
devlet neyi yönetir?

(Yönetim ekonomi organizasyonunu ya da toplumsal düzenini/dengesini/hukukunu kuramamış toplum..ya da bunların bozuk dengesini kurmuş toplum..)

(İşsizlik;
İyi organize olmamış toplum ya da olunmamış toplum düzen?
işsizlik, bölüşmeyi ve emek bölüşmeyi ya da emek/değer üretmeyi ve bu değeri değişmeyi/paydaşmayı bilmeyen/öğrenmemiş toplum işaret eder. )

Yönetim toplumdur-topluma ait.
Yönetim dersek ?
Toplumsal yapı bozuktur

----
İşsizlik toplumsal sahip olmanın kısıtlanması, alım gücünün kısıtlanması
İşsizlik denilen kimilerinin satınalma ve sahip-olma gücünün kıstılanmasıdır

İşsizlik denilen kimilerinin satınalma ve sahip-olma gücünün (toplum tarafından) kıstılanmasıdır

İşsizliğin gerçek/nitel tanıtımı/tanımı budur..

İşsizlik dediğimiz herkeste para olmaması.. Para dönmüyor elden ele geçmiyor neden;?
Çünkü çalışmıyor
neden?
çünkü iş yok
neden?
yeterince iş yok
yeterince iş olmaması ne anlatır? ne anlama gelir
yeterince gelir yok
Hayır yeterince sistem yok, yeterince bilgi yok.

İşsizlik sadece çalışmamak değildir? Geliri olmamak ya da gelire ulaşamamaktır
O halde gelir getiren bir işte emeğini/işgücünü satmalısın ve bunun karşılığında para ve karşı harcama gücü ve etkinliği kazanıp ele geçirmelisin ancak bunu yapamıyorsun
neden?
kısıtlanmış

emek satmak istiyorum. makul insani şartlarda ve yaşam standartımı sağlayan şartlarda emek satmak istiyorum ve
x-piyasada iş yok
a- piyasa alıcı yok /emek alıcısı yok
b- piyasadaki emek alıcıları emeğimi değerinin altında almak ve sömürmek istiyor
c- piyasadaki emek alıcıları sürekli bol işsiz düşük emek ve işgücü istiyor
d- emeğimini karşılığını vermiyorlar

insani standartlarda ya da hayat standartlarında emek satın almak istemiyorlar
ya da buna ilişkin kadrolar, seçilmiş, doldurulmuş ve kapılmış, az sayıdadaki azınlıka tahsis edilmiş zaten..

bunlar neden?
sence?

devlet kim ve ne? çanak tutuyor neden? zengin aygıtı mı?
zenginlerin sahip olduğu -devlet zenginlerin sahip olduğu mu? ama azınlıklar seçiyor

------
--emek piyasasını ya da sosyal sistemi

bunu toplum organize ediyor
bunu devlet organize ediyor
bunu hukuk organize ediyor
bunu yönetim organize ediyor
bunu yasalar organize ediyor...
hangisi

ve bunu ,bunun hukukunu da devlet ve devleti de toplum biçimliyor/organize ediyor. Demek ki hepsini toplum organize ediyor.

Bunların hepsini toplum ve insan organize ediyor

Matematikman, Sonuçta;

işsizlik=yönetim organizasyonumuz bozuk işlev görmüyor-bilgisiz demektir
ve oda eşittir toplum organizasyonumuz bozuk -bilgisiziz demektir..

sonuçlar;
güçlüler var. para tiranları var...işsizlik var.bilgisiziz.toplum berbat

22 Ağustos 2017

"ictenlik"
21-01-2019, 20:16
Bu yazılan da bir yanlışlık var mı? Tekrar soruyor ve sesli düşünüyorum..

Burada ekonomi teorisini bildiğimi iddia etmiyorum. Sesli düşünüyorum ve mantık kullanıyorum. Bunlarda yanlışlar olabilir. Ben beni okuyandan düzeltmeni katılmasını ve bana da yol göstermesini isteyeceğim çünkü sadece öğrencilik yıllarım da özet bir ekonomi okumuşluğum var. Gerisi genel gözleme, özel mantıklamaya ve kendimce matematiksel tabanlı fikir yürütmeye dayanır.
ya da bir şeylerin iyi olması isteği ve bir şeylerin iyiye gideceğine olan inanca da yorumlanabilir.
Bunlar piyasa gerçekleriyle örtüşmeyebilir. Öncelikle kağıt üstünde doğru mudur ve teorik eksikleri nelerdir? Bilenin beni yöneltmesini/geliştirmesini rica edeceğim.

Az Önce Maliye Bakanının 2011 sonunda söylediği asgari ücret 1.000 olursa firmalar batar sözünü referans alan bir post karalayıp kaybettim. Başka şeyler yazacağım o halde.
Onu bunu işime karıştırmayacağım. Kişmseye çatmaycağım. Kimseye akıl ders vermeyeceğim. Kendimi referans alan kuruntumu sürdürüyorum ve kendi işime ve yoluma bakacağım/bakıyorum.

Aşağıda yazacaklarıma geçmeden önce bunu açıklamak istedik..

ANLATMAK İSTEDİKLERİM'E GEÇMEDEN ÖNCE

Tükiyedeki 50-60 milyon tüketicinin bir çok Avrupa ülkesindeki satınalma gücü sınırlı 10-20 milyon tüketici kadar tüketim gücü ve parası var. Çünkü asgari ücretlerinin alımgücü bizimkinin 3 ila 4 katı kadar.
Yani benim piyasam olsun onların piyasası olsun bir çok Avrupa ülkesinde bir asgari ücretli Türkiye de bir asgari ücretlinin doldurduğunun 3 katı market arabası doldurabilir. Yani üretime de 3 kat fazla para aktardı.

Yani biz aslında 20-30 milyonluk bir Avrupa ülkesi kadar üretip tüketebiliyoruz. Bu gerçekten de bu kadar üretim ve tüketim hacmi demektir.

bunda bir yanlışlık var mı? Ben öğrenmek istiyorum.

Bu ülkenin ekonomi ve üretim sorunları bu dediklerime bağımlı değil midir_?
.

"ictenlik"
21-01-2019, 20:17
Asgari Gerçek ve Süper Asgari Ücret Teorisi

ANLATMAK İSTEDİKLERİM

'Bu ülkenin genç aydınlarına...' (ters italik düşünün...)

Ben şöyle düşünüyorum.
Bu ülkenin (birincil) ekonomik sorunu şudur ve bundan dolayı bu ülke de üretimsizlik var.
Para kıt ve sınırlı bir araç sanılıyor. Paranın kendi bir meta gibi bir cevher ve varlık sanılıyor. Bu altın gibi bir aracı geçmişte kullanmaktan geliyor olabilir. Tüccarlık refleksi, biriktirme koruma, düşüncesi olabilir. Paranın psikolojisi, refleksleri bunu için ayrıca da incelenebilir.

Diğer postlarımda da bir çok çözümlemeye ve kişisel düşünceye yer verdim. Ben bu konu da özümsemiş bir uzman değilim. Kendi refleks ve çözümlerime yönelik hızlı cümleler veriyorum ve böylece konuyu kendi demek istediğime taşıyorum. Tüm bunlar derinleştirilebilir. Ben akademisyen değilim ve oturup bunları çalışacak, özümseyecek okuyacak ve konuşma yazma tabanımı bir akademik profile uygun biçimde yeniden uyarlayacak boş vaktim de yok..

Ben şöyle düşünüyorum.
Paranın işlevinin anlaşılamadığını ve altın rezervi bir rezerv sanıldığını ve paranın bir takım güçlü ellerde olduğunun düşünüldüğünü ve paranın da buralardan alınıyor ve geliyor olduğunun düşünüldüğünü ve realitenin de bize bunu geri yansıttığını ve aktardığını düşünüyorum.
Yani çok kısa bir özetle para, ekonomi ve iktisat teorisinin bilinmemesi ve anlanmaması/özümsenmesi gibi bir yapısal sorundan ve mistik galeyandan/hatadan sözediyorum.

Para dönüşümsel bir araçtır. Kendi kıt değildir. Kendi bir varlık değildir.

Alışveriş ,ihtiyaç, ya da tüketim/üretim -dönüşüm/değiştokuş ve iş-emek takası vb.- denilenler piyasa da asıl ölçüttür..

Tüm bunlardan dolayı ve ya da Cumhuriyet tarihinin üretici, sanayici ve işverenler yaratma hevesi ve reflekslerinden dolayı ve belki sonra özellikle de dışgirdi, dışsatış ve dışaüretim için içpiyasayı ve içtüketiciyi ve içtetüketimi sınırlama gibi reflekslerden belki dolayı sınırlı/sınırlanmış bir iç piyasa ve geliri de oldukça düşürülüp sınırlanmış bir tüketici havuzumuz var.

Bunun şu an artık aşılması gerektiğini düşünüyoruz ve tarihsel olarak öneriyoruz

Yani tüketemiyoruz, az tüketiyoruz ve bu yüzden de üretilemiyor ve az üretiliyor çünkü üretilen tüketilir ve tüketilen aslında üretilir. Bunlar birbirini döndürür ve dengeler. Toplam tüketim kadar toplam üretim olabilir.

Sınırlı parayla sınırlı tüketim talebi oluşturulabilir bu da sınırlı üretimi de doğurur. Yıllardır bir üretim sorunu ve üretimsizlikten sözedilip duruyor.
Ben buna dair asıl nedenin bu söylediklerim olacağını öngörüyorum. Güçsüz ve çok düşük gelire bağlı tüketim sınırlılığının, üretimsizliğin ve sınırlı ekonominin birincil asıl nedeni olacağını söylüyorum. Bu söylenende matematiksel bir yanlışlık ve saptama hatası olmayacağını öngörüyor ve düşünüyoruz.

Yukarıda saydığımız para anlayışı ve ekonomik geçmiş nedeniyle bu ülke de tüketici gelirleri çok düşüktür hatta tüketici doğru düzgün mal ve hizmet alamaz hale getirilmiştir. Sözde 70-80 milyonluk bir pazarız oysa gelişmiş bir ülkeye kıyasla alımgücü 20-30 milyonluk -nisbi- bir pazar takası ölçütündedir.
Yani Almanyadaki 30 milyon tüketici bizim ülkemizdeki 60 milyon tüketiciden daha fazla ürün mal ve hizmet tüketebilir. Bol bol hizmet sektörü tüketebilir. Bu üretim tüketim hacmini ve bunların birbirine bağlı dengesini de açıklıyor.

Tüketim azlığı aynı oran da üretimden de kayıptır. Bu ülke için kayıptır.
Bu gerçekten de yaklaşık olarak böyledir.
Tersini ise biri bana açmalı ve açıklamalı.

80 milyonluk bir ülke olmamıza rağmen Almanya gibi bir ülke ile kıyaslarsak 20-30 milyonluk bir içpazarımız ve alım satım hacmimiz var.
Bu sorunun araba üretmekle ilgisi olup olmadığını sanmıyorum.

Benim teorime göre genel gelirler artışı kadar ekonomide para ve güç artışı olur ve ekonomi gelişir canlanır, hızlanır ve tüketim harcamaları artar. Üretim de artar . Bunu daha önce burada yazdığım bir kaç postta kabaca açmayı denedim.

Şu an tüketici de sınırlı gelir ve az harcama gücü var.
Tüketici kendi elindeki para kadar üretim (ve üretilmiş mal hizmet) satınalabilir ve bu kadar üretimi destekleyebilir (karşılayabilir) ve finanse eder demek oluyor.
Eğer ona 3 katı tükettirirsek o 3 katı ürün ve dolayısıyla üretim satın alır

Tüketim üretimi, üretileni satınalıyor.Daha çok satınalma ve tüketi mdajah çok üretimdir.

Tüketici satınaldığı kadar üretimi finanse eder. Bu anlamda tüketim hacmi ve yüksek gelir kavramı da hem artan üretim hem de gelişen bir ekonomi önemlidir.

Yani bu teoriye göre asgari ücretin satınalma ve tüketimsel gücünü 3 kat artırmak piyasa da 3 kat fazla para, 3 kata yakın fazla üretim. 3 kata yakın artmış ve büyümüş ekonomi ve güçlü ekonomi demek olmalıdır.

Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı tüketim döngüsü sınırlı ve bu yüzden de üretim döngüsü yine tüketim döngüsüyle ve tüketim talebiyle sınırlıdır. Yani içpiyasada aynı sınırlı tüketim talebi üretilip durur.

Bu anlatılan bu ülkenin temel yapısal ekonomik sorunun oluşturuyor bence

Özelikle asgari ücret (ve tüketici gelirleri) çok düşük/sınırlı ve yaşanılan coğrafya -dünya- gerçeklerine uygun değil. Asgari ücretin yeterli satınalma gücü olmadığı için tüketim (zorunlu gıda giyim gibi kalemlerle) sınırlı. Tüketim sınırlı olduğu (olacağı) ve tüketici de yeterli para olmadığı (yani tüketecek olana gerçek gelir sağlanmadığı için) piyasada tüketici kıtlığı var. Bu durumda üretmeyiz çünkü üretsekte kimseye satamayız. Önce gelir sağlamalı , gelirleri artırarak tüketici sağlamalıyız.

Asgari ücretin satınalma gücünün katlarla yükseltilmesinin sonucunda gerçekten para ve tüketim artacak ve ekonomi katlarla büyüyecektir. daralmış ekonomi canlanıp güçlenecektir.

Dışa bağımlı, ya da yurtdışına ucuz işçilikle üretim yapan kimi sektörlerin bundan zarar görebileceğini kabul ediyoruz ancak mevcut yapısal durum gözönüne alındığında ve piyasadaki destek paketleri vb.leri düşünüldüğünde tüm bunlar uyarlanabilir ve üstesinden gelinebilir şeyler olmalı.

Gelişmiş bir içpazar ve iyi işleyen bir içpiyasa al-sat döngüsü kurmaktan sözediyoruz.

Asgari ücretin güçlendirilmesine ek olarak bu başlık boyunca sunulan diğer yapısal çözümlerle birlikte üretim ve tüketim, ( paranın dönüşüm hızı ve ekonomik güven/refleksi birlikte artacak ve dengelenecektir.

Diğer türlü dış pazar için bir açık pazarız. Bize göre Asgari ücret 10.000 lira da olsa da işverenler felan batmaz. Bence ekonomi teorisine göre de batmaz. Çünkü piyasadaki herşeyin fiyatı yeniden oluşturulacak.
Yeni piyasa, yeni mal ve hizmet fiyatları ve yeni dengeler olur.
İşverenin batması fikri yerine tekstil gibi yurtdışına ucuz işçilikle aracı üretim yapan işletmeleri bunun etkileyeceğini söylüyoruz.

Yani kısaca bir şeyin fiyatı ve üretim maliyeti emeğe ne kadar bağımlı ise o kadar çok fiyatı artacaktır ancak yeni satınalma gücü olacak. Ve dediğimiz gibi emeğe bağımlı şeylerin değeri de artacak.

Asgari ücret 10.000 lira olursa herkesin geliri en az 10.000 bira olur bunun harcama hacmini ve potansiyelini düşünün kim niye batsın. Tabi reel piyasa örneğin asgari gelirin alımgücünde reel olarak 5 kat artış bulamayabiliriz.
Yan ieski alımgücünün 2-3 katı artmış bir alımgücü olabilir. Bunu bilmiyoruz

Örneğin 2 lira olan ekmek 2,5 olabilir ancak araba tamir ettirmek ya da terzilik gideri belki 3 kat artabilir. Bunu bilmiyoruz ve öngörmüyoruz.

Örneğin Bir berberin de en az 10.000 kazanması gerekecek ve saç tıraşı belki 50-60 TL olacak.
Ama sonuç olarak gıda ve hizmet tüketiminin kat be kat artışını da öngörebiliriz.

------

Bakın kim ne derse desin..
2.000 lira ile 60-70 milyon kişi çalışsın. Geliri 10-12 bin liraya denk olan 15-20 milyon kişi kadar o yetmiş milyon tüketebilir. Bunda yanılıyor muyum? Bunda matematiksel bir sorun var mı?

Tükiyedeki asgari ücretle çalışan X milyon tüketicinin bir çok Avrupa ülkesindeki satınalma gücü sınırlı 10-15 milyon tüketici kadar tüketim gücü ve gerçek parası olacağını söylüyoruz.
Bu ülkenin ekonomi ve üretim sorunları buna bağımlıdır....

Pazarda tüketici yok ,tüketici kıtlığı var.
ya da tüketici de alımgücü ve para yok.

50 milyon atıl tüketici sadece zorunlu gıda tüketiyor- tüketebiliyor. Üretim haliyle bu alanlara kayıyor. Yani 50 milyon kişi 50 milyon kişiye zorunlu gıda üretir-yetiştirir. eşittir...Başka pazar yok..

Üretemeyiz.
Tüketici yaratmalıyız.

Eğer bir üçüncü dünya ülkesi, emeği ve işçiliği dış pazara hasat edilen ve sömürülen ülke, başkaları için çalışanlar, , derebeyi tebaası halk olmayacak bizce -asgari- gerçek budur...

----------

Benim mantıklamam şu

Asgari ücretin yüzde 50 kadar arttığını öngörelim. Piyasadaki tüm diğer ücret ve kazançların da buna yakın nisbi artışını öngörelim. Daha sonra piyasadaki mal, ürün hizmet etiketlerinin ücret artışlarına bağlı olarak yeniden düzenlendiğini öngörelim. Burada yüzde 50 ye kadar olan fiyat değişimini bölümü ben enflasyon olarak almıyorum ve görmüyorum.
Genel harcamalar toplamı ya da ortalamasında yüzde 50 nin üzeri olursa enflasyon olur.
Yüzde 50 nin altı ile yüzde 50 arasındaki fark ise asgari ücretin ve diğer ücretlerin gerçek değer artışını temsil eder. Yani enflsayon rakamları hesabına göre yüzde 36 lık bir enflasyon olursa bile bu hala yüzde 14 lük bir gelirsel ve ücretsel reel güç artışı ve değer artışıdır

Neden korkuyorlar? ve korkuluyor?

Dışarıya bağımlıyız
Telefon alıp dururlar diye
Ha bire araba alırlar telefon alır diye mi?

O yüzden telefon kredi kartıyla artık satılmıyor . Bankalar şimdi canlı taksitli kredi çıkardı. Bu vatandaş için daha kötü. Ticari kartın taksitlendirdiği ürünü yüzde 20 daha pahalı taksitlendiriyorsunuz

Oo yüzden telefon ve araba üretmeye kalktılar y ay d abunu düşündüler. Dış kalemlere baktılar. Hangisini üretebiliriz ve azaltabiliriz diye..

Evet gelirleri artırıp serbest piyasaya bir araba alma telefon alma kotası koyamazsınız sanırım ama içte iyi işleyen bir iç piyasa kurabilirsiniz.

Ben bu arada ekonomistlere ve matematikçilere bazı sorularım olacak. Beni tamamlamalarını eksiklerini gidermelerini ve yanlışlarını da düzeltmelerini isteyeceğim..

Şimdi ben bugüne oranla satınalma gücü nerdeyse 3-5 kata ama mutlaka e-kat artmış bir asgari ücret dengesinden gerçekçi olarak sözediyorum ve bunu düşünüyorum. Rakam olarak bilemem yani piyasa da 10.000 yaparsınız ama bunu karşılamaz gerekirse kağıt üzerinde 20.000 olsun ama bugünün mutlak alımgücünün 2-3 kat üstünde olsun istiyorum. Dışa bağımlı sektörlerin tepkisini umursamaıyorum ve değerlendirmiyorum. 30 milyarlık destek paketi açan hükümet zaman tanıyarak zamana yayarak bunu halledebilir sanıyorum. Şu hesabı vereceğim. Dolar ne olur bilemeyiz ama telefon almak ve araba almaktan sözediyoruz. Benim umduğum ya da öngördüğüm gibi ücret gelirlerini kat be kat güçlendirir ve parayı artırırsak telefon ve arabaya hortumlanan para da azalmaz mı?

bu birinci sorum ve başka değerlendirmelerim ve sorularım da olacak...

Örneğin araba ya da telefon üretimi için Çin'den, Japonyadan, Koreden Hindistan ya da nereden olursa mühendis ithal edeceğiz diyelim.. Ona 1.000 dolar mı vereceğiz.

"ictenlik"
21-01-2019, 20:18
Babam 44 yaşında (25 yıl fiilen çalışarak) Kamudan emekli olduğunda ben 20 li yaşların başındayım. Şu an 40 lı yaşların başındayım ve emeklilik için uzun bir yolum var. Bunu bir olumsuzluk olarak sözetmiyorum ancak öyle de..

Mental hatta fizik olarak çökkün ve yorgun hissediyorum. Önümü göremiyorum. Piyasa ve yaşam koşulları insanın tüm enerjisini ve gençlik gücünü sömürmek üzerine kurulmuş.

Emeklilik yaşı artırılırken tüm diğer insanca yaşama çalışma koşulları da sağlanmalıydı. Her zaman ki Avrupa ve gelişmiş ülkeler denilenlerden işine gelenleri yine işine geleceği gibi seçip alan devlet ya da hükümet bu tasarıyı geçiştirdi. Kazanılmış hak denilen bir hukuksal içerik var. Bir nesil bu piyasa ve yaşam koşullarında boğuşuyor.
Eski piyasaya yeni adet getirildi.

İş ilanlarına bir bakın. 25-35 arası, dinamik,yoğun ve stresli çalışma temposuna ayak uydurabilecek vs.vs.
Yani piyasanın ruhu ve vicdanı hala eski saate uyumlu

65 yaş yasa tasarısını bir olumsuzlama olarak görmüyorum ancak altı yapısal olarak doldurulmalı idi. SGK nın ve devletin kasası için girişilen bu hamle iş ilanlarındaki yaş hadleri geçerliliğini kaybettiğinde sanırım geçerlidir.

Bu konu da söylenebilecek çok şey var ancak okuyucu hafızasına ve çözümlemesine bırakıyorum...

"ictenlik"
21-01-2019, 20:19
Ortadoğu da yıkım işine bulaştık ve ne olduğunu söyleyeyim. Buralardaki yeniden yapım işlerinde inşaat firmaları ihale alıyor ve haliye işçi götürüyor. Bu çalışan ya da bir aile için 2.000 dolarlık aylıl bireysel kazanç anlamına geliyor. İyi para değil mi? Bunun için savaşa göz yumulabilir. Özellikle de yıkım için bahaneler varsa ve zaten altını birileri doldurmuşsa taşeron yıkım ekibinde bir alt iş ve alt görev alınabilir..
Bu gelir için ya da bunun karşılığında milliyetçilik ve vatan millet sloganları atabilirsiniz ve oyunuzu kullanabilirsiniz. Ya da zaten size bu görünümde yansıyor. Hem ülkenize sıcak dolarlar da sokarsınız. O kadar sıcak ki . Henüz insan kanıyla ısıtılmış ve kanın sıcağı soğumamış.
Kanlı ve sıcak para. Çocuklarınızı bununla doyurabilirsiniz. Dert etmeyin hükümetiniz bunun altını ve içini doldurmuştur hem tüm sorumluluğu alıyor..

İyi bakılırsa savaşın bir sonucu ama nedenlerinden biri de bu.. Çünkü bu para bir dış girdi. Dış para...

Kentleri yıkıyorsunuz ve kentleri yeniden yapıyorsunuz. Savaş işi bu...

Eskiden Türkiye de büyük bir kayıtdışı ekonomi ve kara para ticareti vb. olacağından/olacağından sözedilir ve ekonomiyi büyük ölçü de bunun döndürdüğü varsayılırdı. Yani Ortadoğu Avrupa boğazındaki kervanların uğrak noktası bu ülke bu geçişten nemalanırdı. Bilmiyorum böyle mi ve böyle miydi?

Bizim ekonomi teorimizse bunlara gerek ve yer bırakmıyor... Değiş tokuş denilenin kendini esas alıyor... Yıkıcılık değil yapıcılık tabanlı yapısal ekonomi öneriyoruz... Ortadoğunun yüzünü döndüğü,gıptayla baktığı bir ülke...

Bir de savaş denilenin modern iktisat teorisi kapsamında sınırlı kaynağın herkese yetirilmesi anlamında nüfusu denetlediği söylenebilir. Buna ilişkin bir matematik videosu youtube da asılıdır. Bunu da bulup bu içeriğe eklemeyi deneyeceğim.

"ictenlik"
21-01-2019, 20:39
YASALCILIK ve YASACILIK

SONUÇSAL ÇÖZÜMLEME ÜZERİNE NOTLAR, DİYECEKLER VE TOPLUMA ÖĞÜTLER

Kanunu bir Şerif ve Şef değil herkes korumalı ve uygulamalı.
Kanunu devlet değil önce toplum korumalı.
Yasay-ı Şerif herkesin üstünü örter ve sıcak tutar.

Kanunlar toplum adına ve toplum için yapılıyor bir topluluğun diğerine tahakkümü ve egemenliği (ve bunun resmileştirmesi ,resmiyet kazanması) için değil. Yasalar birarada yaşama için yapılıyor.

Kanun/Yasa, bireyin devlet başkanından önce koruması, seçmesi ve yapması/etmesi gereken şeydir.

Burada oy verme, varlığını kutsama idame ettirme karşılığı adı altında hazır yemeye alıştırılmış bir imparatorluk tebaasından sözediyoruz. Fetihler, savaş ganimetleri, sömürgeler, azınlıklardan vergi va haraç alınması, ticaret ganimetlerinin denetlenmesi ve tüm bunlardan nemalanılması vb. yoluyla halkını geçindirmiş bir babadan ve babadan hazır ve hazırcı doyumlanan bir topluluktan sözediyoruz. Tek işi ve tek yasal toplumsal sorumluluğu ve sorunu oy vermek ve A yı ve B yi seçmek (A Kralı ve B Kralını tayin etmek) olan bir toplum. Tüm sorunlarını A nın ve B nin seçimine indirgemiş beğenemdiğinde yeni ve başka bir Kral seçimi yapan bir toplum. Başka bir ikilem görmüyor.
Yani işler yolunda gitmediğinde şunu diyor.
Tüh yanlış başkan seçtik. Yanlış kişiyi başkan yaptık.
Yanlış birini Kral/Başkan ya da Şerif yaptık.
Daha iyi bir Kral bulalım/bulmalıyız.

Biz bir imparatorluk artığıyız.

Tepeden beslenen ve yemlenen çiftlik hayvanları gibi bir içeriğe alışmış, alıştırılmış bir topluluktan ve Aziz Nesin'ce Türk Halkı olarak kavramsallaştırılandan sözediyoruz.
Yapısal sorunumuz bu ve yapısal reformumuz buna dair. Bunu açtık..

Sonuç olarak;

Yasanın, devletin ve toplumun ve toplumsal yasama işlevinin ne olduğunun tanımı gerekiyor: Yasanın ve yasa yapmanın bir topluluğun bir arada düzen ve uyum içinde yaşamasının tek yolu olduğu, bunun neden önemli olduğunun, yasaya uyulmasının gerektiğinin ve neden herkese eşit yasa olmasının gerektiğinin tanımı, bizi artık Kralların yönetmediğinin görülmesi ve bunun dönüp halka ve işverene ,işçiye herkese anlatılması ve bunlarla herkesin yüzleşmesi ve buranın artık bir krallık devleti olmadığının, çalmadığının çırpmadığının, savaşla ek ve yeni ganimet ve vergi elde etmediğinin, işleyen bir çark kurması gereğinin, tüm toplumun rafahı için yine tüm toplumun çalışması gerektiğinin, bunlar için yasalar gerektiğinin, diğer bir azınlığı sömürme refleksinin, güçle ve tiranlıkla/zorbalıkla para ve güç kazanma/sömürme-ele geçirme refleksinin tarihe gömülmesi gerektiğinin ve tüm bunların da bir barışı ve kabulü gerekiyor...

Yasaları artık tiranlar ve kralların koymadığını ve "Topluluk Başkanının" birincil sorununun o toplumu yönetmek/fethetmek ve kendi idaresine/himayesine katmak (boyun eğdirmek ve güç referansı, güç yetirme ,boy gösterme, efelenme dayılanma, düşmanını yenme diz çöktüme ve kılıç referansı) değil de toplum adına toplum için herkesin işine gelen ya da toplumsal uyum barış ve refahı sağlayan yasalar ve düzenler oluşturmak/geliştirmek denen olduğunun anlanması gerekiyor.

Yeni bir başkan seçerek ya da başka bir kralın ve krallığın kontrolü altına girerek tüm sorunları çözemeyeceklerini anlamaları gerekiyor.

Yasanın kutsanması gerekiyor.
Önceden, tıpkı Devletin, Başkanın, Asker Kralın, Şövalyenin vb.nin varlığının kutsanışı ve değerli oluşu gibi yasa ve toplum denenin varlığının kutsandığı bir aşamaya geçilmesi gerekiyor.

Yasa pohpohlamak, yasa şakşaklamak gerekiyor.
Yasamız çok yaşa!!!

Kılıç artık yasadır yasa olmalıdır. Güç yasadadır.

Ama seni başkana devlete ve krala şikayet ederim değil ama yasa var ve bu konuyu yasaya götürürüm.
Ama biz bir yasa yaptık , yasa koymuştuk ve sen buna uymuyorsun o halde.
Yasaya uymayan toplumdan dışlanmalı.
Biz bir başkan seçmiştik değil. Kötü başkan seçmişiz değil de iyi ve uygun yasa yapmamışız ve yasa korumuyoruz..

Yasanın koruması gerekiyor. Yasa insanlarla devlet arasına ve yine insanların birbiri arasına (güçle ve uyumsuzlukla bizim aramıza) çekilmiş (barışçıl) bir settir. Herkese uygulanan yasadır/ yasalar.
Yasa her türden gücü yener ve denetler... Yasa bunu kimseye boyun eğdirmeden yapar. Yasa güçlerin de başındaıdr ve en güçlülerin de başında yine yasa olmalıdır. Yasa herkesin elini kolunu bağlayandır.

Tıpkı eskiden "Devletçilik" kavramı oluşu gibi bir "Yasacılık" kavramı öneriyoruz. "Yasacılık" ve "Toplumculuk/Toplumsallık" bunların tüm ilkelerin başıdır/başındadır. Böyle olmalıdır.

Devlet kavramının yerini Yasa kavramının almasının yeri ve zamanı gelmiştir.
Tiranlık ve Krallık artığı düşüncelerin tarihin çöplüğüne gömülmesinin zamanı.. Bunu başaramasak dağılıp/parçalanıp (sömürülüp) gideceğiz.

Tiranlık ve Krallık artığı düşüncelerin tahakkümü altında yaşamanın zamanı geçmiştir. Hatta bunun biçimini gerekirse ılımlı ve olumlu ve hatta barışçıl ve sevecen bir Başkanının tahakkümü ve idaresine dönüştürmek zamanı da. Toplumca iş yapmak, grup olarak. Zamanenin kavramı budur/bunlardır.

Devlet demek yasayı çağrıştırmalı ve hatırlatmalı.
Bir yasa mekanizması görmeliler.
Devlet denince ilk akla gelen" yasa" olmalı.
Devlet bir yasa hazırlama kurumudur.
Devlet sözcüğünde birinci çağrışan içerik yasa olmalı.
Toplum için düzen ve yasa üreten bir mekanizma.
Yasayı işe koşmalılar kişileri değil bunu anlamalılar. Yapısal denen budur.
Başkan yasadır. Başbaşkan ve başbakan yasadır.

Yasa seçmekten/yapmaktan sözediyorum başkan değil...
Sizi başkan değil yasa yönetiyor..
Başınız yasa. Başkanınız yasa ve yasama kudreti olsun....
Baştaki sarık yasadır...

A Kralı ve B kralı (A Krallığı ve B krallığı) arasında seçim yapıyorlar seçim yapmaya zorlanmışlar. Toplum A kralı ve B kralı arasında seçim yapıyor. Bilindik binbir gece masallarıyla birlikte toplumunu çok seven ve onu tepeden doyuran geçindiren ve besleyen ,toplumun tüm sorunlarıyla ilgilenen Padişah Kral ve diğer tarafta toplumu açken bununla ilgilenmeyen Kral masalları.

Bizi krallar yönetmiyor bizi yasalar yönetiyor bunu farkedin... Yasa herkrsin ve herşeyin üstündeki egemen güç ve erktir. Yasa gerçek erktir. Erkler yasa da birleşir ve uyum bulur...

Şimdi bir devlet/toplum ve yasa örgütlemenin yapmanın ve kurmanın öğrenilmesi, toplumsallığın keşfedilmesi gerekiyor.

Yasa kavramını yüceltin ve Devlet kavramına yüklenen anlamı ve ödevi artık yasa ve toplum kavramına kaydırın/yükleyin...
Ödeviniz yasadır...

... Cumhuriyeti Yasal Ortaklığı/Birleşmesi gibi...

Bu topluluğun yasaları altında birleşenler ve ilerleyenler. Alın size yeni ırk kavramı
Bir kere bu topluluğu sahiplenmeyen/onamayan, on da tarihsel bir birleşim/kaynaşım görmeyen ya da bunu üretmeyi denemeyen defolup gitsin/gitmeli. Beni hangi ülkeye ne cüretle kovuyorsun. Ya bana özgür bir ülke ver gidilecek yer söyle ya özgür ülkemi geri almama yardımcı ol.
Bizler boş alanlara dağılmış boylar değiliz artık. Her yere sınırlar çizilmiş. Kendi topluluğumu alıp şurdan şuraya gidemem o halde senin için seni özgürleştireceğim.
Bize yakıştırılan ölümse senin araf dediğin benim vatanım olsun.. Hangi toprağa gideceğim. Bu ülke de doğdum ve burada yaşıyorum öleceğim... Tanrılarına tiranlarına boyun eğmeden özgürlüğü dillendirerek buradan göçüp giderken nesillerime bırakacağım yegane miras bu...

Ey bu topluluğun evladı: Birinci ödevin yasa ve yasacılıktır. Sen neye istiyorsan ona inan ve kime istiyorsan ona güven ve inan..
Diğerlerine tahakküm ederek ve onlar üzerinde zorbalık baskı ve himaye kurarak ve kullanarak (ırk ve din iddia ederek, baskı ve zulüm tertip ederek ya da herhangi türden caydırma ve yıldırma kullanarak) kendi toplumunu ve topluluğunu refahlaştıramazsın.
Refahı A dan B ye verirken -geçirirken- kültür erimesi/erozyonu oluyor.. Er-geç o kültür denene (doğal birikime) muhtaçsın. Diğer türlü başkaları seni bünyesine katar çeker.
Gerçek saltanat (ya da muhtac olunan kudret) kanda değil (hür vicdanda iradede) bunu biliyoruz..

Kültür kavramı uygarlık kavramından evladır/yeğindir..

Yazar: Anonymus, Birey, Anonoymus Bireyler Konseyi

"ictenlik"
22-01-2019, 17:41
NET ÜCRET NET DEĞİLDİR !!!

Haracabilir Ücret ve Devletin Cebine Giden

Gerçek Ücretin de Gerçeği
Net Ücretin de Asıl Neti ve Tam Gerçeği
ve Bunun Gerçek Hesabı

Sendika ve İşçi Örgütlenmelerine;

Net ücretten ÖTV ve KDV düşülmemiştir. Birinci vergi ikinci vergi diye bir ayrıma gerek yok. Adını değiştirmek onun vergi oluşunu değiştirmiyor. Gıdaya bakıp ve özellikle bundaki verginin düşmesine kanıp aldanmayın. ÖTV hortumu biraz geniş bir hortumcuk. Neyin özel vergisi, ben özel kazanç mı kazanıyorum? Bunlar özel harcama mı? Pırlanta mı alıyorum?. Telefon mu lüks? internet mi? bireysel taşıtımdaki yakıt mı?

Vergili ücret net mi olur? Hadi onu geçtim asgari ücretli ne ÖTV si öder? Neyin özel tüketimi?
Ona araca binme mi diyorsun, sigara içme mi yoksa telefon kullanma mı?
Telefona ÖTV konduğunda kim de telefon vardı şimdi kimde var..?

Eğer elektrikli araba üretilecekse Rüzgar santralleri ve Güneş Panelleri üretimleri şimdiden neden işe koyulmuyor. Bu yolla kaç kişiye iş verebilirdiniz? Neden Kooperatifçilik düşünmüyor ve önermiyorsunuz ve işsiz korporasyonları kurup bu alanda zorunlu işsiz istihdamı gibi çözümlere önayak olmuyorsunuz? Neden bunların hem üretimini hem yapımını....????

(Lütfen bunu bir okuyun ve okutun, bir anlamayı deneyin. Olmadı ben bir kez daha bunu farklı yollarla açayım...)

Ben önceki yazımlarımda ücretin yüzde 200 ünün devlete gidebileceğini ama hala ekonomik çarkın dönebileceğini söylemiştim.
Yanılıyor muyum?

Peki böyle olmadığını mı sanıyoruz?
Böyle olmadığını nerden biliyoruz?

Ben bu hesabı yıllar önce kendi cari ücretimle ve gerçek cari harcamalarımla (hatta gıdadaki tüm vergiler yüzde 18 ken ) yapıp yazmıştım. Umarım onu da arar bulurum ve ekleyebiliriz...

Ücretin Tam Maliyeti ve Brüt Ücret Karmaşası

Yukarıda yarı-buçuk açıkladık. Ancak şu var. Ücrette toplam yüzde 36,5 kadar bir Sigorta Primi var dedik.
Bunun için de işçinin ödemesi ve işverenin ödemesi gereken Sigorta Primlerinin payının ayrı ayrı olacağının varsayıldığını belirttik.

İşçiye dair Brüt Ücret dediğimizin içinde bu işverene ait olduğu öne sürülen Sigorta Primi payı hala yoktur.
Daha önce de değimiz gibi ücretteki toplam sigorta primi olarak sözedilen yüzde 36,5 ve üzeri (ağır işlerde daha fazladır) işçi payı (yüzde 15 kadar) ve işveren payı (yüzde 21,5 kadar) olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Yani Brüt ücrete işveren payı eklediğimizde gerçek ücreti (ya da toplam ücreti) ya da işveren gözünden ise gerçek maliyeti buluruz.

http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/sgk/tr/calisan/isveren/isveren_prim_oranlari/isveren_prim_oranlari

Biz bu gerçek ücretin asgari ücretin bir kaç katı kazanabilen orta gelirli sayılabilecek herhangi bir kişi için bile yıl sonunda vergi yükünün yüzde 15 ten yüzde 35 e çıkması ve bir de toplam yüzde 36,5 ve üzeri Sigorta primi eklenmesi ile birlikte yüzde 60-70 lere kadar hatta bunun çok üstüne de çıkabileceğini söylemiştik.

50-60 -70 ler dedik ve kesin bir rakam vermedik/veremiyoruz neden?

Burada bir karmaşa var

Vergiden sigorta alınıyor mu ve sigortadan vergi alınıyor mu?

Bunun hesabı da karmaşıktır. Sonuçta bir toplam ücret oluştuğunda bu ikisi de ondan düşülür. Ancak Vergi ve Sigorta Primine esas tutarlar farklıdır. Yani bunun sigorta primi olan tutarının ayrıca vergilendirilmediği varsayılır. Yukarıdaki toplam yükün gerçek örneklemeler üzerinden sürdürülmesi yerinde olur. Başka bir başlıkta bunu da yapabilir ve açabilirdik. Ancak daha önceki örneklememizde gördük ki sadece 2 asgari ücret tutarında ücret alan ve vergi dilimi en yüksek oran olan yüzde 35 lik dilimi bile görmeyen 4.000 TL lik çalışanımızın yıl sonu maliyeti yaklaşık 7.800 lira olmuştu.. Bunu baz alabiliriz.. Bu nerdeyse yüzde 100 değil mi?

4.000 TL de 2.020 TL de Gerçek Net Ücret Değildir

Asgari Ücret net 2.020 TL değildir..
Neden?

Daha vergiler düşülecek, vergiler tam düşülmedi ki.
Ödenecek ve işçiye ödetilecek başka vergiler var. Harcama vergileri (ÖTV+KDV) var.
Ayrıca asgari geçim indirimi yani AGİ de devlet tarafından gelir vergisinden düşülen ve devletçe işçiye geri iade olunan bir tutardır.

Sizce gerçek bir emsal hesaplamadan sonra bir işçi/çalışan gelirine ne kadar ÖTV+KDV ödüyor olabilir?

Gerçek net ücret nedir?

Dediğim gibi gıda kalemleri yüzde 18 çağlarında iken ben bir hesap yapmıştım.. Gerçekten olağanüstüydü yani bunları nasıl yapabildiler. Hayret ediyor ve şaşıyordum...
Ama şimdi de yakın bir hesap yapalım.

Gıda da 1 den 18 e kadar değişen vergiler buluyoruz sanırım. Şu an pek bilmiyorum ama sanırım genel vergiler 1 ve 8 aralığında.
Bu yüzde 18 i artık gıda olmayan kalemlerde buluyoruz sanırım. Bunu da ben inceleyeceğim.. Dediğim gibi benim bilgim biraz geçmiş zamanlardan kaldı.

Akaryakıt alıyor ya da almıyor dolmuşa biniyorsanız ödediğiniz ÖTV+KDV neredeyse yüzde 70.
Yani tüm ulaşım giderleri için buna yakın bir oran baz alınabilir..

Mevcut siyasi iktidar ilk seçildiği yıl hemen devlete ait milletvekili lojmanlarını boşaltırken akabinde söz veriyordu. İletişimdeki ÖTV kalkacak. Yani bu internet ücretleri ve telefonlar.. Bu devam etti sanıyoruz araştırılabilir..

Yani iletişim giderlerinizde de yüklü bir ÖTV+KDV var.
Bunun rakamları şu an elimde yok ancak 40 lar 45 ler gibi (18+20 ya da 25 gibi) bir hafıza ve anımsamam var ve bu yanlışta olabilir. Ancak tekrar bakacağım/bakılabilir..

Faturalarınızdaki ÖTV+KDV Yükleri ya da devlete ve onun kasasına giden tüm yükleri araştırabilirsiniz.

Tüm bunları düşerek bir net ücret ve saf harcama kalemi bulalım mı?

Eğer tekel ürünleri denilenleri tüketiyorsanız da yüklü bir ÖTV+KDV ödüyorsunuz.

Her neyse bu hesabı ben şu an tekrar yapmadım ama ücretin bana göre 3 te 1 i nettir. Eğer öyleyse bile hala şanslısınız. Devlet tüm ücretten 2 kat nemalanır...

Bu hesabı her sınıftan ve harcama grubundan insanın gerçek harcama kalemleriyle yapmalıyız.yapmalısınız...
Yapınız yapılabilir..
Devlette bir baksın...


Ücretin 200 TL sinin AGİ Yani Asgari Geçim Şeysi Olması
Yani Özal Döneminde İcad Edilen Fiş Toplama ve KDV Ödeme Karşılığında İşçiye Verilen Ödülün ve Vergi İadesinin (Vergili Alışveriş Yapma ve Fiş Toplama Priminin) Yeni Adı

Bu tamamen ücretin bir eki ve parçası haline getirilip içine gömüldü zaten.. Fiş toplama uygulaması kaldırıldı ancak nerdeyse her çalışan bir yolla fiş bulup buluşturup bunu yazdığı için bu gelir haline gelmişti.

Yani bu AGİ ya da geçim indirimi ödenen yıllık toplam vergilerden düşülüyor ve geri ödeniyor olma mantığına dayanıp indirgeniyor. Yapısalcı çözümleme bunu esas alır. Mantığı buydu.
Her neyse .. Bu şey çocuk parası yeni adı aldı. Kuramsal olarak bu her biçimde biçimlenebilir..

Ama piyasa da bir de AGİ dahil ve AGİ hariç ücret karmaşası var.
Agi tutarının ücrete ek ve artı olması gerekir çünkü teorik olarak bu devletin işçiye bir geri iadesidir. Bunun kökeni vergi iadesidir.
Bir çok işveren bunu net ücretin içine gömer. Bu tutarı devlet işçiye kendi geri teslim etmeli idi. Devlet bunu İşveren kurnazlığı ,şark kurnazlığı gibi ücretin içine gömmemeli ya da denildiği gibi kendi işçiye iade etmeli idi... Bunu karışmayacağız şimdi...

Sonuçta AGİ işçiye bir iade değil de işverene bir vergi indirimi görünümündedir.


Sonuç olarak Asgari Ücretteki yüzde 15 lik verginin yarısından fazlası ücret hesabına tekrar katılıp işverene geri iade olunuyor. Yani bu bir vergi indirimi kılığında.

Peki şurdan gidelim.

http://www.muhasebetr.com/asgari-ucret/

Bu adrese göre asgari ücretim maliyeti 3.000 TL ve neti de 2.000 TL .Yani 2/3 ü net bu da yaklaşık olarak yüzde 66,5 etse buradaki tüm vergi ve Sgk yükü yüzde 33,5 olurdu. Bunu OECD ve Tüsiad hesabı içinde düşünebilirdik. Burada düşülmemiş bilinmedik teşviklerde var ve olacaktır...

Lütfen imkanı olanlar belirtilen mantıklamam ile bir hesaplama yapsınlar.

Yalnızca net ücretlerini biliyorlarsa google a netten brüte yazıp yıllık vergi ve Sigorta primi ödemelerini görebilirler.

Brüt ücretlerini biliyorlarsa
Lütfen işverene ait sigorta prim paylarını da brüt ücrete ve bu hesaba eklesinler..

Memurlarda ve 657 de hesap biraz daha farklı ancak ona karılmayacağız..

Sonra harcamalarına dair ÖTV ve KDV hesaplamalarını da bulsunlar ve değerlendirsinler... Yani Netin Netini ve Netin Asıl ve Tam Netini bir bulsunlar ve Gerçek Toplam Ücretle bunun farkına baksınlar. Aradaki tüm farkı devlet aldı....

Burada yol yemek gibi masrafların da işçi ücretinin gelirinin/giderinin parçası olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılabilir. Toplu sözleşme ile verilmiş/kesinleşmiş bu tip ek sosyal haklar ücret eki gibi görülmeli ve ele alınmalıdır... Diğer taraftan işveren bunu sağlıyorsa zaten onun nazarında işçi maliyeti ve ücretin bir eki gibidir dersekte pek yanlış olmaz...

----

"ictenlik"
28-01-2019, 09:34
https://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631808&postcount=17

Bu posta ek olarak düşünülebilir...

Birisi çıkıp Bay X e piyasa koşullarının ve gerçeklerin/gerçeklerinin ne olduğunu dönsün anlatsın
Devlet çıkmış fiyat avcılığına. Bu Kemal Sunal filmlerindeki Ali Erbil karakterleri vardı pirince taş katan.
Sanırım ya esnafı hala böyle bir şey sanıyor ya da yukarıda post 17 de denilen gibi ... tabanını bu yollarla oyalıyor.. Nokta nokta dedim çünkü ağzım dilim elvermedi
Dün buna benzer bir şeyin halk ağzında yorumlanmasına da tanık olduk..
Karaborsacılık çağında değiliz sanırım..

DOMATES KARABORSA MI?

Sebze Halinde 4,20 Olan Domatesin Markette 10 TL Olması Olmaması
Ve Bunun TRT de Haber Konusu Olarak İşlenmesi


Bu haberi Devlet Televizyonunda Bay X in konuşmaları eşliğinde bir kaç gün önce gördüm ve buna oldukça içerledim. Bir şeyler de yazmak istedim ancak sonra buna benzer diyeceğimi zaten demiş olduğumu da düşündüm. Kaldı ki konuşanın kim olması gerektiği üzerinden gidersek aslında bana ne!

Dün bir köyde Bay X in ağzıyla bir market ürün fiyat politikası eleştirisine tanık olduk.. Bu kadarı da pes dedirtti..

Şimdi gelelim Domatese
Şimdilerde TV lerde adı tüm uzman olanlar bunları konuşuyor.

Domates Örneklemesi İçin Kalın Kabuklu Tuzlu Fıstık Hadisesi
Bu fıstık normalde yıliçinde ve yılbaşı öncesinde tam emin değilim ama sanırım en az 12,90 ya da 13,90 a satılıyor olmalı.
Ama geçtiğimiz hafta ulusal zincir marketlerde bu fıstıkların fiyatı 6,90 ila 8,90 dı. Ben fıstık yerken bir yandan da bunu düşünüyordum. Sanırım yılbaşı gecesi için fazladan stok yapmış olmalılar. Sanırım tarihi zamanı geçmeden elde kalanı da uygun fiyattan satıyorlar. Bunun aynısını domates için düşündüm... Yani ocak ayında rafa domatesi koyuyorsun.

Sanırım bu marketlerin ellerinde son on yılda yılbaşında ne kadar fıstık sattığının verisi vardır. Sanırım bir markette ne kadar domates sattığını da bilir...

Yani domates tuz şeker değil ve son tanesine kadar satılamayabiliyor. Kaldı ki salkım türü vb. bir maldan ve tek tek elle seçilen bir maldan sözediyoruz..

Küçük BAKKAL Bakkalcılık yapan ve deneyen tanıdıklarım oldu. (Patates Soğan ve Sarımsak vb. Hariç) Bakkalda Manav Reyonu işinin zor olduğundan, zarar ettirdiğinden ve gerçekten kazandırmadığından ve bu işe pek değmediğinden sözederler çünkü aldığın her bir ürünü nerdeyse sonuna kadar satmalısın. Muz alırsın kararır domates zamanla çürür. Büyük Marketlerdeki etiketlerse neredeyse senin ürünü toptancıdan halden aldığın fiyatlardır. Sen bir de üstüne kar payı koyup satmalısın.. Şimdi bu fiyatlar yargılanıyor. Yani al sat bakkal kardeşim adam 10 a çok pahalı satıyormuş sen 4 ten al 6 ya 7 ye sat sen cukkala..

Küçük Orta Boy Market Marketçilik yapan deneyen tandıklarımız oldu. Manav işinin müşteri için olduğunu, ne kar ne zarar ya da aslında zarar olduğunu, bu işin zahmetine değmediğini ama iyi bir manav reyonu bulundurmazsa da müşterisinin kaçacağını söyler..
Yani küçük esnafta Mini Marketinde Manav reyonu bulundurmazsa müşterisinin herşeyi bir arada aldığı ve alabildiği başka bir yere gideceğini söylüyor.. Müşteri herşeyi oradan ve tek bir yerden almak istediği için bunu bulunduruyor.
Adam 7-8 liraya domates satmaya göbek atmıyor..

Yerel zincirlerin yani aynı ilde 3-5 marketi olanların dahi manav reyonunun karlılığı hakkında yukarıda söylenenlere yakn şeyler söylediklerini biliyoruz…

Ucuzluk marketlerinde ise manav reyonu var yok gibidir..

Haber de Paylaşılan Domatesler

Bir kere o domates o domates değil ve o domates 6-7-8 lira bandında ... Haberde de bu gözüküyor...

Birincisi Sebze halinde domates 4,20 ila 4,40 denirken paylaşılan amiyane domates iken ulusal zincirde 10 lira gibi bir fiyatla satıldığı gösterilen domatesse salkım domatestir. Bunlar birbirinden oldukça farklıdır. İşgüzar bir muhabirin işi ve haberi olmalı olsa kocaaa devlet televizyonu ne hallere ne editörlere kalmış...

Şimdi terbiyem el vermedi neler yazmak istedim neler.
Biz o kuruma TRT diyoruz ve diyorduk... Benim çocukluğumun TRT si...

----

Marketim olsa suratına kapatır giderdim

O marketin sahibi olsam ve devlet televizyonu hakkımda böyle haber yapsa ya aynı gün o marketi kapatır bunu da tokat gibi yüzüne çarpardım...

ya Bay X i çağırır tek tek kalem kalem satış ve fiyatlandırma politikasını verilerle anlatır ve açıklar bunu yapmamasını yoksa kendini yalancı başta olmak üzere manyak vb. ilan edeceğimi suskun kalmayacağımı söylerdim.
Aziz Nesin o televizyonda devletin bakanını açıkça yalancılık dolancılıkla suçladı..

Cranberries'in Zombie si gibi suskunsunuz. Bakalım neler olacak....

kartopu
28-01-2019, 09:59
Devletlerin yükü ağır kazancının % 45 en az vergi ödüyorsun. Devlet buna karşılık sana bir şey vermiyor. Bürokrasi başlı başına bir yük ve bir çoğu gereksiz.

Ayrıca dünyada bu kadar çok devlete de gerek yok. Bir çoğu güvenlik bile alamıyor
Bence dünya merkezi devlete geçmek gerekiyor. Dünya merkezli dil de gerekli elbette yerel diller olmalı ama bütün dünya insanlarının ortak kullanacağı bir dil de olmalı.

Günümüzde devlet kadar güçlü şirketler var bazı alanlarda devletten de güçlüler yani bazı şeyler aşınmış zor ayakta duruyor ve insana yük oluyor.
Teknoloji geliştikçe insan üretim dışı kalıyor Üretim dışı kalan insan değersizleşiyor bunun için iş saatleri azaltılmalı insan a boş zaman yaratılmalı İnsan da bu güne kadar zarar verdiği doğayı tamire başlamalı Boş zamanlar bu şekilde değerlendirilmeli.
Rekabet kontrol altına alınmalı gelişme insan beyni ile orantılı olmalı.

Eğitimdeki bir çok zaman insan ilişkileri ve doğa insan ilişkileri eğitimi ile doldurulmalı. Okullar insan eğitmeli bu gün okullar robot insan üretiyor.

Daha yazacak şey çok ta insan doğa ilişkisi konuşulmuyor. Başak dünya yok. Şimdilik.

"ictenlik"
29-01-2019, 12:23
Bir de savaş denilenin modern iktisat teorisi kapsamında sınırlı kaynağın herkese yetirilmesi anlamında nüfusu denetlediği söylenebilir. Buna ilişkin bir matematik videosu youtube da asılıdır. Bunu da bulup bu içeriğe eklemeyi deneyeceğim.

Aritmetik; Nüfus Popülasyonunun Üstel Artışı ve Enerji Üzerine
Üstel Fonksiyon

https://www.youtube.com/watch?v=NPBQklC5g5M

Engse Hohol
29-01-2019, 19:42
2016 yılında Oya Aydoğan'ın cenazesinde Nuri Alço'nun, içerisinde 5,000 TL olan cüzdanı çalınmış.

2019 yılında Ayşen Gruda'nın cenazesinde Nuri Alço'nun, içerisinde 5,000 TL olan cüzdanı çalınmış.

✔ (https://odatv.com/neden-nuri-alconun-her-cenazede-icinde-5-bin-lira-olan-cuzdani-caliniyor-29011945.html) Nuri Alço'yu ekonomik kriz vurmuş! 3 yıldır cüzdanında 5,000 TL para miktarı ile dolaşıyor. Oysa 3 yılda enflasyon %200 artmış olmalı.

Yıldıztozu
01-02-2019, 20:18
az emekle çok para kazanmak istiyorum.
ideal sistem her neyse bu fırsatı sunabilen sistem olmalı.
sadece emekle kazanılan sistem sıkıcı, uğraştırıcı ve kötü olurdu.

ne-izm olduğundan bağımsız olarak fark ettiğim bir şey var.
her emeğin karşılığı verilmeli ama her karşılık emekle elde edilmek zorunda olmamalı.

borsayla ilgileniyorum bu aralar.
teknik analiz vs.
az emekle parayı katlamanın bir yolu olabilir.

kripto paralar alıyorum mesela.
bitcoinin 2-3 yıla katlayacağını düşünüyorum.

"ictenlik"
02-02-2019, 19:45
Asgari Ücret-Altın Karşılaştırması 2019-1999
Asgari ücret ile çalışan bir kişinin maaşı ile kaç tane çeyrek altın alabildiğini merak ettiniz mi hiç?


Yıllar AltınFiyatı As.Üc. As.Üc./AltınFiyatı
Çeyrek Net Adet

Oca.99 5,00 TL 57.62 TL 11,52

Oca.00 9,00 TL 80.55 TL 8,95

Oca.01 10,50 TL 102.36 TL 9,74

Oca.02 23,50 TL 163.56 TL 6,96

Oca.03 32,00 TL 226.00 TL 7,06

Oca.04 32,25 TL 303.07 TL 9,39

Oca.05 33,00 TL 350.15 TL 10,61

Oca.06 38,50 TL 380.46 TL 9,88

Oca.07 50,00 TL 403,02 TL 8,06

Oca.08 54,00 TL 481,55 TL 8,91

Oca.09 72,50 TL 527,13 TL 7,27

Oca.10 91,00 TL 577,01 TL 6,34

Oca.11 118,00 TL 629,96 TL 5,33

Oca.12 167,00 TL 701,44 TL 4,20

Oca.13 166,00 TL 773,01 TL 4,66

Oca.14 161,00 TL 846,00 TL 5,25

Oca.15 150,00 TL 949,07 TL 6,33

Oca.16 176,50 TL 1300,98 TL 7,37

Oca.17 240,00 TL 1404,06 TL 5,85

Oca.18 265,00 TL 1603,12 TL 6,05

Oca.19 360,00 TL 2020,59 TL 5,61

http://keyrevealer.blogspot.com/2014/07/asgari-ucret-altn-karslastrmas-2014-1999.html?m=1

----

Benzer kıyaslamalar için

https://onedio.com/haber/neler-degisti-son-10-yilda-asgari-ucretin-dolar-benzin-ve-et-karsisindaki-alim-gucu-822081

Bu linke göre/bakarsak kriz sadece gıda fiyatlarında gibi?
ya da ciddi bir krizden sözedemiyor muyuz?
ya da enflasyonun kısıtlanması ve reel enflasyonun altında gelir artışından mı sözetmeliyiz?

Bir haber
https://tr.sputniknews.com/amp/ekonomi/201808101034686798-dolar-bazinda-asgari-ucret-azaldi/

Engse Hohol
02-02-2019, 20:42
✔ (https://www.facebook.com/iyipartiliyiz/photos/a.371677309943260/641585646285757/?type=3&theater) Devlet bahçeli "EYT mağduriyetleri giderilecek" pankartı astı. Devlet bahçeli 1 ay önce emeklilikte yaşa takılanlar - EYT bekleyenleri emekli edebilecek, iyi partinin yasa taslağına TBMM'de hayır oyu verdirmişti mhp'lilere ama seçim sürecine girildiği için reddettiği EYT yasa taslağını şimdi vaat ediyor Devlet bahçeli. Deniz baykal dan daha beter vizyonsuz siyasetçi yoktur diyordum ama Devlet bahçeli, Deniz baykal'ın basiretsizliğini geride bıraktı son 2-3 yıldır.

ilahimasal
02-02-2019, 21:06
Bu bahceli , mhp g.mrk zinin önünden geçen konya yolu bulvarı ve anadolu bulvarı üzerindeki tüm aydınlatma direklerine kendi posterini astırmış.

Tekrar toplattırılmış bahçecinin o garip posterleri .

Lan dedim bu bahçeli Ankara BB başkanı adayı falan mı oldu. Her yere kendi resmini astırmış dedim içimden. Halbuki mhp nin adayı yok ! Niye yoksa ? Bulamadılar galiba. Bulamayıncada tüm yolcularına gidip apmule basın demişler .


Eyt konusunda ise

Mezarında ters dönesice ecevit ve bu bahçeli 99 depremini fırsat bilip millete öyle bir koyduki millet 19-20 senedir gireni çıkaramıyor.

Şimdide ak p. Yancısı olarak yolunu bulan mhp nin şeysi bahçeli eyt mağdurlarına ALENİ YALAN söylüyor.

21.yy daki yöneticilerin bir huyu çok belirgin duruyor.

Yalanlarını 40 sefer milletin suratına her yerde söyleyip oy alabiliyorlar..

"ictenlik"
10-04-2019, 13:14
Yeni zamlar/vergiler geliyor
ve S-400 lerin yaptırımları geliyor
yolda

"ictenlik"
10-04-2019, 19:46
Bu Kıdem Tazminatının Kırmızı Çizgi olması Nedir?

-Kıdem tazminatı 10-15 yıllık bir çalışanı işten çıkarırken ya da atarken (ya da iş aktini feshederken) haliyle işverene maddi bir külfettir,

Kıdem tazminatı fonunun kurulması demek önceden vergi ve sigorta kesintisi benzeri bir ön ödemeyle bunun peşin ödenmesi ve işçinin iş aktini feshederken bu maddi külfetten kurtulmak ve dolayısıyla kolaylıkla işçi atmak, atabilmek anlamına gelir

Bu bir çok sektörde 45 yaşın üstünde çalışan bulursak şanslısınız, şanslıyız demektir.

--

Öte taraftan şu anda kıdem tazminatı 1 yıllık 30 günlük ücrete eş belirlenmişken fon tasarılarında genel olarak 15 güne düşürülüyordu. Bilmiyoruz tasarı nasıl ancak şu var bunun iki kazananı ve kaybedeni olacak.
Birincisi işveren daha kolay ve tazminatsız işçi çıkarabilecek

Kazananlar olacaksa zaten işvereni her durumda ve hiçbir durumda kıdem tazminatı ödemeyen-ler, buna boyun bükmüşler...

"ictenlik"
11-04-2019, 22:37
Tüm illerde engelli emeklilerinin dosyaları raftan indirilerek taramadan geçiyor, sahte raporlulara geçmiş olsun...

Facebooktan alınmış bir yorum ve doğruluğunu/geçerliliğini bilmiyorum..
Kemer sıkma/sıkıştırma sanırım ama memur fazla at gitsin yok mu?
Bir gün devlette işçi/memur atar mı? çıkarır mı? ne olur?

"ictenlik"
12-04-2019, 22:25
Kıdem tazminatı (bir nevi/bir seviye de) kazanılmış haktır. 30 günlük tazminat ısrarla 15 güne çekiliyor.
Mesela buna karşı dava açılabiliyor mu? (yasa iptali, yürütmenin durdurulması, devletin zarar tazmini, kazanılmış hakkın korunması vb.)
Bunun hukuki durumu nedir?
Çalışanın ücreti, geliri onayı rızası olmaksızın/alınmaksızın düşürülemez.
Devlet eliyle çalışanın hak edilmiş hakkı (ki ücret hakkıdır) düşürülüyor, elinden alınıp gaspediliyor.

Ki ayrıca tazminat olarak belirtilen şey tazminat olma anlamını, bütü nhukuki niteliğini (işverenin sorumsuz işçi çıkarmasına dair caydırıcılık işlevini de) bütünüyle kaybediyor/yitiriyor.
Yani ortada esas olarak bir tazmin/tazminat (kavramı) kalmıyor.
İkinci yönü ise işsiz kalan kişinin geçici nafakası olabilecek bir tazmin ve bir tutar oluşu ki;
Zaten yarıya düşürülen bu tutarında ayrıca yarısı 56 yaşa kadar bir fonda saklanacakmış. Yani peşin ödeme dörtte bire düşüyor..
Düşünün 20-25 yıl çalışıp 45 yaşında işsiz kalıyorum. 60-100,.000 aralığı bir tazminat alıp neredeyse emekliliği gözleyebilecekken elimde 15-20.000 lira var...
Yazmak istemedim ama .... bir sadaka fonu... Sanki birileri bir şeyler bağışlıyor...

"657 lerin emeklilik ikramiyeleri denenin durumu nedir?_"

benim asıl sorum bu olacak. asıl sorunumuzda...

657 lerin emeklilik ikramiyesi denene aynı fonun/koşulların uygulanması ve 657 lere de birebir aynı uygulamanın uygulanmasını talep ediyoruz.
NOKTA

yapın öyle yapın tam olsun
....... ları yemeyenler yasa yapmasınlar

karakedi
12-04-2019, 22:27
AKP istanbul seçimini kolay lokma bırakmayacağı anlaşılınca bu seçimi yal dolar kazanır yada imamoğlu demiştim. dolar bugün bastırdı 5,80i kırdık. bundan sonra siyasi gelişmelere göre 6yı zorlar. zorlayacak gibi de gözüküyor.

1 damat önceden işte büyük türkiye cumhuriyeti devletinin tekzip yayınlayıp, ağzını burnunu fırçaladığı JP Morgan'a yeni ekonomi planı ve reformlar ile ilgili sunum yaptı ama kimse ciddiye almadı. uzmanların görüşü türkiye ekonomisinin aşağı çakılacağı yönünde devam ediyor.

2 erdoğan seçim sonrası yurtiçinde birkaç tokadı göğüslemek zorunda kaldıktan sonra meydanı çömezlerine bıraktı ve rusyaya gitti. oradan 100 milyar dolar kredi/yatırım müjdesi ile döndü. ben bunun üfürük olduğunu düşünüyorum. gerçek bile olsa (yüzde ne kadarının gerçekleşeceğini bilmiyoruz) ekonomiye reel etkisi ne kadar sürer bilmiyorum.

3 "katar sıcak parası" afedersin götte patladı. oradan bir şey gelmiyor gelmeyecek.

ForumKirpisi
12-04-2019, 23:49
Öncelikle ülkedeki ekonomik kriz çözülemez mi?

Reis ile çözülemez. Ama kimsenin umrunda değil ki. İslam gitmesin Araplık gitmesin.

Birincisi

Enerji Problemi
Türkiye enerjinin tamamına yakınını ithal etmektedir.
Üretim ne kadar artarsa, ithal edilen enerji talebi artmaktadır.
Türkiye enerji ihtiyacı kadarını ithal etmemektedir, Türkiye enerjisinin tamamını ithal etmektedir.
Enerji ithalatı olmasa idi cari açık kapanırdı.

Çözüm: Rusya nükleer santrallerde kaç yılını doldurdu? Alternatifler yeteri kadar araştırılıyor mu?
Diğer ülkeler enerji sorununa nasıl yaklaşmış?

İthalat Problemi
Türkiye Gümrük Birliği üyesidir. Gümrük Birliği sayesinde Avrupaya Avrupa içi şartlarda ürün satabilmektedir.
Fakat Avrupanın anlaştığı Meksika gibi 3. ülkelerden de içerisine 0 gümrüklü ürün ithal edilmektedir.
Ayrıca Avrupa ülkeleri de artık Türkiyeye yol kotası, tır kotası koymaktadır. Macaristandan tren kaldırılarak aşılan Avusturya engeli
tren yasağıyla daha da arttı.
İhracatımız çok maliyetli. Yurtdışında şirketler kurmak zorunda kaldık.
Sınırlı.
Fakat ithalatımız çok kolay.
Çinden ithalat sınırsız ve çok kolaylaştırıldı bu BRIC döneminden beri hala da öyle. Çin, Türkiyeyi hoplatıyor.

Çözüm: AB ile Gümrük Birliğinin güncellenmesi ya da Gümrük Birliğinden tek taraflı çıkış.
Emin olun eğer Gümrük Birliğinden çıkarsak çok kısa sürede Avrupaya ihracat yapanları
bir stres vurur fakat sonrasında biz ÇOK karlı çıkarız. Çünkü Türkiye pazarı yok sayılamaz.

Maden Problemi
Amerikan,Alman ve Kanada maden şirketleri hakkında bir şey yazmaya gerek yok. Bu şirketler 10 çıkarır 1 gösterir.
Her türlü şerefsizliği yapar ve mafya gibi çalışır. Dokunulmaz vs.
Bu şirketlerdeki mühendisler de çok kazanır çünkü şirket çok yer. Bir nevi Amerikanın gönüllü sqicisi olursun.

Madenler için yerli şirketlerin güçlendirilmesi, yabancı şirketlerin denetlenmesi ve sınırlandırılması

Vergi Problemi

Yandaş şirketlerden alınmayan vergilerin toplanmaya başlaması, vergi aflarının olmaması, vergi vermeyenlerin cezalandırılması ve
verginin üstüne düşülmesi. Vergi beyanlarının sadece %5'i inceleniyor.

Belediyeler ve Spor Kulüpleri

Belediye yardımlarının sadece gerçekten ihtiyacı olanlara verilmesi. Futbol kulüplerini salla gitsin bana ne. Umrumda değil gebersin itler.
Gavur futbolcuyu ben niye besliyorum?

Sığınmacılar ve Kaçak Çalışanlar

Türkiyede ucuz iş gücünde 5 milyonluk bir istihdam var. Kimse konuşmuyor, kimse tartışmıyor. Kimse bilmiyor.
Vergi 0. Dışa giden para, alınan dolarlar.

Yabancı çalışanların kısıtlanması, sığınmacıların geri gönderilmesi, kaçak çalışmanın bitirilmesi için Sınır Polisi-Zabıtası (Border Force).

Bi diğer konu

Türkiyenin geleceğinin iyi olacağına dair adımlar atılmaya başlanırsa, insanlara güven verilirse iyi olur.
Adalet yoktur, göstermelik bi adalet lazım.

Birikmiş paranın Türkiyeye geri gelmesi gerekir.

Ayrıca Erdoğanda ve sülalesinde baya para altın zart zurt var yurtdışında o da getirsin.

Fransa Ermeni Soykırımı Günü ilan etti.
İtalya'daki azılı Türkiye düşmanı "Arabi" Salvini Ermeni Soykırımını tanıma ve uluslararası savunma kararını geçirtti.
Geçen günlerde olanlar böyleydi.
Bir ülkede bu kararları meclisler mi alıyor bilemem.

Tarih yerindeyken Ermenistanın ilk cumhurbaşkanının, Türkiyedeki eski solcuların ve Türkiye Ermenilerinin sözleri dikkate alınmıyor.
Sanki bu yaşandığı iddia edilen 9999 milyar Ermeni Fransa sınırlarında imha edilmiş. (Her sene artıyor ya şu rakamlar)

Ülkenin uluslararası alandaki etkinliği sıfır. 2013'ten bu yana uluslararası alanda yeni işbirliği kurulmadı. Rusya - İran falan yalan dolan.
Turizm tanıtım işi anca kararlaştırıldı. Geldik 2019 Nisan ayına.

Turizm Bakanlığı var mı yok mu, yok. Dışişleri var mı yok mu, yok.
Tarihteki en başarısız kadro.

Yani ülkecek Pakistan kadar etkinliğimiz yok.

Amerikan etkisini şöyle diyeyim, 2004 yılın Avrupalısı Erdoğan seçildi.
Amerika kararlaştırır, Almanya söyler, Avrupa takınır.
Amerikan köpeği CDU/CSU idaresi böyle.

ForumKirpisi
13-04-2019, 01:01
Türkiye 3 mü 4 mü ne yıldır gümrük birliğini bekliyo.

bizimkiler napıyo bilmiyorum. seçim falan işte. seçim yapalım gitsin.
konuşalım sövüşelim sonra seçim. bi krizler falan. bi para basıp dağıtalım.

bi ara bi anlaşma oldu 4 yıl önce vize serbestisi.

sonra suriyede ne oldu? aylar yıllar geçiyor...

yapısal reformlar, evet erdoğanın oturduğu deri koltuktaki çatlaklar düzeltilecekmiş, ayakkabılar
cilalanacakmış falan süper ülkeyiz muhteşemiz potansiyel fana cayır cayır gelin gelin.

3 kuruş turizme para.

çiftçiye rüşvet.

biraz da sebze meyve ithalatı yapalım bakalım.

oh iyi. sonra yine seçim.

"ictenlik"
02-10-2019, 15:21
Berbat bir gelir erimesi var ve gelir erimesine paralel gelir artışı ne yazık ki yok ve tüm kesimlerde aşağı yukarı sanırım böyle. Bu demek ki harcama dengesi değişecek (harcamalar yani tüketim azalacak ve yön değiştirecek) yani ekonomi dibe çöküyor (daralacak-küçülecek) olmalı. Sanurım bu yıl ucuz gıda ve muadil ürünler tüketim yılı ya da tasarruf yılı olmalı. Lüks denilen her şey elenenecektir. Asgari ücret rakamlarını bekleyin ama şunlar söyleniyor.
Son bir yılda elektrik yüzde 60
Doğalgaz yüzde 50
Akaryakıt yüzde 30
Gıda (belirsiz ama oldukça yüksek) 50 gibi rakamlar veriliyor.
Artış için,
Objektif bir enflasyon hesaplanmalı..
Genel ücretlerde -asgari ücret dahil- objektif bir artış sağlanmalı ya da empati dengesine/kazanına doğru yol alıyor olmalıyız...

"ictenlik"
29-01-2021, 14:01
PTT ayçiçek yağı satacak

1- Kim üretecek?
2- Nasıl üretecek? (Devletle ya da PTT'leyle fason dağıtım üretim sözleşmesiyle mi?)
3- Üretmeyenler ne olacak? yani serbest piyasa da serbest piyasa kural ve koşullarıyla aktör olan üretici devlet ve kamu gücünün vergilerinin rakibi mi oldu?

Devlet fason işvereni ve taşeron işletmecisi midir?
Bunu denetliyorsa niye herşeyi denetlemiyor?
85 liralık yağı 60-65 liraya düşürerek nasıl bir dar gelirli bütçe desteği planlıyorsunuz?

4- Devlet tarafından hammadde, hamyağ alımı yapılacak mı? Bu sadece üretim satış aracılığı mıdır?

5-Devlet tarafından hammadde vb tedarik edilecekse bu piyasadaki diğer tedarikçilerle eşit koşullarla yurtdışından vb mi sağlanacak? Aynı gümrük vergileri stopajlar devlet tarafından devlete mi ödenecek?

Devletçilik ve sosyalizm de bizi görecek mi?_
Elın Musk ta bizi görecek mi?

Ekonomi kuramı, Kapitalizm ve diğerleri keşfedilmiştir
Ulusalcılık, ırkçılık, ümmetçilik, dini ve siyasal monoteizme monarşiye (baskıya güce) vb ye dayalı yönetimler bunların hepsi, her çeşidi geçmişte insan tarafından denenmiş keşfedilmiş tecrübe dilmiş ve testedilmiştir
Politikanın/yönetimin kolayı kolaycılığı, kısayolu kolay yoldan ele geçirmesi/yapması ve kestirmesi yoktur
Politika sorumluluk işi ve bilincidir, gerektirir
Geniş halk tabanlarına, uçlara yöneldikçe ve yayıldıkça bası baskı azalır rahatlar yönetim kolaylaşır,
Sorun ve çatışmalar azaldıkça çözüldükçe ve kabullenildikçe kaos gevşer
merkezileştikçe otorite bumlar...
Öğrenileni baştan öğrenmeye yapılanı baştan yapmaya (Amerika yı tekrar keşfetmeye) gerek yoktur
Politika kuramını baştan öğrenmeye ve icad etmeye gerek yoktur
İyi sosyoloji, politika ve ekonomi matematik vb kuramcılarına güvenin aklı dışarda aramayın, kendinizden ülke uydurmayın (uygun kanallardan bilgi ve fikir ve akıl alın ve uyun uygulayın) ya da yönetimi ehline teslim edin ve ya da geçit verin

"ictenlik"
29-01-2021, 16:21
PTT ayçiçek yağı satacak

1- Kim üretecek?
2- Nasıl üretecek? (Devletle ya da PTT'leyle fason dağıtım üretim sözleşmesiyle mi?)
3- Üretmeyenler ne olacak? yani serbest piyasa da serbest piyasa kural ve koşullarıyla aktör olan üretici devlet ve kamu gücünün vergilerinin rakibi mi oldu?

Devlet fason işvereni ve taşeron işletmecisi midir?
Bunu denetliyorsa niye herşeyi denetlemiyor?
85 liralık yağı 60-65 liraya düşürerek nasıl bir dar gelirli bütçe desteği planlıyorsunuz?

4- Devlet tarafından hammadde, hamyağ alımı yapılacak mı? Bu sadece üretim satış aracılığı mıdır?

5-Devlet tarafından hammadde vb tedarik edilecekse bu piyasadaki diğer tedarikçilerle eşit koşullarla yurtdışından vb mi sağlanacak? Aynı gümrük vergileri stopajlar devlet tarafından devlete mi ödenecek?

Devletçilik ve sosyalizm de bizi görecek mi?_
Elın Musk ta bizi görecek mi?

Ekonomi kuramı, Kapitalizm ve diğerleri keşfedilmiştir
Ulusalcılık, ırkçılık, ümmetçilik, dini ve siyasal monoteizme monarşiye (baskıya güce) vb ye dayalı yönetimler bunların hepsi, her çeşidi geçmişte insan tarafından denenmiş keşfedilmiş tecrübe dilmiş ve testedilmiştir
Politikanın/yönetimin kolayı kolaycılığı, kısayolu kolay yoldan ele geçirmesi/yapması ve kestirmesi yoktur
Politika sorumluluk işi ve bilincidir, gerektirir
Geniş halk tabanlarına, uçlara yöneldikçe ve yayıldıkça bası baskı azalır rahatlar yönetim kolaylaşır,
Sorun ve çatışmalar azaldıkça çözüldükçe ve kabullenildikçe kaos gevşer
merkezileştikçe otorite bumlar...
Öğrenileni baştan öğrenmeye yapılanı baştan yapmaya (Amerika yı tekrar keşfetmeye) gerek yoktur
Politika kuramını baştan öğrenmeye ve icad etmeye gerek yoktur
İyi sosyoloji, politika ve ekonomi matematik vb kuramcılarına güvenin aklı dışarda aramayın, kendinizden ülke uydurmayın (uygun kanallardan bilgi ve fikir ve akıl alın ve uyun uygulayın) ya da yönetimi ehline teslim edin ve ya da geçit verin

Serbest piyasayı tüm gücü elinde toplamış ve tüm üretimi kontrol eden devletten yani tek --nihai asıl/tekel- işvereninin devlet ve kral olduğu durumdan kurtuluş hatta devletle rekabet eden antidevlet olarak algıladım.

Yani serbest piyasa neredeyse; devletin/kralın merkezileşmiş otoritenin düşük ücretle neredeyse boğaz tokluğu kölelikle insan/kul/tebaa örgütlemesi çalıştırması ve yönetmesini engellemeye kalkan bir girişimmiş gibi duruyor...

O halde bunlar devlete bağlı ya da devletle birlikte ve işbirliği içinde tekelleşen yeni güç merkezleri

O halde Kapitalizm krallık sonrası oligarşidir ya da zorunlu olarak bu süreci üretir

"ictenlik"
06-03-2021, 19:06
İşçi Kazancına Asgari Ücret Düzeyinin Üstünde SGK ve Vergi Ödemeyen Kurumlar ve Ucuzluk Marketleri, Piyasa Örneklemesi

Piyasaya Yapılan Müdahaleler

Ben bu konuyu incelemeyeceğim. Kendimce kenarından geçiyorum... Bir çoğu daha önce aldığım notlarımı da veriyorum ve herkese açık bir alanda da görünür ve yayınlanmış oluyor. Bu anlamda başlıkları m parçalı ve kendi içeriğini vermiyor ya da her başlığımın içi dolu değil biliyorum. Kayıtlama mantığı.. Kişisel şeyler ve izlerde içeren bir yazım ve ...Yayınlama/verme mantığı da içeren notlardır hem de kendi sonucuna yürüyor sonuçta yazımlama mantığım...

Bilmeyenler için yeniden hatırlatalım. Türkiye de Kurumsal dediğimiz kimi ticari yapıların haricinde neredeyse hemen her ticari kuruluş işçilerinin Gelir Vergisi ve Sosyal Güvenlik Sigorta Paylarını işçi yüksek gelirli olsa bile Asgari Ücret rakamları üzerinden bildirir ve öder. Bu bir çok yapısal sorun ve karmaşaya fiyat rekabet karmaşası ve ikilemi/ikiliğine de neden olmaktadır. İşçiye de yüktür. Örneğin daha sonra oluşacak alacak davalarında aldığı ücreti iddia edemez. Emeklilik payı ve ücreti geriler. Yıllardır ne el atılıyor ne de düzenlenip düzeltiliyor. Yukarıdaki yazımlarda parça parça olarak bunu değerlendirdik.

Biz bunu ucuzluk marketlerinde ucuzluğun nasıl yaratıldığından tutalım da hızlı zenginleşme ve piyasa koşullarında rekabetin biraz hızlıca aşılarak küçüklerin büyümesi ya da zenginleşme sağlama, piyasaya yeni yerleşen henüz ticari refleksi tam anlamayan küçük esnafın ve küçük balıkların düşük fiyatlarla daha makul koşullarda üretim geliştirebilmesi ve devletin buradaki çıktıdan daha az nemalanması, düşük fiyatlı mal hizmet üretebilme ve sunabilme vb. olarak bir çok bakımdan yorumlayabiliriz.

Serbest Piyasa da Neler Oluyor ki 1

Sayın Erol Bilecik: "Serbest piyasaya baskı yapmayalım, herkes parasının hesabını ve neyi nerden alacağını ya da ne alacağını zaten biliyor demiş."

Serbest piyasayı biz de biliyoruz.
İki marka yağ arasında yüzde yirmiye yakın fark var. Yüzde yirmi ucuz üretilen yağ bir ucuzluk marketin de satılıyor. Belki fason üretim ve arkasında kendi markasıyla yüzde 15-20 daha pahalıya yağ satan bir üretici de duruyor ve pahalı sattığına yakın kalite de ve içerikte bir yağ ya da tam aynı ürün. Hızlı ve sıcak para nedeniyle ya da iyi bir iş anlaşması olarak görerek bir çok küçük yatırımcı bunlara üretim yapmak için can atıyor. Aşağıda ne olduğunu iyi biliyoruz.

Bir çoğumuz ucuzluk marketlerinin kalitesinden ya da ürün hilesinden endişe ediyoruz. Ben başlangıçta kuruyemiş vb. belirli ürünler ya da bilindik markalar hariç bu marketlerden alışveriş yapmazdım. Şimdi ise biraz değişti. Hem ekonomik gerekçelerle hem de sosyal-sosyolojik kimi gerekçeler sanırım.
Aslında bilindik markalar bu marketler hep sonradan girdi biliyoruz. Başlangıçta belli bir gruba özgü market etiketi taşırdı ve öyle bilirdik onları. Kendi markaları vardı. Eskiden belki buraya giden profil etiketi ikilemi vardı değil mi? Bu sonradan değişiyor 5 yıldızlı bir market oluveriyorlar sizin için.. Bunu akıl da tutun.

Bu marketlerin de kendince kalite kontrol güvence süreçleri var sanırız. Bunlar da işvereni ucuzu üretmeye (ve kendileri en ucuzu almaya bulmaya ürettirmeye) zorlarken ve preslerken sonuçta bunun için de belli yollar kullanılıyor. Bunlardan biri birkaçı ucuz işgücü, ucuz hammadde arayışı (düşük ya da uygun kalite alternatif hammadde kullanma vb. ) ve ambalaja kadar her şeyden kısılır sanırım. Olası her kalem hesaplanır.
A ve B Markası o fiyattan satamıyor.

Şimdi bu kriz döneminde piyasa da bir algı oluştu. Sosyal medya da ürün fiyatları dönmeye başladı ve marketler suçlandı... Bunlar 1 e 500 alan tüccarlar değiller. Çoğu gıda ve rekabetçi sektörler ne yapmaya çalışıyorsunuz? Suçlu bulundu ve hedef gösterildi. Siyasi iradenin bir anlık refleksi. Berbat bir refleks ama... Psikoloji de savunma mekanizmaları vardır bunun aynısı. Siyasi irade bir an da üzerinde oluşan baskıyı geçiştirmek için tabanını oyalıyor ...

Sanki üretici yüzde 300 kazanıyor ve bu karından vazgeçecek. Hala bunun aynısı sürüyor. Bu temel gıda benzeri özelilkle rekabetçi üretim ve düşük gelirlinin asgari ve temel harcaması ve tüketimine yönelik kalemlerindeki üretim öyle bir şey ki fiyatlar indirgenmiş zaten. Dip zaten.
Daha önce de piyasalar da oluşan, oluşturulan bu baskılarla kar marjları üretim hadleri bunların hepsi denetlenmiş sıkıştırılmış, her yönden optimize edilmiş ve rekabetçilik vb. nedenlerle fiyatlar olası en optimum düşüğe adeta çekilmiş zaten biliyoruz. Market işi özellikle pek kıyafet ,takı ya da beyaz eşya işi gibi değil sanırım bunu biliyoruz.

Burada yukarılarda tekrar tekrar inceden dokunulduğu için "işçi at" refleksine girmeyeceğim.

..Toplumun ...laştırılması denilene dönelim isterseniz... Bunu herkese zararı var mı yok mu? ve bunu bilen biz ya da diğer aktörler ne durumdayız bakalım.

http://arsiv.ntv.com.tr/news/114806.asp

Bu haberle yaklaşık olarak aynı dönem de bir facebook grubunda üreticilerin piyasayı bahane edip çıkarcı bir bir biçimde fiyat yükselltiğini ima eden bir görsel ve içerik görmüştüm. T. marka ve P. marka iki yağ görseli ve yanında 40 TL yazıyordu... P. markayı geçtim de hadi T. markaya da giydirilmesini pek hazmedemedim. Eski bir Tarım Kredi Kuruluşu ya da Tarım Satış Kooperatifiydi bu.
Bir piyasa da rekabetçilik varsa ve çoğu üründe eski bir Tarım Satış Kooperatifi gibi gelenekçi ve kamucul ahlaklı zihniyetli bir kurumsal yapı varsa orada fiyat manipülasyonu yapabilecek aktör olur mu? var mıdır?

Peki bu arkadaş ne yapıyordu. Bir ucuzluk marketin de yüzde 20 ucuza yağ bulduğu için mi bunu yapıyor...

Yukarıdan verdiğim linkten kaba bir hesap yapılabilir. Daha rafinasyona ya da pakete ve bir işletmenin üretim sürecine girmemiş ve işlenmemiş yağdan sözediyoruz. Neden bu arkadaş bakmıyor ve bunları düşünmüyor? Siyasi irade onu o hedefe yöneltti. Bu çok ...ydı... Bunu geçelim mi_?

İşin aslı ucuzluk marketleri denilenler piyasayı da kastırıp ters yüz ediyorlar.

Bir işletmedeki çalışma koşullarını ve kalite süreçlerini bir market organizasyonu değil de devlet denetlemelidir ancak ucuza üretim denilen her zaman zorlu çalışma koşullarına gebedir sanıyoruz ki. Bu anlamda olumsuz cümleler vermek ve irdelemek, kurcalamakta istemedim..

Ucuzluk üretme sürecinin bu kadar ucuz olmamasını istiyoruz ve umardık...
Temiz bir ucuz üretme süreci, tertemiz ve tam yasal zeminine ve tam bir yasal zemine oturmuş bir süreç kim ummaz..

---

Satın alırken A markası ve B markasında, fazla çalışma yapılıp yapılmadığı, ne oranda yapıldığı ve bunun ne oranda karşılandığını, belirli esneklikler sağlansa da genel anlamda iş hadlerine azami uyulup uyulmadığı, işçinin izin kullanıp kullanmadığı gibi .. konuları bilmek istiyoruz ve bu bir etikette yazmıyor. Devlet bu işlevi icra etmiyor. Sanırım serbest piyasaya müdahale etmemekten bunu anlıyorsunuz. Ya Yürütme işlevsiz ya da Yürütme Yasama bağı. Birini giderin...

Dar gelirle yukarıda dediğim seçimi yapamam sanırım ya da diğeri bunun onaylaması mı_?

Temelde işçi örgütlenmesi gerekiyor ama işçi örgütlenmeyi öğrenene kadar devletin koruması kollaması gerekiyor.
Devlet işçiyi değilde/değilse hadi onu geçtik yasayı korusun. Yasasını korusun. Devlet devletse yasasını bari korusun kollasın. Korumayacağı yasayı niye yapıyor.
Devlet devletse yaptığı yasayı korusun. o yasayı o yapmadı mı?
O yasa o devletin çocuğu...değil mi?
Burada yasamanın ne olduğunu/olmadığını ne demek olduğunu anlatamayacağım.açmayacağım bunu kitaplar yazıyor
Aşağılarda ilişkin bir yazım gelecek/verilecek. Kitapların yazmayacağı.. Okuyanlar bunu iyi okusun...
Benim 15 yıldır gezdiğim aynı çarkın içinde gezmek ister miydik?

"Devlet yasanın tarafında durmalı. Devletin tek tarafı bu..."
.,
-devam ediyor-

Ucuz-luk! Marketleri..

A101 tag'ı bir işçinin çıkışıyla gündem olmuş umarım bir şeyleri kımıldatır!

ve kökü geride. ucuzluk marketleri için çalışan ucuz üretimciler.
ucuzluk üretimcileri..

"ictenlik"
06-03-2021, 19:29
Ucuz-luk! Marketleri..

A101 tag'ı bir işçinin çıkışıyla gündem olmuş umarım bir şeyleri kımıldatır!

ve kökü geride. ucuzluk marketleri için çalışan ucuz üretimciler.
ucuzluk üretimcileri..

Muhtemelen kişi linçlenecek değil mi ? (toplum işsiz iş beğenmiyor denecek ve toplum kendi kirli vicdanını/karanlığını onaylayacak)

Buradan bir şey çıkmayacağını sanıyorum. İkinci dediğim olacak, çalışma koşullarının daha kötü olacağına delalettir. Artan baskı anlamına gelecek..

A101 gibi bir market tüm stok ürünlerine 0,001 ya da 0,01 gibi bir çarpanla zam yapsa ki muhtemelen birinci fazlasıyla yeterli ve 0,1 e yuvarlasa (yani çoğu üründe 10 kuruş) tüm yen işçi giderlerini rahatlıkla karşılayabilir. Buradaki sorun yapısaldır. Yukarıda denendir.
Fiyat politikası ya da işçi gideriyle ilgili değildir. Kazançla -ticari karla- hiç ilgili değil ve ilgili olacağı tamamen safsata, kirli bir manipülasyon ve yalan/naylon olacaktır.

Daha kötüye gidiyorsunuz tabi...

Sendikacılık öğrenilmelidir ama geniş tabanda, bunun için birilerinin biraz daha deneyime ihtiyacı var gibi tabiri caizse burnu sürtmeye.
Yeterince köle işgücü diğerini gölgeliyor.

"ictenlik"
07-03-2021, 19:17
Muhtemelen A101 ifşası aynı zamanda bir suç bildirimi idi ve tabi ki Bölge Çalışma Müdürlükleri bir müfettiş ordusu görevlendirmeli ve ordu harekete geçmeliydi ancak suç zaten toplum vidanında zımni kabul gördüğü ve aslında toplumun diğerleri öbür yarısı bu suça iştirak ettiği ve ortak olduğu ve aynı zamanda bu yüzden sorun toplumsal vicdanda bu anlamda suç olmadığı için çürük doğurmuş yazılı yasa elenecek. Muhtemelen veren el güçlüdür deyip, iş beğenmeyen işçi (.... ... yargılanacak hatta burada noktalarla belirtmediğim sıfatlarla ve sonuç olarak) işverene daha fazla hak, çıkar, güç, imtiyaz sağlanacak böyle durumlardan kendini koruması-savunması için ve göstermelik yapılırsa bir şeyler yapılır ancak taş kımıldamayacak ...

"ictenlik"
21-06-2021, 12:03
Güncel..

Ekonomi bilmeyenler ve bu başlığı uzun bulanlar ve okuması zor bulanlar için iki üç paragrafta özetlemeye çalışacağım kriz nedir?

Türkiye ülkesinin en çok iç ve dış ticaret yaptığı yaklaşık 5-10 ülkedeki ticari emeğin alış satış değerini alın ve bulun. Bunu ticari mal meta gibi düşünün. Bu saatlik emek ücreti. Buna universal basic income ya da asgari temel gelir diyorsunuz.

Şimdi Almanya emek saat ücreti neredeyse 10 euro. Yakındır.

Türkiye de emek saat ücreti 1,5 euro civarındadır. Yani 6 da biridir.

Bu 6 kat küçük, dar ekonomi ve az üretim tüketim demektir. Çalışmayan gelirsiz atıl nüfusu da eklersen 10-15 katına çıkar. Bu köle ekonomisidir.

Emek ücreti ve geliri bir kazanç değil de bir an bir metanın alış satış değeri gibi düşünün.

Bu krizin ilk en büyük ana nedenidir. Almanyayla aynı paraya emek satmıyorsun. İktisat teorisi bilen tek matematikçi, kuramcı ya da bürokratın yok ve ülken göz göre batıyor. Bunun sebebi dış güçler iç güçler ve bilgisizlik. Burada bunu anlattım.

Krizden çıkışın tek yolu gelir yaratmak ve emeğin evrensel değerini eşitlemek. Burada bunu anlattım. Bu yasayla yapılıyor. Burada bunu anlattım. Yasalarımızı bizim iç güçler yapıyor. Burada bunu anlattım.

İÇ LİNKLER
İÇ POST 11 ASIL KRİZ NEDENİ OLARAK YAPISAL SORUN- DÜŞÜK GELİR ENDEKSİ (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631802&postcount=11)
İÇ POST 8 - ÜRETİM TÜKETİM DİYALEKTİĞİ VE YÜKSEK GELİRİN ÜRETİMi NEDEN ARTIRACAĞINI ANLATMA (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631799&postcount=8)
İÇ POST 18 - NEDEN ÜRETİMİ ARTIRMAK İÇİN ÖNCE GELİR VE TÜKETİMİ ARTIRMAK GEREKİR?_ (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631810&postcount=19)
İÇ POST 10 - ARTAN GELİRE DOĞRU (http://turandursun.com/forumlar/editpost.php?do=editpost&p=649980)
İÇ POST 26 - NEDEN HER YETİŞKİN İÇİN GELİRİN TEMİNAT ALTINA ALINMASI GEREKECEĞİNİN AÇIKLANMASI (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631817&postcount=26)

Bu emeğin saat ücretini yasama organı belirler dış güçler değil. Burada bunu anlattım.

Uluslarası piyasa da emek kaça satıyorsa ülkende emeği o paraya al sat ve hangi sosyal hukuk tabanı kullanılıyorsa onu kullan bu krizi tamamen çözer

Krizi bundan başka hiçbir şey (iç dış güç) çözemez burada bunu anlattım. Bu evrenseldir, objektiftir , tahlilidir, matematiktir ya da bilimdir ya da iktisat teorisidir. Burada bunu anlattım.

İkincisi dünyanın sorunu mevcut nüfus değil ama nüfusun üstel artış hızıdır. Nüfus üstel fonksiyonla artıyor. Şuradan bakın. 50-100 yıl önceki nüfusun 5 katından fazla ..

Son olarak Ekonomi Bakanlığının neden ülkenin en iyi üç matematikçisine verilmesi ve işine karışılmaması gerektiğini burada anlattım. Bu politikacı ve bürokrat işi değildir. Ekonomi teorisi bilmesi gerekmiyor, matematik bilmesi gerekiyor. Bunun neden öyle olması gerektiğini burada bunu anlattım.

Burada yazılanlar Türkiyeyi değil bunu bilmeyen her ülkeyi krizden çıkarabilir. Evrenseldir.

Artan gelir işsizliği, artan gelir üretim sorununu herşeyi çözer. Bu nasıl çözer onu anlattım. İşsizliği çözmek için bile ve araba üretmek için bile asgari evrensel gelir eşitliği sağlamalısın. Bu işsizliği artırmaz azaltır. Bu üretimi artırır. Bu krizi çözer. Başka reçete yok
.
İster batın ister gelin dinleyin anlatalım.

"ictenlik"
21-06-2021, 14:18
Burada yazanı hala anlamayan, bununla boğuşan varsa aşağıya geniş açıklamasını yazacağım

Bu evrensel iktisat para teorisi; tamamen objektif

Güncel..

Ekonomi bilmeyenler ve bu başlığı uzun bulanlar ve okuması zor bulanlar için iki üç paragrafta özetlemeye çalışacağım kriz nedir?

Türkiye ülkesinin en çok iç ve dış ticaret yaptığı yaklaşık 5-10 ülkedeki ticari emeğin alış satış değerini alın ve bulun. Bunu ticari mal meta gibi düşünün. Bu saatlik emek ücreti. Buna universal basic income ya da asgari temel gelir diyorsunuz.

Şimdi Almanya emek saat ücreti neredeyse 10 euro. Yakındır.

Türkiye de emek saat ücreti 1,5 euro civarındadır. Yani 6 da biridir.

Bu 6 kat küçük, dar ekonomi ve az üretim tüketim demektir. Çalışmayan gelirsiz atıl nüfusu da eklersen 10-15 katına çıkar. Bu köle ekonomisidir.

Emek ücreti ve geliri bir kazanç değil de bir an bir metanın alış satış değeri gibi düşünün.

Bu krizin ilk en büyük ana nedenidir. Almanyayla aynı paraya emek satmıyorsun. İktisat teorisi bilen tek matematikçi, kuramcı ya da bürokratın yok ve ülken göz göre batıyor. Bunun sebebi dış güçler iç güçler ve bilgisizlik. Burada bunu anlattım.

Krizden çıkışın tek yolu gelir yaratmak ve emeğin evrensel değerini eşitlemek. Burada bunu anlattım. Bu yasayla yapılıyor. Burada bunu anlattım. Yasalarımızı bizim iç güçler yapıyor. Burada bunu anlattım.

İÇ LİNKLER
İÇ POST 11 ASIL KRİZ NEDENİ OLARAK YAPISAL SORUN- DÜŞÜK GELİR ENDEKSİ (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631802&postcount=11)
İÇ POST 8 - ÜRETİM TÜKETİM DİYALEKTİĞİ VE YÜKSEK GELİRİN ÜRETİMi NEDEN ARTIRACAĞINI ANLATMA (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631799&postcount=8)
İÇ POST 18 - NEDEN ÜRETİMİ ARTIRMAK İÇİN ÖNCE GELİR VE TÜKETİMİ ARTIRMAK GEREKİR?_ (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631810&postcount=19)
İÇ POST 10 - ARTAN GELİRE DOĞRU (http://turandursun.com/forumlar/editpost.php?do=editpost&p=649980)
İÇ POST 26 - NEDEN HER YETİŞKİN İÇİN GELİRİN TEMİNAT ALTINA ALINMASI GEREKECEĞİNİN AÇIKLANMASI (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=631817&postcount=26)

Bu emeğin saat ücretini yasama organı belirler dış güçler değil. Burada bunu anlattım.

Uluslarası piyasa da emek kaça satıyorsa ülkende emeği o paraya al sat ve hangi sosyal hukuk tabanı kullanılıyorsa onu kullan bu krizi tamamen çözer

Krizi bundan başka hiçbir şey (iç dış güç) çözemez burada bunu anlattım. Bu evrenseldir, objektiftir , tahlilidir, matematiktir ya da bilimdir ya da iktisat teorisidir. Burada bunu anlattım.

İkincisi dünyanın sorunu mevcut nüfus değil ama nüfusun üstel artış hızıdır. Nüfus üstel fonksiyonla artıyor. Şuradan bakın. 50-100 yıl önceki nüfusun 5 katından fazla ..

Son olarak Ekonomi Bakanlığının neden ülkenin en iyi üç matematikçisine verilmesi ve işine karışılmaması gerektiğini burada anlattım. Bu politikacı ve bürokrat işi değildir. Ekonomi teorisi bilmesi gerekmiyor, matematik bilmesi gerekiyor. Bunun neden öyle olması gerektiğini burada bunu anlattım.

Burada yazılanlar Türkiyeyi değil bunu bilmeyen her ülkeyi krizden çıkarabilir. Evrenseldir.

Artan gelir işsizliği, artan gelir üretim sorununu herşeyi çözer. Bu nasıl çözer onu anlattım. İşsizliği çözmek için bile ve araba üretmek için bile asgari evrensel gelir eşitliği sağlamalısın. Bu işsizliği artırmaz azaltır. Bu üretimi artırır. Bu krizi çözer. Başka reçete yok
.
İster batın ister gelin dinleyin anlatalım.

.
Birincisi bu kitaplaştırılacak. Kuramlaştırılacak. Evrensel iktisat teorisi olarak. Bu tüm dünya halklarına ekonomistlere duyrulacak. Basılacak. Yeni bir iktisat teorisi. Bildiri ne olursa işte.

Bu olur olmaz bunu çözümleyebilen ülkeler uygulamaya koyacak. Bu uygulama genişlediğinde evrensel bir gelir sabiti oluşacak.

Emeğin tıpkı altın cinsinden değer gibi evrensel sabiti oluşacak. Bu tüm ülkelerde aynı. Altın gibi sabit emek fiyatı ve sabit evrensel gelir.
Tüm ülkeler gelir anlamında yaklaşık ortak bir yere uyarlanacak. Bu kuram zamanla evrensel sabitler oluşturacak. Tüm ülkeler için. Hem ücret geliri ve hem de gelir desteği (sigorta) anlamında.

Kuram yayınlandığında tüm ülkelerde bir temel çalışma geliri ve ücreti ve bir de gelir desteği (işsizlik sigortası) uygulaması başlıyor. Bu ekonominin çözümü.
Bir ekonomist, maliyeci ya da matematikçinin gözünden kaçmamalı ve sadece yayınlanması gerekiyor:
Uygun lisanla kitaplaştırılması.

Bu Afrika da ki en fakir ülkede bile evet uygulanacak ve tamamen uygulanabilir.

Neden tüm herkese gelir dağıtılırsa haksız kazanç olmaz? Neden çalışmadan ödeyen devlet varsa yatmayayım da çalışayım?_

1- Yasama İşlevini kullanarak tüm bunlar düzenlenebilir. Askerlik hizmetini zorunlu kılan şeye yasa diyoruz. Bunun aynısı çalışma ödevi için de yapılabilir.

2- Artan toplum uyumu ve eşitlikle birlikte toplumsal uyum birlik gelişmesi sonucu aksine çalışmayı sevme ve gerekli bulma duygusu oluşacaktır.

3- Başta gelir desteği ve işsizlik sigortalarını çalışanın ücret gelirine göre oldukça düşük tutulabilir yani diyelim bu ülkede asgari gelir 10-15 bin lira yaptık. Gelir desteği başta 3 bin uyumla 5 bin olabilir. Sonra nüfus %90+ çalıştığında 7-10 bin olur.

Arkadaşlar alın basın yayın yazın sizin olsun mental durumum sabit değil ben yazamıyorum
Yüzyılın ekonomisti olursunuz.
Tüm dünyayı değiştirirsiniz. Yeni bir iktisat kuramcısı olarak .Yazılanın telifi yok mülkiyeti yok. Bir İçtenlik çıkıp bunu ben demiştim demeyecek.

Genişletip toparlayıp ekleyip çıkarılıp kitap yapılacak. burada emeğin değerini altın gibi tüm dünyada sabitleme fikri içerilebilir. İçermese de yapacaktır.

"ictenlik"
07-09-2021, 13:19
Kira artışı; talan, kriz vb. göstergesi ve iyi bir şey değil (olumlu değil)
Bu gelecek için...
Ciddi sayılabilecek bir sosyoekonomik-sosyopolitik emare/belirteç

"ictenlik"
07-09-2021, 13:40
Kira artışı; talan, kriz vb. göstergesi ve iyi bir şey değil (olumlu değil)
Bu gelecek için...
Ciddi sayılabilecek bir sosyoekonomik-sosyopolitik emare/belirteç

Buralarda yazmıştım. Eski eşimle kavgalı ara ara boşanmaktan sözediyorduk ve sanırım asgari ücret 1.300 bandındaydı ve %80 (bitmemiş) bir daire ve araç ortak malımız vardı ve işsizdim. Kaba bir hesap yaptım daire 120 bin felan ediyordu araç 20 civarı.
İşsizdim ve ayrılıp bu malı satıp ikiye bölsek bana çalışamasam bile neredeyse o günün ekonomik koşullarında 5-7 sene yetecek gibiydi..

Ertesi sene seçim kriz enflasyon vb karmaşık bir gündem vardı asgari ücret 2.000 TL idi, daire hala 120 bin ve araç fiyatı hala aynıydı ve iktidar domates fiyat denetleyip market fiyatlarıyla uğraşıyordu boşanmam ciddileşmişti. Bir baktım aynı malı nakde çevirsek yarı ederi ekonomik gücündeydi. Bunu o gün yorumlamıştım.

Bugün olanlar biraz bunun düzeltmesi gibi ama sanırım sadece bu değil ve daha geniş ciddi bir gösterge olmalı..

Pasteur
07-09-2021, 15:47
Kira artışı; talan, kriz vb. göstergesi ve iyi bir şey değil (olumlu değil)
Bu gelecek için...
Ciddi sayılabilecek bir sosyoekonomik-sosyopolitik emare/belirteç

Baba sen ne anlatıyon ya?



Bu ülkede ben doğdum doğalı hiper enflasyon var.



Bunları yaşamak istemiyorsan gidecen başka ülkeye yerleşecen kendine bir iş bulacan of mis. Ne enflasyon var, ne faiz. 20 sene sonra fiyatlar gene aynı. Ne ev fiyatı artıyor, ne araba...



Almanlar bizi kıskaniyooo. E almanlar 50 senelik otobanını yenilemek için 50 milyar bütçe ayırmak, parayı atıl betona gömmemek için bile kırk takla atıyor. Öteliyor. Öncelik sırasının en sonuna atıyor. Üretime, insana ayırıyor parayı. Önce insan diyor yani... Adamın bütçe artısı olmasına rağmen vurum bu. Bu ülkede kalkınma bekleyenler hiç boşa beklemesinler. Bu akp ecevit' in ülkeye getirdiği Derviş ekonosini takip etti, akabinde veliahdı 3 vatandaş(kürt, ingiliz, Türk) Şimşek' ler, Babacan' lar ile devam etti. Gelenlerin farklı olacağını kimse boşa sanmasın. Aynı borc paraları Almanlar da aldı. Ama onlarda bizdeki gibi bol vatan sever yoktu. Aldıkları borçları betona oraya buraya harcamadı. Ülkesinin insanına harcadı. Bizdekiler milletin adamı oldu. Ordakiler vatan hayini...https://turandursun.com/forumlar/images/smilies/party.gifhttps://turandursun.com/forumlar/images/smilies/pound.gif


Geçiniz bunları Atatürk' den sonra bu ülkede hiç bir şey yapılmadı. Hiç bir gelişim(evrim) gerçekleşmedi... Hükümet değişse ne ola... Aynı tas aynı hamam devam edecek bu ülkede. Sıkıntı büyükoğlu büyük. Sözde vatanseverler 10 bin dolara vatandaşlık(mülteci) bile satıyorlar. bkz: sözcü saygı öztürk köşe yazıları.

"ictenlik"
03-10-2021, 21:55
Bat-tınız ya da tam (mak üzeresiniz) yılan kuyruğunu ısırdı gibi bir tablo.

https://www.samsunhaber.com/gundem/erdogan-acikladi-bin-yeni-market-acilacak-h70449.html

https://www.ntv.com.tr/ekonomi/cumhurbaskani-erdogandan-market-ziyareti-talimati-verdik,j7M61VErqEay8XaklkAUcQ

Sözde marketçilere zarar vermekten başka hiç bir eylem bilinç içermiyor. Seçmenide tatmin edemezsin çünkü ucuz ürün satamazsın (kamuyu zarar uğratma pahasına ya da) %3 bile ucuz satamayacaksın daha pahalı olur organizasyonun yok, ucuzluk marketleri tam bir faciadır ve sırat gibi ince bir dengede fiyat optimizasyonuyla piyasa ve işçinin ümüğünü sıkarak zaten o fiyata satıyor...
Fiyat denetleyemeyeceksin tam aksine...
Kamuyu zarar uğratacaklar ve başka hiç bir şey beklemeyin olmayacak.
Yiyicileri bol olan memleket, geçmiş olsun. Serbest piyasa ekonomisini dinamitlediniz.
Fabrika açamayan devlet (sorumluluğu bu değilmiş!) ama market açtı...

Pasteur
04-10-2021, 04:51
Çaktırma, paraların aklanması lazımmış. Fazla dükkan göz çıkarmaz o bakımdan!.

"ictenlik"
17-10-2021, 15:46
Büyük tüketici kitlesi (ne yazık ki!) asgari ücretli (düşük ücretli) ve artık asgari ücret güncellemeleri yıldan yıla (yılbaşında) yapılıyor. Şu an fiyatların arttığını/yüksek olduğunu düşünüyorsanız bekleyin çünkü asıl piyasa Ocak ayını bekliyor. İkincisi de bu yeni/güncel işçilik maliyeti demek ve üretim gideri artışı demek: Her iki açıdan da sadece Ocak-Şubat-Mart döneminde genel fiyatlarda en az asgari ücret kadar artış ve mart ayından itibaren daha yüksek artış bekleyebiliriz.

"ictenlik"
18-10-2021, 15:49
https://cdnr.yenicaggazetesi.com.tr/news/2021/10/171020211525356368250.gif (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/marketlerde-yeni-donem-urun-satislarina-sinirlama-getirildi--480964h.htm)

"ictenlik"
26-10-2021, 14:06
Ekim 2021

Bu gönderi Ocak 2019 da kurgulanmış. Aynı yılın sonu boşanacaktım ve küresel pandemi ilan edilecekti ve 2020 de işsiz kalıp köyüme dönüp ailemin yanına yerleşecektim.

Bugün köyümden (ki köy statüsünü kaybetmiş şehre 10 dakika merkez mahalle) çıkıp çarşı pazara gittim. Bunu zorunlu kalmadıkça (berber, tütün alımı vs hariç) yapmıyorum artık. Çarşı pazar alışverişini de pandemi sonrası 65 yaş sokağa çıkma yasağından sonra neredeyse ilk kez felan yapıyorum. Alışverişi normalde babam kendi yapmayı seviyor ve kendi yapar. Yani bugün benzin istasyonuna, markete felan gittim.

Saatin bir yer de durması gibi benim ekonomi saatim ve fiyat bilgim ve ekonomi algım 2019 -2020 ler de bir yerlerde donmuş. Benzinin 5 lira, gazın 2,5-3 lira ve etin 40-50 lira olduğu zamanlar. En son sanırım düzenli ya da yoğun alışveriş yaptığım dönemler.

Bugün yine 92 yaşındaki babannemin kardeşini (büyük dayıyı) alıp köye getirdim. Yolculuk boyunca 3 kez ara ara durup durup: "Yahu yudum yağı geçen sene 230 liraydı 380 lira olmuş bu millet akıllanmayacak mı? ne zaman akıllanacak !" deyip durdu? 1955 te öğretmen olduğunu ve o zaman 150 lira maaş aldığını ve kemiksiz etin 70 kuruş olduğunu söyledi. Bu bugünün en az 15-20 bin lirası aslında o günün koşullarında bir yüksek gelir de değil gibi. Normal bir gelir aralığı..

Dolar daha geçen ay 8 liraydı şu an 10 lira. Fındık fiyatı burada sabit oysa fındık dışsatışı sağlanan ve bu anlamda dövizi fiyat artışıyla değerlenmesi gereken bir şey.

Şunu söylemek istiyorum. Son bir iki yıl da tüketici fiyatları %100 artmış gözüküyor ve 2022 asgari ücret geçişi yakın ve bu demektir ki işçilik giderleri yeniden belirlenecek ve maliyetler ve tüm piyasa yeniden değişecek yani daha da artacak piyasa oturmuş değil.

Batıyorsunuz ya da batmışsınız öyle gözüküyor. Size geçmiş olsun ve tam politize olma zamanı, gençlerin politize olması gerekir. Yani bunu başka türlü kontrol edemezsiniz.

Hükümetiniz reel enflasyonla (bunu objektif ölçümüyle) yıl sonlarını beklemeden işçi ücretlerini güncellemeliydi. Ücret gelirleri enflasyon karşısında erimiş görünüyor ve artarak devam edecek çünkü yeni belirlenen ücretlerle piyasa 2022 aralık ayını görecek ve sözde 2021 enflasyonunuz %15-20 aralığında gözüküyor .

Batmışsınız...

Motorini zamlayabilen hükümet ve iktidarlar aynı koltuktan işçi ücretlerini de isterse zamlayabiliyor, ekonomi yöneticileri onlar ve onların işi. Ekonomi ya da hükümetinizi %40 asgari ücret zammı bile kurtaramayacak çünkü baz düşük ve bazı sürekli eriştmişsiniz. Bu baz düşük ifadesi bu başlıkta TÜSİAD başkanının kullandığı bu başlıkta da belirttiğim bir ifadeye gönderme.

Ücret gelirleri enflasyon karşısında net biçimde erimiş, asgari ücret eritilmiş ve daha da eriyecek bunu düzenleyebilecek rakamlar %60 ların üzerinde ve bunu farkedebileceklerini sanmıyoruz.

"ictenlik"
01-11-2021, 19:40
Bu doğrudur.. Gübre o fiyat.. Gıda fiyatlarında neler olacağını kestirmek zor ki sadece fiyat değil üretim dengeleri ve tüm diğer dengeler..

https://twitter.com/cagnuris/status/1454731111389609985

https://twitter.com/cagnuris/status/1454731115034517504

Bununla ilgili yapılabilecek yorumlar RTÜK e takılıyor ama "Nesini söyleyim canım efendim" ve Eşeği saldım çayıra" türküleri duruma uygun.. "Bindik bi alame"tiyi de ekleyelim ona.

https://twitter.com/BloombergHT/status/1453974557447106568

"ictenlik"
14-12-2021, 15:35
Bir şeyler yazmadan önce bunu yazmak politik olarak sansürlü mü? politik sorun mu? diye düşünür olduk. Şunu 150 bin kere yaşadım.

Bu şey stokçulara çökme ,mallara çökme devletin stokçuyla savaşması adında meşrulaştırılabilir ya da öyle lanse edilecektir öyle anlıyoruz. Son ihtimal mi olasılık mı nedir bilmiyoruz. Ekonomik kaynak için devletin güce dayalı yağması gibi bir şey olur başka bir şey değildir.

(Eğer denerlerse) Sanırım şöyle diyecekler size bir şey olmayacak (bu normal insanı ilgilendirmiyor siyasi bir OHAL değil merak etmeyin). Zenginden alıp fakire vereceğiz (stokçulara çökeceğiz o yüzden merak etmeyin umursamayın ve görmezden gelin

Devletin market açmasını, devletin bunu/bunları yapması isteyip bekleyip meşrulaştıranlar o halde tam bir devletçi ekonomik modeli ya da sosyalizmi neden sorgulamıyor. Piyasa düzenleyicisi olan yeni devlet ve serbest piyasa ekonomisi tam olarak kendi ayağına sıkıyor, (tam bir buhran modeli herşeye hazırlıklı olun!) kendi varlığını meşruiyetini sorguluyor ve devleti ayakta tutan bir grup azınlık güç ya da para iktidar sahibi değil mi? Onlara mı çökülecek? Garibe mi? Yatırımcı olsam para mı toplar giderdim ben devlete gözdağı verirdim. Gider x ülkesine taşınırdım üretimi bırakır hazır yerdim ,paramı alır yurtdışına giderdim vs böyle saçmalık olur mu?

Stokçularla savaş ifadesi adı altında bunun açık belirtileri var ve umurumda değil. Zengin hakkında söylenen şeyler vardır. Yani devlet zengine, üreticiye ,satıcıya mal hizmet aracısına, piyasayı döndürenlere bulaşsın bakalım ne olacak? Merakla bekliyorum... Bunlar devletin varlığını meşru kılan birlikte sürdüren ya da aynı takım çetenin üyesi değil mi? O halde ötekiler bulacaklar ,garipler üretecekler ya da stokçuluk adında salma kesip meşrulaştırmayı deneyeceklerdir.

Hala market fiyatlarına dur emri verildiği (dur genelgesi yazıldığı) için durmamasını anlamayan bir yöneticiniz var. Market fiyatını yöneterek piyasa yönetmeye çalışan çılgın iktidarlar. İyi geçinin. Her şeyi yazmayın..

(tam bir buhran modeli herşeye hazırlıklı olun!)

Sosyolojik olarak bu doğrudur herşeye hazırlıklı açık olun ama hazırlıklı olun yani özellikle hazırlıklı olun ..

"Hazırlıklı olun" kısmı daha önemli ama yaklaşık olarak sonuç ya da OHAL çözümlemesi
a- Devlet yönetimi market fiyatlarını merkezden bir genelgeyle belirlemek istiyor girişimi
b- Devlet bitti/battı, kaynak bitti/battı son çare size/onlara birilerine içte bir yerlere çökeceğiz hazırlıklı olun.

Nasıl bir hazırlık olabilir?
Herkes para stoklar parayı çeker güvene alır merkeze alır dışarı kaçırır altına inciye yatırır
Başka ne hazırlığı yapar ?

"ictenlik"
16-02-2022, 15:58
Memlekette siyasi bilinç, hukuk okuryazarı kalmamış, memlekette sendikacılıkta kalmamış...

Bu olayı sosyal medyada ilk gördüğümde ve duyduğumda taşeron işveren ya da Migros işçilere eylemi durdurmazlarsa iş akitlerini feshedileceğini hatta hapse atılabileceklerini suç işlediklerini bildiren bir SMS göndermişti. DGD Sen arkanızdayız direnin diyordu. Şunu sordum düşündüm. DGD Sen sen orada toplu sözleşme görüşmesinde misin kaç üyen var? Bu grev ilanı mı değil mi? İşçilerin başını yakmak üzeresin.
Her neyse sonuç tam bu noktaya evrildi ve muhtemelen DGD Sen üye çoğunluğuna sahip değildi toplu sözleşme görüşme yetkisi yoktu ve işçiler hukuksuz şekilde iş bıraktığı mesai sürdürmediği, işyerini hukuksuz ablukaya aldığı için tazminat vb haklarından da olarak işten atıldılar.
Sonuç olarak (bir kısmı arkamızda sendika var diyerek/sanarak) galeyana gelen işçiler hiç bir şey de almayacaklar ,herhangi bir hak talep edemeyecekler çünkü muhtemelen asgari ücretle bir iş sözleşmesi imzaladılar ve geçtiğimi yıl barışık biçimde bu ücretle çalışıyorlardı. Yani işkoşulları değişmedi ve hiçbir haklı bir eylemleri ya da hak talepleri yok. (süreç tabiri caizse ya da vicdani talep ya da örgütlü kabadayılıktı, hukuki dayanaktan yoksun)

Sendikacılığı duygusal bir manipülasyon çatışma savaş sanan hukuki bilgisi olmayan bir sendika grubu bu işçileri mağdur etmiş gözüküyor. Ülkede sol kültür de kalmamış, solun sendikacılıkla da bağı yitmiş ..
Bir sendika nasıl olurda bir işyerinde sayısal çoğunluğu elde etmeden neredeyse grev benzeri bir uygulamayı destekler?_

Muhtemelen pandemi döneminde herkes sıcak evinde yatarken yemek taşıyan motorcuların direnişinden esinlenerek asgari ücretin üzerinde zam alabileceklerini düşündüler ve bunun işe yarayabileceğini düşünerek bir eyleme giriştirler ve aynı konumda değillerdi. Gizli şekilde ifade edilen şuydu. Biz motorcular gibi görünmüyoruz oysa tüm pandemi de anamız ağladı ve hamallık yapıyoruz daha yüksek bir ücreti hakediyoruz.

Asgari ücreti beğenmiyorsan ya da onunla geçinemiyorsan hedefin iktidar ve itiraz eylem yeri işyeri değil parlamento. Yani eylem ve açıklama yapmaları gereken yerde işyeri değil TBBM.
Asgari ücretle geçinemiyorsan muhatabın işvrenen değil hükümetin .. İlk öğrenilmesi gerek bu.

Olaylar hükümetinde ekmeğine yağ sürüyor ve bugünlerde twitter da bakkalara dönün marketleri boykot edin çağrısı yükseliyor. Bazıları Migrosu boykot edeceğini söylüyor. Boykot ederseniz de gittiğiniz marketteki depocu ve işçi asgari ücretle çalışıyor olacak. Değişen ne?

Bir kere Migrosun taşeron işverdiği bir depo da çalışan bir grup işçiye ekstra ya da farklı koşullar sağladığını varsayın. 81 ildeki tüm depocular ister. Bir kere Migros'un bunu sağladığını düşünün diğer marketlerdeki depocular da bunu talep eder. Bütün depocuların aldığını düşünün. diğer bütün işçiler talep eder. O halde süreç ekonomi politik ve muhatap iktidarlar ve sosyal düzenin kendidir.

Sürecin tam olarak iktidarın istediği biçimde iktidarın ekmeğine yağ sürdüğünü söyleyebilirdik. Yani iktidarın biz değil patronlar size yeterli ücret vermiyor algısı ve manipülasyonunu da besliyor oysa ülkede asgari geçim ve yaşam koşullarını sağlayan taban ücret parlamento da belirlenir.

Pasteur
16-02-2022, 17:13
Sürecin tam olarak iktidarın istediği biçimde iktidarın ekmeğine yağ sürdüğünü söyleyebilirdik. Yani iktidarın biz değil patronlar size yeterli ücret vermiyor algısı ve manipülasyonunu da besliyor oysa ülkede asgari geçim ve yaşam koşullarını sağlayan taban ücret parlamento da belirlenir.

Bu ülkede manipülasyon enflasyonu var.

İçişleri bakanlığından kayıp, kaçırılan çocuğunu isteyenlere; bizden değil gidip xpartiden isteyin denilebiliyor. xpartinin terör iltisakı çocukları kaçırmış olsa bile, devlet vatandaşlarının can ve mal güvenliğinden kusursuz derecede sorumludur. Aksini kabullenmek, aileye bunu söylemek, kendi meşrutiyetini inkar etmektir. Yani, "git ondan iste ben kaçırmadım ya" demek devletin meşrutiyetini tartışma ötesine taşıyarak, bağımszılık-özerklik isteyen ve kendi halkının geleceğini tayin etme hakkını isteyen bölücüleri haklı çıkarmak manasına gelir? Öyle ya al vergiyi, al vergiyi, al vergiyi mal ve can güvenliğine gelince yoksun, yaşama hakkımız ihlal edilince ne tazminde, ne cezalandırma zorunluluğunda yoksun devlet olarak. E o zaman sen nasıl legal devletsin, demezler mi? Anayasana, uluslararası insan hakları sözleşmelerine uymuyorsan. Meşrutiyetin, hukuk devletiyiz iddian, hileden başka bir şey değil, derler adama. Toplanan vergi usulsüzdür derler adama.

Tekrardan konunun özüne dönecek olursak,

Hükümet asgari ücrete yapacağını yapmış zaten. Esasında yapılan zam oranı gayet yüksek.

Sorunun ana kaynağı TÜİK denen kurum ve döviz fiyatları ve malların el değişimdeki aracı(Tarlada 10 krş, halde 1TL nasıl olmuş) sayısıdır.

Bunu çözümlemek bir iktidar için çocuk oyuncağıdır. Problem varsa, çözümü muhakkak vardır. Kaldırım sök tak, önce asfaltla, 2 gün sonra tesisat boru için kaz, sonra tekrar asfaltla, 4 sene sonra gelence aynılarının yapılabildiği, israf etmesinin normal ve suç olmadığı başka bir ülkede bulamazsınız. Problemi çözecek mecliste iktidar adayı personel ve bürokrasi ise maalesef bulunmamaktadır. Çünkü Türkiye' yi bu, babadan oğula, aristokratik çeteler babasının çiftliği bellemiştir. Babadan oğula yönetim anlayışı sözde kalksa' da yeni sözde meclisli, demokrasili mecliste bu devam etmiştir bir asırdır. Ben bildim bileli bu ülke hileli yönetilmektedir. Muhalefet iktidar olsada değişen bir şey olmaz. Gelen gideni aratır şekliyle daha kötüye gider durur bu ülke... Hülasa bu ülke umutsuz vakadır. Bu ülkeyi bir asırdır gavur, dinsiz yönetse bundan kötü olamazdı insan hakları ve refahı.

Migros

Migros gibi güvenilir bir kurumda daha ağır şartlar ve mümkün olsa asgariden de düşük fiyata çalışacak eminim ki milyonlarca insan bulunur, şu işsizlik seviyeli ülkede!. Durum vahim, grev ve lokavt hakkı kağıt üzerinde görğnse bile uygulanamaz bu şartlarda.

Hülasa, rahat batmış bu arkadaşlara, yanlış anlaşılmasın haklı olmaları gerçekte bir şey ifade etmez. 3 krş da olsa, hiç yoktan iyidir yani...

"ictenlik"
16-02-2022, 17:33
Bu ülkede manipülasyon enflasyonu var. .

Daha da artacak, kökü geride


E o zaman sen nasıl legal devletsin, demezler mi? .

Bir ülkede hükümet eden iktidarın meşruiyetine yargı bakıyor olmalı ve iş sivil yargıya kalmışsa ,demokratik ortak refleksler yoksa asıl yargıçlık bizim gibi ülkelerde seçimde oy vererek yapılıyor

Hükümet asgari ücrete yapacağını yapmış zaten. Esasında yapılan zam oranı gayet yüksek. .

Ücretten gelir vergisi kaldırıldı. Bunun ne demek olduğunun bazıları farkında değil. Bu maliye için aylık 10-15 milyar TL gelir (vergi) kaybıdır. İşverenin sözde %50l ik bir zam geçişini tolere edemeyeceğinden sebep bu yapıldı. Ülkeye yapısal ekonomik bir yara daha açıldı çünkü neredeyse geri getirilemez. Bu vergi yükü işveren aitti.. 2023 uğruna seçim ekonomisi. Bu devletin vergi yöntemleri değişecek demektir ve vergi döner dolaşır emekçinin, harcayanın sırtına biner. Bu durumda asgari ücretten kalkan aslında işverenin ödeyeceği vergi dönüp dolaşıp işçiye binecektir ve artışın bir kısmı erir.

O zam alt sınıfları bile memnun etmedi ki diğer toplumsal sınıf ve ücretliler o taban oranda , eş payda da zam alamadı ya orta üst sınıfların buhranını bekleyin

O zam reel tüketim artışı sağlamayacak

Babadan oğula yönetim anlayışı sözde kalksa' da yeni sözde meclisli, demokrasili mecliste bu devam etmiştir bir asırdır. Ben bildim bileli bu ülke hileli yönetilmektedir. Muhalefet iktidar olsada değişen bir şey olmaz. Gelen gideni aratır şekliyle daha kötüye gider durur bu ülke... Hülasa bu ülke umutsuz vakadır.

Muhtemelen güzelce batacaksanız ya da Arap parasıyla seçime kadar tekleyen ve ondan sonra yokuş aşağı giden bir ekonomi ama yıl içi yıl sonu göstergeleri bekleyelim

İktidar kendinden sonra geleni de yönetemez hale getiriyor ya da bir seçim karotu...

Seçime kadar sürdürülebilir bir ekonomi olup olmadığını göreceğiz.

"ictenlik"
18-02-2022, 15:46
Türk işçisi düşük ücret ya da yaşam standartının sorumlusunu patron/zengin ilan etti.
Türk işçisi sanırım 1700'ler de olduğumuzu sanıyor

Muhatabınız Özilhan değildir hükümettir ve parlamentonuz olmalıdır

https://twitter.com/Basaranaksu_
https://twitter.com/DGDSEN/status/1494650165185191938
https://twitter.com/DGDSEN/status/1494648041781006364
https://twitter.com/DGDSEN/status/1494645763804180480

"ictenlik"
19-02-2022, 15:42
Migros Boykotu

Türk insanında politik bilincin "P" si ya da "B" si yok

Ülkedeki orta sınıfların parlamenter demokrasinin ya da hukukun ne olduğundan haberi bile yok

Migros'u boykot ederek sorun çözeceklermiş. Kafanızı gömmek için daha derin bir çukur da lazım mı?

https://twitter.com/ckayacanan/status/1494709624435621889

Migrosu boykot ederek tüketime son vermediniz tüketime devam ederken alışveriş yapacağınız alternatif marketler işten atılan Migros işçilerine durun gelin biz size istediğiniz şartlarda iş verelim mi dediler? Onlar depocularına yüksek ücretle ödeme mi yapıyor?

Siz hiç Migros'u boykot edelim diyenlerin ,dur 237 işçi aç açık kalmış bir bağış fonu organizasyonu vb. kuralım destek olalım felan dediğini duydunuz mu?

Sözde Migrosu boykot edenler görmezden gelmeyle vicdanını rahat hissetme dışında ne yapıyor?

Migros işçilerinin hak talepleri iki şeye dayanıyor. Birincisi pandemi süresinde insanlar sıcak evlerde yatarken market sektörü gibi sektörlerin yoğun çalışması (evde yatan orta sınıfını işini görme hizmetini sürdürme) ve kurye direnişinden esinlenerek dah afazla ya da yüksek hak talebi.
İkincisi de Özilhan gibi güçlü kurumsal bir yapının çalışanı olma üzerinden daha ayrıcalıklı seçkin haklar talebi.

Hak talebinin özünde şu var. Asgqari ücretle iş sözleşmesi imzalamış ve daha önceki dönemlerde asgari ücretle barışık biçimde çalışmış ve iş görmüş işçiler bir an da daha yüksek bir ücret talep ederek bu istek karşılanmadığında işyerinde eylem yapıyor, işyerini ablukaya alıyor ve işi durdurarak talebimiz karşılanmazsa çalışmayı sürdürmüyoruz diyor. Yani bütünüyle muhtemelen kamuoyu önünde ve karşısında işvereni zor bir duruma sokarak bir tür çıkar sağlama refleksi vb. gibi okunuyor.

Haklar ve talepler meşru değil ya da karşılanamaz neden?

Bir kere birincisi, asgari ücretin yeterli olmadığı ya da yaşam standartına uygun olmadığı öne sürülüyorsa asgari ücreti ve piyasa koşullarını belirleyen devlet, yasama organı ve parlamentodur. Yani demokratik reflekste asgari ücretle geçinilmeyeceğini öne süren asgari ücretli çalışanın ilk muhatabı ya da protesto yeri işyeri ve işveren değil de parlamento binası olmalıydı.

Migros gibi kurumsal bir yapı sanırım tek bir depo özelinde ayrıcalıklı zam yapamaz yani bir grup depo çalışanına diğer depolarından ayrı özlük hakları belirlemeli demek olur bu.

Zam ya da iyileştirme yaparsan bu diğer tüm depo işçilerini de kapsamalıdır ya da onlarında doğal özlük hakları gibi olur. Özünde talebin karşılanması imkansızdır.

Tüm depo işçilerini kapsayan bir düzenleme ve ücret iyileştirmesi yapsan bile piyasadaki diğer rakiplerin o koşullarda çalışmıyor o halde bunun ekonomik tabanı da uygun değildir.

Üç çalışanla doğru düzgün raf sistemi bile olmadan emek sömürücüsü ucuz tedarikçisiyle fason sözleşmeyle çalışan ucuzluk marketleriyle aynı sektördesin

Bu kişilerin işe iadesi ya da dönüşü de sağlanamaz.Talepler gerçekçi değildi ve karşılanmadığında herhangi eyleme dönüşmemeliydi ya da ilerleyen aşamada da işçi geri adım atmalıydı ve eğer bu talep yapılacaksa tüm depolar organize gerçekçi bir sendika girişimi belki bu sağlanabilirdi.

Hak ve taleplerin meşru olduğu zemin ya topluca sistemin sorgulandığı ya da tüm bu taleplerin parlamentoya götürüldüğü ya da eylemin parlamento da sürdürüldüğü durumdur. Onun dışında işçilerin geri dönüş isteniyorsa geçmiş eylemlerine dönük özleleştirisi gerekir.

Tabi ki ülkedeki depocular hamallık ya da ağır iş yaptığını ve yaptığı işin/emeğin belirlenen karşılığının yetersiz düşük vb olduğunu iddia edebilir ancak iddianın somut olarak öncelikle parlamentoya yasa koyucuya iletilmesi ve uygun yasal düzenlenmesi istenmesi gerekirdi. Aktif olarak işverenine saldırmak sanırım hayat standartlarını artırmanın bir yolu olmasa gerek.

Ülkedeki tüm diğer işçiler de asgari ücretle çalışıyor.

Migros-a gitmeyin ve Efes yerine de Tuborg için bu tüm sorunlarınız çözer

Ben hala burada bir tür çapanoğlu arıyorum ya da eylemin özünde muhafazkarların ve muhafazkarlığın bulaştığı bir tür sendikacılık refleksi vb olabilir.

"ictenlik"
19-02-2022, 19:15
Yeni sosyal medya twitter oldu ve orası sınırlı karakter sorunu nedeniyle neredeyse benim gibilerin hiç bir şey yazamadığı yer

Bu anlamda twiter a link paslamak için bir blog açtım

Biraz başı sonu karışık oldu ama üçlü bir yazı olarak Migros ,DGD Sen ve Boykot sürecini işledim

https://ozgrulukcumanifestolar.blogspot.com/2022/02/migros-depo-iscileri-dgd-sen-ve.html
https://ozgrulukcumanifestolar.blogspot.com/2022/02/migros-boykotu.html
https://ozgrulukcumanifestolar.blogspot.com/2022/02/migros-boykotu-2.html

ilahimasal
19-02-2022, 20:35
Türk işçisi düşük ücret ya da yaşam standartının sorumlusunu patron/zengin ilan etti.
Türk işçisi sanırım 1700'ler de olduğumuzu sanıyor

Muhatabınız Özilhan değildir hükümettir ve parlamentonuz olmalıdır



1494689621552283649

Hem tusiad hem hükümettir.
Tusiad son yirmi senedir hükümeti , hükümetde tusiad denen patronlar kulübünü semirtti.

Tusiad için yazılacak o kadar çok şey varki içtenlik

"ictenlik"
19-02-2022, 22:16
1494689621552283649

Hem tusiad hem hükümettir.
Tusiad son yirmi senedir hükümeti , hükümetde tusiad denen patronlar kulübünü semirtti.

Tusiad için yazılacak o kadar çok şey var ki içtenlik

Benim dediğim aslında şu. Herkes bugün twitter da bu fotografı paylaşarak şunu dedi. Bir daha Migros a gitmeyeceğim.
Tamam bu neyi çözecek.? Migros o elleri kelepçeli adamı işe alamaz. Migros'un 81 il de "x" tane deposu olsun ve bir depo özelinde çalışana özel hak bahşettiğini ve diğer depolardan farklı ödeme yaptığını düşünün yani olası mı?

Herkes diyor ki işçi hakkını savunuyor. İşveren de hakkını savunuyor. Özilhan da dibine kadar haklı ve dibinin dibine kadar da haklı...

İşçiyle oturmuş iş sözleşmesi yapmış işçiyi asgari ücretle işe almış ve çalıştırmış. İşçi barışık olarak asgari ücrete anlaşıp çalışmış. Yasal hadlerinde çalıştırmış. Yasaya uygun çalıştırılmış, sözleşmeye uygun ücretle. Türkiye'nin muhtemelen en iyi işverenlerinden biri. Zaten öyle olmada onun işçisi ayaklanamaz. Gık edemez...

Orta sınıfın duygularına oynanıyor.

Migros'u boykot edeceğim yazanlardan tek bir tanesi çıkıp:: "bu fotograftaki adam kim ben yardım edeceğim" "Bu DGD Sen ne ona eyleme destek olalım" demedi diyor mu?

Özilhan ya da Migros'un linci yanlıştır ve yanlış bir noktaya evrildi ve bu işçi hakkı savunma değil toplumsal çürüme ve bir noktadan sonra Özilhan a Migros a bilinçsiz saldırı yasal hukuk zeminini hiçe sayan bir kötüniyet girişimi. İki tarafı da dinlemelisin. Migros tarafından kamuoyuna açıklama yapılmış.

Yani Migros taşra da 12-16 saat işçi çalıştırıp sigorta vergi ödemeyip işçi sömüren bir kurum değil. Yanlış hedefe saldırılıyor ve insanlar bilinçsiz şekilde alet edildi. Oradaki bir grup işçi motorcu direnişinden esinlendi ve bugün bu olanları görerek yani Özilhanı Migrosu toplum önünde zor duruma sokabileceğini görerek zaten bu hak talebine yönelmiş. Sendika bunun şak şakçılığını yapıyor o sendikacılık değil. Arkanda yasa yoksa kabadayılık yapmayacaksın o sendikacılık değil.

Bağımsız bir iktidar ya da hükümeti ele alalım işçi ücreti belirlerken sanırım Tüsiad a felan iş sormayacaktır

Buradaki sorun asgari ücretle geçinemeyen işçiyi daha fazlasını istemek üzere işveren üzerine salan/kışkırtan mevcut iktidarın uzantısı -beslediği- bir düşünce formu. Orta sınıf bu tuzağa alet edildi.

Bu da örneği.

https://www.internethaber.com/cubbeli-ahmet-hoca-asgari-ucretle-ilgili-patronlari-topa-tuttu-anan-baban-cehennemden-cikar-video-galerisi-2225071.htm
https://www.ensonhaber.com/gundem/cubbeli-ahmet-iscisi-gecinemezken-patronun-hayirlari-kabul-olur-mu

Bunu diyebilen niye ağzına iktidarı alamıyor ve yap asgari ücreti 5 bin lira diyemiyor
Yasal hadde hukuka uygun işçi çalıştırana işveren ne kul hakkı yiyormuş?
Bunların repliğini iktidar veriyor/yazıyor olmalı:

XJq260EUtWk

Bugünkü Migros sorunu budur. Toplumsal hayat pahalılığının mağdur ettiği bir grup işçinin daha yüksek ücret beklentisinin suçunu ve sonuçta mağduriyetinin suçluluk topunu yasal zemine uyarak işçi çalıştıran işverene atıyor . Özilhan ın işçiyi işten çıkardığı yasal zemin tamamen yasal. Uyarılar yapılmış; işçiyle müzakere sürdürülmüş. Orta da haklı işçi eylemi felan yok.

Burada işçi kendini mağdur ediyor. ve etmiş Saatlik 4 lira dediği zam aylık 900 lira. Migros bunu bir depoya verdiğinde tüm diğer depo işçilerine hak doğar talep edebilir.

ilahimasal
20-02-2022, 15:40
Sevgili içtenlik

Durduğumuz yerler o kadar farklıki

Sen piramitte kapitalistin yeri ve siyasetin yerini halen idrak edemiyorsan , olaylara " yasal " mı değilmi diye bakıyorsun?

Bak örnek haberdeki işci piramitteki tüm sınıfları geçip kapitalistin kapısına dayanmış

Kapitalist için durum şudur ;
onların üzerine ağır bir yük koymuşken ,
burjuva elitlerle gözlerini boyamışken ,
silahlılarla korkutup ,
dincilerle kandırıp ,
siyasilerle " YASAL" kanunlar çıkartmışken , Nasıl olurda ayak takımından birisi bize kadar ulaşır diyorlar.

Bu durumu ancak bir DARBEYLE yada toplumsal kaosla , yada direk toplumu KORKUTUP KELEPÇELEYEREK (terörizm) durdururuz dediklerini dün gördük.

Bu toprakların ve hatta dunyanın başınin belası ,o piramitin tepesindeki yasa BELIRLEYİCİ teröristlerdir.

Bu ülkede sermaye ,TUSIAD grubunun elindedir , dolayısı ile piramitteki her sınıfı onlar kontrol ederler. Hatta o siyasilerin orada olmasınıda onlar belirlerler.

Seni anlıyorum , siyasi duruma bakıp , siyasal islamcıların o çok alıştırıldıģımız artık adina ne dersen de ,YASAL sistemi yıkıp yerine tahammul edemeyecegimiz dinci bir yapi gelecek kaygısındasınız.
Hayır öyle degil işte .
O siyasal islam ve yönetimini oraya , o kata , o sinıfa yerleştirenler bizzat en tepedeki kapitalistlerdir.

Dahada açikca yazayım
Kapitalizm yani Tusiad , Akp denen siyasal yapıyı istemesin , akp orada 1 dakika bile tutunamaz. Al aşşagı ederler.
Algıda sanki akp tusiad denen patronlar grubuna karşıymış gibi gösteriliyor ama deil işte akp kapitalizm için tusiad için en tercih edilesi siyasi yapıdır.

Hatırlayın
Akp ne demişti ?
"Grev yapılmasını bile kaldırdım rahat olun " demişti

Akp grevi kaldırdım derken ,bana göre piramitin tepesinden gelene göre bunu demisti. Emri oradan almıştı.
Akp Siyasetende bunu demek durumunda çünkü patron işci çatısmasında patron tarafında olmak gibi ULVİ bir görevi var.

Bu gun halen tusiad denilen azinlik zümre , akp yi seviyor ve orada kalması onlar için hayat memat meselesi , akp kadar onlara kazandıracak , nede koruyacak bir yapı yok.

Tusiad ataturkcuymüsde bilmem ne ::))))))
Tusiad sekulermişde bilmem ne
Tusiad laikmişde bilmem ne

Tusiad karcı paracıdır. Tüm karlarını koruyabilmekten başka bir davasıda yoktur.

Şayet bir sorun çoźülecekse TUSIADA bakacaksın çünkü siyasiler onların ağzından çıkana bakarlar.

Muhalifim diyen akp karşıtı yapılara bir bak , dut yemiş dut , sesleri çıkarken bile çatallaşarak çıkıyor.
Kaldıkı bunlar muhalif ya iktidarda olanlar ?

İçtenlik sen yasalar de dur .
Yasalar onlar için vardır.
Hatta onlar için , sermayeyi koruma kanunu vardir.
Bu halk o kanunları kıćı kırık evleri ve arabaları icin sanarlar. Bilmezlerki , bilselerde ellerinden ne gelir ayrı mevzu.

Şunu hiç unutma
İnsanların yaşayabilmesi için zaruri şeyler vardır. Bunlar olmazsa insanlar yasayamaz. Bu şeyleri birileri kar amaçlı satarken ve o şeye ulaşmak için çalışmaya mahkum edilerek elde etmesi için önlerine kırıntı atip birde alay eder gibi o kırıntıdan mahrum ediyorlarsa orada yasa masa gibi basit söylemlerle cevap verme

Bu kutsal yasa ya , patronun kapısına giden isciye kürek cezası verilir diye madde ekleseler ! Neye bakıcaksın ? Yasayamı ?

Bırakın bu işleri , tusiad enn başından beri suçludur. Ve diledigini siyasi iktidar yapar ve orada tutar.

Pasteur
20-02-2022, 15:43
TÜİK %25 açıklamış. Hükümet %50 zam yapmış. Çalışan hükümet sayesinde enflasyonun 2 katı zam almış.

Hükümet = win win yapmıştır.

Tüik en az %100 enflasyonu örterken sesin çıkmaz seyredersen şimdi seni kimse ciddiye almaz.

Git TÜİK hakkında suç duyurusunda bulun; Muhalefet, sendika v.b. sivil toplum kuruluşları.

Bu emeklinin, emekçinin ücretinden çalma suçudur. Hile ile enflasyon hesaplanması bir insanlık suçudur. Bireylerin gıdasından, zorunlu tüketim harcamalarından çalmaktır. Zaten açlık sınırı altında olan ücretlerin daha da az verilmesi sağlıklı beslenme hakkı, yaşam hakkı ihlalinden başka hiç bir şey değildir. Vesselllam...

"ictenlik"
20-02-2022, 17:01
Sevgili içtenlik

Durduğumuz yerler o kadar farklıki

Sen piramitte kapitalistin yeri ve siyasetin yerini halen idrak edemiyorsan , olaylara " yasal " mı değilmi diye bakıyorsun?

Bak örnek haberdeki işci piramitteki tüm sınıfları geçip kapitalistin kapısına dayanmış

Sevgili ilahimasal

Duygular bir yana gerçekler bir yana

Yazdıklarımı daha ziyade sosyal medyada paylaşmak üzere yazdım ve bir kaç nedenle yazdım

Gerçekten o bilinçsiz sendika o işçileri mağdur etmiş gözüküyor

İkincisi toplum hiç bir şey yapmayacak
Migrosu boykot ederek işçi için sorun çözümü için kimse bir şey yapmış olmuyor

Nasıl anlarsanız

Olayı yazıp yorumlamaya ve yayımlamaya çalıştım çünkü işçi hukuken haklı tabanı yok ve mağdur olacaklar. Hukuk sürecinden bir şey elde edemezler ve muhtemelen kamusal yaptırım ve boykotla da işe iade edilemezler çünkü durum oldukça çatışkılı. Bu gelirleri olmayacağı anlamına gelir. Çığırtkanlık yapanlar edenler işçilere destek olmuyor ve hiç bir şey yapmayacaklarsa boykot söylemi (haklı oldukları vurgusu) onlar gelir kaybı sürecini uzatır ,sahte umut tacirliği..
Bu işçiler işlerini kaybettiler ve iş aramalılar. Bu sicille?
Boykot söyleminin bu tabloda bu 237'ye sıfır faydası var.

Bunlar gerçekler.


Bu emeklinin, emekçinin ücretinden çalma suçudur. Hile ile enflasyon hesaplanması bir insanlık suçudur. Bireylerin gıdasından, zorunlu tüketim harcamalarından çalmaktır. Zaten açlık sınırı altında olan ücretlerin daha da az verilmesi sağlıklı beslenme hakkı, yaşam hakkı ihlalinden başka hiç bir şey değildir.

Gazın/benzinin 2023 e yetmiyorsa?

Hükümetiniz oyun oynayan hayalci çocuk gibi

Ülkenizle 2023 çülük oynuyor

"ictenlik"
20-02-2022, 23:19
Sevgili içtenlik

Durduğumuz yerler o kadar farklıki
.

Bu arada Migros işçileri geri alınmış sevindim ama şunu söyleyebilirim o 4 TL'yi alabildiklerini sanmıyorum.

ilahimasal
21-02-2022, 10:28
Bu arada Migros işçileri geri alınmış sevindim ama şunu söyleyebilirim o 4 TL'yi alabildiklerini sanmıyorum.

"Vicdanlar yaralandıktan sonra " alsalar ne olucak
Sürekli onların istedigi gibi oluyor.
Çarklarının kırılması lazım.


Bak bu nasil anlatılir bilmiyorum ama naçizane şöyle bir şey yazayım.
Beslenmeden yaşayamayız , bir insan beslenmek için ürettiğini , tekrardan gidip satın alıyor.
Kimden satın alıyor ?
Üreteni çalıştırandan.
Bu yazdığım garip gelebilir ancak hal durum bu

Su , enerji , barınak , giysi , beslenmek , haberleşme bunlara sahip olabilmek için , ücret karşılığı çalıştırılıp o ücretide tekrardan onlara vermekde bana garip geliyor.
Onların hepsi zaten insanların , onlar için neden ücretli çalıştırılıyor? Ve birde buna değer belirleniyor ? O deger üzerindende şükür çektiriliyor?

Sevgili içtenlik
Bunların tamamını yaşadın yada yaşıyorsun ve sorunu siyasetin çözecegi kanısındasın ! Bu mümkün deil çünkü siyaset kapitalistin araçlarından birisidir.
Bana görede o piramit ve sistemin tüm araçlarının elinden alınması gerekiyor.

Evet ütopik duygusal gibi görünsede çare budur.

Benim sana karşı durdugum yer senin çareyi kapitalzmin aracı olan siyasette görmen
Halkda böyle duşünüyor. Bu siyasiler giderse sözde tercih ettikleri gelirse düzeleceğini saniyorlar.
O migros işcisi bile böyle düşünuyor.
O migros işcisinin cocuklarıda , torunlarıda aynı akibeti yasayacak böyle oldugu sürece

"ictenlik"
21-02-2022, 18:01
"Vicdanlar yaralandıktan sonra " alsalar ne olucak
Sürekli onların istedigi gibi oluyor.
Çarklarının kırılması lazım.


Bak bu nasil anlatılir bilmiyorum ama naçizane şöyle bir şey yazayım.
Beslenmeden yaşayamayız , bir insan beslenmek için ürettiğini , tekrardan gidip satın alıyor.
Kimden satın alıyor ?
Üreteni çalıştırandan.
Bu yazdığım garip gelebilir ancak hal durum bu

Su , enerji , barınak , giysi , beslenmek , haberleşme bunlara sahip olabilmek için , ücret karşılığı çalıştırılıp o ücretide tekrardan onlara vermekde bana garip geliyor.
Onların hepsi zaten insanların , onlar için neden ücretli çalıştırılıyor? Ve birde buna değer belirleniyor ? O deger üzerindende şükür çektiriliyor?

Sevgili içtenlik
Bunların tamamını yaşadın yada yaşıyorsun ve sorunu siyasetin çözecegi kanısındasın ! Bu mümkün deil çünkü siyaset kapitalistin araçlarından birisidir.
Bana görede o piramit ve sistemin tüm araçlarının elinden alınması gerekiyor.

Evet ütopik duygusal gibi görünsede çare budur.

Benim sana karşı durdugum yer senin çareyi kapitalzmin aracı olan siyasette görmen
Halkda böyle duşünüyor. Bu siyasiler giderse sözde tercih ettikleri gelirse düzeleceğini saniyorlar.
O migros işcisi bile böyle düşünuyor.
O migros işcisinin cocuklarıda , torunlarıda aynı akibeti yasayacak böyle oldugu sürece

Sevgili ilahimasal

Hayır dediğim bu değim değil. Spesifik (belirli özel) bir eylemdi. Tek bir depo. Orada o eylemin ve hak talebinin olma nedeni kurumsal yapı, yapının Özilhan gibi bir işevrene bağlı oluşu ve sosyal çatışma durumunda halkı körükleyebilme (Özilhan ın üstüen salabilme) güveni gibi bir refleks ve işvereni caydırma yıldırma reflkeksi. Sendika tamamen bunun farkında ve bilincinde.Açık olalım. Bu bir hak talebi değil

Yaklaşık 12 yıl iş yaşantım oldu ve tam işverenle işçi arasındaydım diyelim.

Sonuç olarak Haluk Levent gibi arabulucu/uzlaşmacı, toplum önünde Özilhan ın Migrosun itibarı ve boykot gibi söylemler nedeniyle tekrar görüşme ve uzlaşma sağlanabildi. En azından işçiler işe iade edildi

Çözümü siyasette görmüyorum. Dediğim o değil.

"ictenlik"
11-04-2022, 22:09
Rusya'nın büyüklüğü (karasal/fiziksel anlamda)

Dünya karaları 149 milyon km2
Rusya 16,4 milyon km2
Dünya karalarının %11'i
Rusya nüfusu 147 milyon
Dünya nüfusu 7,94 milyar
Dünya nüfusunun %1,85 i (yaklaşık %2)

Gübre fiyatları bundan artıyor
Enerji fiyatları bundan artacak
Yakında gıda fiyatları bundan denetlenemeyecek

---------

Günün anekdotları

Fındık bahçesine gübre attık.
Gübrenin tonu (burada Alman gübresi deniyor) geçen yıl 3-4 bin TL. Bu yıl 10 binin üzerinde ve 10 bine alabilen (şanslı hissediyor) almış. Daha da artmış. En son fiyatı ben de bilmiyorum..

Bildim bileli yem olarak bizim burada ineklere buğday kepeği alınır/yedirilir. Bir kaç yıl önce bir ineğin 1 günlük sütü (yaklaşık 10 litre) 50 kg lık bir çuval buğday kepeği alıyor üste para artıyormuş. Şu an 5kg lık bir bidon, bir sağımlık süt 30 TL ve ve kepek sanırım 200 TL yi geçmiş.. Samanın tonu 1.000 TL den 2.500 TL ye fırlamış. Diğer bir çok temel yem de sanırım oldukça artmış

Gübre Üretimi

Bunu çok hızlıca bir araştırdım ve fosfat kayası, potas tuzu gibi ana hammaddeler buldum

Türkiye de Mardin de fosfat yatağı varmış.
https://www.emo.org.tr/ekler/02b905d54a908ae_ek.pdf?tipi=36&turu=X&sube=0

Anladığım kadarıyla işleye sulaya gübreleye toprağı da yıkayıp bitiriyoruz, mineral kaybediyor ve Fukuyoka tarımına dönmeliyiz...

"ictenlik"
10-08-2022, 15:09
-Fındık Hasadı-

Fındıkla ilgili ilginç bir bilgi vereyim.. Bu anlatılan gerçektir.

Karadeniz de fındık hasadı başladı yani biz iki gündür topluyoruz. Topluyoruz ancak bunlar çuvallarda ve toprağa (harmana, harman yerine) henüz sermiyoruz. Neden?
Devlet baba kızar diye! Devletten fındık saklıyoruz.

Devlet her sene bir fındık toplama tarihi açıklar. Bu sahil kesimi, orta yüksek kesimler diye üç ayrı tarih vs olabilir, tam emin değilim ama bizim bura için açıklanan tarihe üç gün var ve sözde devletten fındık/mal saklıyoruz.

Çocuktum ve bir sene duyduk ki Jandarma kapı kapı gezip fındığı erken toplayanların fındığını alıyor, işlem yapıyor vs. Nasıl olabilir diyebilirsiniz? Yani yasal dayanağı var mı? Bilmiyorum.. Yani pırasanı, mısırını, patatesini, meyveni erken toplasan devlet ne karışır? Devlete ne? Değil mi? Olgunlaştığını görür toplarsın. Yani mal senindir ne zaman istersen o zaman toplarsın.
Hiç toplama devlet karışamıyor! Al, dereye dök yak devlet karışamıyor ama erken topladın devlet karışıyor. Fındığa başlama tarihine evet karışıyor ya da eskiden bir ara karıştı ve o algı hala hüküm sürüyor.

Niye karışıyor? ya da niye karışıyor olabilir..
Bu nasıl iş?

Fındık neredeyse tamamı dışa satılıyor. Bu 2,5 milyar dolarlık döviz anlamına geliyor ve eğer fındık erken toplanırsa içini tam doldurmadan toplanırsa içi tam dolmamış olabiliyor. Kabuk iç oranında randıman kaybın oluyor. Hepsi bu. Yani sözde devlet ya üreticiyi koruyor ya da kendi dövizine malına, ulusal/kamusal mala sahip çıkıyor.

İçi tam dolmamış olursa ne olur mal benim değil mi diyebilirsiniz? Hani hangi hükümet hangi akıl ve etkiyle yaptı bilmiyoruz. Yani bu ziraat odalarının işi mi? Bu fındığa çöken kurnazların diktesi mi? Fındık alan kooperatifin işi mi ?Eskiden devlette biraz müdahildi. Nedir bilmiyoruz ama fındığa gelince mal kamunun oldu ve devletçi olduk hatta neredeyse mal ortak ya da devletinde yarı sosyalist olduk ,fındık devletin malı oldu: Fındıkta devletçiyiz.

Fındık hasadı eskiden başlanır bir ay sürerdi. Şimdi insanlar çoğu kente göç etti ya da toplama zahmetli, dökülüyor, ota karışıyor, fare böcek domuz yiyor ,bekledikçe toplamazsan taneleniyor vs diye bir an da bir kaç günde işçi alıp vs toplayıp bitirmek istiyor. Fındığa normalde erken başlansa bile çiftçi olgun ürünü bilir dökülen erken olgunlaşan vs yerleri erken toplar ki erken başlasan bile üç gün olmamış fındık toplarsın o bir yandan olur vs de hepsini geçtim çiftçi mal sahibi malını bilmiyor mu yaa!.
Muhtemelen şu yapılanın -1930-ların Türkiyesinde değilsek hiçbir yasal kamusal dayanağı açıklaması da yok..

"ictenlik"
01-09-2022, 21:56
Eskiz, notlar...

Bu çok uzun şeyler yazmak istediğim daha ziyade tarihsel bazı şeyleri bir yere kayıtlı bırakmak istediğim bir konu ama çok uzun bir kurgu olacağı için her aklıma geldiğinde yazmadığım bir konu. Sonra hiç yazmamaktan ve öyle kalmasındansa bir yerlere bir şeyler karalayayım dedim.

Nereden başlanır bilmiyorum. Ordu'nun gelinlik genç kızları arasında fındıklıya varmamak artık fındık toplamamak diye bir deyim bile var. Zor, elleri parçalayan, bel bırakmayan her gün terden ve çürüklük ayı denende yağıştan nemden küf/maya tuttuğun/attığın bir iş. (Abartısı yok). Bugün komşum dedi ki adamlar terlemiyor, adamlarda bir damla ter yok. Kürtler için. (Eminim terliyorlardır, belki daha az ve düşük ve tempolu çalışmada temposunu 360 gün çalışabileceği ya da o terin kuruyabileceği bir ayara almıştır vs). Biz bu hava koşullarında yürüsek terliyoruz ama fındık zamanı fındıklının canhıraş kendini parçalayan biçimde çalıştığını söylemekte yanlış olmazdı. Başka işi bilmem . Fındıkçıyı ortadan kaldırsalar bu bahçeleri bu işi bilmeyen birilerine verseler sanırım onu toplayamaz, çocukluktan edinilen bir kültür ve zorluk kanıksama içiçe. İnsanın yapacağı iş değil. Gelecek nesillerin yapacağını sanmıyoruz, bu arazi yapısında geleneksel biçimde üretim yapan son fındıkçılar olabiliriz ..

Kabuklu fındığa TMO 3 dolara yakın bir fiyat verdi, serbest piyasa değişiyor. İç fındığın 7-8 dolara geldiğini hayal edin, yiyemezsiniz, kimse alıp yiyemez. Etini satan kendi yemeyen köylü/çiftçi gibi bu yerli bunu yiyemiyor. Bunu Avrupa denen kıtaya/yöreye yollar. Karadeniz kara ve deniz salyangozunu tereyağıyla soslayıp pişirip Avrupa denen ülkeye yollanan yer..

Köylü kendine evine 20-30 kilo fındık ayırıyor. Kışlık yemeye çerezlik ya da her çocuğuna 10 kg lık (bir teneke denir) bir miktar. Sonra makarna ve diğer şeyleri alıp beslenir.

Kürt işçiliği hakkında geniş bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama bunu sonraya bırakarak ilk bakışta aklıma gelenler. 15-20 önce onlar sene yoktu. Bir gün geldiler. Çadırlarıyla. Yersiz yurtsuz yarı göçebe insanlar. Sırtlarında çocuklarıyla. Dere yataklarında Ordu da iki kez sele gittiler. İnsanlar onları bahçeye sokmak istemedi ama başka çözümleri yoktu. Eskiden yüksek rakımdan yatılı işçi, alınırdı ,oralarda fındık daha geç olurdu ve ek gelir için gençler aileler işe giderdi. Bu bitti (Tam bitmesede eskiye göre %1). Sonra kentlerden köylerden ekipler toplanırdı, bunlar azaldı ama hala biraz var. Buna yerli amele deniyor. Burada yerli amele ve Kürt amelesi denir. Bu yıl fındıktan önce çevreden duyduk ki Kürt amelesi için 215 TL yerli amele için 275 TL bir yevmiye/gündelik açıklanmış ama herkes değişik fiyatlarla anlaşıyormuş vs .Örneğin birini söylediler 245 e anlaşmış felan. Fındık başladı yerli işçi 300 felan dendi sonra. Bu yıl işçi kıtlığı olduğu söyleniyor. Bunu şöyle yorumluyorum. Artık herkes fındığı tam olgunlaşmadan daldan kopararak ve dalları eğip çekerek toplatmıyor ve fındık toplama sezonu fındığın tam olgunlaşıp döküldüğü bir kaç haftaya sıkışıyor çünkü bu işçilik giderini azaltır. Özellikle Kürt işçiye daldan fındık toplatmak istemiyor çünkü bu konuda tecrübeli değil ve gerçekten zor ve bir yerli gibi bu işi yapmasını bekleyemezsin. Diğer taraftan gerçekten işçi sıkıntısı olabilir. Her neyse bu yıl amele kıtlığı olduğu söylencesinin diğer yüzü şu. Çoğu Kürt ekip sonra 280 TL gibi rakamlara anlaştı ve en son 300 e kadar çıktılar. Bu arada gerçekten yerli işçiyle Kürt işçi arasındaki fiyat farkı yerli işçinin daha fazla fındık toplayabilmesiyle ilgili bir ayrım. Yani beni ele alalım. Ola ki yevmiyeyle birine fındık toplasam Kürt işçiye 300 verecek olsa neredeyse en az 1,5 katını istemeliydim ya da beklemeliydim çünkü gerçekten iyi çalışan bir Kürt ekibin ortalamasına göre daldan yerden farketmez en az bu kadar fazla toplayacağım. Yani bu ücreti hiçbir zaman önermeyecektir.. Bu yorumu şundan genişlettim. Yerli işçi iyice bitti ve bitecektir. Yani yerli işçi ciddi ihtiyaç dışında ya da dostluktan yardım anlayışıyla eşe dosta gitme dışında gerçekten fındık işine o koşulda gitmek istemeyecektir.

Ordu'nun bazı bölgelerinde okka usulü (toplanan ürün ağırlığına göre) ödeme ve yevmiye var ancak bu yaygın değil ve fındık pamuk vs gibi değil. Başlangıçta yeşil ve ağır olur sonra kuru yere dökülür. Daldan ve yerden toplama farklıdır. Farklı arazi yapıları ve farklı fındık cinsleri var. Sonuçta fındıkta barışık yevmiye en geçerli çözüm gibi. bunun dışında ne olur bilmiyorum. Diyelim ağırlığa göre toplandı. Bu yıl hasat sezonu 13 ünde açıldı ve bu tarihte daldan fındık koparmalısın. İyi çalışan biri yaklaşık 40-60 kg kabuklu tane fındığa denk gelen 100-150 kg yaş fındık toplar. 15 gün sonra fındık dökülür ve iyi çalışan biri yaklaşık 100 kg fındığa denk gelen 240 kg yaş fındık toplayabilir. Değişebiliyor ve bulunduğum bölge insanı için uç rakamları yazdım. Örneğin bir okkacı -çocukluktan öyle alışan ki motor beceri- yazdığımdan fazla toplar burada toplanamıyor. Yani neden o zaman insanlar başlangıçta çalışsın?


Çözülemeyen fındık fiyatı sorunu

Bu Türkiye de dünya fındığının büyük bölümü üretildiği halde fındık fiyatının dış piyasada bir kaç alıcı tarafından belirlenmesiyle ilgili. Çözülebilir duruyor oysa hiç bir zaman hiç bir yolla çözülemedi.

Devletin fındık alımından çekilememesi

Fındık 8-10 milyon insanı ya doğrudan ya dolaylı ilgilendirir. Bunlar oy'dur ya da fındık dışsatış kalemidir ve bu cari açıkla ilgilidir.

TMO nun fındık alımları

Sanırım ilk kez bu yıl TMO ya fındık vereceğiz çünkü bulunduğumuz bölge fındığı için 52 TL fiyat verildi ve serbest piyasada henüz 43 TL. Devlet politik olarak fındık alıyor. (Destekleme alımı ya da fiyat koruma -oy için ya da cari açık için çünkü fiyat desteklenmezse üretim azalır) Yani fındığın tamamını alıp dış piyasaya satayım fiyatı belirleyip üreticiyi koruyayım felan değil. Bu yıl şu oldu. TMO ve serbest piyasa arasındaki fark açık. Geçen yıllarda serbest piyasa da TMO nun bir kaç lira altında olurdu ve şu an TMO ya akınla fındık gidiyor. 2 ay sonraya randevu alınabiliyor. Bunun sonuçlarını kestiremiyorum ve bekleyip göreceğiz ama muhtemelen serbest piyasa fiyatı bir noktadan sonra yakınlaşacaktır. Diğer durumda büyük hengame olurdu

TMO sabit fiyat açıklıyor. Atıyorum 50 TL. Bu bir dışsatış ürünü ve serbest piyasada Ocak ayında 70 TL bile olabilir.

-devam edecek-

"ictenlik"
01-09-2022, 22:29
-Üsteki yazının devamıdır.-

Kapıda kamyon sırtında yaklaşık 100 bin liralık mal var. TMO ya yolcu. Sabah 05:00 te gidecek. Gece 12 de gidilecekti vazgeçildi vs. Bu gece nöbet tutacağız çifteyle. Yani ben. Bir sorun olacağından değil yani ama böyle.. Ne olur ne olmaz diye kasko gibi bir şey. İnsan ne tuhaf canlı...

"ictenlik"
02-09-2022, 19:01
Eskiz, notlar...

Zor, elleri parçalayan, bel bırakmayan her gün terden ve çürüklük ayı denende yağıştan nemden küf/maya tuttuğun/attığın bir iş. (Abartısı yok). Bugün komşum dedi ki adamlar terlemiyor, adamlarda bir damla ter yok. Kürtler için.

-devam edecek-

Antep'ten bir grup işçi demiş ki; "Antep çok sıcak kaçıp buraya geliyoruz." Bu yıl nemden sanırım her yer sıcak gibiydi ve hepimiz terledik. Gerçekten de aşırı terliyoruz. Bugün bahçede kalmış dökülen fındıkları toplamak için ikindi yakını bahçeye gittim ve iki kez kıyafet değiştirdim. Yürümeye başladığın 10. dakikada sırılsıklamsın. Kardeşlerimden bir tanesinin Karadeniz orta İç Anadolu aralığında bir kentte sıcaktan yakındığını duydum ve aklıma şunlar geldi. Twitter da bir video paylaşılmıştı ve 60 lardaki ABD li liseli gençler paylaşılmıştı. Hiçbirinde bir gram yağ yoktu ve videodaki ekleme ABD insanının son 50 yılsa %20-25 yağlandığını söylüyordu. Evlerde yaşıyoruz ve güneş görmüyoruz %20 daha yağlıyız ve bir Kürt işçi neredeyse tüm yaşamını sıcakta güneşin alnında/altında çalışarak geçiriyor. O kişilerden daha çok terlememiz normal değil mi? Sanırım seneye ağırlığımın %10-15 i kadar kilo vererek gireceğim ve her ne kadar (üstsüz oldukça) güneşlensem de bu süreyi daha da artırmayı hedefliyorum.

Bir anekdot

İlkokulda aşırı değilse de bir kaç fazla kilosu olan iki çocuktan biriydim ve bize şişko derlerdi. Bu şişko dedikleri miktar bugün artık çok hafif belirsiz bir fazla kilo ve çoğu çocuk öyle. O gün herkes Bruce Lee gibiydi. Benim çocukluğumda insanların vücudunda fazla yağ olmazdı. Benim boyum 1.78 ve gençken 82-84 kiloyu sorun ederdim ilk gençlikte hiçbir zaman 86 nın üzerine çıkmadım ve bu kiloyla bana şişko denirdi. Bu kilolardan düşebilmek için diyet yapardım.

Terlememe deneyimi yaşamımda bir kaç kez yaşadım o da çok katı çok çok düşük karbonhidrat diyetleri (sıfıra çok yakın minimum carb) ya da aralıklı açlıklarda oluştu. Gerçekten de terlemiyordum ya da bugün terleyeceğim koşullarda çok çok daha geç ve çok daha az ter.

Son olarak terlemekten yakınan komşum 65 yaş üzeri ve fazla kilosu yok gibi. Yani kurunun bir tık üstü aslında. Kilo vereyim dese ondan en fazla 3 hadi bilemedin 5 kilo çıkar. Bundan sonra kupkuru olur.

EK

Artan yağ oranını diğer yüzü de azalan kas oranı. Bugün yağsız bir çocuk görsek ona hemen sıska, zayıf, çelimsiz derdik. Aslında muhtemelen çelimli olanlarında yağları sıyırsak o kadar kası vardır. Şimdi yağsız bir çocuğu gördüğünde ebeveyn çevre hemen ona yedirmek istiyor, zayıf olduğu algısı. Aslında bu hareketsizlikten kas azlığı.

İkincisi günümüzde sağlık kavramı hemen hemen yemeye, ağızdan alınan gıdaya odaklandı. Sağlıklı çocuk yetiştirme onu iyi besleme sürekli yedirmeye eşdeğer. Türk anneleri elinde çatal çocuk kovalayan tek anne cinsi.

günümüzde sağlık kavramı hemen hemen yemeye, ağızdan alınan gıdaya odaklandı.

Sağlık arayışının diğer yüzü de böyle. Sağlık kaybeden biri hemen ağızdan alacağı tek gıda ya da ilaç ya da şifalı ot ve bitkiyi arar oldu. Kompleks kronik sorunlar dışında kompleks psikiyatrik sorunlara bile tek kaynaklı reçete aranıyor. Yaşamımın bir bölümünü psikiyatri ve psikiyatrik ilaç mağdurlarının 0yazıştığı bir grupta geçirdim. Özellikle ilaçlar ya da onları ani kesmeye bağlı mani psikoz ve akatazi gibi durumlar .Kişiler bunlara bile tek gıda ile ya da başka tek çözümde şifa arıyor. Bunları sadece zaman iyileştiriyor. 3-5 belki 10 sene ve bu iletişimin konusu bile yapılamazdı.

İnsan denen şu ana tamamen kayıp ya da yitik ve bağsız boşlukta sallanan kurban gibi bir şey oluverdi.

Yıldıztozu
04-09-2022, 11:24
Uyurken neler kazanabiliyoruz?
Bir ekonomik sistem sorgulanırken sorulması gereken önemli soru bu.
Çalışırken kazandırması önemli değil, uyurken kazandırıyor mu?

Uyurken kazandırmayan sistemler ilkel kalırdı ve insan zekasına hakaret olurdu.
Uyurken kazanmanın iki yolu var, ya diğer insanlardan hizmet alınacak(mevcut sistem) ya da yazılımlardan robotlardan hizmet alınacak(hedeflenmesi gereken sistem).

dine mine ne
04-09-2022, 13:59
Hizmetler çalınıyor, alınmıyor. Öte yandan robotlar, emeğin insana yabancılaşması anlamına geldiği için kaçınılmaz olan bir sistemin göstergesidir.

dine mine ne
04-09-2022, 15:03
Nasıl ki kitaplar olmasaydı Tanrı olmazdı ya da kitaplar varsa Tanrı olmalı sonucuna varılabiliyorsa, hukuk devletinin size bu fırsatı sunması da hırsızlık yapmadığınız anlamına gelmez. Hırsızlık haksızlıktır.

Eğer emek gerektiren sistemde siz uyuyarak hizmet alabiliyorsanız bu Haksızlıktır. Haksızlığı umursamadığınız için çaldığınızı almaya yorumluya biliyorsunuz. Eğer kişi uykudayken kendi bedeni dışındaki şeyler üzerinde kontrol sahibi değilse, başka bedenlerin hizmetlerini talep etmesine de müsaade edilmemelidir.

Buna izin veriliyor diye yapabiliyorsunuz ama en azından almak yerine çaldığınızın farkında olun. Lütfen yazdıklarımı da kişisel bir saldırı veja hakaret olarak algılamayın.Ben sadece sistemin bizleri hırsızlığa nasıl teşvik ettiğini göstermek istiyorum, sizinle alakası yok.

Yıldıztozu
04-09-2022, 19:40
Eğer emek gerektiren sistemde siz uyuyarak hizmet alabiliyorsanız bu Haksızlıktır.

Argümantatif yaklaşalım.
A: İnsanların ilerleyebilmesi için emek denilen ilkel hareketi azaltıp uyurken kazanabilme moduna geçmeleri gerekir.
B: 7 milyar insana bu imkanı sağlamak mevcut şartlarda imkansızdır, buna gerek de yoktur. Çünkü insanların çoğunun ilerlemek gibi bir derdi yok.
Sonuç: A ve B argümanından çıkan doğal sonuca göre 100 milyon insanın ilerleyebilmesi için geri kalanlardan fazla hizmet alınması bir zorunluluktur.

dine mine ne
04-09-2022, 23:29
Argümantatif yaklaşalım.
A: İnsanların ilerleyebilmesi için emek denilen ilkel hareketi azaltıp uyurken kazanabilme moduna geçmeleri gerekir.
B: 7 milyar insana bu imkanı sağlamak mevcut şartlarda imkansızdır, buna gerek de yoktur. Çünkü insanların çoğunun ilerlemek gibi bir derdi yok.
Sonuç: A ve B argümanından çıkan doğal sonuca göre 100 milyon insanın ilerleyebilmesi için geri kalanlardan fazla hizmet alınması bir zorunluluktur.


Fazlayı faize bulaştıranlar aklınızı karıştırmış, sizde serbest piyasayı savunma adına aklınızı hayallerinizle süslemişsiniz. Ne yazık ki gördüğüm bu.

Bana karşı argümana ihtiyacınız yok :) çünkü ben zaten prodüktiv olan artı değeri serbest piyasanın motoru olarak görüyorum. Artı hizmet dediğiniz şey zaten işçilerin emeğiyle yaratılmış olan artı değerdir. Bu nedenle sizin de uyuya gelip 7/24 işçinin tepesine insanlık ilerlesin diye sırtına binmesine gerek yok. İnsanlığın ilerlemesi, reel sektörün yarattığı artı değerin (girişimci de dahil) insanları ileriye taşıdığını ve tatlı rüyanızdan uyanıp bir şeyler talep etme hakkınızın olmadığını fark etmekten geçer. Bundan ötesi ve gerisi de diğer dünyacıların masallarıdır.

Yıldıztozu
05-09-2022, 12:56
tatlı rüyanızdan uyanıp bir şeyler talep etme hakkınızın olmadığını fark etmekten geçer.

hak-hukuk-etik açıdan yakalaşacaksak insanların fazladan çalıştırılmasında etiğe aykırı bir durum görmüyorum.
insanlar fazla serbest bırakılmamalı, onlara ''onlar adına'' görevler verilmeli.

eğer insanlara fazla serbestlik ve boş vakit verirseniz olası sonuçlar şunlar olacaktır.
1- depresyonlarda artış
2- intihar oranlarında artış
3- suç oranlarında artış
4- insanların çoğu boş vakitlerinde ne yapacaklarını bilemezler.
Dolayısıyla bu tarz toplumsal sorunların ortaya çıkmaması için insanların çoğuna iş yükü verilmelidir, onları bu şekilde oyalamak gerekir.

dine mine ne
05-09-2022, 20:37
hak-hukuk-etik açıdan yakalaşacaksak insanların fazladan çalıştırılmasında etiğe aykırı bir durum görmüyorum.
insanlar fazla serbest bırakılmamalı, onlara ''onlar adına'' görevler verilmeli.

eğer insanlara fazla serbestlik ve boş vakit verirseniz olası sonuçlar şunlar olacaktır.
1- depresyonlarda artış
2- intihar oranlarında artış
3- suç oranlarında artış
4- insanların çoğu boş vakitlerinde ne yapacaklarını bilemezler.
Dolayısıyla bu tarz toplumsal sorunların ortaya çıkmaması için insanların çoğuna iş yükü verilmelidir, onları bu şekilde oyalamak gerekir.

Armudu dalından koparmadan yemeye çalıştığınızda özgürlükle ilgili bir sorun yok ama iş işçinin serbestliğine gelince, özgürlük ,depresyon ve intiharın sebebi oluyor. Özgürlüğün ve bağımsızlığın en önemli sembolü olan hareketi de sadece iş ve görevle ilişkilendiriyorsunuz, oysa o hayatın her alanında yer alır.

Felsefe de var olduğundan beri özgürlükle ilgilenmiştir. Her şeyden önce özgürlük, insanın ayırt edici özelliği olan akıl ile bağlantılıdır. Ve akıl (bağımsız özgür bir hareket) yeteneği (iradesi) ile anlayış kazanmak, bir yargı oluşturmak, algılanan şeylerin bağlantılarını ve düzenini fark etmek ve böylece kişinin eylemlerini buna göre yönlendirmek için şekillenirken, siz, uykunuz ve hayali istekleriniz uğruna, özgürlüğümüze dahi dil uzatabiliyorsunuz.

Çalarken serbestlik oh ne güzel, bize gelince depresyon okuyorsunuz. Hayallerinizi dünyamıza bulaştırmış gitmişsiniz argümanlarınızla bari dalga geçmeyin. İnsaf yahu.

Elbette insanın artı değeri için fazladan çalışması ahlak dışı değildir; aksine her canlı için doğal bir süreçtir ve bu nedenle hak ve hukukun etik cephesiyle uyumludur. Ancak estetik olmayan şey, kendi özgürlüğünüzü başkalarının özgürlüğünü çalarak açıklamaya çalışmanızdır.

Şüpheci Dinsiz
05-09-2022, 21:38
https://twitter.com/CamusYarari/status/1566785069167026177

dine mine ne
05-09-2022, 22:33
2002 yılından bu yana sadece faize 600 milyar dolar harcanmış. Dün gece Habertürk'te söylediler.

Khaos
05-09-2022, 22:38
Elbette insanın artı değeri için fazladan çalışması ahlak dışı değildir... .

Şu cümleyi yazan adam artı değerin ne olduğunu bilmiyor kesinlikle.

"Artı değeri için çalışan adam" derken kimi kastettiği belli değil.

Emekçiyi kastediyorsa, kapitalist sistemde emekçi ücret alır ve artı değer emeğin katma değeri ile ücreti arasındaki farktır. Emekçi artı değer için çalışmaz.

Kapitalisti kastediyorsa, kapitalistin emekten çalıp cebe indirdiği artı değer ile faiz arasında neden korelasyon vardır deseniz muhtemelen soruyu anlamaz.

Bu mal iktisat bilmiyo sanayi toplumu bilmiyo kapital-izmi bilmiyor faize giden paranın artı değerden ödendiğini bilmiyor.

Mal bu.

dine mine ne
06-09-2022, 02:10
faize giden paranın artı değerden ödendiğini bilmiyor.


Artı değerin bir toplam olduğunu...... ve bu toplamın kiralanma sürecinden sonra..........ikinci aşamaya geçip faiz ürettiğini aklın almıyor. Artı değerinde, faizinde tabanı farklı iken, sen süreç şıpırtınla bu ikisini birleştiriyorsun demiyormuyum sana.

Ulan toplamın, yanı kapitalin Kiralanmasın dan, yani"zamansal" bir süreçten sonra faize geçtiğini anlaması bu kadar zormu, dingil. Reel sektör kira öncesi, ve burdan gelen emekle oluşmuş kapital birinci aşama, bu kapitalin "toplamının" kiralanması ile faizin oranlarına geçmesi de ikinci aşama. Birinci aşamada aslan payının cebe atılmasınla kafanı ne diye karıştırıyorsun.

Aslan payı ile faizin ne alakası var. O aslan payında emek var. O zigtiğim i phonu nun artı değer toplamını biz emeğimizin ücreti ile alıp ödemişiz ya. Sen bu kapitali (değişim aracını) kiralayarak bu borcun ödenmiş olan toplamının üstüne, daha ne emek karşılığı bekliyorsun?. Ula bu ikinci aşmada ki kiralamanın hırsızlık olduğunu , ve birinci aşamada ki kapitalin aslan payı ile alakası olmadığını, ve aslan payı ile kapitalin sadece emek karşılığı çoğaldığını niye anlamıyorsun?.

Ula dünya bu senin yanlışın yüzünden git gide borçlandırılıyor be. Bak bu borçların ödendiği falan da yok. Artı değerin geride kalsın öncelikle sen bu borçların gerçekte geri ödenemeyeceğini de anlamalısın. Paranın büyük çoğunluğu ticari bankalar tarafından kredi olarak havadan yaratılmaktadır.

Bu da para arzının %97'sinin bankalardan borç olarak alınan krediler tarafından yaratıldığı anlamına gelmektedir. Bu nedenle bizim paramız borç para olarak da bilinmektedir. Bankalar, sadece bir hesap makinesine rakamlar yazarak ve borçlulardan faiz ve bileşik faiz - ve en önemlisi teminat - ödemelerini isteyerek esasen yoktan para yaratırlar.

Ancak, faizi ödemek için yeterli para olmadığından, böyle bir para sistemine dayalı her ekonomi için, kamulaştırma kaçınılmazdır. Bu nedenle birçok uzman ve ekonomist mevcut sistemimizi zorunlu mülksüzleştirmeye yasal bir yöntem olarak tanımlamaktadır. Tıpkı sen ve marx'ın istediği gibi. Faize artıdeğeri kaynak göstermeniz işte bundan dolayı.

dine mine ne
06-09-2022, 11:16
Sermaye toplamının reel sektörün mal ve hizmetleriyle diyalektik etkileşimi somut bir biçime sahiptir. Ve değişim araçlarının bu bütünlüğü bir (form = %100), yani bir bedene sahiptir ve iki şey arasındaki gönüllü karşılıklı diyalektik ilişkileri içerir. Bu somutlaştırma artık sayılar, oranlar ve süreçlerle soyutlanamaz.
Reel sektörün yüzde yüzü toplamdır; artık somut "form "un ötesine geçerek hayal dünyasından bir talepte bulunamazsın.

Bunu yaparsan, fiyat her zaman yüzde 100'ün üzerinde olacak ve zaman içinde insanları kamulaştıracaksın çünkü yüzde 100'ün üzerinde bir talebi pazarlıyorsun, geri zekâlı.
Kamulaştırmanın nedeni de, orantılı olarak artan hırsızlık talebini karşılamak için artık yeterli işgücünün olmamasıdır. Ve dediğim gibi, bu talep yüzde yüzün üzerinde olduğu için, bu sistemdeki tüm ülkeler borçlanmaktadır. Ve efendilerinin planı da tam olarak budur.

İkide birde şunu bilmiyor, bunu bilmiyor da deme. Senin edebiyatına ihtiyacım yok. Edebiyatın dini edebiyatla aynı. Biri korkutur, diğeri seni borca sokar, hikaye bu. O yüzden bana "şunu bilmiyor, bunu bilmiyor" hikayelerinle gelme, geri zekâlı.

Khaos
06-09-2022, 11:29
Ulan gerzek trol

Terminolojiden bile bihabersin.
Artı değer ve katma değeri aynı şey zannetmişsin.

Artı değer terimi/kavramı marx'a aittir.
Kapitalizm taraftarı iktisatçılarca kesinlikle kullanılmaz.

Birinci ikinci aşama diye bi tarafından element uydurmuşsun.
Olayı sana bi daha anlatayım. Bu arada sen sadece konu mankenisin. Aslında sana anlatmıyorum. Saxocu trolleri kullanırım sadece.

Kapital-izm ve kapitalist üretim süreci verili.
Yani yaşanan somut durum.

Şimdi üretim faktörleri ve faktör gelirleri açısından girdi-çıktı analizi yapıcaz (girdi çıktı deyince heyecan yapma sakın saxocu ibine).
Bu input-output denkliğini iki bakış açısına - hem marx hem de kapitalist iktisatçılar- göre yapıcaz.

Kapitalizme göre
Sermaye+teşebbüs+emek+toprak+hammadde= ürün
Üretim faktörleri üretim sürecine girer ürün diye bi çıktı oluşur.
Faktörlerin faktör piyasasında fiyatları vardır.
Çıktı olan ürünün de mal piyasında fiyatı vardır.
Müteşebbis girdi çıktı arasındaki farkı yani KATMA DEĞERİ üreten kişidir. Ve sürecin sonunda kar adı altında katma değerin sahibi olur.
Bu kapitalist iktisadın analizi.
Yine bu analize göre,
Sermayenin maliyeti faiz, toprağın rant, emeğin ücret ve diğer girdilerin de piyasa fiyatları var.

Marks, bu denkliğin hokkabazlık olduğunu matematiksel olarak ortaya koyuyor. Ne etiği ulan.
İki sığır da çıkmış olayın matematiğini bilmeden terminolojisini bilmeden etik temelde kapitalizmi tartışmaya çalışıyor. Aptalolman sorun değil. Ama satılmış trolsun. Sorun bu.

Marx mesele hakkında etik tabanlı tek kelime etmemiştir, marksist iktisatçılar da etmemiştir.
Bi marksist bu konuyu etik temelli tartışmaya açıyorsa marksın ne dediğini anlamamıştır. Ki ben böyle bi duruma hiç şahit olmadım.

Sözkonusu katma değeri emek-değer teorisi üzerinden farklı bir girdi çıktı analizine sokuyor.
Emek faktör piyasasında ücret adı altında metalaştırıldığı için katma değerinden çok daha az bir değere maliyetliştirilir diyor.
Emeğin katma değeri ile maliyeti (ücret) arasındaki fark ARTI DEĞERDİR diyor.

Yani sayın amk trolü

Marks başka bir üretim süreci formulasyonu yapıp hırsızlığı deşifre ediyor.
Bu formulasyona tekrar döner ve detayına girerim.
Önce sana gireyim. Panik yapma acıtmıycam.

Sen bırak tabanı içeriği daha terminoloji bilmiyosun.
Katma değer başka artı değer başka.
Artı değer kavramını kapitalist kabul etmez.
Marksa aittir.
Marks emek tarafından yaratılan katma değerin kar rant faiz adı altında hiç bir katma değer üretmeyen sözde üretim faktörleri tarafından çalındığını orta koyuyor. Buna da gasp edilen artı değerin paylaşımı diyor.

Sen ise marksa faizci diyosun.
Amk salağı
Adam faizin hırsızlık olduğunu ortaya koyuyor
Kar rant kira alayının da bi çeşit faiz ve hırsızlık olduğunu matematiksel olarak ortaya koyuyor.

Aklın mı almıyo şerefsiz olduğun için mi anlamamazlıktan geliyosun bilemem.
Akıl sik değil ki sana sokalık. Alışmışsın ağzınla almaya. Aklını kullanmayı dene.

Artı değer başka katma değer başka.

dine mine ne
06-09-2022, 14:22
Bir şirkette işleme yoluyla elde edilen artı değer, katma değerin miktarını temsil eder. Bu da daha sonra işletme türüne, sektöre bağlı olarak dağıtılır. Dolayısıyla artı değer nihai olarak katma değeri temsil eder ve bu da bölüşülür.

Paylaşılan karın girdisi çıktısı ile meseleyi ne diye sulandırmaya çalışıyorsun geri zekalı.
Marx başka üretim sürecini formüle etmiyor ve hiçbir şeyi de deşifre etmiyor, sadece hırsızlığı emeğe karıştırıyor.
Kâr, bir kişinin bir işlemden kazandığı paradır (tüm maliyetler düşüldükten sonra). Faiz, para almak için ödemen gereken para miktarıdır. Nokta. Faizin ekonomiyle hiçbir ilgisi olmadığı ortadadır, boşuna çabalama. Basit bir dille, faizsiz ekonominin yürütülemeyeceğini anlatmaya çalışıyorsun. Ehh bu da dogru degil.

dine mine ne
06-09-2022, 15:21
Eğer benimle ekonomiyi tartışacaksan, onun eşitliğinden değil sürdürülebilirliğinden bahsedeceksin, seni aptal. Bu önemli ayrımı yapmadığın takdirde, dindar kafan söylenenleri anlayamayacaktır.

Yıldıztozu
06-09-2022, 16:36
Emeğin katma değeri ile maliyeti (ücret) arasındaki fark ARTI DEĞERDİR diyor.

Emeğin kattığı değeri hesaplamanın nesnel bir yolu var mıdır?
Bu değerin belirlenmesinde işçinin ne kadar yorulduğuna ve ne kadar zaman harcadığına mı bakılmalı yoksa ortaya çıkan ürüne/hizmete mi bakılmalı?
Birinin 10 saat emekle ortaya çıkardığı bir ürünü başkası bir düğmeye basarak çıkarmışsa katma değerlerini eşit görürüm ben. Öyle değil midir?

dine mine ne
06-09-2022, 17:28
Cevabında, merkezi sinir sisteminin yorgunluğu ile kas sisteminin fiziksel yorgunluğunun aynı şekilde mi yoksa farklı şekilde mi analiz edileceğini de belirtsin ki tam esit ola bilelim. Bu çok önemlidir, çünkü bu firavun eşit hale gelmezse cinnet geçirir.

Khaos
06-09-2022, 18:18
Bay trol

Hala daha artı değer ile katma değerin hem farklı kavramlar, hem de birinin kapitalist iktisada diğerinin marxist terminolojiye ait olduğunu anlamadın.

Emeğin katma değeri ile maliyeti/fiyatı/ücreti arasında marksa göre emek aleyhine bir fark vardır.
Bu farka artı değer denir.
Müteşebbis bu farkı cebe indirir.
Teşebbüsün finansmanında kredi kullanılmamışsa iş özsermaye ile yürütülürse finans gideri yani faiz ödemesi olmaz ve artı değerin tamamı kar olarak kabul edilir.
Özsermaye haricinde finans kullanılmışsa faiz gideri KARDAN düşülür.

Olay bu kadar basit.
Kapitaliizm bundan ibaret.
Ne marksistler ne de ben sermayenin üretim faktörü olduğu palavrasını kabul ediyor değiliz.

Hem salak hem de şerefsiz olmasan bunu görürdün.
Şimdi siktir git terminoloji öğren

Khaos
06-09-2022, 18:39
Emeğin kattığı değeri hesaplamanın nesnel bir yolu var mıdır?
Bu değerin belirlenmesinde işçinin ne kadar yorulduğuna ve ne kadar zaman harcadığına mı bakılmalı yoksa ortaya çıkan ürüne/hizmete mi bakılmalı?
Birinin 10 saat emekle ortaya çıkardığı bir ürünü başkası bir düğmeye basarak çıkarmışsa katma değerlerini eşit görürüm ben. Öyle değil midir?

Doğru soru.

Tam da bu nedenle marks kapitalde kılı kırk yaran soyutlamalar yapmıştır.
Sonuç olarak da tekil olarak emeğin katma değerini hesaplamak adına "toplumsal emek" kavramını ortaya atmıştır.

Bana göre de tekil emeğin kattığı değeri çok fazla parametre içerdiği için hesaplayabilmek mümkün görünmüyor.

Muhtemelen marks da bu nedenle ortalama toplumsal işgücü gibi zor kavramlarla konuyu açıklıyor.

Bu mesaj sorularına cevap değil.
Bunu biliyorum. Niyetim geçiştirmek de değil.
Ancak sorduğun sorular zor ve kavramsal hata yapmadan tartışılmalı.

dine mine ne
07-09-2022, 19:55
Doğru soru.
Tam da bu nedenle Marxs kapitalde kılı kırk yaran soyutlamalar yapmıştır.
Sonuç olarak da tekil olarak emeğin katma değerini hesaplamak adına "toplumsal emek" kavramını ortaya atmıştır.

Bu toplumsal emek dediği şey, efendilerin evrensel temel geliri olamasın sakin.

Marx faiz konusuna gelince, "Kapital "in üçüncü cildinde para sermayenin faiz yoluyla işletmelerin kârının bir kısmına el koyduğunu ortaya koymuştur; ancak neredeyse baştan sona yalnızca bir kısımdan ya da paydan söz eder.
senin de zırvaladığın ve bizim de bağlamımız için önemli olan cümlesi ise şu:

Onun (girişimci kapitalistin) ona (para kapitalistine) ödediği kârın bir kısmına faiz denir; dolayısıyla bu, işleyen sermayenin kendi cebine koymak yerine sermaye sahibine ödemek zorunda olduğu kârın bir kısmına verilen özel bir isimden, özel bir isimlendirmeden başka bir şey değildir." (Marx, MEW 26, s. 351)

Ancak Marxın piyasanın diyalektiğini, yani riskini, verili sistemin zombiliğini ve asıl nedeninin çözümünü gizlediği yer tam da burasıdır, çünkü faiz basitçe kârın bir parçası değildir, aksine para sermaye kredinin tüm vadesi için önceden kararlaştırılmış sabit bir faiz oranı talep eder. Kârın faizden daha düşük olması veya hatta zarar edilmesi durumunda, zararı paylaşmaz, önceden kararlaştırılan sabit faiz, gerçek gelişmeden bağımsız olarak acımasızca talep ve tahsil edilir. Sistemin zombileşmesi, ve sürekli büyüme zorunluğu, küçüklerin yutulmasına neden olan şey budur, pazarda diyalektiğin kar/zarar mekanizmasının işlememesinden kaynaklanmaktadır.

Evrensel gelir gibi sahtekarlığı bize dayatabilmeleri için efendilerin gözünden kasten kaçırdıkları şey de tam da budur. Para sermaye sadece kârdan belli bir pay almakla yetinmez, diyalektiğe haykırı bir şekilde önceden kararlaştırılmış faizini talep eder. Sistemin ilk ana hatası buyken sonra bankacılık sistemiyle de iyice zırvadan çıkıyor.

"Paranın kısır döngüsü" örneğini hatırlayacak olursak, parasal varlıkların katlanarak büyümesi, buna bağlı olarak artan bir faiz yükü ve buna bağlı olarak artan bir borç gerektirir, ancak azalan ekonomik büyüme ve ortalama olarak azalan kazançlar ile uzun vadede daha fazla artırılamaz. Kâr oranı sadece düşmez (Marx'ın "kâr oranının düşme eğilimi yasası" ile tanımladığı gibi). Ancak kasıtlı olarak yazmadığı şey, düşen karların artan faiz yüküyle birlikte faiz tarafından yenildiği ve giderek daha fazla şirketin zarar ettiği ve iflas ettiği; ya da başkaları tarafından yutulduğu ve gülünç fiyatlarla devralındığı ve yamyamlaştırıldığı ve istihdamın yok edilmesine yol açtığıdır.

Sermayenin bu artan baskısı artık önemsiz bir konu değil, sadece şirketlerinde değil, devletin ve nüfusun büyük bölümünün de maruz kaldığı bir sorundur. Ve bu problemi vurgularken, ne yazık ki neoklasisizm tarafından inkar edilmekte ve Marx tarafından da göz ardı edilmektedir.

Marx'ın sermayenin özünü anlamakta temelde başarısız olduğunu bu nedenle iddia etmekte de haklıyım; çünkü faizin kaynağı ücretli emeğin sömürülmesi ve üretim araçlarının özel mülkiyeti değil, paranın emekten uzak garantili bir şekilde birilerinin kuru isteğinle çoğala bilmesi ve bunların bizler üzerinde hakimiyetidir.
Kılı kırka yaran adam bu garantili kâr hırsızlığını görür, eleştirir ve faizsiz bir ekonomiye özlem duymamızı sağlamazdı. Faiz düşmanlığı "aydınlanmış çağımızda" uzun zaman önce aşılmış olmalıyken hala bu zırvalıkla uğraşıyoruz. Kuru bir istektir sök at amk, ne uğraştırıyorsun.

Khaos
08-09-2022, 15:05
Toplumsal emek, efendilerin evrensel temel gelir dediği şey değil.
Risk diye bi üretim faktörü yok.
Risk değer üretmez.

Sen ******sun.
Ben ******nun nası sikileceğini iyi bilirim.

Marks ya da herhangi bir marksist evrensel temel gelir diye bişeye atıf yapmadı.
Bi anarşist zaten yapmaz.

Bukalemun bi dişil karakterli götsün.
Fiyatın kaç para sen onu söyle

Ben an-archy nedir biliyorum.
Çünkü archy nedir biliyorum.
Sermayenin tarihini ve temerküzünü biliyorum.
Kapitalizm derinleştikçe sermayenin emek aleyhine üretim süreci sonunda gittikçe daha çok pay aldığı gerçeğini de görüyorum.

Devlet güzellemesi yapan, sermayenin kendi iç çelişkini öne çıkarıp emek sermaye çelişkini görmezden gelen bi erkek ******sunun kendisini anarşist diye tanımlayabilecek kadar ar perdesi patlak bi kaşar olduğunu da görüyorum.

Marks ve kapitali bilmiyosun.
Anarşiyi de mülkiyeti de faizi de artı değeri de bilmiyosun.

Saxocusun
Ağzın doluyken konuşma
Yala amk ibinesi

dine mine ne
09-09-2022, 00:17
Serbest piyasa, bu dünyadaki diğer her şey gibi, diyalektik bir ilişkiye sahiptir. Kazançlar ve kayıplar olduğu gibi, garantiler ve riskleri de vardır.
Piyasanın öngörülemezliğine bağlı olarak, risk hem değer hem de değersizlik yaratabilirken, garanti, bir kaçınılmazlık, yani bir tür kadercilik, dayatma ve diktatörlük anlamına gelmektedir.

Marx, bu diktatörlüğü görmezden gelirken ve bu süreci kasıtlı olarak kaderciliğe mahkum ederken, sorunu kârların bölünmesinde görmüştür. Eğer bir kukla olarak değil de insanlık adına araştırmış olsaydı, zenginleşmenin kaderci yanını görmezden gelmez ve sistemdeki kusurun diyalektik olmayan parçasında bulurdu. Diktatörlüğe ve baskıya sırtını döndüğü ve kaleminle kavuşturmadığı için, onu şimdi bu diktatörlükten güçlenmiş ve dünyayı değişime zorlamaya çalışan efendilerinin kuklası olarak görüyorum.

Ondan hoşlanmamamın sebebi bu. Bu onun yaptığı bir hata değil, basından beri bu şekilde planlanmış yazılı bir kitap. İnan bana, herkes dolandırıcılığın nerede olduğunu biliyor ama zenginlik ve güç garantisi çok tatlı. Ve yönetmesi gereken kuklalar bu güçten korktukları için bu konuda hiçbir şey yapamıyorlar ve tüm sorun da bu.

Devletin giderek otorite alanı içinde eriyerek yok olacağına inanmiyorsun.
Çünkü artık vergilerle değil, gelirlerimizle finanse edilecekler. Elbette birlikte yaşamak için bir yerde yasalara uymak zorundayız ama bu hiçbir zaman bizim sorunumuz olmadı ve olmamalı da zaten.

"ictenlik"
13-09-2022, 20:25
Arkadaşlar daha öncede belirttiğim çok geniş bir konu ve derli toplu uzun uzadıya yazamadığım için konuyu parçalarla aklıma geldikçe yazıyorum. Bunları yazarken düşündümde belgeseli yapılabilirdi. Henüz youtuberlık vb düşünmediğime ya da bunu başlayıp bitiremeyecek kadar dağınık olduğuma göre ilgilenen varsa fikri devralabilir.


Kürt işçiliği hakkında geniş bir şeyler yazmayı düşünüyordum. 15-20 önce onlar sene yoktu. Bir gün geldiler. Çadırlarıyla. İnsanlar onları bahçeye sokmak istemedi ama başka çözümleri yoktu. Eskiden yüksek rakımdan yatılı işçi, alınırdı ,oralarda fındık daha geç olurdu ve ek gelir için gençler aileler işe giderdi. Bu bitti (Tam bitmesede eskiye göre %1). Sonra kentlerden köylerden ekipler toplanırdı, bunlar azaldı ama hala biraz var. Buna yerli amele deniyor. Burada yerli amele ve Kürt amelesi denir.

-devam edecek-


Bu insanların (Kürt işçilerin) yanlarında sadece bulgur ve unları olduğu ve bir tür lavaş benzeri ekmek ve bulgur pilavıyla beslendikleri söyleniyor. (Buraya yorumlar katmak istesemde onları esgeçiyorum. Söylenecek bir şey olduğunu da sanmıyorum. Benim empati alışkanlığıma göre hemen kendimi yerine koyuyorum o durumda olmak istemeyeceğimi farkediyorum.. Tam bu noktada insan olarak ne yapılması ya da hissedilmesi gerektiğinden emin değilim.) Bugün evde bulgur pilavı vardı ve doğal olarak çağrıştı ve bunu düşünüp durdum. Hazfızada şeyler birbirini açtı ve konuya da oradan geldim. Kardeşim bir belgeselde izlediğine göre gladyatörlere sadece ekmek yedirirlermiş. Yani onların güçlü ve iri olduğunu varsayıyoruz. Bunu ne zaman ekmek ya da karbonhidratlar aleyhine bir şey söylersem ve nitelikli protein (et) beslenmesi savunursam iletir.

Burada fındık toplayan ekip başı ya da liderine "dayıbaşı" ya da "amele-başı" denir/diyoruz.
Amele-başı ve aşçı çift (iki) yevmiyeyle çalışır. Ayrıca yük taşıma için patpat dediğimiz( küçük traktörsü) henüz yokken "çuvalcı" dediğimiz bir kişi de olabiliyordu. O da çift yevmiyeliydi. Bazı aşçılar ayrıca fındıkta topluyor yani çalışıyor bazıları sadece yemek bulaşık çamaşır yıkanması gibi şeylerle sanırım görevli. Yine bazı amele başları çalışırken bazıları çalışmaz. En azında yerli ekiplerde öyleydi. Kimi ekipler 15-20 kişi ve bazı ekipler 8 kişi olabiliyor. Komşularımdan biri 8 kişilik bir ekibe fındık toplatıyordu ve bu durumda iki kişi çift yevmiyeli ve aslında 6 gerçek işçi var ve bu durumda aşçınında çalışmasını özel olarak talep etmişti ..

Az önce aşçının ikinci yevmiyesinin aşçıya mı ödendiği azık için mi olduğu gibi bir düşünce ve soru aklıma geliverdi.

Dedem yıllar önce burada yüksek rakımlı ilçelerden dediğim biçimde yatılı amele alırdı. Her yıl aynı amele başı bir grup toplardı ve işçi sorununu bu şekilde çözmüştü. Bir gün onların çekip gittiğini duyduk. Anlatılan şuydu. Amele başının gelini hamileymiş. Dedem amele başına gelininin kaç aylık hamile olduğunu sormuş.. (Sanırım bu ayıp bir şeymiş dedem bunu söyleyerek yanlış bir şey yapmış olmalı. Aynı ilde yaklaşık 20-30 km ötedeki insanlar arasındaki kültür farkında sözediyoruz. Bizim burada bununla rakım ve sahile yakınlık arasında da bağlantı var.)

Yatılı ameleler sabah 07:00 akşam 19:00 aralığında çalışırlardı. Babam Kars taraflarında gün ışırken çapaya tarlaya gidildiğini ve kuşlukta yendiğini söylerdi. Bir zamanlar gün ışığının tamamı çalışma zamanı için kullanılıyormuş gibi gözüküyor.

"Amele Evi ya da Odası ya da Külübesi"

Yatılı işçiler uzak köylerden geliyordu. Eski boş evler, odunluk samanlık gibi ahşap kulübeler, evin alt katı varsa oradaki bölümler ya da ahşap vb'yle derme çatma yapılmış yapılar farketmiyor. Eskiden kendin hane halkıyla toplayamadığın kadar fındığın varsa bir de amele evi sorunun vardı. Bir odada aynı yerde onlarca insan bir arada yatıyordu. 40 lı yaşlarda biri olarak bunun çok eski bir tarih olmadığını söyleyebilirim. Dünya ne kadar hızlı değişti ve değişiyor.

Bugün düşünüp durdum. Babamlar 7 kardeş. Dedem (büyükbaba) ve babaannem. Dedemi evlat edinen (evlatlık alan) çift. 11 kişiler: Ne yediler içtiler. Hepsi sapasağlıklı çoğu okumuş eğitim görmüş: dedemi evlatlı kalan büyük babaannenin dişinden tırnağından artırırak çalışarak bir yer/arazi aldığı söyleniyor. 25-30 dönüm bir yer. Fındık emin değilim ama sanırım 70-80 sene önce dikildi daha önce buralarda sadece mısır ,soya fasulye vb ekiliyormuş (çoğunlukla ve ağırlık olarak mısır). Mısırla beslendiler ve sonra arazinin neredeyse %80 ine fındık dikildi. 25 dönüm bir fındıklık yaklaşık 10 kişiyi besledi, çocukların eğitim masraflarını karşıladı. Dedemin çok av yaptığı söyleniyor. Sahile gidip bataklıklardan sepetle sazanlar tuttuğu, karşı dağlardan 3-5 saat uğraşla tavşan avladığı vs. Yaklaşık 10 kişilik yemek. Her gün. Çalışan ve enerji ihtiyacı yüksek insanlar: Baldan ,meyveye (şekere) pekmeze kadar her şey yeni ve yapıldı.

Sanırım 60 ların sonunda büyük bir kurak sezon olmuş ve büyükdede sırtında küple bahçenin alt tarafındaki cız cız akan küçük dereden sırtında küple küp küp mısıra su taşımış. Bu mısırın önemi. Çoğunun o yıl mısır yiyemediği mısırı olmadığı rivayet ediliyor. Hatta bunu bizden bir kuşak önceki komşularımızdan biri anlattı. Herkes duaya çıkmış, yağmur duasına o su taşımış, su taşımaya gitmiş.

-devam edecek-

Yıldıztozu
15-09-2022, 17:44
Sosyal medya kapitalizmi azdırıyor.
İnstagramda aktif paylaşım yapan insanları gözlemliyorum. Daha fazla paylaşım için daha fazla tüketime gidiyorlar.
Daha fazla kıyafet, daha fazla seyahat.
Bir kıyafetle fotoğrafı varsa artık yenisini satın almam lazım diyor. Sırf instagramda paylaşmak için yeni seyahatlere çıkıyor, amacı orayı görmek değil, ben oraya gittim diye paylaşım yapmak.
Daha iyi kamerası olan iphone gibi telefonlar satın alıyor.

O halde kapitalizmi var eden ve devamını sağlayan temel faktör insan duyguları ve insan psikolojisi.
Sadece instagram bile kapitalizmi iki kat güçlendirmiştir herhalde.

"ictenlik"
15-09-2022, 22:07
İlgili İlgisiz Bir Anekdot

Bir gün bir veganlık savunucusuyla bir sosyal medya grubunda rastlaştım. Bana hayvan hakları ve tarım savunuyordu. Hayvanların acı çektiği gibi şeyler mi emin değilim. Bir şeyler yazım bence hiçbir etki tepki oluşmadı. O gün yaşadıklarım bir an da aklıma geldi. Benzinli motorlu ot tırpanıyla fındık bahçesindeki otları parçalıyoruz.

(İlk an da daha iyi bir video bulamadım.=

GSUr6Pw1Tm0

Tam o dönem bu ot biçme, kesme parçalama her ne dersek o işi yapıyordum. Bu işi yaparken yüksek devirle dönen 4 mm lik bir misina ile tüm yeryüzeyini dolaşırsın, temizlersin. Bu ayaksız kertenkeleler var. Bunları görüyorsun. Yani onları büyük olasılıkla yaraladıktan sonra. Bunlar büyük hayvanlar olduğu için. O gün bir kaç tane sanırım yaraladım ya da ölümüne sebep oldum. Rahatsız oluyorum, sevmiyorum. Küçük böcek karınca diğer şeyler onları sayamıyoruz. Göremezsin. Parçalanmış halde kıyafetine yapışırlar ve bir daha çıkmazlar. Sadece bu işi giydiğin bir takım kıyafetin vardır çünkü ot yeşiliyle hayvan parçaları birleşerek yıkansada artık çamura batmış gibi kirli gözükecek bir kıyafet sağlardı.

Her neyse veganla konuşurken yukarıda yazıklarım aklıma geldi.
Bunları anlatmaya çalıştım çabaladım.
Acaba ne kadar hayvan ölüyordur? ya da o mikro doğada neler oluyor?
Bu tarım.
Vallahi ne kadar hayvan ölüyordur söyleyeyim. Sayılamaz sayıda. Ölçülemez. Tüm insanlık tüm devirlerde yemek avlanmak için bizim sadece bir kaç bahçe tırpanında öldürdüğümüz kadar hayvan canı alamaz. Yani bunlar vegan Nutella ve çikolata için. Güvenle laaiblirler içinde hayvan yok. Tuttum vegana bunu yazdım. Genelde kaybolup giderler bir daha görünmezler. (Bu genel yaşadığım bir şey, bu yaşadığım sadece veganlığa özgü değil)

Genelde veganlara tarım, çiftçilik, toprak işçiliği deneyimi ya da köylülük vb gibi bir geçmişi olup olmadığını soruyorum. Böyle bir hayatı ister miydi? (Bu bazen yarı inşaat işçisi olmak gibidir) Bize göre apartman insanı ve yeni kentli/dünyalı iletişim kurulamaz bir şeyler hakkında fikir/bilgi verilemez (alınamaz) tartışılamaz dünyadan haberi olmayan bir türdür.

Mısır ve diğer türler artık tüm tarla sürülüp toprak glifosatla yıkanarak ekiliyor.
Deniz ve okyanuslar kıyı suları antibiyotik ve antidepresan yüklü. Balıklar insan dozuna göre 30-50 kat ilaca maruz kalıyor.

Ordu Giresun kıyıdan belli rakıma kadar işlenebilir bütün toprak ve araziler sadece fındık ekili. hiç bir yaban hayatı, özgün/özgür doğa yok kalmadı. Bu sadece fındık...

"ictenlik"
29-09-2022, 14:21
Sebze üretmenin bedeli ve toprak mülkiyetine dair karalama

1 dönüm/dekar (yaklaşık 30x35 metre) araziyi tarla/bostan yaptığında yaklaşık 200 kg fındıktan ve yaklaşık 600 dolar (10 bin TL) gelirden de feragat ediyorsun. İyi tarımda uygun toprak ve arazide verim iki katına çıkarılabilir. Böylece bu kayıpta iki katına çıkacaktır. Çaylık içinde bu hesap benzerdir ve bir çok başka ticari tarım ürünü içinde.

İşin aslı sebzeyi iyi bakarsan bedavaya üretmiyorsun ya da sana bedavaya gelmiyor. 1 dönümde ürettiğin sebze en az 10 bin liralık kumanyaya/tayına bedel olmalı ya da kendi üretimim, doğal organik vb diye övünebilirsin. Aynı araziyi 3-5 yıl ekip diktikten sonra büyük olasılıkla gübre kullanmak ve bitkilerin ekim/dikim yerlerini sürekli değiştirmek zorunda kalırdık. Toprağa topraktan alınan kadar organik malzeme geri eklenmelidir. Diğer durumda organik tarım ya yapılamaz ya da sürdürülemez..

Şu an neredeyse yarım dönüme fasulye ekip dikiyoruz. Bu yıl kurak ya da diğer koşullar bilmiyoruz fasulye yandı (eğer solup kuruyup verimi keserse buna yanık/yanma) diyoruz. Anane babannelerimizin ektiği fasulye yıllar önce verimi kesti. Bunu insanlar iklim değişikliğinden uçak yakıntına kadar herşeye yordu. Sonuçta bu yıl beşbin (5.000) liralık fasulye alabildiğimizi sanmıyorum. Muhtemelen temel enerji/protein kaynaklarından biriydi. Kurutup tüm yıl saklayıp pişirebilirsin. Aynı araziye fındık dikip 10 yıl sonra onun geliriyle yaklaşık 100 kg Akkuş (kuru) fasulyesi alabilirdim. (ya da 20-30 kg et alabilirdim)

Kendine tarım yaptığın için ürüne para vermediğini varsayıyorsun ancak bu dolaylı yoldan emek/zaman hariç beşbin (5.000) ödemeye eşdeğer. Ekilmesi, sırık dikilmesi, toplanması ciddi zaman ve emektir. Yani yarım dönüm için fasulye emeği yerine yevmiyeli olarak para karşılığı çalışsan en az 3-5 yevmiye 1.000-1.500 lira daha çıkarırdın. Kendi işini yaptığın kolay olduğu varsayılabilir, değildir. Toprakta hiç bir iş kolay, zor ya da diğerinden ağır ve hafif değil.

Sonuçta tarlalar, mısırlıklar şunlar bunlar küçüldü ve daha da küçülüyor.

Kamu ya da devlet arazisi ya da sınırsız bir araziyi tarım vb için kullanıyor olsak denilen çatışkı var-olmayacaktı.

Khaos
29-09-2022, 16:43
Sevgili arkadaşım içtenlik
Bu başlıkda konudışı bi tartışma yürütüyorum. Umarım bailığı sabote ettiğimi düşünmezsin.
Toparlayıp bir başka başlıkda devam edeceğim.

Khaos
29-09-2022, 17:15
Sn yıldıztozu

Kapitalizm ve sosyal medya ilişkisi devede kulak bile değil.
Malum bi de trol bozuntusu bi it gürültü kirliliği yapıyor.
Kavramsal hiç bir altyapısı olmayan bu namussuz, artı değer ile evrensel gelir gibi ucube şeyleri birbirine karıştırmaya kalkdı.
Yetmedi büyük resimci komplo teorisyenliğine soyundu ve kapital'i ısmarlama yazılmış bişeymiş gibi lanse edebilecek kadar ileri gitti.

Marks ve marksizm üzerine yazmak bi anarşistin görevi olmamalı diye düşünenler olabilir.
Tek cümle ile
Marksın anlatısını anlamadan anarşist olunamaz diyorum.
Birazdan kapitale giriş düzeyinde başlık açıp devam edicem.
Felsefe ve sosyal bilimlerde milat olan bi adam ve onun eseri hakkında tam bir cahillik var. Bu cehalet verili iken kimse ne anarşist ne marksist ne kapitalist olduğunu iddia edemez. By pass edilebilecek bi durum değil bu.

Doğada bütün hikaye enerji çevrimidir. Bitki fotosentez yapar bakteri şekeri parçalar.

Marks kapitali yazdığında enerji kaynağı kömürdü. Petrol elektrik nükleer enerji hepsi de üretilen metanın temel inputudur.

Bilim ve teknoloji böylesine ilerlemiş ve aslında nerdeyse sonsuz enerji (hidrojen helyum döngüsü) bile birkaç onyıl ötemizdeyken kapitalizmin neden çürümüş bir sistem olduğunu anlamak temel düzeyde marksı bilmeyi gerektiriyor.

Canlılık üzerine konuşmak için darwin ve türlerin kökeni ne ise, yaşadığımız ekosistem üzerine konuşabilmek için marks ve kapital o.

İktisadın en sığ tanımı kıt kaynaklarla sonsuz ihtiyaçların karşılanmasıdır.

Kapitalizm verimsiz bir üretim biçimidir. Tüm iddiaları tarih tarafından yalanlanmışdır. Geri kalmış bu üretim biçimi sadece yeni enerji kaynaklarının yağmalanması sayesinde ayaktadır.

Eko-politik olarak ise zaten 3.paylaşım savaşını yapması gerekiyordu. Ancak konvansiyonel savaş dönemi bittiği ve nükleer savaş döneminde olduğumuz için bunu dahi yapamıyor.

İnsanlığın enerjisini herşeyini har vurup harman savuruyor. İğrenç bi barbarlık aptallaştırma ideolojilerle bireyin ve toplumun gelişimini sabote eden kaynak israfı olan bu sistemi anlamanız için
Bi başlık açıcam.
Troçkist marksist bi siteden Kapitai okumak üzerine ve dolayısoyla kapitalizmi anlamak üzerine alıntılar yapıcam.

Okuyup anlamak için emek verilmesi gerekir.
Evrimi anlamak nasıl emek gerektiyorsa bu da öyle.

TENTEN
29-09-2022, 21:15
Sebze üretmenin bedeli ve toprak mülkiyetine dair karalama

1 dönüm/dekar (yaklaşık 30x35 metre) araziyi tarla/bostan yaptığında yaklaşık 200 kg fındıktan ve yaklaşık 600 dolar (10 bin TL) gelirden de feragat ediyorsun. İyi tarımda uygun toprak ve arazide verim iki katına çıkarılabilir. Böylece bu kayıpta iki katına çıkacaktır. Çaylık içinde bu hesap benzerdir ve bir çok başka ticari tarım ürünü içinde.

İşin aslı sebzeyi iyi bakarsan bedavaya üretmiyorsun ya da sana bedavaya gelmiyor. 1 dönümde ürettiğin sebze en az 10 bin liralık kumanyaya/tayına bedel olmalı ya da kendi üretimim, doğal organik vb diye övünebilirsin. Aynı araziyi 3-5 yıl ekip diktikten sonra büyük olasılıkla gübre kullanmak ve bitkilerin ekim/dikim yerlerini sürekli değiştirmek zorunda kalırdık. Toprağa topraktan alınan kadar organik malzeme geri eklenmelidir. Diğer durumda organik tarım ya yapılamaz ya da sürdürülemez..

Şu an neredeyse yarım dönüme fasulye ekip dikiyoruz. Bu yıl kurak ya da diğer koşullar bilmiyoruz fasulye yandı (eğer solup kuruyup verimi keserse buna yanık/yanma) diyoruz. Anane babannelerimizin ektiği fasulye yıllar önce verimi kesti. Bunu insanlar iklim değişikliğinden uçak yakıntına kadar herşeye yordu. Sonuçta bu yıl beşbin (5.000) liralık fasulye alabildiğimizi sanmıyorum. Muhtemelen temel enerji/protein kaynaklarından biriydi. Kurutup tüm yıl saklayıp pişirebilirsin. Aynı araziye fındık dikip 10 yıl sonra onun geliriyle yaklaşık 100 kg Akkuş (kuru) fasulyesi alabilirdim. (ya da 20-30 kg et alabilirdim)

Kendine tarım yaptığın için ürüne para vermediğini varsayıyorsun ancak bu dolaylı yoldan emek/zaman hariç beşbin (5.000) ödemeye eşdeğer. Ekilmesi, sırık dikilmesi, toplanması ciddi zaman ve emektir. Yani yarım dönüm için fasulye emeği yerine yevmiyeli olarak para karşılığı çalışsan en az 3-5 yevmiye 1.000-1.500 lira daha çıkarırdın. Kendi işini yaptığın kolay olduğu varsayılabilir, değildir. Toprakta hiç bir iş kolay, zor ya da diğerinden ağır ve hafif değil.

Sonuçta tarlalar, mısırlıklar şunlar bunlar küçüldü ve daha da küçülüyor.

Kamu ya da devlet arazisi ya da sınırsız bir araziyi tarım vb için kullanıyor olsak denilen çatışkı var-olmayacaktı.

Miras yoluyla topraklar sürekli bölündüğü için kapitalizmde köylü üretim araçlarına sahip olduğu halde kazanamıyor.

100 sene öncesine göre en az 10 dönüm olmalıydı. Şimdi en az 100 dönüm olmalı.

Asalaklar çoğaldı. :)

"ictenlik"
18-04-2024, 11:09
Asgari ücret bir gün 1.000 (bin) dolar olacak ve hala -kesinlikle- az (yetmez/yetersiz) gelecek/olacak

Gelir güvencesi/sigortası/teminatı (ya da yurttaş gelir kaskosu gibi bir şey olarak temel evrensel gelir) sağlanmalıdır. Bu asgari ücretten öncedir ve bunu burada içeriğimiz biraz yarı kopuk, bölük pörçük ve karmaşık olsa da açıkladık.

https://twitter.com/etkilihaber/status/1780857401752916297

"ictenlik"
14-05-2024, 22:55
Dün Rizelileri Ak Parti Binası Önüne Yaş Çay Dökerken Gördükten Sonra Bugün Çağrışan Serbest Düşüncelerim

Öncelikle Rizeli şunu diyordu. "Zeytin 300 lira. Markete girip 2 kilo peynir vs alıp 2 bin lira bırakıyorsun." (19 TL olarak açıklanan yaş çay alım fiyatı üzerine söylenmiştir.)

Bu zeytin 300 lira (zeytine peynire para yetmiyor) gazelini düşündüm. Geçmiş aklıma geldi. (Biz Orduluyuz, fındık üreticisiyiz) Aklımda kalmış ki; bir tarihte zeytin 10 lira civarı satılırdı ve serbest piyasa da kabuklu fındıkta toptan yaklaşık o fiyata giderdi. Yani biz bir kilo fındık parasına yaklaşık denk bir kilo zeytin alırdık. Bunları düşünüp çay üreticisinin kıyasını fındıkla da sürdürdüm. Biraz hesap yaptım ve aşağıya bir grafik ekliyorum. Rakamlar (özellikle 2019 sonrası) biraz karmaşık ve tam uygun olmayabilir ancak bir fikri verebilir.

Öncelikle aşağıda 2020-23 aralığında yaklaşık 100 kg fındığın bir asgari ücret ettiğini göreceğiz. Şu an fındık 100 TL ve Eylül ayı için fiyat beklentisi 120 TL dolayları ve maksimum belki 130-140 bandı. 2024 asgari ücret beklentisi 24 bin dolayı diyelim. Yani şunu demek istiyorum. Fındık fiyatı ve fındık çiftçisinin geliri asgari ücret hatta alım gücü karşısında en az 1/3 erimiş gibi ve bu durumda iktidarla bir maçı var ve belki aynı şey olacak. Yani Ağustos-Eylül de Ak Parti binaları önüne fındık dökülebilir.

Ayrıca aşağıdaki gönderi de eklediğim sorun var

KAHVERENGİ KOKARCA İHRACAATI VE HALK EKONOMİSİNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLİYOR

Geçen sene özellikle fındıkta ve kivide büyük zarara sebebiyet veren kahverengi kokarcaya yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu canlı özellikle fındıkta yüksek oranda verim kaybına neden olurken buradan büyük gelir sağlayan halk ekonomisini ve ülke ihracaatını büyük ölçüde olumsuz etkiliyor.

FINDIĞIN KULLANIM DEĞERİNİ ORTADAN KALDIRIYOR

Fındıktaki en büyük tehlike şu; fındığın suyunu emme esnasında salgılamış olduğu bir madde fındığı acılaşmasına neden oluyor. Randıman düşüklüğünden ziyade fındıktaki bu acılaşma fındığın kullanım değerlerini ortadan kaldırıyor ve fındık sadece fındık yağı olarak kullanılabiliyor. Buradaki mücadele vatandaşa bırakılacak kadar kolay bir konu değil.

ÖNLEM ALINMAZSA FINDIK PARA ETMEYECEK

Böcekle ilgili önlem alınmadığı takdirde fındığın para etmeyeceğine dikkat çeken Göktürk, "Bu böcek üç sene sonra eğer önlem alınmazsa Trabzon, Rize, Giresun ve Ordu bölgesinde fındık alanlarında fındık para etmeyecek. Yani üreticimiz fındığını satamayacak. Şayet bu böcekle beraber mümkün olduğu kadar erken bir zamanda ve uygun olan yöntemlerle mücadeleye başlamak zorundayız.

https://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=659343&postcount=2768
https://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=659344&postcount=2769

Hazırladığım grafiğe gelince;

Bu grafiğe göre sanırım Çay-Kur'un açıkladığı fiyat (19 lira) (%73) oldukça makul (iyi göründü) hatta çay fiyatı piyasa fiyatları ve asgari ücret karşı dengesini korumuş göründü. Asıl fındık bunu yapamayacak! Yani, fındığın aynı oranda zamanlanması neredeyse 150 TL olması demekti (sanmıyoruz) ve Eylül ayını bekleyeceğiz.

https://i.ibb.co/5T5qTqB/belge.png

"ictenlik"
19-06-2024, 14:47
"Hıristiyanlığın bu ebedi ithamını duvar olan her yere yazmak istiyorum— körleri gördürecek harflerim var... deniyor Nietzsche'nin Deccal'inin kapağında ve siz nereye gidiyorsunuz (Fe eyne tezhebun?)

Buyrun

https://i.ibb.co/0F8Z2Kg/Yuzde5-2.png

Yani reel asgari ücret zammı %49-22,44 yani gerçekte % 26,5 tu

Hadi buyrun bunu da açıklayın

;Yıllık enflasyonu %60 olan bir ülkede tek kerelik 12 aylık asgari ücret zammı aralı kayında asgari ücretin %60 kaybı demektir yani bakın ocakta 17 bin ya aralıkta ocağa göre alım gücü 8 bin gibi olacak demektir. Bunu böyle yönetemezler, bir şeyi yönetmiyorlar manipüle ediyorlar. Nereye kadar? Daha kötüsüne. Ben söyleyeyim.

Yani Şimşekçi size 2025 te 40 enflasyon bekliyoruz deyip 12 aylık 24 bin asgari verdiğinde buharlaştırılacak ve manipüle edilecek neredeyse bir %50 lik daha dalganız olur. Keyfinize bakın. Hadi geçmiş olsun. Hiç iyi günler beklemeyin. Okuyor ve iktidar seviciyseniz haberiniz olsun.

"ictenlik"
31-08-2025, 22:35
TMO- KAMUOYU AÇIKLAMASI

FINDIK ALIMLARINA 25 AĞUSTOS'TA BAŞLIYORUZ

Bilindiği üzere, fındık piyasalarında istikrarın sağlanması, üreticilerin pazarlama sorunlarının ortadan kaldırılarak depolama ve finansman ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla kabuklu fındık alım fiyatları 05 Ağustos 2025'te Bakanlığımızca açıklanmıştır.

Bu kapsamda % 50 sağlam iç fındık esasına göre TMO kabuklu fındık alım fiyatları;

Giresun kalite kabuklu fındık için; 200,00 TL/Kg,

Levant kalite kabuklu fındık için; 195,00 TL/Kg,

Sivri kalite fındık için; 190,00 TL/Kg olarak uygulanacaktır.

https://www.tmo.gov.tr/kurum-haber/1110/kamuoyu-aciklamasi


Ordu Fındık Fiyatı

Ordu'da takip edilen konuların başında fındık fiyatı geliyor. Ordu'da bugün, (31 Ağustos 2025 Pazar) serbest piyasada 50 randıman kabuklu fındık 230 TL'den işlem görüyor.

https://www.orduolay.com/haber/19691197/ordu-findik-fiyati

ÖZET

TMO fındık fiyatı - 190 TL
Serbest piyasa da fındık fiyatı - 230-260 TL

Birinci TMO'nun ikinci fındık tüccarının çiftçiden alım yaptığı tutarı açıklıyor

TMO nun bu sene muhtemel alabileceği fındık tam olarak "0" ton
Bunun adı "destekleme alımı" (serbest piyasada daha düşük fiyat oluşmaması ve destekleme alımı fiyatına yakın fiyat cereyanı için yapıldı)
Burası bir ülke
Bu olay gerçeklikte yaşandı ve yaşanıyor, hala...

"ictenlik"
01-09-2025, 00:03
Orduda Haber
·
🌰Bu yıl fındık fiyatları serbest piyasada rekor kırıyor. Tabelalarda 225-230 TL aralığında görülen fiyatların yanı sıra 260 TL'den alıcı bulan tüccarlar da bulunuyor. En dikkat çekici gelişme ise Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ile serbest piyasa arasındaki büyük fiyat farkı oldu. Serbest piyasada 260 TL'den işlem gören Ordu fındığı, TMO'da 195 TL'den alınıyor.

https://www.facebook.com/ordudahaber/photos/bu-y%C4%B1l-f%C4%B1nd%C4%B1k-fiyatlar%C4%B1-serbest-piyasada-rekor-k%C4%B1r%C4%B1yor-tabelalarda-225-230-tl-ar/827373282947229/?_rdr

"TMO fiyatının altında ürününüzü satmayın"

Son olarak da TMO'nun fiyatı referans fiyattır. Bu fiyatın altında ürünlerini satmamalarını önemle ifade etmek istiyoruz. O fiyatın altında fiyatlar oluşursa TMO açıkladığı fiyattan almaya devam edecek."

https://www.tmo.gov.tr/kurum-haber/1111/genel-mudurumuz-anadolu-ajansina-2025-findik-rekoltesi-ve-alim-fiyatlarina-iliskin-degerlendirmelerde-bulundu

7HnBrqqD0eg

uqKnMMLBs1c

Dolar TL Kur : 41,14 TL
Fındık 230 TL cari

Özetle; fındık neredeyse 6 dolar ve bu sadece açılış fiyatı
Fındık normalde açılış fiyatının çok çok üstünü görür

Bu sene zirai don vardı, ayrıca kahverengi kokarca böceği istilası var

"ictenlik"
02-09-2025, 19:05
Kutsal Tarım ve Fındık Hasadı

Çilelerden çile beğen..
Fındık hasadıyla ilgili bir söz bulunsaydı bu olabilirdi..

Geleneksel biçimiyle fındık tarımı ve çiftçiliğini ve özellikle de hasat sürecini yaklaşık olarak Afrika'da ki kakao ve kahve işçiliğine benzetiyorum. Bu neredeyse açık bir kölelik (itim kakım zorluk/zorlama) sürecine benziyor. Her aşamasıyla.. Olağanüstü zorlu bir iş süreci. Sıradışı ve tamamıyla sıradışı. İnsanlar buna adaptasyon sağlamış ve farkında bile değiller. Bir iş sürecinden çok açık çile sürecine benzer. Çilecilik gibi.

Son sonuçta; gelecek nesillerin bu tarımı bu haliyle yürütmeyeceğini görüyoruz. Yani muhtemelen açık düzlük arazilerde makineleşecektir ve yamaç arazilerde ise teraslama ile sürdürebilen sürdürecektir ve şuraya varıyorum.

Bu kadar boş, atıl, dağlık arazi ne olacak? Issız dağlar. Orada kim ne yaşayacak?
Bunu kimse merak etmiyor, ben merak ediyorum çünkü zaman bir bütündür ve gelecek orada

Fındık ve Aroması ya da Onun Neliği

İÇİNDEKİLER. NUTELLA

Kakaolu Fındık Kreması İçindekiler: Şeker, bitkisel yağ (palm), fındık (%13), yağsız süt tozu (%8,7), yağı azaltılmış kakao tozu (%7,4), emülgatör: lesitinler (soya), aroma verici(vanilin).
her zaman her yerde nutella®&go seninle! - Ferrero

Yukarıyı topladım ve %29,1 buldum.
Yani buradan şunu mu anlamalıyız? Bu ürünün %70,9'u şeker mi? Şekerella mı demeliyiz? İlk bakışta fındıktan ziyade kakao kreması gibi görülür. Fındıkla kakaonun birleşimi de ilginç. Orada sütün ne işi var?

"Sürülebilir fındık kreması" adı alan ve bu nedenle fındık (nut) adını kullanan bazı ürünlerde fındık geri plandadır. Atıyorum %4 tür. Aslında bunar sürülebilir herşey kremasıdır ve en çokta kakaonun adı olmalı..

Çikolata

Hep söylenen şudur. Afrika da çocuklar kakao toplar hayatlarında çikolata görmemişlerdir.
Dedem eşşek gibi, köpek gibi sırtında çuval çekti taşıdı da bir gün yüzü görmedi ve bir kez olsun ağzına hazır fındık kreması sürdü mü merak ediyorum. Bilmem. Etini, zeytinini, ekmeğini almış yemiştir ama bundan..

Türkiye de fındık çikoaltası için 1936 da Sagra kurulmuş.
Ferrero 1964 te Avrupa iç pazarı için sürülebilir kremasını üretmiş.
Biz fındığı kırdık yedik, kavurduk yedik. Hala evlik yemeye kiloyla ayrılır. Bir çuval, iki çuval ve kardeş başına hane bireyi başına 1 teneke (10 kg)
Bize düşen azık.

Fındık; aroması, kokusu ve yağıyla özeldir. Fırınlanmış ve kavrulmuş fındığın yağ kokusu. Bütün esans ve numara oradan geliyor.

İlginç bir şekilde fındığın insanın genetik hafızasında da yer etmiş aranan bir tadımı ve aroması olabileceğini düşünüyorum. Bunu düşünüyorum çünkü bu ürün çoğunlukla bence kakao ve kahve gibi (seçkine görülen köle emeği ve özel tat).

Sahi bu fındıkların ne kadarı Türkiye de tüketildi?

Fındığın gerçek ederi nedir?
Bu dagların sahıbı kim?

https://scontent.fszf2-2.fna.fbcdn.net/v/t39.30808-6/541151719_791823520016771_5159206505230555535_n.jp g?stp=dst-jpg_p526x296_tt6&_nc_cat=111&ccb=1-7&_nc_sid=aa7b47&_nc_ohc=Pqg842pg9UYQ7kNvwHXA7Pk&_nc_oc=AdkbY8OpLUX4fCadgDkInT2DNrfuzk65ZgYFsQ5Do1L 7F0LDwyIEe3uQLodLwCa9L2U&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fszf2-2.fna&_nc_gid=oNfD_GCtGlxnb6q_eIqirQ&oh=00_AfUQkDYATxHmtN3XeypxHB0LgwAGoV3xpNz6cATfqZ5P 2Q&oe=68BCD22E

https://www.facebook.com/groups/1522827647951755/posts/4115234692044358/
https://www.facebook.com/groups/1522827647951755/posts/4115234692044358/

Bu ülkenin kuzeyinde neler döndüğünü kimse bilmiyor.
Cem Karaca şarkısında: "tütün baş fiyatı nolcek acep" diyor. İnsanlar burada her sene "bu yıl fındık fiyatı nolcek acep" diyor.. Türkiye %70-75'ini ürettiği fındığı fiyatlandırmıyor, borsalandıramıyor. Köyler boşalıyor ve sahillikler banliyö için ve artık emekli konağı oldu. Dağlar sahip arayacak..

Bu ülkede iyi ve gelişmiş tarım yöntemleriyle mevcut rekoltenin 3-5 katına kadar üretim yapılabilir. Nutella yerine Türkistanlı (Türkiyeli) dünyaya sürülebilir fındık kreması pazarlayan üreticiler geliştirilebilirdi.

Bu dağların ne olacağını merak ediyorum. Ermeni'nin Rum'un ahı mı var diyorum..

Domuzunu yiyemezsin, salyangozunu yiyemezsin (bu dağların). Senin değildir. Fındığı da değil. Senin değil, elin..

SON SÖZ
Bu ülkenin guzeyinde neler döndüğünü kimse bilmez/bilmiyor. Bu ülke 500 bin ton+ fındığı kendi işleyip kremalayıp halkına tükettirmeli ve tüketmelidir. Fazlasını üretip, fazla varsa onu ihraç etmelidir. Herkes yediğinde doyduğunda. Her çocuk sonsuz sayıda Nutella kremasına eriştiğinde.

Şimdi marketlerde Sarelle (Sagra ürünü) lüks tüketim oldu.

Bu ifadenin geri kalanında perdelenende içtenlik ahı..

"ictenlik"
02-09-2025, 20:37
Bu bir; "bu millet ne yerine konuluyor" ve "bu nasıl memleket" haberi

Haber doğruysa. Bunu kontrol edip teyit edemedim. Aradım ancak herhangi sosyal medya bağlantısı ya da arama yoluyla birincil bir paylaşıma erişemedim.

Ordu da bir fındık alıcısının (biz tüccar diyoruz) belli boyu/iriliği/kalibreyi geçen fındığı yüksek fiyata almayı taahhüt ettiğini okuyoruz. Bugün de bunun gerçekleştiğini okuyoruz. Buradan anlıyoruz ki; dış pazara öyle satılıyordu ve bizler hiç bilmiyorduk.

Muhtemelen, sadece Ordu da Gürgentepe denilen yöre için geçerli ve orada oranın fındığı için alım yapıyor ve diğerleri aval aval bu durumu izleyecek. Görelim bakalım gelecekte neler olacak çünkü haber gerçekse bu iri cins fındık ekimi (ki mümkün) ve budama, sulama dahil tüm fındık çiftçiliğini kökünden sarsabilirdi..

Bu bir mesleki deşifre ya da ifşaya dönüştü.

Haber doğruysa ve bu alıcı direnirse ve sonuçta benzerine yol açarsa kalibreyle fındık satışı demek olurdu.
Yani randıman (kabuk iç oranı randımanı) satıştaki tek denklem olmaktan çıkardı..

Aşağıdaki haber bir fındık üreticisinin 448 TL den fındık sattığı anlamına geliyor oysa aynı piyasa da fındık 230-60 TL aralığında.
Tek bir alıcı özel bir fiyat vaadediyor ve muhtemelen Ordu da dağın başında


iri cins fındık ekimi (ki mümkün)
İri cins fındık ekimleri mümkün oluşuna rağmen tercih edilmez çünkü patozda değirmen ayarı var, ortalama fındık iriliğine uyarlı ve sonuçta iri fındık elekte eleküstü kalır.

Ordu'da AA Kalite Fındık 400 TL'den Satıldı!

Ordu'da AA kalite fındık tartışmaları büyüyor. Şahinler Fındık, 400 TL + randımanla alım yaptı, hedefi ise 1.000 TL.

Ordu'da fındık piyasasında yeni bir dönem başladı. Şahinler Fındık, üretici Yaşar Ergün'ün 600 kilo fındığını "AA kalite" sınıfına dahil ederek kilosunu 400 TL artı randıman üzerinden satın aldı. Yapılan ölçümde fındığın randımanı 56 çıktı.

Şahinler Fındık Yönetim Kurulu Başkanı Özcan Şahin, alımı sosyal medya hesabında paylaştı. Görüntüler kısa sürede gündem olurken, piyasada kalite sınıflandırması ve fiyatlandırma tartışmaları yeniden alevlendi.yasar-51.jpg

"Küresel firmalar yıllardır yapıyor"
AA kalite sınıflandırmasına yönelik eleştirilere yanıt veren Şahin, küresel firmaların uzun süredir benzer uygulamaları yaptığını hatırlattı:
"Onlara ses çıkarmayanların yerli ve millî firmaları hedef alması kabul edilemez. Ordu'da şu anda 3.500 ton AA kalite fındık bulunuyor. Bizim hedefimiz AA kalite için 1.000 TL, C kalite için ise 500 TL'dir."

"Doğruları biliyorsan, yalanları dinlemek eğlencelidir"
Şahin, sektörde "AA kalite olmaz" diyenlere ve fiyatların spekülatif olduğunu savunanlara sert sözlerle karşılık verdi. Açıklamalarından dolayı tehditler aldığını belirten Şahin, "Doğruları biliyorsan, yalanları dinlemek eğlencelidir azizim" ifadelerini kullandı.

AA Kalite kriterleri açıklandı
Şahinler Fındık, 2025 sezonu için AA kalite fındığın kilogram fiyatını 400 TL olarak belirlediğini daha önce duyurmuştu. 25 Ağustos'ta ilk etapta 350 TL'den açıklanan fiyat, kısa süre içinde güncellenerek yükseltildi.

Kaliteyi Belirleyen Kriterler

AA Kalite (En Üst Seviye): 13,25 mm elek üstü en az %65, 11 mm elek altı en fazla %3, görünür çürük %1, gizli çürük %1, nem %6,5
A Kalite: 13,25 mm elek üstü %40, 11 mm elek altı %10, gizli çürük %2, nem %6,5
BB Kalite: 13,25 mm elek üstü %25, 11 mm elek altı %15, gizli çürük %2,5, nem %6,5
B Kalite: Elek oranı serbest, gizli çürük %4, nem %6,5
CC ve C Kalite (Kokarcalı): Elek ve çürük oranları serbest, nem %6,5
Randıman ise "giyotin" mekanizması ile ölçülüyor.

https://www.findiktv.com/haber/whug7giucmpz1uxlv3o31zd6/ordu-da-aa-kalite-findik-400-tl-den-satildi

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel Fındık Üreticilerine Çağrıda Bulundu!

6dHCqV9sQvI

"ictenlik"
03-09-2025, 14:45
Ordu da bir fındık alıcısının (biz tüccar diyoruz) alt kalite fındık 500 TL (taban fiyat gibi) üst kalite fındık 1.000 TL ye kadar fiyatlandırılmalı dediği iddia ediliyor.
Fındık fiyatı cari 230-260 TL bandında iken ve bu fiyat don hasarı nedeniyle 1,5 kat zaten yüksek iken bunları demiş deniyor.

Yine Ordu da bir fındık alıcısının (biz tüccar ediyoruz) iri kalibre fındığı 400 TL den aldığı iddia ediliyor.

web siteleri ve sosyal madya yoluyla birincil/direkt kaynaklarla erişerek hala haberleri doğrulayamadım ancak bunlar doğruysa

Kooperatfi/kooperatifçiliği/tüccarı bıraksın bütün Ordu (hatta Giresun) fındığını bu adama gitsin versin/taşısın.
Hakkıdır. Türkiye'nin Ferrero'su olsun. Hakkıdır.

Niye bir İtalyan şef fındığı fiyatlandırıyor.
Eğer bunları demiş yapmışsa neden destekleme yerine sosyal medya üzerinde ona saldırılıp duruyor?

Ordu'da fındık piyasasında ezber bozan bir gelişme yaşandı. Şahinler Fındık, üretici Yaşar Ergün'ün 600 kilo fındığını "AA kalite" sınıfına dahil ederek kilosunu 400 TL + randıman üzerinden satın aldı.

HEDEF 1.000 TL: SPEKÜLASYON MU, STRATEJİ Mİ?

Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Özcan Şahin, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada hedeflerinin AA kalite için 1.000 TL, C kalite için ise 500 TL olduğunu duyurdu. "Küresel firmalar yıllardır yapıyor, biz neden yapmayalım?" diyen Şahin, yerli girişimlerin eleştirilmesini "çifte standart" olarak nitelendirdi.

Şahinler Fındık Yönetim Kurulu Başkanı Özcan Şahin, fındık fiyatlarına ilişkin yaptığı açıklamada, Temmuz ayında sosyal medya hesabından paylaştığı yazının manipülasyon amacı taşımadığını vurguladı. "Yazıyı paylaştığım tarihte fındık 160 TL idi. Biz bu yazıyı manipülasyon için paylaşmadık. Üretici kazansın ki tesislerimiz çalışsın, fındık tarımında çiftçi bahçesini terk etmesin" diyen Şahin, öngörülerinin bilimsel çalışmalarla desteklendiğini ifade etti.
Şahin, rekolte ve kalite hakkında yorum yapan firmaların beyanları yerine sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik için ayrılan bütçeye baktıklarını dile getirdi. Bilimsel çalışmaların detaylarının şirketin web sitesinde yayınlanan Sürdürülebilirlik Departmanı saha raporlarında yer aldığını hatırlattı.
Özcan Şahin, 23 Temmuz'da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ise bu yıl fındık üreticilerine tarihi bir fırsat doğduğunu belirterek, "Her 10 yılda bir tekrarlanan doğal afet bu sene de yaşandı. Bu rekolteye göre 30 yıllık fındık işi yapan biri olaraktan önerim, bu sezon kabuklu fındığın 50 randıman fiyatı 500 TL olması çok zor değildir. Bence olacak" ifadelerini kullanmıştı.
Şahin, üreticilere seslenerek "Elinize 10 yılda bir fırsat geçecek. Fındığı olan müstahsilin elinde ticari bir fırsat var. Fındığınıza sahip çıkın" çağrısında bulunmuştu.

https://www.ordugazete.com/findikta-500-tl-tartismasi-ozcan-sahin-den-aciklama/48017/

İlgili örnek sosyal medya gönderileri (Yorumları belirtmek amacıyla paylaşıldı)

https://www.facebook.com/orduolaygazetesi/photos/orduda-f%C4%B1nd%C4%B1k-sekt%C3%B6r%C3%BCnde-yeni-bir-tart%C4%B1%C5%9Fma-ba%C5%9Flad%C4%B1-%C5%9Fahinler-f%C4%B1nd%C4%B1k-%C3%BCretici-ya%C5%9Far/1415293043934541/?_rdr

https://www.facebook.com/groups/320366535141667/user/100027127977102/

"ictenlik"
05-09-2025, 15:40
Yılan hikayesine dönen fındık fiyatı

https://external.fszf2-2.fna.fbcdn.net/emg1/v/t13/9978696816631269426?url=https%3A%2F%2Fwww.ordugaze te.com%2Fimages%2Fhaberler%2F2025%2F09%2Ffindikta-300-tl-polemigi-bazi-tuccarlar-el-altindan-300-tl-ye-findik-aliyor-3970_2.jpg&fb_obo=1&utld=ordugazete.com&stp=c0.5000x0.5000f_dst-jpg_flffffff_p500x261_q75_tt6&_nc_gid=TJX9xVVZB57QG-JqtnG-Bw&_nc_oc=AdnVnssBril-44phSm-qIJpRcpkW3d1d_HeTn3a6nCJPzO0n37rC-ACcMyoOhmad2fQ&ccb=13-1&oh=06_Q3-2AbCCrRyzb6Ltg3PN7WetCI-Mer0OAthp0a_3zKKB_X7R&oe=68BCACD2&_nc_sid=f93bbc
https://www.facebook.com/ordugazetecom/posts/pfbid02i128EDyr4sCgRsKinpCU8g56oX4o4QoYSZcuLdhD9nR o9wpoD7itCMbUTWTrtrSwl

Fatsa sahil kesiminde fındık fiyatı 230 TL
Trabzon da 235 TL
Batı da (Düzce, Adapazarı vs) ve Samsunda muhtemelen yukarıdakilere yakın ve aynı
Ordu 600 rakım üzerindende 260 TL ve üzeri
Giresun ve Tirebolu da 270-280 TL

İlginç bir şekilde fındıkta Giresun kalite, Giresun Levant denilen bir şey var. Giresun yağlısı denen bir çeşit. Tüm Ordu sahili aynı fidanlar dikili ve onlar 230 a satabiliyor. Yok yağlıymış ,aromatikmiş. Aynı çeşit, aynı coğrafya.

ŞMO -

TMO ya da TMO eliyle devlet (muhtemel politik toplumsal nedenlerle üreticinin tek birliği ve kooperatifi de yatırılıp/batırılıp aradan çıkarıldıktan sonra) fındık alımına geri döndü. (Muhtemelen siyasi talep taban baskısı )
Bu yıl TMO 190-200 TL taban fiyat açıkladı. (Piyasa bunun altına düşerse alma taahhüdü)

Bu yıl don ve kuraklık sonucu düşük rekolte nedeniyle serbest piyasa TMO taban fiyatının üstünde bir fiyatla fındık alımı yapıyor. Yani bu yıl TMO ya ihtiyaç ve kalmadı. Peki ya olsaydı?

Batı karadenizde (Adapazarı, Düzce ve çevresi) 200 bin ton kadar fındık üretiliyor ve aşırı kuraklık nedeniyle fındık iç doldurmadı ve fındıklar 30-35 randıman geliyor (kabuğa göre %30-35 iç oranı demek)
TMO alım politikaları gereği 48 randıman (iç kabuk oranı %48 olan) ve üzeri fındığı almayı taahhüt ediyor. Yani bu yıl don olmasaydı ve doğu karadenizde 450-500 bin ton fındık olsaydı ve serbest piyasada fındık 160 TL olsaydı batı karadenizli götürüp TMO ya 190 dan fındık veremeyecekti. TMO batı karadenizlinin TMO su olamayacaktı.
Aynısı kokarca böceği hasarı nedeniyle geçen yıl buralarda (doğu karadenizde) yaşandı. Sahil kesimlerinde zirai talimatlara uyarak 3 ilaçlama yapan çiftçilerin fındığı bile 48 randımanı karşılamadı. 50- 60 TL den fındık sattılar ve fındığı derelere döktüler

TMO nun dekar başına alım limit var. Yani iyi çiftçilikle dekar limitin 3 kat aşabilirdin ve bunu TMO alamazdı

Her yıl piyasada fındık tükenince TMO iç pazar için ihaleleler yapıyor .Bu fındığın fiyatının serbest piyasa da yükselmesini engeller.

TMO 225 TL den satamadığı (stoğu olmayan) fındığı hala 225 TL den listeledi. Serbest piyasada iç fındık 500 TL nin üzerinde
https://www.tmo.gov.tr/perakende-satis-fiyatlari

TMO dostlar alışverişte görsün ortada dansediyor.

Ne bir devlet, ne bir memleket , ne de bir ülke görüyorum. Burası derme çatma bir şeyciğe benziyor.

"ictenlik"
05-09-2025, 21:34
Adam demiş ki

"TMO fiyatının altında ürününüzü satmayın"

Son olarak da TMO'nun fiyatı referans fiyattır. Bu fiyatın altında ürünlerini satmamalarını önemle ifade etmek istiyoruz. O fiyatın altında fiyatlar oluşursa TMO açıkladığı fiyattan almaya devam edecek."

https://www.tmo.gov.tr/kurum-haber/1111/genel-mudurumuz-anadolu-ajansina-2025-findik-rekoltesi-ve-alim-fiyatlarina-iliskin-degerlendirmelerde-bulundu

Bal kabağı türünden bir açıklama

O fiyatın altında fiyatlar oluşursa TMO açıkladığı fiyattan almaya devam edecek." demiş.. Hangi ürün?

İki yıl burada kahverengi kokarca istilası nedeniyle fındık TMO alım koşullarını taşımadığı için apar topar tüccara götürüldü ve açıklanan fiyatın altında satıldı ve siz almaya devam etmediniz. Sadece kokarca istilasına uğramayan şanslılara hitap ediyordunuz..

Fındık Fiyatı Bulmacası ve TMO Alımları Hakkında

Fındık uluslarası pazarı ve alıcıları olan bir üründür. Fındık fiyatı her sene kısmen rekolte baz alınarak uluslarası alıcılar (ya da tekel alıcı) tarafından belirlenir. Bunlar ihracatçılarla elele kolkola al gülüm ver gülüm bir hesap yapıp aralarındaki para transferleri de gözetilerek bir fiyat keserler. Bunu internetten daha geniş araştırabilirdiniz.
google'a "fındık fiyatını kim belirler" ve "fındık", "alivre" vb yazarsak yanıt sağlıyor.

Fındık rekolte bazlı değişken fiyatlı ve fiyatı dalgalanan bir üründür. Sabit bir fiyata sahip olmayabilir ve fiyatı aydan aya değişebilir. Örneğin bu yıl don hasarı, kuraklık hasarı ve kokarca böceği hasarları nedeniyle her yıl beklenenden daha düşük bir rekolteyle karşı karşıyayız.

Bu durumda çiftçinin tacir gibi davranması bekleniyor çünkü kimse yarın 1,5 katı fiyat edebilecek ürününün bugün ucuza kapatılmasını istemezdi ve bu oluyor da..

Son sonuçta bu yıl elinde fındığı bulunan fındık üreticisi 10 yılda bir yakalayabileceği bir şans elde etti. Fındığını elinde tutup satmayıp ilerleyen ayları bekleyerek 2 kat yüksek fiyata fındık satma şansı var..

Gerçek rekolteyi hiç bilmiyoruz.
Açıklanan ya da ortalıkta dönen rakamları ise TÜİK rakamları gibi izliyoruz. Bunlar hiç bir güven ifade etmiyorlar. Kurumsal güvensizlikten başka bir anlam ifade etmiyor.
Dondan %10 hasar var deniyor ney belli değil. Don kaç rakım üzerini vurdu, o rakım üzerinde ne kadar fındık yetişir belli değil.
Batı karadenizde kurak hasarı var deniyor boyutu belirsiz.
Kokarca böceğinin ne kadar ton fındığı etkilediği belirsiz.

Rekolte önemli çünkü gerçekten rekolte düşükse fındık fiyatı gün ve ay geçtikçe artmalıdır. Bu çiftçi için önemli çünkü örneğin fındık mart 2026 da 400 TL edecekse bugün 250 TL ye satmak istemeyecekti. Bunun ne olacağını kimse bilmiyor. Bu (fındık fiyatı) tam bir sürpriz yumurta ve kumar gibi. Bir yıl satmayıp elinde fındık bekletip zarar edebilirsin öbür yıl kar edebilirsin.


TMO her yıl bir fiyat açıklayıp fındık alıyor oysa serbest piyasa fiyatları her zaman ilk açışta TMO fiyatının altındadır. Yine de tüccar TMO nun altında fiyat vererek fındık almayı başarır. Neden nasıl?
Tüccar TMO nun yaklaşık %10 diyelim altında bir fiyatla açar. Buna rağmen nasıl fındık alıyor_ ?

- Tüccardan önceden borç alınmıştır (fındık veresiye nakit kredi kullanılmıştır)

- Gurbeten 15 günlüğüne dönen çiftçiler vardır, hızla al ver işi halledip gider

- İnsanların TMO ya fındık götürüp vermemesi için her türlü çile süreci özenle bezenmiştir

- TMO ya fındık vermek çiledir. Özel alım koşulları vardır (çürük, çatlak, çöp, randıman oranı vs vs) Yani toplanıp patozlanmış ve patozdan çıkmış fındık ancak 4 gün özenle seçilerek TMO ya da gönderilebilecek hale getirilebilirse getirilebiliyor. Bazen de getirilemiyor neden_?
Örneğin geçtiğimiz yıllarda kahverengi kokarca istilası oldu ve TMO taban alım randımanı olan 48 randıman karşılanamadı. Bu yıl kuraklık nedeniyle batı karadeniz fındığı TMO nun alım şartı olan 48 randımanı karşılayamayabilirdi. TMO bunları umursamıyor.

- TMO ödemeyi 1 ay sonra yapar. Enflasyona göre aylık faizle paran tüccara satacağınla denkleşir

- TMO alım günü için özel randevu verir, fiyatın iyi olduğu bir yılda bir ay sonraya ancak sıra bulabilirsin ve seni kamyonla traktörle kapısında 12 saat çile çektirip bekletir. Sabaha karşı gidip gece yarıları dönersin.
Bu arada faiz 2 aylık oldu. TMO nun ödemesi tüccarınkinden de düşük oldu

SON NOT

Yine de danışıklı dövüşü andıran bu süreçte devletin parmağının olmasının ve yarı buçukta olsa bir fiyat açıklamasının faydaları var mı yok mu? Hiç emin olamıyorum. Bir yanım var gibi bir yanım nötr gibi diyor. Neden?

Örneğin geçen yılı baz alalım. TMO (devlet) hiç bir fiyat açmasaydı tüccarın fındığa 100 TL demesini hiç bir şey engelleyemezdi. Çiftçinin satmama ve diretme iradesinde başka ve zaten bu oluyor. Sonuçta tüccar kentlerden geçici köye dönmüş, borçlanmış acil nakite sıkışan insanlardan ilk açışta hemen apar topar ucuza fındık topluyor. Bunlar fındığı istese de bekletemez. Soran yükselirse piyasa bir tık yükselir.
Sonuçta tüccar fındığa 100 TL çekse üreticisi bahçeyi fındığı salardı ve bir gün tüccarlar 500 bin rekolte bulamazdı. Fındık kazandırmazsa insanlar çiftçiliği terkeder. Yani tüccarsa bir denge kurmalıdır. Bu dengede TMO nun payı ne?
Seçmen memnuniyetiyle göz boyama arası
TMO ne yapıyor?
Laf eden ak parti seçmenlerinin ya da Ak parti seçmenlerine laf edenlerin bir yolla susturulmasına aracı oluyor, yol açıyor, hepsi bu. Tüm fonksiyon, icra, cari reel icra ,köken (etimoloji bu)

Tüm bu süreçler döngü şekliden böyle sürer.

"ictenlik"
12-09-2025, 16:29
Şişmek bakan kemer sıkmaktan sözetti.
(Bu asgari ücreti ve genel ücretleri baskılayarak piyasa fiyatlarını baskılamak ve bunun üzerinden enflasyonu gibi bir şeydi ya da amaçlıydı ve piyasanın doğasına aykırı. Özellikle geniş zamanlarda ve uzun orta vadede)

Bundan sözettiğinde dedik ki; eyvah!

Devletin gelirleri vergidir ve ücretleri kısarsan vergiler kısılır, yeni vergiler/gelirler aramak (icad etmek) zorunda kalırsın ve son sonuçta asgari ücreti %30 zamlarsan vergi gelirlerindeki artış hedefin de bu olmalıdır. Yani %30 olmalıdır.
Bu gerçek çi mi? bu yetiyor mu?
Bu bütçeni carini denkleştirmiyorsa?_

Devletin vergi gelirlerin artırmanın yolu ülkedeki ücretleri/gelirleri ve artırmak ve tüketimi canlandırmaktır/teşviktir. Ülkede tam tersi yapıldı. Enflasyon şişmesin diye.
Şimdi yetmiyor para arıyorlar. Ücretleri yükseltsek enflasyon şişer diyorlar.

Şimdi keltoş bakan ne yapıyor?

Bir önceki dönemde asgari ücreti seçim öncesi yüksek göstermek için milyonlarca çalışan için işverenin ödediği %15 lik vergiyi sildiler. Son sonuçta demiştik ki eyvah!
Dönüp dolaşıp işverenden alınan vergi bir de işçiye, tüketene yüklendi, yazık

Şişmek bakanın hapsettiği/depoladığı birikmiş basıncın sonuçlarını hep birlikte izleyip görelim bakalım

Kemer Sıkma

Kemer sıkma politikası, iktisadi bilimler fakültesinde verilen kaba bir eğitimde Özal dönemi referans gösterilerek sanırım şöyle açıklanmış ya da ele alınmıştı. İçte tüketici para harcayamasın. Öyle bir harcayamasın ki; böylelikle, üreticiler/satıcılar para kazanmak için dış-satışa yönelsin ve dış pazar arasın ve son sonuçta bu yolla ihracatçılar üretelim.

Daha komik ve absürdü var mı bilmem.

Ekonomi bir döngüdür. Bu yağmur yağışı ve hava durumu gibi. Su toprağa döner oradan buharlaşır buluta döner çevrilir. Tıpkı bunun gibidir. Az/kıt para çevirmek kuraklık gibi. İşte bu kemer sıkma ve bunun mucitleri dış düşman/güç denenler. Ekonominin tüm bilmecesi..

Ücretleri (gelirleri) avrupa, dünya, gelişmiş devletler seviyesine kadar yükselt. Gelir garantisi ve refah sun. Sonra gerisini piyasaya bırak. Halelder. Sen hiç bir şey yapma. Tüm yapılması gereken. Tüm nilinmesi gereken.
Krizler ve enflasyon orada durur. Dış ve cari borç orada eşitlenir/kapanır. Tersi değil. Hiç değil. Hiç bir zaman. Asla.

"ictenlik"
14-09-2025, 21:32
Bu haber geçileli 4 yıl olmuş (Fındık Üreticilerine Müjde! 1 Dekarda 600 Kilo Fındık Üretilecek)

Bir müjde görmüyoruz hemen açıklayalım...

Video şundan bahseder.

Türkiye de dev bir ağaç gibi büyüyen tek gövdeli bir fındık çeşidi var. Şu an karadenizde dikili fındıklar ise küçük çalı gibi çok gövdeli topluluk ağaçlardır. O dev gibi olan çeşit 500 yıla kadar yaşayabilir mevcut türler yaklaşık 50 yıl yaşar.
Bir bu tek gövdeli ağaca şu an istediğimiz fındık çeşidini aşılayıp büyük fındık ağaçları elde edebiliriz.

Notlar (aşağıda)

QSPI14VqPVw

Videonun altında şöyle yazar

Türkiye genelinde 1 dekar fındıklıktan yaklaşık 100 ila 150 kilogram fındık çıkarken, Düzce Üniversitesi'nde yapılan çalışma ile dekar başına 600 kilo fındık elde edilecek. Aynı zamanda üreticiler, hem fındık, hem de 'trüf mantarı' yetiştirerek kazanç sağlayacak.

Video da diyor ki; "Türkiye de dekar başına fındık üretimini 5-6 kat artırmak..."

Şimdi bu olsa ne olurdu ?

Şu an 5 ila 700 bin ton olan fındık üretimi 2,5 ila 4 milyon tona çıkacaktı.
Bu fındığı kim alacak? ya da bu kadar fındığı ne yapıp kime satacağız?

Yani bunu yaparsak ya üretim alanını kısıtlamalı ya da yeni pazarlar bulmalıydık ve sonuçta ne olabilirdi?
Eğer tüm fındık üreticileri bir an da hemen buna yönelseydi iş kuyruğunu ısıran yılan hikayesine dönerdi. Bir kaç milyon ton fındık. Al başına belayı..

Sonuç
Bazen yeniliklere karşı çıkma ve -ileri gitmeme- ve muhafazakarlık iyidir.

"ictenlik"
21-09-2025, 13:41
Dolar ve Kuru Meselesi

Aşağıda dolar kuru meselesini Bilal'e anlatır gibi açıklayacağım ve eğer baskılanma denen varsa bunun ne kadar olduğunu açıkça görebileceksiniz.

Fındık Fiyatı Üzerinden Dolar Kurunun Ele Alınması

Türkiye de 2000'li yıllarda, serbest piyasa da, üreticinin toptan fındık sattığı tutar, TL cinsinden yaklaşık 2 dolara denk geliyor. Bu rakam 2020 ler gelindiğinde dolayında yaklaşık 2,5 dolar seviyelerine yükseldi. 2022 de TMO fındık alım fiyatı yaklaşık 2,75 dolara tekabül ediyor.

2023 seçimlerinden önce Kılıçtaroğlu'nun "fındığı 4 dolara sabitleyeceğim" vaadi vardı. Bu aslında üreticinin bir talebi olarak yansıtılan bir açıklamadır ve bu beklenti fındık 2-2,5 dolar aralığı iken üretici beklentisi olarak bilinen bir rakamdır. Kılıçtaroğlu bu ifadeyi yansıttı ancak yine bu rakam ve ifade daha ziyade üreticiden geliyor.

2025 e gelindiğinde ise önceden 3 dolar etmeyen fındık birden 5 dolar oluverdi.

Yıllara göre TMO Fındık Alım Fiyatları

2021 - 26,5 TL - (Dolar 8-9 TL aralığı) - (1 kg fındık yaklaşık 3 dolar)
2022 - 52 TL - (Dolar 18-19 TL aralığı) - (1 kg fındık yaklaşık 2,75 dolar)
..
2025 - 195 TL - (Dolar 41 TL) - (1 kg fındık yaklaşık 4,75 dolar)

Geçmiş yıllara dair açıklama ve haberler

2021

CHP fındık alım taban fiyatının en az 35 lira olması gerektiğini söylemişti.

https://www.haberturk.com/2021-guncel-findik-fiyatlari-ne-kadar-il-il-findik-fiyatlari-listesi-3168008-ekonomi

2022 FINDIK FİYATI 50 LİRADAN AZ OLMASI BEKLENMİYOR

Bazı sendikalar 2022 fındık taban fiyatlarının en az 80 lira olmasını beklerken ziraat oda başkanları ise en az 60 ve 55 lira seviyesinde bir rakam bekliyor.

https://medyabar.com/haber/11368583/2022-findik-fiyatlari


Fındık 52,5 TL iken beklenti 80 TL dir. Bugüne (2025 e) uyarlasaydık 300 TL bulacaktık. 7 doların üzerinde yapıyor. Bu Kılıçtaroğlu'nun vaad ettiği tutara denk düşerdi.

Yani, eskinin 7 doları 4 dolara eşitlendi ve geriledi.
Yani bugün seçim olsa Kılıçtaoğlu amca fındığı 7 ila 8 dolar yapacağım demeliydi. Aşağısı kurtarmıyor..

SON NOT

Buradan üretebilecek pek çok analiz ve söylenebilecek çok şey var ama ben şunu yazacağım.

Fındık yurtdışına satılıyor ve fiyatı dolar/euro cinsinden neredeyse iki (2) katına tırmandı.
Madem uluslarası pazardaki alıcı o fiyata alabiliyordu da.
Türkiye'nin ve daha ziyade karadenizin yıllar içindeki döviz zararını hesaplayın. Bu neredeyse yıllık 1 ila 2 milyar dolar/euro aralığı demektir. Bu Araplara ev satışında kolay ve karşı bir anlaşma gibi göründü.

7HnBrqqD0eg

uqKnMMLBs1c

"ictenlik"
01-10-2025, 13:27
Bu; Türkiye de tarım ve ABD de tarım, Kanada da tarım, Avustralya da tarım, Ukrayna da tarım diye başlayan güzellemelerin hepsi kusurlu
Geniş boş düzlük uçsuz arazilere sahipler
Bu tip açıklamalar dağ keçisiyle koyunu kıyaslamaya benzedi

Fındık üretimi Türkiye de dekarda 250 kg'ın üzerine de çıkarılabilir, hem de kolayca..
Türkiye de dekarda ortalama 250 kg fındık üretilse toplam rekolte 1,5-2 milyon milyon ton olacaktı. Böyle bir pazar yok.

Bu rekabet edemeyen bütün dağ arazilerinin/köylülerinin tarımdan elenmesi ve göç demekti.

Dağlar ovalara rekabet edemeyecek, insanlar düze ve kente geçecek, köyle boşalacak, tarım ve edeni hiçleşecek
demekti

Bilmeyenler için. Dekarda 300 kg a çıksan Amerika 600 kg a çıkabilir.

Amerika gibi bir orkestra şefiyle?

Karadeniz yıllık 1.000 mm ve üzeri doğal yağış alan ender dünya bölgesi.
Sulama rekabeti dışında bu profile uygun her şey. Bir şey söylemek isteyen ve ağzını açan bunu düşünmeli, buna dönük gevelemeli.

https://x.com/haberaktifcom/status/1973305241195160054

"ictenlik"
01-10-2025, 17:22
Bu yıl don ve kuraklık nedeniyle kabuklu Türk fındığının toptan satış fiyatı 8 doları geçti ve hala da artıyor. Bu iç fındık için neredeyse 20 dolara yakın fiyat demek doğru. Biz de yıllarca 2,5-3 dolara sattık.

Doların baskılanması denen olmasaydı ve halihazırda don kurak olmasaydı fındık fiyatı zaten onun dediği fiyatta olacaktı.
2018 e gitsek açıkladığı tutarla fiyat farkı bulamazdık.
200 TL nin alımgücünü yıl yıl geriye götür. 2018 de ki alımgücüne bak, şimdiye bak

Memleketten haberi yok, boş ağızlı boş gürültü.

Bu çok bilmişleri kapatın, insanları sinir ediyor ve tepki görüyor çekiyor ve bu tip insanlardan soğutuyor. Tek yaptığı bu..

Madem ABD üretimi çıksın 500 bin+ tonajlara ve LNG gibi Avrupa'ya fındıkta dağıtsın, rahat ol...
Ukranya'ya da ekin biçin, rahat ol karadenizli aç kalmayacaktır sen rahat ol..

Herkes binlerce dekar boşluğa ve düzlüğe sahip değil adamım. Geleneksel tarım ölüyor ve kına yakın.

Dekar da 500 kg a da çıkabilir. Fındık ehlileştirilebilir ve seçilebilir.
Atıyorum 1.000 (bin) adet kabuklu fındığı, fındık (tohumu) olarak kabuğuyla toprağa ek ,her biri başka çeşit filizlenir. Bin çeşit fındık ağacı olur. içinden en verimlilerini seç.
Dekarda 1.000 kg ı zorlayacak fındık çeşitleri bile olabilir. Özellikle sulama, aşılama ve diğer tarım icatları denkleme girdiğinde.
Bu tarım arazisini küçültmektir, bundan daha az kişinin ekmek yemesidir, başka anlamagelmez.

Fındık krema olarak kahvaltılık bir fındık ürünün %10-15 ini dolduruyor ve bu oranla 20 dolara bile satılabildiğini görmüş olduk.

Türk fındığı diyeceksin.

Çok bilmişlere öneriler

Tozlama için her çiftçinin bahçesinde kıyıda köşede ticari çeşitler hariç ham/yabani (tohumdan kendi filizlenmiş) bir kaç kök fındık ayrıca vardır. Bütün üreticilerin bahçelerini (tarlalarını) tek tek tarayın ve en verimlilerine ve en gürbüzlerine ulaşın, hayret edeceksiniz. Biz patoz eleğinde kalıyor diye ceviz iriliğinde fındık döken fındıkları kestik attık.. Fazla teneleniyor, yerden toplanamıyor, kalın sert kabuklu vs diye 3 katı ürün verenleri de kestik attık.
Buradan başla...


Bu; Türkiye de tarım ve ABD de tarım, Kanada da tarım, Avustralya da tarım, Ukrayna da tarım diye başlayan güzellemelerin hepsi kusurlu
Geniş boş düzlük uçsuz arazilere sahipler
Bu tip açıklamalar dağ keçisiyle koyunu kıyaslamaya benzedi

Fındık üretimi Türkiye de dekarda 250 kg'ın üzerine de çıkarılabilir, hem de kolayca..
Türkiye de dekarda ortalama 250 kg fındık üretilse toplam rekolte 1,5-2 milyon milyon ton olacaktı. Böyle bir pazar yok.

Bu rekabet edemeyen bütün dağ arazilerinin/köylülerinin tarımdan elenmesi ve göç demekti.

Dağlar ovalara rekabet edemeyecek, insanlar düze ve kente geçecek, köyle boşalacak, tarım ve edeni hiçleşecek
demekti

Bilmeyenler için. Dekarda 300 kg a çıksan Amerika 600 kg a çıkabilir.

Amerika gibi bir orkestra şefiyle?

Karadeniz yıllık 1.000 mm ve üzeri doğal yağış alan ender dünya bölgesi.
Sulama rekabeti dışında bu profile uygun her şey. Bir şey söylemek isteyen ve ağzını açan bunu düşünmeli, buna dönük gevelemeli.

https://x.com/haberaktifcom/status/1973305241195160054

"ictenlik"
04-10-2025, 17:06
Serbest piyasa ekonomisi diye bir şey vardır. Bilinmiyor ve anlaşılmaz ama bu kesin olarak çalışır ve piyasada fiyatları oluşturur, dengeler, çekip çevirir, bu gerçektir. Kendi kendine doğal olarak işler ve tıpkı doğa gibi bir düzenek kurar ve gerçekten de işler ve çalışır.
Yani şöyle işler. Kira fiyatları ev fiyatları ile dengededir. Ev fiyatları gayrımenkul, alımgücü ve diğer herşeyin fiyatı ile dengededir vs ve bu dengeye çomak sokmazsın ya da sokarak fiyatları geri/aşağı getiremezsin. Bu piyasa ekonomisine müdahale etmektir ve temelde edilemez çünkü bu insanları parasına/kazanımına -edinilmiş hakkına- ve zihnine ve özgürlüğüne müdahale etmeyi denemek ve ekonomik politik toplumsal yapıyı tersine çevirmek, geriye götürmek hatta insanların kazanımına el koyma gibi olacaktı.

Serbest piyasa işletiyorsanız kesin olarak serbest piyasaya müdahale etmemelisiniz ve edilemez de. Müdahale etme denemeleri piyasayı serbest piyasa olmaktan çıkarır. Bu ekonomi politik toplumsal sistemin özgürlüğünü ortadan kaldırır ya da yapısın ıdeforme eder. Daha açık tabirle sizi otokrat ya da ekonomi politik sistemi başka bir şey yapar. Örneğin sosyalizm gibi.

Serbest piyasa adı üstünde serbest/rahat bırakılmalıdır. Bu sınanmıştır ve işler. Fiyatlar her zaman dengededir, "su akar yolunu bulur" gibi işler ve müdahale kaldırmaz ve zaten rekabet vardır. Fiyatları rekabet dipler ve en aza çeker. Bu da işler ve gerçekten çalışır. Yani daha ucuza kiraya ev verilebilseydi buna talip ev sahipleri, mütayitler, satıcılar vb. de olacaktı.

Kira fiyatlarını aşağı düşürümezsin anca kamuyu zarar uğratırdın ve son sonuçta bu ülkenin/devletin kendi ekonomi politik sistemine karşı çıkışı ve paralel ekonomik yapı önermesi gibi olacaktı.

Son sonuçta anılan sadece kendi politik varoluşuna karşı dönecektir.

https://x.com/gusholderhaber/status/1974444991809540129

Gerçekte olması/yapılması gereken

https://x.com/etkiIihaber/status/1974438888086348071

"ictenlik"
04-10-2025, 18:17
Zaten TOKİ var. Kamu arazilerini imara açıp arsa payı olmadan üretip tam maliyetine 20-30 yıl taksitle tam hakkaniyetle kura değil düşük gelirden başlayıp sıralamak suretiyle insanlara ev verebilirsiniz.

20 milyon insanın yaşadığı milyonlarca yapı olan bir kentte konut fiyatları denetime alacak ya da bunun üzerinde fiyat baskısı oluşturacak kadar yapı oranı nedir?

Bunları sanırım insanlara vermek istemiyorsunuz devletin malı olarak kalmalı diyorsunuz çünkü alıcı alsa o da düzene uyar ve fiyatını piyasaya göre belirler ve alır satardı, çıark sağlardı değil mi?

İstanbul da neredeyse 5 milyon daire bulunuyormuş.

Devleti bir kaç milyon ek dairenin direkt ve sürekli ev sahibi mi yapmak istiyorsunuz_?

Ee siz sosyalizmden sözediyorsunuz, devletçilikten sözediyorsunuz..

Ekonomik politik sistemi değiştirin ve komünizm ilan edin madem o halde. Şerait işi değil çünkü ona gerek yok. Şeriatle bağlantı bulamazsın. Ağ devleti
Şeriatle bile yönetseniz bu tip bir ekonomik model politik ekonomik sisteminizi dış dünyaya kapatırdı ve hiç kimseye entegre olamazdınız ve ta ki serbest piyasaya geçit verene, geri dönene dek. Kapalı bir ekonomi modelleyin, bu mümkün değil dış dünya ile bağlısınız.
Yani hiç yabancı paraya ihtiyacın olmamalı, cari açığın olmamalı ve cari fazla olmalı. Bu olsa zaten her şey yolunda olurdu ve sosyalizm ya da şeriate gerek kalmazdı.
Örneğin Çin ve Rusya şerait olsaydı sen batıyı bırakıp onlara yönelip şeriate geçseydin başarılı olurdun, diğer durumda değil. Şerait sizleri bu tip şeylerden kurtarmaz, bilgi kurtarır.

Serbest piyasa ekonomisi diye bir şey vardır. Bilinmiyor ve anlaşılmaz ama bu kesin olarak çalışır ve piyasada fiyatları oluşturur, dengeler, çekip çevirir, bu gerçektir. Kendi kendine doğal olarak işler ve tıpkı doğa gibi bir düzenek kurar ve gerçekten de işler ve çalışır.
Yani şöyle işler. Kira fiyatları ev fiyatları ile dengededir. Ev fiyatları gayrımenkul, alımgücü ve diğer herşeyin fiyatı ile dengededir vs ve bu dengeye çomak sokmazsın ya da sokarak fiyatları geri/aşağı getiremezsin. Bu piyasa ekonomisine müdahale etmektir ve temelde edilemez çünkü bu insanları parasına/kazanımına -edinilmiş hakkına- ve zihnine ve özgürlüğüne müdahale etmeyi denemek ve ekonomik politik toplumsal yapıyı tersine çevirmek, geriye götürmek hatta insanların kazanımına el koyma gibi olacaktı.

Serbest piyasa işletiyorsanız kesin olarak serbest piyasaya müdahale etmemelisiniz ve edilemez de. Müdahale etme denemeleri piyasayı serbest piyasa olmaktan çıkarır. Bu ekonomi politik toplumsal sistemin özgürlüğünü ortadan kaldırır ya da yapısın ıdeforme eder. Daha açık tabirle sizi otokrat ya da ekonomi politik sistemi başka bir şey yapar. Örneğin sosyalizm gibi.

Serbest piyasa adı üstünde serbest/rahat bırakılmalıdır. Bu sınanmıştır ve işler. Fiyatlar her zaman dengededir, "su akar yolunu bulur" gibi işler ve müdahale kaldırmaz ve zaten rekabet vardır. Fiyatları rekabet dipler ve en aza çeker. Bu da işler ve gerçekten çalışır. Yani daha ucuza kiraya ev verilebilseydi buna talip ev sahipleri, mütayitler, satıcılar vb. de olacaktı.

Kira fiyatlarını aşağı düşürümezsin anca kamuyu zarar uğratırdın ve son sonuçta bu ülkenin/devletin kendi ekonomi politik sistemine karşı çıkışı ve paralel ekonomik yapı önermesi gibi olacaktı.

Son sonuçta anılan sadece kendi politik varoluşuna karşı dönecektir.

https://x.com/gusholderhaber/status/1974444991809540129

Gerçekte olması/yapılması gereken

https://x.com/etkiIihaber/status/1974438888086348071

"ictenlik"
08-10-2025, 00:33
Bir bakanın emeklilik yaşının 65 oluşunun az geldiğini açıklaması

Bu deliler diyarında geçiyor..

Aşağıyı iyi okuyun dostlar. Bunu önemseyin...

Doğuşta sağlıklı yaşam süresi 57,6 oldu

"Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı" olarak tanımlanan "sağlıklı yaşam süresi" doğuşta 57,6 yıl olarak kayıtlara geçti.

Bu süre erkeklerde 58,9 yıl, kadınlarda 56,3 yıl olarak hesaplandı. Buna göre, erkeklerin sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,6 yıl daha uzun olduğu görüldü.

https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiyede-beklenen-yasam-suresi-78-1-yil/3645999

Türkiye'de 2020-2022 döneminde erkeklerde 74,8 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2021-2023 döneminde 74,7 yıl, kadınlarda ise 80,3 yıl iken 80 yıl oldu.

https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2021-2023-53678

Türkiye de erkeklerin yaşam beklentisi 75 yıl/yaş vardır yoktur. Emeklilik yaşı 65'tir.
Bu devletin 65 yaşında emekli olan erkeklere ortalama 10 yıl kadar emekli maaşı ödeyeceği anlamına gelir. Bu kişiler 25-30 yıl hatta 40 yıla yakın çalışmış olabilir demektir.

30-35 yıl boyunca bir sigorta şirketine bugünün rakamlarıyla 5 bin TL ye denk bir prim ödeseydik ve süreç sonunda emekli maaşı talep etseydik bize çok rahatlıkla 15-20 bin TL aralığı bir emekli maaş bağlayabilirdi.
Devlet hiç varolmasaydı ve 30-35 yıl boyunca her ay 5 bin liralık altın alsaydık kendimize 20-30 bin liraya denk bir emekli aylığı bağlayabilirdik.

Bugün isteğe bağlı sigorta primi en düşük (asgari ücret sigortasına denk olarak) 8 bin TL dir.
Bunun bir bölümü sağlık, bir bölümü emeklilik içindir.

Bakanın açıklaması devletin butlanı gibi. Devletin kendini hiçlemesi/yoketmesi gibidir.

65 yaşın az geldiği durumda emeklilik yaşı sanırım 70 vb olmalıdır. Bu olduğunda erkek kişinin bekleyeceği yaşam süresi 5 yıldır. Bu da devletin bağlayacağı maaş zamanı. Çoğu da zaten elinde ilaç poşeti 5 ilaçla yaşıyor.
Siz delirdiniz mi? İyi misiniz?

Türkiye de erkeklerin çalışabilecek kadar sağlıklı yaşam beklentisi ise 60 yıl/yaş vardır yoktur.

Böyle bir garabet açıklama olamaz. Türkiye de emeklilik yaşı küçük düşük değildir. Bu çılgınlık.
65 yaş yaklaşık Avrupa ile uyumludur.
Emeklilik yaşının düşürülmesi gerekir. Sağlık haddi 59 u gösteriyorsa örneğin sağlık haddine çekilmesi gerekir.
Türkiye koşullarında 65 yaş üzeri bir insana hangi işveren hangi işe verecektir ya da bu kişiler hangi işleri görecektir? (daha da doğrusu göredebilcektir?)

Ne yapılmalıdır?
Yaşam beklentisi uyarınca kadınların emeklilik yaşı yukarı çekilmelidir ya da çekilebilirdi.
Objektif

Ne yapılmalıdır?
Amerikan sigorta ve sağlık sistemi terkedilmelidir. SGK'yı batıran gerçek neden.
Kendi ilaç ve sağlık sistemini üretmelisin. Gerçek yükü burası üretiyor. Primler sağlık masraflarına denk değil ya da onları karşılamazdı.
Objektif

Devleti feshedin ya da bunu yapmıyorsanız devleti sigortacılık, sağlık ve emeklilik hizmetlerinden çekin, insanlar başlarının çaresine baksın. Sivil oluşumlarla bundan iyisi yapılır.

https://x.com/punto360tr/status/1975450479284134233

"ictenlik"
14-10-2025, 19:03
Konuşulmayan

EYT nin yük olduğunu, emeklilik yaşının az geldiğini ve özünde kasaya para lazım olduğunu (verginin kıt geldiğini ve bütçenin tutmadığını) söyleyip duruyorlar değil mi?

(Bütçe ya da devlet gelirlerinde) EYT nin tam iki katı gediği bir gecede açtılar. Vergi (özünde devletin/kamunun da) gelirlerine EYT nin iki katı gedik bir gecede açıldı.
Nasıl?.
2021 sonunda, 15 milyon asgari ücretli çalışan için, işverenin her ay ödediği "%15" vergiyi bir gecede "0"a (sıfıra) indirdiler.
Çok kaba bir hesap olarak:
15 milyon x (çarpı) 4.000 TL gibi düşünülebilir. Aylık ve her ay ödenen. Vazgeçilen aylık vergi geliri miktarı.

Devlet akaryakıt benzeri ciddi bir vergi kaleminden bir çırpıda vazgeçti. %3 yapalım %5 yapalım %8 yapalım demediler..

Son sonuçta devlet gelirlerini sürdürmeli ve aynı rakamın yerine vergi toplamalıydı (onu başka yoldan tedarik etmelidir) ve bu demek oluyordu ki bu vergi dönüp dolaşıp harcayanın ve ücretli kesimin sırtına binecekti.
Son sonuçta vergi ödeme yükü işverenden alındı ve işçinin sırtına yüklendi/bindi. Başka hiç bir sonucu olamaz.
Kimse bunu konuşmuyor ya da söylemiyor.

Bu tamamen seçim yatırımı ya da şark kurnazlığıydı. Seçim öncesi asgari ücreti kabarık lanse etmek istiyorlardı ve sanırım hesaplar tutmadı. Sanırım bu kadar yüksek bir zammı işveren anlatamayız deyip vergiden vazgeçtiler. Seçim ufuktaydı...
Vergiyi silerek ek yüksek bir zam yapmış görüntüsü oluşturdular.

Şimşek bakan kıvranıp duruyor.

Vergi kimden nereden nasıl alınır ya da vergi gelirleri nasıl artırılabilir.?

Teorik ve hatta pratik olarak vergiler; ücretli kesimlerin gelir ve harcamalarından kesiliyor. (Diğer tarafta ticari aktörler var ancak sanırım pek vergi ödemiyorlar) Yani vergiyi artırmak için ülkede gelir ve harcamaları artırmalı ve teşvik etmeliydiniz. Daha fazla verginin yolu basitti. Vergiyi artırmak için gelirleri artır. Bu bu kadardır.

Yani bir ülkede asgari ücrete %30 zam yapıyorsan devletin vergi gelirlerine de yaklaşık bu kadar zam yapardın, bu kadar artırabilirsin.
Örneğin 2025 yılı için %20 zam konuşuluyorsa vergi gelirleri ve bütçe için de artış hedefin bu olmalı. %20

Şimşek bakanın vergi usulü bindiği dalı kesmektir. Bir ülkede gelirleri ve kazancı düşürerek -düşük tutarak- vergi artmaz. Bu en temel matematik

Kıt kazanç ve kıt harcama; kıt vergi (vergi kıtlığı) olarak devlete geri döner.
Kıt kanaat yaşam, devletin de kıt kanaat gelir elde etmesi demekti.

Düşük gelir ekonomisi devletin de düşük vergi geliridir. Aynı düşük gelir ekonomisini vatandaş gibi devlette deneyimleyecek demekti.

EYT den çok bunun/şunun kahrını çekiyorsunuz Bilin istedim.

Enflasyonu serbest bırakmalısınız çünkü tutamazsınız. Yani enflasyonu denetleyemezsiniz. Bu doğaldır ve neyse odur. Bunu uzun vadede düşük olacak, düşük gelecek ve gösterilecek biçimde manipüle edemezdiniz.

"ictenlik"
15-10-2025, 15:53
Rumeli Pilavcısı Haluk Baba, Ekonominin Durumu ve Matematik Paradoksları

Bu kişiye (Pilavcı Haluk Baba) sosyal medya gönderilerinde rastladım. Onunla ilgili internetten sağdan soldan yorumlar okudum. Herkesin yorumu benzerdi. Ucuz, bol, doyurucu porsiyonlu yemek. Bugün kafama takıldı ve oturdum bir hesap yaptım. Yani Türkiye'nin en ucuz doyurucu yemeklerinden biri buysa bunu hane geliriyle kıyaslasak ne bulurduk?

"Evlatlarımıza porsiyon olarak sunuyoruz. 750 gram pilav 175 lira. Yanına biberinden tut her şeyini veriyoruz.

https://finans.mynet.com/haber/detay/kobi/disarida-400-lira-burada-165-tl-herkesin-ugrak-noktasi-oldu/516718/

5 kişilik bir aile her gün burada bir öğün tavuklu pilav yese asgari ücret yetmiyor. (26 bin TL ediyor
175x5x30 = 26.250 TL)
(Tavuklu ya da tavuk ciğerli kuru fasulyeli vs aynı)

5 kişilik bir aile 3 öğün burada yese 80 bin TL edecekti. Bu en ucuz yemek.

İktidar Türkiye insanına sadece 1 tabak tavuklu pilavı çok gördü mü?
Bu gerçekten de kafama takıldı. Yani bu yemeği evde yapsaydık ne olacaktı?

Daha sonra bunu hesapladım.
Yetişkin bir insanın tamamen doyurabilecek düzeyde tavuk ve pilavı evde yapsak ve 5 kişilik bir aile 3 öğün bunu yesek?

Yani öğün ve kişi başına tavuk miktarını 200-250 gramda tutsaydık ve pilavımızda uygun miktarda tereyağı olsaydı tüm bir asgari ücreti yine de gömüyordu.
Yani bu günlük yaklaşık 500 TL lik tavuk, 100 TL lik pirinç ve 100 TL lik de tereyağı demekti. (Ayrıca tüp, su, ocak elektrik, bulaşık vs) Çok kabaca ve tam bir asgari ücrete denkti.

Daha sonra kafamda bunun 'tavuk kalçalı but versiyonu'nu evirdim çünkü onda yağ bol ve bu yolla tereyağından feragat edilebilirdi. Yani tavuğun ancak o parçasından pilavı başka yağ dökmeden düşürecek nispette yağ çıkar. Bu yolla bile asgari ücretten bir kira artmıyor.
Bu ne yediğimizin de açıklanması gibi. Bu en ucuz protein. Bitkilerdeki protein de bundan ucuz değil. Ekmeğin kilosu 100+TL sadece (%)9 gram protein. Makarnayı %5 protein onu bile kg e vursam tavuk yener.

Tabi ailenin 2-3 ya da 4 kişi olduğu versiyonları geçiyoruz. 3 çocuk hesabı..

Asgari ücret ya bir(1,9 ya iki(2) kişiliktir. Bununla insanların çoğalmasını mı bekliyorsunuz?
Doğum oranlarını artıramayacaksınız demektir. Matematik baba bunu söylüyor.

Türkiye insanın varolabilmesi bir paradoks, kesin bir paradoks

..

https://www.youtube.com/watch?v=jwbBWn2tedw

https://www.youtube.com/watch?v=tqjO17do5kA

"ictenlik"
16-10-2025, 17:51
Tekstil sektörü ucuz emek sömürüsüdür ve hiç ağlamalılar.
Yani sektör gider dünyada ücretin bir kaç yüz dolar seviyesinde olduğu ülkeleri bulur ve uluslarası parayla ucuz üretim yaptırır sonra etiketi basar.
Fasoncular parçabaşı iş/sipariş alır sonra hem siparişi aracıya/nakliyeye yetiştirmek hem de fazla üretim için işçinin ümüğünü sıkar. Bu dehşet bir stres sürecidir. Adeta bir savaşa benzer..

Türkiye'den uluslarası tekstil işçiliği emeği er-geç çekilecektir çünkü dolar/euro bazında Türkiye'nin yarısına çalışılan ülkeler bulunabilir ve bu böyledir, böyle de olmalıdır.
Bu şuna benzer. Bir ayakkabıyı Avrupa da 2 bin euro ücretli işçiyle ürettirmekle Çin de 300 euroya çalışan işçiye ürettirmek arasındaki fark. Avrupa da üretileni aynı paraya maledemez ve satmazsın.

Yerli tekstile gelince; iç ihtiyaç ve talep miktarına denk üretici/tekstilci her zaman varolabilir ve tek rakibi de ucuz yurtdışı üretimler olacaktı.
Uluslarası tekstil devlerine üretim yapan fasoncular ise elbet az iş alır, azalır vs...
Asgari ücret 600 oldu. Ülke buna uyumlanmalıdır.

https://x.com/supurgehortumu/status/1978576389952434305

"ictenlik"
17-10-2025, 16:58
Konuşulmayan 2 - EYT MYT ve Diğerleri

Dünyada başka örneği bulunmayan bu hakkın

https://lebibyalkin.com.tr/makale/yurtdisi-borclanmasinda-son-degisiklik-ne-anlama-geliyor

Kesin bir sayıya erişemiyoruz ancak 2019'a kadar bir çok (belki de 1 milyon kadar) gurbetçi Türkiye de neredeyse çalışması ve ikameti dahi olmaksızın emekli edilmiş gözüküyor.

Bize EYT nin yük olduğunu -emeklilik yaşının düşük oluşunu- tekrar açıklayın ve anlatın

2019 ve sonrasında da bu hak tanınıyor ancak bir cazibesi kalmayacak ödeme ve emeklilik koşullarına dönüştürülüyor

Türkiye açısından ise, uzun vadeli emeklilik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde çalışan veya bu ülkelerde ikamet eden vatandaşlarımız, bu süreleri borçlanarak hizmetten saydırabilir ve Türkiye'den de emekliliğe hak kazanarak aylık alabilirler.

https://turkhukuku.nl/turkiyeden-emeklilik/

2016

XX TL Yurtdışı borçlanma tutarını ödediğinde 55 yaşında Türkiye'den tam emekli olabilecektir. XXX Bey isterse 3.600 gün şartlarına göre kısmi emekli de olabilir.

https://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/sedatongel/002/

Gurbetçilere ikinci emeklilik fırsatı

Yurtdışında çalışanlar, ikinci bir emeklilik için borçlanmaya karar verirse Türkiye'de 1 gün dahi sigortası varsa işçi statüsünde daha az prim ödeyerek emekli olabiliyor. Çifte vatandaş olanlar için sorun yok ancak Türk vatandaşlığından izinle çıkanlar 11 Eylül 2014'ten itibaren artık borçlanma başvurusu yapabiliyorlar.

Yurtdışı borçlanması yapmak suretiyle emekli aylığı bağlanan gurbetçilerin sayısı 466 bin 840 kişiye ulaştı.

https://vergi.tc/hb/Gurbetcilere-ikinci-emeklilik-firsati/d80a58f3-b59b-4aa0-8a2a-50ac16de0020

Gurbetçilerin Türkiye'de emekli olabilmek için yaptığı başvuru sayısı patladı. 600 bin gurbetçi SGK'ya başvuru yaparken, 350 bin gurbetçiye de aylık bağlandı.

Hükümet, yurtdışı borçlanmalar konusunda gurbetçilere büyük kolaylıklar sağladı

https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/600-bin-gurbetci-sgk-kapisinda-2633657

Yurt dışında yaşayan milyonlarca Türk vatandaşına müjde! Gurbetçilere Türkiye'den emeklilik fırsatı

Bugün itibariyle Türkiye'den emekli olan Türk vatandaşlarının sayısı 1 milyonu geçmiş durumda. Daha önceden Türkiye'den emeklilik için yurda kesin dönüş gerekiyordu. Bu şart zaman içinde yumuşatıldı,

https://www.ahaber.com.tr/ekonomi/2023/05/04/yurt-disinda-yasayan-milyonlarca-turk-vatandasina-mujde-gurbetcilere-turkiyeden-emeklilik-firsati

Ev Kadını Olarak Geçen Sürelere Ait Belgeler

Kanuna göre yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin borçlandırılabilmesi için

https://kadimhukuk.com.tr/yurtdisi-borclanmasi-hesaplama/

2019

2019 yılında yurtdışı borçlanma şartlarında ciddi değişiklik oldu. Bu tarihten sonra emeklilik yaşı, borçlanma süresi ve borçlanma için ödenecek tutarlar arttı.

[https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/noyan-dogan/yurtdisi-borclanmasini-nasil-yapacaksiniz-kac-lira-odeyeceksiniz-42692206/

8.09.1999 sonrasında işe girenler bakımından ise kadın ve erkek fark etmeksizin 9000 gün ile ve erkekler için 60 kadınlar için 58 yaşında emekli olunabilmekte, 5400 günle yaştan emeklilikte ise kadınlar 60 erkekler 62 yaşında emekli olabilmektedirler.

Yine aynı dönemde 23.05.2002 tarihi itibariyle 3 yıldan çok hizmeti olanların 5434 sayılı T.C. emekli Sandığı Kanunun 39'uncu ve geçici 205'inci maddeleri kapsamında T.C. Emekli Sandığı iştirakçiliğinden normal emeklilikleri kadınlar için 7200 erkekler için 9000 günle ve 23.05.2002 tarihi itibariyle kalan hizmetine göre belirlenen yaşta, 5400 günle T.C. Emekli Sandığı yaştan emekliliğinde ise 61 yaşında emekli gerçekleşebilmektedir.

23.05.2002 tarihi itibariyle üç yıldan az hizmeti olanların T.C. Emekli Sandığı iştirakçiliğinden normal emeklilikleri 9000 günle ve kadınlar için 58 yaş ve erkekler için 60 yaşında, 5400 günle T.C. Emekli Sandığı yaştan emekliliğinde ise cinsiyet ayrımı olmaksızın 61 yaşını doldurmuş olma aranmaktadır.

https://lebibyalkin.com.tr/makale/yurtdisi-borclanmasinda-son-degisiklik-ne-anlama-geliyor

https://x.com/Haberler/status/1979155186078618005

https://x.com/BirGun_Gazetesi/status/1975504372852297777

"ictenlik"
18-10-2025, 22:27
Yurdum zekileri

Sosyal medyada gördüğünüz herşeye bir an da inanmayın ve ya da duygusal-duyusal tepki vermeyin derim.

Kabuklu toptan fındık - 300 TL
Bu yıl 360 TL bandını gördü
Toptancı kendi kırıma alsa, kavursa 800-900 TL bandı asgari maliyeti var. İlk alıcı. Aracısız..

Bu uyanık ve çok bilmişin bahsettiği fiyat 2 yıl önce bile belki mümkün değil
Adam kendini ifşa ediyor. Çokta güzel olmuş..

https://x.com/SavasUzun/status/1979622270579437808

https://x.com/bugraozturkll1/status/1979610451425337401

"ictenlik"
19-10-2025, 14:43
Primal Gıda

Erişemeyeceksiniz

Bir gün bunun önemini kavradığınızda köylünün elini eteğini öpeceksiniz
Dur getme, diyeceksiniz
Köyünde kalması ,kültürü koruması, geleneksel/ananevi birincil üretimler/yaşamlar sürdürmesi için öyle gözleriniz açık bakacaksınız
Bu katırla eşeğin hikayesine dönecek

Birinin size hazır birincil (primal) gıda sunması için ona kendi yaşam standartınızı bahşetmelisinniz. Daha az değil. Yani birincil/primal gıda talep ettiğiniz insan toplumdaki bir hakim, savcı, memur, amir kimse neyse onun yaşam standartında olmalı ve yaklaşık bedensel/mental onun ayarında iş görmeli. Duyumsayacağı aidiyet rahatlık ve sınıfta bu olmalı. Başka türlü bölüşmesini sağlayamazsın. Köle/kölelik ekonomisi üretirsin. Şu an ne yediğinizi bilmiyorsunuz. Bu standartın altında kimin ürettiğini ve sunduğunu iyi hesaplayın. Güzel çer çöp yersiniz ve bunu ancak bir köle yapar, yani onu üretende köle bilincine ve aidiyetine sahip olmalı. Başka türlü iş görmezdi.

Burada açılan primal gıda sanayi gıdasının tersidir.

https://x.com/ajans_muhbir/status/1979836897716535637

"ictenlik"
31-10-2025, 13:48
Tütün Meselesi

Ülkenin Halleri ve Klasik İktisat Teorisi

Bu mevcut iktidarın değişimini talep edenlerin onlarca yüzlerce nedeni olabilir. İlginçtir benim gibilerin talebinde başa oynayan güçlü bir neden var.

Tütün

Tütünle uğraş ,tütün yasakları, doğal tütün tedarikini zorlaştırma, doğal açık tütün sevkiyatı ile uğraş ve son sonuçta tütüne uyuşturucu, yasadışı kaçak vb mal muamelesi yapılması

2000'li yılların ortaları ile sonları aralığında kaliteli kabul edilen paket sigaranın fiyatının birden 1,5 tan 4,5 oluşu üzerine tütüne yöneldik. O gün bugündür tütün içiyoruz.
O günlerde tütün içmek demek şöyle görünürdü. Bir paket sigaranın neredeyse 1/5 ila 1/6 fiyatına daha kaliteli ve doğal işlenmemiş tütün ürünü tüketebilmek.

Yaşadığınız kentte iyi tütün satıcıları varsa bunu piyasadan temin edebilirdiniz ancak çoğu zaman taşrada iyi kalite açık tütüne erişemezdiniz. Bu durum kaliteli tütüne erişemeyen insanları Adıyaman'dan satıcılarla görüşüp kargo yoluyla direkt tütün temin etmeye yöneltti. Aynı süreç para kazanmak isteyen ve buradaki rantı gören Adıyamanlı kimi aracıları da internet üzerinden bireysel tütün satışına yöneldi. Yani ticarethane olmayan ve vergilendirilemeyen tütün satıcıları ya da tütün sağlama aracıları. Bu süreç kaliteli tütüne ucuz yolla erişim sağlayabilcekken aynı zamanda mağduriyetlerde üretebilecek bir süreçti çünkü bu kişiler belgelendirilmiş yetkin tedarikçi ve satıcılar değildir.

2022-23 yıllarında tütünün kargo yoluyla taşınmasının yasaklanması/durdurulması yoluyla hem içici hem aracı tütün sağlayıcıları zor anlar yaşatıldı. Bugün facebookta "A-B-C-..X Tütüncülük" adında açılmış ve 2023 -24 yıllarından sonra bir daha duvarından bir daha hiç bir yayın yapmayan onlarca hesap bulabilirdiniz.
Süreç aslında -belgesiz satıcıları eleme- ve tütün satıcılarını koruma için tütün alıcılarını mağdur etti. Son sonuçta bugün belgeli tütün satıcıları da kapıda ödemeli kargo yoluyla tütün satamaz. Tütünün satıcıdan satıcıya adeta araçla taşınması bekleniyor. Bugün sınırlı kargo firması tütün satış yetki belgesi ile tütün taşıyor oysa bu bile yasadışı. Tütünü kargo ile taşınması yasadışı hale getirilmiştir ancak el altından tütün satış yetki belgesi olanlar bazı kargolara taşıtabilmektedir.
Aynı ülkede paketli İthal Amerikan tütününü kargo yoluyla her dönem temin edebiliyordunuz.

Adıyaman'a gidip Adıyamanda tütün satın alabilirsin ve aracınla taşıyabilirsin
Adıyaman da bir arkadaşın senin için tütün alıp sana kargo ile gönderemez ama aracıyla taşıyabilir.

Yani seçici tütün içicisiyseniz son 2022-23 yıllarına kadar işler sizin için Türkiye'nin neresinde olursanız olun hasbel kader iyiydi. 2022-2023 yıllarına kadar iyi kalite tütünü paket hazır sigaraya kıyasla 1/3 ila 1/4 fiyatına gelerek hala temin edebilirdiniz.
2022-2023 döneminde enflasyonla birleşen tütün kargo yasakları, tütüncülerin kargodaki malına el konulması, makaron vergileri ve sigara fiyatları nedeniyle tütüne yönelik sürekli olarak artan talebin birleşimi sonucu tütün içiciliği adeta bazıları için çileye dönüştü.

Seçkin (doğranmış, tezgahlık, birinci kalite, iplikli-saçaklı denen) tütünün tüketimi ise tabiri caizse neredeyse et tüketimi gibi lüks olmak üzere ya da oldu.

Daha 2-3 yıl önce 100 ila maximum 200 TL bandında tedarik edilebilen iyi -birinci- kalite tütüne bugün neredeyse tam 10 (on) kat fiyat isteniyor.

10 yıl önce tütüncüler 1 kg tütün için kargo dahil fiyat sunup kapıda ödemeli bile gönderiyordu. Şu an tütünün kargo fiyatı tütün fiyatıyla yarışıyor.

Geçmişte 5 kg lık bir siparişte yaklaşık toptan fiyat ya da fiyat düşüşü isteyebilirdiniz. Şu an toptan fiyatına tütün alabilmek için 15-30 kg siparişiniz talep edilirdi.

Sarımlık tütünün boş filtresi olan makaron tıpkı tütün gibi vergilendirildi ve fiyatı ederinin 5 katına çıktı. 1 paket sigara için sadece makarona 13-15 TL para ödüyorsunuz

Türkiye'nin en iyi tütünlerinden biri kabul edilen Bitlis tütünlerinin kilosu 2.000- 3.000 TL bandından satılıyor. Adıyaman tütünlerinin ise seçilmiş kaliteli olanları bunun bir alt fiyat bandındadır.

Geçtiğimiz günlerde tütün yaprağının toptan fiyatları hakkında biraz arama yaptım. Bunların her biri için gerçek rakamlara erişemesem de şuna eriştim. Denizli de internet yoluyla alıcı arayan bir tütüncü kg başına 200 TL talep ederken tütününe 140 TL öneriliyordu. Adıyaman ve Bitlis dağ tütünlerini birinci kalite yapraklarının ayrıştırılıp bunun üstünde fiyatlandığını varsaymalıydık ancak sanırım yine de çiftçiden çıkışı 300 TL yi geçemezdi.

Adıyaman da dükkanda tezgaha 750 TL ye koyulan üründen Türkiye'nin herhangi bir yerinden ararsan 1,5-2 katı fiyat isteniyor. 1.000 TL mi olur 1.500 mü bilemezsin.
Adıyamanlı olmayan vatandaşa turist muamelesi yapılıyor.

Bozuk, küflü, ucuz, doldurulmuş, işlenmiş, döküntü mü içelim?
Çitçi bulup yaprak bulup bıçakla mı keselim, biz mi ekelim ev de makaron mu üretelim?

Bugün iyi-üst kalite Adıyaman dağ tütünü sarmak demek pakette 40-50 TL yi gözden çıkarmak demek
Bugün Bitlis tütünü içmek demek tam olarak paket başına 80 TL ödemek demekti
Tütün fiyatı yeniden yapılandığında çiftçi kazanmıyor ya da çiftçi için hiç bir şey değişmedi.

Burada ihtiyaç duyulan ne?

Ucuz pahalı farketmiyor tütündeki en büyük sorun mesela meyvedeki aflatoksin gibi olandır. Tütünde bozulma, çürüme olup olmamasıdır. Bu olduğunda gıdaya ve tüketime uygun olmayan hale gelirdi. Bu akciğerine küf emmek demektir.
Oysa bozulma bile olsa bunu satıcı yine de elinden çıkarmak isteyecekti alıcı almak istemeyecekti. Tütün satışı ve tedariklerindeki en büyük sorun budur.
Alıcılar yine de ilaç, kükürt, asit vb katılmamış olanını talep ederdi. Satıcı bozulmasın diye bunları eklerdi ki işlemeye kadar da bozulmuş olabilir. Bazları eklemeyecekti oysa malı bozulabilirdi.

Burada açık tütünün yaprağının saklanması ile ilgili bir kural dizgesine ayrıca toksik olmayan doğal koruyuculara ve yaprak ya da doğranmış tütünün kalitesini toksisitesini ölçen basit test ve aletlere/araçlara ihtiyaç vardır. Nemlilik küflülüğün şeffaf basit ölçümü. Bu halk sağlığı için elzemdir. Bir kural yasa dizgesi haline getirilmelidir. Satıcı ve alıcılar rahat ettirilmelidir.
Yani ya izin verilen koruyucular ya da bunu kullanmak istemediğinde nemlilik küflülüğün yokluğunu garanti eden, gösteren ölçen satış

Bozukluk tadım ve tecrübeyle anlaşılıyor. Satıcı bilse de bazen zarar etmeme uğruna satıyor. Bozuk balığın satıcısı gibi.
Alıcı bu ürünü kargoyla alıp geri çevirse kargolar Türkiye de tütün dönderiyor. Arada mal para takası kavgası.
Tüm bunlara rağmen kargonun yasaklanması tüketiciyi korumadı. Halk sağlığı ile ilgili hiç değildi. Piyasadaki açık tütün zaten bozuk ki alıcı o yola yöneldi. Paket sigara ve işlenmiş tütün zaten beş para etmez ki o yola yöneldi.

"ictenlik"
01-11-2025, 14:09
Varolamayan para

Tıpkı varolmayan ülke -Peter Pan'ın ülkesi- gibi

Devlet sizi tasarrufa zorluyor niye?

Bankacılık, finans sistemi için fonlar, girdiler, elementler, akışkan para mı lazım?

Son sonuçta ne olurdu?

Ücret gelirlerinin %5 kadarı bankacılık/sigortacılık sektörü aracılığıyla yatırım araçlarına dağıtılır ve finans sisteminde bu para bir fon/büyüklük olarak gezer ve varolurdu.
İsterseniz şöyle düşünün.
Devletiniz sizi çok seviyor, ikinci emekliliği teşvik ediyor.
ya da
Emeklilik artık sembolik ve ikinci bir ek gelire ihtiyaç var
Para biriktirmenizi istiyorlar (altın almanızı ve yastık altına atmanızı istemiyorlar)

Finans havuzuna girdi...

Son Sonuç-ta;

İşverenin yüzde 1 ini salla
Devletin + yüzde 4 ün %30 unu da salla
Kendi %3 ünle altın al, emlak al, mal al, uygun yatırım araçlarına yönel, her zaman kasanda daha fazlası olur. İçtenlik sözü...
Objekt cari/reel enflasyon kadar getiri ve faizi garanti eden bir fon kurmadıkça her zaman sizden çalacaklardır, orada param birikir diyenlere şimdiden geçmiş olsun

Yıldan yıla geri eriyen, ters bileşik faize benzer -kayıp/kaybınız

Bu tip bir emeklilik sistemi ancak ve ancak enflasyon % 0 ila 0,x bandında işletilebilir/çalışır. Bunu öneren de kaçıktır. Ülkeye uygun değil.

30 yıl önceki ekonomik göstergelere bakın, ne dediğimi anlayacaksınız
Sözde paranız/fonunuz altın dolar vb karşısında 7 ila 7 bin kat değer kaybına uğrayabilir
Bunu biri ölçmeli
Eğer şu an bankacılık, sigortacılık ve fon sistemlerinizde 90 lardan başlayarak rutin para girişi ve brikim/tasarruf yapmış ve bugünlerde çıkış yapacak olan hesaplar varsa takip edin ve bulun görün

https://x.com/vergisi_ne/status/1984258947449020465

"ictenlik"
01-11-2025, 15:11
Varolamayan para

Tıpkı varolmayan ülke -Peter Pan'ın ülkesi- gibi

Devlet sizi tasarrufa zorluyor niye?

Bankacılık, finans sistemi için fonlar, girdiler, elementler, akışkan para mı lazım?

Son sonuçta ne olurdu?

Ücret gelirlerinin %5 kadarı bankacılık/sigortacılık sektörü aracılığıyla yatırım araçlarına dağıtılır ve finans sisteminde bu para bir fon/büyüklük olarak gezer ve varolurdu.
İsterseniz şöyle düşünün.
Devletiniz sizi çok seviyor, ikinci emekliliği teşvik ediyor.
ya da
Emeklilik artık sembolik ve ikinci bir ek gelire ihtiyaç var
Para biriktirmenizi istiyorlar (altın almanızı ve yastık altına atmanızı istemiyorlar)

Finans havuzuna girdi...

Son Sonuç-ta;

İşverenin yüzde 1 ini salla
Devletin + yüzde 4 ün %30 unu da salla
Kendi %3 ünle altın al, emlak al, mal al, uygun yatırım araçlarına yönel, her zaman kasanda daha fazlası olur. İçtenlik sözü...
Objekt cari/reel enflasyon kadar getiri ve faizi garanti eden bir fon kurmadıkça her zaman sizden çalacaklardır, orada param birikir diyenlere şimdiden geçmiş olsun

Yıldan yıla geri eriyen, ters bileşik faize benzer -kayıp/kaybınız

Bu tip bir emeklilik sistemi ancak ve ancak enflasyon % 0 ila 0,x bandında işletilebilir/çalışır. Bunu öneren de kaçıktır. Ülkeye uygun değil.

30 yıl önceki ekonomik göstergelere bakın, ne dediğimi anlayacaksınız
Sözde paranız/fonunuz altın dolar vb karşısında 7 ila 7 bin kat değer kaybına uğrayabilir
Bunu biri ölçmeli
Eğer şu an bankacılık, sigortacılık ve fon sistemlerinizde 90 lardan başlayarak rutin para girişi ve brikim/tasarruf yapmış ve bugünlerde çıkış yapacak olan hesaplar varsa takip edin ve bulun görün

https://x.com/vergisi_ne/status/1984258947449020465

Hesap 1

Aşağıdaki görsel
100 birim için tek haneli enflasyonlarla 30 yıllık bileşik hesap tablosu

Aşağıdaki görselden; bankacılık, finans, sigortacılık sisteminde nakit vb para cinsinden tutulan finansmanınızın korunması ve aslında sabit değerde korunması için nasıl bir kondüsyon izlemesi gerekeceğini görebilirsiniz

Farkedeceksiniz ki bu çok çok zor olacaktı ve hadi bu mümkün olsun. Ne olurdu?

Türkiye de asgari ücret son 20-25 yılda dolar karşısında 4 ila 5 kat artmış ve altın karşısında 2,5 kat değer kaybetmiştir

Yani böylesi bir ülkede, bankacılık sisteminde TL cinsinden tutulan paranız ülkedeki objektif enflasyona tam denk korunabilse -faiz alsa bile- 7-8 kat değer kaybeder

Böylesi bir finans sisteminde; insanların güvenerek paralarını o tip bir sisteme akıtmasını isteyemez ve ya da bekleyemezsiniz. Bu çılgınlık. Bunların mucitleri "çatlak"

Hesap 2

Belirtilen %3 tasarrufu hesaplama için 30.000 TL yi baz alıyorum

900 TL işçi + 300 TL işveren + 270 TL devlet payı
Yaklaşık 1.500 TL ederdi

"0" ve yazıyla sıfır enflasyonda ayda 1.500 TL biriktirerek toplam 20 yıl ödeme yapsaydım 360.0000 TL biriktirebilirdim

"0" yazıyla sıfır enflasyonda ayda 1.500 TL biriktirerek toplam 30 yıl ödeme yapsaydım 540.0000 TL biriktirebilirdim

30 yıl boyunca biriktirdiğim 500 bin TL nin emsali 30 yıl sonra bana 15 yıl boyunca emekli maaşı olarak bağlansaydı?

Aylık 3.000 (yazıyla üçbin ay da 3 bin) TL maaş alabilirdim.

30 yıl boyunca biriktirdiğim 500 bin TL nin emsali 30 yıl sonra bana 10 yıl boyunca emekli maaşı olarak bağlansaydı?

Aylık 4.500 (yazıyla dörtbinbeşyüz) TL maaş alabilirdim.nokta

-ve tabi ki bu bankacılık sisteminin ana parayı eritmeden koruyabilme varsayımında

https://i.ibb.co/qFx3Mkct/billesig.png

"ictenlik"
06-11-2025, 15:37
Elon Musk'ın Portatif Demonte Monte Edilebilir Evi

Bay Musk'ın yeni projesi. Bu bir evrim devrim mi yenilik mi ya da çuvallayacak mı göreceğiz

Bu şe işe yarasaydı ve yani çalışaydı müstakil ev/konut sektörünü derinden değişime zorlardı
Bunun çok katlı inşa edilebilecek olanı mümkün kılınsaydı inşaat sektörü sonsuza kadar değişirdi

Bu ev almanın bir gün telefon almak gibi olabileceği anlamına gelir
Çin'liler ne yapacak ve nasıl tepki verecek?. Çinlileri bekleyin

Yani bir gün Çin evlerini, evin marka model ve donanımını tartışıyor olabilirdik

Diğer taraftan bu şey çökme/parçanlanma dayanıklılığı içeriyorsa gerçekten depreme karşı da bir devrim ve yenilik

https://x.com/MilenaEmmastrt/status/1986209733875827023

https://www.youtube.com/watch?v=6qn0rxaO2Ng

"ictenlik"
11-11-2025, 15:43
Bunu paylaşan kişi şöyle demiş

Üretim gidiyor, istihdam gidiyor...

Geleceğimiz gidiyor!

Bir kere hiç bir şey hiç bir yere gitmedi ve gitmiyor. Tekstil ucuz emek sömürüsüdür.
Sömürüyü def ediyorsunuz.
Bunlar merkezi yurtdışında bulunan uluslarası tekstil devleri için parça ürün diken taşeroncular benzeri yapılardı. Bu üretimler yurtiçine yapılmıyordu. Markalar senin değil. Sahibi zaten sen değildin. Sen sadece ucuz işçileri -işgücünü- kiraya vermiştin.
300 dolara elin gavuruna dikip hazır gönderiyordunuz. Elin işini görüyordunuz.

Tersten bakın. Tekstil işi ucuz tarım işçiliği gibi ve evlere temizliğe gitmek ayarı bir iş..

Sanırım yukarıda yazılanlar politik muhalefetten yazılıyor. Asgari ücreti kim 600 dolara ve ya da üstüne taşısa aynısı olacaktı. Bu doların baskılanması yoluyla olmuş olabilir ancak dolar baskılanmadan da olabilirdi.

Tekstili rahat bırakın ve gitsin... Basıp gitmeliler.
Tekstil berbat bir sektördür. 3-5 atölyeye yolu düşenlere bir sorun.

Şöyle bakın.
Uluslarası bir işverenle 300-400 dolara 1-2 milyon kişi çalıştırmaktansa 1.500 dolara 2 ila 300 bin kişi çalıştırın.
Tekstili bırakın, teknolojiye yönelin.
Tek bir teknoloji ya da ilaç şirketi/devi 1 ila 2 milyon insanın 500 dolar kadar ücretle çalışarak bir ülkeye soktuğu dövizden daha fazlasını ülkeye getirebilir.
Tekstilden kaybedilebilecek bir kaç milyar dolar dövizi uygun turizm yatırımlarıyla rahatlıkla yerine koyabilirsiniz

İnsanlara şu aşılandı. Çok kişinin çalıştığı fabrikalar. Fabrika kapısı çal ve bir işe gir. Bunlar çok kişiye ekmek verir.

Tüm taşeron tekstil sektörü yerine yıllık 5 milyar dolarlık hasat yapan bir tekstil markası yarat

Tekstil çöptür, tekstil sömürü...

Tek başına Ferreronun Nutella'sı yılda 9 milyar euro demek ve Türkiye'nin tekstil işçiliği adını verdiği tüm sektörün tamamından büyük

Tüm bu tekstil işi savunulur çünkü çok fazla insan emeği gerektiriyor. Bir atölyeye doluşmuş yüzlerce insan demektir.. Yani milyonlarca kişiye iş muhabbeti
Tekstil zaten er ya da geç makineleşme ve robotlaşma yoluyla muhtemelen otomasyona uğrayacak

https://x.com/DeSeteneya/status/1987467909254586513

"ictenlik"
16-11-2025, 20:20
Garadenizde "goyuna yaydırma", "goyun yaydırma" diye bir şey vardır
Bu şu anlama gelir. Koyun yer, otun gürlüğünü azaltır, dışkılar (gübreler) ve toprağı tırnaklar, gevşetir
Yani koyuncu koyununu otlatacak arazi arar ama bazen de arazi sahibi otlatacak koyuncu arar çünkü bu ilişki çift yönlüdür.

https://x.com/bayrakmedya/status/1990075036330316209

https://x.com/Interior/status/1989824484162044238

"ictenlik"
17-11-2025, 12:22
1 milyon dediği 1.000 TL
1.000 lira yevmiyeyle hafta tatilini çıkar, ay da 25 gün çalışsan 25 bin TL eder.
Asgari ücrete ek olarak 8.000 TL isteğe bağlı sigorta tutarını bile karşılamadı
İkindiye kadar dediği zaten 7,5-8 saatlik bir günlük fiili çalışmayı sağlıyor

Bunları kazığa bağlayıp, hayır. Bunları günlük 1.000 TL yevmiyeli işte çalıştırıp günlük 1.000 TL ile geçindireceksin

Afgan'a çobanlık için 80 bin ödediğini söylemiş.
Alttaki yorumlar şunu söylüyor. Yerli çobanın piyasası 60 bin ve Afgan çobanın piyasası 30-40 bin ve 50 bin ayarında çalışmaya gönüllü yerli çoban da mevcut.
Videodaki kişi; 2 Afgan, ikili ekip, karı koca çalıştırıyor ya da benzerinden sözediyor olabilir

İş Kanunu

İş kanunu uyarınca çalışma hadleri, saatleri ve koşulları belirlenmiştir. Çobanlık bunlarla uyumsuzdur ve bu nedenle işin aslı çalışma saatlerini/koşullarını aşan çalışmayla kanunla yasaklanmış kölelik ayarında bir iştir.
Çobanlık işi -sigortasızdır- çalışana ara dinlenme, hafta tatili, çalışma saati hadlerine uyum vb hiçbirini sağlayamaz
Çobanlık bekar birinin geçici düzen oturtana kadar para biriktirmesi için görülen geçici bir iştir ya da evli kişinin sebaat ve feragatine dayalı bir iştir
Her anlamda düzensizdir ve belirli bir akdi oluşturma neredeyse olanaksızdır

İş var çalışmıyorlar hikayesi ya da Afgan piyasası

O Afganlar olmasa o koyunlar yine de güdülürdü , işler yine de görülürdü. Yerli bir çoban 80 bin alırdı
Çobanlık piyasası 80 bin etin kilosu 100 lira pahalı olurdu
Sen goyunundan beş guruşda zarar etmezdin, senin paranda eksilmiyor a kütük

1.000 TL yevmiye ile çalışma mantığı

Şimdi ben karadenizli fındık çiftçisiyim
Fındık hasadı öncesi motorlu ot tırpanı işi var. Ağır zorlu iş ve günlüğü 3-4 yevmiye
Örneğin fındık dip sürgün alımı işi var. Bu normal yevmiye
Şimdi ilk işe fizik kapasitesi yeten çalışkan birini düşünelim

Yani şunu diyebilirdim. Aylık gerçekten 60-80k getiren sürekli iş süreçleri olsaydı pek çok genç, ortayaşlı insan çalışırdı

1.000 liraya çalışma şuna benzedi. Marul ve patates satıcısı kilosuna/bağına 2 TL öneriyorlar diye koyuna yedirdi.
İşçiliğe 2 TL önerirlerse yatarsın.

Afganistanda, İran ve Türkiye güdümlü uyumlu bir yönetim şekillenmelidir ve İran Türkiye ikilisi Afganistan'a direkt el atmalıdır. Tam aynı göçmen sorununu ve buna bağlı enerji su krizi dahi İran da deneyimliyor.
İran ve Türkiye Afgan sorununu yerinde (Afganistanda) çözmeli.

https://x.com/aykiricomtr/status/1990300199131185477

"ictenlik"
20-11-2025, 14:26
Universal Basic Income
Temel Evrensel Gelir ya da Vatandaşlık Geliri ya da Gelir Nafakası/Sigortası

Sosyal devletin ya da modern devletin gereği ve ya da olmazsa olmazı
Doğru uygulandığında

Bu gönderide bu uygulamayı araç kaskosuna benzetmiştim. Bir sosyal sigorta. Elektrikteki sigortaya da benzetilebilir..
Gelirin yokluğunun kaskosu ve sigortası. Bu insanın sosyal varoluşundaki çatışkıları ve sorunların başat çözüm direklerinden biridir. Temelde psikoloji denene vurgu yapacak biçimde sosyal barış sağlar.

Doğru uygulandığında diyoruz çünkü şüphelerimiz var.

Örneğin 47 yaşında işsizsin. Zorunlu baba ocağına -köye- dönmüşsün. Hane gelirin incelendiğinde babanın emekli maaşı, üzerine bir miktar geliri muallak tarla, bir araba, köyde bir ev ve belki sen işsiz kalmadan önce sahip olabildiğin bir kısım mallar olacak. Son sonuçta işsizsin, gelirin yok, topluma katılamazsın, bireysel tüketme ve sahip olma özgürlüğün yoktur, babadan harçlık alırdın, ailene yüktün ancak bu uygulamanın muhtemelen dışında kalacaktın çünkü hane geliri testlerini geçemezdin.
Annenin babasının veraseti nizalı dayının topladığı fındık tarlalaları bile hane gelirindedir ve dedeni evlatlık veren , senin yüzünü görmediğin hiç tanımadığın babasının tarlaları ve kimi parselleri de oradadır.

Yine de insanlık için küçük Türkiye için büyük temel adım. Tartışılması bile -her ne kadar seçim yatırımı ve kırpılmış hali olabilecek olsa da temel düzeye olumlu bir süreç
Muhtemelen fakir ya da aç kalan yok demeye getirecekler. Devlet herkese el atıyor/attı demeye getirecekler ama okumuş işsiz ailesiyle yaşayan 35 yaşına gelmiş sap gibi insanların önemli bir bölümünü yine de kapsamayacak

Temelde objektif bir işsizlik geliri yapılandırılmalıdır ve 18 yaşını geçmiş eğitim görmeyen ve bireysel geliri olmayan herkes için hane geliri denenden bağsız uygulanmalıydı.
Tersi bireyin özgürlüğü ve vesayetiyle çelişkilidir ve ancak o yolla toplum ve kamu otoritesini bireye iş/gelir sağlamaya zorlardı

Şu an iktidar bir tür eleştirilemezlik zırhı arıyor. Yani aç yok, açık yok gereği yapıldı. Ayrıca seçim yatırımı olarak rakiplerinin öne süreceği en güçlü koza saldırıyor ve yatırım yapıyor.
Sanırım iktidar bu yolla hakkındaki tüm suçlama ve eleştirileri düşüreceğini ya da gelecek seçimi bankolayacağını umuyor olmalı

Burada sorun şu
'Hane geliri' diye bir şey yok ve olamaz

18 yaşını geçmiş vatandaş. Bu bağımsız. 'Hane geliri' ifadesi 18 yaşı aşan işsiz -geliri olmayan- bireyi -hala- vesayet altındaki çocuk ya da kul/tebaa gibi konumlar
Bu sosyal devlet mi?

https://x.com/gusholderhaber/status/1991423414397997168

"ictenlik"
20-11-2025, 18:12
"Dar gelirli aileler"
"haneler"
"Ailenin geliri"

Üst dünyada ya da batı modernitesi denende ya da sosyal devlet denenlerde böyle bir vatandaşlık tanımı yok, böyle bir vatandaş tanımı yok, böyle kavramsallaştırmalar/bağlamsallaştırmalar yok
Birey birey
Birey kavramı var

Yukarıdaki açıklananı ele alalım

Örnek 1;

Bir yakınım memur
İki çocuğu var. Biri üniversite mezunu, yeni mezun ve diğeri üniversite de okuyor

Başvuru yaptılar. Aile gelir testine alındı
Memur maaşı+araba+ev

25 yaşında bekar işsiz erkek aile bireyi ve hiçlik maaşına/gelirine hak kazanabilir

Bireyin özgürlüğünü bile tanımıyor
Hane gelirini ebeveyn yönetiyor, ebeveyn yönetici; genç bireyin hane gelirinde (yiyeceği giyeceği, zorunlu ihtiyacının sağlanması dışında) sıfır tasarrufu var

Örnek 2 Paradoks

3 yetişkin ve üniversite mezunu işsiz birey aileden koparak hane olmaya kalktı (ortak ev açtı, kiraladı çünkü devlet para veriyor ve anne babanın adresinde ailenin parçası olmazsa belki para/ödenek koparabilirdi -özgürleşebilirdi- ve tek başına ev kiralayamaz, tek başına haneye de döneşemez.
Ne olacak?
Anne baba bakmakla yükümlü mü diyeceksiniz?
Bu sosyal devlet mi? Bu nasıl bir toplum tanımı?

Örnek 3 Paradoks 2

Karı kocadan boşanır,
Hane ya da ile tanımı gereği ikisi de işsiz olsa bile ancak tek biri işsiz kabul edilirdi

Bu bir sosyal hak girişimi de değil, yukarıdaki çözümleme de ifşası

Sadaka kültürünün uzantısıdır
Buna geniş aile destek ödeneği vb ad takın

Vatandaşlık Maaşı 3 İşsiz Havuzu

Bu işletilseydi ve buradan gerçekten EYT gibi bir bütçe yükü çıksaydı devlet ilk iş olarak bunları -bu kişileri- çalıştırmalıyız derdi, bunları öncelikli işe koymalıyız derdi, topluma ve işverene bunun baskısını sunardı ve ara/taşeron işler/sektörler icad ederdi.
Ödeneğe zorlaştırıcı kulplar, geçici kamusal işlerde görevlendirmeler gibi şeyler icad ederdi. Yani zaten para veriyoruz gibi.
İş-Kur yoluyla zorunlu ara işe sürgünler ve emeği belirleyememe, işi reddedememe, yevmiyeci gibi çalıştırılma, düzensiz yevmiyeci iş
Havuzdan işçi çalıştırmaya ve işe alımlara teşvik
Son durak

İşsizim ama işsiz miyim?
Normalde kayıtlı işsiz kadar ödenek olmalı hatta işsiz tanımı çalışmayı arzulayan ev kadınlarına genişletilmeli
İşsizseniz ve işsiz kalarak iş-Kura işsiz kayıtlıysanız iş-Kur bunu 6 ay sonra pasif yapıyor ve İş-Kur hesabınıza girip elle aktife almadıkça artık kayıtlı işsiz bile değilsiniz
Örneğin yeni mezun işsizsiniz ve bir işten ayrılarak işsiz kalmadınız. İşsiz kayıtlı mısınız?

SONUÇ

Bu haliyle vatandaşlık maaşı denmeye uygun değil.nokta

Universal Basic Income
Temel Evrensel Gelir ya da Vatandaşlık Geliri ya da Gelir Nafakası/Sigortası

Sosyal devletin ya da modern devletin gereği ve ya da olmazsa olmazı
Doğru uygulandığında

Bu gönderide bu uygulamayı araç kaskosuna benzetmiştim. Bir sosyal sigorta. Elektrikteki sigortaya da benzetilebilir..
Gelirin yokluğunun kaskosu ve sigortası. Bu insanın sosyal varoluşundaki çatışkıları ve sorunların başat çözüm direklerinden biridir. Temelde psikoloji denene vurgu yapacak biçimde sosyal barış sağlar.

Doğru uygulandığında diyoruz çünkü şüphelerimiz var.

Örneğin 47 yaşında işsizsin. Zorunlu baba ocağına -köye- dönmüşsün. Hane gelirin incelendiğinde babanın emekli maaşı, üzerine bir miktar geliri muallak tarla, bir araba, köyde bir ev ve belki sen işsiz kalmadan önce sahip olabildiğin bir kısım mallar olacak. Son sonuçta işsizsin, gelirin yok, topluma katılamazsın, bireysel tüketme ve sahip olma özgürlüğün yoktur, babadan harçlık alırdın, ailene yüktün ancak bu uygulamanın muhtemelen dışında kalacaktın çünkü hane geliri testlerini geçemezdin.
Annenin babasının veraseti nizalı dayının topladığı fındık tarlalaları bile hane gelirindedir ve dedeni evlatlık veren , senin yüzünü görmediğin hiç tanımadığın babasının tarlaları ve kimi parselleri de oradadır.

Yine de insanlık için küçük Türkiye için büyük temel adım. Tartışılması bile -her ne kadar seçim yatırımı ve kırpılmış hali olabilecek olsa da temel düzeye olumlu bir süreç
Muhtemelen fakir ya da aç kalan yok demeye getirecekler. Devlet herkese el atıyor/attı demeye getirecekler ama okumuş işsiz ailesiyle yaşayan 35 yaşına gelmiş sap gibi insanların önemli bir bölümünü yine de kapsamayacak

Temelde objektif bir işsizlik geliri yapılandırılmalıdır ve 18 yaşını geçmiş eğitim görmeyen ve bireysel geliri olmayan herkes için hane geliri denenden bağsız uygulanmalıydı.
Tersi bireyin özgürlüğü ve vesayetiyle çelişkilidir ve ancak o yolla toplum ve kamu otoritesini bireye iş/gelir sağlamaya zorlardı

Şu an iktidar bir tür eleştirilemezlik zırhı arıyor. Yani aç yok, açık yok gereği yapıldı. Ayrıca seçim yatırımı olarak rakiplerinin öne süreceği en güçlü koza saldırıyor ve yatırım yapıyor.
Sanırım iktidar bu yolla hakkındaki tüm suçlama ve eleştirileri düşüreceğini ya da gelecek seçimi bankolayacağını umuyor olmalı

Burada sorun şu
'Hane geliri' diye bir şey yok ve olamaz

18 yaşını geçmiş vatandaş. Bu bağımsız. 'Hane geliri' ifadesi 18 yaşı aşan işsiz -geliri olmayan- bireyi -hala- vesayet altındaki çocuk ya da kul/tebaa gibi konumlar
Bu sosyal devlet mi?

https://x.com/gusholderhaber/status/1991423414397997168

"ictenlik"
21-11-2025, 14:16
Altınlar yastık altında mı?

Maliye bakanlığı ve cumhurbaşkanlığının ifadelerine bir vurgu

Türkiye'ye gidip çalışarak Afganistan'da bu arabayı aldım, bir daha Türkiye'ye gidip çalışarak burada Afganistan'da ev alacağım
Aşağıdaki twitter gönderisi

Afganistan'n yarısı Türkiye de

Bir gezgin youtube videosunda bir Afgan'ın ifadesi. Muhtemelen belirli bir yöre halkı ya da özel olarak Türkmenlere bir vurgu

TL dolara altına çevrilerek yastık altına ve oradan da Afganistan'a

Afganistan'a taşınan TL ya da TL olarak taşınmıyorsa ne olarak taşınıyorsa onun ekonomimize faydası nedir?

Afganlar paraları nereye koyuyor?
Yastık üstüne mi?
Afganistan'a TL'yi TL olarak götürüp Afganistan da TL olarak mı harcıyorlar?

Para hiç bir yerde
Sen hiç bunu duydun mu?

https://www.youtube.com/watch?v=ZR7tchwM_Qw

https://x.com/ajans_muhbir/status/1991725761632383261

https://x.com/ajans_muhbir/status/1793986053168333014

"ictenlik"
24-11-2025, 18:51
Ne yiyorsunuz?

Pandemide köyüne kesin dönüş yapan eski beyaz yakadan

Bu "ne yiyorsunuz" ifadesini şu anlamda kullanıyorum. Burada köyümdeyim. Ufak tefek hobi, boş zaman uğraşı ayrıca yenilebilir de deyip ekip diyorum. Bu süreçteki emeği görüyorum ve ektiğimi yerken onu satmak için değer biçsem diyorum, bir değer biçemiyorum

(Not: Esasen ben sebzeyi baharat gibi görenlerdenim ve bana göre ana yemek ettir o yüzden yemden ziyade hobi uğraş dedim ve öyle de)

Bu hafta son taze barbunyalardan (tane fasulye) birini yerken yukarıda açıkladığım şeyin aynını yaşadım. Bu pazardan kaça alınır ben satsam kaça satardım_? (Abartı değil 1.000 lira vereyim /verelim diyen olsa belki satarım öbür türlü satmam, satmayı düşünmem, satmak içinde yapmayı düşünmem) Fasulye kestane kebabı gibiydi. Çarşı pazarda eşi benzeri yok ya da nadiren belki köy pazarlarında emsali yakanabilirse yakalanabilir oysa kendi kendime; "onu satan ne tür bir parayla niye satsın" diyorum.
(Yani fasulyeden ne alacak ve ne alacağına (takas yerine) o fasulyeyi yesin ve yer. Yan atıyorum bir kilo et alsa, bir kilo bal alsa satılır öbür türlü takasa değmez)

Şimdi düşünüyorum, fındığı söksem fasulye eksem dekarda ne kadar alırım? 200 kilo fasulye. Fındık kadar para etmiyor o halde fasulyeden sonra başka kışlık ürün ekmem lazım..
Düşünüyorum, bunu eksem toplasam emek etsem pazara götürsem. Sadece emeği, emek zamanı ve yevmiyeyi düşünüyorum. Ben sadece hakkıyla yevmiye yazsam benim sattığımı kimse almaz. O halde siz ne yiyorsunuz? Bunu ben merak ediyorum

Mesela üzüme bakıyorum, güz gelmiş. Dalda dura dura tatlanmış, artık kuşlar sinekler yiyor. Yarısı delik ayrısı sağlam halde. Bunu satmaya kalksan bir ay önce koparılacak. Bir ay önce de tatlı ve olgun ama şu an ki tatlılığın ve aromanın yanına bile yaklaşamıyor.. Kuşların onu yeme zamanı yeni çattı.
Şimdi şarap sirke olsa en güzel ondan olur ama çürüğü bozuğu bol çok iyi seçme isteyecek zamanı..
Üzüme bakıyorum ve yine aynı şeyi diyorum (raftakiler, şaraplar ve sirkeler için)

Siz ne yiyorsunuz?
Kuş bağa girmeden koparılanlar, tatlanmadan aşırılanlar

"ictenlik"
24-11-2025, 21:46
Sizi kandırıyorlar (size yalan maval okuyorlar) (bazı şeyleri kendileri de bilmiyor, anlamaz ,anlamak ve görmek istemezdi bu da var ama her zaman bilen birileri orada vardır erişilebilir ve makam diye boş kütüğü bürokrat atama yerine ve bileni mobbingle itme dışarı atma yerine bilene erişim mümkün o yüzden yeniden ) sizi ve bazen de kendilerini kandırıyorlar

Ülkenin basit yapısal temel sorunları

Cari açık var. Enflasyon var ve olacak çünkü cari açık var
Bu dış ticaret açığı. Yani yurtdışına sattığımızdan her zaman fazlasını alıyoruz. Aldığımız kadar vermiyoruz. Takas açığı. Bu döviz cinsinden açık üretir ve bu dövizi temin etmen gerekir ki bunun için aracın TL dir ve bu paranın değerini her zaman düşürür. Döviz temin etmen gerekir. Cari açığın kadar döviz bulman gerekir ve her yıl. Bu sürekli bir şeyleri satmak, borç almak gibi bir döngüdür. Cari açık kapanana kadar öyle ya da böyle enflasyon ve paranın değer kaybı yaşanacak, bu durdurulamaz, bu realite.
Cari açık milli seferberlik konusu ilan edilmelidir. (bilgi, halkın bilgilendirilmesi, tüketimden feragatler, teknoloji ve turizm yatırımları vb) Telefondan araca kadar herşeyi üretme kabiliyeti kazanma ve bu şöyle ele alınmalıdır. Almanlar ikinci dünya savaşından sonra iki yıl sadece patates yedi. Burada üretilen bir telefon ya da araç için verilmesi gereken taviz buna benzer olacaktı. Ulusal birlik ve seferberlik yoluyla aşılır. Halkın bilgilenmesi yoluyla aşılır. Araç budur.
Cari açığı bu halka anlatın. Tane tane açıklayın.


Sosyal sigorta sistemi ve vergi sistemi berbat. Yamalı bohça gibi berbat. Yapısal reform ihtiyacı var. Oturup yeni baştan sıfırdan baştan yazılmalı. 80 ve 90 larda yapılan ilinen iliklenen bohça yamaları gibi şeyler hala orada. Ülkede çalışanın sigorta primini asgari ücretten ödemek -düşük bildirmek- gibi şeyler orada ve açık. Böyle ülke olmaz. Böyle kurumsal devlet olmaz.
Yasaya uyumamasına kamu gücü açıktan göz yumuyor, o yasayı düzelt. Sadece emekli primini fazla ödet ve hastane primini sabit yap
Sigorta kaçırma ve ülkede tıpkı vergi kaçıma gibi açıktan sigorta primi kaçırma var ve kamu gücü de göz yumar. Bu gerçektir.


85 milyonluk ülkede 40 milyon ancak çalışan var ve bu sayılar sosyal güvenlik sistemini desteklemeye, çarkı çevirmeye, yetmiyor. Yani çalışanlardan kesilen primlerle emekli maaşları ödenecek ve hastane masrafları karşılanacak vs. Bu sistem açık veriyor ve verir çünkü denge yok. Bu açlığı kapatmanın yolu neredeyse tüm aktif çalışabilir nüfusu çalışmaya sevketmektir ve sosyal sigorta havuzuna dahil etmektir.
Bireyin işsizliği ekonomiye katılımının yokluğu demek ve bu da devletin sosyal güvenlik pirimi açığıdır ve vergi açığıdır.

Düşük gelir sadece bireyin sorunu değildir. Düşük gelir devletin de sorunudur. Bir ülkedeki düşük gelir devlet için de düşük ve az vergi toplama yeteneği demektir. Yani gelir düşükse toplanan vergi az olur. Çalışan ve ekonomiye katılabilenn azsa toplanan vergi düşer.. Az çalışan daha az vergi toplamak demektir. Düşük gelir düşük vergi toplamak demektir.
Devletin vergi gelirlerini artırmasının yolu çalışan havuzuna çalışmayanların dahil olmasını sağlamak ve gelirleri artmaktır.
Bir devlet yeteri kadar vergi toplayabilene kadar sadece ve sadece bu ikisini yapmalıdır.
Gerisi maval ve Mavalistan da yaşanıyor...

Tarım işçiliği, gündelikçilik, yevmiyecelik, çobanlık vs kayıtdışı ve sigortasız çalışmaya, düşük ücrete, sosyal hak dışına geçit ve imkan tanır Sosyal adaletsizliğe kapı pencere aralar ve göz yumar

Göçmen işçilik yerli işçinin hakkını çalar, nasıl? Biz Alman, İngiliz ve Amerikan değiliz. O kadar gelişmiş bir ekonomi ya da para sistemine ait değiliz. İkincisi Amerikaya giden oraya kapağı atmaya çalışır. Orada yaşar, çalışır, yerleşir ve sonuçta kazandığı parayı da çoğunlukla orada harcardı. Bir Afgan Türkiye!ye geldiğinde önce evlilik aprası çıkarmaya çalışıyor. Buradan 10 bin dolar evlilik parası, 10 bin dolar araba parası, 10 bin dolar ev parası yapıp hepsini alıp gitmenin derdindedir. Afgan TL yi biriktirir dolar ya da altına çeker saklar ve alıp kaçar. Bu para ekonomiden buharlaştı

Siz bunları söylemiyor da başka şey söylüyorlarsa yalan okuyorlar

Bunar gerçekler gerisi mavallar.

Bunun dışındaki masal anlatanların adı siyasetçi bürokrat ekonomist sivil kim olursa dinlemeyin kapatın bilgisiz boş bal kabağı insanı

https://www.youtube.com/watch?v=0DNxP0Jfszk

"ictenlik"
24-11-2025, 22:50
Sizi kandırıyorlar (size yalan maval okuyorlar) (bazı şeyleri kendileri de bilmiyor, anlamaz ,anlamak ve görmek istemezdi bu da var ama her zaman bilen birileri orada vardır erişilebilir ve makam diye boş kütüğü bürokrat atama yerine ve bileni mobbingle itme dışarı atma yerine bilene erişim mümkün o yüzden yeniden ) sizi ve bazen de kendilerini kandırıyorlar

Ülkenin basit yapısal temel sorunları

Cari açık var. Enflasyon var ve olacak çünkü cari açık var
Bu dış ticaret açığı. Yani yurtdışına sattığımızdan her zaman fazlasını alıyoruz. Aldığımız kadar vermiyoruz. Takas açığı. Bu döviz cinsinden açık üretir ve bu dövizi temin etmen gerekir ki bunun için aracın TL dir ve bu paranın değerini her zaman düşürür. Döviz temin etmen gerekir. Cari açığın kadar döviz bulman gerekir ve her yıl. Bu sürekli bir şeyleri satmak, borç almak gibi bir döngüdür. Cari açık kapanana kadar öyle ya da böyle enflasyon ve paranın değer kaybı yaşanacak, bu durdurulamaz, bu realite.
Cari açık milli seferberlik konusu ilan edilmelidir. (bilgi, halkın bilgilendirilmesi, tüketimden feragatler, teknoloji ve turizm yatırımları vb) Telefondan araca kadar herşeyi üretme kabiliyeti kazanma ve bu şöyle ele alınmalıdır. Almanlar ikinci dünya savaşından sonra iki yıl sadece patates yedi. Burada üretilen bir telefon ya da araç için verilmesi gereken taviz buna benzer olacaktı. Ulusal birlik ve seferberlik yoluyla aşılır. Halkın bilgilenmesi yoluyla aşılır. Araç budur.
Cari açığı bu halka anlatın. Tane tane açıklayın.


Sosyal sigorta sistemi ve vergi sistemi berbat. Yamalı bohça gibi berbat. Yapısal reform ihtiyacı var. Oturup yeni baştan sıfırdan baştan yazılmalı. 80 ve 90 larda yapılan ilinen iliklenen bohça yamaları gibi şeyler hala orada. Ülkede çalışanın sigorta primini asgari ücretten ödemek -düşük bildirmek- gibi şeyler orada ve açık. Böyle ülke olmaz. Böyle kurumsal devlet olmaz.
Yasaya uyumamasına kamu gücü açıktan göz yumuyor, o yasayı düzelt. Sadece emekli primini fazla ödet ve hastane primini sabit yap
Sigorta kaçırma ve ülkede tıpkı vergi kaçıma gibi açıktan sigorta primi kaçırma var ve kamu gücü de göz yumar. Bu gerçektir.


85 milyonluk ülkede 40 milyon ancak çalışan var ve bu sayılar sosyal güvenlik sistemini desteklemeye, çarkı çevirmeye, yetmiyor. Yani çalışanlardan kesilen primlerle emekli maaşları ödenecek ve hastane masrafları karşılanacak vs. Bu sistem açık veriyor ve verir çünkü denge yok. Bu açlığı kapatmanın yolu neredeyse tüm aktif çalışabilir nüfusu çalışmaya sevketmektir ve sosyal sigorta havuzuna dahil etmektir.
Bireyin işsizliği ekonomiye katılımının yokluğu demek ve bu da devletin sosyal güvenlik pirimi açığıdır ve vergi açığıdır.

Düşük gelir sadece bireyin sorunu değildir. Düşük gelir devletin de sorunudur. Bir ülkedeki düşük gelir devlet için de düşük ve az vergi toplama yeteneği demektir. Yani gelir düşükse toplanan vergi az olur. Çalışan ve ekonomiye katılabilenn azsa toplanan vergi düşer.. Az çalışan daha az vergi toplamak demektir. Düşük gelir düşük vergi toplamak demektir.
Devletin vergi gelirlerini artırmasının yolu çalışan havuzuna çalışmayanların dahil olmasını sağlamak ve gelirleri artmaktır.
Bir devlet yeteri kadar vergi toplayabilene kadar sadece ve sadece bu ikisini yapmalıdır.
Gerisi maval ve Mavalistan da yaşanıyor...

Tarım işçiliği, gündelikçilik, yevmiyecelik, çobanlık vs kayıtdışı ve sigortasız çalışmaya, düşük ücrete, sosyal hak dışına geçit ve imkan tanır Sosyal adaletsizliğe kapı pencere aralar ve göz yumar

Göçmen işçilik yerli işçinin hakkını çalar, nasıl? Biz Alman, İngiliz ve Amerikan değiliz. O kadar gelişmiş bir ekonomi ya da para sistemine ait değiliz. İkincisi Amerikaya giden oraya kapağı atmaya çalışır. Orada yaşar, çalışır, yerleşir ve sonuçta kazandığı parayı da çoğunlukla orada harcardı. Bir Afgan Türkiye'ye geldiğinde önce evlilik aprası çıkarmaya çalışıyor. Buradan 10 bin dolar evlilik parası, 10 bin dolar araba parası, 10 bin dolar ev parası yapıp hepsini alıp gitmenin derdindedir. Afgan TL yi biriktirir dolar ya da altına çeker saklar ve alıp kaçar. Bu para ekonomiden buharlaştı

Siz bunları söylemiyor da başka şey söylüyorlarsa yalan okuyorlar

Bunlar gerçekler gerisi mavallar.

Bunun dışındaki masal anlatanların adı siyasetçi bürokrat ekonomist sivil kim olursa dinlemeyin kapatın bilgisiz boş bal kabağı insanı




Niye el atılmıyor? (/olabilir?)

Ben şöyle düşünüyorum. Bu bilgisizlik, siyasi popülizm, günü kurtarma, beceriksizlik, geçici iktidarlar ya da kendi emelleri için iktidar olmanın da ötesinde ve bunlardan derin olmalı.

20 yılı aşan bir iktidarın ve iktidarını sonsuzlaştırmak isteyen bir iktidarın bu taraklarda gözle görünür bezi olmamasından şunu çıkarabilirim.

Avrupa'nın kurtarıcılığı ipinin yanıltması ve akıl dolandırması ya da bu bu nedenle diğer yolları yeterince denememe.

NATO ve AB ve D çıkarlarına uyumlu hareket ederek bir gün kutsal kampa alınma yoluyla kurtulma umudu ve pencerenin açık olması olmalı.
Yani bence; AB söz verdi alacak diye bekliyoruz
Yani biz onyıllardır bir kampa katılmayı umuyoruz ve kapısında bekliyoruz ve müzakereler vardı, sözler vardı. Sanırım böyle olmalı. Tüm herşeyi bırakıp tutamadığımız söz varsa onu yerine getirmenin peşine düşüyor olmalıyız

Yani euro bölgesine gitme/geçme umudunun gözleri kapatması ve bu nedenle diğer bireysel patikaya zorlu yol denerek yatırım yapmama

NATO ve AB görevlerini yerine getirerek nasıl olsa bir gün kapma girme umudu ve penceresi nedeniyle tek başına yeterlilik üzerinde yeterince durulmamış olmalı

Yani, muhtemelen Ukrayna gibi olmalıyız. AB ye gireceğiz kurtulacağız, AB ye girersek kurtuluruz bu nedenle denileni yapalım başka şeye gerek yok gibi olmalı
Kendi kaynaklarımız, üzerinde durmak için kendi ayaklarımız var, istersek küresel güney denende diğer olası müttefikler de var ancak güç bilgi ve eylem ve parayı dışarıda arıyoruz ve sanıyoruz

Siyasi açılım süreci de bunu doğruluyor. Muhtemelen orada engel olarak duruyordu. Yani çok kuvvetle muhtemel ülkeden istenen ve yerine getirilmesi beklenendi.

AB ye sanırım ya al ya da biz Ruslar Çinliler ve BRICKS e resti olmalı. Irak ve Suriye görevleri, göçmen görevleri ve "açılım 1-2". Her ikisi de.
Öcalan'ı çıkarıp bak denedik, istenenleri yaptık top sizde diyecekler. Böyle olmalı. Ben öyle görüyorum

Niye el atılmıyor? (/olabilir?)

NATO AB cariyeliği NATO ,AB ve D cariyeliği

"ictenlik"
25-11-2025, 14:41
Bir Fındık Meselesi - Dekar başına verim (mi) düşükmüş?

https://x.com/fatihcolak19831/status/1993007853591056399

Türkiye de fındığın dekara verimi 80-100 kg mi?

Çiftçilikle uğraşanlar için hayır. 150 kg ve üzeri adam doğru söylüyor
Diğerlerinin çoğu terkedilmiş ,bakımsız kente göçmüş ve yılda sadece bir kez toplamaya gelenlerin arazileri

Budamayla verim nispeten artıyor.
Sulamayla verim 1,5 ila 2 kat artıyor
Ayrıca bazı fındık türleri daha verimli ancak çiftçinin tarlasında atadan ekilmiş belirli türler var ve bunu tamamıyla değiştirmek 10-12 yıl ürün ziyanı/yokluğu ve ek maliyetler demektir

Çiftçi olanlar bunların farkında


Fındık üretimi Türkiye de dekarda 250 kg'ın üzerine de çıkarılabilir, hem de kolayca..
Türkiye de dekarda ortalama 250 kg fındık üretilse toplam rekolte 1,5-2 milyon milyon ton olacaktı. Böyle bir pazar yok.

Bu rekabet edemeyen bütün dağ arazilerinin/köylülerinin tarımdan elenmesi ve göç demekti.

Bilmeyenler için. Dekarda 300 kg a çıksan Amerika 600 kg a çıkabilir.

https://x.com/haberaktifcom/status/1973305241195160054


Bu haber geçileli 4 yıl olmuş (Fındık Üreticilerine Müjde! 1 Dekarda 600 Kilo Fındık Üretilecek)

Bir müjde görmüyoruz hemen açıklayalım...


QSPI14VqPVw

Video da diyor ki; "Türkiye de dekar başına fındık üretimini 5-6 kat artırmak..."

Şimdi bu olsa ne olurdu ?

Şu an 5 ila 700 bin ton olan fındık üretimi 2,5 ila 4 milyon tona çıkacaktı.
Bu fındığı kim alacak? ya da bu kadar fındığı ne yapıp kime satacağız?

Yani bunu yaparsak ya üretim alanını kısıtlamalı ya da yeni pazarlar bulmalıydık ve sonuçta ne olabilirdi?
Eğer tüm fındık üreticileri bir an da hemen buna yönelseydi iş kuyruğunu ısıran yılan hikayesine dönerdi. Bir kaç milyon ton fındık.

Bazen yeniliklere karşı çıkma ve -ileri gitmeme- ve muhafazakarlık iyidir.

"ictenlik"
25-11-2025, 20:09
Türkiye de et fiyatının Kanada, ABD, Avustralya gibi (geniş düzlüklere, büyük çiftliklere, ucuz yeme sahip) ülkelerden bir tık pahalı olması olası ve normal ancak
Türkiye de etin Yunanistan, Gürcistan ve Bulgaristan'ın iki katı olması anormal. Bu sadece kur farkının düzenini işaret eder

Basit bir hesaplamada Türkiye de dolar 80 ve euro 100 TL olsaydı komşularla et fiyatı yakın olacaktı

Kur yanlış bir makasta, neden?

Aynı ikilem Türkiye'yi ucuz tatil cenneti olmaktan çıkaracak olan
Ucuz konaklama, ucuz yemek ve ucuz içkiyle cari açık denenin önemli bir bölümünü sadece turizmle kapatabilirlerdi.

Dolar sevenler tüm bunları anlayamamış gözüküyor

https://x.com/fatihcolak19831/status/1993314261398069252

Sen onu git İrlanda, Danimarka, Hollanda nüfusa ya da alansal genişliğe uyarla

nüfus/ alan/


https://x.com/sokakkedisitv/status/1993030266546536571

"ictenlik"
27-11-2025, 15:44
Kutsal Tarım, Sencer Solakoğlu, Fındık ve Mandalinalar

twitter da sürekli Sencer Solakoğlu adlı kişinin fındık hakkında, tarım hakkında, et hakkından dedikleri karşıma çıkıyor. Sanırım bir şeye tıklarsanız algoritma tekrar tekrar aynı şeyi karşınıza getiriyor. Yani az önce yine ve yeniden Sencer Solakoğlu'un Türkiye'de ki fındık tarımı hakkındaki kıyaslamasına rastladık. Şili ve ABD de dekar başına verim Türkiye'nin 3 katı dediği videolar.
Şimdi Sencer Solakoğlu'nun videoları bize erişiyor ancak bizim videolarımız ve içeriklerimiz de Sencer Solakoğlu'na erişecek mi?
Yani, Sencer Solakoğlu da bizi görecek mi?

İki gün önce Hatay da çiftçilerin mandalinaları bedava dağıttığı haberi veriliyordu. Sencer Solakoğlu bunun hakkında da konuşuyor mu?

Fındık tarımındaki sorun şu. Yüz yıl önce fındık dikimi yapılmış ve geleneksel yollarla bunun tarımı sürdürülmüş.
5-6 çocuklu bir baba çocuklarına 30-60 dekar tarlayı miras bırakıyor. Çocuklar bu mirası 50-70 yaşında alıyor. Çoğu zaten işinde gücündeydi ve fındıktan geçinmiyordu.
60 yaşından sonra verasetle sana geçen tarladan bütün iyi gelişmiş tarım yöntemlerini bilsen bile yeni bir fındık bahçesi kurmaya kalktığında mezarda hasat.
Ayrıca tarlan sadece 5-10 dekar. Ayrıca arazin eğimli dağlık her şey olabilir. Tüm bu işlere harcayacak 5 kuruşunda olmayabilir.
Çitfçi olan, bununla geçinen, çiftçiliği bilen ayrı. Ayrıca o kişi 5-10 dekar fındık tarlasında kendini parçalayacağına emsal beden emeğini parayla da görebilir. Sigortalı iş, yevmiyeli iş, gidip inşaatta da çalışabilir. Bir fındık tarlasının verimi 100 kilogramdan 400 kilograma taşıyacak olan işçiliği yapacak kişi zaten her şeyi yapar.

Şimdi bu dünya tarımıyla yapılan kıyaslamalar hatalı. ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkeler geniş açık düzlüklerle ve büyük çiftliklere ve büyük çiftlik sahiplerine de sahipler. Binlerce dekar geniş dümdüz alanı makinelerle tek bir kişi ekiyor. Bununla aileden 10 dekar meyve bahçesi miras kalan hiç bir çitçi başedemez ya da rekabet edemezdi. Zeytinlikler şimdi satılıyor ve evet bir gün gelip fındıklıklarda satılacak. Bu gidişle belki de bir Arap'a...

youtube da 2 dekar kadar alandan 1,5 ton kadar fındık alan Kahramanmaraş'lı bir çiftçinin videosu var. Bu dekarda 750 kilogram verim demektir. Bu örnek Türkiye'de. Düzlük bir arazi, yeni dikim ve sürekli sulama yoluyla bu elde ediliyor. Buradaki fındıklar Giresun fındığıdır.
Yine youtube da dekar 400-500 kilogram verim alan Giresunlu ve Ordulu çiftçilerin içerikleri de var.

Dönelim mandalinaya. Hataylı çiftçi mandalinadan bu sene kazandı? İlk gönderdiği yeşil mandalinalardan mı kazananıyor?

Hataylı çiftçi tüm mandalina tarlası yerine 1-2 dekar sera yapıp kışın yaz sebzesi çıkarsa sanırım onlarca dekarlık mandalina bahçesinden daha fazla kazanırdı

Sencer Solakoğlu gibilerin konuşmaları ağalığın/derebeyliğin/feodalitenin geri talebi gibi. Büyük ağalar, büyük arazi sahipleri olmalı toprağı işlemeli en ucuza maletmeli ve diğerleri ırgat olmalı. Değil mi?
Başka ne anlam çıkıyor?

Babadan kalma 5-10 dekar tarım arazisindeki tarım hayvancılık yapsam bakacağım bir ağaç, yapabileceğim sınırlı sebze ya da 10-20 baş hayvan ve binlerce dekarlık ve hayvanlık çiftliklerle rekabet edemem.

Bunu istiyorsunuz ve açık olarak bundan sözediyorsunuz

https://x.com/haberaktifcom/status/1993944575011115401

"ictenlik"
29-11-2025, 16:08
Emek Maliyeti Simit Hesabı

Türkiye de bir maliyet bilmeme ya da hesaplayamama ya da hesap bilmeme çatlaklığı var

İnternette aradım.
Simit 70 gr, susamı 10-12 gr
Un çuval 50 kg 1.000 TL ve susam çuval 50 kg 5.000 TL

Her neyse bir simitte 1-1,5 TL lik susam ve 1 TL lik un ve ek pekmez var
Ek işletme giderleri sayılmadı (elektrik, kira vs)
Bu hiçbir şey değil

Asıl hesapsa şu

Aylık asgari ücretin işverene maliyeti - 30.600 TL (vergilendirilene kadar)
Haftalık fiili çalışma saati 45 saat ve ay 4,25 ila 4,5 hafta
Bir işçinin minimum saat ücreti 160 TL ve minimum dakika ücreti 2,75 TL
Ustalık, kalfalık ücreti ise bunun katları

Emek hesaplamayı bilmiyorsunuz
O simit o paraya kurtarmaz
Simidin tüm üretim zamanının simit başına bölünmesi yoluyla tek bir simidin üretim zamanını ayrıca bulup maliyet hesabına katmalısınız

Bunun üreticisi sigortasız, günde 15 saat, 20 bin liraya işçi çalıştırmalı

Yesin, ucuz yesin ama 15 TL ye yesin

https://x.com/amedtvcom/status/1994478091314610446

spartacus
29-11-2025, 17:39
Emek Maliyeti Simit Hesabı

Türkiye de bir maliyet bilmeme ya da hesaplayamama ya da hesap bilmeme çatlaklığı var

İnternette aradım.
Simit 70 gr, susamı 10-12 gr
Un çuval 50 kg 1.000 TL ve susam çuval 50 kg 5.000 TL

Her neyse bir simitte 1-1,5 TL lik susam ve 1 TL lik un ve ek pekmez var
Ek işletme giderleri sayılmadı (elektrik, kira vs)
Bu hiçbir şey değil

Asıl hesapsa şu

Aylık asgari ücretin işverene maliyeti - 30.600 TL (vergilendirilene kadar)
Haftalık fiili çalışma saati 45 saat ve ay 4,25 ila 4,5 hafta
Bir işçinin minimum saat ücreti 160 TL ve minimum dakika ücreti 2,75 TL
Ustalık, kalfalık ücreti ise bunun katları

Emek hesaplamayı bilmiyorsunuz
O simit o paraya kurtarmaz

https://x.com/amedtvcom/status/1994478091314610446
Susam => emek
Un, Buğday => emek
Hamur, yoğur, pişir => emek
Sat, al, ye, sindir => emek :)

Bir işletme günde 1000 simit satsa(ekmek ortalama 2-3.000 satarlar) => simit başına işletme gideri 12 TL'yi aşmaz(bunda çalışan maliyeti, işletme, pazarlama, komisyon vb. giderleri de dahil). Sırf simit üreten 1 işçi, 8 saatte rahatlıkla 1.000 simidi fazlasıyla üretir, bunların yanında ortalama günlük 4.000 adet de ekmek, yan ürünler üretiliyor, yani işçiye simit başına kalan ne burada?

3 işçi olsa, emek sahibi(işçi) başına saatte 208 ürün eder, 208 "simit, ekmek, yan ürün karşılığı"... İşletme karı bazında(yan ürün kar marjı dahili hesabıyla da ortalama %20 marj).

208 adet simit, ekmek, yan ürün ortalama = 3 TL en kötü senaryo kar marjıyla hesaplansa -> 624 TL (%80'i maliyet sayıldı, 15*0,8 = 3TL, 100-80=%20 marj hesabıyla!)

1 İşçi Saatte: 208 ürün üretir, karşılığında ortalama 150-160 TL kazanır...
İşletme Sahibi bu işten Satte: 624 TL kazanır*...

vergiler, diğer giderler de de bu rezil aşırı kar durumu olduğu için, işletme maliyetleri de, yaşam satandardı zorluğu ve güçlüğü o sebeple yüksek oluyor, yoksa bu tablo aşırı anormaldir, normal değildir ve bir çok işletme sahibi işçilerin yaşadığı koşulalrda yaşamıyor, yaşam standartları daha yüksek, haliyle giderleri de yüksek oluyor...

* Gerçekte 1 patron ortalama 1 işçinin 4,6 katı(iş, sektöre göre değişir) kazanır(ortaklı iseler marjları elbet düşer) ben bütün marjı fiili olarak düşük tutuyorum, en olumsuz senaryoya göre, Roma sistemi maraba hesabı 1/6'cılık, en ideal halde işleyebilen kapitalist sisteme göre olması gereken ise 2 katı, bunun üstü vahşi kapitalizmdir, kim, ne olduklarının önemi yok)

Bu senaryoya göre 1 işletme 1.000 simit sattığında günün sonunda, simitten elde ettiği kar, en kötü senaryoda 2.500 TL olur, 5.000 TL civarı ekmekten, 1.000-2.000 TL civarı da diğer yan pazarlama, ürünlerden vb. olur, ortalama olarak 1 fırın günlük 10.000 TL kazanır(sürüme göre, 15.000 TL kazananı da olur, 30.000 TL, 5.000 TL hatta 2.000 TL kazananı da)...

Sonuç olarak 15 TL simidi normalde kurtarıyor... (AKP bilinçli olarak ekmek ve simidi enflasyon altına baskılıyor, kar marjını %15 gibi rakamlarla sınırlıyor(aksi halde şu an 1 ekmek, simit 30 TL civarı olur), sebebi de oy kaygıları(geriye kalan hiç bir kalem umurlarında değil). Yoksa asgari ücret, simit, çay hesabı başlarına bela olacak, nasılsa toplumun çoğunluğu, irdeleyici hesap dendiğinde ekmek, çay hesabından fazlasını bilmiyor.)

Asıl sıkıntı ülke ekonomisi, koşullarından doğuyor, 30.000 TL ücret işçiyi kurtarıyor mu?. Buğdayın taban fiyatı çiftçiyi kurtarıyor mu? Asıl kurtulamayanlar, kurbanlar yine aslında üretenler(emeği sarfeden fırın sahibi de olsa), yani emek, işletmeler ise arzuladıkalrı oranda kar edemeyen kasap gibi bir duruma düşüyor(her sektör değil, bir çoğunda şu an vahşi, fahiş kar marjları dönüyor)...

Bütün sektörler bir avuç hırsız için çökertilmiş durumda, yan giderler(enerji, ki bunda da emek payı vardır ama bu hammadde değildir) dahi emeğin(bütün hammadde de = emektir), yani aslında ürünün karşılığını aşmış(işçi, çiftçi, direk emek sarfeden esnaf vb. vb. emeği diyelim). Çin neden enerjiye bu kadar önem veriyor? Aylık eline geçen Türkiyedeki kişiye göre dolar bazında daha düşük olan 1 işçi, orada 1,5-2 kat daha iyi yaşam standadına sahip, çünkü alım gücü yüksek(fiyatlar düşük, güçlü ekonominin koşullarından birisi), üzerine de zorunlu ihtiyaçlar neredeyse ücretsiz(bu da güçlü ekonomi, daha sağlıklı toplum koşullarından birisi)... Ve başta yapılan özelleştirmeler de(yani buna girmemin sebebi, sistemin mahiyetine uygun olarak yapıyor gibi göstermeleri, istismar) bunun ilk koşullarını sağlayabilmek içindi(örneğin Gübre, tohum herçökelog Cengiz Holdinge ve diğer yandaşa peşkeş çekildi ve kısa sürede (2 yılda!) %1000 civarı zamlandılar, feci vurgunlar, marjlar dönüyor). Sonra 3. dünya ülkesinde kamu hizmeti ve kamusal maaliyet alanındaki sektörleri özelleştirmek ölüm demektir(enerji, sağlık, eğitim tümü iç içe, kamu hizmeti bazında(dağıtım, kurs, dershane, muayene polikliğini, özel muayene vb.) söylemiyorum elbette, o alanda olabilir, ama hammadde olarak olmaz)...

Hesap yapılırken sürüm olarak yapılmalı ve o zaman yüksek kar marjı ortaya çıkıyor, fakat simidin üretildiği işletme de sonuçta aynı ekonomi, piyasa, rejim koşullarına tabi, hal böyle olunca normalde görünen marj, gerçekte yarılanmış oluyor, ülke kleptokrasiyle(hırsızlar rejimi) yönetiliyor ve bütün stratejileri(akıllandılar) hazineyi doldur ve binlerce usülsüz, şişirilmiş ihale ile boşalt, soygunu paylaş... (Aşırı vergiler, verginin, vergileri, stabil olmayan ekonomik koşullar, elektrik, su, yakacak vb. giderleri, iliği çekilen halk, piyasa ve para, hepsi de zincirleme aynı melanetin içindeler...

"ictenlik"
01-12-2025, 16:10
Sonuç olarak 15 TL simidi normalde kurtarıyor... .

Simit 15 TL değil de 10 TL ye satılıyor.
10 TL ye satan fırın ve üretici değil, ondan alan sokak satıcısı
Sokak satıcısı bunu o paraya satmak için simit 10 TL den de ucuz alıyor olmalı.
1 simit başına sadece ve sadece 2 dakika üretim zamanında bile bu fiyatla kurtarması mümkün değil.
İşçilik hesaplanırken hamur yoğurma, açma, pekmezleme, susamlama, taşıma, pişirme tüm süreçler yekzaman hesaplanmalı (/katılan kişi sayısı vs)

Sonuç
O fırında genç sigortasız düşük ücretli çalışanlar olmalı

"ictenlik"
05-12-2025, 01:57
Eğer kasım ayında haldeki ticari aktivitedeki kaybın geçen yıla göre yarı yarıya %50 civarı olabileceği iddiası doğruysa ve bu yıl geçen yıla göre kasım ayında %50 daha fazla sebze meyve ithal edilmediyse o kaybı açıklamaz
Başka nedenler olmalı.
Türkiye halkı ucuz gıda olarak sebzeden vazgeçemeyeceğine göre olası nedenler

a- İkameler
b- Ona yani sebzeye de para kalmadı ve yetmiyor
c- Enflasyon yıl sonunda doğru ücret gelirlerini ocak ayına nazaran 1/3 eritmiş oluyor ve yani normal

a şu. Örneğin karadenizde kasım ayında son 10-15 yıla nazaran hamsi bolluğu yaşandı. Hamsi ucuzdu ve sebzeyle kıyas edilebilir derecede ucuzdu. Tüketim böyle benzeri ikamelere geçici yönelmiş olabilirdi.

b- Gerçekten insanlarda para yok bitti ve sebze bile tüketmiyorlar ve sonuçta bulgur, makarna ve ekmekle idare ediyor olmalılar

Asgari ücret için %20 gibi rakamlar duyuyorum. Öyle olacaksa asıl siz gelecek seneyi bir görün.

Son not: Aynı kıtlık devlet hazinesini yansıtıyor olmalı
%20 artışla vergi toplayamazlar.

https://x.com/Anlik_Analiz/status/1996531339819155586

"ictenlik"
10-12-2025, 22:06
Bu bulut açıklamaların neye dayandığı her zaman ki gibi belli değil
Yani akaryakıt, doğal gaz, temel teknoloji, araç ıvır zıvır ve hammadde neredeyse her şey de dışa bağımlıyız ancak altındışı cari açık bitme noktasına geldi öyle mi? Neyle ve nasıl nasıl ya da ne satıyoruz da? ??

Bir kerelik mülk arazi toprak ve diğer vatandaşlık satışlarını mı sayıyorsunuz?

Buradan sezdiğimiz şu ki bunun arkasında 8 milyar doları vuran savunma sanayi dışsatışı ve bunun aratacağı/artabilirliği kanaati olmalı
Sanırım ortadoğunun savunma sanayi baş tedarikçisi olmaya adayız, bu kadar mı?

İkincisi altın açık veriyorsa altın üret/çıkar, milli sermayeyle ve tüm yanıt o halde

https://x.com/borsakartel/status/1997266459563630963

https://x.com/HaberERK/status/1998037390389317645

spartacus
11-12-2025, 01:40
Bu bulut açıklamaların neye dayandığı her zaman ki gibi belli değil
Yani akaryakıt, doğal gaz, temel teknoloji, araç ıvır zıvır ve hammadde neredeyse her şey de dışa bağımlıyız ancak altındışı cari açık bitme noktasına geldi öyle mi? Neyle ve nasıl nasıl ya da ne satıyoruz da? ??
Yalan satıyorlar, hem de 32 çikotay, ellemeli ve ülkede o kadar çok alıcısı var ki, o sayede cari açık da kapatıyorlar, %60 enflasyonu 30'da yapıyorlar, daha nice talan ihaleler, vurgunlar vs. Çiftlik onların. Altın madeni rezervi bakımından Türkiye, Dünya'da 3. ülke olmasına rağmen, ülkenin, halkın altınlarını madenlerde sinayürle söküp, ABD'ye taşıyor, oradan da üzerine 3-5 daha koyup, geri Türkiye'ye satıyorlar, çeşitli sektörlerde kaçakçılık, hazineye de kapkaç yapıyorlar, hatta 20 yıl öncenin 1 adetçik yüzüğü bile elelrinde milyar dolar bazında değerlenebiliyor, işlerinin ustasılar, bu çiftliğin mafyasılar... Bu hala konuşuyorsa demek ki satan memnun, alan memnun...

"ictenlik"
11-12-2025, 23:41
Mehmet Şimşek 2027 Tek Haneli Enflasyon Beklentisinin Matematik İstatistiksel Analizi (kaba)

Analiz 1

google TUIK verileri

2025 yılı Ocak ayında TÜFE yüzde 5,03 oranında artmıştır. Ocak ayındaki yıllık enflasyon 42,12 düzeyinde gerçekleşmiştir.

2025 yılı Kasım ayında TÜFE yüzde 0,87 oranında artmıştır. Kasım ayındaki yıllık enflasyon yüzde 31,07 düzeyinde gerçekleşmiştir.

on iki aylık ortalamalara göre %35,91 artış olarak gerçekleşti

(Yukarıdaki veriler doğru yanlış olur olmaz ona girmiyorum ve takılmadan) aynı şekilde azalma devam etseydi 2027 sonbaharı ya da kışında (Eylül Ekim 2027 da) tek haneli enflasyonu görürdünüz

Analiz 2

2023 - 64,8
2024 - 44,4
2025 - 36

2026 - ?

Bunu ben bir istatistikçi olmadığım için sayısal farkları dizinde yerine hangi sayı gelmelidir mantığı ile çalıştım

Yani yıllara göre düşen oranlı rakamları dizin vb ele alarak
ve bence min max 22-30 bandı
Tabi ki bu yeterli bir dizi değil ve ama
Aralık 2026 de %22 yi görürlerse iyi ya da en iyi (ama 25-26 daha muhtemel) ve 2027 de tek hane ne yazık ki gelmiyor

https://x.com/Zemheri00000/status/1999205198858776724

"ictenlik"
12-12-2025, 13:45
Baba Jan Babajan mı? (Babajan Test Sürüşü)

Şimdi Babajan bunu (aşağıdaki twitter gönderisindekini) diyor ya

Ülkede bir muhasebe sistemi var. Yani her ay maaş bordroları düzenlenir, sgk prim kesintileri yapılır. Bunların yazılımlarla hesaplanması ve daha sonra ödenmesi süreçleri var. SGK prim kesintileri brüt maaşa göre yüzdeli oranlarla kesilir.

Babacan'ın dediğini bir an olsun bile düşünmek ülkedeki muhasebe sistemininin içindeki herhangi birinin beynini yaktı.

Böyle bağımsız bir oran getirdiğinde tüm o muhasebe hesap sistemi sürecini alt üst edersin. Etmemek için prim yüzdelerini sürekli değiştirmen yani daha düşük orana indirmek gerekir. Sadece bu yolla yazılım/muhasebe sürecini zorlantısız adapte edebilirdin.

Yani nasıl olurdu?
Şu an %36,5 olan sgk prim kesintisi %30 a düşmeli ve ertesi sene %25 olur ondan sonraki sene %20 olur.
Dalgalı bir kur gibi sgk primi sürekli azalırdı.

Geri nasıl artacak?
Bir kez düşürürsen hiç bir zaman onu bir daha yukarı çekemezdin. (Enflasyon şişecek diye, işveren kaldıramaz diye)
Yani açıklama Ali Babacan'ın bu süreçlerle ilgili teknik bilgi gözlem ve yeterliliğinin 0 (bildiğin sıfır) a yakın olduğunu ortaya koydu.

prim yüzdelerini sürekli değiştirmen yani daha düşük orana indirmek gerekir.

* Onu öyle yapmazsan ülkedeki muhasebe sistemini felç ederdin

* SGK oranları düşüp durursa hazine zarar eder, zaten asgari ücretten vergi kaldırıldı. Oradaki yüzde bir iki puanlık ziyan bile yeni vergi icatları olarak ücretli kesime dönerdi
Yani sgk kesintisinden azalan her puan size yeni vergi olarak dönecektir
Bu işvereni kollama adında hazine ve ücretli kesimlere ek yük bindirir. Yani işverenin sırtından alır onların sırtına yükler

Babajan sınıfta kaldı

Bu adamı ekonomiden uzak tutun
Aklınızda bulunsun

https://x.com/dailydeva_/status/1999174774216425976

spartacus
12-12-2025, 14:51
: ))))

Ali Papacorn. Lafa bak "işveren ödüyor", duyan da hayır kurumu sanacak :) Neyi ödüyor, neyin bedeli, resmen bedava çalıştırıyorlar, insanlık yok, 3 kuruşa bedava kölelik. Diyorum ya bu toplum müstehak, Türkiye bu kadere mahkum.

2022 Asgari ücret %30 zam aldı, ürün ve hizmetler %100 (patronlar haşırt!)
2023 Asgari ücret %34 zam aldı, ürün ve hizmetler %150 (patronlar haşırt!)
2024 asgari ücret %49 zam aldı, ürün ve hizmetler %100 (patronlar haşırt!)
2025'de asgari ücret %30 zam aldı, ürün ve hizmetler %80 (patronlar haşırt!)

bir de ekonomistmiş, çalışan açlık sınırı altında kalırsa, alım gücü olmazsa sonu ne olacak peki, :)

Çok sayıda iflas var, doğru, böyle resmen kleptokrasi egemenliği, bu denli soyulan, talan edilen ülkede başka ne olacak, bir de halkın açlık, yoksulluk sınırı altında olması, alım gücü olmayınca talep de arz da düşüyor kaçarı yok, ülkede resmen patron enflasyonu var. Bu kadar patron ileri ülkelerde bile yok, çalışan maaşının neredeyse bedava olduğunu gören patron oluyor. Bir de bizdekiller vergi kaçakcısı, alayı(giderleri, gelirlerinden fazla oluyor, öyle gösterilince öyle oluyor :) ).

"ictenlik"
12-12-2025, 16:22
Yukarıda yazılan Babacan yorumum şu anlama geliyor. Ali Babacan'ı görüyor gözlüyoruz ancak yukarıda aldığım alıntıya dek ben de kadar ona dair net bir fikir oluşmamıştı. Yukarıdaki alıntı onun kumaşını ortaya döktü.

Daha 2022 de asgari ücretten işverenin ödediği %15 vergi kaldırıldı.

Yani asgari ücret 2022 öncesinde %15 vergi+%36,5 sgk yüküyle yüklüydü. Tam burada tam da Babacan'ın ifade ettiği gibi yapılarak o %15 sıfırlandı. O gün bugün hazine yeni vergi imkanları arayıp duruyor.

Şimdi asgari ücret zammından düşük sgk artışı demek ayrıca sgk oranının aşağı düşürülmesi demektir. Yani bunlar hazinenin direkt imkanlarıdır. Dediği akaryakıttaki vergiyi ani düşürmeye benzer.
Bu maliye için daha ziyade bi bubi tuzağı ya da kuyu önermek gibi.
Tam aksine hazine/maliye asgari ücretten sildiği %15 verginin bir kısmını geri getirmekle ilgilenmelidir çünkü zaten halihazırda kaldırılan vergi ücretli kesime ek yük bindirdi.
Yani daha garabet ve gerçeklikten kopuk bir laf edilemezdi.

Babacan'ın dedikleri ne zaman uygulanabilir?
Ülkede sgk harcamaları (başka sağlık sektöründeki masraflar) belli oranda azaltılıp kısılır ve gelirler tüketim ciddi artırılır, ek vergi kalemleri ve bütçe fazlası yaratılır, o zaman .Yani ücret 1.200 dolar olsaydı ve sgk masrafları aşağı düşürülseydi o dediği tartışılırdı.

Babacan ekonomiden anlamadığını, Türkiye maliye/finans/muhasebe sistemini bütüncül algılayamadığını yukardaki alıntıyla ortaya dökmüştür ya da saçmıştır.

Bunu Babacan'la ilgili fikir oluşturmayanlar ya da onu Şimşek kişisine karşı alternatif kurtacılı konumlayanlar için de yorumladık.

Sgk dan sildiğinin yerine hazineye neyi nereden ekleyecek, onu da açıklamalı. Bunlar kamu gelirleridir.

Türkiye de vergi ve sigorta reformu konuşulmalı ve bu şu yolla konuşulmalıdır. Gelişmiş 3-5 Avrupa örnek seçilir tüm ücret vergi ve sigorta sistemi incelenir ve oturulur ülkede tüm vergi ve sigorta sistemi baştan dizayn edilir. Böyle bağlamından açıklama olmaz.
Denilen bürokrat devlet adamı ciddiyetinden uzak kopuk.

Babacan kişisi hükümete iç denetim mekanizmaları önerdim ve ciddiye alınmadığı için de ben ceketimi aldım çıktım ve ben istifa ettim (kovulmadım) diyor ancak hayırlı olmuş onu diyebilirim.
Kendisinin bir ekonomi bürokratı, bilirkişi ya da yöneticisi olarak ciddiye alınmaması gerekir. Hele ki o önermeyi bir ekiple çalışarak öneriyorsa daha büyük facia.

"ictenlik"
18-12-2025, 19:42
Bu adam tam bir boş kereste

4 kişilik aile o ...bireysel gelir değil... ve 4 kişilik aile için oldukça uluslararası hatta eksiği var fazlası yok, her anlamda

gaz gafa

Avrupa, ABD, İngiliz kolonilerinin hepsine gitsin ve onun üstünde bir geliri olmaksızın 4 çocuk yapan var mı, kimler, bir baksın

https://x.com/etkilihaberyeni/status/2001627035316425058

"ictenlik"
19-12-2025, 19:10
Traktörün kendini ipotekle (satış sonrası) (kasko zorunlu kılarak) 5 yıllık değer kaybı max 1/3 ve traktör ipoteki 2/3 kendisi karşılıyordu

https://x.com/tarimdanhaber/status/2001943919110635959

"ictenlik"
24-12-2025, 13:55
Azami olmayan ücret yine belsiz olmadı-kalmadı ve bu seferde 'belli' oldu

Belli asgari ücret 28 bin net+12 bin sigortaya dayanırken orada çiftçinin birisi 700 TL ye yevmiyeli tarım işçisi bulamamaktan şikayetçi

700 TL asgari ücretle, sigorta ve hafta tatili dahil hesaplanacak bir yevmiye tutarının yarısıdır. Yani bu amcalar asgari ücretin yarısına işçi çalıştırmayı teklif etmekten utandırılmıyor

Orta anadoluya gittiğinizde çiftçiler 1.000 TL ye yevmiyeli işçi bulamıyoruz, ceplerinde sigara parası yok ama çalışmıyorlar diyor.

Karadenize geldiğinizde fındık çiftçileri 1.500TL ye fındık dip sürgünü alacak işçi bulamıyoruz diyor. 2.000 gayme istiyor diyor ve 1.500 ü vermeye razı

Yeni asgari ücretle amiyane işçilik ve yevmiye 1.600, bir tık üstü 2.000 ve kalfa usta vs yevmiyesi katları olmuştur.
Yani kalifiye usta teknisyen günlük 4-5 bin lirayı hedeflerdi. Evindeki tesisattaki ve elektrikli eşyandaki yarım saatlik tamir onarım için bile yolu ekleyip buradan hesap yapmalıydın

Kızılderililerin dediği gibi; bu ülkede yakında paranın yenmediği anlaşılabilirdi

https://x.com/etkilihaberyeni/status/2003013973726364155

https://x.com/BRCNYLDRM_/status/2003500217467806134

"ictenlik"
19-01-2026, 00:12
1 milyon takipçisi olan bu insanlar komik

Düşük gelirin kendi krizdir çünkü ekonomi harcamalar, tüketimlerdir. Yani ekonomide dönen para budur ve nisbi azalıyor, sürekli olarak.

Ülkede emeklilerin geliri ve alım gücü üçte bir ila yarı arasında azaldı

Sadece %55 in evi var, kiralar gelirden fazla arttı ve asgari ücretin alım gücünün üçte ikisini götürünce geriye harcayacak hiç bi şey kalmıyor

Ülkenin %60-70 i asgari ücretle çalışıyor

İşsizlik açıklanan rakamlar değil gizleniyor manipüle edilir

Asgari ücretten %15 vergi silinmesi gerçekti

EYT gerçekti

Ülkede kriz yok, düşük gelir kaynaklı sınırlı tüketimin yarattığı sorun var

Bunun sonucunu sürekli azalan vergi gelirleri ve vergi gelirlerinin kamu harcamalarına yetmemesi olarak deneyimlerlerdi (maliye)

Bu gelir transferi değil ekonomiyi Şaban'a yönettirmek
Enflasyonu dizginleyerek tutabileceğini sanıyor

https://x.com/ecapa_aklinizi/status/2012916626090287215

"ictenlik"
21-01-2026, 17:46
Devleti yıkıp devletten bağımsız sigorta, sağlık ve emeklilik sistemi işletin!

Devletin kendi özelleştirilmeli, rekabete açılmalı

Vergicilik ve sigortacılığın kendi özelleştirilmeli ve rekabete açılmalı

Devlet tekel olmamalı

---

Bu aşağıdakileri söyleyenlerin sağlık ve bundan kaynaklı sgk giderleri hakkında en ufak fikri yoktur ve hortumun ucu Amerika da

İşin aslı sgk primlerini en az üçte ikisi sağlık gideri denene dönük

Sgk primin kendi tasarrufunda olsaydı, hastane ve yaygın tıp sistemi dışında alternatif sağlık saylayıcıların da olmalıydı

Emeklilik ve sgk primlerinizi sömüren Amerika'nın ta kendisi.
Bunu sağlık sistemi sandığınız şey üzerinde yapıyor. Hastalık ithal ediyor ondan sonra ilaca bağlıyor

Amerika demokrasi götürmesine paralel sağlık adında hastalık götürür
Amerikan haracına bağlısınız

https://x.com/halktvcomtr/status/1857211919926800772

https://x.com/ankahabera/status/2013943630818431463

"ictenlik"
25-03-2026, 16:56
Hazine, ABD hükümetinin iflas ettiğini sessizce kabul etti. 47,78 trilyon dolarlık yükümlülük. Varlıklarda 6,06 trilyon dolar. Altı Kuruşluk Planım bütçeyi beş yıl içinde dengeleyecekti. Ancak bu, hükümetin aslında sahip olmadığı parayı harcamayı bırakmasını gerektirecektir.

https://x.com/RandPaul/status/2036488459662004533

Sanırım yaklaşık şu anlama geliyor. Ben dünyada herhangi bir ülkenin vatandaşıyım ve cebimde dolar olabilir. Arapların cepleri dolarla dolu olabilir. Sonuçta dünyada basılmış 40 trilyon dolardan fazla para dolaşımda olabilir. Bir gün herkes dolarını satmaya, başka paraya çevirmeye onunla altın almaya kalksaydı? Yani geçtiğimiz günlerde BlackRock fonlarında olan gibi bazıları paralarını birden çekmek isteseydi?
Bankalara para yatıran herkesin bir an da çekmek istemesi gibi ya herkes dolarını bir an da satmak isteseydi ve tekrar tekrar dolar almayı sürdürmeseydi?

ABD batardı ve bunu karşılayamazdı..

ABD doları karşılıksız bir çek senet ve menkul kıymete dönüştü. ABD dolarını alanlardan kazandığı karşılıksız parayı harcamak yerine meta olarak stoklamalıydı. Karşılığını bir gün istenirse ödeyebileceği şekilde dengeli meta değer yatırımı yapmalıydı.

Dolarla tekrar petrol dolaşımını sağlayamazlarsa -ki öyle görünüyor-?
Şu an Araplardan alınmış bir kaç trilyonla dönüyor.. Araplar taraf değiştirmezse onlar da batıyor -yakında...

ABD batan bir imparatorluk olarak sıfırdan limon satmaya, Alman Japon gibi birleşik üretim bilincine geri dönecek bir varlık gibi görünmüyor ve kimyası buna uygun değil

Araplar altın satıp ABD tahvili-doları satın aldı. Şu an savaşı finanse eden bu.
İran'ın yıkımını satın almayı çalışmak. Peki ya halkları? Bunu onaylıyor mu?

"ictenlik"
28-03-2026, 23:02
Savaş pek çok şey ama bir bakış açısından da şu

Yunanistan'ın dış borcu 500 milyar dolardır (Burada Yunanistan kullandım)

Yuan doları zayıflatsaydı?

Bu milyar milyar dış borçcuklar buzdağı gibi eriyecekti. Savaş tam bu noktada patlak verdi.
Şu gelecekteki satın alma gücü belirsiz dolarla bir şeyler almaya çalışıyorlar. Adalar, ülkeler ve diğer her şey.
Yine şu an gelecekteki değeri belirsiz bu borçlar şu an şişkin algısıyla oradayken ayrıca pek çok şey