Orijinalini görmek için tıklayınız : O atamıyor bu tutamıyor. Neler olabilir?
Faşizm felsefesi veya öğretisi gereği teknik olarak, demokrasi veya gasp yoluyla elde ettiğini geri vermemeye meyilli tutucu bir anlayıştır. Siyasal İslam hem teknik hem de gelenek olarak aldığını geri vermemeye meyilli dine dayandırılmış bir tutumdur. Faşizm ideolojisi gibi sabitte belirlenmeyebilir hem daha esnektir hem de derinliği ve yüzeyselliği vardır.
Bu sebepten Siyasal İslam ile mücadele faşizm ile mücadeleden daha zordur. Faşizm doğası gereği içinde dini barındırmayabilir ancak Siyasal İslam Faşizmi absorbe edebilir, etmek zorundadır. Faşizm belli belirsiz kutsalları kullanır veya yasaklaya bilirken Siyasal İslamcılık bizzat kutsalların üzerine kuruludur. Siyasal İslam'ın bünyesinde, geleneği gereği ganimet ve ganimetçilik vardır.
Fetih edilmiş yeri geri vermemek için direnilir, gerek haraç (vergi, cizye) istenilir gerekse fiilen sıcak çatışmaya (cihat, gazve) girilir. Uhrevi ve ilahi görülür, bu yüzden dünyevi yaşayan insanlar gibi can yangısından sakınılmaz. Savaş veya vergi kutsanmıştır. İslam hukukuna göre Müslümanın egemen olduğu ve egemen olmadığı devletlerin ayrımı için Dârul-Harp ve Dârul-İslam tanımları vardır. Siyasal İslam için bu tanımlar geçerlidir.
Faşizm için direniş uyum sağlamakla beraber politik olmayı gerektirmez. Direk, hem de fiilen yapması gerekeni zorlayarak yapmaya yönelir, demokrasiyi yok sayar ama Cumhuriyeti kendisine hak görür. Şimdi, bu direniş ve eylemler neler olabilir, çıta ne kadar yükselebilir, bizler şu an hangi aşamadayız?
Bunları tartışmaya açmadan önce Cumhuriyet, Demokrasi, Siyasal İslam, Şeriat, Faşizm tanımlarının ülkeden ülkeye, gelenekten geleneğe değişebileceği gerçeğini bilerek, ülkemizde bunların nasıl anlaşıldığını Alman, Fransız, Antik Yunan veya Amerikalı siyaset kuramcısı, filozof ve politikacılardan ayrı olarak kendi anladığım kadarıyla Türkiye'yi esas alarak yazayım.
A- Cumhuriyet: Türkiye'ye Cumhuriyet Osmanlı'nın yıkılışı üzerine geldiği için saltanatçı yönetimin tersidir, yâni hem soydan gelen ırsi bir yönetim anlayışı yoktur, hem de tekçi değildir demiş olursak daha kolay anlaşılmış olur. Bir aile veya kandan gelen bir genetik yöneticiliğinin reddidir. Fertler padişaha bağlı tebaa değildir, vatandaş sayılır ve tebaanın yâda reayanın hakkı olmayan modern beşerî hukuk ve insan hakları vatandaşlıkta geçerli sayılır. Cumhuriyet vatandaşların kendisini yönetecek kişileri yâda partileri seçmesi veya bizzat yöneticiliğe aday olabilmesi anayasal hakkıdır. Bazı ülkelerde ki Cumhuriyet anlayışında tek partililik veya inanç esastır, (İran) kişiye seçme hakkı tanınır ancak parti hakkı tanınmayabilir. (S.S.C.B) Ülkemizde Cumhuriyet kelimesi Demokrasi ile çok karıştırılır. Cumhuriyetin temeli özgürlük, temel hukuk ve insan hakları istemidir. Ancak bunları tek başına bir değer olarak karşılayamaz.
B- Demokrasi: Çoğunluğun değil çoğulculuğun ve siyasi temsil edebilme-edilebilmenin adıdır. En güzel tanımı iktidarın yasal olarak değişmesi ve iktidarın değişirken kan akıtmaması da olabilir. Siyasi, hukuk, anayasa ve insan hakkı olarak elde edilmiş hakkın çoğunluk gerekçesiyle geri alınmamasıdır. Örneğin Kürtçe konuşabilme hakkı, türbanla okula gidebilme hakkı gibi. Yasal ve katılımcı bir seçimle elde edilmiş, çoğunluğun iradesi ile kazanılmış yönetim hakkının, hali hazırda yönetimde bulunan grubun hukuksuzluk yapmadan veya kan dökmeden devretmesidir. Bu sebepten, darbeler anti-demokratik bir eylemdir. Azınlığın hak talep edebilmesi ve bu taleplerin yönetim tarafından değerlendirilmesi demokrasi ile mümkündür. Temeli cumhuriyet ve hukuktur.
C- Beşerî Hukuk: Göksel, ilahi addedilen, mitolojinin veya tanrıların değil insanların bilimi de gözeterek ürettikleri hukuk. Modern hukuk.
D- Faşizm: Baskı altında tutan, baskıcı yönetim. Tekçilik. Sistemin yâda hukukun değil liderin ve öğretisinin esaslılığı. Bu tanımıyla beraber Cumhuriyet tanımı ile kısmen, Demokrasi ve Modern Hukuk tanımları ile tamamen çelişir. Çünkü, genellikle öteki addedilene karşı tek bir ırkın, mezhebin, dinin, ideolojinin, görüşün tutumunu baskılar.
E- Siyasal İslam: İslam hukuku ve geleneği ile siyaset yapmak, idare ve iradeyi İslam hukuk ve anlayışına göre dizayn etmek. Cumhuriyet, Demokrasi ve Beşerî Hukuk tanımları ile çelişir, faşizm tanımıyla çelişmez, çünkü İslam'da biat kültürü vardır ve tekçidir, bu da faşizmin tekçilik anlayışı ile uyuşur. Siyasal İslam'da İslam anlayışına göre kafir ve mümin tanımlaması vardır, Dârul-Harp ve Dârul-İslam ayrımı yapılır. Siyasal İslam'ın gayesi İslami yönetim ve yaşam tarzıdır.
F- Şeriat (İslami): İslami devlet Şeriatı, devleti ve toplumu İslami kural ve geleneğe göre yönetmenin resmileşmesi. Siyasal İslam'ın genel amacı. İslam Cumhuriyeti olabileceği için Cumhuriyet tanımı ile tamamen çelişmiyor, Demokrasi ve Modern Hukuk ile tamamen her alanda çelişiyor.
Tanımların üzerinden sorulara geçelim;
1- Türkiye'ye Şeriat gelir mi? / Hayır gelemez, gerek iktidarın sayısal olarak bir partide bulunmaması, gerekse ordunun buna uygun dizayn edilememiş olması ve dışarıdan destekleyecek kuvvetli bir yapının bulunmayışı buna engeldir. İç dinamikler ve Türkiye'de ki Müslümanların dini yaşayış biçimleri ayrı bir engeldir. Türkiye ve İslami Şeriat kelimeleri yan yana yazılınca komik duruyor, bu söylem karşı devrimin Şeriat olacağı konusunda fikir yürütüldüğü ve kabul gördüğü için on yıllardır yapılan bir goy goydan öteye geçemez.
2- Türkiye'de tek partili döneme (Tek partili Cumhuriyet) geçilir mi? / Hayır, çünkü iktidar kadroları paylaşmak zorunda kalıyor ve görünen o ki, tek başına iktidar olup tek partili yönetim anlayışına geçeceği sayısal gücü yakalayamıyor. Bundan önce ki hükümet dönemlerinde tek başına hem meclis hem de cumhurbaşkanlığı makamında üstünlüğü eline geçirmiş olmasına rağmen iktidar anayasal düzen ve getirdiği sivil toplum kuruluşları, askeri, hukuki, toplumsal boyut anlamında hiçbir zaman tek partili döneme geçemedi. Sadece tek başına iktidar olmakla tek partililik çıtasının eşiğinde dönemini bitirdi. En büyük engel, Uluslararası sermayenin demokrasi ve hukuk ile kendisini korumaya alıyor oluşu.
3- Türkiye'de iç kıyım yaşanır mı? / Hayır. İç kıyım yapılabilecek birkaç kesim var. Bunlardan birisi Cemaat dedikleri FETÖ. Bu kesime zaten gereken hukuk yoluyla yapıldı, buna iç kıyım diyemeyiz. Diğer kesimler, Kürtler ve Aleviler. Her iki kesimin nüfusu da ülke geneline yayıldığı için geçmişe nazaran çok kültür geçişkenliği yaşandı. Muhalif adı altında siyaseten ancak belli dernek veya partilerin elinde ki terör bölgesi sayılacak yerler hedef olabilir. Siyasal İslam tanımı gereği Kürtlerin genelini zaten hedef alamaz. Bunun için bir sebepte yok.
4- Türkiye'de askeri darbe olur mu? / Hayır. Kim neden yapacak?
5- Türkiye'de iç savaş çıkar mı? / Geldik en zor soruya. Son yıllarda daha sık duyduğumuz bir şey bu. Toplum yapısı olarak her nasıl oluyorsa iç savaş çıkarmayan bir milletimiz var. Bundan önce ki siyasi sokak savaşlarından devrim yapıldığı yıllara kadar hiçbir zaman bir iç savaş yaşanmadı. Ancak bu konu bugünlerde daha çok tehlikeli görülüyor olabilir. İç savaş için iç denge esastır. Bazı siyaset kuramcılarına göre iç savaşın iç savaş olabilmesi için dengelerin hali hazırda olması gerekliliği şart. Aksi halde iktidarın toplumsal çoğunluğu, ordu ve polis güçlerine egemenliği herhangi bir silahlı iç müdahaleye iç savaş diyemeyiz. Bu iç kıyım olur. Bazı liderler son koz olarak iç savaş seçeneğini hep masada tutarlar, buna uygun milis kuvvet ve finansal yedekleri alır, bürokratik diktatörlüğe kapı açarlar. İç hukukun tüketilmeden uluslararası hukuk önüne çıkılamadığı gerçeğini anlayabilirsek neden iç savaşın bazı liderlerin seçeneği durumunda olduğunu anlayabiliriz. İç savaş sonlanır ve lider hukukla yüz yüze kalır. Bu yüzden iç savaşlar uzun sürmelidir ki bir kurtuluş olsun.
6- Bir başka ülkeyle savaş çıkar mı? / Çok karışık. Bu iktidarın dış güçler ile içerisi için dış güce ne rüşvet vereceği ile alakalı olabilir. İktidarımızın bunu yapacak kadar düşmediğini temenni ettiğim için bir başka ülke Türkiye'ye saldırır mı diye soruyu değiştirelim. Evet saldırabilir, Doğu Akdeniz konusuna dikkat edip Türkiye'nin Amerika ile müttefik değil zorunlu partner olduğunu unutmayalım.
Türkiye'de neler oluyor, neler olabilir?
Açık açık son 10-12 yıldır Modern Hukuk ile Siyasal İslam'ın en can siperane çeliştiği dönemlerden en "ümit vericisini" yaşıyoruz. Geneli en çok ilgilendiren hukuk saymazlık yaşanıyor. 2017 yılında Demokrasi ile çelişen Başkanlık sisteminin onaylanması sonrası 2018 yılında Başkanlığı yine demokrasi ve modern hukuk ile çelişen baskıcı bir tekçil anlayışa teslim etmenin yan etkisini yaşıyoruz ve bunu bizzat iktidarın kendisi de yaşıyor. Vekil dağılımına göre %42-43-44 ile tek başına iktidar olabilecek iktidar şu an hem yerelde hem genelde ittifaklar kurulduğu için zorlanıyor. X partinin C partisinden aldığı destekle sürekli barajı aşması tek başına iktidarlıklarını tehlikeye düşürdü. Bu yüzden başkanlık sistemine geçip ittifak yasasını getirdiler. "X partiyi yanına alan teröristtir ve kazanamaz" stratejileri tutmadı. Hemen hemen bütün en önemli sayabileceğimiz büyük şehirler de ters tepti. İzmir-Ankara-Antalya-Adana-İstanbul
Konuya başlarken yazmış olduğum Faşizm ve Siyasal İslam tanımlarına bakarak şunu söyleyebilirim, İstanbul seçimleri hukuksal bir dayanağı olmadan, demokrasiyi işletmesi için kurulmuş birçok kurumdan biri olan YSK tarafından iptal ediliyorsa, anlamışsınız ki İstanbul yeniden fetih edilecek. Seçimi iptal etmelerinin sebebi alacak olmalarıdır. Bunun garantisi olmadan böyle bir riske girmezlerdi. Almak zorundalar, birçok büyükşehir kaybedilmişken hem kadrolaşma hem de vakıfların ayakta tutulması için İstanbul bütçesine büyük ihtiyaç var. İstanbul'da ganimet var. İstanbul'un geri alınamaması hem burada seçilen belediye başkanının hizmet anlayışı ile tamamen ellerinden gidecek ve bu başkan genel seçimlerde sorun çıkarabilecek hem de yeni parti kurma hazırlığında ki diğer iç adayları karşılarına dikecek. Kaldı ki, sadece ve sadece bir sol parti ile mücadele taktiğini aşamayan bir iktidar için hem solun sağ ile anlaşan adayı hem de bizzat kendi içlerinden çıkmış bir sağ aday iktidarı sağlı sollu hırpalayacaktır.
Söylem olarak baskılar oldu, en büyüğünü Erdoğan'dan duyduk zaten. "Seçimler iptal edilirse %100 kazanırız" diye YSK üyelerine adeta mesaj yollarken, "İstanbul'un elden gitmesinin sorumlusu sizler olacaksınız" demeye getirmedi mi? Hukuk, Siyasal İslam'ın güncel anlayışına göre demokratik değerler ve yargılar değil, bizzat yargıcın ne yönde verdiği karardır. Bu kararın neye dayanılarak verildiği değil nasıl verileceği önemlidir.
Hatırlayalım, FETÖ'nün çok etkin olduğu yıllarda Türkiye'de çok sık hukuk ihlalleri yaşanıyordu, FETÖ terör örgütü ilan edilmesinden sonra bazı davalar yeniden yargılanmaya başlarken içeride ki birçok isim dışarıya çıkabilmişti. Bir başka Siyasal İslam diyemeyeceğimiz ama Bürokratik Siyasal İslam diyebileceğimiz FETÖ, önce hedefinde ki kişiyi alıyor delilleri sonradan uyduruyordu. Gayeleri "suçlu insanlar" değil "suçlanacak insanlar" oluyordu. Hukuk hakkında ki anlayışlarıyla tekçil ve biatçı zihniyetleri gereği kendi hukukunu İslam geleneği ile bağdaştırmıştı. İktidarın hedefi İstanbul, iptal için hukuka gerek varsa Modern Hukuka değil Siyasal İslam hukukuna ihtiyaç olmuştur. Bu iş için fetva alıp almadıklarını bilemiyoruz. Buradan önce kararı sonra delili çıkarmaya çalışmalarına rağmen vatandaşı ikna edebilecek hiçbir delil üretemediler.
Ne yapabiliriz?
Bunun önüne nasıl geçilir? Gayet basit, şu aşamada vatandaşlık görevimizi kullanmanın ötesine geçmemek. Tamamen Cumhuriyet ve Demokrasi çizgisinin dışına çıkmadan, sandıklara sahip çıkarak. 31 Mart seçimlerinde ne yapıldıysa aynısını yaparak. Felaket ihtimallerine rağmen, hala sandıkta yıkıp yerle yeksan olacaklarını onlara bu şekilde bildirmeliyiz. Tabi ki bizzat kendilerine oy atmış ama şimdi ondanda vazgeçmiş seçmenlerle beraber. Bu seçimin bir daha kazanılması, yakın dönemde sandığın sürekli okul sıralarının üstünde, seçmenlerin okul koridorlarında olacağı anlamına gelir. Velev ki başardık ve sandıkta kazandık. İşte o saatten sonrası için yorum yapmak istemiyorum. Venezuela işini halletmemiş bir Amerika buraya davet edilebilir mi, bir anda Güneyden başı boş bir füze Türkiye'ye düşebilir mi? Pompalı tüfekçiler sokaklarda kol gezer mi, uluslararası hukuk kuralları gereği iç hukukun tüketilmesi zorunluluğuna aldanıp iktidar yanlış bir adımla iç savaşa meydan verip uluslararası hukuka gitmemek için liderin ölümüne kadar savaşı diri tutar ve seçimleri askıya alırmı?
Tahminim bu kadar düşecek olmayacakları ama güllük gülistanlıkta gitmeyecekleri. Dinamik bir hayatın statik yasalarla idame edilemeyeceği gün gibi ortada, sürekli değişmesi gereken beşerî hukuka karşılık, sabit kalmış ayetler ve birbiriyle çelişen hadislerle İslam Fıkıhı ve Siyasal İslam, kabına sığmayan bir ülkede ne kadar geçerli olabilir ne kadar daha bölünmeden durabilirler. Tekçilik anlayışları gereği nepotizm sayesinde yıkılıp gidecekler. Seçim yâda iktidarı kaybetmekle yıkılmanın aynı olmadığını o zaman anlayacaklar. Bir huni gibi, Siyasal İslam'ın getirdiği biat ve tekçilik anlayışlarıyla sürekli daralıyorlar. Birbirlerini eleyip aile içi ülke yönetimine düşecek kadar kadroları daraldı. Yenilenen İstanbul seçiminde İstanbul'u alacak olsalar bile İstanbul genelinden çıkacak yüzdelik oran, yeni partilerin kurulması adına çok önemli bir motivasyon olacaktır.
İçlerinden çıkmış kadrolarla kurulacak yeni bir parti Türkiye'de iç savaş ve iç kıyım gibi istenmeyen ama yaşaması muhtemel felaketleri ihtimal dışı yapacaktır. Bugünlerde biri atamıyor (Yeni particiler) biri tutamıyor (İktidar ve YSK). Bu seçim yenilenen bir İstanbul seçiminden ziyade gelecekte yaşanması temenni edilmeyen felaketlerin olduğu gibi yeniden teşkil edilecek demokrasinin ve yeni partilerinde çıkış noktası olacaktır.
ForumKirpisi
09-05-2019, 00:41
istanbul belediyesinin alınmasının pek parayla alakası yok. para işini her türlü halleder. meclise sormasına gerek yok zaten.
vakıflar işini de tepeden halledebilir. bunlar pek problem şeyler değil.
her şeyin alternatifi var zor ama olsun.
belediyede chp idaresine alışanlar niye türkiyede olamaz demeye başlar.
çünkü chp hiç gelmeden insanlara karapropaganda yaptılar. chp olursa kuyruğa girersin chp olursa beceremez vs.
izmirde bok kokusu siyaseti yaptılar. izmirinde kanalizasyon sorunu ulusal çapta bi sorundu, belediyeyi aşıyordu ama onu çözecek bi devlette yok orda boğulsunlar işte diyordu bize oy çıkmıyor zaten.
bugün akp kadrolarından hıyar çıktı. akp'de üç kuruşluk babacan ekolünden mehmet şimşek ekolünden yarı dinci yarı çağdaş liberalimsi
kişileri de susturunca ortalık yiyici maymunlara kaldı. egemen bağış gibileri hep oradaydı zaten.
yiğit bulut gibi eski uç anti akpci anti dinci yeni reis köpekleri işi çok bozdu.
şimdi uluslararası ve yurtiçi muhataplarla konuşup anlaşabilecek birisi kalmadı. İbrahim Kalın adlı dinci romantik kurukafa gibi bi adam var,
neanderthal galiba bi o var en çok ona güveniyor sır kapısı diyor falan. Tüm Türkiye o işte. Berat Tayyip İbrahim üçlüsü götürüyor.
Yurtdışına koyduğu İbrahim, az buçuk dil biliyo galiba. Arapçası iyiymiş. Berat şovmen. Tayyipde baba rolünde.
Sonra niye bu ülke cari açık veriyor, niye döviz böyle, niye borsa 30 yıl önceki seviyesine indi, niye yolsuzluklar yozlaşma patladı, suç patladı gibi şeyleri de garip karşılamamak lazım.
Ne Gülden ne Davuttan bi cacık olmaz. AKP oylarını bölemezler. AKP seçmenini anlamak lazım. AKP seçmeni kefeniyle bağlı.
25 seviyesine indirilebilir. MHP işi bozuyor onun da bi misyonu var Türklüğü becermek galiba.
ForumKirpisi
09-05-2019, 00:49
FETÖ palazlanıp bitti. Bu saatten sonra fetö geri de dönemez. CHPde döndürmez.
Fetönün seçmeni yok. Fetö seçmeni Akp seçmeni. CHPye fetö ayağı falan demek çok basit saçma.
Hayatında Fethullahçı görmemiş heriflerin safsatası. Fetö şu anda ABDde bi kaç heriften ibaret. 3,5 şirket az okul.
Amerikada kendilerini biz Türkiyedeki sistemden daha moderniz şeklinde tanıtan scientology tarzı bi şeyleri var.
Fetö modern falan değildir, fetö bildiğin klasik İslamcıdır. Öyle başı açık fetöcüymüş bilmemneymiş yok öyle bişey.
Fetöcüler eğer özel çıkar sağlamıyorsa modern olmaz aynı SP seçmeni gibidir.
Fetöcüler akıllı kurnaz falan değil. Fetönün tek dayanağı var olmasının tek sebebi AKP öncesinde Özal gibi kişilerdi. ABD idi.
Fetö devlete yerleştiren olmazsa yerleşemez zaten. Fetöyü her yere sokan AKP.
Fetönün iyi olayları vardı kötü olayları vardı. Kötü olayları askere, yargıya ve devlete sızmasıydı. Şu anda maymun tipli eski mebçi
gibi herifler hep fetönün elemanıydı.
Fetö amerikada connecticut gibi ünilere ortak olup garip işlere de girdiydi.
Siyasal İslam hem teknik hem de gelenek olarak aldığını geri vermemeye meyilli dine dayandırılmış bir tutumdur.
İslam hukukuna göre Müslümanın egemen olduğu ve egemen olmadığı devletlerin ayrımı için Dârul-Harp ve Dârul-İslam tanımları vardır. Siyasal İslam için bu tanımlar geçerlidir.
İstanbul'da seçim kaybetmeyi işgal görüyorlar.
https://twitter.com/SavciSayan/status/1126626672386744325
spartacus
10-05-2019, 05:43
Bazı ülkelerde ki Cumhuriyet anlayışında tek partililik veya inanç esastır, (İran) kişiye seçme hakkı tanınır ancak parti hakkı tanınmayabilir. (S.S.C.B) Ülkemizde Cumhuriyet kelimesi Demokrasi ile çok karıştırılır. Cumhuriyetin temeli özgürlük, temel hukuk ve insan hakları istemidir. Ancak bunları tek başına bir değer olarak karşılayamaz.
Sovyet yani konsey iktidarında partilerin seçime katılması demokrasi ile bağdaşmaz, zaten bağdaşamaz zira demokrasi için, halkın belirleyici olması ve organları şart. belirli ve basit, biçime dayalı, kof sembolizmin, boya ve cilanın, kamuyu ayrıştırma, birbirinden ayrı hale getirme, parçalama aracı, kulüpleri de denebilir. Parti orada (gerçek demokraside, katılım esaslı demokraside) ancak ideolojik temeldedir, zira hala sınıflar ve bastırılmış olsa da ayrıcalık isteyen, otokrasi isteyen kastlar vardır ve parti kapitalizmde bildiğimiz tarz yapıya sahip değildir, seçimlere de katılamaz. katılıyorsa orada sorun var demektir, bu kabul edilemez ve varlığı kendisini lav etmek, o koşullara kadar ve üzre işlev kazanır.
Cumhuriyet ise, temeli özgürlük, insan hakları istemi değildir, bunu sağlayacak zemin demokrasidir. o halde cumhuriyet ne demektir? Cumhur esasında toplum, halk, kamu demektir. Örneğin sosyalizmde mülkiyet-> kamusaldır(kısaca toplumsal karaktere sahiptir, dolayısıyla cumhur-iyet anlam kazabilir). örneğin sosyalizmde, konseyler(sovyetler) eliyle, mülk kamulaştırılır. Kamusaldır, bugün Türkiyede kamusal alan olarak sanırım sadece ama sadece bazı parklar ve çocuk parkları kaldı ki, onlarında çoğu baronlar namına peşkeş çekildi, cumhuriyet nerede diye sorarlarsa siz hala kullanabildiğiniz parklar kaldıysa orada deyin... örneğin bir çocuk parkına girmemiz için bir engelle karşılamıyoruz, şimdilik hala hakkımızdır kullanabiliyoruz, işte kamusal alan örneği, elimizde kalan(kaldıysa), kapitalizm ise şunu örgütler "hoop bu çocuk parkı kamuya(cumhura) değl, bana özel-aittir giremezsin veya girmek istiyorsan saati 5TL ödemelisin, ben senin hakkını gasp ettim, böylece kazanacağım!. hoop buradaki kömürü çıkartamazsın, bana özel-aittir, gasp ettim, ederken de sana bedel ödemedim, dilersen bana çalışabilirsin, dilersen de çalışmayıp acından ölebilirsin(kapitalizmin özgürlük anlayışı - o'da parayla)... burası benim vatanım, kömürde benim, senin ise hakkın bana hizmettir vs." Nerede kaldı sözde vatan, demokrasi, cumhuriyet?.
örneğin villa kentler var, gidin bakın, 10 villada bir çocuk parkı, yüzme havuzları, ağaçlar, spor alanı var, toplasan 1.000 kişi yaşar, birde gidin 20.000 kişinin yaşadığı mahallelere bakın, nerede çocuk parkı, nerede spor alnları? hani cumhuriyet demiştiniz? hani demokrasi, hak, hukuk, adalet demiştiniz? Sistemin mantalitesi her alana yansır, siyasetinden, mahallesine, spor, oyun parkına, okulundan, işyerine, yolundan kaldırımına, barınağından, iş ve aşına kadar...
kapitalizmde cumhuriyet kelimesi ne yazık ki geçersiz bir popülizmden öteye geçemez, geçemedi de ve süs olarak kaldı. Kaldı ki esası kolluk gücü olan, seçilmeyen atanan, bürokrasiyi temsil eden valilikler, kaymakamlıklar nedir yahu?
kapitalizm varsa demokrasi de, cumhuriyet de mümkün olmuyor. lafzı ise, garabettir, sözde varlığı ise hilkat garibesidir(tuhaftır, anomalidir-kaide dışı). , özünde doğasına terstir ve cumhuriyet, gerçek demokrasi varsa kapitalizm, kapitalizm varsa demokrasi olmaz. Kapitalizmde demokrasi ayrıcalıklı azınlık içindir ve çoğunluk üzerinde iktidarını sağlayan araç olarak kullanılır ve sistem çok kolay biçimde işler, çark hükümet konusudna otokrasiyi otomatik olarak sağlar, ama halka demokrasi diye yutturulur->otokrasi, monarşinin bir çeşidi olmakla birlikte miras yoluyla değil, ele geçirme, elde etme yoluyla sağlanır, işyerlerinde, hisselerde ise istisnalar dışında, otokrasi, monarşiktir-miras yoluyla geçer ve bunlar kend otorkasilerini, ülke genelind ehakim kılarlar. Hükğmet alanında, nasıl elde ederler, sözde seçimle, haksız rekabetle(sermaye gücü vs) bağlayıcı değildir, eğer yetki bu kişilerde toplanmış ise-> otokrasidir, nasıl seçildikleri pek bir önem arzetmez. örneğin ben milletvekili adaylığımı koyamıyorum(vekil olsam size yardımcı olamıyorum, genel siyaset lakırtılarıyla, emme basma tulumba hayatım mecliste geçiyor, varlığım sizler namına bir şey ifade etmiyor, çünkü otokratik bir iktidar mevcut ve sizinle, birlikte yönetebilecek, iradeyi size verecek hiç bir konseye, organa sahip değilim), ben koysam o, bu, sen, siz koyamıyorsunuz... çünkü param, vaktim, nüfuzum yok, propaganda yapabileme şansım dahi yok. çok param olmalı ki, reklam, tanıtım, adam tutup ev, ev gezdirip makarna dağıtabileyim, boroşür bastırabileyim, göz boyama yapabileyim, iyi ve şatafatlı matador olmalıyım ki arenada sizi etkileyebileyim, elimde şatafatlı kırmızı bezi sallayıp, her koşmanızda böğrünüze, böğrünüze saplayabileyim, nüfuz edinebileyim-istisnalar kaideyi bozmuyor, bozabilmesi için bütüne mal olması lazım ki, bu durumda istisnalar kaideyi bozmasa da istisnanın, istisnası bozabilir demeliyim ki olasılık olarak denk gelmesi veya koşulların oluşması çok zor. oluşsa da ABD, kapitalizm bütün gücüyle karşınıza dikiliveriyor, öyle, böyle değil. ne demokarasisi tam bir kıyım stratejisiyle, hasılı mücadele zor ve çetrefilli hal alıyor, lafla peynir gemisi yürümüyor, resmen canınızı, malınızı(varsa tabi!) istiyorlar...
B- Demokrasi: Çoğunluğun değil çoğulculuğun ve siyasi temsil edebilme-edilebilmenin adıdır. En güzel tanımı iktidarın yasal olarak değişmesi ve iktidarın değişirken kan akıtmaması da olabilir. Siyasi, hukuk, anayasa ve insan hakkı olarak elde edilmiş hakkın çoğunluk gerekçesiyle geri alınmamasıdır.
çoğulculuk, iktidarın yasal olarak değişmesi, demokrasinin tanımı değildir, bu bir ilizyozdur, bir aldatmaca, aslında aynı sınıfta ve gemide olmayanların aynışmış kandırılması, gösterilmesi esasına dayanır, tamamen muğlak bir kelimedir. En fazla kapitalist sistemdeki görece, biçime dayalı ve esasında demokrasiyi temsil etmeyen, demokrasi kavramı ve tanısının bu tür boya-cila lafızlara indirgenmesi halinde, özünde demokrasiyi dejenere eden ifadelerdir. iktidar ile hükümet(hükmeden) kavramını da karıştırmamalı...
Demokraside en önemli kriterlerden birisi ayrıcalıksızlık kriteridir, yani ayrıcalıklı durum lav edilmelidir ve kimse üstelik ne idüğü ve nereden geldiğü belli(babadan-oğula! örn: miras, üretim aracına sahiplik- özel(private) mülk ayrıcalığı üzerinden demokrasinin üstünde olmak) ayrıcalık sahibi olmamalıdır (aşağıda bu demokrasiler üstü ayrıcalık ve otokrasiye örnek vereceğim) - bu hukukunda temelini teşkil eder. Diğer esas zemin ise, KATILIM esasıdır, yani çoğunluk çoğulcuktan ziyade, bizzat katılım esaslıdır bu katıım seçme değil, seçim, sorunluluk naklidir, iradeler üzerinde, iradelerimize rağmen karar mercii anlamında değildir.
Özel (private, yalnız kişiye özel)Mülkiyet= mahrum bırakmak demektir, sahip olmak değil, bu detay da unutulmamalı. mahrum kılarsan mülkün olur, herkese açık olan mülk değil -> kamudur, kamusaldır. Özel mülk hukuk dışı bir kavramdır, demokrasi ile de, eşitlik ve adalet ilkesiyle de bağdaşmaz. Efendim kadınların toplu kullanımından söz ediyor söylemleri kapitalist ucubedir, zira ne eşleriniz ne çoçuklarınız, ne işçiler, ne seçmenleriniz vb mülkünüz değildir, insan bir başasına mülk olamaz, olmamalı(özgürlük mü demiştiniz, işte sağlam bir ifade), örneğin eş mi, gönüllü bilikteliktir, mülk değildir ve 3. şahıslara bok yemek düşer...
seçim=demokrasi demek değildir, doğru bir indirgeme olarak da ele alınamaz. faşizmden söz etmişken, Hitler'de seçildi, Erdoğan'da, arkalarında ise elit bir sermaye gücü vardı-r, palazlandırır, öne çıkartır veya geri alır, hiç bir plan yapmaları gerekmez, çıakrlarına ters düştüğü an işi biter. örneğin bu gün video izledim, eskiden AKP veriyormuş, ama atık vermeeycekmiş, çünk mekelilikte Yaşa takılmış(EYT), gördünüz mü en sıradan insan dahi çıkarlarına göre hareket edebiliyor, kaldı ki ülke kaynaklarına hakim, sermayedarlar ve kapitalizmde en önemli her kapıyı açan anahtar sermaye, paraya sahipler...
Bu halde, katılım nasıl sağlanacak? Eğer kapitalist sistemde olduğu gibi, esası sermaye gücüne ve ayrıcalıklılara dayalı partilerin yarışı olacaksa bu demokrasi değil, seçkin kulüpler yarışı olarak Roma demagograsisi ya da diktatörlüğü denebilir. Örneğin sözde Roma demokrasisi ayrıcalıklılar arasında rekabete dayalı -çatışmanın, ayrıcalıkalr arasıdaki çıkar savaşının masaya taşınması- sözde demokrasi iken, nişan olarak diktatörlük ünvanını da sağlar, meşru kılar.
oysa eğer biz, katılım kadiesini esas alacaksak, bu insnları birbirinden ayıran ve kulüpler, kastlar arasında bir egemenlik savaşı ve matadorlar üzerine bahis oyanamak biçiminde değil, bizzat halkın yönetime katılımını ve fiili olarak karar mercii olarak hareket edebilmesini sağlamakla mümkündür ki, bunun yoluda konseylerden geçer. onsey hem kongre-seçim hemde yönetim organıdır.
Güncel ve basit bir örnek vereyim; üstelik hükümet faktörüne de hiç girmeden;
İnsanların hayatı, nerede geçer? yani bizler toplum olarak aslında nerede yaşıyoruz?
işyerinde ve işe gidiş-geliş yolunda => %45
Evde =>mahalede => 45
çocuklarımız => okullarda, evde.
Gezi, seyahat eğlence, özel gün, doğa vs anları(imkanımız, şansımız varsa) => %10
şimdi, hangimiz işyerimizi kendimiz yönetiyoruz? Ayrıcalıklı, yani şirket sahibi olanlar ve ayrıcalıklı tarafından atanmışlar hariç hiç birimiz. hayatımızın %45'inde demokrasi yok, cumhuriyet de yok. patron otokrattır, orada hakim olan monarşik otokrasidir ve bizim seçme hakkımız da, yönetme hakkımızda yoktur - doğru mu? hayatımızın %45 i otokrasi altında eridi gitti, demokrasi, konsey de, seçme hakkı da yok.
hangimiz yerel alanlarda seçme ve seçilme yönetme özgürlüğüne sahibiz? Çok parası olan, ayrıcalıklı olanlar ve bunlarla birlikte bol, bol vakti olanlar haricinde hiç birimiz.Ne yapmaya mecbur bırakılmışız, bunlar arasından seçime, bu demokrasi de, cumhuriyet de değildir. oysa olması gereken işyeri, mahalle konseyleridir, biz bu konseyler eliyle yerel sorunlarımızı masaya yatırıp, ele alacak ve sorunlarımızın çözümü konusunda teati de bulunabileceğiz. Bunca yıldır mahallerde yaşıyorsunuz, bir ağacı sökerken dahi hanginizin iradesi başvurulur? Hiç birinizin, kısaca demokrasi demek seçim demek değildir, o uygulama alanında iradeye yansıyorsa anlam kazanır. Kısaca sokağınızda 1 ağaç bile kesilecek olsa, karar sizden çıkmalı ve uygulama size ait olmalıdır. Anlaşılması namına mutarlıkalr örnek verilebilir, muhtarlık esasında bir meclistir fakat kapitalizmde muhtarlıklar ikamet ve nüfus belgeleri ötesinde bir anlam ifade etmez. hayatımızın kalan diğer %45'inde demokrasi yoki etti %90.
Demokrasi İRADENİN, sizin iradenize rağmen ayrıcalıklı kılmadığınız ve size rağmen, sizin adınıza sizin fikriniz ve iradenizden bağımsız ghareket edilmemesidir. ne ala, 5 yıllığınai 4 yıllığına Sarı Çizmeli mehmet ağayı seçin, o da 4-5 yıl boyunca size rağmen kişisel karararla yönetsin, ne demokrasi ne de cumhuriyet değil bu. esasında bu otokrasinin, meşruşlaştırılmış ve seçim yoluyla hakim kılınmış halidir ki, boşuna Roma demagograsisi ve dikttaörlüğü demiyorum. Siz kapitalizmde, demokrasi ve cumhuriyet namına oy kullanmıyorsunuz, otokrasiyi geçerli ve meşru kılmak namına iradeleriniz 1 kereye mahsus bir süreliğine otokratik biçimde kullanılıyor. Birilerinden emir alıyorsanız veya birileriin sözleri emir telakki edilebiliyorsa ülkeniz demokrasi değil ama otokrasi altındadır ve konumunuz, durumunuz askeri hiyerarşiye benzer.
hukuk konusuna ise hiç girmeyeyim çünkü kapitalizm de en önemli sorunlardan birisi de hukuktur, hak ve özgürlük meselesidir.
örneğin çok basit bir örnek vereyim, hepimizin seyahat özgürlüğü var mı? lafız da var denir doğru mu? Gerçekte ise yoktur, paramız ve başkasına çalışmaktan arta kalan zamanımız kadardır. herkesin sağlıktan yararlanma hakkı var mıdır? paramız kadar... uzatmayayım ortada hukuk da yoktur. peki paranız yok, sağlık hizmetinden faydalanamıyor veya sermayedarla eşit sağlık hizmeti alamıyorsunuz, kimi mahkemeye vereceksiniz, parayı mı? :) ben ciddi bir rahatszılık geçirdim ve bana 4 ay sonraya emar verildi, iki akciğerimde tamamen su toplamıştı, iyi kötü param vardı özele gittim, akciğerlerin su topladığı ortaya çıktı, ya param olmasaydı, çoktan ölmüştüm. hak ve hukuku mu nerede arayacağım kimi mahmeke edeyim, parayı mı? o dünya devi ABD'de dahi paranız yoksa, sigorta edinemiyorsanız, sağlıktan ümidi kesin, öldünüz... neyse bu da ayrı bir konu, kapitalizmde hak, hukuk, adalet, eşitlik, ayırcalıksızlık, demokrasi, cumhuriyet aramanız nafile, neo-liberal tanımlara, kavram çarpıtmalarına aldanmadan önce bir düşünün. gerçekle, yaşamınızla, koşullarla objektif gözlemle lütfen gözden geçirin, öyle yazın. kapitalizm demokrasi, cumhuriyet, hukuk koşulalrını ne yazık ki bertaraf eden temel ve işleyişe sahip... (hayatımda en az kullandığım kelime lütfen ve birde rica ederim kelmesidir. 1 elin parmağını geçmez - ki lütfen kelimesinin eğreti hikayesini de ayrıca anlatırım)
Eğer yönetim dediğimiz olgu, tabandan tavana değilde, tavandan hükme dayanıyorsa ve siz sizin adınıza bunu bir iradeye tanıyorsanız, yani tepeden ve KEYFİ yönetim esas ise, orada demokrasi de cumhuriyet de yoktur. KAMU dediğiniz an, herkesi kapsar, öyleyse hak da hukuk da, emek de, üretim de, tüketim de, yönetim de kamuya ait olmalı.
Daha mı detaylandırayım, literatüre, akademik yönüne mi girelim, gerek yok, zira en kaba ve hepimizin anlayacağı dilde(benim için gerçekten zor olsa da) bir dil kullandım, ben bunları öğrenirken, 300-500 sayfalık kitaplar okudum, yıllara varan gözlemlerde bulundum, irdeledim, anaizler yaptım yorumladım... yazı uzamasın. sorusu olan veya itirazı olan varsa -ama objektif ve dürüstçe olmalı- detaylandırabiliriz.
Bunun dışında Turdur, gözlem ve analiz-kıyaslarıma göre, sende umut verici gelişme de görüyorum...
Cumhuriyet ise, temeli özgürlük, insan hakları istemi değildir, bunu sağlayacak zemin demokrasidir.
Cumhuriyet tanımının sonuna; "...bunları tek başına karşılayamaz" diye neden ekledim sandınız. Demokrasi ile Cumhuriyet bir arada olmalı ki bir işe yarasın. Cumhuriyet bizim ülkemizde nasıl algılanıyor ona göre bir şeyler çıkarmaya çalıştım.
seçim=demokrasi demek değildir
Demokrasi "seçimle gelene kansız bir şekilde yönetimi devretmektir" diye de bir ekleme tanım yapılabilir. Bu tanım demokrasi tanımını zedelemez, eğmez bükmez, kendi değerine uygun bir ekleme olabilir. Modern Hukuk, Cumhuriyet, Demokrasi bir yerde işlevsel olmalı ki bunların her birisi kendi tanımlarına erişe bilsinler. Bu 3 gerekliliği zedeleyen Faşizm ve Siyasal İslam'dır. Seçimlerde Hukuk(Adalet) demokrasi ve cumhuriyet değerleri alaşağı edildiği için seçim=demokrasi olamıyor. Demokrasiyi tamlaması gereken bir seçim bizim ülkemizde bir kaç yargıcın baskı altına alınmasıyla rafa kaldırılmış gibi. Bu en klasik ve en büyük hatadır. Hile olur, devlet imkanıyla adaletin terazisini de bozarlar ama iş sandığa "genel ve açık bir şekilde" dokunmaya başladıysa bu iş sona gelmiş demektir. Bu sandığın bozdurulmasından sonra ki adımlar ne olabilir, Almanya ve İtalya örneklerine bakarsak kan ve kemik.
Kapitalizm konusu ise değişik yorumlanabilir, kimisi karşıdır kimisi onunla da olabilir diyebilir. Konuyu gündemde ki gelişmelere ve olası ihtimallere bağladığım için bu kadar derinleştirmeye gerek yok.
Seçim neden yenileniyor, bunu yapanların bu zihniyet yapısını açıyorum. Neden bu kadar kolay yapabiliyorlar ve neye güveniyorlar. Güvendikleri dağlara kar yağarsa ne kadar ileri gidebilirler? Kan, kemik ve barut kokar mı? Bugüne kadar kokmadı mı?
Felaket senaryoları da var ancak yinede demokrasi, cumhuriyet, hukuk ve vatandaşlık görevlerinde kalalım, felaket hep onlardan gelir. Çünkü; belli ki bu tip yapılanmalar kendi kendilerine bile batıp gidiyorlar. Seçim kaybetmekle yıkılmayı ayırt edemediler daha. Her şeyde bir hayır vardır diye güzel bir geçiştirme sözü var, bunlar yıkılır gider. Bugünlerde yaptıkları yüzünden Siyasal İslam'ın Türkiye'de ki geleceğini de şimdiden tükettikleri için, "millete de şerden hayır doğdu" dedirtecekler.
ForumKirpisi
11-05-2019, 05:26
spartacus, bu kentsel dönüşüm çılgınlığı yokken ve yabancılar gayrimenkül piyasasını sıkmamışken bizim yeni yerleşkede gayet çok
park bahçe yeşil alan vardı gerçi zaten dağın dibindeyiz.
kısmi cumhuriyeti yaşıyormuşuz tayyip her yeri kapitalizme bağladı.
ne zaman bu kentsel dönüşüm ve yabancılara gayrimenkul satışı patlattılar
o park alanları yeşillik alanları hatta SİT alanına girmeye başladılar. tarlalar gitti.
boşluk hemen hemen her yeri kapattılar.
benim küçükken ektiğim iğdeleri, karşıya villa yapan, evim dışardan gözükmüyor diye motorlu testereyle bi saatte indirdi.
o dingile hollow point saçma aldıydım havalı tüfekle ateş ettim. noldu bilmiyom. 20 tane ağacı kestiler. 20 yıllık.
bu tayyip ölünce gidip mezarına çimento atacam. eğer mezarı bi yerde olursa.
yaşarkende görüp tokatlamak istiyorum.
inşaatlar içlerine konan parkeler, çatı çıtaları, boya, beyaz eşya, plastik, ahşap, kapı kolu, bazen kablolar vs
ile ithal mallarla dolu. genelde ucuz iş ithal mallar. yerli ürünler daha kaliteli ve daha pahalı.
mesela bulgaristan romanya çıta kullanıyolar. macaristan ahşap. çinden bile parke var. menteşe çin.
inşaatçının kullandığı silikona kadar çin olabiliyor.
kaldı ki yerli bile olsa hammaddesi ithal.
inşaat yaparak nası ülkeye katkı yapacağını düşündü bu gerizekalılar bilmiyom.
spartacus
11-05-2019, 07:26
Cumhuriyet tanımının sonuna; "...bunları tek başına karşılayamaz" diye neden ekledim sandınız. Demokrasi ile Cumhuriyet bir arada olmalı ki bir işe yarasın. Cumhuriyet bizim ülkemizde nasıl algılanıyor ona göre bir şeyler çıkarmaya çalıştım.
Demokrasi "seçimle gelene kansız bir şekilde yönetimi devretmektir" diye de bir ekleme tanım yapılabilir.
Tanı açısından anlam taşımaz, esasında demokrasi yönetimin değişmesiyle değil, tanı bakımından yönetimin biçimiyle ilgili. yani nasıl yönetildiği veya yönettiğiyle ilgili. demokrasi, tanı olarak, 3. şahıs temelli yönetmekten söz ediyorsa arızadır.
Kapitalizm konusu ise değişik yorumlanabilir, kimisi karşıdır kimisi onunla da olabilir diyebilir. Konuyu gündemde ki gelişmelere ve olası ihtimallere bağladığım için bu kadar derinleştirmeye gerek yok.
Yorum dediğimiz, olgu temelinde ve hangi koşulda demokrasi mümkün, hangi koşulda mümkün değil esasına dayanıyorsa, burada belirleyici ölçüt, demokrasinin ne olduğu yani tanısıdır. Kıstas kişiye göre olmamalı ve kavramın bütünlüğünden şaşmadan, objektif olunmalı, veriye göre konuşulmalıdır. Kişilerin ezbere bilip söylediği klişeler yorum özelliği taşımaz. yorumu sağlayan veridir, veri yoksa yorumda yoktur, en fazla söylem, inanç belirtimi olabilir.
o halde basit bir veri sunalım, Cumhuriyet varsa bu ülke kaynakları kime ait olmalı, kamuya değil mi? Demokrasi varsa, çok basit bir örnekle, işyerinizde patronun ve pratikte çıtır mafyanın ne işi var? ya da hanginiz vekalet verdiniz? ya da bir öğretensiniz, müdürü seçen siz misiniz? otokrasi orada demokrasi bilinemez bir rüya da... Bu biçimde tanılanmış ymönetim ve yönetici, OTOKRASİYE AİT bir kavramdır. öğrenmemiz gereken kavram VEKALETTİR, vekildir, yetkili'dir. dolayısıyla vekalet verdiğiniz, yetkilendirdiğiniz-yetkili ancak sizin öncülde karar kıldığınız şeyleri yapabilir, fazlasında ise tekrar size başvurup vekalet almak veya kararlarınızla uyumlu çözüm üretmek zorundadır, aksi durumda orası "hükümet" adı altında ayrıcalık bir kuruma dönüşmüş ise, hükmün sahibi olmuşsa otokrasi kurumu olur, demokrasinin değil.
kapitaizm ile demokrasinin uyuşmazlığı yoruma açık değildir, olgudur. hiç birimiz demokrasi ve cumhuriyet de yaşamıyoruz, adının böyle konması, gerçekler karşısında manipülatif ilizyondur, bu da teşhistir, yorum değil.
Seçim neden yenileniyor, bunu yapanların bu zihniyet yapısını açıyorum. Neden bu kadar kolay yapabiliyorlar ve neye güveniyorlar. Güvendikleri dağlara kar yağarsa ne kadar ileri gidebilirler? Kan, kemik ve barut kokar mı? Bugüne kadar kokmadı mı?
Elbette bu ayrı ve bu kısımlara dair herhangi bir itiraz-ifade de bulunmadım. bu ifaden dahi zaten demokrasi ve cumhuriyetin olmadığının itirafı niteliğindedir. neden olmadığı sorunusunu soracaksan, ifadelerim o zaman önem kazanır, ama nedne olmadığı konusunu AKP vb gibi veya kişilere yüklersen gerçeğe uzaksın demektir. ifadelerimde açıkca ve olgu temelinde ifadelere başvurdum, hipotez.
manipülasyon veya ilizyonların, kişiye, şuna buna göreliğin hiç bir anlamı yok, zaten özü gereği, eğer bir kavramı ele alacaksak, burada temel ölçüt kavramın tanısı ve koşulda uyum olmalıdır ve eğer biz, olgular ve olaylar üzre, yani koşullar ve gözlem veren taban üzre yazacaksak, o halde tanı ile koşulun uyumunu esas almak zorundayız(öyle değil mi?). Kişilerin ne düşündüğü, nasıl yorumladığının hiç bir önemi, değeri yok(eğer konumuz şu ya da bu kişinin şu ya da bu konuda ne düşündüğü değil de, kavram ise). hangi koşullarda mümkün olabilir, hangi koşulda mümkün değil, verili koşul hangisini sağlıyor? Açık ve dürüst olmalıyız.
Örneğin çok basit bir örnek vereyim, reçetesi yazılan ve rahatsızlığına teşhis konan bir hastanın, o ilaçları almaya parası yoksa, bu tedavi sürecinin sağlandığı ve kişinin sağlık hakkından yararlandığı anlamına gelir mi? peki engel olan ne? hukukun salt irade üzerine tanımı da eksiktir, saltıklaştırılması ise yanlıştır. Demokrasi, hukuk vb bütünlük gerektiren kavramlar parça, parça saltık ele alınabilir mi? yoksa bir bütün halinde mi işlev, anlam kazanırlar? Birbirini dışlayan, geçerisiz kılan faktörlerin bir bütünde anlamı olabilir mi? örneğin daha öncede ifade ettim, partiler, sınıflara ayrışmış, bölünmüş bir kamunun esasında baskın olanın otokrasisini sağlamakta. peki baskın olmanın kriterini, sermayenin veya istismar edilen aidiyelerin belirlediği koşullarda, demokrasi işlev kazanabilir mi? Buradaki hkğmetin rolü, baskın olanın hakimiyetinin tescilidir. ve öyle lafla buna engel olamazsınız ve heleki oy kaygısı demokrasinin çoktan rafa kaldırılması halini alır. örneğin "herkesinseyahat hakkının olması ve herhangi bir iradenin engel olamaması" ifadesinde eksik olan, hatta hukukun pratikte işlevsizleşmesini de sağlayacak düzeyde, eksik bir şey var, peki, nedir? Görebildiniz mi?
Eğer biz tanılarımızı, salt kağıt üstü ve baskın olanın dayatımı ve dejenerasyonuyla muğlak ifadeler olarak alır ve koşuldan bağımsız, yalıtık olarak ele alırsak, hiç bir sorun yok demeye varırız veya aldanırız, manipüle ederiz.
Bu kavramlar adına gerçek o halde dejenere durumu sergiler ki, esasında fedodal otokrasinin(miras yoluyla geçen türü), toplumsal adaletsizlik sayesinde ayrıcalıklı konuma geçen ve otokratik iş alanı gücüyle mafyalaşan, egemen elit(ekonomi-politik) ve sistem, kaçınılamaz ve engellenemez baskınlığının, kitlesel istimaların sağladığı, sözde meşru otokrasi bize demokrasi olarak sunulmakta. gerçek bu, şu an dünyada demokrasi yok, esasında hakim olan otokrasidir, fırsat eşitliği gibi fırsat da ancak fırsatı satın alabilecek gücü olana aittir(bunu göremeyecek düzeyde olana, defalarca kez kanıtlayabilirim)
Bir başka aldanım da, demokrasi ile yönetim kavramının aynileştirilmesi ve demokrasinin salt tepeden yönetimin(otokrasinin) belirlenmesine indirgenmesi. eğer bize böyle anlatılıyorsa bu yanlıştır, yalandır. Çünkü yönetim kendi başına bir olgu, tanı gerektirir, demokrasi ise nasıl yönetmek, kimlerin yönetimi(kimi yönetcek ki? yönetmek doğru bir ifade mi) sorunsalında anlam kazanır. Yönetim olgusu heleki yukarıda ifade ettiğim gibi, hükmetmek-hükümet esasına indirgenmişse, demokrasi daha burada darbe almış demektir. kaldı ki kişiye rağmen kişi adına temsil ciddi bir sorundur. demokrasi kişiye(iradeye) rağmen, kişi adına karar verecek iradeyi seçmez, aksine demokrasi, iradelerin sorunları ve aldıkları kararların yerine getirilmesi yükümlülüğü(vekalet!) teslim edilir, irade değil. partiler vekaletin organları mıdır peki? hayır, onlar ideolojik kurumlardır ve demokraside amaç ideolojilerin yarışı ve yarışın kazananının bizlerin iradesine rağmen, bizim adımıza karar verme yetkisi sağlamak olamaz. Bu otokrasidir. net ifade ediyorum.
Bizim demokrasi sandığımız ve bize demokrasi olarak yutturulan ile demokrasi kavramı bağdaşmıyor. Yöntem olarak da bağdaşmıyor aksine demokrasinin olabilirliğine engel temsil ediyor Bizim en önemli sorunumuz demokrasi değil, dejenere edilmiş demokrasi kavramı ve saltıklaştırlmış tanımıyla, iradeniz dışında, size rağmen sizin adınıza karar kılınmış ve hiç bir biçimde sizlerin kararlarına vekaleten seçilmemişlerin, seçimine indirgendiği örtülenmiş otokrasidir.
Basit bir örnek vereyim, diyelim ki bir iş alanındasınız, rakibiniz de sizle aynı alanda, sizin reklam yapma şansınız yok, çünkü paranız yok, o ise, milyon liralarla reklam yapabiliyor. Burada eşitsizliğin koşulu nedir ve bu eşit olmayan rekabet koşulunu sağlayan ne? Serbest piyasa ekonomisi dedikleri aslında oligarşinin hakimiyetinin hiç bir hak, hukuk tanımaması, ayırcalık sağlanması, büyük balığın küçüğü yuttuğu işleyiş esasıyladır. bakınız burada da bir seçim gerçeği var, kimin seçimi mi? Müşterinin, peki kimi seçti?! rakibinizi! kapitalizmde her, ama her dalda, alanda birer müşterisinizdir, demorkasi bu değil, aksine böylesine eşitsiz, adaletsiz esaslara dayalı ayrıcalıkları ortadan kaldırma esasına dayanır, bilmem anlayabiliyor musunuz?
Particilik vs, Partilerin işi hükmetmek değil, ideolojiktir, seçimlere girmeleri demokrasiyi lav eder(ayrıca ele almalıyız, yine de geçerken örneğin Almanya, ne demek "Hristiyan bilmem ne partisi"? yarış atı mı?) Roma otokrasididir, otokratlar aralarında anlaşamayınca, böyle bir seçim sistemi türetmişler ve gücü değerinde nüfuzu fazla olan öne çıkmış(otokrasinin meşruiyeti sağlanmış!), ama her güçlü olan, müttefikiyle her konuda aynı düşünemeyeceği içinde, oylama şart haline gelmiş.
esas ve temelden ve usül ve koşuldan baktığımızda demokrasi ve cumhuriyet kapitalizm koşullarında mümkün olmayan kavramlar, dediğim gibi itiraz eden varsa, ispatlayabilirim Peki konu ile ne ilgilsi var deneyecek, göbekten bağlı, mesele Türkiye'de AKP meselesi değil, AKP ye de indirgenip, saltıklaştırılamaz, bu yanılsamadır, zemin var ki, yaşanıyor. barutu da, seçimi de sistemle, öncelikle bağımlı ekonomi ve sömürge ülke konumunda olmasıyla ilgili ele almalı. Sermaye egemen toplumlarda demokrasi mümkün değil, görece çatışmaların yerini, oylama usülü(Roma örneğini vermiştim) alabilir, lakin emperyalist ülkeler olabildiğince buna izin vermezler, verirlerse kaynaklarının kısıtlanacağının farkındadırlar. örneğin bugün Türkiye, herhangi bir ülke ile ticaret yaparken dahi büyük patronlardan icazet almak zorunda. hani büyük patronların adaleti, demokrasisi vardı, sermayenin çıkarı varsa, demokrasi olmaz çünkü sermaye bütünü temsil etmez. Otokrasidir ve şu an sürmekte olan ABD yaptırımları meselesi ve masaya yatırılması dahi, dünyaya otokrasiyi, demokrasi diye yutturanların ve serbest piyasa ekonomisi diye güçlünün, zayıfı ezmesinin hiç bir hak ve hukuk taşımaması yani adalet ve hukuktan muaf sayılması, neo-faşist ekonomi modelinin gerçek yüzünü de ele verir.
itirazı olan varsa açığım, ama tek şartım var, dürüst ve objektif olmalı, anlamadıysa yorum yerine sormalı, ad-hominemle gelmemeli, olgular ve veri üzerinden ortaya koymalı, "o atamıyor bu tutamıyor" sorunu olamamalı... Kısa olması namına metaforlar ve basit dil kullandığımda unutulmamalı, her şeye değinemem, şu ya da bu değiniyle, diğer değiniler yok sayılmamalı yumurta tokuşturma kafası olmamalı.
Örnek bir soru, Seçilmiş(otokratlığı onaylanmış) yönetici mi, Vekalet mi? tabi vekalet demek, vekile, benim gömleğimi, pantolonu mu temsil etmek demek değildir, benim şu sorunlara karşı, şu, şu, şu yapılmasına dair aldığım kararlar var diyebilmektir, elbisemin vekili değil)
Çok partili sistemler mi, o zaman orada partiler seçime girmeyecek, ama toplum dahilinde ideolojik, kültürel, çözümlere dair teorik ve politik çalışmalar, yapabilirler.
demokrasi azınlığında temsilini sağlar vs, ama siz partileri seçime sokup, en çok oy alanın ve çoğunluğun üstünlüğü elde etmesini demokrasi ilan edip, çoğunluk olanın oylarının karar sayıldığı bir çiğ köfte meclisinden nasıl bir sonuç çıkacağını umuyorsunuz? Bu toplum nerede yaşıyor peki? mecliste mi, hayır, nerede yaşıyor? Hayatının büyük kısımı nerelerde geçiyor, adına kimler karar veriyor?
kapitaizm ile demokrasinin uyuşmazlığı yoruma açık değildir, olgudur.
Daha yaşanası bir toplum elde edilebilir. Aşılması gereken bir Siyasal İslamcı zihniyetin iktidarı var. Belki yine kapitalizmin vahşiliğine kurban gidecek bunlar. Sizin yorumlarınız daha genel çerçeveye yayılıyor ve daha derine iniyorsunuz. Gerçekte olacak olan Siyasal İslamcılara karşı yine bir başka sermaye odaklarıyla bir şey başarabileceğimiz. Ne yapalım yoksa, dünyada bir hareketlenme varda bizler mi karşı çıkıyoruz? Tam aksine, yükselen bir sağcılık söz konusu. Hem Avrupa'da hem burada hem de diğer bölgelerde. Vahşi kapitallere rağmen bir şeyler yapmalısınız.
demokrasi azınlığında temsilini sağlar vs, ama siz partileri seçime sokup, en çok oy alanın ve çoğunluğun üstünlüğü elde etmesini demokrasi ilan edip, çoğunluk olanın oylarının karar sayıldığı bir çiğ köfte meclisinden nasıl bir sonuç çıkacağını umuyorsunuz?
J.J Russo'ya değinmek lazım. Toplum Sözleşmesi kitabında, vekilleri seçip meclise gönderdiğimizde özgürlüğümüzden vazgeçmiş oluyoruz diyor. Meclis zaten bir vitrin olmuş. Güzel yemekler deri koltuklar. Meclis oylamalarında görüyoruz ki grup kararlarıyla hiç bir insiyatif dahi alamıyorlar. Genel başkan ne derse bir makineye dönüşmüş kolları inip-kalkıyor. Çoğunluk demokrasisinin ülkede kırılması gerekiyor, ilk mesajımda buraya da bir atıfta bulunmuşum.
Aciliyetimiz, kapitalizm ile derin bir mücadeleye girişmek veya onu bu ülkeden söküp atmak değil. Yeniden demokrasiyi güçlendirmek, yine bu olgu olarak kapitalizm ile olamaz diyecekseniz, en azından aldıklarını geri getirmek olsun. Tabi insanların başında ki türbanlara saldırmadan ilerlemeliyiz. Özgürlüğü ve temsiliyeti yeterince yerine getiremeyen bir meclisimiz vardı ama şimdi oda yok. Başkanlık adı altında süpürülüyor gibi. Şu an 2002-2007 aralığını baz alarak gerici olmalıyız ama kazanılmış haklara dokunmadan, başka çare bulan varsa yazsın.
Gündeme dair yapılması gerekenler, muhalif bloğu çözmeye çalışacaklar, buna engel olmalıyız. Kurulması ihtimal yeni partiyi bloğa eklemlemeliyiz. Yeni parti doğar doğmaz erken seçim baskısı kurmalıyız.
Çoğunluğun değil çoğulculuğun inşasına girişmeliyiz. İşte çok partili ve görüşlü, değişik tabanlardan yayılmış bir muhalif blok başarıyı yakalarsa ülkenin hayrına olacak.
Leonardo
11-05-2019, 18:53
Benim bunlara ekleyeceğim:
- Modern faşizm diye bir şey de vardır. Bunun diğer bir ismi de popülizmdir.
Bizim çağımız akıl çağıdır. Herkes eğitimli. Herkes bilgili. K.ro dediklerimizin bile TV'si / Akıllı telefonu filan var. Merak ettiklerini Google'dan taratabiliyorlar örneğin.
+ insanların çoğu eğitimli. Bireysel özgürlüklerine filan sahip çıkıyorlar. Tıpkı klasik faşizm gibi, modern faşizm de bunun çevresinden dolaşma yollarını arıyor.
Mesela Trump kendini Twitter'den ifade eder. Çünkü daha düşük zeka seviyeli kitleyi hedef alıyor. Rusya ABD seçimlerini etkileme için Hackerliğin yanı sıra, Sahte facebook hesaplarından ve facebook propagandasından yararlanmıştır. Kanıtlanamadığı için de bir şey yapamıyorlar.
Fransa'nın Löpenci partisi Moskova tarafından finanse ediliyor. Rusya vrupa'Nınpopülist / ırkçı hareketlerini destekliyor. Çin de Bunun arkadsında, Breksit olayını şu veya bu şekilde destekledikleri bilinen bir şey. AB'yi bölerlerse, Avrupa coğrafyasında ne isterlerse yapabilecekler çünkü.
Yani modern cağda, faşizmin kendisi ürün haline gelmiş :)
Şu veya bu güce hizmet eden bir mekanizmaya dönüşmüş.
Ne Yapmalı?
- Bu türden büyük güçlere (hükümet, büyük şirket, ya da uluslar arası güç odakları) teslim olmamak ve ülkene sahip çıkmak.
AKP'Nin geleceği nedir?
AKP'Nin geleceği şudur: İran / Venezüella / K.Kore gibi Çin + Rusya'Nın Amerika'ya karşı "seni ham yaparım" kuklası olmaktır.
"Kukla" diyorum. Çün İran / TR gibi ülkelerde ekonomi kötüdür. Rusya'nın da ekonomisi kötüdür. Da her şeye rağmen ayakta kalıp şov yapmaya devam etmek isteyecekler.
Neticede bu toplum için hayırlı olan bu değildir.
ilahimasal
11-05-2019, 20:12
" Kıro " söylemini dahi yazmasını bilmeyen , l-ibiş lere kıro dememizde herhangi bir sakınca olmaz sanırım.
Rusya idlibe girmek üzereymiş. 10 -15 güne kadar girip abd ye yeni bir ayar daha verecekmiş.
Halen davutun kayığında kendine yer arayan liboşlar safları sıklaştırın diyor. Davut ve Gülün kayığı hayır deil şer getirir.
Liboşlar Türkiye deki yeni gelişmelerde yer bulamaz. Hayal görmesinler lütfen.
Bitti o " yetmez ama evet " dönemi.
spartacus
11-05-2019, 20:44
Daha yaşanası bir toplum elde edilebilir. Aşılması gereken bir Siyasal İslamcı zihniyetin iktidarı var.
Emperyalizmin Türkiyeye biçtiği rol ve tezler var. Türk-islam sentezi. Salt güncel olana göre değerlendirmek yetmez ama salt güncel olana göre ise elbette konumlanabiliriz. Fiili tarafı güncelde, teorik yönü ise 100 yıllık.
yazacakların tüm yönleriyle ele almıyor, kısıtlı bir forum konusu olduğu ve basit işlemek zorunda kaldığım için. Nasıl böyle oluyor, neden bu hale geliyor, çok detaylı ve derinde konular. Neden böyle oluyor, nasıl oluyor, tümünün bilimsel, hipotez düzeyinde cevabı var.
Genel çerçeve değilde, bir şeye şu diyebilmeniz için, o şey her ne ise, kendisi olabilmeli, olmuyorsa benim gibi sorgulamanız gerekir. örneğin iyi bir boya cila ile boyanmış bir karpuz, bir su topu olarak sunulabilir ve en iyi örneğimizde işte konuda işlediğimiz demokrasidir.
Sermaye zaten esasında birbiriyle çatışan, savaşan sınıfı da temsil eder. 1980 darbesine kadar güç, sağ komprador bir sermayenin elinde idi, yani toplumu, ülkeyi, toplumsal emeği satar, pazarlar, bundan gelir sağlar, toplum azıcık da olsa bunun farkına vardığı gün karşısında tankları buldu. ortamda bizzat otokrasi tarafından hazırlandı... darbeden sonra Türk-islam sentezi daha yoğun biçimde örgütlendi. Peki, ama öncesinde ne vardı? Menderes dönemi vardı, işin içine neler girdi? Sürekli anlattığım kapitalizmin doğası gereği bir yana, emperyalizm hakim biçimde girdi. O saatten sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı ve eskisi zaten başlı başına yanlıştı(özellikle sosyal devlet yerine ırkçı devlet çıkışıyla, bu bir çok yanılgıyı beraberinde getirir) ve emperyalizmin taktiği hiç değişmedi, ekonomiyi bir süre finanse eder, doyurur, abartılı biçimde doldurur, hibeler verir, krediler verir, borçlar verir, istemesiniz bile. Böylece kukla hükümet, oligarşik otokrasi, sağlamlaşır ve bir çok kilit noktaları ele geçirir. Arap emirlikleri ise monarşik olanı temsil eder. farkı otokrasinin nasıl hakim kılındığı yani taktik alan temsil eder ve o ülkelerde hiç bir emperyalsit demokrasiden söz etmez, çıkarıyla çelişmediği sürece de dert etmez. Emperyalist çıkarı ne kadar iyi işlerse elbette ondan nemalanan yerli işbirlikçilerde onların politakısını savunur, hükümetinden, medyasına değin öyle örgütler.. önce emperyalizm ve kapitalizmin diliyle konuşmamayı öğrenmelisiniz.
Finanse edilen sağ otokrasi sayesinde, toplum en azından ilk 5 yıl süresince eski liderlere olan tutkunluğunu , bağlılığını, geleneksel duruşunu kaybeder, hafıza silinir, geçici bir süre basın özgürlüğü vs sağlanır çünkü o koşulda basın otomatikman yeni gelenin propagandasını yapar, aksine davranan basın ise engellenir -Menderes dönemine bakın göreceksiniz, emperyalist liberal siyasetin hakimiyetinde, Menderes'i eleştirmek yasaktır. Çünkü ilk 5 yıl dediğim gibi yapay bir refah ortamı sağlanmıştır, her türlü gerçeklik ifadesi refah ve huzuru bozmak üzerinden hainlikle damgalanır, artık bu çok kolay bir hal almıştır. eskiden de böyleydi. boşluk aidiyet, tarikat, mezhep gibi ve bunların siyasi olarak kullanımıyla da doldurulur, lafız da dahi olsa demokrasinin işlev kazanmaması salt otokrasiyle değil, toplumsal birlikteliği de yıkarak ve meseleleri toplumsal sorunlardan, aidiyet, parti-kulüp-podyum siyasetine ve çatışmasına dönüştürür, böylece milyonlarca insan kendi ve gündemine, esas sorunlarına yabancılaşır, ÇIKARLARINI unutur veya artık bilemez hale gelir. tek çıkarı kendi aidiyetinin baskın ve hakim olmasına ve linç kültürüne dönüşür(doğru mu? somut mu? evet).
sermaye ise kendi çıkarını bilir, egemen sermaye emperyalist siyasetinde gereği ve strateji etkisiyle yağmaya, talana yönelir, hükümeti ayakta tutan, egemen sermayenin ve bağlı orta sınıfların çıkar ve yağmasıdır(öyle değil mi?! öyle!). Böylece süreç baskın olan aidiyet siyasetinin, tüm diğer aidiyetleri baskıladığı bir çatışmaya ve hegomanyaya döner. Türkiye daha en başında hata yapan bir ülkedir, bağımsızlığı adiyet siyaseti olarak okuduğu gün emperyalizm için kolay bir lokma, hazır kıvama gelmiş oldu. Dünya baron mafyası darbeyi nasıl ve nerede vuracaktı? mesele artık buydu ve siyasal islam ve sünni mezhepçilik, Türk ırkçılığı,,, kısaca aidiyet siyaseti, doğru ata oynamak olacaktı -ki Menderes dönemi, emperyalistler doğru atı ya beslemiş, ya oluşturmuş ya da desteklemişti, sonuç istediklerine varacaktı. peki örgütledikleri halde hesapladıkları sonuca varamadığı ülkeler olabilir mi ? Evet, İran!
Elbette tek sebebi bu değil, ama taa kalbinde olan gerçeklerin, yansımaları üzerinden gitmek zorundayım, çünkü yazı uzuyor, zaten kimseciklerde okumuyor. O yüzden soru cevap ve tek, tek ele almak daha yararlı olur
Ne yapalım yoksa, dünyada bir hareketlenme varda bizler mi karşı çıkıyoruz?.
Evet var ve karşı çıkıyorsunuz, örneğin Venezuela ve gerçeklerden tamamen uzaksınız, oradaki kalkışma anti-emperyaist, bağımsızlık kalkışması yani sizin görmek istediğiniz Türkiye olmak üzerine harekete geçmeniz gibi düşünmelisiniz. Yarın sizin ülkenizde siz bağımsızlık, özgürlük, demokrasi(gerçek!) istemiyle ve artık sahte aidiyet siyasetinin otokrasiyi koruyamadığı bir an'ı yaşarsanız, ilk önce karşınızda ABD'yi bulacaksınız, daha ilk günden sizi kaos bekliyor olacak, neden mi açık ve ifade edildi...
Tam aksine, yükselen bir sağcılık söz konusu. Hem Avrupa'da hem burada hem de diğer bölgelerde. Vahşi kapitallere rağmen bir şeyler yapmalısınız.
Bu forumda bir çok kez, 3 yıl, 5 yıl önce de, Avrupa'da sağın yükseleceğini yazmışımdır. detaylarıyla bilimsel olgularla. Bilinmesi gereken emperyalizmin demokrasi, hukuk anlayışı yoktur, vatandaşı yoktur, sermaye hakimdir ve kıstası olabildiğince dünya kaynaklarının yağmalanmasıdır. Burada adalet arayamazsınız, demokrasi arayamazsınız, tüm projeler ve strateji, kaynakların yağmalanması ve bunu sağlayacak koşulları oluşturmakla, taktik alaverelerle geçer. Herhangi bir tröst sizin ülkenizi yağmalarken size karşı sorumluluk taşımaz zaten stratejisi buna yönelik değildir. hangi rejim, çok parti, çıplak otokrasi veya kleptokrasi veya krallık, emirlik işine geliyorsa bunu tercih eder. siz öyle kolay değiştiremezsiniz çünkü size şantaj da uygular, ambargo, yaptırım bir dolu silahı var
Bir şirketin patronu olsanız temel stratejiniz daha fazla kar olmayacak mı? ne yaparsınız? Olabildiğince ve gücünüz oranında her aracı kullanırsınız, hatta stratejik işlerinizden birisi, bürokratları bağlamak(zaten aslında size çalışırlar), sizin adamlarınızın hükümet kadrolarında olmasını sağlamak, medya üzerinde etki kurmak, fonlamak, maliyeden adam bulmak, bağlamak vs, o an amacınız demokrasi mi, efendim şu, bu siyaseti, derdi değil ki, daha çok kaynak, daha çok sömürü strateji bu, kapsamı, esası, çıkar zemini belli. En yalın haliyle dahi, bırakın ekonomi-politiği, susadıysanız, ne yaparsınız? bunun gibi basit bir temeli var, su içmek çıkarınızdır öylese odaklanırsınız, peki ya engel çıkarsa ne yapacaksınız? Çıkar ve siyaset bağıntısnı kavramanız şart...
batı ülkeleri, emperyalist talanın nimetlerinden yararlanamadığı gün, Türkiye'den farklı olmayacaktır sistem kaptalizm ve görece sus payları, dünyayı yağamalarından gelir, aşırı zenginliklerinden, topluma cüzi de olsa pay bırakırlar, bu belirli bir refah sağlar, daha fazla sosyal hakka imkan verir, defalarca yazdım. Dünya kaynaklarının %60'ın %1 e akmasındaki dağılım(kendi aralarındaki de dahil) değişir veya bozulursa, dünya üzerinde aşırı sağ yükselişe geçer, defalarca açıkladım, arzu eden varsa tekrar olgu düzeyinde açıklayabilirim...sermaye ne kadar kaygı içinde ise, toplum o kadar sağ'a ve aidiyet çatışmasına yönlendirilir, demokrasi mi, boşuna aramayın, sizin demokrasi sandığınız podyuma 1 değil çok sayıda güzelin çıkabilmesi, güzellerin giyim, kuşamlarındaki serbestlik vs üzerine
J.J Russo'ya değinmek lazım. Toplum Sözleşmesi kitabında, vekilleri seçip meclise gönderdiğimizde özgürlüğümüzden vazgeçmiş oluyoruz diyor. ...
Çoğunluk demokrasisinin ülkede kırılması gerekiyor, ilk mesajımda buraya da bir atıfta bulunmuşum.Nasıl kıracaksınız? defalarca dile getirdim, örnek de verdim, o kadar çok örnek verdim ki, sistem içinde kalacaksanız güç demek sermaye demek, partili sistem ve seçim demokrasi değil, meşruiyet kılıfı sağlanmış otokrasidir, onlarca kez kanıtlayabilirim. aynı şeyi yaparak farklı sonuç alamayacaksınız, aynı araçalarla, aynı yöntemle ancak bazen geçici ve subjektif(!) bir nefes alırsınız... Bugün sağa, sola küfreden AKP li gazetecileri düşünün, yarın hükümet CHP olsa, ne yapacaklar? iyi düşünün...
AKP lilere uzatılan mikrofanlar var, farkında mısınız Akit gazetesi ne demişse onlarda onu söylüyor... kapitalizmi, emperyalizmi bilmeyen de kendisini farklı sanmasın, farklı değil, nabıza göre şerbetlidirler...
O halde neden bilgi, bilinç taşımaya çalışanı, gerçeği karşınıza alma refleksine sahipsiniz? şartlandırılıyorsunuz, Neden? demokrasi=çok partili sistem, manken seçimi, güzellik yarışması değildir, bu otokrasiye kılıftır, buna itiraz etmemiz için ancak cahil olmamız gerekir, kavramları da bilmememiz...
Daha öncede söyledim kapitalizm varsa demokrasi yoktur, izahını da verdim. demokrasinin ölçütü, güzellerin podyuma çıkıp yarışıp, seçilenin sizi yönettiği sistem değildir, podyumda seçilmesi, sizi yönetmesi gerektiği anlamına gelmez. bu bir aldatmaca, bu otokrasiye kılıf. Partilerin seçime girdiği, podyumda yarıştığı, medyanın, propagandanın, adamın, demokrasinin, medyanın, basının, eğitimin, sağlığın, zaruri ihtiyaçalrın karşılanmasının, hakkın, hukukun, özgürlüğün parayla ölçülüp, seçildiği, saçıldığı, satıldığı, kısaca sermayenin asıl belirleyici olduğu ve meclisin oluştuğu ve adına da hüküm-et dendiği gün demokrasi ölmüştür.
İşte bu tür ifadelerimiz gerçeği basit olarak dile getiren söylemler, peki altında yatan ne, onlara kısaca değiniyoruz işte. Bu demek değil ki, git kendini köprüden at, sen demokrasinin ne olduğunu bil, bunu bilmek zarar vermez, bunu bilerek, verili koşulda hak mücadelesine yine devam et, sürdür. demokrasinin, özgürlüğün, hak ve hukukun ne olduğunu bilmiyorsanız, yenilmeye mahkumsunuz(anlaşılabiliyor mu?) ve ne istediğinizi bilemezsiniz.
ben bir seçmen isem ve podyumda güzeli seçeceksem, elbette karşıma tek bir güzelin çıkması beni anlamsız kılar. Elbette böylesi bir koşulda ben podyumda seçebilmem için daha çok güzelin olmasını isterim. Ama sandığınız gibi demokrasinin belirleyici ilkesi, otokrasi adına kılıf olması değildir. Demokrasi böyle bir şey değildir, neden değildir, açıklamıştım, tekrar etmeyeceğim.
Aciliyetimiz, kapitalizm ile derin bir mücadeleye girişmek veya onu bu ülkeden söküp atmak değil. Yeniden demokrasiyi güçlendirmek, yine bu olgu olarak kapitalizm ile olamaz diyecekseniz, en azından aldıklarını geri getirmek olsun.
Aciliyetiniz bu, kapitalizmi yıkmak(!).yeniden demokrasiye dönmek-güçlendirmek(sanki varmış) gibi bir ifade geçerli değil. Dönebilmeniz için demokrasinin olması gerekirdi ve demokrasi nedir bilmeniz şart. Bu hiç olmadı ve farklı da değildi, farkı önceki podyum mankenleri bu kadar uzun süre kalmamış ve gerici sermaye 12 Eylülden aldığı destekle henüz kıvama, normlara gelmemişti, evvel komprador sermayeye rağmen, gücü tamamen ele geçirememişti, henüz medyaya kadar tamamen hakim olacak sermaye ve nüfuza sahip değildi, lakin hükümetler bunlar için iş başındaydılar. Özal'ın icazeti salt 12 eylülden değil, Nakişbendi tarikatından da gelir değil mi?.. Burada kapitalizmi yıkmak ile kastedileni iyi anlamak gerekiyor. kapitalizmi anlayan ve ne yapması gerektiğini bilen, bilinçli toplum ve yıkabilecek güç olsa zaten tartışmaya da gerek kalmazdı. Burada acil olarak yıkmak ifadesi, kafalarla ilgili, bilinçle ilgili, ne istediğini bilmekle ilgili... Yıkmak mı, işte işin bu yönü toplumsal karakter taşır ve nasıl olacağı konusunda koşullar önemli rol oynar, ama sistem temelinde, sistem, dünya gücünü elinde tutarken, savaşmadan, zora başvurmadan çekilmeyecektir...
Gündeme dair yapılması gerekenler, muhalif bloğu çözmeye çalışacaklar, buna engel olmalıyız. Kurulması ihtimal yeni partiyi bloğa eklemlemeliyiz. Yeni parti doğar doğmaz erken seçim baskısı kurmalıyız.
Çoğunluğun değil çoğulculuğun inşasına girişmeliyiz. İşte çok partili ve görüşlü, değişik tabanlardan yayılmış bir muhalif blok başarıyı yakalarsa ülkenin hayrına olacak.
Farkında isen bende bu cepheyi destekliyorum. Çeliş ki mi değil, aramızdaki tek fark(sözüm meclisten dışarı) ben neden böyle olduğunun ve nasıl aşılacağının bilincine sahibim ve elimden geldiğince de bilinmesi için çalışıyorum, bilinçlenmeyi sağlamak için.
Şöyle ifade edeyim, elleri bağlanmış birisiyim, beni bağlayanı da biliyorum, bunu bilmek size ne zarar verir? Bunu bilmeniz sizin ellerinizdeki ipi çözme çabanıza engel teşkil eder mi? Etmez, ama en azından ipi çözdüğünüzde ne yapmanız gerektiğinin de farkında olursunuz ve ipi çözdüğünüzde, asıl nedenleri biliyorsanız bu size imkanlar sağlar, ve artık var olanı sürdürmek değil, değiştirmek için de çabalarsınız. örneğin sizi bağlayanı saf dışı bırakmak için yaparsınız. Yoksa ipi o gün çözersiniz, 2 cadde sonra sizi bağlayan tekrar yakalar ve bağlar(Menderesten bu güne Türkiye tarihine bakın, Venezuela karşısında aldığınız tutuma bakın, dünya mafya birliğine karşı savaşan bir halk ve direnme gücü, lojistiği tükenmek üzere.). neyse, tekrar bağlandığınızda, siz yine ipi çözmeye çalışırsınız, tek amacınız ipi çözmek haline gelir, fakat ipi bağlayan sizden her yönüyle daha güçlü, bir süre kaçabilirsiniz, demokrasi de olmadığı için, çok partili sistem adı altında çevrilen oyunun kurbanı olmaya devam edersiniz. Nihahi siyaseti ise sadece aa sadece ipi çözmeye indirgeyip, buna şartlandığınız gün, asıl o zaman kaybetmiş olursunuz.
Ne demiştin aciliyetimiz kapitalizmi yıkmak değil, aynı bakışla Venezeula'ya bakacaksınız, şu an acil olan ne? Direnmek, emperyalist savaşı bertaraf etmek, efendim şu yok, bu yok, Maduronun bıyığı var, yok ne kadar yandaş medya yalanı varsa popaganda et dur. (kendize ayna tutmak mı istiyorsunuz, Türkiye ve yandaş medyaya bakın ve kendinizi en cahil AKP yerine koyun. Bütün söylediği Akit ne demişse odur değil mi?). Orada bir çok sorun, aciliyet olmaktan çıktığı için, süreç baltalandığı için, gündem değiştiği için, demokrasiye geçilmesinin önünde ciddi engeller olduğu için,emperyalizm demokrasinin gerçekleşmemesi için de çalıştığı için, toplumsal bilincin yeterli olmadığı için... Bir çok sebebi var, emperyaistler demorkasiden yana değillerdir ve asla da olmazlar, bir beyinleri var ve çıkarlarına ters olduğunu iyi bilirler ve bu tür halk hareketlerinin başarısız olması içinde çalışırlar, böylece dünyaya gördünüz mü, istesenizde başarılı olmuyor, sizin kurduğunuz demokrasi olmuyor mesajı verirler... Şimdi fiili anlamda öncelik, işgalin bertaraf edilmesidir. Venezuela'nın şu anki durumu ile Türkiyeyi kıyaslıyorsunuz, ama bilmediğiniz Venezeulada,seçimle gelebn Chavez sayesinde yıkılan iktidarın, bugünün Türkiye kleptokrasisi olduğu gerçeğidir, yani yarın siz bağımsızlık ister, AKP gibi kleptokrat, otokrasiyi devirmeye kalkarsanız(ki Chavez seçimle gelmişti!), karşınızda yine aynı dünya gücünü bulacaksınız. İstemek başka bir şey gerçekleşmesi koşulları ve mücadelesi başka. Mücadele etmezseniz, istediğinizi de alamayacaksınız ama önce ne için mücadele ettiğinizi bilmelisiniz, bilmezseniz beyin süs olur, beyincik yeterlidir ve sürekli kullanılırsınız...
ForumKirpisi
11-05-2019, 21:01
Brexit'in sebebi göçmenler veya fonlar falan değildir. Brexit'in sebebi İngiltere'nin Almanya boyunduruğuna karşı protest tavrıdır.
Evet zorlanacak ve eksiye dönecektir. Ama İngiltere arkamdan gelen olur diye düşünüyor.
Sırf ABden çıkıyor diye 970 milyar euro para çıktı.
İngiltere ne kadar Amerikanın Anglosakson derinine saygı duysa da bağlı değil. Ayrı bir ülke. Ayrıca anglosakson derini kaybetti. Alman derini başladı.
İngiltere AB'de kalsa idi sadece bir hiç birliğinin hizmetkarı olacaktı.
AB her yönüyle bitmiş bir organizasyon ve köklü reform gerekiyor, lakin bu reformlar taze AB üyelerinin zararına olacak, onlar da birleşip eşit haklara sahip oldukları için veto edebilir veya ayrı bir koalisyon yapabilirler.
AB sadece eski sovyet ülkelerini, yunanistan-kıbrıs-italya-portekiz gibi sorunlu ekonomileri kendi kapitalist çarkına sokup pazar haline getirip bu ülkeleri de sonsuza kadar borçlandırma - fonlama - kurtarma döngüsüne giremeyeceğini anladı. İngiltere de buradan dalgaya karşı yüzerek uzaklaşmaya çalışıyor.
Muhafazakarlar içindeki bir kesim ABnin Türkiye politikasını da eleştiriyor. ABnin Türkiye politikasına sevinen ezik maymunsular aslında kendilerine karşı da kullanılabileceğini ve nasıl berbat bi zihniyete güvendiklerini farkedebilecek gelişmişlikte değiller mesela Rum kesimi gibi dünün bebeleri.
AB İngiltereyi epey zorlayacaktır. Umarım zorlar. Bu Türkiyenin işine yarar ayrıca İngilterenin işine yarar. Daha şimdiden yaramaya başladı. İngiltere sanayi devrimini başlatan bir ülke olarak son 20 yılda
teker teker fabrikalarını küçültüp kapatma yoluna gitti. İşçi veya ara eleman yetiştiremiyor.
Dışarı göç veriyor. Pembe bi stres döneminde.
İngiltere bir dizi sert reform gerçekleştirecek.
Herkesin dediği gibi kapitalizm artık gitmiyor.
ForumKirpisi
11-05-2019, 21:15
spartaküse katılmakla beraber türk-islam sentezinin ardından bir salt islam sentezi ordan da araplara ağalık.
ama türkiyeye ihtiyaçları kalmadı artık.
Evet var ve karşı çıkıyorsunuz, örneğin Venezuela ve gerçeklerden tamamen uzaksınız, oradaki kalkışma anti-emperyaist, bağımsızlık kalkışması yani sizin görmek istediğiniz Türkiye olmak üzerine harekete geçmeniz gibi düşünmelisiniz. Yarın sizin ülkenizde siz bağımsızlık, özgürlük, demokrasi(gerçek!) istemiyle ve artık sahte aidiyet siyasetinin otokrasiyi koruyamadığı bir an'ı yaşarsanız, ilk önce karşınızda ABD'yi bulacaksınız, daha ilk günden sizi kaos bekliyor olacak, neden mi açık ve ifade edildi...
Venezuela durumu karışık, şu an Maduro Venezuela'nın Erdoğan'ı konumunda. Gittikleri yol bile çok benzer. Orada ki muhalefet bloğu boykota kadar götürdü işi. Bugün nasıl İstanbul seçimleri "Bunlar oylarımızı çaldı - Bunlar terörist" söylemleriyle iptal ettirilip millete yutturulmaya çalışıyorsa, Venezuela içinde Anayasa Mahkemesi kilitleyici roller üstlenmiş durumda. Seçilerek gelenin seçilerek göreve gelecekleri sindirmeye çalıştıklarını görmüyor muyuz? "Bunlar terörle iş birliği yapıyor" manasına gelecek açıklamaların anlamı nedir?
Rusya'nın oligark mafyalar tarafından kuşatıldığını ve bunların Amerika'da dahil operasyon yapabilecek kapasiteye genişleyebildiğini kabullenirsek Venezuela'da Maduro'nun bir bağımsızlık mücadelesinden çok Rus oligarklarının tarafında saf belirlediğini görmemiz zor olmaz.
spartacus
14-05-2019, 21:12
Venezuela durumu karışık, şu an Maduro Venezuela'nın Erdoğan'ı konumunda. Gittikleri yol bile çok benzer. Orada ki muhalefet bloğu boykota kadar götürdü işi. Bugün nasıl İstanbul seçimleri "Bunlar oylarımızı çaldı - Bunlar terörist" söylemleriyle iptal ettirilip millete yutturulmaya çalışıyorsa, Venezuela içinde Anayasa Mahkemesi kilitleyici roller üstlenmiş durumda. Seçilerek gelenin seçilerek göreve gelecekleri sindirmeye çalıştıklarını görmüyor muyuz? "Bunlar terörle iş birliği yapıyor" manasına gelecek açıklamaların anlamı nedir?
Rusya'nın oligark mafyalar tarafından kuşatıldığını ve bunların Amerika'da dahil operasyon yapabilecek kapasiteye genişleyebildiğini kabullenirsek Venezuela'da Maduro'nun bir bağımsızlık mücadelesinden çok Rus oligarklarının tarafında saf belirlediğini görmemiz zor olmaz.
Bir KEZ DAHA TÜM, yalan, yanlış ifadelerinizine cevap veriyorum, arkadaş okumayacaksanız yazmayın, her propagandanız yalan ve okursanız göreceksiniz. Örneğin Maduro sol olduğu için destekliyormuşuz, olgular ve bilimsel temelden gidenin özenellikle ve kişielrle işi olabilir mi? hak ve hukuk önemlidir ve kimsenin ayrıcalığı yok, teşhis açısından sol veya sağ bir anlam ifade etmiyor ki, bu bir doktorun bir kalbi muayene ederken, sol musun, sağ mısın, ona göre teşhis koyarız dememesi gibi bir şey. bu cevapla dahi nasıl bir yalan olduğunu izah ediyorum - Türkiye ve kurtuluş savaşı ve sonrası örneğiyle! Bizler(hak ve hukuk bilenler) en çok dürüstlüğümüzden, hak ve hukuk bilmekten kaybediyoruz, ama ödün veremeyiz.
Sana kestirme bir soru, biliyorum ya görmezden gelecek ya da çarpıtacaksın ve anlaman içinde burjuva bağımsızlıktan örnek alacağım. Sen Türkiye kurtuluş savaşı önderi olsaydın, açıkca ABD ve İngilizlerden fonlanan, içeride muhalefet adı altında provakatif siyaset üreten, dışarıdan ambargo koşullarıyla eli, kolu bağlanan, içeriden durmadan ABD darbeleriyle sarsılan ve her fırsatta suikast edilmeye çalışılan, işbirlikçilerin isimleri de Gaudiyo ve Lopez olan ve bunlar, açıkca ABD desteğini aldıklarını ve darbelerini sevinçle karşıladıkalrını beyan etse, ambargo sayesinde de halkı kolayca kendi tarafına çekme istismarına yönelse, Türkiye bazlı düşünürsek dini kullansa, aleni darbeler, suikastler, provakasyonlar peşinde koşsalar, ne yapardın? Dün cephelerde savaşark kazanılmış olanı, onca direnişe rağmen, şimdi direnmekten vazgeçip, bu ülkeyi ABD ye satanlara ve kuklalığı oynayanlara teslim eder miydin? heşeki onalrı seçtirecek olan koşulların baş mimarı emperyalistlerse?
Gıdaya ihtiyacın varsa, örneğin traktör sanayisine ihtiyacın varsa elbette ne yapacaksın, sende yoksa olandan da alacaksın, ilaç stoğun yoka alacaksın, ticari ilişkiye gireceksin, taki bu süreci atlatana kadar veya normal koşullarda devamına da ayrıca karar verilecektir! Bu ilişki ile, emperyalist ilişki arasındaki farkı bilmiyorsunuz...
Aha şimdi AKP de baskı uyguluyor diyeceksiniz, evet, ama bu da tam tersi olanın baskısıdır(yani Guadio'yu alın yerleştirin, Latin Amerika da öyle vahşi bir neo-liberalizm hakim ki, ABD kuklaları katliamcılıkla, hırsızlıkla anılır, ama asla yemlendiğiniz yandaş medya propaganda yapmaz, demokrasiden söz etmez, zaten demorkasiyi de göstermelik çok parti seçimlerin idnirgeyip işlevsiz kılmıştır, baronlar egemendir ve kend çıakrları dışında hükümet oaralara gelemez, gelse başına binerler(Venezuela örnek işte!), böyle paroavaksyon üretmez, tersine kim bu iktidarlara karşı harekete geçer onları kötülerlerler(sizlerde gerçeği bilmediğiniz için şakşakçıları)... ABD ambargo uygulamaz, bu canilerin gitmeleri için değil KALICI OLMALARI için savaşır). Siz o kadar safsınız ki, biçim üzerinden karar veriyorsunuz. Diyelim ki yukarıda örnek verdiğim Türkiye ve ilk yıllar, daha hazır olmayan feodal toplum ve ümmet etkisine rağmen, siz geçiş sürecini tamamlamışken serbest seçim istediler, o anda ise emperyalist kuşatma ve ambargo sürüyor, bu hakkı tanısanız, bu ne demektir? LADES. zaten başaramadığınız geçiş sürecine o demokratik alt yapıyı oluşturmamış olmanıza rağmen, bunlara teslim eder miydiniz? Türkiye de din adamları, ağalar ve Ermeni, Rum mallarını yağmalayanlar(bilhassaa Alman aşığı ittihat terakki) bu kadar etkili olmasaydı, durum daha farklı olmaz mıydı? Elbette uzun bir dönem tek parti olacak, bunda garip bir durum yok, demokrasi açısından garip olan halk konseylerinin örgütlenip, seçimlerin bu temelde yapılmaması(ordu ve partinin rolünün ideolojik kılınmaması), o zor şartlara rağmen kooperatif ve imece vb örgütlenmesine gidilmemesi vb. vd.... Dün milyonlarca insanın canıyla, cephelerde kazandığınızı şimdi bu kadar basit emperyalist hesaplar uğruna, masabaşında teslim eder miymiydiniz -satarmıydınız? Biz Maduroyu elbette eleştiriyoruz, Chavez'i de bunlara karşı hala aşırı vicdani ve insani davrandığı ve saflığından dolayı eleştirmiştim(!) Bu siyasettir ve siyasetin tuğlası, kuş tüyünden mamul olmjuyor. Ama önemli olan nedir, demorkasi ama nedir, konsey örgütlenmesi, halkın söz ve yetki ve karar iradesini sağlamak ve bunu başarmak için çalışmak
Çok BASİT br ayrıntıya değineyim, AMBARGO ALTINDA YAPILAN BİR SEÇİMİN DEMOKRATİK OLDUĞU DÜŞÜNÜLEBİLİR Mİ? Bırakın şunu, bunu, Esad deniyor aşığı değiliz ki, ama şu koşullarda demokratik seçim olabilir mi, buna argalar dahi inanmaz, o sebeple ABD ve pisliklerini oradan çekmedikçe sorun çözülmüyor çünkü savaşın mimamrı bu ülke, bu tsrateji ve politika bitecek önce, sonra geçi şsüreci olacak ve Suriye halkı kendi karar verecek, sonası artık, bize bok yemek düşer. Siz dünya baronlarını ahmak mı sanıyorsunuz, tabi ki, saldıracak, talan edecek, kötürümleştirecek, sonra sözde dmeokratik seçim oyunuyla dilediğini başa geçirecek, çünkü halkı aç, susuz ve bitap düşürmüşlerdir, o kişiyi de kurtarıcı olarak pompalayacaklar, bu taktikleri hiç değişmedi, yani ykanda o, başa geçende... Ve tabi size alakasız biçimler üzerinden gaz verecek, nasılda teslim oldunuz değil mi? Sebep? Düşünme yetinizi henüz, tamamen kaybetmedi iseniz, cevabı kendiniz bulun
Akıl ve mantık önemlidir, AMBARGO halinde bir ülke olsam, seçimi kaldırırım(halk olarak)! AMBARGO yapanın niyeti açık, bu hakemin karşı tarafı temsil etmesi ve sahata 10-0 yenik girmek demektir, demokrasi lafzı edecekseniz öncelikle sahanın yani zeminin demokratik olması gerekir! Anladığınızı sanmıyorum ancak ne yazık ki bu pratik gerçektir. ne demiştim, örneğin ne demiştim, CHP seçimi boykot etmeli, sine-i millete çekilmeli, vay efendim birileri CHP demorkasiye inanmadı vs propagada edecek vs, doğru olanı yap, kim ne derse desin! ama ne yaptı?
Maduro, Erdoğan ile kısaylanamaz, Erdoğan ancak Gladio, Lopez ile kıyaslanabilir.
Maduro lafını etmediğim halde Maduro diyorsun bu da bilinçsizlikten, sığlıktan ileri geliyor. Ben Venezuela HALKI ifadesi kullanıyorum... örneğin alıntı yapıp sözde ad-hominem üzerinden safsata ürettiğin ifademde koyulaştırılmış olmasına rağmen çarpıttığın, şöyle bir söz var; "oradaki kalkışma anti-emperyaist, bağımsızlık kalkışması yani sizin görmek istediğiniz Türkiye olmak üzerine harekete geçmeniz gibi düşünmelisiniz" Bu ifadelerde sorun Maduro veya Erdoğan tartışması mıdır? üstelik hangi kafaya hizmet yanyana getirdiniz? Eöperyalizmin vurun abalıya gücünden dolayı mı?
Olan tam tersi aslında, Chavez öncesi iktidar Erdoğan gibiydi, Chavez ise AKP iktidarı gibi bir iktidarın hakim olduğu koşullarda, çoğunluğun oyunu alarak seçilmeyi başardı,bazı anlar gelir en meşru olan kalkışmadır, halkın yeter artık diye ayağa kalkıp han-ı yağma ve harami saltanatını yıkmasıdır ki buna gerek kalmamıştı. Bu gün AKP'ye rağmen ve aynı zamanda halkın bağımsızlık mücadelesininde olduğu koşullarda bu başarıldı. bu başarı slat Chaveze ait değildir, o başarı, orada bağımsızlık isteyen ve artık ABD'nin darphanesi olmak istemeyen yeter artık diyen halkın başarısıdır.
Buraya kadarını anladın mı? Sanmıyorum, çünkü her ifademi çarpıttığınız bu safsatalarınıza bu 20. kez aynı cevabım, demek ki sizde bilrek aptala oynamak, yandaşlık, art niyet sorunu var, başka türlü ne ile ifade edilebilir bilmiyorum.
Bugün Erdoğan'a temsil bulan ve elbette KİŞİYE HAS olarak safsataya dönüştürülemeyecek biçimde, dün 6. Filo karşısında secdeye yatıp, anti emperyalist ve bağımsızlık isteyen anlayışların karşıtını ve gerektiğinde ABD gönüllü askerliği temsil eden anlayışı temsilen geldik buralara.
12 eylül tüm diğerleri gibi, ABD liderliğinde bir NATO darbesi idi. Devamında ise, dün 6. Filo karşısında secdeye yatan, tarımı ABD nin direktifleri temelinde bitiren, uçak,traktör fabiraklarını kapatan, yerli otomobile suiakast düzenleyen, tüm sanayi ve teknolojik gelişmeleri lav eden, bu yolda çalışmaları sona erdiren, ülkeyi tam bir dünya mafyasının darphanesine ve ABD nin karakoluna çeviren anlayışa, bu sefer daha sağlam korunaklarla teslim etti(Hikaye olan derin devlet,, devlet derin falan değil, açık ve öylece CIA,FETÖ,MİT işbirliği ile ABD stratejik üssü gibi çalışıyordu). Stateji yine tarımı bitirmek, üretimi değer üretmeyen inşaat sektörüne mahkum etmek stratejisi üzereydi ve başarılı oldu(değil mi), hani zengin petrol, altın kaynakları olsa onları da petrol mafyasına teslim edecekti!
Aynı ve daha kötüsü de Venezuela için geçerliydi, Chavez'i oraya taşıyan süreç, herhangi bir insanın kişisel çabasına indirgenemez. Orada artık yeter diyen ve bağımsızlık isteyen bir halk vardı. Değil 1 Chavez, 1.000 Chavez de olsa, şu an Türkiye'de kişisel çaba ile bunu başaramaz, bakınız kim olursa olsun, hangi önderi esas alırsanız alın, değil 1, 1.000 kişi de olsa (dogmaya, saçma sapan biçimde kişilere ilahilik addetmenin anlamı yok, bu gün 80.000.000'a yakın insanın içinde akıl ve zekası olan kimse yoktur denemez, ancak esas temel nesnel koşullardır). Daha bilimsel düşünceden haberiniz yok, olgu, koşul, zemin, taban nedir bu kavramlara dair hiç bir fikriniz yok, basit biçimde yandaş medya aracılığıyla, çağımızın ortaçağı haline gelmiş psikolojik rahatszlıklarla, safsatalarla, yüzelsel ve bçim kıyasına dayalı(nasıl bir ahmaklık oysa) biçimde siyaset yapan yandaş medyaların haber başlıklarıyla güya beyninizi çalıştırdığınızı sanıyorsunuz, tamamen enjekte durumdasınız...
Venezuela'da Maduro, Türkiye'de ki Erdoğanı temsil etmez, aksine Venezuela halkının kalkışması, Türkiye'deki halkın AKP ye oy vermesiyle bir tutulamaz, ne zaman ki Türkiye toplumu Erdoğan ve baş stratejist ABD ye ve sonuçlarına karşı başkaldırır, çareler tükenir, yeter artık kaynaklarımı sömürtmeyeceğim der ve sokağa iner, kitlesel haraket haline gelir, siz ancak o koşullarda kıyas yapma şansına sahip olursunuz.
Ama illa Erdoğan ile birisini eşitlemek sitiyorsanız bu Guadiyo dır. Daha doğrusu doğru kıyas yapmak istiyorsanız doğrusu Menderes=Guadiyo veya Menderes=Lopez denebilir -mi? bu bile Menderes'e haksızlık olur, zira o hükümete gelip, binbir türlü yasakları koymadan ve sizlerin aklı ve beynini şimdi dahi %100 belirleyen dünya ve medyası Menderes'in sonradan onca totaliter olmasına rağmen destekleyip överken,yine de hükümete gelmeden önce bu kacar açık tertiplerle, ABD den darbe yapmasını istememiş, ülkenin parasını kaçırtmamış, ülke paralarına yabancıların el koymasını alkışlarla ve sevinçle karşılamamış, içeride ha bire darbe ve provakasyon kovalamamış emperyalizmin onca baskı ve şiddet ve ambargosunu desteklememiş, çaresiz bıraktığı insanları, yani kasabın yanında saf tutan GAUDİO, LOPEZ gibi, kurbanları yanına çekip adına muhalef diyerek ileri düzey eğitimli bir köpek, sürüye saldırmış çakal gibi davranmamıştı.
Maduro itin kuyruğu da olsa, bu Venezuela ve halkın direnişinin gerekçelerini, emperyalizmin rolünü ve oralarda ne yaptığı ve şimdi hangi çıkarları uğruna işgal stratejisi uyguladığı ve kukla hükümet çalışmalarının gerçekliğini değiştirmez.
Maduro emperyalsit medyanın iddia ettiği temelde birisi ise bunun muhasebesi ve hesabını soracak olan Venezuela halkıdır, yağmaya çıkan haramiler ve köpekleri değil. AMBARGO ile, şantajla bir insanı istikrarsızlaştırıp ardından da hadi seçime git, demek, infazdır, siz mi hak, hukuk, demorkasi dnedir bileceksiniz? şaşarım...
Aynı süreci ben yaşasam ve halk tarafından yetkilendirsem, kukla hükümet tarftarlarını, işbirlikçileri ve açıkca ABD darbelerini sevinçle karşıladığını beyan eden muhalefete siyaset yasağı, sınırlayıcı bir çok önlemi de beraberinde getirirdim, elbette lafla yapmazdım, bunu halk meclislerine etraflıca değerlendirilmesi için sunardım ve hiç bir kimse yoktur ki kendi sırtına binip, kırbaçlayanı, hiç bir insan yoktur ki, kendisine zulmedeni ve satanı öğrendiğinde alkışlasın! (anlayamyorsunz değil mi, hayatınzıda ilk defa duyduğunuz kıyas biçimleri) Elbette "her koyun kendi bacağından asılır" ve Emperyalist, kapitlaist basın benim bu hamlelerimi, dilediği gibi çarpıtıp, sizin gibi bir dolu kör kitlesine(milyonlarca) hakkımda olmadık isnatlar, karalamalar, provkasyonlar, bir dolu demokrasi(emperyalsitlerin demokrasiden söz etmesi, dramatik komedidir) hikayeleri dizelerdi. Öyleya ya anti-emperyalsit savaşta, itilaf devletlerinin yanında yer alan ve açıkca beyan edenlerekarşı önmel almak, emperyalsitlerin hiç hoşna gitmeyecek, ver yansını basacaklardı.
Beni hayrete düşüren 20 defala açıklamama rağmen, VENEZUELA HALKI dememe rağmen, ve HAK VE HAKKANİYETTEN, OLGU VE GERÇEKLERDEN hareket etmeme rağmen, hala konuları safstalar üzerinden değerledirmeniz hayrete düşürüyor, zira insan da bir beyin vardır, 20 kereden sonra da olsa hiç olmazsa bir mikron kadar dahi olsa işlese, bu kadar bariz safsatalar ve yanlışlarını görür.
Bugün Türkiye Çin'den Ürün alır, satar, Macaristan da alır satar, herhangi bir ülke ile ticari ilişkiye de girer, bu şu an dünya sisteminin ve dünya da olan üretim hakimiyetinin kaçınılmaz bir sonucu olmakla birlikte NORMALDİR ve bu emperyalizme bağımlı olmak, onların eline geçmek anlamına gelmez, çünkü dünya ölçeğinde üretim ve ihtiyaçlar mevcut. Emperyalist bağımlılık Türkyenin herhangi bir ülkeye ürün satıp almasıyla ilgili değildir(öyleyse nasıl ve ne ile ilgilidir defalarca dile getirdim) fakat ülke, dün savaşarak kazandığı bağımsızlığını, masabaşında kaybetmiştir ki, sizden anlama kapasitesi beklemiyorum, bir kafa göremiyorum
hatırlar mısın, Türkiye emperyalizme karşı savaşta, çok fazla sayıda parti veya cemiyeti yasaklamıştır, neden? Bunu yapması, kimseyi Erdoğan yapmıyor, şartlar ve koşullar ve olgular önemli...
Sorunun esası aslında tamda Chavez'in, sözde muhalefet ama esasında itilafçı cemiyetler gibi çalışır hale gelmiş partilere ve sözde muhalefete hiç bir şey yokmuşçasına tanıdığı toleranslarla geldi. Dünyanın ne dediği önemli değil, önemli olan sizin ne yaptığınızı bilmenizdir. Hanginiz bir ortamda olsanız, açıkca sizleri soyduğunu ve sömürdüğünü, istimar ettiğini bildiğiniz ve yetmedi sizleri sattığını gördüğünüz anlayıştakilere müsamaha gösterirsiniz? ya da gerçek tersi ise, sizi soyanlar hakim ve sizde o evde yaşamaya mecbur isieniz, bu sefer onlar size müsamaha göstermez. Bu yönüyle elbette kafanıza göre Chavez=erdoğan, Maduro=Erdoğan güzellemsi yapabilirsiniz, çünkü görünüşte iki tarafta, bir tarafa müsamaha göstermemektedir. Biçimde iki tarafta belirli bir BASKI uygulamaktadır.
Maduro hakkında servis edilen bilgiler bizlerin esaslı bir biçimde olanları ve olguları çözmememiz ve yeterince ve sağlıklı eleştirmelerde bulunmamızı sağlamıyor kaldı ki bu ambargo ve emperyalsit kuşatma halinde iken bizi bir çok öncelikten alıkoyuyor. neden Venezuela halkının kendi kaderini belirlemesine bu kadar ve hınçla karşısınız, neden bu kadar çok savaş ve ölüm, yıkım, yağma, talan taraftarısınız, petrol baronları yağmaladıktan sonra, size para mı veriyor?. Ancak biz usülen Bolivarcı devrimciliğin, burjuva karakterini, bir çeşit, ulusal, milli burjuvazi temelli, yani bağımsız kapitalizm esasına dayalı bir temeli olduğunu biliyoruz. Buna rağmen de Chavez'in daha ilk günden en doğru olanı, öneğin petrolü kamulaştırdığını da biliyoruz ve bununla birlikte yine, demokrasinin yani katılımcı demorkasinin adımlarını attığını, halk konseyleri kurduğunu da biliyoruz. En önemlisi de bizler, hak ve hukuktan ayrılamayız, bilincimiz de müsaade etmiyor.
Bir kişiye karşı olmanız, diğerinizi savunduğunuz anlamına gelmediği gibi, birisini savunmanız illa diğerine de karşı olduğunuz anlamına gelmez, siz bu kadarcık basit ifadeyi ve bu kadar basit saftaları anlayana kadar sanırım ben bu dünyadan göçmüş olacağım... Veneuzela bağımsız ama kapitalist ülkeye de dönse, emperyalizme karşı direnen halk kaybedip, sonrasında Lopez, Guadio gibi kuklalar cirit de atacak olsa, biz emperyalist baronların yağma ve talan politikası ve uğruna giriştiği, en büyük savaş suçu, sivilleri hedefşeyen ambargosuyla da, hiç bir şeyi yine tasvip etmeyeceğiz, insanız ve bir beyine ve iradeye sahip olduğumuzun farkına vardık, darısı o kadar basit ve defalarca ifade etmeme ramen çarptınlar da dahil, bir beyine ve iradeye sahip olduğunun farkında olamayanlara.
Venezuela ile Turkiye'yi esdeger olarak ele alma azminiz cidden anlasilir degil. Neden objektif ele almayi denemiyorsunuz?
Bir kere o liberal, neoliberal kuresel guclerin lugatinda fazlaca kullanilan "vahsi kapitalizm" tanimini cikarmakla baslayin.
Gayet basitce; kapitalizm. Siz hic evcillestirilmis kapitalizm diye bir ekonomik sistem duydunuz mu?
Ikinci bir tavsiye, kapitalizm verili bir ekonomik sistem olarak, ki bundan izole bir durum yok dunya genelinde, kontrol altina alinmaz, kontrol altina alinabilen enflasyondur. Bunu duzenlediginiz zaman kapitalizme karsi durmaya baslamis olursunuz.
Daha iyi anlasilmasi bakimindan, cok kitap okuyan arkadaslar var. Ordan ornek vereyim. Okudugunuz kitabin kagidini kendiniz urettiginizde, ithal etmez, muzeye gidip seyrederken, kapitalizmi nasil yensem diye kara kara dusunmek zorunda kalmazsiniz.
https://www.birgun.net/haber-detay/kagit-ithalatina-servet-232295.html
19 Mayıs 2019 Pazar günü Samsun'da buluşan parti liderleri (8 parti) aşağıdaki şu pozu vermişler.
Soldan sağa;
DSP Genel Başkanı : Önder Aksakal
BBP Genel Başkanı : Mustafa Destici
MHP Genel Başkanı : Devlet Bahçeli
AKP Genel Başkanı : Recep Tayyip Erdoğan + Cumhurbaşkanı
CHP Genel Başkanı : Kemal Kılıçdaroğlu
ANAP Genel Başkanı : İbrahim Çelebi
SP Genel Başkanı : Temel Karamollaoğlu
Vatan Partisi Genel Başkanı : Doğu Perinçek
Türkiye genelinde bu partilerin toplam oy oranı %80 civarı. İttifaklar dahili oy oranları % 85 üstü.
https://x8jpt5vd.rocketcdn.com/2019/05/19/ver1558304388/2468818_810x458.jpg
Şimdi soruyorum; AB veya ABD Türkiye'de baskıcı otoriter bir iktidar olduğuna inanır mı? İnanıyorsa bu tablo neyin nesidir? Diyelim Venezuela'da böyle bir poz görüyor muyuz? Irak'ta gördük mü? İran'da gördük mü? Mussolini ve Hitler'de gördük mü?
Görmedik.
YSK seçimleri iptal etti, hala YSK yanlış karar verdi diyenler var. Yanlış manlış bir şey yok. Bu otoriter ve nepotik iktidardan en çok şikayetçi partiler CHP ve SP bu tabloda ne arıyor?
Türkiye'de sorun mu var, seçim yenilenmesi yanlış karar yâda hukuk dışı mı? Alın bu resmi gösterin. 15 Temmuz Darbe Girişiminin ardından Yenikapı'da Milli Birlik Mitingi yapılmıştı. Sonra bazı parti liderleri çıkıp "15 Temmuz tiyatrodur" demişti. Uluslararası arenada sizi kim takar? Siz onaylamış ve meşrulaştırılmış bir şekilde o mitinge katıldınız. O pozu verdiniz.
Dün Adem Yavuz'da bu konuya değindi. Erdoğan'ın bu pozunun altında yatan mesajın aslı, Türkiye'de demokratik seçimler sistemi işliyor demektir. Türkiye'de parlementer siyaset işliyor ve milli bayramlar da yan yana bulunuyoruz demektir.
Türkiye'de ki gerçek muhalefet benimde pek sevmediğim Meral Akşener tarafından yürütülüyor. HDP için bir şey diyemiyoruz çünkü davet edilmiyorlar.
Daha 2-3 hafta Kılıçdaroğlu linç girişimine maruz kalmadı mı? Erdoğan "Neden arayayım" demedi mi?
Neyi ne ile devirmeye, değiştirmeye çalışıyoruz?
Çarklar dönüyor, bu da çaresizliğin adı işte. Sistem ve iktidar destek görüyor. Kitlenin yarısı iktidar tabanı. Bunlar hukuk adı altında seçimde yeniler, seçimi de öteler.
Venezuela ile Turkiye'yi esdeger olarak ele alma azminiz cidden anlasilir degil. Neden objektif ele almayi denemiyorsunuz?
Bir kere o liberal, neoliberal kuresel guclerin lugatinda fazlaca kullanilan "vahsi kapitalizm" tanimini cikarmakla baslayin.
Gayet basitce; kapitalizm. Siz hic evcillestirilmis kapitalizm diye bir ekonomik sistem duydunuz mu?
Ikinci bir tavsiye, kapitalizm verili bir ekonomik sistem olarak, ki bundan izole bir durum yok dunya genelinde, kontrol altina alinmaz, kontrol altina alinabilen enflasyondur. Bunu duzenlediginiz zaman kapitalizme karsi durmaya baslamis olursunuz.
Daha iyi anlasilmasi bakimindan, cok kitap okuyan arkadaslar var. Ordan ornek vereyim. Okudugunuz kitabin kagidini kendiniz urettiginizde, ithal etmez, muzeye gidip seyrederken, kapitalizmi nasil yensem diye kara kara dusunmek zorunda kalmazsiniz.
https://www.birgun.net/haber-detay/kagit-ithalatina-servet-232295.html
Bunu bana mı yazdınız?
Konunun Venezuela ile hiç bir alakası yok. Uzaktan bir kaç örnek olabilir.
Konunun aslı ve önermesi, bu iktidarın nasıl beslendiği ve ne olduğu, ne yapabileceği. Buna karşılık içlerinde ki sıkılmış kitlenin nasıl buradan kopartılacağı üzerine.