Orijinalini görmek için tıklayınız : İsrail (Asur) ve Yahudi (Babil) sürgünleri ve Nasturiler
Ahlaksız
06-12-2019, 13:01
M.Ö.935 veya 922 yılında başkenti Samiriye (Samarra) olan İsrail krallığı ve başkenti Kudüs olan Yahuda krallığı kurulmuştur..
87
M.Ö.722 yılında Asur kralı 2.Sargon İsrail krallığını fethedip 27.280 veya 30.000 kişiyi esir olarak başkentleri Ninova'ya götürmüştür..Bu kişilerin imparatorluğun ücra köşelerine sürüldüğü de belirtilir..Ninova'nın 100.000 civarında nüfusunun olduğu düşünülürse,esirlerin çoğunluğunun başkent Ninova'ya götürüldüğü söylemi daha doğru kabul edilebilir..
88
89
M.Ö.701 yılında Asur kralı Sanherib güneydeki Yahuda krallığını işgal etmiş ama tam bir başarı sağlayamadan 2000 veya 200.150 esirle ülkesine geri dönmüştür..Sanherib'e ait bir kitabede 48 şehirden 200.150 kişinin esir alındığı yazar..Yani,Yahuda krallığının başkenti Kudüs haricinde,47 şehirden daha esir alınmıştır..Haliyle verilen bu rakamlardan 2000 daha doğru gibi gözükür..Asur imparatorluğunun yaklaşık 20 sene içinde İsrail ve Yahuda krallıklarına yaptıkları seferlerde,toplam 30.000 civarında kişiyi,özellikle başkentleri Ninova'ya esir olarak götürdüklerini söyleyebiliriz..
M.Ö.587 veya 586 yılında bu seferde Babil kralı Nebukadnezar,Yahuda krallığını fethetmiş,Kudüs'ü ve tapınağı yıkmış,832 veya 4600 veya 10.000 veya 11.600 veya 20.000 kişiyi imparatorluğun başkenti Babil ve çevresine yerleştirmiştir..
90
91
M.Ö.701 yılında Kudüs'e Asurluların yaptığı seferde,Kudüs yıkılamadığı halde 2000 civarında esir alındığı hesap edilir ve Babil'lilerin 115 yıl sonra Kudüs'ü tam anlamıyla yıktıkları düşünülürse,Babillilerin Kudüs'ten aldıkları esir sayısının 10.000 civarında olduğu söylenebilir..Babil şehrinin 200.000 civarında bir nüfusunun olduğu da dikkate alınmalıdır..136 yıl içerisinde Asurlular ve Babilliler,İsrail krallığının başkenti Samiriye ve Yahuda krallığının başkenti Kudüs'ten toplamda 40.000 kişiyi esir ederek başkentlerine götürmüşler..
M.Ö.538 veya 537 yılında sürgün edilenlerin evlerine geri dönebilecekleri söylense de,bu sürgündeki kişilerin çoğunun dönmediği söylenir ama ilginç bir şekilde eski ahit,42.360 kişinin sürgünden döndüğünü söyler ki,bu rakam,benim tespit ettiğim 40.000 rakamı ile uyuşur..!
Yalnız M.Ö.538'de Sirus veya Keyhüsrev veya Kuroş veya 2.Kyros'un(hepsi aynı kişidir),Babil'deki yahudilerin Kudüs'e dönmelerine izin verdiği belirtilir ama Ninova'daki İsraillilerin geri dönmelerine izin verildiğine dair bir bilgi yok..Babil'de 10.000 civarında yahudinin olabileceğini belirtmiştim..Bu 10.000 yahudi,50 yıl sonra eski ahite göre 42.360 yahudi olmuş..Eski ahit geri dönenlerin nereden döndüğünü de belirtmiyor..Yani Asurlularca Ninova'ya sürülen 30.000 kişiden bahseden yok..Eski ahite göre Babil'de 50 yıl içinde,yahudiler 10.000 rakamından 42.360 rakamına geldilerse;o halde Ninova'daki 30.000 kişi de 50 yıl içinde 120.000 rakamını bulmalıdır..Yani eski ahitin verdiği rakam çok abartı..
Bence,birkaç 1000 kişi Kudüs'e dönmüştür..
1-Sürgün edilenlerin yaşadıkları yerde asimile oldukları,o bölgenin dinlerini benimsedikleri söylenir..
2-Kudüs'te yahudilerin hac yapabilecekleri bir tapınak yok..Tapınağın yıkılması,yahudilerin Kudüs'e ve tapınağa verdikleri anlamın değişmesine neden olmuştur..Bir takım yahudilerin geri dönmeleri için bir neden kalmamıştır..
3-Yahudilerin Kudüs'e dönmelerine izin verilmesinden 23 yıl sonra,Kudüs'e ikinci tapınak yapılmış..Bu da binlerce yahudinin geri döndüğünü,bu Yahudilerin Kudüs'e ve tapınağa verdiği anlamın değişmediğini gösterir..
4-Yahudilerin ve İsraillilerin sürgün edildikleri yerler,çok verimli topraklar..Bu insanların hepsinin olduğu gibi tam bir kargaşanın yaşandığı Kudüs'e dönmeleri rasyonel değil..
5-Sürgün sırasında hayatta olmayanlar ve çocuk olanlar,538'deki sürgün bitiminde yetişkin durumundalar..Yani aradan bir nesil geçmiş..Kudüs'ü,tapınağı hiç bilmeyenler veya hatırlamayanlar,bu kadar verimli topraklardan ayrılmak istemeyeceklerdir..
NASTURİLER
M.Ö.722 ve 701 yıllarında Asur imparatorluğunun İsrail krallığından esir olarak getirdiği 30.000 kişi büyük ve küçük Zap nehirleri arasında,bugün Erbil isimli şehrin bulunduğu Adiabene bölgesinde yaşamışlar..Burası Asur imparatorluğunun başkenti Ninova'ya yakın bir yer..Buradaki esirlerin ''İsrail'in kayıp 10 kabilesi'' olduğu,İsrail'in kayıp 10 kabilesinin de bu bölgede yaşayan NASTURİLER olduğu söylenir..Nasturiler veya doğu Asur kilisesi mensupları,kendilerini ''beni israil'' yani ''İsrailoğulları'' diye takdim ediyorlar,Ninova'lı Asurların soyundan geldiklerini söylüyorlar,Süryani yerine Asurlu adını benimsiyorlar..!
Buradan,İsrail'den sürgün edilen 30.000 İsraillinin topraklarına geri dönmediği sonucunu çıkarabiliriz..Zaten buradaki 10 kabilenin kaybolduğu,Babil'den dönen iki kabile ile yahudilerin varlığını devam ettirdiği söylenir ama gördüğünüz gibi kimsenin kaybolmadığı ortada..Buradaki İsraillilerin zamanla hristiyanlaştığı da ortada..Yani bu nasturi denilen insanlar,yahudi asıllı hristiyanlar..
Bu bölgede M.Ö.1.yüzyılda kürtler tarafından Adiabene isminde bir yahudi devletinin kurulduğu belirtilir..M.S.100 yılında Adiabene'de,İsa'nın 70 havarisinden birisi olarak gösterilen Tadeus'un bulunduğu da belirtilir..Bu bölge insanı hristiyanlığa dönse de,yine de yahudiliğini muhafaza edenlerin varlığından haberdarız..M.S.6.yüzyıla ait bir haritada,Erbil'in olduğu noktada bir yahudi merkezi gösterilir..
Kaynaklar;
İslam ve yahudi mezhepleri-Yaşar Kutluay
Kudüs tapınağı-Simon goldhill
Ninova'nın yakarışı-Surma hanım
Tanrı'nın tarihi-Karen Armstrong
İslam'ın ortaya çıktığı dönemde arap yarımadasında hristiyanlık-Zekiye Sönmez
Kitabı mukaddesi kim yazdı?-Richard Elliott Friedman
Suriye ve Filistin-Şemseddin Günaltay
Antik İsrail'in inancı ve tarihi-George E.Mendenhall
Antik yakındoğu-Umberto Eco
Nasturiler ve kayıp kabileler-Asahel Grant
İlkçağ tarihi-V.Diakov,S.Kovalev
Doğu hristiyanlığı tarihi-Aziz S.Atiya
Eski ahit
Wikipedia/Adiabene
Ahlaksız
24-06-2024, 14:46
Süryaniler ya da Nasturiler konusunda X'de yazdıklarım;
''Araplar için fetihlerini kolaylaştıran bir veya iki durumu kesin olarak biliyoruz.
Suriye sakinlerinin çoğu ve Mısırlıların neredeyse tümü monofizit heretiklerdi ve bunlar ortodoks Bizans'tan büyük baskı görmüş olduklarından, koşullar elverdikçe, özellikle de Arapların vergi yüklerini hafifleteceği vaadiyle onlara yardım etmiş ve onları cesaretlendirmişlerdi.Pers imparatorluğunun Dicle ve aşağı Fırat'taki en zengin topraklarının sakinlerinin çoğunu oluşturan Suriye'li Nasturilerin de Perslerden çok Araplara olumlu yaklaştıklarını düşünebiliriz.''
Kaynak; Doğu tarihi üzerine oryantalist denemeler- Theodor Nöldeke
Nöldeke, doğu ve batı Süryanilerin Araplarla işbirliği yaptığını ve bu süreçte, bu hristiyanların çoğunun din değiştirip müslüman olduğunu belirtiyor.
Altını çizdiği bu nüans önemli.
Peki. Araplarla el ele verip doğuda Sasanileri, batıda Roma'yı mağlup etmeyi başaran bu Süryaniler kimdi?
Süryanilerin etnik anlamda kim olduklarına dair bir konsensüs yok.
Farklı kaynaklardan alıntılar yaparak, Süryanilerin kim olduğuna bakalım;
-Süryaniler, Aramiler'in torunu ve onların soylarını devam ettirmektedir.
-Arami kökenli Nasturiler'e ve Süryanilere "Siz Asurlusunuz" demek de o kadar yanlıştır.
-Aslında İbrahim, Arami soyundan gelen bir ata ve peygamberdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227436
Süryanilerin Asurlu olduğu tezi reddediliyor burada ve Arami kökenlerinin altı çiziliyor.
Bir başka kaynak;
-Süryaniler kendilerine Suryoyo diyor.
-Theodor Nöldeke, Süryani adının Asuri adından türetildiğini ileri sürmesine karşın, Süryanilerin Arami halkın devamı olduğunu belirtmektedir.
-Herodot; ''Bu helenlerce Suriyeli olarak adlandırılan halka, barbarlar Asuri demektedir.''
-Hem Süryani, hem de eş zamanlı birçok Yunan kaynağında Süryanilerin Arami olduğu üzerinde durulmaktadır. Süryani adının, Aramilerin başka bir adı olduğu tezi, oldukça kabul görmektedir.
MUTAY ÖZTEMİZ- Süryaniler
Burada da Arami oldukları belirtiliyor.
Bir başka kaynak;
-Süryani geleneğine bağlı Hıristiyan gruplar günümüzde kendilerini etnik olarak tanımlamak için Süryani, Arami, Keldani ve Asuri isimlerini kullanırlar.
Modern dönem öncesi Süryani kaynaklarında, kendilerini tanımlamak için "Arāmāyā" ve "Suryāyā" veya onun daha kısa bir versiyonu olan "Surāyā" tabiri kullanılmıştır.
-"Athorāyā"(Asuri) terimi Süryani mirasına bağlı Doğu ve Batı Süryanileri tarafından tarihte etnik bir tanımlama ifadesi olarak kullanılmamış, bunun yerine "Arāmāyā" ve "Suryāyā" veya onun daha kısa bir versiyonu olan "Surāyā" tabiri tercih edilmiş.
YAŞAR KAPLAN • Doğu Hıristiyanları Nesturiler
Burada da Arami olduklarının altı çizilmiş.
Başka kaynakları da belirteceğim.
Süryanilerin Arami olması önemli.
Erken İslam denilen dönemde, Arapların Aramilerle beraber iki büyük imparatorluğa karşı savaştıklarını söyleyebiliriz.
Dün 3 kaynakta Süryanilerin 'Arami' asıllı olduklarını gösterdim.
Elimdeki 4 tane kaynakta da Süryanilerin 'Asurlu' oldukları belirtiliyor.
Kildaniler ve doğu Süryani kilisesi- Joseph Molitor
Bu kitabı çeviren Erol Sever, bir yerde yazara itiraz edip Nasturilerin, yani doğu Süryanilerin Asurlu olduklarını belirtiyor.
Ninova'nın yakarışı- Surma hanım
Yazar, Süryanilerin Asur kökenli olduğunu belirtiyor.
Doğu hıristiyanlığı tarihi- Aziz S. Atiya
Doğu Süryanilerinin Asurlu oldukları belirtiliyor.
Assurlular- K. Köroğlu, S.F. Adalı
Burada da Süryanilerin Asurlu oldukları belirtiliyor.
Bence hepsi yanılıyorlar.
Asur'un yoğunlaştığı kuzey Mezopotamya'da, Asur'un yıkılışından sonra Babilliler, Medler, Persler, Aramiler ve Yahudiler o bölgede yaşamışlar.
'Kürdistan' diye de anılan bölge burası.
Tüm bu toplumları es geçip, çok eski bir tarihte, tarihten silinmiş Asurluları, o bölgedeki hristiyanların ataları olarak lanse etmek doğru değil.
Tabi ki kaynaşma, sentez ya da asimile olmak diye bir şey var. Bir anda Asurlular buhar olup uçmadılar.
Peki, Süryanilerin atalarını niye Asurlular değil de, Aramiler olarak görmek lazım?
Bunu sadece Aramice dilinin dominantlığıyla veya Asur'un çok önceden ortadan kalkmasıyla açıklayamayız.
Burada Yahudi konusuna girmek lazım.
Yahudilerin atalarının Habiru'lar olduğunu ve Habiru'ların da bir Arami kabilesi/boyu olduğunu belirtmiştim.
Ben Yahudilerin atalarının, Fenikeliler/Kenanlılar dışında Aramiler olduğunu düşünüyorum.
Yahudilerin Asur sürgünü sırasında götürüldükleri yer Tel Nimrud/Kalah şehri.
Burası Aramilerin de yaşadıkları yer. Yahudilerin bu sürgünü sonrasında Asur imparatorluğu ortadan kalkıyor.!
Yahudi Arami kaynaşması veya Arami göçleri neticesinde oluyor bu.
Onbinlerce Yahudiden, Aramiden bahsediyoruz.
Bu bölgede, yani Kürdistan diye anılan yerde Yahudilerin varlığı hep devam etmiş. Burası sonradan Nasturilerin de evi oluyor. Doğu Süryanileri bu insanlar.
Bu insanlar Asurlu olamaz, çünkü bu insanlardan önce o bölgede yaşayanlar Arami asıllı Yahudiler veya Yahudilere salt Arami gözüyle bakarsanız, sadece Aramiler.
Arami kültürü, Yahudi kültürünü başkalaştırmış, sonrasında Yahudi kültürü de Nasturi kültürünü başkalaştırmış.
Sonrasında o bölgede ortaya çıkan Abbasiler de, Nasturi kültüründen faydalanıp, yeni bir şey ortaya çıkarmışlar.!
Süryaniler ya da Nasturiler konusunda X'de yazdıklarım;
''Araplar için fetihlerini kolaylaştıran bir veya iki durumu kesin olarak biliyoruz.
Suriye sakinlerinin çoğu ve Mısırlıların neredeyse tümü monofizit heretiklerdi ve bunlar ortodoks Bizans'tan büyük baskı görmüş olduklarından, koşullar elverdikçe, özellikle de Arapların vergi yüklerini hafifleteceği vaadiyle onlara yardım etmiş ve onları cesaretlendirmişlerdi.Pers imparatorluğunun Dicle ve aşağı Fırat'taki en zengin topraklarının sakinlerinin çoğunu oluşturan Suriye'li Nasturilerin de Perslerden çok Araplara olumlu yaklaştıklarını düşünebiliriz.''
Kaynak; Doğu tarihi üzerine oryantalist denemeler- Theodor Nöldeke
İslamiyet öncesi dönemde Hristiyan mezhepleri arasındaki teolojik farklardan kaynaklanan ayrılıkların biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. Ortodokslar ile Katolikler arasında ( daha doğrusu İstanbul Patriği ile Roma'da ki Papa arasında) en yüksek dini otorite olabilmek adına bir mücadele yaşanmaktaydı. Fakat Khalkedon öğretisi ile Monofizit öğretisini destekleyenler arasındaki şiddete varan mücadele, İslam fetihlerinden bir yüzyıl önce sona ermişti. Herkes tarafını seçmiş ve birazda mecburiyetten birbirlerine tahammül etmeye çalışıyorlardı.
Özellikle bu ayrılıklar sebebiyle Monofizit olan Hristiyanların, İslamiyet'in doğuşu ile birlikte gerçekleşen fetihler sırasında, Bizans idaresi yerine Arap idaresini tercih ettikleri, hatta bu savaşlarda Arap ordularını destekledikleri şeklindeki varsayımın doğru olmadığını düşünüyorum. Aynı varsayım Türklerin Anadolu'yu fethetmesini kolaylaştıran etkenlerden birisi olarakta ileri sürülmekte( Merhum Selçuklu tarihçisi Osman Turan bu iddiaları en çok dile getiren kişilerden birisidir)... Buna göre Monofizit olan Ermeni ve Süryaniler, Khalkedon öğretisini benimseyen Bizans İmparatorluğu altında eziyet çektikleri için, Bizans idaresi yerine Selçuklu idaresini benimsemeye gönüllü olmuşlardır.
Fakat iddiayı dile getirenler, zımmilerin hangi şartlarda yaşama hakkına sahip olduklarını sanırım bilmiyorlar. Elbette Monofizit olan Hristiyanların, Bizans yönetiminin baskısına maruz kaldıkları bir vakadır. Fakat bu baskı kendilerini cizye ve haraç vermeye mecbur eden, yeni kiliseler inşa etmelerini yasaklayan, Hristiyan olduklarını belli eden bir işaret takmalarını mecbur kılan, bir Müslüman ile yolda karşılaştıklarında ona yol vermelerini zorunlu kılan, hatta at gibi temel bir ulaşım vasıtasını kullanmalarını bile yasaklanan bir yönetim biçimi ile kıyaslandığında oldukça hafif kalmaktadır. Dolayısıyla Süryanilerin, Bizans idaresinden hoşlanmamakla birlikte, bu hoşnutsuzluğun Suriye ve Mısır gibi coğrafyaların Araplar tarafından ele geçirilme sürecini kolaylaştırma babında iddia edildiği kadar etkili olduğunu düşünmüyorum.
Ahlaksız
24-06-2024, 21:21
Sn. refahi, Theodor Nöldeke'nin zımmi konusundan bihaber olduğunu düşünemeyiz.
Genel İslami anlatıya göre 7. yüzyılda müslümanlar hem Sasanilere, hem de Roma'ya karşı savaşmışlar ve bu savaşlarda bir üstünlük sağlamışlar. Bu, izah edilebilecek bir şey değil. Bu, sadece bir inanç.
Theodor Nöldeke, müslümanların değil de, Arapların bu yapılan savaşlar da nasıl bir üstünlük sağladığını açıklıyor.
7 ve 8. yüzyıllarda Arapların, heretik hristiyanlarla el ele vermeden bir güç oluşturma şansları yok ki. Heretik hristiyanlar haricinde, Araplara destek olacak kimse de yok.
Araplar da zaten heretik hristiyanlar. Arapların bu süreçte heretik hristiyan olmadıklarını söylemekte zor.
Genel İslami anlatıyı kabul ediyorsanız, buna bir şey diyemem ama kabul etmiyorsanız, bu iddiayı muhakkak değerlendirmek zorundasınız.
Sonra durumlar karıştı, kesinlikle öyle. Sonrası farklı bir tartışma konusu. Biz, İslam daha doğmadan önce, bize anlatılanlar dışında farklı bir yol olabileceğini belirtiyoruz.
Ahlaksız
25-06-2024, 13:40
Talha Fortacı, ''Doğuşundan günümüze Nesturi kilisesi'' kitabında, Nasturilerin Asurlu olmadığını belirtmiş. Haklı.
Nasturilerin Yahudi olduğu iddiasını da, rasyonel bulmadığını eklemiş.
Nasturilerin kendini Yahudi olarak takdim ettiğini söyleyen de, ''Nasturiler ve kayıp kabileler'' kitabının yazarı Asahel Grant.
Nasturiler etnik anlamda Asurlu değiller, Aramiler. Doğu Süryanileri deniyor buna.
Nasturilere, Arami asıllı Süryaniler diyebileceğimiz gibi Yahudi asıllı Hristiyanlar da diyebilmeliyiz.
Bu söylemi mi destekleyen bir veri daha.
Hans Joachım Schoeps'in ''Yahudi hristiyanlığı'' kitabı.
Kitapta Ebiyonitlerin 5. yüzyılda doğu Suriye'de kaybolduğu ama merkezi öğretilerinin Nasturilerce sahiplenildiği belirtilmiş.
Ebiyonitler, yahudi hristiyanlar.
Yahudi hristiyan olan Ebiyonitlerin öğretileri, Yahudi hristiyan olan Nasturilerce benimsenmiş.
Yahudi hristiyan olan Nasturiler sayesinde de, yeni bir din/anlayış ortaya çıkmış.
Sn. refahi, Theodor Nöldeke'nin zımmi konusundan bihaber olduğunu düşünemeyiz.
Genel İslami anlatıya göre 7. yüzyılda müslümanlar hem Sasanilere, hem de Roma'ya karşı savaşmışlar ve bu savaşlarda bir üstünlük sağlamışlar. Bu, izah edilebilecek bir şey değil. Bu, sadece bir inanç.
Theodor Nöldeke, müslümanların değil de, Arapların bu yapılan savaşlar da nasıl bir üstünlük sağladığını açıklıyor.
7 ve 8. yüzyıllarda Arapların, heretik hristiyanlarla el ele vermeden bir güç oluşturma şansları yok ki. Heretik hristiyanlar haricinde, Araplara destek olacak kimse de yok.
Araplar da zaten heretik hristiyanlar. Arapların bu süreçte heretik hristiyan olmadıklarını söylemekte zor.
Genel İslami anlatıyı kabul ediyorsanız, buna bir şey diyemem ama kabul etmiyorsanız, bu iddiayı muhakkak değerlendirmek zorundasınız.
Sonra durumlar karıştı, kesinlikle öyle. Sonrası farklı bir tartışma konusu. Biz, İslam daha doğmadan önce, bize anlatılanlar dışında farklı bir yol olabileceğini belirtiyoruz.
Hayır bilakis, genel ve resmi tarih tam olarak sizin anlattıklarınızı söylüyor. Hatta lise tarih ders kitaplarında bile İslamiyet dönemi Arap fetihleri ya da Anadolu'nun Türkleşme süreci anlatılırken, Süryani ve Ermenilerin bu sürece destek verdikleri belirtilir. Bunun sebebi olarakta Bizans İmparatorluğu döneminde baskıya uğradıkları ve bu sebeple Müslümanların adil idaresinin tercih edildiği iddia edilir. Yani siz burada yeni bir şey söylemiyor ya da ezber bozmuyorsunuz. Sıkça dile getirilen bir iddiayı tekrarlamış oluyorsunuz.
Ben ise bunun kısmen doğru olduğunu ama abartıldığı kadar tarihe etki edici olmadığını söylüyorum. Zira zımmilerin yaşam koşulları düşünüldüğünde, Bizans idaresinin mezhepsel farklılıklardan doğan baskıları oldukça hafif kalmaktaydı. Belki Arapların fetihlerine karşı Süryaniler etkili bir direniş göstermemekle itham edilebilirler. Fakat Süryaniler, Bizans idari ve askeri yapısında görev alamıyorlardı. Sadece bir halk olarak yaşıyor, askeri bir nitelikleri bulunmuyordu. Dolayısıyla Bizans ordusunun aldığı yenilgiler sonrasında, bölgede yaşayan sivil Süryani halkın, muzaffer Arap ordularına karşı yapabileceği fazla bir şey yoktu.
Bu arada Süryaniler hakkında ufak bir ekleme de ben yapayım. Süryaniler, Orta Aya'da ilk misyonerlik faaliyetlerini yapan topluluk olmuşlardır. 7. ve 8. yüzyıllarda yapılan bu misyonerlik faaliyetleri sonucu Naymanlar gibi Moğol kavimleri ve Öngütler gibi Türk toplulukları Hristiyanlığı kabul etmişlerdir. Süryani misyonerlerin ektiği bu tohumların hasadı ise Orta Doğu'ya yönelik Moğol fetihleri sırasında toplanmıştır. Moğollar Orta Doğu'da yaşayan Hristiyanlara, özellikle de Süryanilere büyük bir sempati göstermişlerdir. Orta Doğu'da ki Hristiyanların son altın dönemi, Moğol hakimiyeti döneminde yaşanmıştır. Hatta bu dönemde Süryani Kilisesi'nin başına, Moğolların müttefiki olan, az önce zikrettiğim Öngöt Türklerinden 3. Yahballah'a geçmiştir.
Ufak bir anekdot daha ekleyeyim. İlk Moğol İlhanlı hanlarının çoğunun anneleri, Süryani mezhebine mensup Hristiyan Moğollar idi.
Ahlaksız
27-06-2024, 12:46
7 ve 8. yüzyılda Muhammed'in, sahabesinin ve İslam dininin var olmadığını düşünerek(ezber bozalım), Nöldeke gibi isimlerin yazdıkları/verdikleri ipuçları ile bu konuda akıl yürüterek, doğru/rasyonel bir kanıya varmak lazım.
Lise kitapları ile bir yere varılamaz. Lise kitabında ''Süryaniler müslümanlara yardımcı oldu'' yazıyorsa, neden sizin üstte belirttiğiniz zımmilere uygulanan şeyler yazmıyor. Çünkü tarih kitabı değil ki bunlar, belli bir ideolojiyi/dini çocuklara dayatmaya çalışan kitaplar.
Batı Süryaniler, yani monofizit Yakubiler, Roma ordusuna birkaç yüzyıl hizmet etmiş. Gassaniler, öncesinde Salihiler, öncesinde de Tanukiler. Yani Süryanilerin, Romalılar adına hizmet etmediği doğru değil. İdare de belki ama askeri anlamda hizmet edilmiş. Zaten bu Gassaniler ile doğudaki Lahmilerin güneyden gelen Araplarla beraber hareket ettiğini Nöldeke üzerinden söylüyoruz burada. Müslüman demediğime, Nöldeke'nin de müslüman demediğine dikkat edin lütfen.
Nöldeke'nin ''Arap'' dediği insanlara, Fred M. Donner ''İnananlar'' der.
İnananlar, Tayyoye'lerdir. Donner, Tayyoye ordusunda fetihlerin katılanlar arasında birçok ''Hristiyan'' bulunduğunu da belirtir.
Heretik hristiyan ordusu gibi bir şey bu.
Ahlaksız
27-06-2024, 13:16
''Kuzey Mezopotamya'da 687 veya 688 yılında doğu Süryanicesiyle yazılmış bir hristiyan metni, İnananların(metinde Tayyaye krallığı) haraç istediğini ama insanların istedikleri inancı muhafaza etmelerine izin verdiklerini belirtir. Ayrıca o yıllarda geniş çaplı akınlar düzenlemiş olan inananlar arasında birçok hristiyanın da bulunduğunu belirtir.
Irak'taki Nasturi patriği 3. Işoyab, M.S. 647 veya 648 yılında bir piskoposa yazdığı bir mektupta yeni yöneticileri hakkında şunları söylemiştir;''Hristiyanlıkla mücadele etmedikleri gibi, dinimizi takdir ediyor, rahiplerimize, manastırlarımıza ve Tanrı'mızın azizlerine saygı gösteriyor ve manastırlarımızla kiliselerimize bağışlarda bulunuyorlar.''
İslam'ın doğuşunda Muhammed ve İnananlar- Fred M. Donner
''10 ve 11. yüzyıla kadar tefsir geleneği, Rum'u nihayetinde çok tanrıcıları yenilgiye uğratacak tek tanrılılar olarak gösterir. Bizanslılar ve Müslümanlar açıkça aynı taraftaydı ve Müslümanlar, Bizanslıların pagan Persler karşısında gelecekte kazanacakları zafere sevineceklerdi. Demek ki İslam'ın en önemli dini veya eksen oluşturan metni yani Kuran ya da daha doğrusu buna bağlı tefsir geleneği, Bizanslıları siyasal ve ideolojik müttefikler olarak gören bir konumu benimsemiştir.''
Arapların Gözüyle Bizans- Nadia Maria El Cheikh
spartacus
27-06-2024, 17:57
Kaynağı Tevrat alan hiç bir kaynak esas alınmamalıdır diye düşünüyorum. Zira Tevrat yazınının başlangıcında Mecusi etkisinin de ağır izleri görülmektedir. Geçmişe ve geçmiş bin yılları bulan uydurma hikayeler namına, tarihi bilgiymiş gibi değil de, geçmiş mitolojilere bakmak daha doğru olur diye düşünüyorum.
O bölgeler uzun dönemler boyunca Pers ve Roma hakimiyetinde de olmuştur.
Hatta bana öyle geliyor ki, Musevilik -her ne kadar Sümer, Asur, Mısır etkileri görülse de, daha çok Brahmanizm, sonrası Mecusiliğin ve kitap olarak da Avesta'nın etkisi altında oluşmuş gibi(Temel buyruklar anlamında Avesta okumak Tevrat ve Kur'anı okumak gibi).Burada mesele tümünün de kaynağında olan ortak mitolojiler değil, bunlar tarih içerisinde gelişen ve değişen toplumsal bilinç, sınıflar, iktidar, devlet, hukuk, gelenek, görenek anlayışlarıyla çeşitli revizyonlar, değişimler ve evrim sürecinden geçmiş. Düpedüz saray elitlerinin yaşamlarından, menfaat ve çıkarlarından üfürülmüş taraflı yasalar, mitolojiler, evrilerek, revize edilerek yerden(krallardan), göğe(kral tanrı ve ailesi, kral tanrı ve melekleri) yükseltilmiş... Emevi halifesi Abdulmelik'in de önemli değişimler, revizyonlar gerçekleştirdiğini, Roma etkisiyle de olsa gerek, evvel Nasranilik-İseviliğin(Hristiyanlık) etkisinin yerini Museviliğe, dolayısıyla Mecisileğe evirdiği veya temelini atmış olabileceğini düşünüyorum.
Bölgede bilinen ilk, evvel etkili misyonerlik faaliyetleri ise M.Ö 2.000'lerde Hindistan üzerinden gerçekleşen çeşitli ekonomi-politik göçlerle Brahmanizme dair olduğunu, Abraham ismiyle kişiselleşitirilen çok sayıda misyonerin, Brahmanizmden aşırılmış öykülerle örnek teşkil ettiğini, temelden gelen Sümer etkisi, Pers dönemlerinde Mecusilik, Roma dönemlerinde Zeus ve sonrasında Hristiyanlık yönünde etkili faaliyetler gerçekleştiğini düşünüyorum. Bu bağlamda gerek tanrılar ve tanrıçalar olsun, çeşitli ortak özellikler görülür -ki temelde ortak mitolojiler var-, Al-Uzza'nın, İnanna'ya benzemesi/olması, Mecusilik, İsevilik, Musevilik etkileriyle eski inançların erimesi gibi...
Batı Süryaniler, yani monofizit Yakubiler, Roma ordusuna birkaç yüzyıl hizmet etmiş. Gassaniler, öncesinde Salihiler, öncesinde de Tanukiler. Yani Süryanilerin, Romalılar adına hizmet etmediği doğru değil. İdare de belki ama askeri anlamda hizmet edilmiş. Zaten bu Gassaniler ile doğudaki Lahmilerin güneyden gelen Araplarla beraber hareket ettiğini Nöldeke üzerinden söylüyoruz burada. Müslüman demediğime, Nöldeke'nin de müslüman demediğine dikkat edin lütfen.
Elmalar ile armutları birbirine karıştırmışsınız. Ben merkezi Bizans ordusunda komutanlık veya askeri-idari yetkileri elinde toplayan Strategos'luk gibi mevkileri kastediyorum. Süryaniler, heretik oldukları gerekçesiyle Bizans İmparatorluğu'nda bu gibi mevkilere gelemiyorlardı.
Diğer yandan verdiğiniz Gassaniler örneğininde konumuzla bir ilişkisi bulunmuyor. Zira Gassani devleti, Bizans İmparatorluğu'nun vassal devleti konumundaydı. Dolayısıyla Bizans ordusuna savaşlarda belirli sayıda asker göndermekle yükümlüydüler. Tıpkı 15. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nin vassalı olan Sırp Krallığı'nın, Timur ile yapılan savaşta Yıldırım Bayezıd'a asker göndermesi gibi ( bu arada ilginçtir Ankara Savaşı'nda en iyi savaşanlar bu Sırp askerleri olmuş ve Timur bile ''Bu çelebiler savaşmakta kusur göstermediler'' demiştir.)... Bu durum Osmanlı ordusunun merkezi yapısında Hristiyanların görev alabildikleri anlamına gelmediği gibi, yukarıda verdiğiniz örnekte Süryanilerin Bizans ordusunda komuta kademesinde görev alabildikleri anlamına gelmez.
Ahlaksız
30-06-2024, 19:40
Elmalar ile armutları birbirine karıştırmışsınız. Ben merkezi Bizans ordusunda komutanlık veya askeri-idari yetkileri elinde toplayan Strategos'luk gibi mevkileri kastediyorum. Süryaniler, heretik oldukları gerekçesiyle Bizans İmparatorluğu'nda bu gibi mevkilere gelemiyorlardı.
Diğer yandan verdiğiniz Gassaniler örneğininde konumuzla bir ilişkisi bulunmuyor. Zira Gassani devleti, Bizans İmparatorluğu'nun vassal devleti konumundaydı. Dolayısıyla Bizans ordusuna savaşlarda belirli sayıda asker göndermekle yükümlüydüler. Tıpkı 15. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nin vassalı olan Sırp Krallığı'nın, Timur ile yapılan savaşta Yıldırım Bayezıd'a asker göndermesi gibi ( bu arada ilginçtir Ankara Savaşı'nda en iyi savaşanlar bu Sırp askerleri olmuş ve Timur bile ''Bu çelebiler savaşmakta kusur göstermediler'' demiştir.)... Bu durum Osmanlı ordusunun merkezi yapısında Hristiyanların görev alabildikleri anlamına gelmediği gibi, yukarıda verdiğiniz örnekte Süryanilerin Bizans ordusunda komuta kademesinde görev alabildikleri anlamına gelmez.
Strategos ya da thema denilen şey, sonraki mesele. Ben 5.-6. yüzyıllarda Roma için hareket eden Gassanilerden bahsediyorum. Bu insanlar Roma'nın savaşlarına asker filan göndermiyor, Roma adına hareket ediyor. Yani Roma'nın kuzey Arabistan veya Suriye'deki temsilcileri bunlar.
Roma imparatoru Justinianus(527-565), Gassani lideri Haris b. Cebele'ye, emir veya melik anlamına gelen ve daha önce Romalılardan başka hiç kimseye verilmeyen dignity of king(basileus) ünvanını vermiş.
Kaynak; Zekiye Dönmez'in ''İslam'ın ortaya çıktığı dönemde Arap yarımadasında hıristiyanlık'' kitabı.
Strategos ya da thema denilen şey, sonraki mesele. Ben 5.-6. yüzyıllarda Roma için hareket eden Gassanilerden bahsediyorum. Bu insanlar Roma'nın savaşlarına asker filan göndermiyor, Roma adına hareket ediyor. Yani Roma'nın kuzey Arabistan veya Suriye'deki temsilcileri bunlar.
Roma imparatoru Justinianus(527-565), Gassani lideri Haris b. Cebele'ye, emir veya melik anlamına gelen ve daha önce Romalılardan başka hiç kimseye verilmeyen dignity of king(basileus) ünvanını vermiş.
Kaynak; Zekiye Dönmez'in ''İslam'ın ortaya çıktığı dönemde Arap yarımadasında hıristiyanlık'' kitabı.
Sayın Ahlaksız,
Yazdıklarınızı okuduğumda cehaletiniz karşısında bir hayli dumura uğramış, derin bir yeise düşmüş durumdayım. Öncelikle Araplar tarafından kullanılan ''melik veya emir'' gibi ünvanlar, Bizans hükümdarlarının kullandığı ''Basileus'' (İmparator) kavramının taşıdığı anlamı karşılamaz. Bunlar yerel yöneticilere verilen, basit idari ünvanlardır. İkinci olarak ise Bizans hükümdarları, yeryüzünde tek bir imparator olabileceği konusundaki inançları sebebiyle ''Basileus'' ünvanını taşıma hakkını sadece kendilerine ait görüyor, bu ünvanın bir başka hükümdar tarafından kullanımına kesinlikle karşı çıkıyorlardı. IX. yüzyılda Papa tarafından Frenk Kralı Şarlman'a imparator ünvanı verilene kadar, bu ünvanı Bizans hükümdarları dışında kimse kullanma cüretini bile gösterememiştir. Bu dönemde Bizans İmparatorluğu zayıfladığı için, kerhen Şarlman'ın bu ünvanı kullanmasına rıza gösterilmiştir.
Bizans tarihi konusunda bir hayli bilgisiz ve kavramsal düzeyde yetersiz olduğunuz, büyük bir karmaşa yaşadığınız net bir şekilde görülmekte... Ostrogorsky'nin Bizans Tarihi üzerine yazılmış eserini okumanızı tavsiye ederim. Çok kapsamlı kapsamlı bir çalışma değil belki ama zaten sizin söz konusu alanda içinde bulunduğunuz bilgi yetersizliği göz önüne alındığında, iyi bir başlangıç olabilir.
Ahlaksız
12-07-2024, 19:51
Sn.Refahi, Gassaniler için Basileus ünvanının kullanıldığını ben söylemiyorum ki. Gösterdiğim kaynakta yazıyor bu. Yazılan yerde de birçok atıf var.
Zekiye Sönmez'in kitabında yazılanları kontrol edelim;
Kaynak; Philip K. Hitti'nin ''İslam tarihi'' kitabı. İmparator Justinianus 529 yılında Gassani kralı Haris bin Cebele'yi bütün Arap kabilelerinin başkanı olarak tayin etmiş ve ona bizzat sahip olduğu imparator ünvanının hemen yanındaki en yüksek mevki olan Patricius ve Phylarch derecelerini tevcih etmiş. Ama Araplar Haris bin Cebele'ye sadece melik/kral demeye devam etmişler.
Hitti, Basileus kelimesinden bahsetmemiş. Roma imparatorunun sahip olduğu siyasi ve dini iki kavramın, Gassani liderine layık görüldüğünü belirtmiş.
Casim Avcı'nın ''İslam Bizans ilişkileri'' kitabına bakalım. Burada şöyle deniyor;
''İmparator 1. Justinianos, Gassanilerin en ihtişamlı dönemine damgasını vuracak olan 2. Haris bin Cebele'ye 'Philarkos' ve 'Arapların basileosu' ünvanlarını verdi.''
Burada basileus kelimesini görüyoruz. Roma imparatoru, kendisi için kullanılan Basileus kelimesinin Arap lideri Haris bin Cebele için kullanılmasını istemiş.
Cevad Ali'nin ''İslam öncesi Arap tarihi'' kitabında, tarihçi Prokopius'a göre Justinianos, Phylarch(vali) kelimesini kullanmış.
Robert G. Hoyland'ın ''Arabistan ve Araplar'' kitabında da tarihçi Prokopius şöyle yazmış; ''.......Romalılar arasında daha önce hiç yapılmamış olan kral(basileus) haysiyetini bahşetti.''
Görüldüğü gibi bu konuda bir karışıklık var. Kimi Phylarch, kimi de Basileus demiş.
Şu da var;
Bununla birlikte, 4. yüzyıla gelindiğinde, basileus resmi kullanımda yalnızca Roma İmparatoru'na eşit kabul edilen iki hükümdara uygulandı: Sasani Pers şahanşahı ("kralların kralı") ve daha az bir dereceye kadar Bizans dünya görüşünde önemi oldukça periferik olan Aksum Kralı.
https://en.wikipedia.org/wiki/Basileus
İmparatorluğun Doğu'daki Arap müttefiklerinin önde gelen prenslerine, hem İmparatorluk içinde hem de dışında yerleşik olanlara verildi.
https://en.wikipedia.org/wiki/Phylarch
Tek bir kaynaktan yola çıkıp bir yere varamayız. Bence bazı Gassani şeyhlerine/reislerine, Roma tarafından Phylarch ünvanı verilmiş. Bu ünvan, bir Arap kabilesinin değil de, birkaç tane kabilenin birleşiminden oluşan konfederasyon diye niteleyebileceğimiz foederati tipi yapıların başındaki kişiye verilmiş.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Foederati
Kabilelerin başındaki kişiye zaten şeyh ya da reis deniyor. Phylarch ise, kabilelerin birleşiminden oluşan yapının başındaki kişiye deniyor. Bu ifadeyi vali ya da kral gibi görebilirsiniz. Phylarch ifadesinin Basileus ifadesi ile karıştırılmasının nedeni bu. Arapların kralı Phylarch ifadesi, aynı zamanda kral ya da imparator anlamına gelen Basileus ile bir görülmüş.
Sayın Ahlaksız,
İmparator ile Kral kavramlarının Orta Çağ literatüründe taşıdığı anlamları ve bu anlamlardan ortaya çıkan kavram farklılığını bile tam olarak algılayamamışsınız. Hristiyan-Bizans siyasi tasavvurunun ortaya çıkardığı Bizantist politik paradigma hakkında da ne yazık ki hiç bir şey bilmiyorsunuz. Bu sebeple de hala ''Bizans İmparatorluğu, Gassani Araplarının liderine İmparator ünvanı vermiş'' gibi Üniversite 1. sınıf Tarih öğrencisinin bile güleceği komik söylemlerde bulunmaktasınız.
Bizans politik anlayışına göre, yeryüzünde tek bir İmparatorluk ve tek bir İmparator olabilir ki, bunun dışında bir İmparator veya İmparatorluk tasavvuru söz konusu da hi olamaz. Dolayısıyla Bizans İmparatorluğu'nun, sadece Araplar ile sınırlı olmak üzere Gassani emirlerine verdikleri Kral ünvanı ile Bizans hükümdarlarının taşıdığı İmparatorluk ünvanı arasında büyük bir fark bulunmaktadır ki, bir vassal konumunda olan Gassani Devleti hükümdarı ile onun metbu durumunda olan Bizans İmparatorları zaten eşit konuma tekabül eden bir ünvanı ortaklaşa kullanamazlar.
Ahlaksız
13-07-2024, 01:10
Sayın Ahlaksız,
İmparator ile Kral kavramlarının Orta Çağ literatüründe taşıdığı anlamları ve bu anlamlardan ortaya çıkan kavram farklılığını bile tam olarak algılayamamışsınız. Hristiyan-Bizans siyasi tasavvurunun ortaya çıkardığı Bizantist politik paradigma hakkında da ne yazık ki hiç bir şey bilmiyorsunuz. Bu sebeple de hala ''Bizans İmparatorluğu, Gassani Araplarının liderine İmparator ünvanı vermiş'' gibi Üniversite 1. sınıf Tarih öğrencisinin bile güleceği komik söylemlerde bulunmaktasınız.
Bizans politik anlayışına göre, yeryüzünde tek bir İmparatorluk ve tek bir İmparator olabilir ki, bunun dışında bir İmparator veya İmparatorluk tasavvuru söz konusu da hi olamaz. Dolayısıyla Bizans İmparatorluğu'nun, sadece Araplar ile sınırlı olmak üzere Gassani emirlerine verdikleri Kral ünvanı ile Bizans hükümdarlarının taşıdığı İmparatorluk ünvanı arasında büyük bir fark bulunmaktadır ki, bir vassal konumunda olan Gassani Devleti hükümdarı ile onun metbu durumunda olan Bizans İmparatorları zaten eşit konuma tekabül eden bir ünvanı ortaklaşa kullanamazlar.
Ben hiç 'Bizans' demedim.!
Roma imparatorluğu, Gassani kralına/melikine/şeyhine/reisine ''basileus'' ünvanını vermiş. Bu ünvan imparator ya da kral anlamına gelen bir kavram. Zekiye Sönmez, Casim Avcı, Robert K. Hoyland'ın kitabında açıkça yazıyor bu. Ben söylemiyorum.
Buna rağmen tekrar tekrar ''Bizans İmparatorları zaten eşit konuma tekabül eden bir ünvanı ortaklaşa kullanamazlar.'' demeniz ilginç.
Beni yanlışlayacak ortaya bir kaynak/argüman koyamazsanız, burada ne dediğinizin bir önemi kalmaz ki.
İmparator ve kral kavramları arasındaki teknik detayları bilmek zorunda da değilim. Umurumda da değil bu.
Burada bahsettiğimiz şey, Gassanilerin konumu.
Ahlaksız
15-07-2024, 15:13
M.Ö.722'de ve 701'de, Asur imparatorluğu, kuzeydeki İsrail krallığından yaklaşık 30.000 Yahudiyi esir alır. Onbinlerce Yahudinin Asur içine yerleştirilmesinden yaklaşık 100 sene sonra, M.Ö.614'de Asur imparatorluğu yıkılır. Tanrı Asur'un tapınağı da yıkılır.!
Bu tarihten sonra Asur'lular güneydeki Uruk kentinde tanrı Asur'a ibadetlerini küçük bir tapınakta sürdürerek yaşamaya devam ederler. Sürgün ya da diaspora hayatı.!
M.Ö.539 yılında yıkılan Asur kentinde, küçükte olsa bir Asur tapınağı tekrar inşa edilir.
Buna izin veren kişi de, tesadüfe bakın ki, Pers kralı Kyros.!
Tapınak yıkılıyor, sürgün hayatı ve sonra tekrar tapınak, Kyros'un izniyle yapılıyor.
Tanıdık geldi mi?
M.Ö.586'da güneydeki Yahuda krallığındaki Süleyman tapınağı Babillilerce yıkılıyor, 538'de Kyros'un izniyle sürgündeki Yahudiler geri dönüyorlar ve 515 yılında ikinci tapınak yapılıyor.
Biri gerçek, biri masal.!
Tanrı Asur'un tapınağının yıkılması ile aynı yerde yeniden yapılması arasında 75 sene var.
Tanrı Yehova'nın tapınağının yıkılması ile aynı yerde yeniden yapılması arasında 71 sene var.
:)
M.Ö.722'de ve 701'de, Asur imparatorluğu, kuzeydeki İsrail krallığından yaklaşık 30.000 Yahudiyi esir alır. Onbinlerce Yahudinin Asur içine yerleştirilmesinden yaklaşık 100 sene sonra, M.Ö.614'de Asur imparatorluğu yıkılır. Tanrı Asur'un tapınağı da yıkılır.!
Bu tarihten sonra Asur'lular güneydeki Uruk kentinde tanrı Asur'a ibadetlerini küçük bir tapınakta sürdürerek yaşamaya devam ederler. Sürgün ya da diaspora hayatı.!
M.Ö.539 yılında yıkılan Asur kentinde, küçükte olsa bir Asur tapınağı tekrar inşa edilir.
Buna izin veren kişi de, tesadüfe bakın ki, Pers kralı Kyros.!
Tapınak yıkılıyor, sürgün hayatı ve sonra tekrar tapınak, Kyros'un izniyle yapılıyor.
Tanıdık geldi mi?
M.Ö.586'da güneydeki Yahuda krallığındaki Süleyman tapınağı Babillilerce yıkılıyor, 538'de Kyros'un izniyle sürgündeki Yahudiler geri dönüyorlar ve 515 yılında ikinci tapınak yapılıyor.
Biri gerçek, biri masal.!
Tanrı Asur'un tapınağının yıkılması ile aynı yerde yeniden yapılması arasında 75 sene var.
Tanrı Yehova'nın tapınağının yıkılması ile aynı yerde yeniden yapılması arasında 71 sene var.
:)
Selam ahlaksiz,
Bu mesajdaki tezin ne? Ne anlama geliyor yani?
Selam ahlaksiz,
Bu mesajdaki tezin ne? Ne anlama geliyor yani?
Buna izin veren kişi de, tesadüfe bakın ki, Pers kralı Kyros.!
Tapınak yıkılıyor, sürgün hayatı ve sonra tekrar tapınak, Kyros'un izniyle yapılıyor.
Tanıdık geldi mi?
Yukarida sana bir soru sordum fakat cevapla(ya)madin. O halde ben konuyu biraz acayim. Senin bir tezin varsa, tezini soyle.
Diyorsun ki, "Buna izin veren kişi de, tesadüfe bakın ki, Pers kralı Kyros." EE, oyle zaten. Bunu tarih soyluyor. Ortada bir tesaduf yok. Ayni kral, imparator her neyse, bir emir cikariyor ve kralligi ve boyundurugu altinda olan tum halklara ayni ozgurlugu ayni kararname ile acikliyor. Biz, Yahudilerden bahsediyoruz cogu zaman fakat ayni krallik altinda yasayan yada kralligin nufuz ettigi diger halklar da var. Dolayisiyla AYNI OZGURLUK BEYANNAMESI, yine AYNI kisi tarafindan BUTUN HALKLAR icin gecerli.
O da burada:
https://static.wixstatic.com/media/6a4453_fc7c36e49286476187378c9eff828df0~mv2.jpg/v1/fill/w_640,h_436,al_c,q_80,usm_0.66_1.00_0.01,enc_auto/6a4453_fc7c36e49286476187378c9eff828df0~mv2.jpg
Yani bir "tesadufe bakin ki".."hikaye size tanidik geldi mi".."biri masal biri gercek"lik gibi bir durum soz konusu degil. Kral ayni kral, neyanname ayni neyanname, hitap ettigi kitle tum halklar. Icinde degil Yahudiler, Asurlular... Cinliler, Mozambik'liler bile olsa ayni sey gecerli olacakti.
Ustelik, yikilan bir tane Asur tapinagi yok, pek cok tapinak yikilmistir. Bahsettigin tapinak bunlardan biri. Adamlarin gittigi yerde baska bir tapinak yapmasi normal cunku okudugum kadariyla pek cok Asur Rahibi kacmis ve hayatini kurtarmis, gittikleri yerde kucuk capli ibadet yerleri acmislar. Bunlar da cografyadaki halklar tarafindan yeri gelmis yikilmis. Bunda birsey yok ki, Mormonlar da Ohio'da 1850'de tapinak tapinak insaa ediyorlar, baskalari da geliyor tapinagi yikiyor. Ayni sey, baska ibadet yerleri icin de gecerli. Amrikan Baskani cikip, surgundeki mormonlara, "evinize donebilirsiniz, tapinaginizi insaa edebilirsiniz" dese, bu soylem onu mitolojik mi kilar? Yok.
Ayni safsatayi Isa ve Mitra/Attis olayinda da yaptin. Bunlarin ve diger pagan tanrilarinin bazilarinin carmiha gerildigini, Isa hikayesine cok benzedigini soyledin. Orada da palavra siktigini gosterdim, cevap vermedin yada veremedin. Yoksa cikarsin, gosterirsin hangi pagan tanrilari bakire dogumu olmus da, insanlarin gunahlari icin olmusler de, yok efendim carmiha gerilmisler de...KANIT sunmazsan, palavra attigini dusunur insanlar. Dolayisiyla sana tavsiyem somut deliller varsa oradan ilerle.
Isa ve pagan tanrilari konusunda da "asiri benziyor", "carmiha gerilmis" dedigin pagan tanrilar hangileri? hangi "asiri benzerlikler" var mesela? Hangi farkliliklar var peki? Bu cok acik secik, somut bir soru. Net bir soru. Net sorulara net cevap verilir.
Camur atip iz birakiyorsun.
Ahlaksız
23-02-2025, 18:20
Nasturiler, 5. yüzyıldan itibaren Türkleri, Çinlileri ve Hindistanlıları hristiyan yapmaya başlamışlar.
Aşağıdaki çizimde Arap yarımadasına doğru gittiklerini de görüyorsunuz;👇
267
Türkler ne oranda Nasturi oldu?
Hangi Türk kavimleri Nasturiliği benimsedi?
Abbasi ordusuna 9. yüzyılda katılmaya başlayan Türkler, Nasturi miydi?
Abbasi ordusuna katılıncaya kadar, 400 yıl boyunca orta Asya'da misyonerliğe maruz kalmış Türklerin önemli bir kesiminin Nasturi olduğu söylenemez mi?
Abbasi ordusuna katılan Türkler eğer Nasturi ise, bu birliktelik nasıl açıklanabilir?
Türklerin 9. yüzyılda İslam tarihi içinde etkinleşmeye başlamasıyla paralel olarak, siyerin/hadislerin yazılması bir tesadüf olabilir mi?
Türklerin rolü, sadece askerlik değil de, teknik/dini konularda da olmuş olamaz mı?
Kağıt ve beytül hikme konularının Türklerle aynı süreçte ortaya çıkması tesadüf mü?
Tengricilikten İslam'a geçmek mi, yoksa hristiyanlıktan İslam'a geçmek mi kolay olur?
Nasturilerin 3-4 tane merkezi olduğundan bahsediliyor; Nusaybin, Kufe, Selevkia Ktesifon(Medain) ve orta Asya'da Merv.
Altta görebilirsiniz;
268
Özellikle Kufe deniliyor. Kufe, Lahmilerin başkenti Hira'nın hemen dibi.
Hire'nin önemi hakkında;
https://x.com/Pesimistateist/status/1407221307205373952
https://x.com/Pesimistateist/status/1840059954037694972
Emevilerin Türgişlerle savaştığı, Abbasilerin de Karluklarla anlaştığı söyleniyor;
https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrklerin_%C4%B0slam%27a_ge%C3%A7i%C5%9Fi#:~: text=Talas%20Muharebesi,-Ana%20madde%3A%20Talas&text=T%C3%BCrkler%20ile%20M%C3%BCsl%C3%BCman%20Ara plar%20tarihte,M%C3%BCsl%C3%BCmanla%C5%9Fmas%C4%B1 nda%20bir%20d%C3%B6n%C3%BCm%20noktas%C4%B1%20olmu% C5%9Ftur
Haliyle Karlukların Nasturi olabileceğini düşünebiliriz belki.
Karlukların Nasturi olabileceğine dair;
''Bu iddiayı destekler mahiyette, Samanoğulları Taraz'ı (Talas) Karluklardan aldıklarında şehirdeki en büyük tapınağın Nastûrîlere ait bir tapınak olduğu belirtilmektedir.''
https://isamveri.org/pdfdrg/D03989/2017_64/2017_64_CANM_FORTACIT.pdf
Soru şu;
Abbasi ordusuna 9. yüzyıl ortasında katılan Türkler Karluklarsa ve bu Karluklar eğer Nasturi ise, yazılı İslam tarihinin bu erken dönemini yeniden gözden geçirmemiz gerekmez mi?
Ahlaksız
23-02-2025, 18:23
Karlukların yaşadığı yer, alttaki haritada Talas'ın doğusunda gösteriliyor;
269