PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ağaçlar Görür mü, Duyar mı, Hisseder mi, Düşünür mü?


Singularity
10-06-2022, 12:17
Merhaba sevgili atom kardeşleriim. Nasılsınız iyi misiniz? İnşibenseno elektronlarınızın ve protonlarınızın sıhhati iyidir. Beni soracak olursanız kuarktan hallice işte. Neyse.

Şimdi biz hep duyarız: Ağaçlar hisseder. Bazıları buna ekler: Ağaçlar duyar da. Ve bazılarına (bana mesela) göre: düşünürler.

Bu konu nerden aklıma geldi hemen onu da söyliyim. Şimdi bahçemdeki "Kinabalu Altın Orkideleri"mi sularken, hep mesela dibine değil de biraz ötesini suluyoruz. Aslında kökün değdiği yer orası değil. Ama bitki suya ulaşmak için oraya doğru kökleniyor. Bu sulama tekniği genelde bu şekilde yapılır. Ağacın dibine değil de, kökün ulaşabileceği yere suyu dökersiniz, ağaç ordaki kökleriyle suyu alır. Ama tam orada değilse biraz daha uzanabilir de.

Peki, ağaçların yapraklarının güneşe doğru dönmeye çalışması, otsu bitkilerin başını güneşe doğru çevirmesini nasıl izah edeceğiz? Sıcaklık farkından, ışık farkından dolayı filan, hissediyor değil mi? Ama hiç aklımıza şöyle bir şey gelmiyor: "Bitki, düşünüyor mu acaba?". Biz şimdi düşünme deyince hemen aklımıza "beyin" geliyor. Ama düşünme olması için beyin şart mıdır? Bitkilerde bizde bulunan organlar olmak zorunda değil. Bir bitkinin beyninin olmaması düşünmediği manasına gelmez. Çünkü bitkiler genellikle bütünsel olarak hareket ederler. Yani bütünsel olarak hissederler. Belki de, bütünsel olarak düşünmesini sağlayan bir mekanizma olabilir. Şimdi, bunu test etmek için bir deney öneriyorum. Bunu bir iki gündür dillendiriyorum, muhtemelen yakında dünyada birileri bunu yapar zaten. Hatta bu deneyle Nobel bile alınır. Ben biliyorum ki bana bununla mastır da yaptırmazlardı, zaten öyle bir ortam da yoktu, bununla bir zikko alacağım da yok zaten. Neyse ben bunu buraya yazıyorum, en azından birisi bunu yapar ve Nobel alırsa, bize atıf yapılır, "aa bu adam daha önce görmüş, önermiş zaten" denilir. Biz de ordan bir ekmek yeriz, -belki-. Heheheh. Düşünsene "bitkinin gördüğünü, duyduğunu, düşündüğünü" kanıtlıyorsun. Nobellik iş yani, kaçarı yok. Neyse. Ben şimdi müsademle deneye geçiyorum.

https://i.ibb.co/C9ZdQpx/image.png

Şimdi bu bir ağaç. Öncelikle bu ağacın köklerini görebileceğimiz bir sistem kuracağız. Bunun bir kaç yolu var, çok detay vermeyeceğim. Ağacın köklerini bu şekilde görebileceğimizi varsayıyorum.

https://i.ibb.co/VVR3Ltb/1.png
Ağacın yanından su akıyor. Şimdi böyle bir durumda, ağacın bu suya doğru köklenmesini bekleriz. Bu genelde bu şekilde gerçekleşir. Ama neden? Ağaç suyun orada olduğunu nereden biliyor? Duyuyor mu, görüyor mu, kokluyor mu, hissediyor mu? Şimdi bunu nasıl anlayabiliriz bunun yollarına bakalım.

https://i.ibb.co/88pYC9t/2.png
Ağacın yanına bir bardak su bırakıyoruz. Tabi, ağacımıza fazla su vermemiş olmamız lazım. Suya ihtiyacı var ve yanında bir bardak su var. Tabi, suyu yere yakın koyalım ki ağaç açısından ulaşmak mümkün olsun. İki ihtimal var:

https://i.ibb.co/xSGKCbP/3.png
a) Bardağa doğru köklenecektir.

https://i.ibb.co/Nm95b8M/4.png
b) Fark etmeyecektir.

Eğer bardağa doğru yöneliyorsa, suya dokunmadığı halde bunu yaptığına göre, o halde ya görüyor, ya duyuyor, ya da hissediyor. Bu sonuca varırız. Peki hangisi?

https://i.ibb.co/0KMWFfG/5.png
Şimdi su dolu bardağımızı karton bir kutunun içinde ağacın yanına koyalım. Acaba ne olacak?

https://i.ibb.co/5vskg4J/6.png
a) Karton kutuya doğru yönelecektir.

https://i.ibb.co/NKTV0Bc/7.png
b) Hiç tepki göstermeyecektir.

Eğer karton kutuya doğru yönelirse bu durumda görmeden, hissetmeden, duymadan hareket ettiğini anlarız. Bu durumda ya suyun kokusunu (nemini) alıp anladı, ya da basitçe düşünerek bu sonuca varmıştır.

https://i.ibb.co/yyTjXqq/8.png
Ağacın koklama ihtimalini test etmek için bu kez bardağı kapalı bir cam akvaryuma / kavanoza koyuyoruz. Dışardan hava almayacak şekilde. Ama görüntü var. Yani ağaç bardağı görecek, ama duymayacak, hissetmeyecek. Bu durumda ne olur dersiniz?

https://i.ibb.co/tzKKR3w/81.png
a) Eğer akvaryuma doğru hareketlenirse o zaman görüyor demektir.

https://i.ibb.co/sHZ36W9/82.png
Tepki vermiyorsa basitçe, görmüyordur. Bakın görme testi çok kolay bir test, direkt sonuç veriyor.

Bu test akvaryum yerine sadece resim gösterilerek de yapılabilir ama onların güvenilirliği yok, çünkü ağaç düşünüyorsa, bu durumda resmi görüp sahte olduğunu anlayacaktır. Bu yüzden kavanozun içinde olması daha iyi. Bunun yerine bardak yerine doğrudan kapalı kavanoz da kullanılabilir.

https://i.ibb.co/JjKhLxJ/9.png
Bu da koklama testi. Demincekki kapalı kutunun içine su dolu bardağı koyup ağacın göremeyeceği taraftan, diğer taraftan birkaç delik açıyoruz. Ağaç bardaktaki suyu görmüyor, dokunamıyor.
https://i.ibb.co/4ZT9VN7/91.png
a) Eğer koku alıyorsa, yani nemden filan, bunu yorumluyorsa, o zaman, kutuya doğru köklenecektir.

https://i.ibb.co/Sc8c9ct/92.png
Hareket yoksa, o zaman koku alamıyor demektir.

Ve son test, Düşünme Testi:

https://i.ibb.co/5W6zp6x/93.png
Su dolu ve ağzı kapalı kavanozu (ya da akvaryum içindeki bardağı), kapalı bir kutunun içinde ağacın yanına koyuyoruz.

Eğer:

https://i.ibb.co/5vskg4J/6.png

Bu şekilde kökleniyorsa, düşünüyordur.

Diyeceksiniz ki sen ziraat mühendisi misin. Bu kadar milyonlarca mühendis var, doktora yapmış, profesör olmuş onbinlerce adam var. Onların aklına gelmedi mi? Heh heh heh. Ben de size diyeceğim ki, "Onların aklı vardı da, ben mi aldım?". :D

Astala vista.

dine mine ne
10-06-2022, 18:06
Genlerin açılıp kapanması ve gen döngüsü sayesinde, yaşayan organizmaların en basit formları bile öğrenme ve yeniden öğrenme yeteneğine sahip bir moleküler hafızaya sahiptir. Mekanik, kimyasal ve sıcaklık uyaranlarıyla yapılan deneyler, gelişmiş bitkilerin bağımsız depolama ve geri çağırma işlevlerine sahip bir uyaran hafızasına sahip olduğunu göstermiştir.

Geri çağırma işlevi etkinleştirilirse, kaydedilen sinyaller ve bilgiler daha sonra tekrar tekrar geri çağrılabilir. Geri çağırma fonksiyonu sinyaller kaydedilmeden önce de aktif olabilir. Stres anıları epigenetik gen düzenlemesi yoluyla da aktarılabilir.

Isı stresi hafızası geliştirdikleri tespit edilmiştir. Bu hafıza kapasitesiyle, bir sonraki stres faktörüne daha iyi yanıt verebilir ve hatta ölümcül stres olaylarından kurtulabilirler.

Bu bilimsel bulgular aslında evrimin bir şans ürünü olamayacağının da kanıtıdır.

marcos
11-06-2022, 22:07
Görme, duyma, hissetme için verileri algılayacak organlara/sensörlere ve verileri işleyecek bağlantı aygıtına/mekanizmaya ihtiyaç vardır.Sensörler veya sensörlerden alınan verileri işleyecek mekanizma yoksa görme, duyma ve hissetme gerçekleşmez.

Hayvanlardan memelerinin sensörleri ve sensörleri işleyen mekanizması yapısal olarak aynıdır.Bu nedenle hayvanlardan memelerinin duyguları birbirine yakındır.Böcekler dünyasıda kendi içinde aynıdır.Bitkiler nebat dünyasıda kendi içinde aynıdır.Bu türler birbirlerden yapısal farklılaşır benzerlik tür içinde gerçekleşmiştir.

Görmek için göze, duymak için kulağa, hissetmek için deriye ve bu sensörlerin/organların aldığı verileri işleyecek beyine mutlak ihtiyaç vardır.

Bu durum evrimin tamamen reaksiyon olduğunun temelde kimyanın işleyişi olduğunun yani maddenin süreci olduğunun net kanıtıdır.

Bir şey ancak kendisi ile kendisinde olanla açıklanır farklı olanla kendisinde olmayanla açıklanamaz.Kıyas benzerler arasında yapılır.

Pasteur
12-06-2022, 00:58
"Görmek için göze, duymak için kulağa, hissetmek için deriye ve bu sensörlerin/organların aldığı verileri işleyecek beyine mutlak ihtiyaç vardır." @marcus' a katılıyorum.

Yıldıztozu
12-06-2022, 11:05
görme duyma bunlar bir çeşit algıdır neticede.
sensörlü kapılar da bu anlamda ''görür''.
kapıya yaklaştığında açılır çünkü seni görüyordur.
tüm canlılar çeşitli algılara sahiptir.
çevresini tanıyıp tepki verebiliyorsa görüyordur, duyuyordur.

Singularity
13-06-2022, 09:15
Görmek için göze, duymak için kulağa, hissetmek için deriye ve bu sensörlerin/organların aldığı verileri işleyecek beyine mutlak ihtiyaç vardır.


Görmek için neden göze ihtiyaç olsun ki? Sen bunu insan özelinde mi söylüyorsun? Gerçekten mi? Mesela bugün göz yerine kamera koyup kameranın görüntüsünü beynin arka tarafındaki görme merkezine düşürüp oradan görmeyi sağlama üzerinde çalışıyorlar. Başardıklarında ne olacak? Buyur, göz yok ama görme var. Aynı şeyler kulak için de geçerli.

görme duyma bunlar bir çeşit algıdır neticede.
sensörlü kapılar da bu anlamda ''görür''.
kapıya yaklaştığında açılır çünkü seni görüyordur.
tüm canlılar çeşitli algılara sahiptir.
çevresini tanıyıp tepki verebiliyorsa görüyordur, duyuyordur.

Bunu okumadan yukarıyı yanıtladım. Siz gerekli yanıtı zaten vermişssiniz.

Elbette. Önemli olan sonuç. Sese doğru tepki veriyorsa duyuyordur, görüntüye doğru tepki veriyorsa görüyordur. Hani, bazı arkadaşlar konuyu niye insanın organları gibi alakasız bir şekilde ele alırlar anlamış değilim. Ayrıca o dedikleri insan açısından bile geçerli değil. Optik ileri teknoloji cihazlar var. Konuşmayanı konuşturuyor, görmeyeni gördürüyor, bunlar zor şeyler değil ki. Hatta hayvanlarda da, yarasalar var örneğin, gözleri yok ama görüyor, kulaklarıyla görüyor.

Neticede ben sonuca bakıyorum. Dünyayı görsel olarak doğru algılayan bir canlı, görüyordur, gözü olup olmaması sıkıntı değil. Etrafımızda bolcana, gözü olup da göremeyen, kulağı olup da duyamayan, beyni olup da düşünemeyenler varken hele, göz, kulak ve beynin, görmek, duymak ve düşünmek için zorunlu organlar olduğu nasıl iddia edilebilir ki?

Yıldıztozu
13-06-2022, 10:15
Ne demiş simülasyoncu cenabı rabbil alemin Araf 179. ayette ''Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.''

Singularity
13-06-2022, 16:01
İnsanın kalbi olup kavramaması bana şaşırtıcı gelmedi aslında. Onun işi o değil sanki. :D

marcos
13-06-2022, 23:26
Göz, kulak vesaire duyu organlarımız sensördür tek başlarına işe yaramazlar.Aldıkları veriyi işleyecek mekanizmaya ihtiyaç duyarlar.Sensörün biyolojik yada mekanik olması durumda değişikliğe yol açmaz.Göz gözdür biyolojik yada mekanik fark etmez.


Mesela bugün göz yerine kamera koyup kameranın görüntüsünü beynin arka tarafındaki görme merkezine düşürüp oradan görmeyi sağlama üzerinde çalışıyorlar. Başardıklarında ne olacak? Buyur, göz yok ama görme var. Aynı şeyler kulak için de geçerli.


Bunu zaten yaptılar yani mekanik göz yaptılar.Asıl mesele sensörlerin (duyu organlarının) kopyalanması değil işlem merkezinin (beynin) kopyalanması.

Singularity
14-06-2022, 09:16
Sayın Marcos,
Konunun başından beri tekrarlanan bir durumun tarafınızdan anlaşılamadığını düşünüyorum. Bitkiler bizim gibi organlara sahip olmak zorunda değiller. Belirli bir işlemci, ya da insani deyimle beyin, başka canlılar tarafından aynı yapıda, veyahut "aynı çalışma mantığıyla" olmak zorunda değil.
Şunu demek istiyorum, şununla kıyaslayın: "Dağınık işlemci" düşünün. Yani işlemci var, fakat bunun belli bir yeri yok, tüm bilgisayara dağınık şekilde olduğunu düşünün. Ağaçlar için de bir düşünme yöntemi olabilir, fakat bu düşünme, belirli bir bölgeden yönetilmek zorunda değil. Siz hep meseleyi insanla kıyaslayıp ona yönelik çıkarımla gidiyorsunuz. Biz "görme, duyma, düşünme" eylemlerini tanım olarak insandan aldık, fakat mekanizması için insani bir kriter ortaya koymadık. Siz olayın fiziksel imkansızlığından yola çıkıyorsunuz.
Mesela örnek vereyim: "Hiç bir şey varken yok, yokken var olmaz." Ee? O halde? O zaman bir şey hep vardı sonucuna varıyoruz. Halbuki, hep var da olabilir, aniden ortaya da çıkabilir, var ve yok aynı anda da olabilir, her şeyi aynı anda yaşıyor da olabiliriz, envair ihtimal var. Ağaçların düşünmesi için de beyne ihtiyaçları olmayabilir. Dolayısıyla sonuçtan yola çıkmamız lazım. Eğer düşünüyorsa, sonuç olarak düşünüyordur. Buna ayrıca illa bir beyin tanımlamak zorunda değiliz. İşlemi bir yerde yapıyor demektir. Neresi olduğunun bir önemi yok. Neresiyle, ya da nasıl bir mekanizmayla düşündüğü bir sonraki stepin konusu. Önce, düşünüp düşünmediğini ortaya koymamız lazım. Yapılan tespite göre, düşünüyorsa nasıl yaptığı ayrıca çalışılır, düşünmüyorsa o zaman bunun teknik izahı, sizinki dahil bazı teorilerle ortaya konabilir.
Şu şekilde:
a) Düşünmüyor. Teori: "Beyni yok ki düşünsün"
b) Düşünüyor. Teori: "Düşünmek için bizimki gibi bir beyne ihtiyacı yokmuş demek ki".
İyi günler.

marcos
14-06-2022, 16:04
Siz fikir yürütüyorsunuz fakat ortaya serdiğiniz fikir gerçeklerle bağdaşmıyor.Organların işlevlerleri bellidir o işlev için o organa ihtiyaç vardır.Gerisi farazidir.

İnsan ile kıyaslamıyorum tam tersi türler arasındaki farka işaret ediyorum.Bitkilerin hayvansı özellik göstermediklerinden bahsederek onların sadece hayvan olmadığını ortaya koyuyorum.Onları değersizleştirmiyor canlı olmaktan yaşıyor olmaktan çıkarmıyorum.Yaşıyor olmak canlı olmak görme duyma gibi duyularla ortaya konmuyor.Canlı diyebilmek için üreme/çoğalma varlığını korumak için akraksiyon gösterme gibi olgular gereklidir.Bitkiler canlıdır yaşamaktadır fakat hayvanlardan çok ama çok farklıdırlar.Görme duyma hissetme gibi zorunluluğa sahip değiller.Zati hayvanlarda birbirinden farlıdır.İnsan dediğimiz memeliler sınıfının bir alt türüdür.Mesela memelilerin biyolojik yapıları büyük oranda aynı olduğu için benzer duyu ve duygulara sahipler.Duyuları duyguları ortaya çıkaran şey zaten bedenden başka şey değildir.

Ve düşünme diyorsunuz.Neden düşündüğümüzün farkında değil gibisiniz.Size şunu sorabilirim; Simülasyoncunuz veya Rabbil Aleminiz düşünüyor mu?

Singularity
14-06-2022, 16:33
Organların işlevi vardır, bellidir.

İşlevlerin organı belli değildir.

Ayrıca kendiniz söylüyorsunuz bitkiler üreyebiliyor, ama neden onlara da insan gibi "üreme organı olmalı?" demiyorsunuz? Görme için görme organı lazım, düşünme için beyin lazım, ama üreme için? Üreme organı gerekmiyor çünkü farklı şekilde ürüyor. O halde, farklı şekilde düşünüyor olabilir. Kendinizi böyle dar kalıplara hapsetmeyin. Eğer bunu yapacaksanız da, lütfen, kendinizi hapsettiğiniz dar kalıba bizim girmemizi beklemeyin.

Simülasyoncunun rabbil alemin olduğunu söyleyen ben değilim, ironik olarak bunu söyleyen yıldıztozu.

Siz de simülasyoncunun rabbil alemin olduğunu düşünüyorsanız açık açık söyleyin, bilelim. Bana göre simülasyoncu ergendir, cahildir. Sizin görüşünüz başkaysa, bizim "cahil, ergen, şizofren" dediğimiz birine "rabbil alemin" diyorsanız, görüşünüze saygı duyarım, sıkıntı yok. İkisi aynı şey olmadığı için, yani, sorunuzda kara propaganda var. Sizin sorunuza yanıt vermek için ben de sizin gibi, ya da "silümasyoncunuz ya da rabbil aleminiz" dediğiniz şeyi kabullenmem mi gerekiyor? Soruyu eğer yanıt verilebilir formatta sorarsanız, dini duygularınızdan, Rabbil alemin sevginizden arınmış olarak yani, o zaman yanıtlarım. Şu şekliyle yanıtlarsam "simülasyoncu (ergen, şizofren) ve marcos'un rabbil alemininin" aynı şey olduğunu kabul etmiş sayılabilirim. Öyle bir şey yapmak istemiyorum. Simülayoncu ergendir, cahildir, şizofrendir, eziktir, korkağın, pısırığın teki, itin tekidir. Rabbil aleminse, varlığı ve yokluğu felsefi olarak tartışılandır, bu bazen benim, bazen sensin, bazen sen, ben, o, hepimiz, hepimiz ben olduğumuzda, o zaman Rabbil alemin de biz oluruz. Bu haliyle neden kendime (veya sana), simülasyoncumuz gibi "ergen, cahil, şizofren" muamelesi yapayım ki? Öyle bir şey yok ki. Bizler normal insanlarız, en azından ben öyleyim, ya da öyle olduğumu düşünüyorum. Gerisini bilemem. Benim bu konulardaki düşüncelerim belli olmasına rağmen, Neden böyle şeyler yapıyorsunuz onu da anlamış değilim. Bunlar konuya katkı sağlamaktan ziyade çıkmaza sürükleyen açılımlar. Her konuda tekrar tekrar simülasyoncuyu, ergeni, rabbi falan pişman bunları mı tartışmamız gerekiyor?

marcos
14-06-2022, 16:59
O zaman şöyle sorayım;

Yaratıcı (adı ne olursa olsun) düşünür mü?

Singularity
15-06-2022, 09:05
O zaman şöyle sorayım;

Yaratıcı (adı ne olursa olsun) düşünür mü?

Bir yaratıcı var diyorsun yani. Yaratıcına olan inancına saygı duyuyorum. Yanıtım da, sanki senin düşündüğün gibi, bir yaratıcı var'mış gibi, olacaktır.

Hayır yani, konu ağaçlar olduğu için, ağaçlarla ilgili sorsan, anlarım. Yaratıcı var mı, varsa düşünür mü, bunlar buranın konusu değil ki. Varsa diyelim de, hani, nereden nasıl diyeceğiz. Mesela yaratıcıdan kast ettiğin nedir? Gökten geldiği varsayılan kitaplarda anlatılan yaratıcı mı? Yoksa, evrensel manada, Ying ve Yang olarak bildiğimiz, tüm kainatların yaratıcısı olan, alemlerin Rableri olan, Tanrının hapsettiği yaratıcılar mı? Yaratıcı o kadar geniş bir kavram ki, Mark Zikenberk de mesela, Beta evreninin yaratıcısı. "Adı ne olursa olsun" dediğine göre, adı Mark Zükerberk olsun o zaman, seçilen yaratıcı Mark Zükenberk, düşünüyor. O halde yanıtım, Mark Zükenberk düşünüyor, o halde en az bir yaratıcı düşünüyor. Gerisini ayrı ayrı irdelemek lazım. Öyle hepsini bir potaya atamazsın. Bizim simülasyoncu, yani bu dünyayı simüle eden üst akıl, zaten düşünüyor, ama hep hinlik düşünüyor.

Singularity
15-06-2022, 11:59
Bir soru da ben sorayım. Öncelikle sayın markusa, sonra isteyen de yanıtlayabilir elbette.

Bitkiler hangi yöntem'lerle çoğalır.

marcos
15-06-2022, 18:04
Siz fikir beyan ediyorsunuz fikir beyan etmenize saygım var.Fakat fikrinizi bilimin bulgularının önüne geçiriyorsunuz.

Size sorduğum yaratıcı düşünür mü sorusunu cevaplayacağınıza kelime oyunlarına başvurmuşsunuz.

Ben ise sizin sorunuzu cevaplayayım.Btkiler cinsel organları aracılığı ile ürüyorlar bitkilerin cinsel organı var.Spor veya sperm durumu değiştirmiyor.

Konu hakkında gerçekçi bilgilere haiz olsaydınız hissetmek için deriye ihtiyaç var yazımı kurcalardınız.Unutmayın bitkilerin kabuğu deri memelerinin derisi kabuktur.

bilgivehis
15-06-2022, 18:37
Bitkiler, hisseder, merak eder, görür.
Bunun için bilime de gerek yok, bizzat kendim deneyimlemişim.

Okşadığım dal diğerlerinden ayrılıp bulunduğum yöne doğru uzadı.
Çukurdaki ağaçlar düz yerdeki cinslerine kıyasla daha fazla uzar, çünkü tepenin ardında ne var diye merak eder. Bu köylüler tarafından da onaylanmış bir bilgidir.
Kökler su neredeyse oraya yönlenir, hatta bazı ağaç köklerinin 500 metre ötedeki suya dahi yönlendiği tarafımdan görülmüştür.
Ağaçlar kendisiyle yapılan dostane ilişkiyi bilir, müzik çalmak, onu okşamak, dallarını zedelemeden üzerinde gezinmek gibi ilişkiler onun daha canlı olmasını sağlar.

Bunlar öyle sıradan bilgiler değil, tarafımdan bir çok defa denenmiş ve gözlenlenmiş bilgilerdir.
Bu nedenle dünyada en sevdiğim canlı ağaçlardır, sürekli yararlı olan ve hissi yüksek olan belki de tek canlıdır.

spartacus
15-06-2022, 19:36
Canlı, organize olmuş maddedir, biyolojik olarak bu böyledir ve dolayısıyla ağaçlar da organize(örgütlü) hareket eden yapılardır. Düşündüklerini sanmıyorum ancak algı durumu mevcuttur ve seçici davranış geliştirebilirler. Kısaca bitki ve ağaçlar da algılar ve seçim yapabilirler(biyolojik olarak, kimyasal olarak)...
Yaratıcı o kadar geniş bir kavram ki, Mark Zikenberk de mesela, Beta evreninin yaratıcısı. "Adı ne olursa olsun" dediğine göre, adı Mark Zükerberk olsun o zaman, seçilen yaratıcı Mark Zükenberk, düşünüyor. O halde yanıtım, Mark Zükenberk düşünüyor, o halde en az bir yaratıcı düşünüyor. Gerisini ayrı ayrı irdelemek lazım. Öyle hepsini bir potaya atamazsın. Bizim simülasyoncu, yani bu dünyayı simüle eden üst akıl, zaten düşünüyor, ama hep hinlik düşünüyor.
Hep hinlik düşünmüyorum...

Singularity
16-06-2022, 09:09
Siz fikir beyan ediyorsunuz fikir beyan etmenize saygım var.Fakat fikrinizi bilimin bulgularının önüne geçiriyorsunuz.

Size sorduğum yaratıcı düşünür mü sorusunu cevaplayacağınıza kelime oyunlarına başvurmuşsunuz.

Ben ise sizin sorunuzu cevaplayayım.Btkiler cinsel organları aracılığı ile ürüyorlar bitkilerin cinsel organı var.Spor veya sperm durumu değiştirmiyor.

Konu hakkında gerçekçi bilgilere haiz olsaydınız hissetmek için deriye ihtiyaç var yazımı kurcalardınız.Unutmayın bitkilerin kabuğu deri memelerinin derisi kabuktur.
Konuyu bilmiyor olabilirsiniz. Bir konuda yeterince araştırmamış, yeterince bilgi sahibi olmamış olabilirsiniz. Ama bu durum karşınızdaki insanı küçümseyen bir tavır içine girmenizi gerektirmez.

Öncelikle bir defa, sorunuzu yanıtladım. Yaratıcı (adı ne olursa olsun) düşünür mü diye sordunuz, ben de "Adı Mark Zükerberk olsun" dedim ve o minbalde yanıtladım. Yaratıcı olan Mark Zükerberg düşünür, o halde, en azından bir tane yaratıcı düşünür.

Bitkilerin üremesi konusundaki bilgisizliğiniz, dahası, bilimden tamamen kopuk olmanızı da anlarım. Sonuçta siz bitki bilimci değilsiniz. Ama siz kendiniz konu hakkında doğru dürüst bilgi sahibi değilken, fikir sahibi olmanız, bu konuda bir otorite gibi konuşma hakkını size ver'mez.

Diyorsunuz ya hani, bilimle tezat olan benim görüşüm, hiç açıp baktınız mı bitkiler kaç türlü çoğalır diye:

Temelde iki türlü çoğalır:

1) Generatif çoğalma,

2) Vegetatif çoğalma.

Sizin söylediğiniz, "Btkiler cinsel organları aracılığı ile ürüyorlar bitkilerin cinsel organı var." şeklindeki çoğalma, "generatif çoğalma" olarak birinci maddeyi oluşturuyor. Vegetatif çoğalma, bitkinin iki "TEMEL ÇOĞALMA YÖNTEMİNDEN BİRİ" hakkında bir bilginiz yok. Sizin bu konuda bilginizin olmaması, bunun yok olduğu manasına gelmiyor.

Kaynak vereyim ah, https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/107206/mod_resource/content/0/6.hafta.pdf

Ankara edu tr. Ne diyor? İki türlü.

Sonra, vegetatif çoğalma da kendi içinde 5 türe ayrılıyor:

1- ÇELİK İLE
2- AŞI İLE
3- DALDIRMA İLE
4- DOKU KÜLTÜRÜ İLE
5- ÖZELLEŞMİŞ ORGANLAR İLE(SOĞAN, YUMRU VB)

Şimdi örneğin, "çelik ile" çoğaltma yapıyorsunuz. Üreme organı nerde? Yok.

Aşı ile çoğaltıyorsunuz. Üreme organı nerde? Yok.

Daldırma ile, doku kültürü ile çoğalttığınızda da, sonuçta ortada bir üreme organı yoktur. Zaten vegetatif çoğalmanın mantığı budur.

Bir bitkiyi, sadece yaprağını suya koyarak çoğaltabilirsiniz. Demek ki neymiş? Bilgi sahibi olmadan, sanki her şeyi biliyormuş gibi davranmamak lazım. Bilginiz olmayabilir, ama araştırırsınız, öğrenirsiniz. Önce bilmeden, "yeterince" araştırmadan, sahip olduğunuz yanlış bilgiye dayanarak karşınızdaki bilgiyi ötelemek, "yanlıştır"demek, doğru bir tavır değil. Bizler karşımızdakine doğru tavırlar takınacağız ki, sonuç doğru olsun. Siz yanlış olursanız, her işiniz de yanlış olur.

Yaratıcı algınız gibi örneğin. Yaratıcınız varsa eğer, düşünüyor. Bak tekrar yazıyorum, yine "ama yanıtlamadın ki" demeyesin diye. Bu kadar da gerçekleri inkar olmaz ki ama. Okuyorsun, sonra "görmedim" diyorsun.

Singularity
16-06-2022, 09:19
Bitkiler, hisseder, merak eder, görür.
Bunun için bilime de gerek yok, bizzat kendim deneyimlemişim.

Okşadığım dal diğerlerinden ayrılıp bulunduğum yöne doğru uzadı.
Çukurdaki ağaçlar düz yerdeki cinslerine kıyasla daha fazla uzar, çünkü tepenin ardında ne var diye merak eder. Bu köylüler tarafından da onaylanmış bir bilgidir.
Kökler su neredeyse oraya yönlenir, hatta bazı ağaç köklerinin 500 metre ötedeki suya dahi yönlendiği tarafımdan görülmüştür.
Ağaçlar kendisiyle yapılan dostane ilişkiyi bilir, müzik çalmak, onu okşamak, dallarını zedelemeden üzerinde gezinmek gibi ilişkiler onun daha canlı olmasını sağlar.

Bunlar öyle sıradan bilgiler değil, tarafımdan bir çok defa denenmiş ve gözlenlenmiş bilgilerdir.
Bu nedenle dünyada en sevdiğim canlı ağaçlardır, sürekli yararlı olan ve hissi yüksek olan belki de tek canlıdır.

Sayın bilgivehis,
Yararlı katlılarınız için teşekkür ederim.
Bu dediklerinizi kısmen gözlemlemiş biri olarak şunu belirteyim ki, burada amacımız, gözlemsel olarak gördüğümüz bu durumu bilimsel bir temelde kanıtlayabilmektir.
Umuyorum ki birileri bunu tez olarak hazırlar ve bu konudaki bir eksiği tamamlanmış olur.

dine mine ne
16-06-2022, 10:07
O zaman şöyle sorayım;

Yaratıcı (adı ne olursa olsun) düşünür mü?



Düşüncelerin nesnesi olarak bir şeye sahip olmak, belli bir fikre sahip olmak, onunla belli bir niyetin peşinden gitmek, zihnin faaliyeti yoluyla ifadelere, düşüncelere ve sonuçlara varmak, belli bir tutumu benimsemek, yargılamak, düşünmek, zamansal süreç ve olgulardır. Zamansızlıkta ise tüm bunlar bir rüyada olduğu gibi kaybolmalıdır. Bu anlamda, Tanrı zamansız bilginin kendisi olur ve bu nedenle düşünmesi gerekmezdi.

marcos
17-06-2022, 20:47
Düşüncelerin nesnesi olarak bir şeye sahip olmak, belli bir fikre sahip olmak, onunla belli bir niyetin peşinden gitmek, zihnin faaliyeti yoluyla ifadelere, düşüncelere ve sonuçlara varmak, belli bir tutumu benimsemek, yargılamak, düşünmek, zamansal süreç ve olgulardır. Zamansızlıkta ise tüm bunlar bir rüyada olduğu gibi kaybolmalıdır. Bu anlamda, Tanrı zamansız bilginin kendisi olur ve bu nedenle düşünmesi gerekmezdi.


Levhe bunu anlat.

Singularity
20-06-2022, 09:04
Levhe bunu anlat.

Ne oldu korktun mu? Aranızda halledin bana ne? Senin sorun bu başlığın konusu değil. Herkes kendi düşüncesine göre yine de zahmet edip yanıt vermiş. Başkasının yanıtı beni alakadar etmez, konu o değil çünkü.

Sen ağaçların insanlar gibi aynı metabolizmaya sahip olmadığını, ağacın yapraktan, daldan, kökten, tohumdan, her türlü çoğalabildiğini, ağacın her bir zerresinin aynı genetik bilgiye sahip olduğunu, o halde aynı şekilde her bir zerresiyle aynı zamanda hissettiğini, o halde belki de her bir zerresiyle gördüğünü, duyduğunu, düşündüğünü idrak etmeye başladığın zaman, o zaman gel, onu konuşalım. Böyle, her şeye sırf itiraz olsun, laf olsun torba dolsun diye yazacaksan, az ötede yaz.

marcos
20-06-2022, 19:00
Tekrar

Duyu organlarının/sensörlerin çevreden aldıkları veridir bilgi değildir.Sensörlerin algıladığı veriler reseptörlerde elektriksel sinyale dönüştürülerek sinir sistemi/iletişim hattı üzerinden işlem merkezine/beyine gönderilir ve orada veriler işlenerek bilgiye dönüştürülür.

Bunlar kişisel görüşlerim değil gerçeklerdir olan budur.

Singularity
24-06-2022, 10:03
Bu dediğin insanlar ve hayvanlar için geçerli. Bitkiler için bu şekilde olmak zorunda değil.