PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şiir


hiramusta
12-07-2007, 22:51
Arkadaşlar şiir paylaşımlarınızı buraya bekliyorum.Benim ilk paylaşımım N.Fazıl Kısakürek'ten.Onun kendi sesinden dinliyoruz;Sakarya Türküsü
http://www.youtube.com/watch?v=pX-Cwo3-ho4&mode=related&search=

hiramusta
12-07-2007, 22:59
İkinci paylaşımım da N. Fazıl Kısakürek'ten.R.Tayyip Erdoğan seslendiriyor;Zindandan Mehmed'e Mektup

http://www.youtube.com/watch?v=B1Ruyjq8M20&mode=related&search=

InVitatio
13-07-2007, 01:57
Bende de geceye düsmüs bir Kahraman Tazeoglu duygulari olsun...

http://www.youtube.com/watch?v=xHIM7K3L5OE

InVitatio
13-07-2007, 02:08
Birde Ibrahim Sadri'nin sesinden bir Bahattin Karakoc eseri buyurun
ihlamurlar cicek actigi zaman

http://www.youtube.com/watch?v=fv2SgjweEwk&mode=related&search=

InVitatio
13-07-2007, 02:10
Anadolu Sessiz Topragin Sesi Ahmet Arif'den 33 Kursun

http://www.youtube.com/watch?v=3E6nQDSS_fE

InVitatio
13-07-2007, 02:14
Anadolu'suz Ahmet Arif olur mu hic ?
http://www.youtube.com/watch?v=0Q-utKZ_MtI&mode=related&search=

InVitatio
13-07-2007, 02:17
Ve sirtini gecmise dayamis gözlerini gelecege dikmis Ankara
Ahmet Arif

http://www.youtube.com/watch?v=zkaytZGOrdQ&mode=related&search=

tewderi
13-07-2007, 08:53
Acılı bir anenin çektiklerini anlatan bir şiir..
http://www.youtube.com/watch?v=SFTrfsRmwOw

degisim
13-07-2007, 09:32
HALKIN EKMEĞİ

Bilin:Halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınınz kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldımı ekmek,başlar açlık,
bozuldu mu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.
Bozuk adalet yeter artık!

Acemi ellerde yoğrulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsa da olur.
Ama herşey bollaşmaz ki birdenbire.
Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o, günde birçok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin,bol ekmeğe,
günlük,has ekmeğine adaletin.

Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli,dostlar,söyleyin?
Öteki ekmeği kim pişiren?
Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi,
Bol,pişkin,verimli.


* * * * * * * * * * * * * Bertolt Brecht

13-07-2007, 10:19
Hitler Almanya'sında kitapların yakılmasına itiraz eden ve yazdığı şiirinde "Adalet" adına kendi kitaplarının da yakılmasını isteyen Bertholt Brecht'e selam olsun.

Duyurunca Hitler haziretleri
zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını
halkın önünde, alanlarda,
öküzler odun yığınlarına araba araba kitap taşıdı.
Gözden düşmüş şairlerden biri,
hem de en iyilerinden biri,
şöyle bir göz gezdirdi yakılacak kitaplar listesine,
gitti aklı başından:
Unutulmuştu kendi adı.
Hemen seğirtti çalışma odasına,
sanki öfkesinden kanatlanmıştı.
O saat bir mektup karaladı zorbalara:
"Benimkileri de yakın!" dedi. "Benimkileri de!
Yapamazsınız bana bu kötülüğü,
kenarda bırakamazsınız beni!
Ben de hep gerçeği söylemedim mi kitaplarımda?
Neden davranırsınız bana yalancıymışım gibi?
Canı gönülden istiyorum işte:
Yakın benimkileri de!"

hiramusta
13-07-2007, 10:47
SESSİZ GEMİ
*Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
*Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
*Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
*Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
*Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
*Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
*Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
*Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
*Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
*Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
*Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
*Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

* *
* * * * * * * * * * * *Yahya Kemal BEYATLI

thunderpoint
13-07-2007, 21:00
BELİRSİZ VE KURALSIZ

Açılınca yaprakları dökülür deliliğimin;
Gerçeğe gebe masalların güzelliğini
* * * * * * * * * * * * * * * *içimde duyarım.
Sonsuz zevkler ve geçici hevesler ülkesidir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * aşk..
Hayat cana can vererek alınmış
* * * * * * * * * * * * * *bir kuşku kabarcığı,
Uçan kuşun gölgesi ya da
* * * * * * * * * * * * * içkinin bağırdığı yer;
Belki de düşünce taşına işlenmiş
* * * * * * * * * * * * * * * * * *en nadide eser...
Özgürlük.. Kusursuz bir Peri Masalı.
Mutluluğun sırrı; tuşlarla sevişen,
Telleri ağlatan parmakların dansı...

13-07-2007, 23:10
BİR *DÜŞ

görüntüleri arasında karanlık gecenin
yitirilmiş sevincin düşünü kurdum.
ama kalbimi kırarak beni uyandırdı
görüntüsü yaşamın ve ışığın.

ah! düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin
gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla
çevresine bakan kişi için?

o kutlu düş-o kutlu düş,
bütün dünya kınarken
tarlı bir ışık gibi neşelendirdi beni
yalnız bir ruha yol gösteren.

ne olmuş geceleyin ve fırtınada
titriyorsa yükseklerdeki ışık?
daha berrak bir şey var mıdır
gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin!

Edgar Allen Poe

13-07-2007, 23:14
BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ

Alnına konsun bu öpüş!
Ve, şimdi senden ayrılırken,
İtiraf edeyim ki-
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama, umut gitmişse uzaklara
Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düş içinde bir düş.

Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri
Tutuyorum avucumda-
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine
Ben ağlarken - ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız
dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?

Edgar Allen Poe

ata
14-07-2007, 02:31
Her Şey Sende Gizli *
* *


Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...
.

Can Yücel

ata
14-07-2007, 02:42
Beşinci Mevsim

hani
gidiyorsun ya,
her şey donuyor aniden
üşüyor yüreğim
ellerim buz
ama,
______sana KIŞ'sın diyemem

hani,
bir ses,bir nefes bekliyorum
ne ses,ne nefes gelmiyor ya senden
dökülüyor yüreğimin yaprakları
ama,
______sana SONBAHAR'sın da diyemem

hani,
geliyorsun ya habersiz,aniden
açıyor ruhumun çiçekleri
gökkuşağı geçiyor üzerimden
ama,
______sana İLKBAHAR'sın da diyemem

hani,
aşkın alevi sarıyor ya
yanıyor yüreğim
titriyor bedenim,nöbetlerdeyken
ama,
_____sana YAZ'sın da diyemem

sen benim
bilmediğim
görmediğim
tatmadığım
hiç yaşamadığım
_____beşinci MEVSİM'sin

Ve...

Çaren yok..
Bir gün mutlaka geleceksin

ata
14-07-2007, 02:43
Beşinci Mevsim

hani
gidiyorsun ya,
her şey donuyor aniden
üşüyor yüreğim
ellerim buz
ama,
______sana KIŞ'sın diyemem

hani,
bir ses,bir nefes bekliyorum
ne ses,ne nefes gelmiyor ya senden
dökülüyor yüreğimin yaprakları
ama,
______sana SONBAHAR'sın da diyemem

hani,
geliyorsun ya habersiz,aniden
açıyor ruhumun çiçekleri
gökkuşağı geçiyor üzerimden
ama,
______sana İLKBAHAR'sın da diyemem

hani,
aşkın alevi sarıyor ya
yanıyor yüreğim
titriyor bedenim,nöbetlerdeyken
ama,
_____sana YAZ'sın da diyemem

sen benim
bilmediğim
görmediğim
tatmadığım
hiç yaşamadığım
_____beşinci MEVSİM'sin

Ve...

Çaren yok..
Bir gün mutlaka geleceksin

ata
17-07-2007, 04:19
24 Eylül 1945 *

En güzel deniz: *
Henüz gidilmemiş olanıdır. *
En güzel çocuk: *
Henüz büyümedi. *
En güzel günlerimiz: *
Henüz yaşamadıklarımız. *
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: *
Henüz söylememiş olduğum sözdür... *

* * * *Nazım Hikmet Ran

degisim
31-07-2007, 09:23
UY HAVAR! *
* Yangınlar,
* Kahpe fakları,
* Korku çığları
* Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
* Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
* Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! *
* Pusatsız, duldasız, üryan
* Bir cana bir de başa
* Seher vakti leylim - leylim
* Cellat nişangahlar aynasındasın.
* Oy sevmişem ben seni...

* Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
* He canım...
* Çiçekdağı kıtlık, kıran,
* Gül açmaz, çağla dökmez.
* Vurur alnım şakına
* Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
* Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
* Şahmurat Suyu kan akar
* Ve ben şairim.

* Namus işçisiyim yani
* Yürek işçisi.
* Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, * * * *
* Ne salkım bir bakış
* Resmin çekeyim,
* Ne kınsız bir rüzgar
* Mısra dökeyim.
* Oy sevmişem ben seni...

* Ve sen daha demincek,
* Yıllar da geçse demincek,
* Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
* Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
* Yaran derine gitmiş,
* Fitil tutmaz, bilirim.
* Ama hesap dağlarladır,
* Umut, dağlarla.

* Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
* Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
* Düşün, olasılık, atom fiziği
* Ve bizi biz eden amansız sevda,
* Atıp bir kıyıya iki zamanı
* Yarının çocukları, gülleri için,
* Koymuş postasını,
* Görmüş restini.
* He canım,
* Sen getir üstünü.

* Uy havar!
* Muhammed, İsa aşkına,
* Yattığın ranza aşkına,
* Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü! * *
* Benim de boş yanım hançer yalımı
* Ve zulamda kan - ter içinde asi,
* He desem, koparacak dizginlerini
* Yediveren gül kardeşi bir arzu
* Oy sevmişem ben seni...


* * * * * * * * * * * *Ahmed ARİF

degisim
03-09-2007, 10:27
Sevgi Duvarı

* * * * * * * * * * * * * * *
Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa *
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi *
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür *
Salonlar piyasalar sanat sevicileri *
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni *
Yakanda bir amonyak çiçeği *
Yalnızlığım benim sidikli kontesim *
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi *

Kumkapı meyhanelerine dadandık *
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi *
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar *
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi *
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri *
Çipcülerin elleriyle okşardım seni *
Yalnızlığım benim süpürge saçlım *
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi *

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak *
Bol çelik bol yıldız bol insan *
Bir gece Sevgi Duvarını aştık *
Dustuğum yer öyle açık seçik ki *
Başucumda bi sen varsın bi de evren *
Saymiyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi *
Yalnizlığım benim çoğul türkülerim *
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi


* * * * * * * * * * * * * * * * * *Can Yücel

10-09-2007, 19:42
Senden ayrılmadan önce bilmiyordum hiç,
Hayatın anlamsızlığını.
En güzel şeylerin bile yavan kaldığı,
Aklımın ucundan geçmezdi.

Senmisin bu hallerde olmama sebep,
İnanmak gelmiyor içimden.
Oysaki durmaksızın süren kavgalar,
Meğer aşkın cilveleriymiş.

Ellerim bomboş yüreğimde bir sızı,
Ateşe atılmış bir demir gibi kor hala.
Ellerim bomboş gözümde yaşlarla,
Güneşin kavurduğu bir çöldeyim.




Ne bir gün yüreğimin
* * * * * * * *kapısı çalınacak
Ne sen geleceksin.
Ne ellerini tutacağım
Ne sahil kenarında
* * * * * * * * * * * şarabımız
* * * * * * * * * * * elimizde
Bir balıkçı ile sohbete
* * * * * * * * * * * dalacağız.
Ne beraberce masum bir çocuğun,
* * * * * * *saçlarını okşayacağız.
Ama yine de sana vurgunum,
ve sana deli divane.
İşte bunun için
* * * * * * * * * * *zaman zaman
* * * * * * * *Ağlamaklı
* * * * * * * * * * * * *ve
* * * * * * * * * * Suskunum.


Öğreneceksin beni sevmeyi
unutmasanda geçmişi
yaşanmışı ve bitmişi
duyacaksın sesini
senin için çarpan
yüreğimin

üzüleceksin işte o zaman
boşa oyaladığın zamana beni
görmeye yeni yeni başladın
anlatınca ben kendimi

seni karşılıksız sevdiğimi.....

10-09-2007, 20:02
* * * * * * * * * * * * * * * * *
Eğer sevmeyi seviyorsan,
Ve yoldaş ediyorsan onu ruhuna,
Kaşıkla değil kepçeyle dağıtıyorsan.
Canın çektiğinde;
Kana kana doya doya içebiliyorsan,
Diğerinden.
Kalbin ikiye bölündüğünde,
Güvercinler çıkıyorsa içinden.
Güldüğünde gözlerin ısıtabiliyorsa karşındakini.
Yumruk olmuş ellere,
Zeytin dalı uzatabiliyorsan.
Bir köşeye kıvrılmış aç bir çocukla,
Simidini bölüşebiliyorsun.
Demir yürekleri bakışlarınla eritebililiyorsan.
Sana açılmış elleri ellerine katabiliyorsan,
Ve bütün erdemler seninleyse,
İşte o zaman,
Günün birinde,
Dipsiz kör bir kuyuya düşsende,
Sanmaki yalnızsın,
Ruhunun yoldaşı sevginle elele tutuşursan,
Yanı başında olur gün ışığı,

* * * * * * * * * * * * * * * * * *HİÇ KORKMA.

InVitatio
10-09-2007, 20:10
Yalan dolan ile devran sürmeyi
Biz nebilek beyim büyükler bilir
Milletin başına çorap örmeyi
Biz nebilek beyim büyükler bilir


Rüşvet vermek rüşvet almak nasıl şey
Hazineden para çalmak nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl şey
Biz nebilek beyim büyükler bilir

*
Erken palazlanıp erken ötmeyi
Değirmenler kurup baş öğütmeyi
Hele...meydan meydan adam gütmeyi
Biz nebilek beyim büyükler bilir

A.Karakoc

*
Anlamayız kopya nedir,asıl ne
Perde,sahne,solo,koro,fasıl ne
Üçkağıtda erkan nedir usul ne
Biz nebilek beyim büyükler bilir
*

Viski,votka çekip keyif çatmayı
Dansöz kucağında stres atmayı
Milleti bölmeyi,Vatan satmayı
Biz nebilek beyim büyükler bilir

*
Seyretikce ana-baba filmini
Hissederiz baskısını zulmünü
Lisans üstü maskaralık ilmini
Biz nebilek beyim büyükler bilir

*
Adetdir gerekmez maluma ilan
Taklide günaydın asıla selam
Ne hınzırlık varsa hasıl kelam
Biz nebilek beyim büyükler bilir *

InVitatio
10-09-2007, 20:12
Aşktan yana söz duyunca,
Ben hep seni düşünürüm
Uçsuz hayeller boyunca
Ben hep seni düşünürüm

*
Yıldızlar kayar yüceden;
Renkler sıyrılır geceden;
Yüreğim sızlar inceden;
Ben hep seni düşünürüm


Aklın ucu değer hiçe;
Yol ararım içten içe
Kainat uyur sezsizce,
Ben hep seni düşünürüm

*
Korkunun bittiği yerde
Haz duyarım perde perde
Bir mezar görsem bir yerde,
Ben hep seni düşünürüm

*
Zaman hep sonsuza akar;
Meyve dökülür, dal kalkar
Çiçeklere bakar bakar,
Ben hep seni düşünürüm

*
Rüzğar eser ilden il'e;
Sağlıkta bitmez bu çile
''Var'' dan öte, ''Yok'' ta bile
Ben hep seni düşünürüm

A.Karakoc

demokles
10-09-2007, 20:56
[b]DEFOLU ÇIKAN HAYAT VE İYİ YÜREKLİ ÇOCUKLAR


I
uzun boylu ağrılara atıldım
sokaklarda
hırçın rüzgârlara katıldım
iyi yürekli çocuklar sessizce
büyümekte
“dünyanın şavkı kendine,
efkârı bize mi?” demekte;
kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte
kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
düşmekteydiler
uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...

iyi yürekli çocuklar
günlerin rahmine yaslarken düşlerini
bazen apansız ölmekte
ölmekteydiler...

ama şalvarları gül desenli döne’ler
yeniden dillenip döllenmekte
doğrulup yeniden dillenmekte
ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden
rüzgârlar esmekteydiler...
(gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)
sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
ve her aşkın künyesine bir gün
dökülen küller...

sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs.
taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da
bu ay da sürüm sürüm
turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda

defolu çıkmış hayat
kimin umurunda!

II
kimin umurunda
yeni donlar giyen eski kadınlar
ve bilumum “öteki”ler
dolup boşalan kültablaları
bozuk sifonlar
şerefsiz adisyonlar
ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar

kimin umurunda
buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...

/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../

III
“-vay anasını bu maçı da alamadık abiler
ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!”

iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
en pahalı düşleri dolara endeksleyip
en ucuz pazarlara sürmekteydiler
sonrası aşkın
ve şarabın şanına düşen gölgeler...

gölgeler
kimin umurunda?
yoruldu yorgunluk da
aşk bir yana, düş bir yana!

paranın sultası düştükçe
düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya
her şey hızla ayrışmakta
üstelik gün ortası, ışıkta!

her şey pazar
ve karmaşa...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../
IV
iyi yürekli çocuklar sessizce
o aşınmış saçaklarda, yollarda
ısrarla yanlış atlara binip
ısrarla düşmekteydiler...

-yok yoluna geçti geçen günler
..k yoluna kaldı kalan günler geride
bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
camları buğulu bir genelev odasında
vizite fiyatına...

solarken
gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...

V
sürerdi
yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat
“bu maçı da alamazken abiler”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
büyüdükçe kirlenmekte
kirlendikçe ölmekte
öldükçe bilmekte
bildikçe acımakta
acıdıkça görmekteydiler
ki her fırtınadan ve anıdan geride
herkes figüran
yaşamın sahnesinde...

sahnesinde
yaşamın
kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler
minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu
sahnesinde
aşklarla rus ruleti
ve tel kaçıran çorapların kederi...

sahnesinde
brüt bir yaşam
net bir ölüm

(bırak rezil gündüzleri
geceye yaslan gülüm!)

VI
iyi yürekli çocuklar o mahallelerden
düzineler halinde geçmekteydiler...
uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler

-işte bu vuruşlar sürdükçe
maç mı alınır ulan sayın abiler
ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!

aşkta
düşte
işte
birer
birer
inerken
beyaz
bayrakları

/bizim çocuklar,
bütün maçlarda yenildiler.../

demokles
10-09-2007, 21:01
Bilmem nasil baslamali
Ne demeli
Nasil etmeli gulasor
Dün gece yoldaydim
Arka koltukta
Kirk numarada
Dimdik uyuyamadim
Akip giden arabanin seyrine uyan
Düslerimi anlatmak istiyorum sana
Gelecegin düsü ne kadar güzel
Ve ne kadar engin
Düslerim durmadan kipirdayan
Daldan dala konan
Bir serçenin canliligini
Kivrakligini
Ve hareketlerindeki karmasikligi andiriyordu
Ama bu düsler hayal degil
Olacak ve olmasi gerekenin
Beynime yansimasiydi
Bazen
En barbar gericiligin
Zulmün ve acinin
Özgürlük türkülerini engelleyemedigi
Munzurun, toroslarin doruklarindayim
Atesler yakili
Mavzerler çatili
Içimdeki atesle
Doganin o dondurucu sogugu birbirine karsi savasiyor
Nöbetteki yoldas da
Inceden inceye bir türkü tutturmus
'de lori lori berxemin lori'
Bir iç geçiriyorum derinden
Nedendir bilmem
302 mersedesin artan hizina uyuyor düslerim
Eteklerde bir baskindayim bazen
Elimde dünya gericiligine kann kusturan
Halklarin silahi
Kendimi
Yivle set arasinda dönen
Ve döne döne düsmanin cigerini daglayan
Kizil kursunlarda hissediyorum
Toroslardan geçiyoruz
Ince memedi düsünüyorum
Kel apti yi
Memed in gün batmadan
Anavarzalari tutan kanatli atini
Hatçe ye olan askini
Ve sen geliyorsun aklima
Seni düsünüyorum gulasor
Gül yanagini, bal dudagini, zülüf saçini
O minicik yüregini düsünüyorum
Bildigin tek kürtçe kelime geliyor aklima;
' ez buke kurmancim'
Için için gülüyorum
Uyumusum çok kisa bir süre
Simdi buradayim
Anandan aldim haberi
Yakalamislar seni
Içim buruk
Yüregim çok daha kati
Üzülmedim diyemem
Üzüldüm
Ama yanip yikilmadim
Unutma birbirimize verdigimiz bahti
Bilmem biliyormusun
Düsman zindanlarda yenilmez diye
Düsünme hiçbi rzaman
Hatirla ıbrahimi, mehmet zekiyi, orhani
Ve daha simsicak
Kurumadi bile cihan imizin kani
Ve haykir sancagimizdaki o kizil silahlari
Açikça olmasa bile içten içe
Yoldaşlar ölmez
Yasasin halk savasi
Sana diyecegim su ki
Sen olmasanda olur
Ama olmani istiyorum gulasor...

thunderpoint
10-09-2007, 21:23
YAĞMUR



Bak dışarıda yağmur yağıyor!

Damlalar toprakla nasıl da sevişiyor?

Oysa sen hep başka yerde,

Yalanların hep başka renkte…



Yaşam bir şölendir; yağmur şöleni kutlar.

Doğa sabırlıdır, yağmuru besler; yağmur da çiçekleri…

Çiçekler olmazsa insan yaşayamaz!

Oysa çoğu insan kır çiçeklerini görmez...



Gördüğün ufku dünyanın sınırı sanma!

Ötesinde de yağmur yağar;

Aşk oralarda da hırçındır.



Yağmurlu gecelerde

Kapın kapanıp ışığın söndüğünde

“Yalnızım” deme!

‘Yalnızlık’ tek kelime;

Söylenişi kolay ama taşıması zor!

Aç pencereni; ben bir yağmur damlasıyım…



Yüreğimdeki en geveze kuşu: umudumu sana bağladım!

Farkındayım; rüzgarı ağla yakalıyor,

Yağmurdan kaçmaya çalışıyorum.



Oysa denizin dibinde çakıl ve taşlar

Karışık bulunurlar.

Gökte yağmur, kar, dolu;

Gözlerinde parıltı ve gözyaşı…



Yağmur ‘barış’tır, yaşamaksa ‘savaş’

Yağmur yaşamaktan hoşlanıyor.

Bak! Doğa sevinçten ağlıyor;

Yağmur yağıyor…

demokles
15-09-2007, 01:27
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum...

Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

demokles
15-09-2007, 01:40
ADI DUA OLAN SEVGİLİM



Yedi Rekat Günah Kıldım Bedeninde

Dizlerinde Yedi Zikir Secdeye Vardım

İhmalin Uzak Meleğine Teninde Aldandım

Yapayalnızdım Kendi Kalabalığım İçinde

Tarih Kadar Yalnız,

Aşka Aşina, Acıya Unutkandım



Er Yüzlerde Tavaf Ettim Bunca Yıl Kalb Evini

Kırk Yemin Kurtulmuştur Sanırken İçimin Pınarlarını

İnanmadığım Allah’a

Senin Yüzünden İnandım

Adı Dua Olan Sevgilim

Yandım Yandım Yandım



Sessizliğe Borcum Var Birkaç Kelime,

Sessizliğe Borcum Var Birkaç Feryat,

Sessizliğe Borcum Var Birkaç Çığlık,

Sustum, Yıllarca Sustum Kan İçinde

Ödeyemedim Borcumu Onca Şiirle

Adı Dua Olan Sevgilim

Yandı Ruhumn Gömleği

Yedi Deryalar İçinde

Aştım Aştım Aştım



Aslında Sen Yoktun

Yalnızca Bir Duayı Sevdim Ben

Varlığın Yalanımdı

Aştım Aşktın Aşktı

Geçti Gitti Hepsi

Geçti Gitti İşte

Dudaklarım Kilitli

Yasin Yasin Yasin



Çok Şükür Ölmeden

Son Duamı Ettim Ben

Allah Beni Terk Etti

Kendi Dağımı Kazdım Defterime

Gün Geldi Buradanda Gittim

demokles
15-09-2007, 01:57
ALACANIM

* * * * *

ah, nerde benim altından avaze sesim!

yankısı bir duvara gömülmüş testide kaldı

avaze sesim!



şimdi başkalarının kalplerinde yankılanan

bir zamanlar içinden geçtiğim aşklardı

feryattan kimseler ölmez, denirken

duvarlardan geçtim

artık kimseyi sevemez aşktan ölmüş yürek, derlerdi

şimdi kulağını dayadığın duvarda inleyen testi

bir zamanlar feryatlarda unuttuğum avaze sesim!



alacânım,

mil yeşili gözlerin

dindirdi gözlerimi

kaç körü birden öldürdün bende

mahsur kaldım, eksik oldum, kapına düştüm

ben yandıkça

ezber ettin ayazın demirini

alacânım,

indi mi göğsüne heves?

hangi duvarın halısında

gördün, bildin, vurdun beni

kaç ormandan geçti

içinde kaybolduğumuz o büyük takip

içimizde bunca gurbet dururken

yol ettik uzaktaki sılayı

şimdi burdayız

kanlar içinde

alacânım

indi mi göğsüne heves?



etimdeki eksik yangın, sindi yüreğim

seyreldi tenim sahtiyan tarih

mahsur kaldım, meçhul oldum, şehit düştüm,

alacânım,

indi mi göğsüne heves?



alacânım,

rahat et ben gölgene ilişeyim

her belanı ben göreyim

yüreğimi ihbar et,

bana bir uçurum ver, gideyim

alacânım,

indi mi göğsüne heves?

biliyorsun adımın kıblesini

bir meşhur hâfızla, meşhur bir şehvet

alacânım,

şuramda sinsi bir sızı

gel öldüğümü farz et

senden gelen her habere

canımdan uçurduğum şahin

pençesinde kaldı bileğim, yazım, harflerim

bir yanım onla uçtu, sende kaldı, ben bittim

alacânım,

indi mi göğsüne heves?



alacânım,

yakılmış bir köyün adıydı adın

görmedi kimse

içinde ben de yandım

o gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman

nerede olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman

Mardin'im, Midyat'ım

ah benim altından avaze sesim

kardeşlerimdi ölen de, öldüren de

aranızdaki duvarda

gömülü kaldım



etimden uçurduğum uçurum

meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum

bir hâfızken eskiden

mecnun kaldım şimdi

aşktan, senden, kendimden

n'olur sevmeden öldürme beni

alacânım,

söyle, indi mi göğsüne heves?

mon-o-lah
15-09-2007, 10:45
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
Birinciliği beyaza verdiler.
* * * * * * * * * * * * *Özdemir Asaf

mon-o-lah
15-09-2007, 10:46
http://www.youtube.com/watch?v=0Mq9Ri8CjMg

thunderpoint
15-09-2007, 12:18
Sevgili mon-o-lah sağolasın...

Hoş geldin...

rebera_roni
27-09-2007, 18:34
BEBEKLERİN ULUSU YOK *
*
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu *
* Bebeklerin ulusu yok *
* Başlarını tutuşları aynı *
* Bakarken gözlerinde aynı merak *
* Ağlarken aynı seslerin tonu *
* *

* Bebekler çiçeği insanlığımızın *
* Güllerin en hası, en goncası *
* Sarışın bir ışık parçası kimi *
* Kimi kapkara üzüm tanesi *
* *
* Babalar çıkarmayın onları akıldan *
* Analar koruyun bebeklerinizi *
* Susturun susturun söyletmeyin *
* Savaştan yıkımdan söz ederse biri *

* Bırakalım sevdayla büyüsünler *
* Serpilip gelişsinler fidan gibi *
* Senin benim hiç kimsenin değil *
* Bütün bir yeryüzünündür onlar *
* Bütün insanlığın gözbebeği *
* *
* İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu *
* Bebeklerin ulusu yok *
* Bebekler, çiçeği insanlığımızın *
* Ve geleceğimizin biricik umudu... *
*

Ataol BEHRAMOĞLU

adrio
27-09-2007, 19:06
AKROSTİŞ YAZDIM AMA :)

Anlatamazsın, bana derdini
Tanrı , yaratmış derler beni
Engel tanımam ,okurum bildiğimi
İstemem iman, bilirim işimi
Sanki kader varmış gibi
Tesadüftür DÜNYANIN DENGESİ *:)


ALLAHIM ,ATEİSTİM ,SEN AFFET BENİ :)

Eleştiride olsa ,sadece ŞİİRSEL BAKALIM olaya:)

thunderpoint
27-09-2007, 21:14
Sevgili adrio,

Çok güzel olmuş ama bizler adına kurduğun 'aman' cümlesi kaos yaratmış...

adrio
28-09-2007, 19:57
maksat espri olsun :)

hiramusta
31-10-2007, 11:02
Dağlarının, dağlarının ardı,
Nazlıdır.
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolana dolana,
Bir hastan vardır, umutsuz,
Belki Ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak,
Memesinin, memesinin altında,
Bir sancı,
Bir hayın bıçak...

Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşamüstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastan vardır umutsuz,
Hayreti uykularda,
Hayreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda...

Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
Hiç akıl edip de düşünen var mı?
Gün kimin hesabına tutar akşamı,
Rahmetinden kim demlenir bulutun,
Hayırlı evlat makina
Nasıl canavar kesilir.
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır,
Yüz vermez topal öküze,
Ve almaz koynuna kara sabanı.

Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir,
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç-mezattır,
Can, pazar-pazar.
Kırmızı, ak ve esmer,
Yumuşak ve sert buğdayları
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör boğaz, nafaka uğruna,
Haldan düşmüş, tebdil gezer...

Dağlarının, dağlarının ardı,
Nasıl anlatsam...
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban...
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikayet,
Ol kara sevda.

Seni sevmek,
Felsefedir, kusursuz.
İmandır, korkunç sabırlı.
İpin, kurşunun rağmına,
Yürür, pervasız ve güzel.
Sıradağları devirir,
Akan suları çevirir,
Alır yetimin hakkını,
Buyurur, kitabınca...

Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız...
Sıkıysa yağmasın yağmur,
Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur...
Kaçar damarlarından karanlık,
Kaçar, bir daha dönemez,
Sunar koynunda yatandan,
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin ışığında yeraltı.

Her mevsim daha genç, daha verimli,
Sunar, pırıl-pırıl, sebil,
Ömrünün en güzel aşk hasadını,
Elimizin hünerinde yeryüzü.
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
Şafakla doğan işgücü.
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
Ol kitapta böylece yazılıdır,
Ol sevda, böyledir çünkü..

Ahmet Arif

qosari
23-11-2007, 19:22
AŞK BİTTİ

aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle

AHMET TELLİ

qosari
23-11-2007, 19:23
İHTİYAR MARIA
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
geldim seninle gerçekleri konuşmaya:
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan.
Geldim seninle umudundan konuşmaya,
kızının nasıl olduğunu bilmeden
kuzuladığı o üç ayrı umuttan da.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Dinle, emekçi büyükanne,
inan gelen insana,
göremeyecek olsan da geleceğe inan.
Tüm bir hayat boyunca umudunu boşa çıkaran
acımasız Tanrıya da dua etme.
Yağlıkara okşayışlarının büyümesini görmek için
ölümden acımasını isteme;
gökler yeşil ve karanlık hüküm sürüyor sende,
her şeyden öte kızıl bir intikama sahip olacaksın,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi,
huzur içinde öl yaşlı mücadeleci.
Bir ayağın çukurda ihtiyar Maria,
o gideceğin günlerden biri
otuz kefen tasarımı
bakışlarıyla selamlayacaklar seni.
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
suskun kalacak odanın duvarları
birleşince ölüm astımla
ve sevdaların boğazına dizilince.
Bronzdan dökülmüş üç okşama
(geceni hafifleten tek ışık)
açlıkla kuşanmış üç torun
her zaman bir gülümseme buldukları
yaşlı kıvrık parmaklarını özleyecekler.
Hepsi bu olacak, ihtiyar Maria.
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan,
geçti keder içinde hayatın, ihtiyar Maria.
Bulandırdığında gözbebeklerinin acısını
sonsuz dinlenmenin buyruğu,
ömür boyu angaryadaki ellerin
son şefkatli okşayışı içine çektiğinde
onları düşüneceksin... ve ağlayacaksın,
zavallı ihtiyar Maria.
Hayır, hayır yapma
bir hayat boyu umudunu boşa çıkaran
umursamaz Tanrı'ya kendini teslim etme,
ölümden aman dileme,
korkunç bir açlıkla kuşanmıştı hayatın,
sonunda kuşandı astımla.
Fakat bildirmek istiyorum ki sana
umutların kısık ve yiğit sesiyle
intikamların en kızılı ve yiğit olanıyla,
ideallerimin en doğru boyutuyla
yemin etmek istiyorum.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Huzur içinde yat, ihtiyar Maria,
huzur içinde yat, ihtiyar mücadeleci,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi.
YEMİN EDİYORUM Kİ...
Che GUEVARA

Çeviren : Adnan ÖZER - Vilma Kuyumcuyan




GÖLGELİ OTOPORTRE
Genç bir ülkeden, kökleri otlardan doğan,
(o kökler ki Amerika'nın öfkesini yadsıyan)
sizlere geliyorum, kuzeyli kardeşlerim.
Acılı haykırış, umutsuzluk ve inanç yüklü,
sizlere geliyorum, kuzeyli kardeşlerim.
Biz "homo sapiens"lerin geldiği yerden,
nice yol aldım göçebe ayinleriyle,
bir haç gibi taşıdığım astımımla
ve onun özüme yakışmayan mecazıyla.
Uzundu yol ve çok ağırdı dert
sürmektedir bende avare adımlarımın kokusu,
hala batık bir gemidir derinlerdeki özüm
-kurtarıcı kıyılar görünseler bile-
dalgalara karşı gönülsüz yüzüyorum
batık bir gemi oluşumu koruyarak.
Yalnızım acımasız geceye karşı
ve biletlerin bıraktığı kesin şeker tadına.
Avrupa çağırıyor beni yıllanmış şarabının sesiyle,
sarı etinin soluğuyla, müzedeki eserleriyle.
Yeni ülkelerin neşeli klarnet sesiyle
alıyorum karşıdan geniş etkisini
Lenin'in icra ettiği ve halkların söylediği
Marks ve Engels şarkılarının.
Che GUEVARA

Çeviren : Adnan ÖZER - Vilma Kuyumcuyan

qosari
23-11-2007, 19:25
VII. ÖZGÜRLÜĞÜ BİR SELVİ GİBİ DİKMEK İÇİN

Gençtiler
Ya da deli bir rüzgârda gencelmiştiler
Dudaklarında bağımsızlık türküsü
Sokaklardan bir kan gibi geçtiler

Kimi on yaşında bebe
Kimi yaşlı "Bı zone ğa gısekene"*
Liseli, üniversiteli, mektepsiz
İşçi, öğretmen, mühendis
Terzi, berber, işsiz
Tiyatro oyuncusu
Ve köylü idiler
Yürüdüler tanyeri al olsun diye
Soğuk putların yerini güneşler alsın diye
Yürüdüler
Ak kağıt üstünden hayata geçirmek için
Özgürlüğü bir selvi gibi dikmek için
Yürüdüler binlercesi bircesine
Bir barış imecesine

Dudaklarında bağımsızlık türküsü
Sokaklardan bir kan gibi geçtiler


VIII. İLK KURŞUN

Karakol önünde
Neo Gestapo Adam
Ve özgürlük ormanı göz göze geldiler bir an
Birinin gözlerinde kin, ötekilerde inanç
Bağımsızlık marşını okudular
Sesleri bir ulu koroydu dağlarda yansıyan
Ve uzun bir süre beklediler
İçerde onlardan biri vardı
Onu istediler
Bir ölümü paylaşmaya gelmişlerdi
Belki de

Cevap ilk kurşundu
Bir cam gibi parçalandı gece
Böylece barış ormanı kurşunla taranacaktır
Yüreği pek adamların bağrı kanlanacaktır
Öyleki beklenen güneş kanlarımızda kızarsın
Özgürlük gülü
Kanımızla beslenip büyüsün

Kaçan kaçar
Varan varır
Bizim yüreğimiz pek


IX. İNSAN KANI BİTEKTİR

İnsan kanı bitektir
Tohumdur bir nice yaşamaya
Şiire, aşka, öyküye

İnsan kanı bitektir
Emzirir toprağı annece
Selviler, çamlar, çimenler
Ve yediveren güller bitsin diye

İnsan kanı bitektir
Özüdür güneşin, denizin, yaprağın
İnsandır o açar her yerde
Umutta, hüzünde, özgürlükte

Biz geleceğe kan verenleriz
Onun için yaşarız gelecekte
Gestapo adamsız ve putsuz
Suyla, otla, böcekle kardeşçe


X. BİR MEHMET KILAN'DI

O, Dersim toprağının büyütmesi
Bir Mehmet Kılan'dı
Bıyıkları gibi yüreği kocamandı

Eğilmeye alışamadı nedense
Alçak sesle konuşmaya o
Gözleri ışıl ışıl sevgi
Ve zaman zaman öfke
Saçları canlı bir isyandı

Bundandı onun dağlara tutkusu
Bundandı onun şaraplara tutkusu

Basbariton bir Mehmet Kılan'dı
Bıyıkları gibi yüreği koskocamandı
Kurşunlardan da baskın
Ordaydı, orda olacaktı, eylem içinde vardı
Ve nice hileye, zulme, kalleşliğe
Yumruğunu koyardı

O bir Mehmet Kılan'dı
Nice kahpe faklarından geçip gelmişti
Ortaya bütün insanlığını koymuştu
Bütün sevgisini yiğitliğini
Ama aldandı
Bir kin kıvılcımı sarstı onun
Kıvırcık saçları altındaki başını
Çevresine bir kan gölü yayıldı


XI. VURMA KENDİ ELLERİNE

Kiminin tabanı nasırlı
Vur Mehmetçik vur
Kiminin kağıt gibi
Vur Mehmetçik vur
Ama aynı yolun yolcularıyız
Vur Mehmetçik vur

Tezkerene altmış gün var öyle mi
Biz komünistiz demek
Kızılbaşız, Pis Kürdüz, n'apalım
Vur Mehmetçik Vur

Senin de bir köyün var değil mi
Anan çapacı el işinde
Nişanlının adı Fatma
Vur Mehmetçik vur

Saçlarım zaten dökülüyordu
Bıyıklarım büyür yine
Ben inançlıyım ağlamam
Vur Mehmetçik vur

Sen benim elimsin Mehmetçik
Vurma kendi ellerine
Sen benim gözümsün Mehmetçik
Vurma kendi gözlerine


XII. YÜZLER

Kimi on yaşında bebe
Kimi yaşlı, "bı zone ğa qısekene"
Liseli, üniversiteli, mektepsiz
İşçi, öğretmen, mühendis
Terzi, berber, işsiz
Tiyatro oyuncusu
Ve köylü idiler

Betonların üstüne boylu boyunca uzanmıştılar
Gözlerinde kan gülleri
Tenleri bir kez daha çelik
Bir ateş çemberinden geçmiştiler
Paraları, saatleri, bel kayışları alınmıştı
Kimi ayakkabısız
Kiminin gömleği kana bulanmıştı
Ekmeklerini kardeşçe bölüşmüştüler

Camlardan meraklı gözler süzüyordu onları
Kafese konmuş azgın hayvanları
Gökyüzü yaratıklarını, eşkiyaları
Seyreder gibi...
Küfürlerinde alabildiğine cömert
Ve sanki sevgi denen şeyi hiç bilmemiş
Seyircilerdi bunlar
"Onları düşünmeye alıştırmamışlardı"

Yüzler onurlu ve sakindiler
Geçmişe karşı anlayışlı
Geleceğe kararlıydılar
Daha çok ateş çemberi bekliyordu onları
Birşeyler bitmemişti daha
Anlıyorlardı

Garnizon nezarethanesinde Yüzler
Betonlara boylu boyunca uzanmıştılar
Ekmeklerini kardeşçe bölüşmüştüler


*bı zone ğa qısekene: kendi diliyle konuşuyordu.


Dost, Ağustos 1970


Kemal BURKAY

qosari
23-11-2007, 19:27
BU KENT ÖLDÜRÜLDÜ DİYORLAR

Bu kent öldürüldü diyorlar
Kurşuna dizildi bir gece yarısı
Hayaletler geziniyormuş şimdi
Sokak aralarında ve caddelerde
Baykuş tüneği olmuş alanlar
Ve yarasalar uçuşuyormuş...
Silah ve esrar kaçakçıları
Altın çağını yaşarlarken
Artıyormuş bir yandan da
Kumarhaneler,meyhaneler
Borsa oyunları hileli iflaslar
Birbirini kovalayıp dururken
Nasıl çıkmışsa pek bilinmiyor
Yaygınmış şimdilerde rus ruleti
İntiharların sayısı bilinmiyor
Çoğalıp duruyormuş fahişeler
Ve artık bunların hiç biri
Olay bile sayılmıyormuş şimdi
Bu kent öldürüldü diyorlar
Bahar gelmez artık buraya
Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
Ben inanmıyorum kim ne derse desin
Sodon ve Gomore efsanelerde kaldı
Yaşanan bir başka tarih şimdi
Şöyle bir dokunsak toprağa yalın ayak
Duyacağiz belki tarihin akışını
Baharda gecikebilir unutmayalım
Böyle okuduk tarihin kitaplarından
Hele vakit gelsin,sevda dal versin
Uzanacağiz bir sabah çiçekli bir ağaca
Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
Suskun bekleyişlerini varoşların
Kitapları,fabrikaları unutmayalım
Unutmayalım dağların öyküsünü
Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
Aovrayı unutmayalım
Kışlık saray ne kadar dayanabilir
Hayatı kollamasını bilenlere
Ölüm suretini gezdiren serseriler
Sızıp kalacaklar birazdan
Ve bir tül gibi yırtılırken çevren
Bu kent yeniden yaşanacaktır
Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
Ben inanmıyorum kim ne derse desin.

AHMET TELLİ

qosari
23-11-2007, 19:27
VE BURDA
Haykırır paleti tutuşan ressam, "melezim ben",
haykırırlar bana kovalanan hayvanlar, "melezim ben",
sızlanırlar gezgin şairler, "melezim ben",
tekrarlar her köşenin günlük acısında
rastladığım insan, "melezim ben"
ve altın kaplamalı tahtadan bir bakireyi okşayan
ölü bir ırkın gizemine varır bu:
"melezdir benden doğma bu acayip çocuk".
Melez değil miyim ben de bir yandan
çarpışmasında (birleşip, ayrılan)
aklımı karıştıran iki gücün,
o güçler ki ağaçta daha olgunlaşmadan
hapsolmuş meyvenin garip tadını
hissettiğinde beni çağıran.
Dönüyorum İspanyol Amerika'sının sınırına,
kıtayı saran bir geçmişi tatmaya.
Kayıp gitmektedir hatıra silinmez bir yumuşaklıkla
bir çan sesiyle ta uzakta.
Che GUEVARA

Çeviri : Adnan ÖZER- Vilma Kuyumcuyan

qosari
23-11-2007, 19:28
ELLERİNİZE VE YALANA DAİR

Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli, hafif,
sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizleyen elleriniz.
Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeye muhtaçsınız.
Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
insanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
kolay atlatılırsın...
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.


NAZIM HİKMET

qosari
23-11-2007, 19:29
Spartaküs
Hayat bir türküdür Spartaküs
Avutucudur geçicidir
Güneş tepeler üstünde yükselirken
Ve kıyıları döverken mor dalgalar
Hayat bir türküdür Spartaküs
Köylü kadınların küçük çocukların söylediği
Orda Trakya ovalarında
Özgürlük uçan kuşlara benzer
Ağaç yaprağına yağmur damlasına benzer
Varinia'nın gözyaşlarına Spartaküs
O Britanyalı köle kadının, o kır çiçeğinin
Bir gladiyatörün acı gülüşüne benzer
Kanları toprağa belenirken
Onlar dostluğu bilirler mi
Kardeşliği bilirler mi
Başkası için ölmeyi hiç
Onlar bilirler mi Spartaküs
Ayağa kalkınca Makedonya'nın
Lombardiya'nın taşı toprağı
Yaşlıları, hastaları, genç kızları
Özgürlük için saçları bayraklaşan
Onlar, Roma'nın uygar efendileri
Dövüşken horoz yetiştirir gibi
Avrupa'nın, Asya'nın, Afrika'nın
O, kölelikten başka hakkı olmayan
En güçlü insanlarını meydanlarda
Birbirine öldürtüp kahkahalarla gülen
Eğlenceye ve elmaslara çılgınca düşkün
Onlar, Roma'nın uygar efendileri
Frigya ovasında yetişen buğday
Acem ipeği, Mısır pamuğu
Besili sığırları Afrika'nın
Finike'nin sedir ağaçları
Ve genç kızları Normandiya'nın
Herşey, hattâ dalgalar, gökyüzü
Dağlar, esen yel ve gün ışığı
Güya bu efendiler içindi.
Köle doğmak boynunda bir zincirle
Sırtında bir kamçıyla
Yüreğinde bir damgayla Spartaküs
Uşaklık edeceğin saraylar yapmak
Geçemiyeceğin köprüler, sürüneceğin yollar
Çürüyeceğin zindanlar yapmak
Ve taşımak olmayan günahlarını sırtında
Doğduğun günden öldüğün güne kadar
Zincirleri kırmak güzeldir Spartaküs
Gökyüzü gibidir, yaşamak gibidir
Aşk gibidir
Çıkmak geceden güne
Zincirlerden öte uzundur dünya
Duvarlardan öte yaşamak geniştir
Besbelli sevginin en güzeli
Zincirleri kırmaktır yeryüzünde
Hiç unutabilir misin Spartaküs
Yüzünü Afrika'lı zencinin
Gözlerini unutabilir misin
Ancak bu denli sevebilir insan
Kılıç, kan ve Romalılar arasında bile
Gönlü böylesine sevgiyle taşan
Bu adam
Seni öldürmemek için kendi öldü
Sen o zaman vurulmuştun işte
Ölüm güzeldir böyle yaşamaktan
Bir Romalı yüreği gibi değil
Ezik bir köle yüreği gibi çiçek yetiştiren
Ak bulutların öptüğü
Makedonya dağlarından
Cins atlar büyüten, yapağı veren
Macar ovalarından
Çıkıp karlı Alp Dağlarını
Köle toprakları bir boydan bir boya aşan
Bir su gibi içip özgürlüğü
Mızrağının ucunda
Alınteri ve sevgi taşıyan
Kölelerin bayrağı Spartaküs
Sen ki o mermer saraylarda yaşıyan
Kan ve kemikler üstüne şanları kurulu
Parayla, döneklikle soylu olmuş kişilerin
Bilmediği bunca şeyi bilirdin
Sen ki bir çocuk için yaşamayı
Bir kadına gönül vermeyi
Eğilip toprağı öpmeyi bilirdin Spartaküs
«Biz kölelerin de bir tanrısı vardır..»
Bunu bilmiyordun işte
Çünkü kölelerin tanrısı yoktur
Yoksulluk kötüdür Spartaküs
Bilgisizlik kötüdür
Ama hiçbir şey boyun eğmekten
Daha kötü değildir
Sen de yenildin sonunda
Bir çarmıhta can verdin
Ama bir türkü gibi çağdan çağa
Erkekçe savaşmayı öğrettin insanlara
Adını öğrettin Spartaküs.


KEMAL BURKAY

ata
23-11-2007, 23:00
Seni Düşünmek

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.


Nazım Hikmet

su2prelude
23-11-2007, 23:15
Tek Hece

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...

Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim...

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı icin kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...

Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyanın sözündeki muhabbet
Embiyanın yüzündeki nur benim

kimsesizim hısmımda yok hasmımda,
görünmezim cismimde yok resmimde,
dil üzmezim tek hece var ismimde,
barınağım gönül denen yer benim.
*
Cemal Safi



vs.vs....






BU ARADA İNVİTATİO ÜÇ GÜN UZAKLAŞTIRILMIŞSIN AMA KAHRAMAN TAZEOĞLU NU BİLMEK DE BİR AYRICALIKTI. sevindim açıkcası :)

okinono
23-11-2007, 23:18
Bakınca görmelisin
Dik ve keskin gözlerin anlattığını.
Görmelisin ve anlamalısın
Arkasındaki yalnızlığı.
Dokunmalısın çaresizliğine
Ve tutmalısın sıkıca...

Zira,Uçurum;
Çeker adamı...

* * * * * * * * * * * * * * Mekan/2005

metalheart
10-03-2008, 19:33
Year after year out on the road
Its great to be here to see you all
I know, for me it is like
Coming home...

k.m.

evren
12-04-2008, 05:43
Elohim, *Adonay, Jahwe vay
Ben, ben olanim hay
Yehova adim simdi benim say
Bilmede göreyim,
vay *haline vay.
Aden’de eledim seni
Topraktan beledim seni
yüregime od düstü vay
Kefere oldun sen
Vay haline vay.
Hak’ki Hak yolunda
Haksizi cay yolunda
Hakikat vardir donumda
Suretin benim ile ayni
Ikimiz ayni donda vay

* * * * * * * * * * * * * * * * * Evren