Orijinalini görmek için tıklayınız : Düşüncenin önemi kalmadı
bilgivehis
26-02-2025, 18:58
Vahşi kapitalizmin hakim oldugu ve sistem tepkisizlik üzerine kuruldugu için hiçbir düşüncenin pratikte önemi kalmadı. Hakim düşünce dışında kalan bütün düşünceler, görüşler sadece boş birer teori olarak varlıgını sürdürüyor. Günümüz çatışmaları kapitalistlerin ve işbirlikçilerin pay kapma yarışından ibaret. Ezen, ezilen sınıf kavgası yerini bireysel çıkarcılıga bıraktı. Bananecilik, bana dokunmayan bin yaşasın anlayışı zirve yaptı. Onur, namus, şeref, haysiyet gibi kavramlar yetmişlerde kaldı. Bütün düşünce ve yorumlar, herşeye yön veren vahşi kapitalizm yokmuş gibi yapılır hale geldi. Karaya, denize, havaya kurdugu üslerle toplumları, ülkeleri kontrolü altına alanlar alkışlanmaya başlandı. İşbirlikçi siyasi partiler danışıklı dövüşü birbirinden farklıymış gibi göstererek sözde umut olmaya başlandı. Ülkelerin bölünmesinde, peşkeş çekilmesinde toplumların zayıflatılmasında başrol oynayan da yine o alkışladıkları siyasi partiler oldugu gerçegi hep görmezden gelinen bir yerdeyiz. Kapitalistlerin sevmedigi, sevdigi, düşmanı, dostu kısaca değerleri oldugu gibi toplumların da değerleri haline geldi. Örnegin, anglo sakson emperyalistleri için Küba-Rusya-Çin düşmansa toplumlar için de aynısı geçerli.
Artık farklı düşüncenin önemi yok, vahşi kapitalizmin değerleri var.
Irkçılık, dincilik, bölücülük ve ucuz işgücü ile zirveye oturan emperyalizmin çıkarlarını korumak kurnazlık sayılıyor. Resim, spor, sanat eğitimi kaldırılırken, tarım ve hayvancılık bitirilirken, bahis oyunları devletin resmi oyunu yapılırken, sınıflara maket mezarı eğitim diye yutturulurken, ormanlar haraç-mezat satılırken, iktidarların sadakasına muhtaç bırakılan toplumlar bu yüzden kendi celladını alkışlamaktan mutluluk duyuyorlar. Kapitalizmin çıkarından başka düşünceyi hiçe sayan, onun çıkarından başka hiçbir düşünceye saygı göstermeyen toplumların yaratıldıgı bir dünyada hiçbir işe yaramayan farklı düşüncelerin bir önemi yok.
Günümüzde bu durumun toplumların uyanmasıyla alakası yok.
Toplumlar softa kocasına itaattan başka hiçbir değeri olmayan kadınlara benzedi.
Celladına bağlılık öyle bir hale geldi ki, örnegin, paranın, adaletsizligin, rüşvetin ve bireysel itaatın olmadıgı Küba'yı tercih etmezler. Tanrıya tapma alışkanlıgından gelen bu durum kapitalizm için bir kazanç kapısıdır. İki milyar aşkın nüfusuyla yoksulluguna şükredip bir kaç kişiye kölelik yapan Hintli'ler sadece bir örnektir.
Bilim önce toplum ve dünya yararına diye yapılıyordu, şimdi tamamen kapitalizmin emrinde.
Yollar, arabalar, uçaklar kapitalizmin işini yürütmek ve bu araçlarla kârına kâr katmak içindir.
Sağlık, eğitim, giyim, barınma için yapılan bütün bilimsel gelişmeler yine aynı, ticarete, oligarka teslim.
Halk yani toplumlar burada sadece soyulmaya müsait kalabalıktan ibaret.
Toplumların değer-yargıları böylesine sıkıştırılmış, değersizleştirilmişken, farklı bakış açılarının, teorilerin, yorumların, felsefenin kısaca düşüncenin önemi kalır mı?
Düşüncenin önemi kalmadıysa o halde neden tartışalım?
Singularity
26-02-2025, 21:16
Vahşi kapitalizmde hem düzenin hakimleri ve halk nezdinde düşüncemizin öneminin olmadığı doğrudur.
Eğer onlar için tartışıyorsak, eğer onların ne düşündüğün önemi varsa, dahası bizim fikirlerimiz için ne düşündüklerinin önemi varsa, o zaman tartışmak gereksiz olur .
Fakat, biz burada oluşan entelektüel bilgi birikimine katkı sunmak, değerli insanlarla bir arada olmak, gelecek kaygısı yada başımıza ne gelir kaygısı olmadan kendi aramızda özgürce yazışmak için bulunuyorsak ve bundan keyif alıyorsak bunu sürdürmemiz gerekir.
Ben kendi adıma konuşmak gerekirse dışarıdaki itin kopuğun ne düşündüğü umurunda değil, velev ki dünyayı idare etsin, önemli değil. Ben keyif alıyorsam, iyi vakit geçiriyorsam doğru şeyi yapıyorumdur. Gerçi, mine ve Andrew olmasaydı daha iyi olurdu ya, neyse, konumuz bu değil.
Ne diyordum ben? Cin almaya gidiyordum en son.
Dusuncenin benim icin onemi var. dusunceyi toplum icin uretmiyorum ben. Toplum umrumda degil, ozellikle de Turk toplumunun. Eskiden cok umutlanmistim. Artik yillardir takmiyorum.
Feto diyerek masum insanlari hapislerde curutuyorlar. Solculari, ogrencileri, hakkini isteyen insanlari zindanlarda curutuyorlar. Cok bise degil, insana insanca muamele edilmesine dahi izin verilmiyor.
Parasini kazanan eglencesine bakiyor, parasi olmayan aci cekiyor. Ben, ben Turkiyede okuyamadigim icin, bizimkiler yatinca tuvalete girer, kapiyi kapatir aci aci aglardim.
Universite kazandim, 500 tl kayit parasi bulamadigim icin kayit yaptiramadim. Halbuki 500 Lira'ya adamlar, bir saatligine/geceligine Rus kadina veriyorlardi iliski icin.
Gittim, devlet kapisina oturdum agladim. Okumak istiyorum dedim. Bizim boyle bir yardimimiz yok yanlis yere geldin dediler. Dedim ki, gitmiyorum bir yere. Hungur hungur agladim. 3 saat kadar kapida oturdum. Ara ara gelip orda miyim diye kontrol ettiler.
3 saat kadar sonra biri geldi icerden bir zarf verdi, acma dedi, bunu su yakindaki ziraate gotur dedi. Iceri girdi. Gittim verdim, verdim zarfi, 2 yada 3 kati kadar para verdiler. Baska bir sehre gidip yatirdim parayi universiteye.
Evime donucem, tanidigim bir kac hristiyan arkadasin o sehrin insanlarinca kesildigini, katkedildigini ogrendim. Sokayim sizin universitenize dedim. Ben kucukken kapiya X isareti koyuldu, beni liseden "gotume tekme atip hayatimi sondurmekle " tehtit eden ve serserileri kafami kesmekle tehtit ettiren mudurun tutumuyle benim inancim bitti.
Pislik lise muduru alevi, hristiyan dusmaniydi. Halbuki ben hepsinden daha zeki, daha durust, insan gibi insandim.
Yere tukurmez, cop atmaz, kopya cekmez, kufretmez, hatta argo bile konusmaya utanirdim. Kendi halimdeydim. Kutuphaneden gider evrim nedir diye arastirirdim, alevi kokenli bir hristiyan olarak.. bunlarsa pisligin tekiydi..agizlarinda surekli anne vajina kufurleri, tukurukler, her turlu pislikler.
Bir keresinde, ayni lisede, "siz evinizde aile icinde mum sondu yapiyor musunuz" diye itham edilerek dalga gecildi. Ogretmenin umrunda olmadi. Gittim hincimdan agladim.
Pislikti yani insanlar..
Hep pislikti..
Toplumda gordugum pislik insanlarin tutum, davranis ve inanclari yuzunden benim inancim bitti.
Artik toplum moplum umrumda degil. Benim ileride, benim durumumdaki insanlari bulup yardim etme planim var.
Ama toplum artik s.kimde degil. Ben bilgiyi, dusunceyi kendim ve kendim gibi insanlar icin uretiyorum. Insanlari da, iyi yada kotu diye ayiriyorum.
Ben, Pakistan's gittim, Hindistan'a gittim, Bangladesh'e gittim. Arabistan'a gittim. Arabistan'da felan bir kac ay kaldim. Uygulamalari goruyorsun ama deneyimleyemiyorsun, hissedemiyorsun o pisligi. Bir parcasi degilsin o sistemin. O yuzden bizim toplum icin konusuyorum: bizim insanlarimiz gercekten de pislik. Davranislariyla, tutumlariyla herseyiyle.
Şüpheci Dinsiz
27-02-2025, 06:11
İki kitap öneriyorum:
Eric Hoffer - The True Believer - Kesin İnançlılar
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kesin-inanclilar/514978.html?srsltid=AfmBOoqxjgIOgHPnxWJz0xJUMRmOKu d6UMFhOJZDCAYp-NCxVypE-Ksh
Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kotulugun-siradanligi-eichmann-kuduste/140900.html&filter_name=hannah+arendt
Okuduğum kitaplara, dinlediğim insanlara, tarihteki olaylara ve gözlemlerime dayanarak şu kanıya vardım; kişisel ve toplumsal normlar var. Kişisel normlar, toplumsal normlara paralel olmakla ve aile kökenli oluşmakla birlikte büyük ölçüde saygı duyulan örnek kişileri dikkate alarak, vicdan ve empatiyle şekilleniyor. Toplumsal normlar büyük ölçüde din-devlet-hukuk-mahalle baskısı ile oluşuyor. Kişide empati duygusu zayıfsa, toplumsal normların kuvvetli akıntısında sürüklenmeye başlıyor, kişi kendi iradesini toplumsal harekete teslim ederek hem toplumsal eleştirilerden kurtulmuş oluyor hem de korunup kollanıyor.
Oysa, toplumsal normlar statik değildir. Örneğin bu normlar kıtlık-savaş-işgal-iç savaş halinde dramatik bir şekilde değişiverir. Bir gün önce insan öldürmek ağır suç sayılırken bir gün sonra düşman olarak etiketlenmiş insanları öldürmek yasal hale gelir, hatta öldürmemek suç sayılır.
Toplumsal normlar çıkar esaslı grupların kontrolleri altındadır. Bu gruplar belirli din-mezhep-ırk-etnik-siyasi görüş-sınıf ayırımı yapar, bu ayrımın dışındakileri düşman olarak etiketler. Tüm sosyal dokuda bu düşmanlığı diri tutacak örgütlenmeyi-kurumsallığı oluşturur, böylece kendi normlarını benimseyen toplumu nesilden nesile yeniden üretir. Egemen olan grup, kendi toplumuna -düşman olarak etiketledikleri kişilere zulmetme yetkisini- vermiştir, yeri geldikçe bu yetkiyi kullandırır.
Nazi Almanya'sı, İttihatçı Türkiye'si, AKP Türkiye'si, Humeyni İran'ı içinden epeyce örnek verilebilir.
Sevgili Bilgivehis'in konusuna dair birkaç cümle yazayım.
Emperyalist kapitalizmin medya-sosyal medya aracılığıyla küresel düzeyde etkisi hiç bu kadar yüksek seviyede olmamıştı. Bunun insanlara birkaç yönde olumsuz etkisi oluyor.
- İnsanlar uyanık kaldığı sürece medya-sosyal medya propagandasına maruz kalıyor.
- Yapay zeka ile kasıtlı bir şekilde ahmaklaştırma, sığırlaştırma stratejileri uygulanıyor.
- Emperyalist kapitalizmin silahlı, teknolojik ve maddi güç gösterisi sergileniyor, yenilmez oldukları imajı yaratılıyor.
- İnsanlara sürekli olarak 'bizden misin-düşmandan mı' seçimi yaptırılıyor. Düşmanın başına gelenler, bizden olanların sefahatları öne çıkarılıyor.
- Emperyalist kapitalizm güçlü bir akıntı üretiyor, insanlar bu akıntıya kapılıyor.
Sol bu durumu öngöremedi, iyi tahlil edemedi. Bu sebeple çözüm de üretemiyor.
Konu çok uzun, yeri geldikçe katkı sağlarım.
bilgivehis
27-02-2025, 19:14
Fakat, biz burada oluşan entelektüel bilgi birikimine katkı sunmak, değerli insanlarla bir arada olmak, gelecek kaygısı yada başımıza ne gelir kaygısı olmadan kendi aramızda özgürce yazışmak için bulunuyorsak ve bundan keyif alıyorsak bunu sürdürmemiz gerekir.
Bireysel tatmin için tartışmalıyız diyorsun, doğrudur, bireysel tatmin de önemli ama biz altmış yıldır devrimci mücadele içinden geliyoruz. Değer yargıları yok olmuş, sömürü ve talana teslim olmuş toplumların içinde yaşamak bize acı verir.
bilgivehis
27-02-2025, 19:23
Dusuncenin benim icin onemi var. dusunceyi toplum icin uretmiyorum ben. Toplum umrumda degil, ozellikle de Turk toplumunun. Eskiden cok umutlanmistim. Artik yillardir takmiyorum.
Düşüncenin elbette bizim için de önemi var ama toplum senin umrunda olmasa bile o toplumdur işte sana alttaki yazdıgını yaşatan.
Feto diyerek masum insanlari hapislerde curutuyorlar. Solculari, ogrencileri, hakkini isteyen insanlari zindanlarda curutuyorlar. Cok bise degil, insana insanca muamele edilmesine dahi izin verilmiyor.
Yani toplumdan bağımsız degilsin, sen onu umursamasan bile o seni işte böyle yazdığın gibi umursuyor.
bilgivehis
27-02-2025, 19:57
İki kitap öneriyorum:
Eric Hoffer - The True Believer - Kesin İnançlılar
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kesin-inanclilar/514978.html?srsltid=AfmBOoqxjgIOgHPnxWJz0xJUMRmOKu d6UMFhOJZDCAYp-NCxVypE-Ksh
Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kotulugun-siradanligi-eichmann-kuduste/140900.html&filter_name=hannah+arendt
Okuduğum kitaplara, dinlediğim insanlara, tarihteki olaylara ve gözlemlerime dayanarak şu kanıya vardım; kişisel ve toplumsal normlar var. Kişisel normlar, toplumsal normlara paralel olmakla ve aile kökenli oluşmakla birlikte büyük ölçüde saygı duyulan örnek kişileri dikkate alarak, vicdan ve empatiyle şekilleniyor. Toplumsal normlar büyük ölçüde din-devlet-hukuk-mahalle baskısı ile oluşuyor. Kişide empati duygusu zayıfsa, toplumsal normların kuvvetli akıntısında sürüklenmeye başlıyor, kişi kendi iradesini toplumsal harekete teslim ederek hem toplumsal eleştirilerden kurtulmuş oluyor hem de korunup kollanıyor.
Oysa, toplumsal normlar statik değildir. Örneğin bu normlar kıtlık-savaş-işgal-iç savaş halinde dramatik bir şekilde değişiverir. Bir gün önce insan öldürmek ağır suç sayılırken bir gün sonra düşman olarak etiketlenmiş insanları öldürmek yasal hale gelir, hatta öldürmemek suç sayılır.
Toplumsal normlar çıkar esaslı grupların kontrolleri altındadır. Bu gruplar belirli din-mezhep-ırk-etnik-siyasi görüş-sınıf ayırımı yapar, bu ayrımın dışındakileri düşman olarak etiketler. Tüm sosyal dokuda bu düşmanlığı diri tutacak örgütlenmeyi-kurumsallığı oluşturur, böylece kendi normlarını benimseyen toplumu nesilden nesile yeniden üretir. Egemen olan grup, kendi toplumuna -düşman olarak etiketledikleri kişilere zulmetme yetkisini- vermiştir, yeri geldikçe bu yetkiyi kullandırır.
Nazi Almanya'sı, İttihatçı Türkiye'si, AKP Türkiye'si, Humeyni İran'ı içinden epeyce örnek verilebilir.
Sevgili Bilgivehis'in konusuna dair birkaç cümle yazayım.
Emperyalist kapitalizmin medya-sosyal medya aracılığıyla küresel düzeyde etkisi hiç bu kadar yüksek seviyede olmamıştı. Bunun insanlara birkaç yönde olumsuz etkisi oluyor.
- İnsanlar uyanık kaldığı sürece medya-sosyal medya propagandasına maruz kalıyor.
- Yapay zeka ile kasıtlı bir şekilde ahmaklaştırma, sığırlaştırma stratejileri uygulanıyor.
- Emperyalist kapitalizmin silahlı, teknolojik ve maddi güç gösterisi sergileniyor, yenilmez oldukları imajı yaratılıyor.
- İnsanlara sürekli olarak 'bizden misin-düşmandan mı' seçimi yaptırılıyor. Düşmanın başına gelenler, bizden olanların sefahatları öne çıkarılıyor.
- Emperyalist kapitalizm güçlü bir akıntı üretiyor, insanlar bu akıntıya kapılıyor.
Sol bu durumu öngöremedi, iyi tahlil edemedi. Bu sebeple çözüm de üretemiyor.
Konu çok uzun, yeri geldikçe katkı sağlarım.
İnsanları değerlendirirken birey ve toplum olarak değerlendirmek gerektiğini anlatan bir başlık açacaktım. Çünkü bazı arkadaşlar ikisininin ayırdını yapmadan salt insan olarak değerlendirme yanlışına düşüyor. Lakin bu noktayı benden çok daha iyi izah etmişsin, kısa ve öz. Başlık açmama gerek kalmadı.
Sol bu durumu öngöremedi, iyi tahlil edemedi. Bu sebeple çözüm de üretemiyor.
Bunun üç nedeni var.
Birincisi solun elinde sosyalizmden başka alternatif yok. Sol, salt demokrasiyle çözüm getiremez, o zaman bir uzlaşı sistemi olan sosyal demokrasiye mahküm olur ki, günümüzde sosyal demokrasi bile artık lüks sayılır. Çünkü kapitalizm toplumları elinde tutmak için Sovyetler'e karşı verilmiş bir şekerlemeydi demokrasi. Artık sadece AB ülkelerinde var o da ırkçılık ve milliyetçiliğe kurban edilmiş durumda.
İkinci nedeni.
Ne ülkemizde ne dünyada güç olabilecek bir sol kalmadı.
Üçüncü nedeni ise başlık konusuna dayanıyor.
Toplumlar artık anlık, güncel ve bireysel çıkara bakıyor, gelecek umurlarında değil.
Böyle bir topluma sol hiç bir çözüm getiremez ama kapitalizm için oldukça kullanışlıdır.
Singularity
28-02-2025, 09:19
Bireysel tatmin için tartışmalıyız diyorsun, doğrudur, bireysel tatmin de önemli ama biz altmış yıldır devrimci mücadele içinden geliyoruz. Değer yargıları yok olmuş, sömürü ve talana teslim olmuş toplumların içinde yaşamak bize acı verir.
Evet, bir anlamda içsel tatmin insanın ruhsal dengeye kavuşması için bir ihtiyaçtır. Ancak, bu tatminin, içinde yaşadığımız çürüyen düzenin kollarında kaybolup gitmesi, bir tür düşünsel sükûnetin tuzağına düşmek olur. Kapitalizmin kuşatmasındaki toplumların içinde, sadece bireysel rahatlık arayışı, nihayetinde insanı bir anlam boşluğuna sürükler. Çünkü bu dünyada, yalnızca kendisini düşünen bireylerin düşünceleri ne kadar derin olursa olsun, bir devrim, bir değişim yaratmaz. En nihayetinde, o düşünceler yalnızca bireysel bir tatmin aracı olur, varlıklarını sadece içsel bir huzurla sürdürür.
Bununla birlikte, düşüncelerimizin gücünü küçümsememeliyiz. Zira bir düşünce, bir tartışma, bir fikir alışverişi, kişisel tatminden çok daha fazlasını barındırır. Her bir düşünce, toplumsal bir yankı uyandırmak, sistemin çürümüş duvarlarını sarsmak, insanın ötekiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmek için bir araçtır. Öyleyse, sadece bireysel tatminin arayışıyla sınırlı kalmak, bu devrimci dünyada bir tür içsel kaçışa dönüşür. Kapitalizmin en acımasız biçimde hüküm sürdüğü bu zamanlarda, kendi iç dünyamızda kaybolmak, toplumun kolektif mücadelesinden el çekmek, sorumluluktan kaçmak demektir.
Evet, bir anlamda düşüncenin bir oyun olduğunu kabul edebiliriz, ancak bu oyun, yalnızca zihinsel tatminin ötesine geçmeli, eyleme dönüşmeli, toplumu dönüştürme gücüne sahip olmalıdır. Düşüncelerimizin eylemsiz kaldığı her an, kapitalizmin tahakkümüne daha fazla teslim oluruz. Ancak, toplumsal adaletsizliğe karşı düşüncelerimizi birleştirdiğimizde, her fikir bir direniş ateşi olur. O zaman düşünce sadece bir keyif değil, bir sorumluluk, bir kolektif arayış haline gelir.
Sonuçta, sadece bireysel huzur değil, toplumsal eşitlik, adalet ve özgürlük uğruna yapılan bir düşünsel ve toplumsal mücadele vardır. Bu dünyada, sadece kendini tatmin etmek, sonunda bir çıkmaz sokağa çıkar. Düşünce, bir kolektif bilinç oluşturmak, adaletsizliğe karşı bir sarsıntı yaratmak için olmalıdır. Çünkü bir insan, yalnızca kendisini değil, içinde yaşadığı tüm toplumu da dönüştürme kapasitesine sahip bir düşünürdür.
Devrimci mücadele hakkında da konuşmak gerekirse. Yakın dönemin devrimcileri vahşi kapitalizmin en hararetli savunucuları durumuna dönüşmüş durumdalar. Hatta net olarak iktidarın kapitalist, dinci, faşist eğilimlerini en uçlardan temsil eden tanıdığım eski devrimciler var. Eski devrimcilerin tamamına yakını bugün bu veya buna yakın durumdadır. Ancak, bu durum beni etkilemedi. Çünkü bu, bizim gençliğimiz ve öğrenciliğimiz sıralarında yine sürekli olarak yaşanan bir durumdu. Bu durum, yeni bir şey olmadığı için, neden olduğu sonuçların da bizlerin görüşünü, tavrını, mücadelesini etkilememesi gerekir.
Konuyla alakası yok ama, yaşadığımız dönem devrimin en kolay olduğu dönemdir. Drone teknolojisi o kadar gelişti ki hiç bir tiran güvende değildir. Ne kadar güçlü ve zengin olursa olsun, isterse 300 milyar dolar serveti olsun, 10bin dolar maliyetle essela tu essela. Zor filan da değil. Bunlar yapılmıyor, ben tüm bu grupları uzaktan takip ediyorum, çelik çomak oynuyorlar, gerçek manada eylem yapmıyorlar. En alttakiler birbirini sürekli öldürürken tepedekiler el bebek gül bebek birbirine asla dokunmuyorlar. Onun için, ben o eski devrimcilerin hiç birinin samimiyetine inanmıyorum. Tek bir tanesinin bile.
bilgivehis
28-02-2025, 19:07
Devrimci mücadele hakkında da konuşmak gerekirse. Yakın dönemin devrimcileri vahşi kapitalizmin en hararetli savunucuları durumuna dönüşmüş durumdalar. Hatta net olarak iktidarın kapitalist, dinci, faşist eğilimlerini en uçlardan temsil eden tanıdığım eski devrimciler var. Eski devrimcilerin tamamına yakını bugün bu veya buna yakın durumdadır. Ancak, bu durum beni etkilemedi. Çünkü bu, bizim gençliğimiz ve öğrenciliğimiz sıralarında yine sürekli olarak yaşanan bir durumdu. Bu durum, yeni bir şey olmadığı için, neden olduğu sonuçların da bizlerin görüşünü, tavrını, mücadelesini etkilememesi gerekir
Toplumlar devrime, karşıdevrime bakmaz, güç kimdeyse ona gider veya zorunlu kaldığını yapar.
Dünyadaki bütün devrimlerin nedeni emperyalist işgallerdir, karşıdevrimlerin nedeni de toplumların güçten yana olmasıdır.
Toplumu uyarmak birşey ifade etmiyor, uyansa da uyanmasa da duruşları değişmez.
Bu ülkede ve dünyada toplum için milyarlarca insan canını verdi, sürüldü, işkenceler gördü, her türlü etkisizleştirildi, bireysel anmalar dışında toplumun sahip çıktıgı görülmedi. Ama söz konusu güce gelince gücün itine-bokuna bile değer veriyorlar.
Sovyetler Avrupayı ve dünyayı Hitler faşizminden kurtarmak için 35 milyon insanını feda etti, hiç kimse lafını etmediği gibi o Avrupa şimdi Rusya karşıtlıgıyla teşekkür ediyor.
Bu ülkede kurtuluş savaşı verildi, devlet kuruldu, işte toplum dediğimiz tarikat ve cemaatlerle teşekkür ediyor.
Emperyalistler yüzyıl içinde en az iki milyar insanı öldürdü, günümüzde emperyalizmin çanagını yalayarak ona teşekkür ediyorlar.
Toplumu kendi haline bırakacaksın, onlar için yazmak, çırpınmak, ölmek nafile çabadır. Çünkü toplum evrimsel süreçte çok geridedir, ilkel kalmıştır. Bizim hayalimizdeki toplum belki 3-5 bin yıl sonra evcilleşir.
Evcilleşir dedimde aklıma geldi, kargaların, ahtapotların ve bazı hayvanların zekasını gördükçe onların gelişimi insan toplumundan çok daha hızlı ve ilerde oldugunu vurgulayayım.
Konu Devrim ve Sosyalizm tartışmasına evrildiği için, bende bu konuda bir kaç kelam etmek isterim. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonraki süreçte Gorbaçov Türkiye'ye gelmiş ve ismi lazım olmayan bir üniversitede konferans vermeye davet edilmişti. Tabii ki Komünistler için düşünce ve ifade özgürlüğü gibi değerler burjuva kutsalı olarak kabul edildiği için, tüm insanların Marksist dogmaları bir din gibi, gerekirse zorla kabul etmeleri gerektiği için, Sovyetler Birliği denilen ucube siyasi organizasyonu hak ettiği yere, yani tarihin çöplüğüne gömen Gorbaçov, üniversitedeki Komünist gençler tarafından protesto edilmiş, konuşma yapması engellenmeye çalışılmıştı. Bunun üzerine şaşıran Gorbaçov, ''Sizde hala Komünist var mı?'' diye gülerek hem bu durumu yadırgamış, hem de acınası bulmuştu.. Zira 1917'den 1991 yılına kadar olan süreçte, 1 milyar insanın ölümünün sorumlusu olan bu şeytani kötülük, nasıl uygar Liberal değerlerin mutlak zafer kazandığı günümüz dünyasında varlığını sürdürebilirdi ki? Ne yazık ki bizzat bu ideolojik pratiğin içinden gelen, bizzat onun bir parçası olmuş ve sonunda insanlık dışı niteliğini kavramış bu eski Baş Komünistin(!) sitemi, ülkemizdeki Komünistler tarafından tam olarak anlaşılamadı. Hala da anlaşılamamakta...
Rusya tarihinin en takdire şayan politikacılardan birisi olan, kızıl terörizmin son bulmasında ve buna paralel olarak insanlığın yeryüzündeki varoluşunun muhafaza edilebilmesinde önemli rol oynayan Boris Yeltsin'in dediği gibi, ''Komünizm gudubeti yıkıldı. Bir daha dirilmesine izin verilmemeli..''
bilgivehis
01-03-2025, 01:19
Konu Devrim ve Sosyalizm tartışmasına evrildiği için, bende bu konuda bir kaç kelam etmek isterim. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonraki süreçte Gorbaçov Türkiye'ye gelmiş ve ismi lazım olmayan bir üniversitede konferans vermeye davet edilmişti. Tabii ki Komünistler için düşünce ve ifade özgürlüğü gibi değerler burjuva kutsalı olarak kabul edildiği için, tüm insanların Marksist dogmaları bir din gibi, gerekirse zorla kabul etmeleri gerektiği için, Sovyetler Birliği denilen ucube siyasi organizasyonu hak ettiği yere, yani tarihin çöplüğüne gömen Gorbaçov, üniversitedeki Komünist gençler tarafından protesto edilmiş, konuşma yapması engellenmeye çalışılmıştı. Bunun üzerine şaşıran Gorbaçov, ''Sizde hala Komünist var mı?'' diye gülerek hem bu durumu yadırgamış, hem de acınası bulmuştu.. Zira 1917'den 1991 yılına kadar olan süreçte, 1 milyar insanın ölümünün sorumlusu olan bu şeytani kötülük, nasıl uygar Liberal değerlerin mutlak zafer kazandığı günümüz dünyasında varlığını sürdürebilirdi ki? Ne yazık ki bizzat bu ideolojik pratiğin içinden gelen, bizzat onun bir parçası olmuş ve sonunda insanlık dışı niteliğini kavramış bu eski Baş Komünistin(!) sitemi, ülkemizdeki Komünistler tarafından tam olarak anlaşılamadı. Hala da anlaşılamamakta...
Rusya tarihinin en takdire şayan politikacılardan birisi olan, kızıl terörizmin son bulmasında ve buna paralel olarak insanlığın yeryüzündeki varoluşunun muhafaza edilebilmesinde önemli rol oynayan Boris Yeltsin'in dediği gibi, ''Komünizm gudubeti yıkıldı. Bir daha dirilmesine izin verilmemeli..''
Evet haklısın ama eksik, Filistinlileri sosyalistler öldürüyor, Irak'ta öldürülen bir milyondan fazla insanı devrimciler öldürdü, Canicatti katliamını, wounded knee katliamını, sand creek katliamını, waco katliamını sosyalistler yaptı.
Hani bir de Gorbaçov, Yeltsin falan demişsin ya bu da eksik, Kruşçev'i de ekleseydin, tam otururdu. Yani işbirlikçi hainleri tamamlardın onun için dedim.
Ayrıca konumuz bu değil, toplum için düşünmenin gereksizligiydi konumuz. Lakin azbuçuk devrimden falan bahis geçince galiba fırsat bu deyip kurtlarını dökmek istemişsindir.