Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 26-02-2025, 18:58
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.931
Standart Düşüncenin önemi kalmadı

Vahşi kapitalizmin hakim oldugu ve sistem tepkisizlik üzerine kuruldugu için hiçbir düşüncenin pratikte önemi kalmadı. Hakim düşünce dışında kalan bütün düşünceler, görüşler sadece boş birer teori olarak varlıgını sürdürüyor. Günümüz çatışmaları kapitalistlerin ve işbirlikçilerin pay kapma yarışından ibaret. Ezen, ezilen sınıf kavgası yerini bireysel çıkarcılıga bıraktı. Bananecilik, bana dokunmayan bin yaşasın anlayışı zirve yaptı. Onur, namus, şeref, haysiyet gibi kavramlar yetmişlerde kaldı. Bütün düşünce ve yorumlar, herşeye yön veren vahşi kapitalizm yokmuş gibi yapılır hale geldi. Karaya, denize, havaya kurdugu üslerle toplumları, ülkeleri kontrolü altına alanlar alkışlanmaya başlandı. İşbirlikçi siyasi partiler danışıklı dövüşü birbirinden farklıymış gibi göstererek sözde umut olmaya başlandı. Ülkelerin bölünmesinde, peşkeş çekilmesinde toplumların zayıflatılmasında başrol oynayan da yine o alkışladıkları siyasi partiler oldugu gerçegi hep görmezden gelinen bir yerdeyiz. Kapitalistlerin sevmedigi, sevdigi, düşmanı, dostu kısaca değerleri oldugu gibi toplumların da değerleri haline geldi. Örnegin, anglo sakson emperyalistleri için Küba-Rusya-Çin düşmansa toplumlar için de aynısı geçerli.

Artık farklı düşüncenin önemi yok, vahşi kapitalizmin değerleri var.
Irkçılık, dincilik, bölücülük ve ucuz işgücü ile zirveye oturan emperyalizmin çıkarlarını korumak kurnazlık sayılıyor. Resim, spor, sanat eğitimi kaldırılırken, tarım ve hayvancılık bitirilirken, bahis oyunları devletin resmi oyunu yapılırken, sınıflara maket mezarı eğitim diye yutturulurken, ormanlar haraç-mezat satılırken, iktidarların sadakasına muhtaç bırakılan toplumlar bu yüzden kendi celladını alkışlamaktan mutluluk duyuyorlar. Kapitalizmin çıkarından başka düşünceyi hiçe sayan, onun çıkarından başka hiçbir düşünceye saygı göstermeyen toplumların yaratıldıgı bir dünyada hiçbir işe yaramayan farklı düşüncelerin bir önemi yok.

Günümüzde bu durumun toplumların uyanmasıyla alakası yok.
Toplumlar softa kocasına itaattan başka hiçbir değeri olmayan kadınlara benzedi.
Celladına bağlılık öyle bir hale geldi ki, örnegin, paranın, adaletsizligin, rüşvetin ve bireysel itaatın olmadıgı Küba'yı tercih etmezler. Tanrıya tapma alışkanlıgından gelen bu durum kapitalizm için bir kazanç kapısıdır. İki milyar aşkın nüfusuyla yoksulluguna şükredip bir kaç kişiye kölelik yapan Hintli'ler sadece bir örnektir.

Bilim önce toplum ve dünya yararına diye yapılıyordu, şimdi tamamen kapitalizmin emrinde.
Yollar, arabalar, uçaklar kapitalizmin işini yürütmek ve bu araçlarla kârına kâr katmak içindir.
Sağlık, eğitim, giyim, barınma için yapılan bütün bilimsel gelişmeler yine aynı, ticarete, oligarka teslim.
Halk yani toplumlar burada sadece soyulmaya müsait kalabalıktan ibaret.

Toplumların değer-yargıları böylesine sıkıştırılmış, değersizleştirilmişken, farklı bakış açılarının, teorilerin, yorumların, felsefenin kısaca düşüncenin önemi kalır mı?
Düşüncenin önemi kalmadıysa o halde neden tartışalım?
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-02-2025, 21:16
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Vahşi kapitalizmde hem düzenin hakimleri ve halk nezdinde düşüncemizin öneminin olmadığı doğrudur.

Eğer onlar için tartışıyorsak, eğer onların ne düşündüğün önemi varsa, dahası bizim fikirlerimiz için ne düşündüklerinin önemi varsa, o zaman tartışmak gereksiz olur .

Fakat, biz burada oluşan entelektüel bilgi birikimine katkı sunmak, değerli insanlarla bir arada olmak, gelecek kaygısı yada başımıza ne gelir kaygısı olmadan kendi aramızda özgürce yazışmak için bulunuyorsak ve bundan keyif alıyorsak bunu sürdürmemiz gerekir.

Ben kendi adıma konuşmak gerekirse dışarıdaki itin kopuğun ne düşündüğü umurunda değil, velev ki dünyayı idare etsin, önemli değil. Ben keyif alıyorsam, iyi vakit geçiriyorsam doğru şeyi yapıyorumdur. Gerçi, mine ve Andrew olmasaydı daha iyi olurdu ya, neyse, konumuz bu değil.

Ne diyordum ben? Cin almaya gidiyordum en son.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26-02-2025, 21:26
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
Standart

Dusuncenin benim icin onemi var. dusunceyi toplum icin uretmiyorum ben. Toplum umrumda degil, ozellikle de Turk toplumunun. Eskiden cok umutlanmistim. Artik yillardir takmiyorum.

Feto diyerek masum insanlari hapislerde curutuyorlar. Solculari, ogrencileri, hakkini isteyen insanlari zindanlarda curutuyorlar. Cok bise degil, insana insanca muamele edilmesine dahi izin verilmiyor.

Parasini kazanan eglencesine bakiyor, parasi olmayan aci cekiyor. Ben, ben Turkiyede okuyamadigim icin, bizimkiler yatinca tuvalete girer, kapiyi kapatir aci aci aglardim.

Universite kazandim, 500 tl kayit parasi bulamadigim icin kayit yaptiramadim. Halbuki 500 Lira'ya adamlar, bir saatligine/geceligine Rus kadina veriyorlardi iliski icin.

Gittim, devlet kapisina oturdum agladim. Okumak istiyorum dedim. Bizim boyle bir yardimimiz yok yanlis yere geldin dediler. Dedim ki, gitmiyorum bir yere. Hungur hungur agladim. 3 saat kadar kapida oturdum. Ara ara gelip orda miyim diye kontrol ettiler.

3 saat kadar sonra biri geldi icerden bir zarf verdi, acma dedi, bunu su yakindaki ziraate gotur dedi. Iceri girdi. Gittim verdim, verdim zarfi, 2 yada 3 kati kadar para verdiler. Baska bir sehre gidip yatirdim parayi universiteye.

Evime donucem, tanidigim bir kac hristiyan arkadasin o sehrin insanlarinca kesildigini, katkedildigini ogrendim. Sokayim sizin universitenize dedim. Ben kucukken kapiya X isareti koyuldu, beni liseden "gotume tekme atip hayatimi sondurmekle " tehtit eden ve serserileri kafami kesmekle tehtit ettiren mudurun tutumuyle benim inancim bitti.

Pislik lise muduru alevi, hristiyan dusmaniydi. Halbuki ben hepsinden daha zeki, daha durust, insan gibi insandim.

Yere tukurmez, cop atmaz, kopya cekmez, kufretmez, hatta argo bile konusmaya utanirdim. Kendi halimdeydim. Kutuphaneden gider evrim nedir diye arastirirdim, alevi kokenli bir hristiyan olarak.. bunlarsa pisligin tekiydi..agizlarinda surekli anne vajina kufurleri, tukurukler, her turlu pislikler.

Bir keresinde, ayni lisede, "siz evinizde aile icinde mum sondu yapiyor musunuz" diye itham edilerek dalga gecildi. Ogretmenin umrunda olmadi. Gittim hincimdan agladim.

Pislikti yani insanlar..

Hep pislikti..

Toplumda gordugum pislik insanlarin tutum, davranis ve inanclari yuzunden benim inancim bitti.

Artik toplum moplum umrumda degil. Benim ileride, benim durumumdaki insanlari bulup yardim etme planim var.

Ama toplum artik s.kimde degil. Ben bilgiyi, dusunceyi kendim ve kendim gibi insanlar icin uretiyorum. Insanlari da, iyi yada kotu diye ayiriyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 26-02-2025, 21:55
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
Standart

Ben, Pakistan's gittim, Hindistan'a gittim, Bangladesh'e gittim. Arabistan'a gittim. Arabistan'da felan bir kac ay kaldim. Uygulamalari goruyorsun ama deneyimleyemiyorsun, hissedemiyorsun o pisligi. Bir parcasi degilsin o sistemin. O yuzden bizim toplum icin konusuyorum: bizim insanlarimiz gercekten de pislik. Davranislariyla, tutumlariyla herseyiyle.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-02-2025, 06:11
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.552
Standart

İki kitap öneriyorum:

Eric Hoffer - The True Believer - Kesin İnançlılar
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kes...Yp-NCxVypE-Ksh

Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kot...=hannah+arendt

Okuduğum kitaplara, dinlediğim insanlara, tarihteki olaylara ve gözlemlerime dayanarak şu kanıya vardım; kişisel ve toplumsal normlar var. Kişisel normlar, toplumsal normlara paralel olmakla ve aile kökenli oluşmakla birlikte büyük ölçüde saygı duyulan örnek kişileri dikkate alarak, vicdan ve empatiyle şekilleniyor. Toplumsal normlar büyük ölçüde din-devlet-hukuk-mahalle baskısı ile oluşuyor. Kişide empati duygusu zayıfsa, toplumsal normların kuvvetli akıntısında sürüklenmeye başlıyor, kişi kendi iradesini toplumsal harekete teslim ederek hem toplumsal eleştirilerden kurtulmuş oluyor hem de korunup kollanıyor.

Oysa, toplumsal normlar statik değildir. Örneğin bu normlar kıtlık-savaş-işgal-iç savaş halinde dramatik bir şekilde değişiverir. Bir gün önce insan öldürmek ağır suç sayılırken bir gün sonra düşman olarak etiketlenmiş insanları öldürmek yasal hale gelir, hatta öldürmemek suç sayılır.

Toplumsal normlar çıkar esaslı grupların kontrolleri altındadır. Bu gruplar belirli din-mezhep-ırk-etnik-siyasi görüş-sınıf ayırımı yapar, bu ayrımın dışındakileri düşman olarak etiketler. Tüm sosyal dokuda bu düşmanlığı diri tutacak örgütlenmeyi-kurumsallığı oluşturur, böylece kendi normlarını benimseyen toplumu nesilden nesile yeniden üretir. Egemen olan grup, kendi toplumuna -düşman olarak etiketledikleri kişilere zulmetme yetkisini- vermiştir, yeri geldikçe bu yetkiyi kullandırır.

Nazi Almanya'sı, İttihatçı Türkiye'si, AKP Türkiye'si, Humeyni İran'ı içinden epeyce örnek verilebilir.

Sevgili Bilgivehis'in konusuna dair birkaç cümle yazayım.
Emperyalist kapitalizmin medya-sosyal medya aracılığıyla küresel düzeyde etkisi hiç bu kadar yüksek seviyede olmamıştı. Bunun insanlara birkaç yönde olumsuz etkisi oluyor.
- İnsanlar uyanık kaldığı sürece medya-sosyal medya propagandasına maruz kalıyor.
- Yapay zeka ile kasıtlı bir şekilde ahmaklaştırma, sığırlaştırma stratejileri uygulanıyor.
- Emperyalist kapitalizmin silahlı, teknolojik ve maddi güç gösterisi sergileniyor, yenilmez oldukları imajı yaratılıyor.
- İnsanlara sürekli olarak 'bizden misin-düşmandan mı' seçimi yaptırılıyor. Düşmanın başına gelenler, bizden olanların sefahatları öne çıkarılıyor.
- Emperyalist kapitalizm güçlü bir akıntı üretiyor, insanlar bu akıntıya kapılıyor.

Sol bu durumu öngöremedi, iyi tahlil edemedi. Bu sebeple çözüm de üretemiyor.

Konu çok uzun, yeri geldikçe katkı sağlarım.

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27-02-2025, 19:14
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.931
Standart

Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Fakat, biz burada oluşan entelektüel bilgi birikimine katkı sunmak, değerli insanlarla bir arada olmak, gelecek kaygısı yada başımıza ne gelir kaygısı olmadan kendi aramızda özgürce yazışmak için bulunuyorsak ve bundan keyif alıyorsak bunu sürdürmemiz gerekir.
Bireysel tatmin için tartışmalıyız diyorsun, doğrudur, bireysel tatmin de önemli ama biz altmış yıldır devrimci mücadele içinden geliyoruz. Değer yargıları yok olmuş, sömürü ve talana teslim olmuş toplumların içinde yaşamak bize acı verir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-02-2025, 19:23
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.931
Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Dusuncenin benim icin onemi var. dusunceyi toplum icin uretmiyorum ben. Toplum umrumda degil, ozellikle de Turk toplumunun. Eskiden cok umutlanmistim. Artik yillardir takmiyorum.
Düşüncenin elbette bizim için de önemi var ama toplum senin umrunda olmasa bile o toplumdur işte sana alttaki yazdıgını yaşatan.

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Feto diyerek masum insanlari hapislerde curutuyorlar. Solculari, ogrencileri, hakkini isteyen insanlari zindanlarda curutuyorlar. Cok bise degil, insana insanca muamele edilmesine dahi izin verilmiyor.
Yani toplumdan bağımsız degilsin, sen onu umursamasan bile o seni işte böyle yazdığın gibi umursuyor.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-02-2025, 19:57
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.931
Standart

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İki kitap öneriyorum:

Eric Hoffer - The True Believer - Kesin İnançlılar
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kes...Yp-NCxVypE-Ksh

Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kot...=hannah+arendt

Okuduğum kitaplara, dinlediğim insanlara, tarihteki olaylara ve gözlemlerime dayanarak şu kanıya vardım; kişisel ve toplumsal normlar var. Kişisel normlar, toplumsal normlara paralel olmakla ve aile kökenli oluşmakla birlikte büyük ölçüde saygı duyulan örnek kişileri dikkate alarak, vicdan ve empatiyle şekilleniyor. Toplumsal normlar büyük ölçüde din-devlet-hukuk-mahalle baskısı ile oluşuyor. Kişide empati duygusu zayıfsa, toplumsal normların kuvvetli akıntısında sürüklenmeye başlıyor, kişi kendi iradesini toplumsal harekete teslim ederek hem toplumsal eleştirilerden kurtulmuş oluyor hem de korunup kollanıyor.

Oysa, toplumsal normlar statik değildir. Örneğin bu normlar kıtlık-savaş-işgal-iç savaş halinde dramatik bir şekilde değişiverir. Bir gün önce insan öldürmek ağır suç sayılırken bir gün sonra düşman olarak etiketlenmiş insanları öldürmek yasal hale gelir, hatta öldürmemek suç sayılır.

Toplumsal normlar çıkar esaslı grupların kontrolleri altındadır. Bu gruplar belirli din-mezhep-ırk-etnik-siyasi görüş-sınıf ayırımı yapar, bu ayrımın dışındakileri düşman olarak etiketler. Tüm sosyal dokuda bu düşmanlığı diri tutacak örgütlenmeyi-kurumsallığı oluşturur, böylece kendi normlarını benimseyen toplumu nesilden nesile yeniden üretir. Egemen olan grup, kendi toplumuna -düşman olarak etiketledikleri kişilere zulmetme yetkisini- vermiştir, yeri geldikçe bu yetkiyi kullandırır.

Nazi Almanya'sı, İttihatçı Türkiye'si, AKP Türkiye'si, Humeyni İran'ı içinden epeyce örnek verilebilir.

Sevgili Bilgivehis'in konusuna dair birkaç cümle yazayım.
Emperyalist kapitalizmin medya-sosyal medya aracılığıyla küresel düzeyde etkisi hiç bu kadar yüksek seviyede olmamıştı. Bunun insanlara birkaç yönde olumsuz etkisi oluyor.
- İnsanlar uyanık kaldığı sürece medya-sosyal medya propagandasına maruz kalıyor.
- Yapay zeka ile kasıtlı bir şekilde ahmaklaştırma, sığırlaştırma stratejileri uygulanıyor.
- Emperyalist kapitalizmin silahlı, teknolojik ve maddi güç gösterisi sergileniyor, yenilmez oldukları imajı yaratılıyor.
- İnsanlara sürekli olarak 'bizden misin-düşmandan mı' seçimi yaptırılıyor. Düşmanın başına gelenler, bizden olanların sefahatları öne çıkarılıyor.
- Emperyalist kapitalizm güçlü bir akıntı üretiyor, insanlar bu akıntıya kapılıyor.

Sol bu durumu öngöremedi, iyi tahlil edemedi. Bu sebeple çözüm de üretemiyor.

Konu çok uzun, yeri geldikçe katkı sağlarım.
İnsanları değerlendirirken birey ve toplum olarak değerlendirmek gerektiğini anlatan bir başlık açacaktım. Çünkü bazı arkadaşlar ikisininin ayırdını yapmadan salt insan olarak değerlendirme yanlışına düşüyor. Lakin bu noktayı benden çok daha iyi izah etmişsin, kısa ve öz. Başlık açmama gerek kalmadı.

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sol bu durumu öngöremedi, iyi tahlil edemedi. Bu sebeple çözüm de üretemiyor.
Bunun üç nedeni var.
Birincisi solun elinde sosyalizmden başka alternatif yok. Sol, salt demokrasiyle çözüm getiremez, o zaman bir uzlaşı sistemi olan sosyal demokrasiye mahküm olur ki, günümüzde sosyal demokrasi bile artık lüks sayılır. Çünkü kapitalizm toplumları elinde tutmak için Sovyetler'e karşı verilmiş bir şekerlemeydi demokrasi. Artık sadece AB ülkelerinde var o da ırkçılık ve milliyetçiliğe kurban edilmiş durumda.

İkinci nedeni.
Ne ülkemizde ne dünyada güç olabilecek bir sol kalmadı.

Üçüncü nedeni ise başlık konusuna dayanıyor.
Toplumlar artık anlık, güncel ve bireysel çıkara bakıyor, gelecek umurlarında değil.

Böyle bir topluma sol hiç bir çözüm getiremez ama kapitalizm için oldukça kullanışlıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 28-02-2025, 09:19
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bireysel tatmin için tartışmalıyız diyorsun, doğrudur, bireysel tatmin de önemli ama biz altmış yıldır devrimci mücadele içinden geliyoruz. Değer yargıları yok olmuş, sömürü ve talana teslim olmuş toplumların içinde yaşamak bize acı verir.
Evet, bir anlamda içsel tatmin insanın ruhsal dengeye kavuşması için bir ihtiyaçtır. Ancak, bu tatminin, içinde yaşadığımız çürüyen düzenin kollarında kaybolup gitmesi, bir tür düşünsel sükûnetin tuzağına düşmek olur. Kapitalizmin kuşatmasındaki toplumların içinde, sadece bireysel rahatlık arayışı, nihayetinde insanı bir anlam boşluğuna sürükler. Çünkü bu dünyada, yalnızca kendisini düşünen bireylerin düşünceleri ne kadar derin olursa olsun, bir devrim, bir değişim yaratmaz. En nihayetinde, o düşünceler yalnızca bireysel bir tatmin aracı olur, varlıklarını sadece içsel bir huzurla sürdürür.

Bununla birlikte, düşüncelerimizin gücünü küçümsememeliyiz. Zira bir düşünce, bir tartışma, bir fikir alışverişi, kişisel tatminden çok daha fazlasını barındırır. Her bir düşünce, toplumsal bir yankı uyandırmak, sistemin çürümüş duvarlarını sarsmak, insanın ötekiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmek için bir araçtır. Öyleyse, sadece bireysel tatminin arayışıyla sınırlı kalmak, bu devrimci dünyada bir tür içsel kaçışa dönüşür. Kapitalizmin en acımasız biçimde hüküm sürdüğü bu zamanlarda, kendi iç dünyamızda kaybolmak, toplumun kolektif mücadelesinden el çekmek, sorumluluktan kaçmak demektir.

Evet, bir anlamda düşüncenin bir oyun olduğunu kabul edebiliriz, ancak bu oyun, yalnızca zihinsel tatminin ötesine geçmeli, eyleme dönüşmeli, toplumu dönüştürme gücüne sahip olmalıdır. Düşüncelerimizin eylemsiz kaldığı her an, kapitalizmin tahakkümüne daha fazla teslim oluruz. Ancak, toplumsal adaletsizliğe karşı düşüncelerimizi birleştirdiğimizde, her fikir bir direniş ateşi olur. O zaman düşünce sadece bir keyif değil, bir sorumluluk, bir kolektif arayış haline gelir.

Sonuçta, sadece bireysel huzur değil, toplumsal eşitlik, adalet ve özgürlük uğruna yapılan bir düşünsel ve toplumsal mücadele vardır. Bu dünyada, sadece kendini tatmin etmek, sonunda bir çıkmaz sokağa çıkar. Düşünce, bir kolektif bilinç oluşturmak, adaletsizliğe karşı bir sarsıntı yaratmak için olmalıdır. Çünkü bir insan, yalnızca kendisini değil, içinde yaşadığı tüm toplumu da dönüştürme kapasitesine sahip bir düşünürdür.

Devrimci mücadele hakkında da konuşmak gerekirse. Yakın dönemin devrimcileri vahşi kapitalizmin en hararetli savunucuları durumuna dönüşmüş durumdalar. Hatta net olarak iktidarın kapitalist, dinci, faşist eğilimlerini en uçlardan temsil eden tanıdığım eski devrimciler var. Eski devrimcilerin tamamına yakını bugün bu veya buna yakın durumdadır. Ancak, bu durum beni etkilemedi. Çünkü bu, bizim gençliğimiz ve öğrenciliğimiz sıralarında yine sürekli olarak yaşanan bir durumdu. Bu durum, yeni bir şey olmadığı için, neden olduğu sonuçların da bizlerin görüşünü, tavrını, mücadelesini etkilememesi gerekir.

Konuyla alakası yok ama, yaşadığımız dönem devrimin en kolay olduğu dönemdir. Drone teknolojisi o kadar gelişti ki hiç bir tiran güvende değildir. Ne kadar güçlü ve zengin olursa olsun, isterse 300 milyar dolar serveti olsun, 10bin dolar maliyetle essela tu essela. Zor filan da değil. Bunlar yapılmıyor, ben tüm bu grupları uzaktan takip ediyorum, çelik çomak oynuyorlar, gerçek manada eylem yapmıyorlar. En alttakiler birbirini sürekli öldürürken tepedekiler el bebek gül bebek birbirine asla dokunmuyorlar. Onun için, ben o eski devrimcilerin hiç birinin samimiyetine inanmıyorum. Tek bir tanesinin bile.

Konu Singularity tarafından (28-02-2025 Saat 10:10 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 28-02-2025, 19:07
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.931
Standart

Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Devrimci mücadele hakkında da konuşmak gerekirse. Yakın dönemin devrimcileri vahşi kapitalizmin en hararetli savunucuları durumuna dönüşmüş durumdalar. Hatta net olarak iktidarın kapitalist, dinci, faşist eğilimlerini en uçlardan temsil eden tanıdığım eski devrimciler var. Eski devrimcilerin tamamına yakını bugün bu veya buna yakın durumdadır. Ancak, bu durum beni etkilemedi. Çünkü bu, bizim gençliğimiz ve öğrenciliğimiz sıralarında yine sürekli olarak yaşanan bir durumdu. Bu durum, yeni bir şey olmadığı için, neden olduğu sonuçların da bizlerin görüşünü, tavrını, mücadelesini etkilememesi gerekir

Toplumlar devrime, karşıdevrime bakmaz, güç kimdeyse ona gider veya zorunlu kaldığını yapar.
Dünyadaki bütün devrimlerin nedeni emperyalist işgallerdir, karşıdevrimlerin nedeni de toplumların güçten yana olmasıdır.
Toplumu uyarmak birşey ifade etmiyor, uyansa da uyanmasa da duruşları değişmez.
Bu ülkede ve dünyada toplum için milyarlarca insan canını verdi, sürüldü, işkenceler gördü, her türlü etkisizleştirildi, bireysel anmalar dışında toplumun sahip çıktıgı görülmedi. Ama söz konusu güce gelince gücün itine-bokuna bile değer veriyorlar.

Sovyetler Avrupayı ve dünyayı Hitler faşizminden kurtarmak için 35 milyon insanını feda etti, hiç kimse lafını etmediği gibi o Avrupa şimdi Rusya karşıtlıgıyla teşekkür ediyor.
Bu ülkede kurtuluş savaşı verildi, devlet kuruldu, işte toplum dediğimiz tarikat ve cemaatlerle teşekkür ediyor.
Emperyalistler yüzyıl içinde en az iki milyar insanı öldürdü, günümüzde emperyalizmin çanagını yalayarak ona teşekkür ediyorlar.

Toplumu kendi haline bırakacaksın, onlar için yazmak, çırpınmak, ölmek nafile çabadır. Çünkü toplum evrimsel süreçte çok geridedir, ilkel kalmıştır. Bizim hayalimizdeki toplum belki 3-5 bin yıl sonra evcilleşir.
Evcilleşir dedimde aklıma geldi, kargaların, ahtapotların ve bazı hayvanların zekasını gördükçe onların gelişimi insan toplumundan çok daha hızlı ve ilerde oldugunu vurgulayayım.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:25 .