PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kıyam Bi-nefsihî


dilaver
08-08-2007, 01:35
Kıyam Bi-nefsihî
Allah Teâlâ'nın, başka bir varlığa ve hiçbir mekâna muhtaç olmadan zâtı ile kaim olması demektir. Mevcudatın hepsi, sonradan vücuda gelmiştir. Bu sebeble de bir Yaradana ve bir mekâna muhtaçdırlar. Buna mukabil her şeyin yaratıcısı olan Allah Teâlâ'nın vücûdu, zâtının gereğidir ve varlığı hiçbir şey'e muhtaç değildir. Şayet Allah da vâr olabilmek için başka bir varlığa muhtaç olsa idi, O da mahlûk olur ve her şey'in Hâlikı ve başlangıcı olmazdı. Halbuki O, her şey'in Hâlikı ve yaratıcısıdır. O'ndan başka her şey mahlûktur. Hâlık ise, mahlûkuna asla muhtaç olmaz.

http://www.islammerkezi.com/AllahinSifatlari.htm * * *kaynagından alındı

* * * *Evet bu Allahın sıfatlarından bir tanesi. Bu sıfata göre Allah hiç bir şeye ihtiyaç duymaz. İhtiyaç duymuyorsa o zaman ciddi bir sorunumuz var demektir. O da peygamberlik müessesi. Şöyle deniyor :

Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. * (NİSA SURESİ / 165)

* * * * *Bu ayete göre Allah insanları uyarmak ihtiyacı duymuştur. Allah kendini ve varlıgını kanıtlamak için elçiye muhtaç olmuştur. Allah kendi kendini insanlara kanıtlama aczine düşmüştür. Demek ki Allahın da muhtaç oldugu bazı şeyler vardır.

* * * * *Düşündüm taşındım bir türlü işin içinden çıkamadım. Şayet yukarıdaki linkte ve tüm İslami kaynaklarda yer alan görüşlerde bu sıfat gerçek ise Allah Kuranın varlıgı ile ve peygamberler sebebi ile bizzat Halike muhtaç oluyor. Yoksa aracıya gerek kalmazdı. O halde ya Allahın Kıyam Bi-nefsihî diye bir sıfatı yoktur ve dogru degildir ya da peygamberligini iddia eden ve Allah ile insanlar arasında aracılık yaptıgını iddia eden peygamberler gerçegi söylemiyorlar.

Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir. * (MAİDE SURESİ / 19)

* * Bu ayette Allahın gücünü yetirmek için bir uyarıcıya, müjdeciye ihtiyacı oldugu anlaşılıyor. Bir uyarıcı olmadan kendini ispat edemiyor, insanları kendisine inandıramıyor ve peygamberlere muhtaç oluyor. Görev vermek ihtiyaçtan olur. Bir ihtiyacın yoksa, bir muhtaçlıgın yoksa kimseyi görevlendirmezsin.

Andolsun, senden önceki elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık yapanları çepeçevre kuşatıverdi. * (EN'AM SURESİ / 10)

* * Elçiler neden alaya alınmıştır, Allahın varlıgını bildirdikleri için alaya alınmıştır. Allah burada kendisini ispat için acz içinde kalmıştır, insanlar Allahın varlıgı ile alay etmektedirler. Allah da bu alayı engellemek için aracılara muhtaç olmuştur, üstelik birden çok aracıya muhtaç olmuştur. Bu aracıların varlıgına karşılık Allah bir türlü kendi varlıgını ispatlayamamakta ve yeni aracılara muhtaç olmaktadır.

Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz. * (YUNUS SURESİ / 74)

* * *Hiç bir yerde kaydı olmamakla birlikte, daha dogrusu sadece hadis olmakla birlikte şu 124.000 peygambere de deginmekte fayda var. Allah insanları kendi varlıgına inandırmak için 124.000 kişiye degişik zaman ve mekanlarda ihtiyaç duyuyorsa Allahın yukarıdaki sıfatı gerçek dışıdır ve literatürden çıkarılmalıdır.

* * * Yok Allahın zikrettigim sıfatı gerçek ise o zaman peygambere ihtiyacı da olmaz.


* * * saygılarımla

ozgur_beyin
08-08-2007, 08:52
Sevgili dilaver, ben seni, zeki ,çevik, aynı zamandada iyi bir müslüman olarak bilirdim :lol:
Küresel ısınmaya rağmen, ümit bağladığım *dağlara kar yağdırdın. :cry:
'' *Kuş kanatsız uçmaz ,cacık *hıyarsız *olmaz, abdestsiz namaz olmaz'' gibi, bilimsel literatüre geçmiş araştırmaları olan sen, bu kadar basit bir konuya takılman ve anlayamaman beni sukuti hayale uğrattı.

Şimdi ben ,çok zeki ,çevik aynı zamanda ,biraz'' salaklık kursu'' almış *biri olarak, bu murat 124 ,pardon 124000
konusunu açıklıyorum. *Sevgili dilaver ,*Türkiye, dünyada bulunan 205(yaklaşık) *devletten biri, nüfusu 70
milyon *Türkiyede kaç cami var(senin kafan basmaz ben söyleyeyim :cry: ) 68000 .
Şimdi bu, kıytırık, islamı ''seven'' Türkiyede 68000 kadrolu imam bulunuyor da(sadece diyenette). koskoca allahın 124000 tane kadrolu pey-
gamberi olduğuna, inanmıyormusun?. Bu üzüntü içinde sana bir tek şey söyleyebilirim. Başına taş düşer inşallah.(GRANİT :lol: *OLSUN) :lol:

eylull
08-08-2007, 09:02
neredeyse belirsiz gibi gorunen bu detayi yakalamaniz beni gulumsetti..ne guzel bir acidan bakmissiniz.

zelzeleci
08-08-2007, 19:50
Modern insanın ilk ortaya çıkış tarihi de yaklaşık 50 bin yıl önceye dayandığına göre Heptelehübehübübü her yıl ortalama 2.5 peygamber yollamıştır. Belki de halen gönderim devam ediyordur. Belki uploadda sorun yoktur, sorun downloaddadır. İkinci bir görüş de eski peygamberlerin neanderthal, georgicus soylarından olma teorisidir. İkinci görüş bilim dünyasında daha yaygın olarak kabul görmektedir.

soro
08-08-2007, 21:55
sevgili dilaver,

Allah hiçbir şeye ihtiyaç duymaz.
Senin dediğin elçilere,peygamberlere biz ihtiyaç duyarız.
Zira bizlerde Allah *ile direk irtibat kuracak donanım yoktur.
arada bizlere tam bir rehber olacak insan olan ve insan gibi acıkıp,acı çekebilen,üşüyüp, aile kurabilen,üzülüp sevinebilen vb.insani özellikleri olan elçiler tampon vazifesini görmek üzre gönderilmişlerdir.

zelzeleci
08-08-2007, 22:11
Allah'ın elçilerinin de insani özellikleri biraz fazla kaçmış galiba. Uçkurları, ticaretleri vs.

soro
08-08-2007, 22:15
sorunun ciddiliği cevabı verilinceye kadar mı?

thunderpoint
08-08-2007, 22:27
Sevgili soro,

Kanayan yaraya tampon basan insan, yaranın acımasızlığı karşısında güçsüzdür.

Eğer herşeye rağmen hiç bir yerin kanamıyorsa güçlüsündür.

Sevgiler...

zelzeleci
08-08-2007, 22:27
Benim cevabım daha ciddiydi aslında, hem de bilimsel. :)

soro
08-08-2007, 22:36
thunder, senin kan dediğin bana vişne şurubu gelir.ben kan görmüyorum.kaçak güreşenler ve (sözüm topikten dışarı) çamur atanlar dışında da kan gören yok.
zelzeleci,kısa ve öz yazmışsın sağol.

Nebenbuhler
08-08-2007, 22:37
Arkadaslar Allah elbette mecburdu bazi seyleri kullarina bildirmeye Muhammedin icinden gecenleri bilip onun icin Zeyd karisini bosadiginda onunla evlenebilmek icin ayet göndermek zorunda kalmistir bu olay coook önemlidir ki bundan sonra evlatliklari *karilari ile bosandiginda onunla evlenilebilinsin...
Ickinin yasaklanmisi gerekti,Muhammedin zamaninda bile iciliyordu islamla birden yasaklanmadi icki,allah onu yasaklamak zorundaydi.vs..vs...Allahin bir sucu yok cünki kendisi yok..Muhammedin Allahi bunu yapmak mecburiyetindeydi..yoksa Muhammedi kimse ciddiye almiyacakti..Sygl..

seyyah3441
08-08-2007, 22:41
Sevgili *soro,

Akıllara *şeytani (!) sorular da gelmiyor değil,

Zamandan ve mekandan münezzeh,samed, ehad olup ezel de ve ebed de var olan yüce yaradan
yarattığı insanı *gönderdiği peygamberlere muhtaç olmayacak donanımda yaratamazmıydı.Hem böylece dünya biraz daha yaşanılası bir yer olmazmıydı.

Öte yandan meleklerle de polemiğie girmemiş olurdu.Ki onlar "Bizler senin yarattıkların olarak seni herzaman tesbih ettik ve sana yöneldik ama sen halefin olarak dünyada bozgunculuk yapacak insanı yaratıyorsun" diye serzenişte bulunmuşlardı.

Yoksa insanı başka bir tanrımı yarattı..:)

pante
08-08-2007, 22:46
Muhammed/ 7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.

08-08-2007, 22:46
soro-Zira *bizlerde *Allah * ile *direk *irtibat *kuracak *donanım *yoktur.

elbette bizde o donanım yok, *irtibat için sara hastası olmak şart, birde iyi sallama sanatı.

soro
08-08-2007, 22:46
seyyah 3441 ben görmeyeli baya değişiklik olmuş sende.pek aklım ermedi.hele biraz annat bakalım.

seyyah3441
08-08-2007, 23:04
:::)))

değişiklik yok soro...

sadece *bir garip soru::))

dilaver
09-08-2007, 21:54
Allah hiçbir şeye ihtiyaç duymaz.
Senin dediğin elçilere,peygamberlere biz ihtiyaç duyarız.
Zira bizlerde Allah *ile direk irtibat kuracak donanım yoktur.
arada bizlere tam bir rehber olacak insan olan ve insan gibi acıkıp,acı çekebilen,üşüyüp, aile kurabilen,üzülüp sevinebilen vb.insani özellikleri olan elçiler tampon vazifesini görmek üzre gönderilmişlerdir.


* * * sevgili soro

* * * elçilere peygamberlere biz ihtiyaç duyuyorsak onları biz atıyoruz demektir ve sonuna kadar haklısın. Peygamberleri insanlar yaratmıştır. Peygamberleri onlar atamıştır. Özellikle de din yapıcılar atamıştır.

* * * Bizlerde Allah ile irtibat kuracak donanımın olmadıgı kesin ama bu demek degildir ki Allah ta da bizlerle irtibat kuracak donanım yok. Sıfatlar tanımına göre olması gerekiyor, ama peygamberler gerçekse olmadıgı anlaşılıyor. Var mı yok mu bu donanım ona karar verin artık. Soru şu.

* * * Allahın tüm insanlarla tek tek irtibat kuracagı bir donanımı var mı, yoksa bu irtibatı kurmak için peygamberlere mi ihtiyacı var.

* * * Üzülme peygamberden vaz geçemeyecegine göre Allahın bu sıfatını kaldırırsınız olur biter. Böylece benim gibi münzevirler de bu soruyu sormamış olur. Nesh edersiniz yani. Yüz yıl sonrada bu sıfat unutulur, hatırlayan olursa da sahih degildi dersiniz. Sen olmasan bile bazıları hadisi ve sünneti reddetmiyor mu.

* * *Haa bir yol daha var. Ben Arapça bilmedigim için Arapça metinde şöyleydi de sen anlamazsın bu işlerden diye de işin içinden sıyrılma imkanın var. O zaman ben de bu işi özgürbeyin e mecburen havale ederim.

* * * Merak etme sıfatı kaldırdın mı niteligi de degişmez, gene Kuran da peygamber de yerli yerinde durur. Hatta risaleler bile yerinde durur. Risaleye bir şey olmazsa senin için de problem kalmaz herhalde. Kolay gelsin.

* * * saygılarımla

soro
17-08-2007, 23:59
dilaver ateist düşünce tarzı ile bu işler yürümez.kendi kurguladığın mantığın ile hakikatlar aynı olmak zorunda değil.dinin kendi mantığı vardır,sizinkine benzemez.yazının neresinden tutayım bilmiyom,
" elçilere *peygamberlere *biz *ihtiyaç *duyuyorsak *onları *biz *atıyoruz *demektir *"

demişsin.bu mantık gerekliliği nereden çıktı mesela?böyle bir tutarlılık yok.
yazın yanlış mantık önermeleri ile dolu.

yani aynı kelimeleri farklı ve kasdedilmeyen manalara çekersek,olay içinden çıkılmaz bir hal alır.seni biraz stresli gördüm,benim kasdettiğim manayı değiştirerek bir önerme sunmuşsun.hiç olmadı bu iş.hadi diğerlerini yazmıyım.sen senaryoyu çizmişsin ne desek boş.bizim adımıza yazmış oldukların kendi çıkarımların olup,gerçekle mutabık değildir.

dilaver
18-08-2007, 00:03
bir atasözü vardır, ya da bir halk deyişi :

*çevir kazıgı yanmasın, seninki uyanmasın der.


* saygılarımla

soro
18-08-2007, 00:20
arkadaşım makinalı tüfek gibi habire mermi sıkarsan,bizimki de kafa yani.dediklerinin kurgusu kendi mantığına dayanıyo,merkez senin mantığın.bu ise yanlış diyorum sana.

dilaver
18-08-2007, 00:25
:lol: *:lol: *:lol:

peki atışları azaltıyorum biraz. İslam devleti ile ilgili yazımı erteliyorum.


* saygılarımla

soro
18-08-2007, 00:29
kardeşim,ne devleti o nerden çıktı .ben bu topikteki palavra topcusu gibiki atışlarından bahsediyorum.kuru sıkı atıyorsun her defasında kafamızı eğiyoruz vurulmayalım diye ama boş çıkıyo sonu.vakit ve emek bışa gidiyo.

dilaver
18-08-2007, 00:42
palavra topcusu

* bak en azından bir şeyler ögretmişim. *:lol:


* *aygılarımla

18-08-2007, 01:57
Dilaver bu başlık çok ilginç olmuş. Ortaya konulan çelişki yanıtlanır gibi değil. Neyse o zaman sıra tevile gelir, başka konulara atlanır falan.

Bu arada bir de dinin kendi mantığı olduğunu öğrendik. İnsanlarınkine benzemiyor. Anlamaya çalışmak boşuna. Allah her şeye kadir ama insanlarla irtibat kuracak donanımı yok. Sorma, kabul et, çünkü dinin mantığı bu.

LifeOwneR
18-08-2007, 03:05
paylaşımın için tesekkür ederim dilaver Hocam . güzel yerden yakalamıssınız ve gercekten acıklanacak gibi degiL . * :wink:

seyyah3441
18-08-2007, 06:32
Sevgili * soro,
*
Akıllara * şeytani *(!) *sorular *da *gelmiyor *değil,
*
Zamandan *ve *mekandan *münezzeh,samed, *ehad *olup *ezel *de *ve *ebed *de *var *olan *yüce *yaradan
yarattığı *insanı * gönderdiği *peygamberlere *muhtaç *olmayacak *donanımda *yaratamazmıydı.Hem *böylece *dünya *biraz *daha *yaşanılası *bir *yer *olmazmıydı.
*
Öte *yandan *meleklerle *de *polemiğie *girmemiş *olurdu.Ki *onlar *"Bizler *senin *yarattıkların *olarak *seni *herzaman *tesbih *ettik *ve *sana *yöneldik *ama *sen *halefin *olarak *dünyada *bozgunculuk *yapacak *insanı *yaratıyorsun" *diye *serzenişte *bulunmuşlardı.
*
Yoksa *insanı *başka *bir *tanrımı *yarattı..


Sadece sorumu yineledim,okuyup beni aydınlatıcı cevaplar vermen dileğiyle sevgili soro.......

soro
18-08-2007, 06:38
arkadaşım dilaver *ve de takipçileri,

Allaha inanmamakla beraber,Allah hakkında soruyorsunuz.şimdi bu mantık mı?
,Sonra da sıfatlarından dem vuruyorsunuz.konuyu allak bullak edip,kendi mantıkcığınız doğrultusunda kendi sorularınıza cevapları da kendiniz veriyorsunuz.yani bizim inandığımız şeyleri kendi tanımlarınızla *özdeşleştiriyorsunuz.yahu sizin mantığınızın anlattıları değil ki bizim inandıklarımız.
zaten sizin mantığınızn tutarlılığı olsaydı ben de sizden olurdum.veya mantık tutarlılığı (buna akıl,vicdan da dahl) sağlayabilseydiniz siz de benim gibi olurdunuz.neyse herkes yerinde kalsın hele.

"Allahın *tüm *insanlarla *tek *tek *irtibat *kuracagı *bir *donanımı *var *mı, *yoksa *bu *irtibatı *kurmak *için *peygamberlere *mi *ihtiyacı *var. "


şimdi,sizin kafanızdakinden değil benim yazacaklarımdan değerlendirin.ve yazmadıklarımı da bir yol haritası gibi böyleyse böyledir,şöyleyse şöyledir demeyin.p ise q ,işlerini bırakın

Allahın vahdaniyeti ve ehadiyeti vardır.
ehadiyeti her bir tek *fert insan ile (varlık ile de) bir yaratıcı ve devam ettirici olarak olan nisbeti ve irtibatıdır.bu insanlarda ilham denen kalp telefonu (baktık kalbimizde telefon felan yok,palavra atma soro demeyin,mecazdir.söyleyim de baştan bir de o konuya girmeyelim şimdi) vasıtasıyla olur.Tabi bunu kelam sıfatı,kelimatullah için diyorum.Aynen rahmeti,şefkati,adaleti,azabı,gazabı her ne lazımsa da her bir insan için hususi işleyen bir irtibat vardır.insan da buna şahsi duası ile dahil olur,mukabele eder.bizler çoğu zaman Allahın bizimle olan irtibatını hissderiz zaten.bazen çok özel dualarımıza cevap verdiğini,bazen 5 kuruşluk harama bulaşsak hemen ardından 10 kuruşun bizden çıkıp gittiğini,bir küçük haksızlık etsek hemen bir şekilde cezasını çektiğimizi felan hep hissederiz.Allah her bir tekimizle tek tek ilgilidir bu hissediliyor bizlerce.
Allahın vahdaniyeti ise,umum varlıklara karşı tekbir yaratıcı ve devam ettirici olmasıdır.umumi kanunlar mesela,vahdaniyete bakar.su mesela,herkese nimettir rahmettir,ortak bir ikramdır.doğal afet herkese bir afettir,gazabdır.Allahın kainattaki büyük ve külli unsurlarla ilgili irtibatıdır.insanlık alemi,hayvanlar alemi,fırtına,deprem,denizler,uzay felan Allahın toptan yaratıcılığı ve devam ettiriciliğini hatırlatır.büyük ölçek yani.
Allah da,bizlere kendini tanıtırken ve irtibat kurarken,2 çeşit uygulaması vardır.
biri fertlerin tek tek işleri konusunda ilham yoluyla özel olarak irtibat (konuşma),
ikincisi,Alemlerin yaratıcısı ve devam ettiricisi ve Alemlerin Rabbi olarak büyük ve külli saltanatı hakkında konuşması ve teblig etmesi.
bir *başbakanın mesela,bir vatandaşla iki türlü konuşması olur.1-yolda sokakta selamlaşır,halini hatırını sorar,vs.2- bir kanun çıkarır (kur'an) ve de tebliğ ettirir.(peygamber) iki konuşma aynı vatandaşladır ama biri özeldir diğeri genel manada bir konuşmadır.birincisinde herbir kelam sadece o vatandaşadır,ikincisinde herbir kelam o vatandaşla beraber tüm yurttaşlaradır.burada olayın önemi,ve herbir vatandaşın tek tek gelip de o kanunu tebellüğ etmesi ,vs mümkün değildir.
Allahın kur'anı da herbirimize tek tek indirmesi Allah için mümkündür amma,herbirimiz 23 yılımızı bu işlere ayırırmıydık bilemem.hepimiz peygamber mi olmalıydık sizce.yani tercih bu yönde yapılmışsa ve başarılı şekilde işlemişse daha kafadan mantık yürütüp Allaha akıl vermeye ne gerek var.sizler inanmak için kendi peygamberliğinizi mi istiyorsunuz anlamadım.

dilaver ve ilgili arkadaşları,
"Üzülme *peygamberden *vaz *geçemeyecegine *göre *Allahın *bu *sıfatını *kaldırırsınız *olur *biter. *Böylece *benim *gibi *münzevirler *de *bu *soruyu *sormamış *olur. *Nesh *edersiniz *yani. *Yüz *yıl *sonrada *bu *sıfat *unutulur, *hatırlayan *olursa *da *sahih *degildi *dersiniz. *Sen *olmasan *bile *bazıları *hadisi *ve *sünneti *reddetmiyor *mu. "


1500 yıldır kimsenin aklına gelmeyen senin aklına gelmiş bravo.1500 yıldır hiçbir sıfat unutulmamıştır merak etme.senin gibilerin sorularının cevabı olmayacak olan bir dine benim senden bir eksiğim mi var ki ben tabi olayım?kendinizi birşey sanmayın senin kadar bende de akıl var,senin çözemediklerini çözdüğüm için müslümanım ben.yoksa yarı yolda vazgeçmeyi gerektirecek birşey olsaydı ben senden önce vazgeçerdim merak etme.senin soruların senden evvel bir tarih boyu soruldu,insanlar da bu sorular karşısında vicdanları muvacehesinde ikiye ayrıldılar.hepsi bu.
hadisi ve sünneti reddedenleri bilmiyorum.o ayrı konu.hadisi reddeden peygamber sözü değildir diyerek reddediyor yoksa peygamber yalan yanlış konuşmuş demiyor.dese dinden çıkmış oluyor zaten.
neyse sabah sabah anca bu kadar.

18-08-2007, 10:52
Sevgili soro,bizim çözemediklerimizi sen çözdüğün için değil de;bizim çözmüş olduğumuz gerçekleri sen kendi kafana göre yorumlayabildiğin için müslümansın.Ben birçok islamcı denen insanlar gördüm..Onlar seni,beni bile geçerdi..Ama onlara da bi baktığımda sonuçta ateist olanları vardı..Bu beni çok etkilemişti..Demekki;sadece islam dini dışından değil de,içinden olan kişilerde ateist olabiliyordu.Fakat onlar sana göre sapmıştır öyle değil mi? :) Bana göre ise; gerçekleri bulmuş ve huzuru yakalamış olan insanlardır..Senin görüşlerinin içinde;Halen bir Allah korkusu var.''Çok eleştirirsem çarpılırmıyım,başıma *bir iş gelir mi?'' diye..Ayrıca senin mantğında:''Allah ne derse,akan sular durur'' da var..Tabi bunlar benim kendi düşüncem..Sen yine kendini yırtarak:''Hayırr ben çok eleştirdim sorguladım inanılmaz derecede bilgi sahibi oldum ama sizin gibi olmadım'' diyeceksin..Bunlar senin kendini rahat hissetmende sahip olacak bahanelerindir..Bu kadarını sana söyleyeyim...

saygılarımla..

18-08-2007, 11:22
Aslında ilmi olarak bu zamana kadar incelenmemiş bir konuyu arkadaşımız gündeme taşımıştır. Bu ve buna benzer binlerce sorunun altında yatan sebep, Allah’ın cc. vahdaniyetinin bilinmememsinden kaynaklanmaktadır. Allah cc. nin sıfatlarının ne olduğunun bizlere aktarıldığı kaynakların büyük bir çoğunluğu uydurmadır. *Bu uydurmaya da hepimizin bildiği gibi terminolojide israiliyat denmektedir. Gelen hadislerin hangisinin doğru hangisinin uydurma olduğunu anlamak için ise bilinmesi gereken tek şey Allah cc. nin sıfatlarının Kuran’da çok açık bir şekilde yazılı olduğu ve hiçbir şekilde müteşabihe yer verilmediğidir.
Demek ki, Allah cc. nin sıfatlarını öğrenmek için Kuran yeterlidir. Ve herkes rahatlıkla bunu anlayabilir. *Bu ayetlerin çok detaylı açıklamalarını ve tahkiklerini anlatan kitaplar da her zaman bulunmuştur bugünde bulunabilir.

Gelelim Kuran-ı Kerim de ki ayetlerde Allah cc. nin hâşâ ve kella muhtaçlık durumuna.

Pante arkadaşın verdiği ayeti anlayabilirsek sanırım birçok sorun ortadan kalkar bu konuda diye düşündüğüm için bu ayetle başlıyorum. Zira siteye yazmış olduğu yorumlarından okuduğum kadarı ile konuların temeline basit ve net bir şekilde inebilecek bir eğitim ve bakış açısına sahip. Bu da Pante arkadaşın, inançsızlığı seçmiş olsa dahi, kendien ait bir düşüncesi olduğunun kanıtıdır bence. Ki, düşünce insan olmanın en temel şartıdır.

Muhammed/ *7. *Ey *iman *edenler! *Eğer *siz *Allah'a *yardım *ederseniz *O *da *size *yardım *eder *ve *ayaklarınızı *sağlam *bastırır.

Ayetteki muhatap “Ey iman edenlerdir”. Öyleyse Allah’a yardım edecekler iman edenlerdir. Allah’ın da yardım edecekleri iman edenlerdir. İman etmeyen birisi için Allah’a yardım etme söz konusu değildir. *Ama Allah’ın iman etmeyene de yardımı söz konusudur.

Burada şunu da açıklamak isterim ki, kendini akıllı sanan buraya yorum yazmış bir arkadaş, R.Ekrem sav. *sara hastalığı ve sallama ile itham ederek kendi cehaletini ortaya koymuştur. *Bence bir mahsuru yoktur. *Allah böyle ahmaklara da yardım eder inşallah. Zira nice akıllı görünenler vardır ki, şeran mesuliyetleri bile yoktur. Çünkü şuurdan yoksunlukta bir nevi arazdır. Allah akılsızlardan hesap sormayacağını da belirtmiştir.
Neyse asıl meseleye dönelim.

Demek ki, Allah’a yardım etmek için çağrılanlar iman edenlerdir. Bu ise Allah’ın muhtaçlığına halel getirmez. Aksine Allah’ın azametine teslim olmuşların uyması gereken bir durumdur da.
Öyleyse Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Allah’a yardım ise, O’na teslim olmuşların O’nun adına bu dünyada ki görevleri O’nun istekleri doğrultusunda yapmalarıdır. Bunu da tek bir cümle ile şöyle açıklayabilir ki, o da
Amelinizde rıza-i ilahi olmalıdır.

Ayrıca, şu ayeti dikkatli olarak tetkik ederseniz bu konuda daha net fikre sahip olabilirsiniz.
Ayet Tevbe suresi 111.ayettir.

Allah cc. nin neden direkt olarak insanlar ile bizzat görüşmediği ve Elçiler gönderdiği ile ilgili çok ama çok bu asırda artık anlamsız olmuş bir soruyu yanıtlamak istemem açıkçası.

Ancak şu kadar derim ki,
Bugün cumhurbaşkanını herkes televizyondan görüyor. *Ama konuşmak için izin alamıyor. Tokalaşmak için illa cumhurbaşkanından bir izin gerekiyor. *Cumhurbaşkanı adına onun yaverleri iletiyor emirlerini. *Özel olarak O’nun la konuşabilmek için bir ilgi ve alaka peyda olması gerekiyor ki cumhurbaşkanın dikkatini çekebilip tokalaşabilelim.

Hiç mümkün mü, yaratılmış bir mahlûk olan insanın başında olan birisi bile bunca azameti gösterirken, tüm kâinatın sahibi Allah cc. bu azametten yoksun olsun. Hâşâ ve kella.

Bazı arkadaşlar iyi de Allah’ın televizyonu nerde ki oradan O’nu görelim diyebilirler.

Bu sorunun yanıtını kâinatı seyredin diyerek rahatlıkla verebilirim. Evet, kâinat seyrine doyum olmayan üç boyutlu bir seyran gâhtır. *Alıcınızın çapına göre kainatta gezebilir ve O’nun esmalarını gözlemleyebilirsiniz.

Bu arada bir şeyi de açıkça belirtmek gerekir ki, kabul etmek başkadır, ret etmemek bütün, bütün başkadır.
Selamlar.
ED.

soro
18-08-2007, 11:26
(dilaver bak topikini reyting şampiyonu yapıyom,hakkımı isterim ha!)

3441,yazını yeni gördüm,(2.sini) kusura bakma,

"Zamandan * ve * mekandan * münezzeh,samed, * ehad * olup * ezel * de * ve * ebed * de * var * olan * yüce * yaradan * * *yarattığı * insanı * * gönderdiği * peygamberlere * muhtaç * olmayacak * donanımda * yaratamazmıydı."

yaratırdı.

"Hem * böylece * dünya * biraz * daha * yaşanılası * bir * yer * olmazmıydı."

olur muydu olmaz mı idi,bu gaybdır ayrı konudur.ayrıca dünya daha yaşanılası yer olsa nolur olmasa nolur,gelip geçicidir ve milyarlar seneye sığmayan bir hayata nisbeten 60-70 sene bir hayat * * * yok hükmündedir.niye herşeyi dünya bazlı düşün üyüm kü.ahiret var.

* ""Öte * yandan * meleklerle * de * polemiğie * girmemiş * olurdu."

ne polemiği?maddi dinden uzak kafa ile dini olguları değerlendirirsek yanlış ederiz.bu konular bizim algılarımızın dışındaki olaylardır.polemik diye değerlendirmek yanlıştır.


"Ki * onlar * "Bizler * senin * yarattıkların * olarak * seni * herzaman * tesbih * ettik * ve * sana * yöneldik * ama * sen * halefin * olarak * dünyada * bozgunculuk * yapacak * insanı * yaratıyorsun" * diye * serzenişte * bulunmuşlardı. * "

bu durum meleklerin herşeyi bildiğini ve hatta allahdan daha iyi bildiğin i mi gösterir?meleklerin haksız olduğu aşikardır ve de zaten ayetin devamında derler,sen sübhansın ve bildirdiğinden başkasını bilemeyiz diye
* *
*" Yoksa * insanı * başka * bir * tanrımı * yarattı.. "
sence?


felsefeci,arkadaşım sorgulama ayrıdır,şüphe ayrıdır.ben Allahın varlığından ve dediklerinden hiç şüphe duymadım.sorgulama dediğimiz de sizin gibilerden gelen ki,ayette yüvesvisü fi sudurin nası minel cinneti vennas ,geçer. insan ve cinlerden olan vesvesecilerin (ana adı şeytandır) vesveselerinin *cevaplarını bulmak olmuştur.
tabii ki,en ufak bir vesvesede terketmek,inkar etmek en kolayıdır.hem de zahmetsizdir.günde beş defa şapır şupur abdest yok,namaz yok.ramazan geldi oruçmuş sahurmuş iftarmış dert yok uğraş yok.haliyle zaten nefse uygun gelir inkar etmek en kolay yoldan bir şüphe vesvese ile hemen dinden çıkarlar.bizimki zor olandır.bu kadar maddi meşakkatin yanında bir de manevi baskı var.yobazlıktan tut ta gericiliğe kadar demediğinizi bırakmıyorsunuz amma biz hakkı bulduğumuz için bırakamıyoruz.kolaycılığa kaçamıyoruz.
herkes kendi nefsine uygun olanı tercih eder.kimi de nefsini değil kalbini,vicdanını aklını dinler .durum budur.

18-08-2007, 11:46
Dediklerin keşke doğru olsa soro..Maalesef bu dediklerinin hiçbir ehemmiyeti yok benim için..Ayrıca şu var;islam sana göre doğrudur..Çünkü müslüman bir çevrede dünyaya gelmişsin biraz da bilgil edinmiş birikim kazanmışsın..Bunları inkar edemezsin..Ben dinci bir çevrenin arasında bulunduğum halde,bunları sürekli sorguladım..Dediğine göre şeytanın vesveselerine kapıldım :) Ama nedense;bu her din için geçerli sanırım.Geçen gün bi hristiyan arkadaşımla konuşuyordum.Bana:'' Ya dostum,kişi isayı reddeder ve diğer bir inanca ya da inançsızlığa geçerse,şeytan bu kişiyi kandırmıştır''diyor.Peki bu şeytan hristiyanlağa mı hizmet ediyor, islama mı :) Hristiyan birisi imandan dönerse islama geçerse şeytanın vesvesesine kapılıyor oluyor..Bir müslüman,hristiyan ya da ateist olduğunda ise yine şeytanın oyununa geliyor..Artık bir karar verseniz iyi olur...Hangisi gerçek, hangisi yalan :) (Çağrı filminde hamza'nın söylediği söz) :) Şaka bir yana,hiç kimse yoğurdum ekşidir demez..Seninkisi de aynı hesap..

saygılarımla..

18-08-2007, 14:14
Yardımın sözlükteki karşılığı şu: Birinin karşılaştığı güçlükleri, sıkıntıları hafifleten hareket.

Burada kavram kargaşası içinde ana tema kaçırılıyor. Adı geçen ayet indiğinde herhalde durum pek müslümanların lehine değilmiş ki Allah'ın yardıma ihtiyacı olmuş. Bu yardım da zaten inanmayanlardan gelemezdi ki! Elbette iman edenlerden gelecekti. Ama anlaşılan bir bozulma, inanç yitirme havası vardı ki, iman edenlerini imanını güçlendirmek, onları teşvik etmek gerekmiş. Tabi karşılıksız yardım olmayacağı düşünülerek "ben de size yardım ederim" denilmek suretiyle bu karşılık sağlanmış.

Yardım sözcüğünün anlamına göre yukarıdaki sonuç gayet tabiidir. Ama yardımdan kasıt "Amelinizde rıza-i ilahi olması" ise, zor atfedilebilecek bir şey. Zaten amel, "bir kimsenin din buyruklarını yerine getirebilmek üzere yaptıkları" anlamında. Ben burada amelden namaz gibi ibadete ait hareketleri anlıyorum. Şimdi namazın ilahi onama ile olması nasıl bir şey? Yani böyle bir yardım, ne biçim bir yardımdır? Yardım mıdır?

Herhalde bir önceki tümce bu işi daha iyi anlatıyor: "O’na teslim olmuşların O’nun adına bu dünyada ki görevleri O’nun istekleri doğrultusunda yapmalarıdır". Burada da aynı anlam çıkıyor ama tümcenin altında başka bir anlam seziliyor. Yani yine bahsedilen namaz, niyaz falan değildir. Burada Müslümanlar bayağı bunaltıdalar, 'gelin imansızların hakkından gelmek için uğraşın' çağrısı var. Yoksa durup dururken neden yardım çağrısı yapılacak ki? Bunun yerine "Namaz kılın, bana ibadet edin, hacca gidin" falan derdi.

K.C.
18-08-2007, 15:07
Hiç mümkün mü, yaratılmış bir mahlûk olan insanın başında olan birisi bile bunca azameti gösterirken, tüm kâinatın sahibi Allah cc. bu azametten yoksun olsun. Hâşâ ve kella.
ED.

Said-i Nursi'nin "hiç mümkün mü" diye başlayan cümlelerini pek bir severim.
Müslüman arkadaşlar da seviyor olmalılar ki hem sürekli bunları yazarlar, hem de bir şeye inandırmak için bu soruyla başlarlar..

Peki şunu düşünürler mi ki: "hem mümkün mü" diye başlayan bir cümleyle Allah için mümkün olmayan bir şey izafe ettiklerini, Allah'a acziyet yüklediklerini??

Hem her şeye kadir diyeceksin, hem de "hem mümkün mü ki" diyeceksin. Ya birini, ya ötekini kabul edeceksin, bu ikisi yan yana olmuyor...

Cumhurbaşkanı ile Allah benzetmesi arasında en bariz fark vatandaşlarını yaratan Cumhurbaşkanı değildir. Cumhurbaşkanının her vatandaşıyla iletişime geçebilecek bir kudredi yoktur. "Benim cumhuriyetin başkanı olduğumu kabul eder ve inanırsanız gül gibi geçinir gideriz, benim Cumhurbaşkanlığımı kabul etmezseniz sizi idam ettiririm" demek gibi bir durumu yok. (Sanırım bu noktada Cumhurbaşkanı farklı ses ve inançlara daha tahammülkar ve daha adil oluyor.)

18-08-2007, 16:26
Said-i Nursi'nin "hiç mümkün mü" diye başlayan cümlelerini pek bir severim.
Müslüman arkadaşlar da seviyor olmalılar ki hem sürekli bunları yazarlar, hem de bir şeye inandırmak için bu soruyla başlarlar..

Peki şunu düşünürler mi ki: "hem mümkün mü" diye başlayan bir cümleyle Allah için mümkün olmayan bir şey izafe ettiklerini, Allah'a acziyet yüklediklerini??

Hem her şeye kadir diyeceksin, hem de "hem mümkün mü ki" diyeceksin. Ya birini, ya ötekini kabul edeceksin, bu ikisi yan yana olmuyor...

Cumhurbaşkanı ile Allah benzetmesi arasında en bariz fark vatandaşlarını yaratan Cumhurbaşkanı değildir. Cumhurbaşkanının her vatandaşıyla iletişime geçebilecek bir kudredi yoktur. "Benim cumhuriyetin başkanı olduğumu kabul eder ve inanırsanız gül gibi geçinir gideriz, benim Cumhurbaşkanlığımı kabul etmezseniz sizi idam ettiririm" demek gibi bir durumu yok. (Sanırım bu noktada Cumhurbaşkanı farklı ses ve inançlara daha tahammülkar ve daha adil oluyor.)
________________________________________


Sayın K.C.

Said Nursi'nin hiç mümkün mü diye başlayan cümleleri Said Nursi'yi bağlar. İlla da başkası *o girişi kullanmayacak diye bir durum takdir edersiniz ki söz konusu değildir.

Yazdığım her satır ve harfin kendi cümlem ve sorumluluğum olduğunu özellikle belirtmek isterim.

Gelelim asıl meseleye,

Cümlede ki, hiç mümkün mü ki ile işaret edilen 1.tekil şahıs örnekte ki ilk şahıstır. yoksa yanlış anladığınız gibi, Allah cc. yi mümkün olarak kulun vasıflandırması değildir.
Cumhurbaşkanı örneğini test etmeniz için ise, her türlü şart elinizin altında. Gidin madem sen cumhurbaşkanısın ve başımsın o zaman gel seni bir kucaklayım deyin. Ne olacak sonunuz buradan yakınlarınız haber versin.
Cumhurbaşkanının adil olup olmadığına ise zaten bu topraklarda yaşayan herkes kendince bir karar vermiştir.

"Benim cumhuriyetin başkanı olduğumu kabul eder ve inanırsanız gül gibi geçinir gideriz,demişsiniz;

Zaten Allah cc. de bunu söylüyor. Sorun yok yani. Sadece Cumhuriyet değil asıl adın, Rububiyet olduğunu anlatıyor.

"Benim cumhuriyetin başkanı olduğumu kabul eder ve inanırsanız gül gibi geçinir gideriz, benim Cumhurbaşkanlığımı kabul etmezseniz sizi idam ettiririm" demek gibi bir durumu yok; demişsiniz.

Deniz gezmiş'in Adnan Menderesin veya İstiklal mahkemelerinde ki onbinlerce Anadolu halkının neden asıldığını sanırım siz benden daha iyi etüd etmişsinizdir.
Selamlar.
ED.

K.C.
18-08-2007, 16:53
Sayın Dalbil,
Benim demek istediğim şeyin sizin yanıtlarınızla alakası yok.

Allah'ı illa bir insana indirgeyecekseniz bu Cumhurbaşkanı değil yaratma sıfatı nedeniyle ancak baba veya anne olabilir. Anne ve babalarımız tıpkı Allah gibi bizi severek dünyaya getirmişlerdir. Ve (genellikle) istediğimiz zaman onlardan randevu almadan ve aracı koymadan onlarla iletişim kurabiliriz. Onlar da kendi çocuklarıyla iletişim kurmak için içlerindeki bir kardeşimizi kullanmazlar (genellikle). Tüm çocuklarına direkt hitap edebilecek kapasiteye sahiptirler.

Cumhurbaşkanlığını kabul etmekle ilgili de şöyle söyleyeyim. Abdullah Gül büyük bir ihtimalle Cumhurbaşkanı olacak ve onun cumhurbaşkanı olmasını istemeyen en az bir %20 halk var. Bu halkı onu tanımıyorlar diye (farzı mahal kabul etmiyor bu halk bunun başkanlığını) ateşe atar mı? Yakar mı? İdam eder mi?
İnsan yazması kanunlar sanki biraz daha hoşgörülü ve adil... hala aynı fikirdeyim.

18-08-2007, 17:18
Sayın K.C.

"Allah'ı illa bir insana indirgeyecekseniz bu Cumhurbaşkanı değil yaratma sıfatı nedeniyle ancak baba veya anne olabilir. " demişsiniz.

Verilen örneği ve incelerseniz örneklemenin temelinde adiliyet ve düzenin başı olmayla ilgiliydi.
Ama Allah'ın ne anne ne de baba ve de ne bir başka bir şey ile mukayese edilmesi mümkün değildir.

Amma derseniz ki, Allah madem bizleri yarattı o zaman sorumluluk onun. Bunun cevabıı Allah'ın Rububiyeti ile zaten açıklanabilir.

İnsan yazması kanunlar daha bir adil ve hoşgörülü demişsiniz. Marx'ın hukuk hakkındaki şu varsayımı bence çok doğru ve yerindedir. *"GÜÇ KİMİNSE KURAL ONUNDUR"
Bu cümle aslında birçok şeyi net olarak anlatır. *Güç olarak hangisini seçti iseniz doğal olarak o yönetim de sizindir.

Ben şahsen nasıl emevilerden başlayıp ta bu zaman kadar gelen zümre hakimiyetini Allah'ın hakimiyeti olarak kabul etmiyorssam, izmler adı altında sekülerizmi de kabul etmiyorum. Bugün insan kuralları adı altında dayatılan sevgi kardeşlik kavramlar ütopyadır. Allah cc. nin rasyonellikten uzak olduğunu da düşünmüyorum. Yeter ki, rasyonelliğin dayandırılıdığı güç tüm kainatı kapsayan bir güç olsun. Eğer başlangıca net bir şey koyamazsanız, alttaki, kavramlar havada kalır.

Gücün ve kuşatıcılığın ne olduğu konusunda Kuran-ı Kerim den Nemrut kıssasını okumanızı öneririm.

Selamlar
ED.

18-08-2007, 17:21
Sayın K.C.
Bu arada, birkaç gün internetten uzak kalacağım. Yanıt vermem gereken bir durum olursa inşallah dönünce vermeye çalışırım.
Tekrar selamlar ve iyi tatiller.
ED.

K.C.
18-08-2007, 17:33
Madde 1
Tüm insanlar özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdanla donatılmış olup birbirlerine karşı bir kardeşlik anlayışıyla davranır.

Kur'an
5/51- Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

9/23 Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
********************************

Madde 4
Kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; kölelik ve köle ticareti her türüyle yasaktır.

Kur'an
4/3 Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

16/75 Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.

********************************

Madde 5 Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanamaz.

Kur'an

5/38- Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

24/2- Zina eden kadin ve zina eden erkekten her birine yüzer degnek vurun.

********************************
Madde 16
1. Evlenme çağındaki erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da din bakımından sınırlamalar yapılmaksızın evlenmeye ve bir aile kurmaya hakkı vardır. Evlenirken, evlilik sırasında ve evliliğin bozulmasına ilişkin hakları eşittir.

Kur'an
2/221- İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadinlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadin hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadindan daha hayirlidir. Iman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle, kadinlarinizi evlendirmeyin.

********************************

Madde 18
Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır. Bu hak, din inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını, tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, tören ve ibadet yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.

Kur'an

4/144Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.

********************************
Madde 12
Kimsenin özel yaşamı, ailesi, konutu ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.

Kur'an
4/16- Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

konuyu dağıtıyorsam özürlerimi arz ederim. :)

18-08-2007, 19:27
İNSAN HAKLARI
Madde 01- Her insan özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdanla donatılmış olup birbirine karşı kardeşlik anlayışıyla davranır.

-Somali, Sudan, Etiyopya *sanırım bu maddeyi cerh eder.


Madde 02- Herkes; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş ya da benzeri bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirgede öne sürülen tüm hak ve özgürlüklere sahiptir.
Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında ya da kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir egemenlik sınırlaması bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu ülke ya da alanın siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanılarak hiçbir ayrım gözetilemez.


-Herhangi bir Amerikan veya İngiliz vatandaşının tüm dünyada ayrıcalığını ve imtiyazını öğrenmek için elinizin altında internet var. Ya da en yakın da incirliğe bir gidin. Veya Hindistan’da elleri kesilen milyonlarca kişiye bakın.


Madde 03- Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve güvenliğin hakkı vardır.
Bugün Doğu Türkistan da yapılan daha dün Avrupa’nın göbeğinde ki Bosna da yapılanlar ve toplu mezarlar ne olacak peki?

Madde 04- Kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz, kölelik ya da köle ticareti her türüyle yasaktır.


-En komiği de bu. Asgari ücretli en yakınınızda ki birisi bunu yanıtlasın.


Madde 05- Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da ceza uygulanamaz.


-Aman aman sevsinler kuralı. 1980 öncesi ölüm ilanlarına bakmak gerek şimdi?


Madde 06- Herkesin, nerede olursa olsun, yasa önünde kişi olarak tanınma hakkı vardır.


-Hacı Hüsref mahallesine gidin ve bu maddeyi sorun bakalım ne diyecekler size. Bugün bile onbinlerce vatandaşın peşinen damgalı olarak mahkemelerde neler çektiklerini öğrenmek istemeniz yeterli.


Madde 07- Herkes yasa önünde eşittir ve herkesin ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu bildirgeye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcılık kışkırtıcılığına karşı eşit korunma hakkına sahiptir.



-Bir dostumun evi soyulmuştu. Hırsızın yerini biliyorsan söyle alalım. Yoksa her gün yüzlerce ev soyuluyor nerden bulalım diyen karakol memuru bu maddeden demek ki bi haber. 


Madde 08- Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.



-Bu da çok matrak. İç hukuk yolları kapanmadan diye devam eden asıl kılçığı neden yazmamışlar acaba.


Madde 09- Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.



-Of of sevsinler maddeyi, Siz Mardin de yaşadınız mı hiç?

Madde 10- Herkesin, hak ve hükümlülükleri belirlenirken ve kendisine herhangi bir suç yüklenirken tam bir eşitlikle bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından hakça ve açık yargılanmaya hakkı vardır.


-Valla bu maddeye ne yazayım ki. İçeri girmeye niyetim yok.

Madde 11- a) Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerinin tanındığı bir açık yargılanma yoluyla, yasaya göre suçluluğu kanıtlanana değin suçsuz sayılma hakkı vardır.
* * * * * * * *b) Hiç kimse işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya kusurdan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.


- Küba daki quantamolo(yanlış yazdıysam adı özür dilerim) hapishanesi, sakallı diye uçaktan atılanlar, Newyork da sokakta yürürken Müslüman olduğu için işkence gören öğrenciler ne olacak peki.
Evleri yurtları basılan, teşhir edilen hiçbir suç işlememiş fişlenmiş milyonlarca insandan biri değilsiniz sanırım.


Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır.

-Ne kulaktı adı unuttum. Telekulak evet. Mahkeme bu duruma ne cevap verdi acaba. Ayrıca gözetle benimiydi neydi o oyun ile millet kendini gönüllü izlettiriyor, izleyenler sabah akşam onları izliyordu. *Bu da ayrı bir vakıa.

Madde 13- a) Herkesin bir devlet sınırları içinde yer değiştirme ve oturma özgürlüğüne hakkı vardır.
* * * * * * * *b) Herkes, kendi ülkesi de dahil , herhangi bir ülkeden ayrılma ve ülkesine dönme hakkına sahiptir.

–SSk ve bağkur borcu olan nah çıkar bu ülkeden.

Madde 14- a)Herkesin zulüm altında iken başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.

–Aman, aman sevsinler. Irakta bir adam kalmaz alsınlar o zaman. İkiyüzlülüğü anlamak için b maddesini okuyun daha iyi.

* * * * * * * *b) Gerçekten siyasal nitelik taşıyan suçlardan ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz.

Madde 15- a) Herkesin bir uyrukluğa hakkı vardır.
* * * * * * * *b) Kimse keyfi olarak uyrukluktan yoksun bırakılamaz. Kimsenin uyrukluğunu değiştirme hakkı yadsınamaz.


-Sırf fikri uymuyor diye vatandaşlıktan atılanların listesine ulaşmak için adres. www.google.com

Madde 16- a) Yetişkin erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da din bakımından herhangi bir kısıtlama yapılmaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır. Evlenirken, evlilik sırasında ve evliliğin bozulmasına ilişkin hakları eşittir.
* * * * * * * *b) Evlilik, ancak istekli eşlerin özgür ve tam oluruyla yapılır.
* * * * * * * *c) Aile, toplumun doğal ve temel birimidir ve toplum ve devlet tarafından korunur.


-Evlenen sayısı boşanan sayısından azdır. Boşanmaların büyük çoğunluğu ekonomiktir. Ekonomiyi yönetenler ise kimlerdir 

Madde 17- a) Herkesin, tek başına ya da başkaları ile birlikte, mülkiyet hakkı vardır.
* * * * * * * *b) Kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.


-Bu maddeyi yazanlar belediyelerin keyfi hamurlamalarından habersiz sanırım. Varsa paşan dayın, yol zikzak çizer uğramaz. Yoksa paşan amcan o zaman kondururlar hemen bir misafirhane erkânları kalsın diye. Bu konuda zaten yaralıyım, en iyi susmak lazım.


Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını, tek başına ya da toplumca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve gözetim yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.


-Kuran kursları ve cem evlerinin durumu bunu açıklar zaten.

Madde 19- Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve hangi yoldan, hangi ülkeden olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.

- Yasak yayınlar diye bir şey duymuş muydunuz?

Madde 20- a) Herkes, barışçı toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir.
* * * * * * * *b) Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.

-Anahtar kelime burada barış. Ne kadar da dibi olmayan bir kavram. Antlaşma deseler anlayacağım. Ama barış bir savaştan sonra olur. Barışı savunmak için savaşı savunmak gerekir. Neyse bu konu uzar şimdi.

Madde 21- a) Herkes, doğrudan ya da özgürce seçilmiş temsilciler aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.
* * * * * * * *b) Herkesin, ülkesindeki kamu hizmetlerine eşit girme hakkı vardır.
* * * * * * * *c) Halkın istemi, yönetim otoritesinin temelidir. Bu istem, genel ve eşit, gizli ve özgür oya dayalı dönemsel ve gerçek seçimlerle belirtilir.

-Bir milletvekilinin seçilmek için harcadığı para bence en az 1 trilyondur. Eski para ile. Yönetim hakkıymış. Beş senede bir sandık ile dayatılmış ilkelere oy atmak yönetimse eğer ne denir ki. Doğrudan yönetimin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, Akdeniz de ki bir antik kente gidin. Oradaki tiyatro alanlarının neden yapıldığını öğrenin. Xantos’a gidin hazin sonu araştırın. J.J.Rossue’nun parmakların göründüğü en son noktada biter demokrasi sözünü inceleyin.

Madde 22- Herkesin, toplum bir üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütle kaynaklarına göre herkes onur ve kişiliğinin özgür gelişmesinin ayrılmaz bir öğesi olarak ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleşmesi hakkına sahiptir.

-bu maddeyi yazmaya bile gerek yok.

Madde 23- a) Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.
* * * * * * * *b) Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.
* * * * * * * *c) Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gereğinde başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
* * * * * * * *d) Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

-Bu maddeye ise, bordrolu veya emek yoğun işçi olanlar benden daha iyi yanıt verebilirler. Hem okusunlar böyle bir hakları varmış. Yarın tez elden haklarını istesinler  Ben onları ziyaret ederim f tiplerinde.

Madde 24- Herkesin, iş saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve ücretli dönemsel tatiller dahil, dinlenme ve boş zamana hakkı vardır.

- Vay anasını ya bunu bilmiyordum. Çukurovada ki ırgatlarında kesin yoktur bundan haberleri.

Madde 25- a) Herkesin, kendisi ve ailesinin sağlık ve gönenci için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes; işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi denetiminin dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.
* * * * * * * * b) Analar ve çocukların özel bakım ve yardım hakları vardır. Tüm çocuklar, evlilik içi ya da evlilik dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın aynı toplumsal korumadan yararlanır.

- - Kanserden vefat eden yeğenim için arabayı sattığımda bunun böyle olmadığını kendim müşahede ettim. Allah kimseye de yaşatmasın derim.-

Madde 26- a) Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır.
* * * * * * * *b) Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarına temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, tüm uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki etkinliklerini daha da geliştirmelidir.
* * * * * * * *c) Ana babalar çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak sahibidir.

- -ÖSS kursu, ÖKS kursu, KPPS kursu kaç para haberiniz var mı? Bastır parayı angut evladınız doktor çıksın diyen özel ünv.leri nereye koyacağız peki!-

Madde 27- a) Herkes, topluluğun kültürel yaşamına özgürce katılma, sanattan yararlanma ve bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.
* * * * * * * *b) Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, yazım ve sanat ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

- -Bu madde Bill gatesin hoşuna gidiyordur. Kardeşlik eşitlik vs. İş paraya gelince hoop ben akıllıyım arkadaş. Sevsinler maddeyi.

Madde 28- Herkesin bu bildirgede ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.

-Bu madde ise sekülerizmin bildirgeye fiilen sokulduğu en önemli maddedir. Çok tehlikeli ve Allah cc. ye karşı örgütlenmenin meşruluğu için ileriki safhalarda uygulanacak maddedir. O zaman anlayacak insanoğlu düzeni ve köleliği.-

Madde 29- a) Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak veren topluluğa karşı ödevleri vardır.
* * * * * * * *b) Herkes, hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel gönenç gereklerinin karşılanması amacıyla yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olabilir.

- -Bugün bir yorum okumuştum. Çok güzeldi. Şöyle diyordu. Çevir kazı yanmasın.  Ben kısaca Kıvıırrrr diyorum * *

* * * * * c) Bu hak ve özgürlükler hiç bir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.

-Vay anam vay. 1948 yılında Rockfeller dayının diktiği bina neymiş be abi. Lem hödük BM. Amerika daha dün sen kim oluyorsun diyerek seni bypass etmedimi,. İşlevselliğin mi kaldı. Töbe töbe.

Madde 30- Bu bildirgenin hiç bir hükmü, herhangi bir devlet, grup ya da kişiye, burada ileri sürülen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi bir ekinlikte ve eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.

-Ahha Bingoooooooo.Sayın K.C. bu maddeyi de siz YORUMLAYIN LÜTFEN …………

Bir kuralın yazılı olması o kuralın uygulanması ile bir anlam kazanır. Zaten demokrasi denilen kavram, eşitlik adı altında kölelik yönetiminden başka bir şey değildir. Şimdi kimse kalkıpta M.Kemal nutku da atmasın sakın. Bu konuda şüpheleri olanlar Engin Ardıç’ı okusun. M.Kemal Atatürk’ün kim ve ne yapmak istediği ve ölümünden sonra kimlerin ne olduğu ve neler yaptıkları konusunda yeterli net anlatımlar Engin Ardıç’ta var.

İnsan hakları adı altında güya evrensel eşitliğin amentüsü olarak sunulan bu maddelerin gerçek uygulamalar ile uzaktan yakından bir alakası yoktur.

Allah Kuran-ı Kerim’de bunun zaten olamayacağını açıklamıştır. Siz güçlü mü olmak istersiniz yoksa güçsüz mü? İşte bütün soru budur?

Bugün güç paradır. Buna tapanlara hiçbir itirazım da yoktur. Asıl gücün beka olduğunu anlayacak kadar da okudum. *

Allah’a inanmak için milyonlarca delil var iken, olmadığını savunmak ile ölümü düşünmekle bugün arasında sıkışıp kalacağımı da biliyorum. Zira oradan geliyorum.

Derseniz ki, hayat boş lay lay lom.

Derim ki, bir şişe swatsh regal viski açın ve yerinizden kalkmadan için. Üstüne iki de bira, sonra alın elinize kalem ve kâğıt ve başlayın yazmaya, iki gün sonra ayıldığınızda yazdıklarınızı okuyun. Varlık ile yokluk arasında ki farkı o zaman anlarsınız.

Sayın K.C. yazımda şahsınızı hedef alan bir yaklaşımım olmadı. Siz diye hitap ederken konuda beraberce bir tartışma olduğu için böyle hitap ettiğimi belirtmek isterim.

Tam çıkmak üzereyken yazıyı gördüğüm için yanıt vereyim istedim.
Selamlar.
ED.

thunderpoint
18-08-2007, 20:43
Sevgili dalbil,

Bu yazı K.C.'ye cevap yerine insani ve ahlaki kanunların yaptırımlarının bir eleştirisi olmuş. Bunları bizler de biliyoruz.

Bu olumsuzluklar, bu hak ve hukuk bütünlüğünün ahlakiliğini örtmez. Bence meseleye yanlış yerden bakmış, ya da öyle yapmak istemişsin.

"Sui misal emsal olmaz!"

Sevgiler...

K.C.
20-08-2007, 10:07
Sayın dalbil,
Siz de fark etmişsiniz kuralların ve uygulamaların farklı olabildiğini. Uygulamayı bir yana bırakırsak yine de olması gerekene (toplumların bunu uygulama yeterliliği, yönetim şekilleri, örfleri, adetleri v.s.) iç hukuk kurallarıyla yaklaşmaya çalışıyor devletler.

Tek tek tüm yazınızı okuyamadım, ama ilk başlardan fikir edindiğimi söyleyebilirim. 8. maddede bir yanlış anlaşılma var sanırım. Gerçi sizin ileri sürdüğünüz şey de konuyla pek alakalı görünmedi bana ama neyse. Demişsiniz ki:
Madde 08- Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.

-Bu da çok matrak. İç hukuk yolları kapanmadan diye devam eden asıl kılçığı neden yazmamışlar acaba.

Ama burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bahsedilmiyor ki, ULUSAL MAHKEMELERDEN bahsediliyor.

Şimdi BM Evrensel Beyannamesi için ileri sürdüğünüz tüm o şeyleri Kur'an ayetleri için de ileri sürmenizi ve AYNI CESARETLE ELEŞTİRMENİZİ BEKLEMEK SANIRIM EN DOĞAL HAKKIMIZ.


"Ama onlar gerçek İslamı yaşamıyor" gibi bir cümleye başvurma ihtiyacı hasıl olursa BM İnsan hakları Evrensel Bildirisinin altına imza atmış devletler için de aynı cümleye baş vurulabileceğini göz ardı etmeyeceğinizi düşünüyorum. :roll:

K.C.
20-08-2007, 10:18
Sayın Dalbil,
Bilirsiniz, eleştirmek, açık bulmak kolaydır. Asıl bunların yerine birşey koymak zordur.
Şu meşhur çırak ressamın yaptığı ve bir meydana koyduğu yağlı boya tabloyu hatırladım şimdi. Bir de kalem koymuş resmin yanına ve not iliştirmiş. "Beğenmediğiniz yerleri çarpı ile işaretleyin" diyen. Bir zaman sonra gitmiş bakmış ki tablosunda çarpı atılmadık tek bir yer dahi yok. Sonra bir başka resmini asmış meydana ve bu kez yanına yağlı boyalarını ve fırçalarını da koymuş. "Beğenmediğiniz yerleri siz boyayın" diyen bir de not. Kimse resme ilişememiş.

Neyse konuyla çok da alakalı değil ama, bu hikaye aklıma geliverdi niyeyse.

Peki siz BM Evrensel Beyannamesinin beğenmediğiniz maddelerinin yerine KUR'AN'DAKİ HANGİ HÜKÜMLERİ KOYUYORSUNUZ. KUR'AN'IN HANGİ HÜKÜMLERİ DAHA ADİL, DAHA İNSANCIL, İNSANA DAHA DEĞER VEREN NİTELİKTE.

İNSAN YAZMASI KANUNLARDA OLMAYAN ÜSTÜN HANGİ ÖZELLİK VAR SİZİN (YERİNE KOYMAYA ÇALIŞTIĞINIZ) İLAHİ KİTAPTA.

20-08-2007, 12:15
Sevgili *dalbil,
*
Bu *yazı *K.C.'ye *cevap *yerine *insani *ve *ahlaki *kanunların *yaptırımlarının *bir *eleştirisi *olmuş. *Bunları *bizler *de *biliyoruz.
*
Bu *olumsuzluklar, *bu *hak *ve *hukuk *bütünlüğünün *ahlakiliğini *örtmez. *Bence *meseleye *yanlış *yerden *bakmış, *ya *da *öyle *yapmak *istemişsin.
*
"Sui *misal *emsal *olmaz!"
*
Sevgiler...
………………
Merhaba Thunderpoint,
Yazınızdaki tespit çok doğru. *Ancak en son mesajım sayın K.C. nin *İnsan hakları ile Kuran arasında ki bağıntı için yazdığı yazıya çok acele olarak verilmiş bir yanıttır. Kıyam-ı bi nefsi başlığı ile konunun insan haklarına uzanan sürecinde benim yaptığım sadece Sayın. K.C. nin İnsan hakları adı altında yazmış olduğuna yanıt vermektir. Ama Sayın K.C. de sanıyorum ki konuyu dağıtmak için değil, kıyas ile bir örnekleme vermek için böyle bir yöntem uyguladı. Bende o yönteme yanıt verince iş karıştı.


Sui misal emsal olamaz. Bir darbı meseldir. Doğru bir bakıştır.


Allah cc. nin emir ve yasaklarına bu asırdan bakışta bakılması gereken bir dürbündür de diyebiliriz. *Sorun bir savaş halinde iken katl’i meşru yapmak ile savaşın sonunda o katli devam ettirmemek ve güç elinde olduktan sonra adil olmaktır. Bugün İslam şeriatı olarak bizlere dayatılmaya çalışan eskinin şartlarında yeninin uygulanması meselesi ise çok daha derin ve incelenmesi gereken bir konudur. *Yoksa inanmayan insanın Müslüman vahşidir demesi ne kadar haksız ve sui misal ise, Müslüman’ım diyen insanlarında savaş halini sulh zamanında uygulamaya koymaları o kadar sui misaldir. Unutulmamalıdır ki, din yaşayan bir olgudur.

Zaten Allah cc. Kuran-ı Kerim’de birçok ayette müşriklerin ağzından, “Bizleri atalarımızın dininden ve yaşayışından mı döndüreceksin” mealinde ayetteler ile bu konuyu anlatmıştır. Bugün R.Ekrem sav.’ın yolunda olduğunu sanan birçok âlim geçinen zat, dinin yaşayan bir olgu olduğunu maalesef düşünme kapasitesinden de yoksundur. Acı ama maalesef gerçek bu. İçtihat denilen kurumun sırf bu âlim geçinen kişilerin elinde silah olmaması için kapatıldığını bilmek ise daha elem verici inanın.

Elhasıl, meseleye yanlış bakmadım, hele, hele yanlış bir yöne sevk etmek gibi hileye asla başvurmadım ve vurmam da. Zira iman ile ilgili meselemde düsturum, körü körüne savunmak , inadkarane yanlışta ısrar etmek değil, doğruyu aramak bulmak ve kabul etmek ve yaşamaktır. *Kısaca buna tevella ve berra da diyebilirsiniz.

Selamlar sevgiler.

ED.

20-08-2007, 12:42
Sitede iletişim çok ağır olduğu için iki kez aynı mesajı yollamışım.
Özür dilerim.

20-08-2007, 12:43
Sayın K.C.

Her iki son mesajınıza içerikler birbirini tamamladığı için birlikte yanıt vermek istedim.


Madde 8 ile kısaca bir kişiyi okumanızı salık vereceğim.


Orada tafsilatı ile uluslar arası denilen kuralların temelleri ve amaçları ve nasıl bir örümcek ağı gibi merkezden başlayarak genişe doğru yayılıp sonra başlangıç noktasına bütün ağın nasıl hizmet ettiğini anlatılır. Bu kişinin adı, Noam Chomsky. *www.chomsky.info, Türkçeye çevrilmiş kitaplarını da bulabilirsiniz sanırım.

................

Şimdi BM Evrensel Beyannamesi için ileri sürdüğünüz tüm o şeyleri Kur'an ayetleri için de ileri sürmenizi ve AYNI CESARETLE ELEŞTİRMENİZİ BEKLEMEK SANIRIM EN DOĞAL HAKKIMIZ.

demişsiniz;

...........
Çok doğru ve yerinde bir istek bu. Böyle bir çalışma yapmak ve siz değerli arkadaşlar ile paylaşmak beni mutlu eder. Bu arada bir hususu da kabul ederek böyle bir işe girişmek isterim açıkçası.

O da şudur. Amacımız kişisel düşüncelerimizi inancımı veya inançsızlığınızı ortaya koymak değil; Biriken bilgi ve bakışların ortaya koyularak doğruyu bulmak olmalıdır. Bunun aksine zaten bu site ve diğer başka yerlerde kör dövüşü tarzında faydasız ve yararsız atışmalar bir şey kazandırmaz bizlere. Aksine bir Müslüman için önemli olan zamanın boşa harcanması demek olur ki, bu israftır. İsraf haramdır.

Eğer yukarıda izah etmeye çalıştığım hususu kabul ederseniz veya eklemek istediğiniz başka şeylerde varsa buradan belirterek, önce kuralı ortaya koyalım. Sonra işe başlayalım Allah'ın izniyle.

Sizlerden öğrendiklerimi kazanç, dilimin döndüğünce anlatabildiklerimi de Rabbimden bir fadl bilirim.

Yanıtınız olumlu olursa, ayrı bir başlıkta açmış olacağınız konuyu tartışmaktan mutlu olacağımı tekrar belirtirim.


Selamlar sevgiler.
ED.

20-08-2007, 12:51
Sayın K.C.

"Ama onlar gerçek İslamı yaşamıyor" gibi bir cümleye başvurma ihtiyacı hasıl olursa BM İnsan hakları Evrensel Bildirisinin altına imza atmış devletler için de aynı cümleye baş vurulabileceğini göz ardı etmeyeceğinizi düşünüyorum. *

Bu pasaja yanıt vermemişim demin ki yazımda.

Yanıt: Merak etmeyiniz. Onlar islamı yaşamıyor asıl islam bu değildir gibi konuyukişitleyecek bir yere girmeyiz. Ama bunun tam karşılığında ki düşünceyi de sizden beklemek sanırım hakkım.

Bakın 1. kural kendiliğinden ortaya çıkmış bile :)

Selamlar
ED.

K.C.
20-08-2007, 13:02
Bakın ben zaten HÜKÜMLERDEN bahsediyorum. Uygulamadan değil. (Karşılaştırma yapan yazı da hükümleri içeriyor, uygulamaya dem vuran sizsiniz.)

Siz de kitabınızdaki HÜKÜMLERİN insan yazması HÜKÜMLERden üstün olduğu vasıfları açıklayacaksınız.

Kur'an'ın evrenselliğini ve tüm zamanlara tüm insanlığa geldiğini göz ardı etmeyeceğiz elbette.
Yani o hükümler öyle hükümler olmalı ki, hem günümüz Türkiye'sine, hem 100 yıl sonraki Eskimolara (100 yıl sonra eskimo kalırsa tabii), hem 250 yıl önceki Afrika kabilelerine uygun, uygulanabilir, uygulandığı toplumun ahlaki değerleriyle çelişmeyen, insan aklının geldiği noktayla çatışmayan (v.s.) HÜKÜMLER olsun.

20-08-2007, 13:56
Sayın K.C.

Uygulaması olamayacak hükümler ile yönetilmekten belli ki bıkmamışsınız.

Size ütopyanızda başarılar dilemekten başka elimden birşey gelmez ne yazık ki.

Alışmış olduğunuz münazara formatı dışında bir mütaalaya hazır olduğunuzda mesaj atın lütfen.

Not: "dem vurmak deyimini yanlış kullanmışsınız." Ama derseniz ki hayır dem vurmak deyimini sizin yazılarınız için doğru kullandım;
Yazılarımı gelişi güzel yazılmış yazılar olarak değerlendiren biri ile konuşacak bir şeyimiz kalmamış demektir. Ki bunu kast ederek yazdı iseniz beni üzdünüz. Bilmenizi isterim.


Selamlar

ED.

K.C.
20-08-2007, 17:06
Kur'an'ın UYGULAMASI OLAN HÜKÜMLERİni mi beklemeleyim sizden bu durumda.
Kur'an'ın tüm hükümlerinin UYGULAMASI VAR MIDIR?

20-08-2007, 17:39
Sayın K.C.

Aslında benden birşey beklemeniz gerekmiyor. Çünkü ben sizden üslubunuzu değiştirmenizi bekliyorum.
Takdir edersiniz ki, bir fikri ortaya koyabilmek ve görüşünüz aktarabilmek için ortam ve aynı dil ve üslup gerekir.
Bunca yıllık üslup ve konuşma ve yazma tarzımı sizin için değiştiremeyeceğimi bilmelisiniz. Gerçekten İnsan Hakları ve bunlara karşılık Kuran'daki ayetler ile ilgli bir çalışma yapmamı ve bunu sizinle paylaşmamı istiyorsanız, öncelikle üslubunuzu değiştirmelisiniz.
Kaldı ki, dem vurmakla itham ettiğiniz bir kişinin fikrinden pek bir fayda sağlayacağınızı da düşünmüyorum.

İnsan hakları ve buna karşılık Kuran ayetleri ile ilgili çalışmayı önerdiğiniz için teşekkür ederim. Bu çalışmaya başlayacağım. İnşallah bitireceğim. İçinden çıkamadığım yer olursa da kibrime yenik düşmeden anlamadım, bulamadım, yapamadım diyeceğim. Ama bunu sizinle üslubunuzu değiştirene kadar paylaşmayacağım.

Sizde ki, tipik bir dişil ego ve ben egodan nefret ederim.

İyi günler.
ED.