PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrim ile ilgili bir yazı...


spartan-troy
27-08-2007, 01:32
Darvinizmi kurtarmak adına evrimi genetik moleküler biyolojiye uyarlamaya *çalışılıyorlar habire. Bilindiği gibi fosiller sedimant(çökelen tortular) tabakalar içinde meydana geliyor.. Nasıl mı? Çökelen tortular kaya şeklinde sertleşirken bir yandan da canlı artıklar basıncın etkisiyle ister istemez preslenerek kaya parçası haline geliyorlar. İşte bu kalıntılara fosil denir bu yüzden. Günümüzde kullanılan radiometrik metoddan hareketle bilim adamları yeryüzünün yaşını dört buçuk milyar yıl olarak hesaplamışlar.. Bu hesaplamalar ışığın da fosil ihtiva eden tortul tipleri tahmin edilen zaman dilimleri içerisinde jeolojik sütun olarak tasnifleniyor ve evrimciler bu sınıflamadan hareketle yeryüzünde ilk evvela omurgasızların görüldüğünü, akabinde bunları balıklar, kurbağalar, sürüngeler derken memelilerin takip ederek dönüşüm yaşandığını, böylece canlılığın jeolojik aşamaları bu şekilde sıralandığı tarzında fikir serd ederler..

* * * *Yaratılış fikrini ortaya koyanlarda yeryüzündeki jeolojik hadiselerin uzun zaman diliminde gerçekleştiğini kabül etmekle beraber canlı türlerin değişik zamanlarda çıkarak türden türe dönüşmediğini ve her türün *kendi cinsinden bir anda ortaya çıktığını ifadelendirerek yaratılış gerçeğini savunurlar. Bütün bu tartışmalardan objektif olarak meseleye bakıldığında *sözkonusu tasnif sıralamasında yer alan prekambiyon kayaçları arasında şimdiye kadar *çok hücreli fosile rastlanılmaması evrimcilerin görüşlerini çürütüp, yaratılış fikrini daha çok güçlü kılıyor.. *Öyle ya; *şayet prekambiyon devrinde fosil mevcut değilse kambriyon faunasının evrim geçirmediği bariz bir şekilde ortaya çıkmış olmaz mı? İnanılır gibi değil, üstelik *fosilleşmiş hiçbir geçiş formu da olmadığı halde evrimciler bu tür yorumlara tevessül edebiliyorlar.. Nedir bu telaş, yangından mal kaçırırcasına neyi ispatlamaya çalışılıyorlar anlamış değiliz. *Bırakın Darvin teorisiyle kalsın, yeter ki bilimin önü tıkanmasın.

* *Çok hücreli canlılar özellikle hücrelerinin farklı olmasıyla göze çarparlar.. Mesela karaciğer, deri, kemik ve göz birbirlerinden çok sayıda *özellikleri ile ayrılmaktadırlar.. Bu farklılıkların nedeni protein sentezinin son derece karışık düzeninde aranmalıdır. Canlının gelişmesi sırasında ortaya çıkan farklılaşma bazı hücrelerin belirli fonksiyonları için özelleşmelerine yol açar. Hücre içinde bulunan birçok yapının neden yapılmış oldukları konusunda bilgiye sahip olabilmek için hücreyi oluşturan elemanların herbirini ayırtabilecek
izolasyon çalışmalarına başvurmak gerekir. Bugün gelinen noktada hücre yapılarını birbirinden ayıran birbirinden başarılı teknik metodlar geliştirilmiştir. Biyolojik bir materyalin santrifüj tüpüne konulup azdan çoğa doğru değişik devirlerde hızla döndürülmeleriyle izolasyon *çalışmaları gerçekleştirilmektedir. *Aşama aşama değişik devirlerde çöktürülen sıvı örneklerinin en son safhasına *gelindiğinde üste kalan sıvı kısmın daha düşük yoğunlukta bulunan hücre yapıları sözkonusu olduğundan, bu kısımda daha çok ribozomlar yer alır.

* * *Genellikle insan hücrelerinde bir nükleolus vardır. Nükleolus RNA ve buna bağlı proteinler bakımdan oldukça zengindir.. Dolayısıyla bu maddeler kromozomda sentezlenerek nükleolusta toplanır. Nükleolustaki RNA, rRNA karekterindedir. RNA burada proteinlere ve özellikle histonlara bağlandıktan sonra stoplazmaya geçer, stoplazmaya geçen ribozomlar amino asitlerle *birlikte protein sentezlenmesine önderlik eder böylece.
KROMOZOMLAR

* * *Bilindiği gibi kromozomların sayıları ve şekilleri cinsten cinse, türden türe değişmektedir. Dikkatli incelemeler sonucunda kromozomların çok sayıda iplikten meydana geldiği gözlemlenmiştir. Peki iplikler nelerden oluşur? Elbetteki bu ipliklerin her biri kromanemalardan oluşur. *Normal bir hücrede kromozomdaki kromonemalar arka arkaya defalarca bölünme geçirir ki; *Kromonemaların bu şekilde uzunlamasına defalarca bölünmesine Endomitoz adı verilir. Endomitoz sırasında *meydana gelen iplikler birbirinden ayrılmayıp birarada kalırlar. Bu şekilde meydana gelen ve iplik paketinden oluşan dediğimiz politen kromozomların bütün ipliklerindeki kromonemerlerin yan yana gelmesiylede bantlar oluşur. Bugün Genetik çalışmalar sayesinde *elde edilen kromozom haritalarındaki genlerin yeri ile bantların yeri karşılaştırılmakta ve bu bantlarla interbantların lokus haritaları belirlenmektedir.

* *Lamba fırçası şeklinde dev kromozomlarda sözkonusu ki, bunlar *politen kormozomlardan *daha *uzundurlar. Bu fırçanın ekseninde dört kromatid bulunur.. Lamba fırçası kormozomlarında diplotenden sonra bir küçülme görülür hep. *Eğer kromozomlar metafaz ve anafaz safhalarında sıcak su, asit buhari, alkolik çözeltiler veya potasyum siyanür gibi maddelerle muamele edilirse yapısında spral şekildeki teşekküllerin bulunduğu görülecektir. Küçük büyük spraller şeklinde olan bu teşekküller kromonemadan başka bir şey değildir. Kromenamanın yapısında yer alan küçük sprallerin dönüm sayısı(kıvrım sayısı) çok fazla olup, büyük sprallere dik bir şekildedir. Büyük sprallerin dönüm sayısı mayoz bölünmenin profaz safhasında kromenama üzerinde görülen düğüm benzeri kısımlar *kronemaların ta kendisidir. Bilim adamlarınca bugün genlerin kromonemerler üzerinde yer aldığı kabül edilmektedir. Görüldüğü gibi canlının *temelini hücre oluşturur demekle iş bitmişor. Hücrenin içine de girmek gerekiyor. Nitekim giriliyorda. Hücrenin içine konuk olduktan sonra Hücrenin başkenti dediğimiz çekirdeğe *de ulaşmalı ki canlının merkezden nasıl idare edildiğini çözülebilsin. Çekirdeğin merkezine varmakla da dava bitmiyor, merkezin karargahı dediğimiz ve canlının idari mekanizmasının adeta beyni sayılan DNA’ya da ulaşmak gerekiyor. *Hadi diyelim DNA denen moleküler merdivenimsi spral yapıyı keşfettik, bu seferde *biyolojik hayatın bu kombinezon içerisinde nasıl düzenli bir şekilde hareket ettiğini, hücreyi oluşturan bütün birimlerin hiç şaşırmadan rotasında nasıl seyrettiğini de irdelemek mecburiyeti var. Mikro alemde seyreyledikçe gelinecek en son nokta Allah demekten başka çare yoktur. Zaten hayretler içerisinde yüzdüğümüz mikro alemde en güzel mutluluk elbette Allah demek olsa gerektir.

HÜCRENİN KİMYASAL YAPISI VE PROTEİNLER

* * * Mikro alem bununla bitmiyor, hücrenin elementer ve bileşik yönleri de var. Nasıl mı? Malum olduğu üzere Hücrenin kimyasal yapısını oksijen, hidrojen, karbon, azot, kükürt ve potasyum gibi atomlardan oluşan temel elementler ile mangan, iyot, aliminyum, çinko ve silisyum gibi atomlardan meydana gelen *iz elementler oluşturur. Yine hücreyi bileşikler
yönünde incelediğimizde de organik ve inorganik bileşikler şeklinde tasnifleriz. Su ab-ı hayat derler ya gerçekten de su *anorganik bileşiklerin en önemli bileşiğidir diyebiliriz. Organik bileşikleri, *nucleikasit ve nucleic asitlerin dışında kalan bileşikler denilen *protein, protein türevleri, karbonhidrat ve karbonhidrat türevleri, lipit ve lipit türevlerini kapsar. *Bunlardan canlının nüvesinde öneme haiz proteinleri ele alacak olursak, proteinler hücre içerisinde hem fonksiyonel hemde enerji meydana getirmede aktif rol oynarlar. Malum olduğu üzere proteinler, aminoasitlerin (dipeptit, polipeptit) birleşmesiyle meydana gelirler. Proteinler uzun fibriller(lifler) ve globüler(küresel) olmak üzere iki türlü halde bulunurlar. Bu arada satırlar ilerledikçe görüyorsunuz hücre denen olayın elementer aleminde dolaşmaya başladığımızı *farkediyoruz ister istemez. Nasıl mı? İzleyelim görelim.

* * * Fibrin yapıdaki proteinler hücrede dayanıklı kısımları ve özellikle zarları meydana getirirler. Bu nedenle yapı proteini olarak isimlendirilirler. İnsan tarafından kösele olarak kullanılan hayvan derisinin dayanıklılığı bu lifsel proteinlerden ileri gelir. Globuler proteinler ise enzimatik proteinlerdir. Bu tip proteinler lifler halinde değildir. Bu nedenle yapı malzemesi olarak kullanılmazlar, nispeten küre şeklini kazanırlar. *Dolayısıyla Globuler protein molekülleri hücrenin sıvı ortamında daha kolaylıkla yüzer ve kimyasal reaksiyonlarda daha kolay kullanılabilir. Yapı bakımdan da proteinler; alfa amin asitleri veya bunun türevlerini kapsar. Bileşik proteinler; bir basit proteinin diğer bir madde ile prostetik grup halinde birleşmesiyle ortaya çıkar. Enzimler ise genellikle kısa veya Globuler tipte protein molekülleridir.


* * * * Velhasıl organik bileşiklerden nükleon proteinler nucleic asit ile bir veya birkaç proteinin birleşmesinden nucleic asitler (DNA ve RNA)meydana gelmiştir. Prostetik grup olarak bulunan nucleic asitler biyolojik açıdan çok önemlidir. Bir nükleon protein bir baz ile beş karbonlu pentoz bileşiklerinde bir nucleoside, bir nucleoside fosfat grubu ile birleştiğinde ise Nükleotid, *Nükleotidlerde kondansasyon yaparak bir nucleikasit meydana gelir. Nucleikasitde proteinle birleştiğinde nükleon protein meydana gelir.. Hiçbir şey görüldüğü gibi rastgele oluşmuyor, belli bir plan dahilinde zincirlemesine cerayan ediyor ve mikro düzeyde gerçekleştiğini sandığımız hadisenin, oysa büyük bir alemi dolduracak harikulade işleyiş olduğu anlaşılıyor, bu *alem karşısında dilimiz tutuluyor adeta.

kompLeks
27-08-2007, 01:42
''Hiçbir şey görüldüğü gibi rastgele oluşmuyor, belli bir plan dahilinde zincirlemesine cerayan ediyor ve mikro düzeyde gerçekleştiğini sandığımız hadisenin, oysa büyük bir alemi dolduracak harikulade işleyiş olduğu anlaşılıyor, bu *alem karşısında dilimiz tutuluyor adeta.''

sadece bu cümleyi okudum...bilim adamları birşeyler araştırmış ve bulmuş...ama senin yaptığın yorumdan ne anlam çıkartmamız gerekiyor onu anlamadım...

spartan-troy
27-08-2007, 01:44
sadece onu okursan anlamazsın komplex...
:D bilim adamlarının bulduğu seylerden bahsediyoruz zaten
kendi kafamızdan uydurmuyoruz

kompLeks
27-08-2007, 01:52
eminim ki güzel şeyler bulmuşlardır...bu saatte o destansı yazıyı okursam sabah olur zaten...ben de diyordum spartan- troy halen çevrim içi ama halen bana bir cevap yazmadı...seni gidi demek bu destanı yazıyodun...sen gene okuduğumu varsay (yoksa okudum diye yalan söylemek zorunda kalacam) ve senin yorumundan ne anlam çıkartmamız gerektiğini söyle...gerçi ben cevabı tahmin edebiliyorum ama...kayıtlar da bulunsun ve herkes okusun diye soruyorum...

spartan-troy
27-08-2007, 01:56
tamam soyluyorum kısacık bir örnek ;

adeniz bazı karsısına asla guanin gelmez,,adenin karsısına 2 li hidrojen bagıyla timin gelir,sitozin de gelmez,,guanini su acıdan dedim,pürin halka olduğu için.Yani nukleotidler karman corban yapıdan düzenli yapıya sırasını şaşırmadan boncuk tanesi gibi tıngır mıngır diziliyor....bu sadece bir örnek,hücresel komplexin detayıdır bu...şimdi *daha cok detayına girmeyeyim,gece gece kafanı karıştırmak istemem.

kompLeks
27-08-2007, 03:07
bu yorumda inançla ilgili birşey yok...bir an konuyu allahın varlığına getireceksin zannettim...katılıyorum tıngır mıngır dizilmişler nükleotitler...tesadüf...

*ama sana kırıldım hani sabah 5 e kadar burdaydın aşk olsun...demek spartan-troy da yalan söyleyebiliyor...bu dünyada babana bile güvenmiceksin...

dilaver
27-08-2007, 05:31
Öyle *ya; * şayet *prekambiyon *devrinde *fosil *mevcut *değilse *kambriyon *faunasının *evrim *geçirmediği *bariz *bir *şekilde *ortaya *çıkmış *olmaz *mı? *İnanılır *gibi *değil, *üstelik * fosilleşmiş *hiçbir *geçiş *formu *da *olmadığı *halde *evrimciler *bu *tür *yorumlara *tevessül *edebiliyorlar.. *Nedir *bu *telaş, *yangından *mal *kaçırırcasına *neyi *ispatlamaya *çalışılıyorlar *anlamış *değiliz. * Bırakın *Darvin *teorisiyle *kalsın, *yeter *ki *bilimin *önü *tıkanmasın.

* * * Sayın spartan-troy

* * * Özgür beyinin ve psikonun deyimiyle buraya astıgınız yazının yazarı her kim ise işkembeyi kübradan sallamış.Siz de buna inanmışsınız ve matahmış gibi buraya asmışsınız. Halbuki prekambriyen dönemi hiç de sizin dediginiz gibi degil :

* * * *Bütün fosil kayıtları, canlı türlerinin, çok uzun bir sessizlik döneminden sonra Kambriyen dönemi denilen 542-488 milyon sene öncesine tarihlenen bir dönemde, özellikle de 542-530 milyon yıl öncesine denk gelen bir dönemde ani bir sıçrama ya da patlama yaparak çeşitlendiklerini, daha önceleri çok uzun bir süre boyunca dünyada tek hücreliler hakimken bu dönemden sonra birden çok çok hücreli farklı türün ortaya çıktıgını gösteriyor.

* * * * Yaratılışçılar yaşamın kambriyen dönemi ile bir anda ortaya çıktıgını savunarak, bunu yaratılışın kanıtı olarak sunarlar. Halbuki ilk bilinen mikrofosiller 3,5 milyar yıl önceye kadar gitmektedir. Yani 3-3,5 milyar yıl önce evrimleşmekte olan fosil yapıları vardı. Fosil kayıtlarında, çok hücrelilere ait en eski fosil izleri 670 milyon yıl önceye dayanmaktadır. Bu da Kambriyen dönemden 130 milyon yıl önceye denk gelir. Kambriyen dönemde ilk kabuklu organizmalar oluşmuştu. Bu dayanıklı kabuk yapıları kendilerinden daha önce var olan yumuşakça yapısındaki çok hücrelilerden çok daha iyi fosilleşir ve bugüne kadar kalır.

* * * * * Prekambriyen dönemdeki yumuşak vücutlu tüm organizmalar fosilleşmeden yok olup gitmişlerdir. Ama buna ragmen bugün, o dönemden kalma bazı fosil izlerine de rastlamaktayız. O döneme ait alglerin, denizanasının, kurtçukların fosillerini bulabilmekteyiz.
*
* * * Fosillerin "patlamadan " önceki görece azlıgı beklenebilir bir şeydir; zira patlamadan önceki organizmaların çogu yumuşak gövdelere sahipti ve bu nedenle de fosilleşmeleri oldukça zordu. Ayrıca o devrin kayaları o kadar eskidir ve öylesine deformasyona ugramışlardır ki , o kayalarda fosil bulabilmek hemen hemen imkansızdır.

* * * *Sizin iddia ettiginiz gibi bir evrim yok da yaratılış var ise o halde şu soruya cevap vermek durumundasınız. Neden 500 milyon yaşında bir memeli ya da 100 milyon yaşında bir insan iskeleti bulamıyoruz. Madem her şey Kambriyen döneminde birdenbire yaratıldı, o halde neden tilobitlerle aynı yaşta dinozorlar, memeliler, kuşlar bulamamaktayız. Neden Adem'in büyük büyük torunlarının iskeletlerini Devonian Çag'da yaşamış amfibyumlarla birlikte yan yana göremiyoruz.

* * * Bilim adamları jeolojik çagları kafalarından uydurmamaktadırlar. Elde edilen fosiller ve bu fosillerin yaşları, bu gelişimi jeolojik gelişim çizgisinde de ispatlamıştır.

* * * Kambriyen patlamayla ilgili iddianızdan sonra neden o bilgileri sıralamak geregini duydugunuzu anlamış degilim.

* * * *saygılarımla

spartan-troy
27-08-2007, 11:25
dilaver kardeş,yok babo olsaydı bize gösterildi hiç merak etme
ben bu işin içindeyim...millete fosil diye kakaladıkları şeylerin hepsi yalan.merak etme
hiç üzme tatlı canını.fosil mosil yok,benim gördüğüm hiç bir fosil kaydı yok...kendi kendinizi kayıt var diye tatmin edin.


komplex ben 2 ye kadar senin mesajını bekledim,ama atmayınca dedim bu uykuya daldı.
ondan sonra yine netteydim ama siteden çıkmıştım...yalan söylediğim felan yok.
senin mesajını cok bekledim inan

spartan-troy
27-08-2007, 11:27
iddia ettiginiz gibi bir evrim yok da yaratılış var ise o halde şu soruya cevap vermek durumundasınız. Neden 500 milyon yaşında bir memeli ya da 100 milyon yaşında bir insan iskeleti bulamıyoruz


dilaver hiç mi okumuyorsun dergi mergi; bulunan fosiller maymuna mı ait olduguna inanıyorsunuz.güldürme beni...ağustos 2007 de bulunan bir balığın evrim geçirmediğini ve bu balığın bilmem kaç yıl önce bulunduğunu dergiler yazdı.okusaydın anlardın evrimin ne kadar palaspandıras bir masal oldugunu...

dilaver
27-08-2007, 11:29
:lol: *:lol: *:lol:

spartan-troy
27-08-2007, 11:32
dilaver kardes hadi bana belgeleriyle bu fosil kayıtlarının resimlerini göster.
bekliyorum...kayıt mayıt yok arkadaşlar...bir tarafımın profları gelip yazı yazıyorlar ondan sonra insana hakaret edici içerikler...nerde bulunmuş fosil hani resmi nerde? resim varsa bile doğru olduğunu nerden bilcez...

spartan-troy
27-08-2007, 11:36
dilaver kardeş,bak sunu soyliyim benim derdim fosil mosil de değil aslında,,,benim önüme istediğiniz kadar fosil getirin bana bir Allahın kulu

adenin ve timin arasında 2 li ve guanin ile sitozin arasında neden 3 lu hidrojen bagı oldugunu evrimle asla açıklayamaz...onun için evrim bize ancak insanın başlangıç tarihini bulabilir...başkada bir seyi acıklayamaz.

dilaver
27-08-2007, 11:45
,

* *spartan-troy

* *seni bir an olsun bile , en azından bu iletin dolayısıyla ciddiye aldıgım ve muhatap oldugum için büyük hata yapmışım. Site sakinlerinden özür dilerim.


* *saygılarımla

spartan-troy
27-08-2007, 11:47
prekambriyen devri sudur dilaver al oku da evrim sitenizle kalmayın::
biraz tarafsız bakın olaylara be...
nedir bu bir şeyleri ispatlıcaz diye kendinizi madara ediyorsunuz


...........................


Güney Afrika'nın henüz aydınlanmamış bir sırrı var. Batı Transvaal'de küçük bir şehir olan Ottosdal yakınlarındaki Prekambriyen bir çökelti tabakası içinde, birtakım metal kürelere rastlanıyor. Bunlar, yıllardan beri madenciler tarafından çıkartılıyor. Bu küreler iki çeşit. Bir tanesi mavimsi renkli, üzeri beyaz puanlı metal bir top şeklinde. Diğeri ise ortasında beyaz ve süngerimsi bir tabaka bulunan oyuk bir küre biçiminde. Kürelerden çoğu beysbol topu büyüklüğünde ve yine beysbol topu gibi çevrelerinde birbirine paralel üç tane oluk yer alıyor. Bugüne dek bunlardan yüzlercesi toplandı. Görünüşte insan yapımı özellikleri taşıyorlar, ancak bulundukları yer itibarıyla en azından 2.8 milyar yıl önce yapılmış olmalılar.

Potchefstroom Üniversitesi'nde görev yapan önemli bir jeolog olan Prof. A. Bisschoff, limonit oluşumlar olduğunu düşünüyor, ancak bu teori ile ilgili olarak da bazı problemler var.

Limonit, diğer demirsi minerallerin oksitlenmesiyle biçimlenen bir tür demir cevheridir. Bataklıklarda, çökelme sonucu oluşmuş taşlarda, özellikle de kireç taşı tabakaları arasında yaygın olarak bulunur. Boya imalatçıları onu toprak boyası ya da aşı boyası kaynağı olarak tanırlar. Bu şekilde, taşlaşmalar (concretion: zaman içerisinde merkezi bir çekirdek etrafında sıkışarak oluşan sert taş kütleleri için kullanılan jeolojik terim) oluşması doğaldır, ancak limonit kütleleri sarı, kahverengi ya da siyahtır... Mavi üzerine beyaz benekli değil. Bunları genelde gruplar halinde, hatta iç içe bulursunuz. Birbirinden uzak küreler halinde değil. Genelde oluklu bir görünüm taşıdıkları da görülmemiştir. Standart Mohs ölçeğine göre 4 ile 5.5 arasında bir sertlik faktörü sergilerler, bu da çok sert olmadıkları anlamına gelir. Oysa bu metal kürelerin yapısı o denli sert ki, çelik bile çizemiyor.

Eğer limonit değillerse, o halde bunlar ne olabilir? Klerksdorp Müzesi müdürü Roelf Marx'a göre burada sergilenmekte olan küreler bir profilit tabakasında bulunmuş. Öyleyse bu küreler silikat mineralinin toplaşmasıyla oluşmuş diyebilir miyiz? Yanıtımız yine "hayır" olacaktır. Silikat mineralleri basınç etkisiyle kristaller oluştururlar, metal toplar değil. Profilit, talkı andırır ve benzer amaçla kullanılır. Bazı granüler kütleler oluştursa da bunlar gri renklidir ve yağlı bir görünüm taşırlar. Sertlik konusu bizi sonuca daha da çabuk götürür. Mohs şemasında profilitin yeri 1 ile 2 arasındadır. Yani daha yumuşağını bulmanız mümkün değildir.

Eğer bu küreler doğal bir biçimde oluşmamışlarsa, nereden geldiler? Görünüşte sanayi ürünlerine benziyorlar. Sanki bir fabrikada çeliğin özel bir biçimde sertleştirilmesiyle imal edilmiş ve özel bir amaç için üretilmişler. Ancak öte yandan bunların insan yapımı olmaları da pek olası değil.

Uzmanlara göre, modern insanlığın ilk örnekleri olan Homo sapiens'ler, bundan 100.000 yıl önce Güney Afrika'da yaşamış. Öyleyse metal topların bulunduğu yer bakımından bir sorunumuz yok. Ancak zaman ve uygarlık düzeyi tamamen çelişkili. Bu insanlar yaşamlarını yalnızca avcılık-toplayıcılık yaparak sürdürüyorlardı. Taş, kemik, tahta kullanıyorlardı ama metali bilmiyorlardı. Çeliği eritmek bir yana en basit demirin işlenmesi dahi onları çok aşıyordu.

Teknoloji farkını görmezden gelsek bile zaman konusunu aşmamız olanaksız. Modern insanın ataları, Homo erectus'lar (Dik Durabilen İnsan) 1.8 milyon yıl önce Olduvai Gorge'da kendi barınaklarını inşa edebiliyorlardı. Bu, sapienslerin var oluşundan çok önce, ama Batı Transvaal'e herhangi bir şey tarafından düşürülen kürelerin varlığından çok sonra idi.

Modern insanın daha önceki ataları olan Homo habilis'ler (Usta İnsan) bile 2.5, 3 milyon yıl önce bazı ilkel taş aletler yapabiliyorlardı. Ama metal toplar yapmaları olanaksızdı ve zaman olarak metal taşlar yine çok daha öncelere dayanıyordu. Aslında kürelerin bulunduğu yer, maymunlarla insanların ilk olarak farklılaştığı 5 ile 8 milyon yıl önceki bir zaman dilimine denk düşmekte.

Güney Afrika'daki bu kürelerin ait oldukları zaman dilimini daha iyi bir perspektife oturtmak için, Prekambriyen çağın, 4.6 milyar yıl önce dünyanın oluşması ile 600 milyon yıl önce Paleozoik devrin başlaması arasında yer aldığını belirtmek ve bunun çok uzun bir jeolojik tarih dilimi olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. O dönemden geriye çok az sayıda fosil kalmış olmasına rağmen jeologlar dönemin yaygın özelliklerini yansıtan kaba bir resim ortaya çıkarmışlar.

O dönemde atmosfer büyük bir olasılıkla şimdiki durumuna benziyor, nitrojen, karbondioksit, buhar ve oksijen içeriyordu. Denizler ve kıtalar yine vardı, ancak sınırları bugünkünden farklıydı. Dünya, bilim adamlarının süper kıtalar dedikleri çok büyük kara parçaları ile kaplıydı. Daha sonra bunlar bölünerek günümüzdeki şekillerini aldılar.

Biyolojik yaşam başlamıştı. Güney Afrika'daki taşlar arasında, üç milyon yıl öncesine ait yosun ve bakteri fosilleri bulunmuştur. Sığ sulardaki yosun tabakalarının altında oluşan taş türlerinden olan stromatolitler de bunu doğrular. Ancak karada yaşayan hayvanlara ya da bugün denizlerde rastladığımız türden canlılara hatta deniz kabuklarına ait fosillere dahi rastlanmamıştır. Jeologların bu dönemle ilgili olarak bulabildikleri en gelişmiş canlı örnekleri, yumuşakçalara benzeyen çok hücreli bazı organizmalardır. Bunlar resmi olarak hayvanlar sınıfına dahil edilmişlerdir, ancak evrim merdiveninde deniz anasından bile aşağıda yer alırlar. Böylece Prekambriyen çağlara ait hiçbir canlının Transvaal kürelerini yapmış olamayacağı ortaya çıkmaktadır.

Açıklama gerektiren çelişkiler yalnızca bunlarla kalmıyor. Fransa, Laon'daki Société Académique'in başkan yardımcısı Maximilien Melleville, The Geologist'in Nisan 1862 sayısında, evinin yakınlarındaki bir Eosen linyit yatağında bulunan ve kusursuz görünen bir tebeşir toptan söz etmişti. Bu top sanki daha büyük bir bloktan yontulmuş, dikkatlice şekillendirilmiş ve işlenmişti. Bir başka deyişle, imal edilmişti. Topun bu tabaka arasına sonradan yerleştirilmiş olması ise olanaksızdı. Melleville, yazısında şöyle diyordu:

"Topun yüksekliğinin beşte dördü hizasında içinden ziftli siyah bir renk geçiyor ve yukarıya doğru sarı bir halkaya dönüşüyordu. Bu durum, topun bulunduğu yerde uzun bir süre linyitle temas halinde olmasından kaynaklanıyordu... Topun içinde bulunduğu taşa gelince, son derece bakir olduğu ve önceden hiçbir işleme tabi tutulmadığı konusunda garanti verebilirim. Topun bulunduğu taş ocağının çatısı da aynı şekilde el değmemiş bir durumdaydı. Topun yukarılardan bir yerden düştüğünü gösteren ne bir çatlak ne de herhangi bir oyuk vardı."

Öyle görünüyor ki burada da insan elinden çıkmış izlenimini veren bir oluşumla karşı karşıyayız. Ancak linyit tabakası içerisinde aldığı yere bakılırsa, bu top kırk beş-elli milyon yıl önce, yani gezegenimizde insan varlığının ilk kez ortaya çıkmasından çok daha önce var olmalı.

Çok daha yakın bir zamanda, bundan daha da büyük sırlar taşıyan bazı şeyler ele geçmiştir. 1928 yılında Atlas Almon Mathis adında bir madenci Heavener, Oklahoma'nın iki mil kuzeyindeki bir madende çalışıyordu. Birkaç dinamitleme operasyonu sonunda 30 cm boyunda, cilalanmış, kübik bazı bloklar ortaya çıktı. Bunların bir tür betondan yapıldıkları açıkça görülüyordu. Kazılar sonucunda bunların 140 metre uzunluğundaki bir duvara ait oldukları anlaşıldı. Ancak, bir kömür damarında bulunmaları, bu blokların en azından 286 milyon yaşında olduklarını gösteriyordu. Öyleyse bu duvarı kimler inşa etmişti?

Belki de Güney Illinois'in Pana ya da Taylorville madenlerindeki kömür damarına "antik bir işçilikle işlenmiş olan" altın zinciri düşürenler yine bu kişilerdi. Yaktığı ateşe kömür atmak isteyen Mrs. S. W. Culp, kırılan bir kömür parçasının içinde bu zinciri keşfetmişti.

Aynı döneme ait olarak başka çelişkili örnekler de gösterebiliriz. Willburton, Oklahoma'daki bir kömür madeninde varil biçiminde olan ve üzerinde bazı baskılar bulunan gümüş bir kütle bulundu. Yine aynı madenden demir bir kap çıkarıldı. Frank J. Kenwood, 1912 yılında Thomas, Oklahoma'daki Belediye Elektrik Fabrikası'nda çalışırken, çok büyük olduğu için kullanıma elverişli olmayan bir kömür parçasını balyozla kırdı. Kömür ikiye ayrıldı ve içinden bir kap düştü. Bu olaya görevlilerden biri de şahit olmuştu.

Webster City, Iowa yakınlarındaki bir madenin kömür damarında yukarıdakilerden de garip bir taşa rastlandı. Daily News'un Omaha, Nebraska baskısında yayınlanan rapor şöyle idi:

"Çok sert olan bu taşın yüzeyinde belli açılarla çizilmiş ve kusursuz birer elmas şekli oluşturan çizgiler var. Elmasların her birinin merkezinde yaşlı bir adamın portresi yer alıyor ve portreler dikkat çekici bir biçimde birbirine benziyor. İki tanesi hariç bütün portreler sağa bakıyor."1

1884 yılının Haziran ayında, London Times gazetesi, Tweed nehri yakınlarındaki bir taş ocağında bulunan ilginç bir taştan söz ediyordu. Taşın içerisinde altın bir iplik parçası bulunmuştu. Yukarıda belirtilen bütün nesneler en azından 260 milyon yıl öncesine ait. Altın iplik ise 360 milyon yaşında olmalı.

İngiliz Bilimsel Gelişim Derneği'nin kurucusu olan Sir David Brewster, ünlü oluşunu büyük bir oranla, 1844'te yayımladığı bir rapora borçluydu. Raporda, İskoçya'daki Kingoodie taş ocağı'nda, bir kum taşı bloğu içerisinde gömülü olarak bulunan metal bir çividen söz ediyordu. Kum taşı bloğu, Devonik çağa yani 360 ile 408 milyon yıl öncesine aitti. Çivinin başı tamamen taşın içine gömülüydü. Taş oluştuktan sonra oraya çakılmış olması olanaksızdı.

1852 Haziran ayında, Dorchester, Massachusetts'de bulunan kalıntı daha da eskidir. Scientific American dergisindeki bir raporda, Meeting House Hill'deki dinamitleme operasyonları sonucunda parçalanan taşlar arasında, iki parçaya ayrılmış metal bir kap bulunduğundan söz edilir. Ayrıntılar raporda şöyle anlatılmaktadır:

"İki parça birleştirildiğinde çan biçiminde bir kap ortaya çıktı. Kabın yüksekliği 11.5 cm, alt kısımda 16.5, üst kısımda 6.3 cm genişliğinde. Kalınlığı 0.3 cm, kadar. Gövdenin rengi çinkoyu ya da içinde büyük oranda gümüş bulunan metal bir alaşımı andırıyor. Yan kısımda, saf gümüşle çok güzel bir biçimde işlenmiş altı tane figür veya bir çiçek ya da buket yer alıyor. Daha alt kısımda ise yine gümüşle işlenmiş bir asma yaprağı ya da çelenk var. Oyma, kakma ve işlemeleri onun çok hünerli bir ustanın ellerinden çıktığını gösteriyor."2

Ancak bu zarif vazoyu yapabilecek ustanın o dönemde yaşamış olması olanaksızdır, çünki içinden çıkarıldığı taş, 600 milyon yıl öncesine aittir.

spartan-troy
27-08-2007, 11:48
dilaver beni alaya almazsan kendin bilirsin...
fosil kaydı ve belgesi ve resimlerini istiyorum....

spartan-troy
27-08-2007, 11:51
Eğer Evrim Teorisi’ni savunanların iddia ettiği gibi evrim yüz milyonlarca yıl boyunca sürdüyse ve birkaç milyon canlı türü bu sürecin sonunda ufak aşamalarla oluştuysa, canlılar arasındaki geçiş formlarının sayısının milyarları bulması ve birkaç yüz binlik bilinen fosil türünün büyük kısmının, bu ara geçişleri açıklayabilecek mahiyette olması gerekirdi. Örneğin Evrim Teorisi’ne göre, canlılardaki uçma özelliğinin, dört kere birbirinden bağımsız olarak evrimleşmiş olması gerekir. Bunlardan birincisi böceklerde, ikincisi kuşlarda, üçüncüsü yarasa gibi memelilerde, dördüncüsü pterosaurs gibi yok olan sürüngen türlerindedir. Olasılık hesapları açısından bir kere bile ortaya çıkmasının izah edilemediği uçma gibi bir özelliğin, en az dört kez ortaya çıktığını savunmak, tesadüfçü Evrim Teorisi açısından çok büyük güçlük arzetmektedir. Diğer yandan uçma özelliğinin dört kez ortaya çıkışını savunan Evrim Teorisi’nin savunucuları, bu dört defanın üçü için hiçbir delil gösterememektedirler. Böceklerin uçuşu ile ilgili hiçbir geçiş aşaması yoktur, uçan memelilerle ilgili olarak yarasaya geçişi sağlayan ara formlar mevcut değildir, yok olan pterosaurs öncesi bir ara form da bulunmamıştır.



Duane T. Gish, Creation, Evolution And The Historical Evidence, (ed: Michael Ruse, But is it Science” içinde) Prometheus Books, New York (1996), s. 275.

spartan-troy
27-08-2007, 11:53
dilaver kardes tartısmasını bilmiyorsun...kardeşim senin dedigini kabul etmek zorunda mıyım?
illa sizin dediginiz mi olcak...ben eteğimdeki taşları döküyorum işte...hadi buyur
hodri meydan...hemen bir evrim yazısı buldun diye inanman mı gerekiyor.

spartan-troy
27-08-2007, 12:02
hadi dilaver kardeş resmi belge olarak resim istiyorum senden
bu fosilleri bulanlar yoksa resim çekmeyi unutmuşlar mı?

kompLeks
27-08-2007, 12:12
dilaver kardeş,yok babo olsaydı bize gösterildi hiç merak etme
ben bu işin içindeyim...millete fosil diye kakaladıkları şeylerin hepsi yalan.merak etme
hiç üzme tatlı canını.fosil mosil yok,benim gördüğüm hiç bir fosil kaydı yok...kendi kendinizi kayıt var diye tatmin edin.


komplex ben 2 ye kadar senin mesajını bekledim,ama atmayınca dedim bu uykuya daldı.
ondan sonra yine netteydim ama siteden çıkmıştım...yalan söylediğim felan yok.
senin mesajını cok bekledim inan

* 2 ye kadar mesajımı beklediğini söylüyorsun...ama 2.18 de bana uyanığım diye msj atmışsın...yazdığım mesajı okudunmu bilmiyorum ama o mesajı 2.19 da şak diye ekrana yapıştıramam ki...uzun süreceği için uyanık mısın diye sordum zaten...sabah saat 11 den sonra tekrar foruma mesaj atmışsın...ama halen ''özgür müyüz'' başlığına cevap yazmamışsın...

merakla bekliyorum

spartan-troy
27-08-2007, 12:15
komplex yemin billah yarım saat felan bekledim....tahmini 2 olarak dedim...tam saatini hatırlayamadım...tamam atıcam

liopleurodon
28-08-2007, 09:43
>>> Güney *Afrika'nın *henüz *aydınlanmamış *bir *sırrı *var. *Batı *Transvaal'de *küçük *bir *şehir *olan *Ottosdal *yakınlarındaki *Prekambriyen *bir *çökelti *tabakası *içinde, *birtakım *metal *kürelere *rastlanıyor. ..... Görünüşte *insan *yapımı *özellikleri *taşıyorlar, *ancak *bulundukları *yer *itibarıyla *en *azından *2.8 *milyar *yıl *önce *yapılmış *olmalılar.

Böyle bir laf eden adama ne söylenebilir ki? Bir karar ver, prekambriyen mi, 2.8 Milyar yıl öncesi mi? Arada bir 2 Milyar yıldan daha fazlası varda...

>>> Sir *David *Brewster, *ünlü *oluşunu *büyük *bir *oranla, *1844'te *yayımladığı *bir *rapora *borçluydu. *Raporda, *İskoçya'daki *Kingoodie *taş *ocağı'nda, *bir *kum *taşı *bloğu *içerisinde *gömülü *olarak *bulunan *metal *bir *çividen *söz *ediyordu. *Kum *taşı *bloğu, *Devonik *çağa *yani *360 *ile *408 *milyon *yıl *öncesine *aitti. *

Buyur zırvalar devam ediyor. 1844 yılında hangi katmanın hangi devirden kaldığını neyle biliyorlardı, yıldızlara bakarak mı?

>>> fosil *kaydı *ve *belgesi *ve *resimlerini *istiyorum....

En yakın doğa tarihi müzesine git, istemediğin kadar bulursun.. Mesela şuna ne dersin:

http://news.nationalgeographic.com/news/2006/09/060920-lucys-baby.html

Veya şuna:

http://tiktaalik.uchicago.edu/

En başta moleküllerden filan girmiş bizim zavallı .. Sen kim moleküllerden bahsetmek kim? Git bir kova kum bul kendine, onunla oyna sen..

liopleurodon
28-08-2007, 10:43
Ha, birde arada küreler filan zırvalamışsın, eline bir sözlük alda şurayı oku, faydası olur:

http://www.talkorigins.org/faqs/mom/spheres.html