Orijinalini görmek için tıklayınız : Yahuda İncili
yahuda incili üzerine bir yazı - tartışmaya açık
Vatikan'ın iktidarı köşeye sıkışıyor
http://image.haber7.com/haber/28565.jpg
American National Geographic Society'nin 1970 yılında Mısır'da bir çölde bulunan "Kıpti Dilinde" yazılmış bir el yazmasını inceledikten sonra dünyaya duyurduğu bir araştırma bomba etkisi yaptı.
1700 yıllık olduğu anlaşılan 30 sayfalık bir papirüs rulosunda İncil'de Hz.İsa'yı yanağından öperek onu Romalılar'a ihbar eden Yahuda'nın hayatı anlatılıyordu.
Geleneksel Hıristiyan inancına ters olan yazmalara göre "Yahuda İsa'ya ihanet etmemiş, kendisini ihbar etmesini İsa Yahuda'dan istemişti. Yazarı bilinmeyen ancak bugünkü 4 İncil'in kabul edildiği İznik Konsülü'nde reddedilen İnciller'den biri olan "Kayıp İncil"de Hz. İsa, Yahuda'ya şöyle diyor: "Vücudumdaki kutsallığı ortaya çıkarmak için beni ihbar et. Bunu yaptığın için nesiller boyunca lanetlemen de benimle olacaksın."
Vatikan doktrinine göre Yahuda, İsa'yı 30 gümüş paraya ihbar etti. Aksini kanıtlayan el yazmasının ise aslında Vatikan tarafından gizlendiği öne sürülüyor .Yazıtın bulunmasıyla da Vatikan'ın nedeniyle güvenirliliği ve iktidarının ağır darbe aldığı belirtiliyor.
YEHUDA KENDİNİ ASMIŞTI
Yehuda İncili’ni kimin yazdığı bilinmiyor. Bu belgeden, ilk kez, 180 yılında Lyon’da bir papaz tarafından söz edilmişti. Yeni Ahit, Yehuda’yı bir "hain" olarak niteliyor. Klasik inanışa göre, 30 adet gümüş para alan Yehuda, İsa’nın yerini Roma askerlerine bildirmişti. İsa yakalanıp çarmıha gerilince, bu ihanetine kendi de dayanamayan Yehuda, aldığı paraları iade edip kendini asmıştı.
Yeni Ahit’in dört ayrı versiyonu (Matta, Luka, Markos, Yuhanna İncilleri) bulunuyor. Ancak, İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra daha birçok versiyonun yazıldığı da biliniyor. Fahişeyken İsa’nın müridi olan Mecdeli Meryem’in bile bir ayrı versiyon yazdığı ileri sürülüyor.
Hıristiyanlıkta adım adım şüphecilik
http://www.crossroadsinitiative.com/pics/Judas_Movie.jpg
1959 yılında Thomas İncili ilk kez İngilizce olarak yayınlandığında Hıristiyan dünyası, dört İncil’in dışında başka bir incil daha bulunduğunu öğrenince şok geçirmişti. "Şüpheci Thomas" olarak bilinen havarinin çevresinde bir agnostik topluluğu oluştuğu ilk kez duyuluyordu.
Dan Brown’ın Da Vinci Şifresi adlı romanındaki iddialar da şüpheciliği tırmandırdı. Kitap, Hz.İsa’nın Mecdeli Meryem’den bir çocuğu olduğunu, soyunun bugün devam ettiğini, peygamberin aslında kilisesini Meryem’e emanet etmek istediğini, ancak Aziz Petrus’un kiliseyi devraldığını, kadın kültünün yok edildiğini iddia ediyordu.
Da Vinci Şifresi’nin tartışıldığı bir ortamda gün ışığına çıkan Yehuda İncili’nin 1959 yılında olduğu kadar büyük şok yaratması beklenmiyor. Mecdeli Meryem’e ait bir agnostik İncili ve hatta "Hakiki İncil" diye bir incil daha bulunduğu bile ileri sürülüyor.
İşte Yehuda İncili
http://image.haber7.com//haber/28564.jpg
Bilinen dört İncil’i (Matta, Luka, Markos, Yuhanna) içeren Yeni Ahit’e göre, Yehuda, İsa’yı Roma askerlerine ispiyonlayan bir haindir. Yehuda İncili olarak tanımlanan el yazmasında Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi ve dirilişi yer almıyor.
Kıpti dilindeki İncil Kıpti Müzesi’ne gidecek
bu konuda NTV'de: ''YAHUDA'NIN SIRRI'' yla bir belgesel gösterilecekti ,,
kaçırdık herhalde, ancak belgesel metinlerinden şunu okuyoruz:
http://www.ntvmsnbc.com/news/229518.jpg
“…Onun çarmıha gerilmesine neden olan O’dur. Ve sonsuza dek lanetlenen yine O’dur. O, tarihin en çok nefret edilen simalarından biridir. İsa’ya ihanet eden havaridir. Yüzyıllar boyu adı ihanet ve aldatmacayla özdeşleşmiştir. Onun adı Yahuda İskariyot’tur (Judas Iscariot). Ama şimdi 2000 yıldır saklı kalmış bir İncil, Mısır’ın kumlarından günışığına çıkıyor. Birçok insan için inanılması zor olabilir. Hatta büyük bir inanç krizi yaratabilir. İsa’ya edilen ihanetin öyküsü tepetaklak olurken, hain bir kahramana dönüşüyor ve İsa’nın kendi idamını hazırladığı savı öne sürülüyor. Şimdi uzmanlardan oluşan bir ekip, bu öyküde geçenleri inceleyecek ve öykünün sahte olup olmadığını belirlemeye çalışacak. Şans eseri keşfedilen, iki kere satılan ve bir kere çalınan bu İncilin sayfalarını toza dönüşmelerinden önce koruma altına alma yarışının öyküsü. Belge, mezarından hiç çıkarılmaması gereken antik bir sapkınlık mı? Yoksa İsa hakkındaki düşüncelerimizi değiştirecek gerçek bir öykü mü? Şimdi onu ilk kez okuyoruz..
http://www.smh.com.au/ffximage/2006/04/07/judas-text.jpg
. Yahuda’nın İncili. Yahuda’nın İncili’nin keşfi üzerine birçok varsayım yürütüldü. Ama içlerinde belki en mantıklısı şimdi izleyeceğimiz. Mısır, 1978. Nil nehri kıyılarında define arayan bir çiftçi, ürkek adımlarla bir mağaraya girer. Bu mağaranın odaları, eski zamanlarda mezar olarak kullanılmıştır. Bu öyküye göre, çiftçi altın veya değerli taşlar, kısacası değerli şeyler aramaktadır. Kemikler arasında dökülmekte olan taştan bir kutu bulur. Kutunun içinde beklenmedik bir şeye rastlar. Bu, meşin kaplı, Codex adıyla bilinen bir kitaptır. Çiftçi elyazmasını deşifre edemez. Ama eski kitapların Kahire’nin antika pazarında iyi para ettiğini bilmektedir. Elinde İncil arkeolojisinin en değerli kitaplarından birini tuttuğunun farkında bile değildir. Bu, 1800 yıl önce sapkın olarak lanetlenmiş bir belgedir. 22 yıl sonra. New York, yıl 2000. Antikacı Frieda Nussberger-Tchacos hayret verici haberi alır almaz JFK havaalanının yolunu tutar. Kısa süre önce aynı antik Codex’i Mısırlı bir tüccardan satın almış, daha sonra kontrol ettirmek için onu Yale Üniversitesine götürmüştür. Bir uzman, bomba gibi haberi vermekte gecikmeyecektir….”
(Çeviri: Burak Aygün)
NG’nin son keşfi, NTV’de: Yahuda’nın Sırrı
Yaklaşık 1700 yıllık elyazması bir belge olan Yahuda İncili’nin gün ışığına kavuşturulma öyküsü, ‘Yahuda’nın Sırrı / The Lost Gospel of Judas’, NTV Belgesel kuşağında gösterildi.
Suha Çalkıvik
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:33 TSİ 28 Nisan 2006 Cuma
İSTANBUL - ‘Eşsiz bir küresel televizyon olayı’ olarak nitelendirilen bu belgesel, elyazması belgenin bulunuşundan günümüze kadar olan inanılmaz öyküsünü, resmi olarak onaylanma sürecini, üzerinde yapılan bilimsel analizleri, tercüme ve yorumunda karşılaşılan güçlükleri ve de yoğun sabrı gözler önüne seriyor.
*
‘The Lost Gospel of Judas’ belgeselinde dramatik canlandırmalar yoluyla Hıristiyanlığın erken dönemlerindeki entrikalar, karmaşık politikalar sergileniyor. Yapımda, “bu belge, kim tarafından ve nasıl yazıldı?”, “Yahuda, isminin lanetlenmesi pahasına hangi büyük fedakarlığı yaptı?” “Aslında Hazreti İsa’ya ihanet etmedi mi?” sorularına yanıt aranıyor.
Belgesel, Koptik elyazması metinlerden -Kopt, Eski Mısır’da Hıristiyanlığın ilk yıllarında kullanılan dil. Kıptice diye de bilinir- yapılan tercümeler sonrasında, karşılaşılan büyüleyici ayrıntıları ve anahtar bölümleri dile getirirken, bulunuşundan günümüze dek yapılan ayrıntılı yenileme (restorasyon) çalışmalarını ve uygulanan muhafaza yöntemlerini inceliyor.
National Geographic Society, 2006 Nisan ayı başında Hıristiyanlığın ilk yıllarına dair en önemli arkeolojik keşfin sonuçlarını Washington DC’de yapılan bir basın toplantısı ile dünyaya duyurdu. Hıristiyan Öğretileri Profesörü, California Chapman Üniversitesi Albert Schweitzer Enstitüsü yöneticisi Marvin Meyer ve dünyanın en iyi çevirmenlerinden, Koptik dilbilimci Profesör Rodolphe Kasser’in önderliğinde kalabalık bir kurul, söz konusu metnin onarımı ve çevirisi için çalıştı. Ünlü arkeologlar, Kopt dili uzmanları ve araştırmacıların bu önemli bulgu üzerindeki açıklamaları ile elyazması belge (Codex) internete açıldı. Metin arkalı önlü 13 papirüsten (26 sayfa) oluşuyor.
1978’de Mısır çöllerinde, El Minya yakınlarındaki büyük bir mağarada ilk kez keşfedilen elyazması papirüs belgeler, yıllar boyunca Mısır, Avrupa ve ABD’deki antika satıcılarının ellerinde dolaşmış. Son 16 yıl ABD’de bir banka kasasında tutulduktan sonra 2000 yılında Zürihli antikacı Frieda Nussberger-Tchacos tarafından satın alınmış. El yazmasına bu nedenle Tchacos Yazmaları (Codex Tchacos) adı veriliyor. Belgeleri bir türlü satamayan Nussberger-Tchacos, daha sonra tercüme edilmesi için aralarında National Geographic’in de bulunduğu kurumlara başvurunca belgelerin niteliği daha iyi anlaşılmış. Sonunda da National Geographic Society tarafından çevrilerek açıklandı.
Bulunan belgelerin orijinallikleri, yapılan karbon testleri, mürekkep analizleri ve bir dizi başka araştırma ile kesinleşmiş durumda. Belgenin gerçekliği konusunda uzmanlar görüş birliği taşısalar da, metnin içeriğinin uzun yıllar sürecek tartışmalara yol açacağı ifade ediliyor. Zaten tartışma şimdiden başladı. Bazı uzmanlar bu İncil’in İsa ile Yahuda arasındaki tarihi ilişkiye ışık tuttuğuna dikkat çekiyorlar.
Belgelerin Mısır’a iade edilerek Kahire’deki Koptik Eserler Müzesi’nde yerini alacağı belirtiliyor.
Yahuda İncili, ünlü dergi ‘National Geographic’in düzenlediği bir sergide sunulurken, ‘The Lost Gospel of Judas’ adıyla NTV Belgesel kuşağında izlediğiniz belgesel yapıma dönüştürüldü. Yahuda İncili’nin sırrı, ‘NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE’ dergisinin Mayıs 2006 sayısı kapak konusunu oluşturuyor.
TÜRKÇE SESLENDİRME ÜZERİNE
NTV Seslendirme Stüdyolarında televizyon yayını için Türkçe seslendirilmesi ve altyazı çalışmaları yapılan belgeseli dilimize Burak Aygün kazandırdı.
NTV Seslendirme Sorumlusu Aziz Acar’ın yönettiği seslendirme çalışmasında, Türkiye’nin değerli tiyatro ve seslendirme sanatçıları yer aldı: Haldun Ergüvenç, Sönmez Atasoy, Adnan Biricik, Rüçhan Çalışkur, Cengiz Daner, Köksal Engür, Osman Gidişoğlu, Ali Gül, Nilgün Kasapbaşoğlu, Mazlum Kiper, Füsun Kokucu, Dündar Müftüoğlu, Zafer Önen, Aytaç Öztuna, Rıza Pekkutsal, Atilla Şendil, Emir Tayla.
BELGESELİN SESLENDİRME METNİNDEN
“…Onun çarmıha gerilmesine neden olan O’dur. Ve sonsuza dek lanetlenen yine O’dur. O, tarihin en çok nefret edilen simalarından biridir. İsa’ya ihanet eden havaridir. Yüzyıllar boyu adı ihanet ve aldatmacayla özdeşleşmiştir. Onun adı Yahuda İskariyot’tur (Judas Iscariot). Ama şimdi 2000 yıldır saklı kalmış bir İncil, Mısır’ın kumlarından günışığına çıkıyor. Birçok insan için inanılması zor olabilir. Hatta büyük bir inanç krizi yaratabilir. İsa’ya edilen ihanetin öyküsü tepetaklak olurken, hain bir kahramana dönüşüyor ve İsa’nın kendi idamını hazırladığı savı öne sürülüyor. Şimdi uzmanlardan oluşan bir ekip, bu öyküde geçenleri inceleyecek ve öykünün sahte olup olmadığını belirlemeye çalışacak. Şans eseri keşfedilen, iki kere satılan ve bir kere çalınan bu İncilin sayfalarını toza dönüşmelerinden önce koruma altına alma yarışının öyküsü. Belge, mezarından hiç çıkarılmaması gereken antik bir sapkınlık mı? Yoksa İsa hakkındaki düşüncelerimizi değiştirecek gerçek bir öykü mü? Şimdi onu ilk kez okuyoruz... Yahuda’nın İncili. Yahuda’nın İncili’nin keşfi üzerine birçok varsayım yürütüldü. Ama içlerinde belki en mantıklısı şimdi izleyeceğimiz. Mısır, 1978. Nil nehri kıyılarında define arayan bir çiftçi, ürkek adımlarla bir mağaraya girer. Bu mağaranın odaları, eski zamanlarda mezar olarak kullanılmıştır. Bu öyküye göre, çiftçi altın veya değerli taşlar, kısacası değerli şeyler aramaktadır. Kemikler arasında dökülmekte olan taştan bir kutu bulur. Kutunun içinde beklenmedik bir şeye rastlar. Bu, meşin kaplı, Codex adıyla bilinen bir kitaptır. Çiftçi elyazmasını deşifre edemez. Ama eski kitapların Kahire’nin antika pazarında iyi para ettiğini bilmektedir. Elinde İncil arkeolojisinin en değerli kitaplarından birini tuttuğunun farkında bile değildir. Bu, 1800 yıl önce sapkın olarak lanetlenmiş bir belgedir. 22 yıl sonra. New York, yıl 2000. Antikacı Frieda Nussberger-Tchacos hayret verici haberi alır almaz JFK havaalanının yolunu tutar. Kısa süre önce aynı antik Codex’i Mısırlı bir tüccardan satın almış, daha sonra kontrol ettirmek için onu Yale Üniversitesine götürmüştür. Bir uzman, bomba gibi haberi vermekte gecikmeyecektir….”
(Çeviri: Burak Aygün)
Kaynak:
- NPR Newswire
- The New York Times
- NG web sayfaları: *http://www9.nationalgeographic.com/lostgospel/
http://www.ntvmsnbc.com/news/370399.asp
Bu belgeseli izledim.Tek hatırlayabildiğim burada anlatılanlar gibi Yahuda'nın aslında İsa'ya ihanet etmediği tam aksine İsa'nın yanında olduğu ve onu yücelttiğidir..
hemen hemen aynı şeyleri asmışız...ancak benim eklemediğim ve senin eklediğin bazı yerler var..
teşekkürler.
yahuda incilini hiç inceledinizmi bilmiyorum ama bu konuda ilk akla gelen soru şu :
yahuda iskaryot bir hain mi yoksa bir kahraman mı ?
şu anda evrensel çapta kabul gören dört incil ( mektupları saymadım ) iskaryot'un bir hain olduğunu,
isanın ölümünden önce kendisine ihanet etmiş ve yetkililere ihbarda bulunmuş...
yahudanın bu hareketi yapacağı önceden belirlenmiştir. yani olaylar gerçekleşmeden önce planlanmış ,programlanmıştır. beklenen mesih gelecek , yakınlarından biri tarafından ele verilecek ve kefaret doktrini gerçekleştirilecek!!...
tanrınında planı zaten bu değilmiydi...eğer Yahuda İskaryot İsa’yıele vermek suretiyle ona ihanet etmemiş olsaydı çarmıh ve buna bağlı olarak Hıristiyan teolojisinin temel doktrinlerinin en önemlisi olan kefaret doktrini olma-mış olacaktı.belkide tanrı yahudayı bu rolü gerçekleştirmesi için kullanmış, ve bunun sonucunda haksız yere bu kişinin sonsuza dek cehennemi miras alması sağlanmış oldu!.peki ama bu bir haksızlık değilmi !!?
bu kişinin bu amaçla kullanılması ne derece adildir ?
bunu merak ediyorum ...
?
Cok ilginc bir konu sevgili habilis. NG'in bu konudaki belgeseli internette mevcut;
http://video.google.com/videoplay?docid=6451486873100847133
HarunKAHYA
23-10-2007, 21:24
"tanrınında planı zaten bu değilmiydi..."
Yok be güzel dostum,tanrının böyle bir planı falan yok..Bunların hepsi insan uydurması.. :)
"eğer Yahuda İskaryot İsa’yıele vermek suretiyle ona ihanet etmemiş olsaydı çarmıh ve buna bağlı olarak Hıristiyan teolojisinin temel doktrinlerinin en önemlisi olan kefaret doktrini olma-mış olacaktı."
O zamanda hristiyanlığın başka bir temel doktrini olurdu.
" O olmadıysa bunu verelim ağabey" tarzı insanlara başka bir şey sunulur ve kabul görürdü.her duruma uyan -çözümlerimiz vardır-dostum. :lol:
"belkide tanrı yahudayı bu rolü gerçekleştirmesi için kullanmış, ve bunun sonucunda haksız yere bu kişinin sonsuza dek cehennemi miras alması sağlanmış oldu!.peki ama bu bir haksızlık değilmi !!? "
olup olmadığı belli olmayan ve tanrının hiçbir katkısı bulunmayan böyle ottan -yoktan bir konuda tanrıyı suçlamak ; ne derece derece doğru biryaklaşım.. :wink:
Judas'ın Kayıp İncili (http://www.mayonez.net/27275-The-Gospel-of-Judas-Yahudanin-incili-TVRP-Turkce.html)
http://s.ngm.com/2006/05/judas-gospel/img/man-judas-cave-615.jpg
Elleri Parkinson hastalığından titreyen Profesör Rodolphe Kasser masada duran eski papirüs’ü alarak üzerinde yazılı olanları , yüksek ve anlaşılır bir sesle okumaya başladı : “ pe-di-ah-kawn-aus ente plah-nay “ Bu kelimeler Cop tic dilinde idi. Kopt Dili Hıristiyanlığın ilk başlarında Mısırda konuşulan dildi. Kilise tarafından bu dilde yazılı din kitapları Hıristiyanlar için yasak saydığından beri (ilk Hıristiyanlık çağları M.S. 200 – 300) hiç duyulmamış ve kullanılmamıştı. Eski Mısır dilinin bu son versiyonu (ki Eski Mısır dili şu versiyonlara sahipti: 1. Hiyeroglif, 2. Hiyeratik, 3. Demotik, 4. Koptik) Hristiyanlığın şafağında konuşuluyordu. Resimde görülen Judas (Yahuda) İsa'nın 13. Havarisi olup, İsa ile yaptığı konuşmaları bir mağarada ele almış ve "Judas'ın Müjdesi" adlı metin bu şekilde oluşmuştu. Metnin yazarı bilinmiyor ama Judas'ın keskin kaleminden çıktığı açık. 1978'de bir Mısırlı çobanın bir mağaraya girmesi ve bu mağarada bir mezarı bulması, mezarın içinde de kapalı bir kutu içinde bir papirüsü keşfetmesi sonucunda bu metin ortaya çıktı. Metni yazan kişinin Romalılar'ın baskısından uzak bir yerde, bu mağarada bu metni yazdığı ve burada öldükten sonra kapalı bir kutu içinde bu metinle beraber gömüldüğü anlaşılıyor (ki Mısırlı Hristiyanlarla aynı dönemde bulunan Anadolu'lu Hristiyan dindaşları da Anadolu'daki mağaralarda aynı faaliyetleri yürütüyorlardı).
Bilindiği üzere, Eski Mısır'da kişi hangi işle uğraşıyorsa, onunla gömülmesi adeta bir gelenek halini almıştır. Örneğin Reisner Papirüsü'ne bir bakalım.
Bu papirüs 1904'te Harvard Üniversitesi ve Boston Sanat Müzesi ekibinin Yukarı Mısır'da yaptıkları bir kazı sırasında Naged Deir'de Dr. George Reisner tarafından bulundu. Bu nedenle bu papirüs "Reisner Papirüsü" adıyla bilinir. Papirüs bulunduğunda ağaç bir tabuta sarılı biçimdeydi ve çok önceki yıllarda bu tabutla birlikte gömülmüştü. Bu papirüsün büyük bir olasılıkla bu kişiye ait olduğu sanılıyor. Ama tabuttaki kişinin kim olduğu bilinmiyor. Ya da bu tür papirüslere meraklı biriydi ve bu papirüsle birlikte gömüldü. Papirüsün 4 yeri çok kötü bir şekilde toprak kurtları tarafından yenilmiş ve tahrip edilmişti. 345 CM uzunluğunda ve 30 CM genişliğinde olan bu papirüs M.Ö. 1880'de yazılmış olduğu sanılıyor. Bu tarihte Sesostris'in, yani Mısır'ın 12. Hanedanlık dönemine rastlar. 17 bölümden oluşan bu papirüs, Dr. W.K. Simpson tarafından 1963, 1965 ve 1969 yıllarında 3 kesim çevirisi yapılarak yayınlanmıştır. İçeriği oldukça geniş olan bu papirüsün Mısır Matematiği hakkında oldukça geniş bilgiler verir.
"Yahuda'nın Müjdesi (http://tr.wikisource.org/wiki/Yahuda'n%C4%B1n_M%C3%BCjdesi)" ya da "Kayıp İncil (http://tr.wikisource.org/wiki/Yahuda'n%C4%B1n_M%C3%BCjdesi)" olarak adlandırılan metin ise Reisner papirüsüne göre çok daha iyi bir durumda bulunmuştu. Çünkü bu metin taştan yapılmış mezar içinde, bir kutunun içinde çok iyi şekilde muhafaza edilmişti. Fakat gerek metni bulan Mısırlı çobanın ve gerekse ondan bu metni satın alan koleksiyonerin bilinçsiz davranışları metni neredeyse yok olma aşamasına kadar getirmişti. Metni New York Hicksville'deki bir banka kasasında daha iyi bir fiyata satmak için saklayan koleksiyoner, 8 yıl sonra kasayı açtığında gözlerine inanamadı. Çünkü papirüs kasada neredeyse tamamen çürümüştü. Bu nedenle koleksiyoner 2000'de papirüsteki metnin kurtarılması için bilimadamlarından yardım istemek zorunda kaldı. Bilimadamları bilimsel yöntemlerle ancak çok güç analizler ve çalışmalar sonunda 61 sayfalık bu metnin 26 sayfasını kurtarabildi. Bu iş çöken bir hardiskin kurtarılması gibi çok zor ve uzun bir süreci gösterir. Bilimadamlarının teknolojinin tüm imkanlarını seferber ederek papirüsten kurtardığı metin, şimdi Wikipedia'da "Yahuda'nın Müjdesi (http://tr.wikisource.org/wiki/Yahuda'n%C4%B1n_M%C3%BCjdesi)" adıyla sunulan metindir. Bu metin 13. Havari Judas'ın bizzat Jesus Christ'ten duyduğu ve gördüğü olaylara dayandığı için bir ilk metindir. İçeriği oldukça kısıtlı da olsa bu papirüs Hristiyanlık ve İslamiyet hakkında oldukça ölümcül bilgiler verir. Bu konuda pek çok örnek var.
Şimdi size bunlardan yalnızca 2 ölümcül çözümlü örnek vereceğim!
1. Kutsal Kitaplar'da hain olarak ilan edilen Judas, aslında hain değil bir kahramanmış!
Örneğin Jesus Christ'in çarmıha gerilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar hakkında Kanonik İnciller'de (Matta, Luka, Markos, Yuhanna), Barnabas İncili'nde ve Kuran'da Judas'ın anlatıklarından tamamen farklı bir şekilde seyreder. Jesus Christ'in tutuklanmasından sonra muhakeme edilişi, çarmıha gerilişi, mezara konuşu, mezardan kıyam ederek dirilişi, havarilerine (öğrencilerine) görünüşü ve semaya çıkışı mevzularında Kanonik İnciller'de yüzlerce farklı ve çelişkili bilgi vardır. Bunların maddeler halinde açıklaması için "Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi ve yeniden dirilmesi (http://www.hristiyanlikinanci.com/2012-02-27-15-58-13/dort-incil/doert-incilde-goeruelen-celiskiler/hz-isa-n-n-carm-ha-gerilmesi-ve-yeniden-dirilmesi.html)" ve diğer kaynaklara bakılabilir. Fakat tüm Kutsal Kitaplar, sanki aralarında söz birliği etmişcesine (ki bu durum tamamen açıktır. Yani ilkin M.S. 325'te Kanonik İnciller yazıldıktan sonra arkasından 610-632 yılları arasında Kuran'ın ve son olarak Kuran paralelinde Sahte Barnabas İncili'nin yazılması... Buraya kadar her şey gayet net ve açık), Jesus Christ'in çarmıha gerilip ölmesi sonrasında yeniden dirilmesinde birleşirler.
Oysa National Geographic Society tarafından çözümlemesi yaptırılarak bilim dünyasına sunulan ve bu cemiyetin çıkardığı National Geographic Türkiye’nin Mayıs 2006 kapak konusu olan "Yahuda İncili", 20. yüzyılın sonlarında Mısır’da bulunan gnostik karakterli birincil nüshasıdır. Bu İncil'in ortaya çıkışının ilk bakışta Hıristiyan dünyaya bomba etkisi yaptığı muhakkaktır. Çünkü bu İncil, Hıristiyanlık tarihinde ihanetçi olarak görüldüğünden kendisinden en çok nefret edilen bir şahsın –İsa’nın 12. havarisi olan Yahuda İskaryot’un- aslında İsa’nın rolünün gerçekleşmesini sağlayan bir kahraman olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda "Yahuda İskaryot Bir Hain mi? Yoksa Bir Kahraman mı? Yahuda İncili Üzerine Bir Yorum (http://tr.scribd.com/doc/98522908/Yahuda-Incili)" adlı makalede Yahuda İncili muhtevasıyla birlikte Türk okuyucusuna tanıtılarak değerlendirilmesi yapılmış ve şu sonuç çıkarılmıştır: Eğer Yahuda İskaryot İsa’yı ele vermek suretiyle ona ihanet etmemiş olsaydı, çarmıh ve buna bağlı olarak Hıristiyan teolojisinin temel doktrinlerinin en önemlisi olan kefaret doktrini olmamış olacaktı. İşte bundan dolayı Hıristiyanlar İsa’yı Yahudi yetkililere teslim ettiği için Yahuda’ya lanet etmemeli, aksine bunu yaparak onun çarmıhta ölümünü sağladığı için ona minnet duymalıdır. Zaten Yahuda İncili de tam olarak bunu yaparak Yahuda İskaryot’un aslında bir kahraman ve İsa’nın en güvenilir havarisi olduğunu ilan etmektedir.
Peki İsa Kuran'da nasıl anlatılıyor?
Kuran'a göre İsa çarmıhta ölmemiştir.
Nisa Suresi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Nisa_Suresi), 157-158: Ve 'Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük' demeleri yüzünden (onları lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilâkis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir."
Ahmediye mezhebine göre çarmıhtan kurtulan İsa, Keşmir'e gitmiş ve burada Yuz Asaf (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yuz_Asaf) ismiyle yaşamış, ölmüştür. Fakat genel İslam mezheplerinin ve ehl-i sünnet'in görüşü bu yönde değildir.
Ayetin devamında İsa ölmediğine göre, nereye gitttiği şöyle bildirilir:
Nisa Suresi 158-159: "...Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir. Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır."
Bu son ayetlere göre demek ki Allah, peygamberi İsa'yı Yahudiler'den korumuş, öldürmelerine mani olmuştur. Onu kendi katına kaldırmıştır. Ancak bunun şekli ve zamanı üzerine farklı açıklamalar ve anlayışlar vardır. Çoğunluğa göre Allah onu, kudretiyle manevi semalardaki hususi mevkiine kaldırmıştır, kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir, o zaman bütün ehl-i kitap onun peygamber olduğuna inanacak, batıl inançlarından kurtulacaklardır. İsa dünyada kaldığı müddetçe Ku'ran ile hükmedecek, haç ve domuz ile ilgili batıl uygulamalara son verecektir. Bir başka anlayışa göre, Allah onu Yahudiler'den korumuş, eceli gelince vefat ettirmiş ve ruhunu semadaki yerine kaldırmıştır. Kıyametten önce gelecek olan da onun ruhudur. Ehll-i kitaptan olanlar, ölümlerinden önce gerçeği öğrenip inanacaklar, fakat bunun faydası olmayacaktır. Bu anlayış Al-i İmran Suresi'nin 54-56. ayetlerine dayandırılmıştır.
Oysa ne Yahuda İncili'ne, ne de Kanonik İnciller'e göre (ki bu İnciller yalnızca Yahuda'nın hain olduğunu kabul ederler) bunların olması mümkün değildir. Çünkü bütün bu İnciller İsa'nın çarmıhta öldüğünü tartışmasız kabul ederler. Yani aralarında hiçbir ayrılık yoktur. Yalnızca, İsa'nın ölümünün nasıl gerçekleştiği üzerinde bir fikir birliği yoktur.
Eğer İsa'nın ölümüne yani olaya bu gözle bakarsak Kuran'daki şu ayet tek başına bunu onaylar:
Al-i İmran 55: "Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kafirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında ben hükmedeceğim."
Bu ayete göre İsa diğer insanlar gibi ölecek ve sonrasında ne olabileceğine ilişkin çok ama çok iddialı sözlerle bir öngörü sunuluyor. Ayette verilmek istenen mesaj bu!
2. Eski Mısır Tanrıları melek oluyor!
Yahuda İncili'nde tüm Kutsal Kitaplar'a vurulan en büyük balyoz buradan gelir. Bu bulgu inancınızı kökünden sarsıp yok edebilecek kadar güçlüdür. Eğer siz, Judas'a ve onun yazdıklarını kayda geçiren kişilere (ki M.Ö. 3. yüzyıldan yazılmış "Judas'ın Müjdesi" bunlardan biridir) güveniyorsanız, Judas'ın size söyleyeceği çok önemli bir sırrı var. Tıpkı İsa'nın Judas ile şu konuşmasındaki gibi!
İsa'nın Yahuda ile yalnız konuşması (http://tr.wikisource.org/wiki/Yahuda'n%C4%B1n_M%C3%BCjdesi)
Yahuda'nın gurur verici bu yanıtının farkında olarak, İsa dedi ki: "Diğerlerinden uzaklaşırsan, sana krallığın sırlarını anlatacağım. Ulaşmak için olanağın var; ama büyük bir acı çekeceksin. (36) Çünkü, başka biri senin yerine geçecek, onikinin tekrar tanrıyla birleşebilmesi uğruna."
Yahuda O'na dedi ki, "Bana bunları ne zaman söyleyeceksiniz, ve ışığın fecrinin müthiş günü nesiller için ne zaman gelecek?"
Ama bunu söylediğinde, İsa O'nu terk etti.
Arkadaşlar, bu konuşmada nasıl ki İsa'nın bir sırrı var ve bu sırrını Yahuda'ya söylediyse, Yahuda da melekler hakkındaki sırrını bize, aşağıdaki bölümde şöyle anlatır:
Hükümdarlar ve Melekler
(http://tr.wikisource.org/wiki/Yahuda'n%C4%B1n_M%C3%BCjdesi)
12 hükümdar 12 meleğe konuştu: "İzin verin, herbiriniz (52) (...) ve onlara izin verin (...) nesil ( - 1 satır eksik - ) melekler":
İlki Seth, "Mesih" diye çağırılan.
İkincisi Harmathoth, o ki (...)
Üçüncüsü Galila.
Dördüncüsü Yobel.
Beşincisi Adonaios.
Bunlar yeraltını yöneten beş idiler, ve ilk olarak tüm kaosun üzerinde.
Bilirsiniz; Allah tarafından gönderilen ilahi dinlerin hepsi, meleklerin varlığını kabul eder ve bunu iman akidesi olarak sayarlar. Günümüzde Yahudi ve Hıristiyan teolojilerinde melekler, “Angeloji” olarak ifade edilen bilim içerisinde ele alınmaktadır. Melek kavramının tanımı, meleklerin varlık formları, kısımları, görevleri, isimleri gibi birçok konu bu ilim dalı içinde tartışılır. İslam Kelamında, melekler ile ilgili müstakil olarak yazılmış kitaplar bulunmakla birlikte, konu ayrı bir bilim halinde değil, genel meseleler içinde bir başlık olarak tartışılmıştır. Dolayısıyla İslam inanç kültüründe, Hıristiyanlıkta olduğu gibi “Angeloji” benzeri ayrı bir bilim dalı ne geçmişte, ne de günümüzde geliştirilmemiştir.
Mezkur dinlerin melek inanışları ile ilgili bir tarama yaptığımızda, kimi zaman bu konuyla ilgili bir uzlaşı ve fikir birliğine rastlanırken, kimi zaman da derin ayrılıkların olduğu fark edilir. Hem İslam’da hem de diğerlerinde meleklerin varlığı kesin bir hakikattir. Melekler insan türünden farklı olarak ve ayrı bir cevherden yaratılmış, duyu organlarıyla algılanmayan varlıklardır ve çeşitli kısımları bulunur. Meleklerin Allah’a, peygamberlere, insanlara, aleme yönelik görevleri ve sorumlulukları vardır. Bu zikredilen hususlar, her üç dinin de inançları içerisinde yer alan akidelerdir. Yine Cebrail, Mikail gibi bazı melek isimlerinin de ortaklaşa kabul edildiği görülür.
Benim burada ele alacağım çalışma, "Yahuda'nın Müjdesi" kitabında geçen ve yukarıda verdiğim 5 melekten ilk ikisinin kökeninin nereden geldiğini tarihçesiyle birlikte ortaya koymak olacaktır. Burada hemen ifade etmek gerekir ki, İslam akidesinde “Dört Büyük Melek” kavramıyla ifade edilen Cebrâil, Mikâîl, İsrafil ve Azrail, Yahudiliktekine kısmen daha çok benzerlik gösterir. Cebrâil ve Mikâîl, üç dinin kitabında da ismi geçen melekler iken, Azrail ve İsrafil’e isim olarak kutsal kitapların üçünde de rastlanılmaz.
Tabii ki ben, Yahuda'nın yukarıda isim listesini verdiği ilk iki meleğin nereden kaynaklanmış olduğunu anlatırken,
SEMAVİ DİNLERDE DÖRT BÜYÜK MELEK: (http://portal.firat.edu.tr/Disaridan/_TEMP/278/file/2008-2/MURAT%20SERDAR%20SEMAV%20DNLERDE%20DRT%20BYK%20MEL EK.pdf)CEBRAİL, MİKAİL, İSRAFİL, AZRAİL (The Four Major Angles in The Heavenly Religions: Gabriel, Michael, Saraphiel, Azrael)
Dr. Murat SERDAR
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
adlı tez çalışmasında geçen İslam'ın bir hak din olduğu ve Hz. Muhammed'in de gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu kanıtlamak değildir. Bunu zaten onlar yaptıkları yukarıdaki tez ve diğer çalışmalarla çok güzel yapıyorlar.
Şimdi bu tez çalışmasının "Giriş" kısmını buraya kısmen alıntılamak suretiyle sizi kısaca bilgilendirdikten sonra Yahuda'nın yukarıda verdiği "Melekler Listesi"ndeki ilk iki meleğin nereden kaynaklandığına geçebilirim.
1. Melek: Seth.
Bu melek listenin ilk sırasında yer aldığından 12 melek içindeki en büyük melek olmalı. Bu melek hakkında, yukarıda da verilen, Yahuda'nın İncil'indeki "Hükümdarlar ve Melekler" bölümünde şu bilgi geçer:
İlki Seth, "Mesih" diye çağırılan.
Seth (http://tr.wikipedia.org/wiki/Seth_(mitoloji)) (Ramses II'nin babası olan "Seti" ile karıştırmayınız lütfen!) bildiğiniz gibi Antik Mısır'da Osiris'in kardeşi olan bir Tanrı idi. Mısır Mitolojisi'ne göre, Osiris ile Seth arasında bir kardeş kavgası çıkar ve bu kavga sonucunda Seth kardeşi Osiris'i öldürür. Daha sonra Horus (Osiris ile İsis'in oğlu) babasının öcünü alır ve Seth'i öldürür. Hikayeye göre Horus babası Osiris'i yeniden diriltir, yani "Mesih (Messiah)" inancı gerçekleşir.
Aman yarabbim, Horus (http://tr.wikipedia.org/wiki/Horus) Eski Krallık Hanedanlığı'na damgasını vuran yegane külttür (dinsel inanıştır). Eski Krallık Hanedanlığı'ndaki (M.Ö. 2700-2200) tüm Krallar ondan söz ederler. Elimizdeki piramit metinleri ve papirüslere göre, 4. Hanedanlık'ın üyesi olan Snefru, Khufu, Djedefre, Khefra, Menkaure ve diğer Krallar Osiris'ten bahsetmekle birlikte, daha çok Horus'tan söz ederler. Bu Krallar'ın hepsinin bir Horus adı vardır. Bu da Horus'un 4. Hanedanlık'taki, dolayısıyla Eski Krallık Hanedanlığı'ndaki dinsel inanışa damga vurduğunu gösterir.
Neyse, sonuçta Yahuda'nın yazdığına göre Seth'in "Mesih" olarak çağrılması bana, daha doğrusu Mısır Mitolojisi'ne göre doğru gelmedi. Çünkü "Mesih" inancında yeniden diriliş vardır. Bu da Seth'de değil Osiris'te vardır. Belki de Yahuda'nın zamanında "Mesih" olarak Osiris değil de Seth olarak biliniyordu, belki de bir hata yaptılar ve yanlışlıkla Seth'i andılar, bilemiyorum. Ama ortada bir yanlışlığın olduğu açıktır!
2. Melek: Harmathoth.
Yahuda bu melek hakkında kısaca şunu yazar:
İkincisi Harmathoth, o ki (...)
Burada papirüs çok hasarlı olduğundan üç nokta yerine gelen metin okunamamıştır. Fakat Yahuda'nın burada "Harmathoth" adlı meleği, ilkindeki gibi, tanıtan bir özelliği söylediği anlaşılıyor.
Eski Mısır Mitolojisi'ne göre, Thoth (http://en.wikipedia.org/wiki/Thoth) Horus'un 4 oğlunda biri olup, insanlar yaşarken yaptıkları tüm işleri bir deftere kaydeder ve insanlar öldükten sonra "Yargılama Günü (Judgement Day)"nde "Kalbin Yargılanması" sırasında elindeki o kişinin defteriyle hazır bulunan bir Tanrı idi.
Herodot ünlü "Tarih (History)" adlı kitabında "Thoth"un "Hermes" olduğunu (ki bu Tanrı Eski Yunan'da "Hermes" olarak bilinirdi) ileri sürer. Bu nedenle M.Ö. 300'lü yıllara gelindiğinde, Mısır'daki "Thoth" ve Eski Yunan'daki "Hermes" figürleri özdeşleştirilerek aynı Tanrı'da birleştirilmiş (Bkz. Hermetik felsefenin İslam düşünce tarihinden görünümü (http://seyyidin.blogcu.com/hermetik-felsefenin-islam-dusunce-tarihinden-gorunumu/9422152)) ve M.S. 300'lü yıllarda da Havari Yahuda bu Tanrıları "Harmathoth" olarak birlikte anmıştır.
Sonuçta arkadaşlar, ben bu tespitleri kendi başıma yaparken, Yahuda İncili'nin tüm dünyaya duyurulduğu tarihte şöyle bir tartışmanın yapılmış olduğunu Google'da araştırma yaparken gördüm:
Judas Bursts for Righteousness (http://www.domainofman.com/forum/index.cgi?noframes;read=2980)
Posted By: Charles Pope
Date: Tuesday, 18 April 2006, at 9:15 p.m.
İlginçtir; bu tartışmada şöyle bir çıkarım yapılmış:
"There is also mention of five underworld angels, namely Seth (equated by Gnostics with Christ), Harmathoth (compare Horus and Hermes/Thoth), Gabila (compare Geb), Yobel (compare Marduk-Re/Bel), and Adaronais (compare Adonis/Osiris)"
Charles Pope bu çıkarımı yaparken, yukarıda uzunca anlattığım ilk iki meleğin Antik Mısır'dan kaynaklanmış olduğunun farkında ama detaylar üzerinde dağılıyor. Fakat o, bununla da yetinmiyor ve "Yobel" adlı melek hariç diğerlerinin de Antik Mısır'dan geldiğini söylüyor. Söylediklerinin hepsi bir zamanlar Antik Mısır'da hüküm sürmüş Tanrılar'dır.
Peki ben neden diğer meleklerin Antik Mısır Tanrıları olduğunu anlayamadım?
Aslında tahmin ediyordum, çünkü ilk ikisinin Antik Mısır Tanrısı olduğunu adım gibi biliyordum ve diğerleri için de aynı şeyin geçerli olduğunu düşünüyordum. Ancak bu konuda benim için "Seksenler" dizisinde cevval genç bir satıcının her yeni ürünün satışında kullandığı repliğindeki gibi şu söz geçerlidir:
"Bana Mısır'ın Eski Krallık Hanedanlığı'ndan istediğin kadar soru sor ama sonraki Hanedanlıklar hakkında soru sorma!", The Kingdom (TV miniseries) - Wikipedia, the free encyclopedia (http://en.wikipedia.org/wiki/The_Kingdom_(TV_miniseries)).
Çok açık. Yani ikincidenden sonraki meleklerin isimleri Hristiyanlık dönemi içinde kullanılan ya da daha yeni konulmuş, veyahut da en azından İlk Hristiyanlık dönemine yakın zamanda konulan isimler idi. Demek ki Yahuda ve diğerleri eski isimleri kullanmak yerine yenilerini kullanıyorlarmış. Ama ilk Hristiyanlar ilk iki meleğin ismini Eski Mısır'daki aynen kullanmışlar. Bu da, Yahudiler'den bu yana meleklerin isimlerinin nereden geldiğini gösterir bize.
Demek ki Yahuda'nın yazdığı melekler Antik Mısır'dan gelme imiş. Oysa Kutsal Kitaplar'daki meleklerin Allah'tan geldiğine inanılıyordu!
Neyse, aslında ben bu mesajı yazmayacaktım (ki bu konuda zaten sizi, kısıtlı bilgi içerse de, "Yahuda İncili'ndeki Seth ve Harmathoth adlı meleklerin orijini nerededir? (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=458879&postcount=6)" mesajımla bilgilendirmiştim) ama bugün cepten "Tufanın çocukları tufanla gider (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hatipoglu/2012/09/28/tufanin-cocuklari-tufanla-gider)" makalesini okuyunca koptum.
Hocamız makalesini son derece çok iddialı şu sözlerle açmış:
"Söylenecek söz söylendi. Gökten son kez haber geldi. Kelam son kez yazıya dönüştü. Harfler son kez en güzel kıvrımlarına büründü. Ve gök söyleyeceğini söyledikten sonra işi yerdekilere bıraktı.
Şeytan sonsuz bir umutsuzluğa büründü. Çünkü evren Hz. Muhammed'in (sav) davetiyle hayat bulmuştu. Kartopu gibi büyüyen bu din, kâinatın göbeğine adını yazdırdı. Allah (cc) bu dine adını verdi; O'na "İslam" dedi. Ve diğer bütün dinlerden rızasını kaldırdığını şu ayetle ilan etti: "Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım. Size nimetimi tamamladım. Ve sizin için din olarak İslam'a razı oldum." (Maide, 3)"
Ona göre Hz. Muhammed'in misyonu şöyleymiş;
"Hz. Muhammed'in (sav) misyonu
İlahi kitap son peygamberin görevini ve yerini şöyle haber veriyor: "Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." (Sebe, 28) Ve şöyle demesini de bizzat O'na emrediyor: "De ki; Ey insanlar! Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım." (Hacc, 49)
Artık dileyen dilediğine inanır. Dileyen Hz. Muhammed'in (sav) yoluna yol olur. Dileyen de savrulur ve ahirette kül olur."
ve eğer biz bu çağrıya kulak vermezsek bu dünyadayken savrulucak ve öteki dünyada da kül olacakmışsız. Yani ona göre biz "Tufan'ın Çocukları" imişiz.
İyi ama, makelesinde şu çelişkiye ya dikkat etmiyor ya da görmezden geliyor: Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya katledenler hani?
O, bu soruyu soruyor ama çelişkiyi görmüyor. Oysa Youtube'daki,
http://www.youtube.com/watch?v=F3z6uMtxj3Y (http://www.youtube.com/watch?v=F3z6uMtxj3Y)
"İmam Hüseyin: Esirler Kervanı" adlı belgesel filmde özellikle bu soru soruluyor ve Hz. Hüseyin'in Kerbela'da neden öldürüldüğü sorgulanıyordu. Filmin sonunda bir Papaz kiliseye gelen Esirler Kervanı'na; madem ki Hz. Hüseyin bir peygamber torunu idi, o zaman Allah onu neden korumadı? diyor.
Öyle ya, Hz. Yahya İsa'yı vaftiz etmişti. Onun derecesi Hz. Hüseyin'den daha mı aşağıda idi ki öldürüldü? Hz. Zekeriya da öyle!
Herhalde Yahuda Hz. İsa'nın bu özelliğini bilmediği için intihar etti. Yoksa, Hz. İsa'nın da bizim gibi ölümlü bir insan olduğunu bilseydi, o zaman kendisine daha doğru düzgün bir yol seçerdi.
Hiç şakası yok; ben, Hz. İsa'nın çarmıhta öldürülmüş olduğunu kendimi bildim bileli kabul ederim. Yahuda bunun bize nasıl gerçekleştiğini anlattı. Yahuda Hz. İsa ilgili bu ve diğer olayları anlatırken, Doğu Perinçek'in Ergenekon Davası'nda dediği gibi, hiç kimseyle hesaplaşma içinde değildi. Yahuda yalnızca, Hz. İsa'nın bir Havarisi olarak, ki yazdıklarından en değerli Havari olduğu anlaşılıyor, gördüklerini kaleme aldı ve onun yazdığı metin günümüze kadar ulaşabildi. Oysa Kanonik İnciller, Kuran ve Barnabas İncili kesinlikle bir hesaplaşma içindedirler. Çünkü Hz. İsa hakkında onlar bir hesap açmışlar ve (çelişkili açıklamalarla) çatışmaya girmişlerdir. Yahuda'nın İncili bu anlamda tektir ve eşsizdir.
Bu konuda tüm Kutsal Kitapları biraraya getirirdiğimizde, Yahuda'nın İsa'ya olan yakınlığı şöyledir (Sahne 3: Yahuda gördüğü hayali anlatıyor ve İsa cevaplıyor):
İsa bunu duyunca, güldü ve dedi ki, "Sen, 13'üncü ruh; neden bu kadar zorluyorsun kendini? Ama konuş, ve sana katlanacağım."
Bu açıklamaya göre diğer Kutsal Kitaplar Yahuda'dan daha yakın olamaz. O zaman İsa'nın burada dediği gibi neden biz, İsa hakkında Yahuda'nın söylediklerinden farklı bir şekilde olduğunu kabul etmek için zorluyoruz. İsa bu tür eziyetlere katlanabiliyordu ama ya biz...?
Herkes Galileo gibi açık olsun!
Bildiğiniz gibi, Galilei Galieo Saray'da adına "Optik Tüp (teleskopun ilk adı)" verdiği aletle Jupiter'e ve onun yıldızlarına (uydularına) bakılmasını teklif ettiğinde, Saray'ın ileri gelenleri bu aletle meleklerin görünebileceği, dolayısıyla meleklere bakmanın günah olduğu söyleyerek bu teklifi derhal reddetmişlerdi. Fakat Galieo bu; haklı olduğu bir konuda başarısızlığı asla kabul etmez, ne yapar eder haklı olduğunu kabul ettirirdi.
Galileo bunun üzerine, "Hadi gelin, ne olur bir bakın. (Optik tüpten meleklerin bacaklarının görüneceğine ilişkin iddia üzerine) Bu alette hiçbir sihir yoktur!" dedi ama hiç kimse tınmadı. Galileo, bu sefer sesini daha da yükselterek, "Gelsenize, optik tüpten Jupiter'in yıldızlarına baksanıza? Bakmakla ne kaybedeceksiniz?" dedi. Galileo nerdeyse ordakileri pataklayacaktı. Yani o derece sinirliydi. Fakat Saraydakiler Nuh diyordu ama peygamber demiyordu.
Fakat Galileo haklı olmasına haklıydı ancak şunu ihmal ediyordu: Saray'da o sırada tahtta bir çocuk oturuyordu ve dünyadan haberi bile yoktu. Çevresindeki kişiler ise Kilise'ye büyük bir bağlılık içersindeydi.
İkinci Sahte Barnabas İncili
Şimdi, hepimiz Galileo'nun başından geçen bu talihsiz olay karşısında sergilediği tavırlarındaki gibi açık olursak, bu konuda "Yahuda İncili"ne karşılık "Barnabas İncili"ni ele alabilir ve bir karşılaştırma yapabiliriz.
Hatırlarsanız, TSK balyozu yemeden önce (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=29558), Hazreti İsa'nın havarilerinden Barnabas'ın yazdığı ve İslamiyet'in gelişini haber verdiği söylenen İncil'in bir versiyonunun, 12 yıl önce düzenlenen bir kaçakçılık operasyonunda Türk askerlerinin eline geçtiği ve Genelkurmayın elinde olduğu iddia edilmiş ve medyada Genelkurmay'a ve TSK'ya karşı bir psikolojik harp operasyonu yapılmaya çalışılmıştı. Fakat Genelkurmay Başkanlığı ellerinde bu İncil'in olmadığını açıklamak zorunda kaldı (Bkz. "Barnabas İncili iddiacılarına Genelkurmay'dan kötü haber (http://www.hristiyangazete.com/2012/06/barnabas-incili-iddiacilarina-genelkurmaydan-kotu-haber/)"ine).
Yok arkadaş, ben senin söylediğine inanmıyorum diyorsanız, o zaman Google'da "Barnabas İncili" yazın ve çıkan sonuçlara bir bakın. TSK'ya psikolojik harp adı altında ellerinden ne geliyorsa, onları yaptıklarını göreceksiniz. Tamamen terör...
Çok ilginçtir; Genelkurmay'ın açıklamasından 3 ay önce bu İncili çevirdiğini söyleyen Prof. Dr. Hamza Hocagil de sahte olduğunu açıklamak zorunda kaldı (Bkz. Prof. Dr. Hamza Hocagil: "Bulunan kitap sahte Barnabas İncili" (http://www.hristiyangazete.com/2012/02/prof-dr-hamza-hocagil-bulunan-kitap-sahte-barnabas-incili/)). Açıklamak zorunda kaldı diyorum; çünkü TSK'ya karşı yürütülen bu psikolojik harbin içinde kendisi de vardı. Demek ki oprerasyonun bittiği ilan edilmiş ve kendisi de artık tehlikenin geçtiğini zannederek (!) daha baştan beri bilinen bu sahtekarlığı lütfetmiş de açıklamış. Ya açıklamasaydı ne olacaktı halimiz?
angel333
29-09-2012, 19:36
Judas incilinin tam metnin bulmak gerekli oda ne yazıkki yok
Parçalanmış pek çok safyanın eksik olduğu bir incille yorum yapmak doğru değil
Judas incilinin tam metnin bulmak gerekli oda ne yazıkki yok
Parçalanmış pek çok safyanın eksik olduğu bir incille yorum yapmak doğru değil
angle333, uzmanlar ve ben "Judas Müjdesi" adlı bu metnin okunamayan kısmını yorumlamıyoruz ki. Metnin okunabilen kısımları, dolayısıyla bu okunabilen kısımlardan yapılan yorumlar çok açık.
Buna göre, Yahudilerce "Yeşua (Yeshua)", Hristiyanlarca Jesus Christ ve Müslümanlarca "İsa" adıyla bilinen kişinin söylediklerini ilk ağızdan kaydeden Judas (Yahuda)'a itibar ediyoruz. Diğerleri (Kanonik İnciller, Kuran ve Apokrifaller) ikinci planda kalır.
İnsanoğlunun çağlar boyunca sürdürdüğü takıntı: 13.
Mısır'daki bir mağarada bulunan bu papirüs aslında 61 sayfadan oluşur yani Yahuda metninin tamamını kapsar haldeydi. Fakat gerek bu papirüsü bulan kişinin, gerekse onu satın alan koleksiyonerin bilinçsizce davranışları metni arkalı-önlü olmak üzere 13 sayfaya düşürdü. Sanki "Sahne 3: Yahuda gördüğü hayali anlatıyor ve İsa cevaplıyor"deki şu kehanet gerçekleşmiş oldu:
İsa bunu duyunca, güldü ve dedi ki, "Sen, 13'üncü ruh; neden bu kadar zorluyorsun kendini? Ama konuş, ve sana katlanacağım."
13 sayısı uğursuzdur. Uğursuz olduğu M.Ö. 1760'larda yazılan "Hammurabi Kanunları"ndan beri bilinir. Çünkü Hammurabi, bu sayının uğursuz olduğunu bildiği için 13. maddeyi yazdırmaz. Bu takıntı daha sonra giderek her alanda yaygınlaşmıştır. Örneğin "13. Cuma", Amerika'daki otellerdeki asansörlerde 13. kata ait 13 No'lu tuşun olmaması gibi.
Her neyse, demek ki bu papirüsten geriye 2x13 yani 26 sayfa kalmış, ama bu kadarı bile bize, İsa'nın söylediklerini anlatmaya yeter ve artar. Bu durumda Yahuda'nın tam metnini aramanın ne gibi bir yararı olacağı da açıkta kalan bir soru olur.
Not: 7. mesajımdaki resim altında "Mısırlı Hristiyanlarla aynı dönemde bulunan Anadolu'lu Hristiyan dindaşları da Anadolu'daki mağaralarda aynı faaliyetleri yürütüyorlardı" bilgisini verdim ama bu doğru değildir. Yalnızca, Yahuda'nın zamanındaki ilk Hristiyanların içinde bulundukları duruma dikkat çekmek istemiştim.
Yahuda'nın zamanında ilk Hristiyanlar Romalılar'dan büyük bir baskı görmüş (ki o dönemde baskın güç Roma İmparatorluğu idi) ve daha sonra mağaralara çekilip, dinsel faaliyetlerini oralarda sürdürmek zorunda kalmışlardır. Elimizdeki "Yahuda'nın Müjdesi" ya da "Yahuda İncili" olarak bilinen papirüs M.S. 220-340 arasında Mısır'da bir mağarada yazılmıştır. Mısır bu konuda eşsizdir; Mısır'da Nil'in civarında bir sürü mağara vardır. Aynı şekilde, Tevrat'ı yazan Yahudiler'in de dinsel faaliyetlerini birkaç Mısır mağarasında görebilirsiniz. Onlar da Firavun'dan kaçıyorlardı.
Fakat Anadolu'lu ilk Hristiyanlar'ın Anadolu'daki mağaralardaki dinsel faaliyetleri bu papirüsün yazıldığı zamandan sonraki bir zamana denk gelir. Bana göre "Ashab-ı Kehf" olayı Efes'teki mağarada değil, İsa'nın olduğu yere yakın bir mağarada geçmiş olması ihtimali daha yüksektir. Öyle görünüyor ki, biz Ashab-ı Kehf olayını yanlış yerde arıyoruz. Çünkü olayda geçen süreye göre tarihler tutmuyor!
Benim burada ele alacağım çalışma, "Yahuda'nın Müjdesi" kitabında geçen ve yukarıda verdiğim 5 melekten ilk ikisinin kökeninin nereden geldiğini tarihçesiyle birlikte ortaya koymak olacaktır. Burada hemen ifade etmek gerekir ki, İslam akidesinde “Dört Büyük Melek” kavramıyla ifade edilen Cebrâil, Mikâîl, İsrafil ve Azrail, Yahudiliktekine kısmen daha çok benzerlik gösterir. Cebrâil ve Mikâîl, üç dinin kitabında da ismi geçen melekler iken, Azrail ve İsrafil’e isim olarak kutsal kitapların üçünde de rastlanılmaz.
Tabii ki ben, Yahuda'nın yukarıda isim listesini verdiği ilk iki meleğin nereden kaynaklanmış olduğunu anlatırken,
SEMAVİ DİNLERDE DÖRT BÜYÜK MELEK: (http://portal.firat.edu.tr/Disaridan/_TEMP/278/file/2008-2/MURAT%20SERDAR%20SEMAV%20DNLERDE%20DRT%20BYK%20MEL EK.pdf)CEBRAİL, MİKAİL, İSRAFİL, AZRAİL (The Four Major Angles in The Heavenly Religions: Gabriel, Michael, Saraphiel, Azrael)
Dr. Murat SERDAR
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
adlı tez çalışmasında geçen İslam'ın bir hak din olduğu ve Hz. Muhammed'in de gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu kanıtlamak değildir. Bunu zaten onlar yaptıkları yukarıdaki tez ve diğer çalışmalarla çok güzel yapıyorlar.
Şimdi bu tez çalışmasının "Giriş" kısmını buraya kısmen alıntılamak suretiyle sizi kısaca bilgilendirdikten sonra Yahuda'nın yukarıda verdiği "Melekler Listesi"ndeki ilk iki meleğin nereden kaynaklandığına geçebilirim.
1. Melek: Seth.
Bu melek listenin ilk sırasında yer aldığından 12 melek içindeki en büyük melek olmalı. Bu melek hakkında, yukarıda da verilen, Yahuda'nın İncil'indeki "Hükümdarlar ve Melekler" bölümünde şu bilgi geçer:
İlki Seth, "Mesih" diye çağırılan.
Seth (http://tr.wikipedia.org/wiki/Seth_(mitoloji)) (Ramses II'nin babası olan "Seti" ile karıştırmayınız lütfen!) bildiğiniz gibi Antik Mısır'da Osiris'in kardeşi olan bir Tanrı idi. Mısır Mitolojisi'ne göre, Osiris ile Seth arasında bir kardeş kavgası çıkar ve bu kavga sonucunda Seth kardeşi Osiris'i öldürür. Daha sonra Horus (Osiris ile İsis'in oğlu) babasının öcünü alır ve Seth'i öldürür. Hikayeye göre Horus babası Osiris'i yeniden diriltir, yani "Mesih (Messiah)" inancı gerçekleşir.
Aman yarabbim, Horus (http://tr.wikipedia.org/wiki/Horus) Eski Krallık Hanedanlığı'na damgasını vuran yegane külttür (dinsel inanıştır). Eski Krallık Hanedanlığı'ndaki (M.Ö. 2700-2200) tüm Krallar ondan söz ederler. Elimizdeki piramit metinleri ve papirüslere göre, 4. Hanedanlık'ın üyesi olan Snefru, Khufu, Djedefre, Khefra, Menkaure ve diğer Krallar Osiris'ten bahsetmekle birlikte, daha çok Horus'tan söz ederler. Bu Krallar'ın hepsinin bir Horus adı vardır. Bu da Horus'un 4. Hanedanlık'taki, dolayısıyla Eski Krallık Hanedanlığı'ndaki dinsel inanışa damga vurduğunu gösterir.
Neyse, sonuçta Yahuda'nın yazdığına göre Seth'in "Mesih" olarak çağrılması bana, daha doğrusu Mısır Mitolojisi'ne göre doğru gelmedi. Çünkü "Mesih" inancında yeniden diriliş vardır. Bu da Seth'de değil Osiris'te vardır. Belki de Yahuda'nın zamanında "Mesih" olarak Osiris değil de Seth olarak biliniyordu, belki de bir hata yaptılar ve yanlışlıkla Seth'i andılar, bilemiyorum. Ama ortada bir yanlışlığın olduğu açıktır!
Sayin Upuaut;
Size niye dogru gelmedi merak ettim.
Bahsettiginiz konular zaten eski yahudi efsanelerinden gelir. Hatta Tevrat'tan da onceye dayanir.
Ilk bolumden baslayin.
http://www.scribd.com/doc/60059985/Ginzberg-Legends-of-the-Jews-Vol-1-1913-Complete
Sayin Upuaut;
Size niye dogru gelmedi merak ettim.
Bahsettiginiz konular zaten eski yahudi efsanelerinden gelir. Hatta Tevrat'tan da onceye dayanir.
Ilk bolumden baslayin.
http://www.scribd.com/doc/60059985/Ginzberg-Legends-of-the-Jews-Vol-1-1913-Complete
Neva, verdiğin kaynağa baktım. Orada yalnızca Yahudiler'in Efsane mitlerinden bahsediliyor. Bunların uydurma efsaneler olduğu açık. Oysa Mısır Mitolojisi öyle değil. Çünkü Mısır Mitolojisi en azından arkeolojik çalışmalara dayanır ve bu yüzden bazı anlatılanlar gerçektir. Eğer bana ikisinden birini seç dersen, Mısır Mitolojisi'ni seçerim; uydurma Yahudi Efsaneleri'ni değil!
O mesajımda neden doğru gelmediğini özet de olsa izah ettiğimi sanıyordum. Ama yanılmışım.
Anlaşıldığı kadarıyla, sen Yahudi Efsaneleri ile Mısır Mitolojisi'ni birbirine karıştırıyorsun, Neva. Bazı iç içe geçmeler var ama tamamen değil. Bir kere, Mısır Mitolojisi'ndeki bazı olaylar arkeolojik ortaya çıkarılmış ve uzman eller tarafından günümüze kazandırılmıştır. Arkeologlar kazdıkça Mısır Mitolojisi'nde geçen olayların ne olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Buna göre, Mısır Mitolojisi'nde Osiris kardeşi Seth tarafından öldürülür ama daha sonra oğlu Horus onun yeniden dirilmesine (Resurrection) yani şimdilerde kullandığımız "Mesih" olayını ortaya çıkartır. Oysa elimizdeki bilgiler kısıtlı da olsa Seth'de böyle bir şey göremiyoruz. Bu durumda Yahuda İncili'nde geçen Seth'in bir "Mesih" olarak nitelenmesi, ya bizim bilemediğimiz bilgilerden dolayıdır (ki arkeoloji bilimi bugün bunun gerçeğini ortaya koyabilmiştir. Oysa Yahuda zamanında böyle bir imkana sahip değildik. Dolayısıyla o günlerde yanılmak çok kolaydı. Muhtemelen değil, büyük bir kuvvetle Yahuda zamanındaki insanlar Seth'i yanlış tanıyorlardı) ya da yanlış bir tanımlamadır ki, bugünkü arkeolojik çalışmalar bunun böyle olduğunu söylüyor, bunun doğrusu, Osiris olmalı idi!
Bugünkü arkeolojik bilgilerimize göre Seth (http://tr.wikipedia.org/wiki/Set_(mitoloji)) ve Osiris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Osiris) olarak bilinirler. İşte bu tanımlamalara göre Set "Mesih" olamaz. Yahuda zamanında büyük bir olasılıkla, Seth "Osiris" olarak yanlış tanınıyordu ve ona "Mesih" deniliyordu.
Bu konuda Herodot'un "2. Kitap: EUTERPE"de son derece ilgi çekici şöyle bir bölüm vardır:
144-O sırada orada heykeli bulunanların hepsini bu adla andılar ve hiçbirisini tanrılara bağlamadılar. Bu insanlardan önce, diyorlardı, Mısır'ı tanrılar yönetiyorlardı ve kendileri de insanlarla beraber burada oturuyorlardı ve iktidar her zaman onlardan birinin elinde bulunuyordu. Bunların sonuncusu Osiris'in oğlu Horus idi. Yani Grekler'in "Apollon" dedikleri. Bu Typhon'u yenmiş ve Mısır'da sonuncu olarak hüküm sürmüştü. Osiris, Yunanistan'da "Dionysos"tur.
Herodot'un burada "Typhon" dediği "Seth"tir. Bu tanrının Mısır dilindeki adı "Seth" idi. Demek ki bu tanrının Yunanistan'daki adı "Typhon" imiş. Aynı şekilde, Mısır'da Osiris olarak anılan tanrının Yunanistan'da "Dionysos" olarak anıldığını bizzat Herodot söyler. Ayrıca, Herodot'un bu bölümdeki anlatımı "10,000 BC (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%96_10,000_(film))" filmine esin kaynağı olmuş ve filmin senaryosu bu bölüm üzerine oturtulmuştur.
Neva, verdiğin kaynağa baktım. Orada yalnızca Yahudiler'in Efsane mitlerinden bahsediliyor. Bunların uydurma efsaneler olduğu açık. Oysa Mısır Mitolojisi öyle değil. Çünkü Mısır Mitolojisi en azından arkeolojik çalışmalara dayanır ve bu yüzden bazı anlatılanlar gerçektir. Eğer bana ikisinden birini seç dersen, Mısır Mitolojisi'ni seçerim; uydurma Yahudi Efsaneleri'ni değil!
O mesajımda neden doğru gelmediğini özet de olsa izah ettiğimi sanıyordum. Ama yanılmışım.
Anlaşıldığı kadarıyla, sen Yahudi Efsaneleri ile Mısır Mitolojisi'ni birbirine karıştırıyorsun, Neva. Bazı iç içe geçmeler var ama tamamen değil. Bir kere, Mısır Mitolojisi'ndeki bazı olaylar arkeolojik ortaya çıkarılmış ve uzman eller tarafından günümüze kazandırılmıştır. Arkeologlar kazdıkça Mısır Mitolojisi'nde geçen olayların ne olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Buna göre, Mısır Mitolojisi'nde Osiris kardeşi Seth tarafından öldürülür ama daha sonra oğlu Horus onun yeniden dirilmesine (Resurrection) yani şimdilerde kullandığımız "Mesih" olayını ortaya çıkartır. Oysa elimizdeki bilgiler kısıtlı da olsa Seth'de böyle bir şey göremiyoruz. Bu durumda Yahuda İncili'nde geçen Seth'in bir "Mesih" olarak nitelenmesi, ya bizim bilemediğimiz bilgilerden dolayıdır (ki arkeoloji bilimi bugün bunun gerçeğini ortaya koyabilmiştir. Oysa Yahuda zamanında böyle bir imkana sahip değildik. Dolayısıyla o günlerde yanılmak çok kolaydı. Muhtemelen değil, büyük bir kuvvetle Yahuda zamanındaki insanlar Seth'i yanlış tanıyorlardı) ya da yanlış bir tanımlamadır ki, bugünkü arkeolojik çalışmalar bunun böyle olduğunu söylüyor, bunun doğrusu, Osiris olmalı idi!
Bugünkü arkeolojik bilgilerimize göre Seth (http://tr.wikipedia.org/wiki/Set_(mitoloji)) ve Osiris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Osiris) olarak bilinirler. İşte bu tanımlamalara göre Set "Mesih" olamaz. Yahuda zamanında büyük bir olasılıkla, Seth "Osiris" olarak yanlış tanınıyordu ve ona "Mesih" deniliyordu.
Bu konuda Herodot'un "2. Kitap: EUTERPE"de son derece ilgi çekici şöyle bir bölüm vardır:
144-O sırada orada heykeli bulunanların hepsini bu adla andılar ve hiçbirisini tanrılara bağlamadılar. Bu insanlardan önce, diyorlardı, Mısır'ı tanrılar yönetiyorlardı ve kendileri de insanlarla beraber burada oturuyorlardı ve iktidar her zaman onlardan birinin elinde bulunuyordu. Bunların sonuncusu Osiris'in oğlu Horus idi. Yani Grekler'in "Apollon" dedikleri. Bu Typhon'u yenmiş ve Mısır'da sonuncu olarak hüküm sürmüştü. Osiris, Yunanistan'da "Dionysos"tur.
Herodot'un burada "Typhon" dediği "Seth"tir. Bu tanrının Mısır dilindeki adı "Seth" idi. Demek ki bu tanrının Yunanistan'daki adı "Typhon" imiş. Aynı şekilde, Mısır'da Osiris olarak anılan tanrının Yunanistan'da "Dionysos" olarak anıldığını bizzat Herodot söyler. Ayrıca, Herodot'un bu bölümdeki anlatımı "10,000 BC (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%96_10,000_(film))" filmine esin kaynağı olmuş ve filmin senaryosu bu bölüm üzerine oturtulmuştur.
Sayin Upuaut;
Mesih kavrami zaten, uydurma dediginiz yahudi efsanelerinden firlamadir. :)
Kitabinizin hatiri sayilir kismi, kokenini yahudi efsanelerinden alir Eski Ahit olarak. Zira Tanah'in tamami efsanevi aktarimlardir.
Ben Misir Mitolojisi ile efsaneyi karistirmiyorum birbirine, ama siz karistiyor olabilir misiniz acaba mesela hristiyanliktaki Kehf benzeri olayi? (yedi uyurlar)
O linki size vermemdeki sebep, bildigimiz birseyi soylemenizdir.
Herodot dediginiz adam tarihci oldugu kadar, bir miktar da yalanlarin babasidir.
Illa da bir yere dayacaksak, Misir olmasi sart mi? Batili oryantalistler boyle mi emrediyor?
Sumer var, Mezapotamya var, Anadolu var, Eski Pers'ler var, var oglu var.
Bir kere dinen Mesih kavrami nedir? Bize bir aciklar misiniz?