PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kutsal Kitapların geleceğe dair global tahmin oranları


okinono
30-12-2007, 20:51
Sevgili Dilaver, Üçüncüyol, thunderpoint, özgürbeyin, Spartacus,Frodo,Vartor,sirrüs-b, Pante, Sargon, Psikokemoterapi, Mhmmd,Aldostu, Cem, preach, ikixiki,değişim,

Peygamber kelimesi ve kapsadığı kavram tarihsel süreçte nasıl bir seyir izlemiştir? *Kitaplarının vaat ettikleri dünya sonuçları ile gerçekleşme oranları hakkında nasıl bir yüzdesel orantı vardır?
Benim için çok faydalı olacak.

Ayrı bir başlık olarak açarak;
Kutsal kitaplarda peygamberlerin dönemlerinde geleceğe dair ayetlerin tevrat incil Kuran Kitab-ı Akdes de ne kadarının gerçekleştiğini ve hangilerinin gerçekleşmediğini öğrenmek istiyorum.

Örneğin; Rumlar galip geldi. ayeti sorum kapsamında değil, çünkü ayeti destekleyen hadis. Ama Fetih süresi sorum kapsamında.

Öncelikle, bütün kitaplardaki geleceğe dair ayetlerin tespiti ile işe başlayabiliriz. Sizden ricam bu başlıkta yorumdan ziyade ayet ve sonuçlarını ortaya koyalım.

Allah vaadinden dönmez diye bir ayet var. Bir müslüman olarak, Allah'ın hangi vaatlerinin varsa gerçekleşmediğini yoksa hangi olaylar ile ayetlerin bağlandığını cidden öğrenmek istiyorum.

Örnek olması açısından ben başlayım;

İza cae e nasrullahi vel feth. ila ahir..... Mekkenin fethinden neredeyse umudunu kesen peygambere inen bir sure. Ve vaat gerçekleşmiştir.

Güneş dürülüp toplandığında. ,ila ahir... Vaat gerçekleşmemiştir.

Şimdi aklıma geldi. mesala güneş dürülüp toplandığında ayeti, ileride de gerçekleşebilecek bir ayet. yani kıyameti anlatıyor diyelim. *Öyleyse gerçekleşme ihtimali kalmayan ve tüm dünyayı etkileyen ayetlerden başlamak bence en iyisi. Sıralama, Tevrat, incil, Kuran, Kitab-ı Akdes olarak gidebilir.

Bazılarımız ilk üçünü anladıkda kitab-ı akdes ne olaki diyebilirler. İncelediğimde, birinci ve ikinci dünya savaşı ve atom bombası ile ilgili çok çarpıcı ayetlere rastladım.

Valla soru karışık oldu. yani birisi bana böyle soru sorsa, hastir der geçerdim. Ama sizlerin keskin zeka ve öngörüsüne sığınarak ancak derdimi anlatabildim.

İsterseniz konuya soruyu doğru sormakla da başlayabiliriz.

Selamlar.

pante
30-12-2007, 23:20
Ben konuya peygamberlik müessesesinden, peygamberliğin kökeninden giriş yapayım, devamı gelsin.

Peygamberlik Musa'nın Tevrat'ı yazmasıyla başlamıştır.
Musa ile başlamıştır ama Musa kendinden önceki peygamberleri de yazdığından ilk peygamber olarak Musa'yı gösteremeyiz.
Tevrat'a göre ilk peygamber Yakup'tur.
İslam bunu Adem'e kadar götürür.

Nedir peygamberlik?

Farsça peygamber, İbranice'si nabhi, Arapçası nebi, İngilizcesi prophet, Türkçesi Yalvaç..
Peygamber kelimesi peygam, peyam (=haber) ve ber (=getiren) kelimelerinden oluşmuştur.
Tanrıdan haber getiren, Tanrı ile insanlar arasında elçilik yapan demektir.

Museviler soylarını İbrahim'e kadar dayandırırlar. İlk Yahudinin İbrahim olduğuna inanırlar.
İsrail'in Tanrısının Musa'dan önce atalarıyla birebir konuştuğuna inanırlar. tevrat'ta böyle yazar.
Yakup'tan İsa'ya kadar tüm peygamberler Yahudidir ve peygamberlik müessesesi Yahudilere aittir.
İsa'dan sonra Hristiyanlığın ayrı bir din olarak ortaya çıkmasıyla peygamberlik de İsrail dışına ithal olmuştur.

İslam ise her kavme en az bir peygamber gönderildiği iddiasındadır. Hadislerde 124.000 peygamber gönderildiği öne sürülür.

Peygamberler, Tanrı tarafından görevlendirildiklerini, vahiy aldıklarını bildirerek elçiliklerini ilan ederler.
Bu görevlendirmeyi ya rüya vasıtasıyla, ya bir melek vasıtasıyla ya da direk Tanrıdan aldıklarını iddia ederler.
Bu görevlendirmenin bir kanıtı yoktur. Kendi iddiasıdır ve rivayet kabul edilir. Bu iddiasının gerçekliği getirdiği vahiyle, o vahye bağlılığı ile, önceki peygamberlerin vahiyleriyle uyuşmasıyla, mucizeleriyle, geçmiş ve gelecekteki bilinmeyenlerden verdiği haberlerle ölçülür.
Ancak gelecekten haber vermek ve mucize göstermek asıl ölçüt değildir. Çünkü bunu yapan çok sayıda büyücü, falcı, cinci, sihirbaz mevcuttur.

okinono
31-12-2007, 00:04
Sevgili Pante,

Davud zamanında peygamberliğin bir meslek olduğunu biliyoruz. Yani aynı yerde dahi bir kaç peygamberin var olduğu ile ilgili bilgiler mevcut. Davud'un şölen ile ilahi şarkısının etkisinde insanların dans etmesinin ve o'nun etkisinde kalmasının peygamberlik delili olarak yönetici tarafından da kabul edildiği ile ilgili yazılarda mevcut.

Bu arada ben zeburu atlamışım. Sizin yazınızı okurken aklıma geldi. *

Kutsal kitaplarda bulundukları dönemden daha ileri tarihlerde var olacağı söylenen olaylar var. Yani basit bir örnek ile vermek gerekirse, *karahanlıların 800.000 kişi ile uzun hasana yenilmesinin Tanrı'nın hangi vaadinin gerçekleşmesini sağladığı gibi.

Bu arada bu örneği benimle paylaşan sayın Haydar Ali Diriöz'e de teşekkür ederim.

Peygambere nasıl vahiy geldiği konusunda çok kafa yordum. Vardığım sonuç kesinlikle benliğin dışında bir irade ile bir sesleniş olarak karşıma geldi. Tıpkı bir şiirin birden dökülmesi gibi. Zaten ilham ile vahiy arasında çok az bir nüans farkı var.
O da amaç...

Yani peygamberin dünyayı etkileyecek söylemlerinin amacı ile bir şairin amacı arasında vaadin gerçekleşmesi ve sürekliliğin açısından toplumsal kabulden başka bir şey yok. Biz ona şiir öğretrmedik. O'na yakışmazdı da ki yakışmanın global bir bakışın ürünü olduğunu düşünüyorum.

Ancak, Peygamberin tek başına bir iddiasının ötesinde bir çok alakasız gibi görünen olayların halkı kontrol ettiği de bir gerçek. Depremler, seller, yangınlar gibi. Yanlış hatırlamıyorsam, rodos depremi ve yangını ile iznik konsülü toplanması arasında çok kısa bir süre var. *Veya I dünya savaşı ile Bahaullah'ın çıkışı arasında çok kısa bir süre olduğu gibi. Muhammed'in çıkışı ile Mekke kıtlığının arasında çok kısa bir süre olması, Musa'nın çıkışı ile I ramsesin ölümü gibi. Bu tarihsel olayları farazi olarak yazdım. Net tarihlere şimdi bakamam. Ama yakın bir ilişki olduğu kesin. Mesela Yusuf ile kıtlık gibi.

Yani peygamberlerin tek başına veya orduları ile başlattığı ve deklare ettiği emirler sanki tarihin sayfalarında olağan başka mücadelelerin de yardımı ile bir seyir izliyor gibi duruyor.

Ben öncelikle ayetlerin tespit edilmesinden yanayım. Çok kapsamlı bir konu olduğu için uzun soluklu bir araştırma ile bir fikre ancak varabiliriz sanırım.

Belki de benim düşündüğüm gibi bir bağıntı çıkmayacak sonunda, Ama gerçek bildiğimiz kadarı ile hepimizi aydınlatacak bence. Bu da bu araştırma için yeterli bir amaç diye düşünüyorum.

İnsanlar iki gurup halinde savaşırken her iki tarafında haksız olduğu konu Ehadiyetin haklılığı için değil, kendi güçlerini dayandırdıkları tanrılarının adına kendi çıkarları için olduğunu düşünmeye başladım. Bu durum, tanrıyı ve peygamberi ret etmek olarak alınacağı gibi,Tanrının iradesinin nefisler vasıtası ile zorla galip gelmesi olarakta alınabilir. Zira Kutsal kitapları farklı bir gözle okuyunca, Tanrı'nın vaadinin ham nefislerin oltaya takılması için kullandığı huriler olmadığını rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.

Birkaç üste basamağa çıkarak tepeden tarihsel bir bakış ile peygamberlerin geleceğ dair söylemlerini rasat etmek hepimiz için faydalı olacaktır.

Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
Selamlar.

spartacus
31-12-2007, 00:32
Sevgili Okinono öncelikle anlayış göstereceğin bir şey yaptım, isimlerin arasına boşluk bırakmadığın için sayfa bir bitiş noktası koyamıyor, dolayısıyla forum düzeni bozuluyordu...

Peygamberlik, özünde biz buna Resul yani elçi olarak yaklaşır isek tarihde daha anlamlı bir yere sahip olur. Aslında bir başka başlıkda bahsetmiştin, orada kendi düşüncelerimi yazarak cevap vermeyi düşünüyordum. Vaktim olmadı. Şimdide kabaca, kısaca değineceğim...

İnsanlık mülkiyet kavramıyla tanışageldiğinden beri, iktidar kavramıda insanlığın hayatına girmiştir. Bu neolotik çağ dediğimiz ve günümüzde 10-12.000 yıl öncelerden başlar.

İnsan toplulukları arasına, mülkiyetin, kullanımın ve karşılığında bir çıkar elde etmenin girişiyle birlikte sınıflaşmalarda ortaya çıkmıştır. Nasıl ki insan koyunu evcilleştirdiğinde, ondan etinden, sütünden yararlanılacak, faydalı bir şey olarak görmüştür, yine aynı fayda insan üzerinden de gerçekleştirilmiştir. Bir yerde koyunların sahibi vardır, diğer tarafta ise koyunların kendisi. Bu bahisle insanlar ve koyunlar olarak bir ayrım oluşturmak mümkün olmuştur. Hayvanın evcilleştirilmesi kadar onu mülk edinmek kadar hayati bir öneme sahip olarak hayvanın beslenmesi, yönetilmesi gerçeği de vardır. Bu şartlarda ise çobanlar devreye girmiştir...
İnsanın, insandan faydalanması, insanın insana kul kılınmasıda yine faydalanan insanlar(egemen, ilahi kesim), faydalanılan insanlar(topluluklar) olarak ayrışmıştır. Yinede bu ayrışmada en üstte olan faydalananlar açısından önemli bir eksiklik vardır, buda faydalınanlar üzerinde kurulacak, faydalanmanın elde toplanması ve yolları(kurumsal ve meşru düzey), bir iktidar, bir yönetim, bir çobanlık....

Peygamberler neden ortadoğulu sorularınıda bir bölge belirleme esası sayarak ortadoğuya yöneliyoruz. karşımıza Sümerler çıkıyor. Sümerlerde Tanrılar insanları Hizmet için yaratıyor! Yerlerin ve göklerin hakimleri yalnızca Tanrılardır. Tanrılar krallığının Tahtında ilk olmasada orta ve son Sümer belgelerinde Enlil'i görürüz. Yerlerin ve göklerin hükümranlığı(egemenliği) Enlil'dedir... Yinede insanların Tanrılara hizmeti bir düzene konulmalıdır. Karmaşa ve her ağızdan bir ses çıkarak, hizmeti nasıl ve nereye sunacağını bilmeyen şaşırmış insan toplulukları yerine, derli ve düzenli bir yönetim altında birleştirilmiş, üstelikde Tanrıların istekleri ve buyrukları temelinde yönetilerek düzenli bir hizmet sağlanmalıdır.(burada kapıyorum bu paragrafı)

Karşımıza Yasaları tanrıların koyduğu gerçeği çıkıyor. Bütün yasaları tanrılar koymakta, insanlar Tanrılara hizmet etmekte ve Tanrı buyruklarıyla ancak yönetilebilmektedirler. Peki o halde Tanrı Buyruklarını insanlara kim duyuracak, kim denetleyecektir, onları tanrılar adına kim yönetecektir?!

Aslında, Ortaçağda dahil olmak üzere tarihe baktığımızda Yasaları tanrıların yaptığını ve insanların bu yasalar eliyle yönetildiği gerçeği ile karşılaşırız. Bu gerçekle yaklaştığımızda Tanrı yasalarını insanlara nasıl duyuracaktır sorunu ile tekrar tekrar karşılaşırız. İşte Sümerler'de bu, Tanrılar adına insanları yöneten ve Tanrılar adına hizmeti kabul eden Kutsal Krallık ve Kutsal Dini kurumlardır. Sümerler'de elçiler(resul) vardır, bunlar erkek ve kadınlardır. Daha çok rüyalarıyla yada rüyaları yorumlayarak bu görevi(tanrı elçisi) yerine getirirler. O halde madem yöneten de yasaları koyan da tanrılar yada tanrı'dır o halde elçiler, aracıların olması bir zorunluluktur! İşte cevap da burasıdır...

Özünde bu, tanrılar, tanrı buyrukları dinler vs tamamen toplumları koyunlaştırmanın(faydalanma, mülkiyetine alma), insanın insana kul kılınması, insanın insana hizmet etmesi, insanın insandan faydalanması, kullanması gerçeğidir. İşte burada aracı olarak devreye elçiler(resul, peygamber) din adamları, kutsal çobanlar girer!

Peygamberlik ise aslında Sümer-Babil inancında zaten vardır. Üstelik bu inanç özünde Sümer inancı ve çok tanrılı din olduğu halde, peygamberlik vardır! Bu günki tarzda Yahudilik, Müslümanlık(Kur'an iddialarına göre!) ise, ne İbrahim'in nede MÖ 1000 lerin dini değildir. Bu tarihsel olarak imkansızdır. İbrahim'in(en azından o dönem Fenikelilerin(kenanlıların)) tanrısı El'dir. Batı Kenan çok tanrılı dinidir ve bu Sümer teolojisidir. Musa döneminde ise yine egemen kültür olarak(kenan bölgesinde) Sümer-Babil inancının ağır bastığını görürüz. babil tanrısı Baal'inde peygamberleri vardır!

Beyt-El(El'in evi-Tanrının evi), El Eliyon(En büyük tanrı), Elolam(ebedi tanrı), El Roi(Görü tanrısı), Jocop-El(yakup - El korusun), Jisma-El(İsmail-El işitsin), Jishak-El(İshak - El bana gülsün), El-ezer(Elizer, El Yardımcım olsun).....

El özünde bir Sümer-Babil inancının tanrısıdır, ve gördüğümüz gibi Peygamber adlarında ki yeri bu peygamberliğin özünde Sümer-Babil peygamberliğinden farklı olmadığını gösterir. Hatta bazen karışımlarla da karşılaşırız, El en büyük tanrı iken Baal fırtına ve yağmur tanrısı oluverir. Olmadı El Sümerlerde An olur, Enlil'in(sümer hava tanrısı) yerine ise Baal geçer, bazende An yerine Baal, Enlil yerine Marduk. Bazende El'e inanırlar ile Baal inanırları arasında kıyasıya savaş yaşanır, israilliler yüzlerce Baal peygamberini öldürür. Sümerden alınan Miras öyle yada böyle yaşatılagelir (bir yığın şehir devletinden kaynaklı bir yoığın aynılıklar, farklılıklar, dil, telaffuz farkları vs olagelmiş.)
Tevrat'dan
1 Krallar 18:40 İlyas, "Baal'ın peygamberlerini yakalayın, hiçbirini kaçırmayın" diye onlara buyruk verdi. Peygamberler yakalandı, İlyas onları Kişon Vadisi'ne götürüp orada öldürdü. *(Baal'ın dört yüz elli peygamberi ve Aşera'nın dört yüz peygamberi)

Kısaca peygamberlik söylemini elçilik, temsilci söylemine genişletmeli, yasaları insanların değil tanrıların yaptığına inandırılan insan toplulukları açısından, tanrı ile irtibat dışında hiç bir çare kalmayacaktır ve şu haliyle karmaşık görünen paragraflar daha anlamlı kılınabilmesi açısından bana göre tek tek ele alınmalıdır(bir çok uygarlığa girilmelidir mesala Tanrı oğlu olan krallar(Yunan, Mısır, Hitit). Aksi benim açımdan verilecek en kısa cevap; "Peygamberlik, elçilik topluluklar halinde yaşayagelen insanların, sürüleştirilmesi ve güdülmesi(yönetim) yolunda uygulanagelmiş masalların ve yöntemlerin bir parçası olmaktan öte çok bir anlam taşımaz." budur.

pante
31-12-2007, 01:05
Peygambere nasıl vahiy geldiği konusunda çok kafa yordum. Vardığım sonuç kesinlikle benliğin dışında bir irade ile bir sesleniş olarak karşıma geldi. Tıpkı bir şiirin birden dökülmesi gibi. Zaten ilham ile vahiy arasında çok az bir nüans farkı var.
O da amaç...

Gerçekte öyle olduğunu düşünebiliriz. Fakat vahyin kanatlı bir melek tarafından, Cebrail tarafından getirildiğine dair ayetler var. Bu durumda ilhamın inandırıcı olamıyacağı düşüncesiyle böyle bir iddiaya başvurulduğunu ya da amaçların kişiselliğini kabullenmek zorundayız.

Ancak, Peygamberin tek başına bir iddiasının ötesinde bir çok alakasız gibi görünen olayların halkı kontrol ettiği de bir gerçek. Depremler, seller, yangınlar gibi. Yanlış hatırlamıyorsam, rodos depremi ve yangını ile iznik konsülü toplanması arasında çok kısa bir süre var. *Veya I dünya savaşı ile Bahaullah'ın çıkışı arasında çok kısa bir süre olduğu gibi. Muhammed'in çıkışı ile Mekke kıtlığının arasında çok kısa bir süre olması, Musa'nın çıkışı ile I ramsesin ölümü gibi. Bu tarihsel olayları farazi olarak yazdım. Net tarihlere şimdi bakamam. Ama yakın bir ilişki olduğu kesin. Mesela Yusuf ile kıtlık gibi.



Doğa olayları ile toplumsal olayları bağdaştırmak kolaydır belki ama doğru değildir.
Her yıl dünyada sayısız büyük depremler olur. Ya da kasırgalar, sel afetleri, yangınlar.
Bunların her birini bir toplumsal sebebe bağlayamayız. Kimi peygamberlerin dönemlerinde de bunlara rastlanmış olmasının pek önemli bir ifadesi olduğunu düşünmüyorum. Ki birçok peygamberde bu olaylara rastlanmamıştır.

Doğa olaylarından bir işaret alabilmemiz, bir çıkarımda bulunabilmemiz için tarihi gerçekliği kanıtlanmış peygamberlerin ve toplumlarının karşılaştığı doğa olaylarını ele akmak gerekir. Ancak tarihsel olarak gerçekliğinin kanıtı en yüksek olan sadece Muhammed'dir ki o dahi kesin kanıtlanamamıştır. Buna rağmen gerçekten yaşadıklarını düşündüğümüzde, bu defa da onların dönemindeki afetlerin kanıtına ulaşamayız. Neticede hem yaşamları hem de dönemlerindeki afet olayları tümüyle rivayet olur. Nuh tufanı gibi, Kızıldeniz'in yarılması ve Sodom Gomore gibi konuların ise efsanevi tarafı yüksektir.

Kutsal kitaplardaki vaatlere ve geleceğe yönelik haberlere gelince, bunlar içinde gerçekleşmiş olanlar olduğu gibi, gerçekleşmemiş olanlar da mevcuttur.
Örneğin, İsa'nın kusal ruhun geleceğini vaat etmesi.
Hristiyanlara kalırsa, İsa'nın ölümünden hemen sonra gelmiş ve havarilere görünmüştür.
Peki bu mudur? İncil'de vaat edilen kutsal ruh, sadece havarilere birgün gözükmek için mi gelmiştir? Ha gelmiş ha gelmemiş, ne farketmiştir. Doğrusu ise gelmemiş olduğudur.

Kur'an'da vaadedilen İslam'ın tüm dinlere galip geleceği vaadi de öyle.
Kimilerine göre galip gelmiştir. Bu mudur galibiyet?
Kimilerine göre ise gelecekte galip gelebilir. Gelecekte herşey olabilir. Bu birşey ifade etmiyor.
Ama şu gerçek ki İslam'dan 600 sene önce gelmiş din, İslam'ın iki misli inanıra sahiptir.

Rumların galibiyeti, Hudeybiye anlaşması ve Mekke fethi ise yakın vade tahminleridir ki bu tür tahminlerde bulunmak zor değildir. *
Örneğin 2. Dünya savaşının çıkacağı 10-15 yıl öncesinden belliydi. Hatta 1. Dünya savaşının sonunda, Berlin anlaşmasıyla belliydi.
Sovyetlerin yıkılacağı da 15-20 sene öncesinden görülebiliyordu.
Atatürk'ün gelecekle ilgili söylediklerinden çoğunun doğru çıktığını görmek de, onu insanüstü kılmaz.

placebo
31-12-2007, 01:53
Sayın okinono

* *"""Kutsal kitaplarda peygamberlerin dönemlerinde geleceğe dair ayetlerin tevrat incil Kuran Kitab-ı Akdes de ne kadarının gerçekleştiğini ve hangilerinin gerçekleşmediğini öğrenmek istiyorum."""

* * *demişsiniz.Üzerinde fazla düşünmeden aklıma 33-40 ayet geldi.Bu ayette bir daha peygamber gelmeyeceği ve Muhammedin son peygamber olduğu zikredilir.Ve gelmemiştir.fakat İddia da bulunanlar oldu mu bunun üzerine bir bilgim yok,bilgisi olan yazarsa sevinirim ve öğrenmiş olurum.

* * *saygılar

mhmd
31-12-2007, 01:55
Her ne kadar bizim de ismimiz geçmiş olsa da bunu Sn. okinono'nun inceliğinde buluruz.
Yoksa bizim vermekten öte alacağımız vardır. Almaya da devam etmekteyiz. Ancak konunun tam başında bir düşüncemizi de söylemekte bir behis olmasa gerek.

Sn. spartacus:
"Peygamberlik, elçilik topluluklar halinde yaşayagelen insanların, sürüleştirilmesi ve güdülmesi(yönetim) yolunda uygulanagelmiş masalların ve yöntemlerin bir parçası olmaktan öte çok bir anlam taşımaz."
Diye özetlemiş.

Bu cümle ile yola çıkmak lazım.
İnançları, ibadetleri, imanları dahi kategorize etmekten geri durmayan insanın hikayesinden bahsetmekteyiz.
Ve öyle de bahsederiz ki: doğrusal bir ilerleme zannederiz bu hikayeyi.

Bir anda! var olduğunu düşünen biz hipermetropilerin hemen yanında; aslında, gerçek kudreti araştıran ama baktığı yere odaklandığından, geneli kaçıran miyopiler durur.

Sn. okinono'nun şifresi; peygamberden insana çeker soruyu. Tekrardan soruyu okursak:
"İnsan kelimesi ve kapsadığı kavram tarihsel süreçte nasıl bir seyir izlemiştir." sorusuna geliriz.

Sorumuzun literatürdeki adı Tarih Felsefesi gibi durduğundan da, bu süreçte; odaklananlara bakmakta fayda görürüm.

"Tarih Felsefesi: İnsan ve toplumların değişmini ve tekamülünü yöneten genel kanunların araştırılması, değişimin anlamı ve insanlığın geleceği üzerine nisbi düşünceler ileri sürülmesidir."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tarih_felsefesi

Henüz işin başlangıcında bile işin kolayına kaçarız.
Var oldurulduk deriz. "And olsun, Biz insanı çamurun özünden yarattık." (Mu'minun 12) Ayetini göremeyiz lakin hipermetropilik zordur, bilen bilir.

Lakin bunca kökene inmelere ve doğrulara yaklaşmalara rağmen tüm bu doğruların toplamının varlık nedenleri! konusunu hiç sevmeyen miyopiler de bizlerden çok farklı değildir bu konuda. Carl Sagan'ın dediği gibi; "-Su, kalsiyum ve organik maddelerin bileşiğiyim. Ama hepsi bu kadar mı?"


İnsanlık tarihindeki gelişim, insanlığın gelişimidir. İnsanlığın gelişimi de, insanın gelişimidir. Kronolojik olarak söylersek: İnsanın fiziksel, ruhsal, kişisel gelişimi neticesi insanlık gelişmektedir. İnsanlığın gelişmesi ile de insanlık tarihi gelişmektedir.

Peygamberler ise bu kümülatif kavramın içinde satır başlarıdır.
Ne yazıdan ayrı bir harf, ne de bir rakam.
Giriş gelişme sonuç paragraflarının kendilerine has durumları içinde satır başları.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

dilaver
31-12-2007, 02:46
ilk başta ismim geçiyor ama ben bu soruyu cevaplayamam. Peygamberligin gelişimi ile ilgili olsa cevaplayacagım ama okinono bunu da yasaklamış. *:lol:

* Arkadaşlar zaten kısmen deginmişler, ama kutsal kitaplarda her hnagi bir gerçekleşen öngörü olmadıgını düşünüyorum. Şayet var se ben bilmiyorum ya da okumadım.

* *Dogru olan tek tek bu mucizelerin ya da gelecekle ilgili tahminlerin sayılması ve de bunu degerlendirmemiz. Ancak söylenenleri de gene tefsirle yorumlamaya kalkarsanız işin içinden çıkamayız. Söylendigi şekilde, kelimelerle oynamadan, altından başka mana aramaya kalkmadan bir gelecek tahmini var ise söyleyin biz de degerlendirelim.

* * preach in mucize iddiasını bir de Bahailere sormak gerekiyor, acaba onlar bu işe ne diyor. Ya da sciencetology tarikatına ya da Moon tarikatına sormak gerekiyor.

* * Ya da sai baba ya inanalara ne demeli acaba. Dünyanın büyük çogunlugu ise bırakın Muhammedin son peygamber oldugunu, peygamber oldugunu bile düşünmüyor. Dante Muhammedi cehennemin en alt ve berbat katında resmeder.

* *saygılarımla

frodo
31-12-2007, 03:04
Oki son seyahatin hangi dergaha idi bilemiycem ama yazınla ilgili cevap vermem gerekli
galiba *:lol:

Şimdi 'bilinen' büyüklüğü 50 milyar ışıkyılı olan bir evreni yaratan Tanrı muğlak ifadelerle
insanlara geleceğe ilişkin tahminler gönderdi ve sen bunun, yani 'global tahmin oranlarının'
ne kadar olduğunu bulmak istiyorsun?? Doğru anlamış mıyım ?

dilaver
31-12-2007, 03:19
sevgili frodo ben bu bilinen büyüklügü 96,5 milyar ışık yılı olarak biliyorum. Bir uçtan bir uca yani.

* Evet bunu ben de sorayım. Takribi görünebilirligi 100 milyar ışık yılı olan bir büyüklük. Tabii görünmez kısmını yok sayıyoruz. Bunun içerisinde yer alan 100 milyar galaksi ve bu galaksilerin her birinin içerisinde yer alan yüz milyar adet gezegen. Yıldızları bir kenara bırakırsak tanrı bu yüz milyar kere yüz milyar gezegenle ugraşıyor. Bu ciddi bir kapasite ister her halde.

* *Ama bununla da yetinmiyor. Sadece dünyamızda 6,5 milyar insan var ve bunların çogu da bizim gibi degil, tanrıya dua ediyorlar. Tanrı bunları da duymak zorunda. Hayvanları ve diger nebatatı saymıyorum. Gelin deyince isteyerek ve bilerek gelen yer ve gökleri de saymıyorum.

* *Yahu bu tanrı tüm bunları yapıyor bir de tahminlerde mi bulunuyor. Düşünüyorum da yaşamın kendi kendine başlama olasılıgı böyle bir tanri tasvirinden daha kolay ve anlaşılabilir geliyor.


* * *saygılarımla

frodo
31-12-2007, 03:29
Aslında Tanrı anlayışını merak ediyorum. Örneğin Oki'den Tanrı nın tanımını istesek büyük ihtimalle sadece dünya işlerine bakan lokal bir tanrı karşımıza çıkar gibi geliyor. Çünkü
vahiy yoluyla kendine peygamberler seçip insanları doğru yola iletmeye çabalayan ama
bunu bir türlü başaramayan bir tanrı var ortalıkta.

Bir peygamber gönderiyor insanları uyarıyor ama nankör insanlar kısa zamanda onun emirlerini
dinlememeye başlıyor. Sonra bir başka peygamber gönderiyor, sonra bir başkasını.....

Bu tablodan çıkan sonuç (arkadaşlarımız kızacaklar ama) biraz beceriksizlik gibi geliyor bana.

placebo
31-12-2007, 03:41
ilk başta ismim geçiyor ama ben bu soruyu cevaplayamam. Peygamberligin gelişimi ile ilgili olsa cevaplayacagım ama okinono bunu da yasaklamış. *:lol:

* Arkadaşlar zaten kısmen deginmişler, ama kutsal kitaplarda her hnagi bir gerçekleşen öngörü olmadıgını düşünüyorum. Şayet var se ben bilmiyorum ya da okumadım.

* *Dogru olan tek tek bu mucizelerin ya da gelecekle ilgili tahminlerin sayılması ve de bunu degerlendirmemiz. Ancak söylenenleri de gene tefsirle yorumlamaya kalkarsanız işin içinden çıkamayız. Söylendigi şekilde, kelimelerle oynamadan, altından başka mana aramaya kalkmadan bir gelecek tahmini var ise söyleyin biz de degerlendirelim.

* * preach in mucize iddiasını bir de Bahailere sormak gerekiyor, acaba onlar bu işe ne diyor. Ya da sciencetology tarikatına ya da Moon tarikatına sormak gerekiyor.

* * Ya da sai baba ya inanalara ne demeli acaba. Dünyanın büyük çogunlugu ise bırakın Muhammedin son peygamber oldugunu, peygamber oldugunu bile düşünmüyor. Dante Muhammedi cehennemin en alt ve berbat katında resmeder.

* *saygılarımla

* * soru mucize iddiası değil sayın Dilaver.Sn. Okinono Sorusunda "Kutsal kitaplarda peygamberlerin dönemlerinde geleceğe dair ayetlerin tevrat incil Kuran Kitab-ı Akdes de ne kadarının gerçekleştiğini ve hangilerinin gerçekleşmediğini öğrenmek istiyorum."demiş.Dolayısıyla mucize sözcüğünü burada kullanmamalı ve kendimizce yakıştırmalar yapmamalıyız.

* *Küçük toplumsal örgütlenmeden bozma tarikatları dışlıyoruz burada. sciencetology,moon tarikatı gibi magazin medyasından başka yerde adından sözettirememiş ve globalleşememiş(konu başlığından esinlenmiş olduğum,şu an aklıma yatan bir kelime ) küçük ölçekli işletmeler konumuzun dışında

* * saygılar

dilaver
31-12-2007, 03:56
ben de farklı bir şey iddia etmiyorum preach. Ama koskoca İsevi ve Musevi dinleri dışlayamazsınız. Bu dinlere göre bırakın Muhammedin son peygamber olmasını peygamber bile degildir. Kaldı ki neden ufakları dışlayalım ki. Hadi dışladık diyelim, demek ki Kuranın bu iddiası gerçekleşmemiştir ve Muhammed son peygamber degildir. Dünyanın büyük bir çogunlugu hala Mehdiyi ya da İsayı bekliyor, Muhammedi ise ciddiye almıyor, alsalardı Müslüman olurlardı.

* saygılarımla

3.yol
31-12-2007, 07:55
Sevgili Oki,
Ben bu konularda arastirma yapmadigim icin fikir beyan etmeyecegim, okuma ve ogrenme modundayim. Yazilarinizi merakla takip ediyorum. Orjinal bir fikrim olursa yazarim.

Saygilar,

31-12-2007, 10:50
Sevgili okinono ;

Herhangi bir konuda,tartışma yapıldığında,her konuda aynı fikirde olmasak bile bazı donelerde buluşmak gerektiğini düşünüyorum.Ki bu donelerden yola çıkarak "Gerçek" ne ise ulaşmaya çabalayalım.
Buluşulmaz ise,sevgili uzmanımızın "Evren"inde birbirimizden bayağı bir ışık yılı uzaklıkta olur ve bazı parodilerde işlendiği gibi,herkes kendinde olanı anlatır durur.

Kesinliği ararken Rene Descartes, modern bilimin ve felsefenin babası oldu. Hatta, eğer felsefesi sömürme için böylesine kolay bir mazereti sunmasaydı, araştırması başlamadan öldürücü bir biçimde çatlardı, yaşam belirsiz olduğu ve bizler öldüğümüz için, Descartes'ın aradığı kesinliği kazanabileceği tek yol soyutlanma dünyasının içinden geçiyordu. Bedenden ayrılmış düşünceyi deneyimin yerine koyarak (bedenden ayrılmış düşünce, doğal olarak bedeni olan herhangi birisi için olanaksızdır), matematiksel eşitlikleri yaşayan ilişkilerin yerine koyarak ve en önemlisi denetimi ya da denetleme girişimini, yaşamın vahşi ve kehanette bulunulamaz süreci içinde tam katılımın yerine koyarak, Descartes, örnek modern adam olmuştu. Aynı zamanda Batı felsefesinin tek en önemli kuralını kabul ettirmişti: eğer bir şey modele uymuyorsa, varlığı da söz konusu değildir.

Descartes'ın en ünlü ifadesinin"Düşünüyorum o halde varım" rasgele seçilmiş olduğuna inanırdım..
Niçin, "seviyorum, öyleyse varım," veya "soluk alıyorum, öyleyse akciğerlerim var," veya, "dışkı boşaltıyorum, öyleyse yemek yemiş olmalıyım" ya da, "tüy kalemin ağırlığını parmaklarımda hissediyorum ve canlı olmaktan memnunum, öyleyse var olmalıyım," dememişti ? Sonra bu ifadelerin de lüzumsuz olduklarını görecek kadar büyüdüm; Gerçek dünyada yaşayan herhangi birisi için yaşamın anlamı şudur: dünyanın varlığı kendi varlığının en harika kanıtıdır. *

İlk etapta "Varlık"lara ilişkin "Düşünce"lerimizi check etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Tanrı "Var"dır,bir önkabülse,Tanrı "Yok"tur ne olabilir ?

Sevgili spartacus'ün,tarihsel süreçleri izleyen ve analizini yapan yazısı,içinde yaşadığımız zaman dilimininde de geçerli olan,bir analizin alt yapısını oluşturmakta.
Ancak dinlerin ilk doğuş zamanlarına daha dikkatli bakılması gerekmez mi ?
Yahudiler,İsa'yı,Yahudiler ve Hıristiyanlar,Muhammed'i ve hepsi birden,Bab ve Bahaullah'ı neden reddediyorlar ?
Dünya egemenleri ise hepsini *:)
"Eğer bir şey modele uymuyorsa, varlığı da söz konusu değildir."

Bugüne kadar,maddenin gelebileceği son nokta olarak "İnsan"ın "Varlığına" inandım.
"Madde"nin ötesinde ise."Mana" olduğuna.
Din "Mana" ile ilgilenir.Bilim ise "Madde" ile.
Ama her ikisinide bünyesinde barındıran "İnsanoğlu" ne hikmetse bu ikiliyi sap ve saman yapmaktan veya aynı sepete koymaktan bir türlü usanmadı gitti.

Bir diğer başlıkta "Eğitim" ile ilgili bir yazı yazmıştım.
Dünyanın en büyük zekasına da sahip olsanız,kesinlikle sizi "Eğitmesi" gereken bir "Eğitmen"e gereksinimiz vardır.
"Sosyal" bir "Varlık" olan "İnsanoğlu",bugüne gelinceye kadar,biriktirdiği bilgi birikimini,oluşturduğu,metodolojik verilerle kendinden sonrakilere aktarabilmek için gerekli okulları oluşturmuş ve "Eğitmen"ler yetiştirmiştir.
Resul veya Nebi dediğimiz kişilerin ise "Rab" adının yansıması olarak,"Mana" bölümünün "Eğitmen"leri olduğunu düşünüyorum.

Toparlayabilirsem *:)
1-)Dinlerin "Varlık"ları (Adlarına yapılanları kabul etmesek bile)
2-)Eğitmenlere ihtiyaç olup olmadığı
Konularında ne dersiniz ?

31-12-2007, 11:09
Sayın preach ;

Turan Dursun sitesi katılımcılarından, "İnanan" grubunun "Bahai" olan üyesi benim.

Bilgilerinize...

spartacus
31-12-2007, 12:03
Peygamber kimdir sorusuna 7. Yüzyıl teolojik yaklaşımı, normal yani doğal olmayan mucizeler gerçekleştiren, bu yollarla ilahi bir güçle ilişkide olduğu kabul edilen, bunlara ise mucize denen bir takım muciler göstermiş, Tanrı buyruklarını alan ve söyleyen, geleceğe dönük kehanetlerde bulunan kişi olarak bir yaklaşım sözkonusu. Önceki yazımda sonuç paragrafım biraz sert ve katı oldu, ancak sosyal -tarihin bize sunduğu gerçeğin hiçde yumuşak olmadığıdır.

MÖ 5000 lerde dahi büyücülük, kehanetler, gelecekten haber verme ve hali hazırdaki Kralların nelerle karşılaşabileceği yönünde bir çok Tanrısal ileti ile karşılaşırız. Bu iletiler tabletler halinde derlenip toparlandığında ve çözüldüğünde, bunların çoğunun Kral kütüphaneleri(yazılı tabletler) olduğu, kral tabletleri olduğu ortaya çıkar. Gerçekten Tanrıdan haber verenler herhangi bir normal insan gibi değillerdir. Onlar tanrıların davranışları, neler yapacakları, gelecekte krallıkları ne gibi sorunlar beklemektedir yönünde kehanetleri olan, mucize gösterebilen, ilahi güçlerle irtibatlı kişiler olmuştur. Öyleki bu gün adına Fal dediğimiz gelecekten haber verme yada özelde bir yerlerin, bölgenin yada kişiyi gelecekte nelerin beklediği yönündeki kehanetler, yıldızların ve büyük tanrıları temsil eden gezegenler, güneş ve ayın hareketleri doğrultusunda ele alınmıştır. Çünkü bu gezegenler adıyla anılan tanrıların evleridir ve hareketleri neticesinde Tanrıların o anki psikolojik durumları teşhis edilebilir. İşte bu günümüzde burçların temel kaynağı olmuştur. Burada ise karşımıza gerçekten "insanlığın duyumsadığı gelecek kaygısı" sorunu çıkıyor. Birde böyle bir toplumsal kaygıdan nemalanma gerçeği. Bu paragrafa üzerinde kafa yormak zorundayız. Sözde gelecekten haber verme, mucize, insanüstü insanların varlığı, gelecek kaygısının insan açısından nasıl ve ne denli önemli olduğunu ele almalıyız. Bu gün bilinen bir gerçek vardır ki o da talep ile arz meselesdir. talep edişin temel kaynakları çözülmeden arzın kendisinde hiç bir şeyi çözümleyemeyiz. Buna gelecekten haber verme metinleride dahil.

Peki o dönem toplumsal yapı nasıldır? Özgür insanlar ve köle insanlar olarak ayrıştırılmıştır. özgür insanlar ise yine kendi içlerinde hiyerarşik sınıflamaya dahil edilmiştir. En üstte kral, altında yardımcılar, pilot görevde ordu komutanları, din adamları, mülk sahipleri, kutsal kurumlar ve bu kurumlardaki kişiler... Siyasi yapı nasıldır, daha sonra kabile hayat ve yönetimleri diyeceğimiz toplumsal yapının siyasi örgütlenmesi, şehir devletleri çıkar karşımıza. Neredeyse her şehir bir kral tarafından yönetilmekte ve bazen şehir krallıkları birbirisi ile savaşım halindedir. Şehir krallıklarının merkezi krallığını ise yine Tanrılar belirlemektedir, şöyleki A şehrinde en büyük yada yerlerin ve göklerin hakiminin(örnek Enlil) tapınağı, evi bulunsun. İşte orası ve oranın krallığı tüm şehir devletlerinin üzerinde bir krallıktır ve bazen A şehrini ele geçiren bir başka kral, Tanrının evini B şehrine(kendi şehri) kurarak tüm şehir devletlerinin(sümer krallıklarının) merkez kralı ilan eder....
Peki bir tarafta özgür insanlar topluluğu diyeceğimiz insanlar(ki azınlık), diğer tarafta ise hizmet toplumu(kölelik, ki çoğunluk). Bu nasıl sağlanabilirdi? Özgür insanlarda insan ise, özgür olmayanlarda insan ise burada insani bir akıl farkından söz etmek mümkünmüdür? Değilse hizmet eden insan toplulukları nasıl olurda gönül rızası ile özgür insanlara hizmet eder, onların buyruklarını yerine getirir? Hangi korkuları vardı, nasıl kaygılar taşıyorlardı, gelecekten korkuyorlarmıydı? Bu kaygıların temelinde neler yatmaktaydı? Bu paragrafa üzerinde kafa yormak zorundayız.

Sümer yazınında bir şeyle daha karşılaşıyoruz aynı şey tevrat içinde geçerli. Sümer'de krallıkların çöküşü, şehir devletlerinin el değişimi vs gibi olaylar yaşanmıştır, mesala bu MÖ 4000-3000 yılları arasında iken, mucizevi dinsel metinler MÖ 2500-2000 lerde yazılmıştır. Yani olaylar yaşanmış ve olmuş, sözde tanrılar şunu, bunu yapacağım demiş, elçiler bilmem neyin bilmem ne zamanında şu ve bunlar, böyle felaketler vs olacak demiştir ama bunların deyiş tarihi ise MÖ 2500 yılıdır. Yani yaşanmışlar ardından yaşanmamış dönemler sözde öykülenmiştir..
....
Bu açıdan Kur'an'a gelirsek, asıl ve öncelikle bakılması gereken geçmişi anlatması olmalıdır. Mesala insanlık tarihi ne zaman başlamıştır. Yer neresi zaman nedir. Mesala dinazorlar yaşamış ise ne zaman yaşamıştır, o devirlerde insanlık varmıdır, ne yapmaktadır hangi zamandır? Bunlar somut şeyler değil mi? Peki gelecekten sözde haber verdiğimiz şeyler var ise yine somut olmalı değil mi? Bir Tanrı nerede, ne zaman neyin olacağını bilmiyor olamaz. Ancak Kur'an yazını açsından dönemin insanları Sümerler yada Yahudiler kadar şanslı değillerdir artık geçmişin büyücülüğü ve dönemsel üfürük kolaylıklarının yerini daha fazla sorgulayan ve irdeleyen, yazının bulunmasıylada daha güçlü Bellek(hafıza) sahibi olmuş insanlar ve gelişen ve değişen toplumsal yapı ve insan bilinci gereği, üfürmenin kapsamı eskiye nazaran çok daha fazla darlaşmıştır. Bu nedenle bir şeyler olduktan sonra, olmadan önce ifade edilmiş gibi anlatamazlar.
Geriye tek bir şey kalır, gelecek üzerine yapılan tüm söylemlerde zaten hali hazırdaki toplumsal anlatımlarda baz alınarak, muğlak yol seçilir. Anlatım muğlaktır ve olması yada gerçekleşmesi muhtemel şeylerden bahsedilir. Zamansal ve mekan somut bir done de sunulmadığı için gerçekleşme ölçütü yoktur, bu nedenle önü açıktır ve ancak inanılması muhtemeldir. Dolayısıyla bu bu gün kullandığımız "hallederiz" lafına benzer. Hallederiz ama ne zaman, e hallederiz dedik ya.

İnsan ne zaman ki tüm olağan şeyleri için bir olağanüstülük beklentisinde değildir, hayal ile gerçeğin ayırdımına varmış olacaktır. Bu günden geleceğe dönük söylemlerde bulunmak zor değildir. mesala ben gelecekte bir gün uçan otomobillerin olacağını söylüyorum. Bu söylemim bu gün ne yanlışlanabilir ama nede kesinlikle doğrulanabilir bir muğlaklığa sahiptir. Yinede bu gün ki teknolojik somut bulgular benim bu muğlaklık içerisinde dahi baskın olma ihtimalimi güçlendiriyor.

Önce insanlar neden mucize beklemişlerdir, neden kehanetler onlar için önemli olmuştur, kaygıları nedir ve neden güvenecek birilerine ihtiyaç duymuşlar ve neden güvenilir insan ve kurumlar tanrının kurumları yada temsilcileri olmuştur? Kokruları nedir? İlk yazımda demek istediğime döndüğümüzde, insanlığın kaderi yalnızca tanrıların elinde olması inancı başka seçenek bırakmamıştır. Taki 15-16. yüzyıllarda başlayan aydınlanma çağı, ve insanın kendi özgür iradesi, kendine ait bir aklı, kendi gözlem ve bulgularının yine kendisi açısından veriler oluşturduğunu, yönetimin herhangi bir ilahi varlık ve onların temsilcileri değil aksine yine insani bir şey olduğunu kavrayana kadar.

Yinede iyi yada kötü geçmişde kendilerine elçi, peygamber diyenlerin ne yaptıklarından önce dönemin toplumsal yapısı ve anlayışını ele alarak yaklaşmak zorundayız(insanlık nasıl yönetilirdi). Hiç bir biçimde bu gün bize geri gelen, kabul edilemez gelen bir çok şeyin günahını bazı bireylere yüklemek yerine, gerçekten dönemin sosya-politik, toplumsal yapısını gözardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Hatta Kur'an ayetlerine yaklaşırken bile dönemin koşulları, sosyo-politik durum ve yasaların ancak tanrılar tarafından yapıldığına olan toplumsal-koşulsuz inanç gözden kaçırılmamalıdır. Yinede bir iyi yada kötü niyet göstergesi olarak başka türlü düşünenlere neler yapıldığı da ele alınmalıdır, peygamberler yada krallar vs ister gerçeği söylşeyen düşünürler, ileri gelenler olsun ama isterse politik kişilikler olsun, muhalif gördükleri insan yada insan topluluklarına nasıl davranmışlardır?

frodo
31-12-2007, 12:40
"İlk etapta "Varlık"lara ilişkin "Düşünce"lerimizi check etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Tanrı "Var"dır,bir önkabülse,Tanrı "Yok"tur ne olabilir ?" >>>>>psikokemoterapi

Tanrı yoktur tanrı vardır önkabulünün reddidir. İnancın din olarak tarihine bakıldığında
sürekli Tanrı sayısında eksiltmeye gidildiğini görürüz. En son gelinen yerde herşeyin
yaratıcısı tek tanrı vardır. Ateizm bu sürecin devam ettirilip eksiltmeye devam edilmesidir.

Yani ademoğlu seninle aramızda sadece tek tanrı var ; bir eksi sıfır eşittir bir *:lol:

AYATA
31-12-2007, 13:40
Sevgili Okinono ben her zaman şuna inanmışımdır..."Bu söylediklerim benim düşüncelerimdir benim yolumdur diyen düşünürlere biz filozof deriz, ama bu söylediklerimi sizlere ben söylemiyorum bunları bana söyleten tanrı dır diyen düşünürlere ise peygamber adını veririz."

* *Peygamber dediğimiz kişiler bir yaradıcı olması gerektiği fikrine kendini inandırmış olan ve eğer bir yaradıcı, her şeyi yönlendiren bir güç var ise bu güç...her şeye kadir olmalıdır, bu güce yakın olan bu güçten faydalanır ve yönetir diye düşünmüş de olabilirler.

* Bir anlamda peygamber dediğimiz düşünürler bazı şeylerin farkına varmış olan zeki ve akıllı kişilerdir.

* *Ve bu akıllı kişiler dünyanın en karlı şirketlerini kurmuşlardır bu şirketler ise DİN'lerdir. *Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan insanları yönetemzsiniz ve onları ölüme gönderemezsiniz. Onlara ihtiyaç yaratmalı ve bir amaç vermelisiniz ve bunları sağladıktan sonra onları istediğiniz her şekilde kullanırsınız....Krallar, imparatorlar, eğer halkları onları tanrının yeryüzündeki gölgesi *olarak görmese idi nasıl yönetirlerdi...Kim onlar için ölürdü, öldürürdü....Tanrı fikriyatı kadar korkunç bir yönlendirici olabilirmi düşünün ki bu dünya değil ölümden sonrasını bile belirleyen bir güç ve sizi tehdit ediyor cezalandırırım diyor...bunun ilkeller üzerinde yarattığı korkuyu düşünün bu müthiş bir şey...

* Sevgili okinono ben kutsal kitapların geleceğe dir verdiği tahminleri şu şekilde değerlendiriyorum...."bozuk bir saat bile bir günde iki kere doğru zamanı gösterir."

* *Bir Tanrı varsa bile ben bu Tanrının elçi, kitap din vs. göndermeyeceğini tahmin ediyorum heleki dendiği gibi bu dünya bir imtahan meydanı ise bunu asla yapmaz, bu bir anlamda bazılarına kopya vermek gibi bir şeydir. bu da İlahi adalet kavramına ters bir düşüncedir...

* Son olarak diyorum ki....Tanrı, belki vardır....Peygamber :) onlar bir takım zeki ve uyanık kişilerdir.... :)

esen kalın....

thunderpoint
31-12-2007, 14:36
Yani ademoğlu seninle aramızda sadece tek tanrı var ; bir eksi sıfır eşittir bir *:lol:

Sevgili frodo,

Sıfır'ın 'yutan' özelliği çok belirgindir ve bu haliyle tüm sayılara hükmeder. Bence asıl yanıt (1x0=0)'dır...

frodo
31-12-2007, 14:47
O formül aramızdaki farkı vermek içindi:) Fark olarak sadece 1 tanrı var. Neyse ki ademoğlu
politeist değil yoksa farkımız büyüyecekti. :lol: *:lol:

okinono
31-12-2007, 14:49
Arkadaşlar cevaplarınız için teşekkür ederim.

Tam olarak sorumu dile getiremediğimden dolayı konu farklı farklı algılanmış. Bence iyi de oldu. Bu yazılardan neredeyse irdelenecek 10 tane daha konu çıkar.

Cevaplar doğrultusunda soru kafamda biraz daha netleşti.

Soru: Kutsal kitaplarda vaat edilen cihanı şümul amaç tekmidir? Bütün insanlığı ilgilendiren farklı amaçlar mı vardır? Tek bir amaç gibi görünüyorsa ve bu amaç, insanın tekamülü ise, insanlığın bir bütün olarak, amacı nedir? Acaba insanoğlu tanrıdan kaçarken bilmeden Tanrıya daha mı yaklaşıyor? Peygamberler bu tekamülün amacı doğrutusunda kaçınılmaz olan gelişmenin Allah için yapılmasını mı söylüyorlar acaba? *İnsanlığın en sıkıştığı dönemlerde peygamberlerin ortaya çıkmalarının amacı ne olabilir?

Yani bir holding düşünelim. Bu holdingin en dibinde bir bakkal olsun. Amacı kurtlu peynirleri meclise yitelemek ve cebecinin damlarının kiremitlerini devlete satmak ile işe başlasın. Sonra Allah yürü ya kulum desin. ve yönetim tek bir amaç için farklı kişilere devredilsin. Amaç holdingi büyütmek olsun. Büyüsün büyüsün. Sonra her devrolan yöneticinin bir üst yeni gelenle arasında amaç farklılıkları olsun, tek amaç farklı yöntemlere bölünerek iki ve daha fazla o holdingden büyük şirketler veya holdngler doğsun.

Bütün bunlar olurken, o kurtlu peynir holdinginin amacı insanları köle gibi çalıştırmak içinken çalışanlar karın tokluğuna da olsa oradan para kazansın, emeklerinin karşılığı olarak aldıklarını daha üst seviyeye çıkartmak için haklarını arasınlar, bütün bunlar olurken holding ayakta kalmak için halkın isteklerini karşılamak için araştırsın cezb edici yeni buluşlar ile emekleri satın alarak, holding sahipleri kendi nefsi arzularının tatmini için güç olarak çok para kazanırken, nefsin motor gücü ile ortaya çıkan prodüktivite ile insanlığın tamamı sağlıktan veya ulaşımdan veya iletişimden vs genel olarak faydalansın.

Yani halk holdingin emrinde köle iken holdingde aslında kendini kral sanarken cihanı şümul bir insanlığın kölesi olur. Tekamülün sonunda halk holdingi ele geçirebilir, holdingin halkı ele geçirmesi ise bir anlam ifade etmez. *Peygamberler, holdingin halkı en ezdiği dönemde sanki bir sendika sözcüsü gibi asıl amacı işçilere hatırlatarak onlar olmasa holdingin var olamayacağını söylesin. Ve hepsinden öte doğal olarak gelişen tabiat olaylarının yaptığı yıkımlar ile ihtiyaç ve üretimin hep aynı itici güç olarak varlığı sürsün.


En sonunda halk kendi gereksinimleri için kendini yeniden ve yeniden var edebilme gelişimini göstererek tanrının bütün esmasının zuhurunu bir bütün olarak yansıtmış olur. Yani her kul aslında bir kral güç ise kulların bütününün ortaya çıkarttığı düzendir.
........

Bazı arkadaşların cevaplarında üzerinde hassas olarak durulması gereken konular var. Bunları şimdilik ertelemek bence en doğrusu. Daha soruyu doğru soramadık. Ama Frodo'ya bir cevap vermem lazım.

Oki'nin tanrısı ile Frodo'nun tanrısı aynıdır. Oki uzayın muhteşem büyüklüğünü araştırmak için kendi ömrünün yetmeyeceğini bilir ve yerçekiminin hassas dengesine secde eder, Frodo ise, yapamam deme yapan senden üstün değildir diyerek büyük bir cesaret ile yeni bir kainat yaratmak için uğraşır didinir.

Spartacusun cevapları hakkında en sonunda bir otobüs seyahati daha yaparız. Çok önemli biligler aldığımı söylemek isterim. Çok faydası oluyor bana. *Hatta bu yazılarını Demokrasi ve komünizm başlığına da eklemesini çok isterim. Son iki yazının üzerinde pasaj pasaj gidilmesi bile düşünülebilir.
Pante soruyu tam merkezden anladı sanırım ayetleri tespit ediyor bence. *Konuya yaklaşımı soru ile direkt bağıntılı olduğu için, sanırım başka bir başlıkta tesadüf kelimesi hakkında da fikir alışverişi yapmam gerekecek kendisinden de çok istifade ediyorum.

Mhmmd'in Tarih felsefesi bizim anahtarımız diye düşünüyorum. Kendisine teşekkür ederim. *
“İnsanlık tarihindeki gelişim, insanlığın gelişimidir. İnsanlığın gelişimi de, insanın gelişimidir. Kronolojik olarak söylersek: İnsanın fiziksel, ruhsal, kişisel gelişimi neticesi insanlık gelişmektedir. İnsanlığın gelişmesi ile de insanlık tarihi gelişmektedir.”-Mhmmd ben de tam böyle düşünüyorum.

Psikokemoterapi’ nin kabuller ile ilgili sorusu sanırım ilerde daha açılacak. *Sevgili preach’in 33-40 ile ilgili bilgi edinmesinde sanırım psiko dostum gerekli doneleri kendisine verecektir.

Sirrüs-b ise, bence çok önemli ve güzel bir tespit ile katılmış. “Son olarak diyorum ki....Tanrı, belki vardır....Peygamber *onlar bir takım zeki ve uyanık kişilerdir.... *”
Sevgili üçüncüyol’un özellikle *ABD nin bu asırda üstlendiği peygamber senatosu işlevini dayandırdığı gerekçeleri içinde olması hasebi ile değerlendirmesi bize çok faydalı olacaktır.
Diğer arkadaşlardan da katılım bekliyorum. *Cem’i gören var mı? *8O

Dilaver Siz ve ben erken doğmuşuz dostum, buna aklım kanaat geldi. 2200 lerin Tanrı adına özgürlük savaşçısı olacak bir duruş herkese nasip olmaz :) :D

Bir de ricam şu ki, biz birbirimizi biliriz kırkımız bir sepette misali; kendi düşüncelerimizi ispat etmek için değil de, bildiklerimizi paylaşmak için yazarsak özellikle bu başlıkta çok faydalı olacaktır. Edit.(Bu cümle bazı arkadaşlarda yanlış anlamlara kaymış. Öncelikle bilmenizi isterim ki benim eşim selanik muhaciridir. Manasını aşan bu cümle için kırılan arkadaşlardan özür dilerim)
Zira bir olayın farklı bakışlar ile farklı düşüncelere neden olacağı açıktır. Sonuçta vakıalar tek iken amaçlar hep yorumdan ibarettir.

Ben bu aşamada diyorum ki, Bir Allah var ve bizi kendine eğitmek için bizimle oyun oynuyor. *Benim Tanrım ile Frodo’nun tanrısı aynıdır. Frodo LA ilahe derken, diğerimiz illallah diyerek bir bütünü oluşturuyor. *



Şunu da itiraf etmeliyim ki, Bir inanırın inancını geliştirmesi için diğer bir inanıra değil, tam karşı pencereden bakan inançsıza ihtiyacı tahmin ettiğimden de fazlaymış.


Benim amacım Tanrıyı ispat etmek değil hiç olmadı da. Yapamayacağım şeylerin peşinde gitmek bana pek olası gelmiyor açıkçası.

Sahi aklıma geldi? Koç holding, dinlerin yapılanmasını mı taklit etti acaba? *8O *:wink:


Bu konunun bir çok düşüncemde mihenk olacak açılımları barındırdığını belirterek *saygılar sunarım.

Selamlar.

pante
01-01-2008, 02:10
Soru: Kutsal kitaplarda vaat edilen cihanı şümul amaç tekmidir? Bütün insanlığı ilgilendiren farklı amaçlar mı vardır? Tek bir amaç gibi görünüyorsa ve bu amaç, insanın tekamülü ise, insanlığın bir bütün olarak, amacı nedir? Acaba insanoğlu tanrıdan kaçarken bilmeden Tanrıya daha mı yaklaşıyor? Peygamberler bu tekamülün amacı doğrutusunda kaçınılmaz olan gelişmenin Allah için yapılmasını mı söylüyorlar acaba? *İnsanlığın en sıkıştığı dönemlerde peygamberlerin ortaya çıkmalarının amacı ne olabilir?


Dinlerin ortak amacı "Sırat-ı müstakıym" dir.
Yani insanların doğru yolda olması, sapkınlıklardan kurtulmasıdır.
Bu asıl kurtuluşu getirecektir.
Nedir asıl kurtuluş?
Dünya yaşamında huzur, refah, saadet.
Ebedi yaşamda ise cennet.

Bu açıdan bakıldığında dinlerin bu ortak amacına muhalefet mümkün mü?
Bir tarafta sapkınlıklar, kötülükler, yanlışlar, haksızlıklar, zorbalıklar.
Diğer tarafta doğrular, dürüstler, iyiler, adil olanlar.
Bir tarafta sömürü ve zulüm düzeni.
Diğer tarafta bu düzene karşı boyun eğmeyen ve mücadele edenler.
Buna karşılık cennetle mükafatlandırılanlar.

Mamafih, uygulamaya baktığımızda böyle olmadığını görüyoruz.
Sağ gösterilip, sol vurulduğunu, din kisvesiyle sömürü düzeninin egemen kılındığını, dinin bir afyon gibi kullanılarak hakların ahirete ertelendiğini görüyoruz.
Tek dini değil, onlarca dini, yüzlerce mezhebi, bunlar arasındaki savaşları, katliamları, hunharca cinayetleri görüyoruz.

Peygamberlerin söylemlerinde bu ortak amacı görsek de, bir doğru çizgi göremiyoruz.
Bilim dışı, akıl dışı hikayeler, kutsal kitapların içinde sapık öyküler, kutsal kitapların tahrif edildiği iddiası, babadan oğula saltanat gibi peygamberlikler, Yahudi ve Araplar haricinde bir millete peygamber geldiğinin tek bir kanıtının dahi olmaması ve kutsal kitaplardaki yüzlerce çelişki.

Doğru çizgi olmamasının nedeni insanların sınanması mıdır? Bu denli basit geçiştirilebilir mi?
Sözde Tanrı kitabında Tevrat ve İncil'de Muhammed'den bahsedildiğini yazacak ama arayınca bunu bulamayacaksınız.
Eğer Tanrı kitabında bunu yazdıysa, insanoğlu onu bulabilmeli, görebilmeli.
Bu noktada tahrif iddiası çok saçma. O halde bunu neden söylüyor Tanrı?
Bu da bir haber sayılır. Mekke'nin fethi bilemeyenler için bir haberse, "İncil'de Ahmet adında peygamberin geleceği yazılı" ayeti de bilmeyenler için bir haberdir. Ama arandığında bulunamaz.
Bulunamaması tahrifat olarak açıklanır. Bu durumda tahrifatçıların Tanrıdan güçlü olduğunu mu anlamak gerekir? Tanrı adres gösteriyor kanıt için. Ama o adreste kanıt yok. Sebep tahrifatçılar..

İnsanın tekamülünü ise dinlerden bağımsız bir konu olarak görüyorum.
Eğer Tasavvufu ayrı bir din olarak görüyorsak belki onun kapsamına sokabiliriz.
Ama bu tekamülde, tasavvuf da dahil dinlerin hiçbirinin etkili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü dinlerin tümü tutucudur. Tekamül ise tutuculukla bağdaşmaz.
İnsanın tekamülü uygarlıkla, bilimle, teknolojiyle gelişiyor.
Dinler de bu gelişmenin önünde duramıyor ve gelişmeye ayak uydurmak zorunda kalıyor.
Tanrıya rağmen değil ama dinlere rağmen tekamül sürüyor.

aydoe
01-01-2008, 02:35
Sağol Pante,
Çok güzel yazmış ve toparlamışsın

Keşke insanlar senin söylediklerini dinleyip,algılayabilse
Ne yazık ki ,İslam siyasallaştırılmış ve islami ideolojiler yaratılmıştır
Bu büyük bir çatışma ortamı yaratmakta ve emperyallerin istediği
bölgesel savaşların sürdürülmesini sağlamaktadır.
ABD Başkanı Push ta tutucu bir dindar gibi konuşur,
Çünkü bunlar var olan dünya düzeninin sürdürülmesi,sömürünün ve
egemenliklerinin devamı için muhafazakar olmak zorundalar,onun içinde dini kullanırlar.
Küreselleşen dünyada ,kainatın büyüklüğü ve kendi küçüklüğünü gören gariban da
hepsinin ve herşeyin üstündeki Allahına sığınır ve Allahın emri diyenlere inanıp pimi çeker Allahına kavuşur.
Sevgiler
(Özür dilerim yılbaşı akşamı olduğundan nereye yazdığımın farkında olmadan yazmışım bir daha tekerrür etmez)Malum davetsiz geldik!

01-01-2008, 12:15
"İslamdan önce olmayıp islam sayesinde ortaya çıkmış yeni bir düşünce, yaşama şekli, dünya görüşü, felsefe ya da daha önce benzeri olmamış bir uygulama var mı? " exclusive
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4522&highlight=

Sevgili exclusive'in açtığı bu başlıkta,İslam'ın,diğerlerine karşı yeni olarak,"Amentü" denilen olguyu getirdiğini ifade etmiştim.
Nedir Amentü ?
Tanrı'nın "Bir"liği,Elçilerinin "Bir"liği,Kitaplarının "Bir"liği.
Kısaca "Din" denilen olgunun "Bir"liği.

Sevgili pante olayı :
"Dinlerin ortak amacı "Sırat-ı müstakıym" dir.
Yani insanların doğru yolda olması, sapkınlıklardan kurtulmasıdır.
Bu asıl kurtuluşu getirecektir.
Nedir asıl kurtuluş?
Dünya yaşamında huzur, refah, saadet.
Ebedi yaşamda ise cennet.

Bu açıdan bakıldığında dinlerin bu ortak amacına muhalefet mümkün mü?
Bir tarafta sapkınlıklar, kötülükler, yanlışlar, haksızlıklar, zorbalıklar.
Diğer tarafta doğrular, dürüstler, iyiler, adil olanlar.
Bir tarafta sömürü ve zulüm düzeni.
Diğer tarafta bu düzene karşı boyun eğmeyen ve mücadele edenler.
Buna karşılık cennetle mükafatlandırılanlar. "
şeklinde analiz edip,sonrada son derece haklı bir "Mamafih.."diyerek devam etmiş.

Bu "Mamafih"in sebebini ise; İnsanlardaki varolan "Münadi"ye cevap verme "Dürtü"sünü,harekete geçiren kelimeleri ağzından çıkaran,Elçilerin yokluğunda,din adamları zümresinin,bu otoriteyi arkalarına alarak,dinin ruhuna zıt nitelikteki bir otoriteyi,"Din"in tam kalbinde bina etmeyi başarmak diye niteliyorum.

Karşı gelişi ise İsa,Yuhanna İncil'inde şöyle anlatıyor :
Yuhanna 5: 37 Beni gönderen Baba da benim için tanıklık etmiştir. Siz hiçbir zaman ne O'nun sesini işittiniz, ne de şeklini gördünüz.(Ali İmran 81.ayetteki "Şahit olun,ben de sizinle beraber şahitlerdenim" ifadesi.)
38 O'nun sözü sizde yaşamıyor. Çünkü O'nun gönderdiği kişiye iman etmiyorsunuz.
5: 39 Kutsal Yazılar'ı araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardır!
5: 40 Öyleyken siz, yaşama kavuşmak için bana gelmek istemiyorsunuz.
5: 41 "İnsanlardan övgü kabul etmiyorum.
5: 42 Ama ben sizi bilirim, içinizde Tanrı sevgisi yoktur.
5: 43 Ben Babam'ın adına geldim, ama beni kabul etmiyorsunuz. Oysa başka birisi kendi adına gelirse, onu kabul edeceksiniz.
5: 44 Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrı'nın övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz?
5: 45 Baba'nın önünde sizi suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan, umut bağladığınız Musa'dır.
5: 46 Musa'ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır.
5: 47 Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?"

Sonuç :Çarmıha gönderilmek.
Hem de kim tarafından ?
Güya Tanrı'ya inandıklarını iddia eden Yahudi toplumunun,o dönemdeki en önemli "Din adamları" olan Hanna ve Kayafa tarafından.



Tevrat yeşaya da :
Yeşaya.43: 18 "Olup bitenlerin üzerinde durmayın, Düşünmeyin eski olayları.
43: 19 Bakın, yeni bir şey yapıyorum! Olmaya başladı bile, farketmiyor musunuz? Çölde yol, kurak topraklarda ırmaklar yapacağım.

İncil,Petrus'un 2.mektubu
2.Pe.3: 11-12 Her şey böylece yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrı'nın gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı, Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyip gidecek.
2.Pe.3: 13 Ama biz Tanrı'nın vaadi uyarınca doğruluğun barınacağı yeni gökleri, yeni yeryüzünü bekliyoruz.

İbrahim 48. Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün.

İsra 99. Düşünmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah, kendilerinin benzerini yaratmaya da kadirdir! Allah, onlar için bir vâde takdir etti. Bunda şüphe yoktur. Ama zalimler, inkârcılıktan başkasını kabullenmediler.

Rum 27. Yaradılışı başlatan ve tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

Buruc 12. Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
13. Bilin ki O, ilk olarak yaratan ve tekrarlayandır.

Sevgili okinono
Daha yazacak çok şey var.
Kitaplar arasındaki Amentü'yü anlatan,koralesyondan bazı örnekler vermeye çalıştım.

Sayın preach isterse 33-40 hakkında,tabi ki bilgimin yettiği kadar yardımcı olmaya çalışırım.

01-01-2008, 12:33
(Özür dilerim yılbaşı akşamı olduğundan nereye yazdığımın farkında olmadan yazmışım bir daha tekerrür etmez)Malum davetsiz geldik!

Sevgili okinono'yu az da olsa tanırım.
Gelen misafire,neden geldin,git demez.Tabi ki isimleri yazılı olup buraya katılanlar da *:)
Yeterki,yalnız kendi bakışımız ve anlayışımız odak olup "Gerisi teferruat" olmasın.
"İnsan"lığın herkese ihtiyacı var *:lol:

okinono
01-01-2008, 12:34
Sevgili Pante

Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.

Demişsiniz ki;

Nedir asıl kurtuluş?
Dünya yaşamında huzur, refah, saadet.
Ebedi yaşamda ise cennet.
.....
Tanrıya olan inancın yaşanması demek, bu dünyada eza, cefa, sıkıntı demektir. Ebedi yaşamda ise huzur.

Tasavvuf ise dinlerden ayrı bir dincilerin yozlaştırdığı bir dünyada, doğu ağacının içinde bir sığınma yeri olan korunaktır.

Tekâmülün bu kadar sıkıntılı olmasının nedeni ise statükonun gücü eline geçirene verdiği zulümdür. Haklı olarak bu kadar sıkıntıya sebep veren bir din olgusunun neden peşindesin hala sorusuna cevabım ise,

Tanrının emirlerini bozanın insan olduğunu bilmemdir. Şöyle ki
Eğer suçlu tanrı ise, O'nun adına hareket edenler insanlar. Düzen bozuktur.
Eğer suçlu insan ise, insan zaten zalimdir.

Tanrı yoksa bu harisliğin sorumlusu insandır. Ve tarihin karanlıklarının da sorumlusu insandır. Tanrı varsa eğer, O'nun amacı bu ham nefisleri terbiye ederek bir düzene kavuşturmaktır. Öğrenme aşamasının sıkıntıları insana ait bir sorumluluktur. Eğitim metodu Tanrının yöntemidir. Hala bir ışık var demektir.

İnsanlığın kendi metodunu tanrıya rağmen koyma girişimleri ise 18 yy dan itibaren ortaya konmaya başlamıştır. Akabinde tarihin en büyük iki savaşı peş peşe gelmiştir. Ve hala savaşlar ile gücün ele geçirilmesi için ve yönetimin tek merkezde toplanarak bütün dünyanın kontrol edilebilmesi için mücadele sürmektedir. Ve kesileceği de yoktur.

Bu ise farklı kültürlerin tek potada eritilmesi ile tek tip insan profilinin bilemediğimiz amaçlar için istihdam edilmesini doğuracaktır.

Tanrı da aynı şeyi söylemiyor mu zaten. Hep birlikte Rabbinizi tespih edin diyor. Ben şahsen Tanrıyı yok saydığımda rablik makamına bugün sekülerist peygamber senatosunun oturacağını çok yakından görebiliyorum.
Benim tercihim, yaşadığım anın zulmünü yapan bu emperyallere tapmaktansa, görmediğim ama inandığım ve beni diğer insanlarla eşit kılan Tanrıya tapmaktır.

Bu mücadelenin sonunda ne olacağını çok merak ediyorum. Ama ben göremeyeceğim kimsede göremeyecek. Biz oyunumuza bakalım. Karşı taraf olmadan zaten maç olmaz. Sonunda kazanan ham nefislerin özgürlüğümü olacak, yoksa metodolojinin ağır vebalimi?

Son olarak, din savaşları başlatmaz, din ham nefislerin savaşlarında en kolay kullanılan argümandır.
Bu nedenle de Tanrı artık savaşı yeryüzünden kaldırdığını söylemiştir. Savaşmayı da yasaklaşmıştır. Yapılan savaşların iki haksızın birbirine üstünlük savaşı olduğunu bilmek gerekir.

İşte burada da benim sorum; madem iki haksız birbirini yiyor; suçsuz çocuklar neden ölüyor? Acaba insan atalarının sorumluluğunun da bir veba yüklenicisi mi? Bu soru bazen benim sıfır çarpanım olmuyor da değil.

İkinci sorum ise, tekamülün bütün nimetlerini Tanrı dan gelen lütuf olarak gören inanırlar, inançsızlığın peşinde bu tekamülün yeryüzündeki ellerine neden düşmanlar?

Son zamanlarda çözmeye çalışmaktansa çözümsüzlüğün bağrına sığınmayı bir kaçış olarak kendime uyguluyorum. Sizde öyle yapın bence. Zira insan korkaktır. En büyük cesareti ise korkaklığını deşifre etmekten başka bir şey de değildir.
Varlığını ispat edebilmek için nasıl yokluğuna bir bütün olarak dokunabilmeliyim, öyle de yokluğuna karar verebilmek için varlığına bir bütün olarak erişebilmeliyim.

İşin sonu Hallacı. O da vaktinden önce ötmüş ne yazık ki.

Timeing is everything...

Selamlar

01-01-2008, 13:20
1994 de işyerimi yeni açmışım.
Yeni yakayım.
Geçinebilmek için paraya ihtiyacım var.
Ortağım,işe başladığı ilk 20 sene boyunca sömürülmüş,işinde çok başarılı bir emekçi.
Ürettik ve ufak ufak gelişmeye başladık.
Hem de 5 Nisan kararlarına rağmen.
Piyasamızın eskilerinden ve güçlülerinden bir firma sahibi,ürettiğimiz malzemeleri beğenmiş ve "Gelsin bir görüşelim" diye haber yollamış.
Müşteri portföyümüz bayağı bir gelişecek bu durum karşısında.
Gittim.
Oturduk konuşuyoruz.
Adam,ben ve ortağımın emekleri üzerine fiyat ve vade oluşturdu.
Sonunda da "Bende 1500 müşteri var.Kimi elinden tutarsam kaldırırım" dedi.
Adama
"Tanrı'nın,sizin vücudunuzda mücessem olduğunu bilmiyordum"
dedim.
Adam şaşırdı.
"Tövbe,haşa,ne alaka ?"
dedi.
Ben de "Siz kim veya ne olduğunuzu sanıyorsunuz da,elinden tuttuğunuz adamı kaldırıyorsunuz veya elinden tutmadığınız batıyor ? Benim bildiğim rızkı Tanrı verir.Bizler sadece birer basamağız.Vesileyiz.Size düşen,benim adıma fiyat ve vade politikası oluşturmak değil,mallarımı beğendi iseniz pazarlığı yapıp gereğini yapmak olmalı değil mi ?"
Adam ayağa kalktı.Tıpkı bir padişah gibi
"Görüşmemiz bitmiştir.Siz bu diklikle,bu piyasada 6 ay bile yaşayamazsınız."
dedi.
13.Yılımı yaşamaktayım işimde.
Üstelikte çevremde,kendini dindar sanan bir çok arkadaşıma
"Yahu madem rızkı Tanrı veriyor.O halde neden filanca hastahanenin müdürü veya satın almacısından,filanca şirketin müdüründen,şu hastahanenin prof veya dr larından tırsıyorsunuz ?"
deyip,az buçuk dalgamı da geçerim.
İsa'nın,"Musa'ya iman etmiş olsaydınız"
sözünü,çevreme baktığımda "Tanrı'ya gerçekten iman edilmiş olsa idi,bunlar oluşur muydu ?" diye ben kendi kendime sorup durmaktayım.

Fikirlerini ve duruşunu sevdiğim arkadaşlarımdan biri,inanmadığı söylediği halde,inandığını iddia edenlerin namaza gidebilmeleri için,kendi arabasını tahsis edebiliyor.
İşte benim,Tanrıdan da,insanlıktan da anladığım bu.

okinono
01-01-2008, 14:45
Evet, *insanoğlunun *manevi *değerleri, *hayat *felsefesi *olmalı. *İnsan *düşünen *ve *duyguları *olan *bir *varlık. *Çeşitli *olaylar *karşısında *üzüntü *duyduğumuz *için *bu *duygu *bizi *genellikle *çözüm *üretmeye *ve *bunun *için *de *bizi *belli *bir *yaşam *felsefesi, *belli *bir *değerler *sistemi *yaratmaya *veya *yaratılanlara *inanmaya *götürür. *Manevi *değerler, *ya *sorunları *çözmeye *ya *da *elde *ettiklerimizi *korumaya *yöneliktir.
*
Asıl *önemli *olan *başkalarının *farklı *manevi *değerlerinin *varlığını *kabul *ederek *onlarla *birarada *yaşayabilmeyi *temel *değer *olarak *varedebilmektir *görüşündeyim.- cem
........
Bu başlıkla alakalı ve *yakışır bir yorum olduğunu düşündüğüm için buraya aldım. Teşekkürler Cem.

Bu başlığa yakışmadığını düşünüyorsanız da yorumu silebilirisniz.

Selamlar.

ikixiki
03-01-2008, 00:17
Sevgili Okinono,

Bu forumda,ya da başka bir yerde kuran ve peygamber yorumuna pek girmek istemem,burada da Kuran eleştirilerini hep yorumsuz kalarak izledim,Tanrı kavramını konuşabiliriz ama diğerleri inançla ilgili ve yürekten inanan,iç sesini duymayı öğrenmiş biri bana göre her neye inanıyorsa doğrudur.Çünkü içimiz dışarıdan çok daha geniş ve *keşfedilmemiş.

Kuranı okuduğumda ne anladığım ya da ne hissettiğim ancak benim gibi yürekten inanan biriyle karşılaştığımda ve gözlerinin içini görüp onun ışığını farkettiğimde tartışabileceğim bir konu ki bu durumda bile sınır koyabilirim.Şimdi ne yapmamı istersin sevgili Okinono,inanmayan bunca insana dönüp evet ben kuranı okuduğumda gelecekle ilgili olarak bu ayet den şunu anlıyorum mu diyeyim.Burada zihin jimnastiği yapıyoruz ve *karşımızdakini anlamaya çalışıyoruz,kuşkusuz karşımızdakini anlamaya çalışırken bizlerde bir parça anlaşılıyoruz,kısaca birbirimizi paylaşıyoruz ama bazı durumlar varki onlar için sınırları biraz daha içeri çekmek gerekiyor.

Kuranı ve peygamberleri detayda tartışacak isek sınırlarımı daha geriye çekmem,ama bu arada içeriye kimi aldığımı da bilmem gerekir.Bu kadar içeriye beni anlamayacağını düşündüklerimin girmesinden hoşlanmıyorum,bu sözüm ne size,ne de bir başkasına,sadece kendimle sizin duyabileceğiniz kadar yüksek sesle bir konuşma yapıyorum.Umarım sizi kırmadan derdimi düzgün bir şekilde anlatabildim,çünkü bazen yanlış anlaşıldığımı hissediyorum

Sorunuzu özelime dokunmadan genel anlamda inceleyerek yanıtlamaya çalışacağım.

Peygamber *kelimesi *ve *kapsadığı *kavram *tarihsel *süreçte *nasıl *bir *seyir *izlemiştir? * Kitaplarının *vaat *ettikleri *dünya *sonuçları *ile *gerçekleşme *oranları *hakkında *nasıl *bir *yüzdesel *orantı *vardır? *
Benim *için *çok *faydalı *olacak, okinono

Peygamberler tarihi,yarı gerçek,yarı doğru masallardan başka nedir ki? Bu durumda anlatımın içindeki doğruyu ve yanlışı kim,nasıl ayırsın.Doğruyu anlatanın peygamberine duyduğu sevgi nedeniyle onun mucizevi kişiliğini vurgulamak için abartının dozunu kaçırması ya da peygamberin karşısında olanın peygamberi sözde överken araya kendince yergi niteliği taşıyan dolgu malzemesi sıkıştırmış olması mümkün.Çünkü peygamberler dokunulamaz tabulardır ve tabuların anlatımında olumluda yada olumsuzda bir mübalağanın olması kaçınılmazdır.

Peygamber tarihi masal ise,masallar da uyumadan önce okumak içindir.Peygamber masallarını dinleyerek Tanrı’ya inananların pek çoğunun inancı,uykuda olan bir inançtır.Hiç uyanmadan bu masallarla uyumaya yada uyutulmaya devam edebilirler veya bir yerde,bir şekilde *uyanabilirler .Uykularında Tanrı var diye yüksek sesle bağıranlar onlarken,uyandıklarındaTanrıya en yüksek sesle yok diyenler de yine onlar olacaktır.Bu siteye gürültülü biçimde ateist olarak gelenlere bakın çoğu eskiden cemaat yada tarikat mensubudur,veya ey ahali tanrınıza dönün diyerek gelenler onlar da tarikat üyeleridir,hep birlikte görüyoruz.

Duygularımız bizi düşündürür,düşüncelerimiz fikirlerimizi oluşturur.Masal dinleyerek uyumuş birinin duygulanmasından doğan tüm fikirler uyandığı zaman ,uyumuş yada uyutulmuş olduğunun tepkiselliği ile bu sefer aksi yöne kayacaktır.

Açık söylemek gerekirse yüzümü aracılara yada peygamberlere değil,ışığın kaynağına çevirmeyi tercih ediyorum.

Dinlerin bir olması gerektiğini ve mezhep ve tarikatların kuruluş amaçlarının mutlağa ulaşmak dışında başka birşeylere hizmet etmek olduğunu hepimiz biliyoruz.

Benim bir müslüman olarak inanmamla bir başkasının hristiyan yada yahudi olarak inanması arasında bir fark varsa inanılan şey aslında ‘’mutlak’’ gerçeğinde birleşmiyordur.

İnananların ritüellerindeki yol ve yöntem farklılıkları ile bunlara uyumda istenen kati itaat de tarihin tozuna bulanmış masalların dayatmasında çıkar arayanların işidir. İnançlar inanışın delillerini tarihin tozunda arıyorsa inanılan,gerçekte inandırılan olmasın?

Kuranın gelecekten haber vermesi konusuna gelince

Öyle bazı metinler vardır ki kelimelerin anlamları okuyana göre değişir,hatta bir sonraki okumamızda kendimiz kelimelerin ötesindeki anlamları bir öncekinden daha farklı yakaladığımızı hissedebiliriz.

Kuran kendi güvenilirliğinin garantisini kendi içinde veriyor ise bu durum bir inanmayan için Kuranın güvenilmezliğinin en büyük delilidir.Çünkü doğru söylediğimi ‘’ben doğru söylüyorum diyerek’’ kendi kendimden başkasına ispatlayamam,doğru söylediğimin delili benden başka bir yerlerde ispatını bulmalı ki doğruluğum gerçeklensin.Kuran da kimse için doğruluğunu kendi kendinden veremez,heleki okuyan bir inanmayan ise....Fakat mutlağı farketmiş biri için Kuran ispatını artık kendi içinden çıkarmıyordur.Her ne kadar değiştirilmiş yada Tahrif edilmiş olabileceğini düşünsem de özündeki anlam benim için yeterli,Kuran’ın gelecekten haber vermesinde,sayısal mucizelerinde,yedi kat göğün doğrulanmasında değilim,bunlar bana göre boş,okuduğumda yakaladığım bazı öyle anlamlar var ki,bana yaşam yolculuğumun gerçek anlamını fısıldamakta,yapmaya çalıştığım ise kısa yaşam sürem dolmadan ışığa karşı olabildiğince yol kat etmek.

Bu yol inanalım veya inanmayalım hepimizin ortak yolu,ikixikiyi okinonodan ayırmak yada toprağı ağaç kökünden silkelemek mümkün değil,biriz,bütünüz,iyilik dileklerimiz ve olumlu çabalarımız yalnızca kendimiz ve *sevdiklerimiz sınırlı olmamalı,herkes için olmalı.

Kötüyle savaşmanın sadece iyi kalmaya çalışarak pasif anlamda değil,gerçek iyiliğin kötüyü gördüğümüz her yerde,canımız acısa bile kötülüğün içine elimizi sokarak olması gerektiğini,kötülüğün içinde canı yanan biri varsa ve onu görüyorsak,onu oradan çıkarmaya çabalamadan iyi olamayacağımızı,kötülüğün içinde acı çekenin bir başkası değil aslında kendimiz olduğunu görmemiz gerekiyor.Bir başkasının acısına duyarsız kalmanın kendimize yabancılaşmak iç sesimizin çığlığına kulak tıkamak olduğunu bilmeliyiz.Aynı şekilde bir başkasının sevincinin aslında bizim sevincimiz olduğunu farketmemiz gerektiği gibi.

Seslerin sonsuza değin kaybolmayacağını sen de biliyorsundur sevgili Okinono,gecenin sessizliğinde dünyanın sesini dinledin mi?İnsanoğlunun varoluşunun başlangıcından bugüne gelen sesi dinlediğin hiç oldu mu?Ben duymamak için kulaklarımı tıkarken gözlerimden dökülen yaşa da engel olamıyorum.Gözlerini kapayıp benimle beraber dinle,şimdi sen de duydun mu? Ne kadar korkunç acı dolu bir çığlık değil mi?Öldürülenler,işkence görenler,tecavüze uğrayanlar,kazığa çakılanlar,fırınlarda yakılanlar,açlıktan kıvrananların çığlığı sonsuza dek yankılanacak,ben duyuyorum.Herkes de dinlesin ve duysun,bu çığlık insanoğlunun yıkıcılığını ve kötülüğünü ispatlamak için yeterince güçlü ve ne yazık ki hiç kaybolmadan orada asılı kalacak sonsuza dek,Tanrı bizi affeder mi? Önemli değil ki? Asıl o çığlığı atanlar affedebilecek mi? hiç olmazsa biz şimdi bu çığlığa sevinç mırıldanmaları ilave edelim,fakat kendimizinkini değil,bir başkasınınkini,çünkü güldürdüğümüzle beraber biz de güleceğimiz için ses iki kere daha kuvvetli olacak.

İşte hepsi bu sevgili okinono ,bir tebessüme sebep olmak ve ona eşlik etmek hayat dediğimiz başka nedir ki?Yarın ölümle sonsuzluğa yuvarlanacaksak arkamızda kalıcı olarak bırakacağımız mutluluk mırıldanması,boşverelim kuran gelecekten ne haber vermiş,biz kendi geleceğimize hangi sesleri bırakabiliyoruz ona bakalım.Eğer Tanrıya inanıyorsak bunun en önemlisi olduğunu ikikereiki daha kuvvetle bilmemiz gerekir.

‘’Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş’’,bunu söyleyen bugünkü fizikten habersizdi mutlaka ama yüreği ona yinede bunu fısıldamış oda söyleyebilmiş.Demek ki bazen gönlümüz bilimin önünde gidebiliyor,

Sevgiler

okinono
03-01-2008, 01:03
Kuranı okuduğumda ne anladığım ya da ne hissettiğim ancak benim gibi yürekten inanan biriyle karşılaştığımda ve gözlerinin içini görüp onun ışığını farkettiğimde tartışabileceğim bir konu ki bu durumda bile sınır koyabilirim.Şimdi ne yapmamı istersin sevgili Okinono-- ikixiki
.........
Olduğunuz yerde kalın sevgili ikixiki, ben sizi görebiliyorum.

Tebrikler bu güzel yazınız için. Konu her ne kadar vaat edilenin kaçınılmaz sonu olsada böyle bir yazı, içeriği daha bir zenginleştirmiş oldu.

Teşekkürler
Selamlar.

bilcan
10-01-2008, 02:56
Hiçbir kutsal kitap ilk ele alınışıyla birlikte global bir halde değildi. Zaman içerisinde çıkarlar sebebiyle global hale geldi. Bunu Kuran'da ve Tevrat'ta verilen açıklarla görüyoruz. Kuran'da sadece Mekke ve çevresine seslenilen ayetler de vardır. Tevrat'ta ise sadece İsrailoğulları'na seslenildiği de görülür. Çoğunda da bu kültürü yansıtırlar. Zaman içerisinde genişleyen bir politikanın ürünü olarak kutsal kitaplar daha global bir hale getirilmiştir. Ayrıca içerikleriyle de zamanın gerisinde kalınmaması için zaten bu şarttı. Zaten bütün kitaplar, gönderildiğine inanılan Peygamberler tarafından değil daha sonra bu ideolojiyi sürdüren ve çıkarı için kullanan kişiler tarafından (Ör: İslamiyette Ebubekir ve Ömer - İncilde Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, biliyorsunuz ki bunlar sonradan İncili derleyenlerin isimleridir - gibi) *derlenmiştir. Eğer bugün bu kitaplar global halde iseler global hale getirildikleri içindir.

Tek değişmeyen şey zamandır. O değişmez, değiştirir.

3.yol
10-01-2008, 05:09
Bilcan,
Bu son iletinize buyuk alkis benden. Arastirmalarim sonucu ben de ayni sonuca vardim. Bir farkla ben Ebubekir ve Omer'den cok Emeviler doneminin cok onemli oldugunu dusunuyorum. Bir kac tarihi belirti var ama toparlayip bu siteye asmaya zamanim olmadi daha. "Dome of Rock - Kudus" ve sikkelerden bazi yorumlama getirilebilir. Herneyse derine inmeyecegim su anda. Sadece benim dusunceme yakin bir kimseye rastladigim icin duygularimi belirttim.

Saygilar,

Neva
18-12-2012, 01:10
Guncelleme.