PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Biz kaç kişiyiz ?


habilis
21-01-2008, 17:52
elbette biliyorsunuz bu hareketi ! tuncay özkan önderliğinde bi rsivil toplum hareketi !,

http://www.kanalturk.com.tr/

bu konuda ne düşünüyorsunuz ,,değerlendirmeleriniz nelerdir ?

aydoe
21-01-2008, 21:12
Ben aydoe olarak üye oldum,izlemedeyim.
Ülkemiz zor şartlar altında,nakşi oligarşi iktidarda,Cumhuriyet kazanımları yok edilmeğe ve ülkemiz islam devleti haline getirilmeğe çalışılıyor.
Ben yurtseverim ,ülkemin bölünüp parçalanmasını ve ortaçağa geri götürülmesini istemiyorum.
Şeriat istemiyorum,demokrasi ve bağımsızlık istiyorum.
Anti-emperyalist,anti-şovenist,anti-teist,laik demokratik güçlerin bir cephe oluşturması zorunluluktur.
Saygılar

habilis
21-01-2008, 23:20
aynı fikirdeyiz,, ülke çok hızlı bir şekilde ılımlı islam moduna sürükleniyor,, bu oluşumun içerisindeyiz şuan !

kemalist devrimlerle, cumhuriyetle elde ettiğimiz kazanımları hızla kaybediyoruz,,

bir şey yapmalı, en azından evet en azından bunun bilincinde olmalıyız,, kazanımlarımız niye boşa gitsin !!

ben böyle düşünüyorum,,


habilis

bilcan
23-01-2008, 04:16
Arkadaşlar çok güzel bir platform. Ben etkinliklerine katılıyorum.
Yer: Mydonose Showland Bakırköy
Atatürk Hava Limanı Karşısı, (CNR Fuar Merkezi Yanı)
Tarih: 27 Ocak 2008 Pazar
Saat: 14:00
Ben orda olucam.

Yalnız bir sorun var. Zaten dinci basınla ve hükümetle başları dertte, acaba burada bu konunun geçmesi onlar adına doğru olur mu?

bilcan
01-02-2008, 20:46
Arkadaşlar yarın (02.02.2008) Ankara ve İstanbul'da türbana karşı yürüyüş var.

Biz Kaç Kişiyiz sivil toplum platformu Ankara'da Anıtkabir'e yürüyecek, yürüyüş saat 14:00'de başlayacak.

Diğer bir yürüyüş ise yine saat 14:00'de Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından, İstanbul'da BAKIRKÖY MEYDANI'nda düzenleniyor.

İlgilenenlere duyrulur.

evrensel-insan
15-03-2008, 02:09
Saygideger arkadaslar;
"Biz kac kisiyiz"platformunun son mitinglerinden birinde okunan bir siiri alintiliyorum.


BEN MUSTAFA KEMAL'İM

Ben Mustafa Kemal'im,
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala en hakiki mürşit değilse ilim,
Kurusun damağım dilim,
Özür dilerim,
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi..
Özgürlük hala
En yüce değer
Değilse eğer,
Pırangalı kalsın diyorsanız köleler,
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi..
Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı,
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi..
Yetmediyse acısı şiddetin, savaşın,
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh dünyada barışın,
Eğer varsa ödülü
Silahlanmayla yarışın,
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi..
Özlediyseniz fesi peçeyi,
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi,
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten,
Şifa buluyorsanız
Muskadan, üfürükçüden
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi..
Eşit olmasın diyorsanız
Kadınla erkek,
Kara çarşafa girsin diyorsanız
Yobazın gazabından ürkerek,
Diyorsanız ki okumasın
Kadınımız kızımız
Budur bizim alın yazımız,
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi..

Fazla geldiyse size
Hürriyet, Cumhuriyet,
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın, sultanın,
Hala önemini anlamadıysanız
Millet olmanın,
Kul olun ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin şeyhülislamın.
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi...

Süleyman Apaydın

Saygilarimla;
evrensel-insan

30-03-2008, 01:13
aynı fikirdeyiz,, ülke çok hızlı bir şekilde ılımlı islam moduna sürükleniyor,, bu oluşumun içerisindeyiz şuan !
kemalist devrimlerle, cumhuriyetle elde ettiğimiz kazanımları hızla kaybediyoruz,,
bir şey yapmalı, en azından evet en azından bunun bilincinde olmalıyız,, kazanımlarımız niye boşa gitsin !!
ben böyle düşünüyorum,,
habilis

cumhuriyet kazanımı derken *İnsanları *Allahtan uzaklastırmak ve diini unutturmak kazanımlarınızdan mı bahsediyorsun * eger öyleyse millet akıllanmaya basladı demektir. *100 yıl icin( o bile garantili deil ) sonsuz hayatlarını *yakmamak gerektigini anlamaya basladılar.

cumhuriyet kurtardı bizi , onun sayesinde bu akdar ileri gittik derseniz yanılıyorsunuz *cünki örneklerimiz cok , eski osmanlı zamanında *basa cok dindar insanlar ne zaman gecse *osmanlı büyümüs ve onları sayesinde 3 kıtaya yayılmıs İmparatorluk.ve *gecen okulda hhoca *eskilerimizden olusan bir resim slayt gösterdi bize , bunlar gibi olup ülkemize destek verip *ülkemizi güclendirmek gerektigini anlatıyordu *slayt . slaytta gösterilen fotograflardaki cok büyük buluslar yapmıs insanların bir tanesinin kafasında sarık yoktu. ve bizim o slaytı bize gösteren hoca da mustafa kemal hayranı onu cok seviyor ( ama dinsiz de deil) * ve cumhuriyet taraftarı..

gozeneli
30-03-2008, 04:10
*basa cok dindar insanlar ne zaman gecse *osmanlı büyümüs ve onları sayesinde 3 kıtaya yayılmıs İmparatorluk.ve *gecen okulda hhoca *eskilerimizden olusan bir resim slayt gösterdi bize , bunlar gibi olup ülkemize destek verip *ülkemizi güclendirmek gerektigini anlatıyordu *slayt . slaytta gösterilen fotograflardaki cok büyük buluslar yapmıs insanların bir tanesinin kafasında sarık yoktu. ve bizim o slaytı bize gösteren hoca da mustafa kemal hayranı onu cok seviyor ( ama dinsiz de deil) * ve cumhuriyet taraftarı..
Atatürk Yurdumuzu sömürgeci pençesinden kurtarmaya çalışırken o dindar dediginiz şeyhüislam Atatürk'e karşı fetva vermedimi?

Ben Arda41'in dinini iyi bilmedigini düşünüyordum ama görüyorum tarihide bilmiyormuş.

Arda41 hoca moca dinlemeyin hele slayt mlayt de bakmayın.Siz benide dinlemeyin ama bu forumdaki o aydın insanların yazılarını okuyun bir şeyler ögrenin.

Cahillik ayıp degil ögrenmemek ayıptır.

30-03-2008, 05:34
Hem Atatürk *Said Nursiyi cagırdı ve görev almasını istedi . sonra Said nursi gitti ve gördüki burdakiler dine lakayd kalmıs ve namazlarını kılmıyorlar. Said nurside bunlara bir yazı yazdı namazla *ilgili *. Atatürkte böle bilgiler vermesini istemedi ve Said Nurside istifa etti . *
Sen o fetvada *neler dedigini yaz bakıyım *ben bilmiyorum

Titan
30-03-2008, 08:42
Demek ki * namaz kılmak, insan gibi olmaktan daha önemli Said-i Kürdi'ye (Nursi değil) göre!

aydoe
30-03-2008, 09:30
İranın dünü bugünü
http://www.youtube.com/watch?v=Gj1rSmQ5kvg
http://www.youtube.com/watch?v=rO2rf8KPacI

aydoe
30-03-2008, 11:55
İran gerçeği,
http://au.youtube.com/watch?v=0RmklcZ5J8Y&feature=related
http://au.youtube.com/watch?v=tRlYTeQ5GKg&feature=related

Ne kadar ülkemizle benzerlikler var.
İranda şah rejimi düşman gösterilmiş ve özgürlük yolculuğu islam diktatoryasına varmış.
Ülkemizde de dinciler özgürlük istiyor ve Atatürk'ün kurmuş olduğu *Cumhuriyet tasfiye edilmek isteniyor.
Muhakkak ki seyredenler akil insanlar için alınacak dersler vardır

qw19
30-03-2008, 13:04
"ya sen aptalmısın *ben seyh ten fln bahhsetmiyorum ki orda körmüsün bana durmadan laf sokup duruyorsun hemde haksız yere . Ben Fatih sultan mehmet padisahtan *ve kanuni sultan süleyman dan bahsediyom * bunlar evliya derecesinde adamlardı ve bunlar zamanında Osmanlı devleti cok büyüdü *
tamam aklın körelmis ama hic mi kalmadı *
ben kac sefer yazdım ve gene yazıyorum *Ögreniyorum ben" arda41

*Arda herşeyden önce terbiye sınırlarını zorlama. Gözeneli sana dinini de tarihide bilmiyorsun derken son derece doğru bir tespitte bulunmuş. Sana da düşen nerde yanlış yaptığını sormak olmalıydı.

*Tarihteki yanlışların : Fatih de, Kanuni de dindar değillerdi. Bundan da fazlası Fatih hristiyanlığa geçmeyi ciddi ciddi düşünmüştür. Kanuni zamanıda Osmalının duraklama dönemine karşılık gelir, sandığın gibi Osmanlı Kanuni zamanında ilerlememiştir.

*Fatih devletin bekası için kardeş katline fetva almıştır. Ve kardeşlerini katletmiştir. Kanuni öz oğlunu öldürtmüştür. Senin evliya dediklerin böylesi zalim insanlardır. Şimdi diyeceksinki Osmanlı büyümüştür. İyi de bu büyüme Türklere bir şey kazandırmamıştır, yani refah halka yansımamıştır. Anca halktan asker toplamıştır. Halk bu büyümenin külfetini sırtlanmış, Osmanlı da nimetini yemiştir.

* Neymiş anlamadan, dini, tarihi bilmeden ahkam kesmeyeceksin.

Selamlar.

gozeneli
30-03-2008, 14:03
Sayın Habilis bende biz kaç kişiyiz üyesiyim.Tuncay Özkan'ın programlarını büyük ilgi ile izliyorum.

Ben bunları İngiltere'den izliyorum.Babam Türkiye'de yaşıyor, onun anlatıgına göre Özkan babamın oldugu ile gitmiş ve AKP belediyesi büyük salon istendigi halde en küçük salonu Özkan'a kiralamış.

Bunun gibi haraketlenmeler bana birazda olsa Fransız devrimlerini anımsatıyor (az kalsın hatırlatıyor yazacaktım, o kadarda yaşlı degilim :D )

Ne kadar organize olunursa ne kadar topluma uzanılırsa o kadar yararlı olur.

Aydınlık sokakta bulunmuyor aydınlık düşünürsen sorular sorsan seni bulur.

ozgur_beyin
30-03-2008, 14:24
Hem Atatürk *Said Nursiyi cagırdı ve görev almasını istedi . sonra Said nursi gitti ve gördüki burdakiler dine lakayd kalmıs ve namazlarını kılmıyorlar. Said nurside bunlara bir yazı yazdı namazla *ilgili *. Atatürkte böle bilgiler vermesini istemedi ve Said Nurside istifa etti . * ARDA41


arda bu yazdıklarının belgesi nerde. said gibi bir meczup ,ne görev yapacakmış bir anlatırmısın?

EVLİYA yaratmadaki maharetinilerine *gıptayla baktığımıda belirtmeliyim. uçmayan şeyhleride turbo motorla uçurma becerinizede hayranım.

30-03-2008, 15:12
Titan
ordaöle birsey yyazmıyor ama namaz kılmak da önemli oldugu *anlatmak istemis *cünki bu devletin basları bunlar bunlarda kıllmassa millete kötü örnek olurlar

vgm
yanılıyorsun bunlar cok dindar insanlardı ...peki sen bunu hangi kanıta göre söylüyorsun
kanuni sultan süleyman 'ı ise *gecenlerde *tarih kitabına bakıyordum bizi genisletenlere baktıgımda kanuni 2.veya 3. sıradaydı.
fatih in ve kanuninin kardes ve ogullarınuın oldürdümü bilmiyorum fakat öldürmüs olsada , eger öldürmese idi devlet bölüüne bilirdi *buda bütün ülke icin zarardır.
Türklerin isine yaramadı diyorsun ama *kimseden korkuları kalmamıstı rahat rahat yasıyorlardı. sonra daha da genislettirdiler islamı *...

tabi senin yazdıklarına benim kötü baktıgım gibi sen de benim yazdıklarıma kötü bakacaksın * *Cünki nasıl bakarsan öyle görürsün...

HHHhANCI
30-03-2008, 15:27
Hem Atatürk *Said Nursiyi cagırdı ve görev almasını istedi . sonra Said nursi gitti ve gördüki burdakiler dine lakayd kalmıs ve namazlarını kılmıyorlar. Said nurside bunlara bir yazı yazdı namazla *ilgili *. Atatürkte böle bilgiler vermesini istemedi ve Said Nurside istifa etti . * ARDA41


arda bu yazdıklarının belgesi nerde. said gibi bir meczup ,ne görev yapacakmış bir anlatırmısın?

EVLİYA yaratmadaki maharetinilerine *gıptayla baktığımıda belirtmeliyim. uçmayan şeyhleride turbo motorla uçurma becerinizede hayranım. Bunun aksini isbat etmedikce biz haklıyız.. Bize aksini iddia edenlerin yazılarını getirin.. Bulabilirseniz *aşağıdaki arşivlere göz atın.. TMillî hareketi desteklemekteki gayretleri ve eserleri Ankara Hükümeti’nce takdirle karşılanan Bediüzzaman, şifre ile Ankara’ya davet edilmiştir. Mustafa Kemal, Bediüzzaman’ı: “Bu kahraman Hoca bize lazımdır.” sözleriyle taltif etmiştir. O ise bu davete verdiği cevapta şöyle demiştir:


“Ben tehlikeli yerde mücadele etmek isterim. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Burasını daha tehlikeli görüyorum. Buradaki vazifem henüz tamam olmamıştır. Tehlikeyi bertaraf edince inşaallah oraya geleceğim.”


Bir süre sonra İstanbul’daki vazifesini bitirdiğine inanan Bediüzzaman, Ankara’ya gitme hazırlıklarına başlamıştır. Bu esnada Mustafa Kemal’in direktifiyle ve Bediüzzaman’ın yakın dostlarından Van Eski Valisi Mebus Tahsin Bey tarafından tekrar davet edilen Bediüzzaman, 19 Kasım 1922’de yeğeni Abdurrahman ile birlikte trenle Ankara’ya gelmiştir. Kendisi burada resmî bir törenle karşılanmıştır.
T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, c. XXIV, Ankara 1960, s. 439

30-03-2008, 16:30
tamam iste sen daha da ayrıntılı olarak yazmıssın ama gerisinide yaz istersen...

30-03-2008, 16:57
biz kaç kişiyiz bir alternatifini de biz kaç tırsığız olarak %52 grubu gerçekleştirmiş. onların daha eylemsel olduğunu düşünüyorum. en azından eylemlerinde ön planda tuttukları şey insan laiklik veya milliyetçilik değil.

http://www.yuzde52.org

anasayfayı incelerseniz görürsünüz; sorunun gerçek kaynağının ne olduğunu biliyorlar.

30-03-2008, 17:16
YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK


aşksız ve paramparçaydı yaşam

bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


ne dudaklarda yarım şiirler

ne solmuş aşk ve deniz

uçurumlarda direnen güller

törenlerle yakılmıyordu henüz

dimdik ayaktaydı bitimsiz coşkular

bazen aşılmış

bazen aşılmak üzere

o serdengeçti yaralı tutkular


bir deprem çağının birdenbiresinde

önce görevler silahlandı önümüze

sonra kurallar ve kapkara baskılar

kesildi sanki sözlerin soluğu

türküler yetişmez oldu ahlara

işte içlenmenin en içli anında

yalnızca sen kaldın kollarımda

yalnızca sen

dağlı çiçeklere döndü gözlerin

hep mutluluk açtı kırlarımda

su ve ateş çağıydı soluğumuz

en umutsuz gece yarılarında

en ıssız yollarda bırakıldık hep

yıkılmadık

günün bir yüzünde avuçlarken güneşi

bir yüzünde yeniden düştük toprağa

korkmadık

yüreğimizle parçaladık en sert kayaları

filizlenip uzandık dostluğun gökyüzüne

en bereketli yağmurları

hep kendi soluğumuzla yarattık


aşk demişti yaşamın bütün ustaları

aşk ile sevmek bir güzelliği

ve dövüşebilmek o güzellik uğruna

işte yüzünde badem çiçekleri

saçlarında gülen toprak ve ilkbahar

sen misin seni sevdiğin o kavga

sen o kavganın güzelliği misin yoksa


bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar

yine çiçekteyiz işte y,ne meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumlardayız işte yine sevinçteyiz


bitmedi o kavga sürüyor

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri

suyun ayakları olmuştur ayaklarımız

ellerimiz taşın ve toprağın elleri


yağmura susamış sabahlara çoğalırdık

törenlerle dikilirdik burçlarınıza

türküler söylerdik hep aynı telden

aynı sesten aynı yürekten

dağlara biz verdik morluğunu

henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz


tarihin her yanı tanıktır bize

ilk kez bu topraktan dinlemiştik

toprak bölünüp parçalandığı zaman

çitlerle çevrilip sınırlandığı zaman

ve topraklılar tanrılaşıp

topraksızlar köleleştiği zaman

acının ilk yangını

o zaman tutuşmuştu içimizde

sevginin ilk yaprağı o zaman solmuş

o zaman kurumuştu ellerimizde


hangi zulümlerin bıçağıydı yaşanan

hangi isyanların elmas şafağı

yine yaralı bir kuştu kimliğimiz

bakardı bulutların taa üstünden

yerin taa derinliklerine

toprak bile usanırken kanla sulanmaktan

yine de basıla basıla canlara

bir sürü bayraklar dikilirdi burçlara


ilk sancısıydı sanki toprağın

yanarak geçmişti bütün mevsimler

şatolar yükselmişti etlerimizden

kemiklerimizden kaleler

kimler basmamıştı o dağ yüreğe

basıp da yükselmemişti kimler

nice krallar nice prensler

nice sultanlara nice beyler

surlar saraylar katedraller

çan kuleleri ve minareler

ve daha niceler daha niceler


siz ki anlardınız aşkın dilinden

uzak da olsa bir umut adına

ölümüne çileler çekerdiniz yıllar boyu

şiirlerde türkülerde tanımıştım

soluğunuzda yaban menekşelerinin kokusu

gözlerinizde yıldızlar

ve serin pınarların sonsuz uğultusu

dağlar sizi yaşardı her haksızlıkta

ormanlar sımsıcak dostluğunuzu


ne zaman başlasa bir zulüm tufanı

bir çığlık düşse sulara

sığmazdınız kabınıza taşardınız

ırmaklar adınızı çizerdi toprağa

değil mi ki hep o aşkların uğruna

özlemi duyulunca özgürlüklerin

öfkesini gökyüzüne çalan

bir şimşek gibi dalardınız yaşama


şimdi nedir sanki yaşadığımız

hangi tutsaklığın gecesidir bu

hangi bağımsızlığın yarım sabahı

ne tanrılar değişmiş ne tarih

putlar kırılmış ve rüzgar esiyor belki

dağlar aşınıyor kendi keyfince

bir türlü kurumuyor o kan pınarı

beylerden krallara kalıyor

krallardan saraysız yeni beylere


dev bacalar yükseliyor üstümüzden

kemiklerimizden gökdelenler

kimler basmıyor bu dağ yüreğe

basıp da devleşmiyor kimler

nice şirketler nice bankerler

nice petrolcüler nice armatörler

kasalar bankalar holdingler

silah fabrikatörleri ve işbirlikçiler

ve daha niceler daha niceler


boşuna değil bu telalı sessizlik

bu gök çatlaması gece vakti

ve haykırışlarımız

biliyorum yine sizlerden uzak

yine yaralı bir kuştur kimliğimiz

bakarız bulutların taa üstünden

yerin taa derinliklerine

ve gerilip sonsuzluğun zincir aşkına

güneşe doğru her yükselişimizde

kana bulanır kınalı göğsümüz

güller açılır kan bahçelerimizde


bu diken tarlalarının ötesi

biliyoruz ki baharda bir nar bahçesi

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


ölmeden önce güneşteydi gözleri

işte bu yüzden

ölürken ışıl ışıldı son sözleri


yıllar okyanusta yorgun bir gemi

ve yaşam

karada ağlayan bir sevgiliydi


aşkı sordular her yolcuya

dostluğu ve içtenliği sordular

en büyük engeller önünde bile

dağlara karşı hep yürekle konuştular

Ağrı oldular

Kafkas oldular

Toros oldular

araya giren her yüce dağın ardından

ayrılıklara karşı inançla durdular


kapkara bir çığlıktı her umut

ağlamakla gülmek arasında yaşanan

çiğnenip yutulan mektuplar kimeydi

demir kapılara yazılan şiirler

ve tel örgülere çizilen resimler kime


yaşamak denilen bu yüce şiir

bir yaz yağmuru değildir insanda

öyle etkisiz

öyle selamsız geçer mi sanıldı

mutluluk denilen o büyük özlem

bir bülbül şarkısı değildir şafakta

öyle sessiz

öyle soluksuz biter mi sanıldı


varsın yeşermemiş olsundu bahçeler

karlar erimemiş olsundu dağlarda

hatta çığ basmış yollar ağzında

henüz kuşatmış olsundu yürekleri

tutuşurdu yine bir dal parçası

kıvılcımlanırdı içten içe

oyulurdu derin derin

yanardı bir kuşun ecelsiz ölmesine


yaşanan günde aranmaz her şey

öyle ezbere değil bu dev,inme

gün olur vurulur şarkılar

gün olur sevinçle dolar ezgiler

çevrilir geçmişin tozlu yaprakları

yığılır yıllar yıl üstüne

devrilir yeniler eski üstüne

hep aynı yol aynı uçurum serüveni

her doğum yeni bir ölüm üstüne


ne gönlümüzün coşkularınadır sözümüz

ne ölmüş bir aşkın solgunluğunda

ey gözleri güneş soluğu

yüreği dağ doruğu doğa

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

söylenecek sözümüz bitmedi daha


bulvar gürültüsü değildi yaşanan

vitrin kalabalığı değildi

ölümlü dağlardı bir yanları

çiçekleri yas içinde ağlaşan

bir yanları boğulan ırmaklardı

ki suları kan içinde çağlaşan

hangi saz çalabilirdi o sessizliği

hangi dil varabilirdi söylemeye

sazları türkü suçlusuydu onların

sözleri sabır ve çile bağrışan


imdat ufuklarında bir ışık mıydı

pembe çocuk gülüşlü bir el

kara kartal bakışlı bir göz müydü

o yüzler yabancı değildi kimseye

hani güle uzanmışsa o eller

sarı bir diken sırıtmıştı sessizce

hangi sevgiye dalmışsa o gözler

yaralı bir şiir okunmuştu içinde


sevdalıydılar suyun ve toprağın aşkına

tepeden tırnağa inançlıydılar

düğüm düğüm bağlanan öfkeleri

yüreği sarsan türküler gibi

gönüllerde şahlanacaktı bir gün

ve ilmik ilmik atılan sevinçleri

toplayıp sonsuz maviliklerden

özgürlüğü ağzından öpeceklerdi bir gün


günler boyu çiçekler kırıldı belki

susmadı tomurcuklar

haberler salındı dört bir yana

kimlerdi yanıtsız ölümlerde kalan

ne sevgi susuzluğu korkusuzluğadır sözümüz

ne bilinç yoksulu kahramanlığa

ey her soruda bin şimşek çakışlı

her yüzde bin kelebek kalkışlı doğa

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

söylenecek sözümüz bitmedi daha


kıraç topraklara sulak mı denildi

ateş böcekleri yıldız mı bilindi

yüründü nakış nakış umutlar diye

sonsuz ve güzel ufuklar diye

ihbar ve ihanetler içinde

yüründü korkusuz ve yarınsız

yağmur kalabalığı kurşun üstüne


hayır

hiçbir zamanı göstermiyordu saatler

yavruydu

coşkuluydu

gökyüzüne karşı uçurumlar tutkunuydu

kirli bir kentin alnında ilk kurban

okullardan kırlara bir ezgi

kırlardan dağlara bir destan

ve o günkü durum

her şey ölüm kadar acı

hangi özgürlüğün açlığıydı bu

hangi tarihin yarım kalmış inancı


bütün sesler ihanet tonunda sanki

bütün gözler ihbar kuşkusunda

aranıyor ışık aranıyor su

yoksul bir kör dövüşü müydü bu

ceylansız bir av partisi mi yoksa

ışık gün ortasında

su nehir yatağında

ey kül kokan zamanın iri yarası

kuduzluğun bütün salyaları boşuna


her solukta bir aşkın doru rüzgarı

ve her gelincikte bir rengin

çoğul anlamı koşuyor içim,izde

bir filizlik fidan değil

bir umutsuz güman değil

bir doğuştur bu şafak diliyle

bir ırmak olup sonsuz yürüme

bir çığ olup yürüdükçe büyüme

serüven değil çıkar değil

baharın sancısıyla düşmüş yüreğe


ne gün batışı ölümlerin üzüncüne

ne tan atışı doğumların sevincine

ey bir elinde mezarcılar yaratan

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


ol sevda ki bir murattır

yılgınlığa karşı direnci söyler

hep aşkla temizler yüreğimizi

dudağımızda kirlenmez türküler


bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim

yürek yüreğe sevmelerin

göz göze gelmelerin yasaklığında

bazen bir pınar

bazen bir çağlayan

dudaklarından döküldü kuraklığıma

yeşerdi toprağım

her gün yeniden çoğaldım


susamıştım

açtım

sancılıydım binlerce kez

sığmaz olmuştum deli poyrazlara

sesimi saçlarına bağlamıştım

ve aşksız geçen her günün adına

ayalarca dizlerinde ağlamıştım


çıplak bir dağ başıydı geride kalan

ateşsiz bir dumandı

susmuştu coşkunun sarhoş bayrakları

yepyeni bir yaşamı başlatan ölümler

artık yanlışa karışmış bir yalandı

öyle diyordu bildirilerdeki mavi çığlıklar

bir yanımız büyük bir ülkeydi kimsesiz

bir yanımız yine bize düşmandı

oysa yalnızdık dünyanın orta yerinde

yitip giden pembe çocukluğumuz

yine zamansız büyümüş bir kandı


hayır

Ege’de tütün değildi hiç kimse

Çukurova’da pamuk

Konya’da buğday değildi ağlayan

ucu kırık bir kalemdi yalnızca

bir de yakılan kitap

ve bıçaklanan defterdi bağıran


ya yıllarca bize küsen sevgimiz

yalnızca karanfillerin

ve gelinciklerin renginde mi vardı

suçu neydi badem çiçeklerinin

menekşelerin leylakların suçu neydi

kimdi yaşamın akışına cetvel tutan

sus artık

yine yanıtsız kalıyor sorular

dur sözcüklerin en şiir bakışlısında

bırak çoğalmalar konuşsun yine

ağlarken bile boş bakma bir daha

mutlaka bir anlam dolmalı gözlerine


bir gecedir aynı açlık aynı ezgiler

ve kar akşamları yalnızlığın

yeter olsun bunca sancı

bütün coşkular bizim olsun istiyorum

bütün aşklar bizim

yetsin artık mezarlık kokusu havanın

masmavi ağıtlar bıraktık geriye

ve salkım saçak boşluğunu alanların


baharda hüzün takılmaz saçlara

mutluluğa gem vurulmaz bilirim

getir bana şimdi kendi sesimi

yürüyüşlerle kabarıp coşan

yığınlarla sonsuzlaşan sesimi


dedim ya

çok önceden paylaşılmış ekmeğimiz

şimdi uzay çağlı bir şölende

bir dilim açlık grevidir yediğimiz

başka yok

oysa toprak yorulur biz yorulursak

susarsak bütün dünya susar

işte bu yüzdendir hep çektiğimiz

ve ölürken bile

bir ışıklı selamadır güneşe

celladımızdan son isteğimiz


sen ki bilirsin kır çiçeklerini

hangi rüzgar dağıtırsa dağıtsın

düştükleri yerde yeniden çoğalırlar

taşlara taşça sorarlar baharı

toprağa toprakça

koysan sığmazlar saksılara

dağların öfkesiyle uyanır

yağmurun sevinciyle dağılırlar

ve bir gün

güneşin suları öptüğü zaman

özgürlük renginde sevgiye açılırlar


toprağın ilk sancısından beri

kaç ihanet gördü kır çiçekleri

kaç güzelliği kurban verdi çığlara

ne yıllar tükendi ne baharlar

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


ey aç memelerin dirençli çocukları

işte sütü bol bir şafak

girdi yine koynumuza çırılçıplak


işte tarih

işte şiddetin iğrenç yüzü

biz başlatmamışız hiçbir savaşı

bizimle başlatılmış bütün savaşlar

bizimle bitirilmiş yine

kölelik çoğaltan zaferler adına

vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde

gidenimiz bir daha dönmemiş geri

Yemen olmuşuz

Balkan olmuşuz

Seferberlik olmuşuz

ve her büyük savaşın sonunda

ölümlere karşı türkülerle durmuşuz

hangi inancın sesidir bu

hangi körlüğün koyun kurbanlığı

ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda

canı alınan kurbanlara dönmüşüz


doğan günü kardeş bilirdik oysa

akan suyu yoldaş bilirdik

mutluluğa koştururduk atlarımızı

sınırsız özlemler içinde ve suskun

yine yollarda sessiz kalırdık

bizi bizsiz eden Ferhad'ı alkışlar

bizi bizsiz seven Kerem'i tanırdık

yine bir başımıza kimsesiz ağlardık

öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi

cehennem bile imdat dilerdi bizden

cehennemi cennete yine biz bağlardık


ne yaptıysak yetmedi sesimize

ne söylediysek yetmedi

karlarla silkelendi nice dağlar

kalburlarla elendi

ey bağrımıza bastığımız deli sevda

işte yine doğayı doldurup yüreğimize

yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize


bir ilkbahar gecesinin ortasında

şimşeklerle gelen o kıştan sonra

her şey yeniden başlıyordu yine

sanki kimliğimiz

yaralı bir kuş değilmiş gibi

ve bakmıyormuşuz gibi

bulutların taa üstünden

yerin taa derinliklerine

yeniden yükseliyordu aynı sesler

süngerler çekilmiş gibi üstümüze


nice yıllar geçmişti aradan

her anı bir başka deprem

dört bir yana haberler salınarak

öldü denildiği halde inanılmayarak

ve gittikçe silahlaşan türkülerde

dağlara güneş doğdurulmayarak

nice yıllar

her anı kutsal bir çığlık içinde


barış dedik bunca yıl

kardeşlik dedik-sevgi dedik

yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden

düştük peşlerine korkusuz

aç-susuz

ve en dikenli yollarda yalınayak

gelecekleri kapkara

dilleri yumuşak

yalanları güzel ve ak

girdiler dünyamıza alkışlanarak


onlar da barış dediler bizim gibi

kardeşlik dediler-sevgi dediler

hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı

yalnızca gül ve güvercin dediler

sonra sığındıkları gizli beyler

defne dallarıyla tutuşturup ateşleri

güvercinleri pişirmeden yediler


toprağı çıldırtan güller söylemişti

onurla şahlanan kitaplar

ve kararmayan yürekler söylemişti

gözyaşına karışırken ter

biliyorduk ki güle hançer

barışa hançer

saplayan eller

kırılmak zorunda birer birer


hangi ışıktı o karanlık gecede

hangi sevgi-hangi gül

hangi barıştı onca ölümler içinde


sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk

barışsa sabah yüzlü

patlayıp fışkıran

leylak yüreği bir şafakla parlayan

ne açlık-ne zulüm-ne de kan

ancak biz kazandığımız zaman


bir akşam üstü çekildik nöbete


kurtardık yakamızı yalanlardan

ve daldık kendi çocuk saflığımıza

koltuğa alınmış bir kelleydi yaşama

gençtik-korkusuzduk

ama aşksız

ama şiirsiz

ama kitapsızdık

önce şairleri kovduk aramızdan

sonra bilim adamlarını kovduk

sonra eğitimcileri

ve daha niceleri daha niceleri

velhasıl hiçbir güzelliği

bir türlü katamadık güzelliğimize

bir at gözlüğü müydü bu

bir bakar körlük müydü yoksa

ki yaşamın tümünü kucaklamadan

varmak istedik o sonsuz yaşama


bir akşamüstü çekildik nöbete


bütün kitaplardan bir tek söz

bütün çiçeklerden bir tek renkle

selamlar yolladık iş cehennemlerine

işsizlik cehennemlerine selamlar

gözlerimizi karşılayan güneş

daha sermeden yüreğini dağlara

sabahlardan haber verdik kırlara


konduların savrulan kimsesizliğinde

ve yanan gölgesinde fabrikaların

bir tek söz

bir tek renk

ve ardında koskoca bir gelecek

bitmedi biliyorum ve bitmeyecek

yetmedi yalnızca adını söylemek

yürümek gerekiyordu üstüne üstüne

yürümek


bütün sesler silahlıydı sanki şiire

ölüm törenlerinin

ve anma günlerinin ötesinde

camlarda parçalanan

birer yağmur tanesiydi yüzler

denizler adına çöller miydi çağırılan

yığınlar adına yalnızlıklar mı

ki parçalandıkça parça parça dağılan

ve düşülen her tuzakta

birbirinden ayrı seslerle bağırılan


ay susmuştu sesimin şafaklarında

ve geceler çatlamıştı hırsından


bir mayıs sabahı karanfillerde

on beş haziranda bütün dillerde

Kavel’de Tariş’te yürek ellerde

yok muydu yarını bir gören usta

bir gören usta


bir akşam üstü çekildik nöbete


uğrunda can verdiğimiz canlar

bir türlü anlayamadılar

Celali kimdi-sekban kim

kurtaran kim di-kurtulan kim

oysa bir ekmek

bir namus vardı uğrunda ölünen

bir de umut diye Kuran-ı Kerim

yalvardılar uykusuz geceler boyu

sattılar gördüklerini satılmışlara

dinleyen kim di onları-anlayan kim


bir şeyler vardı hep yarım kalan

ve düşlerle bir türlü bağdaşmayan


terini toprağa katan ustalar

dünyayı ayakta tutan ustalar

canını pazarda satan ustalar

yok muydu yarını bir gören usta

bir gören usta


kavrulan ter adına yazılan şiir

çırpınan kanatlarda kalamaz artık

taşlaşan şafaklarda çoğalamaz

ve yaşamın zaferinde yankılanan o ses

sahte çığlıklarla boğulamaz artık

aşılmamış coşkularla dağılamaz

sen ki uzaktan tanırdın o sesi

Paris alanlarında

Şikago fabrikalarında

kendini o sesin sıcaklığından sorardın

adını yüreğinle yazardın karanlıklara

bütün ışıları ellerinle yakardın


nerede o sınırlar aşıp yücelen ses

yapraklardan süzülüp çoğalan ses


ey bir sesin yankısında kalanlar

grevi kavgasız teslim alanlar

tokluğu çoğaltıp açlık bulanlar

yok muydu yarını bir gören usta

bir gören usta


biz yaratmadık böyle çoğul düşünmeyi

böyle üç zamanı birden yaşayıp

bugünden geleceği görmeyi

biz yaratmadık

biz yaratmadık bunca zamansız yanlışı

döktük şaraplarımızı acıydı diye

değiştirmek istedik yalnızca

mutlulukların çoğalmasından yana

mor köpüklü yelesinde rüzgarların

şafaklarla kucaklaştık her sabah

doğayı zorlayarak düştük yollara


“Tevekkeltü tealallah” değildi sözümüz

aşkımız vardı baharlara tutkulu

dilimiz rüzgarların denizlerin diliydi

soluğumuz dağların ormanların soluğu

ve yüzümüzde güneş vardı her zaman

hani hiçbir zaman

hiçbir balçıkla sıvanamayan


bir düdük çalınacak denilmişti

bir düdük

üfürüğü New York'ta Washington'da

sesi kulaklarımızda bir düdük

nice güller solacak denilmişti

nice güller

kökleri her yerinde dünyanın

yaprakları bağrımızda nice güller

ve doğacak olan gün

daha doğmadan kararacak denilmişti

hepsi gerçekleşti bir yıldırımla

bir şey kaldı unutulan

solan güllerin kökleri yine toprakta

yine dimdik ve tomurcuğa durmakta

belki yorgun

belki yenik

belki yaralı

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


yıldızlar metal metal düşmüş yere

her yerde sessizlik kaynaşıyor

kafalar susmuş omuzlar konuşuyor


son ışılar da söndü gecenizde

artık çıkabilirsiniz

umutlarda sallanan düşler

ve bütün özlemler dağıldı

yeniden kendinizi avutabilirsiniz

o korkunç avuçlarınızda

yemyeşil ormanlar yanıyor şimdi

pür köpük nehirler kuruyor


aman sevdiğim aman

türkülere durmak zamandır şu an


siz ki bilirdiniz sevmesini

gelecek uğruna ölürcesine

kızgın bir demiri dövercesine

ve tarihin en güzel yaprağını

güneşin parmağıyla çevirircesine

siz ki bilirdiniz

şimdi bir yarasa şenliğinde

kanla besleniyor sessizliğiniz


bir kez kırıldı rüzgarın kanatları

her ölüm bir düş kırıklığı şimdi

bir güvensizlik belgesi gözlerinizde

ve ihanetler

savaşsız çekilen teslim bayrakları

verilen adresler

listeler dolusu arkadaş adları

ve uğrunuzda yıllar boyu ölenler

ölürken bile durmadan yürüyenler

az önce yine ölmeye gittiler

hala sessizliğinizde kanıyor sesleri

bir daha dönüp de bakmayın geriye

adını bile sormayın hiç kimsenin

acı ve ihanet kokuyor her yeriniz

çekilin şimdi uykularınıza-çekilin

bir başka mevsimde bekleyin sabahı

belki yeniden dirilebilirsiniz


siz değil misiniz önce öldüren

sonra tapan bizlere

ve yolumuzda bayraksız yürüyen

işte taşladığınız Pir Sultan

derisini yüzdüğünüz Mansur

başını kestiğiniz Hazerifen

ve siz

biliyoruz ki bir gün

bizi de böyle seveceksiniz

işte gecemizde yanan ışılar

işte yarın diyeceksiniz

yüzünüzde dökülen ışıkları

tül dudaklarından bizimle öpeceksiniz

kan kalır belki yerde

alın teri kalmaz ama

bir gün mutlaka göreceksiniz


sizi gidi ozan soylu yiğit coşkular

pınarları gürül gürül

bahçeleri şen baharlı tutkular

işte yürüdükçe yeşil yeşil çoğalan

ve güneşi göğsünde oynatan kırlar

aşka mühür vurulur mu hiç

kavgaların en korlusunda bile

pencereden dışarıya bağıran bir menekşe

alıp götürüyorsa hala

yüreğinizi o sonsuzluk ülkesine

bir cam engelinde durulur mu hiç


nasıl vurulursa vurulsun mühürler

bir selamımız var bu günün yarınına

bir selamımız

belki yenik-belki ihanet yorgunu

ama soluklu

belki adım-belki dura dura

ama umutlu

başka nasıl çıkılır

nasıl tarihin karşısına


ey gözlerinin şiir okyanusuna

masmavi gülüşlerle dalıp gittiğim

şiirlerde türkülerde tanıyıp

soluğunu sesimde rüzgar ettiğim

şimdi gün bitti

yerler mühürlendi diyorlar

dişti yine bir yaprak

bir ağıt daha yeşerdi dallarda

tomurcuklar sustu

bahar mühürlendi diyorlar


aman sevdiğim aman

kapıların kapanma sesidir şu an


dışarda kral taçlı tanrılar

her gülüşü bir isyan biliyorlar

sevinmeyelim demiyorum sana

yalnızca şu kervan kıranlara

sevincimizi zamansız duyurma

güzelliler korkutur karanlıkları

sabahımız yasa bürünür sonra


gün bitti

yerler mühürlendi diyorlar

tam ortasındayız okyanusun

maviliklerin bıçaklanmış yüreğinde

ve maviliklerden uzak

ışık bitti

renkler mühürlendi diyorlar


dört yanımız ölüm tuzağı ve yangın

kan içinde sevgililerdir taşıdığımız

kurşun dökülmüş yükümüze

sevgiler mühürlenmiş diyorlar

saçlarını savurma demiyorum

yeter ki suların sonsuzluğuna

yürekli bir tanık olsun o rüzgar

sil gözlerini ay tutulmasın

can pahasına yükselen sesler

ve gülen yürekler susturulmasın


bir ihanet vaktindeyiz seninle

bir öfke günündeyiz

oysa yüzün yine kocaman bir güneştir

ve karanlığa inat gözlerin

şafak tadında ışıklarla titreşir

kırılan dal

çürüyen tohum

her şey yeniden yeşerir ellerinde

çöller yeniden bahçeleşir

bir kuş bile yokken ağaçlarda

bütün ağaçlar kuş diliyle söyleşir


varsın şarkılar sustu bilinsin

hatta demiri çürüten bilekler

zora direnen yürekler

gün ve güneş mühürlendi denilsin

yeter ki bu yılgınlık çıkmazında

şiirsiz ve sensiz

bir saniye bile düşünülmesin


her şey bitti

yaşamak mühürlendi diyorlar

ve bunalımın alkol pençelerinde

yılgınlık bir yaşam oldu diyorlar


aman sevdiğim ama

yaşamı savunma cephesindeyiz şu an


gün bitse bile gökyüzünde

günler daha mühürlenmedi

çünkü dilde söz

çiçekte renk

ve zamanda gelecek bitmedi


düşlerin sonsuza koştuğu yerde

sabrın çiçeklerini açtığı yerde

asla kapanmaz yaşanan defter

çünkü tarihin en güzel yerinde

son sözü hep direnenler söyler


kendini bir suyun akışında

ve suları kendi bakışlarında

görebilenler söylesin

ne seferberlik var günün yüzünde

ne Yemen savaşları

oysa kızların gözleri yine yollarda

yine korkunç ve yaşlı

göklere sığmayan sevgiler

yine hücre-zincir bir özlem

ve turnalar

yine utanarak geçiyor üstümüzden


neye baksam tuzaklarda sanki

neye uzansam uzaklarda

uykuları kurşunlanan kondular

tekmesiz açılmayan kapılar

ve alınıp götürülen umutlar

turnalar ey turnalar

Yemen'e gerek yok şimdi

gideni döndürmüyor zindanlar


analar yine yırtıyor yazmalarını

kara haberler koşuyor her yerde

telgraf tellerinde

haber bültenlerinde

ilk çağların bir uzay çağdaşlığı

okunuyor yine kan efsanelerinde


ne dağ başlarında kız bulutlar

saçlarını çözüyor eskisi gibi

ne dostlar kolumuzda geziyor

aynı kentlerde ayrılıklar

intiharlar ve esir kampları

yürüdükçe ölümler takılıyor ayaklarımıza

genç ölümler

zamansız ölümler

direnen ve ölümsüzleşen ölümler

türküler ey türküler

seferberliğe gerek yok şimdi

seferberlikten beter olmuş yürekler


ey göğsünden bıçaklanan mutluluk

sen ki anlardın

yavru bir kuşun ölmesine bile

yuvasız dallar gibi yanardın

ilkyazın gecikmiş sesinde

bir tomurcuk ölüsü görsen yerde

acısını bademlerden sorardın


gelinlikler şimdi kelepçeli

düğünler-doğumlar zindanlarda

bu türküleri hangi sazla çalayım

hangi sözle söyleyeyim sana

ölüm kara bir yazgı değil artık

bembeyaz bir şiirdir koynumuzda

imgelerin güzelliğinde kan

bu kanı nasıl okuyayım sana

nice gurbetler yaşanıyor içimizde

nice ayrılıklar

nice yarım yolculuklar

turnalar ey turnalar-turnalar


aşka çamurlar sürülüyor her gün

zamana duvarlar örülüyor

saksılar yine sulanıyor oysa

sevgiler yine yeşeriyor

her şey bir yanılma gibi karanlıkta

yer üstünde kaçanlar

yer altında savaşanlar yürüyor


baharın çağrısı yetmiyor artık

enginlerin çağrısı yetmiyor

kentlerin kucağında her akşam

bir ihanet seli sanki bulvarlar

akıp duruyor meyhanelere

ve durmadan umutsuzluk

durmadan korku dökülüyor kadehlere

ne sınırlar ötesi bir özlem

ne devleşen bir öfkenin sesi

tek umut diye sunulan yüreklere

gazetelerde boy boy ****** resimleri

bir de sportotolar

ve alım dışı piyango biletleri


ey yürüdükçe çürüyen sokaklar

gürültüler içinde sessiz

ve kimsesiz

korkunun yokuşunu tırmanan sokaklar

hiç konulmayın isterseniz

gizleyin utancınızı

gizleyin çoğalan fahişeliklerden

yıkılan onur kalelerinden

çamur çamur akan

ve aktıkça kokan bu ihanet selinden

gizleyin utancınızı gizleyin

bütün kuyruklarda küfreden

kuyruklar bitince sesi kesilenlerden

ekmekleri alınsa bile ellerinden

her gün açlığa şükredenlerden

gizleyin utancınızı gizleyin

bu susturulmuş özgürlük seslerinden


işte kaldırımlar boyu yeni tanrılar

sarayları etten-tapınakları kemikten

karanlıkta birdenbire

arkadan saplanması gibi kurşunun

bir bankanın buzul bakışı

alnımızda terimiz dondu donacak

ve öfkemize çıldıran karanlık

daha dolunay damlamadan üstümüze

kudurdu kuduracak


şu anda ne sevişen çiftler

ne yakalara takılan gelincikler

artık ilgilendirmiyor kimseyi

az sonra belki bir adam asılacak

ve zaman

gergin bir ipte durdu duracak

sonra her şey yeniden

yeniden başlayacak

ey sessizliği biriktiren sokaklar

iyi ki yürüyoruz birlikte

demek ki hiçbir şey durmayacak


işte vurulmuş üniversite cesetleri

fareler dolaşıyor gözbebeklerinde

dişetlerinde böcekler

sanat öfkeli-düşün açlık

gençlik yaralı- bilim yokluk

bir yanı stadyumlar dolusu

diskotekler dolusu bir boşluk

bir yanı çöl sakallı

tekke bakışlı bir sarhoşluk


işte vurulmuş üniversite cesetleri

işte aydınlar

ki el fenerleri tarihin

kimi çekilmiş köşesine tükenmiş

teslim bayrağını çoktan çekmiş

kimi gecikmiş bir yargıda

zulüm yasasının yargısı karşısında

gülden bir demet inanç kesilmiş


ey yürüdükçe çürüyen sokaklar

nedir bu boşluk rüzgarları

bu boran-bu sis-bu soğuk

kış öncesi bir ölüm telaşı sanki

geleceğin dudaklarına kar mı yağacak

işte bir şair

dansözlerden söz ediyor yine

bir yazarsa kadın kadına aşklardan

ey demir kapılara yazılan şiirler

eşcinseller ve serseriler

edebiyat tarihini sardı saracak


şu anda gözleri bağlı bir karanlıkta

belki susulacak

hiç konuşulmadan yaşam savunulacak

belki de bir zaman usta bilinenler

çıraklardan önce adlar sayacak

kurumuş otlar arasında güller gibi

evlerde umutlar yandı yanacak


kalabalık cehennemi bu yalnızlıkta

yalnızca direnmeler suluyor çiçekleri

yalnızca gerilemeyen adımlar besliyor

ey yüreğe yaslanan güzellik

sen ki anlarsın

pınarların en susuzunda bile

bir damlada denizlere dalarsın


işte ihanet tutanakları işte biz

kaç kez küllediler bu toprakları

kaç kez kurakladılar

yine denizlerdeyiz işte

yine okyanuslardayız

inançlarda şahlanan deli bir rüzgar

öpüyor gönlümüzün altın sahillerini

yılmayan gözler dikiliyor ufuklara

okuyorlar birer birer

dayanmanın bitimsiz şiirlerini


bir bir çekilirken teslim bayrakları

ve kaçmalarla uzarken

göçmelerle tozarken Avrupa yolları

durdu bir avuç yiğit

bir tutam kır çiçeği

ölüm dediğiniz de ne ki

gözümüzde hainler kadar küçük

onlar ki ayrıkotu tarlasında

bir tutam çiçektiler

bir avuç direnci güzellediler

hiçbir şey bitmemişti daha

gülerek girdiler zulüm tufanına

ölerek girdiler

ve en dayanılmazında tufanların

adlarını bile söylemediler


yüreklerin karartılıp satıldığı

ve aşkların

buruşturulup atıldığı akşamlarda

inanç ki yenilmez kılar insanı

o sudan ve demirden sevda

resimlerde renklere sorar yaşamı

günleri şiirlere böler ufuklarda


işte bizimle güzelleşen her şey

yine bir dostluk

bir de aşk sıcaklığında

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter

menekşeler de açılır üstümüzde

leylaklar da güler

bu günlerden geriye

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar adına direnenler


yine bir kırbaç öfkesidir yaşanan

boz bulanık çıldırma saati gecenin

bütün gözlerden uzak

inancın sesidir kan uykulara

sabrın dili

ve güneşin sözüdür konuşulan

korkunun faydası olmaz ölüme

işte paramparça edilen sevgiler

ve içimizde yeşeren güzellikler

çırpınıp duruyor saklı sancılarda

kuşlar mı gömülüyor karanlıklara

karanlıklar mı tükeniyor kanatlarda


ey ömrünü destan gibi yürüyenler

yaşayan kimdir gerçekte

ölen kim

yaşarken bile tükenenler mi

yılgın yılgın düşenler mi

yoksa çekilip tarihin burçlarına

bayrak bayrak ölümsüzleşenler mi


onalar ki yer altı nehirleridirler

her gün bin beladan kurtulur

bin engelden geçerler

bazen durulur

yayılır

gerinirler

bazen coşar

kabarır

köpürürler

karalardan görünmeden kimselere

denizlerde güneşi gösterirler

okul yolunda bir öğrenci

işyerinde bir grevcidirler artık

okunan kitapta

yazılan defterdedirler

yükselen bilinçte

ve eriyen cevherdedirler

yeraltında o nehirler-o nehirler


boz bulanık çıldırma vakti gecenin

günün alnında bir yara

bir yara daha

vuruyor kendini sesten sese

kulaktan kulağa

falakalara dayaklara

elektriklere coplara karşı

kollardan ve bacaklardan

durmadan askıya alınmalara

günlerce aç susuz

ve uykusuz bırakılmalara karşı

ne olur yarına doğru bir adım

bir adım daha


sanki demir leblebiler

yiyenin dişini dökerler

ölüme güler geçerler

yeraltında o nehirler

o nehirler


körkütük sarhoş vakti gecenin

çırılçıplak soyulmalara

kış günleri soğuk sulu duşlara

kum torbalarına

ve intihar numaralarına karşı

ırza tecavüzlere

sahte idamlara

içirilen sidiklere

ve tuzlu sulara karşı

o ilk çağlı mezbahalara karşı

ne olur yarına doğru bir adım

bir adım daha


cellat yazar konuşmadı

hain kızar yanaşmadı

dostlar güler ki şaşmadı

yeraltında o nehirler

o nehirler


körkütük sarhoş vakti gecenin

bütün çabalar sonuçsuz

çiçek açmış yaralar

inançlar sonsuz

şafağın yüzünde bir bayram

gürültülü bir zafer sevinci

her şey denemiştir

ama hiçbir şey söylenmemiştir

gecenin kudurma vaktinde bile

yarına doğru bir adım

bir adım daha gidilmiştir


ne mutlu çocuklarına dünyanın

kentlerine-sokaklarına

bahçelerine-kırlarına

ağaçlarına-kuşlarına ne mutlu

ki bütün acılar ışılarla süslenmiştir

ve acının böylesi

bizde hep mutluluk bilinmiştir


onlar ki her an yanı başımızda

ne kaçtılar ne göçtüler uzaklara

dalgalarla tüllenen kıyılarımızda

baharımızda yazımızda

biz oldular

karıştılar kalabalığımıza


şimdi sabahın her ala şafağında

doludizgin koşan

çağlayanlar gibiyiz o sulara

işte ihanet kurbanları

işte yüzümüzde güneş

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek


yekpare mermer dediler adlarına

ki her yerleri çamurla sıvanmış

donmuş sanki üstlerinde sesler

türküler bir ıslıkta yarım kalmış


tepeden tırnağa maviydi her şey

kara-kapkara kirli bir mavi

hele damatlıklar ve gelinlikler

renklere zulüm bulaştığı bir anda

yekpare mermer dediler onlara

nasıl da severler oysa maviyi

gökyüzü gibi sonsuz

denizler gibi kusursuz olunca


her şey bir başkalıktı sanki

daha önce hiç yaşanmamış gibi

ne bireysel yiğitlik gösterileri

ne de yırtmak için kirli mavileri

öyle kısır değildi dirençleri

boğulmasın diye çöllerde nehirler

ve bir adım daha atılmasın diye geri

onlar ki

kanlarıyla yıkadılar gelinlikleri


yekpare mermer dediler adlarına

bazen kıyılarda çığlık çığlığa

bazen doruklarda sessiz

karanlığın silinişiydiler oysa

sessizliğin tükenişiydiler

ve yaşamın anlam kazandığı her an da

doğanın birden bire sevilişiydiler


yepyeni heykeller yapılıyor şimdi

hiç mermersiz ve elsiz

kimi mendil olup açılmış düşlerde

kimi umutsuzluk olup saçılmış

elleri yok çünkü o mermerlerin

gözleri yok bu heykellerde

her şey öyle sevinçsiz ve sessiz

yalnızca sözden midir şu çekiçler

şu keskiler korkudan mı

yalan bir sanat kanıyor yüzlerde

renkler öyle kimsesiz ve çaresiz


ey bu günden yarınları görenler

yekpare mermer dediler adlarınıza

yekpare mermer

kavganın kuraklığında denizleşirken

aşkın sularında sonsuzlaşırken dediler

gecenin karnında gündüzleşirken

ölüm oruçlarında şiirleşirken dediler

ve kuraklığın yetmiş beşinci gününde

bir filizde bahçeleşirken

bahçeler dolusu çiçekleşirken dediler


ne bir saray sütunundaydınız oysa

ne de bir tanrı başındaydınız

günlerin doğuşunda

suların akışındaydınız hep

bir kitabın coşkuyla okunuşunda

bir şiirin kıran kırana yazılışındaydınız

ve açlıkta bir ekmeği paylaşmanın

oğul balı mutluluğundaydınız


enginleri savunan yoktu sanki

nehirleri duyan yoktu başka

taşlarla söyleştiniz her sabah

yarılıp sulara yol verdi kayalar

yapraklara sordunuz kendinizi

ağaçlarla söyleştiniz

dört mevsim çiçekle yüklendi dallar

ve ıslak beton çıplaklığında

karanfiller kokladınız topraktan

her kokuda bir daha

bir daha dirildi vurulanlar

ama onlar

o sevdaları yollarda koyup kaçanlar

bir türlü anlayamadılar

acılarda yoktular çünkü yanınızda

sevinçlerde yoktular

kurşun sıcaklığını yaşarken yüreğiniz

onlar buz tadında bir soğuktular

bir o kadar da korkak

sevgiden yoksun ve dalkavuktular


yekpare mermer dediler adınıza

ki koca bir tarihti sözleriniz

der ki şimdi her okunuşunda

dikileceğiz karşısına bu gecenin

dağlarla-ormanlarla dikileceğiz

ve asla çekilmeyeceğiz

sularla birlikte aşıp çağları

güneşle birlikte yükseleceğiz

öyle yalansız-öyle içten

bitinceye dek yürüyeceğiz

ama hiçbir zaman bitmeyeceğiz


belki parçalanmış bir gece yarısı

belki de çeyrek kala nazlı bir sabaha

ölümün koynunda biter açlığımız

sakın ha bizi çok çok övmeyin

övüp de yer altında üzmeyin

işte bizden önce giden dostlar

yine gülümseyen yüzlerle

denetleyen gözlerle bakıyorlar


bütün günler içilecek kıvamda şimdi

bütün aşklar yaşanacak kıvamda

ey ölüm oruçlarına dalıp gidenler

zamanı rüzgara salıp gidenler

yekpare mermer dediler adlarınıza

çamurlarla kaplı yekpare mermer


şu anda günün tanıklığında

güneşin gürültüsü diyorum adınıza

o çamurlar ki kuruyup çatlayacak

parça parça dökülüp üstünüzden

korkular gibi karışacak toprağa

ve mermerler ki kalacak

yine denizlerle gökyüzünün arasında

yine dimdik ve ayakta

gülümseyen şafaklarla parlayacak

ve gelincik yüzlü bir dünyada

çocuklar doğacak aydınlığınızda

adınıza türkülerle başlanacak


şiirler doğacak kıvamda yine

duygular yeniden yağacak kıvamda

ve yürek

imgelerin en ulaşılmaz doruğunda

ey her şey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler

ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

sargon
30-03-2008, 17:56
Bu yuzde52.org'u biraz inceledim. Cok hosuma gitti. Gercekten genc ve muhalif olmak boyle birseydir diyorum. Son derece yaratici ve insanlarin ofkelerini milliyetcilige, dincilige, darbecilige, terore falan cekmiyorlar. Tam bir isyanci genclik hareketi gibi geldi bana.

galip
16-05-2008, 12:07
Bakın %52 ne yapmış:

“Tükete tükete tükenenlere %52’den büyük katkı!
Kapitalizmin kutsal tüketim günlerinden, annelerin gelecek yatırımı çocuklarından “avans” çektiği, kredi kartı bonusuna “ana sevgisi” illüzyonunun yüklendiği “anneler günü”nden bir gün önce, İstanbul’daki iki soygun merkezine (Cevahir ve Tepe Nautilus) soyulmaya gelmiş tüketicilere dolar saçtık.
Tüm dolarları dağıttıktan, insanlar güzelce kapıştıktan sonra, bir buçuk yıl önce 16 yaşındaki Burak ve 3,5 yaşındaki Ayşenur’a mezar olan Cevahir Soygun Merkezi’nin gösterişli ve fıskiyeli havuzunu kan kırmızısına çevirdik.”

Videoları siteden izleyebilirsiniz: http://www.yuzde52.org

Ayrıca bastıkları dolarları da görebilirsiniz: http://www.yuzde52.org/dolar.php