Orijinalini görmek için tıklayınız : Yargıtay Başsavcısı AKP'ye Kapatma Davası Açtı
Yargıtay Başsavcısı laiklik dışı eylemlerin merkezi olduğu iddiasıyla hükümet partisi olan AKP hakkında Anayasa Mahkemesinde dava açtı. İddianamede türban konusu, RP ve FP ile bağların kopartılmadığı, bazı belediye başkanları ve milletvekillerinin açıklamaları gibi detaylar var. İddianamede aralarında Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan'ın da olduğu çok sayıda AKP'li hakkında siyaset yasağı da isteniyor.
Şu anda Anayasa Mahkemesinde DTP hakkında açılmış olan kapatma davası da sürüyor. Eğer her iki dava da kapatma yönünde sonuçalnırsa TBMM'de grubu bulunan dört partiden ikisi kapatılmış, geriye CHP ve MHP kalmış olacak.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ben kendi fikrimi söyleyeyim. Birilerinin AKP'yi 10 yıl daha iktidar yapmak istediğini düşünüyorum. Kemalist devlet bürokrasisinin AKP'ye çalıştığını düşünmeye başladım iyiden iyiye. Daha önce ordunun muhtırası sayesinde oy desteğini yüzde 10 kadar artırmışlardı, şimdi de bu kapatma davası sayesinde kaybetmeye başladığı desteği yeniden kazanaktır.
DTP dışındaki bütün siyasi partiler oy kaybetmektelerdi. Belki belediye seçimlerinden AKP zayıflamış çıkacaktı. Şimdi ise belediyeleri çok daha güçlü şekilde kazanacaklarını düşünüyorum.
AKP politikaları karşısında yargı neden bu kadar sessiz diye düşünüyordum. Yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu süreç sonunda parti mutlaka kapatılmalıdır. Daha önce herkes uyardı onları, ancak %47 ile yaptıkları her işi meşru görmeye başladılar. Demokrasinin kurallar rejimi olduğunu unuttular. Sonuçlarına katlansınlar...
parti kapatmak neyi çözdü ki türkiye de bu çözüm olabilsin. Mnp, msp, Sp, rp bu süreçte kapatılan partiler. Hepsi de daha güçlü olarak yeni bir isimle geldi. Aynı süreçi Hadep dtp de de izlemek mümkün. halka ragmen bir şeyler yapmaya çalışırsanız sonuç kayaya toslamak olur.
* Akp nin haketmedigi saygınlıgı mahkemeler ona saglamak üzere. bugünkü tabloda artık Akp nefret edilen parti olmaya dogru gidiyordu. gerçekler meydanlardadır. Yıllardan beri en büyük çalışanlar eylemi gerçekleştiriliyor ve SSk yasa tasarısı geriye alındı. kriz kapıda hatta içimizde, sadece ne zaman felaket olacagını bekliyoruz. Akp ye oy veren pek çok insanın ellerim kırılsaydı dedigini biliyor ve izliyorum.
* Ekonomik olarak Akp nin tutunacagı hiç bir dal yok. Tek övündükleri saglık da verdiklerini misli ile geri alma egilimindeler. Bir tek turbanla tutunabiliyor ve desteklerini bu temelde keskinleştirebiliyorlar. Bu da bir Akp sorunundan ziyade bir yök sorunu.
* *Laik olmayan bir devletin Akp eliyle laikliginin yok edildigini savunuyorlar. Garabet bir durum. kaldı ki bu işin sonundan parti kapatılması çıkacagı da şüpheli, ancak Akp yi güçlendirecegi ve mazlumu oynatabilecegi kesin görülüyor. Akp bu süreçten yıpranarak degil kuvvetlenerek çıkar.
Ancak esas önemli olan ekonomik gidişat en belirleyici olacaktır diye düşünüyorum. bu tarz kapatmalar Akp ye yargı destegi gibi duruyor. gerçek amacı bu olmasa da sonucu bu olacak.
* * saygılarımla
Türkiye'de pek çok siyasi parti kapandı ama arkasında durulmadı. Siyasi yasaklar kondu ya da konmadı, konan geri alındı. Böyle bir tabloda kapanan partilerin güçlenerek çıkmasını mazlumsever bir millet olduğumuz için normal karşılıyorum.
Bu iş diğerleri gibi yarım bırakılmamalı. Parti kapatılmalı ve adı geçen şahıslara siyasi yasak getirilmelidir.
Sonuçlarını beraber seyredeceğiz.
İmhotep haklısın. Türkiye'de birçok parti kapatıldı, sonradan yeniden yada yeni isimlerle açıldılar. Bu süreç DP'den beri sürüyor. Çok sayıda islamcı, sosyalist, kürtçü parti de aynı süreci yaşadı.
Ben bütün bu sürecin çok partili demokratik bir rejime geçiş sancısı olduğunu düşünüyorum. Tek partili bir rejimde böyle bir sancı olmazdı. Bu partilerin kapatılmasının arkasında durulması demek de bana direk tek partili bir sistem istemek gibi görünüyor. 12 Eylül'de bütün partilerin kapatıldığını düşünürsek ve eğer parti kapatmaların arkasında durulmuş olsaydı muhtemelen hiç bir partimiz olmayacaktı, bu yüzden de bir tane devlet partisi ile yada partisiz şekilde bir devlet yönetimi ile sistem sürecekti.
Tek partili yada partisiz bir sistem sence daha mı iyi olurdu?
Hukuksal kararların siyasi sonuçlarından tahmin yolu ile yapılacak çıkarımlara göre mahkemeler kararlarını vermezler.
AKP'nin kapatılması AKP'ye %90 oy sağlasa bile ne savcılar ne hakimler buna bakmaz.
Hukuksal kararlar halkın nabzı yoklanarak alınmaz.
Birazcık hukuk nedir bilelim. Yargıtayın açtığı dava ile askerî bir bildiriyi birbirinden ayırt etmesini öğrenelim ve bu davaya da "muhtıra" gözü ile bakmayalım ki hukuk hakkında az biraz bilgimiz olduğu belli olsun.
burjuva demokrasisi insanların devlet için degil devletin insanlar için oldugu noktasına gelebilmektir. Bizde ise birey devlet kavramı hala yerli yerine oturmuş degildir. Diktacılarımız devletin tek amaç ve tek efendi oldugu noktasında bizi yönlendirmeye çalışırlar. bireyin degil devletin istedikleri önemlidir ve birey devlet için vardır.
* * *Bu çelişkini yaşanmasından başka bir şey degil süreç. Bu da eninde sonunda burjuva demokrasisi baglamında çözümlenmek zorunda. sancılar buradan kaynaklanıyor. Partilere tahammül edemiyen zihniyetler var, tek parti özleminde olanlar var. bunlara göre halk bir koyun sürüsüdür ve yönetilmelidir. Devlet ya da seçkinler ne derlerse o yapılmalıdır. halk düşünemez ve karar alamaz. Halbuki tarihimiz bu anlayışa atılan şamarlarla doludur.
* * 12 Eylül anayasası bizi bu açmazın içine daha da derinden soktu. Bundan magdur olan kesim ya da kuruluşlar ise şimdiye kadar hep bu anayasayı kendi çıkarları için yorumladılar. Akp nin yaptıgı da bundan farklı degildi. % 10 barajı ile Kürt ve solcuları meclise sokmak istemeyenler, temsil hakkı vermek istemeyenler Akp yi ezici bir çogunlukla iktidara getirdi. Solu ezenler İslama yol verdiler. Şimdi ise bu oluşumu baskılarla , seçilmişi yasaklamakla göstermek istiyorlar.
* * *İşçi sınıfı ve çalışanlar ise gerçek hak aramanın ne oldugunu tüm egemenlere gösterdiler. Yıllardır olmayan bir şey oldu, yüzbinler sokaga döküldü ve gerici yasa geriye çekildi. Mücadele bu şekilde yapılır, hak böyle aranır, düzen ve Akp böyle geriletilir. Yoksa bir takım ayak oyunları ile kapalı kapılar arkasında yapılan hukuki pazarlıklarla bir sonuç alınamaz. Akp kapansa Mkp dogar. Bu da hiç bir şeyi çözmez. hapis tayyibi başbakanlıga taşıdı, yasagın sonu ne olur bilinmez.
* * *saygılarımla
Türkiye henüz bitmiş, bitirilebilmiş değil.
Bu son gelişme ile gidişattan tedirgin olan gericilik karşıtı kitleler biraz olsun rahatlamış ve geleceğe karşı tedirginlikleri biraz olsun azalmıştır.
Yargı, sıranın kendisine geldiğini görmüş, kendisini yoketmeye kalkışanlara bu dava ile "af ancak maktülün varislerine aittir" şeri hükmünün Türkiye'de geçerli olamayacağı gerçeğini suratlarına çarpmıştır.
Ortada bir demokrasi ayıbı varsa bu ayıp, demokrasiyi hiçe sayanlara, demokrasiyi araç olarak görenlere aittir.
Türkiye gibi İslam'ın etkin olduğu ülkelerde laiklik demokrasinin ayrılmaz parçasıdır.
Çünkü İslam yönetimlere alternatiftir. 1400 yıl öncesi akıl dışı, bilim dışı, insanlık dışı hükümlerle yönetmek için iktidarı ele geçirmek ister. Demokrasiyi kaldırmak, teokrasiyi getirmek ister.
O nedenle İslam'ın etkin olduğu ülkelerde demokrasinin ayakta kalabilmesi ancak laikliğin korunması ile mümkündür.
Darbeye karşı olanlar, teokrasi yanlılarına karşı demokrasinin demir yumruğunu sineye çekmek zorundadırlar.
Ya demokrasinin, laikliğin dibini oymaya kalkışmayacaklar, adam gibi ülkeyi yönetecekler ya da hadlerini aştıklarında bu demir yumruk karşısında "ah vah" etmeyeceklerdir.
Daha önce Danıştay'a karşı tahrik içinde olanlar nedeniyle Danıştay'a yapılan saldırıda bir Danıştay üyesi öldürüldü.
Şimdi de bu dava karşısında benzer tahriki Yargıtay'a karşı yapmaktalar.
Geçmişte de Yargıtay başsavcısı Vural Savaş'ı tehdit ettiklerini, mitinglerde "Benim adım Vur-al Savaş değil" vs. laflarla yargıya nasıl meydan okuduklarını unutmadık.
Sürekli Danıştay'ı, Yargıtay'ı, Anayasa Mahkemesini eleştirip aşağılayarak susturmaya, yıldırmaya çalışıyorlar. Hadlerini öyle aştılar ki Diyanet Başkanı dahi Danıştay'a karşı çıkma küstahlığında bulunabiliyor. Artık yavaş yavaş halkı şeriate ısındırmaya başladılar.
Sürekli enjekte ediyorlar, ama bir konuşma ile, ama bir yasayla ya da bir atama ile.
Demokrasiye inanan insanlar, parti kapatılmasını daima tepki ile karşılamış, kabullenememişlerdir. Elinde imkan olduğunda kendilerini kapatmaktan gözlerini kırpmayacak olanların, demokrasiye asla inanmayan şeriat yanlılarının dahi kapatılmasını istememişlerdir.
Hatta yasaklı RTE'yi kurtaran dahi rakipleri olmuştur.
Ama artık öyle bir dönemeçe gelinmiştir ki bu dönem 1960 öncesinden çok daha tehlikelidir.
O nedenle kesinlikle Demokrasinin temel ilkeleriyle oynanmasına göz yumulmamalıdır.
Sosyalist bir ülkede sosyalizmin korunması için nasıl ki sermayeye karşı asla taviz verilmez ve dikta uygulanır. demokrasi de kendisini koruyacak yasalara, önlemlere sahip olmalıdır.
Bu dava kararı siyasi değildir. Siyasi olsaydı şimdi değil, 22 temmuz seçimleri öncesi alınırdı.
Ama o dönemde henüz laikliğe karşı yıkıcı bir müdahale olmamıştı. Bugün bu dava açılmamış olsaydı kendileri tarih önünde suçlu olurlardı. Ülke İran gibi teokrasiye yöneldiğinde ve geri dönüş için artık çok geç olduğunda "O dönemde bir kapatma davası açılıp bunlara dur denilseydi" pişmanlığı fayda vermezdi artık.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı çok iyi yapmıştır,görevidir,yapmasa tarihi bir suç işlemiş olurdu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası vardır.Anayasaya uymayan dini ve etnik temelde Cumhuriyeti yıkmayı ,parçalamayı ve din devleti haline getirmeyi amaçlayan partilerin kapatılması gereklidir.
Takkiye ile iş başına gelen veTBMM kürsüsünde yemin ettikten sonra asıl amacını özgürlük ,kişisel haklar söylemleriyle gizleyerek ülke yönetiminde kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmaya ve hukukun yerine islami esasları getirmeye çalışan parti tabiki kapatılmalıdır.
Şahsi düşüncem bütün partilerin kapatılmasıdır.Zaten ülkemizin şu an içinde bulunduğu olumsuz koşullar ve çıkmazlar bu partiler ve particilik yüzündendir.
Halk meclisi kurulmalıdır.Dar bölge sistemi uygulanarak örneğin 70.000 seçmene bir miiletvekili hesabıyla halkın seçtiği milletvekillerinin oluşturacağı bir halk meclisi seçilmelidir.
Mevcut seçim sistemi yanlıştır,anti-demokratiktir.Parti içi demokrasi hiçbir partide yoktur.Lider sultası vardır. Partiler din veya ırk eksenlidir.Particilik,adam kayırma ve çıkar ilişkileri vardır.
Görevlendirmeler liyakata göre değil ,itaate göre yapılmaktadır.
TBMM halkı temsilden uzaktır.Ben niye ilimden beni temsil edecek insanı seçemiyorum?
3 tane parti olmadık ,bölgemin dışından adamları liste başı yapacak onlar seçilecek beni temsil edecek,olurmu böyle saçmalık?Grup kararı alsınlar Abd ,İmf,Ab ne istiyosa yapsınlar.
Ülkemin ,halkımın aleyhine yasalar çıkarsınlar olurmu?
Saygılar
sevgili aydoe
* *dtp aynı söylemleri dile getirdi yer yerinden oynadı. Farklı da bir şey dile getirmemişlerdi. Söyleyene göre mi narkoz veriyoruz acaba merak ediyorum.
* *Bu arada tüm partileri kapatma talebin çok demokratik olmuş. *:lol:
* *saygılarımla
Tek partili ya da partisiz bir sistem daha mı iyi ? Türkiye'nin çok partili dönemini düşünecek olursak, tek partili sistem daha iyi. Demokratik mi ? Değil...
Peki demokrasiyi siz her şartta uygulanabilecek bir sistem olarak mı düşünüyorsunuz ? Emre Kongar'ın güzel bir sözü var. Sandığı neyin önüne koyarsanız o çıkar. Sandığı 60 yıldır eğitimsiz bir halkın önüne koyduk, sonuçları belli.
Çok partili sistem olmalıdır. Tek partili sistemin bir ileri aşamasıdır. Ancak bu da demokratik sistem dahilinde olmalıdır. Demokrasi kendini koruyacak yapıyı hazırlamış olmalıdır. Her %47'yi yakalayan biz sistemi değiştiriyoruz diyememelidir.
Her sistem kendini korur. Sistemin kendisini korumasını anti-demokratik olarak nitelemek basit bir mantıktan öte bir şey değildir. Sınırsız özgürlük, özgürlüğün tanımına aykırıdır. Özgürlükleri kısıtlanamaz haklar olarak görmek de ciddi bir hatadır.
Parti kapatmak çözüm müdür değil midir ? İşin orası da sayın Safirat'ın da dediği gibi hukuku bağlamaz. Suç varsa ceza verilir. Bu ceza onu ehlileştirecek mi diye düşünülmez.
Saygılar
Her sistem kendini korur. Sistemin kendisini korumasını anti-demokratik olarak nitelemek basit bir mantıktan öte bir şey değildir. Sınırsız özgürlük, özgürlüğün tanımına aykırıdır. Özgürlükleri kısıtlanamaz haklar olarak görmek de ciddi bir hatadır.
* *Bu sistemi kuran kim acaba. Neye göre ve kiminle. Anladıgım kadarıyla sistemi halk kurmuyor. Elitler kuruyor. Köleler de verildigi kadarıyla yetinmek zorundalar. özgürlük onların harcı degil. yalnız egemenler için özgürlük olmalı, gerisi ise itatat etmeli.
* *Sstem nedir ve kimlerden müteşekkildir. sakın bu sistemin ismi derin devlet olmasın.
* *saygılarımla
Belki de Halkçı sistem üzerinde pek de demokratik(!) oynama yapanlardır.
Günün mana ve önemine binaen okunması gereken kitabı öneriyorum:
AKP ÇOKTAN KAPATILMALIYDI--VURAL SAVAŞ
http://kitap.antoloji.com/akp-coktan-kapatilmaliydi-kitabi/
Evet, bence de çoktan kapatılmalıydı. AKP'nin kapatılması demokrasiye hizmettir.
Tabii DTP de çoktan kapatılmalıydı.
AKP ve DTP'nin kapatıldığı gün Türkiye'nin bayram günüdür.
soyguncuları kahraman haline getiren adımlardır bunlar. parti kapatmak asla çözüm olamaz. akp'yi ve bu sistemi ancak emekçiler kendi çabalarıyla yıkabilirler. halkın kararlarına güvenmemek halkı küçümsemektir. halk kendini küçümseyenlerin yanında olmaz.
mdp,msp,rp,fp,akp ve sp bunlar milli görüş çizgisindeki partiler(di). birbirlerinden ne farkı var?
dep,hadep,dehap,dtp. bunlarda "etnik milliyetçilik" yaptılar. kapatın akp'yi ve dtp'yi ne değişecek? yerlerine yenisi mutlaka gelecektir. en önemlisi gelirkende gücüne güç ekleyerek geleceklerdir.
soyguncuları kahraman haline getiren adımlardır bunlar. parti kapatmak asla çözüm olamaz. akp'yi ve bu sistemi ancak emekçiler kendi çabalarıyla yıkabilirler. halkın kararlarına güvenmemek halkı küçümsemektir. halk kendini küçümseyenlerin yanında olmaz.
mdp,msp,rp,fp,akp ve sp bunlar milli görüş çizgisindeki partiler(di). birbirlerinden ne farkı var?
dep,hadep,dehap,dtp. bunlarda "etnik milliyetçilik" yaptılar. kapatın akp'yi ve dtp'yi ne değişecek? yerlerine yenisi mutlaka gelecektir. en önemlisi gelirkende gücüne güç ekleyerek geleceklerdir.
Parti kapatmanın çözüm olmadığı doğru olmakla beraber, çözüm getirmeyecek düşüncesiyle gidişata suskun kalmak ve sonucuna razı olmak, soyguncularla, mürtecilerle ortak olmak anlamı taşır.
Halk suskun kalırsa, sivil toplum örgütleri suskun kalırsa, yargı suskun kalırsa sonuç ya darbedir ya da teokrasi.
Her ikisi de zaten kör topal yürüyen demokrasinin rafa kaldırılmasıdır.
Kör topal olmasına rağmen bu demokrasi yasaklı RTE'yi başbakan yapmıştır.
Bu yarım yamalak demokrasi türbanı başbakanlık konutuna ve Çankaya köşküne sokmuştur.
Bu sözde demokrasi ona YÖK başkan ve üyelerini, yargı üyelerini, valileri, komutanları, rektörleri kendi yandaşlarından atama olanağı sağlamıştır.
Bu beğenmedikleri demokrasi sayesinde meclisten istedikleri yasayı çıkarma hakkı elde etmişlerdir.
Ama bir yere kadar..
Elindeki gücü ve olanakları kötüye kullanıp cumhuriyet ve demokrasinin sınırlarını zorlamak, kırmızı çizgileri aşmaya kalkışmak, yargıyı tehditkar tavırlar içinde olmak göz yumulacak bir girişim değildir. Bu küstahça bir müdahale ve açık bir meydan okumadır.
Öylesine gözleri dönmüş ve güçlerine inanmışlardır ki açılan bu davaya ve yargıtay başsavcısına karşı hadlerini aşan tehditkar söylemlerde bulunmayı sürdürmektedirler.
Savunma mitinglerle, halkı tahrik edici konuşmalarla yapılmaz. Savunma "kötü niyetliler yargının içine sızmışlar" açıklamasıyla yapılmaz.
Davanın bir iddiannamesi vardır ve bunun içeriğiyle ilgili savunma yapılır. İddiannameyi değil de dava açanı suçlamaya, aşağılamaya, tehdite kalkışmak suçluluğun göstergesidir.
"Kapatılırsa, daha güçlü olarak başka ad altında yeniden gelirler." miş.
Gelsinler, getirenler utansın. Aynı tavrı sergilediklerinde yeniden kapatılırlar.
"Kaybeden Türkiye olur, halk olur."muş.
Olsun! Asıl bunlara dur denilmediğinde Türkiye hepten kaybeder.
Kaybın telafi edilebilir olanı vardır. Kesinlikle telafi edilemeyecek olanı.
Türkiye bunları da atlatır.
Bu konudaki sapkınca bir başka bakış açısı da şu; %47 oy almışlar, halkın çoğunluğu seçmiş o yüzden de bu partiyi kapatmak demokrasiye, halka darbeymiş.
%1 oy alanlar %5 oy alanlar kapatılabilir ancak çoğunluğu yakalamış bir parti kapatılamaz yani...
Zenginler fakirlere göre hukuk karşısında daha üstün yani...
Güçlü güçsüzü ezebilir yani...
Yaşasın hukukun eşitliği o halde !
Tamam partiler kapatılmasın. Ama bunun için birazcık da siyasi partiler çaba sarfetsinler. Her iktidara gelen kendini padişah zannedip asıtığm astık kestiğim kestik edebiyatı yapmasın!
Riyakarlık diz boyu. Dışarıdan gelen tepkiler mesela. Bugün Hikmet Çetinkaya yazmış Almanya, Avusturya örneklerini. Mesela Avusturya'da *yapılan seçim sonucunda %27.2 oy alan faşist partinin lideri koalisyon'da yeralamaz diye zırlayanlar bugün bize demokrasi dersi vermeye kalkıyor.
Hadi bu dışarıdakilerin riyakarlığına alıştık da, bizim akp'li mazlumlara ne demeli? o dillerine pelesenk ettikleri %47 oyu aldıklarında tamamı "hukukun üstünlüğüne" diyerek yemin ettiler! şimdi ağızlarından köpükler saçarak hukuka saldırıyorlar! ki daha ortada fol yok yumurta yok. dava isteği bile kabul edilmemiş henüz... edilirse de kendini savunma hakkın hala baki! salya sümük mazlum edebiyatı yapacağına çık aklanabiliyorsan aklan! çünkü öyle "ben AKım" demekle ak olunmuyor!
Çağdaş demokrasilerde oyun değil, hukukun üstünlüğünden bahsedilir. Sonuçta iktidara seçimden seçime padişah taşımıyoruz.
Kanun devleti değil, hukuk devletiyiz. En azından buna göre davranmalıyız.
Demokrasinin bu kadar laçkalaştırıldığı bir başka ülke var mı acaba ?
Geçmiş dönem Balıkesir Milletvekili Op.Dr.Turhan Çömezin 24.03 08 tarihli yazısıdır.
Paylaşmak istedim.
AK PARTİ, savunmasına bunları yazma cesareti gösterirse, herhalde kapanmaz (!)
http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=370&kat=22
Çözüm değildir kapatmak.Bir kaç kişiye yasak getirmekte dahil.Kapanır başka başlık altında yenisi açılır o kişi gelmezse yakını gelir.Fakat topluma verilen mesaj güzel ve belki bazı kesime cesarette vermiştir.
http://www.evrensel.net/fotolar/20080331/karikb.jpg
akp kapatılmazsa bu gidişat nereye kadar sürecek.halka bırakalım da belki akıllanmışlardır mı diyeceğiz çok bekleriz!akp kapanır başka isim altında açılırmış bas akp deki bütün isimlere siyasi yasağı açsınlarda görelim,elimiz kolumuz bağlı mı bekleyecez yine açacaklar diye!bu ülke bu yönetimle hep geriye gidiyor ve gidecektir de akp ye dur diyecek sadece yargı kaldı akp kapatılmazsa kim nasıl dur diyecek size bırakıyorum...
gozeneli
04-04-2008, 00:41
Akp (Amerikan kukla Partisi) kapatılır kapatılmaz bu yargının elinde. AKP 'nin durumu ne olursa olsun suç işleyen cezasını çekmeli hele birde seçildikten sonra Anayasayı koruyacaklarına namusları üzerine yemin edimişlerse.
Asıl iş bize düşüyor bu ulusu aydınlatmalıyız, egitmeliyiz bir daha bir kilo kömüre oy satılmasın diye.
AKP ile devlet iki noktada anlaşabilir *
DTP ve AK Parti'ye açılan kapatma davasını değerlendiren gazeteci-yazar Erdoğan Aydın, "Diyelim ki her iki dava da kapatma ile sonuçlansa bile AİHM'nin AKP'nin kapatmasını onaylayacağını, DTP'nin kapatmasını ise ret edeceğini düşünüyorum. Çünkü AKP'nin iddianame ve yargılanma sürecideki iddialar Refah Partisi'nin yargılanması sürecindeki iddialar hemen hemen aynı" dedi. Aydın, AK Parti ve devletin ancak özel bir anlaşma sağlayarak kapatma davasının noktalanacağına vurgu yaptı.
Roj TV'ye katıldığı bir program nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi'ndeki işine son verilen gazeteci-yazar Erdoğan Aydın, AK Parti ve DTP'ye açılan kapatma davası ile Ergenekon soruşturmasına ilişkin sorularımızı yanıtladı. *
*AK Parti hakkındaki kapatma davasına ilişkin iddianame kabul edildi. Bu bazı kesimler tarafından çok beklenen bir durum değildi aslında. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? AK Parti'nin kapatılması önümüzdeki süreci nasıl etkileyecektir? Tabloyu nasıl okuyorsunuz?
Aslında genel olarak çoğu siyasi analist savcı iddianameyi hazırladıktan sonra iddianamenin kabul edileceğini düşünüyordu ve bu yönde fikir belirtmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Gelecek dönem için bu mahkeme eğer AKP ile devlet arasında bizim göremediğimiz gizli ve özel anlaşmalar olmazsa kapatma veya asgari anlamda Tayip Erdoğan'ın başbakanlığı sürdürememesi de dahil olmak üzere mutlaka bir ceza ile sonuçlanacaktır. Dolayısıyla süreç aynı zamanda DTP'nin kapatılması doğrultusunda da devam edecek. Fakat şöyle bir spekülasyon yürütmek mümkün; diyelim ki her iki dava da kapatma ile sonuçlansa bile AİHM'nin AKP'nin kapatmasını onaylayacağını, DTP'nin kapatmasını ise ret edeceğini düşünüyorum. Çünkü AKP'nin iddianame ve yargılanma sürecideki iddialar Refah Partisi'nin yargılanması sürecindeki iddialar hemen hemen aynı. Ve üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok gerekçeli ve dolayısıyla da AKP'nin kapatılmasını da onaylayacak şekilde kendini bağlayacak bir gerekçe sunulmuş durumdadır.
*Yalnız Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk'in bu konudaki açıklamaları...
Şimdi Avrupa ve Amerika'daki siyasi temsilcilerin açıklamaları ile Avrupa'daki kurumsallaşmış hukukun davranışları her zaman aynı pozisyonda olmuyor. Hele hele söz konusu olan laiklik olduğu zaman. Kaldı ki Avrupa hukuku açısından laiklik kazanılmış ve geri adım atılmaması gereken bir husus iken, ezilen bir ulusun hakları ve insan hakkına tekabül eden haklar farklı haklardır. Dolayısıyla Avrupalı siyasilerin açıklamaları AİHM'nin bu doğrultuda karar vereceği anlamına gelmez. Esas sorun bu sürecin Türkiye ile ilgili olan bağlantısı.
* AK Parti ve devlet arasındaki özel anlaşmalardan bahsettiniz. Anlaşmadaki kastınız ne?
Türkiye'de aslında yargı bütün tarafsızlığı ve hukuki kavramların arkasına saklanıyor olmasına rağmen biz biliyoruz ki Cumhuriyet'in kurulmasından beri hukuk siyasaldır. Hukuk ve hukuk adına davranan yargı üyeleri genel olarak devletin milli konsepti ve milli çıkarları çerçevesinde karar vermişlerdir. Ve bu nedenle bu günden bakıldığında anlaşılması çok güç olan, Nazım Hikmetlerin, Sabahattin Alilerin, Aziz Nesinlerin ve benzeri birçok kişinin cezalandırılmış olması veya Türkiye'de muhalif olup da cezaevinden geçirilmemiş bir tek aydın bırakılmamış olması bile, Türkiye'deki hukukun iddia edildiğinin aksine çok politik olduğunu bu anlamda evrensel olarak bir hukuk olmadığını çok net ortaya koymaktadır. Esasen Anayasa Mahkemesi'nin bugüne kadar sol ve Kürt partilerinin kapatılması eksenli bir hassasiyet temelinde biçimlenmiş olması da bunu gösteriyor. Tabi bunların yanı sıra İslamcı siyaset üzerinde kendisini kuran partilerin de bu sürecin birer parçası olmasını da beraberinde görüyoruz. Aslında bütün bunlar hukukun siyasal olduğunu tam olarak ortaya koyuyor. Dahası son dönemde yapılan ve AKP'nin Adalet Bakanlığı üzerinden hukuk siyasallaşıyor iddiası aslında ikiyüzlü bir iddiadır. Evet AKP de kendi durduğu yerden hukuku siyasallaştırıyor. Ama bu hukukun daha önce siyasal olmadığı anlamına gelmez. Egemen sistemin, örneğin bir Alman, Fransız hukukuyla kıyaslanmayacak kadar çok net bir şekilde devletin ve rejimin çıkarları çerçevesinde karar veren ve karar vermesi için böylesi yasalarla şekillendirilmiş bir hukuk sistemiyle karşı karşıyayız. Bu vesileyle bunu unutmamakta fayda var.
*Bu özel anlaşma olursa neyin üzerinden olur? Çünkü AK Parti'nin kapanma davasının görünürdeki yüzü türban yasası gibi daha çok laiklik karşıtı yasalara imza atmış olması olarak dillendiriliyor.
Şimdi böyle bir anlaşma olursa birincisi iki tarafın da işte Irak operasyonunda olsun, diğer meselelerde olsun çok net olarak gördüğümüz gibi, Kürt meselesine yönelik bir açılımın olum olmayacağı taahhüdü üzerinden olabilir. Fakat bu yetmez, aynı zamanda dün sola ve demokrasi güçlerine karşı beslenip büyütülmüş olan İslamcı hareketin devleti bütünlüğüyle kendisine göre belirlememe taahhüdünü de vermesine bağlı olarak şekillenir. Dolayısıyla iki temel öğe var. Birincisi AKP'nin devleti bütünlüğüyle kendisine göre belirlememe taahhüdünü de vermesine bağlı olarak şekillenir. İkincisi AKP'nin her türlü kurumlaşmayı kendisine göre belirleme kararlığının önünün kesilmesi artı her iki gücün de Kürt sorunundaki ortak mutabakatının yinelenmesi çerçevesinde olacaktır.
*Kürt politikacılar bu noktada hem TSK'nin hem AK Parti'nin Kürt sorunu noktasında mutabık olduğunu düşünüyor. Görünen de bu. AK Parti Kürt sorunu konusunda herhangi bir açılım yaptı mı sizce? Bu kapatılması için bir dayanak mı?
Dayanaklardan biri değil fakat bundan sonrası için mahkeme sürecinde yapılacak mutabakat için önemli bir gündem maddesidir. Fakat şunu hatırlamakta yarar var. Bu gün demokrasiden, hukuktan, mazlumluktan bahseden, işte gözleri ağlayarak bir dizi liberale de temsil söylemi geliştiren AKP, dün DTP'nin kapatılması sürecinde en küçük anlamlı bir tavır sergilememiştir. Bu gün çığlıklar atan Tayip Erdoğan dün DTP'nin yargılanması sürecinde 'DTP de kendisine dikkat etsin' diyen, hukuka saygılı olunmalı diyen bir duruşa sahipti. Şimdi dolayısıyla aslında Türkiye'de egemen siyasetin maalesef bütün öğeleri olduğu gibi AKP de tam anlamıyla çifte standart bir tutum takınmakta. Bunun bence ne bir ahlakla, ne hukukla ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Üstelik şunu çok net biliyoruz ki bu günlerde özellikle hatırlamak zorundayız, geçen beş yıllık süreç içinde AKP Anayasa'yı, Siyasi Partiler Yasası'nı, yüzde on barajını kaldırabilecek pozisyondaydı. Fakat AKP ne yaptı? Sadece Amerika'nın isteklerini yaptı. Sadece IMF'nin isteklerini yaptı ve bu süre içinde sürekli devletle uzlaşma zemini elde etmeye çalıştı. Asla gerçek anlamda bir demokratikleşme zemini oluşturmadı. Avrupa Birliği sayesinde yaptığı demokratikleşme adımlarının da gereklerini yerine getirmedi. Bunu anadil kullanımından tutun da diğer bir takım sosyal hak arayışına varana kadar hiç bir şey yapmadı. Dolayısıyla aslında şöyle bir durumla karşı karşıya değiliz. Kimi arkadaşın yanılgısı da bu noktada; işte DTP ve sosyalist güçlere yürüklükte olan merkezi saldırı ile AKP'ye yönelik merkezi saldırının niteliğinin aynı olduğu yanılgısına düşmemek lazım. Şunu iyi bilmek lazım. Dünyada bir cunta anayasası ile yönetilen tek ülkeyiz. Ve bu cunta anayasası ve onun sağlamış olduğu siyasi partiler ve barajın arkasına sığıp politika yapmanın şampiyonluğunu da son 6 yılda AKP yürütmüştür. Üstelik elinde bu yasaları değiştirecek güç olduğu halde. Dolayısıyla zaman zaman şu yaklaşım doğru değildir. İşte yüzde 47 olduğu zaman gibi bir yaklaşım yerine, tam tersine Türkiye'nin gerçek anlamda demokratik, sosyal bir hukuk devleti yapan bir değişiklik yapıldığında zaten kapanma tehlikesi ortadan kalkacaktır. AKP'nin çığlıklarının yedeği olmak yerine tam tersine, madem ki AKP bile yüzde 47 oyla yargılanabilmektedir ve kapatılma ihtimali çok güçlüdür o halde gelin bundan ders çıkaralım. 12 Eylül Anayasası da dahi, yüzde 10 barajı ve Siyasi Partiler Yasası dahil her şeyi evrensel hukuk standartlarına göre adımlar atalım. Ki AKP isterse şu durumda DTP'nin de desteğiyle pekala bu doğrultuda bir hamle yapabilir. Ama AKP şu anda sadece kendisini kurtaran bir çözüm etrafında hareket etmekte.
* Peki bundan sonra AK Parti ne yapacaktır sizce?
Bundan sonra süreci oldukça zorlamaya çalışacaktır. Her ne kadar AKP Refah Partisi ile kıyaslandığında çok daha düzen içi bir parti ise de, Refah Partisi ile kıyaslanmayacak kadar uluslararası destelere ve kamuoyu desteklere ve meşruiyete sahiptir. Refah Partisi hiçbir zaman bu kadar ciddi desteğe sahip değildi. Bunlar hesaba katıldığında AKP'nin Refah Partisi'ne oranla daha direnişçi bir çizgi sürdüreceğini görebilir. Eğer bir uzlaşma olmasa, ekonomik kriz dahil her şeyi gözleri kapalı zorlayacaklardır. Elindeki kozları sonuna kadar kullanacaktır. Artık iki kesimde devlet. İki kesim de kendi derin devleti, kendi manipülatif faaliyetleri ve basını kullanma politikalarına sahip. Fakat bütün bunara rağmen uzlaşma olmazsa büyük olasılıkla AKP'yi kapatmak ya da ceza ile cezalandırmanın önünü almak bana çok mümkün görünüyor gibi geliyor.
* Bu dava daha çok AKP'yi hizaya getirmek için açılan bir dava. AKP'nin buna karşı direnç noktası ne olacaktır?
Sürmekte olan dava sürecinde Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerini kısıtlayan değişiklikler yapabilir. Bunu yapamazsa süreç referanduma gider. Bu temelde referanduma giden bir Türkiye'de darbe dahil her şey olabilir. Bu sürece karşı geliştirilecek önlem şu olmalıdır. Hiçbir partinin kapatılamadığı fakat hiçbir partinin tek kimlik, tek milet, tek bayrak gibi kavramların arkasına saklanmadığı, barajın arkasına saklanamadığı ve yasaları kendine yontarak kullanamayacağı yeni bir yasal mevzuat geliştirilmelidir. Yüzde 10 barajı, DTP'nin kapatılması ve 301 dururken, AKP'nin kendini kurtaracak bir tavır kesinlikle demokrat değil liberaldir. Elbette hiçbir siyasi parti yasal zorla kapatılmamalıdır. Irkçı ve şeriatçı ayrılıkçılık yapmadığı sürece. Türkiye'de bunca operasyon, köy yakma ve yoksulluk varken, nerdeyse demokrat olup olmama ölçütünün türbana indirgenmesi, İslamcıların Türkiye'de nasıl bir hegemonya oluşturduklarının göstergesidir. Dolayısıyla yeniden kendimizi toplayıp, nasıl ki Ergenekon'a, Susurluk'a, Şemdinli'ye ve derin devletin bütün yaptıklarına karşı ikirciksiz şekilde demokrasiyi savunmamız gerekiyorsa aynı şekilde mevcut anti-demokratik ortamdan faydalanarak camiyi ve Kuran-ı da istismar ederek geliştirilen yeni bir derin devleti, yeni bir kadın düşmanı politikayı, yeni bir emperyalizme de aynı düzlemde itiraz etmemiz lazım. Bu iki gericiliğe karşı Türkiye'nin anadil yasağını, 301 maddesini bütünsel olarak görmeyen hiçbir yaklaşım demokrat olmayacaktır.
*İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek'in Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınması bazı kesimlerce AK Parti'nin kapatılmasıyla ilişkili olduğu şeklinde yorumlandı. Siz ne diyorsunuz buna?
Şimdi tarihin en ciddi belalarından birinden söz ediyoruz. Fakat en ciddi belalarda birinden söz ediyor olmamız örneğin, İlhan Selçuk'un, Doğu Perinçek'in ve Kemal Alemdaroğlu'nun bir gözaltına alınış biçiminin aslında o belanın tarih boyunca sola, Kürde, Alevi'ye, kadınlara yaptığı tipte bir gözaltı mekanizmasının uygulandığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Demek ki yöntemler aynı. Yine aynı şekilde söz konusu operasyonlar bir misilleme, bir gözdağı bir güç gösterisidir ve bu aynı zamanda bizim hukuk sistemimiz içinde tek tarafın değil farklı tarafların olduğunu gösterir. Bu da derin devletlerin ikili geliştiğinin çok net göstergesi. Dün aynı şekilde basın bir bütün olarak kendini bir derin devlete kullandırırken, bu gün basının faklı odakları kendini farkı derin devletlerin üretmiş olduğu belgelere kullandırtan bir yerde durmaktadır. Ben şahsen İlhan Selçuk'un bir örgütsel bağlantı üzerinden gözaltına alındığına inanmıyorum. Aynı şekilde fikirlerine yüzde 500 katılmadığım İşçi Partililerin de gözaltına alınış tarzının aslında Veli Küçük'ün gözaltına alınış tarzıyla aynı olmadığını düşünüyorum. Nitekim İzmir'de en son tutuklanan İşçi Partililerin tutuklanış sebeplerine baktığımızda karşımıza devletin gizli bazı belgelerini bulundurmakta tutuklanmışlardır. Oysa anlatılan şekli Ergenekon çetesinin uzantıları olduğu yönündedir. Demek ki aslında dün Türkiye'nin demokrasi güçlerinin alışık olduğu tipte operasyonların manipülatif amaçla kullanılmasının bir başka versiyonuyla daha karşı karşıyayız. Dediğim gibi bu meselenin doğru yorumu da yine şu anda iki egemen gücün birbirleriyle yürütmüş oldukları bilek güreşidir ve bilek güreşinin tezahürlerini önümüzdeki günlerde farklı şekillerde göreceğiz. Bunun çözümü için yapılacak doğru yorum, hepimiz için geçerli olacak bir hukukun kurumsallaştırılmasıdır. Bu da polis selahiyetleri yasasından, Siyasi Partiler Yasası'na, Anayasaya varana dek evrensel hukuk standartlarının yeniden kurumsallaşmasıyla mümkün olacaktır.
* Söylediklerinizden iki cephenin de kendi derin devletlerinin olduğu ortaya çıkıyor. Bir yandan İslamcılar bir yandan ulusalcılar. Bu noktada toplumsal muhalefet nasıl bir duruş sergilemeli sizce?
Bunun bir fikri alt yapısı olmalı. Bu gün Anayasa'nın 2. Maddesi'nde yazılan laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkelerinin gerçek anlamda uygulanacağı bir programatik zemin arkasında birleşik, halka güven verebilecek bir duruşun, bir örgütsel mekanizmanın ortaya çıkartılması gerekmektedir. Böyle bir mekanizma var olan ikisi de Amerikancı, ikisi de sınıf sömürüsü ekseninde kendisin var eden, ikisi de gerici yasaların arkasında iktidarlarını sürdüren güçlerden kayıtsız şartsız, kategorik bir şekilde kendisini koparmış ve bunlara karşı evrensel hukuk standartlarında demokratik, laik sosyal bir Türkiye'yi yaratma hedefinde bir güç biriktirmesi yapmaktan geçiyor. Bunun yapılması halinde çok kısa zamanda görülecektir ki Türkiye halkı böylesi birbirinden kötü iki seçeneğe laik değildir ve Türkiye halkının o zaman güvenip yönelebileceği, arkasında birikebileceği yeni bir bayrak ortaya çıkabilecektir. Fakat görülen o ki ne yazık ki bunun temsilcileri çok fazla henüz böyle bir anlamlı proje için gerekli özveriyi yapacak güçte değildir.
* Peki DTP bunun öncülüğünü yapabilir mi?
DTP buna öncülük edemez. DTP şu anda demokrasi güçleri içinde en büyük güç. Mazlumların en önemli temsilcisi. Fakat, Türkiye'de böylesi birleşik bir seçenek Türkiye toplumunun şu anda esas olarak kendisini Türk ve Müslümanlıkla tanımlayan insanları da içeren bir yerden, Türkiye'nin bütününe seslenebilecek bir yerden yeniden kurgulanmış ve sadece bu proje çerçevesinde kurgulanmış bir güç tarafından gerçekleştirilebilir. Oysa DTP kaçınılmaz olarak ve doğal olarak Türkiye'de kimliği ezilen, fakat azınlıkta olan bir kesimin temsilcisi pozisyonundadır ve bu pozisyonda olması itibariyle de Türkiye'nin çoğunluğuna, bütünlüğüne seslenebilmek gibi bir şansı nesnel olarak bulunmamaktadır. O nedenle yeni bir özneye ihtiyaç bulunmaktadır. Türk burjuva, işçi, Müslüman, Kürt, Alevi, gayri Müslimlere seslenebilen bir yapı bunu başarabilir.
*Önümüzde bir yerel seçim süreci var. AK Parti bu kapatma davası üzerinden bir politikayla başarıya gidebilir mi yine?
Şimdi yarın seçim olsa AKP yüzde 47 oyunu en az 10 puan arttırmış olarak çıkar. Hemen seçim olsa şu an AKP'nin elinde olmayan belediyelerin yüzde 90 AKP'nin eline geçer. Fakat seçime daha bir zaman olduğu anımsanacak olursa, bu süreçte ekonominin nasıl şekilleneceği, bu süreçte mahkeme dolayısıyla yürütülen ittifak kararlarının nasıl şekilleneceği ve mahkeme sonucunun ne olacağı seçimlerde etkili olacaktır. AKP'nin anlamlı bir zafer kazanması önümüzdeki mahkeme ve Ergenekon soruşturmasına karşı alacağı tavırla belli olacaktır. Bu tartışmaları bir yana bırakıp, demokrasi güçlerinin seçimlere nasıl hazırlanacağı ve genel seçimlerdeki bağımsız adayları daha da genişleterek seçime gidip gitmeyeceğini tartışmak lazım. Yerel seçimlerden başarıyla çıkmış demokrasi güçleri aynı zamanda Türkiye'yi mevcut seçeneklere mahkum etmekten kurtaran ve bu seçeneğe mahkum olmadığı konusunda da anlamlı olacaktır. Türkiye demokrasi güçleri bunu başaracak güç ve birikime de sahiptir. Umalım ki bu iş gerçekleşebilir olsun.
*Peki siz bir aydın olarak böyle bir girişiminiz var mı?
Kişisel olarak yok ama bu tür girişimlerin bir parçasıyız. En azından fikri bir baskı oluşturmak için elimizden geleni yapıyoruz. Son üç dört aya kalan ittifaklar başarıya kavuşmaz. O yüzden bu işi ciddiye alıp, seçim yarınmış gibi işe koyulmak lazım. Bu sorunu herkesin kapsını çalarak iyi anlatmak lazım.
*Yerel seçimler öncesinde AK Parti'nin Kürtlere yönelik politikası ne olacak?
AKP'nin Kürtlere yönelik sanki varmış gibi gözüken bira açılımı söz konusu. Birincisi ben bunun çok büyük bir yanılgı olduğu kanaatindeyim. Kuşkusuz AKP'nin dili, devletin geçmişteki dili ve milliyetçi kesimlerin geleneksel diline göre daha ılımlı, daha kucaklayıcı, daha sıcak bir dil. Fakat bu dile rağmen AKP'nin yapmaya çalıştığı devletin başka araçlarla yaptığı asimilasyonu, dini kullanarak devam ettirmesidir. Bu gün AKP'nin Kürtler için de yapmaya çalıştığı şey Kürtlere sizin esas olara DTP'yi bırakıp beni desteklemeniz lazım. Çünkü beni desteklerseniz ben bu sorunu çözerimdir. Peki bu süreçte neler yapmaktadır? Kürt belediyelerine giden kredileri kesmektedir. Kürt toplumunu Kürt kimliği üzerinden değil, bir İslamcılaştırma üzerinden yoğun bir şekilde kontrol altına almaya çalışmaktadır. Yeni liberal politikaları acımasızca uygulayarak, köye dönüşlere kulağını kapatarak, Kürtlerin şehir varoşlarında Türkiye'nin en çaresizleri olarak yaşamalarını, bu çaresizlik içinde sadakaya muhtaç bırakmasını, onurlarının kırılmasını ve kimliklerinin elinden almasına götüren bir politika yürütüyor. AKP'den Türkiye'nin bütününe bir demokrasi gelmeyeceği gibi, Kürtlerin de bu beklentiden acilen çıkması gerekiyor. AKP'nin Kürtler uzattığı el "sizi sadaka ekseninde, yeşil kart ekseninde, kömür ekseninde ihtiyaçlarınızı karşılayacağım, çocuklarınıza tarikat yurtlarında yer ayarlayacağım ve bunun dışında da İslam'ın ipine sarılınız, şeklinde Kürtleri asimile etmeye çalışmaktadır. Herhangi bir Kürt nasıl ki Türk milliyetçiliğiyle terbiye olmaya razı gelmiyorsa, AKP'nin bu politikasına da karşı çıkmalıdır. AKP eğer gerçekten Kürtlere yönelik bir açılıp yapacaksa bunun biricik yolu şudur; Kürtlerin temsilcileriyle daha yoğun bir ilişki yürütmek. Kürtlerin Kürt olmaktan gelen hakların, başta anadil yasağı olmak üzere bunları ortadan kaldırmak. Kendi belediyelerine sağladığı imkanların aynısın Kürt belediyelerine aktarmaktır. AKP'nin yapmaya çalıştığı şey, milliyetçilere yönelik "Bakın siz beceremediniz. Yüzünüze gözünüze bulaştırdınız. Ben dini kullanarak başarıyorum. Bu şekilde Kürtleri çok rahatlıkla ikna edebiliyorum ve asimile edebiliyorum. Artı benim partime, sistem içi bir parti olarak benim partime yönlendirebiliyorum. Aynı şekilde Kürtlere dönüp "Bakın ben sorunu çözmek istiyorum ama devlet engel oluyor. DTP'den ayrılıp bana oy verirseniz bu sorunu çözerimdir" oysa son olarak kara operasyonuna verilen destek ve Kürt sorunu gündeme geldiğinde bir MHP veya CHP söyleminden farklı olmayan tekçi söylemi Başbakan Erdoğan'ın ağzından duyacak olursak, AKP'den Kürde en küçük bir fayda olmayacağının bilincinde olmak lazım. Kürt kimliği ve DTP'nin şu andaki en büyük rakibi AKP'dir. AKP'nin yaptığı şey geçmişte farklı araçlar kullanılarak yapılanların bu gün din üzerinden yapılmasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla AKP'nin Kürt sorunu konusunda ne samimiyeti ne de bir açılımı söz konusu değildir. Ama AKP bir Amerikan projesi olarak Barzani ile ilişkileri düzeltmek istemektedir ama bunu kendi Kürdü ile yüzleşmeden yapmak istemektedir. Alevilerde de böyle bir yol denedi. Bir takım teslimiyetçi Alevi örgütleriyle görüşerek mesaj vermeye çalıştı. Öyleyse herkesin şunu iyi bilmesi lazım ki Türkiye'de Kürt sorunu da Alevi sorunu da emek sorunu da, diğer milliyetçi partilere karşı olduğu gibi AKP'ye karşı da birleşik bir demokrasi cephesi kurmaktan ve Kürtlerin AKP'ye oy vermemesinden geçmektedir. Ben hem genel seçimlerde hem yerel seçimlerde DTP'nin asıl rakibinin AKP olduğunu düşünüyorum.
evrensel-insan
09-04-2008, 03:22
Saygideger arkadaslar;
AKP'ye acilan kapatma davasi,1923 TC'nin kazanimlarinin artik elden cikmaya basladiginin ve bunun da onunun alinmasi gerektiginin bir mesajidir.
Kapatilir,kapatilmaz, bu demokratiktir,degildir den ziyade,onemli olan TC'nin iplerinin kimin elinde oldugu ve herhangi bir degisimde kimin eline gececegidir.
Sonucta,amerikan idealizmi ve onun herturlu isbirlikcilerinin elinden bu ip alinamazsa AKP'kapatilmis,kapatilmamis degisen bir sey olmaz.
Sadece amerikan idealizminin TC icin cizdigi gelecekte belki bir gecikme ve viraj olabilir.
TC'nin sorunu;amerikan idealizminin elinden tamamen ipin alinip ve ip baginin kararlilik ve azimle kopartilamamasidir.Bu olmadikca,TC'ndeki butun gelismeler amerikan idealizminin cizdigi plan temelindeki gelismelerdir.
Yarin amerikan idealizminin AKP'yi harcayip,yonunu Ataturk Cumhuriyetine bile dondurmesi olasidir.Bu seferde kasiyacagi yara tek milli temel yarasi olacaktir.
Sorunlarimiz o kadar cokki,amerikan idealizmi bu sorunlardan hangisini koruklerse ve o korukledigi sorunlarin yandaslarini satin alip ipi elinden birakmazsa sorunlar cozulmez.
Onemli olan biz kendi irademizle tum sorunlarimizi ortaya dokup,yine ortak bir temelde TC'nin bolunmez,butun ve uniter yapisi temelinde toplumun her kesimini memnun edecek cozume ulasalim.
AKSI,AMERIKAN IDEALIZMIN EKMEGINE YAG SURMEK VE ONUN ELINE KOZ VERIP IPI BIRAKMAMASINI SAGLAMAKTIR.
Saygilarimla;
evrensel-insan
meaculpa
11-04-2008, 16:08
Ülke mevzubahis olunca...
Oysa, Prof. Mithat Sancar ve asistan Eylem Ümit'in 51 yargı mensubuyla yaptığı TESEV araştırmasında eğilimler şöyle çıkıyor (E.Özcan, Bianet, 28.11.07): 'Ben devletçi hukukçuyum', 'Devlet olmazsa hukuk olmaz, biz de olmayız', 'Devletim olmadıktan sonra benim bireysel özgürlüğüm hiçbir işe yaramaz'. Sanırsınız Leviathan canavarı görünmüş rüyalarında. En önemlisi de: "Benim ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem".
Vahim. Çünkü burada "devlet" dediği 1930'ların devleti, "ülke" dediği 1930'ların düzeni. Bunun, 1923'te bir şeriatçının Tanzimat-öncesi Osmanlı düzenini geri istemesinden ne farkı var? 1930'ların düzeni "Asr-ı Saadet" mi? Kemalizm din mi, Atatürk peygamber mi, milim değişmeyecek?
Eskiden değişim olmaması için askerî darbe yapılır, "hukuk mukuk dinlenmez"di. Sonra elektronik muhtıra'ya kadar terfi ettik. Gerçi Prof. Mümtaz Soysal 1 Nisan gecesi Can Dündar'ın programında "Deniyor ki asker ağzını kapasın. Herkesin kendilerine verilen devlet parasını hak etmek için, askerin, memurun, hocaların, toplumu sürekli uyarmaları gerekir" dedi ve vallahi ben de aynen not ettim ama, bizim sınıfa "Marksist demokrasi" okutmuş anayasa hukuku hocamı yanlış duydum herhalde.
Mümtaz Hoca'nın 17 Mart tarihli "iç açıcı" yazısının başlığını bilmek isteyebilirsiniz bu arada: "Darbe mi Olsaydı?"
Çabuk söyleyin; "Allah korusun, ya gözüne gireydi?" diye biten hangi fıkrayı hatırladınız?
Kapatma davası için Baskın Oran ın *iyi tespitlerinin oldugu bir yazıyı eklemek istİyorum;
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=8180