PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dikkat! Büyük Kriz Geliyor!


pante
16-04-2008, 19:09
Dünya Bankası başkanı Robert Zoellick son açıklamasında, artan gıda fiyatlarının yoksul ülkelerde 100 milyon kişiyi daha yoksulluğa itebileceği uyarısında bulundu.

http://www.guardianturk.com/news/143/ARTICLE/2907/2008-04-14.html

Büyük kriz kapıda:
Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı krizin kapıda olduğunu söyledi.
Birçok gıda maddesinin fiyatı katlandı.
Ekmek %100 zamlandı.
Sıvı yağ fiyatları %125 arttı.
Peynir-yoğurt-süt %50, Makarna %80-90, sebze-meyva fiyatları %100-200, pirinç %100-300, mercimek, nohut, fasulye, barbunya fiyatları % 100-200 civarında yükseldi.

Henüz milletten ses yok!
İşçiye, memura, emekliye %3-5 zam yapılırken kullandıkları temel gıda maddeleri ikiye-üçe katlandı. Ama enflasyon oranını %10 civarında gösterme aldatmacası sürüyor.
Demire-çimentoya ve diğer inşaat malzemelerine gelen zam inşaat sektörünü vurdu. Yeni projeler rafa kaldırıldı, devam eden inşaatlar tamamlanınca stop!
İnşaat sektörü lokomotif sektör sayılır. O durunca diğerleri de çöker.
Piyasada sıcak para sıkıntısı zirvede. Birçok esnaf dükkan kapatıyor.
Çiftçilerin durumu perişan.

Bu kriz 1994 ve 2001 krizinden çok daha sarsıcı olabilir ve uzun sürebilir.
Hala kamuoyu suni gündemlerle oyalanmaya çalışılıyor.
Nereye kadar?
Bu arada kriz spekülatörleri devrede ama hükümetin hiçbir tedbir aldığı yok.

http://www.haberanadolu.com/haberoku.asp?id=5874

Dünyada kriz:
Amerika'da başlayan Mortgage krizinin etkisi dünyayı sardı.
ABD, büyük krizi değişik hamlelerle geçiştirmeye çabalıyor.
Ancak krizin boyutlarının 1929 büyük dünya krizini bile aşacağı öne sürülüyor.

Temel gıda maddesi pirincin yüzde 80’ini ithal eden Haiti’de, 50 kiloluk bir pirinç torbasının fiyatı 1 haftada 35 dolardan 70 dolara çıktı. Halk sokağa dökülüp 5 Haitili hayatını kaybedince Başbakan Jacques Edouard Alexis, istifa etmek zorunda kaldı.
Mısır'da, Filipinler'de halk sokağa döküldü.

dilaver
16-04-2008, 19:32
Pante'nin yukarıdaki yazısı Mark'ın yanıldıgını ve hata yaptıgını söyleyenlere, Marks'ın ve Marksizmin devrinin ve miadının doldugunu iddia edenlere, liberal politikalarla kapitalizmin yaşanabilir olabilecegine inananlara ithaf olunur.


* * saygılarımla

pante
16-04-2008, 22:08
Başta ABD olmak üzere, gelişmiş ekonomi piyasalarında patlak veren kriz artık reel ekonomiyi de sararak küresel bir durgunluğa doğru genişliyor.
Dünya ekonomilerinde başgösteren bu yeni kriz acaba sadece 2008’e özgü konjonktürel ve geçici bir olgu mudur?
Radikal görüşteki bir çok iktisatçı ve sosyolog, dünya kapitalizminin yeni bir aşama içine girdiğini ve artık bir tür üçüncü dünya kapitalizminden bahsedilebileceğini savunuyor. *Bu yoruma göre, emeğin esnekleştirilip örgütsüzleştirilerek en acımasız şekilde sömürüldüğü ve gezegenimizin bir çevre felaketine sürüklendiği bu tür üçüncü dünya kapitalizmi, dünya çapında proleterleşmenin hızlandırıldığı bir aşamayı ifade ediyor.

İlginçtir ki kapitalizmin bu tür radikal yorumları sadece Marksist gelenekten araştırmacılar arasında değil, George Soros gibi finansal hükümranlar tarafından da yapılmakta. *G. Soros geçen hafta Financial Times’da yayımlanan ve Türk medyasında da geniş yankı bulan yazısında, 2008’deki durgunluğun basit bir dalgalanmadan ibaret olmadığını; bunun da ötesinde, Amerikan dolarının hakimiyeti altında geçen 50 yıllık savaş-sonrası kapitalist dünya sisteminin dengelerinin artık yitirilmekte olduğunu ve Amerikan dolarının dünya mal piyasalarında yerini yeni para biçimlerine bırakmakta oluşunun sancılarını çekmekte olduğumuz değerlendirmesini yapıyordu.

Kriz, krizden çıkış ve tekrar yeni bir kriz şeklinde devamlı olarak dinamik bir biçimde kendini yenilemek kapitalizmin işleyiş biçimi haline gelmiştir. Marks, kapitalizmin kriz yaratma sürecini çok iyi öngörmüş ve formüle etmiştir. Kapitalizmin 2 önemli faktörü olan emek ve teknolojinin çelişkisi krizi doğuran ana sebeplerdendir. Marks’ın göremediği ise kapitalizmin dinamikliğidir. Yani Marks kapitalist üretim tarzının sonunun kriz olacağını öngörmüş ve bunun sonucunda sistemin çökeceğini belirtmiştir. Fakat kapitalizm krizler sonucu çökmemiş, aksine bu krizleri yeniyi ve daha iyisini yaratmak için adeta bir sıçrama tahtasına dönüştürebilmiştir.
"Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar" sözü kapitalizm için geçerli olacak mıdır? Bilemiyoruz.
Olduğu takdirde, yani krizden çıkamadığı takdirde bundan nemalananlar İslam'ı bir ideoloji gibi sunanlar mı olacaktır yoksa sosyalizmi savunanlar mı? Onu da bilemiyoruz.
Emperyalistleri tehdit eden bir sosyalist blok olmadığından emperyalistlerarası çekişme büyük savaşlara dönüşür mü? Onu hiç bilemiyoruz.

Büyük olasılıkla bu krizden de çıkılacaktır. çünkü alternatifi olan sosyalist örgütlenme dünya genelinde yetersizdir, hazırlıksızdır. Bu durumdan en büyük zararı gören yine yoksullar olacaktır.
.

gozeneli
16-04-2008, 23:02
Ekonomik kriz sermayenin elindeki en güç silah.

Amaç ekonomi krizi adı altında kazançlarını artırmak.

rebera_roni
16-04-2008, 23:08
kamuoyunun gözlerini başka olaylarla meşgul edip bu krizi üstünü örtemeye çalışıyorlar.tabi bu kriz sadece türkiyede değil.dünyanın bütün yerinde var.dünya ülkelerinin katıldığı su en son ekonomik zirenin adını neydi(herneyse artık), orda bakan şimşek durumumuzun çok iyi olduğunu söylemşti :D tabi markete gidip alışveriş yaptığı birgün var mı? sanmıyorum.

17-04-2008, 13:00
Burada en büyük sorunlarımızdan biri kapitalizmin alternatifinin varolmaması. Sosyalizm ambalajı altında önerilenin aslında devlet kapitalizmi olduğunu çok çeşitli örnekleriyle gördük. Hatta dünyada gelmiş geçmiş en büyük işçi grevlerinin Sosyalist Polonya'da 1980 lerde yaşandığını da biliyoruz. Milyonlarca işçi Marksist sisteme karşı tarihte eşine az rastlanır grevler yaptı. Bu nedenle Marksist-Leninist (ML) anlamdaki bir sosyalist devleti kapitalizmin alternatifi olarak varsaymak doğru değil. ML sosyalizm anlayışı insanlığı kapitalizmin demokratik versiyonundan daha kötü duruma düşürdü.

Şimdilerde sosyalizmin doğru düzgün bir tanımını kimse yapamıyor. Sadece geleneksel ML ler haricinde.

Mülkiyet ilişkileri daha çok uzun bir süre bu şekilde devam etmek zorunda diye düşünüyorum. Mülkiyeti değil paylaşımı düzenlemek gerekiyor. Mülkiyet değişmeden paylaşım düzeni değişir mi sorusu akla geliyor haliyle.Tam olarak dengeli bir düzelme olmaz ancak önemli değişiklikler yapılabilir.

Burjuvazinin sistem üzerindeki hakimiyeti marksistlerin abarttıkları kadar yüksek değildir. 12 eylül öncesinde Türk burjuvazisi hep MHP ye mesafeli durmuştur. Ne 12 eylül darbesinde ne de öncesindeki faşizminyükselişinde burjuvazinin rolü ispatlanamamıştır. İddialar teorik kalıplar olmanın ötesine gidememiştir.

Hitlerin yükselişi de burjuvazi sayesinde olmamıştır.

Gelecekteki ideal toplum veya siz buna komünist toplum deyin veya sosyalist toplum deyin farketmez sonuçta demek istediğim uygarlığımızın vardığı son aşamanın evrilmesiyle varılacaktır yıkılmasıyla değil.

sargon
17-04-2008, 13:47
Cem'in Merkezi Planlama ile ilgili soylediklerine cevap verecektim, ama nerde yazdigini unuttum. Burda hem son soylediklerini hem de merkezi planlama konusuna bir cevap vermek istiyorum.

Yukarda yazdiklarina genel olarak katiliyorum. Gercekten de Turkiye'de burjuvazinin devlet uzerindeki kontrolu cok zayiftir. Devlet yonetimi burokrasinin kontrolundedir. Dogu toplumlarinda burokrasi bir sinif ozelligi gosteriyor. Boyle bir yapiyi aslinda Marks 150 yil once yazmisti, ama Turkiye sosyalistleri bunu hic umursamadilar. Burjuvazi bati ulkelerinde sisteme oldukca hakimdir. Bu yuzden hukumetler butun devlet burokrasisini kontrol edecek gucteler. Burjuvazi ise direk yonetimlere gelerek degilse de, ekonomik mekanizmalarla, sivil orgutlenmelerle, uluslararasi iliskileriyle bu yapiyi yonlendirebilecek gucte. Turkiye'de ise burokrasi burjuvazi ile kedinin fareyle oyanadigi gibi oynayabiliyor. Gerektiginde burjuvazinin en ust birliklerini azarlayip, samar oglanina cevirebiliyor. Bu acidan Turkiye'de burjuvazinin rolu Marksistler tarafindan abartilmistir. Burjuvazinin en ust birligi olan Tusiad, yillardir demokratiklesme raporlari yayinliyor, AB'ye giris icin duzenlenmelerin yapilmasini istiyor, Kurt sorununda acilimlar yapmak istiyor, liberal ekonomik politikalar istiyor. Bu konularda direnc gosteren ise devlet burokrasisi oluyor. Kimi zaman teror bahanesiyle, kimi zaman seriat bahanesiyle burjuvazinin isteklerini ertelemeye calisiyor. Burjuvazi ise gucsuz oldugundan mirin kirin ediyor ve kendi zayifliginin farkinda oldugu icin bu degisimler icin baskiyi uluslararasi ortaklarinin yapmasini istiyor. Sik sik uluslararasi kuruluslarla burokrasiyi karsi karsiya birakiyor.

Merkezi planlama konusunda ise soyle dusunuyorum. Bence Marks bu konuda hakliydi. Ancak bir yerde hata yapmisti, yada uygulamaya sokmaya calisanlar bunu hatali anladilar. Marks sermayenin giderek yogunlasmak zorunda oldugunu ortaya koydu. Sermayenin birlesmesi ile verimsizlikler azaliyor, daha genis capli uretim ile verimlilik artiyordu. Bu yuzden her krizden sonra yeni sermaye yogunlasmalari yasaniyor, tekellesmeye dogru bir gidis goruluyordu. Bu surec hala yasanmaya devam ediyor. Her bir krizi asmak icin sermaye gruplari daha buyuk birlikler olusturup tekeller, karteller olusturmak zorunda kaliyorlar. Turkiye'de 90'larda yasanan krizlerden sonra birsuru bankanin kapandigini ve banka sermayesinin birlesme egilimine girdigini gorduk. Bu dunya olceginde de boyle. Her gun bir dev digerini yutuyor. Sermayenin bu birlesme egilimi ayni zamanda bir merkezi planlama ihtiyacini gosteriyor. Daha buyuk sirketler merkeyi planlama yoluyla verimliliklerini ve karlarini artiriyorlar.

Sorun su ki, bu sermaye yogunlasmasini bir anda yapsaniz, ornegin butun sirketleri bir yasayla biraraya getirseniz, kapitalizmi gelistirmis olmazsiniz. Bu birlesme surecleri kendi ic dinamigi geregi gelismek zorunda. Cunku bu surecler kendisine ozgu bircok cozumleri bula bula gelisiyor. Bunu zorlayan bir mekanizma verimliligi artiran bir sey olmayacaktir. Tersine muhtemelen daha verimsiz kuruluslar ortaya cikacaktir. Sosyalistlerin merkezi planlama dusuncesi bu temelde idi, ama devrimlerin gerceklestigi hicbir ulkede boylesine yogunlasmis bir sermaye sozkonusu degildi. Onlar kendileri bu sirketleri yaratip, merkezi planlama uygulamaya koyuldular. Yani Cem'in dedigi gibi bir devlet kapitalizmi yarattilar. Tabii ki dusunulen sey olmadi. Baslarda verimli gibi gorunen devasa devlet sirketleri curudu, kocaman bir burokrasi olustu.

Marks'in ongordugu sey zaten yogunlasarak bir tur merkezi planlama isleyisine ulasmis olan kapitalist ekonomilerin sadece siyasal bir donusumle, yani bir devrimle varolan ekonomik bicimlerini sosyalist bir yonetime ve sosyalist paylasima donusturmekti. Tabii bu dusuncenin yanlis oldugunu iddia edenler de var. Kapitalizmde, sermaye birikiminin yogunlasmasina karsin, planlamanin merkezi yapilmadigi iddia ediliyor ornegin. Bu durumda merkezi planlama gercekten de sosyalizmin bir cozumu olmayabilir. Ancak sermayenin yogunlasmasi hala suren bir gercek.

pante
18-04-2008, 19:29
Ve pirinç spekülasyonunun arkasından Unakıtan ve oğlunun firması çıktı.
Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) krize neden olan çeltik satışında en büyük payı, şaibeli mısır ithalatında Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 'ın oğlu Abdullah Unakıtan ile birlikte hareket eden Akel Şirketler Grubu'na verdiği ortaya çıktı. TMO'nun satış yaptığı dönemde çeltikten üretilen pirinç fiyatları yüzde 58 artınca, Akel TMO'nun satışından büyük kâr elde etti.

Unakıtan'ların pirinç vurgunu (http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Pirinc_ithalatinda_Unakitan_b aglantisi_173771_1&tarih=18.04.2008&Newsid=173771&Categoryid=1)

Bu bakan, bunca yolsuzluk iddiası ayyuka çıkmasına rağmen hala görevden alınamıyorsa bunun derin sebepleri var demektir.

Unakıtan'la bağlantılı Akel, 2006'da da pirinçte vurgundan damgalı. Hortumlamaya devam ediyor:

http://arsiv.sabah.com.tr/2006/05/03/eko114.html

Dünyada kişi başına 5,5 kg ile en az pirinç yiyen, daha doğrusu pirinç yiyemeyen ülkeyiz.
Çünkü en pahalı pirinç Türkiye'de, Unakıtan'lar sayesinde.

İşçi, işsiz, çiftçi, esnaf ise kan ağlamaya devam etsin.

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=358959

ozgur_beyin
18-04-2008, 19:38
sevgili pante ayıp ediyorsun. :oops: *bu ülkede ticaret!!! suçmu iki üç tane gemicikteki pirinci dilne dolamişsın
bu ülke hepimizi milyarder yapamıyacağına göre . bırak bize büyük hizmetleri dokunan ,para akıtan, pardon
un akıtan ve oğulları zengin olsunlar
allahtan ümit kesilmez belki önümüzdeki seçimlerden önce, bir kaç kilo pirinç bizede verirler.
ne demiş ulu peygamberimiz ''sadaka belaları def eder'' biz sadakaları aldıkça onlarında başlarındaki bela def olacaktır

aydoe
18-04-2008, 19:54
Tarımda ne yapılmak isteniyor?
http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=192&kat=110

http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=389&kat=49



Unakıtan'lar pilav pişiriyor,
http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=396&kat=110

http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=391&kat=104

pante
19-04-2008, 19:04
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'a bir konuda daha değinip hakkını verelim.

Unakıtan, Eskişehirspor süper lige çıktığı takdirde ünlü Brezilyalı futbolcu Ronaldinho'yu getireceği sözü vermişti.
Şimdi baktı ki durum ciddi, Brezilya'da adı Ronaldinho olan futbolcu aratıyor, sözünü yerine getirmiş olmak için. Yorum sizin.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=68624&cat=170&dt=2008/04/18


Biz yine krize dönelim.
Dünya büyük bir finans krizi ile karşı karşıya.
Biz de ne kadar umursanmasa da, medyada henüz ciddiye alınmamış olsa da kriz gümbür gümbür geliyor.
Dünyanın en önemli ekonomi dergilerinden The Economist, krizi kapak konusu yaptı ve sessiz gelen tsunamiye benzetti.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=253418

http://www.ntvmsnbc.com/news/441939.asp

http://img383.imageshack.us/img383/2757/pirinyf4.th.png (http://img383.imageshack.us/my.php?image=pirinyf4.png)

300 metrelik pirinç kuyruğu.
Bu kuyruklar 80 öncesi yağ kuyruklarını hatırlattı. O kuyruklar siyasi idi ve yokluktandı.
Şimdikiler ise kriz habercisi ve pahalılıktan.

Kendine yeten tarım ülkesi Türkiye'yi tarımda dışa muhtaç hale getirdiler.
Neden bu duruma geldik?
Tarım politikamızın dümenini İMF'ye, Dünya Bankasına, AB ortak tarım politikasına bırakan iktidarlar yüzünden.

Tarımda Kriz (http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=518689&AuthorID=68&Date=19.04.2008)

gozeneli
19-04-2008, 21:37
What is the next question? :D *Alıntı Pirinçakıtan pardon Unakıtan.

Ya şaka bir yana bu adamın adı neden unakıtan acaba zamanında dedesi un ticareti mi yapıyordu?

Öncedende dedigim gibi ekonomik krizler gelir gider ama büyük firmaların battıgını hiç duydunuz mu?

Olan yurttaşa olur ama yurtaş bunu hak ediyorum dersem haksızlık mı etmiş olurum?

Türkiye'nin degişmesini istiyorsan önce oyunu degiştirmen lazım.

pante
27-04-2008, 13:38
Gerçek Enflasyon Oranı %30'un Üzerinde

Hükümet yalan enflasyon rakamları ile halkı aldatıyor. Özellikle son 1 yılda gerçekleşen enflasyon rakamları üzerinde oynandığı kesin. Buna Ticaret odaları, sanayiciler de seyirci kalıyor.

Fiyat artışlarının enflasyon oranı üzerindeki en büyük faktör olduğu biliniyor.
Ekmeğin %50-100, sütün % 50, peynir, yoğurt gibi süt ürünlerinin % 50-60,
sebze fiyatlarının % 100, pirinç, bulgur, mercimek, nohut, fasulye gibi kuru gıdanın % 50-100, sıvı yağın % 125, petrol ürünlerinin %30, inşaat malzemelerinin % 30-50, çay ve şekerin %50 oranlarında yükseldiği gerçeği ortada iken bu temel ürünlerdeki artışın görmezden gelinmesi tam bir sahtekarlık örneğidir.

Uzun yıllar %70 dolayında seyreden enflasyon dönemlerinde dahi fiyat artışları ve hayat pahalılığı bu denli yüksek olmamıştı.
Buna rağmen büyük bir suskunluk var.
Bu suskunluk uzun sürmez. Sıkıntılar, geçimsizlik başedilemeyecek, sabredilemeyecek hale geldiğinde öfke kında durmayacaktır.

http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=517860&AuthorID=56

dilaver
27-04-2008, 15:53
Açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeğe doymak için
ete doymak için
kitaba doymak için
hürriyete doymak için.

Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin
yürüyor demir kapıları yırtıp kale
duvarlarını yıkarak
yürüyor ayakları kan içinde.

Açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.


Nazım Hikmet


saygılarımla

qw19
27-04-2008, 16:52
Sevgili dilaver, pante;

Karnı doymayanın ne özgürlükle, ne kitapla ne de insan hakları ile ilgisi olur. Açlık ordusu hep daha berbat bir rejim için yürür. O nedenle ben krizlerin derinleşmesinden memnuniyet duymuyorum.

Sosyalizm hayalim hiç kalmadı, şu sol *potansiyelle sosyalizm olsa nolur. Yolsuzlukları, iş bilmezleri tasfiye edecek kapitalizmi anti-tröst yasaları ile dizginleyecek, kapitalizmin anaşik yapısını el verdiği ölçüde planlayacak, yabancı sermayenin *istihdam yaratıcı yatırımlarının önünü açacak, gerek AB *gerek Asya, gerek Ortadoğu ülkeleri ile işgücü anlaşmaları yapacak, bir sağ iktidardan yanayım. Bunu sol yapamaz o ufka sahip insanlar yok, olanıda barındırmıyorlar. Bunlar yapılsa krizden çok güçlü bir şekilde çıkılır. Kusura bakmayın iki çıplak bir hamama yakışır. Açlar ve baldırı çıplaklarla anca sefelatte biraraya gelinir ve bunun üst yapısı faşizm de.

Selamlar.

iceman
30-04-2008, 01:01
zaten bi kriz var şu an piyasada arkadaşLar..yansıtıLmıyor sadece..çekLer geri dönüyor-ödemeLEr yapıLamıyor,bizim merkez bankası faizLeri niye yükseltmiyor sanıyorsunuz ! 6 tane sıfırı attıLar ama devalüasyon yaptıLar..bu ne perhiz bu ne Lahana turşusu !! :evil:

pante
09-05-2008, 04:55
Dünyada enflasyon tsunamisi var

BM Kalkınma Programı Başkanı eski Devlet Bakanı Kemal Derviş, Türkiye gibi ülkelerin “gerçek bir enflasyonist tehlike” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.
Kemal Derviş, Financial Times gazetesi ile yaptığı söyleşide kendi finans piyasalarında tıkanıklıkları engellemeye çalışan sanayileşmiş ülkelerin genişletici politikaları nedeniyle gelişmekte olan ülkelerde enflasyon ve para arzı kontrolünde ciddi sorunların yaşanacağını söyledi.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/8885779.asp?m=1

pante
09-05-2008, 09:12
Biri bizi kandırıyor

ATO başkanı Sinan Aygün, "Uydurma enflasyon rakamlarıyla halkı aldatıyorlar" diye haykırdı. Gerçek enflasyon oranının % 49,3 olduğunu söyledi.

http://www.keditor.com/haber_1822.html

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8887075.asp?yazarid=228&gid=61&sz=8711

pante
19-09-2008, 21:55
"Ve geldi" diyebiliriz.
Amerikan finans sistemi iflasın eşiğinde.
Büyük bankalar birbiri ardına batıyor.
Rusya borsası 2 gün boyunca kapalı kaldı.
Uzakdoğu ülkeleri krizden en çok etkilenenler.

1929 büyük krizinden dahi daha büyük olacağını, yüzyılın en büyük bunalımının yakın olduğunu söylüyor ekonomistler.
Türkiye'yi henüz vurmadı.
Daha krizin etkileri görülmeden zaten kendi içimizde krizdeyiz.
Bir çok mal ve hizmete % 100'e yakın zam krizden önce geldi.
Bir de krizle zam gördüğünde alım gücü dibe vuracak.
Tedbir aldık deseler de bu hükümete hiç güven olmaz.

Bu dönemde ihtiyaç dışında masraftan kaçınmak gerekiyor. Aman dikkat!

ABD ekonomik olarak çıkmaza girerse acaba ne yapacaktır?
Bence saldıracaktır. Başta İran ve latin Amerika ülkeleri hedef görünüyor.

3. Dünya savaşı ihtimali nedir dersiniz?
Gürcistan'ı Nato'ya alıp ta Rusya'ya saldırtırlarsa sonuç ne olur?

kandahar
19-09-2008, 22:12
Kriz neticesinde pekçok büyük çaplı finans/sigorta/bankacılık şirketinin Yahudi sermayesinin eline geçeceğini düşünüyorum. Aslına bakarsanız JP Morgan 50 milyar dolar gibi gerçek değerinin çok altında bir fiyata Merrill-Lynch'i aldı bile.

okinono
19-09-2008, 22:26
Nedense bana hep KRİZ kelimesi, KERİZ kelimesini çağrıştırıyor.

:rolleyes:


Selamlar

Titan
19-09-2008, 23:03
Ekonomiden pek fazla anlamam ama bu krizler kapitalist sistemi temelden sarsabilir mi? Yani bölgesel krizlerden çok sistem krizine mi sıra geldi yoksa?

dilaver
19-09-2008, 23:19
Kapitalizm kriz demektir zaten. Kapitalizm mantıgı geregi genişleyerek yeniden üretmek zorundadır. Kar elde etmek zorundadır. Fakat bu karlar slında işçinin ödenmemiş emegidir. Kapitalizm genişlerken zorunlu olarak emege ödenen ücretleri de kısmak zorundadır.

Bir süre sonra üretim ve arz talep bulamayacaktır. Kapitalizm bunu kredi ve kredi kartları ile aşmaya çalıştı, ancak buraya kadar. İnsanlar kredi ve kredi kartları ile olmayan paralarını harcadılar. Olmayan paraları ile ev aldılar ve aldıkları evleri de geri ödeyemediler. Kriz ilk böyle patladı. Şimdi ise zorunlu olarak bir panik oluşuyor. İnsanlar zorunlulukları haricinde tüketimden kaçıyorlar.

Bu kaçışın sonucu talebin daha da daralması olacak. Kaoitalist malını satamayınca işçi çıkaracak. Bu sefer üretim de kısılacak. Ama çıkarılan işçiler ve işsiz kalanlar talebi daha da daraltacak. Sonuç yıkımlar, açlık ve sefalet.

Bu krizden iki şekilde çıkış yolu var. Birincisi savaşlardır, ikincisi devrimlerdir. Savaşları zaten izliyoruz, bakalım süreç devrimlere yol açacak mı. Latin Amerika zaten kaynıyor. Önümüzdeki günler çok zor günler. Türkiye bu talep daralmasını uzun süredir yaşıyor. Esnaf kan aglıyor. Alışveriş merkezleri kapanıyor, İstanbul'a dikkat edin pek çok ana caddede kiralık ilanları var.

Ancak esnaf sistemin umurunda degil, onlar bankaları bekliyor. Reel sektörün iflahı gevremiş kimsenin umurunda degil.

saygılarımla

evrensel-insan
20-09-2008, 00:11
Saygideger arkadaslar;

Kuresellesmenin amaci; dunyayi mumkun oldugu kadar tek merkeze cekme asamasidir. Dunya, tarihindeki; emperyalizmle birlikte baslayan bu tek merkeze cekisin amaci; mumkun oldugu kadar yonetim ve yonlendirimi ustlenen kesimin daha da daraltilmasidir. Her, dunyanin merkezilestirilmesi temelinde, bu daraltim yasanir. Daraltimin ana amaci; cikar ve plan temelindeki, farkli ve "bozuk cikan" sesleri ortadan kaldirmaktir.

Bu, krizler; her zaman, en basta halka ve ekonomik duzeyin harcama dusurulmesine yansir. Ama, sonucta; krizin ana sebebi, pastanin paylasimi ve bu paylasimdaki, pasta payi ve pastayi pay etmedeki soz sahipligidir.

Hic suphesiz, bu krizden; eskiden pastadan pay alanlar, alamayacaklar ve yeni merkeziyetcilik temelinde, paylar yeniden duzenlenecektir. Bu kriz sonucu, bazi eski gucler; kendi basina haraket edebildikleri gibi, yeni guclenmeler de kendi capinda girisimlerde bulunacaklardir. Tabi, bu arada yeni ulkeler isgal edilecek, yeni savaslara ulkeler koruklenecektir. Hatta, basi ceken ulkeler bile el ve yer degistirebilir.

DEGISMEYEN TEK SEY; BU ISI ORGUTLEYENLERIN MENTALITESIDIR.

Bu kriz, ulkelerin daha cok fakirlestirilmesine, daha cok kendi icinde kutuplasmasina, idarelerin; baskici fasizan bir yonetime yonelisine gebe.

Olaya Turkiye acisindan bakarsak; en buyuk tehlikeler sirasiyla-ki bu halkin bilinciyle ve direnisiyle paralel-fasizan bir sistem. Ic savas tehlikesi. Buyuk bir ihtimalle Iran basta olmak uzere; Turkiye'nin orta dogu savasinin icine aktif olarak cekilmesi.

Tekrar," pastanin paylasim karari ve paylasim payi" karara baglanana kadar, bu kriz surecektir. Krizin, sonucunda kuresel merkeziyetcilikte soz sahipliginin siniri biraz daha daralacak; yeni kararlar alinacaktir. Bu arada krizin getirecegi, uklkeler arasi spontene saldirilarin gorunmesi de kacinilmazdir.

Dunya ulkelerinin halklari, yoksullari veya emek-sermaya celiskisinin derinlesmesi mi? Ulkelerin, ekonomik olarak bagimliliklarinin artacagi mi? Ulkelerin, yeni borclarin altina sokulacagi ve eski borclarin, odenememesine karsilik, ulkelerden istenecek talepler mi? Cikacak yeni savaslar; ulkeler arasi ve ic savas temelinde-mi? Olecek, hapse atilacak,aci cekecek,v.s. topluluklarmi? Duymadim.

Bunlar, acaba tum dunya temelindeki, kuresellesme icerikli "pastanin paylasim karari ve paylasim payi" n da soz sahibi olanlarin umurunda mi?

Bu yolun sonunda; ya onlar ve onlarin ideali-Tanrisal ideal; ya da insan olma insanlik sunma temelli bilincin yerlesmesi ideali-insansal ideal, den biri gerceklesecektir.

Su anda, butun ve herturlu "onderlik ve dusunce uretimi-bilim ve felsefede-tanrisal idealin elinde. Ya, onlar "iste gordunuz, sizlerin tanrisi biziz. Teslim olmaktan baska careniz yok" diyecek; ya da insan olmanin "Yaratici da, ureticide, tuketici de biz insanlariz. Bu dunyanin sorununu ortaya atan biziz ve yine biz ortadan kaldiracagiz. Bunu da ancak tum ayrimci dusunce ve davranislarimizdan arinarak yapabiliriz" temelli diyecegi soylem, bu ideali gerceklestirecektir. Ama karar tektir ve bu karar insanogluna aittir.

Ya ayrimci, bolucu, teslim alici, cikarci, bencil, guce taban v.s. dogal dusunce; ya da, farklari bilen ve koruyan, birlestirici, dusunceyi dusundurtucu, bireyin insan icin dusunup davranmasini saglayan, v.s. dusunen dusunce.

Iste size, gunumuz dunyasinin, en genis; karsitligi. Karsitligi, birlestiren oge ve bizi bu secime zorlayan mi kim? Bizler, insanoglunun ta kendisi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
20-09-2008, 03:40
arkadaşlar padişahın biri öğle uykusunu severmiş DAİler çıkartıp öğle uykusuna yattığında sarayın etrafında gürültü yapılmamasını ferman etmiş
fermandan haberi olmayan bir seyyar satcı el arabasına hıyarları doldurup sarayın yanında
bas bariton bir sesle HIYAR VAR HIYAR diye bağırmaya başlamış adamın sesine uyanan
padişah adamı huzuruna getirtmiş .adamlarına hıyarlardan en irisini saçip mabadına
yerleştirmelerini söylemiş
adama een iri hıyarlardan birini malum yerine yerleştirilirken hıyarcı kıkırkıkır gülmekteymiş
hıyarı yerleştiren adam . niye gülüyorsun ? diye sorunca
adam ,benim arkamdan su kabağı satan geliyor onun haline gülüyorum demiş
dünya krizden sarsılmaya başladı ama türkiyenin öyle bir gündemi yok. korkarım bizim sonumuzda su kabağı satan adaamın sonuna benzemez

dilaver
28-09-2008, 15:06
Sarkozy, “çılgınlık” olarak nitelendirdiği günümüz kapitalist sisteminin eşitsizliği yaydığını, spekülasyonu teşvik ettiğini ve orta sınıfı bitirdiğini belirterek “Yeni bir kapitalist sistem kurulsun” çağrısı yaptı. Fransız lider, “Piyasalar her zaman haklıdır görüşü artık bitmiştir. Yeni ve ahlaki bir kapitalist sistem kurulması için dünya liderleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Bretton Woods’ta olduğu gibi yeniden toplanmalı” dedi.

Alman Ekonomi Bakanı Peer Steinbrück, “Umarsızca kâr peşinde koşmanın getireceği sonuç bundan başkası olamazdı. Yeni bir ekonomik sistem kurulması gerek. Bu sistem tek kutuplu değil, çok kutuplu bir sistem olmalı. ABD, ekonomik süpergüç statüsünü kaybedecek” dedi. ABD’nin en büyük müttefiki İngiltere’nin Başbakanı Gordon Brown da “Dünya küreselleşme çağının ilk gerçek finansal kriziyle karşı karşıya. IMF ve Dünya Bankası yeniden yapılandırılmalı. Dünya finansal sistemi değişmeli” ifadesini kullandı.

Din adamları bile yaşanan krizden kapitalizmi sorumlu tutuyor. Anglikan Kilisesi, “Karl Marx haklıymış. Kapitalist sistem insanlığı bu hale getirdi” açıklamasını yaptı

saygılarımla

kandahar
28-09-2008, 16:25
ABD (http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/)’nin 309 milyar dolarlık mevduatı ile en büyük bankası olan Washington (http://www.hurriyet.com.tr/index/washington/) Mutual’ın el konulup 1.9 milyar dolara JP Morgan’a satılması, hisseleri bir haftada yüzde 27 değer kaybeden Wachovia’yı da bir alıcı bulmak konusunda harekete geçirdi. ABD (http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/)’nin TMSF’si FDIC’nin müdahalesinden çekinen Wacvhovia kendisini satın almaya aday bankalar olan Citigroup, Wells Fargo ve Banco Santander ile masaya oturdu. Ancak, FDIC’nin el koymasının ardından JP Morgan’ın Washington (http://www.hurriyet.com.tr/index/washington/) Mutual’ı hem ucuza alması, hem de sorunlu varlıkları paket dışı bırakması Wachovia’ya aday bankaların kafasını bulandırdı.

Kaynak: Hurriyet

Bu arada ek bilgi, Sarkozy bir Yahudi'dir, hem de Mossad'a hizmet etmiş bir Yahudi (belki hala öyle?).

AKHENATON
28-09-2008, 16:37
Kapitalizm kriz demektir zaten. Kapitalizm mantıgı geregi genişleyerek yeniden üretmek zorundadır. Kar elde etmek zorundadır. Fakat bu karlar slında işçinin ödenmemiş emegidir. Kapitalizm genişlerken zorunlu olarak emege ödenen ücretleri de kısmak zorundadır.


bakınız sayın dilaver olayı hemen kapitalizm, komünizm ekseninde yorumlamışsınız. Sorun ne kapitalizmdedir nede ona alternatif gösterilen komünizmde , sorun ekonomik sistemin abd ve dünyayı yöneten vatandaşlar tarafından kapitalizmide aşıp küresel bankacılık ağı ile dünyayı yönetmek istemesinden kaynaklıdır.

Gerçek dünya tarihi ve ekonomik gidişata verilen yön , bilim adı verilen ve beyaz önlüklü rahiplerce işletilen bürokratik üniversitelerde verilmez. Dünya tarihinin her olayına bir mit oluşturulmuş ve insanoğlu bu şekilde yönlendirilmiştir.

Kapitalizmin yıkılması 1.Dünya savaşının sonucunda para ve uluslar arası değişim sisteminde yapılan değişikliklerle zaten kapitalizm yıkılmıştır. Dünya sahnesinde global bankacılık ve merkez bankası fikrine karşı olan bir çok devlet adamına suikast yapan bir ülkedeki karanlık güçlerin ne derece etkin olduğu burdan anlaşılmalıdır.

Dünya üzerinde kapitalizm yoktur, sembol ekonomiler mevcuttur ve ismi Amerikan olup fakat özel kuruluş olan bir takım elitlerin yönettipi FED ile istenildiği anda tüm dünyada durgunluk veya tam tersi sağlanabilir. Sorunda budur zaten.


Bir süre sonra üretim ve arz talep bulamayacaktır. Kapitalizm bunu kredi ve kredi kartları ile aşmaya çalıştı, ancak buraya kadar. İnsanlar kredi ve kredi kartları ile olmayan paralarını harcadılar. Olmayan paraları ile ev aldılar ve aldıkları evleri de geri ödeyemediler. Kriz ilk böyle patladı. Şimdi ise zorunlu olarak bir panik oluşuyor. İnsanlar zorunlulukları haricinde tüketimden kaçıyorlar.

Bu kaçışın sonucu talebin daha da daralması olacak. Kaoitalist malını satamayınca işçi çıkaracak. Bu sefer üretim de kısılacak. Ama çıkarılan işçiler ve işsiz kalanlar talebi daha da daraltacak. Sonuç yıkımlar, açlık ve sefalet.


Bakınız yine sanayi devrimi eleştirisi yapmışsınız. mevcut durumla yazdıklarınızın alakası yok.Bu sizin yazdıklarınız, kapitalizmdeki iç dinamiklerdir , ya enflasyonu seçersiniz yada işsiziliği , ikisi arasındaki tercih büyüme , ekonomi politiği ve siyasal sistemi belirler, fakat bugünkü koşullar için yetersiz bir açıklamadır, çünkü artık düzen arz ve taleple değil , finans piyasaları ile şekillenir. (bakınız 1.dünya savaşının gerçek nedeni)



Bu krizden iki şekilde çıkış yolu var. Birincisi savaşlardır, ikincisi devrimlerdir. Savaşları zaten izliyoruz, bakalım süreç devrimlere yol açacak mı. Latin Amerika zaten kaynıyor. Önümüzdeki günler çok zor günler. Türkiye bu talep daralmasını uzun süredir yaşıyor. Esnaf kan aglıyor. Alışveriş merkezleri kapanıyor, İstanbul'a dikkat edin pek çok ana caddede kiralık ilanları var.

Ancak esnaf sistemin umurunda degil, onlar bankaları bekliyor. Reel sektörün iflahı gevremiş kimsenin umurunda degil.

saygılarımla

Çok fazla emperyalist düşünmüşsünüz yine ;

Sizin bahsetmiş olduğunuz krizden çıkış yöntemi sadece amerika ve rusya için geçerlidir.Bunun sebebi ise petrol ve silah sanayinden başka dünya üzerinde sanayi ürünleri olmayan büyümesini inşaat vb. iç tüketimi hızlandırarak sağlayan ekonomiler için bir kurtuluş yoludur.

Bugün meydanlarda kayıkçı kavgası yapan amerika ve rusya yeni dünya düzeninde anlaşmışlardır.Yeraltı kaynaklarının fiyatlarının yükselmemesi bu 2 ülkeninde sonunu getirir.

Yaşanan global krizin asıl sebebini yok etmeye ise (FED devletleştirilmesi) ne amerikanın gücü yeter nede tüm dünyanın bu yüzyıllık bir operasyon süreci ile bu hala gelmiştir.

TC nin durumu mevzu bahis bile edilemez, üretmeden tüketen küçük amerikanın ekonomi politiği olmadığı için yorum yapmak oldukça saçmadır. TC nin bu işlerden tek kurtuluşu KEMALİZM dir.Tıpkı bugün gelişmiş/sanayileşmiş ülkelerin uyguladıkları gbi.

AKHENATON
28-09-2008, 16:48
In God We Trust.


Para modern dünyanın yakıdır.Paranın ve bankacılığın püf noktaları, bir dinin kült sistemi ne benzetilebilir.Ama para kültürünün mekanizmasını sadece ondan kar edenler anlayabilir.
Amerikada para kontrolü, merkez bankası sistemi bankacıların elindedir.Ve bu modern dünyanın çağdaş mitleriyle çelişki içindedir.

http://www.anarsist.org/sosyoloji-psikoloji/6440-god-we-trust/

dilaver
28-09-2008, 19:09
Mali krizden kapitalizmi sorumlu tutan Latin solcu liderlere Anglikanlar eklendi. Anglikan Kilisesi Başkanı Williams 'Marx haklı' derken, yardımcısı hisseleri ucuza kapatanları 'banka soyguncusu' diye niteledi.

LONDRA - ABD'deki mali krizden vahşi kapitalizmi sorumlu tutanlar sadece Latin Amerikan solcu liderleri değil. Britanya'daki kilise liderleri, ekonomi politiğe iyi çalıştıklarını kanıtlarcasına, Karl Marx'tan alıntılar yapıp tüm yoksul çocukların ihtiyacı olan paranın 140 katıyla finans kurumlarının kurtarıldığına dikkat çekti. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise, bu kez baş düşmanı ABD Başkanı George W. Bush'a ekonomik sistemdeki sorunları kabul ettiği için Napoliten şarkıyla serenat yaptı: 'Öyle benim gibisin ki!'

Tüm Anglikanların lideri Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams, sağcı Spectator dergisinde yayımlanan makalesinde, mali piyasanın sıkı disipline edilmesi çağrısı yaparken, "Tahayyül edilemeyecek düzeyde bir kurmacayla bir o kadar tahayyül edilemeyecek çapta servet elde edildi. Marx varolmayan şeylere gerçeklik, güç ve aracılık atfedilmesiyle vahşi kapitalizmin bir tür mitolojiye dönüştüğünü gözlemlemişti. Başka şeylerde değilse bile bunda haklıydı. Bu putperestliktir" dedi.
York Başpiskoposu John Sentamu, uluslararası bankerlere hitabında, düşen hisseleri ucuza kapatanları 'banka soyguncusu' diye niteledi. Mortgage piyasasına en büyük kredi vericisi HBOS'un açıktan satış yapan simsarlar yüzünden rakibi Lloyds TSB tarafından ucuza kapatılması için "HBOS hisselerini kasten ucuza satıp 380 milyon dolar kazananlar benim için banka soyguncusu ve mal-mülk hırsızıdır" diyen Sentamu, "Serbest piyasa kuralları Alis Harikalar Diyarı'ndan alınmış gibi" diye çıkıştı. Uganda doğumlu başpiskopos, hükümetlerin finans kurumlarını kurtarmak için açtığı yüz milyarlarca dolarlık kurtarma paketleriyle BM'nin 2015 itibarıyla yoksulluğu yarıya indirme fonuna bağış yapılmamasını kıyasladı: "Mali krizin ironilerinden biri yoksullukla mücadelenin başarılabilir olduğunu göstermesi. 6 milyon çocuğun hayatının kurtarılması için sadece beş milyar dolar gerekiyor. Dünya liderleri bankacılık sistemi için bir haftada bunun 140 katı parayı bulabiliyor. Nasıl bize yoksullukla mücadelenin çok pahalı olduğunu söylerler?"

Chavez'den Bush'a serenat
Chavez ise, "ABD Başkanı nihayet kriz yaşandığını ve çöküşün sorumlularının kendileri olduğunu fark etti" dedi. Venezüella lideri, "Aşağı yukarı Bush gibi konuşuyorum. Ne yenilik ama!" esprisinin ardından Bush için Napoliten tarzda bir şarkı tutturdu: 'Öylesine benim gibisin ki!' BM kürsüsünde Brezilya lideri Lula da Silva'nın ekonominin etiğe ihtiyacı olduğu uyarısının ardından Honduras lideri Manuel Zelaya, Bush'un 700 milyar dolarlık paketinin üçte biriyle bile Afrika, Asya ve Latin Amerika'da yoksulluğun sona erdirilebileceğine dikkat çekti. Şili lideri Michelle Bachelet "O paketle açlık sorununu çözebilirdik" diye eşlik ederken, papazlıktan gelme solcu Paraguay lideri Fernando Lugo da mali krizden ahlaksız spekülasyonu sorumlu tuttu.

saygılarımla

kandahar
28-09-2008, 21:03
Dünya üzerinde kapitalizm yoktur, sembol ekonomiler mevcuttur ve ismi Amerikan olup fakat özel kuruluş olan bir takım elitlerin yönettipi FED ile istenildiği anda tüm dünyada durgunluk veya tam tersi sağlanabilir. Sorunda budur zaten.


FED'in başkanı Bernanke de dahil bütün yönetim kurulu Yahudi üyelerden oluşmaktadır.

-InVi-
04-10-2008, 07:31
peki bu batan özel bankalari kurtarmak icin
devlet ödenek ayirmali mi ?
yani halkin paralari ile özel sermayedarlarin paralari "kurtarilmali" mi ?
yoksa madem "güclü" olan pazarda kalmali
bu sistemde yenik düsenleri de böyle mi kabul etmeli ?

AKHENATON
04-10-2008, 14:51
peki bu batan özel bankalari kurtarmak icin
devlet ödenek ayirmali mi ?
yani halkin paralari ile özel sermayedarlarin paralari "kurtarilmali" mi ?
yoksa madem "güclü" olan pazarda kalmali
bu sistemde yenik düsenleri de böyle mi kabul etmeli ?

Bakınız sayın invi , sorunda budur zaten.Sorun kapitalizm değil bankacılık sorunudur ve yorumlamalara dikkat ederseniz gerçek sorunu dile getiren meşhur iktisatçılardan duyamazsınız.Sistem onları besler onlarda düşünceleriyle sistemi.

Bankanın kapitalist sistemde ne olduğuna bakılırsa sorunun kaynağının ne olduğu açıkça görülür.Dünya üzerinde son 100 yıldır.Sistemi kapitalizmden bankacılık sistemine dönüştürmek için büyük çaba harcanmış ve kamuoyu ile yönetilen insan beyni bu gerçeği asla görmemiştir.

Bugün bankacılık sisteminin ve FED denen özel bankanın dünya üzerindeki sistemini değiştirmeden hiç birşey düzelmez.Belkide bu krizi bilinçli bile çıkarmış olabilirler.Çünkü FED tüm dünyayı kontrol eden bir mekanizmaya bürünmüştür.

Titan
05-10-2008, 15:51
Bugün bankacılık sisteminin ve FED denen özel bankanın dünya üzerindeki sistemini değiştirmeden hiç birşey düzelmez.Belkide bu krizi bilinçli bile çıkarmış olabilirler.Çünkü FED tüm dünyayı kontrol eden bir mekanizmaya bürünmüştür.

Dürüst olmak gerekirse bende böyle düşünüyordum, bu kriz nedeniyle diğer ülkelerde çıkacak krizlerin büyümesiyle bir kaos ortamı yaratılarak, nüfusun azaltılması ve zayıf olanların tasfiyesi ile kapitalizmin idamesini sağlayacak dünya kaynaklarının korunması amaçlanmış olabilir.

Ancak bugün okuduğum bir haber de bu işin öyle göründüğü gibi olmadığını, dünya ekonomik sisteminin tamamen değişmesi gibi bir anlayışla karşı karşıya bulunduğumuzu; http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=999093&AuthorID=78&Date=05.10.2008&b=&a=Kadri%20Gursel
linkten daha detaylı öğrenilebilir.

pante
08-10-2008, 16:33
6-7 ay öncesinden geliyorum diyen kriz geldi ve bence kolay kolay gideceğe de benzemiyor. Henüz 1929 büyük krizinin seviyesine ulaşmış değil ama 1929 krizinden bu yana yaşanan krizlerin en büyüğü.
Doğru önlemler alınırsa belki o seviyeye yükselmeden ve daha kısa sürede atlatılabilir. Ancak kapitalizmin ruhuna aykırı kurtarma operasyonlarıyla kalıcı bir istikrar sağlanamaz. Bu suni tedbirler kapitalizmin çöküşüne katkıda bulunacaktır. Bırakın yıkılsınlar. Kalan sağlar bizimdir. :)

Marks haklı mıydı?
Elbette haklıydı.
Kapitalizmin en doğru, en geçerli teorileri Marksın Kapital'inde yazılıdır.
Alternatifi de yoktur.

Marks'ı yanılmış gibi ortaya koyan Bolşevik Devriminin ve Çin Devriminin sonucu ortadadır. Sosyalizm için de en ideal devrim ABD'de olur. :)

Dünya nüfusu hızla artmakta, enerji tükenmekte, gıda sorunu büyümektedir.
Bunun sonu ya katliamcı faşizmdir ya da sosyalizm.
Ama 20 yıl sonra ama 50 yıl sonra.
Katliamlarla, savaşlarla da ayakta kalabilmeleri zordur. Belki son çırpınışları olur.
İyisi mi oturup şimdiden "Nasıl bir sosyalizm uygulanmalı?" diye düşünmeye, tartışmaya başlasınlar. Çünkü devrildiklerinde çok geç olabilir.

Ayejj
08-10-2008, 18:40
Pante adlı üyeden alıntı:Sosyalizm için de en ideal devrim ABD'de olur.
Aslında ABD şimdi yaptığı müdahalelerle bir çeşit sosyalizm yapıyor zaten.

kandahar
08-10-2008, 21:57
Boş hayaller kurmayın sevgili sosyalist dostlarım. Sosyalizm ancak manda söğüt dalına yuva yaptığında olur, hele hele Amerika'da asla.

mutluluk35
09-10-2008, 00:44
Krizin bilinçli bir planın ürünü olduğunu düşünmüyorum.Bence sorun sermaye sahiplerinin yaptığı yatırımların nitelik değiştirmesinden kaynaklanıyor.Gün geçtikçe yatırımlar artan oranlarda üretim faaliyetlerinden hizmet sektörüne doğru kayan bir eğilim gösteriyor.Sana-yiye dayalı üretim değer yaratan,bir maddeyi evirip çevirip ondan daha değerli bir ürün çıkaran bir işleyiş tarzına sahiptir.Toplumsal zenginlik,bu değer işçiden çalınmış olsada -ki bu sonucu değiştirmez-artmaktadır.Oysa sermayedarlar artık üretken girişimde bulunmadan da kar sağlamanın yollarını buldular.Koltuğundan kıpırdamadan dolar ile euro arasındaki 0,001 lik kur farkından,açık piyasa işlemiyle milyonlar kaldırmayı keşfettiler.Bu artık sömürü düzeninin de sömürülmesi demek.Kapitalizmin bir an önce böyle spekülatif faaliyetlere dayalı yatırımlardan kurtulup,sanayiye dayalı üretime ağırlık vermesi gerekir.Ya da bankacılık sistemindeki işleyişte sermayenin serbest dolaşımını sınırlayıcı vergiler koyulabilir.En azından Çindeki adamın bir tuşla parasını İngiltereye aktarması zorlaştırılmış,bunu yaptığı takdirde de hükümetlerin vergilerden elde ettiği gelir ile,böyle kriz zamanlarında ihtiyaç duyulan para sağlanmış olur......

-InVi-
09-10-2008, 19:06
Izlanda Iflas Etti !
www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=107534

okinono
09-10-2008, 21:32
Yahudiler `Krizden sorumlu değiliz` dedi
Amerika`nın önde gelen Yahudi kuruluşlarından Ayrımcılık ve İnkarla Mücadele Birliği (ADL), ekonomik krizle birlikte Yahudi karşıtlığının da yükselişe geçmesinden yakındı.

Amerika`nın önde gelen Yahudi kuruluşlarından Ayrımcılık ve İnkarla Mücadele Birliği(ADL), ekonomik krizle birlikte Yahudi karşıtlığının da yükselişe geçmesinden yakındı. ADL internet sitesine üye olan kullanıcılara gönderilen e-postalarda, `Kriz nedeniyle Yahudiler suçlanıyor. Bu tehlikeli nefrete karşı durmak için yardımınızı bekliyoruz` denildi. Yahudi karşıtlığının ekonomik buhranların yaşandığı dönemlerde güçlendiğine dikkat çeken ADL, `Mevcut durum da bir istisna değil. Yahudi karşıtı söylemlerin özellikle internette önemli ölçüde yayıldığına şahit oluyoruz` açıklamasını yaptı. Küresel mali krizden Yahudi lobisini sorumlu tutan mesajlarda `Yahudiler, Wall Street ve hükümete sızıp ülkemizi yerle bir etti`, `Onlar sadece parayı sever. Hiçbir inanç sistemi ya da din kurbanlarına bu kadar acımasız olamaz` gibi ifadeler yer alıyor. Amerika`nın önde gelen Yahudi kuruluşlarından ayrımcılık ve inkarla Mücadele Birliği(ADL), ekonomik krizle birlikte Yahudi karşıtlığının da yükselişe geçmesinden yakındı.




09.10.2008

http://www.tumgazeteler.com/?a=4198795

kandahar
09-10-2008, 22:04
......

Krizin başlangıcı kredilerin batması yüzünden oldu. Batık kredilerin sebebi de "olumlu tavır" yasası yüzünden kredibiliteleri düşük olan ve normal şartlarda ipotek kredisi alamayacak olan gelir gruplarına mensup insanlara (ki bunlar büyük oranda Latin Amerikalı göçmenler ve siyahiler) kredi verilmesinin desteklenmesi ve bunun da bankerlerce sonuna kadar sömürülmesi. Buna bir de Irak savaşının, Afganistan'daki durumun yarattığı ek masrafları da eklersek bu durumun kaçınılmaz olduğu ortada.

Yahudiler'in suçlanmasına gelince; elbette suçlanacaklar, AIPAC'ın inanılmaz bir gücü var, başkanlık adayları zırt-pırt üstlerine vazife imiş gibi "İsrail'i korumanın önemi", "İsrail'in dokunulmazlığının ABD'nin birinci önceliği olduğu" gibi laflar ediyorlar. FED ise daha önce de belirttiğim gibi tamamı Yahudiler'den oluşan bir yönetime sahip. Irak savaşı neden yapıldı? İsrail için. Afganistan'a neden girildi? Orta Asya'da kontrolün sağlanması için ama daha önemlisi muhtemel İran savaşında doğu cephesi olarak kullanılması için. İran'a neden saldırılması düşünülüyor? İsrail'i gerçekten tehdit eden tek ülke olduğu için. Ülkemize dönecek olursak neden Kürt devleti kurulmak isteniyor? İran, Türkiye, Suriye ve Irak'ın hep beraber ABD uydusu olacak Kürt devletiyle enerjilerini harcamaları ve İsrail'i rahatlatması için. Molla Barzani'nin her ay Mossad ajanlarından para alması da bu bağlamda tesadüf değildir. Listeyi uzatmak mümkündür...

Türkiye açısından tek olumlu nokta ise halka yutturulmak istenen "morgıç" zokasının -ki Türkçesi "ipotek"tir- halk tarafından yutulmaması. Eğer halk "morgıç"a rağbet etseydi kriz çok daha ağır olurdu ülkemizde. Gene de önümüzdeki süreçte pekçok kişinin evini satmak zorunda kalacağını ve emlak fiyatlarında ciddi düşmeler yaşanacağını düşünüyorum.

-InVi-
10-10-2008, 04:58
Dünyada birer birer bankalar batarken
ülkeler iflas ederken
alman otomotif endüstrisi üretimi aksatma karari alirken
alman bankalarlari dünya piyasalarindan kredi bulamazken
batmamak icin bankalar arasinda finansal birlikler saglanirken
kücük ve orta ölcekli esnaflar ve sanayiciler piyasada kredi bulmak ile zorlanirken
türkiydeki dünya kapitalist piyasasi ile tam entegre olmamis bankalar'in durumu gayet iyi....

acaba türkiyde'de artik banklar piyasasinda bir kac banka bir cati altinda toplanmayi düsünmeye baslamasi icin
daha hangi sartlarin olusmasi lazim ?

aydoe
10-10-2008, 10:29
Dikkat! Büyük Kriz Geliyor!

Ne yapacağız,bu dikkat taş düşebilir,ayı çıkabilire benziyor!
Parası turası olan zaten krizde daha fazla kazanıyor,faizler yükseliyor para değer kazanıyor parası olan parasına para katıyor.
Borcu olanın ise borcu artıyor ama borçlunun kriz ortamında para bulup borcunu ödemesi zaten mümkün değil.
Neticede krizde olan yine garibana fakire fukaraya ,borçluya ve geri kalmış ülkelere oluyor.
Krizden çıkamadık ki yeni gelecek krize hazırlıklı olalım.
Elle gelen düğün bayram diye başımıza geleni seyredecez ,hayırlısı:)

Dün gece apartmanda yönetim toplantısı vardı ,ithal kömür yakıyoruz,ülkemize 185 dolardan girmiş olan ithal ömür 500 dolar olmuş şaşırdım kaldım.
İthal kömür olmasa ne olur ne yakıyorduk eskiden soğuktamı oturuyorduk?
Doğal gaz yoktuda yemek pişmiyormuydu?
Adamlar önce ucuza verip alıştırıyor sonrada fiyatı arttırıyor.
Eroin satıcılarıda baştan bedava veriyorlar 3-4 doz,sonrada esir alıyorlar.Herşeyini kaybediyorsun.
İşte bağımlılık böyle birşey.

kandahar
10-10-2008, 16:42
Dün gece apartmanda yönetim toplantısı vardı ,ithal kömür yakıyoruz,ülkemize 185 dolardan girmiş olan ithal ömür 500 dolar olmuş şaşırdım kaldım.
İthal kömür olmasa ne olur ne yakıyorduk eskiden soğuktamı oturuyorduk?
Doğal gaz yoktuda yemek pişmiyormuydu?
Adamlar önce ucuza verip alıştırıyor sonrada fiyatı arttırıyor.
Eroin satıcılarıda baştan bedava veriyorlar 3-4 doz,sonrada esir alıyorlar.Herşeyini kaybediyorsun.
İşte bağımlılık böyle birşey.

Adamların bir suçu yok ki abi. Türkiye yaptı o doğalgaz anlaşmasını, hatta Ruslar'dan rüşvet aldılar. Böylece ihtiyacımızdan fazla doğal gazımız oldu bir de depolama tesislerimiz olmadığı için ve doğal gazı kullansak da kullanmasak da alma taahhütü verilmiş olduğundan gelen doğal gazın fazlası da depolar yapılana kadar havaya salınmakta. Yani bağımlılık zaten yok ve doğal gaz Türkiye'nin pek çok bölgesi için bir lüks, almazsın doğal gaz olur biter, fakat gider de ihtiyacından fazlasını da alırsan sonra gider Adana'ya Antalya'ya doğal gaz döşersin...

Bence sen apartman yönetimini protesto için oturma odasına ren geyiği derisinden çadır kur orada yatıp kalkın bu kış.

-InVi-
10-10-2008, 17:22
allah allah,
benim bildigim tüketiciler eger ülke disindan gelecek olan ayni kalitede bir ürünün , fiyati eger ülke icindeki ürün ile düsük ise, bu ürün alinir.....
acaba kapi önümüzdeki kömürün fiyati ne kadar ki ?
birde tabi sormak lazim, rus bize gazi satarken, kimin gazini satiyor ?
özbekistanin, türkmenistanin gazini satmiyormu ?
peki türkiye niye direkt buradan gaz al(a)miyor ?


ama bu kriz ile aklima bir soru daha takilmadi degil, aslinda bu tür krizlerin sistem icinde mutlaka olmasi gerektiginin bilincindeyiz, ve bizim varsayimlarimiz öyle ki, bu krizlerin sayesinde magdur olanlar "isyan" edip, ikitidari ele gecirebilmeleri icin zaten bir ön sart olarak kabul edilir....
peki de facto ne oluyor ? yani bu krizden öncelikle banka sektörü magdur ve bu magduriyet ilerki yillarda tüm kredi sektörünü yani halki yakindan ilgilendirecek, ve yankilari daha derinden hissedilecek, peki magdurlar beklemkten baska ne yapmakta ?
sitemin kendi kendine cökmesini beklersen, liberal kapitalist sistem kendi icinde kangren olmus bu tarafini kesip atip güclenerek yoluna devam edecekmis gibi geliyor.
bu kriz sayesinde dünya sermayesi bir kac büyük bankanin ellerinde toplanacak, bunlar tarafindan kontrol edecek, ve bu "savas"da kayip edenler pazardan yok olmaya mahkum olacaklar gibi geliyor bana....

pante
24-10-2008, 19:53
Kriz geldi ve kolay atlatılacak gibi görünmüyor.
Bankalar birbirine kredi vermeyi de kesti.
Büyük bir sermaye ihtiyacı var.
Ama diğer yandan güçlüleri kıskandıracak şekilde kasaları dolu olanlar da var.
Arap Emirlikleri bunların başında geliyor. Emperyalistlerin iştahlarını kabartacak zenginliğe sahipler. Bir savaş ortaya çıkması halinde bence hedefteler.

Bu kriz ezberleri tek tek bozuyor.
"Devlet küçülsün, sadece sosyal-siyasal konularla ilgilensin, ekonomiye bulaşmasın" diyen liberaller şimdi devlete sığınıyorlar, devlete el açıyorlar.
"Ulus devlet öldü" diyenler, "Serbest Piyasa ekonomisinin alternatifi yok" diyenler hayal kırıklığı yaşıyorlar.
Küresel kriz, küreselleşmeyi de çökerteceğe benziyor.

Kriz dalgasından etkilenmeyen yok gibi.
Bizimkiler de bizi teğet geçecek havasında.
Dolar 1,700, Euro 2,150 oldu şimdiden.
1,150'den 1,700'e çıkan dolara rağmen hala yalan politikalar içindeler.
Doğru önlemler alınmadığı, kaderci davranılıp "Allah büyüktür" diye geçiştirildiği takdirde belimizi doğrultamayabiliriz. Çünkü 2001 krizini sadece biz yaşadık, dünyada birşey yoktu ve çözümler çoktu. Yardım alındı, ihracata yönelindi vs.
Ama şimdi herkes kendi derdine düşmüş.

1929 krizinin boyutlarını aştığı takdirde ve bunalım birkaç yıla yayıldığı takdirde, bu iletişim ortamında müthiş hızla büyük değişimler yaşanabilir, hükümetler değişir, sağ partiler zayıflar, sol yükselir, örgütlenmeler genişler-güçlenir, birçok ülkede devrimler yaşanabilir.
Rusya'da sosyalizme dönüş dahi olabilir.

Bu kriz sosyalizmin yeniden keşfedilmesini sağladı. Sovyetlerin yıkılmasından sonra sosyalizm konusunda umutlarını yitirenler, yıllarca sahip oldukları ideoloji nedeniyle eziklik yaşayanlar için ise moral kaynağı oldu. Geçmişteki fikirlerinin tekrar itibarlı hale gelmesiyle yeniden doğdular.
"Tek Yol Devrim" ve "Yaşasın Sosyalizm" sloganlarına rağbet yükseleceğe benziyor.
Sosyalistler, devrimciler krizin keyfini çıkarın! :)

AKHENATON
24-10-2008, 19:57
Kriz falan yok sadece keriz silkeleme operasyonu var, amerika 2011 de ıraktan çıkacak.Bop 2012 endeksli,

niye acaba ?

gördüğüm kadarıyla tarihi hala çözememişsiniz.

Ayejj
25-10-2008, 00:34
Türkiye ekonomik krizden acaba etkilenir mi?diye düşünenlere hayret etmekteyim.Türkiye ekonomisi zaten küresel kriz başlamadan öncede kriz halindeydi.Yani zaten krizde olan bir ekonomi için acaba krize girer mi denilmesi gülünç.

İşsizlik dağ gibi,konut ve araç satışları durgunluğa girmiş, halkın alım gücü erimiş bir haldeydik.

emrekalkavan
13-12-2008, 05:39
cpYüce Allah Kuran-ı Kerim de şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz biz Firavun'un ailesini belki öğüt alırlar diye kıtlık ve meyvelerden eksiltme yoluyla sıktık." (A'raf, 7/132)
http://80.93.216.130/yazar/9503/krize_farkli_bir_bakis.html

aydoe
13-12-2008, 13:09
İşimiz Allah'a kaldımı diyorsun,hapı yuttuk o zaman.
Çünkü doktorlar Allah büyük ,Allahtan umut kesilmez dediyse o hasta yakında mefta olacak demek oluyor.

"Şüphesiz biz Firavun'un ailesini belki öğüt alırlar diye kıtlık ve meyvelerden eksiltme yoluyla sıktık." (A'raf, 7/132)

Kıtlık açlık çeken afrika ülkeleri Etopya falan,Afganistan mı Firavunun ailesi oluyor?
Amerika'da tabaklar ülkemizdekilerin 2 misli büyüklükte

Yüce Allah'ın kıtlık, sıkıntı ve krizlerle imtihan etmesi tarihin her döneminde olmuştur. Bu imtihanlar bazen insanların ibret almaları, ders çıkarmaları, bazen ahlâk eğitiminden geçirilmeleri, bazen sabır güçlerinin artırılması, bazen de başka gayeler için olmuştur.

İşte dinin toplumları uyutmasına en güzel örnek,kapitalist dünya düzende bir avuç insanın dünyaya hakim olması ve insanları açlığa yoksulluğa Allahtandır diye inandırılması için Allah'la kandırılmasına örnek vermişsin.
Ülkemizde giderek yoksullaştırılırken dinci kimliğe bunun için dönüştürülmekte.
Halk tevekkül etsin Allahtan desin ,baş kaldırmasın,ümmet olsun sürü olsun kolay güdülsün.

mhmd
13-12-2008, 13:45
Kriz tamamıyla duygusal!

Farklı bir bakış açısı olmuş. Her bakış açısının öznelliğiyle birlikte.

ABD finans şirketlerinde başlayan olumsuzluklar önce bu ülkenin tüm finans şirketlerini daha sonra yakın pazar finansörlerini etkiledi. Kabul edilebilir sınırlar içinde bir kayıp olsa, reel sektöre ve uluslararası düzeyde çok da fazla hissedilmeden geçebilecek bir yapıya sahipti. Ancak kayıp çok büyüktü. Ancak suya atılan taştan yayılan dalgalar gibi bir kriz düşünüyorsak yanılırız. Pek çok ayağı olan bir operasyon!!! dur bu durum.

"1. ÇİN: Çin yuanı düşük tuttu, döviz rezervi artınca Batı'ya borç verdi. Bu nedenle faiz oranları düştü, emlak balonu büyüdü.
2. LİKİDİTE BALONU: Batılı ekonomilere ucuz para aktı. 2000'lerin başında ticaret fazlaları arttı.
3. KÂR ARAYIŞLARI: Düşük faiz ve bol para, yatırımcıları riskli varlıklara yöneltti. Talep, fiyatları baskı altına aldı. Sub-prime kredileri dönmedi, piyasa yıkıcı sonuç riskini keşfetti.
4. SUB-PRIME KREDİLER: Para bollaştı, düşük gelirliler ödeyemeyecekleri borçların altına girdi. Krizin ana nedeni olarak gösterilen bu durum aslında buzdağının su üzerindeki parçasıydı.
5. BORÇLU SATIN ALMALAR: Ucuz para dünya genelinde borçlu satın almaları yaygınlaştırdı. Bankalar sahip oldukları mevduattan daha fazla borçlandı.
6. KURMAK VE DAĞITMAK: Yüksek getirili yatırım çılgınlığı bankaları mortgage alanında menkul kıymet varlıkları üretmeye ve bunları yatırımcıları satmaya yöneltti. Ancak bankalara güven çökünce kimse borcun nerede olduğunu bulamadı. Bu durum piyasalara müdahalelerin başlamasına neden oldu.
7. ALAN GREENSPAN: Greenspan piyasalar çöktükçe faiz indirimini kullanarak balonu iyice şişirdi. Şimdi piyasaların güvenini sağlayabilmek için çok daha büyük faiz indirimleri gerekiyor.
8. DEMOKRATLAR: Demokrat Başkan Bill Clinton, ticari ve yatırım bankacılığının ayrılmasını sağlayan Glass-Steagal yasasının iptaline onay verdi. Demokratlar Fannie Mae ve Freddie Mac'te reformu da engelledi.
9. CUMHURİYETÇİLER: Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz'in 3 trilyon dolarlık savaş olarak tanımladığı Bush'un Irak macerası ABD ekonomisini çökertti. Borçlar hızla arttı.
10. DÜZENLEYİCİLER: ABD, İngiltere ve İzlanda gibi ülkelerde finans sektöründeki aşırılıkları dizginlemekte başarısız sonuçlar alındı. Finans merkezleri arasındaki rekabet de buna eklendi ve düzenleyicilerin etkisi sınırlı kaldı.
11. KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI: Düzenleyiciler karmaşık yatırımcılara verilen kredilerin kalitesi konusundaki kararları Standard & Poors ve Moody's gibi kuruluşlara bıraktılar. Ancak riskli kredilere yüksek notlar verildi.
12. MALİ HİZMETLER DAİRESİ (FSA): İngiltere'nin finans sektöründeki ana düzenleyici kuruluşu şu anda bankalar arasındaki bütün ilişkilere müdahil oluyor. Ancak bunu yapmadığı için Northern Rock'ın batmasını engelleyememişti.
13. AÇGÖZLÜ BANKACILAR: Birçok bankacı kısa vadeli piyasa spekülasyonlarıyla milyonlarca dolar kazandı. İşlemcilerin yönetim kurullarındaki patronları onların kumar oynamalarına izin verdi.
14. TÜKETİCİLER: İşlemcileri, banka patronlarını ve denetleyicileri suçlamak kolay; ancak kimse tüketicileri çok yüksek faizlerle ev almaya, Karayipler'de lüks tatil yapmaya ya da lüks ürünler almaya zorlamadı.
15. MARGARET THATCHER: Piyasa ekonomisinin ateşli savunucularından Thatcher, İngiltere'de mortgage piyasası üzerindeki sınırlamaları hafifletip, insanların ev sahibi olma tutkusunu körükledi.
16. SÜBJEKTİF RİSK: Güçlü konumlarda bulunanların verdikleri yanlış kararlar sistematik risk rehlikesini daha da büyüttü.
17. GORDON BROWN: İngiltere tarihindeki en büyük emlak patlaması onun döneminde gerçekleşti. Ancak artan bütçe açığının da etkisiyle yanlış kararlar aldı. Tony Blair de bunları seyretti.
18. HESAPLAMA SİSTEMİ: Düzenli kâr-zarar hesabına dayalı muhasebe sisteminin şirketlere açıklık getirmesi amaçlanıyordu. Ancak bankaların çoğu varlığı için piyasa olmaması bankaları yoğun bir şekilde zarar yazmaya itti. Bu da onlara duyulan güveni azalttı.
19. BASEL 2: Basel 2 banka sermayesi kuralları bankaların yeterli miktarda likiditeye sahip olmaları konusunda gerekli etkiyi yaratmadı. Northern Rock ve Bradford & Bingley sermayeye ilişkin koşulları karşılamışlardı ancak bu tasarruf sahiplerinin paniğini önlemeye yetmedi.
20. EMLAK KOMİSYONCULARI: Onlar sadece işlerini yapıyordu. Ev sattılar ve kimse onları sevmedi."
Kaynak, http://bankredi.blogspot.com/2008/11/global-kriz-neden-ikti_29.html (13.12.2008)

Genel bakışımız ile darmadağın ve birbirlerinden bağımsız odakların kötü yönetilmesi olarak görülen bu kriz, bize göre 1929 finans operasyonundan! sonraki en büyük operasyondur!!!.

Neden operasyon! olarak değerlendirdiğimizi ise bir sonraki yazımıza bırakacağız.

prozac
13-12-2008, 14:50
Ahmet Varol - Vakit :)
C/P yapılmıs alıntı oldugunu belırteydın iyi olurdu
http://80.93.216.130/yazar/9503/krize_farkli_bir_bakis.html


Geçmiştede depremler için oralar fuhuş yuvası demşti birileri ;)

mhmd
13-12-2008, 17:02
Biz de intihal yapılmış bir yazıya mı görüş beyan ettik?
Kendimizi Don Kişot gibi hissetmemek için şöyle düşüneceğiz.
Ahmet Varol'a karşı yazmış olalım...

dilaver
27-01-2009, 18:43
Bir açılış konuşmasında Hoca'nın konuşması. Biraz uzunca bir yazı ama son derece faydalı oldugunu düşünüyorum. Tartışılması dilegiyle :

Kapitalist Üretim ve Ekonomik Kriz

(Tülin Öngen)* Prof. Dr. Sbf öğretim üyesi

Küresel kapitalizmin ilk genel kriziyle karşı karşıyayız. Bu, ne tek başına finansal bir krizdir ne de salt ekonomik durgunluktan ibarettir. Söz konusu olan kapitalizmin tarihsel bunalımıdır ve bu bugün de çıkmış değildir. Kriz süreci 1970’lerde başlamıştır; o tarihten itibaren inişli çıkışlı bir seyir içinde ilerleyip, kapsamını her geçen gün biraz daha genişletmiş ve bugün bu noktaya varmıştır.

Öte yandan bu ölçekte ve çapta bir bunalım ilk kez de yaşanmıyor. Eğer kapitalizm devam edecek olursa, bu onun son genel bunalımı da olmayacaktır. Çünkü, krizler, kapitalizmin hareket yasalarından biridir. Kapitalizmin sürekli krizlere mahkum olmasının temel nedeni ise, kapitalist üretimin anarşik doğasıdır.

Bu noktada öncelikle iki tür krizi ayırt etmekte yarar vardır. İlki, periyodik (devrevi) veya ticari krizler (iş çevrimleri) olarak da adlandırılan, yani belirli aralıklarla gündeme gelen ve daha çok üretim ile tüketim arasındaki göreli dengesizlikten doğan kısa süreli (geçici) krizlerdir. İkincisi ise, daha önce örneklerini 1873-93, 1929-40 aralıklarında gördüğümüz, en son olarak da bugün yaşadığımız türden uzun süreli ve genel-yapısal krizlerdir (birikim krizleri).

Her iki kriz türü de kapitalizme içkin olup, esasen onun yapısal bir özelliğini oluşturur. Dolayısıyla, liberallerin öne sürdüğü gibi geçici, arizi veya sisteme dışsal olgular değildir. Kapitalizmde üretimin insan ihtiyaçları yerine “kar” mantığına dayanması, üretim ile tüketim (insan ihtiyaçları) arasındaki dengenin bir türlü kurulamaması sonucunu doğurur.
Bu tarihsel ve teorik saptamaları yaptıktan sonra bugünkü krizi daha iyi anlamak için bazı genel açıklamalara ihtiyacımız olacaktır:

Birincisi, kapitalizmin krizleri ile birikim ve sınıflar mücadelesi arasında tarihsel ve yapısal bir bağın bulunduğudur.
İkincisi, birikim krizlerinin, salt iktisadi sonuçlar doğurmakla kalmayacağı, aynı zamanda tüm toplumsal ilişkilerde ve siyasal-ideolojik üst yapılarda da tıkanmaya yol açacağıdır. Çünkü üretim, salt ekonomik-teknik süreçlerden ibaret değildir; aynı zamanda insan faktörünü, dolayısıyla insan ilişkilerini ve ondan doğan çatışmaları da içeren sosyal bir süreçtir. Bundan ötürü, ekonomik krizlere onlarla eşzamanlı ve ardışık bir biçimde gelişen sosyal ve siyasal bunalımların eşlik etmesi kaçınılmazdır. Nitekim, geçmişte yaşanan tüm birikim krizleri kapitalist toplumsal formasyonların yeniden kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

Üçüncüsü, birikim krizlerinin, ya aynı üretim tarzı içinde toplumsal formasyonun yeniden kurulmasıyla-yeni bir birikim tarzına geçişle- ya da başka bir üretim tarzına geçişle-devrim- sonuçlanacağıdır. Hangi şıkkın geçerli olacağını hiç kuşkusuz sınıflar mücadelesi belirleyecektir.

Bundan önce yaşanan iki büyük bunalım, ekonomiden siyasete, kültürden ideolojiye kadar tüm kapitalist toplumsal formasyonların dönüşümünü beraberinde getirmiştir. Örneğin, 1929 krizi, yoğun sermaye birikimi rejimine ve onunla uyumlu tekelci düzenleme tarzına geçişle aşılabilmiştir. Bu bağlamda bir yandan yeni bir devlet formu- Keynesci Refah Devleti- ve temsili demokrasi (sınıfsal temelde temsile dayanan bir siyasal rejim) gelişirken öte yandan uzlaşı ve sınıfsal işbirliğine dayanan yeni bir endüstriyel örgütlenme gerçekleşmiştir. Bu sayede sınıflar mücadelesi kontrol altına alınmış, yeni bir toplumsal örgütlenme tarzı ve toplumsallık anlayışı (refah toplumu) ile bunlara denk toplumsal ve siyasal ideolojiler (sosyal demokrasi) geçerli kılınmıştır.

Ne var ki keynesci politikalar da birikim sorununu tam anlamıyla çözüme kavuşturamamıştır. Keynesci kapitalizm, sorunları kısmen çözmekten, daha çok da ötelemekten öteye gitmemiştir. Çünkü, bu politikalarla artık değerin realizasyonu sağlansa da, artık değerin uzun vadede çoğaltılması mümkün olmamıştır. Sonuçta ‘60’ların ikinci yarısından itibaren yeni bir durgunluk süreci başlamıştır. Üretkenlik ve üretimde yavaşlamayla başlayan söz konusu durgunluk, daha sonra kamu açıklarının, iç ve dış borçlanmanın artması, pazar ve birikim alanlarının daralması, işsizlik ve enflasyonun tırmanmasıyla devam etmiştir. Öte yandan ekonomik sorunlara temsili demokrasinin tıkanması, burjuva ideolojisi ve meta kültürünün ciddi açmazlarla karşı karşıya kalması eşlik etmiştir.. Bunlara daha sonra finansal krizlerin de eklenmesiyle birlikte tıkanıklık dünya ölçeğinde genelleşmiştir.

Biraz önce kriz, birikim ve sınıflar mücadelesi arasında tarihsel ve yapısal bir ilişki bulunduğundan söz etmiştik. Bu nokta üzerinde biraz daha durmakta yarar vardır. Bir kere, sermaye, var olabilmek, yani hem rakipleri karşısında varlığını sürdürebilmek hem de sınıflar mücadelesini kontrol altında tutabilmek için, bir yandan değerlenmek (üretilenlerin tüketilmesi) öte yandan birikmek (genişletilmiş yeniden üretim) zorundadır. Sermayenin artık değeri gerçekleştirebilmesi ve artığı çoğaltabilmesi (sömürüyü artırmak) ise, maliyetlerden tasarruf edebilmesine ya da üretkenliği artıracak yöntemleri üretime sokabilmesine bağlıdır. Bu amaç doğrultusunda sürekli yeni sömürü yolları ve biçimleri denenir. Örneğin, ücretler kısılmak ve çalışma süreleri uzatılmak suretiyle sömürü -mutlak artık değer- artırılmaya ya da üretimin teknoloji tabanı değiştirilerek üretkenlik yükseltilmeye-göreli artık değer artışı- çalışılır.

Buna karşılık alınan tüm bu önlemler, sermayenin organik bileşiminin yükselmesiyle sonuçlanır. Başka bir deyişle, bunlar, sabit sermayenin (ölü emeğin) değişken sermaye (canlı emeğe) oranını artırır. Bu da, kapitalist üretimde aşırı birikim dediğimiz bir soruna yol açar. Bu sorun, üretimle tüketim arasındaki dengeyi tümden altüst ederek, hem üretimin realizasyonu sorununa (eksik tüketim ya da fazla üretim) hem de karlılık krizine (kar oranlarının düşme eğiliminin artması) yol açar. Sistem sağlıklıysa, yani kar oranlarında düşüş eğilimi göreli olarak yavaşsa, bazı mali ve idari operasyonlarla bir süre sonra denge yeniden kurulabilir. İşte, periyodik krizler, ticari krizler, iş çevrimleri bu tür tıkanıklıklara örnektir. Gerçekte bu tür tıkanıklıklar, üretimle tüketim arasındaki dengenin yeniden kurulmasını ve yeni bir genişleme dönemine girilmesini sağladıklarından, bir anlamda sistemin termostatı görevini de görürler.

Ancak, sistem sağlıksız ise, yani kar oranlarının düşme eğilimi sürmekte ve tersine çevrilmesi bir türlü mümkün olmuyorsa, birikim krizi kaçınılmaz hale gelir. Buna bir de üretim döngüsüne paranın aracılık etmesinden doğan sorunlar –mali krizler- eklendiğinde, krizin derinleşip, yaygınlaşması artık an meselesidir.

Bugünkü kriz işte bu türden bir yapısal sorunun ifadesidir; yani tıpkı 1929’da olduğu gibi aşırı birikim olgusundan doğan ve doğrudan üretim alanıyla ilgili bir tıkanıklığın ürünüdür. Son krizin öncekilerden bir farkı, finansal sermayenin küreselleşmiş ve bütünleşmiş olması ve kapitalist ekonominin işleyişinin neredeyse ana motoru haline gelmiş bulunmasıdır (sermayenin üretimden uzaklaşıp paradan para kazanmaya yönelmesi); bu da, krizin hem küreselleşmesine neden olmakta hem de yapısal sorunların çözümünü sınırlamaktadır.. Bir başka fark da, siyasal iktidarların ellerindeki çözüm seçeneklerinin büyük ölçüde tükenmiş bulunmasıdır. Bu olgu da, krizin ekonomiden sosyal ve siyasal alana taşınmasında ve çözümsüzlüğün artmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Kriz süreçlerinde bir yandan sınıflar arasındaki çatışma artar ve toplumsal kutuplaşma derinleşirken öte yandan sistemin yeniden yapılanmasının koşulları da oluşur. Örneğin, sermaye kriz koşullarından yararlanarak emek üzerindeki hakimiyetini restore etmeye çalışır. Bu yüzden emeğe saldırılar yoğunlaşır, emek üzerindeki zor ve baskı artar ve daha boyutlanır. Buna karşılık emekçiler de bu dönemde sistemin gerçekleri ve zorbalığı ile yüzleşmek zorunda kalır. Yani, kriz süreci emekçilere çok ağır bir ekonomik ve sosyal bedel ödetmekle birlikte -kuşkusuz belli koşulların varlığı durumunda- emeğin direnme kapasitesinin gelişmesine neden olarak, bağımlı sınıfların kendi kaderine sahip çıkma fırsatını da yaratabilir.
Bir kere, kriz dönemlerinde siyasal iktidarlar, yalnızca ekonomik sorunlarla baş etmek zorunda kalmaz, aynı zamanda onların toplumda yarattığı hoşnutsuzluklarla boğuşmak durumunda kalır. Bu bağlamda, sistem karşıtı direnişleri kontrol edebilmek ve bastırabilmek için yasal-politik, hatta askeri zor araçlarına daha fazla başvurur. Bu yüzden kriz dönemlerinde genellikle toplumsal bunalımlar da derinleşir ve yaygınlaşır.. Sisteme duyulan inanç ve güven azalırken, düzene dönük sorgulamalar ve karşı çıkışlar artar; alternatif arayışlar gündeme gelir:. Kısaca, bir meşruiyet bunalımı boy gösterir. Sermaye, ancak emek üzerindeki egemenliğini restore edebildiğinde (sınıflar mücadelesini kazandığında) krizden çıkılır; aksi halde sınıflar mücadelesi sürer, hatta savaşı pekala ezilen sınıflar da kazanabilir. Yani, krizlerin kesin bir çöküşle sonuçlanması gibi bir zorunluluk yoktur, ancak bu olasılık da her zaman geçerlidir.

Son otuz yıllık kriz sürecinde sermaye emek üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmek üzere küresel ölçekte çok kapsamlı bir projeyi uygulamaya sokmuştur. Bu projenin üç bileşeni vardır: Yeni liberalizm, yeni sağ ve yeni muhafazakarlık.

Yeni liberalizm; ekonomik işleyişi yeniden düzenlemeye dönük kurum, kural ve enstrümanları içerir. Nitekim, bunların devreye sokulmasıyla birlikte kapitalist dünyanın hemen her yerinde liberalizasyon, özelleştirme, taşeronlaşma, deregulasyon ve bunlara koşut olarak çalışma ilişkilerinin yerelleşmesi ve esnekleştirilmesi gerçekleşmiş, emek örgütsüzleştirilmiş ve güçsüzleştirilmiştir.

Yeni sağ proje; devlet biçiminin ve hukuk sisteminin değişmesini beraberinde getirmiştir. Örneğin, ademimerkezileşme ve yönetişim uygulamaları yaygınlaşmış, siyaset anlayışı ile devlet toplum ilişkileri köklü bir biçimde değişmiştir. Bu bağlamda yeni uzlaşma ya da çatışma biçimleri gelişmiş (müzakereci-katılımcı demokrasi ya da düşük yoğunluklu demokrasi ile onun bir unsuru olan düşük yoğunluklu çatışma stratejileri gibi), toplumsal antogonizmalar ile farklılıklar çeşitlenmiş ve çoğulculaşmıştır. Buna bağlı olarak da, sınıf dışı ya da çok sınıflı politikalar -kimlik ve farklılık politikaları- öne çıkmıştır. Söz konusu gelişmeler, bağımlı sınıfların sınıf mücadelesinden uzaklaşmasında ve sistem içi muhalefete yönelmesinde etkili olmuştur.

Yeni muhafazakarlık ise; yeni düşüncelerin ve değerlerin, bu bağlamda farklı bir toplumsallık anlayışı ile toplumsal örgütlenmenin geçerli hale gelmesinde belirleyici olmuştur. Nitekim, toplumun yerini birey alırken, haşin bir bireycilik kültü egemen hale gelmiştir. Yine, toplumsal parçalanma/kutuplaşma daha da artmış ve çok katlı bir toplumsal yapı oluşmuştur. Böyle bir ortam içinde sosyal darwinizmin çeşitli tezahürleri ortaya çıkmaya başlanmıştır. Örneğin, risk toplumu modeli ve bu eksende nimet-külfet anlayışı geçerli olmuştur.. Öte yandan toplumsal patlamaları kontrol altına almak üzere kimi tampon mekanizmalar da oluşturulmuştur. Bu çerçevede sadaka-himmet uygulamaları, ağ tipi yardım ve dayanışma örgütleri yaygınlaşmıştır.

Dinin ve fundamentalizmin yükselmesi veya siyasallaşması ile milliyetçilik, mikro milliyetçilik ve ırkçılığın yaygınlaşmasını da tüm bu dönüşüm sürecinin birer göstergesi olarak değerlendirmek mümkündür. Türkiye de, 12 Eylül’’den ve Özal’dan AKP’ye uzanan zaman tünelinde yukarıda sıralanan tüm bu operasyonlara tanık olan ülkelerden biri olarak köklü bir dönüşüm geçirmiştir.

Nitekim bu dönemde emeğin kazanılmış bütün hakları gasp edilir ve çalışanlar sıkı bir biçimde disiplin altına alınırken, sermayenin toplum üzerindeki kontrolü ve siyasal baskısı giderek artmıştır. Terör bahanesiyle vatandaşlık hakları kısıtlanıp, otoriter ve militarist düzenlemeler meşrulaştırılmaya çalışılmış (güvenlik devleti kavramı ekseninde); böylece sınıf çatışmaları ve toplumsal patlamalar denetim altına alınmıştır. Son otuz yıl boyunca emekçileri sınıf kimliğine yabancılaştıran ve sınıf politikalarından uzaklaştıran, sınıfı kendi içinde parçalayan ve örgütsüzleştiren, sermayenin mutlak tahakkümü altına sokan yeni bir düzen tesis edilmiştir. Çalışanlar, bir yandan işsizlik ve yoksulluğa teslim olurken öte yandan sınıfsal aidiyet, bilinç ve sınıf kapasitesi açısından ciddi bir deformasyona uğramıştır..

Ne var ki emekçilere dönük bu sistemli saldırı ve kuşatmaya rağmen, neoliberalizm de iflas etmiştir. Bu süreçte kapitalist sınıf, epeyce zaman kazanmış, hatta belli anlarda krizden çıkış imkanları yakalamış ve bu arada hiç kuşkusuz kimileri çok büyük karlar elde etmiş olsa da, toplam sermayenin değersizleşmesi sorunu aşılamamıştır.

Bugün artık daha kritik bir eşikteyiz ve teorik olarak iki şık söz konusu: Kapitalist sınıf ya tekrar hegemonik bir sistem kurmayı başaracak ya da bunu beceremeyip, zor ve baskıyı daha da artıracaktır (hem iktisadi zoru artıracak hem de bunu siyasal, askeri zorla destekleyecek). Bu son şıkkın geçerli olması durumunda, baskının artması ve çatışmacı stratejilerle toplumun kontrol altında tutulması kaçınılmaz olacaktır. Önümüzdeki dönemde faşizmin yükselmesi, askeri diktatörlüklerin veya benzeri otoriter rejimlerin gelişmesi, bölgesel ve yerel savaşlar ile iç savaşların yaygınlaşması pek ala olasıdır.
Benim düşüncem, kriz yönetiminin ancak savaş devleti ile mümkün olacağı yönündedir. Sözünü ettiğim bu olasılık, ilkini gerçekleştirmenin imkanları daraldığı için (bu seçenekler daha önce denediğinden ve işe yaramadığı anlaşıldığından) daha yakın gözükmektedir. Şu anda izlenen politikalar ve otoriteryen-militarist arayışlar da bu ihtimali güçlendirmektedir.
Keynesciliğin ihyası ya da uluslar arası keynesciliğin denenmesi pek olası gözükmemektedir; zira, bugünkü ekonomik, siyasal koşullar ve sorunlar çerçevesinde bu modelin uygulanması son derece güçtür. Serbest pazar ekonomisinin açmazlarının bir ürünü olarak gündeme gelmiş olan düzenlenmiş kapitalizmin sistemin çelişkilerini çözmeye yetmediği ya da kalıcı bir çözüm olmadığı, dahası yeni sorunlar doğurduğu ortadadır.

Bu arada küresel kapitalizmin jeopolitik koşulları da paradoksu iyice derinleştirmektedir. Çünkü, küreselleşmeyle birlikte sadece pazarların sonuna gelinmemiş, aynı zamanda kapitalist üretimin tarihsel ve toplumsal sınırlarına da gelip dayanılmıştır. Artık günümüzde kapitalist üretici güçlerin geliştiğinden ya da kapitalizmin insanlara bir gelecek vaat ettiğinden söz etmek mümkün değildir.

“Ya barbarlık ya sosyalizm” ikileminin bir kez daha, üstelik daha net bir biçimde karşımıza dikildiği bir tarihsel eşikteyiz artık. Bir yanda meta üretiminin fazlalığından doğan israf öte yanda insan ihtiyaçlarının karşılanmamasından doğan sefalet.. Ya israfa ve ondan doğan sefalete son vereceğiz ya da enkaz toplamaya ve bu enkazın dehlizlerinde sürünmeye devam edeceğiz.. Latin Amerika bu tarihsel fırsatı son derece öğretici ve umut verici deneyimlerle değerlendirmeye çalışıyor. Orada ya da burada sonucu hiç kuşkusuz sınıflar mücadelesi belirleyecektir; daha açık bir deyişle, ya tercihini sosyalizmden yana yapan tarihsel öznelerin kolektif iradesi üstün gelecektir ya da bu başarılamayıp barbarlığa teslim olunacaktır.

Not:Yazi, Ozgür Egitim Platformu'nun 28 Kasim 2008'de Hukuk Fakültesi'nde düzenlediği panel-söyleşide yapılan konuşmasından alınmıştır"

saygılarımla

cigi
29-01-2009, 13:06
Sevgili dilaver;

Bu yazida cok güzel saptamalar var. Katki olmasi icin, özellikle Avrupa birligi ülkelerinde yasananlari, örnekleri ile yazmaya kalksam iki günümü alir.

Hollanda' da son günlerde toplu isci cikarmalari basladi. Almanya otomotiv endüstrisi ve buna bagli olarak calisan yan sanayi fabrikalari sallantida.

Cok basitce; ucuz isci ve ucuz üretim arayisi rekabetleri, en sonunda kalin bir duvara dayandi. Fakat bu isyerlerinin genel manegerlerinin ve takimlarinin, yillik 10 milyon eurolara kadar varan kazanclari vardi. Patronlarini siz düsünün artik.:)

Emekcinin; üstündeki elbisenin bir dügmesini hesaplayanlarin, her yil kazandigi yaklasik onlarca milyon eurolari. Nasil yer bitirirler ki bu parayi her sene.:confused:

Simdi anlatsinlar bakalim AB ülkeleri icin; sinirlar kalkti, serbest dolasim, her yerde calisabiliyoruz gibi süslü laflari.

Cin'e kosustular... Cin bile üretim yetistiremedi bu vampirlere..:D

Sizlere hemen tazecik bir aciklama:

lees voor08:30 29 Januari 2009
Opnieuw recordwinst voor Shell

2008 son ceyreginde ( Son 3 ay: NL vergi hesaplamalari ceyrek olarak olur ) Shell 4,8 milyar dolar kazanc sagladi. Böylece 2008 toplam kar kazanci 31,4 milyar dolar oldu. 2007 yilindan % 14 fazla kar artisi saglandi.

Hollanda Rotterdam Botlek liman bölgesinde bulunan Shell Pernis'in icindeki yollarin toplam uzunlugu 85 km. Bir tanede Shell Moerdijk var.

Bulundugu ülkenin iscilerine cikis veren, shell rafinerilerinin iclerinde emekciler olarak, genellikle kimler calisiyor dersiniz?;)

Bu kriz bizden teget gecmeye devam ediyor elhamdurillah. Hadi bakalim RTE ne yapacak senin Allah'in bu dualarina karsi, hep birlikte caresiz bekleyip görecegiz...

Saygilar.

cigi
29-01-2009, 14:02
Bu linkde Shell Pernis'i izleyebileceginiz kisa bir film ve bilgiler bulunmakta.

. 550 hektar ( 15 sene önce daha büyüktü ) ile hala, Avrupa ve Dünya'nin en büyük rafinerisi.
. 160.000 km. borularin toplam uzunluklari
. 416.600 varil günde, 21 milyon ton yilda, ham petrol islenir.
. 800 litre ham petrol, her saniyede damitilir.
. 800 tane olan, depolama tanklarinin kapasitesi 5 milyar litredir.
. Shell Pernis e bagimli olarak, cevresinde bir sürü irili ufakli, kimyasal fabrikalarda bulunmaktadir.

http://www.shell.nl/home/content/nld/aboutshell/shell_businesses/pernis/about/pernis_general.html

Saygilar

pante
11-02-2009, 18:31
ETUC üyesi üç emek örgütü TÜRK İŞ – DİSK – KESK, başta TTB-TMMOB-TÜRMOB olmak üzere diğer emek ve meslek örgütleri ile güçlerini birleştirerek krize ve krizin yarattığı sonuçlara yönelik EMEK CEPHESİ’nin sesini ve mücadelesini yükseltmek için;

15 Şubat 2009 Pazar günü İstanbul Kadıköy’de saat 12:00’de “KRİZİN BEDELİNİ ÖDEMEYECEĞİZ; İŞSİZLİĞE VE YOKSULLUĞA KARŞI BİRLEŞİK MÜCADELE! EMEK VE DEMOKRASİ Mitingi” yapıyor.

İşçileri, emekçileri, işsizleri,
Ayın sonunu getiremeyen emeklileri,
Tencere kaynatmakta zorlanan ev kadınlarını,
Geleceği karartılan gençleri, öğrencileri
Yok edilmek istenen çiftçileri ve tarım emekçilerini,

İşsizliğe, yoksulluğa, pahalılığa karşı
TÜM EMEKÇİLERİ VE EMEKTEN YANA OLANLARI OMUZ OMUZA KADIKÖY MEYDANI’NA davet ediyor.

Duyduk duymadık demeyin! :)


http://img21.imageshack.us/img21/4733/yeniresimjw1.th.jpg (http://img21.imageshack.us/my.php?image=yeniresimjw1.jpg)

cigi
11-03-2009, 15:34
Mizah dergisi Gırgır Tüzmen'in bu sözlerini eleştiren bir kapak yayınladı. Gırgır'ın bu kapağı çok konuşulacak gibi gözüküyor


http://i.radikal.com.tr/150x113/2009/03/10/fft16_mf134504.Jpeg

cigi
11-03-2009, 15:40
Öyle bir teget gececek ki;
Rüzgarindan kafanda sac kalmayacak.:D

Fakat insanlarimiza gülemiyorum.
Seni alkislarken zip zip zipliyorlar...

Az kaldi, cok az.....
Seni simdi alkislayanlar;
Secimlerden az bir zaman sonra,
Yerlerde sürünerek, dövünecekler, üstlerini baslarini paralayacaklar...

Onun icin gülemiyorum bu insanlara.

azınlık
11-03-2009, 16:24
Az kald, cok az.....
Seni simdi alkislayanlar;
Secimlerden az bir zaman sonra,
Yerlerde sürünerek, dövünecekler, üstlerini baslarini paralayacaklar...

Selamlar,

Alkışlayanlar o ne yapsa alkışlamaya devam edecekler, çünkü alkışlayanların başka alternatifi yok - bunlar göbeğini kaşıyanlar.

Ancak esas ben birkaç sene önce bunları pompalayanları çok merak ediyorum: RTE'yi pompalayan para babaları ve kendilerine de birkaç kemik düşer diye uman lümpen tayfa - bunlar da bidon kafalar.

İki sene önce "aman istikrar bozulmasın" diye AKP'ye oy veren çöpçü balığı tipli yüzlerce insan tanıdım. Bunların tamamı banka kredisi ile ömür boyu çalışsalar alamayacakları şeyleri elde avuçta ne varsa teminat gösterip hatta gerektiğinde tanıdıklarını kefil yapıp aldılar: X5 jipler, 700 bin Euro'ya daireler, yatlar, adını sen koy.

İçlerinden en az yarısı şimdi işsiz. İşsizlerin yarısının eşleri de işlerini kaybetti. Şu anda son kurşunlar atılıyor.

Yaz aylarında çok ciddi sosyal çalkantılara hazır olun.

Kriz ne zaman biter? En erken 2011, iyimser tahmin 2012.

A.

cigi
11-03-2009, 19:58
Şu anda son kurşunlar atılıyor.


Sevgili azinlik;

Kursun filan yok...Ne kursunu?
Kursun imal edecek ellerinde barutlari bile kalmadi.
Secim konusmalarinda yavas, yavas cark etmeye basladi, dikkat etsin herkes.
Danismanlarinin yazip, eline tutustururken, kafalarinda hangi tilkinin kuyrugunun sallandigini, bilinmediginimi saniyorlar?

Avrupa Birliginin devi Almanya, fabrikalara bankalara milyarlarca euro yardim yapiyor, gene isin icinden cikamiyor..

Teget gecti öyle mi?

Bekle sen bakalim, nasil gececek hep birlikte görecegiz.
Allah'i da görecegiz bu arada, en cok ona seviniyorum?:)

Tayyip: '' Allahima sükürler olsun bize bir seyler olmayacak'' demisti ya?
Allah secimlerden sonra, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine, nasil bir kiyak yapacak, bekleyip hep birlikte görecegiz. Yasiyor olursak.

Saygilar.

azınlık
11-03-2009, 21:36
Sevgili azinlik;

Kursun filan yok...Ne kursunu?
Kursun imal edecek ellerinde barutlari bile kalmadi.

Yok canım, o kadar da değil. Bunlar şimdiye kadar ne yaptı zannediyorsun, cukka sağlam ama kriz hesapta yoktu. Tabi hazıra dağ dayanmaz, memlekette bu kadar aç varken yüzde 50 oy almak ucuz değil; televizyonda gördüm, teyze diyor ki: "karnımızı kim doyurursa oyumuz ona". Ama paralar suyunu çekti hamdolsun!

Seçimden sonra göreceğiz.

A.

Not: Ellerinde tek bir koz var oynarlarsa biz de yanarız, onlar da!

unbe
11-03-2009, 23:18
değerli arkadaşlar
RTE'nin zaten atacak yalanı kalmadığından
mitinglerde artık şiir okuyor....
seçimler olup bitsin belki halka gerçekleri açıklayacak
ya da benim tahminim gene herşeyin üstünü örterek kaçışını planlamaya başlayacak....

azınlık
11-03-2009, 23:22
seçimler olup bitsin belki halka gerçekleri açıklayacak

Emin ol o gün mavi kar yağar*!

A.

* "seni bu kibirin bitirecek" makalesi.

cigi
13-03-2009, 18:33
Hani teget gecmisti....

Bu önlem paketleri nerden cikti ?

http://w9.gazetevatan.com/Ekonomide_yeni_paket_/227818/9/Siyaset

Türkiye'ye yardim etmekten R.T.E nin Allah'i vagecti.:D

Mijn God pleaseeeee.

azınlık
13-03-2009, 18:43
Hani teget gecmisti....

Bu önlem paketleri nerden cikti ?

Paketlerin içeriği tam bir harika: şunda bunda ÖTV ve KDV indirimi. Özellikle konut KDV'sine dikkat; 150 m2 altı konutlarda KDV zaten %1 yani 150 m2 üstü konutlarda KDV indirimi olacak.

Millet aç dolaşıyor bunlar beyaz eşya-otomobil KDV'si indiriyor.

Bu kriz istihdam yaratmadan atlatılmayacak ... babalar gibi sattılar şimdi işsizleri ne yapalım diye düşünüyorlar.

Bu kriz 7 yıl har vurup harman savurmanın bir milletin başına neler getirebileceğini öğretecek bize. Maalesef sadece hovardalar değil yanında bizler de yanıyoruz.

A.

pante
13-03-2009, 23:50
Bu önlem paketleri nerden cikti ?

Bu başlığı açalı nerdeyse 1 yıl olacak. Nisan-2008
Önlem paketi ise mart-2009'da açılıyor.
"Teğet geçecek" derken iş işten geçmiş.
Artık ne önlem alınsa bu kriz yaşanacak.
Ama derinden sarsmaması için en başta ihracat olanağı olan ürünlerde üretime yönelmek gerekir. Yatırımı ve istihdamı teşvik için de yeni yatırımlarda 2-3 yıllık vergi muafiyeti getirilmesi şart.

azınlık
14-03-2009, 00:47
Hocam,

Artık ne önlem alınsa bu kriz yaşanacak.

Krizin yemek borusundan aşağı kaymaktayız, "son" daha çok uzak.

Ama derinden sarsmaması için en başta ihracat olanağı olan ürünlerde üretime yönelmek gerekir. Yatırımı ve istihdamı teşvik için de yeni yatırımlarda 2-3 yıllık vergi muafiyeti getirilmesi şart.

Bugün Türkiye'nin ihraç ürünlerinin tamamı (tekstil, otomotiv, gıda) ithalatçı ülkeler tarafından üretilebilir veya ikame edilebilir durumdadır; şimdiye kadar Türkiye'den ithalat yapmaları sadece (ulusal) maliyet avantajı nedeniyledir. Böyle bir konjonktürde o ülkelerin kendi piyasalarını sübvanse etmeleri kaçınılmazdır. İhracat kapalı bir kapıdır.

Yeni yatırımlar ... doğru. Ama hangi sektör?

A.

azınlık
14-03-2009, 00:51
Böyle bir konjonktürde o ülkelerin kendi piyasalarını sübvanse etmeleri kaçınılmazdır. İhracat kapalı bir kapıdır.

Hatta bir adım daha atayım: 1 Dolar 5 TL olsa bile ihracat yerinden kıpırdamaz.

A.

cigi
15-03-2009, 15:48
AKP kaçıyor kriz kovalıyor
Güngör Mengi
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=AKP_kaciyor_kriz_kovaliyor&tarih=15.03.2009&Newsid=227946&Categoryid=4&wid=2

AKP kaybetmemek için her şeyi göze alacaktır.

cigi
18-03-2009, 22:13
Issizlik orani, cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamina ulasti...

http://fotograf.gazetevatan.com/fotogaleri/act/8076_4162_18032009_1.jpg (http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=8076&page_number=2)

Haftalık mizah dergisi Penguen Erdoğan'ın her mitingde söylediği "Sen Türkiyesin büyük düşün" sözlerini bu hafta eleştirel bir dille kapağına taşıdı.

azınlık
19-03-2009, 16:33
İŞTE KRİZDEKİ EKONOMİ BÖYLE YÖNETİLİR!

hurriyet.com'dan:

(Erdoğan) işverene de işçi çıkarmaması çağrısında bulunduklarını ve kısa mesai olarak 6 ay süreyle ücretin yarısını ödeyeceklerini söylediklerini aktaran Erdoğan, “Buna uyanlar var, uymayanlar var. Tabii uymayanlar bunun hesabını, faturasını ödeyecekler."

Padişahım, bu sizin dediğiniz komünist ülkelerde olur. Piyasa ekonomisinde sermayedar kısmısı işçi de çıkartır, fabrika da kapatır; işine nasıl gelirse yani. Sıkıyorsa hesap sor ... bakalım ne olacak ...

A.

azınlık
19-03-2009, 17:59
Krize kuş bakışı ... basit, anlaşılır bir analiz:

http://www.heddam.com/index.asp?H=9796

A.

placebo
01-04-2009, 02:56
Kendi penceremden olan olaylara,yolsuzluklara,efelenmelere,krize baktıkça Tayyip Erdoğan'ı % 47 oyla ve büyük bir sevinçle başımıza taşımış halkın şu hazin durumuna nassssıııl seviniyorum anlatamam..Hiiiç üzülmüyorum...Bu ülkenin içerisinde bende varım ama sevinçten göbek atasım var..Daha beter olsunlar,sürüm sürüm sürünsünler..Daha bu kadarı yetmemiş ki hala belediye seçimlerinde oyların büyük çoğunluğunu götürdü..Aslında bu da şimdilik hiç problem değil.. Nasılsa halk olarak battık,ama o da batıp bu krizle beraber bitirilecek ya tüm sevincim ona..

Yaşasın kriz:D

dilaver
01-04-2009, 03:17
sevgili placebo

Kriz konusunda yanlış anlaşılan bir şey var, aynen partilerde oldugu gibi.

Kriz Marksın 160 sene önce dogru bir biçimde tahlil ettigi gibi kapitalizmin krizidir ve budan da kaçış yoktur. Şimdi krizin finansal kriz oldugu öne sürülüyor. O halde araba fabrikaları neden batıyor, müteajhhitler neden batıyor. Krizin bir tek nedeni var ve yıllardır gündemde. O da üretim krizidir, arz vardır ama talep yoktur. Neden.

Çünkü alacak kişi yoktur, almaya güçleri yoktur ve üreticiler satamamaktadırlar. Kapitalizmin sömürüsü o kadar katmerlidir ki üreticiler ürettiklerine pazar bulamamaktadırlar. Bunun ise iki çözümü olur. Ya savaş ya da devrim. Savaşları yaşıyoruz zaten. Güney Amerika'ya bir göz atarsanız devrimlere de orada şahit olabilirsiniz.

Şimdi Türkiye yi ele alalım. Asgari ücretle ya da yoksulluk sınırında insanları çalıştırıyorsunuz. Sosyal güvence yok ve devamlı üretmeye çalışıyorsunuz ve ürettikleriniz karşılıgı bir para bekliyorsunuz. Adamın aldıgı para kendi acil ihtiyacına yetmiyor. Tasaruf edemiyor ki alabilsin. Bu dama nasıl senden araba alsın, nasıl ev alsın. Dolayısıyla sistem tıkanmaya mecburdur ve öncelikle de konut ve inşaat sektöründen başlar. Ve zincirleme devam eder. Geçmişte buna çöüzm finans sektörü idi ve şimdi o da battı.

Bugün herkes şikayetçi, Gıdacılar bile. Neden satamıyorlar. Neden satamıyorlar, çünkü satın alama gücü yok da ondan.

O halde buna kimse çare bulamaz. Toplumun ürettigi artı deger o kadar sömürülmüş ki, toplum artık tüketemez hale gelmiş. İşte kapitalizm budur. Buna ise kapitalizm içinde çöüzüm bulmak mümkün degildir.

ABD bunu aşmak için 150 milyar dolar dagıttı halkına. Neden tüketim olsun diye. TC nin böyle bir gücü olmadıgı gibi ABD yi de finanse etti.

Peki krizde mahvolanların sermayeleri yok mu oluyor. Hayır belli yerlerde toplanıyor. Ama onlara da karşılıgı verilmedikçe bu toplanmanın da bir faydası yok.

İki çözüm vardır. Ya savaş ya devrim. Ne tarafta yer alacagınıza da siz karar vereceksiniz.

saygılarımla

placebo
01-04-2009, 03:36
Peki krizde mahvolanların sermayeleri yok mu oluyor. Hayır belli yerlerde toplanıyor. Ama onlara da karşılıgı verilmedikçe bu toplanmanın da bir faydası yok.

İki çözüm vardır. Ya savaş ya devrim. Ne tarafta yer alacagınıza da siz karar vereceksiniz.

saygılarımla


Sevgili dilaver ,çalışıp çabalamaktan ve ayakta kalmaya çalışmaktan bünyemiz yoruldu..Tam bir şeyleri yoluna koydum diyorsunuz,bir bakıyorsunuz bir kriz çıkmış herşey alt üst olmuş ve bilmem kaç sene geriye gitmişiz..Biz ekiyoruz ,tam büyütüyoruz gelip biçiyorlar..Artık bıktım yahu..Devrim olacaksa biran önce olsun da bu düşüncelerden kurtulup insan gibi düşünüp insan gibi yaşayalım..Devamlı para düşünmekten insanlar da insanlık kalmadı..Para denilen şey ortadan kalkarsa menfaat,sömürü,kazıklama,kazıklanma,açlık ve bunlarla bağlantılı insanlık ayıbı gibi mefhumlarda ortadan kalkar..

Parayı düşünmeden yaşamak nasıl olur diye düşünüyorum şu sıralar..Büyük bir stressten kurtulmuş oluruz ,ömrümüz uzar yahu:D

Yaşasın devrim:D

KızıL
01-04-2009, 03:47
kapitalde her kapitalizmin krizinin nedenleri ve sonuçları öyle güzel yazıyorki marks dinci olsaydı kesin peygamber denirdi :)

dilaver
01-04-2009, 03:54
placebo'nun devrim saflarına geldigine sevindim. Darısı herkesin başına. Hata müslüman üyelerimizin bile. Çıkarlar burada tektir çümkü. Ezen ya da ezilen.

Karadenizli seni de alalım bizim saflara . :D

Mülkiyet Allahın dır diyelim senin için de.

saygılarımla

azınlık
01-04-2009, 17:26
Şimdi krizin finansal kriz oldugu öne sürülüyor.

...

Toplumun ürettigi artı deger o kadar sömürülmüş ki, toplum artık tüketemez hale gelmiş. İşte kapitalizm budur. Buna ise kapitalizm içinde çöüzüm bulmak mümkün degildir.

Sayın dilaver,

Krizin finansal olduğu söyleniyor çünkü görüntü olarak bu kriz finans kuruluşlarının başlattığı bir kriz.

Ama çok isabetle söylediğin gibi asıl sorun kapitalist düzende ortaya çıkartılan artı değerin yıllar boyunca artan oranda emeğin aleyhine bölüşülmesidir. Şu anki gelir dengesizliği kapitalist sistemin düzeltebileceği büyüklüğü çok çok aşmıştır. Ötesinde, kapitalist düzeni yönetenlerin bu dengesizliği gidermek (yani birikimlerinden feragat etmek) yolunda bir istekleri de yoktur.

Belirttiğin gibi çözüm savaş veya devrim olabilir. Ben devrimi daha akla yatkın görüyorum çünkü bugün savaşın getireceği yıkım dünya ekonomisine ve üretim gücüne 1940'lardaki ile mukayese kabul etmeyecek oranda sekte vurur.

Benim sezinlediğim içinde bulunduğumuz durumun gittikçe kaotik bir hal alması ve sonrasında yeni bir dünya düzeninin kurulmasıdır. Bu kaotik sürecin içinde bölgesel savaşların da olması kaçınılmaz görünüyor. Ancak gerçekleşecek devrimin (süreç ve dinamikler olarak) bizlerin aklındaki devrimlerle tam örtüşmeyeceğini sanıyorum.

Bugün bahsettiğim kaosun işaretlerinden biri tüm batılı ülke paralarının değerinde çok büyük erozyonlar geçekleşmesi tehlikesidir. Bu konuda G20 zirvesi kritik bir aşama olacak.

A.

azınlık
01-04-2009, 17:30
Bu arada bugün Türkiye 2008 büyüme verileri açıklandı.

Tarım ve finans sektörü dışında tüm sektörlerde inanılmaz bir küçülme var. 2008 büyümesi %1.1 - nüfus artış hızı hesaba katıldığında bu neredeyse küçülme anlamında.

2009 daha kötü olacak ama başımızdaki cahil haramiler bütçeye %4'lük büyüme hedefi koydular. Bunun anlamı ise eğer bütçelenen harcamalar gerçekleştirilirse (ki 2009 bütçe açığına Şubat ayında ulaşıldı) 2010'un çok ama çok daha kötü olacağı.

Çok yakında tünelin ucundaki ışık tasarruf tedbirleri dolayısıyla söndürülecek!

A.

cigi
01-04-2009, 18:28
sevgili placebo

Kriz konusunda yanlış anlaşılan bir şey var, aynen partilerde oldugu gibi.

Kriz Marksın 160 sene önce dogru bir biçimde tahlil ettigi gibi kapitalizmin krizidir ve budan da kaçış yoktur. Şimdi krizin finansal kriz oldugu öne sürülüyor. O halde araba fabrikaları neden batıyor, müteajhhitler neden batıyor. Krizin bir tek nedeni var ve yıllardır gündemde. O da üretim krizidir, arz vardır ama talep yoktur. Neden.


O halde sundan batiyor sevgili dilaver;

Insan acgözlügu ve hirsindan.:)

Bütün büyük firmalarin, fabrikalarin, bankalarin Holdinglerin tepelerinde oturan vampirlerin her gün daha cok istahlarinin kabarmasindan ve bir türlü doyuma ulasamamalarindan kaynaklaniyor.

General Elektrik Motordan bir örnek vereyim. G.E. Dünya genel manejeri ne kadar ücret aliyordu bir bilgisi olan var mi?

1993 senesinde 32,000,000 dolar gibi, senelik bir geliri vardi.:rolleyes:

Su andaki gelirlerini yazmiyorum. Bu vampirlerin birde tepeden asagiya dogru kücülmesini düsünürsek sanirim olayi biraz daha etraflica kavrayabiliriz. Yoksa Marks amcanin anlattigi olay ile o kadar cok bir ilgisi yok.

Marks'in teorileri ile yasayan ülkeleride gördüm. 160 sene önce yazilan bir masalin benim icin su anda Dede Korkut hikayelerinden, hic bir farki yoktur. Dünya her gün, her an degisiyor ve gelisiyor. 160 sene önce yazilan bir teori ile su anda yasadigimiz ana da yanit vermenin olanagi yoktur.

Önceden hazirlanmis kaliplar ve hazir sablonlar ile yasamlarini ve diger islerini yönlendirmek isteyen her ülke yada kisiler, hüsrana ugramaktan kurtulamazlar.

Kim kendisi icin telefon ile terziye elbise diktirir?:D

Her kimin teorisi olursa olsun beni hic ilgilendirmiyor.Sonra Marks'i kendi beynimden, aklimdan neden cok büyük görecegim ki onu anlamiyorum. Hosuma giden bir düsüncesi varsa ve onu gelistirip degisime ugratarabiliyorsam ancak basariyi yakalayabilirim.

Bizler yok Marks, yok Stalin, yok Mao deyip didisip dururken, basariyi yakalayan ülkeler neler yapmislar; daha onlardan dahi haberimiz yok.

Dünya'da kraliyet ile yönetilen ülkelerin baslarindan, bu kraliyet aileleri alasagi edilsin, sirketlerin yönetim kadrolarina gelenler icin kati kurallari, bütün Dünya ülkeleri bir antlasma yaparak imzalasinlar görelim bakalim kriz nasil erimeye baslayacak.

Bu kisilerin varliklarini devam ettirebilmeleri icin ucuz ve kaldir at tipi üretim onun icin artti. Bir emekcinin tulumundaki 1 kurusluk dügmenin hesabini yapan bu vampirler ortalama her sene 30,000,000 eurolar kazaniyorlar. Her sene ne yaparlar bunlar bu kadar parayi sorarim sizlere?

Böyle 2000 tane sirket oldugunu varsayin ve baslayin rakamlarinizi konusturmaya.Yalniz bunlarin yardimcilarini, ülke temsilcilerini ve digerlerini de unutmayalim. Bir de bunlara kraliyet aileleri ve silah, petrol ve uyusturucu tüccarlarini da eklersek cok cabuk isin icinden cikariz. Zaten bu tabakanin hepsinin birbirleri ile iliskileri vardir.Daha sonra da, bunlara yalakalik yaparak ülkelerini ve insanlarinin geleceklerini peskes ceken siyasileri ekledik mi; fotografi tamamlamis oluruz.

Devrim mi yapacagiz?
Önce bu vampirlarin hepsini, top yekün ortadan kaldirmamiz gerekir.
Yoksa bu isin 160 sene önce yazilmis Marks emmimin, hic bir zaman gerceklesmiyecek hayalleri ile bir ilgisi yoktur.

Saygilar.

dilaver
01-04-2009, 18:41
sevgili cigi

İletinden hiç bir şey anlamadım. Ben bunları gördüm, şunlara şahit oldum demekle bir yere varılmıyor. Kafandaki hayalin de bir işe yaramıyor. Neden mi. Marks'ın dedigi şudur.

Sermaye kendini genişleyerek üretmek zorundadır. Kar ise işçilerin ödenmemiş emeginin karşılıgıdır. Buna sömürü diyoruz. Kapitalizm genişleyerek yeniden kendini ürettikçe kazanabilmek için işçilerine daha az para vermek zorundadır. Karlılıgın başka yolu yoktur çünkü. Bir süre sonra çalışanlar ürün alamaz hale gelirler. Çünkü emeklerinin büyük kısmı çalınmış ve kapitalistin sermayesine katılmıştır. Onlar ürün alamayacak duruma gelince bu sefer kapitalist satamaz hale gelir. Stoklar oluşur, işçi çıkarmalar başlar. Çıkarılan işçiler talebi daha da darlatırlar. Sonuç daha da büyük bir kriz olur.

O zaman işe finans kurumları katılırlar. Çalışanları borçlandırırlar ve onları kredi sitemi ile mal alımına yönlendirirler. Fakat olmayan parayı harcamanın da bir sınırı vardır ve bir süre sonra sistem gene tıkanır. Esas mesele reel piyasaların arz ettigi mala talep bulamamsıdır. İşte dünyada da olan budur.

Marksın bu tahlillerine karşı çıkacaksan neden bu çözümlemenin yanlış oldugunu bize izah et. Yoksa ben şurayı gördüm, bununla konuştum, ben çok bilirim demekle bu işler olmuyor ve tahlil de yapılamıyor.

Zannedersem bugün bütün dünyada Marksın ne kadar haklı oldugu kabulü var. Türkiye de bile İshak Alaton bunu dile getirdi. Ancak onların derdi Marksın bu tahliller sonucu vardıgı yeri karartmak idi.

saygılarımla

azınlık
01-04-2009, 20:41
Marks'in teorileri ile yasayan ülkeleride gördüm. 160 sene önce yazilan bir masalin benim icin su anda Dede Korkut hikayelerinden, hic bir farki yoktur. Dünya her gün, her an degisiyor ve gelisiyor. 160 sene önce yazilan bir teori ile su anda yasadigimiz ana da yanit vermenin olanagi yoktur.

Bugünün krizi kapitalizmin ertelenmiş çıkmazıdır. CEO ücretleri ile alakası balığın köfte ile alakası kadardır. CEO'lar sadece köpekbalığını takip eden çöpçü balıklarıdır ve ellerinde tuttukları para (hükmettikleri sermaye) ağababalarının yanına bile yaklaştıramaz onları.

Marksizmin gücü devingenliğindedir, dikkat edreseniz Keynesyen teori hakkında neredeyse 30 yıldır yeni bir yorum veya yeni bir söylem yok; çünkü Keynesyen teori para babalarının büyük halk kitlelerine yedirdiği "az kaynak sınırsız ihtiyaç" safsatasına dayanır.

Marx'ın en temel önermelerinden biri sosyal olayların, yaşandığı toplum ve zaman dinamikleri içinde ele alınması gerekliliğidir. Bu bağlamda Marx kendi teorisini de o dinamiklerle ele almaya zorlar bizi. İşte bu nedenle 160 yıl önce de yazılmış olsa hala Marxist teoriyi geliştiren, dönüştüren yüzlerce teorisyen ve bilim adamı var ve olmaya devam edecek. Kısacası, daha iyisi gelene kadar Marx'tan kaçış yok.

A.

cigi
01-04-2009, 21:56
Sevgili dilaver ve azinlik;

Hic kimse insanlarin duygularina asla zincir vuramaz.Hic kimsede tek tip insan dogurmaz.BU imkansizdir.Duygulara ve arzulara zincir vurulmadigi mùddetce Marks teorisi gerceklesemez.

Sizlerin ya da Marks'in yazdiklarinin olabilmesi icin tek tip insan üreten bir fabrikanin olmasi gerekiyor. Bir insani, milyarlarca kolonlodigimizi basarabilsek dahi tek tip beyinli insanlari üretemezsiniz.

Zamanin sosyalist ve komunist ülkelerinde ònceleri ayni senin gibi düsüncelere sahip insanlari gördüm ben. Ayrica sistemlerini calisanlarini da gördüm... Ben gözlerimle gördügüme, kulaklarimla duyduguma ve ellerimle dokundugum bir seye inanirim ve onu konusur onu tartisirim.

Oralarda da Marks'in bùtùn teorilerini gerceklestirmek icin ugraslar verildi. Sonuc ne oldu? Kocaman bir hic.

Sonra ben kapitalizmi de savunmuyorum ki...Ben daha baska ve yeni fikirler ve düsünceler üretilmesinden yanayim. Ben bunu vurgulamaya calisiyorum.
Su geldigimiz zamandan sonra artik geri dönebilmemiz cok zor.Insan yokluktan varliga dogru kosar adim gitmeyi cok kolay basarir. Fakat varliktan yokluga dönüsü asla kabullenemez. Kabullenmedigi gibi dönmekte istemez.

Insanin hayatta var olusu bu kural ekseni etrafinda döner durur. Devamli bulundugu ortami daha cok iyilestirmek üzerinedir, yasam mùcadelesinin bu kati kurali. Dolayisi ile artik Marks teorisi tatli bir ani olarak kalmaya mecburdur diye düsünüyorum.

Dünya'da su anda cok büyük bir savas olsa ve her yer, yerle bir olup yikilsa dahi bu teorinin gerceklesmesi artik mùmkùn degildir.Cùnkù insanlarin hafizalarini da silmeniz gerekmektedir. Insanlar kaybetmis olduklari yasam standartlarinin aynisina tekrar kavusmak ve onu daha iyi yerlere getirmek icin var gùcleri ile calisacaklardir.

Ben tùm yasananlari analiz ederek gercekci dusunuyorum. Olmayacak hayallerin pesinden kosarak enerjimi tuketene kadar baska alternatifleri dusunurum. Bu da benim dùsùncem ve hayata bakisim. Sizlerin Marks´in fikirlerini savunmanizin hic bir zarari yoktur. Fakat faydasinin da olmayacagini dùsùnùyorum.

Sevgiler.

azınlık
01-04-2009, 23:20
Ben tùm yasananlari analiz ederek gercekci dusunuyorum. Olmayacak hayallerin pesinden kosarak enerjimi tuketene kadar baska alternatifleri dusunurum.

cigi selam,

Marxist teori şu anki dünya ekonomisine, ve tabi sosyal yapısına, yeni bir yön verebilmek için elimizdeki yegane teoridir. Bunun böyle olmasının temel sebebi sermaye-emek ilişkisini artı değerin paylaşımı ekseninde tartışan başka hiçbir teori bulunmamasıdır. Yani Marxizm bir tercih değil zorunluluktur.

Dediğim gibi: daha iyisi gelene kadar Marxizm tek yoldur.

1971, 1972, 1982 yıllarında Doğu bloku ülkelerine kısa süreli seyahatler yaptım. Şahit olduklarını ben de gördüm. Ancak o gördüklerimizin Marxizm ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Yeni alternatifler düşünme çaban içinde Marxizmden yararlanmayı deneyebilirsin; başlangıç için mükemmel bir temel sağlayabilir.

A.

dilaver
01-04-2009, 23:27
Sizlerin ya da Marks'in yazdiklarinin olabilmesi icin tek tip insan üreten bir fabrikanin olmasi gerekiyor.

Sevgili cigi

Marksı okumadıgın, okusan da anlamadıgın görülüyor. Aksi takdirde Marksı eleştirirdin, uygulamaları degil. Marks'tan nasıl tek tip insan çıkarabiliyorsun anlamak mümkün degil. Marks yalnızca yeniden bölüşüm talep etti ve bunun sebep ile sonuçlarını ortaya koydu. Marks ta bırak tek yönlülügü, tek yönlülüge karşı çıkış vardır. Yabancılaşmanın yadsıması vardır.

Fakat varliktan yokluga dönüsü asla kabullenemez.

Dogru söylüyorsun, mücaele de bu temelde zaten. Mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmeye çalışıyoruz. Her ne hikmetse mülk sahiplerinin mülkü gözünüze batıyor da bu mülkü nasıl elde ettikleri ve kimden çaldıkları asla aklınıza gelmiyor.

Gene kavramadıgın bir şey var. Marksist teori tüm bireyleri Koç yapma mücadelesi üzerine kuruludur. Koç u çıulsuz yapma üzerine degil. Ama bunun yolu öncelikle paylaşmaktan geçer. Sistem ize Marksı çarpıtır ve komünistlerin herkese yoksulluk vaaz ettigi söylemine sarılır. Aslında bu meseleyi demokrasi ve komünizm başlıgında irdelemeye çalışıyorum. Gönül isterdi ki Marksa o başlıkta karşı çık.

saygılarımla

cigi
03-04-2009, 13:09
Dogru söylüyorsun, mücaele de bu temelde zaten. Mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmeye çalışıyoruz. Her ne hikmetse mülk sahiplerinin mülkü gözünüze batıyor da bu mülkü nasıl elde ettikleri ve kimden çaldıkları asla aklınıza gelmiyor.


Sevgili dilaver;

Gelmez olur mu? Neden hemen bu tavirlar aliniyorki. Okumamisim, okudugumu anlamamisim gibi.:)

Okumadim ve bir sey anlamadim diyelim.Saf salak bir kaldirim akademisi mezunu bir adamim diyorum kendime.Heee bah hemencecik oluvedim.:D

Ben sunu ifade etmek istiyorum. Yasamin su andaki sartlarina ve diger ülkeler ile olan rekabetinizi asla göz ardi edemezsiniz. Ayrica insanin bitip tükenmek bilmeyen hirsini ve bununla beraber diger baska duygulari da gelisitikce bu teorileri gerceklestirmek cok zor olur diyorum.

Örnegin sen neden ana fikirleri alarak onlari gelistirerek kendi fikirlerini üretmiyorsun? Belki bu düsüncelerinin yasama gecirilmesi ve uygulanmasi daha kolay olacak.

Genclik yillarimda okudugum kitaplarin cogunun birer teori olduklarini ve yapilan tartismalarin, insanlarin birbirlerini bu tartismalar ugruna, canlarina kastedilecek düzeylere kadar gelinmesin de, hepsinin bos yere oldugunu; Türkiye disina ciktiktan sonra anladim.

Artik ilgilendirmiyor beni bu konular.Beynimin icini dolduran, isime yaramayan bilgileride cöp sepetine atiyorum. Ben su andaki ve gelecek yasam icin kafami yoruyorum.Dünya'da gelismeyi yakalayan ve halkina rahat bir yasam standartlarini sunabilen ülkelere dikkatinizi cekmek istiyorum.

S.S.C.B. devlet baskani Brejinev hakkinda anlatilan fakat gercek payi cok olan bir espriyi sizlere aktarmak istiyorum.

Kirim'da deniz kenarinda bulunan devlet sarayinda, bir gün Brejinev'in annesi ogluna: Oglum, senin sayende bu lüks ve zengin yasantiya kavustuk. Sana ailemiz adina cok tesekkür ediyorum. Ülkemizde komunizm olsaydi ne yapacaktik?:D

Saygilar.

azınlık
03-04-2009, 13:16
G20 zirvesinden IMF'ye 1 trilyon dolar çıktı.

Anlaşılan ağalar tedavüldeki paralarının değerinin erimesinden korktular. Bundan sonra krizin seyri nasıl olur? En azından kısa vadede dünyada enflasyonist bir hareket beklenmez. Bu arada değinmekte yarar var; hükümetler şirketlerin fiyat politikalarına, kapalı kapılar ardında da olsa, müdahale edebilirler.

Orta vadede yerel ve 50-500 milyar dolar civarında mini-paketler G20 ekonomilerine enjekte edilebilir. Orta vadede krizin seyrini finansal kuruluşların paraya olan talebi belirleyecek; zaten G20 kararlarından biri de bu kurumların yakından izlenmesi.

A.

cigi
03-04-2009, 14:55
Teget'te geri adim.

http://w9.gazetevatan.com/Natoya_Rasmussen_resti/231332/9/Siyaset

Teget gecmek demek etkilenmiyecek demek degildir, bir sürtünme payi olacak.:D

Süper yaaaaa. Helal olsun sana kardesim. Imam hatip mezunu bir basbakanin ekonomi anlayisi ancak bu kadar olur. Cok tesekkürler.

Aylardir senin agzindan bu tip de bir konusmanin, secimlerden sonra ne zaman cikacak diye bekliyordum.

Büyücümüyüm ne?:rolleyes:

azınlık
03-04-2009, 17:33
Teget gecmek demek etkilenmiyecek demek degildir, bir sürtünme payi olacak.:D

Süper yaaaaa. Helal olsun sana kardesim. Imam hatip mezunu bir basbakanin ekonomi anlayisi ancak bu kadar olur.

Bekle bak, yaz aylarında "sürtünme katsayısı arttı, n'apalım" demeye başlayacak ;)

A.

azınlık
08-04-2009, 15:32
Ancak esas ben birkaç sene önce bunları pompalayanları çok merak ediyorum: RTE'yi pompalayan para babaları ve kendilerine de birkaç kemik düşer diye uman lümpen tayfa - bunlar da bidon kafalar.

Hooooop, bingo!

Vergi indirimi otomobil satışlarını patlattı, Mart 2009 içinde 56.500 araç satıldı ... bunlardan 37.000 tanesini İTHAL otomobiller oluşturdu. (Hürriyet)

Bidon kafalar avuçlarını yaladı ... ama daha işin başındayız.

A.

azınlık
16-04-2009, 11:59
Selamlar,

Maalesef krizin Türkiye'ye etkileri konusundaki uç yorumların abartı olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor:

2008 yılı Nobel İktisat ödülü sahibi ve ‘krizi bilen adam’ olarak tanınan Ekonomist Paul Krugman, Türkiye’yi iflas etme potansiyeline sahip ülkeler arasında saydı.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11445605.asp?gid=229

A.

azınlık
16-04-2009, 12:03
İşte bunlar da göbeğini kaşıyan adamlar: haydi bütün oylar AKP'ye!

Adapazarı’nda temizlik işçileri, bozuk olduğu için market tarafından çöpe atılan muzları çöp konteynerinden alarak yedi ... (Hürriyet - bugün)

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=22043&rid=2

A.

mhmd
16-04-2009, 12:25
Bozuk muzun nasıl olduğunu bilen var mı?
Fotograflara bakan var mı?

Muzu yiyenlerin açlıktan bir deri bir kemik kaldığını görmeyen var mı!!!?
Yok değil mi?

Yürü Türkiyem, seni kim tutar.

Ancak, ülkemizde gerçekten de kötü durumda olanlar da vardır.
Dün itibarı ile açıklanan işsizlik rakamları ürkütücüdür.

Bir insanın evine götüremediği rızkın acısı bir yerlerden mutlaka çıkacaktır.
1200 işçisinin işine son verdikten sonra milyarlarca dolarlık villalar satın alanlar,
Devlet kademelerindeki harcama, lüks ve şafşata yapanlar,
Stoklar çok diye yırtınanlar için indirilen ÖTV den sonra stok mallarına bile zam ekleyenler,
Dünya, biftekten çorbaya geçerken, ülkemde uzun menzilli uçak siparişi verenler,
İşçinin hakkını köküne kadar savunan! buna mukabil genel merkezlerinde bile sendikasız işçi çalıştıran Sendikalar,
Velhasıl kelam bu acının çıkacağı mecraları halk görmektedir.

azınlık
16-04-2009, 13:28
Bir insanın evine götüremediği rızkın acısı bir yerlerden mutlaka çıkacaktır.

Haklısınız; bizim cebimizden çıkacak ... yine!

A.

Ayejj
22-04-2009, 10:35
Çocuklar daha az şekere razı yeter ki kriz lafını duymasın

BBC'nin anketi krizin asıl tahribatının çocuklarda olduğunu gösterdi. İngiltere'de 6-12 yaşları arasındaki bin çocukla yapılan ankete göre miniklerin % 86'sı ailelerine destek için abur cuburdan kesmeye razı..
http://www.porttakal.com/haber-yeter-ki-krizi-duymasinlar-daha-az-sekere-razilar-293935.html

azınlık
22-04-2009, 13:39
Çocuklar daha az şekere razı yeter ki kriz lafını duymasın

Bizimkiler ise MEB'nın müfredat değişikliğinden sonra her gün 100 teğet çizmek zorunda kaldıklarından henüz krizin farkına varamadılar.

... "şeker"? Zaten yiyemiyorlardı ki ... :mad:

A.

azınlık
22-04-2009, 14:27
Nıhıhahahahaaa

Teğet geçen krizden beceriksiz hükümet manzaraları:

Küresel krizin Türkiye’ye yansımaları nedeniyle işsizler ordusuna her gün yenileri eklenirken, hükümet, en az 500 bin kişinin asgari ücretle kamuya yararlı işlerde çalıştırılması için özel istihdam paketi hazırladı. Çalışma Bakanı Çelik tarafından hazırlanan çalışmaya göre, işe alınanlar, okulların bakım onarımı, otoyolların kenarının temizliği gibi işlerde çalışacak. Çalışma, yakında kabine gündemine gelecek.. - gazetevatan.com haberi

Orijinal haber: http://haber.gazetevatan.com/500_bin_kisiye_is_imkani_/234594/2/Ekonomi

Siz daha satın fabrikaları "babalar gibi" ... sonra ararsınız istihdam yaratacak kaynak.

A be cahiller, yaptınız bi iş sattınız fabrikaları; şimdi üretmeyen adama maaş vermek hangi derdinize merhem olacak? Krizi derinleştirmekten başka işe yaramaz bu cin fikir. Benden söylemesi ... ama sakalım yok.

A.

unbe
22-04-2009, 14:39
el altından gizli gizli yaptıkları öğretmen atamalarına benzemesin bu iş?
malum,KPSS sınavından baraj altı puan alan "kendi" adamlarını öğretmen yaptılar ya gizlice.....

azınlık
22-04-2009, 15:31
el altından gizli gizli yaptıkları öğretmen atamalarına benzemesin bu iş?

O nasıl laf ... yani ellerinin altında mis gibi müslümanlar varken seni-beni mi alsınlar beleş işlere?

Duymamış olayım :)

A.

mhmd
22-04-2009, 16:11
"KPSS sınavından baraj altı puan alan "kendi" adamlarını öğretmen yaptılar ya gizlice"

Bu konuda bilgisi ve belgesi(Gizli adamın belgesi mi olur layn) olan arkadaşların yazıları önemli.
KPSS Devletin tarafsız organlarınca yapılan personel seçme sınavıdır.
ÖSS sınavında başarı sağlayamayan öğrencilerin hak etmedikleri yerelere girişlerinin yasak olduğu kadar yasağı vardır.
Varsa elinizde belge ve bilgiler yargı yoluna başvurmalısınız.
Yoksa....
Güzel bir atasözümüz var lakin lafın hedefindeki müennes olunca dikkatli olmak lazım.
Kadrolaşma konusunda Moğultay dönemini ve sözleri hala kulaklarımızda. (Sadece etiketiniz olduğu için bu örneği verdik.)

Kadrolaşma her dönemin içler acısı, büyük bir yarasıdır. Elini vicdanına koyan herkes de son dönemlerde bu konudaki ilerlemeyi fark eder.
Etmek isteyen eder.

azınlık
22-04-2009, 18:09
Bu krizi en az zararla atlatan ülkelerin başında Türkiye gelecek ...

Bilmem bu laf size de biryerlerden tanıdık geliyor mu?

Para dilendiğimiz IMF bu görüşü paylaşmıyor:

Uluslararası Para Fonu IMF'nin yayımladığı Dünyanın Ekonomik Görünümü raporunda, Türkiye'nın ekonomisinin, bu yıl yüzde 5,1 küçülmesinin beklendiği bildirildi.

Raporda küresel ekonomik daralmanın, bu yılın ikinci çeyreğinden sonra yavaşlayacağı ve bu yılki küresel küçülmenin yüzde 1,3 olarak gerçekleşeceği tahmin edildi. kaynak - hurriyet.com

Not: ileri zekalı maliyemiz bu yıl için %4 büyüme hedeflemişti, tüm ekonomistler karşı çıkmasına rağmen bütçeye %4 büyüme hedefi kondu, ama sonra revize edildi. Ama IMF tahmini hedefin çok üstünde bir küçülme öngörüyor. Buyrun buradan yakın ...

Kemal abiiiiiiii ... hesaplar tutmadı abi ... bütçe denkleşmeyecek, batıyoz abiiii ... Ahsen ablaya sorsana rabbi ne diyomuş bu konuda ...

A.

unbe
22-04-2009, 23:12
sn. muhammed
sanırım haberleri izlemiyorsunuzu
daha dün yayınlandı memur sendikaları eylem yaptı bu konu yüzünden
belgesi olan varmıdır bilemem bende yok belge melge
ama bunun olmuş olması emin olunuz doğrudur
çünkü bu hükümet her zaman bunu yapıyor
kadrolaşma had safhada ve üstelik iş bilmeyenleri alıyorlar
sonrada herşeyi ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar
örn.:OKS ve ÖSS sınavları.

mhmd
23-04-2009, 10:39
Biz nice sendika biliriz arka kapıları derinlere açılan,
Biz nice gösteriler biliriz orduyu sahaya salan,
Onuncu yıl marşı ile uygun adım yürüyen sendika başkanı biliriz,
Ordudan brifingler alan üst yargı mensuplarını biliriz,

Taktığınız gözlüklerin siyah tonu çok fazla.
Birkaç tane iyi şeyden bahseden yazınızı görsek fikirlerinizi daha sağlıklı görebilecektik.
Fizik üstü bir şeyin peşindesiniz.

Bu arada mahlasımız mhmd dir.
Çok değer verdiğimiz peygamberimizin adı ile karıştırmayın.

elcihanaferin
29-04-2009, 01:18
Eyvah!

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=933301&Yazar=İSMET%20BERKAN&Date=28.04.2009&CategoryID=97

azınlık
29-04-2009, 12:56
Eveeeeet,

akepe şakşakçıları, hadi buyrun bakalım.

"Bunlar zır cahildir, ekonomiden, bütçeden anlamazlar" dediğimizde önümüze palavra rakamlar koyuyordunuz. Hadi şimdi de kuru sıkı rakamlar koyun bakalım ... ama bıçak kemiğe dayandı, hazine tamtakır, bırak yatırımı devlet dairelerine kağıt alacak para kalmadı. Eeeeee, kit'leri de sattınız babalar gibi ...

Hadi şimdi cenaze namazına; bu krizde şöyle sıkı bi enflasyon bu milleti kendine getirir.

A.

azınlık
18-05-2009, 14:18
Kemal abeeeey, Kemal abeeeey!

Babalar gibi sattın, çocukların imparator oldu memleket virane, buyur eserin:

Türkiye, son 8 yılda özelleştirmeden elde ettiği geliri, küresel krizde kaybetti. 2009 bütçe açığı kriz nedeniyle 48 milyar liraya çıkınca; son 8 yılda elde edilen 39 milyar liralık özelleştirme geliri uçmuş oldu.

Haberin orijinali: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11674956.asp?gid=229

A.

azınlık
05-06-2009, 08:23
Ey ahali!

Boşbakanımız der ki sizde para varmış ... varmış da harcamıyormuşsunuz. Niye harcamıyonuz bakiiiim? Tayyip abinize gıcığınız mı var? Hadi şimdi doğru alış-verişe, bak harcamayanı görürsem yakarım ona göre! :target:
Erdoğan, TOBB’un öncülüğünde yürütülen, "Kriz varsa çare de var" kampanyasına destek verirken, "Vatandaşın cebinde para var" dedi.

Haberin orijinali: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11800183.asp?gid=229

Hatırlatalım: birader, bulunduğun yer ağlaşma yeri değil :Cry: ; çözüm üretme yeri.

A.

parmis
05-06-2009, 08:50
Sayın Azınlık,
Başbakan haklı dağıttıkları o kadar ton fasulye ,nohut,makarna, kömür,beyaz eşyadan sonra vatandaşın refan ve ferah seviyesinin arttığını ve işsizlik maaşından aldıkları paraları biriktirdiğini şimdi bunların ekonomide kullanılması gerektiğini düşünmüş olabilir.
Hadii yastık altındaki paraları çıkarın bakalımmmm

parmis Güneşin_kızı

azınlık
05-06-2009, 09:00
Hadii yastık altındaki paraları çıkarın bakalımmmm

Şşşşşt parmis,

"Hadi çıkartın bakalım" senin repliğin değil. O söz söylendi. Sen, çıkartacak olansın, haydi davran bakalım :biggrin1:

A.

mhmd
05-06-2009, 09:19
Esasen ve şahsen AKP yönetiminin hışmına uğrayan bir mağdur olarak pek çok politikasına isyan etmekteyiz. Lakin bu isyanla bile, eksik bilgileri görünce hatırlatma görevimizi engellemez.

Hiperenflasyon için yatıp kalkıp dua edenlere!!!
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11789607.asp

Özelleştirme gelirlerinin uçtuğunu zannedenler;
Kriz döneminde oluşan nakit talebini karşılayamayacak bir hazineye ne buyuracaklardı.
Olmayan nakdi, eldeki şişmiş KİT çalışanları ile çarpıp üstüne bir de kriz yazın bakalım bilgisayarlar ne söyleyecek.
(Ülkemizdeki işsizlik Cumhuriyet tarihinin en tepe noktasında olduğunu da unutmadan)

Nakit yok zannedilmekte. Krizden önce yok olan yine yok.
Krizden önce var olan halen vardır. Lakin o varlık gömüldü!!!

Ekonominin en büyük etkenlerinden biridir psikoloji.
İnsanlar kazandıklarını harcamayıp biriktirme ve saklama yolunu tercih eder olursa emisyon miktarınız ne olursa olsun paranın dolaşım hızı nedeniyle nominal milli gelir düşük olur.
Bu yüzden var olan paranın sirkülasyonu, milli geliri belirlemede önemlidir.

Eşim, uzun zamandır bir devlet bankasında görevli.
Enteresan gözlemlerinden biri, kriz haberlerinin çıktığı günden itibaren insanların kişisel mevduata yönelimlerindeki artış olmuş. Öncesinde 3 ya da 6 aylık vadelerden yıllık vadelere kayışlar olmuş.
Maliye bakanının söylevinden çok çok önce bu gerçek oluşmuştu.

Ve doğru.
Hangi makam olursa olsun, çözüm üretme ve sorumluluğunu yerine getirme yeridir o makamlar. Ağlama duvarları değildir.
Görevindeki ilk üç yılın haricinde hükümet patinajdadır.
Elini taşın altına sürme cesaretini kaybetmiştir. İnisiyatif kullanamamaktadır.
Bunlar da ayrı bir konu.

parmis
05-06-2009, 09:27
Şşşşşt parmis,

"Hadi çıkartın bakalım" senin repliğin değil. O söz söylendi. Sen, çıkartacak olansın, haydi davran bakalım :biggrin1: azınlık adlı üyeden alıntı

ah.. ben hiç nohut fasulye beyaz eşya felan almadım onun için parada biritiremedim ondan çıkarın demiştim..:)))))

parmis Güneşin_kızı

azınlık
05-06-2009, 10:08
ah.. ben hiç nohut fasulye beyaz eşya felan almadım onun için parada biritiremedim ondan çıkarın demiştim..:)))))

Bak gördün mü? Bir de erzak yardımına laf ediyordunuz ... hep sizin iyiliğinizi düşünüyo bu haramiler ama siz takdir edeceğinize hep kötek ... olmaz ki.

Rakam çarpıtma uzmanı akepe militanları soruyo: krizden önce para vaaadı da haramiler mi yedi?

Para gömülmüş ... phuahahaha ... gömülmüş ... tabi. Mesela ben kendimin paralarını bizim evin yanındaki caminin bahçesindeki çam ağacının dibine gömdüm. Belli mi olur bi evliya gelir bakar üç-beş kuruş anlar ki ben bi gariban, yapar bi kıyak para olur üç-beş milyon.

Millet aç kardeşim, ne gömmesi. Milletin bırak parayı, ölüsünü gömecek hali yok!

Tamam, anladık akepelisiniz, militansınız, gönüllü avukatsınız, sözcüsünüz ama yani biz de keriz değiliz birader. Gözümüz de görüyo.

450 milyar dolar borcu olan devlet bu borcu hangi parayla döndürüyor sanıyorsunuz; şu anki rakamlara aldanmayın, Amerika'nın derdi bizimkinden daha büyük, oradan bi fayda gelmeyecek. Bu haramiler hem cahil hem cesurdur, hesap-kitap bilmezler demiştik; işte oraya geldik ... bu paniğin sebebi budur. Taşıma su ile değirmen de buraya kadar işte. Bekliyoruz efems, Eylül-Ekim demiştik ... bekliyoruz.

A.

unbe
05-06-2009, 11:03
yahu bi de RTE akşam haberlerde utanmadan memura 2008de %19 zam yaptık memurun eşşşek gibi parası var demeye getirdi resmen
e yuhhhhh pesssss ne diyeyim
ahanda biz memeruz aldığımız zam %2 ilk altı ay için ikinci altı ay için de%2 zam almışız 2008de
bu da rakamsal olarak yaklaşık 27 tl yapıyor
kiraya 50 lira zam geldi
elektriğe %100 e yakın bi zam geldi
eeee napayım o 27 lirayı ben?
eridi gitti be zaten
alsınlar münasip bi tarafları uygun olur
ama bi de utanmadan çıkıp demez mi 19 zam yaptık eh yani sinir krizi geçirmemek elde değil
biz en iyisi 27 lirayı bozdurup bozdurup harcayalım
ve haber maber izlemeyelim
izledikçe çıldırıyorum çünkü
cehalet mutluluktur diyen her kimse doğru söylemiş

mhmd
05-06-2009, 12:02
Yazılanları okuyunca,
Yönetenlerle yönetilenler arasında hiçbir fark olmadığını gördük.

Yergin
05-06-2009, 15:45
Kriz falan yok, olmadı da. Herşeyde olduğu gibi bunuda yine kendi kendimize çıkarttık kriz kriz diye.

Ayrıca sayın Azınlık'ın yazısında görünce yazmak istedim, seçim dönemindeki yapılan gıda yardımları çok doğruydu bence. Sebebinden ziyade sonucuna bakmak lazım bu konuda.

parmis
05-06-2009, 17:11
Kriz falan yok, olmadı da. Herşeyde olduğu gibi bunuda yine kendi kendimize çıkarttık kriz kriz diye.

Ayrıca sayın Azınlık'ın yazısında görünce yazmak istedim, seçim dönemindeki yapılan gıda yardımları çok doğruydu bence. Sebebinden ziyade sonucuna bakmak lazım bu konuda.

yurdum insanı yoksulsa; yardıma ihtiyacı varsa devlet bunu her zaman yapmalı yada vatandaşını yoksulluktan işsizlikten kurtaracak tedbirleri almalı.. Neresi doğruydu bu yardımların? kasıtlı ve maksatlı bir yardım olduğunu dünya alem biliyor:)
Bu arada tüm dünya krizi kabul ederken bizim başbakanımız kabul etmedi yada küçümsedi nedense.. insanlar dükkan kapatıyor, kira ödeyemiyor kadınlar evde ne pişireceklerini bilmiyor aslında et yok ;dert pişiyor bir çok mutfakta bunun adı kriz değilmi?

saygılar..
parmis Güneşin_kızı

mhmd
05-06-2009, 17:29
Yardımlar yanlıştır.
İnsan haysiyetine yakışır iş, meslek, eğitim verilerek kalıcı çözümler için adımlar atılmalıdır.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış.

Yergin
05-06-2009, 17:29
yurdum insanı yoksulsa; yardıma ihtiyacı varsa devlet bunu her zaman yapmalı yada vatandaşını yoksulluktan işsizlikten kurtaracak tedbirleri almalı.. Neresi doğruydu bu yardımların? kasıtlı ve maksatlı bir yardım olduğunu dünya alem biliyor:)
Bu arada tüm dünya krizi kabul ederken bizim başbakanımız kabul etmedi yada küçümsedi nedense.. insanlar dükkan kapatıyor, kira ödeyemiyor kadınlar evde ne pişireceklerini bilmiyor aslında et yok ;dert pişiyor bir çok mutfakta bunun adı kriz değilmi?

saygılar..
parmis Güneşin_kızı

Sayın Parmis,

Ben bu yardımları değerlendir iken, doğru bulmamın sebebi söylemiş olduğum gibi sebebi değil sonucudur. Yani, hatalı bir şekilde de olsa, verenlerin amaçları farklıda olsa yardıma muhtaç insanların bundan faydalanması bakımından doğru olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu, bu yardımların olması muhtaç kişiler için iyi oldu diyim. Sürekli olması konusunda da aynı fikirdeyim sizinle. Bayraktı, araçtı, tanıtımdı vs bunlara para gideceğine bari bunlara gitsin.

Kriz yok derken de, başbakanın gözünden değilde, sanayi sektöründe olan birisinin gözü ile söyledim. Evet kabul ediyorum malesef kurunun yanında bazı yaşlarda yandı ama bu krizle fahiş fiyata mal satanlar, fahiş rakamlarda kar elde edenler, kazandığı parayı yatırıma yani kendi işine değilde özel hayatına harcayanlar azaldı, elendi. Dünyada da bu şekilde ama kendi ülkemi ele alırsak eğer, tüketim inanılmaz derecede artmış durumda. Devlet destek için ÖTV indirimi yaptı, otomotiv firmaları bir kaç günde tüm stoklarını ve gelecek olan araçlarını sattı. Madem kriz vardı, kimsede para yoktu bu araçlar nasıl satıldı? İnsanlarımızda para var yok değil ama bunu artık mantıklı bir şekilde kullanmaları gerek. Bu yüzden kriz iyide oldu. Bazı insanlara ders oldu. Burada bir arkadaş yazmış, çokda güzel yazmış. Kriz ekonomide bazı insanların kazançlarını arttırmak için güzel bir yoldur diye. Devletinde bu dönemde yanlışları oldu. Ama artılarıda oldu.

Eskiden azla yetinirdik, şimdi çok bile yetmiyor bize. Gidin alışveriş merkezlerine tıklım tıklım her yer. Dün tiyatroya gidicem diye işten erken çıktım. Vaktinden önce gidincede biraz dolaşayım diye bir alışveriş merkezine girdim, tıklım tıklım neredeyse. Herkes birşeyler alıyor, yiyor, içiyor. Almalarına, yemelerine, içmelerine değilde iş saati o kadar insanın orada olması dikkatimi çekti...

Saygılar

parmis
05-06-2009, 17:53
Sayın Evyme,

Keşki tüm yurdum insanın maddi durumu iyi olsa tiyatroya sinamaya gidebilseler sanırım siz istanbul' da olmalısınız Türkiye' nin nerdeyse beşte bir nufusuna sahip olan bu kentte insanların yemesi içmesi.alışveriş merkezlerine gitmesi çok normal.. o kadar da ekmeği, yemeği ,parası olmayan insan vardır büyük kentlerde..
ve mhmd arkadaşımızın dediği gibi bu yardımlar onur kırıcı ne olacak ramazandada bazı iş adamları yardım kolileri dağıtıyor..
ve gizli işsizler, gizli yoksullar var biliyor musunuz ?söyleyemeyen gururuna yediremeyen..
ve başbakanımızın dost burslarıyla okuyup çok becerikli olan milyar dolarlar kazanan
yurt dışında yaşayan oğullarına yetişmek ne mümkün..
Ortalama 600-700 lirayla geçinmeye çalışan emeklinin halini ise hiç anlatmayım.
İş saatinde alışveriş merkezlerini sokaları dolduran o insanlarında vardır bir açıklaması ya işsizlerdir ya vardiyalı çalışıyorlardır ya kent dışından gezmeye gelmişlerdir. Arada bir insanlarımız yapsın bunları ya yoksulluğa işsizliğe inat:)
saygılar..
parmis Güneşin_kızı

Yergin
05-06-2009, 18:07
Sayın Evyme,

Keşki tüm yurdum insanın maddi durumu iyi olsa tiyatroya sinamaya gidebilseler sanırım siz istanbul' da olmalısınız Türkiye' nin nerdeyse beşte bir nufusuna sahip olan bu kentte insanların yemesi içmesi.alışveriş merkezlerine gitmesi çok normal.. o kadar da ekmeği, yemeği ,parası olmayan insan vardır büyük kentlerde..
ve mhmd arkadaşımızın dediği gibi bu yardımlar onur kırıcı ne olacak ramazandada bazı iş adamları yardım kolileri dağıtıyor..
ve gizli işsizler, gizli yoksullar var biliyor musunuz ?söyleyemeyen gururuna yediremeyen..
ve başbakanımızın dost burslarıyla okuyup çok becerikli olan milyar dolarlar kazanan
yurt dışında yaşayan oğullarına yetişmek ne mümkün..
Ortalama 600-700 lirayla geçinmeye çalışan emeklinin halini ise hiç anlatmayım.
İş saatinde alışveriş merkezlerini sokaları dolduran o insanlarında vardır bir açıklaması ya işsizlerdir ya vardiyalı çalışıyorlardır ya kent dışından gezmeye gelmişlerdir. Arada bir insanlarımız yapsın bunları ya yoksulluğa işsizliğe inat:)
saygılar..
parmis Güneşin_kızı

Sayın Parmis, evet İstanbul'da oturuyorum. Yazdıklarınıza katılıyorum, katılmıyor değilim sadece şunu söylemek istiyorum. Daha doğrusu bir işçi olarak değil işveren olarak şunu söylemek istiyorum. Evet zorda olan insanlarımız var ama bunun krizle alakası yok. Şimdi bir insan şunu yapmamalı bence. Mesela 40 milyarlık bir araba düşünün ( hala yeni TL lere alışamadım da ) ÖTV indirimi yaptılar, atıyorum mesela 36 milyar a düştü dimi. İnsanlarımız naptı, ooo süper kaçırmıyım dedi gitti araba aldı. Parası olupta alana lafım yok ama parası olmayıpta daha doğrusu bu kadar parası olmayan gidipte bankadan kredi çekip araba alırsa o zaman olmaz. Evet elektriğe çok zam geldi, evet doğalgaza çok zam geldi bu konuda katılıyorum ve devleti kınıyorum ama 1 milyar maaşı olan bir memurun elinin altında 3-4 milyarlık 2-3 tane kredi kartı varsa olmaz bu. 2-3 ayda bir telefon değiştirmekle olmaz. Eskiden bir tişörtü günlerce giyerdik, şimdi 3. günde insanlar tuhaf tuhaf bakıyor. Yazık adama diye. Kafalar değişti, bence bir insan kriz olduğunda harcadığı parada değişiklik olmuyor ise kriz var diyemez.

Bir işveren olarak bu konuda biraz doluyum o yüzden yanlış anlamamışsınızdır umarım beni veya düşünceleri yanlış aktarmamışımdır umarım. Eğer öyle ise özür dilerim.

Saygılar.

mhmd
05-06-2009, 18:12
Sn. parmis,

Dediğiniz kadar da değil.
Ülkemizin tüm sorunları 2002 yılından sonra oluşmadı.
Esasında, köklü sorunların pek çoğunda Cumhuriyetin de ötesine taşacak tarihi vardır.

Yapılan değerlendirmeler ne kadar nesnel olursa o kadar doğrudur.
Hisle, gözlemle, duyduğumuz ya da okuduklarımızla değerlendirmeler noksan ve yanlıştır.

Ayrıca;
Bir dönemin değerlendirmesi yapılırken başka bir dönem baz alınır.
Örneğin 1980 yılı rakamları ile.... olan .... değer 2009 yılında ... olmuştur. Arada +-%.. fark vardır.

dilaver
05-06-2009, 18:27
1 milyar maaşı olan bir memurun elinin altında 3-4 milyarlık 2-3 tane kredi kartı varsa olmaz bu. 2-3 ayda bir telefon değiştirmekle olmaz.

Sayın EnvyMe

Anlaşılamayan nokta şudur. Kapitalizm zorunlu olarak kriz üretir. Bu onun dogasıdır. Bir taraftan üretmek için üretim, pazar için üretim. Diger taraftan da bu üretimi alamayacak, talep edemeyecek bir yoksulluga mahkum tüketiciler grubu.

Şöyle düşünün. Bir buzdolabı fabrikası işçisi ürettigi buzdolabına harcadıgı emegin karşılıgını alamaz. Harcadıgı emegin bir kısmı kendisine ücret olarak verilir, diger kısmı ise işverene kar olarak gider. Dolayısıyla o buzdolabını alabilmek için epey bir zaman daha çalışmalı ve birikimde bulunmalıdır. Sistem ise ayakta durabilmek için sürekli buzdolabı üretmek ve satacak pazar bulmak zorundadır. İşte tam da bu noktada sistem tıkanır ve üretilen ürün elde kalır. İşte size kriz.

Sistem bunu uzatabilmenin yolunu kredi mekanizmasıyla bulmuştur, bulmamıştır da krizi öteye itelemiştir. Kredi kartı ile dar gelirli iki türlü sömürülür. Hem gelecegi ipotek altına alınmıştır, hem de faiz sarmalına girerek sömürü katmerlenmiştir. Bunun sonucu ise pasifize olma ve kölelik bagımlılıgına ve itatatine girmektir. Korkudur, isyan edememektir.

Yani bizzat sistem tarafından diretilen bir çıkış yoludur. Aksi takdirde ürünler satılamayacaktır. Ancak sistemin buldugu yol, döner dolaşır gene sistemin başına bela olur. Bu kapitalizmin temelidir.

Bu sefer herşey alınır satılır olur, metalaşır. Kişilik, ahlak, namus, bilim ve sanat. Sistem gittikçe de yozlaşmaya başlar, çürür. İşte tehlike de buradadır.

Kriz bedeli ödenmemiş emegin yani dermayenin temerküzüdür. Belli ellerde yogunlaşmasıdır. Bir taraftan zengin azınlık daha da zenginleşir ve daha da elitleşirken, diger taraftan bu zengin azınlık çinden bazılar daha aşagı seviyelere düşerler. Ve bir avuç azınlıgın daha da zenginleşmesi için kitleler yoksulluga ve daha çok çalışmaya itilirler.

Bunun ise tek bir zorunlu sonucu olacaktır. Ya vahşi bir kölelik düzeni ya Sosyalizm.

saygılarımla

Yergin
06-06-2009, 01:34
1 milyar maaşı olan bir memurun elinin altında 3-4 milyarlık 2-3 tane kredi kartı varsa olmaz bu. 2-3 ayda bir telefon değiştirmekle olmaz.

Sayın EnvyMe

Anlaşılamayan nokta şudur. Kapitalizm zorunlu olarak kriz üretir. Bu onun dogasıdır. Bir taraftan üretmek için üretim, pazar için üretim. Diger taraftan da bu üretimi alamayacak, talep edemeyecek bir yoksulluga mahkum tüketiciler grubu.

Şöyle düşünün. Bir buzdolabı fabrikası işçisi ürettigi buzdolabına harcadıgı emegin karşılıgını alamaz. Harcadıgı emegin bir kısmı kendisine ücret olarak verilir, diger kısmı ise işverene kar olarak gider. Dolayısıyla o buzdolabını alabilmek için epey bir zaman daha çalışmalı ve birikimde bulunmalıdır. Sistem ise ayakta durabilmek için sürekli buzdolabı üretmek ve satacak pazar bulmak zorundadır. İşte tam da bu noktada sistem tıkanır ve üretilen ürün elde kalır. İşte size kriz.

Sistem bunu uzatabilmenin yolunu kredi mekanizmasıyla bulmuştur, bulmamıştır da krizi öteye itelemiştir. Kredi kartı ile dar gelirli iki türlü sömürülür. Hem gelecegi ipotek altına alınmıştır, hem de faiz sarmalına girerek sömürü katmerlenmiştir. Bunun sonucu ise pasifize olma ve kölelik bagımlılıgına ve itatatine girmektir. Korkudur, isyan edememektir.

Yani bizzat sistem tarafından diretilen bir çıkış yoludur. Aksi takdirde ürünler satılamayacaktır. Ancak sistemin buldugu yol, döner dolaşır gene sistemin başına bela olur. Bu kapitalizmin temelidir.

Bu sefer herşey alınır satılır olur, metalaşır. Kişilik, ahlak, namus, bilim ve sanat. Sistem gittikçe de yozlaşmaya başlar, çürür. İşte tehlike de buradadır.

Kriz bedeli ödenmemiş emegin yani dermayenin temerküzüdür. Belli ellerde yogunlaşmasıdır. Bir taraftan zengin azınlık daha da zenginleşir ve daha da elitleşirken, diger taraftan bu zengin azınlık çinden bazılar daha aşagı seviyelere düşerler. Ve bir avuç azınlıgın daha da zenginleşmesi için kitleler yoksulluga ve daha çok çalışmaya itilirler.

Bunun ise tek bir zorunlu sonucu olacaktır. Ya vahşi bir kölelik düzeni ya Sosyalizm.

saygılarımla

Zorunlu olarak üretilen bir sistemi en azından bizlerin kriz demesi bana saçma geliyor. Benim aslında kriz yok dememdeki sitemim bu. Yani olacaklar belli iken insanın buna önlem almaması yanlış, almıyorsan kriz diyemezsin. İnsanların başında devlet var, devlet önlem almalı derseniz evet almalı ama devlet sonuca bakar. Sonuçtan gider. Tüketim hat safhada ise, insanlar ısraf nedir bilmiyorsa devlet napsın buna? Ayrıca biz ve başka bir çok ülkede olduğu gibi özellikle devletin bazı kişilikleri bu fazla tüketimden kar sağlayacaksa bu ekmeklerine yağ sürmektir. Demek istediğim biz insanlar olarak yani halk olarak tüketime dikkat etmeliyiz. Bazı kişilerin ekmeğine yağ sürmemeliyiz.

"Şöyle düşünün. Bir buzdolabı fabrikası işçisi ürettigi buzdolabına harcadıgı emegin karşılıgını alamaz. Harcadıgı emegin bir kısmı kendisine ücret olarak verilir, diger kısmı ise işverene kar olarak gider."

Bir işveren, işçi çalıştırdığı için değil, çalıştırdığı işçinin yaptığından para kazanır. İşçide emeğinin karşılığı olarak maaşını alır. Emeğinin bir kısmı kendisine verilir der iken başka birşey kastettiyseniz bilemiyorum ama emeğinin bir kısmı işverene kalır diyorsanız kalan emeği değildir.

Toprak, susuz yaşamaz, susuz hiçbir anlam ifade etmez. Ama bundan dolayı sürekli sulamakta yanlıştır. Böyle hem toprağı hem suyunu kaybedersin. Hayatın bir düzeni var, dengesi var. Bunu bozmamaya çalışarak çalışılmalı.

Saygılar

nogada
06-06-2009, 01:45
1 milyar maaşı olan bir memurun elinin altında 3-4 milyarlık 2-3 tane kredi kartı varsa olmaz bu. 2-3 ayda bir telefon değiştirmekle olmaz.

Sayın EnvyMe

Anlaşılamayan nokta şudur. Kapitalizm zorunlu olarak kriz üretir. Bu onun dogasıdır. Bir taraftan üretmek için üretim, pazar için üretim. Diger taraftan da bu üretimi alamayacak, talep edemeyecek bir yoksulluga mahkum tüketiciler grubu.

Şöyle düşünün. Bir buzdolabı fabrikası işçisi ürettigi buzdolabına harcadıgı emegin karşılıgını alamaz. Harcadıgı emegin bir kısmı kendisine ücret olarak verilir, diger kısmı ise işverene kar olarak gider. Dolayısıyla o buzdolabını alabilmek için epey bir zaman daha çalışmalı ve birikimde bulunmalıdır. Sistem ise ayakta durabilmek için sürekli buzdolabı üretmek ve satacak pazar bulmak zorundadır. İşte tam da bu noktada sistem tıkanır ve üretilen ürün elde kalır. İşte size kriz.

Sistem bunu uzatabilmenin yolunu kredi mekanizmasıyla bulmuştur, bulmamıştır da krizi öteye itelemiştir. Kredi kartı ile dar gelirli iki türlü sömürülür. Hem gelecegi ipotek altına alınmıştır, hem de faiz sarmalına girerek sömürü katmerlenmiştir. Bunun sonucu ise pasifize olma ve kölelik bagımlılıgına ve itatatine girmektir. Korkudur, isyan edememektir.

Yani bizzat sistem tarafından diretilen bir çıkış yoludur. Aksi takdirde ürünler satılamayacaktır. Ancak sistemin buldugu yol, döner dolaşır gene sistemin başına bela olur. Bu kapitalizmin temelidir.

Bu sefer herşey alınır satılır olur, metalaşır. Kişilik, ahlak, namus, bilim ve sanat. Sistem gittikçe de yozlaşmaya başlar, çürür. İşte tehlike de buradadır.

Kriz bedeli ödenmemiş emegin yani dermayenin temerküzüdür. Belli ellerde yogunlaşmasıdır. Bir taraftan zengin azınlık daha da zenginleşir ve daha da elitleşirken, diger taraftan bu zengin azınlık çinden bazılar daha aşagı seviyelere düşerler. Ve bir avuç azınlıgın daha da zenginleşmesi için kitleler yoksulluga ve daha çok çalışmaya itilirler.

Bunun ise tek bir zorunlu sonucu olacaktır. Ya vahşi bir kölelik düzeni ya Sosyalizm.

saygılarımla

Sayın dilaver...

Bu gün yaşadığımız dünyada ne yazıkki insanların tatminsizliği sizin istediğiniz gibi herkezin hür ve özgür olması için gerekli olan şartları yansıtmamakta.Sosyaliz olgusu ne kadar gerçekçi olabilirki,özelliklede şu yaşadığımız tümden kapitalist dünyada.Bu bana göre şu an için insanların anlayamayacağı bir olgu.

Kaldıki şu an kominizle yönetilern çine bir bakın nasılda işlerine geldiğinde emperyalist dünyaya mükemmel bir şekilde ayak uyduruyorlar öyle değilmi?Küba desek castronun ölümünden sonra yada yerine gececeklerden sonra bir an önce global yolda ilerlemeye sermaye çekmeye çalışacağına eminim.Aynı çekilde rusyada bunu tutturamamış ve dağıldıktan sonra kendisi kocaman ama içi boş bir oluşum bırakmıştır.Kaldıki ne okuyanları,doktorları ve mühendisleri yabancı ülkelerde kötü ve çirkin işler yapmaktadırlar.Bu da bir şekilde sosyalist ideallerle insanların uyuşamadığına ispat niteliği taşıyor.

Evet belki bir gün güzel bir yönetim ve halkların özgür,eşit ve birarada yaşadığı bir sistem olarak yaşatılabilinir.Ama şu an ne insanlar bunu kaldıracak güçte,ne de emperyalist düzen buna izin verecek durumda...

Beliki daha sonra aa şu an için hayal...

Saygılarımla...

Ayejj
09-06-2009, 11:12
Mustafa Mutlu

Demokraside vardığımız son nokta: Yardımcısı Başbakan’ı tekzip etti...

Bu hükümetteki “uyum”a bayılıyorum... Daha iki hafta önce televizyonlarda yayınlanan “Ulusa Sesleniş” programında ne demişti...
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=242532&Categoryid=4&wid=102

parmis
09-06-2009, 12:04
Sayın Mhmd,

önerileriniz için teşekkür ederim .sorunların son dönemde başlamadığınında farkındayım ama son dönemlerde ayyukaya çıktı derler ya aynen öyle..

genelde rakamsal ve bilimsel veriler toplamıyorum ben; halkın düşündüğü gibi halkın gözüyle yorumlar yapmayı tercih ediyorum bir bakıma sadeliği seçiyorum..

saygılarla..
parmsi Güneşin_kızı

dilaver
09-06-2009, 12:58
Bir işveren, işçi çalıştırdığı için değil, çalıştırdığı işçinin yaptığından para kazanır. İşçide emeğinin karşılığı olarak maaşını alır. Emeğinin bir kısmı kendisine verilir der iken başka birşey kastettiyseniz bilemiyorum ama emeğinin bir kısmı işverene kalır diyorsanız kalan emeği değildir.

Sayın EnvyMe

Üretim ne ile yapılır. Dogadan hammadeyi toplarsınız, onu işlersiniz ve bir ürün haline getirirsiniz. Peki bu ürüne deger katan, eskisinden farklı hale getiren nedir. Soru budur.

Hammadde ve üretim amaçları kendi başlarına bir deger ifade etmezler. Orada öyle durup dururlar. Ne zamanki insan emegi devreye girer o zaman bir deger haline gelirler. O halde degeri yaratan şey onun içinde cisimleşmiş olan emek miktarıdır. Başka da bir şey olması mümkün degildir.

Bir ürün degerine satıldıgı zaman şayet emegin yarattıgı deger tamamıyla emekçiye verilirse o zaman ortada kar kalmaz. Öyle ya degeri yaratan emek ise emegin de degerini verirseniz geride bir şey kalmaz. Hammadde zaten bellidir ve kendi kendine deger yaratmaz.

O halde kar oluşabilmesi için emekçinin emeginin gerçek degerini alamaması gerekir. Aksi ortada bir şey kalmaz. Emekçinin aldıgı işgücünün bedelidir. Emekçi işgücü için bir pazarlıga girer ve yarattıgı emek degerin bir kısmını işgücü olarak alır. Bu yüzden de kar, dolayısıyla da sermaye karşılıgı ödenmemiş emektir.

Bunun dışında degerin oluşması ile ilgili bir düşünceniz varsa dinlemek isterdim.

saygılarımla

Yergin
09-06-2009, 15:51
Sayın dilaver. İşlerim biraz yoğun, yorgunluğuma verin. Demek istediğiniz, bir işçinin yaptığı bir ürün satılır iken onda bulunan kar da işçinin emeğide vardır mı?

Bulunan kar da işçinin emeği yoktur diye düşünüyorum. Bence burada farklı düştüğümüz emek konusu, işçi ile o ürünü meydana getiren kişi.

Yani dediğiniz gibi hammadde doğada durmakta, onu işleyebilecek tezgahta satıcıda. Kişi tezgahı alır, hammadde alır, yanına işçi alır. Çalıştırır işler satar. Satarken elbette üzerine işçilik koyar, bu da o işçinin maaşıdır diye düşünüyorum.

Saygılarımla

-InVi-
09-06-2009, 16:25
Hic birsey meta benim bictigim fiyat'dan benim icin degerli degildir.....
yani ürünün satis fiyatini ne belirler ?
ürünün degeri mi yoksa benim ödemeye hazir oldugum fiyat mi ?

Yergin
09-06-2009, 16:28
Ürünün değerinin piyasa koşullarına göre yorumlanmış değeri :)

dilaver
09-06-2009, 16:57
Sayın envyMe

Ne yaparsanız yapın, emek olmadan deger yaratamazsınız. Ham madde en saf halde dogada bulunur. Bunu işletmeye getirmek için emek gene şarttır. Dolayısıyla o hammaddenin degerini belirleyen de mektir.

Üretim tezgahları işlenmiş hammaddeden yapılır. Dogadan hammaddeler alınır ve muhtelif kombinazyonlarad tezgah haline getirilir. Burada degeri yaratan gene emektir.

Emek olmadan deger yaratamazsınız ki. Dolayısıyla son tahlilde o malın degerini belirleyen şey içide-nde cisimleşmiş emek miktarıdır. Çıkın emegi birdeger yaratabilir misiniz. Dogada hammadde durdugu gibi durur.

Daha önceye gidelim ve ilk üretim aşamasına dönelim. Yani aşölyen kültürüne. Bu kültür takriben 1 milyon sene sürdü ve kabaca taştan aletler yapıldı.

Şİmdi soruyorum o taş orada duruyor. O dönemde sermaye denilen bir şeyimiz deyok. Peki o taşlar alet haline nasıl geldi ve nasıl ve ne şekilde bir deger kazandı.

O dönemde ücret yok, sermaye de yok. Peki o aletlere deger kazandıran unsur ne idi. Yalnız burada kullanım degeri ile degişim degerini ayıralım. Daha degişim degerine gelmedik. O taştan aletlere kullanum degeri kazandırazn ne idi.

saygılarımla

azınlık
09-06-2009, 17:03
Hic birsey meta benim bictigim fiyat'dan benim icin degerli degildir.....
yani ürünün satis fiyatini ne belirler ?
ürünün degeri mi yoksa benim ödemeye hazir oldugum fiyat mi ?

Ürünün değerinin piyasa koşullarına göre yorumlanmış değeri :)

Bu piyasa ekonomisi geyiklerini artık bir kenara bırakın. Dünyanın bugünkü halinin sorumlusu piyasa ekonomisidir.

Piyasa ekonomisinin üzerinde durduğu tek bir yedirmece vardır: ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır. Aslında ihtiyaçlar sınırsız değil, ve kaynaklar da herkese yetecek kadardır.

Artık yeni normlar ile düşünmenin vakti geldi ... kalk borusu çalıyor.

A.

Yergin
09-06-2009, 17:06
Emekten kastınız nedir onu anlayamadım?

"Harcadıgı emegin bir kısmı kendisine ücret olarak verilir, diger kısmı ise işverene kar olarak gider."

Burada ters düştük. Diğer kısmı ise işverene kar olarak gider demiştiniz. Ama burada bence atladığınız işçinin çalışırken kullandıkları vardır. Onlarında bir maliyeti vardır. Normal bir torna tezgahı ile CNC de işlenen bir parçanın maliyeti aynı değildir.

Emekten kastınız, işçi + iş verenin sarfettiği emek mi?

Saygılarımla

Yergin
09-06-2009, 17:08
Piyasa ekonomosi demedim sayın Azınlık, koşulları dedim. Buradaki koşulda kastım mesela benim yaptığım bir ürünü alacak olan sen isen, bu ürünü benden satın alabilme koşulun veya bir başkasından satın alabilme koşulun.

dünyanın bugün ki halinin piyasa ekonomosi olmasıdır söyleminize katılıyorum.

-InVi-
09-06-2009, 17:12
sn azinilik,

Piyasa ekonomisinin üzerinde durduğu tek bir yedirmece vardır: ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır. Aslında ihtiyaçlar sınırsız değil, ve kaynaklar da herkese yetecek kadardır.
Artık yeni normlar ile düşünmenin vakti geldi ... kalk borusu çalıyor.

bu yukaridaki satirlariniza tamemi ile katilmak ile birlikte, yapilan bir geyik degildir, hemen hemen dünyanin her tarafinda uygulanan bir ticaret anlayisi'dir.
bir ürünün degerini benim talebim belirler, dünyanin tüm ekomomileri bu gercek ile isler, Sosyalist Cin bile bu kisstaslar ile dünyaya üretim yapabilmekte.

azınlık
09-06-2009, 17:30
bu yukaridaki satirlariniza tamemi ile katilmak ile birlikte, yapilan bir geyik degildir, hemen hemen dünyanin her tarafinda uygulanan bir ticaret anlayisi'dir.
bir ürünün degerini benim talebim belirler


Anlaştığımızı görmek güzel.

Şu anki sistem içinde sizin talebiniz size ait değildir; sizin talebiniz suni olarak laboratuar şartlarında oluşturulmuştur. Sorun da buradan kaynaklanıyor zaten.

Ama olay değişiyor. Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak, kriz henüz emekleme aşamasında. Önde gelen ekonomistler bunu gördü. Yani dünyanın piyasa anlayışı hızla değişecek.

A.

Yergin
09-06-2009, 17:52
Buna katılıyorum. Değişmek zorunda çünkü. Yoksa çok daha kötü olur.

Yanlız, ilk paragrafı anlayamadım.

"Şu anki sistem içinde sizin talebiniz size ait değildir; sizin talebiniz suni olarak laboratuar şartlarında oluşturulmuştur. Sorun da buradan kaynaklanıyor zaten."

Biraz açabilirmisiniz?

azınlık
09-06-2009, 18:00
Yanlız, ilk paragrafı anlayamadım.

"Şu anki sistem içinde sizin talebiniz size ait değildir; sizin talebiniz suni olarak laboratuar şartlarında oluşturulmuştur. Sorun da buradan kaynaklanıyor zaten."

Biraz açabilirmisiniz?

Tabi; pop kültürü, çeşit çeşit beyin yıkama metodları, laboratuarlarda üretilen reklam filmleri ... daha aklına ne geliyorsa.

Hiçbirimizin talebi gerçek değil ... tamamı yanılsamalar üzerine kurulu, ihtiyaçları neredeyse tamamen dışlayan marazi ihtiraslar.

A.

-InVi-
09-06-2009, 18:41
sn azinlik
bir ürünü satin alirken, ayni kalitede iki tane secenek varsa
bunlar sadece fiyat bakimindan bir birinden farkli ise,hangisini alirdiniz ?
fiyat bakimdan daha uygun olani mi ?
yoksa ayni kalitedeki ürüne daha cok pahali olani mi ?

azınlık
09-06-2009, 20:41
bir ürünü satin alirken, ayni kalitede iki tane secenek varsa
bunlar sadece fiyat bakimindan bir birinden farkli ise,hangisini alirdiniz ?
fiyat bakimdan daha uygun olani mi ?
yoksa ayni kalitedeki ürüne daha cok pahali olani mi ?

Konu bu değil ki ...

Her iki ürünün içinde de emeğin sömürülen payı ve bizlerin tercihlerini bize bırakmayacak körleştirmenin maliyeti vardır. Tüketicinin seçme özgürlüğü kendisine bırakılamayacak kadar değerli bir özgürlüktür (tıpkı yönetici seçiminde olduğu gibi).

Bu ülkede TV'lerde dönen reklamların hedef kitlesinin büyüklüğü hakkında fikriniz var mı?

A.