Orijinalini görmek için tıklayınız : Duyurucu1 'in köşesi
duyurucu1
19-10-2008, 22:42
Şimdi benim bir sorum olacak size. Ayet dediğimiz şey tam da böyle Allah kelamı oluyor ise bu ayetde yanaşmayın ve yaklaşın şeklindeki ihtarların degerlendirilmesi nedir?
Daha acık sorayım ayet denilen seyde birşeyin yapılıp yapılmaması istendimi mekruhamı, haramamı, mustehabamı göre degerlendirilir?
Allahın haram kıldıkları için illa zinhar haramdır ifadesinimi kovalamak lazım... Bu farkları aralarsanız sevinirim...
Sevgili meaculpa,
"Ayet dediğimiz şey tam da böyle Allah kelamı oluyor ise.."diyorsunuz.Bu Allah kelamı nasıl oluyor?Önce sen bana onu açıklar mısın?Yani Tanrı,yükseklerde bir yerde oturup aşağıdakı kara karıncalar gibi görünen insanlar için kurallar hazırlamış ve bunu da karınca insancıklarının içinden biri vasıtası ile onlara iletmiş.Siz böyle mi algılıyorsunuz?Yada benim böyle mi algıladığımı düşünüyorsunuz?
Hayır!
Ben ana yazıdaki bahsettiğim ayet denilen maddelerin Kur'an'dan alındığını belirtiyorum.Konumuzda Kur'an'ın kadını nasıl gördüğüdür.
Kur'an Muhammedin sözüdür,tanrı vardır,yoktur,Kur'an uydurulmuştur,Sonradan değiştirilmiştir vs bunlar başka konular.
Bu konuyu İncil nasıl görüyor diye sorsaydık ,"İncilde Kadın" deseydik,o zamanda İncilden ayetlere dayanırdık.İncilin şu ayeti kadın hakkında şunu söylüyor bu ayeti bunu söylüyor derdik.
Bir başka platformda ve başlıkta bu bahsettiklerinizde tartışılabilir şüphesiz.Kur'an tanrı kelamımıdır bu artışılabilir.Kur'anın kuralları yani ayetleri kutsal mı değil mi?tartışılabilir.Kur'an ayetleri mekan ve zaman olarak evrensel mi?tartışılabilir.Kaldı ki bu yazı dizisinin en başında ben bazı konulardaki görüşümü azıcıkda olsa açıklıyorum.Her halde dikkatnizden kaçmış.
Mekruh,haram,müstehap bunlar benim konum değil.Bunlarla uğraşanlar "hadis dini "mensupları.Ben onlardan değilim.
Siz bana şunu sorun;Kur'an aybaşı halindeki kadının özgürlüğünü yasaklar mı yasaklamaz mı?
duyurucu1
19-10-2008, 22:47
D)CİNSEL YAŞAMDA KADININ DURUMU NEDİR?
17)BU KONUDAKİ KUR’AN AYETLERİ NEDİR?
2/222-(Ey Muhammed!) Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar.De ki: “O sıkıntılı bir şeydir.”Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun,temizlenmelerine kadar onlara yanaşmayın.Ama temizlendikleri zaman,Allah’ın size buyurduğu yoldan onlara yaklaşın.Allah çok tövbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.
2/223-Kadınlarınız sizin döl yerinizdir.Öyleyse döl yerinize istediğiniz biçimde yaklaşın;kendiniz için ileriye hazırlık yapın,Allah’a saygılı olun;O’na kavuşacağınızı bilin!İnananları müjdele.
23/5)(Erkek müminler)Cinsiyet organını koruyanlardır.
23/6)Eşleri yahut akitleri aracılığıyla sahip oldukları müstesnadır.Bu durumda kınanmış değillerdir onlar.
meaculpa
19-10-2008, 23:01
Mekruh,haram,müstehap bunlar benim konum değil.Bunlarla uğraşanlar "hadis dini "mensupları.Ben onlardan değilim.
Sayın Duyurucu sordugum soruya dair sadece bu yanıtınızı dikkate alıp yeniden soruyorum:
Hadis kavramını reddediyor olmanızın da bu sorumla ilgisi olmadığını düşünüyorum. Çünkü Kuran'ı hedef alıp konuşmaya niyetliyim. Benim öğrenmeyi hedeflediğim şey; Allah'ın zinhar yasak kıldığı olgulara kaynağınız Kuran ise, bunu Kuran'ın hangi şekildeki ayetleri veya hangi cümle kalıpları ile kabul ediyorsunuz? Ben bu ayet de tanrının herhangi bir tavsiye verdiğini çıkaramadım. Direk olarakyaklaşmayın veya yanaşmayın tarzındaki emir kipleri ile ayetler ortada. İddanıza göre bu karışıklığa ışık tutmanızı bekliyorum.
duyurucu1
19-10-2008, 23:13
Başlık ilgi çekmek için, Herkesin herşeyi ilgi çekmek için kullandığı bir ortamda bu da bir yöntem. Kimisi ekranlarda ön plana çıkmak için akla ahlaka mantığa uygun olmayan şeyler yapar,kimide forumlarda öne çıkmak için akla mantığa uygun olmayan şeyler yapar..
NORMAL KARŞILAMAK LAZIM CEVAP BİLE YAZMAMAK LAZIM..
AMA.....!
ola ki bi okuyan çıkar, inanacağı tutar ve bunu yaymaya kalkar..İşte bu ATATÜRK'e büyük bir hakaret olur..
ATATÜRK'ün büyüklüğü İNSAN olmasından gelmektedir..O, başarılariyla, yaptıkları ve yapamadıklarıyla, içinde bulunduğu topluma uyan ve uymayan yanlarıyla sadece bir İNSANDI..
Kusura bakmayın, ve hakaret olarak da algılamayın ama.. BU APTAL SAPTAL Bir yazı..
BAŞARDIKLARI SİZDE HEYECAN UYANDIRAN, YADA KISKANÇLIK YARATAN İNSANLAR GÖRDÜĞÜNÜZDE onları İNSAN ÜSTÜ olarak algılamaktansa, "HELAL OLSUN" diyebilmek hem sizi hem de o insanı daha da yüceltir..
Sevgili umutbitmez,
Sen herhalde yazıyı iyi okuyamamışsın.Heyacandan vede kızgınlıktan olsa gerek.İlgi çekmek isteseydim gider başka davranışlarda bulunurdum.
Ben Atatürkü'de bir başka insanıda insanüstü olarak algılamam.Peygamberlik (halk önderliği)misyonunu taşıyan bir insanı kim insanüstü görüyor?Hele sen biraz sakinleş.Çok kızmışsın.
Selam ve sevgiyle kal.
Not.Seni kızdıracak bir başlık daha açıyorum.Hele birde ona bak.
duyurucu1
19-10-2008, 23:17
19-EUZUBİLLAHİMİNEŞEYTANİRRECİM BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM ne demektir?
İnsan vücudunun çok sayıda istekleri olur.Vücüdun arzuları olur.Açlık duygusunu gidermek için acilen çok miktarda yemek yemek.Seks duygusunu gidermek için karşı cinsle cinsel ilişkiye girmek gerek.Hem de çok miktarda cinsel ilişki yapmak gerek.Bu duygu tatmin edilince başka isteklerin ve arzuların karşılanması gerek.Arzular,istekler,duygular tatmin edilirken insan aşırı yemek,aşırı cinsel ilişki, aşırı malik olma ve hükmetme gücü ister.
İnsandaki tatmin edilen bu arzu ve isteklere,duygulara bir isim verelim.Bunun adını Kur’an ŞEYTAN kelimesi ile ifade etmiş.
Bu anlam yüklemesine göre insanda çok sayıda istek ve arzu var.Yani çok sayıda şeytan var.Şeytanlar her zaman faaileyette.Bunların isteklerinin yerine getirilmesi lazım.Kurallar dahilinde kimseye zarar vermeden şeytanların isteklerinin yerine getirilmesi gelişme kanununa göre şarttır.Çünkü insan yaratılırken şeytanları ve melekleri ile birlikte yaratılmıştır.
Örneğin;aç insanın normal ölçülerde yemek yemesi gerekir.Aç insanın kendi şeytanımı yeneceğim diye açlık halini sürdürmesi doğru değildir.Yine aç insanın bu isteğini tatmin için aşırı yemek yemesi normal bir davranış değildir.Ya da başkalarının yiyeceğine el uzatması kurallı davranış değildir.
Bir başka örnek:Seks duygusu insan vücudunda vardır.Bu insanın seks şeytanıdır.Az veya çok tüm insanlar karşı cinsle, cinsel birleşme yapmak isterler.İnsanlar çocuk yapmak için birleşme zahmetine katlanmazlar.Seks duygularını tatmin için birleşirler.İnsan seks duygusunu tatmin içim(seks şeytanının söylediklerini uygulamak için)kuralsız seks yapabilir.İnsanların ırzına zorla geçebilir.Bu halde seks şaytanının egemenliğine girmiş olur.Ama insan aklını kullanarak seks şeytanını kendi egemenliğine alır ve isteklerini tatmin ederek ateşin düşmesini sağlayabilir.Olanakları varsa karşı cinsle meşru zeminlerde birleşebilir.Olanakları yoksa mastürbasyon yoluyla seks şeytanının etkisini azaltarak kendisini egemenliği altına almasını önleyebilir.
Bir başka örnek;mülkiyet tutkusu .İnsanlarda var olan mülkiyet tutkusu özünde insana hükmetme gücü verir.Toplum içerisinde kendisine bir statü sağlar.saygınlık kazandırır.İnsan mülkiyet aracılığıyla ilahlaşmak ister.Bu yadırganacak bir durum değildir.Çünkü insan oluşturulurken Allah kendi özünden bir miktar insana katmıştır.İnsan bu nedenle eksik ilah iken tam ilah olmak ister.Mülkiyet ilişkilerini de bunu sağlamak için araç olarak kullanır.Mülkiyet tutkusu insanın arzu ve isteğidir.İnsanlığın gelişmesini sağlar.Bu tutku insanın şeytanlarından bir tanesidir.İnsan bu tutukunusunu tatmin için mülkiyet şeytanının kendisine fısıldadığını aklıyla ölçmeli tartmalı ve bu tutkusunu asgari olarak tatmin etmelidir.Yani şeytanının ateşini düşürüp isteklerini makul ölçülere çekmelidir.Mülkiyet şeytanına uyarak onun egemenliği altına girmemelidir.Bu tutkusunun kendisinin her davranışını yönlendirmesine izin vermemelidir.Şeytanına karşı gelip mülkiyet tutkusundan vazgeçmek olmaz.Bu tıpkı cinselliği yaşamamak için cinsel organını kesmek gibi olur.
İnsan ,vücüdunda ,binlerce milyonlarca istek ve arzu yani şeytan olduğunu bilmelidir.Bunları egemenliği altına almalı fakat temelli de dumura uğratmamalıdır.Makul dengeli ve kurallı olmak kaydıyla tüm şeytanlarının isteklerini yerine getirmelidir.Aksi halde bunlardan biri şahlanarak tüm vücudun kontrolünü eline geçirir ve iblis olur.İblis Vücuda egemen olan şeytandır.
Şeytan insandan ayrı ve bağımsız boynuzlu ve görünmeyen bir varlık değildir.İnsanla birlikte vardır.İnsanın varlık nedenlerinden biridir.İnsan şeytansız olamaz.İstek ve arzuları olmayan ot gibi insan olmaz.Peygamberler dahi şeytanlarıyla birlikte yaşamışlardır.
Ama arzularına,aşırı tutkularına(Şeytanlarına) teslim olan insan insan değil beşerdir.Beşer gelişme ve değişmenin önünde engeldir.Kan dökücüdür.Anarşisttir.İnsan beşer olmamalı,şeytanını kontrol altında tutmalı ama onları tamamen de yok etmemelidir.
Şeytanla ilgili Kur’an ayetleri şeytana yüklenen bu anlam ile yeniden okunduğunda bu ayetlerin ayaklarının yere bastığı ve insanlar tarafından anlaşıldığı görülür.Aksi halde insanlar suçu kendileri işlerler ŞEYTAN dedikleri ne olduğu ,nerede olduğu meçhul olan hayal ürünü,maddi olarak olmayan bir varlığı suçlarının azmettireni olarak ileri sürerler.
Sahi sizleri rüyanızda şeytan azdırmıyor mu?Ya da kuralsız bir davranışta bulunduğunuzda davranışınızın sebebi olarak hala şeytanı göstermiyor musunuz.
Euzubillahimineşeytanirrecim Bismillahirahmanirrahim ne demektir?
umutbitmez
20-10-2008, 13:55
duyurucu...
Kelimelere senin verdiğin anlam önemli değildir.. ÖNEMLİ OLAN o kelimenin toplumsal anlaşılma biçimidir.. Peygamber tanrı vs gibi kelimelerin toplumsal anlaşılma biçimi bellidir..
MECZUPLAR da vardır kendilerini yada başkalarını peygamber/tanrı ilan eden..
Bunların hepsi İNSANIN başarabileceği şeyleri ANLAYAMAMAKTAN kaynaklanan çıkarsamalardır..
iNSAN KENDİ GÜCÜNÜN FARKINA VARDIĞINDA bu gücü isterse iyiye isterse kötüye kullanabilir . güç kavramının içine akıl zeka beceri ileri görüşlülük karar verme ve hitabet yeteneğini koyuyorum.
Başarılı insanlara ipe sapa gelmez yakıştırmalar veya kelimelerin anlamlarını kendine göre değiştirerek sıfatlar yüklemek en hafif tabiri ile abesle iştigaldir..
duyurucu1
20-10-2008, 20:49
18)CİNSEL YAŞAMA KUR’AN KARIŞIYOR MU?
2/222 ayeti incelendiğinde bu ayetin erkeklere hitap ettiği görülür.2/223 ayeti de erkekleri muhatap olarak almıştır.Cinsellikte kadın muhatap olarak alınmamıştır.Neden?
O dönemde Arabistanda kadının varlık olarak kabul edilmesi toplumun anlayabileceği bir olay değildi.Kadının durumu menkul mala yakındı. Bu nedenle toplumda, “Ondan ancak yararlanılır”,düşüncesi hakimdi.Bu düşünceye uygun olarakta cinsellikte kadın ancak kendisinden döl alınan bir varlık olarak görülmüştür.Kadın erkeğin dölünün oluştuğu bir varlıktır.Haliyle de erkek kendi döllenme sahasına istediği gibi varacaktır.Bu konuda erkeğe bir sınırlama ve müdahale yoktur.Kur’an cinsel yaşama fazla müdahale etmemiştir.Cinsel yaşama dokunduğu ayet sayısı yukarda belirtilenlerdir.
19)KUR’AN CİNSEL YAŞAMDA KADINI TARAF OLARAK KABUL EDER Mİ?
Bu ayetlerde de görüldüğü gibi Kur’an cinsel yaşamda kadını yok kabul etmiştir.Kadının cinsel yaşamda obje olarak düşünülmesi ve kabul edilmesi yenidir.Hele “Cinsel yaşamda kadında taraftır!” düşüncesi çok daha yenidir.
Acaba kadın eskiden beri mi cinsel yaşamda yoktu?Eskiden çocuk makinesi idiydi de şimdi mi cinsel yaşamda taraf oldu?Hayır,kadın eskiden de cinsel yaşamda taraftı.Fakat kendisinin taraf olduğu erkekler tarafından kabul edilmiyordu.Yoksa Osmanlı döneminde kadınlara yazılan ve divan edebiyatını oluşturan kütüphaneler dolusu eserin yazılış gayesi nedir? Dikkat edilirse bu eserlerin tamamı yasak aşklara ilişkindir.Kadının cinsel yaşamda taraf olduğunun belgeleridir.
Kadın toplumsal yaşama ve çalışma hayatına girince erkek ile aynı düzeye gelmeğe başladı.Buna paralel olarakta kendini açık açık ifade etmeğe başladı.Böylece erkekler kadının da cinsel yaşamda taraf olduğunu okuyarak öğrenmeğe başladılar.Kendi eşlerinin cinsel yaşamda taraf olduğunu,onunda orgazm olduğunu öğrendiler.Bu konu açık açık tartışılmaya başlandı.Böylece kadın erkekle aynı düzeye gelmeğe başladı.
18)CİNSEL YAŞAMA KUR’AN KARIŞIYOR MU?
2/222 ayeti incelendiğinde bu ayetin erkeklere hitap ettiği görülür.2/223 ayeti de erkekleri muhatap olarak almıştır.Cinsellikte kadın muhatap olarak alınmamıştır.Neden?
O dönemde Arabistanda kadının varlık olarak kabul edilmesi toplumun anlayabileceği bir olay değildi.Kadının durumu menkul mala yakındı. Bu nedenle toplumda, “Ondan ancak yararlanılır”,düşüncesi hakimdi.Bu düşünceye uygun olarakta cinsellikte kadın ancak kendisinden döl alınan bir varlık olarak görülmüştür.
Kur'an da kadını menkul mal'a yakın olarak görmekte ve bu yüzden Kur'an da kadını muhatap almamaktadır demek istiyorsunuz anladığım kadarıyla.
Kur'an kadına bakış açısı olarak Cahiliye addettikleri dönemin adetlerini devam ettirmektedir. Çünkü sizin deyişinizle kadını bir birey olarak görmek Arapların anlayabileceği (Allah anlatsa da anlayabilecekleri) bir şey değildir.*
Valla bizim de savunduğumuz bu.
Hem sadece cinsellikte falan da değil bu kadını muhatap almama durumu.
Kur'an, kadını, ancak peygamberin karılarından biri "biz niye kur'an'da anılmıyoruz" diye sorduğunda anmıştır. Onlar hatırlatmasa o kadar anacağı, muhatap alacağı bile yoktu.
Dini bir kitapta kadına nerden yaklaşılacağı ve benzeri cinsel ayetlerin ne işi var halen anlayabilmiş değilim. Bu konudaki dini açıklamaları okumak da oldukça rahatsızlık verici.
*Çünkü Allah ya iyi anlatamamakta ya da kullarının anlamaması için yine biryerlerine mühür neyn basmakta
edit: meaculpa'nın yanıt bekleyen sorularını es geçmeyin diyecektim. unutmuşum.
Bu başlığa yaklaşmamaya çalışıyordum çünkü kendimi biliyorum az buçuk.
soracaklarım var. Atlamazsanız sevinirim.
15)BU KONUDAKİ KUR’AN AYETLERİ NELERDİR?
2/222-(Ey Muhammed!)Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar.De ki: “O sıkıntılı birşeydir.” Ay başı halinde kadınlardan uzak durun,temizlenmelerine kadar onlara yanaşmayın.Ama temizlendikleri zaman,Allah’ın size buyurduğu yoldan onlara yaklaşın...
Allah'ın size buyurduğu yol nedir? Hangi ayette geçer?
Sıkıntı kelimesi olarak tercüme ettiğiniz aslında "eza" mıdır?
duyurucu1
20-10-2008, 22:16
Çünkü Kuran'ı hedef alıp konuşmaya niyetliyim. Benim öğrenmeyi hedeflediğim şey; Allah'ın zinhar yasak kıldığı olgulara kaynağınız Kuran ise, bunu Kuran'ın hangi şekildeki ayetleri veya hangi cümle kalıpları ile kabul ediyorsunuz? Ben bu ayet de tanrının herhangi bir tavsiye verdiğini çıkaramadım. Direk olarakyaklaşmayın veya yanaşmayın tarzındaki emir kipleri ile ayetler ortada. İddanıza göre bu karışıklığa ışık tutmanızı bekliyorum.
Sevgili meaculpa,
Kur'an'da kadına ilişkin ayetleri ve bu konuda düşüncelerimi yeri geldikçe açıklıyorum.Kur'an'ın cinsel yaşama ilişkin ayetlerini ve bu konuda getirdiği kurallarıda açıklamaya çalışıyorum.
Karışıklık nerede anlayamadım?
Sorunuzu biraz daha açık ve benim anlayacağım şekilde sorarsanız bildiğim kadarıyla cevaplamaya çalışırım.
Selam ve sevgiyle kal
duyurucu1
20-10-2008, 22:44
Bu başlığa yaklaşmamaya çalışıyordum çünkü kendimi biliyorum az buçuk.
soracaklarım var. Atlamazsanız sevinirim.
Allah'ın size buyurduğu yol nedir? Hangi ayette geçer?
Sıkıntı kelimesi olarak tercüme ettiğiniz aslında "eza" mıdır?
Sevgili K.C.
Ayetlerin numaralarını yazılarda veriyorum.
Ayetleri ben tercüme etmiyorum.Yazının başında yararlandığım kitapların listesini belirtmiştim.
"Bu başlığa yaklaşmamaya çalışmayın,"yaklaşın lütfen.Zaten bir başlık daha yapıştırdıktan sonra bu başlığın konusu bitiyor.Eğer değerli düşüncelerinizle katkı verirseniz Kur'an'da Kadın yazı dizisi biraz daha zenginleşir.Katkı verin lütfen.Konuşa konuşa bir yerlere varırız.Ben susmaktan ve susan insandan çok korkarım.Ne yapacağı belli olmaz.
Ama siz konuşursanız ve katkı verirseniz.Sizden yararlanırım.Szin bilgilerinizi paylaşırım.Sizde benimkini paylaşırsınız.Böylece doğrulara varırırz.
Selam ve sevgiyle kal.
meaculpa
20-10-2008, 23:46
Sevgili meaculpa,
Kur'an'da kadına ilişkin ayetleri ve bu konuda düşüncelerimi yeri geldikçe açıklıyorum.Kur'an'ın cinsel yaşama ilişkin ayetlerini ve bu konuda getirdiği kurallarıda açıklamaya çalışıyorum.
Karışıklık nerede anlayamadım?
Sorunuzu biraz daha açık ve benim anlayacağım şekilde sorarsanız bildiğim kadarıyla cevaplamaya çalışırım.
Selam ve sevgiyle kal
Sayın duyurucu1;
Sorum açık ama yeniden sorayım; Szin tavsiye dediğiiniz ayetleri bunca yıldır islam cemaaitinin agırlıklı ve baskın kesimi neden birer yasak yada emir olarak niteledi. Siz bu ayetleri böyle yorumlarken yaklasmayın ve yanaşmayın ifadelerini tanrının birer tavsiyesi olarak lanse ettiniz. Aksi biçimde bunların zinhar yasak oldugunu idda edenlerin argümanları da kuran ise sizinle ayrı düştükleri noktalar nelerdir?
Ayrıca allahın tavsiyeden öte kesinlikle yapmamanız gerektigi ile ilgili ifadelerini nasıl ayırt ediyorsunuz tavsiye kavramından. Sonunda ateşe işaret edilen ayetler bu noktada yardımcınızmıdır ?
verdiğiniz cevap soruma cevap olmadı.
Bakara 222 diye belirttiğiniz ayette: ...Allah’ın size buyurduğu yoldan onlara yaklaşın... ibaresinde Allahın size bir yol buyurduğu ve sizin kadınlara oradan yaklaşmanız gerektiği söylenmiş.
Peki bu buyurulan yol nedir? Bu yolun hangi yol olduğu hangi ayette geçer? Bakara 222'de geçmediği kesin.
ozgur_beyin
21-10-2008, 01:39
arkadaşlarbakara 222de yol lafı geçmez. yol uydurmadır.
islam livatanın her türüne karşıdır buyüzden anlatılan vajinal yoldur. başka türlü anlatım
bu ayette anlatılan yöntem veya adını ne koyarsanız odur
bakara 222 tam olarak nasıl diyor Özgür_?
ozgur_beyin
21-10-2008, 01:59
sevgili K.C.kurandaki ibare fatuhunne'dir .buda cima etmek demektir.cimada bildiğiniz gibi cinsel birleşmedir.
daha önce söylediğim gibi islamda livata çok büyük günahlardan sayıldığı için söylenen açıktır
Teşekkür ederim sevgili Özgür_beyin,
Bu durumda duyurucu'nun şu cümlesi: Yine bir başka sapmayı ifade eden kadınlarla livata yolu ile cinsel ilişki de yasaklanmamakta ancak livata yoluyla cinsel ilişkinin yapılmaması tavsiye edilmektedir
ile senin dediklerin çelişiyor.
Duyurucu Kur'an'a göre inceleme yapıyor ve livata'nın yasaklanmadığını söylüyor. Aslında bu ayete göre açık bir yasak gerçekten yok.
Hatta senin açıklamalarından öyle anlıyorum ki kadına yaklaşmakla ilgili yolu izah eden bir ayet bile değil bu.
Livata'nın yasak olması ya da olmaması ama tavsiye de edilmemesi gibi bir sonuç çıkarılabilecek bir ayet hiç değil.
ozgur_beyin
21-10-2008, 09:21
sevgili K.C. duyurucu kurana göre değil kafasına göre inceleme yapıyor.
yazdığınayet hangisi onada bakayım
2/222-(Ey Muhammed!)Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar.De ki: “O sıkıntılı birşeydir.” Ay başı halinde kadınlardan uzak durun,temizlenmelerine kadar onlara yanaşmayın.Ama temizlendikleri zaman,Allah’ın size buyurduğu yoldan onlara yaklaşın...
ayet bu.
Bu ayetten livata yasaklanmamış ama hoş da görülmemiş gibi bir sonuç çıkarmak mümkün mü? Mümkünse "kur'an mucizesi" demek gerek buna.
ozgur_beyin
21-10-2008, 10:03
sevgiliK.C bu ayetten livataya atıf yok.bu ayeti livataya cevaz veriyor diye anlamak yanlıştır. ama şu ayette öyle olduğu söylenemez
Bakara 223
(Medenî 87) Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Ya Muhammed!) müminleri müjdele! *
481 - cabir (radiyallahu anh) anlatiyor: "yahudiler: "kadina arka istikametinden temas edilirse cocuk sasi dogar" derlerdi. bunun uzerine: "kadinlariniz sizin (evlad yetistiren) tarlanizdir. o halde tarlaniza dilediginiz gibi gelin" ayeti nazil oldu" (bakara 223).
buhari, tefsir, bakara2, 39; muslim, nikah 117 (1435); ebu davud, nikah 46, (2163); tirmizi, tefsir, bakara 2, (2982).
482 - ibnu abbas (radiyallahu anhuma) anlatiyor: "hz. omer (radiyallahu anh), resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gelerek: "ey allah'in resulu mahvoldum" buyurdu. hz. peygamber (aleyhissalatu vesselam): "niye mahvoldun ne var?" diye sorunca acikladi: "bu gece binegimi ters cevirdim (arka canibinden yanastim). "resulullah (aleyhissalatu vesselam) hicbir cevap vermedi. cenab-i hakk peygamberine su ayeti vahyetti: "kadinlariniz sizin tarlalarinizdir. tarlaniza istediginiz gibi gelin." duburunden ve hayiz halinde temastan kacinmak sartiyla onden, arkadan, nasil istersen oyle gel."
tirmizi, tefsir, bakara 2, (2984).
483 - yine ibnu abbas (radiyallahu anh) anlatiyor: "allah, ibnu omer (radiyallahu anh)'i magfiret buyursun, bir hususta yanilmisti. su ensariler putperestti ve ehl-i kitaptan yahudilerle birlikte idiler. ensar (islam'dan once) ilim yonuyle yahudilerin kendilerinden ustun olduklarina inanirlardi. bu sebeple onlarin bircok davranislarini aynen taklid ediyorlardi. ehh-i kitaba has adetlerden biri de kadinlarina tek istikametten (yani on cihetten) yanasirlardi. bu, kadin icin de en uygun tarzdi. ensar toplulugu, bu adeti de yahudilerden aynen almisti. kureysliler ise, kadinlari hos olmayan sekilde acarlar, onlara arka cihetlerinden, on cihetlerinden, sirt ustu yatmis vaziyette yanasirlardi. medine'ye muhacir olarak mekkeliler gelince onlardan bir erkek medineli bir kizla evlendi. erkek, kadina kureys usulunce temas etmek istedi. kadin buna musaade etmedi. "bizde kadina tek istikametten temas edilir, sen de oyle yap, aksi halde bana dokunma" dedi.
onlarin bu ihtilafi buyudu ve herkes duydu. oyle ki resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a da intikal etti. bunun uzerine cenab-i hakk su ayeti inzal buyurdu: "kadinlariniz (cocuk yetistirdiginiz) tarlanizdir. tarlaya dilediginiz gibi gelin" (bakara 223). "diledigi gibi" den maksad (istikamet olarak) onlerinden, arkalarindan, sirt ustu yatmis olarak. ancak bu gelis cocuk mahalline olacak."
ebu davud, nikah 46, (2164).
Ne ayetten, ne de hadislerden kesin sonuca varmak mümkün değil.
Ancak tarla teşbihinden yola çıkılırsa livata serbestliğinden bahsetmek zor.
ozgur_beyin
21-10-2008, 18:29
pante sanırım bilirsin islamda livata şeklinde yapılan cimaya ''lutilik'' denir .
açık veya mecazi olarak bu iş kerih görülür ve gönderme yapılmaz.
ayetlerde açıktan açığada bu iş tarif edilmez
kuranın bir çok yerinde lutun kavminin yaptıklarının çok kötü olduğuna işaret edilir .
özetle islam livataya günahı kebair olarak bakar.
günahı kebair=büyük günah
pante sanırım bilirsin islamda livata şeklinde yapılan cimaya ''lutilik'' denir .
açık veya mecazi olarak bu iş kerih görülür ve gönderme yapılmaz.
ayetlerde açıktan açığada bu iş tarif edilmez
kuranın bir çok yerinde lutun kavminin yaptıklarının çok kötü olduğuna işaret edilir .
özetle islam livataya günahı kebair olarak bakar.
günahı kebair=büyük günah
__________________
İşte Özgür bir beyinden özgür ve OBJEKTİF bir bakışın yansıması bu kadar güzel oluyor.
Aman bozmayın, Lütfen abi...
Selamlar
duyurucu1
21-10-2008, 22:13
duyurucu...
Kelimelere senin verdiğin anlam önemli değildir.. ÖNEMLİ OLAN o kelimenin toplumsal anlaşılma biçimidir.. Peygamber tanrı vs gibi kelimelerin toplumsal anlaşılma biçimi bellidir..
MECZUPLAR da vardır kendilerini yada başkalarını peygamber/tanrı ilan eden..
Bunların hepsi İNSANIN başarabileceği şeyleri ANLAYAMAMAKTAN kaynaklanan çıkarsamalardır..
iNSAN KENDİ GÜCÜNÜN FARKINA VARDIĞINDA bu gücü isterse iyiye isterse kötüye kullanabilir . güç kavramının içine akıl zeka beceri ileri görüşlülük karar verme ve hitabet yeteneğini koyuyorum.
Başarılı insanlara ipe sapa gelmez yakıştırmalar veya kelimelerin anlamlarını kendine göre değiştirerek sıfatlar yüklemek en hafif tabiri ile abesle iştigaldir..
Sevgili umutbitmez,
Ben kelimelere anlam vermiyorum.Kavramın içini dolduruyorum.
Toplumlar eğer halk önderleri(peygamberleri) yoksa kelimelere atalaından-dedelerinden öğrendikleri anlamı yükleyerek vede uyuyarak yaşarlar.Sonra peygamberler(halk önderleri)gelir onların değer yergılarını tuzla buz eder.Yeni değer yargılarının oluşmasını sağlar.
Toplum eğer,Peygamber,Tanrı,namaz,oruç gibi kavramları gerçekten kavramış olsalardı Atatürk gibi bir halk önderine gerek kalmadan sorunlarını çözerlerdei.Ama 1930'lara gelinceye kadar bu toplum Kur'anı Arapça olarak tekrar etti durdu.Dinini de din sınıfının pratikte gösterdiği gibi icra etti.Yargılamadan,aklını kullanmadan.Sonra Ataürk geldi.Dedi ki "Bu insanlar Kur'anı kendi dillerinde okusun ve anlasın"Kur'anı ilk defa Türkçeye çevirten, Elmalılı Hamdi yazır'a çevirttiren Kim?
Atatürk öğle belki senin zannettiğin gibi dinle Kur'anl uzak değil.Çok yakın.Ben eğer bu gün Kur'anı okuyor ve içerisinde ne olduğunu anlayabiliyorsam bunu Atatürk'e borçluyum.Bu halk önderine,lidere peygamber denmez de ne denir.Kaldı ki benim Atatürke peygamber demem onu çok yücelttiğimden ona kutsiyet izafe ettiğiğimden değil.Atatürk gerçekten peygamber.Çünkü o yok olmaya mahkum edilmiş bir toplumdan bir ulus oluşturdu.Eski düzen içerisinden yeni bir düzen çıkardı.Bu insana ne sıfat vereceğiz?Atatürkle Muhammedi yada Lenini birbirinden ayıran nedir?Muhammed Allahtan vahiy mi alıyor?Atatürkte aldı,leninde aldı.Bende alıyorum.Sen de alıyorsun.Örümcekte alıyor.Bal arısı da alıyor.Muhammed miraçta göklere çıkıp Allahla konuştu mu?Sen bunu mu kabul ediyorsun?Hayır Muhammed göklere uçup Allahla filan konuşmadı.Ben de konuşmadım.Atatürkte.Eee.Atatürkle Muhammed arasında zaman ve mekan farkının dışında halk önderi olmalarının kanun vaz etmelerinin dışında ne farkları var.Devlet kurmalarının,devrim yapmalarının dışında ne farkları var.Her ikisi de insan.her ikiside halk önderi(peygamber)
Sen peygamberi uçan,mucize gösteren,gökyüzündeki ayı bir işaretiyle ikiye yarak HE-Men filan mı zannediyorsun?Din günü insanlara şefaat edecek imtiyazlı biri mi zannediyorsun?
Sahi sen peygamber denince ne anlıyorsun?Biraz paylaşsana.
Ben meczup falan değilim.Lafı dolandırarak saldırma.Ne söyleyeceksen insanın alnının tam ortasına söyle.Ben peygamber değilim.Halk önderi değilim.Ben sadece duyurucuyum.Doğru bildiklerimi duyururum.Bu kadar.İnsanları yargılamam.Haklarında hüküm vermem.Hükmü icra edip insanları öldürmem.Ben sadece duyururum.
Selam ve sevgiyle kal
duyurucu1
21-10-2008, 22:32
20)HADİSLERLE OLUŞTURULAN DİNDE, CİNSELLİK KURALLARI NEDEN AYRINTILIDIR?
Geçmişte ve günümüzde “İslamda Cinsel Yaşam”gibi adlarla ve konusu güya “Dinde cinselliğin kuralları” olan çok sayıda kitap yayınlanmış ve yayınlanmaktadır.İnsanların cinsel yaşamlarını İslam adına en ince ayrıntılarına kadar düzenleyen kurallar koyan kitaplar en açık porno yayınları bile geride bırakmaktadırlar.Bu yayınlarda ileri sürülen kuralların dayanağı hadislerdir.Kaynak da,çoğunlukla Ayşedir.Güya Ayşe, Muhammedin nasıl seks yaptığını en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır.Sonraki müslümanlar da Muhammed gibi seks yapmaya yönlendirilmek istenmektedir.Bunun adına da “İslam” demektedirler.”İslamda cinsel yaşam” demektedirler.Burada hemen şu tespiti yapalım,bu insanlar nasıl Allah’a,Muhammede iftira ediyorlarsa,Ayşeye de hayda hayda iftira etmektedirler.Oysa yukarda görüldüğü gibi Kur’an insanların cinsel yaşamlarını düzenlememiştir.O konuya Kur’an karışmamıştır.Nitekim 2/223 ayetinde, “Cinselliği nasıl yaşarsan yaşa!” demektedir.”Cinselliğin kuralı olmaz!” demektedir.Yalnız 2/222 ayetinde kadınlara vaginadan yaklaşmayı tavsiye etmektedir. Bunun dışında bir kural koymamıştır.
Kur’an cinsellik konusunda bu kadar açık iken insanların hadislerle cinsellik konusunu hemde ayrıntılı bir şekilde düzenlemelerinin nedeni nedir?Cevap açıktır;İnsanlar üzerinde tahakküm kurmaktır.Çünkü insanlar ancak kendi kendilerinin kontrollerine tabi tutulurlarsa, koyunlaşırlar.İnsanların davranışlarını kontrol altına almak için onların beyinlerine yasaklar koymak ve davranışlarını bu yasaklarla yönlendirmek gerekir.Psikolojide bunun adı düşünsel takıntıdır (Obsesyon).İnsanın düşünsel takıntılarını hayata geçirmesi (Kompülsyon) ile tahakküm ve insanın koyunlaşması tamamlanmış olur.Koyun insanın, yaşamı en ince en mahrem alanına varıncaya kadar proğramlanmıştır.Koyun insanda obsesyon ve kompülsyon yaşam biçimi haline getirilmiştir. Bu insanlardan oluşan toplumun çok çok az bir bölümü hariç geri kalanı psikolojik yönden hastadır.Neden?İnsan vücudu Allahın kuralları dahilinde ,kendisine montajlandığı şekilde doğal cinselliği yaşamak ister.İnsanların koyduğu geleneksel ve hadislere dayalı kurallar insanda takıntılar(Obsesyon) yaratır.İnsan takıntısını yerine getiremezse huzursuz olur.Vücut ise doğallığı yaşar.Önüne kimse geçemez.Beyin frenlemeye çalışır.Sonuçta hasta insanlar ortaya çıkar.
Geleneklerin ve hadislerin İslam diye en katı olarak uygulandığı ülkelere örnek olmuş olan Suudi Arabistan’a bakınız. Cinselliğin nasıl sapıkça yaşandığını görürsünüz.Geleneklerin ve hadislerin, İslam diye lanse edildiği gruplara bakınız cinselliğin nasıl sapıkça yaşandığını görünüz.
sayin duyurucu insanlarin koyunlastirildigini yaziyorsunki,dogrudur,isin enteresan tarafi ayni koyunlar dört ayakli koyunlari cennete birakmiyorlar,,hayir onlar hayvan onlar düsünemiyorlar onlara cennet cehennem yok,diyorlar.saygilar
ozgur_beyin
21-10-2008, 22:52
duyurucu buraya sırf yazmış olmak içinmi yazıyorsun anlamıyorum . yazdıklarınla kendi kendine tenakuza düşüyorsun.
ben bir ateistim ama cinsel sapılıklar sübjektif bir kavramdır suudilerdeki senin nitelelemenle sapıklık inanların cinsel yaşamlarını aşırı derecede kısıtlanmsıdır
bu aşırı kısıtlama kapların boş kalmayacağından bir yerlere akmasına vesile oluyor
bu ''sapıklıklar'' bunun neticesidir.
sana bir örnek vereyim spartalılarda 6 yaşındaki çocuk ailesinden alınır 60 yaşına kadar asker olarak kalırdı. bu hal sparta ordusunda aşırı bir homoseksüel ilişkileri doğurdu
h.g. wells ''kısa dünya tarihi'' adlı kitabında bu homo seksüel ilişkilerin orduyu zayıflattığını
ve bu yüzden dağıldığını söyler.
atyıca suudiler aşırı derecede bağnazdırlar onlardada dini konularda sparta kafası vardır
ayrıca mezhebleri itibariyle ''asrı saadetteki'' yaşadıklarını varsayarlar.
ayrıca hadisleri o kadar yabana atma eğer hadisleri yok sayarsan kuranın ''nuzul sebeblerini''
onlarsız bilemezsiniz ve okadarda derya dil tefsirlerde yazamazsınız.
yani hadisler olmazsa kuranın içeriği topal kalır
duyurucu1
21-10-2008, 22:55
20-ATATÜRKÇÜLÜK MUHAMMEDÇİLİĞE KARŞI MI?
Atatürk 1920 ila 1938 yılları arasında Türkiye denilen coğrafyada yaşayan toplumda etkili yönetici olmuştur.Muhammed de İ.S 600 yıllarında şu anda Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu Arabistan coğrafyasında Arap toplumuna 13 yıl kadar mutlak ve etkin yönetici olmuştur.
Bu iki lider kendi ülkelerindeki toplumu daha iyi ve daha çağdaş yönetmek üzere kurallar ortaya koymuşlardır.Koydukları kurallar kendi çağlarına ve toplumlarının gelişmişlik düzeylerine göre ilerici ve devrimci kurallardı.Bu kurallar aracılığıyla toplumlarındaki insanların daha insanca bir yönetim içerisinde ve daha refah içerisinde yaşamalarını amaçlamışlardı.Her iki lider de yaşamlarının sonuna kadar bu uğurda çalışmışlardır.Her iki lider de başarılı olmuş.Sağlıklarında oluşturmak için ömürlerini tükettikleri hayallerindeki yeni düzeni görebilmişlerdir.
Ancak her iki liderin gerek sağlıklarında gerekse ölümlerinin ardından kurdukları düzene karşı hareketler gelişmiştir.Bu karşı hareketler zor yöntemiyle bastırılmıştır.
Liderlerin ölümünden sonra ,ortaya koydukları düzen ve bu düzenlerin dayandığı düşünsel alan(ideoloji=din) karşı saldırılara karşı korunmak durumunda kalmıştır.Kurulan yeni düzeni koruyucu bir taraftar oluşmuştur.Bu taraftar Muhammed düzeninde kendini İslam, Atatürk düzeninde ise Atatürkçü,laik,cumhuriyetçi ,yurttaş ,olarak tanımlamıştır. Düzen koruyucuları yeni düzeni korumanın yanında bir şey daha yapmışlardır. Liderlerinin düşüncelerini ve dolayısıyla düzenin ideolojisine fanatik bir şekilde bağlandıkları için bu ideolojileri dondurmuşlardır.Bu olgu tarihte her köklü değişikliğe imza atmış siyasi liderin(Peygamberin) başına gelen olaydır.Bu nedenle Atatürkten sonra gelenler değişime kapalı bir Atatürkçülük ve Muhammedden sonra gelenler de değişime kapalı bir Muhammedçiliği yaşamlarında ana kural olarak varsaymışlardır.Oysa hem Muhammedin hem de Atatürk’ün en çok üzerinde durdukları sadece “değişim” kuralının değişmediğidir.Bunun dışında her şeyin değişime uğradığıdır.
Doğanın tek değişmeğen kanunu vardır.”Değişmek”.Toplumlar kendileri her ne kadar değişmemeği,duraganlığı varsaymış olsalar da, değişim kanunu toplumlar üzerinde de işlemekteydi.Sosyal olgulara da etki etmekteydi.Bu kanun cansız maddeler üzerinde nasıl geçerli oluyor idiyse toplumlar ve devletler üzerinde de etkili olmaktaydı.Buna bağlı olarak da toplumların sorunları zaman içerisinde giderek değişerek çeşitleniyordu.Toplumu düzenleyen dondurulmuş kurallar değişen toplumun sorunlarını çözmede yetersiz kalıyorlardı.
Atatürkçülük kendisi ideolojisinden taviz vermedi.Atatürkçülük kendini değiştirmedi.Bunun üzerine ihtiyaç nedeniyle ve zorunluluktan yeni ideoloji oluşturuldu.Sonra oluşturulan ideoloji Atatürkçülük adı altında sunuldu.Oysa 1920-1938 yıllarında topluma ve devlete uygulanan Atatürk ideolojisi ile sonraları ihtiyaç nedeniyle devletin resmi ideolojisi olarak ilan edilen Atatürkçülük farklı ideolojiler haline gelmişlerdi.Din=dünya görüşü,ideoloji olarak tanımlarsak,Atatürk yaşarkenki Atatürk dini ile sonraları cari olan ve adına Atatürk dini denilen din birbirinden çok farklı dinlere karşılık gelmekteydi.Sonraki zamanlarda uygulanan ve adına Atatürkçülük denilen din,şekil olarak,kabuk olarak Atatürkçülük yaftasını taşıyordu.Özünde ise Atatürkçülük ile uzaktan yakından ilgisi kalmamıştı.Yeni bir Atatürkçülük dini oluşmuştu.Üstelik bu din özellikle askerlerin 12 Eylül ihtilali sonrası kendi ihtilallerine meşru bir temel bulma endişesi sonucu, sahiplenmesiyle dokunulmaz bir zırha büründürüldü.Atatürkçülüğe iman etmek ön koşul olarak öne sürüldü.İnsanlara Atatürkçülüğe iman etmeme özgürlüğü verilmedi.
Muhammedçilik de Muhammedin ölümünün ardından genişleyen devletin fertlerinin sorunları karşısında yetersiz lkaldı.Önce Muhammedin düşünceleri yazılı olarak bir kitapta derlendi.Anayasa yapılmaya çalışıldı.Sonra bu kitap defalarca değiştirildi.Sonra değiştirilen örneklerde yok edildi.En son kaynağı belli olmayan anayasa hükmünde bir kitap Kur’an adıyla ortaya kondu.Bu Kur’an’a değişmezlik zırhı giydirildi.Dokunulmazlık statüsüne sokuldu.Defalarca değiştirilmiş ve sonra değiştirilmiş olan kitabın dahi yok edildiği orjini,kökeni belli olmayan bir metine yani şu andaki ellerde tutulan Kur’an’a inanmak İslamın ön koşulu olarak ortaya kondu.İnsanlara Kur’an’a inanmamak ve eleştirmek özgürlüğü verilmedi.
Ancak değişen toplumların sorunları, değiştirilen yada yazanı meçhul Kur’an aracılığıyla çözülemeyince ,Kur’an sorunların çözümüne doğal olarak yetersiz kalınca o dönem toplumlarında Meclis ve kanun yapma geleneği olmadığı için ve sorunları meclisin yapacağı kanunlarla düzenleme ve çözme gelenekleri olmadığı için doğal olarak ve mecburiyetten şartların zorlamasından hadis üretme yoluna gittiler.Muhammedden sonra hadis üretme yolunu kim açmışsa ve bu yolla toplumlara egemen olmuşsa çok zeki ve çok “hin oğlu hin” biri olsa gerek.Çünkü hadis üreterek toplumları yüzlerce sene yönetmeği ancak çok zeki ve “hin oğlu hin”biri yapabilirdi.Bunu yapacak bana göre göre Arap toplumu içinden bir yöneticidir.Çünkü Arap kavminin kendine özgü bir kurnazlığı ve güvenilmezliği,üç kağıtçılığı vardır.Bu özellik başka kavimlerde yoktur.Bu nedenle hadis üretme yoluyla toplum yönetme yolunu Araplar icad etmişlerdir.
Atatürk döneminde hadis üretme yoluyla ülkeyi yönetmenin modası geçmişti.Bu nedenle Atatürkten sonra gelenler ulusa dayanmaya çalıştılar.Ulusun temsilcilerinden oluşan meclis aracılığıyla ihtiyaca uygun yeni kanunlar oluşturarak ülkeyi yönetme yolunu seçtiler.Atatürk hadisi üretmediler.Bu yola girerek “Atatürk dininden ayrılmadık” deseler de Mecliin çıkardığı yasalar ve uygulamalar Atatürk dininden önce uzaklaşıp sonra bambaşka bir dine Atatürkçülük yaftasının yapıştırıldığını göstermektedir.
Muhammedden sonra gelenler de kanun yapamadıkları için sorunların çözümünü Muhammedden çıktığı öylenen esasında Muhammedden değil yöneticilerden çıkan hadislerle çözmeye çalıştılar. Böylece ortaya bir değil çok sayıda Muhammedçi olduğunu söyleyen din çıktı.Çünkü İslamiyet denilen Muhammed merkezli ortak din, gelenekleri görenekleri ve yaşam biçimleri farklı çok sayıda kavmi,toplumu kapsamaktaydı.Farklı kavimlerde doğal olarak Muhammedin farklı versiyonlarını oluşturdular.Muhammedin bu farklı versiyonları olan mezheplerin tümünün ortak temeli Muhammedin söylediği iddia edilen fakat yöneticilerin oluşturduğu hadislerdir.
Zamanımıza gelecek olursak;1920-1938 yılları arasında Türkiyede uygulama alanı bulmuş olan Atatürkçülük ile 622 yıllarında Arabistanda uygulama alanı bulmuş olan Muhammedçilik bibirlerine karşı olmamışlardır.Bu iki düşünce akımı(din)içlerinde taşıdıkları evrensel ilkeler açısından çoğu alanlarda birbirlerine paralellik dahi oluşturmuşlardır.Ancak ne Atatürkçülük 622 yıllarındaki Arabistan toplumuna uygulanabilirdi ne de Muhammedçilik 1920-1938 yıllarındaki Türkiye toplumuna uygulanabilirdi.Her iki düşüncenin de farklı zaman ve coğrafyada uygulanabileceğini iddia etmek abesle iştigaldir.Zaten aklı başında olan hiç kimse de bu iddiada bulunmaz.
Ancak Muhammedçilikten hadis aracılığıyla türeyen mezheplerden olan sünnilik hem 622 yıllarındaki Muhammedçiliğe hemde 1920-1938 li yıllrdaki Atatürkçülüğe karşı olmuştur.Sünnilik Muhammedçiliği değiştirerek onu farklı bir kalıba sokmuş ve yeni bir din olmasını sağlamış.Bu nedenle Sünnilik Muhammedçilikten daha çok Yahudiliğe daha yakındır.Bu nedenle Muhammedçiliğe karşıdır.Sünnilik Atatürkçülüğe de Osmanlı Padişahlık rejimini yıktığı için her zaman karşı çıkmıştır.Çünkü Osmanlı Padişahlık rejiminde sünnilik ayrıcalıklı bir konumda idi.Cumhuriyetle birlikte sünnilik ayrıcalıklı konumunu kaybetmiştir.Yine Muhammedçiliğin hadisler yoluyla oluşturulan farklı versiyonlarından mezheplerinden farklı bir din olan alevilik ise,kendisi Muhammedçilikten daha çok Hıristiyanlığa daha yakın olmasına karşın Cumhuriyet rejimine başından beri sahip çıkmış arka olmuştur.Çünkü Aleviliğin Atatürk’ün yıktığı Osmanlı rejimi ile çıkar çekişmesi vardı.Bu nedenle Aleviler Cumhuriyet rejiminin var olmasını kendi varolma yada yok olma meselelesri olarak görmektedirler.Cumhuriyet rejimine her koşulda,şartsız destek vermektedirler.Sünni kesimin içinde olmasına rağmen, gerçek aydınlar,gerçek Muhammedçiler ve Muhammedi gerçekten incelemiş olanlarda Muhammedçilikle Atatürkçülük ve Cumhuriyet rejimi arasında bir zıtlaşma görmemektedirler.Bu nedenele Sünnilerin içinden azda olsa bu grup Cumhuriyet kurulurken Atatürke destek vermiştir. Diğer zamanlarda da Cumhuriyet rejiminin devam etmesinden yana tavır koymuşlardır.Ancak Sünniliği Osmanlının yönetme ideoloji haline getirenler ve Osmanlıya ideolojik payanda olarak destek verenler doğal olarak Cumhuriyet rejimine her zaman karşı oluşlardır.Atatürke karşı oluşturulan hilafet ordusunun içinde oldukları gibi daha sonra her zamanda Cumhuriyet rejimini yıkma faaliyeti içerisinde olmuşlardır.Bu isteklerini zaman zaman açık yada gizli olarak rejimin korunmasız çatlaklarına sızarak yapmışlardır.Açık ve güç kullanarak rejime saldırmayışlarının tek nedeni Askerlerin tekelinde olan ve üzerine Atatürkçülük yaftası vurulmuş olan resmi ideolojiye askerlerin destek vermesi nedeniyledir.
Zamanımızda artık Ortadoğu yeniden şekillenmektedir.Dünya yeniden şekillenmektedir.Yeni bir dünya düzeni kurulmaktadır.Bu düzen kurulurken,Sünnilerin özlemleri ile Atatürkçülerin ulusal özlemlerinin hayat bulacaklarını zannetmiyorum.Çünkü Sünnilerin özlemleri çağ öncesi bir düzeni öngörmektedir.Atatürkçülerin özlemlerinin de savunduklarının da miadı dolmuştur.Çağa uygun düşmemektedir.Ulusal devlet,ulus,ulusa tabi insan kavramları hızla değişmektedir.İçeriğini kaybetmektedir.Artık küreselleşen dünyada ulusal devlete yaşama hakkı yoktur.Irak ve Saddamın diktatörlüğe dayanan ulusal devletinin başına gelenler ortadadır.Baş saldırgan Bush yönetimi de kendi içinde yıkılma,çürüme tohumlarını taşımaktadır.
Çağımızın dünya görüşü(dini)insan temeline dayanmaktadır.İnsanı tanımlarken de ulus,cinsiyet,renk,sınıf, gibi insanı tanımlayan alt özellikleri dikkate almamaktadır.Çağımızın evrensel dini insanın refahını,mutluluğunu sağlamaya yönelik olarak ortaya çıkmaya başlayan dindir.Bu din birden bire doğma olarak ortaya çıkmayacaktır.Bir kişinin de aklından çıkmayacaktır.Çok sayıda insanın aklından ve Atatürk ve Muhammedde olduğu yöntemle yani vahiy ürünü olarak ortaya çıkacak ve kollektif aklın eseri olacaktır.Yeni dini çok sayıda peygamber(siyasi düşünür ve lider)ortaklaşa oluşturacaklardır.
umutbitmez
21-10-2008, 23:45
duyrucu kavram ların içini doldurma. oku..anla.. onlar zaten dolu TÜRKÇEDE ZATEN KARŞILIĞINI BULMUŞ..
türk dili kurumu sözlük peygamber = İnsanlara Tanrı'nın buyruklarını bildiren, onları Tanrı yoluna, dine çağıran kimse, yalvaç, yalavaç, elçi.
Atatürk bir insan.. sadece bir insan.. ve harika bir insan seninde dediğin gibi "yokluktan bir ulus var etmiş bir insan..
VE BÜYÜKLÜĞÜ DE BURDAN GELİYOR... O.. Sadece bir İNSANken tanrısı olanların tanrılarının yapamadığını yapıyor..
Buda göstermeli ki BİR İNSAN NELER BAŞARABİLİR.. canından kanından, nefisnden vaz geçerek tüm dünyanın saygı duyduğu biri haline gelebilir..
Peygamber diyerek ATATÜRK'ü küçültme.. ÇÜNKÜ O YAPTIKLARINI tanrı EMRİ OLARAK YAPMAMIŞ.. sadece insan olduğu ve insanlarında iyi şeylere layik olduğunu düşünerek yapmış
duyurucu1
22-10-2008, 23:18
21)AYETLER, KADINLARLA TERS İLİŞKİDE BULUNMAYA İMKAN TANIYOR ,ŞEKLİNDE YORUMLANABİLİR Mİ?
“..Ayete,tarlanıza istediğiniz gibi gelin!yerine ,tarlanıza istediğiniz yerden gelin(yani cinsel ilişkide bulunun) diye anlam vermek,ayetteki karşılığa daha uygundur.
Peki,Kadınlarınızla dilediğiniz yerden cinsel ilişkide bulunun! ne demektir. Ayette böyle denirken ne demek isteniyor?
İşte asıl tartışma konusu burası.
F.Razi’ye göre;Bir adam karısıyla,isterse önden yanaşarak önden,isterse arkadan yanaşarak önden cinsel ilişkide bulunabilir.Ayetle anlatılmak istenen budur.
Ancak ayetteki anlatılanlardan,kişinin kendi karısıyla ,ters ilişki’de bulunmasına izin verildiği anlamı çıkaranlar da vardır.Bunlara göre;ayetin anlamı;Karılarınız sizin ekinliğinizdir,bu ekinliğe nereden yanaşırsanız,nereden cinsel birleşimde bulunursanız özgürsünüz,dilediğinizi yapın.Zaten Mü’minin suresi 5,6 ayetinde kişinin cinsel organını kendi karısı ve cariyesinden korumak zorunda olmadığını,kendi karısıyla ve cariyesiyle cinsel birleşimde bulunurken kınanamıyacağını,bu ayetlerle kişiye cinsel birleşimde serbestlik getirildiğini savunurlar.
Kadınlarla ters ilişki kurulamayacağını savunanlar ise;Müminin suresinden cinsel birleşimde serbestlik vardır anlamı çıkmaz diyorlar.Ayrıca ayetlerde,karılarınız aybaşılı durumdan temizlendikten sonra,onlara Allah’ın buyurduğu yerden yaklaşın ayetinde açıkça kadınlarla arkadan cinsel birleşmede bulunamayacağı belirtilmiştir,demektedirler.Çünkü Allah insanlara ters yol buyurmaz.Ters yol ekin ekme yolu olamaz.Nereden yaklaşılırsa yaklaşılsın kadın ile birleşilecek yer,onun vaginasıdır.Sünni kesim bütünüyle bu görüştedir.
Bir kesim şiilerce de, ayet karıyla ters ilişki hakkındadır.(Bkz.Razi,6/71)
Ayetin başka maksatlarla indiğini söyleyenlerde vardır.Eskiden Yahudiler karısıyla arkadan yanaşarak vaginadan cinsel teması yasaklıyorlardı.Bu ayet Yahudilerin bu adetinin doğru olmadığı ve doğrusunun kadına arkadan yaklaşıp vagina ile cinsel birleşime izin verildiği sebebine dayanmaktadır,denilmektedir.(Bakz.Taberi.F.Razi,Sa buni,..)
Erkeğin erkekle eşcinsel ilişkisi de,erkeğin kadınla ters ilişkisi de hadislerle kınanıyor ve belirli bir kesim bir yana ,İslam fıkıhçılarınca ,büyük günahlardan,sayılıyor.Ancak birincisinin zina olup olmadığı ,zinaya uygulanan cezanın ,ona da uygulanıp uygulanmayacağı tartışılırken;ikincisinde böyle bir tartışma bulunmuyor.Özellikle insanın kendi karısıyla ters ilişkisi söz konusu olunca.Çünkü,kişinin ,kendi karısıyla ters ilişkisi söz konusu olunca,günah sayılsa da,zina sayılmadığı,böyle bir ilişkiden dolayı zina cezasının uygulanamayacağı konusunda birleşildiği belirtilir.Yine de yabancı bir kadınla da olsa ters ilişkinin zina sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır.(T.D.Din Bu.Shf.28,29,30)”
Yukarda uzun olarak yapılan alıntıdan görüleceği gibi,erkeğin kendi karısı ile ters ilişki kurarak cinselliği sağlamasına ayetlerin izin verip vermediği,bu konuda sınırlama getirilip getirilmediği konularında kesinlik yoktur.Hadislere dayananların tümü olayı kendi menfaatleri doğrultusunda çarpıtmışlardır.Kadınla ters ilişkide bulunmak isteyen erkekler ve bu ilişkiye razı olan kadınlar hemen yüzlerce hadis üreterek ilişkiye izin varmış gibi olayı kendi menfaatleri doğrultusuna kanalize etmişlerdir.Kadınla ters ilişkide bulunmak istemeyen erkekler ve bu ilişkiye razı olmayan kadınlar da yine yüzlerce hadis üreterek kendi görüşlerinin doğruluğunu savunmaya çalışmışlardır.Bu görüş sahiplerinin sünni,şii,harici vs gibi mezheplerden veya değişik tarikatlardan olmaları neticeyi değiştirmez.Herkes kendi menfaati için hadis üretmektedir.
Bana göre,ayet ,cinselliğin nasıl yapılacağını ayrıntılı olarak anlatmıyor.Kimin penisinin,kimin vaginasına veya arka tarafına ne şekilde girmesi gerekeceği veya cinselliğin yaşanması için başka yolların nasıl yapılacağı gibi fantastik şeyler anlatılmıyor.Ayet cinsellik konusunu insanların özel alanı olarak görmüştür.Allah insanların yatak odalarına karışmıyor. Cinselliği nasıl yaşarsanız yaşayın!diyor.Zaten Allah biliyor ki, yasaklasa dahi insanlar cinselliği yine kendi içgüdülerine göre yaşayacaklar.Her türlü fantaziyi üreterek kendi cinselliklerini yaşayacaklar.Doğrusuda bize göre olanı da budur.Allah’ın yoludur.İnsanların hadislerle oluşturdukları yol değil.
Yalnız,cinsellik kadın ve erkek arasında yaşanırken bana göre tarafların, cinselliğin nasıl olacağı konusunda anlaşmış olmaları gerekir.Vaginadan mı yoksa başka bir yoldan mı veya başka bir usül mü uygulanacak gibi konularda cinselliğe katılanların rızalarının olması gerekir.Kadın ve erkek cinselliği yaşamak ve nasıl yaşamak konusunda anlaşmalıdırlar.
Kadının erkeğin nikahı altında olması,erkeğe,kadını mal gibi görerek,onun zevk aracı gibi istediği zaman üstüne çıkma hakkı vermez.Yine nikah akti vardır diye kadında erkeğinin sadece ve sadece kendisiyle yatacağını zannetmesin.Diğer konularda olduğu gibi esas olan, cinsellik konusunda da kadınla erkeğin anlaşması ve birbirlerine karşı müsamahalı davranmaları esastır.Anlaşma ve karşılıklı müsamaha ,anlayış ve yaşamı birlikte paylaşma olduktan sonra isteyen çift istediği yerden ve istediği usülleri uygulayarak cinselliği yaşasın.Buna Allah karışmıyor . Kul ise hiç karışamaz .Üçüncü kişiler,karı koca arasındaki cinselliğin nasıl yaşandığını bilemezler ki.Eğer biliyorsa o çiftin özel cinsel yaşama alanının özelliği ortadan kalkmıştır.Veya çiftin cinselliği karşılıklı rızaya dayanmamaktadır.
Müminin suresi 5,6 erkeklere cinsellik konusunda serbestlik veriyor veya vermiyor şeklinde anlaşılamaz.Bu ayetler erkeklerin kendi cariyelerinin ve eşlerinin dışındaki kadınlarla cinselliği yaşamalarını sınırlamaktadır.Ayet erkeğe diyor ki, “Bir kadınla cinsellik yaşayacaksan onu ya cariye ya da eş olarak alacaksın!Gayri meşru ilişki kurmayacaksın!Cinsel ilişkiler meşru olacak!”Ayeti bu şekilde anlamak gerek.
Af buyurun ama bu konunun yazımının bir türlü bitmemiş olmamasından,
uzadıkça uzamasından artık midem bulanmaya başladı.
Yer yüzünde başka dert tasa, düzenleyecek, açıklayacak şey kalmamışçasına yok kadının ay hali şöyleymiş de, yok cinsel yaşam böyle olmalıymış da... karısı ve cariyesiyle yaşadıklarından kınanmazmış da... valla karıyı bilmem ama cariyeyle yaşanılanları ben kınarım. 2. karıyla yaşananları da kınarım, 3. ve 4. karıyla yaşananları da... çünkü 1 numaradan sonrası bu toplum için METRESTİR. K I N A N I R
BIRAKIN DA KADINLAR HAKKINDAKİ FETVALARI KADINLAR VERSİN
hakkaten sıktı artık.
ozgur_beyin
23-10-2008, 00:08
sevgili K.C. HERZAMAN SÖYLERİM İSLAM VE TAKİPÇİLERİ kafalarını kadının apış arasından
kafalarını çıkaramadı ümitsizim bu böyle uzun zaman böyle devam edecek
Kurbağlar Fen Bilgisi dersine girmişler. Öğretmen:
-Eveeet, bu gün insanların sindirim sistemlerini inceleyeceğiz, demiş ve sınıfa neşterler dağıtmış.
kurbağlar kadavraya bakmış... bakmış...
-iyi de bu bizim ne işimize yarayacak?
duyurucu1
23-10-2008, 21:40
ayrıca hadisleri o kadar yabana atma eğer hadisleri yok sayarsan kuranın ''nuzul sebeblerini''
onlarsız bilemezsiniz ve okadarda derya dil tefsirlerde yazamazsınız.
yani hadisler olmazsa kuranın içeriği topal kalır
Sevgili ozgur_beyin,
Benim "Kur'an'ın nuzul sebepleri"diye bir sorunum yok.Ben Kur'anı tarih gibi,kimya gibi fizik gibi okurum.
Nuzul ne demek?Nereden nuzul oluyor?Nasıl oluyor?
Ayrıca Kur'an hakkındaki görüşlerimi de bir ara ayrı başlık açarak sizlere ve ilgilenenler duyururum.
Hadisler olmazsa Kur'anın içeriği topal kalmaz.Tam tersi belki eğer o dönemdeki ekonomik,sosyal ve sınıfsal yapı iyi bilinirse belki Kur'an daha iyi anlaşılır.
Selam ve sevgiyle kal
ozgur_beyin
23-10-2008, 22:01
Ayrıca Kur'an hakkındaki görüşlerimi de bir ara ayrı başlık açarak sizlere ve ilgilenenler duyururum.DUYURUCU
sevgili duyurucu ben şimdiyekadar senin fikrini anlamadım. nüzülden bile haberin yoksakuranla ilgili ne söyleyeceksin.umarım kuranıda stendhalin kırmızı ve siyah adlı romanıyla özdeştirmezsin
duyurucu fikri olarak kimdir müslümanmıdır ,değilmidir? nedir?
duyurucu1
23-10-2008, 22:31
Af buyurun ama bu konunun yazımının bir türlü bitmemiş olmamasından,
uzadıkça uzamasından artık midem bulanmaya başladı.
Yer yüzünde başka dert tasa, düzenleyecek, açıklayacak şey kalmamışçasına yok kadının ay hali şöyleymiş de, yok cinsel yaşam böyle olmalıymış da... karısı ve cariyesiyle yaşadıklarından kınanmazmış da... valla karıyı bilmem ama cariyeyle yaşanılanları ben kınarım. 2. karıyla yaşananları da kınarım, 3. ve 4. karıyla yaşananları da... çünkü 1 numaradan sonrası bu toplum için METRESTİR. K I N A N I R
BIRAKIN DA KADINLAR HAKKINDAKİ FETVALARI KADINLAR VERSİN
hakkaten sıktı artık.
Sevgili K.C.
"Af buyurun ama bu konunun yazımının bir türlü bitmemiş olmamasından,
uzadıkça uzamasından artık midem bulanmaya başladı."
Bu sitede siz de dahil çok sayıda insan yazı yazıyor.Ben yazılanları okuyor ve yararlanıyorum.Çok uzun olmasına rağmen sizin yazdığınız "Cariye hukuku" yazı dizisini de okuyor ve yararlanıyorum.Belki yazılarıma alıntı yapar isminizi zikrederek kullanırım da.
Kur'an'da Kadın konusunun planı en başta var.Konuları belli sırası geldikçe yayımlanıyor.Midenizin neden bulandığını anlamış değilim.Konu şu anda dünyadaki "müslümanım"diyen toplumu ilgilendiriyor.Müslümanım diyen toplumun hem kadınlarını hem de erkeklerini ilgilendiriyor.Kadın konusunda o kadar çok yalan yanlış bilgiler havalarda uçuşuyor ki,insanlar neye inanacaklarını şaşırmış durumdalar.Üstelik en çok isitismar edilen konu da kadın konusudur.Yok kadın şöyle giyinecek yok kadın şöyle davranacak yok kadın şöyle yatacak,şöyle kalkacak.Kadınlarımızı tam bir ruhsal buzukluk içerisine ittiler.Bu nedenle kadınlarımızı Kur'an nasıl görüyor bilinmesi gerek.Bu bilinmezse her önüne gelen kadınlar konusunda ahkam kesecek ve bundan öncelikle kadınlar zarar görecektir.
Bu yazı dizisi zamanımızı ilgilendirir mi? Evet ilgilendirir.Çünkü zamanımızda İslam dini kurallarının zamanımıza da uygulanabileceği varsayımı topluma derinlemesine işleniyor.Bunun sonucu olarak ülkelerin rejimleri gittikçe yeşile doğru boyanır oldular.Bu nedenle acilen ve kulaktan dolma söylencelere dayanarak değil bizzat Kur'an'ı okuyarak ve anlayarak insanların özgürce sonuçlara ulaşmaları gerek.İşte Kur'an'da kadın yazı dizisinin amaçlarından biri de budur.
Bu yazı diziis biraz sıkıcı.Hızlı yaşayan ve her şeyi iki satırlık sloganlarla ifade edip iki satırlık sloganlarla yaşayan toplumumuz için bu yazı dizisi sıkıcı.Ama bilimsel gerçeğin ne olduğunu merak eden insan kardeşlerim için sıkıcılık olamaz.Minnacık bir konuda "Evet be gerçekten bu konunun çözümü buymuş!"demek için binlerce sayfa yazı okumak gerek.Binlerce deneyin sonuçlarına gözatmak gerek.Binlerce insanın düşüncelerini paylaşmak,tartışmak akıl süzgecinden geçirmek gerek.
Kur'anı,incili ve diğer kutsal olduğu iddia edilen kitapları neden okuyoruz ki?Bilgi birikimimiz olsun diye mi?Hayır.Değer yargıları değişsin diye.
"Yer yüzünde başka dert tasa, düzenleyecek, açıklayacak şey kalmamışçasına yok kadının ay hali şöyleymiş de, yok cinsel yaşam böyle olmalıymış da... " diyorsunuz.
Dünyada dert tasa çok.Ancak kaç kişi kadının ve erkeğin üreme mekanizmasının nasıl çalıştığını bilir?Bilmez ama fareler gibi çoğalırlar.Ve işin garibi geçmişte de zamanımızda da insanlar cinsel yaşamı geleneklerle,yazılı ve yazısız dinsel kurallarla,hukuk kurallarıyla düzenlemişlerdir.Bu kurallara yaptırımlar eklemişlerdir.Zina olursa böyle,evli olursa şöyle kız kaçarsa şu olacak,livata olursa cezası şudur,TCK102 olursa şu kadar hapis...Tüm bun lar ortada iken benim yazdıklarım inanın gereksiz ve tatmin amaçlı yazılar değil.
"valla karıyı bilmem ama cariyeyle yaşanılanları ben kınarım" diyorsunuz.
Dikkat edin sevgili K.C,söz konusu olan 1400 yıl öncenin kuralları.Bu kurallarla 2000 yıllarının toplumlarının yaşamı düzenlenemez.1400 öncenin kuralları ile zamanımızında düzenleneceğini ileri sürenler Hadis Dini mensuplarıdır.Siz biraz sakinleşin.Zamanımızda cariye bile yok.Metres dediğiniz ise gayrimeşu ilişki içerisindeki kadına zamanımızda verilen addır.
2. kadın.3.4. kadın ise sünni uydurmasıdır.Kur'anda 4 kadın alınacak diye bir kural yoktur.Kur'an'da şartları varsa alınacak kadın sayısı 1,2,3,4 değildir.Kur'an 1 kadın almayı mı savunuyor?hayır kur'an bir kadın almayı da savunmaz.Pek Kur'an kaç kadın almayı savunur?Yeri geldiğinde bu konuda elbette ayetlerle açıklanacaktır.
Hele bir de "aşk" konusu var.Aşk iki cinsin gayrimeşru ilişkisi değil mi?Üzerine şarkılar yazılan,toplum tarafından onay gören aşk değil mi?Romanlar konu olan fakat günlük hayatta uygulandığı zaman cezalandırılan aşk değil mi?Yasak ilişkileri televizyon dizilerinde alkışlarken ve kavuşamayan aşıklara ağıtlar yakarken,kendi eşimiz aşık olunca neden kıyametleri koparıyoruz?Kendi kızımız simitçiye kaçınca neden onu taşlıyoruz?Tabi bunlar konu dışı sorular.Belki bir gün aşk üzerinede başlık açar tartışırız.
"BIRAKIN DA KADINLAR HAKKINDAKİ FETVALARI KADINLAR VERSİN" diyorsunuz.
Hayır!Bir konuda karar vermeyi bir cinse hasretmek ayrımcılıktır.Kadın-erkek ayrımcılığıdır.
"BIRAKINIZ HIRİSTİYANLIK HAKKIDAKİ FETVALARAI HIRİSTİYANLAR VERSİN"
BIRAKINIZ ERKEKLER HAKKINDAKİ FETVALARI ERKEKLER VERSİN"
"BIRAKINIZ ALEVİLER HAKKINDAKİ FETVALARI ALEVİLER VERSİN"
"BIRAKINIZ IRAKLILAR HAKKINDAKİ FETVALARI IRAKLILAR VERSİN" Temelindeki düşüncenize katılamıyorum.Bu düşüncede ayrımcılık var.Bir konuda fetva verecek kadar bilgili olan fetva versin.Ben onun cinsiyetine bakmam.Beni onın cinsiyeti ilgilendirmezde.Cinsiyet sadece insan türünün devamını sağlamaya yönelik faaliyette öne çıkar.Bunun dışında cinsiyetin öne çıktığı bir alan yoktur.
"hakkaten sıktı artık.[/" diyorsun.Evet yeni bir şey öğrenirken insan gerçekten sıkılır.Sen eski yazı bilir misin öğrenmesi çok sıkıcıdır.Ama bir süre sonra insan öğreniyor.Sen ilkokuldaki çocukları gözledin mi?Yavrular ne kadar sıkılıyor.Okuma yazmayı öğrenmek için günlerce sıkıcı faaliyetlere katlanmak zorunda klıyorlar.Sen nota okur musun?Bir enstürüman çalar mısın?Bun lar çok sıkıcı faaliyetlerdir.Ama sonunda güzellikler ve bilgi var.
Sıkılma.Oku
Selam ve sevgiyle kal
DreiMalAli
24-10-2008, 15:47
Yazıyı okuyup kendin bir sonuca varmışsın"Duyurucu1 bu kadar yazdıktan sonra şu sonuca varmış diyorsun." Hayır sevgili Duyurucu1! Yanlış anlamışsın.Ya da yine bilerek çarpıtmışsın.
Yazını okudukdan sonra varmadım ben o sonuca. Daha yazının ilk başlarında hangi sonuca varmak istediğini tahmin etmiş ve ikinci iletimde ise belirtmiştim. Yazının devamında ise, belirttiğim sonuca gelmişsin zaten.
Ben bu kadar yazıları sen bu sonuca varasın diye yazmadım. Bunu biliyorum.
Amaçlarından birisi, gördüğün hayaleti (ki burada Tanrı idi) bir yerlere saklama gayreti idi.. "Bu kadar laf ettik. Elbet inanan birisi çıkar." ümidi ile.
Demekki sana kendimi iyice anlatamadım. Bunu kendi açından diyorsan... Bu senin sorunun. Benim değil.
Ama benim açımdan gayet güzel anlattın ve kendini gayet güzel ifade ettin. Hem, yanlış anlaşılacak bir şey de yok iletilerinde.
Söylemek istediğin: Ayağıma taş düştü. Ayağım acıdı. Bilinçsiz, şuursuz, dilsiz, kör ve sağır bir taş ayağımı acıtacağını nerden biliyor? Tabi ki bilemez. Öyleyse bir Tanrı vardır. Idi. Fakat bu gerçeklik(!) bu kadar açık ve bu kadar çıplak ve de ulu orta söylenmeyeceğini sandığından.... Duyanlar şok olmasın diye cicili bicili anlatmaya çalıştın. Süsleyip püsleme ile varlığını ispatladığın Tanrının bir parçasını hamam böceğinin içine saklayıverdin. Diğer parçalarını da...
Cümle alem, yamyamlığı, kendi türünü yemek anlamında bilirken, sen, karıncanın hamam böceğini yemesidir anlamında sanıyor/biliyormuşsun. Karıncalar hamam böceğini afiyetle yerken, hamam böceği içindeki(!) Tanrıyı da birlikte yemesine yufka yüreğin razı olmamış.
Ne değilmiş?
Karıncanın hamam böceğini yemesi yamyamlık değilmiş.
Doğa, günün birinde kalp kapakcıkları ile beynini birbirine karıştıranların Dünyaya geleceğini bildiğinden olsa gerek, yaşamın temel fonksiyonlarını beyine teslim etmemek için özen göstermiş. Bir canlı baygınken veya komadayken, kısacası beyin büyük oranda devre dışıyken, yaşam hala devam eder. Ama bu marifet beyinden kaynaklanmaz.
Haaa!… Organların çoğu sympaticus ve parasympaticus sistemeleri tarfından kontrol edilir. Beyin tarafından değil.
Ne değilmiş?
Organların yönetim merkezi beyin değilmiş. Beyin düzensiz çalışırsa da kaos maos ortaya çıkmazmış.
Kaos konusundaki uydurmasyonlarınla ilgili yukarda alıntıladığım sözleri tekrar etmem yeterli olur herhalde:
Nichts kann existieren ohne Ordnung – nichts kann entstehen ohne Chaos.
Düzen olmadan bir şey var olmaz. Kaos olmadan hiç bir şey oluşmaz.
(Albert Einstein).
Chaos ist solange Chaos, als man nicht begreift, daß es eine höhere Ordnung ist.
Kaosun yüksek düzeyde bir düzen olduğunu anlamayanlar için, kaos hep kaos olarak kalacaktır.
(Gerd Gerken. Ekonomist)
Das Chaos besiegt die Ordnung, weil es besser organisiert ist.
Kaos düzene hep üstün gelir. Çünkü organizasyonu daha iyidir.
(Terry Pratchet. Fantasi roman yazarı.)
Wir haben immer von Chaos geredet. Aber vom Begriff "die Chaostheorie" haben wir uns irgendwann distanziert, weil zu viele Leute das in einem unseriösen Zusammenhang gebraucht haben.
Hep kaostan bahsetmiştik. Nihayetinde kaos teorisi teriminden uzaklaşmak zorunda kaldık. Çünkü haddinden fazla insan kötü amçlı anlamlarda kullanıyor.
(Teo Geisel. Max Planck Enstitüsü Dinamik ve oto organizasyon bölümü başkanı)
Das Wort Chaos ist ein bisschen in Verruf geraten, weil es missbraucht wurde von populärwissenschaftlichen Äußerungen.
Popüler bilimciler tarafından kötü amaçlı kullanıldığından, kaos artık negatif anlamlar içeriyor.
(Eckehard Schöll. Berlin Teknik Üniversitesi Teorik Fizik profesörü)
Ne değilmiş?
Kaos kuralsızlık değilmiş, dengenin ve uyumun bozulması da değişlimiş. Ölüm olmadığı gibi çürüme de değilmiş.
...
Sorun kendini ifade edememen değil. Sorun; ya ne söylediğini bilmiyor olman. Ya da ağazından çıkanı kulağının duymaması. Her iki durum ise duyuruculuk mesleğinin gereği olsa gerek: Muhammed’i de öyleydi… İsa’sı da, Musa’sı da, asası da.
Sorun; ya „yamyam“ (kaos, beyin, tanrı…) teriminin ne olduğunu bilmemen. Ya da bildiğin halde çarpıtarak, eğerek, bükerek laf kalabalığı üretmeye çalışman.
Şimdiiii. Bir delinin kuyuya attığı bu taşı çıkarmaya çalışan akıllılar ne düşünürler?
(Anlamını bilmeye tenezzül etmeden kullandığın diğer terimler (beyin, kaos, din...) için de benzer senaryolar üretilebilir tabi.)
Mesela
-Tanrının-tadı-çok-bi-kötü-olduğundan-karınca-onu-yememiştir.-mezhebini kurarlar.
-Hayır-efnm.-Tanrının-tadı-çok-bi-güzeldir-ama,-karıncanın-midesi-onu-hazmedemez.- mezhebini oluştururlar.
-Karınca-Tanrıyı-ısırmıştır.-Hemen-gidip-yarasını-saralım.-mezhebine sahip çıkarlar.
-Hayır-efnm.-Matriksimsi-düşünmek-lazım.-Karıncalar-hamam-böceğini-değil,-aslında –Tanrıyı-yemişlerdir.-Çünküüüü-tadı-daha-bi*tatlıdır.*-Hamam-böceği-ise-gerçekde-hala-orada-mışıl-mışıl-uyuyordur.-Ama-artık-matriksin-dışında*-kaldığından-biz- göremeyiz.- mezhebine hoş geldiniz. derler.
-Tanrı-ile-karınca-aynı-türlerdir.-Karınca-da –Tanrıyı-afiyetle-yemiştir.-Yamyamlık –terimi-de-*zaten*-buradan-gelir.-mezhebi gayetim hikmetli bi mezhepdir. Diye reklam yaparlar.
-Ve saireeeeeeeee
-Ve saire
Yok! Yok! Bu böyle olmayacak.
Bir hamam böceği, ya hamam böceğidir, ya da Tanrı.
İki cambaz bir ipte oynayabilse dahi, hem Tanrı hem de hamam böceği aynı zamanda ve tek bir yere (alana, hacma) sığmaaaaaaz.
Bunları birbirinden ayırmak lazım. Mesela Occam’ın Usturası ile...
Nereye koydum şu Occam’ın Usturası’nı yaaaa?
Belki zaman içerisinde ve başka yazılarda karşı karşıya geldiğimizde benim anlatmak istediğimi,daha düzgün anlatabilirim. Hayır. Sağolasın. Ben almıyayım.
Böyle art niyetli, hemen her cümlesinde çarpıtan, ne söylediğini kendisi de bilmeyen, reklam amaçlı yazılmış uzun yazılar akla zarardır.
Kaza ile diğer bir başlığına bir ileti yazmıştım. Sorduğum soruya cevap gelirse... Belki o konuda bir şeyler yazarım. Bunun haricinde “karşı karşıya gelmek” sadece bir vakit kaybı olur.
Sevgiler
duyurucu1
24-10-2008, 22:37
21-KAFİR!
Bazı insanlar kendisi dışındaki sevmediği,düşüncelerini onaylamadığı insanları hemen ve kolayca,”Kafir!”diye damgalamakta.”Kafir”kavramıyla aynı zamanda karşıdaki insana hakaret etme olanağını bulmakta.Yada onu aşağıladığını zannetmekte.Her ne şekilde kullanılırsa kullanılsın “kafir”etiketi ile etiketlenen insan her halde bu etiketinden memnun olmaz.”Ben kafir olmamla gurur duyuyorum “diyen insana rastlanmamıştır.Tam tersi biri “kafir”likle itham ediliyorsa hemen kendisinin “Kafir”olmadığını tam tersi esasında kendini itham edenin kafir” olduğunu iddia eder.Bunu savunma mekanizması olarak yapar.Buradan şu anlaşılıyor ki;”kafir olma etiketi insanı aşağılayan bir etikettir.
KAFİR OLMA ÖZELLİĞİ NEDİR?
Kime “kafir” denir?Kafir olma özelliği insana özgüdür.Hayvanlar kafir olmaz.Cansız varlıklar nitelenirken de kafir kavramı kullanılmaz.O zaman bir insanda hangi özellikler olmalı ki o “kafir”olarak tanımlanmalı?Bu soruya cevap vermek gerek.
Kafir;örten gizleyen,topraklayan demektir.
Hani askerler bazı hassas bölgelere mayın döşerler.Sonra döşenen mayınlar dışardan bakıldığı zaman görünmesin sanki her şey normalmiş gibi görünsün diye mayınların üzerinin topraklanması gerekir.İşte dışardan bakıldığı zaman ortamın normal görünmesi için mayınların üzerini topraklayan insana “kafir”denir. Bir insan örtme,gizleme kapatma eyleminde bulunuyorsa kafir’dir.
Çiftçiler toprağa tohum eker.Sonra üzerini toprakla kapatırlar.Çitçi bu işi yaparken “kafir”dir.
“Kafir”olmanın namaz kılmakla,oruç tutmakla ilgisi yoktur.Namaz kılmayanlar kafir olmadıkları gibi kılanlarda “kafir”in tersi özelliğe sahip değillerdir.
Tanrının evren için toplum için belirlemiş olduğu yaşam kurallarını da örten,gizleyen “kafir”dir.Yasaları da örten,gizleyen,sanki yokmuş gibi topraklayan,”kafir”dir
SOMUT BİR KAFİR ÖRNEĞİ
Bir tanıdığımın çok sayıda alacaklıları var.Kendisi ticaretle meşgul.Alacaklılarına borçlarına karşılık çek vermiş. İş yaptığı bir bankada hesabı ve parası var.Bazı alacaklıları, alacaklarını tahsil etmek için haciz yapmışlar.Bu arada bankadaki hesabına da el koymak istiyorlar. Ancak tanıdığım insan banka yetkilisi ile anlaşmış.Bankadaki tüm parasını çekmiş.Güvendiği banka yetkilisine teslim etmiş.Ortada belge falan yok.Sadece güven var.Alacaklılar bankaya çeklerinin karşılığı olan parayı almak için geldiklerinde tanıdığım ödemek istediği çekler için telefonla banka yetkilisine telefon ediyor.Kendisinin belirlediği çeklerin ödenmesi için çek bankaya ibraz edilir edilmez anında tanıdığımın hesabına çek bedeli kadar para konuyor ve çek ödeniyor.Sonra gelen iyi niyetli bir alacaklı gelince;”Efendim x beyin hesabında para yok.Bu nedenle çeki ödeyemiyoruz”diyorlar.Böylece bankacılık kuralları ve ticaretin kuralları ve çek yasası ve diğer yasalar/kurallar örtülüyor.Topraklanıyor.Dışardan bakılınca her şeyin normal olması sağlanıyor.Yaslar işliyormuş gibi görünüyor.Ama yasaların işlemesi engelleniyor.Yasaların üzeri topraklanıyor.Bu işleri yapanlar “kafir”dir.
Kafir’in yaptığı işin diğer bir adı,” kanuna karşı hile”dir.Eskilerin deyimiyle “hile-i şerriye”Yani şeriata /yasalara/kurallara hile karıştırmak.Kurallara karşı hile yoluyla o kural etkisizleştiriliyorsa bu işi yapan “kafir”dir.
Alacaklılarını kanuna karşı hile yapılmasını sağlayarak aldatan ve alacaklarını ödemeyen tanıdığım “kafir”dir.Bankacı tabi olduğu kuralları uygulamadığı bu kurallara hile yapıp onları etkisizleştirdiği için “kafir”dir.
Yoksa camilerde bas bas bağıranların;”Namaz kılmayanlar kafirdir!”nutuklarına aldanmayın. Namaz kılmayanlar kafir değildir.Esas kafirler aramızda.Günlük yaşamda.uygulanmasınlar diye kuralların,yasaların üzerini topraklamaya çalışıyorlar. Kurallara karşı hile yapıyorlar.Yaşamın kurallarını işlemez hale getiriyorlar.Kuralları yamultmaya çalışıyorlar.
Bu nedenle kafir olmak en büyük insanlık ayıbıdır,suçudur.Kafir sadece günah işlemez etrafını tahrip eder.İçinde yaşadığı ortamı,toplumu ve kurallarını tahrip eder.Topumda kriz çıkmasına sebep olur.Kafir ağacın içine girmiş ağaç kurdu gibidir.Toplumun çürüyüp dağılmasına sebep olur.
KAFİR TERÖRİST DEĞİLDİR
Terörist zor yoluyla düzeni değiştirmeği hedefler.Kafirin asıl amacı düzen değiştirmek falan değildir.kendi çok az özel menfaatleri için toplumun,kamunun çok büyük menfaatlerinin yok edilmesini sağlayarak işleyiş kurallarını,denetim kurallarını örter,gizler.Bu nedenle kafir olmak en kötü insan vasfına sahip olmaktır.Kafirler toplum içindeki çürükçüllerdir.Toplumu ve düzeni çürütür yıkılmasına sebep olurlar.
KAFİR DİNLİ YADA DİNSİZ DE DEĞİLDİR
Kafirin iyi inancı yoktur.Tanrı inancında yada tanrıtanımaz inancında yada başka bir inancında da samimi değildir.Kafirin dinle yada dinsizlikle ilgisi yoktur.Kafir olma insan özelliğidir.Ama kötü bir özellik.Toplumun devlet denen örgütlü insan gücü,içindeki kafirlerin etkili olamayacakları denetim mekanizmalarını oluşturmalıdır.Kafirlerin yaşam alanlarını daraltmalıdır.Bunun için önce “kafir”in tanımı yapılmalıdır.”kafir”in tanımını geçmişte Muhammed de böyle yapmıştır.
KAFİRLE MÜCADELE NASIL OLMALI?
İnsanları asarak keserek kafirle mücadele olmaz.Şeffaf bir ortam ,denetim mekanizmalarının etkin kurulduğu örgütlenmiş bir toplum ve bunun üzerinde yükselen demokratik bir devlet.Bu koşullar kafirin ortaya çıkmasını engeller.Bunlar yoksa etraf “kafir”den geçilmez.Böyle bir toplumda kafir olmamak sanki meziyet yada aptallık olarak pazarlanır.Kafir gün ışığından hoşlanmaz.Yapılan işleri gün ışığına çıkarınca kafir yok olur.
Sayin Duyurucu güzel bir konuya deyinmissin zira kuranda kafirleri gördüyünüz yerde öldürün diyor,peki kimdir bu kafir?mesela bana göre Allahi kullanip insanlari kandiran herkes kafirdir ve bunlarin katli vacipdir.
Biraz önce google dan vehhabiliyi inceledim,onlara görede bizler kafiriz,sende dahil siteye takilan herkes bunlara göre kafirdir vede katlimiz vacip olup malimiz ve ailemizde ganimetdir.
duyurucu1
24-10-2008, 23:48
E)MUHAMMED’E KARŞI GELEN KADIN ve KÖKLÜ BİR GELENEĞİN YIKILMASI.
22)ZIHAR NEDİR?
Zıhar ,eski bir arap geleneğidir.Muhammedden önce Arap toplumu içinde yaygın olarak uygulanmakta idi.Aile hayatı içinde kadın ve erkek birbiri ile tartıştıklarında veya kavga ettiklerinde erkeğin kadına karşı kullandığı kadını uslandırmaya yönelik bir yoldur. Bir gelenektir.Kadının erkeksiz bırakılmasıdır. Kadına verilen bir cezadır.Kadının cinsellikten yoksun bırakılmasıdır.Kadının doğal cinsel ihtiyacının karşılanmaması yoluyla onun ehlileştirilmesi geleneğidir.Erkeğin kadın ile cinsel ilişkiye girmemesidir.
Kadın ile erkek tartışırlarsa veya erkek kadının hizmetinden memnun kalmazsa ve kendisine kızarsa,kadına; “Sen bana anamın sırtı gibisin!”der.Böylece karısını varsayımsal olarak anasının yerine koyar.Bir insanın anası ile cinsel ilişkisi olmayacağına göre karısına bu sözü söylemiş ve dolayısıyla ona zıhar etmiş olur.Kendisine zıhar edilen kadın boşanmış bir kadın değildir.Evlidir.Ancak kocasının kendisi ile yatmadığı bir kadındır.Bu kadın boşanmış olmadığı için bir başkası ile de evlenemez.Zıhar geleneği neticede kadına erkek tarafından verilen bir cezadır.Kadının erkek tarafından ezilmesi ve ehlileştirilmesi yoludur.Erkek tahakkümünü sağlayan bir yoldur.
duyurucu1
24-10-2008, 23:49
23)ZIHAR GELENEĞİNİN DOĞAL SONUCU NE OLUR?
Bir kadını doğal cinsel ihtiyaçlarını tatminden uzaklaştırmak yoluyla cezalandırmak,ehlileştirmek yolu eşyanın tabiatına aykırıdır.Bu ceza uygulanabilir bir ceza değildir.Kadın kendi cinsel ihtiyaçlarını ne yapar eder tatmin yolunu bulur.Bunun önüne kimse geçemez.Çünkü erkeğe olduğu gibi kadına da cinselliği Allah’ı tarafından montajlanmıştır.Eğer cinsellik insana montajlanmasa idi kadın ve erkek birbirinin yüzüne bakmazlardı.Üreme de olmazdı.Bu nedenle kadının erkeksiz bırakılması onun bu ihtiyaçlarını gidermeyeceği anlamına gelmez.Erkek kadınına zıhar yapıp onun doğal cinsel ihtiyaçlarını karşılamazsa kadında gider bu ihtiyacını gayrimeşru yollardan başkası ile karşılar.Başkasından tatmin olur.Böylece zıharın otomatik olarak birinci sonucu gayrimeşru cinsel ilişkilere zemin yaratmasıdır.
Zıhar ,bir toplumda varsa erkek açısından çok eşlilik veya çok kadınla cinsel ilşki meşru görülmektedir denebilir.Çünkü erkek kendi cinsel ihtiyacını giderecek bir objeden (kadından) zıhar yemini yaparak mahrum olmaktadır.Bu durumda cinsel ihtiyacını nasıl karşılayacaktır?Ya başka eşlerine gidecektir ya da başka eşleri yoksa başka kadınlara gidecektir.Her halde zıharın olduğu bir toplum, erkeğe çok eşliliği veya çok kadınla cinsel ilişkiyi meşru görmek zorundadır.Bu olgu zıharın doğal bir sonucudur.
Zıharın bir başka doğal sonucu bu geleneğin olduğu bir toplumda kadın ve erkek eşitliğinden söz edilemiyeceğidir.Kadının ikinci sınıf olduğudur.
Valla arkadaşlar az önce "kurandaara" diye bir siteden "kafir" kelimesini arattım. Sonuç:
Kafir, Kuran'da dinle ilgili olarak kullanılmış, çiftçilikle filan alakası yok boşuna eşelemeyin.:)
Kafir Allahı, peygamberi, kitabı, ahireti vs. Muhammetin getirdiği dini inkar eden, ona düşmanlık yapan herkese verilen genel bir ad.
Hos, kolayca okunan, anlasilir ve guzel argumanlanmis bir yazi.
Ben de wikipediye baktim. Kafir sozcugunun eski Arapcada nankor, iyilik bilmez anlaminda kullanildigini, Kuran'da ise sozcugun Muhammed'in rakiplerini tanimlamak icin ve inanmayan anlaminda kullanildigini yaziyor. Kuran'da bu sozcuk 550 defa geciyormus. Ee, kuranin 3/4'u "digerleri"ne saldirmakta olduguna gore bu kadar cok gecmesi de normal sayilir.
Eksik birakilan nokta Kuran'in ve islamiyet geleneginin bu sozcuge verdigi anlam.Insanlarin birbirlerine bu sozcugu kufur olarak soylemesine deginilmis, ama sozcugu bu anlama getiren Islamiyet gelenegine ve Kuran'in rolune deginilmemis. Saka kabul edilirse, bu oldukca onemli kisim gizlenmis. Bu durumda yazarimiz kafirlik yapmis oluyor. :)
Herhalde sadece Arap toplumuna özgü bir gelenektir bu. Türklerde "sen bana anamın sırtı gibisin" vari bir cümle yok.
Zıhar'ı bu kadar tartışmanın anlamı nedir? 1500 yıl öncenin Arap çöllerinde kalmış ve ortadan kaldırılmış bir uygulama olduğuna inanıldığına göre bırakın da orada kalsın.
Çünkü erkek kendi cinsel ihtiyacını giderecek bir objeden (kadından) zıhar yemini yaparak mahrum olmaktadır.Bu durumda cinsel ihtiyacını nasıl karşılayacaktır?Ya başka eşlerine gidecektir ya da başka eşleri yoksa başka kadınlara gidecektir.Her halde zıharın olduğu bir toplum, erkeğe çok eşliliği veya çok kadınla cinsel ilişkiyi meşru görmek zorundadır.Bu olgu zıharın doğal bir sonucudur.
Bir ihtimal daha var,
karısını boşar ve başkasıyla evlenir. Araplar için boşanıp evlenmek hiç zor olmasa gerek. Hatta herhalde yer yüzünde en çok boşanmanın yaşandığı toplum.
Kadınlar erkeklere bağımlı olarak, ekonomik özgürlükleri olmayacak şekilde yetiştirildiği, (miras yoluyla kalanda dahi erkeğin yarısını alacak şekilde) her daim erkeğe muhtaç hale getirilmeye devam edildiği sürece kendisine baktırmak için koca arayan bir kadın her zaman bulunur.
Hanif kuran'cı arkadaşlara göre bu kainatın yaratıcısı, planlayıcısı, yönlendiricisi Allah kitabında her şeyi söylemiştir. Ama yazdıklarını ciddiye almamanız koşuluyla. Nedense söyleyeceklerini bir türlü doğrudan söyleyememiş birilerinin onu çözmesi gerekmiştir.
Şimdi duyurucu arkadaşımız çözmüş, yarın bir başkası çözer.
Bir zamanlar "İsa, "Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim" demişti.(Matta-15) Duyurucu1 de kendine böyle bir misyon belirleyip İslamın kayıp koyunlarına çobanlık niyetinde bence.:D
duyurucu1
25-10-2008, 22:48
Herhalde sadece Arap toplumuna özgü bir gelenektir bu. Türklerde "sen bana anamın sırtı gibisin" vari bir cümle yok.
Zıhar'ı bu kadar tartışmanın anlamı nedir? 1500 yıl öncenin Arap çöllerinde kalmış ve ortadan kaldırılmış bir uygulama olduğuna inanıldığına göre bırakın da orada kalsın.
Bir ihtimal daha var,
karısını boşar ve başkasıyla evlenir. Araplar için boşanıp evlenmek hiç zor olmasa gerek. Hatta herhalde yer yüzünde en çok boşanmanın yaşandığı toplum.
Kadınlar erkeklere bağımlı olarak, ekonomik özgürlükleri olmayacak şekilde yetiştirildiği, (miras yoluyla kalanda dahi erkeğin yarısını alacak şekilde) her daim erkeğe muhtaç hale getirilmeye devam edildiği sürece kendisine baktırmak için koca arayan bir kadın her zaman bulunur.
Sevgili K.C.
1)"Zıhar'ı bu kadar tartışmanın anlamı nedir? "diyorsunuz.
Bana kalsa Turan Dursun sitesinde tartışılan konuların hiç birini tartışmazdım.Konuların hepsini nostalji müzesine kaldırırdım.Ancak maalesef milyonlarca hadis dini mensubu insan şu anda Turan Dursun sitesinde tartışılan konulara göre amel ediyorlar.Yani inançları bu.
Turan Dursun sitesindeki konular da eşittir hadis dini mensuplarının inançları.Bir an için hadis dinini yok edelim.Tarihte hadis dini yoktur vede olmadı.Turan Dursun Sitesi olur mu?Olmaz.Çünkü tartışacak konu kalmaz.Turan Dursun Sitesinin varlık nedeni ortadan kalkmış olur.
Gelelim zıharı neden tartışıyoruz.Bu kural Kuran tarafından vaz edilmiş.Kur'an kimin inanç kurallarını barındıran yazılı kaynak?"Müslümanım" diyenlerin.Dünya üzerinde müslümanlar yaşıyor mu?Evet.Bu krala göre insanlar davranış sergiliyorlar mı?Evet.Erkekler kadınlara karşı bu kurala göre davranıyorlar mı?Evet.Hatta müslüman olmayanlar dahi eşleriyle cinsel ilişkilerinde zaman zaman zıharı uyguluyorlr mı?Evet uyguluyorlar.Ateistlerde uyguluyorlar mı?Evet uyguluyorlar.Adına zıhar demeseler dahi,zaman zaman kadına cinsellikten men cezası veriyorlar mı?Veriyorlar.Hanfi düşüncede olursa olsunlar erkekler ökadına zihar yapıyorlar mı?Evet.
Ziharın tersini de zaman zaman kadınlar erkeklere uyguluyorlar mı?Yani "Hayır ben seninle sevişmeyeceğim!Bu gün yorgunum."deyip sırtını erkeğe dönüyorlar mı?Evet dönüyorlarlar.Bunlar geçmişte Arap toplumunda yaşandı.Başka toplumlarda da yaşandı.Bu gün zamanımızda da adı konmasa dahi erkek kadına zıhar ediyor.Kadında erkeğe sırtını dönüyor.İşte bu nedenlerle Kurandaki kadını incelerken zıharı incelemeden geçemeyiz.Konumuz Kur'anda Kadın değilde başka bir şey örneğin İncilde insan hakları vs olsaydı o zamanda İncili ve konuya ilişkin ayetleri incelerdik.Bu ayetlerden zmanımıza uyan evrensel kuralları ve evrensel olmayanları ayırmaya çalışırdık.
2)"Bir ihtimal daha var,
karısını boşar ve başkasıyla evlenir. Araplar için boşanıp evlenmek hiç zor olmasa gerek. Hatta herhalde yer yüzünde en çok boşanmanın yaşandığı toplum." diyorsunuz.Bu düşünceniz 1400 yıl öncenin Arap toplumu için mi yoksa 2000 li yılların Arap toplumu için mi?Yada zamanımızda yaşayan tüm toplumlar için mi?
Bir söz vardır "Bekara kadın boşamak kolaydır" diye.Erkek kadın ile cinsel ilişkiye girmiyor.Ona cinsel birleşmeme cezası veriyor.Ne diyeceksiniz?Aile mahkemesinin nHakimine gidip "Sayın Hakim kocam benimle cinsel ilişkiye girmiyor "mu diyeceksizniz.Şüphesiz dediğiniz anda bu olgu Medeni Kanun 166'ya göre aile birliğinin temelinden sarsılma ilkesi uyarınca boşanma sebebidir.Keza erkek de kadın için cinsel ilişkide müsamaha göstermiyor derse Yargıtayın yerleşmiş İçtihatlarına göre boşanma sebebidir.
Ancak kadın ve erkek maalesef hemen boşanıp başkasıyla evlenmiyorlar.Bir aile birliğini dağıtıp yenisini kurmak o kadar kolay olmuyor.Bir evlilik yıkılırken kadın ve erkek çok şiddetli olarak yaralanıyorlar.Duygusal olarak yıkıma uğruyorlar.Çocuklar perişan ve sefil duruma düşüyorlar.Çocuklar duygusal yıkıma uğruyorlar.Yani demem o ki insanlar hemen ve kolaycacık "Bir ihtimal daha var,
karısını boşar ve başkasıyla evlenir"olmuyor.
3)Kadınlar erkeklere bağımlı olarak, ekonomik özgürlükleri olmayacak şekilde yetiştirildiği, (miras yoluyla kalanda dahi erkeğin yarısını alacak şekilde) her daim erkeğe muhtaç hale getirilmeye devam edildiği sürece kendisine baktırmak için koca arayan bir kadın her zaman bulunur.[/ diyorsunuz.Bu düşüncenizi bir başka konu başlığında tartışırız.
Selam ve sevgiyle kal
duyurucu1
25-10-2008, 23:02
Hanif kuran'cı arkadaşlara göre bu kainatın yaratıcısı, planlayıcısı, yönlendiricisi Allah kitabında her şeyi söylemiştir. Ama yazdıklarını ciddiye almamanız koşuluyla. Nedense söyleyeceklerini bir türlü doğrudan söyleyememiş birilerinin onu çözmesi gerekmiştir.
Şimdi duyurucu arkadaşımız çözmüş, yarın bir başkası çözer.
Sevgili frodo,
Ben bu sitede ilk yazıyı yazdığımda yazı numarası 1 dir ve başlığı da "Bu yazıyı Cebrail yazdırdı"dır. Yukaradki arama düğmesine tıkladığınızda yazı karşınıza geliyor.Neden önce bu yazıyı okumak zahmetine katlanmıyorsun da "Şimdi duyurucu arkadaşımız çözmüş, yarın bir başkası çözer.[/" yargısına varıyırsun?
Selam ve sevgiyle kal
duyurucu1
25-10-2008, 23:14
Ayrıca Kur'an hakkındaki görüşlerimi de bir ara ayrı başlık açarak sizlere ve ilgilenenler duyururum.DUYURUCU
sevgili duyurucu ben şimdiyekadar senin fikrini anlamadım. nüzülden bile haberin yoksakuranla ilgili ne söyleyeceksin.umarım kuranıda stendhalin kırmızı ve siyah adlı romanıyla özdeştirmezsin
duyurucu fikri olarak kimdir müslümanmıdır ,değilmidir? nedir?
Sevgili ozgur_beyin,
1)"nüzülden bile haberin yoksa kuranla ilgili ne söyleyeceksin.umarım kuranıda stendhalin kırmızı ve siyah adlı romanıyla özdeştirmezsin" diyorsun.
Ne olur yanı şu nüzül meselesini ayrı bir başlıkta anlatsanda bilgilensek.Neden bilgi paylaşımında bu kadar cimrisin?
Kur'an hakkında ahkam kesmek için önce "nüzül" meselesini mi öğrenmem gerek?
2)"umarım kuranıda stendhalin kırmızı ve siyah adlı romanıyla özdeştirmezsin" diyorsun.
Yok yok o kadar telaşlanma Kur'anı bir başka kitapla özdeşleştirmem. Çünkü Kur'an "nev'i şahsına münhasır" bir kitaptır.
3)duyurucu fikri olarak kimdir müslümanmıdır ,değilmidir? nedir?" diyorsun.
Benim illa bir dinin,bir mezhebin bir tarikatın bağlısı mı olmam gerek.İlla birinin borusunu mu öttürmem gerek?Benim kendime özgü düşüncelerim olamaz mı?Senin kendine özgü düşüncelerin olamaz mı?
Selam ve sevgiyle kal
E)MUHAMMED’E KARŞI GELEN KADIN ve KÖKLÜ BİR GELENEĞİN YIKILMASI.
22)ZIHAR NEDİR?
Zıhar ,eski bir arap geleneğidir.Muhammedden önce Arap toplumu içinde yaygın olarak uygulanmakta idi.Aile hayatı içinde kadın ve erkek birbiri ile tartıştıklarında veya kavga ettiklerinde erkeğin kadına karşı kullandığı kadını uslandırmaya yönelik bir yoldur. Bir gelenektir.Kadının erkeksiz bırakılmasıdır. Kadına verilen bir cezadır.Kadının cinsellikten yoksun bırakılmasıdır.Kadının doğal cinsel ihtiyacının karşılanmaması yoluyla onun ehlileştirilmesi geleneğidir.Erkeğin kadın ile cinsel ilişkiye girmemesidir.
Kadın ile erkek tartışırlarsa veya erkek kadının hizmetinden memnun kalmazsa ve kendisine kızarsa,kadına; “Sen bana anamın sırtı gibisin!”der.Böylece karısını varsayımsal olarak anasının yerine koyar.Bir insanın anası ile cinsel ilişkisi olmayacağına göre karısına bu sözü söylemiş ve dolayısıyla ona zıhar etmiş olur.Kendisine zıhar edilen kadın boşanmış bir kadın değildir.Evlidir.Ancak kocasının kendisi ile yatmadığı bir kadındır.Bu kadın boşanmış olmadığı için bir başkası ile de evlenemez.Zıhar geleneği neticede kadına erkek tarafından verilen bir cezadır.Kadının erkek tarafından ezilmesi ve ehlileştirilmesi yoludur.Erkek tahakkümünü sağlayan bir yoldur.
Ala!!! Önce anası yapacak kadını sonra…. Annesinden vazgeçip… doğal diye kabul edilen yaşanacak.
23)ZIHAR GELENEĞİNİN DOĞAL SONUCU NE OLUR?
Bir kadını doğal cinsel ihtiyaçlarını tatminden uzaklaştırmak yoluyla cezalandırmak,ehlileştirmek yolu eşyanın tabiatına aykırıdır.Bu ceza uygulanabilir bir ceza değildir.Kadın kendi cinsel ihtiyaçlarını ne yapar eder tatmin yolunu bulur.Bunun önüne kimse geçemez.Çünkü erkeğe olduğu gibi kadına da cinselliği Allah’ı tarafından montajlanmıştır.Eğer cinsellik insana montajlanmasa idi kadın ve erkek birbirinin yüzüne bakmazlardı.Üreme de olmazdı.Bu nedenle kadının erkeksiz bırakılması onun bu ihtiyaçlarını gidermeyeceği anlamına gelmez.Erkek kadınına zıhar yapıp onun doğal cinsel ihtiyaçlarını karşılamazsa kadında gider bu ihtiyacını gayrimeşru yollardan başkası ile karşılar.Başkasından tatmin olur.Böylece zıharın otomatik olarak birinci sonucu gayrimeşru cinsel ilişkilere zemin yaratmasıdır.
Zıhar ,bir toplumda varsa erkek açısından çok eşlilik veya çok kadınla cinsel ilşki meşru görülmektedir denebilir.Çünkü erkek kendi cinsel ihtiyacını giderecek bir objeden (kadından) zıhar yemini yaparak mahrum olmaktadır.Bu durumda cinsel ihtiyacını nasıl karşılayacaktır?Ya başka eşlerine gidecektir ya da başka eşleri yoksa başka kadınlara gidecektir.Her halde zıharın olduğu bir toplum, erkeğe çok eşliliği veya çok kadınla cinsel ilişkiyi meşru görmek zorundadır.Bu olgu zıharın doğal bir sonucudur.
Zıharın bir başka doğal sonucu bu geleneğin olduğu bir toplumda kadın ve erkek eşitliğinden söz edilemiyeceğidir.Kadının ikinci sınıf olduğudur..
Yani !! sayın duyurucı1, bu doğal sonuçlara istinaden Kur'an’ı mı, Kur’an daki kadını mı, yoksa erkeği mi günümüz şartlarında yok sayacağız? netice nedir.? Ben onu merak ettim.:confused: Başlık Kur'an daki kadın ve bu kitaptaki kadın doğal sonuç olarak ikinci sınıf oluyor ise siz burda artık bizlere neyi anlatmaya çalışıyorsunuz? Bu sonucu doğal olarak kabul etmemizi mi? evet sanırım yeter artık!
duyurucu1
25-10-2008, 23:29
Bir zamanlar "İsa, "Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim" demişti.(Matta-15) Duyurucu1 de kendine böyle bir misyon belirleyip İslamın kayıp koyunlarına çobanlık niyetinde bence.:D
Sevgili yusuf33,
Teşekkür ederim.Bana bu misyonu yüklemişsin.Hatta madem bana bu misyonu yükledin ee ..ben hemen yarından itibaren saç sakal bırakmaya başlayacağım.Elimede bir asa alıp başlayacağım kendime mürit aramaya.
Hımm.Önce nereden başlasam acaba.Önce Turan Dursun Sitesinden başlayayım. Madem benden öncekiler kendilerine havari edindi.Ben de kendime Turan Dursun Sitesinden havari seçeceğim.Bak ona göre önce müracaat edenleri baş havari yapacağım.Sonra müracaat edenler havari vekili olacak.Bu nedenle gel önce sen müracaat et.Seni baş havari yapayım.
Sevgili yusuf33,
Valla ben bu fikri tuttum.Belki dünyaya İsa peygamber olursam savaşları da durdururm.Ne dersin.Bak yakında ABD'de seçimler olacak.Acaba kimi başkan yapsam ne dersin?Bu konuda kararsızım.Acaba Cebraili mi çağırsam ?Yok yok onun bu satte işi vardır.En iyisi yine baş havariye sorayım?Hadi bakalım baş havari adayı arıyorum.Müracaat çok olusa belki ÖSS-ÖKS-MKS -BHS(Baş Havari Sınavı) sınavı açarım.
Sevgili yusuf33,
Sen uzun yaşa emi.Beni güldürdün.Dilerim sende hayatın boyunca gülersin.
Selam ve sevgiyle kal.
duyurucu1
25-10-2008, 23:36
24)ZIHAR KONUSUNDA MUHAMMEDE BİLE KARŞI GELEBİLEN BİR KADIN,ÖRNEK İSLAM KADINI (HAVLE BİNTİ SA’LEBE) KİMDİR?
58/1-(Ey Muhammed!)Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir,zaten Allah konuşmalarınızı işitir.Doğrusu Allah işitendir,görendir.
Zıhar konusunda Muhammed ile tartışan ve bu geleneğin İslama uygun olmadığını Muhammede bildiren kadının adının Havle Binti Sa’lebe mi yoksa başka bir kadın mı bu harekette bulundu, bizim meçhulümüzdür.Ancak hadis kaynakları bu kadının adının Havle Binti Sa’lebe olduğunu bildirmektedir.Ama adı ne olursa olsun 1400 yıl önce bir kadın Muhammedin karşına çıkabiliyor ve zıhar geleneğinin kadınlara karşı haksızlık ve zulüm olduğunu yüzüne karşı haykırabiliyor.Üstelik bu gelenek ile yapılan uygulamanın İslama aykırı olduğunu da belirtmiş olabilir.
Kadın ,devlet,yargı ,yasama ve din başkanı olan Muhammede kocasının kendisine zıhar yaptığını bunun İslama,hakkaniyete,doğallığa aykırı olduğunu, kadınlara zulüm olduğunu belirtiyor.Muhammedin kadınları zulümden kurtarması için bu geleneği kaldırmasını en azından kocasına karşı Muhammedin kendisini desteklemesini istiyor.
MUHAMMED NE YAPTI?
Muhammed isyan eden kadını duymadı.Muhammed haksızlık karşısında hakkını arayan kadının hakkını yerine getirmedi.Geleneklerin etkisi ile Muhammed kadınların zıhar yoluyla ezilmelerine karşı çıkmayarak erkeklerin tarafını tuttu.Zıhara onay verdi.Çünkü kendisi de erkekti.Zıharın kadınları nasıl ezdiğini ve erkeklerin elinde zulüm aracı olduğunu etiyle kanıyla hissetmemişti.Kadının talebini geri çevirdi.Muhammed hata yaptı.
Kadın daha yüksek bir makama ,herkesin sesini duyabilen,olaylara vakıf bir makama şikayetini iletti.Hemde Peygamberi şikayet etti.Allah’a yöneldi.
Allah anında cevap verdi.Muhammedin haksız olduğunu belirtti.Onu uyardı ve kınadı.Bundan böylede o toplumda zıhar geleneğini kaldırdı.
Bir insanın anası ile cinsel ilişkisi olmayacağına göre karısına bu sözü söylemiş ve dolayısıyla ona zıhar etmiş olur.
Sayın duyurucu bu başlık ilgimi çekmeye başladı, baştan okumakta fayda görüyorum. Ama isterseniz Strabon'un eski Arap toplumu ile yazdıklarına bir göz atalım öncelikle :
Erkek kardeşler, Çocuklardan daha çok saygı görür. Klan yönetme ve öbür işler ilk çocuk oluşa göre düzenlenmiştir. Kan bagı olan herkes mallara ortaklaşa sahiptir. Ama yaşı en büyük olan yöneticidir. Herkes için bir tek kadın vardır. Önce gelen onunla yatar. Degnegini kapının önüne bırakır, erkeklerin tümü bir degnek taşır. Kadın geceyi, yaşça en büyük olanla geçirir. Dolayısıyla tümü birbirinin erkek kardeşidir. Analarıyla da birlikte olurlar. Zina ölümle cezalandırılır. Zina yapan erkek başka bir klanın üyesidir.
Burada degnege dikkat çekerim, Musa'nın asası ya da degnegi ile kıyaslayın. Degnek erkekligin hem simgesi hem de gücüdür. Ayrıca görüldügü gibi erkekler anaları ile de birlikte olabiliyorlar. Sizin dediginiz çok sonraki bir töre ama benim yazdıgım sizin kuranınızdan çok daha önceki rastgele cinsel ilişkilerden kaynaklanıyor. Bir konu daha var :
Kadın daha yüksek bir makama ,herkesin sesini duyabilen,olaylara vakıf bir makama şikayetini iletti.Hemde Peygamberi şikayet etti.Allah’a yöneldi.
Demişsiniz. Çok da güzel demişsiniz, ama Muhammede kadar ve de Muhammedden sonra Allah neden duaları duymuyor. Strabonun iletisinde anlattıgı anaların sizce bir şikayeti olmuş mudur. Ya da Hiroşoma'da annelerin feryadı Havle Binti Sa’lebe kadar feryat teşkil etmemiş midir. Bu örnek bile nasıl bir öznellik içerisinde oldugunuzu göstermiyor mu.
saygılarımla
duyurucu1
25-10-2008, 23:55
Sevgili pervane,
Ala!!! Önce anası yapacak kadını sonra…. Annesinden vazgeçip… doğal diye kabul edilen yaşanacak. diyorsun.
Bu sonuca nasıl ulaştın anlamadım?
"Yani !! sayın duyurucı1, bu doğal sonuçlara istinaden Kur'an’ı mı, Kur’an daki kadını mı, yoksa erkeği mi günümüz şartlarında yok sayacağız? netice nedir.? Ben onu merak ettim.:confused: Başlık Kur'an daki kadın ve bu kitaptaki kadın doğal sonuç olarak ikinci sınıf oluyor ise siz burda artık bizlere neyi anlatmaya çalışıyorsunuz? Bu sonucu doğal olarak kabul etmemizi mi? "diyorsun.Benim neler anlatmak istediğim yazılarımda var.Eğer anlatamıyor isem benim anlatma kapasitem bu kadar.
"evet sanırım yeter artık![/QUOTE]"diyorsun.
Öyle kızarak insanları düşüncelerinden ötürü susturmayın.Yada susmasını istemeyin.Aynı yöntemi başka siteler ve düşünce akımları uyguluyor.Kendileri gibi düşünmeyenleri susturuyorlar.Ya hemen anında yazıyı kilitliyorlar ya siteden atıyorlar.Günlük hayatta da kendileri gibi düşünmeyenleri ya kurşunluyorlar(ki Sevgili Turan Dursun bunlardan biri) ya da kendileri gibi düşünmeyenleri önce iple boğuyor sonra evlerinin tabanına gömüyor üzerini çimentoyla kapatıyor ve üzerinde namaz kılıyorlar.Yani mesele bir başkasının farklı düşünmesine tahammül edebilmektir.
duyurucu1 tarihten ders alıp bence havarileri dikkatli seçmelisin. Benden sana havari olmaz :D
Sayın duyurucu1;
Sanırım bu siteyi takip edenler yeterince beni tanımıştır. Kızarak insanları susturmak yakıştırmanız bana çok uzak bilakis başka başlıklarda karşılaştığım olumsuz söylemler yeterince örnek teşkil ediyor kendinizi savunmaya çalışırken düştüğünüz durumu. Her daim düşüncenin özgürce ifade edilmesinden yanayım. Ancak kendi adıma şunu söyleyebilirim tahammül edemediğim farklı düşünüyor olmanız değil. Düşüncelerinizin farksızlığı ve bu farksızlık artık bana gına getirdi. Sorduğum sorulara cevap yerine Turan Dursun sitesinin size sınırsız kendinizi ifade etme hakkını tanımasının arkasına saklanmayı seçmişsiniz, varsa cevabınız buyurun, gerek yok diyorsanız burada bulunuş amacınızı anlatmak gibi bir sorumluluğunuz olduğunu hatırlatırım. Burası hikayeler sitesi değil insanlar bu saatte zamanlarından uykularından çalıp burada yüzyıllardır sizin bu anlattığınız hikayeler ve daha öncesinden gelenler de dahil olmak üzere yok sayılan, ikinci sınıf konumuna düşürülen, bedeni, emeği, sömürülen kadının nasıl tekrar ayakları üzerinde durabileceğinin çözümünü bulmaya çalışıyor.
Diğer siteleri de örnek göstererek lütfen buradaki insanların size sonsuz tahammül göstermesi gerektiği gibi bir görev yüklemeye çalışmayın bizlere…..
Kadına ait olan insanlık haklarının nasıl tekrar geri döndürülebileceğine ait fikirleriniz var ise buyurun… Aynı minvalde devam etmek ise amacınız yönetimi göreve çağırıyorum… Tebliğ ne zamandan beri isim değiştirip duyuru oldu.
DreiMalAli
26-10-2008, 09:57
Sevgili DreiMalAli,
HADİSLERİ ATARSAK GEÇMİŞİ NASIL ÖĞRENECEĞİZ?
Muhammed ve dönemi hakkında nasıl bilgi sahibi olacağız?O dönemde Mekke ve Medine yöresinde neler oldu?
Deniliyor ki”Bu bilgileri ancak hadisler aracılığıyla öğrenme olanağına sahibiz.Hadisleri bilgi kaynağı olarak kabul etmezsek o dönem hakkında sağlıklı bilgilere ulaşamayız.”
Bu sav doğru değildir.Çünkü,hadis ,söz demektir.Kuşaktan kuşağa nakledilen söz demektir..Sistem şöyledir:”Muhammed bir olay hakkında bir yerde bir söz söylemiştir.Düşüncesini açıklamıştır.Açıkladığı düşünceyi o sırada yakınında bulunanlar duymuşlardır.Biz Muhammedin o sırada çevresinde 3 kişi olduğunu varsayıyoruz.Bunlara da 1.Kuşak diyoruz.
-Bunlarda kendi çevrelerine demişler ki”Muhammed şu konuda şu şekilde düşünce açıkladı.”(1.kuşak) Ancak bu insan Muhammedden duyduklarını aynen kelimesi kelimesine aktaramazlar.İlave veya çıkarma yaparlar.Çünkü yazılı olmayan her söz nakil sırasında ilave veya çıkarmaya uğrar.
Her hadis nakilcisi insan sonra gelen 2.kuşaktan sadece ve sadece 1 kişiye konuşsun ve desin ki “Muhammed filan zamanda filan konuda şöyle şöyle dedi.”Böylece 2.Kuşağa 3 çeşit düşünce aktarılmış olur.Oysa 1.Kuşak insan sadece 1 kişiye konuşmaz.Onlarca kişiye konuşur.Ama biz 3 kişiye konuştuğunu varsayalım.
-Şimdi gelelim 2.Kuşağa.2 kuşakta mevcut kaç çeşit hadis var?3 Çeşit hadis.Hadi diyelim bunlarda sadece 1 kişiye kunuşşun.(hadis nakletsin)Ve desinler ki “Muhammed bu konuda şöyle şöyle dedi.”Eğer sonra gelen her kuşaktan sadece 1 kişiye hadis değiştirilmeden nakledilirse zamanımıza kadar Muhammedin bir konuda ne dediği sadece 3 çeşit hadis olur. Yani bir konuda 3 çeşit farklı hüküm ortaya çıkar.Ancak kuşaktan kuşağa nakledilen hadisler değiştirilmeden aynen geçirilirse.Oysa her hadis nakilcisi de sonra gelen kuşaklara ilave yaparak yada çıkarma yaparak nakilde bulunur.Bu kaçınılmazdır.
-Peki hadis aktarıcıları Muhammedin hadisini-sözünü çevrelerinde 2 kişiye ve onlarda ilave veya eksiltme yaparak hadis nakletmişlerse ne olur_?
1.Kuşak=3 çeşit hadis.
2.Kuşak 6 çeşit hadis
3.Kuşak12 çeşit hadis
4.Kuşak24 çeşit hadis
5.Kuşak48 çeşit hadis.
Yani her kuşak 100 sene yaşasa ve ölmeden önce 2 kişiye nakilde bulunsa 5 kuşak yani 500 sene içerisinde Muhammedden kaynaklandığı ileri sürülen hadisin ortaya 48 çeşidi çıkar.
-Hadis nakilcileri 3 kişiye hadis nakletmişlerse ve bu kişilerde ilave veya eksiltme yaparak hadisi alt kuşaklara nakletmişlerse ne olur?
1.Kuşak,3 çeşit hadis
2.Kuşak9 çeşit hadis
3.Kuşak27 çeşit hadis
4.Kuşak 81 çeşit hadis
5.Kuşak 243 çeşit hadis.
Yani her kuşak 100 sene yaşasa ve ölmeden önce 3 kişiye nakilde bulunsa 5 kuşak yani 500 sene içerisinde Muhammedden kaynaklandığı ileri sürülen hadisin ortaya 243 çeşidi çıkar.
Bu yöntem yazının olmadığı ve hadisin nakil yoluyla aktarılma yöntemidir.Güvenilir değildir.Bu nedenle bir düşüncenin ispatlanmasında yada çürütülmesi faaliyetinde güvenilir(mesmu)araç değildir.Bu nedenle tarihin nostalji müzesine kaldırılmalıdır.
Esas olan yazıdır.Belgedir.Yazıdır.
Şimdi denilecek ki”O dönemde yazı yazmasını bilenler yoktu”O zaman tarihçilere iş düşer.tarihçiler Osmanlı tarihini nasıl Aydınlatıyorlar.İlber Ortaylı Osmanlı İmparatorluğundaki sisitemi açıklarken nasıl ve hangi araçları kullanıyor?Hadis aracını mı kullanıyor?Hayır.Roma İmparatorluğundaki sisitem ve toplum yapısı nasıl açıklanıyor?hadislerle mi?Hayır.Aztekler nasıl açıklanıyor.Ve hatta Kumran yazıtlarında İsanın durumu nasıl açıklanıyor?Yazılarla belgelerle.Hal böyleyken kalkıp hadislerle 1400 yıl önceki Mekke Medine yöresindeki bir liderin-Muhammedin bir olay hakkında söylediği sözün(karar bile değil) 1400 sene sonraya taşınması suretiyle,2000 yıllarında meydana gelen bir olayı irdelemek o olay hakkında ileri sürülen düşünceyi ispatlamakda yanlıştır,eleştirip yanlışlığını ortaya koymakta.Bu nedenle ben hadis dini mensuplarının düşüncelerini ispat için kullandıkları hadis aracının kullanılamaz olduğunu söylüyorum.Aynı zamanda bu dini eleştirmek için ileri sürülen tepki dini mensuplarının eleştirilerine dayanak yaptıkları hadisleri kullanmak suretiyle eleştiri yapmanın da doğru olmadığını söylüyorum.
İşte bu nedenlerle hadisleri iddiayı ispat aracı yada eleştiriyi ispat aracı olarak kullanmanın doğru ve bilimsel bir yol olmadığını ileri sürüyorum.
Kaldı ki zamanımızda yazıya dökülmüş bir kural yasama organından çıkıyor ve yayımlanıyor.Ülkenin her tarafındaki hakimler,yöneticiler bu kuralı okuyorlar.Hepsinin de eli altında bu kuralın yazılı olduğu kanun kitapları var.Yinede bu kural farklı uygulanıyor.Zaman zaman Yargıtay yada Danıştay farklı uygulanan bu kurala yorum getiriyor.Bu yoruma içtihat deniyor.Sonra zaman içerisinde içtihatlar dahi çeşitleniyor.Birbirini tutmaz oluyor.İçtihatlar birleştiriliyor.Olmadı kural ,toplumun ihtiyacına cevap veremez duruma gelince ortadan kaldırılıyor yerine ihtiyaca uygun yeni kural getiriliyor.
Hal böyle iken zamanımızdaki bir olay hakkında 1400 sene öncenin koşullarında ,Muhammed tarafından söylendiği iddi edilen 243 çeşit kural ile çözüm aramak yada ortaya konan çözümü aynı hadis yöntemi ile çürütmek abesle iştigaldir.Boşuna zaman harcamaktır.
Selam ve sevgiyle kal
Sevgili Duyurucu1.
Eyi dersin güzel dersin de…
1.
Senin yaptığın hesabı, muhtemelen ben şöyle yapardım:
Bu hadislerin en erkeni 800. yıldan sonra. Ve uydurulmuş. Yazarları, 200-300 yıl öncesinin bir Muhammedin ne yiyip ne içtiğini, akşam kiminle yatıp sabahleyin kalktığını canlı yayında anlatan zat-ı muhteremler. Bir sefer bu hadislerin baştan sona yalan-dolan olduğu kannatine varırsak, akla gelen ilk şey,
Öyleyse sistem nasıl çalış(m)ıyor? sorusu olur.
800-lü yıllarda İbn Hişam diye birisi oturuyor bir Muhammed efsanesi yazıyor. (0. kuşak.)
Eğer İbn Hişam bu masalı yazarken 20 yaşında idiyse, kendisinden önceki kuşak (-1. kuşak. Yazı ile: Eksi birinci kuşak) 40 yaş ve üzeründeydi.
Hadi diyelim ki, 0. kuşakdan 100 000 kişi -1. kuşakdakilerden 100 000 kişiye bu hadisleri anlattı/devretti.
-1. kuşak -2. kuşağa bu hadisleri anlatmış olamaz. Çünkü -2. kuşak zaten artık bu Dünyada değil. İşin kötüsü, zamanı geri çevirmek de mümkün değil. Zaman hep ileri doğru gidiyor. Kısacası, -1. kuşak -2. kuşakdaki 0 (sıfır) kişiye anlatmıştır bu hadisleri.
-2. kuşakdaki bu hadisleri duymuş olan 0 (sıfır) kişi, olsa olsa -3. kuşaklardanki 0 (sıfır) kişiye anlatmış olabilir bu hadisleri.
-3. kuşakdaki bu hadisleri duymuş olan 0 (sıfır) kişi, olsa olsa -4. kuşaklardanki 0 (sıfır) kişiye anlatmış olabilir bu hadisleri.
Ve bu böyle devam eder gider...
570 – 632 yıllarına kadar geri gittiğimizde, bu hadislerden haberdar olan kişi sayısı hala 0 (sıfır) kişidir.
Eyi dersin güzel dersin de…
2.
800-lü yıllarda aniden ortaya çıkan bu hadis ve siyer kitapları kaldırıp atıldığında, geriye ne Muhammed kalıııır ne 4 halife kalııııır ne de Mekke ve Medine. Çünkü bunlar hakkında tek bilgi(!) kaynağı bu kitaplardır. Başka kaynak yoktur. Sakın Tarih bahsediyor gibi bir şeyler söylemesin kimse. Çünkü tarih kitaplarında geçen Muhammed, 4 halife, Mekke ve Medine’nin kaynağı da bu hadis kitaplarıdır. Başka kaynak yoktur. Okullarda da İslam Tarihi adı altında bu masalların bir özetinin günümüz Türkçesine çevirisini bol bol okuduk.
Hatta 1400 yıl öncesi bilgisi(!) de sadece ve sadece bu hadislerde geçer.
Hatta Kuran’ın Muhammed’in ağzından döküldüğü bilgisi(!) de sadece ve sadece bu hadislerde geçer.
Duyurucu1’in çöpe attığını söylediği hadis kitaplarında geçer.
Başkaca kaynak da yoktur.
Eyi dersin güzel dersin de…
3.
Benim sorum neydi?
Laf kalabalığı arasında kaynayıp gitmesin diye soruyu tekrarlıyayım:
Bütün hadisleri (ki Muhammedden 200-300 yıl sonra yazılmışlardır) bir kenara bırakıp, göz ardı ettikten sonra
- Muhammed hakkında
- Mekke ve Medine hakkında
- ilk 4 halife hakkında
...
bilgileri nerde buldun?
Böyle bilgiler var mıdır?
Nerede?
Sevgiler
Peki sen ne cevap vermişsin?
Yine hadislerin neden güvenilmez olduğundan bahsetmişsin. Hadisleri çöpe attığını tekrarlamışsın.
Benim soruma ise değinmemişsin. Halbuki 2 ileti sonra sevgili niveru soruyu tekrarlamış ve cevabını da vermiş:
"Laf kalabalığı arasında kaynayıp gitmesin diye soruyu tekrarlıyayım:
Bütün hadisleri (ki Muhammedden 200-300 yıl sonra yazılmışlardır) bir kenara bırakıp, göz ardı ettikten sonra
- Muhammed hakkında
- Mekke ve Medine hakkında
- ilk 4 halife hakkında
...
bilgileri nerde buldun?
Böyle bilgiler var mıdır?
Nerede?"
Eger hadisleri bir kenara koyacak olursan ,muhammed, yoktur, yasamamistir
muhammedden geriye bir vesika bir belge kalmis degildir ..
medine vesikasini bile boluk borcuk hadislerden ogrenebilmisdir , ki bu islamcilarca islam devletinin ilk anayasasi kabul edilir (cogunluk olarak)
Şu sorduğum soruda yanlış anlaşılabilecek bir durum var mı?
Hayır!
Soruyu tekrar edeyim:
Madem hadisleri tarihin çöplüğüne attın,..
Peki bu başlık altında bol bol bahsi geçen Muhammed kimdir?
Yine bu başlık altında bol bol ismi geçen halifeler kimdir?
Yine bu başlık altında bol bol ismi geçen Mekke ve Medinedeki 1400 yıl önceki yaşam hakkında bilgileri nererede buldun?
....
Umarım bu sefer anlaşılmıştır.
Ama Duyurucu1 ne yapmış?
Hem hadisleri kaldırıp çöpe attığını yazıyor bu başlık altında, hem de hala Muhammed’den, Mekke’den, Medine’den, Ömer’den vs. bahsediyor. Hem de hadislerde geçen bilgileri, masalları, efsaneleri kullanıyor.
Bu ne pehriz dir.
Ve bu ne lahana turşusu?
Anlayan beri gelsin.
Sadece bir kaç örnek vereyim:
1400 yıl önce Muhammedin önderliğinde ,Mekke ve Medine çevresinde ,ideolojik temelleri olan bir devlet kurlmuş. Diyor.
Ve tabi bu önermeye hadisler dışında hiç bir kaynak verme zahmetine katlanmıyor.
1400 yıl önceki Muhammed dönemini nasıl inceleyip,Kur’an hakkında nasıl bilgileneceğiz? Diye gözümüzün içine baka baka soruyor. SAnki bir Muhammed dönemi olmuş gibi bir ima ettiği yetmiyormuş gibi, bu dönemin 1400 yıl önce olduğunu da kaşla göz arasında araya sıkıştırveriyor.
Ve tabi hiç bir kaynak vermeye tenezzül etmeden.
Sonra 1400 önceki Mekke Medine koşulları bilinerek ve o zamanın değer yargılarıile düşünerek Kur’an anlaşılacaktır. Demesinden, bize Mekke ve Medine’nin yaşam koşulları hakkında bilgi veren hadis dışı kaynaklar vereceğini sanıyoruz.
Ve tabi yanılıyoruz.
Ve mesela bu başlık yazısının „İçindekiler“ bölümünde
E)MUHAMMED’E KARŞI GELEN KADIN VE KÖKLÜ BİR GELENEĞİN YIKILMASI. Gibi bir başlık kullanabiliyor. Ve tabiki çöpe attığı hadisleri kullanıyor.
Veya
24)Zıhar konusunda Muhammed’e bile karşı gelebilen bir kadın,örnek
İslam kadını (HAVLE BİNTİ SA’LABE) gibi bir başlık görünce Duyurucu1’in davranış tarzına bir daha hayret ediyoruz.
Duyurucu1'in yine çöpe attığı hadisleri kullandığını tahmin ediyoruz..
Peşinden gelen
24)Zıhar konusunda Muhammed’e bile karşı gelebilen bir kadın,örnek
İslam kadını (HAVLE BİNTİ SA’LABE) içerik başlığında iyice şaşırıyor muyuz? Yooo!
Duyurucu1'in yine çöpe attığı hadisleri kullandığından emin oluyoruz.
Daha sonra
64/1)Hakkında ayetle düzenleme yapılan iki insan;Zeyd ve Zeynep
(Köle ve efendisi hür kadın) içerik başlığında küçük dilimizi yutar gibi olmuyoruz. Artık Duyurucu1'in çöpe attığı hadisleri kullandığından emin oluyoruz.
…
Artık Ömer’den Mömer’den bahsetmesini önemsemez hale geliyoruz.
…
…
…
Hani hadisleri çöpe atmıştı bu Duyurucu1?!?!
Diyebilmek aklımıza dahi gelmez oluyor iyice.
Yok!Yok!.
O kadar uzun boylu da değil.
Diğer duyurucular gibi Duyurucu1’de ne söylediğini bilmez birisi.
İşine gelirse hadisleri çöpe attığını söylese de, inanmayın. Yine işine gelirse hadisleri hemen baş tacı yapmasını gayet iyi bilir.
Mesela:
Nitekim Muhammed de bu uyarı nedeniyle kendi annesi Amine için Allah’a duada bulunmamıştır… Muhammed kabiri ziyaret etmiştir.Ancak kabirde hiç bir zaman dua etmemiştir.Hatta kendi annesi için dahi dua etmemiştir.Muhammedin bu tavrı doğru bir tavırdır… kabirde ne annesi için ne de başkası için duada bulunmamıştır.Biz de Muhammedle aynı görüşteyiz. Diyerek hadisleri çöpe atmadığını, üstü kapalı bir şekilde ve „hadis“ terimini kullanmadan açıklayıverir. Muhtemelen, bu kadar laf kalabalığı arsında kimsenin dikkatini çekmez ümidi vardır.
Hadisleri çöpe attım dese de... Artık inanırlığı kalmamıştır. Yine hadisleri ısıtıp ısıtıp önünüze getirecektir.
Hem de gözünüzün içine baka baka.
Muhtemelen kendisi söylemeye çekiniyordur. Bari ben söyliyeyim:
Çünkü Duyurucu1 bir „hadis dini mensubudur“.
Duyurucu1’in kullanılan kitaplar kısmında böbürlenerek söylenen bir cümle dikkatimi çekti. Değinmeden edemedim. Orada
“Güneş balçıkla sıvanmaz!”
demiş.
Duyurucu1’e göre
“Güneş balçıkla sıvanmaz!”
mış. Mış. Mış. Mış. Mış.
Sıvanır efendim sıvanır.
Yeter ki birisi sıvamak istesin:
Kuran 18/86 :
Rudi Paret’in Der Koran kitabından:
Als er schliesslich an Ort gelangte, an dem die Sonne untergeht, fand er, dass sie in einer verschlammten Quelle untergeht.
Adel Thodor Khoury’nin. Der Koran kitabından:
Als er nun den Ort des Sonneuntergangs erreichte, fand er, dass sie in einer verschlammten Quelle untergeht.
Ve Diyanet’in sitesinden:
Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu.
Sıvanır efendim sıvanır.
Hatta....
Güneş balçıkla sıvanırken cossssss diye bir ses dahi çıkarır.
Sevgiler
ozgur_beyin
26-10-2008, 13:11
sevgili üç ali dediklerin son derece doğru. duyurucu islam tarihi var zannediyor.
elimizde en iyi kaynak (şu an) taberi tarihi onun yazdıklarının hadislerden ne farkı var.
taberiden önce muaviye bir tarih yazdırmış ama içinde işine gelmeyenyerleri çok olduğundan onu yok etttirmiştir. geriye elimizde taberi tarihi ve siyeri nebiler kalmıştır.
yukarda dediğim gibi bunlarda hadis kitapları gibidir tamamı tevatüre dayalıdır.
duyurucu nun işine geldiğinde hadisleri yok sayması ama ihtiyaç hasıl olunca kullanması
eski bir hastalıktır. bu hastalık duyurucuyada sirayet etmiş.
oda kendi zehabınca rafine islamın peşinde.
bu dünyada rafine islamın peşinde olanların en büyük kitlesi vehhabiler onlarında durumu meydanda.
duyurucu1
26-10-2008, 16:31
Sayın duyurucu1;
Sanırım bu siteyi takip edenler yeterince beni tanımıştır. Kızarak insanları susturmak yakıştırmanız bana çok uzak bilakis başka başlıklarda karşılaştığım olumsuz söylemler yeterince örnek teşkil ediyor kendinizi savunmaya çalışırken düştüğünüz durumu. Her daim düşüncenin özgürce ifade edilmesinden yanayım. Ancak kendi adıma şunu söyleyebilirim tahammül edemediğim farklı düşünüyor olmanız değil. Düşüncelerinizin farksızlığı ve bu farksızlık artık bana gına getirdi. Sorduğum sorulara cevap yerine Turan Dursun sitesinin size sınırsız kendinizi ifade etme hakkını tanımasının arkasına saklanmayı seçmişsiniz, varsa cevabınız buyurun, gerek yok diyorsanız burada bulunuş amacınızı anlatmak gibi bir sorumluluğunuz olduğunu hatırlatırım. Burası hikayeler sitesi değil insanlar bu saatte zamanlarından uykularından çalıp burada yüzyıllardır sizin bu anlattığınız hikayeler ve daha öncesinden gelenler de dahil olmak üzere yok sayılan, ikinci sınıf konumuna düşürülen, bedeni, emeği, sömürülen kadının nasıl tekrar ayakları üzerinde durabileceğinin çözümünü bulmaya çalışıyor.
Diğer siteleri de örnek göstererek lütfen buradaki insanların size sonsuz tahammül göstermesi gerektiği gibi bir görev yüklemeye çalışmayın bizlere…..
Kadına ait olan insanlık haklarının nasıl tekrar geri döndürülebileceğine ait fikirleriniz var ise buyurun… Aynı minvalde devam etmek ise amacınız yönetimi göreve çağırıyorum… Tebliğ ne zamandan beri isim değiştirip duyuru oldu.
Sevgili pervane,
1)Önce seninle bir konuda anlaşalım.Birbirimize kızarak bağırmayalım.Yada bağırmamaya özen gösterelim.Birbirimize emir de vermeyelim.Birbirimiz üzerinde egemenlik de kurmayalım yada kurmaya yeltenmeyelim.
2)Benim farksız düşündüğümü söylüyorsun.Olabilir.Oysa benim çok farklı düşündüğüm iddiasındayım.Hatta o kadar çok farklı düşünüyorum ki Turan Dursun Sitesindeki yazan insanlardan dahi farklı düşünüyorum.Eğer benim yazılarımdaki,anlatmak istediklerimi size anlatamıyorsam ne yapayım size anlatabilmek için yazmanın dışında başka yol bilemiyorum.
3)” Sorduğum sorulara cevap yerine Turan Dursun sitesinin size sınırsız kendinizi ifade etme hakkını tanımasının arkasına saklanmayı seçmişsiniz,”diyorsunuz.Sorduğunuz sorulara cevap olarak maalesef varmış olduğunuz değer yargılarının aynısını veremiyorum.Çünkü sorulara sisin cevaplarınız ile benimki farklı.Bu nedenle sizden özür diliyorum.
Turan Dursun Sitesinde gerçektende kendini sınırsız ifade etme özgürlüğü var.Ama ben bana verilen bu hakkın arkasına saklanmayı düşünmüyorum.Eğer öyle olsaydı başta Turan Dursun Sitesinin kıdemli sayın üyeleri ile iyi geçinmeye bakardım.Oysa benim düşüncelerimin ters olduğu insanlar ve kendilerini “tepki dini “mensubu olmakla suçlayan benim.Gerçektende ben şu anda Sünni bir sitede olsaydım herhalde beni anında siteden atarlardı.Ama onlar ne yapıyorlar beni eleştiriyorlar düşüncelerimin yanlış olduğunu söylüyorlar.Yani gördüğüm kadarıyla bu sitenin kıdemli üyeleri ve yöneticileri kendilerine ters olan düşüncelere de tahammül ediyor ve bu sitede barınmasına izin veriyorlar.Ancak kendilerine ters olan düşünce sahiplerini de amansızca eleştiriyorlar.Bu usulü ben koymadım.Bu usul Turan Dursun Sitesinin genel politikası.Zaten beni ve başkalarını da bu siteye çeken “kanaatimce düşüncelere saygı”ilkesinin somut olarak hayata geçirilmesidir.
4)Sevgili pervane,
“Burası hikayeler sitesi değil” diyorsunuz.Ne sitesi öyleyse.Geyik muhabbetlerinin yapıldığı,insanların birbiriyle dalga geçtiği bir site mi?Çünkü forumda dolaşırken çok sayıda geyik muhabbetlerinin yapıldığını da okudum.geyik muhabbeti de olacak.İnsanlar her daim ciddi konuları tartışmaktan sıkılırlar.
Nitekim bu çerçevede yusuf33 sağolsun beni isa seçti.Bende kendisini başhavari ilan ettim.Tabi bunlar şaka.
Benim gördüğüm kadarıyla bu site din sitesi.Özelliklede Müslümanlığa,Hıristiyanlığa ve Museviliğe karşı olan bir site.Sevgili Turan Dursun’un öldürülmesi üzerine onu sevenler tarafından anısına kurulmuş bir site.Turan Dursun’un düşüncelerinin ağırlıkta olduğu üyeler tarafından yönetilen bir site.Zaten sitenin adıda “Turan Dursun Sitesi” baş tarafta da Turan Dursun’un resmi var.
Yani sevgili pervane ,birazcık bu sitenin ne sitesi olduğunu anladığımı sanıyorum.
5)Bu site özellikle kadın haklarının savunulduğu bir site değil.Kadınların sorunlarına çözüm aranılan bir site değil. Ha eğer sizin varsa böyle bir siteniz gelir orada da kadın hakları yada erkek hakları yada insan hakları hakkında dilimin döndüğünce yazarım.Ama konu Kur’an’da Kadın olunca ister istemez kadının hak ve özgürlüklerine Kur’an çerçevesinde değinmek grekiyor.
6)” Diğer siteleri de örnek göstererek lütfen buradaki insanların size sonsuz tahammül göstermesi gerektiği gibi bir görev yüklemeye çalışmayın bizlere…..”
Ben küçük bir çocukken bir sınıf başkanımız vardı.Bizi temsilen gider öğretmenlerle konuşursurdu.Öğretmenimizde bizi temsil ettiği için sınıf başkanımızla konuşur.Ona bizi uslandırması için bazı görevler verirdi.Kısaca bizimle öğretmenimiz arasında aracı idi.
Siz buradaki insanların sınıf başkanı değilsiniz.En azından ben henüz size sınıf başkanlığı için oy verdiğimi hatırlamıyorum.
Ama ben nasıl ,size veya benim gibi düşünmeyen başka insanlara nasıl tahammül gösteriyorsam,sendende bana tahammül etmeni istemem hakkım.Çünkü bende senin yazılarını okuyorum.Bazılarına katılıyorum bazılarına katılmıyorum.Ama sana tahammül ediyorum.İyi varsın pervane.İyiki bu sitede varsın.Böylece farklı düşüncelerin varlığından haberim oluyor.
7)” Aynı minvalde devam etmek ise amacınız yönetimi göreve çağırıyorum… Tebliğ ne zamandan beri isim değiştirip duyuru oldu.”
Amacım kesinlikle aynı minval üzere devam etmektir.Zaten aynı minval üzerine devam edeceğimin kanıtı olarak en baş sayfada hangi konuda devam edeceğimin planını içindekiler başlığı ile verdim.Eğer o bölümü okursanız soru 24 ten sonra gelen 25 inci sorunun hangi konuda olduğunu anlarsınız. Yani senin anlayacağın perşembenin gelişi çarşambadan belli.
O nedenle beni yönetime şikayet etme .Zaten onlar bir sonraki konuda ne söyleyeceğimi biliyorlar.
Ama belli olmaz belki şikayetin etkili olur.Seni aracı,şefaatçı olarak görürlerde beni cehenneme atarlar.
Hele sen biraz dur. Bak dilaver neler yazmış,bak DreiMalAli neler yazmış?Beni nasıl yerden yere vuruyorlar.Şimdi onlara ne cevap vereceğim?diye kara kara düşünüyorum,toparlamaya çalışıyorum.Onlarda karşıma geçmiş gülüyorlar.”Hadi bakalım duyurucu1 top sende” diyorlar.
Selam ve sevgiyle kal.
meaculpa
26-10-2008, 18:10
Sayın Duyurucu;
Kimsenin sizi yerden yere vurduğu yok... Siz islami farklı bir bakış açısı ile yorumlamaya çalıştıgınızı idda ediyor ve asl olanın bu arınmalardan geçecegi özetini sunuyorsunuz, sizin ortaya koyduğunuz argümanları da eleştirmeye başlayan arkadaşlar ise sadece yorumlamalarınızın bilindik ve de klasik yöntemlerden çok da uzak olmadığını dillendiriveriyorlar.
Sizi dinliyoruz, yapmış oldugunuz yorumlarınızı inceleyip dikkate değer bulduğumuz yada size bu çalışmanızın pek de özgün olmadıgını gösterebilmek için; yazıyor çiziyor ve de takibe devam ediyoruz. Artık yapılan eleştiri ve de yorumlara nasıl cevaplar vereceğiniz konusunda kara kara mı , ak pak mı düşünürsünüz orası zatı alinizin tasarrufunda seyredecektir.
Ama benden size ufak bir öneri, lütfen alınmayınız; gelin tüm bunları yaparken duyurularınızı ilettiğiniz insanların size karşı alaycı gülümsemeleri ile toplar iade ettikleri sanrınızdan kurtulunuz. Ancak, komik bir şey beyan ederseniz hep beraber gülebilirz :) Buyrun kelam sizin efendim... ( top sizde deyimi ile kıyaslanınca büyük bir nezaket farkı ortaya koyuyorum dikkatinize ;) )
Sayın duyurucu1,
zıhardan bahsederken Medeni Kanuna nasıl gelebildiniz hayretteyim.
Sanki Türkiye'de zıhar uygulanıyor da TMK'ya göre boşanma sebebi sayılıyor.
Yazılarınızın tamamını okuyamıyorum.
gözüme takılanlara bakıyorum. Çarpıtmalarınızı gördükçe hepten okumayasım geliyor.
Zıhar üstte bir yerlerde dediğiniz gibi bir kadının "bu gece başım ağrıyor" sözlerinden daha ağır sonuçlar doğuran bir ARAP LAFI. İkisini kıyaslıyor olmanız, hatta aynı şeymiş gibi göstermeniz tam bir çarpıtma.
Araplardan başkasının karısını anasının sırtına benzettiğini ben duymadım. türk toplumunda hiç yok. Anlamamakta ısrarlısınız. Bizde hiçbir şekilde örneğine rastlanmayacak bir durum için bu kadar savunmacı ve Türklere açıklayıcı inciler döşemenizin anlamı yok. Evrensel bir hadise olsa tamam ilgilenelim de kitap evrensel ama ayet arabî.
Her eşin bir diğer eşi reddetme hakkı vardır. Bu oldukça olağandır. Bu reddedişe rağmen karşı taraf ısrarlıysa (ki karşı taraf erkek olmakta genellikle) buna tecavüz denir. Ve son günlerde tartışıldığı üzre eş tarafından yapıldığında 7 yıl cezası var.
Çöpe atıp ara sıra eşeleyip birşeyler çıkarmakta mahsur görmediğiniz hadislerde kadına eşini "red" hakkı güya verilmiş gibi gösterilmiş ama tehditten geçilmiyor.
Sabaha kadar melekler o kadına lanet ederlermiş, o kadın cennet kokusu duyamazmış falan filan..
şimdi bunca tehditten sonra bir kadına "başının ağrıması hakkı tanıma" komik olacaktır. Kadın öteki taraf korkusuyla tecavüze rıza gösterecektir. Ve şunu neredeyse emin olarak söyleyebilirim ki o hadisleri bilen tüm dini bütün müslüman kadınlar mütemadiyen tecavüze uğramaktadırlar.
Tüm yazdıklarınızı okuyacak ve cevap verecek ne zamanım ne sabrım var... Ama yazdıklarınız bana şöyle geliyor: belli bir sonuç var aklınızda ve ona ulaşmak için her yol mübah.(mış gibi)
Pes artık! sayın duyurucu1,
Öncelikle sizinle hiçbir konuda anlaşamayacağımızı belirtmek isterim görüyorum ki ne benim ne de buradaki diğer arkadaşların sunmuş olduğunuz konulara artık yeter! demesi sizi zerre kadar ilgilendirmeyecek. Ama bu da yabancısı olduğumuz bir inanır tutumu değil.
Öyle ya dinlere karşı bir sitenin, dinlere karşı kadın forumunda değiliz. Asıl ben özür dilerim sizler için “KADINLARIN” neler dediğinin hiçbir öneminin olmadığı gerçeğini unuttuğum için. Sizi hayallerinizdeki din ve Kur’an kadını ile baş başa bırakıyorum….
duyurucu1
26-10-2008, 22:21
Sevgili dilaver,
Alıntıda belirttiğiniz eski klan yönetimlerine özgü sisteme benim bir itirazım olamaz.Bu bir olgu.Tarihçiler her gün geçmişimizi açığa çıkarmaya çalışıyorlar.Bu toplumlarda çocukların anaları ile cinsel ilişkide bulunduklarını belirtiyorsunuz.Doğrudur.Keza tevrattada eski zamanlarda yaşamış toplumlarda kız çocukların babaları ile ve kız çocukların erkek kardeşler ile cinsel ilişki içinde oldukları yazılıdır.Her toplumun düzeni geçmişte başka başka olmuştur.Bu gün dahi her toplumun cinsel yaşam düzeni başka başkadır.Ben bunları yirminci yüzyıldan bakarak bu zamanın değer yargıları ile yargılamam ve ahlaksızlık olarak nitelemem.Ama gerçektende geçmiş zamanlarda insanlar bizlerden farklı değer yargılarına sahip olarak yaşamışlardır.Bizler o insanların torunlarıyız.
Belki çok çok önceleri de kuralsız cinsel yaşamın hüküm sürdüğü bir dönem de olabilir.Olma ihtimali de yüksektir.
Ancak insanlık ve oluşturdukları sistemler değişe değişe gelişe gelişe ilerlerken,giderek kural hakimiyeti tesis ede ede ilerlemişlerdir.Bu kuralları da o toplumun liderleri ihtiyaca göre oluşturmuştur.Bazı kurallarıda yürürlükten kaldırmıştır.
Şimdi gelelim bir kadının zıhar kuralının kadınlara haksızlık olduğu ve bunun kaldırılması için Muhammede başvurmasına ve Muhammedden olumlu cevap alamayınca Muhammedi Tanrıya şikayet etmesine ve Tanrının da Muhammed aracılığıyla bu kuralın ortadan kaldırılmasını sağlamasına ve Tanrının Havle Binti Salebenin şikayetini anında duyarken bu meseleden kat be kat daha fazla önemli olan Hiroşimaya atom bombası atılması neticesinde binlerce ananın şikayetini Tanrının neden duymamasına;
Sevgili dilaver,
Eğer Tanrıyı,”Tanrı ayrı bir varlık,Muhammed ayrı bir varlık” olarak algılarsak eleştirinizde yerden göğe kadar haklısınız.
Bir toplumun yönetiminde üç erk vardır;yasama,yürütme ve yargı.Bu erkler ayrı kurullar veya kişiler tarafından kullanılıyor olabilir.Bu erkler aynı kişide veya kurulda da toplanmış olabilir.Kullanma şekline göre o toplumun yönetim biçimi oluşur.
Eğer Tanrı kavramını insanlardan izole edilmiş,Tanrıyı insandan ayrı bir varlık olarak algılarsak ve Muhammed de yasama-yürütme ve yargı erklerini tek başına kullandığına göre,Havle Binti Salebenin,yada bir başkasının yada benim yada senin Tanrıya şikayette bulunması yada duada bulunması kadar saçma bir davranış şekli olamaz.Çünkü bu varsayıma göre Tanrı “ol!”deyince her şey olmuştur.Bundan sonra hiçbir şey değişmez.Zihar varsa bu Tanrı kuralıdır.Keza insanlar yapıp ettiklerinden dolayı Tanrı kurallarına aykırı hareket etmişlerse öldüklerinden meçhul bir zaman sonra ve meçhul bir ortamda yeniden diriltilecekler ve Tanrı tarafından yargılanacaklar.”Ey insanlar gelin bakalım!Hesabınızı verin!Neden benim kurallarıma uymadınız!İşte bu mahkeme edilen yerde mahkeme-i kübradır.İddia makamı var mı savunma makamı var mı?orası fazlaca belli değil.Kuralların yazılı olduğu yazılı bir metin yok.Var olduğu ileri sürülen metini de kimin yazdığı belli değil…Neyse.Bu Mahkemede ceza alanlar “hop cehenneme”Yan babam yan.Ölmek yok.Sürekli yanma cezası.Bu mahkemede beraat edenler.Haydi cennete.Orada kırmız toprak yeşil yaprak.Sular pırıl pırıl.Yemek derdi yok.Seks sonsuz istediğin kadar.İstediğin fantezileri yap.Üşüme yok.Çalışmak yok.Huri kızlarının yanında bir de gılvanlar var.Hani ola ki kadınlardan hoşlanmayanlar olabilir diyedir bunlar.
Cennette kadınlara ne var diye sorma.Çünkü cennette kadınlara hiç bir şey yok.
Eğer Tanrıyı ve sisitemini böyle algılarsak Havle Binti Salebenin konuşamayan,yasama-yürütme –yargı nyetkisi olmayan veya kurları koymuş ve dondurmuş,yüksekçe bir yere öylece oturmuş,arada bir göz ucuyla “Yahu bu dünyada neler oluyor?diye bakan Tanrıya şikayeti ve bu şikayet sonucu Muhammedin eskiden beri var olan zıhar kuralını değiştirmesi çok saçma olur.Muhammed Tanrısal bir kuralı ne haddine değiştiriyor?Yasama yetkis Muhammedde ise Tanrı ne demeye yükseklerde gezinip duruyor?Yani neresinden bakarsan bak saçmalık ve mantıksızlık.
Fakat ben Tanrıyı böyle algılamıyorum.Ben esasında Tanrıyı nasıl algıladığımı bu sitede yayımladım.”Ölü hamamböceği ve yamyam karıncalar” başlıklı yazıda anlatmaya çalıştım.Merak edenler o yazıya bakabilirler.Ancak Tanrı kavramından ne anladığımı kısa olarak bir de burada ifade edeyim:
Tanrıyı çok büyük bir insan,bizim güneş sistemimizi ve dünyamızı da bu insanın dolaşım sisteminde dolaşan kanı oluşturan alyuvarlardan biri olarak düşünün.Yada akyuvarı yada kan pulcuğu. Yani bizim gezegenimiz olan dünya, kan içerisinde gezen milyarlarca alyuvardan sadece biri.İnsan da bu alyuvarın üzerinde miniminnacık bir varlık.Bir oksijen molekülü.
Kocaman Tanrı kılığındaki insan, eğer vücudunun herhangi bir yerindeki bir alyuvarın üzerindeki oksijen molekülünde bir rahatsızlık,bir uyumsuzluk varsa bunu anında haber alır.Ağrı duyar.yada bir başka yolla haberi olur.Bağışıklık sistemi harekete geçer.Ve o bölgedeki rahatsızlığı onarır.İşte Havle Binti salebenin Tanrıya şikayetialyuvar olan dünya üzerindeki oksijen molekülündeki uyumsuzluğun,rahatsızlığın acı sinyali olarak Beyine ulaştırılmasıdır.Bu tıpkı olgunlaşan elmanın yere düşme anı gibidir.Ya da suyun 100 derecede, kaynama noktasındaki durumu gibidir.Nicelik birikimin niteliğe dönüşme anıdır.Tanrı işte o anda niceliği koyduğu kurallar uyarınca niteliğe dönüştürür.Yeni bir oluşuma yol açar.Tohumun ağaç olması,taşın yere düşmesi,toplumsal olaylar,sınıf çatışmaları,savaşlar bu şekilde algılanmalıdır.
Tanrı Hiroşimaya atılan bomba neticesinde yavruları ölen yüzbinlerce anaların acısını ve feryadını neden duymadı?Yada bu gün Irakta ölen ,Türkiyede ölen insanların, analarının acılarını yakarışlarını neden duymuyor?
Örnek olarak verdiğimiz kocaman insan kılığındaki Tanrı kendi vücudundaki,alyuvarlarından gelen acı sinyallerini anında duyar.Ancak henüz buralarda niceliğin niteliğe dönüşme anı oluşmadığı için gereken müdahalede bulunup yeni nitel dönüşümlere yol vermez.Yeni nitel dönüşümler için daha çok sayıda insanın ölmesi beklenir.Neden çünkü henüz 100 dereceye ulaşılmamıştır.Tanrı 99 derece nitelik sıçrama yada kural değişikliği yapmaz.Bu sünnetullah gereğidir.
Eğer toplumda nicelik niteliğe dönüşme noktasına ulaşırsa;ya bir seçim olur yeni kurallar konur.Ya bir ihtilal olur yeni kurallar konur.Ya bir savaş olur yeni kurallar konur.Yani neticede bir ihtiyaç kendini iyice belli eder ve arkasından yeni kurallar konur.Ya da Havle binti Salebe gibi bir kadın Yasma –Yürütme –Yargı yetkinse sahip Muhammedin yakasına yapışır.Zıhar kuralının değiştirlmesini ister.Muhammed önce önemsemez.Kadında gide ulu orta,sağda solda Tanrıya yalvarır veşikayet eder derki” Ey Mıhammed senin bu yaptığın kendi kendinle çalişmektir!Hani sen ve Tanrın kadınlara hak tanıyacaktı.Kadınları eski düzenden daha iyi konuma getirecekti?Hani sen ve Tanrın bizleri zulümden kurtaracaktı.Hani eşitlik?Oysa yüzyıllardır süregelen bu zihar geleneği aracılığıyla kadınlar penis hakkından mahrum kalıyor.Oysa erkeklere gelince onlara vagina hakkı yüzlerce yıldan beri tanınmış.Biz de kadın olarak en doğal ihtiyacımız olan penisten yararlanmak, ve hayvani arzularımızı tatmin etmek istiyoruz”Bu propaganda kadınlar arasında da taraftar bulunca ,Muhammed bu propagandanın kendi hareketine zarar verdiğine kanaat getirir ve jetonu düşer.Kendisine Cebrail aracılığıyla yeni bir kural vahyedilir.Ve Zıhar geleneği ortadan kaldırılır.Yeni bir kural oluşur.
Sevgili dilaver
Şimdi senin gülümsediğini görür gibi oluyorum.”duyurcu1 de amma palavra atmış ha “der gibisin.Yada Cebrail nedir?Vahiy nedir?dediğini duyar gibiyim.Esasında biliyorsun da beni sınıyorsun.Bu konuları da bu sitede ayrı başlıklar halinde yayımladım.
Belki sen ve bu sitedki bazı insanlar benim bu varsayımımı saçma bulacaklar. Ama Tanrı hakkındaki hadis dini mensuplarının oluşturdukları,Tanrı ayrı insan ayrı tezleri karşısında yada tepki dini mensuplarının her kafadan ayrı ses çıkan Tanrı tezleri,big-bang teorileri yada uzaydan gelen akıllı yaratıklar tezleri, gibi çok sayıda varsayımlar karşısında bana biraz daha mantıklı geliyor.Neden olmasın neticede tüm tanrı varsayımları kesin değil.
Selam ve sevgiyle kal
duyurucu1
26-10-2008, 22:31
25)KÖKLÜ BİR GELENEĞİN BİR KADININ MÜCADELESİ SONUCU KALDIRILMASI.
Böylece binlerce yıldan beri Arap toplumu içinde hüküm süren zıhar geleneğinin kalkmasına mücadeleci,bilinçli,doğru bildiği yoldan sapmadan giden bir kadın vesile olmuştur. Bu kadın ,örnek İslam kadın tipidir. Uyuşuk,kocasına bağımlı,tüketici, ona yük ve onun emrinden dışarı çıkmayan değil tam tersi kocası ile birlikte hayatı kucaklayan ne kocasına yük olan ,ona köle olan ne de kocasını ezen ama hakkını sonuna kadar savunabilen üretici kadındır Bu tür İslam kadını tiplerine Kur’an da başka örnekleri de vardır.Yeri geldikçe belirtilecektir
Köklü zıhar geleneğini kaldıran ayetler şunlardır:
58/2-İçinizden karılarına zıhar yapanlar(bilsinler ki,) karıları anneleri değildir;anneleri onları doğuranlardan başkası değildir..Onlar kötü ve yamuk bir söz söylemektedirler.Allah şüphesiz affedendir,bağışlayandır.
58/3-Karılarına zıhar yapıp,sonra sözlerinden dönenlerin,karılarıyla temas etmeden önce bir köle azat etmeleri gerekir.Size verilen öğüt budur.Allah işlediklerinizden haberdardır.
58/4-(Bunu)bulamayanın,karısıyla temastan önce,iki ay aralıksız oruç tutması gerekir.Buna gücü yetmeyen,altmış fakiri doyurur.Bu,Allah’a ve elçisine inanmanız içindir.Bunlar,Allah’ın koyduğu sınırlardır;inkar edenlere can yakıcı bir azap vardır.
33/4-Allah insanın içine iki kalp koymamıştır.Allah ,kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneleriniz kılmamış;...tır.Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir.Allah ise gerçeği söylemektedir,doğru yola O eriştirir.
Köklü eski zıhar geleneği böylece yukardaki ayetlerle kaldırıldı.Zıhar yapmayı toplumdan tamamen silip yok etmek için kızgınlıkla söylenen zıhar yemini yapılmasın insanlar süreç içinde bu yeminden ve gelenekten vaz geçsinler diye,zıhardan dönmeye,bir köle azat etme veya iki ay aralıksız oruç veya altmış fakirin karnının doyurulması cezaları bağlandı.
Bu ayetlerden ayrıca Muhammed dönemindeki toplumun yapısını da biraz anlamamız mümkündür.Köleci bir toplum ve köleciliği ortadan kaldırmayı hedeflemiş İslamiyet.Ancak İslamiyet köleciliği birden bire ve çatışmalarla kaldırmayı hadeflememiştir. Köle azat etmeği teşvik ederek ve hatta zıhar yeminine kefaret olarak konan cezalar yoluyla çatışmasız ve zamana yayarak köleciliği kaldırmayı hedeflemiştir.
Diğer taraftan, Muhammed zamanındaki toplumda yoksulluk alabildiğine fazladır.İnsanlar açlık içinde kıvranmaktadırlar.Bu nedenle ayetlerde zıhar yemininin kefareti altmış fakirin karnının doyurulmasına bağlanmıştır.Sosyal bir yara olan açlık ortadan kaldırılmak istenmektedir.İslamiyetin amaçlarından biri de budur.
26)MUHAMMED DÖNEMİNDEN ZAMANIMIZA KUR’AN ARACILIĞI İLE TAŞINABİLECEK EVRENSEL KURALLAR VAR MIDIR?
Vardır. 58/3 ve 58/4 aracılığı ile şunları söyleyebiliriz:Birinci evrensel kural;İslamiyet her türlü köleliğin karşısındadır ve köleliği ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.İkinci evrensel kural;İslamiyet insanların aç konulmalarına karşıdır ve açlığı dünyadan silmeği hedeflemektedir.Üçüncü evrensel kural:Hiç kimseye cinsellikten veya doğal ihtiyaçtan men edilme ceza olarak verilemez.
ozgur_beyin
26-10-2008, 22:41
Sizi dinliyoruz, yapmış oldugunuz yorumlarınızı inceleyip dikkate değer bulduğumuz yada size bu çalışmanızın pek de özgün olmadıgını gösterebilmek için; yazıyor çiziyor ve de takibe devam ediyoruz. Artık yapılan eleştiri ve de yorumlara nasıl cevaplar vereceğiniz konusunda kara kara mı , ak pak mı düşünürsünüz orası zatı alinizin tasarrufunda seyredecektir.
Ama benden size ufak bir öneri, lütfen alınmayınız; gelin tüm bunları yaparken duyurularınızı ilettiğiniz insanların size karşı alaycı gülümsemeleri ile toplar iade ettikleri sanrınızdan kurtulunuz. Ancak, komik bir şey beyan ederseniz hep beraber gülebilirz Buyrun kelam sizin efendim... ( top sizde deyimi ile kıyaslanınca büyük bir nezaket farkı ortaya koyuyorum dikkatinize ) meaculpa
duyurucu meaculpa anlatmak istediklerimi benden daha becerikli bie şekilde anlatmış
şunu hala anlamadım siz neti savunuyordsunuz bu hiç anlaşılmıyor
uzatmadan bir kaç cümleyle şuna cevap verirmisiniz
yina fikir mikirden bahsederek tavsatma
siz islama inanıyormusunuz inanıyorsanız neresine inanıyorsunuz
bu sitenin müdavimleri tarafından iyi bilinen konuları ada sakızı gibi bize yeniden çiğnetmeye çalışıyorsunuz uzatmadan siz neyi savunuyorsunuz
Biraz da ben duyurayım şu kadın milleti hakkında: :)
"İki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına bedeldir."
"Uğursuzluk üç şeyde vardır, karı da, ev de ve at da."
"Kadınlar aklen ve dinen dün (eksik) yaratıklardır."
"Namazı kat eden şeyler köpek, eşek ve kadındır."
"Kadınlar arasında Saliha kadın yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir."
"Bana cehennem halkı gösterildi, çoğunluğu kadınlardı."
"Siz kadınların çoğu cehennem kütüğüdür."
"Kadın eğe kemiği gibidir; onu doğrultmak istersen kırarsın, onu kendi haline bırak ve eğriliğiyle ondan faydalanmağa bak."
"Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar."
"Kadınlar üstelik küfürbazdırlar, nankördürler ve onları bu kötülükte geçecek bir başka yaratık yoktur."
"Kadınlar insanın karşısına şeytan gibi çıkarlar. Size doğru bir kadının geldiğini gördüğünüz zaman bilesiniz ki size yaklaşan bir şeytandır."
"Bir kadınla bir erkeğin baş başa bulundukları yerde şeytan üçüncü kişi olarak yer alır."
"Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler."
"Kocasinin Izni Olmadan Hiç Bir Kadin Cennete Giremez"
"İyi kadınlar, gönülden boyun eğenlerdir."
"Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün."
"Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın."
Kadınlar tarlalarınızdır, Tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin.
"Kadın kocasına itaat ederse Rabbinin cennetine girer."
"Kadınlara muhalefet edin, onlara muhalefette bereket vardır."
"Hoşunuza giden başka kadınlarlardan ikişer, üçe ve dörder nikahlayabilirsiniz."
"Cennet anaların ayakları altındadır, Yeter ki kocalarına kusursuz hizmet etmiş ve şehvet gailelerini gidermiş olsunlar."
"Sevimli ve döl getiren kadınlarla evlenin; kısırlığı bilinen kadına yanaşmayın."
"Kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü nikah kadınlar için bir nev'i köleliktir. Karılarınız sizin elinizde özgürlüklerini yitirmişlerdir."
"Kadını hayırlı yapan şeylerden biri de erken yaşlarda evlendirilmeleridir"
"Dünya’dan ve kadınlardan sakının, zira Beni Israil’de ilk fitne kadın yüzünden çıktı."
"Benden sonra erkeklere, kadinlardan daha zararlı fitne ve fesat olarak hiçbir şey bırakmadım.”
"Kadından baş olmaz, başkan olmaz."
meaculpa
26-10-2008, 22:57
Tanrı Hiroşimaya atılan bomba neticesinde yavruları ölen yüzbinlerce anaların acısını ve feryadını neden duymadı?Yada bu gün Irakta ölen ,Türkiyede ölen insanların, analarının acılarını yakarışlarını neden duymuyor?
Örnek olarak verdiğimiz kocaman insan kılığındaki Tanrı kendi vücudundaki,alyuvarlarından gelen acı sinyallerini anında duyar.Ancak henüz buralarda niceliğin niteliğe dönüşme anı oluşmadığı için gereken müdahalede bulunup yeni nitel dönüşümlere yol vermez.Yeni nitel dönüşümler için daha çok sayıda insanın ölmesi beklenir.Neden çünkü henüz 100 dereceye ulaşılmamıştır.Tanrı 99 derece nitelik sıçrama yada kural değişikliği yapmaz.Bu sünnetullah gereğidir.
Yazınızı keyifle okudum Sayın Duyurucu, belirtmeliyim ki olayları hikayeleştirip de sunmakda çok yeteneklisininiz. Bu kadar iltifattan sonra her dersinizde mutlaka "ben bişey anlamadım" gözleriyle bakan aptal talebe rölümü yeniden kapıyor ve tahtaya zıplıyorum. İnsan Kılığındaki Tanrı ifadenizle ne demek istiyorsunuz ?
Ayrıca soru ve cevabınızı aynı alıntı içinde asmaya özen gösterdim, nitekim yanıtınız beni sado-mazo eğilimler göstermeye meraklı bir tanrının tarifini tasavvur etmeye itti. Madem bu tanrı en büyük organizma ve bizlerde o organşzmanın içerisinde birer ufak molekülüz o zaman her canı yanan şey aslında Tanrının da canını yakmış demektir. Tanrı bunca acıya rağmen hala felah için bir müdahalede bulunmuyorsa o zaman bu tanrı mazoşisttir demektir. Aynı zamanda da yarattıklarına eza etmekten hoşlanan ve 99 kuralına saplanmış kalmış obsesif bir sadistle de karşı karşıyayız demektir. Gelin siz Tanrıyı böyle tarif etmeyin maazallah, benim gibi hala bir Tanrı olabilirmi deyip de yana yana bakınanları da bezdirsiniz :)
Muhammed bu propagandanın kendi hareketine zarar verdiğine kanaat getirir ve jetonu düşer.Kendisine Cebrail aracılığıyla yeni bir kural vahyedilir
Böylece binlerce yıldan beri Arap toplumu içinde hüküm süren zıhar geleneğinin kalkmasına mücadeleci,bilinçli,doğru bildiği yoldan sapmadan giden bir kadın vesile olmuştur.
Gene Strabon'dan yazalım duyurucu :
Araplarla Massagetaeler arasında erkek asa taşırdı ve bu ona sopundaki tüm kadınların yanına girme hakkı verirdi. Bu erkekligin, bütünüyle bedensel zorbalıgın simgesidir. Sonraki aşamada bu eril güç kırılmıştır.
Ve sizden devam edelim : kocaman insan kılığındaki Tanrı kendi vücudundaki, alyuvarlarından gelen acı sinyallerini anında duyar.Ancak henüz buralarda niceliğin niteliğe dönüşme anı oluşmadığı için gereken müdahalede bulunup yeni nitel dönüşümlere yol vermez.
Bu alıntınızı da bir kadın üzerine aldım. Bir kadın niceligi nitelige dönüştürüyor ve Muhammedde jeton düşüyor. Muhammedde jeton düştügü için de vahy geliyor. İlginç buldugumu söylemeliyim. Hiroşimada on binlerin ölümü ile tanrı alyuvarları hissedemiyor ama bir kadının mücadelesi ile bunu hissedebiliyor.
Dört kadın hakkı Strabon'un anlattıgı erkil evlenmenin, kaedeş evlenmesinin kısıtlanmış halidir sadece. Başka da bir şey degil.
saygılarımla
Biraz da ben duyurayım şu kadın milleti hakkında: :)
"İki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına bedeldir."
"Uğursuzluk üç şeyde vardır, karı da, ev de ve at da."
"Kadınlar aklen ve dinen dün (eksik) yaratıklardır."
"Namazı kat eden şeyler köpek, eşek ve kadındır."
"Kadınlar arasında Saliha kadın yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir."
"Bana cehennem halkı gösterildi, çoğunluğu kadınlardı."
"Siz kadınların çoğu cehennem kütüğüdür."
"Kadın eğe kemiği gibidir; onu doğrultmak istersen kırarsın, onu kendi haline bırak ve eğriliğiyle ondan faydalanmağa bak."
"Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar."
"Kadınlar üstelik küfürbazdırlar, nankördürler ve onları bu kötülükte geçecek bir başka yaratık yoktur."
"Kadınlar insanın karşısına şeytan gibi çıkarlar. Size doğru bir kadının geldiğini gördüğünüz zaman bilesiniz ki size yaklaşan bir şeytandır."
"Bir kadınla bir erkeğin baş başa bulundukları yerde şeytan üçüncü kişi olarak yer alır."
"Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler."
"Kocasinin Izni Olmadan Hiç Bir Kadin Cennete Giremez"
"İyi kadınlar, gönülden boyun eğenlerdir."
"Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün."
"Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın."
Kadınlar tarlalarınızdır, Tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin.
"Kadın kocasına itaat ederse Rabbinin cennetine girer."
"Kadınlara muhalefet edin, onlara muhalefette bereket vardır."
"Hoşunuza giden başka kadınlarlardan ikişer, üçe ve dörder nikahlayabilirsiniz."
"Cennet anaların ayakları altındadır, Yeter ki kocalarına kusursuz hizmet etmiş ve şehvet gailelerini gidermiş olsunlar."
"Sevimli ve döl getiren kadınlarla evlenin; kısırlığı bilinen kadına yanaşmayın."
"Kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü nikah kadınlar için bir nev'i köleliktir. Karılarınız sizin elinizde özgürlüklerini yitirmişlerdir."
"Kadını hayırlı yapan şeylerden biri de erken yaşlarda evlendirilmeleridir"
"Dünya’dan ve kadınlardan sakının, zira Beni Israil’de ilk fitne kadın yüzünden çıktı."
"Benden sonra erkeklere, kadinlardan daha zararlı fitne ve fesat olarak hiçbir şey bırakmadım.”
"Kadından baş olmaz, başkan olmaz."
Sevgili Pante;
Şener Şen ve İlyas Salman’ın bir filimdeki konuşmaları geldi aklıma. İlyas salman her defasında Şener Şen’in oyunları sonucu mağdur oluyor. Artık canına tak eden İlyas Salman neden diye isyan ediyor. Cevap şöyle; evet yaptım ama hele bir sor niye? Soru her sorulduğunda entrika yeniden yaşanır. Duyurucu1’in de yaptığı bu filmdeki gibi evet bunlar bunlar olmuştur ama hele bir sorun niye? İlyas Salman’ın son sözünü hatırlayan var mı içinizde. :)
Sevgili Pante;
Şener Şen ve İlyas Salman’ın bir filimdeki konuşmaları geldi aklıma. İlyas salman her defasında Şener Şen’in oyunları sonucu mağdur oluyor. Artık canına tak eden İlyas Salman neden diye isyan ediyor. Cevap şöyle; evet yaptım ama hele bir sor niye? Soru her sorulduğunda entrika yeniden yaşanır. Duyurucu1’in de yaptığı bu filmdeki gibi evet bunlar bunlar olmuştur ama hele bir sorun niye? İlyas Salman’ın son sözünü hatırlayan var mı içinizde.
Hadramut kadınları, Muhammed'in ölümünden sonra bayram yapmış.
Yapmış ama, sormamışlar "niye?" diye.
Ebubekir'in emriyle iki bilekleri de kesilmiş hepsinin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3644&page=2
Hadramut kadınları, Muhammed'in ölümünden sonra bayram yapmış.
Yapmış ama, sormamışlar "niye?" diye.
Ebubekir'in emriyle iki bilekleri de kesilmiş hepsinin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3644&page=2
Bu süperdi pante, Turan Dursun sitesi kadınları sakın sormayın niye? diye ;)
Sevgili frodo,
Ben bu sitede ilk yazıyı yazdığımda yazı numarası 1 dir ve başlığı da "Bu yazıyı Cebrail yazdırdı"dır. Yukaradki arama düğmesine tıkladığınızda yazı karşınıza geliyor.Neden önce bu yazıyı okumak zahmetine katlanmıyorsun da "Şimdi duyurucu arkadaşımız çözmüş, yarın bir başkası çözer.[/" yargısına varıyırsun?
Selam ve sevgiyle kal
Sayın duyurucu maalesef o yazıyı ilk astığınızda okumuştum. Ama benim neden bahsettiğimi anladığınızdan emin değilim. Daha basitleştirip sorayım.
Basitleştirerek, evrendeki her şeyin birbirleriyle ilgili ve birbirlerine etkili olduklarını biliyoruz. Ve bu etkileşimin sadece kütleçekimi boyutlarında bile, bırakın evreni güneş sistemimizde bile ortaya çıkaracağı sonuçları bu günden hesaplayıp bilebilir durumda değiliz. Ne b.sayarlarımız, ne matematik yeteneğimiz bunu başarabiliyor. Ve siz bu sistemin yaratıcısı olarak gördüğünüz Allah'ın kullarına öğüt olarak gönderdiği ve apaçık olma iddiasındaki kitabı kimse anlayamadığı için kendinizce tefsir ediyorsunuz.
İşte burda bir problemimiz var sayın duyurucu. Siz duyurma işine fazla daldığınızdan işitme yeteneklerinizde azalma olmuş olabilir. Şimdi bu inanılmaz evreni tasarlamış ve hayata geçirmiş olduğuna inandığınız Allah kullarının anlama kapasitesinin ötesinde bir kitapmı gönderdi ki her önüne gelen farklı mücevherler buluyor ? Peki duyuruculara ihtiyaç varsa Allah kullarıyla kafa mı buluyor "apaçık bir kitap gönderdik" diye ?
Bana öyle geliyor ki aslında inandığınız Allah'ın yetenekleri konusunda şüpheleriniz var. Çünkü Allah kitabında ne söylerse söylesin siz onu eğip büküp kendinizce yorumlamaya çalışıyorsunuz.
Yahu bu Allah bu kadar yeteneksiz mi yazma konusunda ? Allah kitabında, Cebrail ile Muhammed Mustafa'nın karşılaşmasını son derece gerçekçi bir tasvirle neredeyse "bir yay mesafesinde" anlatıyor ama siz cebrail'le anlatılmak istenenin insanlığın ortak aklı olduğunu iddia ediyorsunuz. Yani Allah böyle demek istemiştir diyorsunuz.
Ben de diyorum ki sayın duyurucu Allah kitabında her şeyi söylemiş sadece yazdıklarını söylememiş. Nerden mi biliyorum ?
Duyurucular öyle diyo .....
prometheus4517
27-10-2008, 13:16
euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim ve artı olarak hasbinalllah.
ve bilimum sabır isteyen ifadeler...
Necm Suresi
1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı.
3. O,arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
14. Sidretü'l-Münteha'nın yanında .
15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Sevgili duyurucu1 anlayamadım nereye varmak istediğini, evrensel hocam da yok ki mealini yazsın.
Şimdi duyurucu 2.0 versiyonunu mu bekliyelim, yoksa SP1 (service pack 1 for duyurucu) çıkaracakmısın.
Selamlar.
sayin duyurucu,birsey anlatmak icin cok sey yazmissiniz,bizede biraz insaf edin oku oku bitmiyor,suna kisacasi bizler arzularimizin kölesiyiz deseydininiz bu kadar uzun yazmaniza gerek kalmazdi.saygilarimi sunar selam ederim
ozgur_beyin
27-10-2008, 16:19
sizin ne söyldiğiniz önemli değil çünkü her zaman''imam bildiğini okur'' duyurucuda bu tip imamlardan biri . duyuruvcunun en karakteristik özelliği çok yazıp hiç bir şey anlatmamadır
duyurucu1'in anlattığı şeytan insanın içindeki kötü istek ve arzularıdır. Bu tanım Kuranda anlatılan şeytan tanımının sadece bir kısmını kapsıyor.
Ama aşağıda vereceğim ayetler bunun aksine somut varlıklara işaret ediyor.
Onun (Süleyman) için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk. Enbiya-82
Tomurcukları şeytanların başları gibidir. Saffat-65
Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk. Hicr-17
Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Enam-112
Bir de duyurucu kardeş şeytanı açıklarken hangi kaynakları referans alıyorsun ?
Yada bu açıklamara sadece kendi akıl yürütmelerinle mi ulaşıyorsun merak ettim :)
duyurucu1
27-10-2008, 20:33
(800-lü yıllarda aniden ortaya çıkan bu hadis ve siyer kitapları kaldırıp atıldığında, geriye ne Muhammed kalıııır ne 4 halife kalııııır ne de Mekke ve Medine. Çünkü bunlar hakkında tek bilgi(!) kaynağı bu kitaplardır. Başka kaynak yoktur. Sakın Tarih bahsediyor gibi bir şeyler söylemesin kimse. Çünkü tarih kitaplarında geçen Muhammed, 4 halife, Mekke ve Medine’nin kaynağı da bu hadis kitaplarıdır. Başka kaynak yoktur. Okullarda da İslam Tarihi adı altında bu masalların bir özetinin günümüz Türkçesine çevirisini bol bol okuduk.
Hatta 1400 yıl öncesi bilgisi(!) de sadece ve sadece bu hadislerde geçer.
Hatta Kuran’ın Muhammed’in ağzından döküldüğü bilgisi(!) de sadece ve sadece bu hadislerde geçer.
Duyurucu1’in çöpe attığını söylediği hadis kitaplarında geçer.
Başkaca kaynak da yoktur
**
DreiMalAli´isimli üyeden Alıntı
Laf kalabalığı arasında kaynayıp gitmesin diye soruyu tekrarlıyayım:
Bütün hadisleri (ki Muhammedden 200-300 yıl sonra yazılmışlardır) bir kenara bırakıp, göz ardı ettikten sonra
- Muhammed hakkında
- Mekke ve Medine hakkında
- ilk 4 halife hakkında
...
bilgileri nerde buldun?
Böyle bilgiler var mıdır?
Nerede?
Sevgiler
**
niveru´isimli üyeden Alıntı
"Laf kalabalığı arasında kaynayıp gitmesin diye soruyu tekrarlıyayım:
Bütün hadisleri (ki Muhammedden 200-300 yıl sonra yazılmışlardır) bir kenara bırakıp, göz ardı ettikten sonra
- Muhammed hakkında
- Mekke ve Medine hakkında
- ilk 4 halife hakkında
...
bilgileri nerde buldun?
Böyle bilgiler var mıdır?
Nerede?"
Eger hadisleri bir kenara koyacak olursan ,muhammed, yoktur, yasamamistir
muhammedden geriye bir vesika bir belge kalmis degildir ..
medine vesikasini bile boluk borcuk hadislerden ogrenebilmisdir , ki bu islamcilarca islam devletinin ilk anayasasi kabul edilir (cogunluk olarak)
**
Şu sorduğum soruda yanlış anlaşılabilecek bir durum var mı?
Hayır!
Soruyu tekrar edeyim:
Madem hadisleri tarihin çöplüğüne attın,..
Peki bu başlık altında bol bol bahsi geçen Muhammed kimdir?
Yine bu başlık altında bol bol ismi geçen halifeler kimdir?
Yine bu başlık altında bol bol ismi geçen Mekke ve Medinedeki 1400 yıl önceki yaşam hakkında bilgileri nererede buldun?
....
Umarım bu sefer anlaşılmıştır.
Şu sorduğum soruda yanlış anlaşılabilecek bir durum var mı?
**
Ama Duyurucu1 ne yapmış?
Hem hadisleri kaldırıp çöpe attığını yazıyor bu başlık altında, hem de hala Muhammed’den, Mekke’den, Medine’den, Ömer’den vs. bahsediyor. Hem de hadislerde geçen bilgileri, masalları, efsaneleri kullanıyor.
Bu ne pehriz dir.
Ve bu ne lahana turşusu?
Anlayan beri gelsin.)
**
Sevgili DreiMalAli,
Seni şimdi anladım.
Muhammed döneminden çok sonra kurulmuş bir devlet Osmanlı İmparatorlığu.Osmanlı İmparatorluğu dahi henüz tam anlamıyla anlaşılmış ve belgelerle nasıl bir sistem olduğu açıklığa kavuşmamıştır.Maalesef tarihi süreç içerisinde yeni kurulan devletler yerini aldıkları eskisinin izlerini hemen silme yoluna gitmişlerdir.Bu Osmanlıda da böyle olmuş,Selçuklularda da ,Abbasilerde de ve Emevilerde de .Bu Avrupada daha önce kurulan Asya devletlerinde de aynı olmuştur.Hatta Amerikada da aynı olmuştur.Hatta Amerikayı işgal eden Avrupalılar Amerikan yerli halkın kültürünü ve yaşam biçimini yok etmekle kalmamış o halkı tümden yok etmişler.Kökünü kurutmuşlar.
Her yeni kurulan devlet eskisini yadsımış ve eskiyi tarih sahnesinden silmeye çalışmıştır.Eskiden kalma ne varsa yok etme yoluna gitmişlerdir.
-Gelelim Muhammede ve kurduğu devlet düzenine ve toplumuna.
-Bu toplumun ideolojik temeli olduğu iddia edilen ve kutsal kabul edildiği için yükseklere asılan Kur’ana.Muhammed tarafından vahiy ürünü olarak sunulan ve fakat ,Muhammedden sonra yazıldığı iddia edilen Kur’ana.
Muhammed diye bir insan gerçekten yaşamış mı?Nereden bileceğiz?İşte Muhammedin fotoğrafı.İşte nüfus kayıtları mı diyeceğiz?Hayır “Canım Tarih öyle söylüyor” diyeceğim ama DreiMal Ali kabul etmiyor.”Tarih tarih dediklerinin de kaynağı hadislerdir “diyor.
Ben de isterim,Sevgili DreimalAli,”Al işte Muhammedin yaşadığına dair yazılı belgeler.Muhammed döneminin devlet arşivleri.Savaşlara ilişkin esir değiştirme tutanakları.İşte Mekke kuşatması ve anlaşması , İşte Bedir İşte Uhud vs ye ilişkin asker sayısı.Kaç tane yaya, kaç deveye binmiş asker, kaç tane ok vardı.Kaç tane araba vardı.İşte hepsinin kayıtları.Hatta inanmıyorsan orjinalleri şu müzelerde sergileniyor” demeyi çok isterdim. Ama maalesef yok. Geçmiş dönem son 100 yıl öncesinden itibaren geriye doğru gittikçe koyulaşan bir karanlık altında.Geçmişin gittikçe koyulaşan karanlığı sadece Anadoluda veya Arabistanda yaşayan insanlar için değil,tüm dünyada yaşayan insanlar için de geçerli.Dünyanın maalesef geçmişi karanlık.
İnsanlığın geçmişinin aydınlatılması gerek En azından tam aydınlatılmasa bile el yordamıyla geçmişte neler olduğunun az çok zamanımıza taşınması gerek.
Bunu kim yapacak?Tarihçiler.Arkeoloğlar yapacak.Sümeroloğlar yapacak. Mısıroloğlar, Türkoloğlar yapacak.Bizlerde onların çalışmalarını okuyacak ve ahkam keseceğiz.Akıl yürüterek tartışacağız.
İnsanlık tarihinin geçmişi karanlık.Bu bir olgu.
Hadis Dini mensuplarının da iddiaları var,varsayımları var ve çok sayıda insan bunlara inanıyor.Bu da bir olgu.
Ne yapmalı?
1)İnsanlık tarihinin aydınlatılma girişimlerine hız verilir(Bu işi zaten ilgililer tarafından dar ekonomik olanaklarla yapıyorlar.Çünkü geçmişi aydınlatma işi masraflı bir iş)Ben bunu yapmıyorum.
2)Hadis Dini mensuplarının varsayımlarının temellerinin olmadığı,Muhammedin yaşadığının ispatlanmadığı,,Geçmişin koyu bir karanlık içerisinde olduğu,geçmişin henüz bilinmediği bu nedenle hadis dini mensuplarının inançlarını terk etmeleri istenir.Yada saçma bir inanca sahip oldukları söylenir.İnançları ile alay edilir.Ben bunu yapmıyorum.
3)Geçmişin koyu bir karanlık içerisinde olduğu bilinir.Ancak hadis dini mensuplarının inandıkları ve savundukları varsayımlar teker ele alınır. Bu varsayımların geçmişi incelenmeye çalışılır.Diğer inançlarla bağlantıları araştırılır.Hadis dininin ortaya çıktığı iddia edilen zaman dilimine ve mekana gidilmeye çalışılır.Tabi bu geriye gidiş sanal ortamda zamanı geriye çevirerek değil.O dönemdeki sosyal ve sınıfsal yapıyı anlamaya çalışarak yapılır.O dönemde o mekanda neler olmuştur?Nasıl bir düzen kurulmuştur yada kurulmuş olabilir.Geçmişin karanlığı eldeki veriler baz alınarak araştırılır.Ve akıl yürütme yöntemi kullanılarak ,Geçmişte 1400 yıl önce şu mekanda eğer Muhammed yaşadıysa ve insanları da devlet düzeninde birleştirdiyse,savaşlar yaptıysa,o zaman bu toplum şöyle şöyle yaşamış olabilir diye tahminlerde bulunulur..Yaşarken sosyal düzenlerini şu şu kurallara göre düzenlemiş olabilirler.diye tahmin ve varsayımlarda bulunulur.
Tabi bu tahmin ve varsayımlar kesin değildir.Tartışmaya açıktır.Akla ve mantığa uygun olanları olabilir akla ve mantığa uygun olmayanlar olabilir. Tartışılır.
Kesinlik ancak fizikte ve kimyada olur.Laboratuvar ortamında ,yapılan deneylerle ileri sürülen varsayımlar ve tahminler test edilir.Bir daha bir daha test edilir.Sonunda ulaşılan sonuçların kesin olduğu ileri sürülür.Bu kesinlik bir başka bilim adamının kesin olduğu iddia edilen sonuçları çürütmesine kadar devam eder.
Ben 3 numarada anlatılanları yapıyorum.İleri sürdüğüm düşüncelerin dayanakları en başta ,yazınının ilk sayfalarında belirtilmiştir.Zaman zaman onlardan alıntı yapıyorum.Alıntı dışı yazılanlar benim kendi öznel düşüncelerimdir.Ben zor ve zahmetli olanı yapmaya çalışıyorum.
Konu:Kur’anda Kadın.
Konu:Kur’anın Tanrı kelamı yada Muhammedin kelamı olup olmadığı değil.yada değiştirilmiş Kur’an yada yazarı meçhul Kur’an ,yada hadislerle uydurulmuş Kur’an yada yaşamadığı halde yaşadığı iddia edilen Muhammed değil.
Konu;Kadın hakları da değil.
Konu;”Kur’an’da Kadın”.Kur’an’da kadına ilişkin ayetler ve bu ayetler aracılığı ile zamanımıza taşınabilecek kurallar var mı?Ben bunu araştırıyorum.
Ben bu araştırmayı yaparken DreiMalAli beni damgalıyor.Alnıma bir damga vuruyor.Diyor ki”Duyurucu1 hadis dini mensubudur.” Sevgili ozgur_insanda ,sürekli ,sen necisin?Rengini belli et diye sıkıştırıp ,benim hangi dükkana ait olduğumu merak ediyor.Diğer bazı okuyucularda beni bir türlü bir dükkana tabi kılamadılar.Hatta “Dur bakalım duyurucu1’in amacı nedir”gibilerden seslendirenlerde var.
Sevgili arkadaşlar,
Benim şuncu yada buncu olmam o kadar önemli değil.Ben kalkıpta “Evet hadis dini” mensubuyum hemde koyu sünniyim “desem ne olacak?Yada “hayır ben vahhabiyim” desem ne olacak.Yada “Yok yok ben alevi dönmesiyim.Önce alevi idim şimdi elhamdülillah hidayete erdim” desem ne olacak?Önemli olan benim kişiliğim değil.Önemli olan benim yazdıklarım ve yazılarımda ileri sürdüğüm düşüncelerim.
Örnek vermek gerekirse: Kur’anda zıhar diye bir konu var.
-Bu konuda , gerek zamanımızda gerek zamanımızdan önce kadın ve erkek arasında sorun var mı?Var.
-Bazen erkek bazen kadın cinsel ilişkiye yanaşmıyor mu?Evet.
-Bu durum kadınla erkeğin arasını açıyor hatta zaman zaman boşanma nedeni oluyor mu?Evet.
Bu toplumda kanayan yara.Fakat kimse açığa çıkarmıyor.
Ben ne yapıyorum.Kur’andaki zıhar konusunuı işliyorum.Zıharın Kur’an ‘a göre insanların hayatından nasıl kaldırıldığını anlatıyorum.
Müslüman erkek ne anlar?Evet demekki zıhar Kur’an ayetleri ile kaldırılmış.Bundan böyle kadınları penisten mahrum etmeyeyim.
Müslüman kadın ne anlar.Erkeğinde vaginadan yararlanma hakkı var.Ona karşı biraz daha müsamahalı davranayım.
Tanrıtanımaz ne anlar?Yaşamını sorgular gerçekten yaşamında eşi ile ilgili böyle bir sorun var mı?Eşler birbirime karşı müsamahalılar mı?Yoksa cinselliği yaşayabilmek için birbirlerine kul köle mi oluyorlar?Cinselliği meşru eşiyle yaşayamadığı zaman başka birisiyle mi yaşıyor? Bunun sonucu olarak da kadın ve erkek arasındaki güven sıfırlanıyor mu?...
Şimdi bu konu işlenirken Muhammedin yaşayıp yaşamadığı,Ömerin yaşayıp yaşamadığı konumuz değil.Tanrı var mı Yok mu?Miraçta Muhammed göğe çıktı ve Tanrıyla konuştu mu?Konumuz değil.
Denilecektir ki”Ama Kur’an’ın kim tarafından yazıldığı belli değil?Sen de meçhul birinin yazdığı kitabı irdeliyorsun?”
-Eğer milyonlarca insan Kur’ana tapmasaydı beni ilgilendirmezdi.Ama bu gün milyonlarca insan Kur’an’a tapıyor.Ruhlara tapıyor.Cinlerden medet umuyor.Şeytan azdırdı diyor. Bu nedenle Kur’an ve ayetlerini irdelemek onlardan ne anladığımı açıklamak zorundayım.
Bu çalışma İncil için de yapılmalı.Çünkü Müslümanların bağlılarından çok daha fanatik olarak bu gün Hıristiyanlar hem kendileri üzerinde hemde diğer inanç sahipleri üzerinde etkin ve egemenler.Üstelik Hıristiyanlar Müslümanlardan çok daha tutucu.Bu nedenle Hıristiyan düşünürlerinin de İncili inceleyip anladıklarını açıklamaları gerek.
Sevgili DreiMalAli,
Eleştirilerine karşılık düşüncelerim bunlar.Eleştirilerin beni ziyadesiyle memnun ediyor.Bunu bilesin.Çünkü böylece meydanı boş bulup desteksiz atamıyorum.”Bir DreiMalAli var desteksiz atarsam beni eleştirir yerden yere vurur” diyorum.Kendime biraz daha çeki düzen veriyorum.Tabi bu düşüncem beni eleştiren diğer insanlar içinde sonuna kadar geçerli.
Selam ve sevgiyle kal.
Not ve düzeltme:Ben hadis kitaplarını çöpe atmadım.Ait oldukları yare nostalji müzesine kaldırdım.
duyurucu1
27-10-2008, 20:53
F)EVLENEN KADININ DURUMU NEDİR?
27)EVLİLİK KURUMU ZAMANLA VE MEKANLA DEĞİŞİR Mİ?
Zamanımızda bir kız evlenirken ,evlilik aktine imza atarkan kendi serbest iradesi ile hareket etmesi kuralı hakimdir.En azından çoğu ülkelerde ,evlilik birliğinin ideal olan kurulma biçimi budur.Kimler evleniyorlarsa akit defterine(nikah defterine) onlar imza atar.Evlenenlerin yerine bir başkası defteri imzalamaz.Taraf olamaz.
Bu anlatılan evlilik birliğinin en ideal biçimde kurulma şeklidir.En çağdaş ve dolayısıyla en İslami kurulma şeklidir.
Ancak hemen belirtelim ki zamanımızda dahi evlilik birliğinin kurulma şekline evleneceklerin dışında çok sayıda insan karışmaktadır.Anne baba kendilerini otomatik olarak tarafları oluşturmada ve akit koşullarını belirlemede etkili ve yetkili olarak görmektedirler.
Zaman olarak geçmişten bu yana ve coğrafya olarak dünyanın çeşitli bölgelerine baktığımızda evlilik birliğinin kurulması,koşulları,tarafların hak ve yükümlülükleri gibi konularında değişiklikler olduğu gözlenir.
Evlilik, toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değişiklik göstermiş ve günümüzde de sürekli değişen bir kurumdur.Duragan bir evlilik kurumu hiç bir zaman var olmamıştır.Çünkü duragan bir toplum hiç bir zaman var olmamıştır.Toplumdaki değişime bağlı olarak evlilik kurumunun kurulma ve dağılma koşullarının da değişme göstermesi kaçınılmazdır.
Evlilik zamana ve mekana bağlı olan göreceli bir kurumdur.
duyurucu1
27-10-2008, 21:47
Bir de duyurucu kardeş şeytanı açıklarken hangi kaynakları referans alıyorsun ?
Yada bu açıklamara sadece kendi akıl yürütmelerinle mi ulaşıyorsun merak ettim :)
Sevgili yusuf33,
Şeytan kavramını ben algılamam sonucu tanımladım.Herhengi bir kaynakta bu şekilde bir tanımlamaya rastlamadım.Belki benden bağımsız başkalarıda aynı sonuca ulaşmış olabilirler.Ama benim haberim yok
Selam ve sevgiyle kal.
Şeytan benim kontrolsüz arzularımdır. derken Kurandan getirdiğim diğer örnekleri kabul etmediğiniz ortaya çıkıyor.
raskalnikov
11-08-2009, 17:37
Yaptığın bilgilendirme için teşekkürler. Senin söylediğine göre şu anda bizlerde sanal alemde bir "cuma" olayı içinde oluyoruz aslında. Tabi ki bir çok fark vardır bunlardan biride ki en önemlisidir belki de mutlak doğru kabul edilen bir yada biat edilen de diyebiliriz birinin olmaması. Aslında bizim gibi düşünen insanların da sanal alem dışında bu tarz cuma 'lara ihtiyacımız var diye düşünüyorum.
2-CUMA NAMAZI, OLARAK NİTELENEN VE TOPLU OLARAK KILINAN BİR NAMAZ TÜRÜ VAR MIDIR?
62/9-Ey inananlar!Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında,Allah’ı anmaya/Allah’ın zikrine koşun.Alış-verişi bırakın.Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
62/10-Namaz kılınınca hemen yer yüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın.Allah’ı çok anın ki,kurtuluşa erebilesiniz.
62/11-Bir ticaret yahut oyun eğlence görürür görmez,dağılıp ona yöneldiler de seni ayaküstü bıraktılar.Onlara de ki,Allah katında bulunan,eğlenceden de,ticaretten de hayırlıdır.Ve Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
CUMA NEDİR?
Cuma günü Muhammed döneminde Araplar için bir toplanma günüdür.Nitekim Yahudiler için Cumartesi Hıristiyanlar içinde Pazar günleri toplantı günüdür.Araplar toplantının kendisine de Cuma diyorlar toplantının gününe de Cuma diyorlardı. “Cumadan geliyorum!”ifadesi “Toplantıdan geliyorum!”anlamındadır. “Cumaya kadar borcumu vereceğim!”ifadesi de “Geleneksel haftalık toplantı günü olan Cuma gününe kadar borcumu vereceğim!”anlamındadır.Yani Cuma gününün veya bir başka günün diğerinden hiçbir farkı ve kutsallığı yoktur.Veya Cuma günü veya bir başka günde yapılan iyi işler diğerlerinde yapılan iyi işlerden daha fazla sevap kazandırmaz.Daha az sevap da kazandırmaz.Yine Cuma kelimesindeki toplantı anlamı Anadolu alevilerinde değişerek “Cem” halini almıştır.Cem’de toplantı demektir.Cumada toplantı demektir.Aralarında hiçbir fark yoktur.Hatta matematikte alt alta yazılanları toplamak için “Şunları cem et!”yada “Cem’an şu kadar yani toplam şu kadar *“ifadeleri kullanılır.Alevilerin toplantı mekanlarına “Cem evleri”sünnilerin toplantı mekanlarına “Cami”adı verilmiştir.
Bize göre 62/9 ayetinde belirtilen toplantının illada Cuma günü olacağı şeklinde bir anlam çıkarılamaz.Müslümanların her toplantısı cumadır.Eğer toplantı Perşembe günü düzenlenmişse o gün yapılan işte cumadır(toplantıdır)
Diğer konularda olduğu gibi Muhammedden sonra gelenler Yahudilerin dinsel toplantı günlerinin Cumartesi,Hıristiyanların toplantı günlerinin pazar olması karşısında müslümanların toplantı zamanını da Cuma olarak resmileştirmişlerdir.Hıristiyanların ve yahudilerin yaptıkları gibi toplu namazı koymuşlardır.Toplu namazın kurallarını belirleyip resmileştirmişlerdir.
MUHAMMED DÖNEMİNDE İNSANLAR TOPLANTIYA NASIL ÇAĞRILACAKLARDI?
Çan çalınsa olmazdı.Bu gelenek hıristiyanlara özgüydü.Ezan Muhammed döneminde mi oluşturulmuştur?Bilmiyoruz.Ama ezanda İslamiyet dininin ana sloganları vardır.Eğer bir yerde ezan okunuyor ise insanlara ana sloganlarla İslamiyet dini ilan ediliyor demektir.Ama Arapça ezan insanlara sloganda anlatılmak istenen mesajı ulaştıramaz.Bizim tahminimize göre Muhammed döneminde bu ana sloganlar yüksekçe bir yerden Arapça olarak ve Araplara hitaben, bağırılarak toplantıya çağrı yapılmıştır.Bu çağrılar ihtiyaç oluştukça yapılmıştır.Zamanımızda ise çağrı usulü artık ezan olamaz.Teknik çok geliştiği için ezan vasıtasıyla çağrı yapılması çok ilkel bir usül olur.
İNSANLAR CUMAYA NİÇİN *ÇAĞRILIYORLARDI?
Muhammed döneminde insanlar toplantıya namaz kılmak üzere çağrılmıyorlardı.Kur’an’ın kurallarını dinlemek, üzere çağrılıyorlardı.Yada o yörede görüşülecek bir konu olduğunda,şura için,danışma için çağrılıyorlardı. Nitekim eski Yunanda ve Anadoluda site-şehir devletlerinin hemen hemen hepsinde bir tiyatro vardı.Yarım ay şeklindeki bu tiyatrolarda site sakinleri toplanıyor ve yönetime karşı görüş bildiriyorlardı.Kendi şehirlerini ilgilendiren meselelerde tartışıyorlardı.Yarım ay şeklindeki bu tiyatrolarda tartışmalar yapılınca bu toplantılara “Forum”deniyordu.Arap çöllerinde Muhammedin yaptığı da site devletlerinde yapılan uygulamayı kendi toplumuna uygulamak olmuştur.Çölde o dönem kalıcı bir tartışma alanı yapma olanağı yoktu.Çünkü Arap toplumu tam yerleşik bir toplum değildi.Göçebeydi.Bu nedenle şura zamanları toplanılacak mekanlarda açık hava olabilirdi.Muhammed insanları belirlenmiş bir mekana çağırmamıştır.Hareket halinde göçebe bir toplumun hareket halinde bir lideri olarak toplantılarını değişik yerlerde yapmıştır.Konuştuğu mekanlar genellikle üstü açık mekanlar olmuştur.Bir ağaç gölgesi,bir su kenarı,bir vaha insanlara Kur’an ayetlerini söylemek için uygun mekanlardı.Bu nedenle Cuma toplantılarını sadece Cuma günü yapılan değil,ihtiyaç oluştukça ve insanların ezanla çağrıldıkları ŞURA TOPLANTILARI/FORUM TOPLANTILARI olarak değerlendirmek gerekir.
Muhammed bu toplantılarda ayağa kalkıyor ve insanlara nutuk çekiyordu.Onları eğitmeğe çalışıyordu.Kur’andan ayetler söylüyordu.Nitekim 62/9 ayeti bu tabloyu gözümüzün önünde canlandırmaktadır.Çağrı yapıldığında insanlar alışverişi bırakıyorlar ve Muhammedin bulunduğu yere doğru ayet dinlemeğe koşuyorlardı.
62/10 ayeti Çok *insan tarafından “namaz kılınınca,namaz bitince “olarak Türkçeye çevrilmiştir.Oysa Kur’an’da yazan *62/9 ve 62/10 ayetlerinin her ikisinde de gerek çağrının gerekse bitirilen şeyin SALAT”olduğudur.Nitekim aynı şey Arapça okunan ezanda da vardır.Çağrı SALAT’a yapılmaktadır.Biz salat’ı figürlü olarak yapılan ve toplu olarak yapılan namaz kılma eylemi olarak anlamıyoruz.Çünkü bu şekildeki anlamalar Allahın Muhammede namaz kılması gibi çok vahim yanlışlıklara ve yukarda anlatılan komikliklere yol açar.
İNSANLARIN SALATA ÇAĞRILMALARI VE TOPLANIP YAPTIKLARI SALAT İŞİ NEDİR?
Bize göre insanlar toplanıp iyiye,güzele,doğruya nasıl ulaşırız,nasıl gideriz tartışmasını ve konuşmasını yapıyorlar.Yaptıkları iş şuradır.Tartışmadır.Kararlar almadır.Kuralları Muhammedden dinlemedir.Birbirlerini desteklemedir.Birbirlerini yüreklendirmedir. Yardımdır.Ama toplu namaz değildir!
Uygulamada Cuma namazı imamın hutbede konuşma yapmasından sonra kılınmaktadır.Oysa 62/11 ayetinde insanların Muhammedi ayakta bırakıp terkettikleri anlatılmaktadır.Bazı görüş sahipleri Muhammedin hutbede öylece ayaküstü bırakıldığını belirtiyor.Bu doğru değildir.Cuma namazı toplu olarak farz olsa idi insanlar Muhammedi hutbede bırakıp gitmezlerdi.Önce *iki rekaat Cuma namazını tamamlar,sonra mekanı terkederdi.İki rekaat namazı tamamlaması için muhakkak hutbeyi dinlemesi gerekir.Çünkü iki rekaat namaz hutbeyi müteakiben kılınmaltadır.İnsan hutbe aşamasında mekanı terkederse, farz olan Cuma namazını eda etmemiş olur.Bu nedenlerle biz Muhammedin insanlara namaz kıldırmadığı görüşündeyiz.
İnsanlar toplantıya çağrılmışlardır.Toplantıda salat yapılmaktadır.İyi işler yapılmaktadır.Ama toplantıya katılma mecburiyeti yoktur.Toplantıda oturma mecburiyeti yoktur.Toplantıda kalmak farz değildir.Bu nedenle insanlar toplantı dışındaki bir uyarıcının etkisiyle toplantıyı terketmişlerdir.Bu hareket kınanmaktadır. Ama güzeli ve iyi olanının Muhammedi konuşurken ayaküstü bırakmamak olduğu belirtiliyor.Sadece bu kadar. “Muhakkak Cumalarda(toplantılarda)bulunacaksınız! Namaz kılacaksınız!”denmiyor. “Cumalar(toplantılar)farzdır!”denmiyor.
Ayrıca cumalarda(toplantılarda) Muhammedin toplu olarak namaz kıldırdığına dair hiçbir ifade yok.Eğer Muhammed toplu namaz kıldırsa idi Kur’an’da “Ey Muhammed !Sen namaz kıldırıyor iken ,seni en önde imamlık yaparken *tek başına bıraktılar!”denirdi.Muhammed de tıpkı kendisinden önce görev yapmış diğer peygamberler gibi hiçbir zaman toplu namaz kıldırmamıştır.Bu nedenle İslamiyette Cuma namazı adı altında toplu olarak kılınan bir namaz türü yoktur.Üstelik bu namazın öğle vakti yapılacağına dair de hiçbir ayet yoktur.Cuma diye toplu namazın olacağı ve bu namazın öğle vakti kılınacağına dair kural Muhammedden sonra insanlar tarafından konmuş olan İslamdan uzaklaşma gelenekleridir.
:oops: