Orijinalini görmek için tıklayınız : Ütopya ve Anarşizm
Sevgi çalışma ve bilgi canımızın ana kaynaklarıdır öyleyse yaşama onların yön vermesi gerekir.
Wilhelm Reich
1. Stabilizasyon
Yukarıdaki sözün doğruluğundan kuşkusu olan var mı? Sanmıyorum çünkü onu çürütebilecek bir antitez olsaydı insan denen memeli hayvan düşünemiyor olurdu. Hatta belki de bu söze aykırı davranan tek canlı türünün insan olduğunu da düşünüyorum aslında, çünkü daha az düşündüğü söylenip durulan hayvanlar asla tüketime yönelik yaşamazlar ve barışçıldırlar.
Bu yazımızda doğal hayattan ve onun kendi içindeki işlevsel bağlarından hareketle anarşi ve ütopya düşüncesini irdeleyeceğiz. Tabi bunu irdelerken de insanın uygarlığı oluştururken doğal ilkelerden nasıl sapmalara uğradığını, sabit sistemler içinde kendini kısıtlayarak bir hastalık etkenine dönüştüğünü de göreceğiz. Ana tema olarak da Anarşi düşüncesinin doğaya geri dönüş arzusu ile olan bağlarından bahsedeceğiz. İnsanın 6000 yıllık sabit sistemler teorisine karşılık doğanın dinamizmine karşı mücadelesindeki uyumsuzluk da bunlar içindeki en önemli eleştiri noktalarımız olacak. Artık hemen hemen herkesin kabullendiği “mutlak olan tek şey mutlak olan hiçbir şeyin olmadığıdır” ve “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ve hatta bu bile dile getirildiğinde kendini yanlışlayan bir belirsizliğin içerisinde determinist genellemelerin dışına çıkar” önermelerine rağmen yaşam alanındaki mutlaklık,yetkinlik, mükemmellik, sınırlandırılmışlık ve tasarımcılığın doğaya aykırı ve dolayısıyla akıl dışı içeriğinden söz edeceğiz.
Şöyle bir örnekle başlayalım. Kurak bir bölgede araştırma yapan doğa bilimciler bir bölgede yaşayan tilkilerin garantili olan tek besininin bir çeşit yabani çilek olduğunu tespit etmişlerdir. Tilkiler beslenmeye çıktıkları vakit av bulamadıklarında özellikle kış mevsiminde bununla besleniyorlar. Ancak araştırmacılarımızın sonradan nedenini bulduğu ilginç nokta ise şu: Bu bitkiler bölgede seyrek dağılmasına rağmen tilkilerin asla tek bir bitkiye yönelmediklerini, sürekli gezerek her birinden bir iki lokmayla yetindikleri görülmüş. Tilki bunu bilinçli mi bilinçsiz mi yapıyor orası önemli değil. Ancak zor şartlarda bir ağaç ile yetinmesi durumunda hem daha az enerji harcayacağı hem de daha kolay beslenebileceği de açık. Fakat gerçek şu ki, eğer böyle davranmayıp her aç kaldıklarında birini kullanmış olsalardı ki bu yukarıda da söylediğim gibi daha kolay ve doyurucu bir pratik olarak görülebilir, bitkinin tohumlarını da yemiş olduklarından kısa sürede bölgede bu tür yabani çileklerin neslinin tükeneceği anlaşılmış. Üstelik tilkilerin bu davranışı bitkinin yayılım alanını da genişletmekte aynı zamanda. (tohumları sindiremeyip ve sürekli yer değiştirerek oraya buraya dışkıladıklarından ötürü) İnsanlar bu tür vakalar işittiklerinde hemen, 'bak işte Allah ın işi ne hikmetler var' der ve işin içinden hiç bir gerçek ders almadan çıkarak kolaya sığınıp, kendilerini organik olan işlevsel doğal gerçekliğin yani doğal yaşama uyumun dışında tutarlar, buna da logos yani evrenin ve doğanın bilinçli tasarımı diyerek açıklama yaptıklarını zannederler. Oysa görüldüğü gibi bunu yapan canlı bilinçsizdir yani tasarım yapamamaktadır.
Hayvanlar yaşamak zorunda olup alet de yapamadıkları ve yavruyken annelerinden öğrendikleri dışında türdeşlerinden hiç birşey öğrenmedikleri halde bu tür uyum özelliklerini göstermekte çok ustadırlar. Yani buradaki ana fikir bir tilkinin bile bulduğu kaynağı korumaya yönelik davranışa girmeyi öğrenebilir olmasıdır kendi iyiliği için. Aslında bu öğrenilir olmaktan ziyade bir uyum mekanizmasıdır yani dışardan öğretilmez ortama uyum sağlanır. Çünkü bunu yapamazsa nesli tükenecektir. Milyonlarca yılda gelişmiş davranış özelliklerinin o bölgedeki memeli hayvanda ortaya çıkan son halidir. Oysa inançlı ve akıllı olduğu söylenen insanlar bu noktada daima umursamaz olabilmekte ve çıkarları için tüm bir ormanı kereste fabrikasına dönüştürebilmektedirler, hatta bu orman yağmur ormanı olsa da. Çünkü düşünebilen insan çilek ağacının etrafında sanayi tesisi kurup tamamen tükenene kadar sömürmektedir. Türün ya da doğal yapının kendini sürdürebilmesi adına yaşama saygısını kaybetmiş, salt kendi tüketim çıkarlarını gözeterek her şeyin ona bağışlandığını düşünmektedir. Bilinçli tasarımı ile aklını doğayı işlemeye adamış,ancak doğanın bir işleyişi olduğunu ondan tamamen kopmuş olmasından ötürü unutarak kendi tasarımı için ya da onun eline verilmiş tüketim metalarının varlığı zannetmektedir. Oluşturduğu yaşam biçimi sadece kendine benzer yapılar üretmek, doğayı kesip biçmek ve tüketmektir. Aklı tamamıyla doğadan sadece almaya yönelik tasarılar kurar. İnsanlık dolaylı ya da dolaysız doğaya katkısı yoktur. Kendi yaratılış mitolojisinde de bu nedenle bu durumunu “cennetten kovulmak” olarak adlandırmıştır. O tüketmeye yönelik olarak, aklının karar mekanizmasına güvenerek dokunmaması gerekene de dokunmuş, sonra bu yüzden benliğini yitirip utanca düşmüş, doğasından uzaklaşmıştır. Artık tüm varoluşu çile içinde geçmek zorunda kalacaktır. Uygarlık yüzünden kambur ve kıpırtısız kalmış, ağır bedeni de diğer ağaçlara yönelmeye üşenmektedir. Tek ağacı bilgi, tek meyvesi tüketimidir. Kaynak tamamen tükenene kadar asalak biçimde o kaynağın içinde ve çevresinde asalak tür olarak yaşamaktadır. Yani doğanın kendi kendisini üretim yeteneğini sınırlandırıp yok ettiği gibi, insanın suni üretimi de daima ekolojiyi bozacak biçimde gerçekleşmekte, sadece kendi tüketimine yönelik oluşturulmaktadır. İnsan doğa için yok edici bir tür virüs olmuştur.
Değil mi, çok mu aşırı oldu? Peki ya insan nedir öyleyse, madem hepiniz hemfikirsiniz dünyadaki şartların normal, olması gerektiği şekilde olduğu konusunda? Bir tür asalak mıyız biz tür olarak bu gezegende? Eğer öyleyse; sanırım doğal madde enerji döngüsünü bozup gezegenin mahvolmasına neden olan o üstün zekamızla övündüğümüz oranda beceriksiz ve budala bir tür olmalıyız? Şu an aniden ortaya çıkabilecek ekonomik veya elektronik bir felaket insanlığın kitleler halinde ölümünü getirecektir. Çünkü o, sadece kendi tüketimi ile yaşayabilen, doğal döngüye uymayan bir varoluş biçimine dönüşmüştür. Yeryüzünde ekolojiye dolaylı ya da direkt olarak katkısı olmayan tek varlıktır. Tüm atıkları,tasarımları,yapıtları geri dönüşemez biçimde doğaya zararlıdır. Kendisine de zararlıdır ve içinde hapsolur. Tıpkı sınırlı bir ortamda yetiştirilen kültür bitki ve hayvanlarının bağışıklık sisteminin görece daha zayıf, ortamda daha fazla mikroorganizma oluşması gibi. 2004 de yaptığım bir araştırmada bir işletmede kapasitesinin üzerinde stok yoğunluğu olan havuzlardaki Dicentrarchus Labrax (Levrek) balıklarında hastalık etkeninin ve stress in yükseldiğini, vücut anomalilerinin oluştuğunu tespit ettim. Bu kültür balıkçılığında bilinen bir olgudur. Her ne kadar balıkların bilinçsiz olduğu düşünülse de sınırlı alan ve aşırı populasyon yoğunluğu direkt olarak stres ve hastalıklara yol açmakta,ortam hijyen koşullarına sahip olsa da bu sefer bağışıklık azalmakta ve yine de canlılar hastalığa yatkın hale gelmektedir. Kültür üreticiliğinin en büyük sorunlarından birisidir bu.
Bunun benzerini Çin Hindistan gibi nüfus yoğunluğu yüksek ülkelerde de görmekteyiz. Bu ülke halklarının özellikle Çin de binlerce yıldır hiçbir kültürel sarsıntıya uğramadan aynen korunduğunu görmekteyiz. Son yıllarda bir çok tehlikeli hastalık da bu ülkelerde görülmüştür. En son H5N1 yani insanlara bulaşan kuş gribi de ilk önce Hong Kong da görülmüştür. Burası Asya'nın en büyük serbest pazarı ve limanı, en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezidir. Nüfusun 7,5 milyon olduğu 1092 km² lik bu kentte kişi km² ye 3500 kişi düşmektedir. Bu ise nüfus yoğunluğunda dünya sıralamasında en yüksek orandır. Aşırı nüfus mikroorganizma yayılımını arttırmakta, stabil yani yayılım ve çevresel açıdan populasyon kendi içine kapalı olduğu içinde mutasyonlar ve genetik deformasyonlar oluşmaktadır. Görüldüğü gibi balık kültüründen edindiğimiz tecrübe ile insandan insana bulaşan kuş gribi virüsü H5N1 in neden ilk olarak Hong Kong da ortaya çıktığını anladık. Bu tür kentler stabil yapıları nedeniyle çok sayıda hastalık etkenini içinde barındırırlar. Oysa kırsalda yaşayan doğa havası alan kişilerin geç yaşlara dek dinç ve sağlıklı kalabildikleri de görülmektedir. Aynı şekilde en basit prokaryot organizma şuş ları, ani bir şekilde üredikten sonra yayılım göstermediklerinde yani bir kap içinde tutulduklarında, bir süre sonra önce dengeye ulaşmakta, daha sonra kendi toksin atıkları nedeniyle topluca zehirlenerek yok olmaktadırlar. Yaşamın devingenliğine karşılık insan etkisinin sınırlayıcı ve stabil yapısı ölüm tepkisine yol açan stres,hastalık gibi bozucu etkenleri sürekli olarak tetiklemektedir. Çünkü insan doğayı şekillendirirken kendini stabilize ederek izole olmaktadır. Bu durum entropi yasasına da aykırı olduğundan kendi kendine hastalık üretmektedir. Örneğin denizdeki balıklarda çok az parazite rastlanırken kültür balıkları yetiştiriciliği için parazitler konusunda da uzmanlık gerekmektedir. Çünkü populasyondaki bireylerin kaçabilecekleri bir yer yoktur. Birine bulaşması tüm populasyonun risk altına girmesi için yeterlidir. Aynı durum ortaçağdaki salgın hastalıklarda da görülür. Kentleşme ve nüfus tıp biliminin henüz mikroorganizmaları bilmediği o çağlarda tüm dünyayı özellikle de avrupayı kasıp kavurmuştur.
2. Tarihi Savaş Politikaları
Dünyadaki insan yaşamına genel olarak neler yön veriyor bir bakalım. En önemlisi para. Zekamız sayesinde aferin bize ki, gerçeğin yerine daha kolay takas edildiği için parayı bulmuşuz. Fakat nedense parası ihtiyacından çok olandan, olmayanlar istediğinde dilenci, sormadan aldığında ise hırsız olmakta. Buna da mülkiyet hukuku demişler çalış kazan demişler ama, ne kadar çalışırsan çalış asla çalışarak zengin olunmaz, başkasının emeği sömürülerek zengin olunur. İktisatçılar bunu böyle söylerler, para parayı çeker. Ticaretin mantığı kar etmek, dolayısıyla da her şeyi üretim, maliyet ve emek değerinden fazla satmaya yöneliktir. Masallara inanmayınız bu hukuk(mülkiyet hukuku) kendi içinde tutarsızdır göründüğü gibi. İkincisi savaşlar. Bunun da gerekçesi ilk başta kendi yaşam alanını korumaya yönelik olarak ya da açlıktan kaynaklanan bir saldırıdır. Ancak artık üretim yapabildiğimize, besinimizi kendimiz üretme tekniğine sahip olduğumuza göre av sahasını koruyan ya da geyik sürüsüne saldırıp bir yavru geyiği avlayan aslandan daha farklı davranabilecek bir zekaya sahip olmamız gerekirdi öyle değil mi? Ancak tersine bu akılla gidersek avlayacak hiç bir şey bulamayacak, tüm hayvanların yok olmasına neden olacak bir toplu yok etme özelliği edinerek bindiğimiz dalı kesmek ve çok akıllıyız biz uzaya çıktık demek suretiyle üstüne bir de övünecek, yeryüzündeki hayatı yok edince de bu sefer "bu bir kitapta yazıyordu zaten, kıyamet kaçınılmaz" şeklinde kendi yazdığımız yıkım mitolojisini gerçekleştirmiş olacağız.
Politika ve diğer her şey de modern bilim de dahil, bunların etrafında göreceli olarak izin verildiği ölçüde yolunu çizebilmektedir; ihtiyaca ve gerekliliğe göre değil. Yani bu düşüncelerin hepsini reddederseniz hayatta tutunamayan hayalperest ütopik kişi olursunuz. Üstelik, “haklısın ama ütopik bu” denilir. Haklı ama ütopik?
Şimdi gelelim asıl çarpıtılmış olan ana soruna. Savaşanlar kimlerdir, kazanan kimdir, kaybeden kimdir, yöneten kimdir,yönetilen kimdir? Kapitalistler kan mı içer, işçiler pek mi bilinçlidir?
Sonuç olarak hepsi insandır ve bireysel olarak ölçtüğünüzde genel olarak aynı zekaya sahiptirler. Fakat konumları dolayısıyla eylem alanları sınırlandırılmıştır. Peki kim sınırlamış ve konumlandırmıştır onları, kader mi? Tabi ki kendi hukukunu çizmekten aciz hale gelmiş Halk yığınlarının bir türlü tükenmek bilmeyen rahatsız edici cehaleti ve kadere sığınan sabrı. Halk ın sabrı taştığında ise tek yapmayı bildiği şey kanla devrim yaparak bir süreliğine yönetici sınıfın figüranlarını ve yönetim biçimini biraz daha törpülemektir. Ancak işlevini asla üzerine sorumluluk alıp değiştirmeye yanaşmaz; çünkü kendine güvenmez aklı kestiğinden beri. Bireylere aciz ve zavallı bir ölümlü olduğu söylenip durmuştur çocukluğundan itibaren ebeveyninin kontrol etme kaygılarıyla. Bu nedenle de av ile avcının aynı kırlarda dolaştığı hayvanlardan, en zayıf av kadar bile cesareti yoktur toplu olarak karar vermeye çalışırken sıradan “normal” insanın. Fakat insanlar yok etmez ya da dünya birdenbire değişmezse, ceylanlar ve tavşanlar kesin hayatta kalacağı halde insanın geleceği kritiktir. Çünkü o(insan) aslında düşünmez, bulduğunu kurutana kadar tüketip, tüketecek el değmemiş başka bir şey arar. (tilki kadar aklı yoktur artık) Bulamamışsa kendini tüketmeye başlar. Bu asla şaşmaz bir uygar insan(sözde uygar) yasasıdır. ABD petrol için 1 milyon Ortadoğuluyu katletmiş adını da özgürlük savaşı koymuştur güncel bir örnek vermek gerekirse. Ortadoğuluları birbirine katlettirdiği dönemi saymazsak o da. Peki Halk lar neden bu kadar alıktır? Amerikalılar Araplardan çok mu zekidir? Birinci Dünya savaşında milyonlarca Türk,(toplamda ne kadar bilmiyorum) İkincisinde de 30 milyon Avrupalı Halk ölmüştür. Peki bu savaşları kim neden çıkarmış ve kim kazanmıştır?
Kimin kazandığının aslında çok önemi yoktur, her zaman Halk lar öder savaşların bedelini. O kendi yarattığı yöneticilerinin sapkın hırsları, eli, ayağı, kılıcı olmak için doğduğunu ve kutsandığını zanneden bir budala olmayı seçmiştir, o yüzden de savaş çıktığı an kaybeden her zaman tüm dünya halk larıdır. Bu nedenle de uygarlık mevcut teknik olanaklarının en az 150 yıl gerisinde bir sefaletle yaşamaya mahkumdur. Her savaş dünyayı en az 10 yıl geriye götürür. Çünkü savaşlar üretici değil yıkıcıdır ve dünyanın neresinde olursa olsun özellikle bu zamanda her savaş tüm dünyayı direkt etkilemektedir. Tıpkı bir asalak gibi insanlığın canını ve enerjisini emmekte, onu zayıf düşürüp yapabileceklerini de erteleyip geciktirmektedir. Geçmişin imparatorluklarının yıkıldıktan sonra iç savaşlara ve uzun zaman devam eden bir sefalete düşmesi de bu yüzdendir. Ortadoğu; imparatorluklarının ilk doğduğu yer olduğu için gücün batıya kaydığı son 3250 yıldır (Filistler ile İsrail oğulları kültürü arasındaki bitmeyen sıcak savaş o zamanda vardı) kısa aralıklar vererek habire savaşın içinde bulmaktadır kendini. Biz Anadolu Türkleri padişahlarımızın Avrupa, kuzey Afrika ve orta doğuda yarattığı dehşet yüzünden Avrupa’ya borç ödüyoruz halen. Çünkü Halk lar her seferinde aldanırlar. Güç istençleri dönem dönem onları sömürgeci yapmakta, sonrasında da bedelini ödetmektedir. Roma 2000 yıl akdenizi sömürmüş, yıkıldıktan sonrasında Avrupa halkları engizisyonlarda çürümüş, Arap İslam zaman zaman da Moğol istilaları ve vergileriyle sefalete mahkum olmuştur. Osmanlı 600 yıl Anadolu ve doğu Avrupa’yı sömürmüş yıkıldığından beri imparatorluktan kalan Anadolu ve Ortadoğu halkları sefalet içinde borç ödemeye mahkum olmuştur. Avrupa’dan dışlananlar aynı sömürge sistemi ile yeni kıtada yani Amerika’da katliam yapmış, sonrasında dönüp ABD adı ile tüm dünyanın yönetimine soyunmuştur. Tabi bu konuya sınıf savaşımı tarihi açısından da bakılabilir ancak sonuç değişmez. Çünkü üretim araçlarını ele geçiren egemen sınıflar egemenliklerini pekiştirmek için kendi düşünsel biçimlerini eğitim ile Halk a benimsettiğinden ötürü Halk asla yaşam biçiminden şikayet etmez ve piyangodan, şans dan fırsattan, kader den tanrıdan dua veya umut yolu ile, kurtarıcılar yolu ile kurtuluşunu bekler durur. Bu dünyada olmayacağını gördüğü için de genelde öldükten sonrası hakkında düşlere kapılıp orası için plan yapar ve yaşamdan da bezmiş olduğundan geçip gitmesini sessizce izler.
3. Batının ve Doğunun Halkları
Halk ların savaşması gereken asıl düşman, kendi yaşama biçimidir farklı dilde konuşan öbür Halk değildir aslında. Bu dil konusu Tevrat a geçen babil kulesi hikayesi ile sembolize edilmiş insanlığın saçma bir işlevsiz yapı oluşturayım derken nasıl birbirinden ayrı düştüğünü anlatmaktadır kanımca. Ne de olsa Din kitapları popüler mit lerin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan kendi hatalarının ve trajedilerinin ozanlarca sembolik yollarla anlatımından ötesi değildir. Babil kulesi, İncilde de büyük fahişe denilerek lanetlenen ilk büyük devletlerden biri olan Babil imparatorluğunun ta kendisidir. Tüm dünyaya hakim olma düşü kurduğundan da bitmemiş, insanlar farklı devletlere ve dinlere inançlara bölünüp savaşmıştır bu Babil kulesi denen Devlet yüzünden. Devletler de üstelik birbirine düşmandır. Egenin iki kıyısında yaşayan yunanlı kafatasçı milliyetçi ile Türk kafatasçı milliyetçisi kelimesi kelimesine aynı şeyleri birbirine karşı zırvalamaktadır; çünkü diğerinin yaşadığı bedellerden habersiz ve kayıtsızdır. Çünkü onların öyle düşünmesi beceriksiz yöneticisinin hiç bir iş yapmadan kendi kıçını rahata almasını sağlar. Fakat Büyük Roma imparatorluğu yıkılmış, Latince unutulmuş, geriye İtalya kalmıştır kala kala. Devamı olan bizans ise unutulmuş, geride hayatta kalabilmeyi başarmış 10 milyon yunanlı ve Rum Halk ı kalabilmiştir. Osmanlıdan da geriye artık global dünyada etkisi olmayan 80 milyonluk T.C. kalabilmiştir.
Kurulduğu günden bu yana Dünya da üretim ve kültürüyle savaşı geri planda bırakabilmiş biri sürekli işgale uğrayıp yıpratılmış sadece iki kültür vardır. Çin ve Hindistan. Bu da onların dışa kapalı yanının olumlu getirisidir. Aslında kültürel çeşitliliğine ve gizli gücüne gıpta ettiklerinden diğer tüm uluslar bu iki kültüre küçümseme ile bakmaktadır. Yeryüzünde ismini ve cismini değiştirmemiş en barışçıl iki ulus olmalarına rağmen sürekli gaddarlıkla suçlanıp dışlanmaya çalışılmaları da bu yüzdendir. Roma gibi surlar yapıp vergilerle tüm dünyayı köleleştirmeye uğraşmamıştır. Kendi dinini yabancılara satmaya da. Set yapıp içerde kalmışlardır. Çin seddi nin Hun ve Asya kökenli diğer kabilelerinin saldırısına karşı inşa edildiği gibi bir masal uzun zamandır popülist olarak işlenir. Kent devletleri sömürgeci ve köleci yapıya kavuştuğunda elbette göçebe barbarlara karşı surlar inşa ederler. Ancak bu surlar sadece dışardan gelecek saldırılar için değildir. Çin krallıkları aralarındaki savaş bittiğinde bu surların birleşmesi Çin halkının dışarı çıkmasını da engellemiştir. Çünkü kendilerini güvende hissetmiş ve statik bir yerleşik kültür oluşturarak dışardan gelenlere görece geçirgen,ancak kültürel asimilasyon nedeniyle içerden çıkışın daha zor olduğu bir yapıya bürünmüşlerdir. Bugünkü Çin Halk Cumhuriyetinin nüfus gücünün kaynağı batısından izole olan bu yapısıdır. Bir nevi insan gücü ile yapılmış tarihin ilk sınır çizgisini çekmişlerdir. Tüm iç çelişkilerine rağmen o coğrafyadaki tüm Halk larda Çinli adını almıştır. Tabii ki o da imparatorluktur ancak Ortadoğu ya da batı kadar gaddar değil. Dünyaya gelmiş en acımasız, ataerkil ve gaddar askeri lider Cengizhan da dahil bu kültürü kapalı yerleşik ve geleneksel yapısı nedeniyle yok edememiştir. İnançları da Sami dinleri gibi dünyayı kendine mülk edinme amaçlı değildir bu kültürlerin, tersine alçakgönüllülüğü ve aşırılıktan heybetten gösterişten kaçınmayı öğütler.
Hindistan ise sürekli Ortadoğu ve batı imparatorluklarının tecavüzüne uğramıştır. Kast sistemi kötüdür belki ama karşıtları ve işgalciler daha da kötüdür. Çünkü en aşağısından en yukarısına tüm sınıflar özgür olduğunu iddia edenlerde de mevcut olup özgür irade yalanına başvurmakla legal olmaktadırlar. Aslında Batı ne Ortadoğu ve batının halk larında özgür irade bulunmaktadır ne de uzak doğu Asya kültüründen daha insancıldırlar. Her şey satılıktır tersine bedenler bile. Uzak doğu kültürlerinde ise birey diye bir olguya pek rastlanmaz. Emperyalist Japonyada bile kapitalist üretim biçimi çalışanlarla işyeri arasındaki bir aile anlayışı gibi yürütülür, feodal bağlar hakimdir.
Gariptir ki Pekin ya da Şanghay da tecavüz hırsızlık ve cinayet vakası daha kalabalık olduğu halde bırakın New York u, Londra yı; İstanbul dakinden çok daha azdır. Çinlilerin ve uzak doğuluların birtakım asparagas haberlerle abartılan görüntülerle insanlık dışı ve üçkağıtçı olduğuna dair genel bir inanç olsa da dünya da. (Bunu kimlerin uydurduğu da ortadadır.) ABD henüz 300 yıllık bir imparatorluktur Çin ise Roma yıkılsa da yıkılmamıştır çünkü insanları savaşa, işgale değil; üretime odaklanmış şekilde yaşar. Bugün de halen en hızlı büyüyen ve gelişen ülkedir nüfusuna rağmen ve üstelik dağılmak ve etnik bölünme gibi tehditler altında da değildir. Çünkü doğu kültüründe ırk bilinci batıdaki gibi diğerini yok etme pahasına gelişmemiştir. Fakat diğer tüm ulusların yöneticileri Halk larını bölünmekle, savaşla, paranoyayla güderek hem de gene savaşarak, sonunda yok olmaktadırlar. Sözde barış için ordular yaratılıp tüm kaynaklar tüketilmekte, uygarlık silahdan geçilmeyen paranoyak devletlerin gergin uluslar arası komşuluk ilişkileriyle yürütülmektedir.
4. Ezilenler Kendilerini Ezecek Olanlara Karar Verirler
Uygarlıkların ve kültürlerin yok olmaları kayıptır, çünkü bir kültür yok olduğunda bulguları ve mirasları da büyük oranda kaybedilir ve dünya yine geriye adım atmış olur. Geleceği bizden başka belirleyecek hiç kimse yoktur. Devletleri,politikayı,savaşı,milliyeti sınırları kabul ederek,en olası tek doğrunun bu tarih anlayışı olduğunu sanarak İnsanın global birliktelik ve sınırsızlığına Ütopya demekle aslında hepimiz varolan saçmalıkları gönlümüzle kabullendiğimizi açık ediyoruz. Bunun iç dinamikleri ve tarihsel gelişiminin pratikte bir önemi yoktur. Çünkü ortaya çıkan budur ve Halk buna inanıp bu yaşam biçiminde bir yer kazanmaya çalışmaktadır. Yöneticisine inanmakta onu seçmekte ve alkışlamaktadır bu noktada aldatılmış olması mühim değildir, çünkü aldatan da aldanmaktadır.
Cesaretimiz törpülenmiş, kalabalık içinde kaybolmuş, aciz varlıklar olmayı onlar, yani bizden öncekiler öyle dedi diye kabul ediyoruz. Eğer insanların mantıklı yaşaması mantıksız bulunup ütopik olarak değerlendiriliyorsa bunun tek nedeni her bireye ebeveynlerince kayıtsız şartsız kabul ettirilmiş olan yaşam karşıtı 'Dünya kötüdür, sen bir hiçsin, kes sesini haddini bil ve emirlere uy' inancının yarattığı kitlesel özgüvensizlik olmalıdır. Zaten yönetici sandığımız insanlar da bunun hilesini bildikleri için duyguları ve inançları sömürü yöntemini öğrenip bu değerleri yönlendirerek Halk ı yönetmeyi öğrenmişlerdir. Madem yönetilmek istiyorsunuz o zaman yöneticilerden veya dünyanın şu andaki halinden şikayet etmeye de hakkınız yoktur. (Zaten o nedenle devlet kurumlarınca umursanmaz Halk ın şikayetleri) Çünkü onlar yani yönetici seçilmiş sınıf; Halk ın genel yansımasından başka bir şey değildir.
Halk kendi yönetiminin anlayışını yaratır, yönetim halkın ahlaki ve sosyal anlayışını baştan sona belirlemez. Örneğin yurdumuzun insanları birey olamadığı için devleti de, "dediğim dedik, çaldığım düdük geç sıraya" devletidir. Devlet halk dan hariç gelişmez. Hitler i de Mussoliniyi de birey olamamış sefalet içindeki öfkeli kalabalıklar oraya dikmiş ve alkış tutmuştur. Hitler ve Mussolini akıllı kurnaz değil,tersine aptal kompleksli kaba saba sıradan kahve kültüründen orta sınıf ahlakından çıkma sıradan kişilerdir. Halk kendine benzediği ve saçma saçma konuşup gösteriş yaptığı, şişindiği, atıp tuttuğu için onları alkışlarken kendini görür. Yoksa alıklaştığı için değil, halk zaten alıktır. Hatta bunu Hitler de öğrenmiştir ve “Kavgam” da şunu der. "Halkın anlayışı asla kamuoyuna yutturulanın ötesine geçememiştir" Doğrudur, o yüzden de ona Heil diye bağırmışlardır. Nazizmin suçlusu da orta sınıf Avrupa ve Almanya ahlakı ve halkıdır Hitler değil. O sadece tesadüfen orda tam zamanında bulunan boyacı çırağı hırslı salak adamdır. Hitler bir örnek giyside kendini bulan, ezilmiş, hor görülmüş astsubay ın ya da memurun; kahramanlık düşleri kuran itilmiş kenar mahalle adamının yansımasıdır ve hepsi de düşmanın başkası olduğunu öğrenmeye şartlandırılmış,kendi aciziyetlerini üstün ırkın üyesi olma masalına inanarak bastırmaya çalışmışlardır. Bu nedenle ırkçılık en zorba en acımasız halk düşmanlığı olduğu halde, Halk ın isteği ile iktidara gelebilmiştir. Bu noktada sıradan Marksist’in sınıf savaşımı açısından makro dünya politikası vasıtasıyla emperyalizmin kuklası demesinin önemi yoktur Nasyonal Sosyalist partiye. Çünkü bu makineci,zorba ve mistik anlayışın altında köleleşmiş insanlığın acımasız nefreti bir yere yöneldikten sonra onun ipinin kimde olduğunun da pek önemi kalmaz. Zaten Hitler Emperyalizmin merkezine de Sosyalizme de nereye olursa saldırmıştır kendisine verilmiş olan güç ile. Asıl amaç Sovyetler olsa da. Biçimsel Demokrasinin en ileri aşamasının ne olduğunu bize Adolf Hitler göstermiştir.
Aynı şekilde çoğunluğun sevmediği ya da yalandan sevmediğini söylediği Sn. Başbakan Tayyip Erdoğan, orta sınıf zamane Türk insanının aynadaki ortak yansıması olduğu için başbakan olabilmiştir oyların en çoğunu toplayarak. Yine seçilecektir de çünkü başka bir örnek oluşturulmamıştır. Kimsenin işine gelmediği için farklı olanlar hemen yaftalanıp dışlanmaktadır. Aynı şey George W. Bush için de geçerlidir. O, Ortalama Amerikalıların ağzıdır ne fazlası ne de azı. Çünkü Amerika hiç de sanıldığı gibi özgürlükler ülkesi değildir, tekelci şirketlerin Makyavelist yasalarınca yönetilir. (Özgürlük ülkesi yoktur zenginin daha çok olduğu ülke vardır.) ABD nin Halk ın sorunlarıyla ilgili bir sorumluluğu yoktur. Tek bildiği en güçlü olması gerektiğidir. (Makyavel: Kapitalizm de başarıya ulaşmak için her yol mubahtır diyerek mevcut sistemin katı bir şekilde sınırlarını çizen düşünce adamı.)
5. Anarşizm
Halk ların ezilmemesi için öne sürülen siyasi görüşlerden komünizm ise aşamaları nasıl olacağı noktasında türlü yollara ayrılmaktadır. Biri sistem demokratik hakların ve refahın artışıyla kendiliğinden daha iyiye gidecektir demektedir ki bu pek iyimser görünen sistemin sömürgeye dayandığını görmeyen bir görüştür. Diğeri üretimi yapan sınıfların yönetime dahil olup artı değer üreten ve değiştiren üretim araçlarının mülkiyetini reddeden sosyalizm yoluyla sınıfların ve sınırların kaldırılmasını önerir, diğeri ise en ütopik görünenidir ve her türlü geçici otorite de dahil reddederek otoriteyi en büyük düşman olarak görür. Anarşistlerce Sosyalizmin devlet kapitalizmine ve buyurganlığına dönüşeceği düşünülürken, sosyalistlerce anarşizm hayal dünyasında yaşayan küçük burjuva özentiliğidir,sosyal demokrasiye göre ikisi de yıkım getirir aşırıdır,devletçiler cumhuriyetçiler ve liberaller ise zaten her şeyin en iyisinin ve normalinin bu sistem olduğunu düşünür.
Anarşizmin Ütopik olmasının bir nedeni de daha planlı görünen Sosyalizmin daha tutarlı bir teori göründüğü halde pratikte hüsrana uğramasıdır. Bu durumdaki ana etkenlerden biri Marks ın öngörüsü matematiksel olduğu için Halk ın psikolojisinden habersiz yazılmış olmasıdır birazda. Marks haklı olsa bile, doğru olanın gerçekleşmesi Halk ın yaşadığı koşullarda ruh hastası olması(ruh hastası haline getirilmesi) yüzünden öngörülenin tam tersi gerçekleşmektedir. O nedenle kapitalist makro ekonominin ilk çöktüğü yıllarda örgütlenmesi beklenen emekçiler kendi aralarında örgütleneceği yerde, alışkanlıkları ve yetişme tarzlarından ötürü sol düşünceye yönelmeleri gerekirken, hep tam tersine kafatasçı düşman arayan aşırı sağ düşüncenin ardında toplanılmasına yardım etmiş; hatta öfkesi nedeniyle onun eylemlerini desteklemiştir.(Bknz yine 1929 global ekonomik bunalımından sonra, yükselen ırkçı milliyetçilikler muhafazakarlık Adolf Hitler ve nasyonal sosyalist parti. Ayrıca bakınız her kriz sonrasında ülkemizde yükselen muhafazakarlık ve sağ partilerin oy rekoru kırması.)
Bunları kabaca aylarca aç susuz bırakılıp, dövülüp işkence gören köpeğin ipini kopardığındaki ilk tepkisine benzetebiliriz. İnsan ne kadar zeki olursa olsun hayvandır, tepkisel davranışları ve acıları düşünce biçimini doğrudan etkilemektedir. Halklar aklıyla değil gündelik ihtiyaçları ve tecrübeleri ile karar verirler diğerini sadece aydınlar ve bilim adamları düşünür. Çünkü sıradan Halk öfkesinden kudurmuştur. Fakat artık insanlığın doğal avlanma ve yönünü bulma yeteneği de yıpratılıp yok olduğundan bir süre sağa sola saldırıp sonunda kuyruğunu kıstırarak suçlu bir şekilde yeniden sahibine dönmek zorunda kalacaktır. İnsanı köpekle özdeşleştirmiş olmam rahatsız edici gelebilir ancak bu doğrudur, çünkü insan kesin olarak bir tür hayvandır asıl sorun nasıl hayvan olduğudur.
Bu nedenle de bu tür anarşizm,komünizm,sosyalizm gibi düşünceler bu türden bağımlı ve köle olmuş insanların bolluğundan ötürü ütopik görünürler. Çünkü ipleri koparılırsa ilk önce ana babalarını suçlayıp katletmeye meyilli olacaklardır normal yaşamlarında bunu kendilerinden bile saklamaya çalıştıkları halde. (ergenlik bunalımı da bu yüzden kuşak çatışmasına döner. Doğal durumda bu yaşlardaki ürogenital hormonal gelişim bunalıma neden olmazken sıradan ebeveynlerin hoşgörüsüz ve konu komşuya dayalı yüzeysel bakış açısı; gençliğe ve cinsel duygulara yeni adım atan genci toplum dışı görünen bir cinnete sokar. Toplum ise bu konularda geçiştirici ve iki yüzlü cinsel ahlakla yaklaşır bu soruna. Çözmekle ilgilenmez, gene yok sayıp yatıştırıcıları dayayıp uyutmaya çalışır genç zihinleri. Çünkü ebeveynlere de zamanında öyle davranılmıştır ve yetişkinler kendilerinden cesur evlatlarını kendi korkaklıklarından ötürü, taşıdıkları eziklik duygusundan dolayı kıskanmaktadırlar. Hala devam eden aynı korkularından dolayı da olabildiğince törpülerler her fırsatta.)
6. Anarşizm ve Din
Bütün bu ve daha başka bir çok sebep yüzünden insanlık baştan savma düşüncelerle sözde iyiliği ve güzelliği savunurken kötü bir durum karşısında kayıtsız kalmaya şartlandırılmıştır. Tanrıların yardımına koşacağını sanıp aldanır. Farz edelim bir Tanrı olsaydı bile zaten yeterince geniş bir evren ve anlaşılabilir doğa yasası ile birlikte insanı yarattığından, sonsuz ölçekte sürekli yardımda bulunmaktadır. Oturduğu yerde hiç bir şey yapmadan kendiliğinden cennete hazır kavuşmayı bekleyen tek varlık ise insandır. Bu ise basbaya tembelliğin yani kıpırtısız bedensel- zihinsel kıpırtısızlığın hastalığa dönüşmüş düşünce biçiminin belirtisidir. Cennet bile güzel doğa olarak düşlendiği halde insanlar kayıtsızca doğayı ve kendi insanlığını her şekilde kirletip sonra da en fazla tanrıdan özür dileyerek ölümden sonra da yine bu yüzden ödüllendirilip hazıra konacağı şeklinde çelişik bir düşünceyle durumu kurtarmaya çalışmakta ve bu tuhaf akıldışı alışkanlığı normal var saymaktadırlar. Bunda da ne Din kitaplarının ne peygamberlerin suçu vardır çünkü Halk bu kitapları okumak yerine kendi bildiğini okuyarak gidip alakasız kişilere kitaplardaki pasajların anlamını sorar.
Oysa din kitaplarındaki hikaye ve mitolojiler bile onu okuyacak olanlar için bütünlük içinde yazılmıştır. Parça parça okuyup tek anlam çıkarmak, zihinsel özürlülerin hastalıklı saplantılarına hizmet ettiğinden dolayı da tüm din ler kolaylıkla istismar edilir. Zaten din kitapları Halk sorunları ve ahlakı için yazılmış en içerikli kitaplar olduklarından dolayı doğru dürüst hiç bir şey okumayan insan aval aval bakakalır ve aptal olduğu olasılığından korkarak okumaktan vazgeçip, ana babasına ya da tuhaf kılıklı bir ruh hastasına gidip anlamını sorarak dinini anladığını sanır. İslam’ın Kutsal kitabının en başında 'oku' diyerek eyleminin tam tersinin söylenmiş olması da onu hiç ilgilendirmemektedir. Sanki peygamberler Tanrının Kütüphane memurları olsunlar diye kitapla gelmişlerdir. Kimse alıp okuyamaz korkmadan objektif bakıp. Dindar dinden çıkarım anlamayıp sanır nasıl oluyorsa o, (Orijinalden okunmaz ise anlamı değişir dayatması ve inancı.) Bazı Deist Şüpheciler de salt Din e dair illaki her düşünceye karşı çıkacağım, kendi tanrıma inanacağım diye egoizm dini oluşturur aynı mantıkla.
Kökten olduğunda ve amaç yerine araç olarak kullanıldığında aslında ikisi de aynı şeydir. Oysa örneğin Musanın 10 emirinde insanca şeyler önerilip kuduz hayvanlık azarlanır. (Tecavüz etme, yalan söyleme, çalma, annene iyi davran, kadını mal gibi görüp başkasınınkine asılma vb. Zavallı Musa, bunları bile yazılı yasa yapmak zorunda kalmıştır. O kadar açgözlüdür çünkü Halk eli kırbaçlı bir yönetici bulamazsa. Musa onları yeniden örgütlemeye ve yönetmeye çalışırken, boş bırakılınca bile kendi yaptığı altın ineğe her şeyin yaratıcısı demekten çekinmez. Çünkü Musa’nın konuştuğu Tanrıyı, önünde eğilinip yalakalık yaparak af dilenecek cezalandırıcı olarak düşlemenin ötesine geçmeye kapasitesi yoktur. Bununla ilgili daha güzel bir örnek verilerek anlatılamazdı insanlığın düştüğü o zamanki ve her zamanki akıldışı durum her halde. Tabi bunu okuyan tanrı Din ve yaratıcı açısından bakıp mitolojik hikaye olduğunu unutup insan ve sosyal yaşam açısından bakamadığı için anlayamaz.)
Anarşizm nerededir peki bütün bunların içinde? Anarşizm aslında bunlardan kurtulma çabasıdır. İnsanlığa uykusundan uyanıp yaşamını kendi elleriyle yönlendirmesi gerektiğini söylemeye çalışır. Uygarlık öncesi yüz binlerce yıl boyunca da insan bunu başarabilmiş ve bu sayede üretim yapıp uygarlığını kurmuştur. Ancak egemenlik sistemi; çıkar sahiplenmeye çalışan ataerkil ve öncesindeki ana erkil yani erkil mantık oluştuğundan beri biri diğerini değiştirip tekrar tekrar yaratarak yaşamı cehenneme çevirmektedir. Dünyaya ve varlıklarına sahip olmaya, set çekmeye, kısıtlamaya, yönetmeye çalışmak yeryüzünde rastlanan en akıl dışı uygulamadır. Din ler bile o yüzden en sonunda iyice açıklayarak (Kur'an-ı Kerim deki ayrıntılar) tek tanrılı olup insanın yaratıcılığından doğanın yaratıcılığını cahiller karıştırmasın diye 'Allah birdir başka da bir söze gerek yoktur çalışın, araştırın, kavrayın, korkmayın zorluk ve acılardan, yaşam çok geniştir hepinize yeter, birbirinize düşman olup bozmayın doğanızı daha fazla, aksi halde yok olursunuz umulmadık felaketlerle karışmam ona göre' (kısaca özetle) diyerek Doğayı insandan azat etmeye uğraşmıştır kendi cehalet ve bilgisizlik çağında. İnsanlar kudurup birbirini kesmeye, çalmaya,tecavüze, zorbalığa yönelip aklını yitirmeye başladığından dolayı. Aslında asıl niyet yolunu şaşıran insanlığa tekrar doğasını hatırlamak olsa da kimse bunu anlamak istememiştir anlaşıldığına göre ki Din haline gelip getirilip yine ortaya başka hakimiyet ve ilahiyat sistemleri çıkmıştır. Bunun nedeni insanın doğa denilince ödü kopup sadece vahşet, kontrolsüzlük,denetimsizlik dolayısıyla zorbalık vahşet ve yıkım algıladığı için.
Ütopik olan bu durumda anarşizm değil, insanın tüm arzu ve inançlarıdır. O kendine inanmadığından aslında hiç bir şeyi layıkıyla hak etmemektedir. Dünyaya genel bir göz gezdirirsek inananlar açısından kitaplar doğruysa, kıyamet kopmuş olmalı,Şeytanın hükmü güçlenmiş olmalıdır. Çünkü olup bitenlerin hiç biri kutsal kitaplarda normal karşılanmaz. (Ancak toleransın yüksek olduğu fakat aldanılmaması gerektiği de yazılıdır.) Dinsizler açısından ise yine aynı şekilde ektiğimizi biçmekte, üstelik tüm insanlık tarihinin ektiklerini; gene de kayıtsızca aynı hatayı sürdürmeye devam ederek kendi kıyametimizi kendimiz yaratmaktayızdır. Bu kaderimiz değil kendi budalalığımızın lanetidir. Kıyamet demek illa da tüm dünyanın yok olması demek değildir sadece. Gereksiz yere acı ile can veren her insan bile hele ki çocukların ölümü bir nevi kıyamettir ve sorumlusu sorumluluktan kaçan tüm Halk lardır. İşine gelmediğinden, üşendiğinden,korktuğundan, kabul etmediği şeylere sessiz kalan herkes yaşanan acılardan birebir sorumludur. Suçlayabilecek hiç kimse, yargılanacak hiç kimse yoktur, bütün bunlar birlikte yaratılmıştır ve kimse kendini bundan muaf tutamaz. Çünkü her şey, her doğa yasası birbiri ile direkt bağlantı içindedir biri diğerinin sebebi bir başkası da sonucudur.
7.Anarşizm ve Akıl
Kaos olarak sürekli dillerde sakız olan kavram, kavranamaz çözülemez çatışkıdır. Anarşizm sanıldığı gibi kaos değildir, çünkü anarşizm mantıkla düşünüp; azınlığın çoğunluğu sürü mantığıyla kafasına göre oraya buraya yönlendirmesini insanlığın zekasına hakaret olarak adlandırır. Ne sosyalistlerin Halk ı mevcut yöneticileri gibi aşağı görüp bilinç enjekte etme saçmalığına inanır; ne de radikal sağ düşüncelerdeki kayıtsız değişmez hiyerarşiyi tanır. Anarşizm sadece gerçeği söylemeye çalıştığı için ve politikayı da bu nedenle reddedip apolitik olduğu ve aynı zamanda da gene de değişim ve sınırsız özgürlükten yana olduğu için ütopik olmakla etiketlenir.
Yangının, sosyalist mantıkla karşı yangın yaratılması yoluyla söndürülmesi rüzgarın hep aynı şekilde esmesi mümkün olursa mümkündür. Tüm savaşları sona erdirecek son savaş insanlığın da sonu olabilir çünkü, sadece savaşların olamaz. Anarşizm, yangına neden olan tüm gaz sızıntılarını ve kontrolsüz kıvılcımları tespit etmiştir; fakat etkin olabilmesi Halkın anlayış gücüne kalmıştır. Mevcut sistemde gaz sızıntısından da kıvılcımdan da bahsedilmez, hatta varolduğuna inanılmaz. O yüzden de sürekli taşıma suyla durmadan çıkan yangınlar sözde en az hasarla söndürülmeye çalışılır, fakat gözden kaçan şey ise söndürmeye gelenlerin de bu umursamazlıkla yeni yangınlar çıkardığı gerçeğidir. (Örneğin militer propaganda, cinsel, dinsel ve ırksal ayrımcılık. Bunalım dönemlerinde şu an ülkemizde de yükselen bir durum. Buna farz edelim iyi niyetle de olsa Devlet kurumlarının ve tepkisiz halk ın tutumu sebep olmaktadır çünkü herkes birbirine borçlu ve büyük stres altındadır. Yeter diye de bağıramamaktadır bağırırsa düşman ilk önce en yakınındaki olacak korkusu hakimdir.)
ABD silah gücü önderliğindeki emperyalizmin hedefi ne Müslümanlar, ne petrol, ne de terörizm dir sadece. Daha doğrusu hedefinin ne olduğu değildir önemli olan sonucu önemlidir. Çünkü her devlet veya benzer güç sistemleri ideal hedefler ortaya atar ve bu hedeflerin ortak özelliği hiç birinin tarih de gerçekleşmemiş olmasıdır. Sonucu ise; tüm halk ların etnik gruplara ayrılıp seçtikleri yöneticiler vasıtasıyla birbirine düşman olmasıdır. Birleşik Devletlerin kuruluşundan beri ekonomisi silah endüstrisine dayalıdır ve 2. dünya savaşı onu güce kavuşturmuştur diğerleri yok olurken. Oysa ne kültürü, ne bilimsel metotları, ne de sanayisi Avrupa ve Asya ile baş edebilecek düzeyde değildir. Rus kültürünün doğal kaynaklara ve coğrafyasına dayalı başlangıcında köylü sınıfa dayalı gelişmiş ekonomik yapısının antitezi olduğundan (yağmacı ve yurtsuzdu dışlanmış ilk Amerikalılar) ikisi de kıyıda durup onlardan çaldıklarıyla ve kıyımdan kaçanların sayesinde büyük ateş gücüne kavuşmuştur.
Yozlaşmış yıkılan imparatorlukların bilgisi kendinden sonraki en rahat ve savaşlardan en az etkilenen devletlerde toplanarak yeni güce dönüşür. Ör: Romanın yıkılması ile Latin ve yunan biliminin,felsefesinin İslam ülkelerine girerek onu güçlendirmesi, İstanbul’un fethi (Haçlı seferlerinin, Kilisenin sözde iki kiliseyi birleştirmeye dayalı kazanç kaynağının kesilmesi) ve avrupada Rönesans’ın hızlanması. Demek oluyor ki savaş sadece geçici kazançlar sağlamaktadır. Yine demek oluyor ki aslında insanlar yönetilmiyor,tersine başıboş bırakılıp fırsat kollanıyor ve belli azınlık grupların çıkarlarına kullanılıyor araç olarak sadece. Bunun engellenebilmesinde de Halk a dayanmayan sınıfsal (sosyalist parti üyesi işçi temsilcisi de sınıftır çünkü yetkisi sıradan insanın kaderinde direkt etkilidir.) ayrımlara ve sınırlara dayalı sistemlerle hiç bir şey daha iyiye gitmeyecektir. Çünkü teknoloji ve bilim de bu sınırlar içinde varlıklarını sürdüremediklerinden sorunların çözümü eğitimsiz politikacıların saçma sapan düzenlediği uluslararası gezilerle çözülecek sanılmaktadır. Oysa pekala afrikadaki çölleşmenin ve dolayısıyla açlığın bile bilimde çözümü vardır fakat bunu çözecek bilim adamları Amerika’dan bu niyetle çıkamamaktadır bunun yerine onlara sorulmadan ya da çalışmalarına destek bulabilmeleri amacıyla uluslararası gösteriş yapmak için nükleer denemeye gönderilmektedirler. Sonuç olarak eğer Halk ın yani insanlığın geri zekalı kendini yok etmeye çalışan hastalıklı garip bir tür olduğu iddia ediliyorsa tabii ki Anarşizm ütopyadır çünkü insanlar konuşarak dayanışmayla anlaşıp engelleri aşamayan beyinsiz hatalı üretilmiş yaratıklardır, güdülmeleri gerekir koyundurlar öyleyse. Ölen ölmeli kalan sağlarla yetinilmeli üretmek yerine savaşılmalıdır savaş sebebi önemli değil bulmak kolaydır,gerekirse de yaratılır. İnsan denen memeli hayvanlar en salaklar tarafından yönetilmezlerse kesin kaosa düşerler demek ki şu an her şey olması gerektiği gibidir. Salaklar diyorum çünkü politikacılar genellikle hem eğitimsiz yani aslında anlayışsızdır; sadece koltuğunu ve onun verdiği imkanları düşünür. İkinci olarak ise günümüzde en az ortalama 1 milyon kişi başına 1 yönetici kişi düşer ve herhangi yöneticinin 1 milyon kişi yerine karar verecek kadar zeki olması mümkün değildir bu uygulama akıl dışıdır. Hele ki artık global karışıklığın zirvede olduğu bu zamanda. Öyleyse bu kişiler çok zeki olsalarda ihtiyaçları karşılayabilme noktasında kesinlikle salak kalacaklardır. Çok akıllı yönetici ise bu seferde bu zamanda bu nedenle sevilmez. iktisadi çıkarlara ters olabileceği için kararları. ( Atatürk şimdi devlet başkanı olmuş olsaydı dine saygısı yok diye çürük yumurtalarla saldırıp,hapse atmaya öldürmeye kalkarlardı. Muhtemelen o da gidip Arapları yeniden birleştirerek ABD çomağı İsrail’den onları kurtarmak zorunda kalır, sonra da Türkiye’ye savaş açabilir sen de barışa çomak sokuyorsun toprağını ABD ye açıp diye düşünebilme ihtimali doğardı. Atatürk akıllıdır Atatürkçü olduğumdan değil yönteminden hareketle söylüyorum ve bundan eminim. Yine duramazdı boş boş konuşup izleyerek, bir yerde birilerini örgütlerdi.)
8. Anarşizm ve Materyalizm
Anarşizm diğer sistemlerden mantıklı doğal bir kendiliğinden örgütlenmeyi önerdiği için ütopiktir. En azından şu andaki gibi saçma sapan mantıksızlığın normal olduğunu liberaller gibi iddia etmez. Sosyalistlerin geneli gibi Marks ı yanlış yorumlayıp sıradan Halk ı da kendi aynı ezilmişlik duyguları yüzünden adam edilmesi gereken salaklar olarak da görmez. Çünkü en cahil adam bile düşünür dayatmayla eğitim ile inanç ve düşünce değişmez. Anarşizm Tespitte bulunup nedenlerini dolaysızca gösterir. (Rus sosyalizmi o şekil iki yüzlü bir kayıtsızlık sonucu tutmamıştır. Her zaman solcu olduğunu söyleyenler kapitalistten daha mal mülk yetki arayışı içindedir test edilip kanıtlanmıştır ülkemizde en azından. Kızdığı sistemden ve işleyişinden çok, kendinin zengin olamamış, şöhrete kavuşamamış,saygı görmemiş olmasıdır. Bu tür değerlere saplantılı; kişilik bozukluğu olan kompleks li bireyler solcu ya da sağcı olup ona buna savaş açıp kahraman olmaya çalışırlar maalesef genellikle. Liderleri öyle olmasa da çoğunluk aynı çoğunluktur. Aynı tuzak, hiçbirinin diğerinden farkı yoktur, göstermelik maddesel ve ruhsal sömürüye dayalı politik düşünceler güruhudur. Che,Lenin, Marks-Engels, Castro gibileri bunların çok çok dışında olan yürekli ve dolayısıyla da akıl sahibi kişilerdir. Ancak savundukları kişilerce aldatılıp gözden düşürülmüş ya da zorbaların süngülerine teslim edilmişlerdir.)
Bu durumda anarşizmin ütopya olması da bir şey değiştirmez; demek ki Halk lar henüz akıllıca ve insanca yaşamayı seçememiştir. Geneli hurafe ve yalana inanmayı yeğleyip, kıçının üstüne oturarak ellerini havaya açtığında meleklerin gelmesini bekleyecektir boşuna bir yüz yıl daha. Eğer yüz yılda hala akıllanmazsa da zaten sonrasında akıllanmasına gerek kalmayacaktır. Şimdiden iklimi bozduğu halde parasal nedenlerle dikkate alınmamasını normal karşılamakta, global iklim değişikliğini bile at gözlüğü takarak öküz beyniyle geyik konusuna indirgemektedir halk. Bir felaket olunca da Allah ın işi ya da imansızlara cezası diyip korkuyla ölümü beklemeyi akıl sanmaktadır. Ütopyanın antitezi yıkımdır. Öyleyse insanlık her şeyi isteyerek hak etmiştir ve dolayısıyla bu olacaktır. Ancak inananlar da 'fani Dünya' diyerek inancına aykırı bir şekilde Tanrının yarattığı güzellikleri bir ot bile yapamaz haldeyken kendinden küçük görerek boşuna kendilerini rahatlatmaktadırlar; çünkü Tanrının koskoca güzelim gezegeni yok eden zihniyeti yaratanlara ve sessiz kalıp bana bulaşmayan yılan bin yaşasın mantığıyla yardım edenlere ödül vermesi Dinsel inançların da tümüne aykırıdır, iç çelişkidir. (Şeytanın işi olsa da fark etmez gene, çünkü Şeytanın ortağı olmak hiç bir şekilde hoş görülmez ve affedilmez kalıcı büyük zarara yol açtığında. Kimse bilerek yaptığı bir seçimin sorumluluğundan son anda 'tüh bilmiyordum cahillik edip bir hatadır işledim affet nolur' diyerek sıyrılamaz. Bakınız: Firavunla ilgili anlatılan mesel) Yani bir Tanrı olsaymış bile tüm inananlar kendilerine emanet edilmiş yaşamı ve gezegenin yok edilmesine göz yumup ses çıkarmadığı istemeden de olsa onayladığı için tamamı cehennemliktir. Tabii bir de bu inançlar yanlışsa ki öyle olma ihtimali çok fazladır, o zaman gidecek başka dünya da yoktur ve boşu boşuna yaşamış olacağız hiç iyi bir şey yapmadığımızdan. Bu daha da korkuncudur maalesef. Ancak bu korkunç gerçeklikten maddi ve gerçek dünyayı yapay kabul ederek de tanrıya inanmakla da kurtulamazlar. Maddi dünyayı reddetmek sorumluluktan kaçmak için saklanan, suçlarını ve sorumsuzluklarını babasına ve Dünyaya atan şımarık ve açgözlü çocuğun tutumudur. Çünkü maddi ve gerçek dünyayı kabul etmek sorumluluğun bizde olması demektir. Bu saf gerçeklikle yüzleşebilmek herkesin cesaret edebileceği bir şey değildir. Tüm acılar ve yıkımların kurbanları bizim yüzümüzden varolamadan yaşayamadan yok edilmiş olacağı için. Geri dönüşü ve alternatifi de yoktur yaşamın ölenler bir daha geri gelmeyeceğinden. Bu durumda ilahi inançların bir olumsuz yönü de budur. Çünkü dünya yok olsa bile kimse kılını kıpırdatmaz nasıl olsa fani diyebildiği ve sanki bu durumda kendisinin hiç bir etkisi yokmuş gibi. Ör: Geçmiş yıllarda arabistanda binlerce insan şeytan taşlama sırasında ezilince Arap hükümeti dine sığınıp takdir-i ilahi demiştir. İnanca göre hacda ölen cennete torpilli girmektedir normalde günahkar biri olsa da. (Her şeyi de bilirler ne güzel kurtarıyorlar kendilerini insanlar arınma ve yeniden doğuş adı altında boyundan büyük günah işleyip yaratıcının affına sığınarak )
9. Anarşizm ve Devlet
Bir de konuyu bağlayabilsem daha güzel olacak. :D İnsanlar doğuştan günahkar, (o neyse) geri zekalı,sapkın ya da bozuk değildir. Yukarıdaki iki yüzlü mantık içinde bocalayıp yollarını şaşırırlar mutsuz olduklarından ve hepsi buna dayanamadığından. (Gerçekten dayanılmaz olabilir kişinin konumu ve coğrafyasına,çevresine göre yaşadıkları bazen maalesef) Çözüm için Halk ların ortak hareket edebilmesi ve kendi ipini eline alması şarttır temsilciler kendi kapasiteleri kadarını o da işine gelirse bilebilir. Çalışma hayatına baktığımızda yani örneğin bir fabrika olsun; Kendi içinde işlerin yürümesini zorlaştıran tek etken gene hazırdan fabrikayı sahiplenmiş ücretli işçi çalıştırıp ürettiklerini ona koklatmadan karını katlayan yönetici ve dalkavuklarıdır. Diyelim fabrika otomobil üretiyorsa, onlar olmasa da işçiler bunu yapabilirken işçiler olmadan sahipleri hiç bir çivi bile çakamaz otomobile de sadece gezmek için biner nasıl çalıştığını bile bilmezler. Ama suçlusu işveren ya da yönetici değildir yine de bunun. Onlar da aynı durumun acılarını farklı kaygı ve acılarla yaşamakta bunalmaktadırlar. Hiç bir işçi patronundan uzun süre iş yerinde tutulamaz örneğin. Yine sorumluluk Halk kitlelerindedir. Politikacıların oyunlarından kurtulup birbirleri ve karşı Halk kitlesine karşı bütünleşmek yerine, onları kullanan tüm yönetici sınıflara karşı organik bir alternatif işbirliğini kendileri yaratmak zorundadır. Oysa insanların kaderini çok daha acı bir şekilde belirleyen savaş söz konusu olduğunda, hiç bir siyasi mekanizma Halk oyuna başvurmadan ölüm göreviyle onları birbiri üstüne sürebilmekte; Halk ise alık alık ne denirse onu yapmakta, gerçekler ve bilimin yerine; hurafe,masal ve politikacıların yalanlarına inanmaktadır. Oysa tüm insanlar tek tek sorulduğunda aynı şeyleri istemektedir. Güzelce yaşamak ve yıpranmadan,kullanılmadan neşeli bir hayat sürmek. Anarşizmin çıkış noktası da bu özgürlüğe inanıyor olmasıdır, gerisi entrikadır.
Sonuç? Dünya gezegeninde bulunan tüm topluluklar ihtiyaçlarını karşılayacak refah a ve dolayısıyla da ortak bilinç e kavuşmadan yerel bir özgürlük mümkün değildir. Milliyetçilik, din ve dil ayrımı, kültürel farklılıklar insanlığın çocukluktan gençliğe geçtiği içinde bulunduğumuz bu zamanların bir çeşit kitlesel ergenlik bunalımından başka bir şey değildir bana göre. Fakat tek fark vardır o da bunaldığı baskıyı halk kitleleri kendi isteğiyle evrensel korkularını ve güvenliğini bahane ederek uydurmakta ve sürekli yeni nesillere dogmatik bir düşünme biçimiyle aktarmaktadır. Özellikle aile yapısı sürekli olarak bu yapıyı üretmekte,insan toplumu bir hatayı kopyaladığı için binlerce yıl boyunca aynı değer sistemlerine inanabilmektedir. Bundan kurtulmaya çalışanlarsa yalnızlığa gömülmektedir ve halk arasında buna düşünme hastalığı denmektedir. Demek ki halk düşünmemekte sadece komutları uygulamaktadır.
İnsanların hepsinin aynı bilgiye ve bilince sahip olup aynı şeyleri arzulaması mümkün değildir bugün o nedenle de. Anarşizm ise zaten bunu da öngörerek Marksistlerin bilinç kazandırma arayışının kendi kitlesel devletini otomatik olarak yarattığını söyleyerek bu tür örgütlenmelere karşı çıkmıştır.
Devletlerin aslında içinde yaşayanların milliyetinin hiç bir önemi yoktur. Bilim ve teknolojiyi güce en iyi dönüştüren kültürler, çağlar geçtikçe sırayla güçlü olmaktadır bir dönem boyunca. Dünyanın sorunu ve bunun yarattığı kirlilik ve acı da bundandır. 'Şimdi kim yönetecek' Bugün ABD birden yok olsa gene birileri çıkar elindeki güçle dünyanın geleceğini kafasına göre belirlemeye kalkışır. Belki doğu paktı, belki Rusya belki Çin. Kimse de bu yeni güç ün öncülünden daha iyi olacağını düşünmemelidir. Tıpkı tamamen psikolojik sağlığına kavuşup bütün kıpırtısızlıklarından,kaygılarından enerji dengesizliğinden kendini kurtaramamış ve kendi kendinin ahlakını yaratamamış doğal olmayan uygar bireylerin gerçek bilimsel niteliği ile orgazm tepkisine mutluluğa ve özgür raddeye sahip olamaması gibi,insanlık toplum olarak da sınırları,korku ve kaygıları olduğu müddetçe biri diğerini ötekileştirip yabancılaşarak egonun ve süper egonun toplumdaki hali olan yasa ahlak din ve devlet yapılanmaları içinde sıkıştığı sürece barış ve huzura ulaşamayacaktır. Çünkü tıpkı organizmanın normalde komut ile çalışan mekanik bir motor olmaması gibi toplum da hiyerarşi ile yönetilemez. Doğal emek demokrasisi ve sevgiye dayalı komünal işbirliğine yatkın olması gereklidir. Bu hayvanların tamamında olan bir özellik olduğu halde insanın korkusu aklının amacının tam tersine yönelerek hegemonya kurma ve sömürme işlevi kazanmasına yol açmıştır.
10. Anarşizm ve Bilim
İnsanlığın, bilim ve teknolojideki tüm ilerlemesine rağmen mutlakıyet düşüncesi tüm bireylerde bulunur. Hatta bilim bile teorik genellemelerinde bu mutlakıyet tuzağına düşmektedir. Örneğin prizmadan geçen ışığa bakıp beyaz ışığın 7 rengin birleşmesi olduğu gibi. Oysa prizmadan geçen beyaz ışık 7 renge ayrışmaktadır. Ya da evrenin genişlediğini bulguladığında sınırlarını bilmediği halde sınırlandırıp, geriye doğru işleterek mutlak tekillikten patladığına yorabilmektedir. Oysa tek bilinen kesinlik, evrendeki galaksilerin birbirinden uzaklaşmasıdır. Sonrasında kritik kütle hesabı ile bu görüşü desteklemeye çalışmış ancak veriler düşünülenin tam tersi çıkınca bu görüşten vazgeçmiş ancak yine mutlak tekillik yerine erken evrenin oluşum anı hakkında teorik fanteziler üretmeyi sürdürmüştür. Hesaplamaları teorileriyle uyuşmaz ve her boşluğa bir tanecik yerleştirir. Newton un ve Kepler in sistemlerinde güneş sabittir ve bunu gerçek kabul ederek sapma payı olarak sonradan hesaplamalara katar. Oysa görünüşe göre sabit bir referans noktası yoktur. İnsanın doğayı algılayışı her zaman sınırlandırılmış önkabullere göredir bunu daima esnetse de sonunda yine bir mutlak yetkinlik düşüncesiyle karşılaşırız. Evren neden oluşmuştur, Kim yaratmıştır vs. gibi kendiyle çelişen sorular bir sürü mistisizm e fanteziye hurafeye dayanak sağlar. Güneşin ve diğer 10 gezegenin birbirine göre yörünge periyotları kapalı sistemler oluşturmaz ucu açıktır ve asla hiçbir uzay cismi bir geçtiği yerden ikinci kez geçmez. Fakat dairelerle elipslerle işlem yapan insanoğlu bu geometrinin neden olduğu hataları yok saymak için mutlak ideal yapılar düşler.
Buradaki ana hata hareketsiz yetkinliktir. Bu düşünce geçmiş çağlardan bulaşmış olduğu ve bilimsel verilerle uyuşmadığı halde ısrarla yeni yetkin modeller oluşturulmaya çalışılır. Evrenler yatılır,paralel evrenlere geçilir vs. Oysa ne big bang anı ne evrenin sınırları varolan elde buna dair bir delili olan olgulardır. Varsayımdır. Bu noktada big bang teorisi sadece evrenin genişlemesine dairdir nasıl ortaya çıktığını ise açıklayan insandaki bu yetkin başlangıçlar,hareketsizlikler arayan mistik inancıdır. Doğa sürekli hareket ve değişim halindedir. Bir insanın,organizmanın,yaprağın morfolojik olarak merkezi bir yapısı ve mükemmel geometrik biçimi yoktur. Mükemmellik yetkinlik anlayışı, materyalizme dahi Euclid geometrisi vasıtasıyla geçmiştir. Kapalı sistemlerde çalışır. Π sayısını da bu yüzden hesaplayamaz. Π sayısı dairenin yarıçapa oranını veren bir sabit değerdir ancak sabitlenemez. Çünkü daire sonsuzgen dir. Doğru ile eğri eşlenemez. Mutlak yetkinlik anlayışı doğayı kapalı sistemlerden algıladığı için, bitki resminin matematiksel ifadesini yazmak neredeyse imkansızdır. Gezegenler de canlıların oluşumu da sabit şekilde değildir.
E=mc² formülündeki c² ifadesinin kütlesel karşılığı yoktur. Yani madde sonsuz ışık, ışık sonsuz kütledir. Newton un Calculus unda limit kuramı bunu öngörmektedir. Bir şeyi sonsuza bölerseniz hiçliğini, yani tam tersini elde edersiniz. Bu aksiyomdur. Yani gerçekliğini söyleyemeyiz matematiksel bir soyuttur. Ancak diferansiyel denklemler sonucunda eğri alanlar hesaplanabilmiş ve bu sayede uydular ve uzay araçları Newton ilkeleri dahilinde yörüngelere oturtulabilmiştir. Yani limit teoremi ve calculus sayesinde eğri alanlar hesaplanabilir.
Bu ne demektir? Fraktal geometride tekrarlayan hareketlerin sonsuza kadar sürmesine rağmen gerçek doğada bir tekrarlanma sınırı mevcuttur. Yani bir salyangoz kabuğu sonsuza dek büyümez,yapraklar sonsuza dek dallanmaz. Yani doğadaki özerk birimler kendi içlerinde belli bir sınır çizerler. Yani, Elealı Zenon un düşünce deneyinin tersine yaydan fırlayan ok bulunduğu konumu daima aşma eğilimi gösterir ve sonsuza dek gideceği yolun yarısını aşması gerekmez. Zenon hareketin imkansızlığını kanıtlamak için sürekli yarıya bölerek bir yolun tamamının aşılması için önce o mesafenin yarısının aşılması gerektiğini,ancak onun için de o yarı yolun yarısının aşılması gerektiğini söylemişti. Böylelikle matematiksel olarak bu işlemin sonu olmadığı ve her zaman için kalanın yarısı olduğu,dolayısıyla sonlu bir mesafenin sonsuz barındıramayacağını ya da sonlu zamanda sonsuz hareket olamayacağına göre hareketin imkansız olduğunu bir yanılgı olduğunu öne sürmüştü. Oysa, Newton Calculus una göre en son noktada limit teoremine göre aşması gereken yol “0” dır. Çünkü sonsun bölme 0 lamak ortadan kaldırmak anlamına gelebilir. Matematiksel işlemler de bunu daha yakın doğruladığına yani doğru hesaplarla uzay çağını yaratabildiğine göre Zenon ve statik evren modelleri ile birlikte,mükemmel,yekin,determinist olan her düşünce de yanılgıdır. 4 boyut içinde Planck uzunluğuna yani ölçülebilir minimum uzunluğa kadar sonsuz fraktalın olmaması gibi (4.05095531 × 10^-35 metre) Yani bu kaos boyutunun üzerinde sürekli olarak bir hareket ve atılım mevcuttur Zenon un oku tam tersine daima bulunduğu konumun ötesine geçer. Öyleyse gerçek yaşamda hareketsizlik mümkün olmayan bir şeydir. Zenon yanılmış, Herakleitos yine kazanmıştır. Parmenides okulu tamamen doğa dışı insan aklının ürünü olan bir yanılgıdır.
Evrende ve doğadaki asıl işlev harekettir, hareketsizlik mümkün değildir. Ancak İlkçağ dan bugüne kadar insanlık kıpırtısızlığa yani pasifize olduğundan beri hareketsizliğe yönelik düşünceler üretme eğilimine girmiştir. Bu 6000 yıllık ruhsal-bedensel durgunluğunun bir görünümüdür ve aklı ters işleyerek yaratıcılığını kapalı sistemler geometrisi içinde tüketmiş,sanatta ve müzikte,edebiyatta,mitolojide yer yer aşabilme başarısı gösterebilmiştir. Müzikte ve resimde varolan devingen görünüş sürekli kendini aşmasından ötürüdür.
Bu noktada Anarşist bakış açısının bilimde açık biçimleri,devingenliği, kapalı sistemleri,çemberleri,elipsleri reddederek, determinizm ve yetkinliği hor görerek neden kuantum, görelilik ve özellikle de kaos teorisinden güç aldığını anlamak kolaylaşır. Kaos kelebeğin kanadı, fırtınanın ve galaksilerin fraktalıdır. Ortaçağdaki mistik zamanlarda simya da ve matematikte kullanılmış altın oran dır. Altın oranın çıkışı da aslında eğri üzerindeki doğal geometrinin daha önce kare kullanılarak elde edilmiş halidir. Anarşizm kaos ister. Düzen karşıtıdır. Bilimde bile olsa insanın etkisiyle çevresine set yapılmış doğayı reddeder. Sistem ya da düzen tamamıyla insan merkezci anlayışın ürünü olduğundan Anarşizm determinist yetkinlik anlayışlarını yadsır. İnsanın da doğa gibi kendini örgütleyebileceğini öngörür. Doğanın bir şekle,sebebe,amaç a gereksinimi olduğunu düşünen metafizik anlayışlara bel bağlamaz. Bilimsel olarak Sosyalizm daima madde temelli diyalektik materyalizm yardımıyla mekanik bir insana ve eylemine yönelik anlayışlar geliştirirken, Anarşist bakış açısının kuantum kuramına,belirsizliğe ve kaos a öncelik tanığını gözlemleriz. Bu nedenle Marksistler, enerji bilimsel canlı işlev bilimi ve vitalist anlayışlar da dahil,orgonomi,kaos ve kuantum kuramlarının politik yansımalarına öznel idealizm yaftası yapıştırmaktadırlar. Enerjiye anlam vermek,libido dan bahsetmek bile Marksistler arasında idealizm olarak tanınmakta,mekanist bakış açısı aynen korunmaktadır. Tıpkı Mutlak devlet yoluyla devletin sona erdirilebileceğini düşünmeleri gibi. Oysa Sol un devrimci proleter yönü bilimdeki mekanizmini siyasal alandaki devletten yani yetkinlikten almıştır. Bu nedenle de sıradan Marksistler kontrolü ortadan kaldırmayı düşünmedikleri için niyetlerinde ciddi değillerdir. Barajı ele geçirmek nehri serbest bırakmayacaktır o duvarın derhal yıkılması gereklidir yoksa ilk kuraklıkta ki elbet bu olacaktır, yine ona ihtiyaç duyulur.
Evrim teorisine bakış açısında da Anarşizm türlerin hiyerarşik sıralamasını doğaya aykırı bulur. Yani bir piramit oluşturup evrimin en üstüne insanı yerleştirmek doğanın işleyişine aykırıdır. Evrim bir tasarımcı tarafından yaratılmamıştır dolayısıyla kendi kendini örgütleme biçimi her açıdan belirsiz bir çeşitliliğe neden olmaktadır. İnsanın 4 boyutu da kavrayan zekası ise bunlardan sadece biridir. Marksizm toplumsal evrime bakarken de buradan hareketle insanlığın sınıfsal savaşımındaki aşamalardan hareketle günümüzden sonraki evrimin emekçilerin denetimi olacağını öne sürer. Oysa Anarşizm için emeğin doğa üstü değeri abartılmıştır Marksizm’de. Emeğin kutsanmasına gerek yoktur tamamının çıkış sebebi ihtiyaçlara ve onların karşılanmasına yöneliktir.
11. Anarşizm ve Akıl
İnsan aklı evrimsel açıdan ortalama son 200 yıldır gerilemektedir. Mekanik-mistik anlayışı onu giderek daha da kıpırtısızlaştırmakta, bağımlılıkları artmakta ve hastalıklara yatkınlığı giderek kritik boyutlara ulaşmaktadır. Bağışıklığı zayıflamakta, korkusu artmakta, dolayısıyla global bir umursamazlık ve yabancılaşma içinde herşeye karşı kayıtsızlaşmaktadır. Bir noktadan sonra kaçınılmaz olarak tetiklenecek yıkımda ise kendisine yüklenen o güne kadarki enformasyon ne ise bilinçsiz bir tepki içinde korkusu ile davranmakta durmadan yeni yıkımlara yönelmektedir. Kimin kimi hangi düşünceyi neden sevmediğini sorduğunuzda aldığınız cevapların içerikten yoksunluğu ve salt korkuya dayanması bu acı gerçeğin ispatıdır.
Çarklar,dişliler,saatler bütün bunlar aslında bizim inançlarımızın yani dünyanın böyle olması gerektiğinde ısrarla inat etmemizin sonucudurlar. Patron ve işçi, ezen ezilen,işveren emekçi arasındaki çatışma ve gerilim ise aslında efendi köle çatışmasının bugünkü devamından başka bir şey değildir. Ancak doğuştan köle yapılmış insanların efendilerinden öğrendikleriyle özgürlüğe kavuşması gene efendilerin izin verdiği ölçüde aşama aşama olabilecektir. Bu ise çelişiktir çünkü itaat olduğu müddetçe kırılamaz. İtaatsizlik olmadan da kırılması imkansızdır. Oysa sıradan birey birey olamadığından kendi fikrini değil üstündekinin fikrine ortak olmayı yeğlemekte ben kimim ki fikrim olsun diyerek zincirlerinden kurtulduğunda yolunu şaşıracağından korkmaktadır. İşçiler de özgürlüğe kavuştuğunda hepsinin birer usta sanatçı, bilim adamı,filozof,zanaatkar olması gerekecektir. Çoğunluğun bilmediği bir gerçek der ki: Kendi kaderini hiç çaba göstermediği için eziklikle kabullenenler her zaman olabilecek en kötü ihtimalin başlarına gelmesine neden olurlar.
Yöneticilerin artık gerçekte ne işe yaradıkları bilinmektedir. Onlar faydasız asalak yiyiciler ve baş belalarıdır Halk için sadece. Çünkü 6000 yıldır varoluşlarını halk ın öfkesinden kurtarmak için sıkışınca yine Halk ları birbirine karşı kışkırtırlar. Bu yüzden de geliştirdiğimiz zekaya rağmen hayvanlardan daha beyinsiz bir pozisyona düştüğümüzü söylemek hiç zor değildir insan olarak binlerce yıldır yaşam alanımızda. Sadece doğa ile değil birbirimizle de savaş içinde olduğumuza göre bu 3 boyutu aşarak 4 boyutu kavrayabilen akıl ne işe yaramaktadır?
Yönetilmek beceriksiz ve aptal adamın çözümüdür. Pekala insanlar yönetilmeden de yaşayabilir bu bir kaos değildir. Asıl herkes, kendini seçtirip seçilmiş ilan eden birkaç adamın kafasına, şahsi düşünce ve çıkarına göre öylesine yönetildiğinden kontrolsüz kaos şu an alasıyla mevcuttur zaten. Doğal kaos ise kendi kendine örgütlenen yıldız kümelerinden canlılara kadar görülen olağan biçimdir sınırlara ihtiyaç duymadan örgütlenirken statik kalarak kendi kendinin yıkımına yönelmez. Bence bu da olacaktır yakında ancak şu an zihinsel ve bedensel hastalıklardan korkulmakta ama çare olarak yardımlaşma yerine fakiri daha da sömürmek için yüz binlerce insanın can verdiği, üretilenlerin yok edildiği savaşlar çıkarılmaktadır geri zekalıca güvenlik sebepleri uydurularak.
12 Anarşizm ve İnsan
İnsan denen memeli hayvan, işine gelince zeka sahibi insan, işine gelmeyince de birden bire hayvana dönüşerek; savaşın doğal olduğunu öne sürmek gibi bir saçmalık yumurtlayabilmektedir. Oysa bugünlere bizi getiren ne savaşlar ne savaş kahramanları ne de önderlerdir. Bilgi sayesinde gelindi bu çağa, bilen devlet adamları da oldu ama çok azdır onlar. Çünkü Halk ı ikna etmek için bir Peygamber kadar yürekli ve inatçı olmak gereklidir. Çünkü Halk hiç bir Dünya sorununun sorumluluğunu üzerinde taşımaktan hoşlanmaz.
Zora gelince huysuz çocuk gibi mızıkçılık yapıp "nasılsa yerime karar veren var ben kimim ki benim bir fikrim olabilsin başkaları için de olsa çalışıp işime bakmalıyım, yoksa günaha girerim, suçlanırım, cezalandırılırım sorgularsam" diyen çoğunluğa Halk denmektedir. Halk denen bu pasif kitleye gösterilen sahte saygı ise demokrasi adını almaktadır.
İnsan denen memeli hayvan 4 değişik çeşitten oluşur tıpkı temel elementler gibi diyebiliriz. Halk lar dan (Toprak), onları ulaşılmaz ideallerle kandırarak ya da peygamberlerin sözlerini çarpıtarak kullanan yöneticilerden, rahiplerden yani Kara ve Beyaz İde lerden(Hava), Halk ın içindeki, hastalanmış ve saldırgan ruh hastalarından oluşan ve bu nedenle Halk ın adaleti yazılı yasalar, seçimler ve silahlardan beklemesine neden olan ' sinir hastası yıkıcılar' dan (Ateş) ve tüm insanlık tarihini belirleyen, yaratan yol gösteren peygamberlere, deha lara, diğerleri yanında ulaşılmaz bir değere yükselebilen mucit yapıp mucize yaratabilen ve yaşatan eski değer yargılarını ve inançları,düşünceleri,felsefeleri,doğa algısını yıkarak daha genel ve kapsayıcı yenilerinin oluşmasına neden olan 'Gerçekten yaşayan insanlar' dan (Su) oluşur. Buradan hareketle, insanlığın patron ve işçi, ezen ezilen gibi birbirine karşıt basit kavramlar haline indirgenemeyeceğini görürüz. Hepside Halk tır onların. (ezen ezilen gibi) Hepsini birleştirip Ateşi kontrollü hale getirmek ise eski ya da modern peygamberlerin bile bugüne dek başaramadığı bir şeydir. Çünkü insan henüz ne olduğuna, ne olacağına karar verememiştir. Hayvansal güveninden ve kararlılığından da, insansı zekasından da bugün eser yoktur. Garip bir mutant olmuştur uygar insan. Her şeyi yöneticilerden o olmazsa mucizelerden beklemekten de utanmamaktadır hala üstelik bütün yaptıklarının bedelini sürekli yaşadığı halde.
Eğer bir Şeytan olsaydı buna tek aday insan kolaycılığı, umursamazlığı ve yaşayan doğaya karşı edindiği körlüğü kayıtsızlığı ve korkusu denecekti. Eğer geleceğin daha iyi olması bekleniyorsa ki ben de dahil tüm insanlar binlerce yıldır gençliğinde ve çocukluğunda böyle kandırılıp tersine tarih ilerledikçe her şeyin daha berbat olduğunu görmüştür; şimdiye kadar sürdürülen sistem bir işe yaramayacaktır bundan sonra. Bundan önce de yaramadığı her şeyi yavaşlatıp yok ettiği gibi.
İnsanlar madem o kadar zekidir o zaman hasta hayvanlığa lüzum yoktur düzgün yaşamak için. Boynumuzda bir tasmaya ihtiyacımız yoktur. O tasmaya sadece ucundan tutup bizim demeye muhtaç olan faydasızların ihtiyacı vardır Halk ın değil. O yüzden Anarşizm asla topluca örgütlenip devlete savaş açan 'iyi niyetli devlet' olmaya kalkışmaz. Madem enerji ve zaman kaybı gereksiz bir şey ise yok sayılmalıdır yok edilmelidir bir an önce bu yük. İyi niyetli devlet olmaz. Eskiden icat edilmiş olan kendini diğerinden korumaya yönelik ilkel bir girişimdir çünkü devletin her biçimi. Devlet düşman yaratarak varlığını koruyan huysuz bir asalak stabil organizasyondur. Savaşla da asla yıkılamayacaktır çünkü savaş sayesinde kurulmuştur ilk otoriter devlet. Fakat tüm savaşlar sona erdiğinde engellendiğinde, bir anlamı kalmayacak kendiliğinden o an yok olacaktır. Sürdürülen savaşlar yarı yarıya sistemin,kapitalizmin,emperyalizmin olduğu kadar onları koruyan gözeten yararlanan devletin de sürebilmesi içindir. Yani sadece kapitalizm emperyalizm değil, salt devlet iç çelişkiye düştüğü an yeni düşmanlar da aramaktadır. Örneğin ülkemizdeki devletin militerliği sadece burjuva çıkarından ötürü değil,devletin kendi varoluş yapısından kaynaklı bir savunma tepkisidir de.
İşte Anarşizmin sosyalist anlayışla en bariz farkı bu tespiti ortaya koyarak devletin sınıfsal olmasının ötesinde tek başına da otoriteyi kutsal ve dogmatik inançları koruması ve kendi varlığında toplaması özelliği ile ortaya koymuş olmasıdır. Emperyalizm ne kadar güçlenirse güçlensin, kendi içinde anlaşırsa anlaşsın, daima yeni devletlere ve oluşumlara doğru varolduğu sürece evrilecektir. Bugünden sonra bir ABD nin yıkılması hiç bir anlam ifade etmez. Sadece emperyalist mekanizmanın ana santral merkezinin yeri değişmiş olur. Teknoloji çağının bilinçli direniş grupları ve sefalet içindeki halk savunucularının bilmesi gereken bu noktadır. ABD ye ve halkına hükümetine değil,emperyalist sisteme karşı global direniş. Bunun dışındaki her politik muhalefet militer veya güvenlik provokasyonları ile halk a yabancılaştırılacaktır. Sistem yaklaşık 17 yıldır kendi yapısının otomasyonu nedeniyle çözülmeye başlamış,yaklaşık 8 yıldır da artık tamamen pasifize olmuş halk ları aralarında fark gözetmeden feda etmeye başlamıştır. Halk lar kendi yönetimleri yerine ötekine düşman olmaya programlandığı içinde bunu fark edememektedir. Bunu fark edebilen insan sayısı gerçekten çok azdır.
13. Ütopya ve Anarşizm
Bu nedenlerle anarşist bakış açısı sürekli bireysel özgürlüğü körükler. Sürekli onu uyandırmaya çalışır. Çünkü insanlığın kendiliğinden toplumsal olduğu, doğal yaşadığı komünal ve özel mülkiyetin olmadığı üretim aşamasından; tüketim aşamasına geçilmiştir. İhtiyaçlar için değil tüketilmesi için üretim yapılmaktadır artık. Buna insan gücü ve nüfusunun üretimi de dahildir. Meta üretimi insanların makinelerinin de yardımıyla doğal kapasitesini çok aşmıştır. Eğer bireysel özgürlükler yeniden doğal işbirliğine dayalı yapıcı üretime dönüşmez ise insan nesli yakın zamanda büyük bir ani yıkıma sürüklenecektir. Kritik sınır aşılmıştır bugün ve her yerde işaretlerini vermektedir artık. Artık çocuklarımıza atalarımızın izinden gitmemeleri gerektiği öğretilmeli, ata kültürü gerektiğinde lanetlenmelidir. Tüm değerler çelişik olup olmamak gözetilmeden şiddetle eleştirilmelidir. Yeni sayfa açmak için sosyolojik açıdan peygamberlere değeri belli durumlar için teslim edilse de bugünün değerleri ile birlikte temsil ettikleri herşey en acımasız şekilde eleştirilmelidir. Ancak bu yapılırken halk gibi birbiriyle savaşarak değil, halkın yanında olunarak temsilcilere karşı bu yapılmalıdır. Yoksa gelecek nesiller, bizden nefret ederek, kabuslar ve acılar içinde kendilerine yol çizmek zorunda kalacaklar kaçınılmaz olarak. Herşey yıkılmalı ancak bu yıkım ağrısız ve acısız olabilmesi için kökten olmalıdır en kaynağa inilerek.
Belki de artık büyük kentlerin de terk edilme vaktidir. Küçük gruplar oluşturup sorumluluk ve dayanışma ile pekala tüm insanlar birlikte yaşayabilirler. Seçilmiş temsilcilerin tahakküme dayalı yetki ve dokunulmazlıkları olmamalıdır bunun nedeni bellidir. Sahtekarlığa ve Halk ı sindirmeye dayalı egemenliğe dayalı yönetim biçiminin sonucudur bu. Parti kurmakla ve demokrasi adı verilmiş göstermelik legal sahtekarlıklar ile egemenlik asla kayıtsız şartsız Halk ın eline geçmez. Anarşist düşünce buna anlam verememektedir yüz yıldır. Halk ın hiç bir şeyde karar sahibi olduğu falan yoktur oy atmaktadır sadece uzun yıllar arayla. Seçilenlere soru soramamaktadır. Fakat eğer bir fabrikada işinizi yapmazsanız işten atıldığınız halde politikacı saçma ihtimallerden bahsedip binbir yalan atsa da politikacılıktan atılmaz. Çünkü politika bir şey üretmez düzgün çalışması şart değildir. Zaten çalışan bir şey de değildir gereksiz bir zaman kaybı ve israftır. Hatta politika hemen yasaklanmalıdır çünkü ondan başka söylediğinin tersini yapan başka hiç bir organizasyon daha yoktur. Olsa hemen sona erer, ancak politika pratiğe dayalı olmadığından binlerce yıl gereksiz yere varlığını koruyabilmiştir.
Politika bir fabrika ya da üretim çiftliği olsaydı asla üretim yapamaz daha bina yapılırken bile yıllarca nereye yapılacağı tartışılıyor sürekli kara değiştiriliyor olurdu. Asla da üretime geçemez ihtiyaca yönelik bir şey ortaya çıkaramazdı. Oysa fabrikadaki işçi ya da herhangi görevli boş konuştuğu an işini aksattığı an işinden olmaktadır çünkü amaç üretmektir. Demek ki tüm politikacılar işsiz asalaklardan başka bir şey olmadığı gibi en fazla paraya sahip olup bilmedikleri çalışma hayatına dair kararlar verebilme yetkisi ile donatılmışlardır. Bu durum ise akıl yoksunluğu olarak adlandırılabilir.
Anarşizm kaos dur, Anarşizm apolitik politikadır, Anarşizm doğadır,Anarşizm kendi kendini örgütlemektir. Anarşizm evrimdir, Anarşizm doğanın diyalektiğidir, denetimsiz akıştır. Anarşizm sınırsız özgürlüktür.
Anarşizm akıl ve aydınlanma yoluyla gerçekleşebilecek en son ütopyadır.
Uzun ve biraz ütopik görünen bir yazı oldu. Ama öyle değil. Aslında özet bu orijinalinin. :D Cümle hataları için şimdiden özür, ani geçişlerle anlatırken bazı konular karışmış iç içe girmiş olabilir. İdare etsin okumaya tenezzül eden. Kimsenin tamamını okuma sabrı gösterebileceğini sanmasam da yazmakta ısrarcıyım. Konu iki kelimeyle geçiştirilecek bir konu değil çünkü.
Chaos
Not: Yazı benimdir, başka sitelerde de yayınlanan bir yazının genişletilmiş şeklidir, tam hali sadece buradadır.
sayın chaos
Biraz karışık olsa da bilgilendirmeleriniz için teşekkürler. Şöyle demişsiniz :
Anarşizm kaos dur, Anarşizm apolitik politikadır, Anarşizm doğadır,Anarşizm kendi kendini örgütlemektir. Anarşizm evrimdir, Anarşizm doğanın diyalektiğidir, denetimsiz akıştır. Anarşizm sınırsız özgürlüktür.
Yazının temel teması da bu herhalde, sonuç bu. Ancak tüm yazılanlardan ben bir eylem planı bulamadım. Çernişevski nin deyimiyle :
Nasıl Yapmalı ;
Lenin in Deyimiyle :
Ne Yapmalı ;
Önemli olanın bunlar oldugunu düşünüyorum. Mücadele edilmeli mi, nasıl, ne şekilde ve hangi araçlarla ve de neyi hedefleyerek.
saygılarımla
evrensel-insan
08-05-2008, 09:11
Saygideger chaos;
Anarsizm, kavrami-kelime anlami olarak-duzensizlik, kuralsizlik,duzene bas kaldiri v.s. gibi tepkiyi dile getiren bir tanimdir.Bu ne zaman olur.Toplumlari bu verilen terimlere zorladigin-gonullu veya zorunlu-zaman.Yani bir duzene,kurala v.s.Peki neden?Cunku insanlik en belirgin ayrim olarak hak taniyan ve hukuku uygulayan-uzerine hak taninan ve uzerine hukuk uygulanan temelinde ayristirilmistir.
Anarsizmin, en gelismis ve bireye kadar inmis temelini nihilizm ortaya koyar.Anarsizm guce, karmasaya ve korku felsefesine dayanir.Gunumuzde anarsi yaratmak genelde duzeni korumak isteyenlerin veya istedigi duzeni yerlestirmek isteyenlerin basvurdugu bir olgudur.Yani duzen koruyucularinin kullandigi bir arac haline gelmistir.Buradan da cok acik ortaya cikarki teror-korku salmak-de bugun duzen koruyucularin bir aracidir.
Bugun dunya oyle bir durumdadirki duzen koruyuculari-kendi cikarlari dogrultusunda-sanki duzene karsi cikan varmis gibi gosterimi de ustlenmislerdir.Amaclari gercek ve bilinci yapilacak olan gelecekteki cikislara korku salmak ve goz dagi vermektir."iste boyle yaparsaniz,sonunuz bu olur, sonunuzun bu olmasini istemiyorsaniz uslu uslu oturun ve biz duzen savunuculari size neyi "layik"goruyorsak onunla yetinin"ortacag zihniyeti temelindeki suru psikolojisini diri tutmak ve bu tip araclarla korku felsefesini yaymak.
Insanlar arasinda birlik, beraberlik, butunluk bilinci dusunceye ve davranisa tasinmadikca; bu ayrilmisligin ayrimcilik dusuncesi evrensel temelde devam ettigi surecede anarsizm ve bilimum guc temelli yonlendirim ve yonetim de devam edecektir.
Bunun en guzel ornegi, amerikan idealizminin-bilhassa ikiz kuleler bombardimanindan sonra-dunyanin gozu onunde, ulkelere ve toplumlara yaptiklaridir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan gerçekten yazıyı okudunuzda mı yorumladınız yoksa şöyle bir göz atıp kendi fikrinizi söylemmek için sadece son paragraf üzerinden mi yorumladınız açıkçası pek anlayamadım. Eylem planı konusunda yeterince bilgi verdiğimi düşünüyorum algısı açık zihinlere. Anarşi yi terörizm ile karşılaştırıp amerikan emperyalizminin saldırısını anarşizm ile bağdaştırmanız ise tamamen saçmalıktan ibaret bir çıkarım olmuş. Argümanlarınız hiç net olmadığından aslında benim yazdıklarımdan daha karışık. Söylemleriniz anarşizm ile terörizmi birbirinden ayıramadığınız izlenimi yarattı bende. Nihilizm farklı bir felsefi akımdır anarşizm ile bağdaştırmak biraz temelsiz olmuş. Nihilizm anarşizmin en gelişmiş biçimi olmadığı gibi genellikle metafiziğe kaymasıyla ünlüdür. Bana kalırsa toplumsal düşünceleriniz sıradan Marksistler gibi fazlasıyla antikçağ idealizmine kaymakta bu nedenle anarşizmin argümanları noktasında liberal etiketlerle yorumlarda bulunmaktasınız bilinçsizce. :)
evrensel-insan
08-05-2008, 10:50
Saygideger chaos;
Yazimin icerigine degilde, yazimdan cikarmis oldugunuz anlama ve yorumunuza tesekkurler.
Nihilizmin terorizm ve anarsizm ile olan baginin algisini sizin dusuncenize birakiyorum.Yalniz size birkac tane sorum olacak:
Anarsi ve teror insanoglunun dogal yapisimidir?
Yoksa dusuncesinde yaratip davranisa tasidigi bir olgumudur?Yada baska bir sik.
Ikincisi:Anarsi ile teror arasinda kokensel bir bag varmidir? Yoksa birini digerinden ayiran veya tamamen farkli kilan temel,koken,icerik v.s.-varsa-nedir?
Eger bunlarin kokeni nihilist felsefeden feyz almiyorsa; hangi felsefe bu iki kavramin temelini olusturur? Ya da iki kavramin-ki koken olarak farkliysa-ayri ayri felsefi temelleri hangi felsefeye dayanir?
Ilk insanoglunun biribiri arasinda baslayan farklilasmasiyla-birinin digeri uzerindeki hakimiyeti, erki;digerinin bu hakimiyete erke teslim olmama mucadelesi karsitligini; bilinclemi, dogalliklami yoksa dusunceylemi bagdastirirsiniz? Yada bska bir sik.
Bu ilkel karsitliktaki teror-korku salma-ve anarsi-boyun egmeme ve bunun yansitilmasi, yani"boyun egmezsen sana bunu yaparim"temelli dusuncenin gosterime sunulmasi.Karsitliklardan hangisine aittir ve neden?
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
Yazınızın içeriği pek bir temelden yoksun önermeler içerdiği ve nesnel örneklerden yoksun olduğıu için pek tutarlı bulunmamış olup çıkan sonuç da bu tutarsızlığınızın bir devamı olmuştur.
Nihilizmin anarşizm ve terörizm ile doğrudan bağı var mı bilemem o sizin öznel önermeniz ancak anarşizm ile terörizm arasında doğrudan bir bağ olmadığı da ortadadır.
"Anarşi ve terör" diye birşey yoktur. Bu bileşke uyduruk kavram egemen sınıflarca ve otoriter devletlerce dayatılmakta, onları sorgulamada eksik olanlar aynı şey gibi değerlendirmektedir. İnsanın doğal yapısı kendiliğinden işbirliğine yatkın ve uyumluddur. Uygarlık öncesindeki onbinlerce yıl da bunun kanıtıdır. Sınıflaşma sonrasındaki egemen sınıflarla ezilen sınıflar arasındaki çatışmanın en şiddetli biçimi olan terör ise insanın bozguna uğratılmış doğal yapısının nefret tepkisidir,dövülen ve aç bırakılan hayvanın ısırmasıdır.
Her ikisini de insanın eylemleri ve içinde bulunduğu toplumun olumlu ya da olumsuz dayatmaları belirler. İnsan eylemi düşüncesinden,düşünceleri yaşam biçimi ve eyleminden bağımsız gelişemez diyalektiktir. Bu ayrımcı değerlendirme platonist bir metafizik dualizm dir. Gerçek hayatta böyle bir ayrım hiç bir bireyde yoktur. Öznel idealizmin sonucudur. Sik ise erkek cinsel organının argodaki ismi olup konumuz ile bir ilgisi yoktur.
Anarşizm ile terör arasında kökensel bağ bulunmaz. Biri otoriteye itaatsızlığı benimser,terör ise otoriteyi yıkmayı benimser. Ancak terörün çözümü yoktur yıkmak önemlidir ve bu uğurda her şey mübahdır. Anarşizm ise yıkılmak istenen otoritenin dayanaklarını sorgular ve ona olan imana savaş açarak işe başlar. Anarşizm mutlak kuralsızlığı ve yıkımı otoriteye karşı önerir ancak bu insanın doğal işbirliğine girebilmesi içindir. Çünkü bunu bozarak sınıfları yaratan hiyerarşik otorite mekanizmaları ve tahakkümdür. Dolayısıyla anarşizm terör yoluyla yıkımın başka otoriteye yol açacağını da bilir oysa amaç ona gereksinim duymadan organize olabilmektir.
Nihilizm sadece Amerikan filmlerinde terör ün ya da anarşizmin temeli olarak gösterilir. Oysa terör örgütleri ya aşırı sağ ya da marksist sol temelli bir kılıf ile öne sürer. Ancak son derece içe kapalı,kurallı neredeyse sol bile olsa dini duygularla bağlılık gerektiren yapılanmalardır. Anarşizm bunu dışladığı ve insan üstü otorite tanımadığından dolayı Anarşist terör örgütüne pek fazla rastlanmaz. Çünkü insanları idealist bir otoriter anlayışa ortak etmeden ajite etmek mümkün değildir. Nihilizm ise değerlerin reddidir. Anarşinin temeli nihilizme dayanmaz mutlak özgürlüğe dayanır. Terör ise karşı ırkçılıktır. Buradaki karşı ırkçılıktan kasıt kendisine yapılan ırkçılığa tepki olarak ortaya çıkan ve varoluş mücadelesinin nefrete dönüşüp sapmasından ötürü otoriteye benzeşen ırkçılıktır. PKK sempatizanı Kürt lerin Kürt faşisti ve Türk ırkını ve kültürünü aşağılayıcı tavırlarından görüldüğü gibi. Ancak başlangıçlarını Marksist-Leninist hareket kılıfında sunmuşlardır hakim devletin Türk ırkçılığı yapmasından ötürü. Nihilizmin hiç liği idealist kafayla doğu nun nirvanasına da benzetilebilir ancak varoluşçu nihilizm bir ahlaki kısıtlayıcı değer reddi, mutlak nihilizm idealist hale gelmiş olan olumsuzlamadır. Eyleme yönelik olmayıp öznel olarak varolan metafizik bir felsefedir. Dolayısıyla politik mücadelelere dışardan yamansa da onlara temel oluşturmaz. Felsefi olarak anarşizmi bir metafizik felsefi akım ile bağdaştırma düşüncesi de idealisttir. 20 yüzyıl öncesindeki tüm felsefi akımlar her şeyi ya idealizme ya da bilinmeyen birtakım töz ler ile bağdaştırdığı için Anarşizm kendi başına bir felsefi akımdır, diğer rasyonalist,metafizik,determinist idealist felsefi akımlardan feyz almaz. Birçoğundan esinlenir ancak hepsini de eleştirir. Marksizm in yaptığı gibi. Ancak Anarşizm onu da eleştirir. Nihilizm ise yok sayar, yokluk düşüncesi vasıtasıyla çoğunlukla olumsuzlamadan ibaret kalır. Ancak kendini de olumsuzladığı noktada tanımsız olacağından alanı pratikte metafizik idealizmden ileri gidemez. Çünkü insan eylemi ve sonuçlarını da olumsuzlar.
İlk İnsan eylemi hem doğaldır,hem düşünseldir, hem de bilinçlidir. İnsan eylemi sürekli bilinçli olan bir ötelenmedir. Dolayısıyla bilincin bugünkü bakış açısından hareketle ve bu birikim ile geçmişte olmadığını öne sürmek tarihe de idealist bakıldığını gösterir. İnsanın doğal biçiminde diğerini ezerek hakimiyet kurma arzusu yoktur. Ancak uygarlık aşamasına getiren mülkiyet ilişkileri ve bunun sonrasındaki üretim ilişkileri bazılarının diğerlerinden avantajlı olmasını sağlamış bu nedenle de oluşan sınıflar arasında bir gerilim oluşturmuştur. Avantaja sahip olamayanların egemenlere karşı mücadelesi de bitmemiştir bu nedenle. O yüzden egemenler ve bunu dayandırdıkları otorite varoldukça kendileri zor durumda olan ezilenler buna karşı mücadele etmeyi terör de dahil sürdürecektir. Ancak egemenlerin çoğu bundan habersiz olduğundan çünkü varolan hiyararşinin doğada da tanrısal iradeye kadar olduğunu zannettiklerinden bu düşünceler tamamen sona erene dek yani kendi çelişkilerinde yok olana dek, eylem alanında da karşılıklı savş sürecektir. Biri diğerini yaratacak ve bu döngü sönümlenene kadar varlığını sürdürecektir. Topyekün insanlık yeniden global işbirliğine geçene kadar,yani otorite olmadan kendi hayatını sürdürebilecek organik bağlara kavuşana kadar otoriteler arası ve içi çelişki yıkımı devam ettirecektir. Terör nefret ve çaresizlik ile,anarşi otoritenin reddi ile varlığını devam ettirecektir. Her birey organik bağlar ile gerekli oorganize yapıya kavuştuğunda ise otorite ve hiyararşi artık lüzumsuz olacağından insan uygarlığı da organik bir yapıya yeniden fakat bilinçli yani doğasını bilerek ulaşmış olduğundan anarşizm toplumun doğal hali olacaktır. Daha önce de söylediğim gibi sik ise erkek cinsel organına verilen argo bir isimdir ve konumuzla hiç alakası yoktur.
Son sorunuz içerik olarak manasız ama yine de şöyle cevap vermeye çalışalım, terör korku salarak otoriteyi zayıflatma amacı gütse de anarşinin otoriteyi reddi korku üzerine değil lüzumsuz görme üzerinedir. Korku salma otoriteyi kabul eder ve ondan aldığı güç vasıtasıyla korku yoluyla panik yaratmaya yönelir. Dolayısıyla buradaki karşıtlık terör için zincirden kurtarılmış aç ve nefret dolu denetimsiz saldıran bekçi köpeğinin,anarşizm ise kafeste huysuzca dolaşan vahşi hayvanın tepkisidir. Köpek korktuğu için korku salar terör de otoriter olduğundan otoriteye karşı korku ile savaşır. Anarşizm ise doğal durumunu özleyen içgüdüsel özgürlüğe öykünür ve buna değinir. O nedenle tepkisi zincirlere olup kapı açıldığında kendi ilişkilerini yeniden doğal yollarla kurarak kendi doğasının gereğini yapmaya yönelir ve bunu arzular. Yani yine terörün otoritenin huysuz ve saldırgan çocuğuu,anarşizmin en baştan beri varolan insanın doğal özgürlük dürtüsünün köleliğe boyun eğmeyen dışavurumu olduğunu gözlemleriz. Anarşist düşünce ya da eylem komünal hayata uyumludur, çünkü orada otorite değil kendiliğinden işbirliği mevcuttur. Terör ise otorite olmadığına sinirlenen otorite arzusudur ve uyumsuzdur. Komünal bir yaşamda da yıkımı sürdürecek en sonunda kendi de dahil herşeyi yıkacaktır. Hastalıklı bir tutumdur.
evrensel-insan
08-05-2008, 12:38
Saygideger chaos;
Sorularimla ilgili dusunce, yanit ve yorumlarin icin tesekkurler.
Saygilarimla;
evrensel-insan
sayın chaos
Biraz karışık olsa da bilgilendirmeleriniz için teşekkürler. Şöyle demişsiniz :
Anarşizm kaos dur, Anarşizm apolitik politikadır, Anarşizm doğadır,Anarşizm kendi kendini örgütlemektir. Anarşizm evrimdir, Anarşizm doğanın diyalektiğidir, denetimsiz akıştır. Anarşizm sınırsız özgürlüktür.
Yazının temel teması da bu herhalde, sonuç bu. Ancak tüm yazılanlardan ben bir eylem planı bulamadım. Çernişevski nin deyimiyle :
Nasıl Yapmalı ;
Lenin in Deyimiyle :
Ne Yapmalı ;
Önemli olanın bunlar oldugunu düşünüyorum. Mücadele edilmeli mi, nasıl, ne şekilde ve hangi araçlarla ve de neyi hedefleyerek.
saygılarımla
Marksist Leninist perspektife göre devleti ele geçirmeye yönelik eylem planları dışındaki hiç bir düşünce önem arz etmez sorun da bu zaten dilaver. Yani hangi sosyaliste sorsak eylem nedir diye sorarken sorduğu; ee? Devleti nasıl ele geçireceğiz? Sorusudur. Ben otoriteyi ele geçirerek yıkmanın gerçekliğine inanmam ve iyi niyetli devlete de. Onu oluşturan dinamikler genellikle insan düşüncesinde varolan hiyerarşi anlayışıdır.
Örgütsel otoriter yapılarla olmaz çünkü aynı şey zaten kapitalist devletçe de yapılıyor ve gelişme törpüleniyor. Devleti ele geçirmeye yönelik değil onu etkisiz kılmaya yönelik düşünceler geliştirilmelidir aksi takdirde egemenler değişse de horoz dövüşü sürecektir. Çünkü devlet o arenanın kendisidir zaten ve güzel arena yoktur. dolayısıyla doğaya ve insana dair olandan yola çıkılmadıkça lenin in ne dediğinin bir önemi yok, Marks ın da. Çünkü pratiğe geçirebilecek kitleden yoksun onların dönüşüme lokomotif seçtiği gruplar. İlle de organizasyonu yapacak yetkeler gerekecekse bunun yolu işçi devrimi de olmaz yerel olması da kapitalizmi zedelemez, hatta işine gelir. Bilim adamları olmalıdır ancak onlara işçilerden az ya da çok güvenebilecek konumda mıyız? Hayır. Sen politika diyorsun ben politika yasaklansın diyorum. Sen devleti ele geçirecek devrim diyorsun ben devleti gereksiz kılacak organik yapılanma diyorum.
sevgili chaos
İster istemez burada devlet nedir sorusu ön plana çıkıyor. Devlet şayet sınıflardan bagımsız bir şey ise, dediklerinde haklı olabilirsin. Ama devlet sınıflar ile birlikte ortaya çıkan bir kurum ve de siyasi bir kurum. Ben devleti kabul etmiyorum,siyaseti kabul etmiyorum demek sınıfları kabul etmiyorum demektir. Devletin ortadan kalkabilmesi için ona temel olan şeyin, yani sınıfların ortadan kalkması gerekiyor. Toplumdan siyaseti kaldırabilmek için gene sınıfların yok olması gerekiyor. Siyaset de hukuk da sınıfların ürünü ve mekanizması.
Politikleşmiş bir toplumda politikayı ortadan kaldırabilmek için gene politikadan başka bir seçeneginiz yok. Devleti ortadan kaldırabilmek için gene devleti kullanmak zorundasınız. Örgütlenip siyasi mücadele vermek zorundasınız. Burada tayin edici olan mesele devlet erkinin ne kadar yaygınlaştırılabilecegidir.
Ekim Devriminin şiarı Tüm İktidar Sovyetlere idi, ve bir süre de bu devam etti. Olması gereken de bu idi. Toplum bir taraftan tamamı ile sovyetleştirilirken, diger taraftan da iktidarı kullanması gerekiyordu. Bu süreç içinde de kır ile şehir, kafa ile kol emegi arasındaki çelişkilerin çözülmesi gerekiyordu. Kafa ile kol emegi arasındaki çelişki çözülmeden sınıfları ortadan kaldıramazsınız. Bu da çalışma zamanının azaltılması ile mümkün olan bir hususdur. Bu zamanın azaltılması ise elbetteki belli bir üretim seviyesi ile mümkün olabilir. Teknoloji ve üretim.
Böylece en geniş yıgınlar devlet erkini kullanabilecekleridir. Bunun tek yolu da yerel iktidar kararları ile merkeziyetçilikten uzaklaşmaktır. Toplumun komünalleşmesi için zorunlu bir aşamadır bu. Uygulayımda ise bunun tam tersine şahit olmaktayız. Nedenleri ise ayrı bir tartışmadır.
Somut bir duruma bakalım. 1 Mayıs yasagına karşı mücadele edilecekse politik bir örgüt gerekir. Tecrübe bunu gün ışıgına çıkarıyor ve dayatıyor. Şimdi hem mücadele edeceksin hem de politize olmayacaksın. Peki bu mücadelenin aracı ne olacak. Mücadele politik ise politik araç kullanmak zorundasın.
Tamam devlet ortadan kalksın, ama sınıflar var oldugu müddetçe ve geçiş döneminde bölüşüm ilişkilerini kim yürütecek. Bir noktada sana katılıyorum. O da böyle bir ortam chaos dogurur ve chaosu çözmek için gene bir şeylere ihtiyacın olacaktır, bu mekanizma nedir.
saygılarımla
Uygulayımda ise bunun tam tersine şahit olmaktayız. Nedenleri ise ayrı bir tartışmadır.
Ana ekseni budur benim yazımda bahsettiğim de zaten. Yani ayrı dediğiniz tartışma konusu benim yazımın içeriğini oluştururken sınıfsal olarak yönetimin ele geçirilmesi konusundaki tartışmalar da benim açımdan teoride kalıp pratikte gerçekleşmeyen ayrı br tartışma konusudur.
Kişisel fikrimi soracak olursanız teoride anarşizm i savunduğumu söylemeliyim bu noktada. Dikkat edin anarşistim diyemiyorum çünkü bunu dediğim an bütün küçük burjuva yaşam biçimlerini de reddetmem gerekiyor. Hatta anarşist pratik açısından komünal yaşama yönelmem ve kentsel yaşamı ve ideolojiyi reddederek yaşamam gerekir. Ancak aynı sorun basit komünal hayata da yansıyacaktır. Üretken kabiliyetini yitirmiş bir toplulukla bu komün için 50 kişi olsa da devrim için milyonlarca emekçi olsa da farketmez pasifist ve hazırcı bir anlayış onlara yüklenmiş olan misdyona aykırı tavırda bulunma nedenlerini oluşturur. İşte bu nedenle beklenenin tam tersine proleter devrimler tek partili devlet diktatörlüklerine dönüşmekte, ekonomik krizler ve sınıfsal uçurumların artması kitlelerin sol a değil sağ a kaymasına neden olmaktadır.
Marksist teoride gördüğüm bir açıktan bahsetmem gerekirse; teorik yani iktisadi ekonomi politik eleştiri noktasında Marks ı hatalı görmüyor olsamda egemen ideolojilerle yönlendirilmiş egemen düşüncelerin savunuculuğunun, sadece egemenlerin ideolojisiymiş gibi düşünülmesi noktasındaki hatalı Marksist yorumlara katılmıyorum. Yani ezilen sınıfların tepkisel diyalektiği hiç düşünülmediği,olguların altında yatan psikoloji marksistlerce yok sayılıp sadece komünizm toplumun sağlıklı olmasını sağlayabilir dendiği için bir paradoks doğmaktadır. Evet ezilen ve ezen ayrımı toplumların akılcı yaşamasına engeldir bu doğru. Ancak ezilenler ezici ideolojilere ezilmelerinin vermiş olduğu bir nefret tepkisi ile daha da sıkı bağlıdır bu da doğru. Yani bir fabrikatör ün faşist olması karşılaşılabilecek bir olgu olsa da orta sınıftan ya da ezilen sınıftan kişilerin ırkçı ya da faşist olma ihtimali onlardan daha fazladır. Sürekli aç bırakıp dövdüğünüz insanların bu hayat mücadelesinde liderlik üstleneceğini düşünmek saflıktır. İşçi sınıfı devrime meyilli değildir, en büyük yanılgı da budur Marksizm de. Bu acı gerçeğin devamı da vardır Marksizm işçi ya da emekçi sınıfın devrim idealine inanır,çünkü bundan başka yol bulamamıştır. İşçiler yani proleterler devrimci olmak zorundadır. Yoksa daima sömürülecektirler. Evet bu da doğrudur. Ancak bu düşünce hayatın da acı bir gerçeğidir. Bunun doğru olması işçileri devrimci yapmaz. Aksine egemen devlet ideolojisi ekonomik çıkmaza düşüp birilerine savaş açtığında cepheye ilk koşacak kahraman enayiler de bu işçilerden çıkacaktır. Üslubum için bağışlayın ama çoğu tecrübeli aktif sol politikacının yenilgiden, işkenceden,satılmışlıktan ve yalnızlığa mahkum kalmaktan dolayı kızgınlıkla ifade ettiği gibi işçi sınıfı kaderine razı olmuş ayak takımıdır. İnançlar,gelenekler,Din, ideoloji,polityika konularında nuh diyip peygamber demeyen köle ahlakı ile kuşatılmışlardır. Köle ahlakının temeli de batıda hıristiyanlık ile doğu da aile ve lider ideolojisi ve çile geleneği ile ifadesini bulur. İstemek ile gerçekler arasındaki uçurum büyüktür. Emekçiler devrimcidir diyerek onların yardımı ile devlet onların eline geçmez. Geçecek olursa da şimdi ne yapacağız diye aval aval bakacaklardır. Bu da zamanımız sosyalist ülkelerdeki otoriter partili sınıfın doğması demektir. Çünkü emekçilerde kendi geleceğini çizme yeteneği yoktur. Politikanın çıkış noktası da budur.
Bu politika bu düzeni sürdürür. Çünkü politika hiyerarşiktir. Devrimci de olsa yine hiyerarşiktir. Politik yollarla da hiç bir şekilde ezilenler uyanmaz, tersine kendilerini yönetecekler arasında seçim yapmayı öğrenirler. Kendilerini kimin yöneteceğini düşünen bir kitlenin kendi kendini yönetebileceği güleri özleyen marksist ideoloji de bu noktada kendi teorisi ile çelişkiye düşer. Marksizm daima sınıfsal bilinç dönüşümünü sınıf mücadelesinin arkasındaki yedek güç olarak algılama hatasında bulunduğu için, habire devrim tasarısı kurma sanatına dönüşmüştür. Dönüşüm öne alınmamıştır. Bütün devrimci örgütler her çağ da 5 sene içinde devrim olacağına şartlandırılmış aptallarla idare edilen politik slogan atma oyununun figüranlarıdır. Silahlı mücadele ise daha da berbattır çünkü bu uğurda insanlar ve hayatlar da feda edilebilir, tabi bu sebeple ırkçılık ve faşizm güçlenir. Örneğin yurdumuzun akılsız sol ideologları ezilen sınıf milliyetçiliğinin devrime neden olacak kırılmayı yaratabileceği gibisinden saçma bir fikire sahiptir. Oysa ezilen sınıf milliyetçiliği ile ezen sınıf milliyetçiliğinin karşılıklı savaşı milliyetçi ideolojinin devamını sağlar ve daima da bundan emperyalizm faydalanacaktır, ne ezenler yenilir ne de ezilenler zafer kazanır.
Aynı nedenle emekçiler de kendi haklarını savunanlardan nefret ederler. Örneğin 1 Mayıs da işçi örgütleri inadına Taksim e çıkma kararı alsaydı çıkacak çatışömalarda ölümler de olacak, orta sınıf solcu ideolojilerden,işçiler de bu kararı alan sendika yöneticilerinden nefret edecek, en son olarak akıllarına kapitalizm gelecekti. O yüzden sendika yöneticileri mecburen geri adım atmışlardır çünkü Türk insanı "Allah yeter ki devletimize zeval vermesin vatan sağolsun diye düşünen insanlardan ibarettir, işçisi de memuru da.
Bu nedenle ben her türlü iyi niyetli tasarının politik yalan olduğunu iddia ediyorum. Sosyalist örgütler duygu sömürüsü ile devrim yapacağını sanırken,emperyalist kukla politikacılar da refah yalanlarıyla aynı kitleyi uyutur. Kitle uyuduğu ve bu asalakları adam sayıp dinlediği içinde uyanamaz. Dolayısıyla benim politik reddetme noktam apolitizm değildir tam tersine mevcut politikaların tamamına karşı söylenmiş radikal bir protesto önerisidir. Mümkünse her türlü sivil itaatsizliği de içeren, vatan haini olmayı dahi önerebilen,emperyalizm ile mücadele ediyoruz diyen ABD karşıtları ile alay eden filistine özgürlük diye nara atan sosyalist ideologları aptallıkla suçlayan bir söylemdir. (filist lerin % 90 ı Allah a tapan feodal itaatkarlar sürüsüdür zaten nasıl kurtaracan onları) Ezilen sınıfların düşmanı kendisidir. Dışardan kimse kurtarılamaz. Kendi adıma tek yapabileceğim bütün bunların çıkış noktasını anlatıp farklı düşüncelere olanak sağlamaktır. İnsanların % 80 inin itaatkar olduğu bir gezegende yerel politik araçlarla bir devleti ele geçirseniz bile dünya devrimine küba kadar katkınız olur en fazla ki o ve benzeri ülkelerde de lider anlayışı hakimdir devrimin lokomotifi olmuş liderler ömür boyu devlet başkanı kalır çünkü onlardan başka plan yapan yoktur. İşçi önceden emperyalistçe eziliyordu fakirdi yoksundu şimdi de ülkesi için devrim için ülkesinin ülküsü içinn bilmem ne için, o için, bu için yoksuldur, yoksundur, gene ezilmektedir. Küba da tutup özgürlük dersen emperyalist işbirlikçi ilan edilirsin. Ne fark eder? Şimdi de bölücü anarşist işbirlikçi isyankar terbiyesiz ahlaksız ilan edilmiyor muyuz? Kim ediyor? Devlet. Paradoks bu. Devlet olabilmesi için sınıflar arası çatışkı olmak zorundadır. Sınıflar olduğu için devlet ortaya çıktı ilk önce bu doğru. Fakat onu sürekli yaratıp devam ettiren,hukuk dan siyasete ve ideolojilere kadar da sürekli üreten yine devlettir. Dolayısıyla devleti ortadan kaldırmak için devlet kurmak,yangını söndürmek için yangın çıkaran fakat rüzgarın hep aynı yönden eseceğini zannedenlerin düşündüğü saçma bir fikirdir.
Devlet nedir? Belli bir sınıfın üretken güçleri kullanarak üretim ilişkilerini denetlemesidir kısaca.Oysa ekonomi üretim ilişkilerinin kendisidir, üretken güçler ve onları yönlendirenler değil. Dolayısıyla Marksizm den çıkan sonuç politikanın yok edilmesinin gerektiğidir yine o perspektiften de bana göre. Bunun siyasal yolu yoktur.
Bu üretim ilişkilerini türlü kuralları tepeden indirerek denetleyen sınıf otomatikman asalak sınıfa dönüşür ve yeni bir sınıf savaşımı yaratır. Asalak sınıflar arası kurallar da uluslararası politikayı ve denetledikleri kitlelerden ibaret olan devletleri oluşturur. O devletler de o politikacılarda o kitlenin ortak yansımasıdır onlardan bağımsız oluşamaz. Ezenlerin zorbalık miktarını da, ezme biçimini de,ezilen çoğunluğun inançları ve ideolojisi oluşturur. Hiç birtakım komplo teorileriyle dünyayı yönetenlerin ezilenlere yüklediği gizli planlar ve ideolojiler demeyiniz boşuna, kör kör parmağım gözüne ortadadır ki, sıradan bir kobi sahibi adam sınıf savaşımları ve tarihi ve ekonomi politik ile değil, Hülya Avşar ın ahlak yapısını kafasına taktığı için gider Tayyip Erdoğan a oy verir. Devrimci Sovyet iktidarı bu tür burjuva yaşam biçimini ve özentiliğini gereksiz lüks diyip yasaklayınca sandı ki bundan kurtulacak. Hayır o adam öyle, bu sefer de Politbüro daki bilmem kim in metresini araştıracaktır yine tarih ve iktisat ile uğraşmaz. Devrim olunca Halk yeni kralı alkışlar eskisine lanet edip, krallığın kendisini değil. Bu heriflerin her dediğini neden yapmak zorundayız diye düşünmez koyun olmuştur o artık yönetme ve yönetilmek istememe kendi denetiminde ekonomik ilişki yaratabilme potansiyeli yoktur. Devlet bu potansiyelinin yeniden gelişmesine engeldir çünkü. Dolayısıyla sınıfları yaratan ilk devletlerin oluşumundan hareketle zamanımız devletlerinin temelinin de sınıfların olduğunu düşünmek sadece bu durumun teşhisinde işe yarar. Yani asalağı teşhis ettik Marksizm ile fakat tedavi berbat çünkü asalağı vücuttan atmak gerekirken hastalığı yaratan etkeni bir türlü ortadan kaldıramıyoruz çünkü bütün vücudu yani insan uygarlığını hala hasta yapan durumu korumakla meşgulüz geçiş aşaması adı altında. Geçiş aşaması diye birşey yoktur, geçmez o aşama çünkü ilk devlet de geçiş aşaması olsun diye kurulmuştu ondan sonra kurumlaşıp geçilmez hale geldi. Ne kadar plnlı devlet o kadar hiyerarşi ve otorite. Bu kadar otorite de sınıf denen ezen ile ezileni yaratır. Yeryüzünün en büyük tiranlşarından biri olmuştur tüm devleti dolayısıyla bütün üretim ilişkilerini ve askeri polis gücünü temsil ettiği için Stalin. Stalin sevilmez sebep olduğu hayal kırıklığı nedeniyle. Peki Stalin Adolf Hitler gibi bir palyaço mudur? Hayır ondan akıllı olduğu için daha da berbattır. Çünkü adam Sovyet e başkan olmuştur bu da demektir ki en berbat Tiran Stalin in kişiliği ile alakası yok olayın sistemden kaynaklı bir durum. Hitler de palyaçodur ama bütün alman orta sınıfı da kendini üstün zanneden ezilmiş geri zekalılardan ibaret palyaço topluluğu olduğu için kendinin askeri üniforma giymiş hali olan o eğitimli kurnaz salağı bir şey zannedip iktidar yapmıştır dünyayı ele geçirip insanlığa hükmedip zengin olacaz diye. Sol ideologlar da der ki bu insanları kurtaralım emperyalizmden. Nasıl? Adam emperyalist olmak istediği için emperyalizm var nasıl kurtaracaksın? Çoğunluk zorba olamadığı için öyle iyi insan taklidi yapıyor ver eline herhangi birinin orduyu görürsün Hitler in aslında ne kadar iyi bir insan olduğunu en azından sadece yahudilere takmış kafayı. Bizde de gir herhangi kahvehaneye bütün ekonomik güçsüzlüğü Kürtlerden, solculardan vs. den bulan yığınla adam bulursun, yap birini iktidar orduyu da ver olsun sana Hitler değil Mehter, ama aynı şey. Marksistler politikayı devleti ele geçirme aracı göreceklerine sınıf bilincini herkese aşılama yolu bulmalı ve bu sahte hiyerarşik görüşleri yıkmanın yolunu araştırmalıdır öncelikle. Yoksa yine devrim yapsalar yine yıkılırlar çünkü kitle aynı yine. Bana göre de bunun yolu insanların daha fazla bilince ve teknolojiyi ve iletişimi kullanarak düşman aramayı bırakıp kaos dan korkmadan yaşaması ile olur. Sınıf savaşımı ile politik yollarla ali cengiz oyunlarıyla, uluslarası elçilikler arası dolaplarla,komplo teorileri ile,orayı burayı bombalamakla hiç bir ilerleme olmaz en fazla yönetenler ve sınıfların biçimi ve sınıflarda bulunan kişiler değişir.
Şimdilik bu kadar eksik noktalar var elbet sözlerimde ama yorumlara göre yazacağım devamını. Zaten kısa yazdığımı düşünürken 5000 karakter sınırı yüzünden 3 postada gönderebildim ancak yazıyı :D
Sayın chaos
Bir noktanın altını iyice doldumak gerekiyor. Emekçilerin devrimci olması mecburi bir tahlildir, olması gereken bir tahlildir. Olmasının gerekmesi tek yol oldugundandır. Şimdi meselenin özü şudur. Kapitalizm kişilere sanal bir bireysel kurtuluş önerir, bu her insan için geçerlidir. Limon sattım zengin oldum lafızları da buradan türer zaten. Ancak birey için önemli olan kişisel kurtuluşu ise şayet zaten sorun yoktur, limon satar ve kurtulur; ama bu da sonunda psikolojik travmaya varır. Kapitalizmde kurtuluş izafidir çünkü, asla kurtuluş yoktur, bagımlılık bitmez.
Burada temel nokta nasıl bir kurtuluş olacagıdır. Bu toplumsal kurtuluştur ve ancak ve ancak emek verenlerce saglanabilir, işte bu anlamda da emekçiler devrimcidir. Mecburcudur. Toplumsal kurtuluşu özleyenler onu kuracak olanlara yönelmek zorundadırlar. Bu da emek ve emekçilerdir.
Şimdi ben anarşizmden pek anlamam, bu başlık benim kavramama da yardımcı olacak gibi durdugu için buna dahil oldum. Bilmediklerimizi ögrenmek için.
Bu ilk iletiniz için yazılmıştı, sindirerek okumak gerekiyor, hem ögrenmek hem de varsa savunmak gerekiyor.
Devam ederek daha da açmanız dilegimizdir.
saygılarımla
Aynı nedenle emekçiler de kendi haklarını savunanlardan nefret ederler. Örneğin 1 Mayıs da işçi örgütleri inadına Taksim e çıkma kararı alsaydı çıkacak çatışömalarda ölümler de olacak, orta sınıf solcu ideolojilerden,işçiler de bu kararı alan sendika yöneticilerinden nefret edecek, en son olarak akıllarına kapitalizm gelecekti. O yüzden sendika yöneticileri mecburen geri adım atmışlardır çünkü Türk insanı "Allah yeter ki devletimize zeval vermesin vatan sağolsun diye düşünen insanlardan ibarettir, işçisi de memuru da.
evet bunda haklısın, sınıfın destegi yoktu, şu anlaşılmalıdır, sendikacılık ile Taksime çıkılmaz. Taksime parti ile çıkılır, ve de çıkılacaktır. Taksime gerekirse silahlı çıkılır ve de çıkılacaktır. Taksime gerekirse ölü vererek çıklır ve de çıkılacaktır.
Bizleri her gün Tuzla da imha ediyorlar. Sendikaların tavrı dogru idi. Geride destekleyecek güç olmadıktan sonra telefata gerek yoktur, ama daha evvel de yazdım. Bilmiyorsanız araştırın, Türkiyede 15-16 Haziranlar yaşandı. Biz Taksime 100 binlerle çıkmaya başladıgımız zaman buna hiç bir polisin hiç bir ordunun gücü yetmez. Geçen sene 3-5 binlerdeydik, bu sene 10 binlerle ifade olunduk. nümüzdeki yıllar bu sayı yüz binler olacak, eve bu sayıya hiç bir devletin ordusunn ne gücü ne silahı yeter.
O meydanlarda olan hiç kimse allah devletimize zeval vermesin demez, diyemez, o görüntüleri gören hiç kimse de bu şekilde düşünemz. Ancak yaşarsak göecegiz. Taksim bizimdir, orası 1 Mayıs alanıdır.
Peki benim soruma gelelim, Taksim için siz ne önerirsiniz, bu saldırıyı nasıl karşılamak gerekir.
saygılarımla
Sondan başlayalım,Taksim için birşey önermem. Hatta Taksim işçilerin toplanma alanı olmamalıdır örgütlülüğe güveniliyorssa akıllıca davranılıp eğer hükümetin Taksimm de provokasyon a yatacağı anlaşılırsa derhal başka yerde toplanılmalıdır. Bu yıl işçiler dağıtılmıştır çünkü onlar taksim demiş,diğerleri olmaz demiş sonuçta gaz bombaları eylemiyle karşılık verilmiş işçiler birşey diyememiştir.
Sendikalar arabulucu konumdan çıkarılmalıdır. Grev hakkını kullanmatyan bir sendika hiç bir istediğini alamaz. Hükümetler pamuk ipliğine bağlşı ekonomik uygulamalarıyla işçilerin topyekün eyleme girişme olasılığını kaldıramazlar. Genel grev kararları alınmalı ve ilk önce bu yasal haklar ve örgütlenme sendikalaşma arzusu ile birlikte dayatılmalıdır. Çünkü az gelişmmiş ülkemizde sendikalı işçiler dahi tercih edilmeme,işden çıkarılma gerekçesidir hala ve kapitalistler bu konuda hükümetlere türlü dayatmalar yapmaktadırlar.
Taksim e silahla çıkmak, gerekirse ölmek saçma bir fikirdir. Türkiyede sosyalist devrim 1 mayıs işçi bayramında gaza gelen işçilerle olacak bir iş değildir. Bu tür kahramanlık nutukları komiktir. Dünyanın hiç bir yerinde devrim böyle olmamıştır olmayacaktır da. Marksisttler eylem alanında birden militarist tavırlar sergilemeye başlamaktadırlar bu konularda. Gerekirse ölürüz,taksim bizimdir falan. Ne sizini direkt Devletin. İşçiler ve sendikalar bu politikayı kırmak istiyorlarsa bunu direkt sokak savaşı ile değil politik mücadele ve kararlılıkla yapabilirler. 1 Mayıs da devrimciyiz işçiyiz diyen bir grup kişinin sloganı ile Devleti bastırmak söz konusu değildir. Oraya gidecek 1 milyon işçi de olsa oraya ulaştırılmayacaktır, çünkü önce toplanmaları gerekir Tüm işçiler başka yerde toplanıp yüzbinleri bulursa Taksim e beraber yürümelidirler belki o zaman Devlet geri adım atar. İşçilerin Böyle bir şekilde toplanabileceklerine ve toplu eylemlere girişebileceklerine ise ben ihtimal vermiyorum. Çünkü devrimci falan değiller dediğim gibi.
İşçilerin devrimci olma zorunluluğu onları devrimci yapmaz. Marksistler bu sonuca ulaşırken haklı olsalarda maalesef işçiler devrimci olamamıştır hala. Bu mantıkla bütümn ezilen sınıflar aateist ve devlet karşıtı olmalıydı ama bunun tam tersi doğrudur. Ezilenler köle ahlakına müsait hale gelirler. İsyan etmiyorsa ki buradaki isyan tamamen bireysel bir seçimdir, sıradan orta sınıf insanı nasıl geleneklere ve dayatmalara bağlılık yemini ediyorsa sıradan işçi de kaderci ve boyun eğen konumunu sürdürüp çocuklarının işçi olmamasını arzulayarak yaşayacaktır. Dolayısıyla işçileri ezildikleri için devrimci olması gerektiği gerekçesiyle devrimci ilan eden Marksist yorumlar hatalıdır faşizm in ali cengiz oyunlarıyla iktidara geldiğini düşünen, sosyolojik algıdan tamamen yoksun anlayışlardır. Tekrar ediyorum işçi sınıfı devrimci bir sınıf değildir, kriz anlarında devrimi orta sınıf yani küçük burjuvazi yapar. Ancak onun devrimi kısa süreli ve yıkıcı bir nefret tepkisi olarak faşizm şeklinde dışa vurur. Diğer sosyalist devrimler de maalesef eğitimli ve örgütlü bir avuç insanın eseridir ve o yüzden de yayılamazlar uzun süre ayakta kalamazlar. Çünkü asıl yapmaları gereken sosyal dönüşüm yerine her zaman militarist sloganlarla politika yaparak aslında temelinde sömürgeci anlayış ile aynı zihniyete sahip olduklarını göstermişlerdir.
Yıldıztozu
27-05-2017, 00:14
Son zamanlarda ilgimi çeken bir alan. Anarşizm.
Başlık sahibinin yazdığı bütün yorumları ilgiyle okudum.
Anarşizmde ilgimi çeken unsurlar; özgürlük, otoritesizlik, kuralsızlık, anarşist etik, ütopya oldu.
Ayrıca başlık sahibinin anarşizmi bireye, topluma, evrime, materyalizme, matematiğe ve doğanın işleyişine uyarlaması da dikkatimi çekti.
Anarşizm kaos dur, Anarşizm apolitik politikadır, Anarşizm doğadır, Anarşizm kendi kendini örgütlemektir. Anarşizm evrimdir, Anarşizm doğanın diyalektiğidir, denetimsiz akıştır. Anarşizm sınırsız özgürlüktür.
Anarşizm akıl ve aydınlanma yoluyla gerçekleşebilecek en son ütopyadır.
Kimsenin tamamını okuma sabrı gösterebileceğini sanmasam da yazmakta ısrarcıyım
Yazının üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş ama tamamını zevkle okudum. Teşekkürler.:)
Şüpheci Dinsiz
27-05-2017, 01:30
Sevgili Yıldıztozu,
Başlık sahibi sevgili Nihilist'ten başkası değil. :)
Yıldıztozu
27-05-2017, 01:48
Hadi ya bilmiyordum:)
Nihilist'e yakışır başarılı bir analiz olmuş zaten.
Özellikle doğa, toplum ve bireyi benzer konseptlerle içiçe geçirmesine hayran kaldım.
Yazıyı tekrar incelemeyi düşünüyorum, belki sorularım olur.
yanlış anlaşılmayı düzeltelim.
chaos ben değilim.
eskiden yasaklanan Khaos ile karıştırılmış.
konuyu açan ya da yazan ben değilim.
"ictenlik"
06-04-2019, 21:06
Bir gün face'te bir yorum da:
Marks Komünizmin tek kuramcısı mı?
Komünizm ve kuram herkesin malı (ortak malı) değil mi? vb. gibi bir şeyler yazdığımda bir arkadaş : "Tam anarşist bir bakış" yazmıştı. Şimdi Anarşizm ne? bilmiyorum..
Bunu herkes kendi Komüznim kuramını (düşünü özgünce) yapıp bozabilir anlamında ya da kurama ekler yenileştirmeler katabilir sınırlanmamalı anlamında demiştim., Marks'ı ya da Marks'ın dediği biçimi tek sahiplenmek yerine özgün ve bağımsız biçimde kuramı (kuramın kendini ve açık biçimini sonuç olanı sahiplenmek) ve özgün düşünceyi bağımsız sahiplenmek kendini bağımsız ek özgün bir kuramcı ve ek düşünür olarak görmek anlamında demiştik bunu...
Ütopya dendiği için umutsal bir tazeleme-tazeleyiş ve gazelleme/güzelleme/parlaklama
Komünizm kara ya da korkunç bir imge değildir çocuk düşü sıcaklığında renkli baloncuklu ve aydınlık bir imgedir ve çocuk oyunu/düşü sıcağında ve tadındadır.
Komünizm parlak bir imgedir
Komünizm gelişken bir imgedir
Komünizm büyüyen gelişen, çocukluğa dönmek tadında sıcak bir imgedir
Komünizm ısılıdır ve sıcaktır taptazedir her zaman
Komünizm pasparlak bir imgedir
Komünizmi herkes başarabilir. Komünizmi çocuklarda başarabilir ve taşıyabilir.
Komünizme güç gerekmez.. Komünizm herkesi kollar ve sever hiçkimseyi ayırmaz
Komünizm kimseden güç ve enerji çekmez emmez kullanmaz sömürmez herkese dengeli güç dağıtır..
Komünizm aşağılamaz.
Komünizm bağırmaz.
Işık şimşeği gibi çakan Komünizm pasparlaktır.
Gözleri yakıcı parlaklıktadır.
Komünizm ışığı tükenmez bir umut ve alternatif gerçektir.
Komünizm kara bir kabus değildir. Kara kabusları boğan gerçek aydınlıktadır. Gerçek çocukçalıktır. Tertemizliktir...
Çocuk gücüyle bile çocuk kahkahasıyla bile iç-Komünizm üretilebilir.
Komünizm çocuk gülüşlerinde saklı.
Komünizm insanının doğarken ağlaması son ağlamasıdır.
Komünizm patlayarak saçılan kahkaha gülüş vr mutluluk dalgalarıdır onun göğü çınlatmasıdır.
Komünizm mutluluk'un istencidir
Komünizm bitmez tükenmez inanç ve sonsuz refah ve mutluluktur
Komünizm de düşeni beşbin kişi bir an da kaldırayım mı diye soruyor yoksa kendin ayağa kalkarmısın
Komünizm günahsız suçsuz töhmetsiz bir gündür
Vicdan apaydınlık..
Komünizm yanmış ışıktır yanmış ışık parlaklığıdır
Komünizm/Komünist günahsız vicdandır
Komünizm alnına kara leke sürülemeyen yalan ışığı çalınamayandır gerçektir
Komünizm herkesin malıdır. Komünizm herkesin ortak malıdır.
Komünizm evrensel bir imge ve düşün/düşüncedir.
O herkesin aklında düşünde biraz vardır.
O herkesin umudunun kıyısında köşesinde bir yerlerde vardır/durur. Komünizm vicdanlara asılı, hepimizin ruhuna kazılı bir sonsuz imgedir.
Herkes bağımsız kuramcılardır.
Herkes bağımsız bir Komünizm kuramcısıdır.
Her birey ayrı ayrı bağımsız serbest Komünizm ek-kuramcılarıdır. Kendi özgün Komünizm düşlerini tasarlayabilirler
Komünizm düşü de ya kimseye ait değildir ya da herkese ve hepimize ortak aittir. Ortak bir umuttur. Gelecektir.
Ben Komünizme, onun aslına ve kavramın kendini temize çekeceğine bir gün hepimize (bir sınırlama olarak değil de) güzel ve ışıklı görüleceğine, bir zorunlu çıkış ve kurtuluş olarak algılanmak yerine bağımsız neşeli öylece doğal istenen bir yol ve biçim olacağına (eminim) inanıyorum ve güveniyorum. Yani Komünizmi öğreneceğiz. Işıklı bir Komünizmi parlak bir Komünizmi öğreneceğiz ve Komünizmi kara karanlık imgeden de kurataracağız.. Onu seveceğiz. Onu seve seve isteyeceğiz ve seve seve (kendi gelecek) getireceğiz. Hiç bir zorlama ve baskı olmadan isteye beklene Komünizm ufuklarda en güzel yarınlarda doğacak....
Ben Komünizmin vicdan ve bilinçte ışıkla doğacağına inanıyorum, buna inananlardanım.
"ictenlik"
06-04-2019, 21:34
Komünizmi çocuklar bile isterse yapabilir rahatlıkla kurabilir ve başarabilir hem de çok ama çok çok sevebilir
Sıcak bir soba gibidir Komünizm
Yaşlı bir dede gibidir Komünizm
Komünizm de kadınlar dövülüp aşağılamıyor
Çocukların ellerinde sopa yok
Işıklarla oynuyor çocuklar, renklerle oynuyor çocuklar
Kokuları tanelerine ayırıyorlar ve onları matematikle birleştiriyorlar
Koku ve sesi birbirine karıştırıp neşeli gülücükler ve baloncuk halkaları yapıyorlar
Işığı (renkleri ve dalga boylarıyla çarşaf çarşaf perde perde ışığı) tanelerine ayırıp elleriyle tutuyorlar...
Gökyüzünü yakıyorlar
Gökyüzünü yakıyorlar ve ısınıyorlar
Şarkılar ve gülüşlerle neşeyle ısınıyorlar
"ictenlik"
06-04-2019, 21:50
Komünizm de anneler çocuklara hiç kızmıyor
Komünizm de anneler çocukların kulaklarını çekmiyor
Komünizm de eğitmen öğretmen diye bir kavram yok
Komünizm de büyükler sevecen dedeler gibidir neşe ve gülücük saçarlar bol bol da kahkaha atarlar
Komünizm de birinin gülüşü bozulsa birden sekiz bin kişi onu tamire gelir
Komünizm de kahkaha bardakları ttiretmiyorsa doz ayarlaması çekmelisin
Komüznizm de suç işleyemezsin çünkü suç yok suç kavramı silindi
Komünizm de silinmiş kelimeleri bir daha hatırlayamazsın. Neşeli bekçiler onları dağlardan öğütüp doğanın kucağına atarlar ve bunlardan herkesin işine yarayan yeni şeyler oluşur
Komünizm de yalan söyleyemezsin çünkü buna ihtiyaç duymazsın
Komünizmde rüzgarı bükebilir ve ıslığı elle tutabilirsin gözle görebilirsin
spartacus
06-04-2019, 22:50
http://www.gazetevatan.com/berna-lacin-744938-yazar-yazisi-kuba-yi-anlamak-icin-kuba-da-neler-yok-bakmak-gerek-/
Tabi komünizm yaşanıyor değil, yine de esamesi dahi, dünya kapitalizminin onca saldırısı, çökertilme, yalıtılma, ambargolarına rağmen, olumlu sonuçlar doğuruyor.
Kadına şiddet" yok!
Zaten genel olarak kavga-dövüş-bağırış-çığırış yok. Korna çalan bile yok. Hani, belediye suyuna sakinleştirici karıştırıyorlar diyeceğim ama belediye suyu da yok. Her yer doğal kaynak ve su fışkırıyor. Dönelim şiddete; elbette ufak tefek olaylar oluyormuş ama bir kadına hafifçe dokunmanın cezası bile 5 yıldan başladığı için belki de, öyle şiddete filan rastlanmıyormuş. Hele "karısını öldüren kocalar var mı" sorusunu sorduğumda, bana sapıkmışım gibi bakmaya başladılar. "Nereden aklına geliyor böyle şeyler" dedi bana genç bir Kübalı kadın.
İnsan da, ne ekersen, onu biçiyor, kadına şiddet, akıllarına gelmiyor.
Günümüz insanı da kapitalist ve evvel köleci sistemler gereği, insan gibi (akıl, mantık) yaşamak akıllarına gelmiyor, ama fırsat bulunca kündeye getir, inlik, cinlik, evir, çevir, devir, ez, sömür kafalarında keçiler gibi fink atyor... Sonrası mı, efendim insan böyle de yaşayabilir dediğiniz de ütopya sanıyolar, ya da insanın doğasına ters zırvalıkalrı, zira ya nbazılarının (çıkarcı azınlık) işlerine, ya da çoğunluğun akıllarına gelmiyor! Cilalı tenekeleri, başka şeylerle dolu-boş...
Anarşizm kaos dur, Anarşizm apolitik politikadır, Anarşizm doğadır, Anarşizm kendi kendini örgütlemektir. Anarşizm evrimdir, Anarşizm doğanın diyalektiğidir, denetimsiz akıştır. Anarşizm sınırsız özgürlüktür.
Anarşizm akıl ve aydınlanma yoluyla gerçekleşebilecek en son ütopyadır.
Doğanın ve doğa insanın işleyiş biçimini anlatmış ta bir de talep var özgürlük Bu özgürlük nasıl olacak ne gibi seyir izleyecek kim öncülük edecek en çok kimin ihtiyacı var. Özgürlüğü engelleyen nesnel koşullar nedir.
çaba harcamadan mı ulaşılacak özgürlüğe. Kendiliğinden mi gerçekleşecek.
Bütün mesele bu sorulara bulunacak yanıtlarda Yoksa hepimizin arzusu doğa ile barışık yaşam ve özgürleşmek.
İnsan doğa ve tarihe baktığımızda çok farklı şeyler görüyoruz. Geleceğe baktığımızda kendimiz müdahale etmediğimizde kaderimizi bize yazanların olacağı görülüyor.