Orijinalini görmek için tıklayınız : Mühendis Ahlakı Üzerine
Bu yazıyı Sargon'a ithaf ediyorum. Kendisi Ahmet İnam'ı sever, ayrıca da tartışılmasını diliyorum.
GÖNÜLDEN BİLİME
Ahmet İnam
Ahlak soruları, Batı düşüncesinde bir yaşam sorusuydu. Yani ahlak sorusu, "Nasıl yaşamalıyız?" sorusudur. Ben çocukken, ahlakı, birtakım yaşlı başlı, sakallı, büyük ölçüde de dindar insanların, "Bunu yapma, bu ayıp, bu günah, bu yasak" diye kafamıza sokmaya çalıştıkları ve bizim yaşama sevincimizi ortadan kaldıran, bizi o güzelim özgürlüğümüzden ve hayatımızdan alıkoyan, hayatı kurutucu ve tepeden inme birtakım kurallar olarak görürdüm.
Okudukça, ahlakın böyle hacı hoca takımının veya yaşlanmış, gençliğinde her türlü ahlaksızlığı yapıp, sonra ahlak üzerine nutuk atan, vaaz veren insanların tekelinde olmadığını, ahlakın aslında bir yaşama problemi olduğunu anladım. Çok ilginç, ahlak, belki bir anlamda, bir yaşama mühendisliğinden başka bir şey değil. "Nasıl yaşayacağım, insan gibi nasıl yaşayacağım, nasıl insan gibi insan olacağım, nasıl güzel insan olacağım? Nasıl güzel, adil, zulmün ve sömürünün daha az olduğu bir dünyada daha güzel bir insan olarak yaşayacağım?" sorularının tartışıldığı alan diye anlamak gerektiğini düşünüyorum.
Son zamanlarda mühendislik odalarının zaman zaman çağrısıyla yaptığım konuşmalarda, çağımız bilgesinin, bilge insanının mühendisten çıkabileceği gibi bir iddiam olmuştu. Belki çoğu mühendis arkadaşlarım buna hafifçe güldüler, belki bir kısmı anlayamadı, ama şunu demek istedim: Her çağın bilgeleri var. Bilge, hikmet sahibi insan. Bilge demek, bilgisini parayla satan insan değil; bilge demek, yaşam deneyimini biriktirmiş, o yaşam deneyimiyle kişiliğini birleştirmiş, yaşam deneyimini özümsemiş ve o birikimiyle toplumuna, insanlara, insanlığa hizmet eden insan. Bilge bu. Bilge, zaten felsefe sözcüğünün içinde olan bir sözdür. Felsefe, bilgelik sevgisi demek. Sözcüğün Eski Yunanca'da karşılığı Philosophia.. Felsefe kelimesinin kökenindeki philia, sevgi, dostluk; sophia, bilgelik demek.
Çağımızın bilgelerinin mühendis olması gerektiği düşüncesi ütopik bir düşünce. Tek tek mühendisler olarak okuldan mezun olmuşken, hiçbir gücümüz yok ki. Bir işe girmek, geçimimiz kazanmak zorundayız. O işi, o düzeni yöneten patronlar var ve bunların bilgelikle falan hiç ilgisi yok; bu düzeni sömürmeye, bu düzende olabildiğince çok kazanç elde etmeye çalışan ve bu kazançları için de herkesi sömürmeye hazır insanlar. Düzenin tümüne baktığımız zaman, durumun vahim olduğunu görüyoruz.
Ama şöyle bir sorun da var: "Düzen böyle, ben ne yapayım?" düşüncesi de, düzene teslim olmak için bir bahane olmaya başlıyor. Düzenin çok büyük bir düzen olduğunu ve büyük bir dev olduğunu biliyoruz; ama devlerle mücadele edebilmek için, bireysel atılımları da küçümsememek lazım. Mühendisin sorumluluğu içerisine, düzeni dönüştürme sorumluluğunu da katmak lazım. "Ben nasıl düzeni değiştireyim ki? Asgari ücretle beni işe alıyorlar ve patronun dediğini yapmazsam da beni kovuyorlar. Benim düzeni değiştirme gibi nasıl bir gücüm olabilir" düşüncesinin doğru olmadığını, dolayısıyla mühendisin sorumluluğunu -belki çoğunuz tarafından gerçekçi görülmeyecek- abartmak gerektiğini düşünüyorum. Abartmak da değil, belki hakkını vermek.
Eğer çağımızın bilgeleri mühendis olacaksa -ki, mühendis olacağını düşünüyorum- birkaç gerekçem var. Eski çağların bilgeleri, sakallı, yaşlı başlı, oturduğu yerden kalkmayan, büyük ölçüde dini kökenli ve ağzından ilahi laflar çıkan insanlarmış. Ama çağımız mühendisinin donanımına baktığımız zaman, hem doğa bilimleriyle haşır neşirdir, hem bunun matematiksel modellemesini yapabilir. Ayrıca uygulamaya yönelik olduğu için, pratik becerisi, uyguama, ortaya çıkarma, tasarlama,imâl etme zekâsının olması gerek. Teknoloji insan yaşamıyla ilgili olduğu için, toplumu, kültürü, ekonomiyi, piyasayı, yönetimi bilmesi zorunlu.
Neyi bilirsek bilelim, matematiksel bilgide, teknolojik bilgide, araştırmayla ilgili bilgide, tüm bu bilgileri işlerken, tavrımızda etik duyarlılık olması lazım. "Ben bu bilgiyi niçin biliyorum, niçin mühendis oluyorum? Mühendis olacağım da ne olacak? Bütün bu bilgiler ne adınadır? Ben niçin varım? Mühendis olmak ne demektir?" Birinci sınıfta etik dersi verdiğiniz çocuğun mühendislik anlayışı, kavrayışı bilinci ne kadar olabilir, o da tartışmalıdır. Benzer problem tıp fakültelerinde de var. Birinci sınıfta deontoloji dersi okutuyorlar doktorlara; ama daha doktorluğun ne olduğunu bilmeden, "Türkçe dersi gibi, devrim tarihi gibi bir şeydir ve palavradır" diye geçip gidiyor çocuk. Etik duyarlılık yaşam içinde,teknik bilgi öğrenilirken verilmeli.
Hem uygulamayı, insan yaşamını hem de doğa bilimlerini, matematiksel düşünmeyi tanıyan mühendis geleceğin bilgesi olamaz mı?
saygılarımla
Neredeyse (malûm nedenlerle) sitede felsefe ile ilgili yazılara hiç bakmaz olmuştum. Ahmet
hocam'ın yazısı çölde susuz kalmışlara vaha zerafetiyle geldi. Gönlümüz açıldı ne dediğini
anladık.
(Ancak yazının vgm'yi kapsamadığını belirtecek bir ibare koymalıydı Ahmet İnam. Koymamış)
saolasın dilaver.
Bir işe girmek, geçimimiz kazanmak zorundayız. O işi, o düzeni yöneten patronlar var ve bunların bilgelikle falan hiç ilgisi yok; bu düzeni sömürmeye, bu düzende olabildiğince çok kazanç elde etmeye çalışan ve bu kazançları için de herkesi sömürmeye hazır insanlar. Düzenin tümüne baktığımız zaman, durumun vahim olduğunu görüyoruz.
Ama şöyle bir sorun da var: "Düzen böyle, ben ne yapayım?" düşüncesi de, düzene teslim olmak için bir bahane olmaya başlıyor. Düzenin çok büyük bir düzen olduğunu ve büyük bir dev olduğunu biliyoruz; ama devlerle mücadele edebilmek için, bireysel atılımları da küçümsememek lazım. Mühendisin sorumluluğu içerisine, düzeni dönüştürme sorumluluğunu da katmak lazım. "Ben nasıl düzeni değiştireyim ki? Asgari ücretle beni işe alıyorlar ve patronun dediğini yapmazsam da beni kovuyorlar. Benim düzeni değiştirme gibi nasıl bir gücüm olabilir
Sayın Ahmet İnam sorunu çok güzel tespit etmiş.Genç mühendisler zor bir testten geçiyorlar.Bir yanda inadıkları degerler bir yanda ekonominin gerçekleri bu zor sınavda ahlaklı kalabilen mühendislerin ahlak konularında ahkam kesme hakları bencede olur.
Ayrıca ahlak konusunu yanlızca dinin kapsamında gören anlayışa bende karşıyım.Hatta iköğretim ve orta öğretimde ahlak derslerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri biçimde degilde ayrı bir ders olarak okutulması fikrinede katılıyorum.
Ben mühendislerin acıklı tercihleri ile ilgilenmiyorum. Bunlar yapılacak olan hatalara kılıf hazırlamaktan başka bir halt değildir. Çünkü mühendis hatasını gördüğü anda kabul eden ve çözüm üreten insan demektir. Nasıl çözülmez üzerine konuşma hakkı yoktur.
Aslında benim üniversite yıllarımdan beri söyleyegeldiğim bir söz vardır; temel bilimler bilinmeden filozof olunmaz, felesefe bilinmeden de bilim insanı olunmaz.
Ne yazık ki mühendisliklerde ve tıpta felsefe okutulmaz, felsefe bölümünde de temel bilimler yoktur.
Mühendisliğin genel tanımlarına bakarsak; "Engineering is art and science." Mühendislik sanat ve bilimdir.
"Engineering is judgement." Mühendislik muhakeme veya sezgidir anlamında. Hal böyle olunca felsefe kaçınılmazdır.
Felsefe çok önemlidir fakat elinizdeki malzeme de iyi olacak, öğrenci, öğretim görevlisi. Bunun böyle olmamasının nedenleri herkesce malum zaten.
Selamlar.
schonozatzsche
14-08-2008, 14:59
Çok güzel bir yazı....
Mühendisliğin açılımı ve ahlak ile ilişkilerinden öte ahlak teriminin açılımı daha çok dikkatimizi çekti.
Nasıl yaşamalıyız?
Her yönü ile hesap kitap işi değildir nasılın açılımı.
Yaşam matematik üzerine kurulu olsa da ahlak için buna zorunlu olduğumuzu düşünmüyoruz.
Nasıl'ın açılımı daha basit olması gerekir.
Basitlikte maksat sığlıktan öte kapsamının genişliğidir.
Herkesi kapsamalıdır.
Bir eli ile ciğer verdiği kedi yavrusuna diğer eli ile vurmayacağını bilen bir çocuğu kapsar.
Pür dikkat seyrettiği ustasının her lafını havada kapan ve saygıda kusur etmeyen eğitimsiz çırağı kapsar.
Bakkalın uzattığı para üstünün fazlalığını fark edince, iade için evinden geri dönen ev hanımını kapsar.
Terazisinin tam olduğundan emin olmasına rağmen tarttığı malzemeye bir avuç daha ilave eden esnafı kapsar.
Kapsar da kapsar.
Nihayetinde belki şu sonuca ulaşmak da mümkün.
Her mühendis ahlaklı olmalı lakin her ahlaklı olanın mühendis olması beklenemez.
Yazarın;
" çağımız bilgesinin, bilge insanının mühendisten çıkabileceği gibi bir iddiam olmuştu."
Görüşü üzerine kurguladığı yazısının bölümlerine itirazımız var.
Mhmmd bu yazı sokaktaki adamı kapsamaz. O nedenle bakkal, çocuk, esnaf konu dışıdır. Son paragrafı bir kez daha okursanız kastımı anlarsınız.
Selamlar.
kandahar
15-08-2008, 04:55
Ahlak felsefesinin temel sorusu "nasıl yaşamalıyız" mı imiş? Hahahaha ilahi...:D
Her neyse, hocanın önermesine katılmıyorum. Bilgeler sisteme en az entegre olmuş insanlardan çıkar, sistemin üretim dişlisinin tam göbeğinde yer alan kimselerden değil. Eğer "bilge" (bilge filozof mudur? o da ayrı soru, bence filozof=bilge değildir, hocanın bilge tanımına da katılmıyorum) bir grup/sınıf olacaksa ya da ağırlıklı olarak o sınıfa mensup olanlardan çıkacaksa, bu sınıfın mühendisler ya da bilim adamları gibi sermayedarın sağ kolu olmuş gruplardan çıkmayacağını kesin olarak söyleyebilirim.
Eğitim cehaleti alır eşeklik baki kalır:p
Nice okumuş cahil gördüm,
nice okumamış insan gördüm
evrensel-insan
15-08-2008, 12:59
Saygideger arkadaslar;
Bilimle ugrasan insanlarin, maalesef sorgulama yapisi yoktur. Bilhassa pozitif bilimde, hersey veridir ve formuldur. Onlara sadece bu verileri, uygulamak ve test etmek ve gozlemlemek duser. Bilim adamlari, taki yeni bir formul elde edilene kadar, verilenle yetinirler.
Iste o yuzden, bilim ve felsefenin farki burdan gelir. Felsefe, herseyi hem sorgular, hem nedenler, ustelik her kanitlanmis konuya supheci yanasir. Bilim gibi verilerle yetinmez. O verileri ayni zamanda curutmeye calisir. Felsefe adami dusunen adamdir. Bilim adami da verileri uygulayandir.
Eger, bir bilim adaminin felsefi bir yonu varsa, o da zaten epistemolojik temelde, ya bir eski verinin curutulmusu, ya da yeni bir veri olarak yansir. Hem felsefeyi, hem bilimi birlestirebilmek ise, en idealidir. Iste ben ancak bu kisiye, bilge diyebilirim. Bir cesit, bilim adami da, ayni dindarin dinine teslim oldugu gibi, o da bilimin kurallarina verilerine ve sorgulanmazlarina teslim olmustur.
Ustelik, 21.yuzyilda artik, bilim de, ya tikanmis, ya da cikarci zumrelerin elinde bir koz haline gelmistir. Bunun tek sebebi, verilere tabi kalan bilimin, ancak deney ve gozlemle, tesbitidir. Ama bilim maalesef, bunun disinda artik uretememekte, gelisememektedir-ki ben teknikten bahsetmiyorum. Bilhassa da sosyal bilimden bahsediyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
çakırcalı
15-08-2008, 13:43
Mühendislikte, tıpta ahlakın yeri tabii ki küçümsenemez. Ancak önem bakımından ben "Bu iki meslek grubunda daha da önemlidir" türünden bir yaklaşıma katılamam açıkçası. Kant'ın "Görev ahlakı" üzerine düşünceleri araştırılırsa, toplumda en değersiz gibi görünenden en değerli gibi görünene kadar tüm mesleklerin belli bir ahlaki temele gereksinim duyduğu görülür. Yani mühendis ahlaklı olmalı, bilge olmalı, tıp doktoru ahlaklı olmalı, bilge olmalı... da, hukukçu ahlaksız da olsa, bilge olmasa da olur mu?
"Mahkeme kararlarının hukuken hiçbir anlam ifade etmediğini yine bir mahkeme kararıyla tescilleme" karacahilliğini sergileyen hukukçularla dolu bir memlekette yaşıyoruz. Bu insanlar "muhakeme üzerine" hukuk eğitimi alıyorlar, ama hukukun olmazsa olmazı muhakemeden (mantıkdan) bihaber bir eğitim neye yarar? Muhakemeden yoksun bir hukukçu (?) nun mahkemesi ne denli hukuki olur? Parağraf başında da söylediğim üzere "Mahkeme kararlarının hukuken hiçbir anlam ifade etmediğini yine bir mahkeme kararıyla tescilleyen hukukçular" var bu memlekette. Dıştan bakıldığında fevri bir uygulama gibi görülebilir bu paradoksal uygulama. Ama bu, özde tüm hukuk sistemine vurulan bir darbedir ve hiçbir yetkili kişi veya kurum bu duruma müdahele etmiyor-edemiyorsa, hukuk sisteminin de, ahlakın da çökmüş olduğunun göstergesidir bu uygulama.
Kant, "Herkes görevinin başında, bütün insanlar mutlu" demiş, görev ahlakından bahsederken. Herkesin görevini yeterince ve layıkıyla yerine getirdiği bir toplumda huzur olmaması mümkün müdür, ama HERKES'in? Sabah evinden çıkan bir mühendis veya doktorun, görevini yerine getirmemiş bir kapıcının eseri çöplerle dolu çamur içindeki apartman merdivenlerinden sokağa çıkması, görevini yerine getirmemiş bir çöpçünün eseri çöplerle dolu bir caddeden işine gitmesi (böyle uzar gider), o doktor veya mühendisin görev ciddiyetine, ahlakına bir darbe değil midir?
Ahlak evrensel, en basiti toplumsal bir kavramdır ve belli bir meslekle özdeşleştirilemez bence. Ya toplum olarak ahlaklılık mümkündür, ya da toplum olarak ahlaksızlık mümkündür. Ahlaksız bir toplumda ahlaklı bir birey (eğer öğretmen veya ebeveyn gibi doğrudan kişilik gelişimini hedef alan bir konumda değilse) pek de bir anlam ifade etmez diye düşünüyorum.
Saygı ve sevgilerimle...
serüvenci
15-08-2008, 14:49
birey ister toplumsal ahlakı kabullensin ister kabullenmesin ahlak, çevresel koşulların bir ürünüdür. toplum, topluluk ve grup çevresinin ahlaki yaklaşımı kişinin çevresel etkilerle belirlenen gelişimine bağlıdır. çevresel etkiler sürekli mevcut olduğundan da ahlaki yapıda küçük veya büyük değişimler gözlenebilir.
mühendis veya tıp adamlarının ahlaki yapısı da buna bağlıdır. tmmob'nun ve ttb'nin kendi içinde oluşturduğu kurallar, ahlaki yaklaşmın olumlu yönde değişimini yani gelişimini destekleyici yapıdadır. ttmob'nun mühendisler için çalışmaya dair ücret haddi belirlemesi insana verdiği değerin bir göstergesidir. tmmob ve ttb, sürekli olarak sosyal sorumluklarını ortaya koyan davranışlar sergilemektedir. bu da bu gruplara dahil kişilerin ahlaki yapısı da dahil bir çok yaklaşımını etkilemektedir.
mühendisten bilge olur mu konusunda olabilir de olmayabilir de denebilir. mühendislerin konumunu inceledeğimizde toplumsal tabakaların çoğuyla yoğun bir etkileşim içinde oldukları görülebilir. toplumsal tabaklarla bu düzeyde etkileşim içinde olmaları bilgeliğe yakın olduklarını gösterir. tabii ki sadece bu konumları onları bilgeliğe götürmez. buna ilave özelliklerin de var olması gerekir. sorgulayıcı, gözlemleyici, araştırıcı, akılcı vs. özellilerin var olması gerekir.
bilim insanının bir filozof olup olamayacağı konusuna gelinirse: o kişinin gelişimine bağlıdır. bilim insanının sorgulayıcı yapısı olup olmadığını anlamak için bilimin temel niteliğini bilmek gerekir. bilimin amacı anlamak ve açıklamaktır. anlamak ve açıklamak için de sorgulamak gerekir. mevcut verilerin yanında yeni verileri yaratmak bilim insanının görevidir. bu görevini yerine getirip getirmediği ayrı bir konudur.
saygılarımla
Saygideger arkadaslar;
Bilimle ugrasan insanlarin, maalesef sorgulama yapisi yoktur. Bilhassa pozitif bilimde, hersey veridir ve formuldur. Onlara sadece bu verileri, uygulamak ve test etmek ve gozlemlemek duser. Bilim adamlari, taki yeni bir formul elde edilene kadar, verilenle yetinirler.
Iste o yuzden, bilim ve felsefenin farki burdan gelir. Felsefe, herseyi hem sorgular, hem nedenler, ustelik her kanitlanmis konuya supheci yanasir. Bilim gibi verilerle yetinmez. O verileri ayni zamanda curutmeye calisir. Felsefe adami dusunen adamdir. Bilim adami da verileri uygulayandir.
Eger, bir bilim adaminin felsefi bir yonu varsa, o da zaten epistemolojik temelde, ya bir eski verinin curutulmusu, ya da yeni bir veri olarak yansir. Hem felsefeyi, hem bilimi birlestirebilmek ise, en idealidir. Iste ben ancak bu kisiye, bilge diyebilirim. Bir cesit, bilim adami da, ayni dindarin dinine teslim oldugu gibi, o da bilimin kurallarina verilerine ve sorgulanmazlarina teslim olmustur.
Ustelik, 21.yuzyilda artik, bilim de, ya tikanmis, ya da cikarci zumrelerin elinde bir koz haline gelmistir. Bunun tek sebebi, verilere tabi kalan bilimin, ancak deney ve gozlemle, tesbitidir. Ama bilim maalesef, bunun disinda artik uretememekte, gelisememektedir-ki ben teknikten bahsetmiyorum. Bilhassa da sosyal bilimden bahsediyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygıdeğer evrensel çok ama çok sallamışsınız. Lütfen bilim nedir, ne değildiri araştırın ve yazdıklarınızı tekrar gözden geçirin.
Kısaca yazınızı eleştirmem gerekirse, yazdıklarınızın tamamının tersi doğrudur.
Selamlar.
evrensel-insan
15-08-2008, 16:07
Saygideger vgm;
Tumevarimsal, dogrulamali-hakli cikarmali-gerekcemeli deney ve gozlemin tesbitiyle sonuc cikaran, bilimi savunanlarin; senin gibi dusunmesi dogaldir. Bu senin dusuncendir, ve ben saygiduyarim.
Ben, ise dusuncelerimi; hayalgucu ve yaraticiligin temelinde, cikarsamali yaniltma metodunun, curutme yontemi uzerine kuruyorum.
Ayrica, bilimin,gozlemsel- deneysel ve tumevarimsal degil; gozlemsel yaniltmayla, ilerliyecegini savunuyorum. Ben, klasik, dogrulamali-hakli cikarmali bilgi-bilim yerine, cozumsel rasyonalizmi savunuyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
kandahar
15-08-2008, 18:01
Dikkat edilirse sorun mühendis ahlakı yoktur-vardır, doktor ahlakı yoktur-vardır gibi önermeler değil, bu yazıda -eğer tartışma bu yazı üzerinden yürüyorsa- sorun "bilge" mühendislerden mi çıkacaktır 21. YY'da? "Bilge"nin tanımını yapmak gerek aslında önce; filozof bilgedir demek mümkün mü? Bence böyle bir özdeşleştirme kurmak olanaksız. Bilgeyi eğer insanlığı aydınlatıp onu doğruya ve güzele sevk eden kişi olarak alırsak filozof=bilge önermesinin tamamen havada kalacağı çok açık.
Kaldı ki "ahlak" bir "nasıl yaşayacağız" sorunu da değil, ahlakın temel sorusu "ne için yaşamalıyız" olmalıdır. Ne için yaşayacağını bilmeyen bir insana nasıl yaşayacağını söylemek mümkün mü? Söz gelimi, hayatının amacı daha çok para kazanmak olan bir doktora "erdem" ya da "insan hayatından" bahsetmenin anlamı ne? Niçinleri belirlemeden nasılları önermek yalnızca saçmalamaktan ibaret değil mi?
Çağımızda artık Leibniz gibi, Descartes gibi bilim adamları yok, bilim ve metafizik arasına kesin bir ayırım konmuş ve bilim sadece daha çok kazancın daha güçlü olmanın yolu haline dönüşmüş durumda. Buna bir de "bilimcilik" hastalığından muzdarip çağımız bilim adamının hiç bir değer tanımayan, "ben bunu niçin keşfetmeliyim?" sorusundan önce (çünkü sorunun cevabı otomatikleştirilmiş, felsefi derinliği silinmiş salt bir "insanlığın geleceği-gelişimi" yüzeyselliğine indirilmiş) "bunu nasıl keşfederim?" sorusunu soran pragmatist anglo-sakson tavrını da eklersek bu çağda bilim adamından bilgelik beklemenin manasızlığı da ortaya çıkacaktır. Hal böyleyken kafa yapısı itibariyle bilim adamından çok daha pratik-faydacı olması gereken -ki işi "teknik" üzerinedir- hali hazırda ciddi bir kesimi zaten iş adamı olan mühendislerin geleceğin bilgeleri olacağını söylemek tamamen fantaziden başka bir şey değil.
Eğer ahlak tartışılacaksa önce "nasıl" değil, "niçin" sorusunu cevaplayacağız. Gerçi sistem cevabını vermiş, ortaya "kazanç" cevabını koymuş. Önce "niçin" nedir onu cevaplayalım, ondan sonra ahlaktan dem vuralım. Çünkü "niçin" sorusunun cevabını "kazanç", "kâr" olarak cevaplayan günümüz sisteminin tavrını otomatikman doğru kabul ediyorsak, bir mühendis ahlakı ya da doktor ahlakından dem vurmaya hiç gerek yok. Çünkü eğer "niçin" buysa, ölmek üzere olan hastayı hastane kapısından çeviren doktor da ahlaken doğrudur, koca orman arazisini zehirleyen mühendis de, fabrikasının zehirini yanıbaşından akan ırmağa akıtan iş adamı da.
İnanıyorum ki gelecekte bir bilgelik olacaksa, bu bağımsız, hatta sistem tarafından dışlanmış kişilerden çıkacaktır. Sistemde önemli olan, onun içinde "elit" sayılabilecek gruba mensup olanlardan değil.
Bilge şundan çıkacak, bundan çıkacak gibi kehanetlerde bulunamam fakat bilgenin temel bilimlere(fkb, matematik, astronomi) hakim olması ve felsefe (klasik felsefe, siyaset bilim, ekonomi) yanının olması gerekir. Bunu da ben bilge olarak değil ideolog olarak tanımlarım.
Bilim yanı olmazsa ortaya bir lafazan çıkar, felsefi yanı olmazsada bir totoloji uzmanı olur. Kısaca birinden biri eksikse güdük olur.
Sistem tarafından dışlanmış, içlenmişle ilgisi yoktur, farkındalıkla doğrudan ilgilidir. Ama görünen o ki, geçmiş tecrübeler sistemi iyi bilen ve sistemin içerisinden gelen insanların tarihe, felsefeye, bilime yön verdiklerini göstermektedir.
Selamlar.
kandahar
15-08-2008, 19:57
Bilgenin temel bilimlere hakim olması gerektiğini kesinlikle düşünmüyorum. Gandhi, Martin Luther King, Tolstoy yüzlercesini sayabilirim "temel bilim" dediğiniz fen bilimlerine hakim olmayan.
Sistemi iyi bilmesi gerektiğine katılıyorum, fakat sistemin içerisinden geleceğine de kesin olarak inanmıyorum. Hem sistemi iyi bilen hem sisteme iyi adapte olmuş birey bu düzeni bozmak istemez. Farklıya yönelimler memnuniyetsizlikten doğar çünkü, halinden ve sistemden memnun insan yalnızca o sistemi korur.
Kandahar senin rahatlıktan anladığın sanırım para kazanmak.
"Yalnız ekmekle yaşanmaz." Bunu da ekmeği olanlar daha kolay söyler.
Selamlar.
Bilge demek, bilgisini parayla satan insan değil
bilge demek, yaşam deneyimini biriktirmiş, o yaşam deneyimiyle kişiliğini birleştirmiş, yaşam deneyimini özümsemiş ve o birikimiyle toplumuna, insanlara, insanlığa hizmet eden insan
Mühendisin sorumluluğu içerisine, düzeni dönüştürme sorumluluğunu da katmak lazım
Ahmet İnam'ın makalesindeki temel önermelerin bunlar oldugunu düşünüyorum. Bu makalenin de proleteryanın tek dönüştürücü güç oldugu, kendisi ile birlikte diger sınıfları da yok edecek tek sınıf oldugu Marksist önermesinin utangaç bir karşı çıkışı anlamına geldigini düşünüyorum.
Zannedersem İnam, burada kol ile kafa emegi arasındaki çelişkinin mühendisler bazında yumuşatıldıgını düşünüyor. Çünkü mühendisler hem birikimleriyle ve beyin güçleri ile, hem de üretim sürecinde fiilen, kol emegiyle yer aldıkları için İnam'a yeni insan protitipi olarak görünüyor olmalı. Bu yüzden de mühendislerden çok şey bekliyor.
Tartışmalar bu temelde giderse bence İnam'ın makalesi daha anlaşılabilir olabilir diye düşünüyorum.
saygılarımla
kandahar
15-08-2008, 20:08
Kandahar senin rahatlıktan anladığın sanırım para kazanmak.
"Yalnız ekmekle yaşanmaz." Bunu da ekmeği olanlar daha kolay söyler.
Selamlar.
Kesinlikle katılıyorum Vgm amca, sisteme adapte olup "yalnız ekmekle yaşanmaz" diyenler zaten sonra villa, araba, daire, yat-kat peşinde koşuyorlar. Ya da benim gördüğüm kadarıyla öyle.
Selamlar.
Sevgili dilaver proleterya tarihin hiç bir döneminde dönüştürücü güç olmamıştır, bundan sonra hiç olamaz.
Bir kriz sonucu dönüşüm olacaksa bu da orta sınıf işsizlerinin önderliğinde olacaktır.
Selamlar.
kandahar
15-08-2008, 20:27
Bilge demek, bilgisini parayla satan insan değil
bilge demek, yaşam deneyimini biriktirmiş, o yaşam deneyimiyle kişiliğini birleştirmiş, yaşam deneyimini özümsemiş ve o birikimiyle toplumuna, insanlara, insanlığa hizmet eden insan
Mühendisin sorumluluğu içerisine, düzeni dönüştürme sorumluluğunu da katmak lazım
İlk ve üçüncü önermeye katılmıyorum. İlki; herkes bilgisinden bir şeyler kazanmak zorunda, yani bilgi satılabilir. Böyle olmazsa herkes kol emeği ile yaşamaya mahkum olur ve insanlık bir adım ileri gidemezdi. Bir yazar yazılarından, bir ressam resimlerinden para kazanabilmelidir. Bu da bilgisini satmakla olur. Burada önemli olan "bilgeliğini" satmamaktır. Yani bilgisiyle harmanladığı erdem, ideal ve değerlerden maddi bir karşılık için vazgeçmemekle bilge olunur. Değerleri ile bilgisinin çeliştiği yerde değerlerinin yanında durabilmek bilge olmak demektir. Örneğin bir maden mühendisinden Kaz dağları gibi bir doğa harikasının içine etme pahasına bu madenin çıkarılması istendiğinde bilgisini satmak yerine o değere sahip çıkması bir bilgeliktir.
Üçüncü önerme ise önerme bile değil, bir temenniden ibaret. Böyle bir şeyin niçin mümkün olamayacağına kısaca değindim, zaten herkes bu konuda kendisi de çıkarımlarda bulunabilir.
Sevgili dilaver proleterya tarihin hiç bir döneminde dönüştürücü güç olmamıştır, bundan sonra hiç olamaz.
Bir kriz sonucu dönüşüm olacaksa bu da orta sınıf işsizlerinin önderliğinde olacaktır.
Kısmen katılıyorum. Bu dönüşüm olacaksa bunda internet ve bilginin yaygınlaşmasının da kritik rol oynayacağı kanısındayım.
Aynı yazıyı okuyup bu denli farklı düşüncelerin üretilmesi ilginç ve belki de çok renkli olduğumuz için güzel..
Ahmet İnam'ın yazısından benim anladığım "mühendis ahlakı" filan değil. Çağımızın paradigmasına uygun olarak "bilge" kişilerin mühendisler arasından çıkacağıdır. Peki nedir bu paradigma ?
Bilimin Nevton mekniğinden esinlendiği dönem aynı zamanda manufaktür üretimin başat olduğu dönemdir. Bilim ve artık bir çok alanda elini eteğini çekmek zorunda kalan felsefe deterministtir. Başlangıç koşulları bilinen şey'in yarınını kestirebiliriz !!! Her şey basit bir neden sonuç ilişkisine denk düşer ve öyle yorumlanır. Zaman önceden sonraya lineer bir akıştır. geçmişi de geleceği de kestirilebilir !!!
Ama 20.yyılın şafağında termodinamik yasaları, ve termodinamiğin 2.yasasına aykırı görünen evrim-teorisi, daha sonra özel ve genel görelilik kuramları determinist yaklaşımın bir çok şeyi açıklayamadığının görülmesine neden oldu. Örneğin üçlü cisimlerin uzay-zamanda hareketinin hesaplanamayacağı anlaşıldı ve buradan fraktal geometri ve kaos teorisi ortaya çıktı. (İlginçtir kaos teorisi diyalektik materyalist felsefeyi onamaktadır)
Dahası artık manufaktür üretimin daha karmaşık fabrikalara dönüşmesi ve bilimdeki gelişmelerin hızla artmasıyla teknolojide başdöndürücü gelişmelerin ardı sıra gelişi "bilge"liği zorlaşmaya başladı.
Farkedildi ki bilimin çok detaylanan ve teknoloji üretimiyle iyice çetrefilleşen tezahürlerini bütünüyle kavrayabilmek zorlaştı. (Yeni dönemin gözdesi Quantum mekaniğini eh biraz öğrenebilmek için akademik seviyede en az 7 yıllık bir öğretim gerektiğini söyleyelim sadece.)
Bunca formül hesaplama bir yanda dururken, ortalama "bilgelerin" sadece sezgileri ve düş güçleriyle hareket etmek durumunda olduğunu düşünürsek Ahmet İnam'ın derdini anlamaya yaklaşırız.
Bilgelerin mühendisler arasından çıkacağına yönelik kehanet çıkar mı çıkmaz mı bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey mühendislik eğitimini hakkıyla alanlar dünyayı daha kolay kavrıyorlar.
(vgm hariç :D)
Sevgili vgm
Dediklerine elbette ki katılmıyorum. 17 devrimi bu dönüştürücü güce çok temel bir örnektir, ama bunu bu başlıkta tartışmanın bir anlamı da yok. Bizim tartışacagımız şey İnam'ın makalesi.
Şimdi benim makaleden anladıgımın toplumun nasıl dönüşebilecegi ve bunun için arayış ve çözüm üretme yetisi.
Şimdi dönüşmekten kasıt nedir ve toplum neden sömüren ve sömürülene ayrılmıştır ve sömürüyü nasıl ve kimlerle yok edebiliriz, Temel mesele budur. İnam'ın da çabası budur.
Aslında bu yazıyı Sargon'a ithaf etmiştim ve derin bir fikir teatisine girmeden onun cevabını da bekliyorum. Daha sonra daha da detaya inebiliriz sanırım.
Tahminim Sargon ancak hafta sonu okuyup cevap yazar bu makaleye.
saygılarımla
kandahar
15-08-2008, 21:00
Kuantum mekaniği ya da uzay geometrisini bilmek bir insanı olduğundan daha iyi bir insan yapar mı Frodo amca?
Hayır, ama dünyayı daha kolay kavramana neden olur. Çünkü evrende her şey karşılıklı
etkileşim, dönüşüm, ve değişim içerisindedir.
kandahar
15-08-2008, 21:28
Peki dünyayı daha kolay kavramanın bizi daha iyi insan yapacağını söyleyebilir miyiz? Bunu şahsi çıkar için kullanmamak için bir sebep var mı?
Bence öncelik iyi olmaktır, bunu sağlamadan dünyanın bütün bilgilerini de öğrense bir insan boştur. Gider o bilgisiyle atom bombası yapar, insanları tuvaletlerinde takip eder, zorbanın teki olur.
spartacus
15-08-2008, 22:09
Bilgi insanı daha iyi bir insan yapmaz Kandahar(bilgide temel amaç bu olarak öngörülemez). Ancak daha iyi koşullarda yaşama, anlama, sorgulama ve kavrama yetisi kazandırır ki bu durumda daha iyi bir insan olmak açısından doğru orantılı işlev görür.
Cehaletle aşılanan daha kötü-iyi koşullarda yaşamak ise, iyi olmak açısından ters orantılıdır.
Bu genel bir yaklaşımdır ve kişiselleştirmeden, toplumsal bakmak lazım...
kandahar
15-08-2008, 22:22
Yanlış anlaşılmasın bilgiyi yadsıyor değilim, çok büyük önem veririm. Yadırgadığım bilginin haddinden fazla ön plana alınması. Erdemsiz, insanlıktan soyutlanmış bilgi, nitekim bugünün bilimi büyük oranda böyledir, asla bilgelik getirmez.
Somut örnek ortadadır. İşte çağının çok ilerisindeki bilime sahip Nazi Almanya'sı. İşte bilimde dünyanın bir numarası ABD. İşte toplumumuzun ötesinde bilgili Avrupalılar. Hala emperyalistler, çıkarcılar, başkalarının ölümünden çıkar sağlıyorlar. Demek ki meseleyi bilgiye indirgemek yanlıştır. Bilgi kadar önemli başka noktalar da vardır. Belki bilgiden de önemli.
evrensel-insan
22-08-2008, 03:50
Saygideger kandahar;
Her meslekte ve her bilginin algilanisi ve kullaniminda; iki temel vardir.
Biri, bencil ve cikarci temel, digeri; ogretici, egitici, dusundurucu ve birseyler verme icerikli temel.
Bu konuya aciklik getirsin diye sana, ogretmenlik mesleginden ornek verecegim.
Herhangibir ogretmen, ogretmenligi sadece bir meslek ve sadece, kendi ekonomik cikari icin bir arac olarak goruyorsa, o ogretmen icin, tek bir amac vardir. Okula gelmek, verilen gorevi yapmak-yani derslere katilmak, mtihana hazirlanmak, imtihan kagitlarini okumak v.s.-ve gorev bitince evine donmek.
Baska bir ogretmen vardir.O da, ogretmenin, bir ogretici ve egitici oldugunun bilincindedir. Isine gelme sebebi, ogrencilerine bir seyler verebilmek, varsa onlarin sorunlariyla ilgilenmek, ya da sorunlarini cozmeleri icin onlara tavsiye de bulunmak veya yol gostermek.
Dersi anlatirken, ogrencilerini dikkate almak, onlarin ogrenip ogrenmedigini kontrol etmek, ogrenmenin ve ogretmenin onemini onlara izah etmek, bilgili bir kisinin, hayata bakis acisinin nasil degisebilecegini ve kisiye yasam ve iliskilerinde ne tur bir yardim saglayacagini, kisilerin, bu bilgi temelinde, hem sosyal yasamda hemde bireysel yasamda toplumda nasil bir yere sahip olacagini; bilgilendikce, nasil dusunce ve davranisinin degisebilecegini, bunun iliskilerine nasil bir acilim getirecegini v.s. hem dusunur, hem dusundurur hem arastirir,hem arastirma bilinci verir, hem ogrenir hem ogrenmenin inceliklerini sunar hem ogretir, hemde ogretmenin yollarini gosterir.
Iste, bu fark, yeryuzundeki tum meslekler ve kariyerler icin gecerlidir.
Ekonomive kariyer icin meslekmi?, kendine, iliskilerine, toplumuna, dunyaya ve insanliga hizmet icin meslek mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
kandahar
22-08-2008, 04:21
Konuyu çektiğiniz noktadan gidersek ve bam teline vurursak meselenin; iş gene tanrıya-tanrısızlığa çıkacak sayın Evrensel-İnsan. Tanrı yoksa sayın Evrensel amca, ekonomik çıkarını gözeten insan yanlış bir iş yapmamaktadır, kınanamaz. İnsanlığa hizmet vb. şeyler de hiçbir rasyonel temele dayanmaz. Ben kendi içimde tutarlıyım, tanrıya inanıyorum, dolayısıyla iyiliğe de. Fakat rasyonel bir Ateist olsam bu tür şeyler sadece zırva olurdu benim için.
Zaten özünde bu sebepten dolayı "ahlak felsefesi" söz konusu olunca Ateist felsefeciler "niçin"e hiç dokunmadan "nasıl"a geçerler.
mutluluk35
22-08-2008, 12:36
Kandahar,madem ki tanrıyla iyiliği özdeşleştirebiliyorsun,yaşamımızda kötülük olarak nitelendirdiğimiz her türlü fenomeni nasıl açıklayabiliyorsun.Tanrıdan kaynaklanan herşey kutsaldır ama aynı zamanda tanrıdan kaynaklanan birçok şey de çelişkilidir.Bunun anlamı şudur ki,tanrının bazı kutsalları birbirini yokeder niteliktedir.Dinlerdeki iyilik tanrısından daha güçsüz ama onunla yine de mücadele eden bir kötülük tanrısı bu yüzden illa ki mevcuttur.Bu anlayış -ki İslamdaki karşılığı şeytan-,bu çelişkinin ürünüdür.İster din göndermiş,isterse din göndermemiş olsun farketmez,tanrının iyilikle nasıl eşdeğer görülebildiğini anlayabilmiş değilim.
Ekonomik çıkarını gözeten insanın aslında Darwin'in gözlemlediği ve tespit ettiği doğal seleksiyon mantığına uygun davrandığını söyleyebiliriz.İnsan da ekonomik rekabete girer,bu mücadele sonucu birtakım kazanımlar elde eder,bunu miras yoluyla bir sonraki jenerasyonu-na aktarmaya çalışır.Bu yüzden doğaya uygun davranır aslında.Şimdi bu durum aslında tanrı varsa kötülüktür,şayet yoksa evrenin yetkin yasasıdır,zorunluluktur en azından..
evrensel-insan
22-08-2008, 14:41
Saygideger kandahar ve mutluluk35;
Hem su tanriyla ugrasmayi ve onu hemen hemen her konuda bahane etmeyi, hemde su klasik felsefenin dogal soylemlerini ve bakis acisini birakip; dusunen dusunce ve insanin ozu temelinde, meslekleriniz, kariyeriniz ve de kabiliyetleriniz ne ise; onu,kendinize, iliskilerinize, toplumunuza, dunyaya ve insanliga hizmet icin kullanmayi deneseniz olmaz mi?
Iste, ancak bir birey, ego ve bencil ozunden, ancak bu dusunen dusunce ve bunun insan ozunu ortaya cikarmasiyla kurtulur. Eger kurtulamiyorsa, bunu dusuncenin dogalliginda, ya da tanri da degil; kendi dogal dusuncesini, dusunen dusunceye donusturememesinde aramalidir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
kandahar
23-08-2008, 14:04
Kandahar,madem ki tanrıyla iyiliği özdeşleştirebiliyorsun,yaşamımızda kötülük olarak nitelendirdiğimiz her türlü fenomeni nasıl açıklayabiliyorsun.Tanrıdan kaynaklanan herşey kutsaldır ama aynı zamanda tanrıdan kaynaklanan birçok şey de çelişkilidir.Bunun anlamı şudur ki,tanrının bazı kutsalları birbirini yokeder niteliktedir.Dinlerdeki iyilik tanrısından daha güçsüz ama onunla yine de mücadele eden bir kötülük tanrısı bu yüzden illa ki mevcuttur.Bu anlayış -ki İslamdaki karşılığı şeytan-,bu çelişkinin ürünüdür.İster din göndermiş,isterse din göndermemiş olsun farketmez,tanrının iyilikle nasıl eşdeğer görülebildiğini anlayabilmiş değilim.
Tanrı ile iyiliği özdeşleştirmedim. Tanrıya inanıyorum, bu yüzden iyiliğe de inanıyorum dedim. Aynısı kötülük için de geçerlidir. Tanrı olmadan iyiliğin de kötülüğün de bir anlamı yoktur. Kaldı ki kötülük olarak nitelenen fenomenleri düşünürsek tanrıdan geleni de yoktur, kötülüğü yapan gene kendi hür iradesini kullanan insanlardır. Tanrı bu konuda da gene affedicidir, çünkü kötülüğe uğrayana kişi bunun için affa uğrayacaktır.
Ekonomik çıkarını gözeten insanın aslında Darwin'in gözlemlediği ve tespit ettiği doğal seleksiyon mantığına uygun davrandığını söyleyebiliriz.İnsan da ekonomik rekabete girer,bu mücadele sonucu birtakım kazanımlar elde eder,bunu miras yoluyla bir sonraki jenerasyonu-na aktarmaya çalışır.Bu yüzden doğaya uygun davranır aslında.Şimdi bu durum aslında tanrı varsa kötülüktür,şayet yoksa evrenin yetkin yasasıdır,zorunluluktur en azından..
Bu görüşü doğru kabul ediyorsanız eyvallah. Fakat o zaman ne iyilikten, ne insanlıktan, ne adaletten bahsetmenin bir anlamı yok. Son cümleye de zaten katılıyorum. Tanrı yoksa bahsettiğiniz durum caizdir, ona uygun davranan kişi de haklıdır.
Aynı yazıyı okuyup bu denli farklı düşüncelerin üretilmesi ilginç ve belki de çok renkli olduğumuz için güzel..
Ahmet İnam'ın yazısından benim anladığım "mühendis ahlakı" filan değil. Çağımızın paradigmasına uygun olarak "bilge" kişilerin mühendisler arasından çıkacağıdır. Peki nedir bu paradigma ?
Bilimin Nevton mekniğinden esinlendiği dönem aynı zamanda manufaktür üretimin başat olduğu dönemdir. Bilim ve artık bir çok alanda elini eteğini çekmek zorunda kalan felsefe deterministtir. Başlangıç koşulları bilinen şey'in yarınını kestirebiliriz !!! Her şey basit bir neden sonuç ilişkisine denk düşer ve öyle yorumlanır. Zaman önceden sonraya lineer bir akıştır. geçmişi de geleceği de kestirilebilir !!!
Ama 20.yyılın şafağında termodinamik yasaları, ve termodinamiğin 2.yasasına aykırı görünen evrim-teorisi, daha sonra özel ve genel görelilik kuramları determinist yaklaşımın bir çok şeyi açıklayamadığının görülmesine neden oldu. Örneğin üçlü cisimlerin uzay-zamanda hareketinin hesaplanamayacağı anlaşıldı ve buradan fraktal geometri ve kaos teorisi ortaya çıktı. (İlginçtir kaos teorisi diyalektik materyalist felsefeyi onamaktadır)
Dahası artık manufaktür üretimin daha karmaşık fabrikalara dönüşmesi ve bilimdeki gelişmelerin hızla artmasıyla teknolojide başdöndürücü gelişmelerin ardı sıra gelişi "bilge"liği zorlaşmaya başladı.
Farkedildi ki bilimin çok detaylanan ve teknoloji üretimiyle iyice çetrefilleşen tezahürlerini bütünüyle kavrayabilmek zorlaştı. (Yeni dönemin gözdesi Quantum mekaniğini eh biraz öğrenebilmek için akademik seviyede en az 7 yıllık bir öğretim gerektiğini söyleyelim sadece.)
Bunca formül hesaplama bir yanda dururken, ortalama "bilgelerin" sadece sezgileri ve düş güçleriyle hareket etmek durumunda olduğunu düşünürsek Ahmet İnam'ın derdini anlamaya yaklaşırız.
Bilgelerin mühendisler arasından çıkacağına yönelik kehanet çıkar mı çıkmaz mı bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey mühendislik eğitimini hakkıyla alanlar dünyayı daha kolay kavrıyorlar.
(vgm hariç :D)
Frodo'nun yazısını yeniden gündeme getirmeli diye düşündüm. Son cümlesi hasetinden ciddiye almayın.
Olay mühendislik, teknik adam ahlakı değil elbette. Mühendislik disiplininden (eğitiminden) gelenin filozof olma noktasında daha şanslı olacağıdır. Bu da tamamen doğru bir önerme.
Selamlar.
sevgili dilaver, mesajini daha yeni gordum. Gec kalmis olarak da olsa ithafin icin tesekkur etmekle baslamak istiyorum. Dedigin gibi Ahmet Inam'in yazilarini cok severim. Bu yazisini da sevdim. Tabii isin icinde biraz muhendislere ruh vermeye calisan bir yan oldugunu da dusunuyorum. Ahmet Inam muhendis odalarinin cikardigi dergilerde de aranan bir yazi kurulu uyesidir. Bunun da etkisi olabilir.
Ben de muhendis oldugum icin havaya girdigimi dusunebilirsiniz. Ben muhendisligi Ahmet Inam kadar onemsemiyorum. Belki benim gibi binlerce muhendis de Ahmet Inam'a gipta ile bakiyorlardir.
Yine de cagimizin bilgesi muhendislerden mi cikar sorusu benim icin ilginc bir soru. Cok ucuk gelse de boyle soylemlerin seslendirilmesi ve tartisilmasi hosuma gidiyor. Son zamanlarda soyle dusunmeye basladim. 19. yuzyil bir teoriler dunyasi idi. Cok guclu ve onemli teroiler ortaya atildi. Darwin biyolojide bir cigir acti, Freud psikolojiyi altust eti, Marx sosyolojiye, ekonomiye muhtesem bir katki sundu. Buyuk ideallarin ve buyuk ideolojilerin yuzyili idi. Teoriler verilerle desteklenmeye calisildi. Bitmez tukenmez tartismalar basladi. Bu teroiler bilim dunyasina da felsefe dunyasina da buyuk katkilar yaptilar. Ancak son yillarda bu teorilerin cok buyuk olceklerde gelistirildigi ve acik ve net kanitlara/formullere dayanmadigi elestirisi yapilmaya baslandi. Felsefe ve bilim dunyasi arasinda bu bilgelik tartismalari surerken muhendislik her ikisinin de disinda dunyaya yon veren bu muthis kapismadan uzakta, sadece sonuclar alaninda faaliyet gosteriyordu. Fazlaca kucukler dunyasinda isler yapiyordu. Onune bir is aliyor, once analiz ediyor, sonra tasarim yapiyor, ardindan da uygulamasini ve testini yapiyordu. Felsefe ve bilimsel teroiler dunyasinin buyuklukleri ile karsilastiridiginda son derece kucuk olceklerde calisan bir meslek dali yani. Teorisini kendisi uretmeyen, bilim dunyasindan alan, onu sonuclara goturen ve uygulayan bir insanlar toplulugu.
Son yillarda asiri buyuk olcekli teroilerin gecerliligi fazlaca sorgulanir olunca muhendislerin dunyasinin da birden bire one ciktigini dusunuyorum. Aslinda bu konuda yapilan islerin hepsi de el yordamiyla baslayan, tamamen pratik denemelerle baslayip, sonradan cok onemli, hatta tahmin edilemez sonuclar doguran isler oldular. Ornek isterseniz Internet dunyasini verebilirim. Tamamen bir muhendislik eseridir. Hicbir bilimsel yada felsefi akim boyle bir seyi onceden tasarlayip, bunu gerceklestirmeleri icin muhendislere vermedi. Universitelerde yapilan projelere ulasabilmek icin tasarlanan bir muhendilik projesinden basladi ve giderek gelisti. Simdi ise inanilmaz sonuclar doguruyor.
Bu arada laptop'un kablosunu isyerinde unutmusum. Birazdan yaziyi gondermezsem pilim bitecek. Sonra devam edecegim.