PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Devlet bürokrasinin beyinleri: Encümen-i Danis Dosyasi


sargon
18-01-2009, 03:22
Ergenekon sorusturmasinda Tuncer Kilinc'a yöneltilen soru ile gündeme geldi. Benim de fena halde ilgimi cekti. Adini daha önce duymamistik. Demirel'e göre eski dostlar bir araya geliyor, yarenlik ediyormus. Hepsi devlet mekanizmasinda önemli görevler üstlenmis kisiler. En büyük grup eski askerler, sonra büyükelciler ve politikacilar geliyor. Bürokrasi halkasinda yargi ayagi eksik kalmis gibi görünüyor. Ama 15 günde bir düzenli toplaniyor ve Cumhurbaskanlarina falan mektup gönderiyorlar. 40 kisiden olusuyor ve üye olmak oldukca zor. Uyeler olunceye kadar uye. Simdiye kadar gözlerden uzak kalmis bir grup.

Ben gazeteci yada arastirmaci olsaydim, oturur bu grupla ilgili kitap yazardim. Sabetayistler hakkinda cilt cilt kitaplar yazip, bu gizli emelleri olan ve devlet üzerinde cok ciddi bir gücü olduguna inandigi grubu teshir etmeye calisan Yalcin Kücük, acaba simdiye kadar böyle enteresan bir "yaren grubuna" ilgi göstermedi.

Onumuzdeki günlerde cokca tartisilacagini düsündügüm icin bu konuda bir dosya acmanin iyi olacagini düsündüm. Kökeni Osmanli'ya kadar giden bu bürokrasi grubunun üyelerini tanimak Türkiye'nin gercek güc sahiplerini tanimamizi saglayacaktir eminim.

Konu hakkinda kisa bir internet turundan buldugum en kapsamli yazilar simdilik bunlar. Ikisi de islami yayin organi.

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=12628

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=804711&title=gazetelerde-yeni-bir-tartisma-encumeni-danis-ergenekonun-ust-kurulu-mu

Yakinda bu "Danisma Meclisi"ni destekleyenler de cikip yazacaklardir eminim. Ben Demirel ile baslayayim.

http://www.sabah.com.tr/2009/01/17/haber,7FE29D3D1249417795E87EA4715CB7B8.html

aydoe
18-01-2009, 05:04
Ben gazeteci olsaydım olanı biteni ve gelmekte olanı yazardım,
Yaşlı bürokrat insanların bir araya gelip memleket meselelerini konuşması ve ülkemizin gidişatından dolayı ,Cumhuriyet kazanımlarının yok edilişinden dolayı rahatsızlık duymalarından rahatsız olmaz,onların uyarılarına cevap veremeyen ve gerekli önlemleri alamayanları suçlardım.
Demokrasi yokmu bu insanların fikirlerini beyan etmeleri suçmu?
Êncümen-i Danış yada heryerekon gibi uydurulmuş örgütlenmeleri değil var olan ve ülkeyi adım adım ele geçiren milli görüş çizgisindeki,tarikatçı örgütlenmeleri deşifre ederdim.

Faaliyetleri 1980’lerin sonunda kamuoyuna yansıyan Encümen—i Daniş, özellikle 1995’te Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakan Tansu Çiller’e gönderdiği bir mektupla dikkat çekti. Encümen—i Daniş’in o zamanki üyeleri mektupta, “Uzun zamandan beri açıkça ve pervasızca, anayasaya dayalı demokratik ve laik düzenimizi kökten tahrip etmeyi ve yerine şeriata dayalı devlet düzenini zorla uygulamayı amaçlayan beyan, eylem ve davranışlara girildiği görülmektedir. Türkiye’yi temelinden yıkmak, ülkeyi ve milleti bölmek isteyen sorumsuz kurum ve kişilere karşı şu yasal, idari ve yargıya yönelik ciddi tedbirlerin alınmasını öneririz” demekteydi. Cumhurbaşkanı ve Başbakana önerilen tedbirler şöyleydi: “Cumhuriyetin temel nitelikleri ve laikliğin korunması, Tevhid—i Tedrisat Kanunu’nun tavizsiz uygulanması, Kur’an Kursları ve İmam Hatip liselerinin sayılarının azaltılarak sıkı denetime alınması, bu amaçlarla çağdaş ve laik her türlü önlemin alınması.”

Gayet yerinde önerilerde bulunmuşlar,suçmu işlemişler?

Karşılarında ki örgütlü güç ise devlet yönetimine ve bürokrasiye hakim olmuş adım adım ülkeyi islam cumhuriyesine dönüştürmek için çalışmaktadır.

Milli Görüş,Nur cemaati ,İsmail oğlu cemaati,Gülen cemaati,yıllardır islama dayalı bir devlet düzeni kurmak ve Cumhuriyetin tasfiyesi için çalışmaktadır.
Bakın Yeniden Milli Mücadele'dekiler hangi koltuklara oturmuşlar.

''Yeniden Milli Mücadele, örgütlenme yapısı ve örgütlenme modeli bakımından neredeyse Hizbü’t-Tahrir’in bir izdüşümü, bir kopyası gibiydi. Fikri beslenme kaynakları, özellikle akaide ilişkin yaklaşımları; kavramsal çerçeve, hiyerarşi ve politik retorik biri diğerini çağrıştırıyordu. İkisi de ‘gizli’liği esas alıyor ve son derece dinamik gençleri içlerine katıp muazzam bir enerjiyi harekete geçirebiliyordu. ''

http://www.haber10.com/makale/237/

Bizim "eski camia", biraz böyledir...

Bir tarafta "İskenderpaşa Dergáhı" kardeşliği vardır... "Dergáhtan olsun da isterse odundan olsun" sloganı işler orada...

Bir tarafta "Eski MTTB'li kardeşliği" vardır... Birbirlerini kollarlar...

http://www.timeturk.com/Ahmet-Hakan-Mucadeleciler-kardesligine-dair-7421-yazisi.html

Şimdi bürokratik oligarşi olarak hangisini tercih edelim,eski derin devlet tasfiye edilecek yerine daha daha derini tesis edilecek bu arada da ahlak zabıtası tesis edilecek her tür faşizan uygulamalar yapılacak ,ılımlı islam zulümlü islama dönüşecek.
Bu arada arkadaşlarımız da demokratikleşiyoruz derin devlet tasfiye ediliyor sanacaklar.
Evet tasfiye ediliyor ,tasfiye edilen ülkemizdir,Atatürk'tür,Cumhuriyettir.
Gelen gideni aratır bundan hiç şüpheniz olmasın,onun için ki geçmişte Atatürk'ü sağda gören Sosyalist arkadaşların bir çoğu ,ülkenin daha da eski çağlara gittiğini görerek ulusalcılığı ve cumhuriyeti savunma çizgisindedirler.

sargon
18-01-2009, 14:45
Tesekkürler aydoe. Yazin ve verdigin linkler bahse deger bu "Danisma Meclisi"ni destekleyenlerin verdigi ilk tepkiler gibi görülüyor. Bizim yaren grubumuz varsa sizin de kardeslik gruplariniz var. Hangisini destekleyeceginize karar verin tarzinda bir savunma kuruluyor gibi geldi bana.

Bu gruplarin hic biri benim acimdan sorun degil. Elbete herkes bir "yaren grubu", bir "eski arkadas grubu" kurabilir. Onemli olan bu gruplarin ne islerle istigal ettigidir. Encümen-i Danis icin henüz bir suclama da yok. Sadece 28 Subat öncesinde Tansu Ciller'e gönderdikleri mektuptan bahsediliyor. 28 Subat sürecini daha o zamandan zorlamaya baslamislar. (1995)

Bildigim kadariyla Ergenekon ile su ana kadarki tek baglantisi Sener Eruygur'un da Encümen-i Danis icinde olmasi. Son gözaltina alinan Levent Tuncer Kilinc da bu grubun üyesiymis.

http://www.bugun.com.tr/haber.aspx?id=51122&title=encumen-i-danis-ve-50-yillik-sir


Benim merak ettigim sey su. Bugüne kadar 1000'den fazla toplanti yapmis, 100'den fazla onemli rapor yazmis olan bu grup hakkinda neden simdiye kadar birsey bilmiyorduk..

aydoe
18-01-2009, 16:04
''Benim merak ettigim sey su. Bugüne kadar 1000'den fazla toplanti yapmis, 100'den fazla onemli rapor yazmis olan bu grup hakkinda neden simdiye kadar birsey bilmiyorduk.. ''

Psikolojik savaş,gayrinizami savaş konusunda ne biliyoruz ki?
Neden Ergenekon ,Neden Encümeni Danış şimdi dllendiriliyor.2001 yılında yazılmışlar ,1995 te söylenmişler neden şimdi gündeme geliyor?
Neden Atatürk ,Mustafa yapılıyor ,ordu neden yıpratılıyor ve bölünüyor?

Darbeyi sadece askerler mi yapar (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10800210.asp?yazarid=218&gid=61)

Düşünmek ve olanı biteni görebilmek gerekli!

sargon
18-01-2009, 17:33
sevgili aydoe, elbette ortada bir soguk savas yasandigi acik. Bunu herkes zaten kabul eder. Sen neden simdi Encümen-i Danis denilen grubun adini duydugumuzu acikliyorsun. Dogru bir aciklama. Ama ben neden simdiye kadar bu grup hakkinda hicbirsey bilmedigimizi soruyorum. Neden simdi ögrendigimizi degil.

aydoe
18-01-2009, 20:43
14 mart 2008 Takvim gazetesi
http://74.125.77.132/search?q=cache:hTMGrq_5K0AJ:www.takvim.com.tr/2008/03/14/yaz1706-3140-122.html+enc%C3%BCmeni+dan%C4%B1%C5%9F&hl=tr&ct=clnk&cd=10&gl=tr

Medyayı ve güncel politikayı kim yönlendiriyor?
1995 Tansu Çiller bu grubun mektubunu basına sızdırıyor ,böyle bir grubun olduğu bilinmekte.
Ergenekon kapsamında Encümeni Danış'ın gündeme getirilmesi ,İslami yayın organlarının servisidir.
28 şubatın intikam sürecidir,28 şubatçıların tasfiye operasyonudur.

sargon
19-01-2009, 10:46
Aydoe'cim, bunu bütün gazeteler yaziyorlar zaten. Bu Encümen-i Danis'in adi ilk olarak 1995'te anilmis. Tansu Ciller kendisine gönderilen mektuptan rahatsiz olup basina sizdirmis. Bunu biliyoruz. Sonra yine eskisi gibi ölü sessizligi. Bu kadar etklili insanlarin biraraya geldigi bir gruptan kimse yine yillarca sözetmiyor. Ben gazeteci olsam 40 tane en önemli zatin biraraya geldigi toplantiyi haber yapmak icin cop kutularinin icine bile girerdim. 95'te ogrendik de neden ondan sonra bugüne kadar hicbirsey yazilmadi yine. Ben mi basini takip edemiyorum acaba? Hadi diyelim herkes bu grubu 95'ten sonra artik taniyordu da ben yetersizmisim. Peki 95'e kadar neden bilmiyorduk. Adamlar yillardir calisiyorlar, Türkiye'nin en önemli konularini konusuyorlar ve Cumhurbaskanlarina, Genelkurmay Baskanlarina, Basbakanlara mektuplar yaziyorlar. Bundan hic mi rahatsiz olmuyorsun Aydoe. Ben kendi partimin üstyönetimi bile olsaydi ve benden gizli toplantilar yapip, mektuplar yazsalardi, bir defa olsun ne oluyor yahu derdim. Bu kadar karsiliksiz güven duymazdim kimseye.

aydoe
19-01-2009, 22:38
Sevgili Sargon,
Bizde bazı gruplar konuşuyoruz ,gerekirse başbakana ,cumhurbaşkanına mektuplar yolluyoruz.
Memlekette konuşmak suç olmamalı,bu gizli bir örgütlenme değil,yasadışı illegal işlerle iştigal eden insanlar değil.
Bak bizde bu forumda konuşuyoruz yazılar yazıyoruz ,suçmu işliyoruz?
DÖ diye bir grup kurmuşuz orda bişeyler konuşuyoruz,suçmu işliyoruz?
Senin kafanda yaratmış olduğun İttihak ve terakiye dayanan ve bugüne kadar gelmiş olan devlete egemen bir bürokratik diktatörlük var ve bu örgütlenmeyide bunun bir parçası olarak görüyorsun.
Ergenekon 'u da bu bürokratik diktatörlüğün tasfiyesi olarak görüyorsun.

''Adamlar yillardir calisiyorlar, Türkiye'nin en önemli konularini konusuyorlar ve Cumhurbaskanlarina, Genelkurmay Baskanlarina, Basbakanlara mektuplar yaziyorlar. Bundan hic mi rahatsiz olmuyorsun Aydoe. ''

Ne için çalışıyorlar?Amaçları ne?
Türkiyenin önemli konuları konuşulmasınmı?
Devlet yöneticilerine mektup yazmalarından neden rahatsız olalım yazdıkları mektupta bizi rahatsız edecek ne var?
Ben Sincan'daki gösteriyi izledim beni rahatsız etti,irtica konusunda uyarılmak ise beni hiç rahatsız etmiyor.
Demokrasi diye diye şeriatmı gelseydi,kadayıfın altı iyicemi kızarsaydı ,kanlımı kansızmı olsaydı?
Bu ülkenin başbakanı millet istiyorsa tabiki şeriat gelecek demiştir.
Şimdi halk oylaması yapalım % 55 şeriat isteyenler oy alsın,milli irade demokrasi diye şeriatla yönetilmeye başlayalım!
Şeriatta demokrasi varmı?Azınlıkların hakları ne olacak ben gibi kafirlerin durumu ne olacak?
28 şubat kararlarına bir bak biz bugün bunları sitemizde savunuyoruz.

Kararlarda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran Kursları (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kuran_Kurslar%C4%B1&action=edit&redlink=1) denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat (http://tr.wikipedia.org/wiki/Tevhidi_Tedrisat) uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri köktencilere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

http://tr.wikipedia.org/wiki/28_%C5%9Eubat_s%C3%BCreci

Zaman Gazetesi ne diyor bakalım
Cumhuriyet için büyük tehdit: 28 Şubat!http://www.zaman.com.tr/dizi.do?dizino=8

Zaman gazetesinin her ilçede her beldede irtibat büroları var.
Nur cemaatinin ,Gülen grubunun her mahallede mahalle sorumlusu var.
her ilde ışık evleri var kampları var ,ne yaparlar ne konuşurlar biliyormusun?
Amaçlari laik sosyal demokratik T.C ni ve hukuku korumak ve kollamak olmalı.:)
Peki böyle bir örgütlenme ve arkasında büyük bir dış ve maddi destekle neyi amaçlıyor?
Gülen kendi konuşmalarında söylüyor amacı zaten,onun için halen yurt dışında ama örgüt günden güne güçleniyor.
Şimdi de nihai amacın önündeki engellerin ortadan kaldırılması için son temizlik ve olası müdahaleleri önleme operasyonu yapılmakta.
Zaman gazetesi okumayı da bırak lütfen ben ev kapılarına ücretsiz bırakılan gazeteleri kimse okumasın diye toplatmaktayım.:)

cigi
20-01-2009, 03:07
Zaman gazetesinin her ilçede her beldede irtibat büroları var.
Nur cemaatinin ,Gülen grubunun her mahallede mahalle sorumlusu var.
her ilde ışık evleri var kampları var ,ne yaparlar ne konuşurlar biliyormusun?
Amaçlari laik sosyal demokratik T.C ni ve hukuku korumak ve kollamak olmalı.:)
Peki böyle bir örgütlenme ve arkasında büyük bir dış ve maddi destekle neyi amaçlıyor?
Gülen kendi konuşmalarında söylüyor amacı zaten,onun için halen yurt dışında ama örgüt günden güne güçleniyor.
Şimdi de nihai amacın önündeki engellerin ortadan kaldırılması için son temizlik ve olası müdahaleleri önleme operasyonu yapılmakta.
Zaman gazetesi okumayı da bırak lütfen ben ev kapılarına ücretsiz bırakılan gazeteleri kimse okumasın diye toplatmaktayım.:)

Sevgili aydoe;

Bunlara birde yurt disinda olan faliyetlerini ve en cok yogun olduklari Avrupa' da ki örgütlenmelerini ve calismalarini eklemek gerekiyor. Cünkü AB ülkelerinden gelen paranin, asagi yukari senelik 1 milyar euro oldugunu tahmin ediyorum.


Demokrasinin kimyası yerle bir!

Verdigin linkde bulunan basliklardan biriside bu! Bu demokrasi kelimesinin arkasina saklana, saklana bütün emellerine ulasiyorlar.

Avrupa ülkelerinde kimselerin almaya cüret edemiyecegi büyük binalari alip, buralari dershane haline getiriyorlar. Bu dershaneler ayni zamanda; toplanti, disaridan gelen ziyaretciler icin misafirhane,yemekhane, kermes ve sohbet amacli olarak da kullaniliyor.

Kandirmayi basardiklari insanlar önce zaman gazetesine abone yapiliyor, sonra cocuklarina özel dersler önerileri ile diger faaliyetler zinciri ile sürüp gidiyor.

AB ülkesi pasaportu tasiyan biri olsaniz bile Türkiye' den yapmis oldugunuz hayat arkadasi seciminiz; esinize ve size yillarca sürecek bir iskenceye dönüsecektir. Fakat bu örgütün naylon diplomali insanlari, buralarda ellerini kollarini rahatca sallayarak dolasmaktadirlar. Ne bir iste calisirlar, nede bir yabanci dil bilirler.
Ne satiyorlarsa iyi para kazaniyorlar dogrusu.:)
Amerika' da Anglikan kilisesinden ayrilan Episcopal Church' a yardim eden Mister F. kac para yardim etmistir dersiniz? 2 milyon dolar... USA da 77 milyon üyeli, Ïngiltere Anglikan kilisesine bagli Episcopal Church lezbiyenler ve gaylarin papaz olmasinda bir sakinca görmeyip karar alinca, Anglikan kilisesi Episcopal Churchu kabul etmedi. Bu kilisede kendi ayaklarinin üzerinde durmaya karar verdi... Dolayisi ile nurcu kardeslerimiz; lezbiyenler ve gaylar kilisesine, hocalari vasitasi ile 2 milyon dolar bagis yaptilar...:p
Sempozyumlarinda Saidi Nursi ve F. Gülen cemaati ile birlikte ortak kararlar alindi ve devamli isbirligi icindiler.:D
Not: Mevlana ile ugrasan nurculara duyurulur!

Kaz gelecek yerden, tavuk esirgenirmi aydoe?

Bu adamlar heryerekonda, danisde, yargida,emniyette,bakanliklarda heryerdeler artik... Bir TSK kaldi, birde Cumhuriyet gazetesi.

Humeyni gibi geri dönebilmek icin ömrü yeterse bende dönecegim; onunla birlikte.;)

Sevgiler.

aydoe
20-01-2009, 08:16
Sevgili Cigi,
Zaten operasyon TSK ve Atatürk Cumhuriyet üzerinde yoğunlaştırlmıştır.
Halkın TSK' ya güvenini sarsmak,Cumhuriyet'in kuruluşunu sorgulamak ve Atatürk'ü yıpratmak amaçlı sürdürülmektedir.
Ulusalcılıkta terörle mücadele kapsamında suç örgütlenmesi kapsamına sokulmuştur.

Sevgiler

sargon
20-01-2009, 15:34
Senin kafanda yaratmış olduğun İttihak ve terakiye dayanan ve bugüne kadar gelmiş olan devlete egemen bir bürokratik diktatörlük var ve bu örgütlenmeyide bunun bir parçası olarak görüyorsun.

Haklisin, düsüncem tam olarak bu aydoe. Türkiye'ye egemen olan devlet bürokrasisidir ve bu örgütlenme de onun bir parcasidir diyorum. 12 Eylül de, 28 Subat da, 12 Mart da ayni bürokratik aygitin müdahaleleridir. Din, laiklik, emperyalizm, milliyetcilik, solculuk, sagcilik, falan filan hepsi bu bürokrasinin elindeki oyun aletleridir. Birini cekip, birini iterler. Yeter ki iktidarlari sürsün.

aydoe
20-01-2009, 21:57
Bu konuya Dilaver cevap versin!
Devlet nedir kimindir bürokrasi kimin hizmetindedir...
Sevgili Sargon
Bende bürokratım senin baban da bürokrattı ,biz yönetmiyoruz inan ki bu devleti
Adamı bakan diye koltuğa oturtuyorlar ve bak diyorlar ,sakın görme
Bir şey yapayım mı diyor sakın yapma diyorlar sen bakansın gören ve yapan değil sadece bakan olacaksın,bak öyle ve dur biz ne dersek onu yap
Ama bunu bürokrasi demiyor ,bunu küresel sermaye söylüyor.
İnşallah bir gün anlarsın:D

sargon
21-01-2009, 00:31
Ben ne söyledigimi biliyorum, aydoe. Senin durumunu bilmiyorum, ama senin bu bürokraside bir öneminin oldugunu sanmiyorum. Babamin da zerre kadar önemi yoktu. Siradan bir astsubayin ne hükmü olacak ki, sen memurla bürokrati karistiriyorsun. Devleten maas alan herkes bu yönetici tabakasina girseydi dedigin dogru olurdu.

Ben Marksizmi oldukca iyi bildigimi düsünüyorum. Epey dirsek cürüttüm Marks'in, Lenin'in ne dedigini anlayabilmek icin. Tabii deveden büyük fil vardir. :) Birileri cikip, sen ne biliyorsun ki, birgün anlarsin da diyebilir. Bizdeki kültür biraz böyledir.

Madem konuya girmek istiyorsun, Dilaver'i de sahaya davet ediyorsun, konumuzdan biraz uzaklasmak pahasina bu konudaki düsüncemi anlatayim. Ne olsa ben bu devlet bürokrasisi konusunun pesine birakmam, o yüzden döner dolasir yine Encümen-i Danis'e geliriz.

Konuya biraz eskilerden baslayayim. Son dönemlerde Roma ve Ortacag ile epey ugrastim. Bu dönemleri anlamaya calistim. Amacim Hiristiyanligin gelisim sürecini anlamakti aslinda. Ama bu vesileyle Marksizm'in tarihsel materyalizm anlayisini da yeniden sorgulama olanagi bulmus oldum. Marsizm'e göre dünyamizin tarihi üretim iliskilerine göre sekillenir. Bu bence de dogru bir tespittir, katiliyorum. Buna göre ilkel komünal toplumdan sonra, köleci toplum, ardindan feodal toplum, sonra da kapitalist toplum gelir. Ayni sekilde kacinilmaz olarak da ardindan sosyalist ve komünist toplumlar gelecektir. Ancak Marks'in bu sekillenme icin belirledigi toplum yapilarinin aslinda tartismali oldugunu gördüm.

Bu toplumsal iliskilerden feodalizm üzerinde biraz duracak olursak, aslinda bu toplumsal yapinin sadece Avrupa'ya, hatta Avrupa'nin da bati ve kuzeyine ait oldugunu görürüz. Feodal toplum denilen toplum Roma imparatorlugunun önce kuzeyden gelen barbar kavimler, ardindan güneyden gelen Arap istilasi yüzünden dagilmasi ile ortaya cikiyor. Eski güclü Roma ticaret iliskilerini süredüremez hale geliyor. Akdeniz egemenligi kayboluyor ve kuzeye dogru cekilen, kendi icine büzülen bir Avrupa görüyoruz. Eski büyük devlet egemenligi süremeyince ortaya daha kücük iktidar adaciklarinin ciktigini ve kendi iclerinde bitmez tükenmez catismalara girdiklerini görüyoruz. Ismi var kendi yok bir Roma-Germen devleti, feodal beylikler ve kilise ücgeninde iktidar savaslari veriliyor. Uretim tamamen dusuyor, büyük ticaret ortadan kalkiyor. Büyük ticaretin geregi olan altin para yerine gümüs para kullaniliyor. Uretim sadece lokal ihtiyaclari karsilama icin yapiliyor. Bu yüzden köle emegi de anlamsiz hale geliyor. Uretimin bu kadar azaldigi, pazarlarin kayboldugu veya cok kücüldügü bir toplumda köleye ihtiyac da kalmiyor. Ustune üstlük arka arkaya gelen salgin hastaliklar nüfusu kirip geciriyor.

Avrupa'da yasanan bu feodalizm aslinda bircok degiskenin bir araya gelmesi sonucunda olusan bir durum olarak yasaniyor. Avrupa'nin bu bolgesinin disinda dünyanin hic biryerinde böyle bir durum yasanmiyor. Hatta rahatlikla su ileri sürülebilir: Avrupa'da yasanan feodalizm ticaretin ve üretimin daha gelismis oldugu Roma dönemi ile sonraki kapitalist Avrupa arasinda gecici bir dönem olmustur. Marks'in feodalizmi üretim iliskilerinin zorunlu bir ugrak noktasi olarak görmesi bence yanlistir.

Köleci toplum, feodal toplum ile kiyaslanirsa daha genis bir cografyada yasaniyor. Buna eski dünya da diyebiliriz. Yani Sümer, Misir, Yunan uygarliklarinda kölecilik var. Ancak üretim iliskilerinde temel bir eksen olmasi Roma döneminde oluyor. Dünyanin diger bölgelerinde ise köleci toplum denebilecek bir toplum görülmüyor. Bu bölgelerin bazilari cok daha geri toplumsal iliskileri yasiyor olsa bile, örnegin Orta Asya'daki toplumlara köleci toplum demek biraz zor görünüyor.

Marks, teorisini kurarken iliskilerin en belirgin olarak öne ciktigi yerden yola cikmanin dogru oldugunu, bunun daha saglikli sonuc verecegini düsünüyordu. Belli bir haklilik payi da vardir. Ancak kurdugu sistemin aslinda Dogu toplumlarina uymadigini kendisi de biliyordu. Bu yüzden son döneminde Asya Tarzi Uretim Tarzi diye isimlendirdigi bir tez ortaya atti. Bu tez ile Osmanli, Rus, Cin gibi ulkelerdeki uretim iliskilerinin nasil bir toplum yapisi ortaya cikardigini cozumlemeye calisiyordu. ATUT'e gore Dogu toplumlarinda Avrupa'da oldugu gibi bir köleci ve feodal toplum yasanmamisti. Bu toplumlarda feodal bir parcalanma olmamis, kabileler halindeki daginik yasamdan sonra direk güclü devletler ortaya cikmisti. Bu devletlerin yönetici siniflari vardi, burada iktidar bu yönetici siniflarin elinde bulunuyordu.

Marks'in adini da anarak Osmanli icin düsündügü sistemi nedense Türkiye'nin sosyalistleri pek fazla düsünmediler. Hatta bunlar üzerine tartismaya kalkanlari afaroz bile ettiler. Bu afarozun genel ve özgün nedenleri tartisilabilir. Genel nedeni Lenin'in de ayni cizgiyi izlemis olmasidir. Lenin de ATUT konusunu ele almamistir. Oznel nedenlerinin basinda ise Türkiye'li sosyalistlerin Kemalizm'e fazlaca bulasmis olmalari geliyor. ATUT ekseninden bakacak olurlarsa Kemalizm'de Osmanli bürokrasisin devamini bulacaklardi cunku.

1960'dan sonraki sol icinde yasanan bütün saflasmalarda, gruplasmalarda degisen birsey olmadi. Marks'in söylediklerini gözden gecirmeyi birak, onun söylediklerine bile bakilmadi. Kemalizm ile birlikte burjuva devriminin yapildigini ilan ettik. Cunku Avrupa'da burjuva devrimleri olmustu, bizde de o sablona uygun bir devrim olmasi gerekiyordu. Burjuva devrimini tamamladik, tamamlamadik, ikincisi, ücüncüsü derken, gördük ki aslinda havanda su dövüyormusuz. Bir dönem AB konusunda, 28 Subat konusunda solcularin hep apart durumda kalmalarinin nedeni bu derin tahlil yanlisligidir. Su anda yasanan catismayi da anlayamiyorlar, aciklayamiyorlar. Bence bu korkularindan dolayi aman etliye sütlüye karismayalim diyerek kendi sonlarini hazirliyorlar. Bir süreci aciklayamayanlara kim neden güvensin ki?

Sen kendi acindan net bir tutum aliyorsun, devlet bürokrasisini destekliyorsun. Bu da bir yaklasimdir. Bence tarihe gömülmeye mahkum bir taraftir devlet bürokrasisi. Yüz yillik egemenlik sona ermek üzeredir. Tarihin akisinin dogal bir sonucudur bu. Burjuvazinin nurlu isiklari falan da yoktur, ancak tepemizdeki bürokrasinin cürüyüp dökülmesi Türkiye'de de bir burjuva demokrasisi icin firsat yaratmaktadir. Yoksa bu gerici bürokrasi bu ülkeyi daha cok geriletecektir.

aydoe
21-01-2009, 02:11
Hımmm anladım,bürokrasi tasviye olacak ve burjuva demokrasisi gelecekmiş ülkemize.
Burjuvalar nerde?
Nasıl getirecekler?
Sermaye el değiştiriyor islami burjuva demokrasisi gelir inşallah.
Ne diyeyim Benim inanmadığım Allah sizlere akıl fikir ihsan eylesin:)

cigi
21-01-2009, 03:36
Kemalizm ile birlikte burjuva devriminin yapildigini ilan ettik. Cunku Avrupa'da burjuva devrimleri olmustu, bizde de o sablona uygun bir devrim olmasi gerekiyordu. Burjuva devrimini tamamladik

Sevgili sargon;

Emperyalistlere karsi ac, bilac coluk cocuk, yasli kadin demeden bagimsizlik savasi vermisiz. Elde avucta hic bir sey kalmamamis..
Asirlarca inanclari kullanilarak sömürülmüs, nakavt olmus bir halk ve dogru düzgün calisan tek fabrikasi olmayan, bombos Anadolu...

Mustafa Kemal' de; Avrupa sablonu eline tutusturulmus, Anadolu' nun kafasina gecirecek siparis bir teknik ressam...:)

Peki simdiye kadar bu sablondan niye gercek burjuva sinifi cikamadi. Nerede bu bizim burjuvalar .Keske Türkiye'de gercek bir burjuva sinifi olsaydi. En azindan taslar yerine otururdu.

Peki Mustafa Kemal' den bayragi hemen teslim alanlar ne yapti? Niye Anadolu' muzun huyuna, suyuna, diline, kültürüne ve iklimine göre bir sol üretemediler? Sablon hic uymamis demek ki... Zaten uysaydi bizde simdi AB ülkesi idik.:)

Sevgili sargon, ayrica Türkiye' de gercek bir bürokrasi oldugunuda düsünmüyorum ben... Olsa olsa sisirilmis, hantal bir yönetim. Partizan kadrolasmalar yüzünden, dünyanin hic bir ülkesinde olmayan gereginden fazla kadrolar. 1 kisinin yapacagi isi 50 kisinin yapmasi. O da olsa...
Salla basini al maasini.

Düsünceleri ve calisma sistemleri iktidara uymayan bürokratlarin evlerinde oturtulup maas verilmelerine ne diyeceksiniz?..:)

Her iktidar degistiginde de bu sayilarin giderek artmasi... Su anda evlerinde oturupda maas alan kac tane basbakanlik ve bakanlik müstesari vardir dersiniz? Sanirim müstesarlar bürokrat sinifina giriyorlardir.

Ben gercek bürokrasiyi Avrupa' da gördüm ve tanidim sevgili sargon.Fakat sistem oturmus ve cark dislileri ayni ahengde dönüp durdugundan farkedilemez saniliyor.Bir sürü örnek dizerim buraya.. Hemde sizin yasamakta oldugunuz Isvicre' den de...

Ayrica her ülkenin, disaridan ve iceriden gelebilecek; ülkenin üniter yapisini bozmaya yönelik tehlikelere karsi hazirlikli olmak ve bertaraf etmek zorunlulugu vardir.( Cikar amacli cete ve mafyayi kastedmiyorum )

AB ülklerinin böyle bir yapilinmasi hic kimseye dert olmuyor ve aciga cikmiyor, nedense Türkiye Cumhuriyeti ile herkes kafasina göre bir seyler yazip ciziyor. Devamli kurcaliyorlar.;)

AB ülkelerinde birde son zamanlarda, yavas yavas isitilmaya baslanan bir soru yayilmaya basladi.. '' Siz bu Mustafa Kemal' den ne zaman kurtulacaksiniz, her yeniligin önunde bir engel ? ''

- Hic bir zaman...

Saygilar.

dilaver
21-01-2009, 09:30
http://www.turan-dursun.com/forumlar/showthread.php?t=3551

Anlaşıldıgı kadarıyla bu başlıgı açıp devam ettirmek gerekecek. Orada tam da devlette kalmış ve bu maddeleri tanımlayıp didiklemeyi bırakmıştık. En kısa zamanda o başlıga devam etmeye söz verirken Sargon ve Aydoe'nun özünde aynı olan anlayışlarının eleştirisine geçelim. Geçmeden de demokrasi ve komünizm başlıgından bir kaç ara başlıgı devletin nitelikleri ile ilgili buraya alalım.

8- Erken devletlerde genellikle tam zamanlı uzmanlar bulunur.
11- Tüm erken devletlerde bir egemen ile akrabaları ve bir aristokrasi
bulunur.
29- Egemenin genellikle bir koruma birligi vardır.
47- Uzman kamu görevlileri kamu yönetiminin üst basamaklarında görülür.

Erken devletin niteliklerini belirtirken bu maddelere yer vermiş ama açılımlarını yapmamışız. Aslında bu maddeler tam da Sargon'un bürokrasi dedigi şeydir ve 29 madde ise aydoe nun savundugu TSK nın binlerce sene önceki öncelidir.

Herşeyden önce kavranması gereken şudur ki devlet bir sınıfın diger sınıf üzerine baskı ve tahakküm aygıtır. Devletin varolması için sınıflar zorunludur, pazar zorunludur, artı deger zorunludur ve üretimden kopmuş asalak bir yönetici sınıfı zorunludur. Bu üretimden kopan sınıfa biz bugün bürokrasi diyoruz ve her devletin olmazsa olmaz koşuludur ve de etmenidir. Egemenin koruma birligine ise bugün biz ordu diyoruz.

O halde buradan çıkan sonuç şudur. Bürokrasi ve ordu devletin tarihi kadar eskidir, ne Asya Tipi Üretim ilişkileri ile beraber var olmuştur, ne de kapitalizm ile. Ama her toplum biçiminde üzerindeki maske farklılaşmış ve sonunda aslında bizzat demokrasi ile çelişen bir kurum olan ordu, kurtarıcı pozisyonuna ulaşmıştır. Üretim ilişkileri bahsine girmeye gerek duymuyorum, çünkü bunların konumuzla yakından ya da uzaktan bir ilgisi yoktur. Ancak gerekirse yarım bıraktıgımız şu başlıkta tekrar konuyu ele alabiliriz :
http://www.turan-dursun.com/forumlar/showthread.php?p=112166#post112166

Devletin sınıf tahakküm aracı oldugu bir kez kavrandıgında sorulması gereken şudur. Hangi sınıf ya da sınıfların baskı aracıdır. Ezen sınıfın mı, ezilen sınıfın mı. Çagımıza uyarlarsak emekçi sınıf/sınıfların mı, mülk sahibi/rantiye/sermaye sınıfının mı. Bu soruya verilecek cevap devletin yapısını belirler.

Yukarıdaki tanımdan anlaşılması gereken şudur. Her devletin özü şiddettir. Her devletin yapısını ise içinde barındırdıgı sınıf ilişkileri belirler. Bu şiddetin niteligini ve düzeyini ise devletin biçimi belirler. O halde kapitalist bir toplumda, ya da ülkemizdeki gibi hala feodal ilişkileri de içinde barndıran ama esas olarak kapitalistleşmiş bir toplumda üç türlü devlet biçimi olabilir. Gerici burjuva diktatörlügü, faşist diktatörlük ve burjuva demokrasisi. Bunları belirleyen de sınıflar arasındaki mücadeledir.

Şİmdi devlet mekanizması işlevini iki kaynakla sürdürür. Bir tanesi eli silahlı adamlar grubu, digeri ise bu eli silahlı adamlar grubunun yakaladıkları insanlar/muhalifleri koyabilecegi kapalı tecrit edilmiş alanlar. Birincisine polis/ordu/zabıta diyoruz. İkincisine de adliye/mahkeme/cezaevi diyoruz.
Demek ki devlet bürokrasisi ya da devlet görevlileri ordu/adliye/ulema olarak katmanlaştırılabilir. Elbette bu maliye ve hariciye gibi alt bölümlere de ayrılabilir ama öz degişmeyecektir. Devletin ortaya çıkışından beri de degişmemiştir.

Tüm bu sınıf ve katmanların aralarında çelişme bulunması gayet dogaldır. Aynı şekilde bunların hizmetinde oldukları sermaye sınıflarının arasında da çelişki olması gibi. Tüm bu insanlar degişik grupların temsilcileri/işbirlikçileri olabilirler bu da aralarında bir menfaat çatışması olmasını getirir. O halde kavranması gereken birinci halka budur. Egemenler arasında çelişki ve çatışma kaçınılmazdır. Zaten devrimci durum dedigimiz olgunun ilk koşulu olan yönetenlerin yönetemeyecek halde bulunmasının anlamı da budur. Çelişkiler o kadar derinleşmiştir ki ortak bir yönetimde ya da taktiklerde anlaşmaları çok zorlaşmıştır.

Ancak her ne kadar aralarında çelişkiler olsa da tüm egemen sınıfların çıkarları emekçilere karşı ortaktır. Çünkü varlık nedenleri emekçilerin ürettigi artı degerin paylaşılmasında yatar. Sermaye bedeli ödenmemiş emek oldugu gibi , bürokratların zorunlu yaşam idame kıstasları ise artı deger sömürüsünde ve bunun gaspında yatar. Karınlarını doyurmaları ve en temel ihtiyaçlarını karşılamaları için emekçilerin üretmesi gerekir. O halde yöneticilerle yönetilenler ya da emek ve sermaye arasındaki çelişki uzlaşmaz ama yöneticilerin kendi aralarındaki çelişki uzlaşır mahiyettedir. Kavranması gereken ikinci halka da budur.

Şimdi ilk iki halkayı kavrayabiliyorsak esas tayin edici meseleye gelebiliriz. Devletler tarihi boyunca devlet biçimleri olarak üç türlü demokrasiye rast gelinmiştir. Köleci demokrasi, burjuva demokrasisi ve sosyalist demokrasi. Diger iki biçim konumuz dışı oldugundan burjuva demokrasisini ele alırsak, bu biçimin sermayenin son umudu oldugunu görürüz. Gene tarihin bir sınıflar mücadelesi oldugu tespitinden hareketle tüm burjuva demokratik oluşumların ciddi sınıflar mücadelelerinin sonucunda elde edildigini görürüz. Burada belirleyici olan ezen ezilen diyalektigidir. O halde kavramamız gereken üçüncü ve en önemli halka olarak, demokrasinin asla gökten zembille inmedigi, ezen ile ezilen arasındaki sınıflar mücadelesi sonucunda zorla kabul ettirildigi görülecektir. Demek ki devlet içindeki çıkar grubu arasındaki çelişkilerin bir demokrasi yaratması mümkün degildir ve örnegi de yoktur.

Bunun yakın tarihimizde çok açık örnegi daha hatırlardadır. Mayıs 2008 daha hepimizin hafızasında tazedir. İşte size demokrasi ve işte size demokratik Akp ya da demokratik anti ergenekoncu güçler. 1 Mayıs ta tüm egemenler emekçilerin karşısında ve gerektigi gibi yerlerini aldılar. Ordusu ile, sermayesi ile, adliyesi ile ve uleması ile. Şimdi bu tablodan nasıl demokrasi çıkarabilirsiniz ki.

Türkiye'de ne zaman demokrasiye varma yolunda ilerleriz biliyor musunuz. 1 Mayıs'ı Taksim'de kutladıktan sonra. Devletin tüm kademelerini milyonlara varan emekçi gücümüzle kuşattıgımız zaman. İşte o zaman devletin ve sermayenin ellerinde iki yol olacaktır. Bir tanesi tekrar yeni bir 12 Eylül tezgahlamaya çalışmaktır. Digeri ise uzlaşma arayarak gelen sondan kendini korumaya çalışmaktır. İşte bu ikinci biçim bizi burjuva demokrasisine götürür. Bunu belirleyecek olan da güçler dengesidir. Şayet biz emekçiler yeterince güçlü ve örgütlü isek burjuvazi son hamleye cüret edemeyecektir ama bunun aksi ise tarihin tekerrürünü görebilecegiz denmektir.

Devlet içi çelişkilerden demokrasi çıkmaz, olsa olsa kaos çıkar. Bu kaos da halka sömürü olarak geri döner. Elbette egemenler arasındaki çelişkilerden yararlanmak gerekir ama fazla da umuda kapılmadan ve gerçek hedeften sapmadan.

Şİmdi burada iki tane yanlış var. Birini Sargon temsil ediyor ve egemenler arasındaki tepişmeden bir demokrasi çıkabilecegini umuyor. İkincisi ise Aydoe ca temsil ediliyor. Demokrasinin önündeki en büyük engeli yani orduyu demokrasi taraftarı diye lanse ediyor. Sonuçta da iki yanlış bir dogruya götürmüyor, götüremiyor. Bunu her gün yaşıyoruz ve izliyoruz.

Her şeyden önce demokrasi orduyu, şiddeti, baskıyı geriletme mücadesidir. Burada Sargon haklı. Ordunun oldugu yerde demokrasi olmaz. Ama orduyu geriletecek olan güç ancak ve ancak ondan daha güçlü olan emegin gücüdür. Çünkü ordunun da ana tabanı emekçilerden oluşur. Emekçileri çıkarın bakalım savaşacak insan bulabilecekmisiniz. O halde Sargon'un demokrasi için dayanacagı güçleri iyi tahlil etmesi gerekiyor. Devleti iyi kavraması gerekiyor.

Aydoe'nun hatası ise bir gericilige karşı çıkarken başka bir gericilikten medet ummasında yatıyor. Bunun sonucu da gene demokrasi olmuyor. Yani öz itibarıyla her iki dostumuz da aynı konudaki yanılgıda birleşiyorlar. Devleti tanımamak. Devlet içindeki çıkar çelişmelerinden medet ummak.

Şayet Sargon'un dedigi gibi bu olanlar darbeye karşı yapılıyorsa ya da çeteleri engellemek için yapılıyorsa o halde darbeyi yapan neden dışarıda, Marmaris'te ikametini sürdürüyor. Ya da Aydoe'nun iddia ettigi gibi bu olanlar Abd ye karşı ordunun direnmesi ise o halde genelkurmay birinci, ikinci başkanları, ordu ve kuvvet komutanları Abd ile neler görüşüyorlar, nasıl oluyor da Pkk ya karşı ittifak halinde iş yapıyorlar. Defalarca söyledim. Kim Abd ile kapalı kapılar arkasında gizli toplantı ve anlaşmalar yapıyorsa Abd işbirlikçisi odur.

Solcuların kafalarının karışık oldugu iddia edilmiş. Bence kafası karışık olan bunu iddia edenler. Solcular baştan itibaren bu kargaşada saf tutmayı reddettiler ama açıga çıkan her türlü hukuksuzlugun da üzerine gittiler ve gidilmesini savundular. Solcular siyasi erke yani devlete taliptirler. Bunu talep ederken de devlet içerisindeki gericiler arasında tercih yapmazlar. Socuların tek tercihi vardır, o da emek ve emekçilerdir. Solcular derin devlet denilen şeyin aslında devletin ta kendisi oldugunu savunuyorlar.

saygılarımla

dilaver
22-01-2009, 23:32
Ergenekon savcılarının eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'a sormasıyla gündeme gelen "Encümen-i Daniş"in Başkanı Necmettin Karaduman, CNN TÜRK'e konuştu. Encümen-i Daniş'i "memleket ve dünya meselelerinin değerlendirildiği düşünce grubu" olarak niteleyen Karaduman, Abdullah Gül'ün başbakanlığı döneminde, kendisine Irak harekatı konulu bir rapor gönderdiklerini açıkladı.

Karaduman, son dönemde ise bir rapor gönderilmediğini belirtti.

CNN TÜRK muhabiri Göksel Özköylü'nün sorularını yanıtlayan Karaduman, Encümen-i Daniş'in 15 günde 1 toplanıp güncel konuları görüştüğünü, çok önemli gördüğü, nadir durumlarda da Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı'na rapor gönderdiğini belirtti.

Karaduman, "Bu çok nadir olur. Çok önemli olayların cereyan etmesi şartına bağlıdır" dedi.

Karaduman, Ergenekon konusunda bir rapor sunup sunmadıkları konusunda ise, "Ergenekon önemli bir olaydır. Ama unutmayın bu gelişigüzel yapılamaz. Bu işin üzerinde yargı var. Onların işine müdahale etmemek lazım" dedi. Karaduman, yargının tarafsızlığına inandığını söyledi.

Tavsiyelerine uyuluyor mu?

Karaduman, bugüne kadar tavsiyelerine kulak asılmadığına şahit olmadığını, tersine Cumhurbaşkanlığı'ndan katkıları nedeniyle teşekkür mektubu aldıklarını belirtti.

Karaduman, "Yüksek makamlara rapor gönderdik diye, bunun doğrultusunda hareket edilir, diye birşey yok. Mütevazı, küçük bir katkı" dedi.

Encümen-i Daniş'in devlete yön vermesi gibi bir durumun asla düşünülmemesi gerektiğini kaydeden Karaduman, "Gerçeklerden kopuk insanlar değiliz" dedi.

Karaduman, bu raporları açıklamadıklarını, çünkü böyle bir durumda günlük polemiklerin, kısır çekişmelerin içine çekileceklerini belirtti.

Ergenekon davası

Karaduman, Ergenekon davası için, "Bazı kesimlere gözdağı verilmek istendiği biçimde bir izlenim doğmuştur. Bu çok tehlikeli. Bu endişelerin ortadan kaldırılması için gerekli önlemlerin alınmasına şiddetle ihtiyaç vardır" dedi.

Karaduman, bunu yapacak olanın da yargı organları olduğunun altını çizdi.

Karaduman, "Ergenekon'dan haberdar mıydınız?" sorusunu ise, "Hayır" diye yanıtladı.

Böyle bir örgüt var mı?

Karaduman, "Böyle bir örgüt var mıdır?" sorusuna ise, "Bulunan silahlara bakarsanız, faaliyete girişme düşüncesi var ama nedir burada amaçlanan..?" yanıtını verdi ve bunların yargının ortaya çıkaracağı deliller olduğunu vurguladı.

Derin devlet

Karaduman, "Derin devletle bir ilişki kurulabilir mi?" sorusuna ise, "Derin devlete yüklemek istediğimiz mana nedir? Derin devlet bütün dünya devletlerinde vardır. Bugün de vardır yarın da olacaktır. Bizi ve devletimizi korumaya yönelik. Bu dış tehlikelere karşı alınan tedbirlerin toplamıdır" diye yanıt verdi.

Karaduman'ın, "Ergenekon derin devletin uzantısı mıdır?" sorusuna yanıtı ise şu oldu: "Onu davanın ayrıntıları ortaya çıktığında göreceğiz. Onu bilemiyorum."

Kurul'un yapısı

Necmettin Karaduman, Encümen-i Daniş'in 25-30 kişilik bir grup olduğunu, daha fazla katılımcı olması durumunda bunun sohbetin ötesine geçeceğini belirtti.

Karaduman, gruptan ayrılıkların yaşlılıktan ileri geldiğini belirtti.

Karaduman, Kurul'un bir başkan, bir de genel sekterden oluştuğunu kaydetti.

Mali payı

Mali yapı konusunda ise Karaduman, "Masrafımız olmaz. Toplantı arası çay pasta vb. ikram yapılır. Bunun da masrafını her toplantıda bir kişi üstlenir" dedi.

Encümen-i Daniş, diğer adıyla Danışma Kurulu, eski Genelkurmay Başkanları Hüseyin Kıvrıkoğlu, İsmail Hakkı Karadayı başta olmak üzere, üst düzey emekli devlet görevlileri, eski bakanlar ve eski büyükelçilerin katıldığı bir kurul. Kurul'un başkanlığını ise eski Parlamento Başkanı Necmettin Karaduman yürütüyor.

Tanzimat'tan sonra kurulan, Cumhuriyet dönemi boyunca düzenli toplantılar gerçekleştiren Encümen-i Daniş'i gündeme taşıyan ise, son Ergenekon operasyonu oldu.

Ergenekon savcıları eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'a Encümen-i Daniş'e katılıp katılmadığı sormuş; Kılınç da "Encümen-i Daniş tabirini ben de duydum. Emekli genelkurmay başkanlarının, emekli kuvvet komutanlarının ve emekli büyükelçilerin katılımıyla gerçekleşen toplantıların İstanbul'da yapıldığını, bu katılan kişilerin ülke meseleleri hakkında fikirlerini paylaştıklarını ve vardıkları sonuçları devletin üst makamında yer alan kişilerle paylaştıklarını duydum, o kanaate vardım. Hatta ismini duyunca yadırgadım. Neden kendilerine 'danışma meclisi' demediklerini sorguladım. Ancak ben hiçbir toplantıya katılmadım" demişti.

CNN Türk

sargon
23-01-2009, 00:15
Neden "Danisma Meclisi" degil de "Encümen-i Danis" adi verilmis bu gruba. Bence Fahri Korutürk cok iyi bir isim vermis. Devlet bürokrasisinin Osmanli'dan Cumhuriyet'e sürekliligini ifade eden sembolik bir isim.

mhmd
23-01-2009, 10:21
Her ülkede böyle bir oluşum olduğunu düşünmüyoruz.

Bu, bir düşünce kuruluşu değildir.
Öyle olsaydı, fikri önderlerin, uzmanların, beyin fırtınası estirebilecek elastikiyete sahip zekaların olması gerekirdi.
Biz göremedik.

Bu, bir danışma kurulu değildir.
Danışma kurulları, bağlı olduğu makamların isteği doğrultusunda çözüm üretmek üzere, yine bu makamlarca var edilirler.
Makamı bulamadık.

Bu, bir dost topluluğu değildir.
Böyle bir oluşumun içinde ülke için önemsiz ama kişiler için önemli şahsiyetlerin de olması gerekirdi.
Şahsen bilemiyoruz.

Bu, doğal bir oluşum değildir.
Topluluğa girişin çok zor, çıkışın ise ölüm ve yaşlılık ile olduğu söylenmektedir.
Her ne kadar çıkış doğal! olsa da girişte özel bir kast sistemi görülmektedir.

Ülke için faydalı olacağını düşünmüyoruz.
Yaş ortalaması 80 olan bir kurulun, güncel politika, dünya siyaseti, ekonomi, teknoloji, çağdaşlık konusunda önder ve üretken oduğunu bize ispatlamanız gerekecek.

Şimdi bunlar fikirlerini konuşmasınlar mı?
Bu fikirleri üst makamlara sunmasınlar mı?

Biz dahi bu halimiz ile fikrimizi Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genel Kurmay Başkanlığı gibi yerlere sunmaktayız. Okuduğumuz kadarı ile bu görevi sizler de yapmaktasınız. Bunda bir mesele yoktur.
Mesele o üst makamları bir zamanlar işgal edenlerin, iştigal konularını, güncel iştigalciye iletmeleridir!!!

Bu; ne danışma ne de fikir beyanıdır.
Bu bir zorlamadır.

mhmd
24-01-2009, 14:51
"Encümen-i Daniş'in devlete yön vermesi gibi bir durumun asla düşünülmemesi gerektiğini kaydeden Karaduman, "Gerçeklerden kopuk insanlar değiliz" dedi."

http://www.haber7.com/haber/20090124/Encumeni-Dnisin-28-Subat-mektubu.php

Gerçekten de kopuk insanlar değillermiş...