PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Henri Laborit'den Notlar


Serdar
09-02-2009, 23:50
Henri Laborit'in "İnsan ve Kent" isimli kitabından hoşuma giden ve tekrar okuduğumda kitabı tekrar okumuşum gibi hissedeceğim ve ilerdeki yazı ve çalışmalarım için alıntı-kaynak oluşturabileceğim, kitaptan hiç üşenmeden bilgisayara geçirdiğim alıntı-notları burada sizlerele paylaşacağım. Aynı zamanda kendi bilgisayarım dışındaki başka bir kaynakta depolanmış olacaklar.

Kitabın arka kapağından:

Henri Laborit, canlı varlığı, o arada insanı kavrayıp anlatmaya büyük katkılarda bulunmuş bir bilmadamı, bir dirimbilimci.
Cansız maddeden canlıya geçişteki evrimi, özellikle 1950'den sonra elektrikli aygıtların sağladığı araştırma kolaylıklarıyla, derinlemesine ve geniş olarak ele alan dirimbilim, tek hücreli canlıyla çok hücreli arasında tartışılmaz benzerliklerin yanında çok asal bir ayrılık saptamış: karmaşıklık ve örgütlenme biçimi. Amiple insanoğlunu birbirinden ayıran yalnızca işte bu örgütlenme. Örgütlenmeyse, gittikçe kalabalıklaşan insanlığın temel işlevlerinden bir olmakla kalmamış, şimdi canalıcı bir sonuna dönüşmüştür.
Laborit ve benzerleri, canlının bedenindeki hücre örgütlenmesinin tıpkısının yaşadığı ortamda, ya da özel adıyla kentte de belli yasalar ayak uydurduğunu, uydurması gerektiğini ilk bulgulayan insanlar.
Elinizdeki kitap bu konuyu en ince ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Varılan yargı yalın, çarpıcı: kentleşme çarpık, çünkü içimizdeki dirimsel örgütlenmeyi -masalların ötesinde- tanımıyoruz, dolayısıyla dış örgütlenme de bunu yansıtıyor.

Serdar
09-02-2009, 23:51
Henri Laborit, İnsan ve Kent, Sayfa 33

…dolayısıyla on beş yirmi yıl önce yazdığımız metinleri elden geçirirken, bugün, rastlantı teriminin ancak içinde bulunduğu örgütlenme düzeyinde değer taşıdığını; bilimin amaçlarından birinin, görünüşe göre, henüz kendi alanlarına katamadığı örgütlenme düzeylerinde yürürlükte bulunan düzenlemeleri ortaya çıkarmaya çalışarak rastlantı alanını elden geldiğince daraltmak olduğunu belirtmek zorundayız. Söz konusu örgütlenme düzeyleri bilimin alanına girdikleri an, birtakım yasalara bağlanıyorlar. Bu durumda sayılamaya dayalı hesap geçici, belki de kalıcı bilgisizliğimizi(Heisenberg’in belirsizlik katsayısını) aşmanın ustalıklı yolundan başka bir şey değildir.

Serdar
09-02-2009, 23:52
Sayfa 34

Başka bir deyişle, evrimin bir bütünün öğeleri arasındaki ilişkilerin rastlantısal olarak yeni bir düzene girmesiyle değil, o bütüne yeni öğelerin eklenmesiyle ya da başka bir bütünden etkilenmesiyle gerçekleştiği kanısındayız.

Serdar
10-02-2009, 19:01
Sayfa 42

Beynin dirimsel-kimyasındaki gelişmenin bir yararı da bireyin bütünsel davranışlarında kimi beyin bölgelerinin etkisini ortaya çıkarmak, böylece sinirsel işlevbilimin görece kaba kalan yaklaşımını tamamlamak olmuştur.

Serdar
13-02-2009, 23:44
Sayfa 42, 43

Dil, temellerinde yatan sinirsel-işlevsel ve dirimsel –kimyasal düzenekleri bilmeden davranışları açıklamak üzere sözcüklere başvurdu. Oysa söz konusu düzenekler son derece karmaşık ve birbirine bağımlıdır; çoğu bilincin dışında işler. Onları betimlemekte kullandığımız anlambilim bilgisizliğimizle doğru orantılıydı. Oysa düşünürler ruhbilimciler, aktöreciler, yasacılar bu bilgisizliği yazına dönüştürerek kitaplar doldurdu. Bu insanlar, aslında insan-öncesi koşullanmalarının dile gelmesinden başka bir şey olamayan bir davranış biçimini yığınlara zorla benimsetmek üzere birtakım aktöresel, törebilimsel ya da bilmem nesel yasalar getirmekten çekinmediler.

Serdar
13-02-2009, 23:45
Sayfa 45, 46

Birbirini izleyen cezalandırmalar sonucu efendisinin dışında birinden yiyecek almamayı öğrenmiş bir köpek bu çıraklık için denizatıyla bademciğini kullanmıştır. Beynin yan bölgesinde yer alan hipotalamusun temel güdüsüyle efendisinin dışında birisinden besin kabul ettiği ve acılı bir cezaya katlanmak zorunda kaldığı her olayda sinir dizgesinin her işleyişinde besin, açlık güdüsü, efendisi olmayan kişi ve açlık arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurulacaktır. Aynı biçimde besin, açlık güdüsü, efendisi molan kişi açlık güdüsünün acısız karşılanması sahnesi de olduğu gibi beyne işlenecektir. Ondan sonra davranış artık açlık güdüsünün öz devinimine ya da bunun güdüye görece egemen oluşuna bağlı kalacaktır.

İnsanoğlu’nda eğitim süreci aynıdır, yalnız burada eğitim sözcüklerin aracılığıyla verilir ve işin içine imgelem de katılabilir. Ve hipotalamustan gelen güdülerle denizatında saklanan az çok devingen toplumsal-ekinsel yasaklar arasında iç dünyadaki bütün çatışmalar herhangi bir davranışı dile getirmek üzere, dilde, örneğin özgürlük, seçim, istenç gibi bir takım sözcükler bulurlar; söz konusu davranışın zorunlu bilinçdışılığı böylece insanın hep bir kaçamak, bir özür ya da mantıklı bir yol bulmasını sağlar.

Serdar
17-02-2009, 17:54
Sayfa 54

http://img27.imageshack.us/img27/2021/resim001copyog7.jpg (http://img27.imageshack.us/my.php?image=resim001copyog7.jpg)

Serdar
17-02-2009, 18:08
Sayfa 55, 56

http://img132.imageshack.us/img132/939/resim002ku8.jpg (http://img132.imageshack.us/my.php?image=resim002ku8.jpg)

http://img132.imageshack.us/img132/7491/resim003wb6.jpg (http://img132.imageshack.us/my.php?image=resim003wb6.jpg)

Serdar
19-02-2009, 13:33
Laborit, sayfa 58

Saldırganlıka ilgili bir bölümden McLEAN'in yaptığı çalışmaları açıklayıcı bir dipnot:

McLEAN P.D. (1952), “psychiateric imlications of physiological studies in fronto-temporal portion of limbic system” (Beynin halka dizgesinin alın-şakak kesiminde yapılan işlevsel incelemelerin kimi ruhçözümsel incelemeleri), Electroencephal. Clin. Neurophysiol. 4: 407-408.

Reich de K. Çözümlemesi isimli yapıtında, us yarılımına (şizofreniye) uğramış bir hasta üzerinde orgon terapi(sağaltım) uygulamasında hasta iyileşmeye doğru ilerlerken alnının ortasında, iki gözünün arasında bir dönem basınç duyumu hissetmişti. Bu hasta gözlerini tavana çevirdiğinde us yarılımı süreci başlıyordu Reich’e göre. O us yarılımının beyin köküyle ilgili bir işlevsel bağlantısı olduğunu düşünüyordu yanlış hatırlamıyorsam.(Açıklayan: Serdar)

Serdar
19-02-2009, 13:46
Sayfa 59

S.Carrighar’a göre “Dolaysız atalarımız maymunlar, görünüşe göre saldırganlık yokluğunda doruktalar. Onlarda gerek birey olarak gerek sop olarak birbirleriyle dövüşmüyorlar.”

Serdar
20-02-2009, 01:57
Sayfa 60

http://img232.imageshack.us/img232/8046/resim002ri8.jpg (http://img232.imageshack.us/my.php?image=resim002ri8.jpg)

Serdar
20-02-2009, 13:25
Sayfa 61

İnsanoğlu başlangıçta bütün öbür türler gibi, başlangıçta yalnız ayakta kalabilmesiyle, kendine yeni besinler bulabilmesiyle uğraşmıştır. Yontma taş çağında bunu avla balık tutmayla ve meyve devşirmekle sağlıyordu. Toprağa bağlı değildi, ve biricik işleyimi kendisini yabanıl hayvanlardan korumaya ve avlanmasına yarayan ilkel silahların yapımıydı. Dolayısıyla etin tuzla saklanması henüz bulgulanmadığı için, yedek besin biriktiremediğinden, bütün zamanını yedek besinini aramaya harcıyordu.

Serdar
20-02-2009, 13:36
Sayfa 62

…İnsan az, yaşanacak alan çoktu. Belli bir avlanma bölgesi ya da bir dişi için çekişme durumunda, kaçış olanağı vardı. “Karşılıklı birbirinden kaçınma” çatışmaya girilmesini ya da çözüme girilmesini kolaylaştırıyordu. Yenilenin hakkından vazgeçmesine, bütün hayvan türlerinde olduğu gibi, günümüze dek yaşamlarını sürdürebilmiş ilkel insan topluluklarına hala rastlanır. Karşılıklı bağımlılığın içimizden hiçbirinin tek başına gereksinmelerini karşılamasına izin vermeyecek kadar sıkı olduğu kentlerimizdeyse buna izin yoktur.

Demek ki, ilkçağ İnsan’ının görünüşe göre asal niteliği uzmanlaşma yokluğudur. Kendisine besin sağlayan çevreyle doğrudan ilişkili olan ilk toplumsal küme, henüz birbirlerine türeyimsel bağlarla bağlı, benzer işlevlerle aileler, kabileler, falan oluşturan bir birey topluluğudur, ve günlük yaşamı için savaşım vermektedir.

Serdar
23-02-2009, 10:48
Eklemeyi unutduğum bir not: sayfa 29

Gerçekten de dirimsel süreçler ısıl-devinimbilime(termodinamik’e) indirgenemez. Onları anlayabilmek için yapısal yasaların bilinmesi zorunludur.

Serdar
23-02-2009, 11:27
Sayfa 63

Özellikle sulama tarihte ilk kez insan kümelerinin sürekli bir besin fazlası gerçekleştirebilmelerine izin vermiştir; ekimden sonra biçimi başka bir deyişle değişken bir zamana birimi boyunca beklemeyi kolaylaştırdığı için, söz konusu artı ürün toprağa yerleşmenin vazgeçilmez koşuludur.

Serdar
23-02-2009, 11:27
Sayfa 64

Pek çok yazar, tarımın başlangıç döneminin kadına çok şey borçlu olduğu ve bu dönemin anaerkil düzenin açılıp çiçeklenmesiyle çakıştığı görüşündedir. Onlara göre toprağa ilk meyve tohumu ekmeyi düşünenler kadınlar olmuştur.

İlk köylerin kuruluşu sırasında, hiçbir zanaatçı kendi uğraşıyla geçinememektedir kuşkusuz. Besin üretimi doğrudan bu üretime katılmayan, ama topluluğun tutumbilimsel yaşamında tuttukları yer en az birinciler kadar önemli insanları da besleyecek düzeye geldiğinden, ilk uzmanlaşmalar uygulayımlar(teknikler) gelişip etkileri arttıkça ortaya çıkacaktır.

Serdar
25-02-2009, 00:21
Sayfa 65

http://img89.imageshack.us/img89/807/resim045.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=resim045.jpg)

http://img89.imageshack.us/img89/2417/resim046.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=resim046.jpg)

Sayfa 66

http://img89.imageshack.us/img89/5449/resim047.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=resim047.jpg)

Serdar
25-02-2009, 14:49
Sayfa 66

Kısacası, Yontmataş Çağ'ından Cilalıtaş Çağı'na geçiş evrimi de görnüşe göre rastlantısal bir değişimle değil, ortakyaşamla gerçekleşmiştir.

Serdar
03-03-2009, 23:00
Sayfa 67

http://img220.imageshack.us/img220/772/resim026.jpg (http://img220.imageshack.us/my.php?image=resim026.jpg)

http://img220.imageshack.us/img220/5721/resim027v.jpg (http://img220.imageshack.us/my.php?image=resim027v.jpg)

Sayfa 68

http://img220.imageshack.us/img220/8913/resim028y.jpg (http://img220.imageshack.us/my.php?image=resim028y.jpg)

http://img220.imageshack.us/img220/1936/resim029u.jpg (http://img220.imageshack.us/my.php?image=resim029u.jpg)

Serdar
03-03-2009, 23:21
Sayfa 70, 71

http://img24.imageshack.us/img24/8006/resim030j.jpg (http://img24.imageshack.us/my.php?image=resim030j.jpg)

http://img24.imageshack.us/img24/3738/resim031.jpg (http://img24.imageshack.us/my.php?image=resim031.jpg)

Serdar
07-03-2009, 23:06
Sayfa 72, 73 (Özet)

Laborit'e göre, üretim güçlerini ellerinde bulunduran egemen sınıf, işçi sınıfı sömüremez. O bu sömürülme düşüncesine katılmamakta, çünkü egemen sınıf üretiği ürünleri ancak halka satarak egemenliğini koruyabilir. Üretilen bütün ürünleri ve araçları kendi başına tüketemez. Lakin, halkın tüketimini arttırmak zorundadır. Batıda 19. yy'ın sonlarında kentsoylularca gerçekleştirilen devrim sonunda, gelişmesini sürdürebilmek için işçi sınıfını tüketim zincirine katmak zorunda kalmıştır. Ona göre "Gerek işçi, gerek anamalcı bir söylence uğruna sömürülmektedir." Kent soylu sınıf işçi sınıfının yaşam seviyesini yükseltmek zorundadır. Fakat, artı değerin kullanımına yön veren kişiler anamalcı ülkelerde, yöneticiler, egemenlerdir ve üretim araçlarının herhangi bir sınıfın elinde olmadığı ülkelerde de kalemefendilerinindir.

Serdar
07-03-2009, 23:41
Sayfa 74

İnsanın özü bilgiyse, evrim kapısı sonsuza dek, ardına kadar açık demektir. İnsanın özü emekse, evrim bunalımlara, parasal egemenliklere ve savaşlara hazır demektir, hem de egemen öğretiler ne olursa olsun.

Serdar
07-03-2009, 23:53
Sayfa 75

Bilinçdışı güdülenme tüketim açlığıyla sınırlandırılamaz, ve doyurulamadığı için kendi açısından son derece haklı olan bu iştahı taşıyan işçinin en büyük yanılgısı kendi duygularını kentsoyluya yakıştırmak olmuştur.

Sonuç olarak kentsoylunun gerçek güdüsü egemenlik kurmadır. Nesne ve varlıkların sahibi olma, dolayısıyla üretim araçlarını elinde bulundurma, buna bağlı olarak da hepsini yönetme kavramı erk arzusuna sıkı sıkıya bağlıdır. Zamanla birçok mülkiyet biçimini ortadan kaldırabilirsiniz, egemen olma arzusu yerli yerinde durur. Partili yönetici egemenliği bunun somut kanıtıdır.

Ben bu düşünceye katılmam, egemen/yönetici olarak nitelendirilen sınıfın gerçek işlevi bütün parçaları arasında birliğini sağlamak, onu adapte etmek ve uyum sağlamalarına yardımcı olmaktır. Gerçek güdüsü egemenlik kurmak değildir. Fakat, doğal işlevine yabancılaşmıştır. Bu görüngü ondandır. Ayrıca mülkiyet, egemenlik ve sahiplenme duygusu, canlının temel işlevleri(beslenme ve üreme durumu) elverişli olduğu zaman yok edilebilir. Gerçi sayfa 73'te, "Gerek işçi, gerek anamalcı bir söylence uğruna sömürülmektedir." demektedir. Belki bu cümlesiyle doğal işlevlevlerine yabancılaştığına atıf yapmış olabilir, oradaki anlatımı çok açık değil.(Serdar)

Serdar
08-03-2009, 00:08
Sayfa 75

Eğer gerçekten siyasal erk mal sahipliğinden ayrılmıyorsa ve mülkiyette şimdiye dek siyasal gücü ele geçirme aracı olarak kullanıldıysa, asıl genelleştirilmesi gereken erk değil midir? Peki eylemde bulunabilmek için bilbi sahibi olmak gerektiğine göre, bilgiyi genelleştirmeden siyasal erki herkese nasıl dağıtırız?

Serdar
17-03-2009, 19:19
Sayfa 75, 76

http://img58.imageshack.us/img58/4493/resim079.jpg (http://img58.imageshack.us/my.php?image=resim079.jpg)

http://img58.imageshack.us/img58/1793/resim080.jpg (http://img58.imageshack.us/my.php?image=resim080.jpg)

Sayfa 78

http://img58.imageshack.us/img58/9216/resim083.jpg (http://img58.imageshack.us/my.php?image=resim083.jpg)

http://img58.imageshack.us/img58/1421/resim081.jpg (http://img58.imageshack.us/my.php?image=resim081.jpg)

Serdar
17-03-2009, 20:57
Sayfa 77

http://img147.imageshack.us/img147/9662/resim092l.jpg (http://img147.imageshack.us/my.php?image=resim092l.jpg)