
09-02-2009, 23:50
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Henri Laborit'den Notlar
Henri Laborit'in "İnsan ve Kent" isimli kitabından hoşuma giden ve tekrar okuduğumda kitabı tekrar okumuşum gibi hissedeceğim ve ilerdeki yazı ve çalışmalarım için alıntı-kaynak oluşturabileceğim, kitaptan hiç üşenmeden bilgisayara geçirdiğim alıntı-notları burada sizlerele paylaşacağım. Aynı zamanda kendi bilgisayarım dışındaki başka bir kaynakta depolanmış olacaklar.
Kitabın arka kapağından:
Henri Laborit, canlı varlığı, o arada insanı kavrayıp anlatmaya büyük katkılarda bulunmuş bir bilmadamı, bir dirimbilimci.
Cansız maddeden canlıya geçişteki evrimi, özellikle 1950'den sonra elektrikli aygıtların sağladığı araştırma kolaylıklarıyla, derinlemesine ve geniş olarak ele alan dirimbilim, tek hücreli canlıyla çok hücreli arasında tartışılmaz benzerliklerin yanında çok asal bir ayrılık saptamış: karmaşıklık ve örgütlenme biçimi. Amiple insanoğlunu birbirinden ayıran yalnızca işte bu örgütlenme. Örgütlenmeyse, gittikçe kalabalıklaşan insanlığın temel işlevlerinden bir olmakla kalmamış, şimdi canalıcı bir sonuna dönüşmüştür.
Laborit ve benzerleri, canlının bedenindeki hücre örgütlenmesinin tıpkısının yaşadığı ortamda, ya da özel adıyla kentte de belli yasalar ayak uydurduğunu, uydurması gerektiğini ilk bulgulayan insanlar.
Elinizdeki kitap bu konuyu en ince ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Varılan yargı yalın, çarpıcı: kentleşme çarpık, çünkü içimizdeki dirimsel örgütlenmeyi -masalların ötesinde- tanımıyoruz, dolayısıyla dış örgütlenme de bunu yansıtıyor.
|

09-02-2009, 23:51
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Henri Laborit, İnsan ve Kent, Sayfa 33
…dolayısıyla on beş yirmi yıl önce yazdığımız metinleri elden geçirirken, bugün, rastlantı teriminin ancak içinde bulunduğu örgütlenme düzeyinde değer taşıdığını; bilimin amaçlarından birinin, görünüşe göre, henüz kendi alanlarına katamadığı örgütlenme düzeylerinde yürürlükte bulunan düzenlemeleri ortaya çıkarmaya çalışarak rastlantı alanını elden geldiğince daraltmak olduğunu belirtmek zorundayız. Söz konusu örgütlenme düzeyleri bilimin alanına girdikleri an, birtakım yasalara bağlanıyorlar. Bu durumda sayılamaya dayalı hesap geçici, belki de kalıcı bilgisizliğimizi(Heisenberg’in belirsizlik katsayısını) aşmanın ustalıklı yolundan başka bir şey değildir.
|

09-02-2009, 23:52
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 34
Başka bir deyişle, evrimin bir bütünün öğeleri arasındaki ilişkilerin rastlantısal olarak yeni bir düzene girmesiyle değil, o bütüne yeni öğelerin eklenmesiyle ya da başka bir bütünden etkilenmesiyle gerçekleştiği kanısındayız.
|

10-02-2009, 19:01
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 42
Beynin dirimsel-kimyasındaki gelişmenin bir yararı da bireyin bütünsel davranışlarında kimi beyin bölgelerinin etkisini ortaya çıkarmak, böylece sinirsel işlevbilimin görece kaba kalan yaklaşımını tamamlamak olmuştur.
|

13-02-2009, 23:44
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 42, 43
Dil, temellerinde yatan sinirsel-işlevsel ve dirimsel –kimyasal düzenekleri bilmeden davranışları açıklamak üzere sözcüklere başvurdu. Oysa söz konusu düzenekler son derece karmaşık ve birbirine bağımlıdır; çoğu bilincin dışında işler. Onları betimlemekte kullandığımız anlambilim bilgisizliğimizle doğru orantılıydı. Oysa düşünürler ruhbilimciler, aktöreciler, yasacılar bu bilgisizliği yazına dönüştürerek kitaplar doldurdu. Bu insanlar, aslında insan-öncesi koşullanmalarının dile gelmesinden başka bir şey olamayan bir davranış biçimini yığınlara zorla benimsetmek üzere birtakım aktöresel, törebilimsel ya da bilmem nesel yasalar getirmekten çekinmediler.
|

13-02-2009, 23:45
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 45, 46
Birbirini izleyen cezalandırmalar sonucu efendisinin dışında birinden yiyecek almamayı öğrenmiş bir köpek bu çıraklık için denizatıyla bademciğini kullanmıştır. Beynin yan bölgesinde yer alan hipotalamusun temel güdüsüyle efendisinin dışında birisinden besin kabul ettiği ve acılı bir cezaya katlanmak zorunda kaldığı her olayda sinir dizgesinin her işleyişinde besin, açlık güdüsü, efendisi olmayan kişi ve açlık arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurulacaktır. Aynı biçimde besin, açlık güdüsü, efendisi molan kişi açlık güdüsünün acısız karşılanması sahnesi de olduğu gibi beyne işlenecektir. Ondan sonra davranış artık açlık güdüsünün öz devinimine ya da bunun güdüye görece egemen oluşuna bağlı kalacaktır.
İnsanoğlu’nda eğitim süreci aynıdır, yalnız burada eğitim sözcüklerin aracılığıyla verilir ve işin içine imgelem de katılabilir. Ve hipotalamustan gelen güdülerle denizatında saklanan az çok devingen toplumsal-ekinsel yasaklar arasında iç dünyadaki bütün çatışmalar herhangi bir davranışı dile getirmek üzere, dilde, örneğin özgürlük, seçim, istenç gibi bir takım sözcükler bulurlar; söz konusu davranışın zorunlu bilinçdışılığı böylece insanın hep bir kaçamak, bir özür ya da mantıklı bir yol bulmasını sağlar.
|

17-02-2009, 17:54
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 54
Konu Serdar tarafından (17-02-2009 Saat 18:10 ) değiştirilmiştir.
|

17-02-2009, 18:08
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 55, 56
|

19-02-2009, 13:33
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Laborit, sayfa 58
Saldırganlıka ilgili bir bölümden McLEAN'in yaptığı çalışmaları açıklayıcı bir dipnot:
McLEAN P.D. (1952), “psychiateric imlications of physiological studies in fronto-temporal portion of limbic system” (Beynin halka dizgesinin alın-şakak kesiminde yapılan işlevsel incelemelerin kimi ruhçözümsel incelemeleri), Electroencephal. Clin. Neurophysiol. 4: 407-408.
Reich de K. Çözümlemesi isimli yapıtında, us yarılımına (şizofreniye) uğramış bir hasta üzerinde orgon terapi(sağaltım) uygulamasında hasta iyileşmeye doğru ilerlerken alnının ortasında, iki gözünün arasında bir dönem basınç duyumu hissetmişti. Bu hasta gözlerini tavana çevirdiğinde us yarılımı süreci başlıyordu Reich’e göre. O us yarılımının beyin köküyle ilgili bir işlevsel bağlantısı olduğunu düşünüyordu yanlış hatırlamıyorsam.(Açıklayan: Serdar)
Konu Serdar tarafından (19-02-2009 Saat 20:54 ) değiştirilmiştir.
|

19-02-2009, 13:46
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
|
|
Sayfa 59
S.Carrighar’a göre “Dolaysız atalarımız maymunlar, görünüşe göre saldırganlık yokluğunda doruktalar. Onlarda gerek birey olarak gerek sop olarak birbirleriyle dövüşmüyorlar.”
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:45 .
|